#THE UNBOUND BIBLE (www.unboundbible.org)
#name Turkish
#filetype Unmapped-BCVS
#copyright 
#abbreviation 
#language trk
#note 
#columns orig_book_index orig_chapter orig_verse orig_subverse order_by text
--------------------------------------------------------
    000:000 Turkish
01O 001:001 Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı. 
01O 001:002 Yer boştu, yeryüzü şekilleri yoktu; engin karanlıklarla kaplıydı. Tanrının Ruhu suların üzerinde dalgalanıyordu. 
01O 001:003 Tanrı, ‹‹Işık olsun›› diye buyurdu ve ışık oldu. 
01O 001:004 Tanrı ışığın iyi olduğunu gördü ve onu karanlıktan ayırdı. 
01O 001:005 Işığa ‹‹Gündüz››, karanlığa ‹‹Gece›› adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve ilk gün oluştu. 
01O 001:006 Tanrı, ‹‹Suların ortasında bir kubbe olsun, suları birbirinden ayırsın›› diye buyurdu. 
01O 001:007 Ve öyle oldu. Tanrı gökkubbeyi yarattı. Kubbenin altındaki suları üstündeki sulardan ayırdı. 
01O 001:008 Kubbeye ‹‹Gök›› adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve ikinci gün oluştu. 
01O 001:009 Tanrı, ‹‹Göğün altındaki sular bir yere toplansın, kuru toprak görünsün›› diye buyurdu ve öyle oldu. 
01O 001:010 Kuru alana ‹‹Kara››, toplanan sulara ‹‹Deniz›› adını verdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü. 
01O 001:011 Tanrı, ‹‹Yeryüzü bitkiler, tohum veren otlar, türüne göre tohumu meyvesinde bulunan meyve ağaçları üretsin›› diye buyurdu ve öyle oldu. 
01O 001:012 Yeryüzü bitkiler, türüne göre tohum veren otlar, tohumu meyvesinde bulunan meyve ağaçları yetiştirdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü. 
01O 001:013 Akşam oldu, sabah oldu ve üçüncü gün oluştu. 
01O 001:014 -15 140 Tanrı şöyle buyurdu: ‹‹Gökkubbede gündüzü geceden ayıracak, yeryüzünü aydınlatacak ışıklar olsun. Belirtileri, mevsimleri, günleri, yılları göstersin.›› Ve öyle oldu. 
01O 001:016 Tanrı büyüğü gündüze, küçüğü geceye egemen olacak iki büyük ışığı ve yıldızları yarattı. 
01O 001:017 -18 160 Yeryüzünü aydınlatmak, gündüze ve geceye egemen olmak, ışığı karanlıktan ayırmak için onları gökkubbeye yerleştirdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü. 
01O 001:019 Akşam oldu, sabah oldu ve dördüncü gün oluştu. 
01O 001:020 Tanrı, ‹‹Sular canlı yaratıklarla dolup taşsın, yeryüzünün üzerinde, gökte kuşlar uçuşsun›› diye buyurdu. 
01O 001:021 Tanrı büyük deniz canavarlarını, sularda kaynaşan canlıları ve uçan çeşitli varlıkları yarattı. Bunun iyi olduğunu gördü. 
01O 001:022 Tanrı, ‹‹Verimli olun, çoğalın, denizleri doldurun, yeryüzünde kuşlar çoğalsın›› diyerek onları kutsadı. 
01O 001:023 Akşam oldu, sabah oldu ve beşinci gün oluştu. 
01O 001:024 Tanrı, ‹‹Yeryüzü çeşit çeşit canlı yaratık, evcil ve yabanıl hayvan, sürüngen türetsin›› diye buyurdu. Ve öyle oldu. 
01O 001:025 Tanrı çeşit çeşit yabanıl hayvan, evcil hayvan, sürüngen yarattı. Bunun iyi olduğunu gördü. kara hayvanlarını da kapsıyor. 
01O 001:026 Tanrı, ‹‹İnsanı kendi suretimizde, kendimize benzer yaratalım›› dedi, ‹‹Denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, evcil hayvanlara, sürüngenlere, yeryüzünün tümüne egemen olsun.›› 
01O 001:027 Tanrı insanı kendi suretinde yarattı. Böylece insan Tanrı suretinde yaratılmış oldu. İnsanları erkek ve dişi olarak yarattı. 
01O 001:028 Onları kutsayarak, ‹‹Verimli olun, çoğalın›› dedi, ‹‹Yeryüzünü doldurun ve denetiminize alın; denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, yeryüzünde yaşayan bütün canlılara egemen olun. 
01O 001:029 İşte yeryüzünde tohum veren her otu, tohumu meyvesinde bulunan her meyve ağacını size veriyorum. Bunlar size yiyecek olacak. 
01O 001:030 Yabanıl hayvanlara, gökteki kuşlara, sürüngenlere -soluk alıp veren bütün hayvanlara- yiyecek olarak yeşil otları veriyorum.›› Ve öyle oldu. 
01O 001:031 Tanrı yarattıklarına baktı ve her şeyin çok iyi olduğunu gördü. Akşam oldu, sabah oldu ve altıncı gün oluştu. 
01O 002:001 Gök ve yer bütün öğeleriyle tamamlandı. 
01O 002:002 Yedinci güne gelindiğinde Tanrı yapmakta olduğu işi bitirdi. Yaptığı işten o gün dinlendi. 
01O 002:003 Yedinci günü kutsadı. Onu kutsal bir gün olarak belirledi. Çünkü Tanrı o gün yaptığı, yarattığı bütün işi bitirip dinlendi. 
01O 002:004 Göğün ve yerin yaratılış öyküsü: RAB Tanrı göğü ve yeri yarattığında, 
01O 002:005 yeryüzünde yabanıl bir fidan, bir ot bile bitmemişti. Çünkü RAB Tanrı henüz yeryüzüne yağmur göndermemişti. Toprağı işleyecek insan da yoktu. 
01O 002:006 Yerden yükselen buhar bütün toprakları suluyordu. 
01O 002:007 RAB Tanrı Ademi topraktan yarattı ve burnuna yaşam soluğunu üfledi. Böylece Adem yaşayan varlık oldu. kaynakları››. 
01O 002:008 RAB Tanrı doğuda, Adende bir bahçe dikti. Yarattığı Ademi oraya koydu. 
01O 002:009 Bahçede iyi meyve veren türlü türlü güzel ağaç yetiştirdi. Bahçenin ortasında yaşam ağacıyla iyiyle kötüyü bilme ağacı vardı. 
01O 002:010 Adenden bir ırmak doğuyor, bahçeyi sulayıp orada dört kola ayrılıyordu. 
01O 002:011 İlk ırmağın adı Pişondur. Altın kaynakları olan Havila sınırları boyunca akar. 
01O 002:012 Orada iyi altın, reçine ve oniks bulunur. 
01O 002:013 İkinci ırmağın adı Gihondur, Kûş sınırları boyunca akar. 
01O 002:014 Üçüncü ırmağın adı Dicledir, Asurun doğusundan akar. Dördüncü ırmak ise Fırattır. 
01O 002:015 RAB Tanrı Aden bahçesine bakması, onu işlemesi için Ademi oraya koydu. 
01O 002:016 Ona, ‹‹Bahçede istediğin ağacın meyvesini yiyebilirsin›› diye buyurdu, 
01O 002:017 ‹‹Ama iyiyle kötüyü bilme ağacından yeme. Çünkü ondan yediğin gün kesinlikle ölürsün.›› 
01O 002:018 Sonra, ‹‹Ademin yalnız kalması iyi değil›› dedi, ‹‹Ona uygun bir yardımcı yaratacağım.›› 
01O 002:019 RAB Tanrı yerdeki hayvanların, gökteki kuşların tümünü topraktan yaratmıştı. Onlara ne ad vereceğini görmek için hepsini Ademe getirdi. Adem her birine ne ad verdiyse, o canlı o adla anıldı. 
01O 002:020 Adem bütün evcil ve yabanıl hayvanlara, gökte uçan kuşlara ad koydu. Ama kendisi için uygun bir yardımcı bulunmadı. 
01O 002:021 RAB Tanrı Ademe derin bir uyku verdi. Adem uyurken, RAB Tanrı onun kaburga kemiklerinden birini alıp yerini etle kapadı. 
01O 002:022 Ademden aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaratarak onu Ademe getirdi. 
01O 002:023 Adem,  ‹‹İşte, bu benim kemiklerimden alınmış kemik,<br />Etimden alınmış ettir›› dedi,  ‹‹Ona ‹Kadın› denilecek,<br />Çünkü o adamdan alındı.›› türemiştir. 
01O 002:024 Bu nedenle adam annesini babasını bırakıp karısına bağlanacak, ikisi tek beden olacak. 
01O 002:025 Adem de karısı da çıplaktılar, henüz utanç nedir bilmiyorlardı. 
01O 003:001 RAB Tanrının yarattığı yabanıl hayvanların en kurnazı yılandı. Yılan kadına, ‹‹Tanrı gerçekten, ‹Bahçedeki ağaçların hiçbirinin meyvesini yemeyin› dedi mi?›› diye sordu. 
01O 003:002 Kadın, ‹‹Bahçedeki ağaçların meyvelerinden yiyebiliriz›› diye yanıtladı, 
01O 003:003 ‹‹Ama Tanrı, ‹Bahçenin ortasındaki ağacın meyvesini yemeyin, ona dokunmayın; yoksa ölürsünüz› dedi.›› 
01O 003:004 Yılan, ‹‹Kesinlikle ölmezsiniz›› dedi, 
01O 003:005 ‹‹Çünkü Tanrı biliyor ki, o ağacın meyvesini yediğinizde gözleriniz açılacak, iyiyle kötüyü bilerek Tanrı gibi olacaksınız.›› 
01O 003:006 Kadın ağacın güzel, meyvesinin yemek için uygun ve bilgelik kazanmak için çekici olduğunu gördü. Meyveyi koparıp yedi. Yanındaki kocasına verdi, o da yedi. 
01O 003:007 İkisinin de gözleri açıldı. Çıplak olduklarını anladılar. Bu yüzden incir yaprakları dikip kendilerine önlük yaptılar. 
01O 003:008 Derken, günün serinliğinde bahçede yürüyen RAB Tanrının sesini duydular. Ondan kaçıp ağaçların arasına gizlendiler. 
01O 003:009 RAB Tanrı Ademe, ‹‹Neredesin?›› diye seslendi. 
01O 003:010 Adem, ‹‹Bahçede sesini duyunca korktum. Çünkü çıplaktım, bu yüzden gizlendim›› dedi. 
01O 003:011 RAB Tanrı, ‹‹Çıplak olduğunu sana kim söyledi?›› diye sordu, ‹‹Sana meyvesini yeme dediğim ağaçtan mı yedin?›› 
01O 003:012 Adem, ‹‹Yanıma koyduğun kadın ağacın meyvesini bana verdi, ben de yedim›› diye yanıtladı. 
01O 003:013 RAB Tanrı kadına, ‹‹Nedir bu yaptığın?›› diye sordu. Kadın, ‹‹Yılan beni aldattı, o yüzden yedim›› diye karşılık verdi. 
01O 003:014 Bunun üzerine RAB Tanrı yılana,<br />‹‹Bu yaptığından ötürü<br />Bütün evcil ve yabanıl hayvanların<br />En lanetlisi sen olacaksın›› dedi,<br />‹‹Karnının üzerinde sürünecek,<br />Yaşamın boyunca toprak yiyeceksin. 
01O 003:015 Seninle kadını, onun soyuyla senin soyunu<br />Birbirinize düşman edeceğim.<br />Onun soyu senin başını ezecek,<br />Sen onun topuğuna saldıracaksın.›› 
01O 003:016 RAB Tanrı kadına,<br />‹‹Çocuk doğururken sana<br />Çok acı çektireceğim›› dedi,<br />‹‹Ağrı çekerek doğum yapacaksın.<br />Kocana istek duyacaksın,<br />Seni o yönetecek.›› 
01O 003:017 RAB Tanrı Ademe,<br />‹‹Karının sözünü dinlediğin ve sana,<br />Meyvesini yeme dediğim ağaçtan yediğin için<br />Toprak senin yüzünden lanetlendi›› dedi,<br />‹‹Yaşam boyu emek vermeden yiyecek bulamayacaksın. 
01O 003:018 Toprak sana diken ve çalı verecek,<br />Yaban otu yiyeceksin. 
01O 003:019 Toprağa dönünceye dek<br />Ekmeğini alın teri dökerek kazanacaksın.<br />Çünkü topraksın, topraktan yaratıldın<br />Ve yine toprağa döneceksin.›› 
01O 003:020 Adem karısına Havvafç adını verdi. Çünkü o bütün insanlarınfç annesiydi. gelen aynı sözcükten türemiştir. 
01O 003:021 RAB Tanrı Ademle karısı için deriden giysiler yaptı, onları giydirdi. 
01O 003:022 Sonra, ‹‹Adem iyiyle kötüyü bilmekle bizlerden biri gibi oldu›› dedi, ‹‹Artık yaşam ağacına uzanıp meyve almasına, yiyip ölümsüz olmasına izin verilmemeli.›› 
01O 003:023 Böylece RAB Tanrı, yaratılmış olduğu toprağı işlemek üzere Ademi Aden bahçesinden çıkardı. 
01O 003:024 Onu kovdu. Yaşam ağacının yolunu denetlemek için de Aden bahçesinin doğusuna Keruvlar ve her yana dönen alevli bir kılıç yerleştirdi. 
01O 004:001 Adem karısı Havva ile yattı. Havva hamile kaldı ve Kayini doğurdu. ‹‹RABbin yardımıyla bir oğul dünyaya getirdim›› dedi. 
01O 004:002 Daha sonra Kayinin kardeşi Habili doğurdu. Habil çoban oldu, Kayin ise çiftçi. 
01O 004:003 Günler geçti. Bir gün Kayin toprağın ürünlerinden RABbe sunu getirdi. 
01O 004:004 Habil de sürüsünde ilk doğan hayvanlardan bazılarını, özellikle de yağlarını getirdi. RAB Habili ve sunusunu kabul etti. 
01O 004:005 Kayinle sunusunu ise reddetti. Kayin çok öfkelendi, suratını astı. 
01O 004:006 RAB Kayine, ‹‹Niçin öfkelendin?›› diye sordu, ‹‹Niçin surat astın? 
01O 004:007 Doğru olanı yapsan, seni kabul etmez miyim? Ancak doğru olanı yapmazsan, günah kapıda pusuya yatmış, seni bekliyor. Ona egemen olmalısın.›› 
01O 004:008 Kayin kardeşi Habile, ‹‹Haydi, tarlaya gidelim›› dedi. Tarlada birlikteyken kardeşine saldırıp onu öldürdü. Tevratı, Süryanice ve Vulgatadan alındı. 
01O 004:009 RAB Kayine, ‹‹Kardeşin Habil nerede?›› diye sordu. Kayin, ‹‹Bilmiyorum, kardeşimin bekçisi miyim ben?›› diye karşılık verdi. 
01O 004:010 RAB, ‹‹Ne yaptın?›› dedi, ‹‹Kardeşinin kanı topraktan bana sesleniyor. 
01O 004:011 Artık döktüğün kardeş kanını içmek için ağzını açan toprağın laneti altındasın. 
01O 004:012 İşlediğin toprak bundan böyle sana ürün vermeyecek. Yeryüzünde aylak aylak dolaşacaksın.›› 
01O 004:013 Kayin, ‹‹Cezam kaldıramayacağım kadar ağır›› diye karşılık verdi, 
01O 004:014 ‹‹Bugün beni bu topraklardan kovdun. Artık huzurundan uzak kalacak, yeryüzünde aylak aylak dolaşacağım. Kim bulsa öldürecek beni.›› 
01O 004:015 Bunun üzerine RAB, ‹‹Seni kim öldürürse, ondan yedi kez öç alınacak›› dedi. Kimse bulup öldürmesin diye Kayinin üzerine bir nişan koydu. 
01O 004:016 Kayin RABbin huzurundan ayrıldı. Aden bahçesinin doğusunda, Nod topraklarına yerleşti. 
01O 004:017 Kayin karısıyla yattı. Karısı hamile kaldı ve Hanoku doğurdu. Kayin o sırada bir kent kurmaktaydı. Kente oğlu Hanokun adını verdi. 
01O 004:018 Hanoktan İrat oldu. İrattan Mehuyael, Mehuyaelden Metuşael, Metuşaelden Lemek oldu. 
01O 004:019 Lemek iki kadınla evlendi. Birinin adı Âda, öbürünün ise Sillaydı. 
01O 004:020 Âda Yavalı doğurdu. Yaval sürü sahibi göçebelerin atasıydı. 
01O 004:021 Kardeşinin adı Yuvaldı. Yuval lir ve ney çalanların atasıydı. 
01O 004:022 Silla Tuval-Kayini doğurdu. Tuval-Kayin tunç ve demirden çeşitli kesici aletler yapardı. Tuval-Kayinin kızkardeşi Naamaydı. 
01O 004:023 Lemek karılarına şöyle dedi:  ‹‹Ey Âda ve Silla, beni dinleyin,<br />Ey Lemekin karıları, sözlerime kulak verin.<br />Beni yaraladığı için<br />Bir adam öldürdüm,<br />Beni hırpaladığı için<br />Bir genci öldürdüm. 
01O 004:024 Kayinin yedi kez öcü alınacaksa,<br />Lemekin yetmiş yedi kez öcü alınmalı.›› 
01O 004:025 Adem karısıyla yine yattı. Havva bir erkek çocuk doğurdu. ‹‹Tanrı Kayinin öldürdüğü Habilin yerine bana başka bir oğul bağışladı›› diyerek çocuğa Şit adını verdi. 
01O 004:026 Şit'in de bir oğlu oldu, adını Enoş koydu. O zaman insanlar RAB'bi adıyla çağırmaya başladı. 
01O 005:001 Adem soyunun öyküsü: Tanrı insanı yarattığında onu kendine benzer kıldı. 
01O 005:002 Onları erkek ve dişi olarak yarattı ve kutsadı. Yaratıldıkları gün onlara ‹‹İnsan›› adını verdi. 
01O 005:003 Adem 130 yaşındayken kendi suretinde, kendisine benzer bir oğlu oldu. Ona Şit adını verdi. 
01O 005:004 Şitin doğumundan sonra Adem 800 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu. 
01O 005:005 Adem toplam 930 yıl yaşadıktan sonra öldü. 
01O 005:006 Şit 105 yaşındayken oğlu Enoş doğdu. 
01O 005:007 Enoşun doğumundan sonra Şit 807 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu. 
01O 005:008 Şit toplam 912 yıl yaşadıktan sonra öldü. 
01O 005:009 Enoş 90 yaşındayken oğlu Kenan doğdu. 
01O 005:010 Kenanın doğumundan sonra Enoş 815 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu. 
01O 005:011 Enoş toplam 905 yıl yaşadıktan sonra öldü. 
01O 005:012 Kenan 70 yaşındayken oğlu Mahalalel doğdu. 
01O 005:013 Mahalalelin doğumundan sonra Kenan 840 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu. 
01O 005:014 Kenan toplam 910 yıl yaşadıktan sonra öldü. 
01O 005:015 Mahalalel 65 yaşındayken oğlu Yeret doğdu. 
01O 005:016 Yeretin doğumundan sonra Mahalalel 830 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu. 
01O 005:017 Mahalalel toplam 895 yıl yaşadıktan sonra öldü. 
01O 005:018 Yeret 162 yaşındayken oğlu Hanok doğdu. 
01O 005:019 Hanokun doğumundan sonra Yeret 800 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu. 
01O 005:020 Yeret toplam 962 yıl yaşadıktan sonra öldü. 
01O 005:021 Hanok 65 yaşındayken oğlu Metuşelah doğdu. 
01O 005:022 Metuşelahın doğumundan sonra Hanok 300 yıl Tanrı yolunda yürüdü. Başka oğulları, kızları oldu. 
01O 005:023 Hanok toplam 365 yıl yaşadı. 
01O 005:024 Tanrı yolunda yürüdü, sonra ortadan kayboldu; çünkü Tanrı onu yanına almıştı. 
01O 005:025 Metuşelah 187 yaşındayken oğlu Lemek doğdu. 
01O 005:026 Lemekin doğumundan sonra Metuşelah 782 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu. 
01O 005:027 Metuşelah toplam 969 yıl yaşadıktan sonra öldü. 
01O 005:028 Lemek 182 yaşındayken bir oğlu oldu. 
01O 005:029 ‹‹RABbin lanetlediği bu toprak yüzünden çektiğimiz eziyeti, harcadığımız emeği bu çocuk hafifletip bizi rahatlatacak›› diyerek çocuğa Nuh adını verdi. 
01O 005:030 Nuhun doğumundan sonra Lemek 595 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu. 
01O 005:031 Lemek toplam 777 yıl yaşadıktan sonra öldü. 
01O 005:032 Nuh 500 yıl yaşadıktan sonra Sam, Ham, Yafet adlı oğulları doğdu. 
01O 006:001 Yeryüzünde insanlar çoğalmaya başladı, kızlar doğdu. 
01O 006:002 İlahi varlıklarfı insan kızlarının güzelliğini görünce beğendikleriyle evlendiler. 
01O 006:003 RAB, ‹‹Ruhum insanda sonsuza dek kalmayacak, çünkü o ölümlüdür›› dedi, ‹‹İnsanın ömrü yüz yirmi yıl olacak.›› 
01O 006:004 İlahi varlıklarınfı insan kızlarıyla evlenip çocuk sahibi oldukları günlerde ve daha sonra yeryüzünde Nefiller vardı. Bunlar eski çağ kahramanları, ünlü kişilerdi. Bunların melek ya da Şit soyundan gelen insanlar olduğu sanılıyor. gelir. Septuaginta bunu ‹‹Devler›› diye çevirir. Aynı sözcük Say.13:32-33 ayetlerinde de geçer. 
01O 006:005 RAB baktı, yeryüzünde insanın yaptığı kötülük çok, aklı fikri hep kötülükte. 
01O 006:006 İnsanı yarattığına pişman oldu. Yüreği sızladı. 
01O 006:007 ‹‹Yarattığım insanları, hayvanları, sürüngenleri, kuşları yeryüzünden silip atacağım›› dedi, ‹‹Çünkü onları yarattığıma pişman oldum.›› 
01O 006:008 Ama Nuh RABbin gözünde lütuf buldu. 
01O 006:009 Nuhun öyküsü şöyledir: Nuh doğru bir insandı. Çağdaşları arasında kusursuz biriydi. Tanrı yolunda yürüdü. 
01O 006:010 Üç oğlu vardı: Sam, Ham, Yafet. 
01O 006:011 Tanrının gözünde yeryüzü bozulmuş, zorbalıkla dolmuştu. 
01O 006:012 Tanrı yeryüzüne baktı ve her şeyin ne denli bozulduğunu gördü. Çünkü insanlar yoldan çıkmıştı. 
01O 006:013 Tanrı Nuha, ‹‹İnsanlığa son vereceğim›› dedi, ‹‹Çünkü onlar yüzünden yeryüzü zorbalıkla doldu. Onlarla birlikte yeryüzünü de yok edeceğim. 
01O 006:014 Kendine gofer ağacından bir gemi yap. İçini dışını ziftle, içeriye kamaralar yap. 
01O 006:015 Gemiyi şöyle yapacaksın: Uzunluğu üç yüz, genişliği elli, yüksekliği otuz arşın olacak. 
01O 006:016 Pencere de yap, boyu yukarıya doğru bir arşını bulsun. Kapıyı geminin yan tarafına koy. Alt, orta ve üst güverteler yap. 
01O 006:017 Yeryüzüne tufan göndereceğim. Göklerin altında soluk alan bütün canlıları yok edeceğim. Yeryüzündeki her canlı ölecek. 
01O 006:018 Ama seninle bir antlaşma yapacağım. Oğulların, karın, gelinlerinle birlikte gemiye bin. 
01O 006:019 Sağ kalabilmeleri için her canlı türünden bir erkek, bir dişi olmak üzere birer çifti gemiye al. 
01O 006:020 Çeşit çeşit kuşlar, hayvanlar, sürüngenler sağ kalmak için çifter çifter sana gelecekler. 
01O 006:021 Yanına hem kendin, hem onlar için yenebilecek ne varsa al, ilerde yemek üzere depola.›› olduğu sanılıyor. 
01O 006:022 Nuh Tanrı'nın bütün buyruklarını yerine getirdi. 
01O 007:001 RAB Nuha, ‹‹Bütün ailenle birlikte gemiye bin›› dedi, ‹‹Çünkü bu kuşak içinde yalnız seni doğru buldum. 
01O 007:002 -3 1600 Yeryüzünde soyları tükenmesin diye, yanına temiz sayılan hayvanlardan erkek ve dişi olmak üzere yedişer çift, kirli sayılan hayvanlardan birer çift, kuşlardan yedişer çift al. 
01O 007:004 Çünkü yedi gün sonra yeryüzüne kırk gün kırk gece yağmur yağdıracağım. Yarattığım her canlıyı yeryüzünden silip atacağım.›› 
01O 007:005 Nuh RABbin bütün buyruklarını yerine getirdi. 
01O 007:006 Yeryüzünde tufan koptuğunda Nuh altı yüz yaşındaydı. 
01O 007:007 Nuh, oğulları, karısı, gelinleri tufandan kurtulmak için hep birlikte gemiye bindiler. 
01O 007:008 -9 1650 Tanrının Nuha buyurduğu gibi temiz ve kirli sayılan her tür hayvan, kuş ve sürüngenden erkek ve dişi olmak üzere birer çift Nuha gelip gemiye bindiler. 
01O 007:010 Yedi gün sonra tufan koptu. 
01O 007:011 Nuh altı yüz yaşındayken, o yılın ikinci ayının on yedinci günü enginlerin bütün kaynakları fışkırdı, göklerin kapakları açıldı. 
01O 007:012 Yeryüzüne kırk gün kırk gece yağmur yağdı. 
01O 007:013 Nuh, oğulları Sam, Ham, Yafet, Nuhun karısıyla üç gelini tam o gün gemiye bindiler. 
01O 007:014 Onlarla birlikte her tür hayvan -evcil hayvanların, sürüngenlerin, kuşların, uçan yaratıkların her türü- gemiye bindi. 
01O 007:015 Soluk alan her tür canlı çifter çifter Nuhun yanına gelip gemiye bindi. 
01O 007:016 Gemiye giren hayvanlar Tanrının Nuha buyurduğu gibi erkek ve dişiydi. RAB Nuhun ardından kapıyı kapadı. 
01O 007:017 Tufan kırk gün sürdü. Çoğalan sular gemiyi yerden yukarı kaldırdı. 
01O 007:018 Sular yükseldi, çoğaldıkça çoğaldı; gemi suyun üzerinde yüzmeye başladı. 
01O 007:019 Sular öyle yükseldi ki, yeryüzündeki bütün yüksek dağlar su altında kaldı. 
01O 007:020 Yükselen sular dağları on beş arşın aştı. 
01O 007:021 -22 1770 Yeryüzünde yaşayan bütün canlılar yok oldu; kuşlar, evcil ve yabanıl hayvanlar, sürüngenler, insanlar, soluk alan bütün canlılar öldü. 
01O 007:023 RAB insanlardan evcil hayvanlara, sürüngenlerden kuşlara dek bütün canlıları yok etti, yeryüzündeki her şey silinip gitti. Yalnız Nuhla gemidekiler kaldı. 
01O 007:024 Sular yüz elli gün boyunca yeryüzünü kapladı. 
01O 008:001 Sonra Tanrı Nuhu ve gemideki evcil ve yabanıl hayvanları anımsadı. Yeryüzünde bir rüzgar estirdi, sular alçalmaya başladı. 
01O 008:002 Enginlerin kaynakları, göklerin kapakları kapandı. Yağmur dindi. 
01O 008:003 Sular yeryüzünden çekilmeye başladı. Yüz elli gün geçtikten sonra sular azaldı. 
01O 008:004 Gemi yedinci ayın on yedinci günü Ararat dağlarına oturdu. 
01O 008:005 Sular onuncu aya kadar sürekli azaldı. Onuncu ayın birinde dağların doruğu göründü. 
01O 008:006 Kırk gün sonra Nuh yapmış olduğu geminin penceresini açtı. 
01O 008:007 Kuzgunu dışarı gönderdi. Kuzgun sular kuruyuncaya kadar dönmedi, uçup durdu. 
01O 008:008 Bunun üzerine Nuh suların yeryüzünden çekilip çekilmediğini anlamak için güvercini gönderdi. 
01O 008:009 Güvercin konacak bir yer bulamadı, çünkü her yer suyla kaplıydı. Gemiye, Nuhun yanına döndü. Nuh uzanıp güvercini tuttu ve gemiye, yanına aldı. 
01O 008:010 Yedi gün daha bekledi, sonra güvercini yine dışarı saldı. 
01O 008:011 Güvercin gagasında yeni kopmuş bir zeytin yaprağıyla akşamleyin geri döndü. O zaman Nuh suların yeryüzünden çekilmiş olduğunu anladı. 
01O 008:012 Yedi gün daha bekledikten sonra güvercini yine gönderdi. Bu kez güvercin geri dönmedi. 
01O 008:013 Nuh altı yüz bir yaşındayken, birinci ayın birinde yeryüzündeki sular kurudu. Nuh geminin üstündeki kapağı kaldırınca toprağın kurumuş olduğunu gördü. 
01O 008:014 İkinci ayın yirmi yedinci günü toprak tümüyle kurumuştu. 
01O 008:015 -16 1940 Tanrı Nuha, ‹‹Karın, oğulların ve gelinlerinle birlikte gemiden çık›› dedi, 
01O 008:017 ‹‹Kendinle birlikte bütün canlıları, kuşları, hayvanları, sürüngenleri de çıkar. Üresinler, verimli olsunlar, yeryüzünde çoğalsınlar.›› 
01O 008:018 Nuh karısı, oğulları ve gelinleriyle birlikte gemiden çıktı. 
01O 008:019 Bütün hayvanlar, sürüngenler, kuşlar, yeryüzünde yaşayan her tür canlı da gemiyi terk etti. 
01O 008:020 Nuh RABbe bir sunak yaptı. Orada bütün temiz sayılan hayvanlarla kuşlardan yakmalık sunular sundu. 
01O 008:021 Güzel kokudan hoşnut olan RAB içinden şöyle dedi: ‹‹İnsanlar yüzünden yeryüzünü bir daha lanetlemeyeceğim. Çünkü insan yüreğindeki eğilimler çocukluğundan beri kötüdür. Şimdi yaptığım gibi bütün canlıları bir daha yok etmeyeceğim. 
01O 008:022 ‹‹Dünya durdukça<br />Ekin ekmek, biçmek,<br />Sıcak, soğuk,<br />Yaz, kış,<br />Gece, gündüz hep var olacaktır.›› 
01O 009:001 Tanrı, Nuhu ve oğullarını kutsayarak, ‹‹Verimli olun, çoğalıp yeryüzünü doldurun›› dedi, 
01O 009:002 ‹‹Yerdeki hayvanların, gökteki kuşların tümü sizden korkup ürkecek. Yeryüzündeki bütün canlılar, denizdeki bütün balıklar sizin yönetiminize verilmiştir. 
01O 009:003 Bütün canlılar size yiyecek olacak. Yeşil bitkiler gibi, hepsini size veriyorum. 
01O 009:004 ‹‹Yalnız kanlı et yemeyeceksiniz, çünkü kan canı içerir. 
01O 009:005 Sizin de kanınız dökülürse, hakkınızı kesinlikle arayacağım. Her hayvandan hesabını soracağım. Her insandan, kardeşinin canına kıyan herkesten hakkınızı arayacağım. 
01O 009:006 ‹‹Kim insan kanı dökerse,<br />Kendi kanı da insan tarafından dökülecektir.<br />Çünkü Tanrı insanı kendi suretinde yarattı. 
01O 009:007 Verimli olun, çoğalın.<br />Yeryüzünde üreyin, artın.›› 
01O 009:008 Tanrı Nuha ve oğullarına şöyle dedi: 
01O 009:009 -10 2090 ‹‹Sizinle ve gelecek kuşaklarınızla, sizinle birlikteki bütün canlılarla -kuşlar, evcil ve yabanıl hayvanlar, gemiden çıkan bütün hayvanlarla- antlaşmamı sürdürmek istiyorum. 
01O 009:011 Sizinle antlaşmamı sürdüreceğim: Bir daha tufanla bütün canlılar yok olmayacak. Yeryüzünü yok eden tufan bir daha olmayacak.›› 
01O 009:012 Tanrı şöyle sürdürdü konuşmasını: ‹‹Sizinle ve bütün canlılarla kuşaklar boyu sonsuza dek sürecek antlaşmamın belirtisi şu olacak: 
01O 009:013 Yayımı bulutlara yerleştireceğim ve bu, yeryüzüyle aramdaki antlaşmanın belirtisi olacak. 
01O 009:014 Yeryüzüne ne zaman bulut göndersem, yayım bulutların arasında ne zaman görünse, 
01O 009:015 sizinle ve bütün canlı varlıklarla yaptığım antlaşmayı anımsayacağım: Canlıları yok edecek bir tufan bir daha olmayacak. 
01O 009:016 Ne zaman bulutlarda yay görünse, ona bakıp yeryüzünde yaşayan bütün canlılarla yaptığım sonsuza dek geçerli antlaşmayı anımsayacağım.›› 
01O 009:017 Tanrı Nuha, ‹‹Kendimle yeryüzündeki bütün canlılar arasında sürdüreceğim antlaşmanın belirtisi budur›› dedi. 
01O 009:018 Gemiden çıkan Nuhun oğulları Sam, Ham ve Yafet idi. Ham Kenanın babasıydı. 
01O 009:019 Nuhun üç oğlu bunlardı. Yeryüzüne yayılan bütün insanlar onlardan üredi. 
01O 009:020 Nuh çiftçiydi, ilk bağı o dikti. 
01O 009:021 Şarap içip sarhoş oldu, çadırının içinde çırılçıplak uzandı. 
01O 009:022 Kenanın babası olan Ham babasının çıplak olduğunu görünce dışarı çıkıp iki kardeşine anlattı. 
01O 009:023 Samla Yafet bir giysi alıp omuzlarına attılar, geri geri yürüyerek çıplak babalarını örttüler. Babalarını çıplak görmemek için yüzlerini öbür yana çevirdiler. 
01O 009:024 Nuh ayılınca küçük oğlunun ne yaptığını anlayarak, 
01O 009:025 şöyle dedi:  ‹‹Kenana lanet olsun,<br />Köleler kölesi olsun kardeşlerine. 
01O 009:026 Övgüler olsun Samın Tanrısı RABbe,<br />Kenan Sama kul olsun. 
01O 009:027 Tanrı Yafetefö bolluk versin,<br />Samın çadırlarında yaşasın,<br />Kenan Yafete kul olsun.›› 
01O 009:028 Nuh tufandan sonra üç yüz elli yıl daha yaşadı. 
01O 009:029 Toplam dokuz yüz elli yıl yaşadıktan sonra öldü. 
01O 010:001 Nuhun oğulları Sam, Ham ve Yafetin öyküsü şudur: Tufandan sonra bunların birçok oğlu oldu. 
01O 010:002 Yafetin oğulları: Gomer, Magog, Meday, Yâvan, Tuval, Meşek, Tiras. 
01O 010:003 Gomerin oğulları: Aşkenaz, Rifat, Togarma. 
01O 010:004 Yâvanın oğulları: Elişa, Tarşiş, Kittim, Rodanim. 
01O 010:005 Kıyılarda yaşayan insanların ataları bunlardır. Ülkelerinde çeşitli dillere, uluslarında çeşitli boylara bölündüler. 
01O 010:006 Hamın oğulları: Kûş, Misrayim, Pût, Kenan. 
01O 010:007 Kûşun oğulları: Seva, Havila, Savta, Raama, Savteka. Raamanın oğulları: Şeva, Dedan. 
01O 010:008 Kûşun Nemrut adında bir oğlu oldu. Yiğitliğiyle yeryüzüne ün saldı. 
01O 010:009 RABbin önünde yiğit bir avcıydı. ‹‹RABbin önünde Nemrut gibi yiğit avcı›› sözü buradan gelir. 
01O 010:010 İlkin Şinar topraklarında, Babil, Erek, Akat, Kalne kentlerinde krallık yaptı. 
01O 010:011 -12 2390 Sonra Asura giderek Ninova, Rehovot-İr, Kalah kentlerini ve Ninovayla önemli bir kent olan Kalah arasında Reseni kurdu. 
01O 010:013 -14 2400 Misrayim Ludluların, Anamlıların, Lehavlıların, Naftuhluların, Patrusluların, Filistlilerin ataları olan Kasluhluların ve Kaftorluların atasıydı. 
01O 010:015 -18 2410 Kenan ilk oğlu olan Sidonun babası ve Hititlerin, Yevusluların, Amorluların, Girgaşlıların, Hivlilerin, Arklıların, Sinlilerin, Arvatlıların, Semarlıların, Hamalıların atasıydı. Kenan boyları daha sonra dağıldı. 
01O 010:019 Kenan sınırı Saydadan Gerar, Gazze, Sodom, Gomora, Adma ve Sevoyime doğru Laşaya kadar uzanıyordu. 
01O 010:020 Ülkelerinde ve uluslarında çeşitli boylara ve dillere bölünen Hamoğulları bunlardı. 
01O 010:021 Yafetin ağabeyi olan Samın da çocukları oldu. Sam bütün Ever soyunun atasıydı. 
01O 010:022 Samın oğulları: Elam, Asur, Arpakşat, Lud, Aram. 
01O 010:023 Aramın oğulları: Ûs, Hul, Geter, Maş. 
01O 010:024 Arpakşat Şelahın babasıydı. Şelahtan Ever oldu. 
01O 010:025 Everin iki oğlu oldu. Birinin adı Pelekti; çünkü yeryüzündeki insanlar onun yaşadığı dönemde bölündü. Kardeşinin adı Yoktandı. 
01O 010:026 -29 2490 Yoktan Almodatın, Şelefin, Hasarmavetin, Yerahın, Hadoramın, Uzalın, Diklanın, Ovalın, Avimaelin, Şevanın, Ofirin, Havilanın, Yovavın atasıydı. Bunların hepsi Yoktanın soyundandı. Septuaginta ‹‹Arpakşat Kenanın babasıydı, Kenan Şelahın babasıydı.›› 
01O 010:030 Doğuda, Meşadan Sefara uzanan dağlık bölgede yaşarlardı. 
01O 010:031 Ülkelerinde ve uluslarında çeşitli boylara ve dillere bölünen Samoğulları bunlardı. 
01O 010:032 Tufandan sonra kayda geçen, ulus ulus, boy boy yeryüzüne yayılan bütün bu insanlar Nuh'un soyundan gelmedir. 
01O 011:001 Başlangıçta dünyadaki bütün insanlar aynı dili konuşur, aynı sözleri kullanırlardı. 
01O 011:002 Doğuya göçerlerken Şinar bölgesinde bir ova bulup oraya yerleştiler. 
01O 011:003 Birbirlerine, ‹‹Gelin, tuğla yapıp iyice pişirelim›› dediler. Taş yerine tuğla, harç yerine zift kullandılar. 
01O 011:004 Sonra, ‹‹Kendimize bir kent kuralım›› dediler, ‹‹Göklere erişecek bir kule dikip ün salalım. Böylece yeryüzüne dağılmayız.›› 
01O 011:005 RAB insanların yaptığı kentle kuleyi görmek için aşağıya indi. 
01O 011:006 ‹‹Tek bir halk olup aynı dili konuşarak bunu yapmaya başladıklarına göre, düşündüklerini gerçekleştirecek, hiçbir engel tanımayacaklar›› dedi, 
01O 011:007 ‹‹Gelin, aşağı inip dillerini karıştıralım ki, birbirlerini anlamasınlar.›› 
01O 011:008 Böylece RAB onları yeryüzüne dağıtarak kentin yapımını durdurdu. 
01O 011:009 Bu nedenle kente Babilfş adı verildi. Çünkü RAB bütün insanların dilini orada karıştırmış ve onları yeryüzünün dört bucağına dağıtmıştı. 
01O 011:010 Samın soyunun öyküsü: Tufandan iki yıl sonra Sam 100 yaşındayken oğlu Arpakşat doğdu. 
01O 011:011 Arpakşatın doğumundan sonra Sam 500 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu. 
01O 011:012 Arpakşat 35 yaşındayken oğlu Şelah doğdu. 
01O 011:013 Şelahın doğumundan sonra Arpakşat 403 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu. doğdu. Kenanın doğumundan sonra Arpakşat 430 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu. Kenan 130 yaşındayken oğlu Şelah doğdu. Şelahın doğumundan sonra Kenan 330 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu›› (bkz. Luk.3:35-36). 
01O 011:014 Şelah 30 yaşındayken oğlu Ever doğdu. 
01O 011:015 Everin doğumundan sonra Şelah 403 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu. 
01O 011:016 Ever 34 yaşındayken oğlu Pelek doğdu. 
01O 011:017 Pelekin doğumundan sonra Ever 430 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu. 
01O 011:018 Pelek 30 yaşındayken oğlu Reu doğdu. 
01O 011:019 Reunun doğumundan sonra Pelek 209 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu. 
01O 011:020 Reu 32 yaşındayken oğlu Seruk doğdu. 
01O 011:021 Serukun doğumundan sonra Reu 207 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu. 
01O 011:022 Seruk 30 yaşındayken oğlu Nahor doğdu. 
01O 011:023 Nahorun doğumundan sonra Seruk 200 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu. 
01O 011:024 Nahor 29 yaşındayken oğlu Terah doğdu. 
01O 011:025 Terahın doğumundan sonra Nahor 119 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu. 
01O 011:026 Yetmiş yaşından sonra Terahın Avram, Nahor ve Haran adlı oğulları oldu. 
01O 011:027 Terah soyunun öyküsü: Terah Avram, Nahor ve Haranın babasıydı. Haranın Lut adlı bir oğlu oldu. 
01O 011:028 Haran, babası Terah henüz sağken, doğduğu ülkede, Kildanilerin Ur Kentinde öldü. 
01O 011:029 Avramla Nahor evlendiler. Avramın karısının adı Saray, Nahorunkinin adı Milkaydı. Milka Yiskanın babası Haranın kızıydı. 
01O 011:030 Saray kısırdı, çocuğu olmuyordu. 
01O 011:031 Terah, oğlu Avramı, Haranın oğlu olan torunu Lutu ve Avramın karısı olan gelini Sarayı yanına aldı. Kenan ülkesine gitmek üzere Kildanilerin Ur Kentinden ayrıldılar. Harrana gidip oraya yerleştiler. 
01O 011:032 Terah iki yüz beş yıl yaşadıktan sonra Harran'da öldü. 
01O 012:001 RAB Avrama, ‹‹Ülkeni, akrabalarını, baba evini bırak, sana göstereceğim ülkeye git›› dedi, 
01O 012:002 ‹‹Seni büyük bir ulus yapacağım,<br />Seni kutsayacak, sana ün kazandıracağım,<br />Bereket kaynağı olacaksın. 
01O 012:003 Seni kutsayanları kutsayacak,<br />Seni lanetleyeni lanetleyeceğim.<br />Yeryüzündeki bütün halklar<br />Senin aracılığınla kutsanacak.›› 
01O 012:004 Avram RABbin buyurduğu gibi yola çıktı. Lut da onunla birlikte gitti. Avram Harrandan ayrıldığı zaman yetmiş beş yaşındaydı. 
01O 012:005 Karısı Sarayı, yeğeni Lutu, Harranda kazandıkları malları, edindikleri uşakları yanına alıp Kenan ülkesine doğru yola çıktı. Oraya vardılar. 
01O 012:006 Avram ülke boyunca Şekemdeki More meşesine kadar ilerledi. O günlerde orada Kenanlılar yaşıyordu. 
01O 012:007 RAB Avrama görünerek, ‹‹Bu toprakları senin soyuna vereceğim›› dedi. Avram kendisine görünen RABbe orada bir sunak yaptı. 
01O 012:008 Oradan Beytelin doğusundaki dağlık bölgeye doğru gitti. Çadırını batıdaki Beytelle doğudaki Ay Kentinin arasına kurdu. Orada RABbe bir sunak yapıp RABbi adıyla çağırdı. 
01O 012:009 Sonra kona göçe Negeve doğru ilerledi. 
01O 012:010 Ülkedeki şiddetli kıtlık yüzünden Avram geçici bir süre için Mısıra gitti. 
01O 012:011 Mısıra yaklaştıklarında karısı Saraya, ‹‹Güzel bir kadın olduğunu biliyorum›› dedi, 
01O 012:012 ‹‹Olur ki Mısırlılar seni görüp, ‹Bu onun karısı› diyerek beni öldürür, seni sağ bırakırlar. 
01O 012:013 Lütfen, ‹Onun kızkardeşiyim› de ki, senin hatırın için bana iyi davransınlar, canıma dokunmasınlar.›› 
01O 012:014 Avram Mısıra girince, Mısırlılar karısının çok güzel olduğunu farkettiler. 
01O 012:015 Kadını gören firavunun adamları, güzelliğini firavuna övdüler. Kadın saraya alındı. 
01O 012:016 Onun hatırı için firavun Avrama iyi davrandı. Avram davar, sığır, erkek ve dişi eşek, erkek ve kadın köle, deve sahibi oldu. 
01O 012:017 RAB Avramın karısı Saray yüzünden firavunla ev halkının başına korkunç felaketler getirdi. 
01O 012:018 Firavun Avramı çağırtarak, ‹‹Nedir bana bu yaptığın?›› dedi, ‹‹Neden Sarayın karın olduğunu söylemedin? 
01O 012:019 Niçin ‹Saray kızkardeşimdir› diyerek onunla evlenmeme izin verdin? Al karını, git!›› 
01O 012:020 Firavun Avram için adamlarına buyruk verdi. Böylece Avram'la karısını sahip olduğu her şeyle birlikte gönderdiler. 
01O 013:001 Avram, karısı ve sahip olduğu her şeyle birlikte Mısırdan ayrılıp Negeve doğru gitti. Lut da onunla birlikteydi. 
01O 013:002 Avram çok zengindi. Sürüleri, altınları, gümüşleri vardı. 
01O 013:003 Negevden başlayıp bir yerden öbürüne göçerek Beytele kadar gitti. Beytelle Ay Kenti arasında daha önce çadırını kurmuş olduğu yere vardı. 
01O 013:004 Önceden yapmış olduğu sunağın bulunduğu yere gidip orada RABbi adıyla çağırdı. 
01O 013:005 Avramla birlikte göçen Lutun da davarları, sığırları, çadırları vardı. 
01O 013:006 Malları öyle çoktu ki, toprak birlikte yaşamalarına elvermedi; yan yana yaşayamadılar. 
01O 013:007 Avramın çobanlarıyla Lutun çobanları arasında kavga çıktı. -O günlerde Kenanlılarla Perizliler de orada yaşıyorlardı.- 
01O 013:008 Avram Luta, ‹‹Biz akrabayız›› dedi, ‹‹Bu yüzden aramızda da çobanlarımız arasında da kavga çıkmasın. 
01O 013:009 Bütün topraklar senin önünde. Gel, ayrılalım. Sen sola gidersen, ben sağa gideceğim. Sen sağa gidersen, ben sola gideceğim.›› 
01O 013:010 Lut çevresine baktı. Şeria Ovasının tümü RABbin bahçesi gibi, Soara doğru giderken Mısır toprakları gibiydi. Her yerde bol su vardı. RAB Sodom ve Gomora kentlerini yok etmeden önce ova böyleydi. 
01O 013:011 Lut kendine Şeria Ovasının tümünü seçerek doğuya doğru göçtü. Birbirlerinden ayrıldılar. 
01O 013:012 Avram Kenan topraklarında kaldı. Lut ovadaki kentlerin arasına yerleşti, Sodoma yakın bir yere çadır kurdu. 
01O 013:013 Sodom halkı çok kötüydü. RABbe karşı büyük günah işliyordu. 
01O 013:014 Lut Avramdan ayrıldıktan sonra, RAB Avrama, ‹‹Bulunduğun yerden kuzeye, güneye, doğuya, batıya dikkatle bak›› dedi, 
01O 013:015 ‹‹Gördüğün bütün toprakları sonsuza dek sana ve soyuna vereceğim. 
01O 013:016 Soyunu toprağın tozu kadar çoğaltacağım. Öyle ki, biri çıkıp da toprağın tozunu sayabilirse, senin soyunu da sayabilecek. 
01O 013:017 Kalk, sana vereceğim toprakları boydan boya dolaş.›› 
01O 013:018 Avram çadırını söktü, gidip Hevron'daki Mamre meşeliğine yerleşti. Orada RAB'be bir sunak yaptı. 
01O 014:001 Bu arada Şinar Kralı Amrafel, Ellasar Kralı Aryok, Elam Kralı Kedorlaomer ve Goyim Kralı Tidal 
01O 014:002 Sodom Kralı Beraya, Gomora Kralı Birşaya, Adma Kralı Şinava, Sevoyim Kralı Şemevere ve Bala -Soar- Kralına karşı savaş açtı. 
01O 014:003 Bu son beş kral bugün Lut Gölü olan Siddim Vadisinde güçlerini birleştirmişti. 
01O 014:004 Bu krallar on iki yıl Kedorlaomerin egemenliği altında yaşamış, on üçüncü yıl ona başkaldırmışlardı. 
01O 014:005 -6 3270 On dördüncü yıl Kedorlaomerle onu destekleyen öbür krallar gelip Aşterot-Karnayimde Refalıları, Hamda Zuzluları, Şave-Kiryatayimde Emlileri, çöl kenarındaki El-Parana kadar uzanan dağlık Seir bölgesinde Horluları bozguna uğrattılar. 
01O 014:007 Oradan geri dönüp Eyn-Mişpata -Kadeşe- gittiler. Amaleklilerin bütün topraklarını alarak Haseson-Tamarda yaşayan Amorluları bozguna uğrattılar. 
01O 014:008 -9 3290 Bunun üzerine Sodom, Gomora, Adma, Sevoyim, Bala -Soar- kralları yola çıktı. Bu beş kral dört krala -Elam Kralı Kedorlaomer, Goyim Kralı Tidal, Şinar Kralı Amrafel, Ellasar Kralı Aryoka- karşı Siddim Vadisinde savaş düzenine girdiler. 
01O 014:010 Siddim Vadisi zift çukurlarıyla doluydu. Sodom ve Gomora kralları kaçarken adamlarından bazıları bu çukurlara düştü. Sağ kalanlarsa dağlara kaçtı. 
01O 014:011 Dört kral Sodom ve Gomoranın bütün malını ve yiyeceğini alıp gitti. 
01O 014:012 Avramın yeğeni Lutla mallarını da götürdüler. Çünkü o da Sodomda yaşıyordu. 
01O 014:013 Oradan kaçıp kurtulan biri gelip İbrani Avrama durumu bildirdi. Avram Eşkolla Anerin kardeşi Amorlu Mamrenin meşeliğinde yaşıyordu. Bunların hepsi Avramdan yanaydılar. 
01O 014:014 Avram yeğeni Lutun tutsak alındığını duyunca, evinde doğup yetişmiş üç yüz on sekiz adamını yanına alarak dört kralı Dana kadar kovaladı. 
01O 014:015 Adamlarını gruplara ayırdı, gece saldırıp onları bozguna uğratarak Şamın kuzeyindeki Hovaya kadar kovaladı. 
01O 014:016 Yağmalanan bütün malı, yeğeni Lutla mallarını, kadınları ve halkı geri getirdi. 
01O 014:017 Avram Kedorlaomerle onu destekleyen kralları bozguna uğratıp dönünce, Sodom Kralı onu karşılamak için Kral Vadisi olan Şave Vadisine gitti. 
01O 014:018 Yüce Tanrının kâhini olan Şalem Kralı Melkisedek ekmek ve şarap getirdi. 
01O 014:019 Avramı kutsayarak şöyle dedi:  ‹‹Yeri göğü yaratan yüce Tanrı Avramı kutsasın, 
01O 014:020 Düşmanlarını onun eline teslim eden yüce Tanrıya övgüler olsun.›› 
01O 014:021 Sodom Kralı Avrama, ‹‹Adamlarımı bana ver, mallar sana kalsın›› dedi. 
01O 014:022 -23 3420 Avram Sodom Kralına, ‹‹Yeri göğü yaratan yüce Tanrı RABbin önünde sana ait hiçbir şey, bir iplik, bir çarık bağı bile almayacağıma ant içerim›› diye karşılık verdi, ‹‹Öyle ki, ‹Avramı zengin ettim› demeyesin. 
01O 014:024 Yalnız, adamlarımın yedikleri bunun dışında. Bir de beni destekleyen Aner, Eşkol ve Mamre paylarına düşeni alsınlar.›› 
01O 015:001 Bundan sonra RAB bir görümde Avrama, ‹‹Korkma, Avram›› diye seslendi, ‹‹Senin kalkanın benim. Ödülün çok büyük olacak.›› 
01O 015:002 Avram, ‹‹Ey Egemen RAB, bana ne vereceksin?›› dedi, ‹‹Çocuk sahibi olamadım. Evim Şamlı Eliezere kalacak. 
01O 015:003 Bana çocuk vermediğin için evimdeki bir uşak mirasçım olacak.›› 
01O 015:004 RAB yine seslendi: ‹‹O mirasçın olmayacak, öz çocuğun mirasçın olacak.›› 
01O 015:005 Sonra Avramı dışarı çıkararak, ‹‹Göklere bak›› dedi, ‹‹Yıldızları sayabilir misin? İşte, soyun o kadar çok olacak.›› 
01O 015:006 Avram RABbe iman etti, RAB bunu ona doğruluk saydı. 
01O 015:007 Tanrı Avrama, ‹‹Bu toprakları sana miras olarak vermek için Kildanilerin Ur Kentinden seni çıkaran RAB benim›› dedi. 
01O 015:008 Avram, ‹‹Ey Egemen RAB, bu toprakları miras alacağımı nasıl bileceğim?›› diye sordu. 
01O 015:009 RAB, ‹‹Bana bir düve, bir keçi, bir de koç getir›› dedi, ‹‹Hepsi üçer yaşında olsun. Bir de kumruyla güvercin yavrusu getir.›› 
01O 015:010 Avram hepsini getirdi, ortadan kesip parçaları birbirine karşı dizdi. Yalnız kuşları kesmedi. 
01O 015:011 Leşlerin üzerine konan yırtıcı kuşları kovdu. 
01O 015:012 Güneş batarken Avram derin bir uykuya daldı. Üzerine dehşet verici zifiri bir karanlık çöktü. 
01O 015:013 RAB Avrama şöyle dedi: ‹‹Şunu iyi bil ki, senin soyun yabancı bir ülkede, gurbette yaşayacak. Dört yüz yıl kölelik edip baskı görecek. 
01O 015:014 Ama soyuna kölelik yaptıran ulusu cezalandıracağım. Sonra soyun oradan büyük mal varlığıyla çıkacak. 
01O 015:015 Sen de esenlik içinde atalarına kavuşacaksın. İleri yaşta ölüp gömüleceksin. 
01O 015:016 Soyunun dördüncü kuşağı buraya geri dönecek. Çünkü Amorluların yaptığı kötülükler henüz doruğa varmadı.›› 
01O 015:017 Güneş batıp karanlık çökünce, dumanlı bir mangalla alevli bir meşale göründü ve kesilen hayvan parçalarının arasından geçti. 
01O 015:018 O gün RAB Avram'la antlaşma yaparak ona şöyle dedi: ‹‹Mısır Irmağı'ndan büyük Fırat Irmağı'na kadar uzanan bu toprakları -Ken, Keniz, Kadmon, Hitit, Periz, Refa, Amor, Kenan, Girgaş ve Yevus topraklarını- senin soyuna vereceğim.›› 
01O 016:001 Karısı Saray Avrama çocuk verememişti. Sarayın Hacer adında Mısırlı bir cariyesi vardı. 
01O 016:002 Saray Avrama, ‹‹RAB çocuk sahibi olmamı engelledi›› dedi, ‹‹Lütfen, cariyemle yat. Belki bu yoldan bir çocuk sahibi olabilirim.›› Avram Sarayın sözünü dinledi. 
01O 016:003 Saray Mısırlı cariyesi Haceri kocası Avrama karı olarak verdi. Bu olay Avram Kenanda on yıl yaşadıktan sonra oldu. 
01O 016:004 Avram Hacerle yattı, Hacer hamile kaldı. Hacer hamile olduğunu anlayınca, hanımını küçük görmeye başladı. 
01O 016:005 Saray Avrama, ‹‹Bu haksızlık senin yüzünden başıma geldi!›› dedi, ‹‹Cariyemi koynuna soktum. Hamile olduğunu anlayınca beni küçük görmeye başladı. İkimiz arasında RAB karar versin.›› 
01O 016:006 Avram, ‹‹Cariyen senin elinde›› dedi, ‹‹Neyi uygun görürsen yap.›› Böylece Saray cariyesine sert davranmaya başladı. Hacer onun yanından kaçtı. 
01O 016:007 RABbin meleği Haceri çölde bir pınarın, Şur yolundaki pınarın başında buldu. 
01O 016:008 Ona, ‹‹Sarayın cariyesi Hacer, nereden gelip nereye gidiyorsun?›› diye sordu. Hacer, ‹‹Hanımım Saraydan kaçıyorum›› diye yanıtladı. 
01O 016:009 RABbin meleği, ‹‹Hanımına dön ve ona boyun eğ›› dedi, 
01O 016:010 ‹‹Senin soyunu öyle çoğaltacağım ki, kimse sayamayacak. 
01O 016:011 ‹‹İşte hamilesin, bir oğlun olacak,<br />Adını İsmailfü koyacaksın.<br />Çünkü RAB sıkıntı içindeki yakarışını işitti. 
01O 016:012 Oğlun yaban eşeğine benzer bir adam olacak,<br />O herkese, herkes de ona karşı çıkacak.<br />Kardeşlerinin hepsiyle çekişme içinde yaşayacak.›› da ‹‹Bütün kardeşlerinin yaşadığı yerin doğusuna yerleşecek››. 
01O 016:013 Hacer, ‹‹Beni gören Tanrıyı gerçekten gördüm mü?›› diyerek kendisiyle konuşan RABbe ‹‹El-Roi›› adını verdi. 
01O 016:014 Bu yüzden Kadeşle Beret arasındaki o kuyuya Beer-Lahay-Roi adı verildi. anlamına gelir. 
01O 016:015 Hacer Avrama bir erkek çocuk doğurdu. Avram çocuğun adını İsmail koydu. 
01O 016:016 Hacer İsmail'i doğurduğunda, Avram seksen altı yaşındaydı. 
01O 017:001 Avram doksan dokuz yaşındayken RAB ona görünerek, ‹‹Ben Her Şeye Gücü Yeten Tanrıyım›› dedi, ‹‹Benim yolumda yürü, kusursuz ol. 
01O 017:002 Seninle yaptığım antlaşmayı sürdürecek, soyunu alabildiğine çoğaltacağım.›› 
01O 017:003 Avram yüzüstü yere kapandı. Tanrı, 
01O 017:004 ‹‹Seninle yaptığım antlaşma şudur›› dedi, ‹‹Birçok ulusun babası olacaksın. 
01O 017:005 Artık adın Avram değil, İbrahim olacak. Çünkü seni birçok ulusun babası yapacağım. 
01O 017:006 Seni çok verimli kılacağım. Soyundan uluslar doğacak, krallar çıkacak. 
01O 017:007 Antlaşmamı seninle ve soyunla kuşaklar boyunca, sonsuza dek sürdüreceğim. Senin, senden sonra da soyunun Tanrısı olacağım. 
01O 017:008 Bir yabancı olarak yaşadığın toprakları, bütün Kenan ülkesini sonsuza dek mülkünüz olmak üzere sana ve soyuna vereceğim. Onların Tanrısı olacağım.›› anlamına gelir. 
01O 017:009 Tanrı İbrahime, ‹‹Sen ve soyun kuşaklar boyu antlaşmama bağlı kalmalısınız›› dedi, 
01O 017:010 ‹‹Seninle ve soyunla yaptığım antlaşmanın koşulu şudur: Aranızdaki erkeklerin hepsi sünnet edilecek. 
01O 017:011 Sünnet olmalısınız. Sünnet aramızdaki antlaşmanın belirtisi olacak. 
01O 017:012 Evinizde doğmuş ya da soyunuzdan olmayan bir yabancıdan satın alınmış köleler dahil sekiz günlük her erkek çocuk sünnet edilecek. Gelecek kuşaklarınız boyunca sürecek bu. 
01O 017:013 Evinizde doğan ya da satın aldığınız her çocuk kesinlikle sünnet edilecek. Bedeninizdeki bu belirti sonsuza dek sürecek antlaşmamın simgesi olacak. 
01O 017:014 Sünnet edilmemiş her erkek halkının arasından atılacak, çünkü antlaşmamı bozmuş demektir.›› 
01O 017:015 Tanrı, ‹‹Karın Saraya gelince, ona artık Saray demeyeceksin›› dedi, ‹‹Bundan böyle onun adı Sara olacak. 
01O 017:016 Onu kutsayacak, ondan sana bir oğul vereceğim. Onu kutsayacağım, ulusların anası olacak. Halkların kralları onun soyundan çıkacak.›› 
01O 017:017 İbrahim yüzüstü yere kapandı ve güldü. İçinden, ‹‹Yüz yaşında bir adam çocuk sahibi olabilir mi?›› dedi, ‹‹Doksan yaşındaki Sara doğurabilir mi?›› 
01O 017:018 Sonra Tanrıya, ‹‹Keşke İsmaili mirasçım kabul etseydin!›› dedi. 
01O 017:019 Tanrı, ‹‹Hayır. Ama karın Sara sana bir oğul doğuracak, adını İshakfç koyacaksın›› dedi, ‹‹Onunla ve soyuyla antlaşmamı sonsuza dek sürdüreceğim. 
01O 017:020 İsmaile gelince, seni işittim. Onu kutsayacak, verimli kılacak, soyunu alabildiğine çoğaltacağım. On iki beyin babası olacak. Soyunu büyük bir ulus yapacağım. 
01O 017:021 Ancak antlaşmamı gelecek yıl bu zaman Saranın doğuracağı oğlun İshakla sürdüreceğim.›› 
01O 017:022 Tanrı İbrahimle konuşmasını bitirince ondan ayrılıp yukarıya çekildi. 
01O 017:023 İbrahim evindeki bütün erkekleri -oğlu İsmaili, evinde doğanların, satın aldığı uşakların hepsini- Tanrının kendisine buyurduğu gibi o gün sünnet ettirdi. 
01O 017:024 İbrahim sünnet olduğunda doksan dokuz yaşındaydı. 
01O 017:025 Oğlu İsmail on üç yaşında sünnet oldu. 
01O 017:026 İbrahim, oğlu İsmaille aynı gün sünnet edildi. 
01O 017:027 İbrahim'in evindeki bütün erkekler -evinde doğanlar ve yabancılardan satın alınanlar- onunla birlikte sünnet oldu. 
01O 018:001 İbrahim günün sıcak saatlerinde Mamre meşeliğindeki çadırının önünde otururken, RAB kendisine göründü. 
01O 018:002 İbrahim karşısında üç adamın durduğunu gördü. Onları görür görmez karşılamaya koştu. Yere kapanarak birine, 
01O 018:003 ‹‹Ey efendim, eğer gözünde lütuf bulduysam, lütfen kulunun yanından ayrılma›› dedi, 
01O 018:004 ‹‹Biraz su getirteyim, ayaklarınızı yıkayın. Şu ağacın altında dinlenin. 
01O 018:005 Madem kulunuza konuk geldiniz, bırakın size yiyecek bir şeyler getireyim. Biraz dinlendikten sonra yolunuza devam edersiniz.›› Adamlar, ‹‹Peki, dediğin gibi olsun›› dediler. 
01O 018:006 İbrahim hemen çadıra, Saranın yanına gitti. Ona, ‹‹Hemen üç sea ince un al, yoğurup pide yap›› dedi. 
01O 018:007 Ardından sığırlara koştu. Körpe ve besili bir buzağı seçip uşağına verdi. Uşak buzağıyı hemen hazırladı. 
01O 018:008 İbrahim hazırlanan buzağıyı yoğurt ve sütle birlikte götürüp konuklarının önüne koydu. Onlar yerken o da yanlarında, ağacın altında durdu. 
01O 018:009 Konuklar, ‹‹Karın Sara nerede?›› diye sordular. İbrahim, ‹‹Çadırda›› diye yanıtladı. 
01O 018:010 RAB, ‹‹Gelecek yıl bu zamanda kesinlikle yanına döneceğim›› dedi, ‹‹O zaman karın Saranın bir oğlu olacak.›› Sara RABbin arkasında, çadırın girişinde durmuş, dinliyordu. 
01O 018:011 İbrahimle Sara kocamışlardı, yaşları hayli ileriydi. Sara âdetten kesilmişti. 
01O 018:012 İçin için gülerek, ‹‹Bu yaştan sonra bu sevinci tadabilir miyim?›› diye düşündü, ‹‹Üstelik efendim de yaşlı.›› 
01O 018:013 RAB İbrahime sordu: ‹‹Sara niçin, ‹Bu yaştan sonra gerçekten çocuk sahibi mi olacağım?› diyerek güldü? 
01O 018:014 RAB için olanaksız bir şey var mı? Belirlenen vakitte, gelecek yıl bu zaman yanına döndüğümde Saranın bir oğlu olacak.›› 
01O 018:015 Sara korktu, ‹‹Gülmedim›› diyerek yalan söyledi. RAB, ‹‹Hayır, güldün›› dedi. 
01O 018:016 Adamlar oradan ayrılırken Sodoma doğru baktılar. İbrahim onları yolcu etmek için yanlarında yürüyordu. 
01O 018:017 RAB, ‹‹Yapacağım şeyi İbrahimden mi gizleyeceğim?›› dedi, 
01O 018:018 ‹‹Kuşkusuz İbrahimden büyük ve güçlü bir ulus türeyecek, yeryüzündeki bütün uluslar onun aracılığıyla kutsanacak. 
01O 018:019 Doğru ve adil olanı yaparak yolumda yürümeyi oğullarına ve soyuna buyursun diye İbrahimi seçtim. Öyle ki, ona verdiğim sözü yerine getireyim.›› 
01O 018:020 Sonra İbrahime, ‹‹Sodom ve Gomora büyük suçlama altında›› dedi, ‹‹Günahları çok ağır. 
01O 018:021 Onun için inip bakacağım. Duyduğum suçlamalar doğru mu, değil mi göreceğim. Bunları yapıp yapmadıklarını anlayacağım.›› 
01O 018:022 Adamlar oradan ayrılıp Sodoma doğru gittiler. Ama İbrahim RABbin huzurunda kaldı. 
01O 018:023 RABbe yaklaşarak, ‹‹Haksızla birlikte haklıyı da mı yok edeceksin?›› diye sordu, 
01O 018:024 ‹‹Kentte elli doğru kişi var diyelim. Orayı gerçekten yok edecek misin? İçindeki elli doğru kişinin hatırı için kenti bağışlamayacak mısın? 
01O 018:025 Senden uzak olsun bu. Haklıyı, haksızı aynı kefeye koyarak haksızın yanında haklıyı da öldürmek senden uzak olsun. Bütün dünyayı yargılayan adil olmalı.›› din bilginlerine göre ‹‹RAB İbrahimin önünde kaldı.›› 
01O 018:026 RAB, ‹‹Eğer Sodomda elli doğru kişi bulursam, onların hatırına bütün kenti bağışlayacağım›› diye karşılık verdi. 
01O 018:027 İbrahim, ‹‹Ben toz ve külüm, bir hiçim›› dedi, ‹‹Ama seninle konuşma yürekliliğini göstereceğim. 
01O 018:028 Kırk beş doğru kişi var diyelim, beş kişi için bütün kenti yok mu edeceksin?›› RAB, ‹‹Eğer kentte kırk beş doğru kişi bulursam, orayı yok etmeyeceğim›› dedi. 
01O 018:029 İbrahim yine sordu: ‹‹Ya kırk kişi bulursan?›› RAB, ‹‹O kırk kişinin hatırı için hiçbir şey yapmayacağım›› diye yanıtladı. 
01O 018:030 İbrahim, ‹‹Ya Rab, öfkelenme ama, otuz kişi var diyelim?›› dedi. RAB, ‹‹Otuz kişi bulursam, kente dokunmayacağım›› diye yanıtladı. 
01O 018:031 İbrahim, ‹‹Ya Rab, lütfen konuşma yürekliliğimi bağışla›› dedi, ‹‹Eğer yirmi kişi bulursan?›› RAB, ‹‹Yirmi kişinin hatırı için kenti yok etmeyeceğim›› diye yanıtladı. 
01O 018:032 İbrahim, ‹‹Ya Rab, öfkelenme ama, bir kez daha konuşacağım›› dedi, ‹‹Eğer on kişi bulursan?›› RAB, ‹‹On kişinin hatırı için kenti yok etmeyeceğim›› diye yanıtladı. 
01O 018:033 RAB İbrahim'le konuşmasını bitirince oradan ayrıldı, İbrahim de çadırına döndü. 
01O 019:001 İki melek akşamleyin Sodoma vardılar. Lut kentin kapısında oturuyordu. Onları görür görmez karşılamak için ayağa kalktı. Yere kapanarak, 
01O 019:002 ‹‹Efendilerim›› dedi, ‹‹Kulunuzun evine buyurun. Ayaklarınızı yıkayın, geceyi bizde geçirin. Sonra erkenden kalkıp yolunuza devam edersiniz.›› Melekler, ‹‹Olmaz›› dediler, ‹‹Geceyi kent meydanında geçireceğiz.›› 
01O 019:003 Ama Lut çok diretti. Sonunda onunla birlikte evine gittiler. Lut onlara yemek hazırladı, mayasız ekmek pişirdi. Yediler. 
01O 019:004 Onlar yatmadan, kentin erkekleri -Sodomun her mahallesinden genç yaşlı bütün erkekler- evi sardı. 
01O 019:005 Luta seslenerek, ‹‹Bu gece sana gelen adamlar nerede?›› diye sordular, ‹‹Getir onları da yatalım.›› 
01O 019:006 Lut dışarı çıktı, arkasından kapıyı kapadı. 
01O 019:007 ‹‹Kardeşler, lütfen bu kötülüğü yapmayın›› dedi, 
01O 019:008 ‹‹Erkek yüzü görmemiş iki kızım var. Size onları getireyim, ne isterseniz yapın. Yeter ki, bu adamlara dokunmayın. Çünkü onlar konuğumdur, çatımın altına geldiler.›› 
01O 019:009 Adamlar, ‹‹Çekil önümüzden!›› diye karşılık verdiler, ‹‹Adam buraya dışardan geldi, şimdi yargıçlık taslıyor! Sana daha beterini yaparız.›› Lutu ite kaka kapıyı kırmaya davrandılar. 
01O 019:010 Ama içerdeki adamlar uzanıp Lutu evin içine, yanlarına aldılar ve kapıyı kapadılar. 
01O 019:011 Kapıya dayanan adamları, büyük küçük hepsini kör ettiler. Öyle ki, adamlar kapıyı bulamaz oldu. 
01O 019:012 İçerdeki iki adam Luta, ‹‹Senin burada başka kimin var?›› diye sordular, ‹‹Oğullarını, kızlarını, damatlarını, kentte sana ait kim varsa hepsini dışarı çıkar. 
01O 019:013 Çünkü burayı yok edeceğiz. RAB bu halk hakkında birçok kötü suçlama duydu, kenti yok etmek için bizi gönderdi.›› 
01O 019:014 Lut dışarı çıktı ve kızlarıyla evlenecek olan adamlara, ‹‹Hemen buradan uzaklaşın!›› dedi, ‹‹Çünkü RAB bu kenti yok etmek üzere.›› Ne var ki damat adayları onun şaka yaptığını sandılar. 
01O 019:015 Tan ağarırken melekler Luta, ‹‹Karınla iki kızını al, hemen buradan uzaklaş›› diye üstelediler, ‹‹Yoksa kent cezasını bulurken sen de canından olursun.›› 
01O 019:016 Lut ağır davrandı, ama RAB ona acıdı. Adamlar Lutla karısının ve iki kızının elinden tutup onları kentin dışına çıkardılar. 
01O 019:017 Kent dışına çıkınca, adamlardan biri Luta, ‹‹Kaç, canını kurtar, arkana bakma›› dedi, ‹‹Bu ovanın hiçbir yerinde durma. Dağa kaç, yoksa ölür gidersin.›› 
01O 019:018 Lut, ‹‹Aman, efendim!›› diye karşılık verdi, 
01O 019:019 ‹‹Ben kulunuzdan hoşnut kaldınız, canımı kurtarmakla bana büyük iyilik yaptınız. Ama dağa kaçamam. Çünkü felaket bana yetişir, ölürüm. 
01O 019:020 İşte, şurada kaçabileceğim yakın bir kent var, küçücük bir kent. İzin verin, oraya kaçıp canımı kurtarayım. Zaten küçücük bir kent.›› 
01O 019:021 Adamlardan biri, ‹‹Peki, dileğini kabul ediyorum›› dedi, ‹‹O kenti yıkmayacağım. 
01O 019:022 Çabuk ol, hemen kaç! Çünkü sen oraya varmadan bir şey yapamam.›› Bu yüzden o kente Soar adı verildi. 
01O 019:023 Lut Soara vardığında güneş doğmuştu. 
01O 019:024 RAB Sodom ve Gomoranın üzerine gökten ateşli kükürt yağdırdı. 
01O 019:025 Bu kentleri, bütün ovayı, oradaki insanların hepsini ve bütün bitkileri yok etti. 
01O 019:026 Ancak Lutun peşisıra gelen karısı dönüp geriye bakınca tuz kesildi. 
01O 019:027 İbrahim sabah erkenden kalkıp önceki gün RABbin huzurunda durduğu yere gitti. 
01O 019:028 Sodom ve Gomoraya ve bütün ovaya baktı. Yerden, tüten bir ocak gibi duman yükseliyordu. 
01O 019:029 Tanrı ovadaki kentleri yok ederken İbrahimi anımsamış ve Lutun yaşadığı kentleri yok ederken Lutu bu felaketin dışına çıkarmıştı. 
01O 019:030 Lut Soarda kalmaktan korkuyordu. Bu yüzden iki kızıyla kentten ayrılarak dağa yerleşti, onlarla birlikte bir mağarada yaşamaya başladı. 
01O 019:031 Büyük kızı küçüğüne, ‹‹Babamız yaşlı›› dedi, ‹‹Dünya geleneklerine uygun biçimde burada bizimle yatabilecek bir erkek yok. 
01O 019:032 Gel, babamıza şarap içirelim, soyumuzu yaşatmak için onunla yatalım.›› 
01O 019:033 O gece babalarına şarap içirdiler. Büyük kız gidip babasıyla yattı. Ancak Lut yatıp kalktığının farkında değildi. 
01O 019:034 Ertesi gün büyük kız küçüğüne, ‹‹Dün gece babamla yattım›› dedi, ‹‹Bu gece de ona şarap içirelim. Soyumuzu yaşatmak için sen de onunla yat.›› 
01O 019:035 O gece de babalarına şarap içirdiler ve küçük kız babasıyla yattı. Ama Lut yatıp kalktığının farkında değildi. 
01O 019:036 Böylece Lutun iki kızı da öz babalarından hamile kaldılar. 
01O 019:037 Büyük kız bir erkek çocuk doğurdu, ona Moav adını verdi. Moav bugünkü Moavlıların atasıdır. 
01O 019:038 Küçük kızın da bir oğlu oldu, adını Ben-Ammi koydu. O da bugünkü Ammonlular'ın atasıdır. 
01O 020:001 İbrahim Mamreden Negeve göçerek Kadeş ve Sur kentlerinin arasına yerleşti. Sonra geçici bir süre Gerarda kaldı. 
01O 020:002 Karısı Sara için, ‹‹Bu kadın kızkardeşimdir›› dedi. Bunun üzerine Gerar Kralı Avimelek adam gönderip Sarayı getirtti. 
01O 020:003 Ama Tanrı gece düşünde Avimeleke görünerek, ‹‹Bu kadını aldığın için öleceksin›› dedi, ‹‹Çünkü o evli bir kadın.›› 
01O 020:004 Avimelek henüz Saraya dokunmamıştı. ‹‹Ya RAB›› dedi, ‹‹Suçsuz bir ulusu mu yok edeceksin? 
01O 020:005 İbrahimin kendisi bana, ‹Bu kadın kızkardeşimdir› demedi mi? Kadın da İbrahim için, ‹O kardeşimdir› dedi. Ben temiz vicdanla, suçsuz ellerimle yaptım bunu.›› 
01O 020:006 Tanrı, düşünde ona, ‹‹Bunu temiz vicdanla yaptığını biliyorum›› diye yanıtladı, ‹‹Ben de seni bu yüzden bana karşı günah işlemekten alıkoydum, kadına dokunmana izin vermedim. 
01O 020:007 Şimdi kadını kocasına geri ver. Çünkü o bir peygamberdir. Senin için dua eder, ölmezsin. Ama kadını geri vermezsen, sen de sana ait olan herkes de ölecek, bilesin.›› 
01O 020:008 Avimelek sabah erkenden kalktı, bütün adamlarını çağırarak olup biteni anlattı. Adamlar dehşete düştü. 
01O 020:009 Avimelek İbrahimi çağırtarak, ‹‹Ne yaptın bize?›› dedi, ‹‹Sana ne haksızlık ettim ki, beni ve krallığımı bu büyük günaha sürükledin? Bana bu yaptığın yapılacak iş değil.›› 
01O 020:010 Sonra, ‹‹Amacın neydi, niçin yaptın bunu?›› diye sordu. 
01O 020:011 İbrahim, ‹‹Çünkü burada hiç Tanrı korkusu yok›› diye yanıtladı, ‹‹Karım yüzünden beni öldürebilirler diye düşündüm. 
01O 020:012 Üstelik, Sara gerçekten kızkardeşimdir. Babamız bir, annemiz ayrıdır. Onunla evlendim. 
01O 020:013 Tanrı beni babamın evinden gurbete gönderdiği zaman karıma, ‹Bana sevgini şöyle göstereceksin: Gideceğimiz her yerde kardeşin olduğumu söyle› dedim.›› 
01O 020:014 Avimelek İbrahime karısı Sarayı geri verdi. Bunun yanısıra ona davar, sığır, köleler, cariyeler de verdi. 
01O 020:015 İbrahime, ‹‹İşte ülkem önünde, nereye istersen oraya yerleş›› dedi. 
01O 020:016 Saraya da, ‹‹Kardeşine bin parça gümüş veriyorum›› dedi, ‹‹Yanındakilere karşı senin suçsuz olduğunu gösteren bir kanıttır bu. Herkes suçsuz olduğunu bilsin.›› 
01O 020:017 İbrahim Tanrıya dua etti ve Tanrı Avimelekle karısına, cariyelerine şifa verdi. Çocuk sahibi oldular. 
01O 020:018 Çünkü İbrahim'in karısı Sara yüzünden RAB Avimelek'in evindeki kadınların hamile kalmasını engellemişti. 
01O 021:001 RAB verdiği söz uyarınca Saraya iyilik etti ve sözünü yerine getirdi. 
01O 021:002 Sara hamile kaldı; İbrahimin yaşlılık döneminde, tam Tanrının belirttiği zamanda ona bir erkek çocuk doğurdu. 
01O 021:003 İbrahim Saranın doğurduğu çocuğa İshakfı adını verdi. 
01O 021:004 Tanrının kendisine buyurduğu gibi oğlu İshakı sekiz günlükken sünnet etti. 
01O 021:005 İshak doğduğunda İbrahim yüz yaşındaydı. 
01O 021:006 Sara, ‹‹Tanrı yüzümü güldürdü›› dedi, ‹‹Bunu duyan herkes benimle birlikte gülecek. 
01O 021:007 Kim İbrahime Sara çocuk emzirecek derdi? Bu yaşında ona bir oğul doğurdum.›› 
01O 021:008 Çocuk büyüdü. Sütten kesildiği gün İbrahim büyük bir şölen verdi. 
01O 021:009 Ne var ki Sara, Mısırlı Hacerin İbrahimden olma oğlu İsmailin alay ettiğini görünce, 
01O 021:010 İbrahime, ‹‹Bu cariyeyle oğlunu kov›› dedi, ‹‹Bu cariyenin oğlu, oğlum İshakın mirasına ortak olmasın.›› 
01O 021:011 Bu İbrahimi çok üzdü, çünkü İsmail de öz oğluydu. 
01O 021:012 Ancak Tanrı İbrahime, ‹‹Oğlunla cariyen için üzülme›› dedi, ‹‹Sara ne derse, onu yap. Çünkü senin soyun İshakla sürecektir. 
01O 021:013 Cariyenin oğlundan da bir ulus yaratacağım, çünkü o da senin soyun.›› 
01O 021:014 İbrahim sabah erkenden kalktı, biraz yiyecek, bir tulum da su hazırlayıp Hacerin omuzuna attı, çocuğunu da verip onu gönderdi. Hacer Beer-Şeva Çölüne gitti, orada bir süre dolaştı. 
01O 021:015 Tulumdaki su tükenince, oğlunu bir çalının altına bıraktı. 
01O 021:016 Yaklaşık bir ok atımı uzaklaşıp, ‹‹Oğlumun ölümünü görmeyeyim›› diyerek onun karşısına oturup hıçkıra hıçkıra ağladı. 
01O 021:017 Tanrı çocuğun sesini duydu. Tanrının meleği göklerden Hacere, ‹‹Nen var, Hacer?›› diye seslendi, ‹‹Korkma! Çünkü Tanrı çocuğun sesini duydu. 
01O 021:018 Kalk, oğlunu kaldır, elini tut. Onu büyük bir ulus yapacağım.›› 
01O 021:019 Sonra Tanrı Hacerin gözlerini açtı, Hacer bir kuyu gördü. Gidip tulumunu doldurdu, oğluna içirdi. 
01O 021:020 Çocuk büyürken Tanrı onunlaydı. Çocuk çölde yaşadı ve okçu oldu. 
01O 021:021 Paran Çölünde yaşarken annesi ona Mısırlı bir kadın aldı. 
01O 021:022 O sırada Avimelekle ordusunun komutanı Fikol İbrahime, ‹‹Yaptığın her şeyde Tanrı seninle›› dediler, 
01O 021:023 ‹‹Onun için, Tanrının önünde bana, oğluma ve soyuma haksız davranmayacağına ant iç. Bana ve konuk olarak yaşadığın bu ülkeye, benim sana yaptığım gibi iyi davran.›› 
01O 021:024 İbrahim, ‹‹Ant içerim›› dedi. 
01O 021:025 İbrahim Avimeleke bir kuyuyu zorla ele geçiren adamlarından yakındı. 
01O 021:026 Avimelek, ‹‹Bunu kimin yaptığını bilmiyorum›› diye yanıtladı, ‹‹Sen de bana söylemedin, ilk kez duyuyorum.›› 
01O 021:027 Daha sonra İbrahim Avimeleke davar ve sığır verdi. Böylece ikisi bir antlaşma yaptılar. 
01O 021:028 İbrahim sürüsünden yedi dişi kuzu ayırdı. 
01O 021:029 Avimelek, ‹‹Bunun anlamı ne, niçin bu yedi dişi kuzuyu ayırdın?›› diye sordu. 
01O 021:030 İbrahim, ‹‹Bu yedi dişi kuzuyu benim elimden almalısın›› diye yanıtladı, ‹‹Kuyuyu benim açtığımın kanıtı olsun.›› 
01O 021:031 Bu yüzden oraya Beer-Şeva adı verildi. Çünkü ikisi orada ant içmişlerdi. 
01O 021:032 Beer-Şevada yapılan bu antlaşmadan sonra Avimelek, ordusunun komutanı Fikolla birlikte Filist yöresine geri döndü. 
01O 021:033 İbrahim Beer-Şevada bir ılgın ağacı dikti; orada RABbi, ölümsüz Tanrıyı adıyla çağırdı. 
01O 021:034 Filist yöresinde konuk olarak uzun süre yaşadı. 
01O 022:001 Daha sonra Tanrı İbrahimi denedi. ‹‹İbrahim!›› diye seslendi. İbrahim, ‹‹Buradayım!›› dedi. 
01O 022:002 Tanrı, ‹‹İshakı, sevdiğin biricik oğlunu al, Moriya bölgesine git›› dedi, ‹‹Orada sana göstereceğim bir dağda oğlunu yakmalık sunu olarak sun.›› 
01O 022:003 İbrahim sabah erkenden kalktı, eşeğine palan vurdu. Yanına uşaklarından ikisini ve oğlu İshakı aldı. Yakmalık sunu için odun yardıktan sonra, Tanrının kendisine belirttiği yere doğru yola çıktı. 
01O 022:004 Üçüncü gün gideceği yeri uzaktan gördü. 
01O 022:005 Uşaklarına, ‹‹Siz burada, eşeğin yanında kalın›› dedi, ‹‹Tapınmak için oğlumla birlikte oraya gidip döneceğiz.›› 
01O 022:006 -7 5330 Yakmalık sunu için yardığı odunları oğlu İshaka yükledi. Ateşi ve bıçağı kendisi aldı. Birlikte giderlerken İshak İbrahime, ‹‹Baba!›› dedi. İbrahim, ‹‹Evet, oğlum!›› diye yanıtladı. İshak, ‹‹Ateşle odun burada, ama yakmalık sunu kuzusu nerede?›› diye sordu. 
01O 022:008 İbrahim, ‹‹Oğlum, yakmalık sunu için kuzuyu Tanrı kendisi sağlayacak›› dedi. İkisi birlikte yürümeye devam ettiler. 
01O 022:009 Tanrının kendisine belirttiği yere varınca İbrahim bir sunak yaptı, üzerine odun dizdi. Oğlu İshakı bağlayıp sunaktaki odunların üzerine yatırdı. 
01O 022:010 Onu boğazlamak için uzanıp bıçağı aldı. 
01O 022:011 Ama RABbin meleği göklerden, ‹‹İbrahim, İbrahim!›› diye seslendi. İbrahim, ‹‹İşte buradayım!›› diye karşılık verdi. 
01O 022:012 Melek, ‹‹Çocuğa dokunma›› dedi, ‹‹Ona hiçbir şey yapma. Şimdi Tanrıdan korktuğunu anladım, biricik oğlunu benden esirgemedin.›› 
01O 022:013 İbrahim çevresine bakınca, boynuzları sık çalılara takılmış bir koç gördü. Gidip koçu getirdi. Oğlunun yerine onu yakmalık sunu olarak sundu. 
01O 022:014 Oraya ‹‹Yahve yire›› adını verdi. ‹‹RABbin dağında sağlanacaktır›› sözü bu yüzden bugün de söyleniyor. 
01O 022:015 RABbin meleği göklerden İbrahime ikinci kez seslendi: 
01O 022:016 ‹‹RAB diyor ki, kendi üzerime ant içiyorum. Bunu yaptığın için, biricik oğlunu esirgemediğin için 
01O 022:017 seni fazlasıyla kutsayacağım; soyunu göklerin yıldızları, kıyıların kumu kadar çoğaltacağım. Soyun düşmanlarının kentlerini mülk edinecek. 
01O 022:018 Soyunun aracılığıyla yeryüzündeki bütün uluslar kutsanacak. Çünkü sözümü dinledin.›› 
01O 022:019 Sonra İbrahim uşaklarının yanına döndü. Birlikte yola çıkıp Beer-Şevaya gittiler. İbrahim Beer-Şevada kaldı. 
01O 022:020 Bir süre sonra İbrahime, ‹‹Milka, kardeşin Nahora çocuklar doğurdu›› diye haber verdiler, 
01O 022:021 ‹‹İlk oğlu Ûs, kardeşi Bûz, Kemuel -Aramın babası- 
01O 022:022 Keset, Hazo, Pildaş, Yidlaf, Betuel.›› 
01O 022:023 Betuel Rebekanın babası oldu. Bu sekiz çocuğu İbrahimin kardeşi Nahora Milka doğurdu. 
01O 022:024 Reuma adındaki cariyesi de Nahor'a Tevah, Gaham, Tahaş ve Maaka'yı doğurdu. 
01O 023:001 Sara yüz yirmi yedi yıl yaşadı. Ömrü bu kadardı. 
01O 023:002 Kenan ülkesinde, bugün Hevron denilen Kiryat-Arbada öldü. İbrahim yas tutmak, ağlamak için Saranın ölüsünün başına gitti. 
01O 023:003 Sonra karısının ölüsünün başından kalkıp Hititlere, 
01O 023:004 ‹‹Ben aranızda konuk ve yabancıyım›› dedi, ‹‹Bana mezar yapabileceğim bir toprak satın. Ölümü kaldırıp gömeyim.›› 
01O 023:005 -6 5550 Hititler, ‹‹Efendim, bizi dinle›› diye yanıtladılar, ‹‹Sen aramızda güçlü bir beysin. Ölünü mezarlarımızın en iyisine göm. Ölünü gömmen için kimse senden mezarını esirgemez.›› 
01O 023:007 İbrahim, ülke halkı olan Hititlerin önünde eğilerek, 
01O 023:008 ‹‹Eğer ölümü gömmemi istiyorsanız, benim için Sohar oğlu Efrona ricada bulunun›› dedi, 
01O 023:009 ‹‹Tarlasının dibindeki Makpela Mağarasını bana satsın. Fiyatı neyse huzurunuzda eksiksiz ödeyip orayı mezarlık yapacağım.›› 
01O 023:010 Hititli Efron halkının arasında oturuyordu. Kent kapısında toplanan herkesin duyacağı biçimde, 
01O 023:011 ‹‹Hayır, efendim!›› diye karşılık verdi, ‹‹Beni dinle, mağarayla birlikte tarlayı da sana veriyorum. Halkımın huzurunda onu sana veriyorum. Ölünü göm.›› 
01O 023:012 İbrahim ülke halkının önünde eğildi. 
01O 023:013 Herkesin duyacağı biçimde Efrona, ‹‹Lütfen beni dinle›› dedi, ‹‹Tarlanın parasını ödeyeyim. Parayı kabul et ki, ölümü oraya gömeyim.›› 
01O 023:014 -15 5630 Efron, ‹‹Efendim, beni dinle›› diye karşılık verdi, ‹‹Aramızda dört yüz şekel gümüşün sözü mü olur? Ölünü göm.›› 
01O 023:016 İbrahim Efronun önerisini kabul etti. Efronun Hititlerin önünde sözünü ettiği dört yüz şekel gümüşü tüccarların ağırlık ölçülerine göre tarttı. 
01O 023:017 -18 5650 Böylece Efronun Mamre yakınında Makpeladaki tarlası, çevresindeki bütün ağaçlarla ve içindeki mağarayla birlikte, kent kapısında toplanan Hititlerin huzurunda İbrahimin mülkü kabul edildi. 
01O 023:019 İbrahim karısı Sarayı Kenan ülkesinde Mamreye -Hevrona- yakın Makpela Tarlasındaki mağaraya gömdü. 
01O 023:020 Hititler tarlayı içindeki mağarayla birlikte İbrahim'in mezarlık yeri olarak onayladılar. 
01O 024:001 İbrahim kocamış, iyice yaşlanmıştı. RAB onu her yönden kutsamıştı. 
01O 024:002 İbrahim, evindeki en yaşlı ve her şeyden sorumlu uşağına, ‹‹Elini uyluğumun altına koy›› dedi, 
01O 024:003 ‹‹Yerin göğün Tanrısı RABbin adıyla ant içmeni istiyorum. Aralarında yaşadığım Kenanlılardan oğluma kız almayacaksın. 
01O 024:004 Oğlum İshaka kız almak için benim ülkeme, akrabalarımın yanına gideceksin.›› gösterirdi. 
01O 024:005 Uşak, ‹‹Ya kız benimle bu ülkeye gelmek istemezse?›› diye sordu, ‹‹O zaman oğlunu geldiğin ülkeye götüreyim mi?›› 
01O 024:006 İbrahim, ‹‹Sakın oğlumu oraya götürme!›› dedi, 
01O 024:007 ‹‹Beni baba ocağından, doğduğum ülkeden getiren, ‹Bu toprakları senin soyuna vereceğim› diyerek ant içen Göklerin Tanrısı RAB senin önünden meleğini gönderecek. Böylece oradan oğluma bir kız alabileceksin. 
01O 024:008 Eğer kız seninle gelmek istemezse, içtiğin ant seni bağlamaz. Yalnız, oğlumu oraya götürme.›› 
01O 024:009 Bunun üzerine uşak elini efendisi İbrahimin uyluğunun altına koyarak bu konuda ant içti. 
01O 024:010 Sonra efendisinden on deve alarak en iyi eşyalarla birlikte yola çıktı; Aram-Naharayime, Nahorun yaşadığı kente gitti. 
01O 024:011 Develerini kentin dışındaki kuyunun yanına çöktürdü. Akşamüzeriydi, kadınların su almak için dışarı çıkacakları zamandı. 
01O 024:012 Uşak, ‹‹Ya RAB, efendim İbrahimin Tanrısı, yalvarırım bugün beni başarılı kıl›› diye dua etti, ‹‹Efendim İbrahime iyilik et. 
01O 024:013 İşte, pınarın başında bekliyorum. Kentin kızları su almaya geliyorlar. 
01O 024:014 Birine, ‹Lütfen testini indir, biraz su içeyim› diyeceğim. O da, ‹Sen iç, ben de develerine içireyim› derse, bileceğim ki o kız kulun İshak için seçtiğin kızdır. Böylece efendime iyilik ettiğini anlayacağım.›› 
01O 024:015 O duasını bitirmeden, İbrahimin kardeşi Nahorla karısı Milkanın oğlu Betuelin kızı Rebeka, omuzunda su testisiyle dışarı çıktı. 
01O 024:016 Çok güzel bir genç kızdı. Ona erkek eli değmemişti. Pınara gitti, testisini doldurup geri döndü. 
01O 024:017 Uşak onu karşılamaya koştu, ‹‹Lütfen testinden biraz su ver, içeyim›› dedi. 
01O 024:018 Rebeka, ‹‹İç, efendim›› diyerek hemen testisini indirdi, içmesi için ona uzattı. 
01O 024:019 Ona su verdikten sonra, ‹‹Develerin için de su çekeyim›› dedi, ‹‹Kanıncaya kadar içsinler.›› 
01O 024:020 Çabucak suyu hayvanların teknesine boşalttı, yine su çekmek için kuyuya koştu. Adamın bütün develeri için su çekti. 
01O 024:021 Adam RABbin yolunu açıp açmadığını anlamak için sessizce genç kızı süzüyordu. 
01O 024:022 Develer su içtikten sonra, adam bir beka ağırlığında altın bir burun halkasıyla on şekel ağırlığında iki altın bilezik çıkardı. 
01O 024:023 ‹‹Lütfen söyle, kimin kızısın sen?›› diye sordu, ‹‹Babanın evinde geceyi geçirebileceğimiz bir yer var mı?›› 
01O 024:024 Kız, ‹‹Milkayla Nahorun oğlu Betuelin kızıyım›› diye karşılık verdi, 
01O 024:025 ‹‹Bizde saman ve yem bol, geceyi geçirebileceğiniz yer de var.›› 
01O 024:026 Adam eğilip RABbe tapındı. 
01O 024:027 ‹‹Efendim İbrahimin Tanrısı RABbe övgüler olsun›› dedi, ‹‹Sevgisini, sadakatini efendimden esirgemedi. Efendimin akrabalarının evine giden yolu bana gösterdi.›› 
01O 024:028 Kız annesinin evine koşup olanları anlattı. 
01O 024:029 Rebekanın Lavan adında bir kardeşi vardı. Lavan pınarın başındaki adama doğru koştu. 
01O 024:030 Kızkardeşinin burnundaki halkayı, kollarındaki bilezikleri görmüştü. Rebeka adamın kendisine söylediklerini de anlatınca, Lavan adamın yanına gitti. Adam pınarın başında, develerinin yanında duruyordu. 
01O 024:031 Lavan, ‹‹Eve buyur, ey RABbin kutsadığı adam›› dedi, ‹‹Niçin dışarıda bekliyorsun? Senin için oda, develerin için yer hazırladım.›› 
01O 024:032 Böylece adam eve girdi. Lavan develerin kolanlarını çözdü, onlara saman ve yem verdi. Adamla yanındakilere ayaklarını yıkamaları için su getirdi. 
01O 024:033 Önüne yemek konulunca, adam, ‹‹Niçin geldiğimi anlatmadan yemek yemeyeceğim›› dedi. Lavan, ‹‹Öyleyse anlat›› diye karşılık verdi. 
01O 024:034 Adam, ‹‹Ben İbrahimin uşağıyım›› dedi, 
01O 024:035 ‹‹RAB efendimi alabildiğine kutsadı. Onu zengin etti. Ona davar, sığır, altın, gümüş, erkek ve kadın köleler, develer, eşekler verdi. 
01O 024:036 Karısı Sara ileri yaşta efendime bir oğul doğurdu. Efendim sahip olduğu her şeyi oğluna verdi. 
01O 024:037 -38 6040 ‹Ülkelerinde yaşadığım Kenanlılardan oğluma kız almayacaksın. Oğluma kız almak için babamın ailesine, akrabalarımın yanına gideceksin› diyerek bana ant içirdi. 
01O 024:039 ‹‹Efendime, ‹Ya kız benimle gelmezse?› diye sordum. 
01O 024:040 ‹‹Efendim, ‹Yolunda yürüdüğüm RAB meleğini seninle gönderecek, yolunu açacak› dedi, ‹Akrabalarımdan, babamın ailesinden oğluma bir kız getireceksin. 
01O 024:041 İçtiğin anttan ancak akrabalarımın yanına vardığında sana kızı vermezlerse, evet, ancak o zaman özgür olabilirsin.› 
01O 024:042 ‹‹Bugün pınarın başına geldiğimde şöyle dua ettim: ‹Ya RAB, efendim İbrahimin Tanrısı, yalvarırım yolumu aç. 
01O 024:043 İşte pınarın başında bekliyorum. Su almaya gelen kızlardan birine, lütfen testinden bana biraz su ver, içeyim, diyeceğim. 
01O 024:044 O da, sen iç, develerin için de su çekeyim derse, anlayacağım ki efendimin oğlu için RABbin seçtiği kız odur.› 
01O 024:045 ‹‹Ben içimden dua ederken, Rebeka omuzunda su testisiyle dışarı çıktı. Pınar başına gidip su aldı. Ona, ‹Lütfen, biraz su ver, içeyim› dedim. 
01O 024:046 ‹‹Rebeka hemen testisini omuzundan indirdi, ‹İç efendim› dedi, ‹Ben de develerine içireyim.› Ben içtim. Develere de su verdi. 
01O 024:047 ‹‹Ona, ‹Kimin kızısın sen?› diye sordum. ‹‹ ‹Milkayla Nahorun oğlu Betuelin kızıyım› dedi. ‹‹Bunun üzerine burnuna halka, kollarına bilezik taktım. 
01O 024:048 Eğilip RABbe tapındım. Efendimin oğluna kardeşinin torununu almak için bana doğru yolu gösteren efendim İbrahimin Tanrısı RABbe övgüler sundum. 
01O 024:049 Şimdi efendime sevgi ve sadakat mı göstereceksiniz, yoksa olmaz mı diyeceksiniz, bana bildirin. Öyle ki, ben de ne yapacağıma karar vereyim.›› 
01O 024:050 Lavanla Betuel, ‹‹Bu RABbin işi›› diye karşılık verdiler, ‹‹Biz sana ne iyi, ne kötü diyebiliriz. 
01O 024:051 İşte Rebeka burada. Al götür. RABbin buyurduğu gibi efendinin oğluna karı olsun.›› 
01O 024:052 İbrahimin uşağı bu sözleri duyunca, yere kapanarak RABbe tapındı. 
01O 024:053 Rebekaya altın, gümüş takımlar, giysiler, kardeşiyle annesine de değerli eşyalar çıkarıp verdi. 
01O 024:054 Sonra yanındakilerle birlikte yedi, içti. Geceyi orada geçirdiler. Sabah kalkınca İbrahimin uşağı, ‹‹Beni yolcu edin, efendime döneyim›› dedi. 
01O 024:055 Rebekanın kardeşiyle annesi, ‹‹Bırak kız on gün kadar bizimle kalsın, sonra gidersin›› diye karşılık verdiler. 
01O 024:056 Adam, ‹‹Madem RAB yolumu açtı, beni geciktirmeyin›› dedi, ‹‹İzin verin, efendime döneyim.›› 
01O 024:057 ‹‹Kızı çağırıp ona soralım›› dediler. 
01O 024:058 Rebekayı çağırıp, ‹‹Bu adamla gitmek istiyor musun?›› diye sordular. Rebeka, ‹‹İstiyorum›› dedi. 
01O 024:059 Böylece Rebekayla dadısını, İbrahimin uşağıyla adamlarını uğurlamaya çıktılar. 
01O 024:060 Rebekayı şöyle kutsadılar:  ‹‹Ey kızkardeşimiz,<br />Binlerce, on binlerce kişiye analık et,<br />Soyun düşmanlarının kentlerini mülk edinsin.›› 
01O 024:061 Rebekayla genç hizmetçileri hazırlanıp develere binerek İbrahimin uşağını izlediler. Uşak Rebekayı alıp oradan ayrıldı. 
01O 024:062 İshak Beer-Lahay-Roiden gelmişti. Çünkü Negev bölgesinde yaşıyordu. 
01O 024:063 Akşamüzeri düşünmek için tarlaya gitti. Başını kaldırdığında develerin yaklaştığını gördü. 
01O 024:064 Rebeka İshakı görünce deveden indi, 
01O 024:065 İbrahimin uşağına, ‹‹Tarladan bizi karşılamaya gelen şu adam kim?›› diye sordu. Uşak, ‹‹Efendim›› diye karşılık verdi. Rebeka peçesini alıp yüzünü örttü. 
01O 024:066 Uşak bütün yaptıklarını İshaka anlattı. 
01O 024:067 İshak Rebeka'yı annesi Sara'nın yaşamış olduğu çadıra götürüp onunla evlendi. Böylece Rebeka İshak'ın karısı oldu. İshak onu sevdi. Annesinin ölümünden sonra onunla avunç buldu. 
01O 025:001 İbrahim bir kadınla daha evlendi. Kadının adı Keturaydı. 
01O 025:002 Ondan Zimran, Yokşan, Medan, Midyan, Yişbak, Şuah adlı çocukları oldu. 
01O 025:003 Yokşandan da Şeva, Dedan oldu. Dedan soyundan Aşurlular, Letuşlular, Leumlular doğdu. 
01O 025:004 Midyanın Efa, Efer, Hanok, Avida, Eldaa adlı oğulları oldu. Bunların hepsi Keturanın soyundandı. 
01O 025:005 İbrahim sahip olduğu her şeyi İshaka bıraktı. 
01O 025:006 Cariyelerinin oğullarına da armağanlar verdi. Kendisi sağken bu çocukları oğlu İshaktan uzaklaştırıp doğuya gönderdi. 
01O 025:007 İbrahim yüz yetmiş beş yıl yaşadı. Ömrü bu kadardı. 
01O 025:008 Kocamış, yaşama doymuş, iyice yaşlanmış olarak son soluğunu verdi. Ölüp atalarına kavuştu. 
01O 025:009 Oğulları İshakla İsmail onu Hititli Sohar oğlu Efronun tarlasında Mamreye yakın Makpela Mağarasına gömdüler. 
01O 025:010 İbrahim o tarlayı Hititlerden satın almıştı. Böylece İbrahimle karısı Sara oraya gömüldüler. 
01O 025:011 Tanrı İbrahimin ölümünden sonra oğlu İshakı kutsadı. İshak Beer-Lahay-Roide yaşıyordu. 
01O 025:012 Saranın cariyesi Mısırlı Hacerin İbrahime doğurduğu İsmailin öyküsü: 
01O 025:013 Doğum sırasına göre İsmailin oğullarının adları şunlardır: İlk oğlu Nevayot. Sonra Kedar, Adbeel, Mivsam, 
01O 025:014 Mişma, Duma, Massa, 
01O 025:015 Hadat, Tema, Yetur, Nafiş, Kedema gelir. 
01O 025:016 İsmailin oğulları olan bu on iki bey oymakların atalarıydı. Köylerine, obalarına da bu adları verdiler. 
01O 025:017 İsmail yüz otuz yedi yıl yaşadıktan sonra son soluğunu verdi. Ölüp halkına kavuştu. 
01O 025:018 İsmailoğulları Aşura doğru giderken Mısır sınırı yakınında, Havila ile Şur arasındaki bölgeye yerleştiler. Kardeşlerinin yaşadığı yerin doğusuna yerleşmişlerdi. 
01O 025:019 İbrahimin oğlu İshakın öyküsü: 
01O 025:020 İshak Aramlı Lavanın kızkardeşi, Paddan-Aramlı Betuelin kızı Rebekayla evlendiğinde kırk yaşındaydı. 
01O 025:021 İshak karısı için RABbe yakardı, çünkü karısı kısırdı. RAB İshakın yakarışını yanıtladı, Rebeka hamile kaldı. 
01O 025:022 Çocuklar karnında itişiyordu. Rebeka, ‹‹Nedir bu başıma gelen?›› diyerek RABbe danışmaya gitti. 
01O 025:023 RAB onu şöyle yanıtladı:  ‹‹Rahminde iki ulus var,<br />Senden iki ayrı halk doğacak,<br />Biri öbüründen güçlü olacak,<br />Büyüğü küçüğüne hizmet edecek.›› 
01O 025:024 Doğum vakti gelince, Rebekanın ikiz oğulları oldu. 
01O 025:025 İlk doğan oğlu kıpkırmızı ve tüylüydü; kırmızı bir cüppeyi andırıyordu. Adını Esav koydular. 
01O 025:026 Sonra kardeşi doğdu. Eliyle Esavın topuğunu tutuyordu. Bu yüzden İshak ona Yakupfö adını verdi. Rebeka doğum yaptığında İshak altmış yaşındaydı. 
01O 025:027 Çocuklar büyüdü. Esav kırları seven usta bir avcı oldu. Yakupsa hep çadırda oturan sakin bir adamdı. 
01O 025:028 İshak Esavı daha çok severdi, çünkü onun getirdiği av etlerini yerdi. Rebeka ise Yakupu severdi. 
01O 025:029 Bir gün Yakup çorba pişirirken Esav avdan geldi. Aç ve bitkindi. 
01O 025:030 Yakupa, ‹‹Lütfen şu kızıl çorbadan biraz ver de içeyim. Aç ve bitkinim›› dedi. Bu nedenle ona Edom adı da verildi. 
01O 025:031 Yakup, ‹‹Önce sen ilk oğulluk hakkını bana ver›› diye karşılık verdi. 
01O 025:032 Esav, ‹‹Baksana, açlıktan ölmek üzereyim›› dedi, ‹‹İlk oğulluk hakkının bana ne yararı var?›› 
01O 025:033 Yakup, ‹‹Önce ant iç›› dedi. Esav ant içerek ilk oğulluk hakkını Yakupa sattı. 
01O 025:034 Yakup Esav'a ekmekle mercimek çorbası verdi. Esav yiyip içtikten sonra kalkıp gitti. Böylece Esav ilk oğulluk hakkını küçümsemiş oldu. 
01O 026:001 İbrahimin yaşadığı dönemdeki kıtlıktan başka ülkede bir kıtlık daha oldu. İshak Gerara, Filist Kralı Avimelekin yanına gitti. 
01O 026:002 RAB İshaka görünerek, ‹‹Mısıra gitme›› dedi, ‹‹Sana söyleyeceğim ülkeye yerleş. 
01O 026:003 Orada bir süre kal. Ben seninle olacak, seni kutsayacağım: Bütün bu toprakları sana ve soyuna vereceğim. Baban İbrahime ant içerek verdiğim sözü yerine getireceğim. 
01O 026:004 Soyunu gökteki yıldızlar kadar çoğaltacağım. Bu ülkelerin tümünü onlara vereceğim. Yeryüzündeki bütün uluslar senin soyun aracılığıyla kutsanacak. 
01O 026:005 Çünkü İbrahim sözümü dinledi. Uyarılarıma, buyruklarıma, kurallarıma, yasalarıma bağlı kaldı.›› 
01O 026:006 Böylece İshak Gerarda kaldı. 
01O 026:007 Yöre halkı karısıyla ilgili soru sorunca, ‹‹Kızkardeşimdir›› diyordu. Çünkü ‹‹Karımdır›› demekten korkuyordu. Rebeka yüzünden yöre halkı beni öldürebilir diye düşünüyordu. Çünkü Rebeka güzeldi. 
01O 026:008 İshak orada uzun zaman kaldı. Bir gün Filist Kralı Avimelek, pencereden dışarı bakarken, İshakın karısı Rebekayı okşadığını gördü. 
01O 026:009 İshakı çağırtarak, ‹‹Bu kadın gerçekte senin karın!›› dedi, ‹‹Neden kızkardeşin olduğunu söyledin?›› İshak, ‹‹Çünkü onun yüzünden canımdan olurum diye düşündüm›› dedi. 
01O 026:010 Avimelek, ‹‹Nedir bize bu yaptığın?›› dedi, ‹‹Az kaldı halkımdan biri karınla yatacaktı. Bize suç işletecektin.›› 
01O 026:011 Sonra bütün halka, ‹‹Kim bu adama ya da karısına dokunursa, kesinlikle öldürülecek›› diye buyruk verdi. 
01O 026:012 İshak o ülkede ekin ekti ve o yıl ektiğinin yüz katını biçti. RAB onu kutsamıştı. 
01O 026:013 İshak bolluğa kavuştu. Varlığı gittikçe büyüyordu. Çok zengin oldu. 
01O 026:014 Sürülerle davar, sığır ve birçok uşak sahibi oldu. Filistliler onu kıskanmaya başladılar. 
01O 026:015 Babası İbrahim yaşarken kölelerinin kazmış olduğu bütün kuyuları toprakla doldurup kapadılar. 
01O 026:016 Avimelek İshaka, ‹‹Ülkemizden git›› dedi, ‹‹Çünkü gücün bizim gücümüzü aştı.›› 
01O 026:017 İshak oradan ayrıldı. Gerar Vadisinde çadır kurup oraya yerleşti. 
01O 026:018 Babası İbrahim yaşarken kazılmış olan kuyuları yeniden açtırdı. Çünkü Filistliler İbrahimin ölümünden sonra o kuyuları kapamışlardı. Kuyulara aynı adları, babasının vermiş olduğu adları verdi. 
01O 026:019 İshakın köleleri vadide kuyu kazarken bir kaynak buldular. 
01O 026:020 Gerarın çobanları, ‹‹Su bizim›› diyerek İshakın çobanlarıyla kavgaya tutuştular. İshak kendisiyle çekiştikleri için kuyuya Esek adını verdi. 
01O 026:021 İshakın köleleri başka bir kuyu kazdılar. Bu kuyu yüzünden de kavga çıkınca İshak kuyuya Sitna adını verdi. 
01O 026:022 Oradan ayrılıp başka bir yerde kuyu kazdırdı. Bu kuyu yüzünden kavga çıkmadı. Bu nedenle İshak ona Rehovotfş adını verdi. ‹‹RAB en sonunda bize rahatlık verdi›› dedi, ‹‹Bu ülkede verimli olacağız.›› 
01O 026:023 İshak oradan Beer-Şevaya gitti. 
01O 026:024 O gece RAB kendisine görünerek, ‹‹Ben baban İbrahimin Tanrısıyım, korkma›› dedi, ‹‹Seninle birlikteyim. Seni kutsayacak, kulum İbrahimin hatırı için soyunu çoğaltacağım.›› 
01O 026:025 İshak orada bir sunak yaparak RABbi adıyla çağırdı. Çadırını oraya kurdu. Köleleri de orada bir kuyu kazdı. 
01O 026:026 Avimelek, danışmanı Ahuzzat ve ordusunun komutanı Fikol ile birlikte, Gerardan İshakın yanına gitti. 
01O 026:027 İshak onlara, ‹‹Niçin yanıma geldiniz?›› dedi, ‹‹Benden nefret ediyorsunuz. Üstelik beni ülkenizden kovdunuz.›› 
01O 026:028 -29 6950 ‹‹Açıkça gördük ki, RAB seninle›› diye yanıtladılar, ‹‹Onun için, aramızda ant olsun: Biz nasıl sana dokunmadıksa, hep iyi davranarak seni esenlik içinde gönderdikse, sen de bize kötülük etme. Bu konuda seninle anlaşalım. Sen şimdi RABbin kutsadığı bir adamsın.›› 
01O 026:030 İshak onlara bir şölen verdi, yiyip içtiler. 
01O 026:031 Sabah erkenden kalkıp karşılıklı ant içtiler. Sonra İshak onları yolcu etti. Esenlik içinde oradan ayrıldılar. 
01O 026:032 Aynı gün İshakın köleleri gelip kazdıkları kuyu hakkında kendisine bilgi verdiler, ‹‹Su bulduk›› dediler. 
01O 026:033 İshak kuyuya Şiva adını verdi. Bu yüzden kent bugüne kadar Beer-Şeva diye anılır. 
01O 026:034 Esav kırk yaşında Hititli Beerinin kızı Yudit ve Hititli Elonun kızı Basematla evlendi. 
01O 026:035 Bu kadınlar İshak'la Rebeka'nın başına dert oldular. 
01O 027:001 İshak yaşlanmış, gözleri görmez olmuştu. Büyük oğlu Esavı çağırıp, ‹‹Oğlum!›› dedi. Esav, ‹‹Efendim!›› diye yanıtladı. 
01O 027:002 İshak, ‹‹Artık yaşlandım›› dedi, ‹‹Ne zaman öleceğimi bilmiyorum. 
01O 027:003 Silahlarını -ok kılıfını, yayını- al, kırlara çıkıp benim için bir hayvan avla. 
01O 027:004 Sevdiğim lezzetli bir yemek yap, bana getir yiyeyim. Ölmeden önce seni kutsayayım.›› 
01O 027:005 İshak, oğlu Esavla konuşurken Rebeka onları dinliyordu. Esav avlanmak için kıra çıkınca, 
01O 027:006 Rebeka oğlu Yakupa şöyle dedi: ‹‹Dinle, babanın ağabeyin Esava söylediklerini duydum. 
01O 027:007 Baban ona, ‹Bana bir hayvan avla getir› dedi, ‹Lezzetli bir yemek yap, yiyeyim. Ölmeden önce seni RABbin huzurunda kutsayayım.› 
01O 027:008 Bak oğlum, sana söyleyeceklerimi iyi dinle: 
01O 027:009 Git süründen bana iki seçme oğlak getir. Onlarla babanın sevdiği lezzetli bir yemek yapayım. 
01O 027:010 Yemesi için onu babana sen götüreceksin. Öyle ki, ölmeden önce seni kutsasın.›› 
01O 027:011 Yakup, ‹‹Ama kardeşim Esavın bedeni kıllı, benimkiyse kılsız›› diye yanıtladı, 
01O 027:012 ‹‹Ya babam bana dokunursa? O zaman kendisini aldattığımı anlar. Kutsama yerine üzerime lanet getirmiş olurum.›› 
01O 027:013 Annesi, ‹‹Sana gelecek lanet bana gelsin, oğlum›› dedi, ‹‹Sen beni dinle, git oğlakları getir.›› 
01O 027:014 Yakup gidip oğlakları annesine getirdi. Annesi babasının sevdiği lezzetli bir yemek yaptı. 
01O 027:015 Büyük oğlu Esavın en güzel giysileri o anda evdeydi. Rebeka onları küçük oğlu Yakupa giydirdi. 
01O 027:016 Ellerinin üstünü, ensesinin kılsız yerini oğlak derisiyle kapladı. 
01O 027:017 Yaptığı güzel yemekle ekmeği Yakupun eline verdi. 
01O 027:018 Yakup babasının yanına varıp, ‹‹Baba!›› diye seslendi. Babası, ‹‹Evet, kimsin sen?›› dedi. 
01O 027:019 Yakup, ‹‹Ben ilk oğlun Esavım›› diye karşılık verdi, ‹‹Söylediğini yaptım. Lütfen kalk, otur da getirdiğim av etini ye. Öyle ki, beni kutsayabilesin.›› 
01O 027:020 İshak, ‹‹Nasıl böyle çabucak buldun, oğlum?›› dedi. Yakup, ‹‹Tanrın RAB bana yardım etti›› diye yanıtladı. 
01O 027:021 İshak, ‹‹Yaklaş, oğlum›› dedi, ‹‹Sana dokunayım, gerçekten oğlum Esav mısın, değil misin anlayayım.›› 
01O 027:022 Yakup babasına yaklaştı. Babası ona dokunarak, ‹‹Ses Yakupun sesi, ama eller Esavın elleri›› dedi. 
01O 027:023 Onu tanıyamadı. Çünkü Yakupun elleri ağabeyi Esavın elleri gibi kıllıydı. İshak onu kutsamak üzereyken, 
01O 027:024 bir daha sordu: ‹‹Sen gerçekten oğlum Esav mısın?›› Yakup, ‹‹Evet!›› diye yanıtladı. 
01O 027:025 İshak, ‹‹Oğlum, av etini getir yiyeyim de seni kutsayayım›› dedi. Yakup önce yemeği, sonra şarabı getirdi. İshak yedi, içti. 
01O 027:026 ‹‹Yaklaş da beni öp, oğlum›› dedi. 
01O 027:027 Yakup yaklaşıp babasını öptü. Babası onun giysilerini kokladı ve kendisini kutsayarak şöyle dedi:  ‹‹İşte oğlumun kokusu<br />Sanki RABbin kutsadığı kırların kokusu. 
01O 027:028 Tanrı sana göklerin çiyinden<br />Ve yerin verimli topraklarından<br />Bol buğday ve yeni şarap versin. 
01O 027:029 Halklar sana kulluk etsin,<br />Uluslar boyun eğsin.<br />Kardeşlerine egemen ol,<br />Kardeşlerin sana boyun eğsin.<br />Sana lanet edenlere lanet olsun,<br />Seni kutsayanlar kutsansın.›› 
01O 027:030 İshak Yakupu kutsadıktan ve Yakup babasının yanından ayrıldıktan hemen sonra kardeşi Esav avdan döndü. 
01O 027:031 Esav da lezzetli bir yemek yaparak babasına götürdü. Ona, ‹‹Baba, kalk, getirdiğim av etini ye›› dedi, ‹‹Öyle ki, beni kutsayabilesin.›› 
01O 027:032 Babası, ‹‹Sen kimsin?›› diye sordu. Esav, ‹‹Ben ilk oğlun Esavım›› diye karşılık verdi. 
01O 027:033 İshakı bir titreme sardı. Tir tir titreyerek, ‹‹Öyleyse daha önce avlanıp bana yemek getiren kimdi?›› diye sordu, ‹‹Sen gelmeden önce yemeğimi yiyip onu kutsadım. Artık o kutsanmış oldu.›› 
01O 027:034 Esav babasının anlattıklarını duyunca, acı acı haykırdı. ‹‹Beni de kutsa, baba, beni de!›› dedi. 
01O 027:035 İshak, ‹‹Kardeşin gelip beni kandırdı›› diye karşılık verdi, ‹‹Senin yerine o kutsandı.›› 
01O 027:036 Esav, ‹‹Ona boşuna mı Yakup diyorlar?›› dedi, ‹‹İki kezdir beni aldatıyor. Önce ilk oğulluk hakkımı aldı. Şimdi de benim yerime o kutsandı.›› Sonra, ‹‹Kutsamak için bana bir hak ayırmadın mı?›› diye sordu. 
01O 027:037 İshak, ‹‹Onu sana egemen kıldım›› diye yanıtladı, ‹‹Bütün kardeşlerini onun hizmetine verdim. Onu buğday ve yeni şarapla besledim. Senin için ne yapabilirim ki, oğlum?›› 
01O 027:038 Esav, ‹‹Sen yalnız bir kişiyi mi kutsayabilirsin baba?›› dedi, ‹‹Beni de kutsa, baba, beni de!›› Sonra hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. 
01O 027:039 Babası şöyle yanıtladı:  ‹‹Göklerin çiyinden,<br />Zengin topraklardan<br />Uzak yaşayacaksın. 
01O 027:040 Kılıcınla yaşayacak,<br />Kardeşine hizmet edeceksin.<br />Ama özgür olmak isteyince,<br />Onun boyunduruğunu kırıp atacaksın.›› 
01O 027:041 Babası Yakupu kutsadığı için Esav kardeşi Yakupa kin bağladı. ‹‹Nasıl olsa babamın ölümü yaklaştı›› diye düşünüyordu, ‹‹O zaman kardeşim Yakupu öldürürüm.›› 
01O 027:042 Büyük oğlu Esavın ne düşündüğü Rebekaya bildirilince Rebeka küçük oğlu Yakupu çağırttı. ‹‹Bak, ağabeyin Esav seni öldürmeyi düşünerek kendini avutuyor›› dedi, 
01O 027:043 ‹‹Beni dinle, oğlum. Hemen Harrana, kardeşim Lavanın yanına kaç. 
01O 027:044 -45 7450 Ağabeyinin öfkesi dinip sana kızgınlığı geçinceye, ona yaptığını unutuncaya kadar orada kal. Birini gönderir, seni getirtirim. Niçin bir günde ikinizden de yoksun kalayım?›› 
01O 027:046 Sonra İshak'a, ‹‹Bu Hititli kadınlar yüzünden canımdan bezdim›› dedi, ‹‹Eğer Yakup da bu ülkenin kızlarıyla, Hitit kızlarıyla evlenirse, nasıl yaşarım?›› 
01O 028:001 İshak Yakupu çağırdı, onu kutsayarak, ‹‹Kenanlı kızlarla evlenme›› diye buyurdu, 
01O 028:002 ‹‹Hemen Paddan-Arama, annenin babası Betuelin evine git. Orada dayın Lavanın kızlarından biriyle evlen. 
01O 028:003 Her Şeye Gücü Yeten Tanrı seni kutsasın, verimli kılsın, soyunu çoğaltsın; soyundan halklar türesin. 
01O 028:004 İbrahimi kutsadığı gibi seni ve soyunu da kutsasın. Öyle ki, Tanrının İbrahime verdiği topraklara -üzerinde yabancı olarak yaşadığın bu topraklara- sahip olasın.›› 
01O 028:005 İshak Yakupu böyle uğurladı. Yakup Paddan-Arama, kendisinin ve Esavın annesi Rebekanın kardeşi Aramlı Betuel oğlu Lavanın yanına gitmek üzere yola çıktı. 
01O 028:006 -7 7520 Esav İshakın Yakupu kutsadığını, evlenmek üzere Paddan-Arama gönderdiğini öğrendi. Ayrıca Yakupu kutsarken, babasının, ‹‹Kenanlı kızlarla evlenme›› diye buyurduğunu, Yakupun da annesiyle babasını dinleyip Paddan-Arama gittiğini öğrendi. 
01O 028:008 Böylece babasının Kenanlı kızlardan hoşlanmadığını anladı. 
01O 028:009 İsmailin yanına gitti. İbrahim oğlu İsmailin kızı, Nevayotun kızkardeşi Mahalatla evlenerek onu karılarının üzerine getirdi. 
01O 028:010 Yakup Beer-Şevadan ayrılarak Harrana doğru yola çıktı. 
01O 028:011 Bir yere varıp orada geceledi, çünkü güneş batmıştı. Oradaki taşlardan birini alıp başının altına koyarak yattı. 
01O 028:012 Düşte yeryüzüne bir merdiven dikildiğini, başının göklere eriştiğini gördü. Tanrının melekleri merdivenden çıkıp iniyorlardı. 
01O 028:013 RAB yanıbaşında durup, ‹‹Atan İbrahimin, İshakın Tanrısı RAB benim›› dedi, ‹‹Üzerinde yattığın toprakları sana ve soyuna vereceğim. 
01O 028:014 Yeryüzünün tozu kadar sayısız bir soya sahip olacaksın. Doğuya, batıya, kuzeye, güneye doğru yayılacaksınız. Yeryüzündeki bütün halklar sen ve soyun aracılığıyla kutsanacak. 
01O 028:015 Seninle birlikteyim. Gideceğin her yerde seni koruyacak ve bu topraklara geri getireceğim. Verdiğim sözü yerine getirinceye kadar senden ayrılmayacağım.›› 
01O 028:016 Yakup uyanınca, ‹‹RAB burada, ama ben farkına varamadım›› diye düşündü. 
01O 028:017 Korktu ve, ‹‹Ne korkunç bir yer!›› dedi, ‹‹Bu, Tanrının evinden başka bir yer olamaz. Burası göklerin kapısı.›› 
01O 028:018 Ertesi sabah erkenden kalkıp başının altına koyduğu taşı anıt olarak dikti, üzerine zeytinyağı döktü. 
01O 028:019 Oraya Beytelfü adını verdi. Kentin önceki adı Luzdu. 
01O 028:020 Sonra bir adak adayarak şöyle dedi: ‹‹Tanrı benimle olur, gittiğim yolda beni korur, bana yiyecek, giyecek sağlarsa, 
01O 028:021 babamın evine esenlik içinde dönersem, RAB benim Tanrım olacak. 
01O 028:022 Anıt olarak diktiğim bu taş Tanrı'nın evi olacak. Bana vereceğin her şeyin ondalığını sana vereceğim.›› 
01O 029:001 Yakup yoluna devam ederek doğu halklarının ülkesine vardı. 
01O 029:002 Kırda bir kuyu gördü. Kuyunun yanıbaşında üç davar sürüsü yatıyordu. Sürülere o kuyudan su verilirdi. Kuyunun ağzında büyük bir taş vardı. 
01O 029:003 Bütün sürüler oraya toplanınca, çobanlar kuyunun ağzındaki taşı yuvarlar, davarlarını suvardıktan sonra taşı yine yerine, kuyunun ağzına koyarlardı. 
01O 029:004 Yakup çobanlara, ‹‹Kardeşler, nerelisiniz?›› diye sordu. Çobanlar, ‹‹Harranlıyız›› diye yanıtladılar. 
01O 029:005 Yakup, ‹‹Nahorun torunu Lavanı tanıyor musunuz?›› diye sordu. ‹‹Tanıyoruz›› dediler. 
01O 029:006 Yakup, ‹‹İyi midir?›› diye sordu. ‹‹İyidir. İşte kızı Rahel davarlarla birlikte geliyor.›› 
01O 029:007 Yakup, ‹‹Akşama daha çok var›› dedi, ‹‹Sürülerin toplanma vakti değil. Davarlarınızı suvarın, götürüp otlatın.›› 
01O 029:008 Çobanlar, ‹‹Bütün sürüler toplanmadan, kuyunun ağzındaki taşı yuvarlamadan olmaz›› dediler, ‹‹Ancak o zaman davarları suvarabiliriz.›› 
01O 029:009 Yakup onlarla konuşurken Rahel babasının davarlarını getirdi. Rahel çobanlık yapıyordu. 
01O 029:010 Yakup dayısı Lavanın kızı Raheli ve davarları görünce, gidip kuyunun ağzındaki taşı yuvarladı, dayısının davarlarını suvardı. 
01O 029:011 Raheli öperek hıçkıra hıçkıra ağladı. 
01O 029:012 Rahele baba tarafından akraba olduklarını, Rebekanın oğlu olduğunu anlattı. Rahel koşup babasına haber verdi. 
01O 029:013 Lavan, yeğeni Yakupun geldiğini duyunca, onu karşılamaya koştu. Ona sarılıp öptü, evine getirdi. Yakup bütün olanları Lavana anlattı. 
01O 029:014 Lavan, ‹‹Sen benim etim, kemiğimsin›› dedi. Yakup Lavanın yanında bir ay kaldıktan sonra, 
01O 029:015 Lavan, ‹‹Akrabamsın diye benim için bedava mı çalışacaksın?›› dedi, ‹‹Söyle, ne kadar ücret istiyorsun?›› 
01O 029:016 Lavanın iki kızı vardı. Büyüğünün adı Lea, küçüğünün adı Raheldi. 
01O 029:017 Leanın gözleri alımlıydı, Rahel ise boyu bosu yerinde, güzel bir kızdı. 
01O 029:018 Yakup Rahele aşıktı. Lavana, ‹‹Küçük kızın Rahel için sana yedi yıl hizmet ederim›› dedi. 
01O 029:019 Lavan, ‹‹Onu sana vermek başkasına vermekten daha iyidir›› dedi, ‹‹Yanımda kal.›› 
01O 029:020 Yakup Rahel için yedi yıl çalıştı. Raheli sevdiği için, yedi yıl ona birkaç gün gibi geldi. 
01O 029:021 Lavana, ‹‹Zaman doldu, kızını ver, evleneyim›› dedi. 
01O 029:022 Lavan bütün yöre halkını toplayıp bir şölen verdi. 
01O 029:023 Gece kızı Leayı Yakupa götürdü. Yakup onunla yattı. 
01O 029:024 Lavan cariyesi Zilpayı kızı Leanın hizmetine verdi. 
01O 029:025 Sabah olunca Yakup bir de baktı ki, yanındaki Lea! Lavana, ‹‹Nedir bana bu yaptığın?›› dedi, ‹‹Ben Rahel için yanında çalışmadım mı? Niçin beni aldattın?›› 
01O 029:026 Lavan, ‹‹Bizim buralarda adettir. Büyük kız dururken küçük kız evlendirilmez›› dedi, 
01O 029:027 ‹‹Bu bir haftayı tamamla, Raheli de sana veririz. Yalnız ona karşılık yedi yıl daha yanımda çalışacaksın.›› 
01O 029:028 Yakup kabul etti. Leayla bir hafta geçirdi. Sonra Lavan kızı Raheli de ona verdi. 
01O 029:029 Cariyesi Bilhayı Rahelin hizmetine verdi. 
01O 029:030 Yakup Rahelle de yattı. Onu Leadan çok sevdi. Lavana yedi yıl daha hizmet etti. 
01O 029:031 RAB Leanın sevilmediğini görünce, çocuk sahibi olmasını sağladı. Oysa Rahel kısırdı. 
01O 029:032 Lea hamile kalıp bir erkek çocuk doğurdu. Adını Ruben koydu. ‹‹Çünkü RAB mutsuzluğumu gördü›› dedi, ‹‹Kuşkusuz artık kocam beni sever.›› 
01O 029:033 Yine hamile kaldı ve bir erkek çocuk daha doğurdu. ‹‹RAB sevilmediğimi duyduğu için bana bu çocuğu verdi›› diyerek adını Şimon koydu. 
01O 029:034 Üçüncü kez hamile kalıp bir daha erkek çocuk doğurdu. ‹‹Artık kocam bana bağlanacak›› dedi, ‹‹Çünkü ona üç erkek çocuk doğurdum.›› Onun için çocuğa Levi adı verildi. 
01O 029:035 Dördüncü kez hamile kaldı ve bir erkek çocuk daha doğurdu. ‹‹Bu kez RAB'be övgüler sunacağım›› dedi. Onun için çocuğa Yahuda adını verdi. Bir süre doğum yapmadı. 
01O 030:001 Rahel Yakupa çocuk doğuramayınca, ablasını kıskanmaya başladı. Yakupa, ‹‹Bana çocuk ver, yoksa öleceğim›› dedi. 
01O 030:002 Yakup Rahele öfkelendi. ‹‹Çocuk sahibi olmanı Tanrı engelliyor. Ben Tanrı değilim ki!›› diye karşılık verdi. 
01O 030:003 Rahel, ‹‹İşte cariyem Bilha›› dedi, ‹‹Onunla yat, benim için çocuk doğursun, ben de aile kurayım.›› 
01O 030:004 Rahel cariyesi Bilhayı eş olarak kocasına verdi. Yakup onunla yattı. 
01O 030:005 Bilha hamile kalıp Yakupa bir erkek çocuk doğurdu. 
01O 030:006 Rahel, ‹‹Tanrı beni haklı çıkardı›› dedi, ‹‹Yakarışımı duyup bana bir oğul verdi.›› Bu yüzden çocuğa Dan adını verdi. 
01O 030:007 Rahelin cariyesi Bilha yine hamile kaldı ve Yakupa ikinci bir oğul doğurdu. 
01O 030:008 Rahel, ‹‹Ablama karşı büyük savaşım verdim ve onu yendim›› diyerek çocuğa Naftalifç adını verdi. 
01O 030:009 Lea artık doğum yapamadığını görünce, cariyesi Zilpayı Yakupa eş olarak verdi. 
01O 030:010 Zilpa Yakupa bir erkek çocuk doğurdu. 
01O 030:011 Lea, ‹‹Uğurum!›› diyerek çocuğa Gad adını verdi. 
01O 030:012 Leanın cariyesi Zilpa Yakupa ikinci bir oğul doğurdu. 
01O 030:013 Lea, ‹‹Mutluyum!›› dedi, ‹‹Kadınlar bana ‹Mutlu› diyecek.›› Ve çocuğa Aşer adını verdi. 
01O 030:014 Ruben hasat mevsimi tarlaya gitti. Orada adamotu bulup annesi Leaya getirdi. Rahel Leaya, ‹‹Lütfen oğlunun getirdiği adamotundan bana da ver›› dedi. biçiminde köke sahip, yenildiğinde cinsel gücü artırdığına inanılan bir bitki. 
01O 030:015 Lea, ‹‹Kocamı aldığın yetmez mi? Bir de oğlumun adamotunu mu istiyorsun?›› diye karşılık verdi. Rahel, ‹‹Öyle olsun›› dedi, ‹‹Oğlunun adamotuna karşılık kocam bu gece seninle yatsın.›› 
01O 030:016 Akşamleyin Yakup tarladan dönerken Lea onu karşılamaya gitti. Yakupa, ‹‹Benimle yatacaksın›› dedi, ‹‹Oğlumun adamotuna karşılık bu gece benimsin.›› Yakup o gece onunla yattı. 
01O 030:017 Tanrı Leanın duasını işitti. Lea hamile kalıp Yakupa beşinci oğlunu doğurdu. 
01O 030:018 ‹‹Cariyemi kocama verdiğim için Tanrı beni ödüllendirdi›› diyerek çocuğa İssakar adını verdi. 
01O 030:019 Lea yine hamile kaldı ve Yakupa altıncı oğlunu doğurdu. 
01O 030:020 ‹‹Tanrı bana iyi bir armağan verdi›› dedi, ‹‹Artık kocam bana değer verir. Çünkü ona altı erkek çocuk doğurdum.›› Ve çocuğa Zevulun adını verdi. 
01O 030:021 Bir süre sonra Lea bir kız doğurdu ve adını Dina koydu. 
01O 030:022 Tanrı Raheli anımsadı, onun duasını işiterek çocuk sahibi olmasını sağladı. 
01O 030:023 -24 8250 Rahel hamile kaldı ve bir erkek çocuk doğurdu. ‹‹Tanrı utancımı kaldırdı. RAB bana bir oğul daha versin!›› diyerek çocuğa Yusuffı adını verdi. 
01O 030:025 Rahel Yusufu doğurduktan sonra Yakup Lavana, ‹‹Beni gönder, evime, topraklarıma gideyim›› dedi, 
01O 030:026 ‹‹Hizmetime karşılık karılarımı, çocuklarımı ver de gideyim. Sana nasıl hizmet ettiğimi biliyorsun.›› 
01O 030:027 Lavan, ‹‹Eğer benden hoşnutsan, burada kal›› dedi, ‹‹Çünkü fala bakarak anladım ki, RAB senin sayende beni kutsadı. 
01O 030:028 Alacağın neyse söyle, ödeyeyim.›› 
01O 030:029 Yakup, ‹‹Sana nasıl hizmet ettiğimi, sürülerine nasıl baktığımı biliyorsun›› diye karşılık verdi, 
01O 030:030 ‹‹Ben gelmeden önce malın azdı. Sayemde RAB seni kutsadı, malın gitgide arttı. Ya kendi evim için ne zaman çalışacağım?›› 
01O 030:031 Lavan, ‹‹Sana ne vereyim?›› diye sordu. Yakup, ‹‹Bana bir şey verme›› diye yanıtladı, ‹‹Eğer şu önerimi kabul edersen, yine sürünü güder, hayvanlarına bakarım: 
01O 030:032 Bugün bütün sürülerini yoklayıp noktalı veya benekli koyunları, kara kuzuları, benekli veya noktalı keçileri ayırayım. Ücretim bu olsun. 
01O 030:033 İleride bana verdiklerini denetlemeye geldiğinde, dürüst olup olmadığımı kolayca anlayabilirsin. Noktalı ve benekli olmayan keçilerim, kara olmayan kuzularım varsa, onları çalmışım demektir.›› 
01O 030:034 Lavan, ‹‹Kabul, söylediğin gibi olsun›› dedi. 
01O 030:035 Ama o gün çizgili ve benekli tekeleri, noktalı ve benekli keçileri, beyaz keçilerin hepsini, bütün kara kuzuları ayırıp oğullarına teslim etti. 
01O 030:036 Sonra Yakuptan üç günlük yol kadar uzaklaştı. Yakup Lavanın kalan sürüsünü gütmeye devam etti. 
01O 030:037 Yakup aselbent, badem, çınar ağaçlarından taze dallar kesti. Dalları soyarak beyaz çentikler açtı. 
01O 030:038 Soyduğu çubukları koyunların önüne, su içtikleri yalaklara koydu. Koyunlar su içmeye gelince çiftleşiyorlardı. 
01O 030:039 Çubukların önünde çiftleşince çizgili, noktalı, benekli yavrular doğuruyorlardı. 
01O 030:040 Yakup kuzuları ayırıp sürülerin yüzünü Lavanın çizgili, kara hayvanlarına döndürüyordu. Kendi sürülerini ayrı tutuyor, Lavanınkilerle karıştırmıyordu. 
01O 030:041 Sürüdeki güçlü hayvanlar kızışınca, Yakup çubukları onların gözü önüne, yalaklara koyuyordu ki, çubukların yanında çiftleşsinler. 
01O 030:042 Sürünün zayıf hayvanlarının önüneyse çubuk koymuyordu. Böylece zayıf hayvanları Lavan, güçlüleri Yakup aldı. 
01O 030:043 Yakup alabildiğine zenginleşti. Çok sayıda sürü, erkek ve kadın köle, deve, eşek sahibi oldu. 
01O 031:001 Lavanın oğulları, ‹‹Yakup babamızın sahip olduğu her şeyi aldı›› dediler, ‹‹Bütün varlığını babamıza ait şeylerden kazandı.›› Yakup bu sözleri duyunca, 
01O 031:002 Lavanın kendisine karşı tutumunun eskisi gibi olmadığını anladı. 
01O 031:003 RAB Yakupa, ‹‹Atalarının topraklarına, akrabalarının yanına dön›› dedi, ‹‹Seninle olacağım.›› 
01O 031:004 Bunun üzerine Yakup Rahelle Leayı sürüsünün bulunduğu kırlara çağırttı. 
01O 031:005 Onlara, ‹‹Bakıyorum, babanız bana eskisi gibi davranmıyor›› dedi, ‹‹Ama babamın Tanrısı benimle birlikte. 
01O 031:006 Var gücümle babanıza hizmet ettiğimi bilirsiniz. 
01O 031:007 Ne yazık ki, babanız beni aldattı, ondan alacağımı on kez değiştirdi. Ama Tanrı bana kötülük etmesine izin vermedi. 
01O 031:008 Lavan, ‹Ücret olarak noktalı hayvanları al› deyince, bütün sürü noktalı doğurdu. ‹Ücret olarak çizgili olanları al› deyince de bütün sürü çizgili doğurdu. 
01O 031:009 Tanrı babanızın hayvanlarını aldı, bana verdi. 
01O 031:010 ‹‹Sürülerin çiftleştiği mevsimde bir düş gördüm. Çiftleşen tekeler çizgili, noktalı, kırçıldı. 
01O 031:011 Düşümde Tanrının meleği bana, ‹Yakup!› diye seslendi. ‹Buyur› dedim. 
01O 031:012 Bana, ‹Bak, bütün çiftleşen tekeler çizgili, noktalı ve kırçıl› dedi, ‹Çünkü Lavanın sana yaptıklarının hepsini gördüm. 
01O 031:013 Ben Beytelin Tanrısıyım. Hani orada bana anıt dikip meshetmiş, adak adamıştın. Kalk, bu ülkeden git, doğduğun ülkeye dön.› ›› 
01O 031:014 Rahelle Lea, ‹‹Babamızın evinde hâlâ payımız, mirasımız var mı?›› dediler, 
01O 031:015 ‹‹Onun gözünde artık yabancı değil miyiz? Çünkü bizi sattı. Bizim için ödenen bedelin hepsini yedi. 
01O 031:016 Tanrının babamızdan aldığı varlığın tümü bize ve çocuklarımıza aittir. Tanrı sana ne dediyse öyle yap.›› 
01O 031:017 Böylece Yakup çocuklarını, karılarını develere bindirdi. 
01O 031:018 Bütün hayvanları önüne kattı; topladığı mallarla, Paddan-Aramda kazandığı hayvanlarla birlikte Kenan ülkesine, babası İshakın yanına gitmek üzere yola çıktı. 
01O 031:019 Lavan koyunlarını kırkmaya gidince, Rahel babasının putlarını çaldı. 
01O 031:020 Yakup da kaçacağını söylemeyerek Aramlı Lavanı kandırdı. 
01O 031:021 Böylece kendisine ait her şeyi alıp kaçtı. Fırat Irmağını geçip Gilat dağlık bölgesine doğru gitti. 
01O 031:022 Üçüncü gün Yakupun kaçtığını Lavana bildirdiler. 
01O 031:023 Lavan yakınlarını yanına alıp Yakupun peşine düştü. Yedi gün sonra Gilat dağlık bölgesinde ona yetişti. 
01O 031:024 O gece Tanrı Aramlı Lavanın düşüne girerek ona, ‹‹Dikkatli ol!›› dedi, ‹‹Yakupa ne iyi, ne kötü bir şey söyle.›› 
01O 031:025 Lavan Yakupa yetişti. Yakup çadırını Gilat dağlık bölgesine kurmuştu. Lavan da yakınlarıyla birlikte çadırını aynı yere kurdu. 
01O 031:026 Yakupa, ‹‹Nedir bu yaptığın?›› dedi, ‹‹Beni aldattın. Kızlarımı alıp savaş tutsağı gibi götürdün. 
01O 031:027 Neden gizlice kaçtın? Neden beni aldattın? Niçin bana söylemedin? Seni sevinçle, ezgilerle, tefle, lirle yolcu ederdim. 
01O 031:028 Torunlarımla, kızlarımla öpüşüp vedalaşmama izin vermedin. Aptallık ettin. 
01O 031:029 Size kötülük yapacak güçteyim, ama babanın Tanrısı dün gece bana, ‹Dikkatli ol!› dedi, ‹Yakupa ne iyi, ne kötü hiçbir şey söyleme.› 
01O 031:030 Babanın evini çok özlediğin için bizden ayrıldın. Ama ilahlarımı niçin çaldın?›› 
01O 031:031 Yakup, ‹‹Korktum›› diye karşılık verdi, ‹‹Kızlarını zorla elimden alırsın diye düşündüm. 
01O 031:032 İlahlarını kimde bulursan, o öldürülecektir. Yakınlarımızın önünde kendin ara, eşyalarımın arasında sana ait ne bulursan al.›› Yakup ilahları Rahelin çaldığını bilmiyordu. 
01O 031:033 Lavan Yakupun, Leanın ve iki cariyenin çadırına baktıysa da ilahları bulamadı. Leanın çadırından çıkıp Rahelin çadırına girdi. 
01O 031:034 Rahel çaldığı putları devesinin semerine koymuş, üzerine oturmuştu. Lavan çadırını didik didik aradıysa da putları bulamadı. 
01O 031:035 Rahel babasına, ‹‹Efendim, huzurunda kalkamadığım için kızma, âdet görüyorum da›› dedi. Lavan her yeri aradıysa da, putları bulamadı. 
01O 031:036 Yakup kendini tutamadı. Lavana çıkışarak, ‹‹Suçum ne?›› diye sordu, ‹‹Ne günah işledim ki böyle öfkeyle peşime takıldın? 
01O 031:037 Bütün eşyalarımı aradın, kendine ait bir şey buldun mu? Varsa onu buraya, yakınlarımızın önüne koy. Onlar ikimiz hakkında karar versinler. 
01O 031:038 Yirmi yıl yanında kaldım. Koyunların, keçilerin hiç düşük yapmadı. Sürülerinin içinden bir tek koç yemedim. 
01O 031:039 Yabanıl hayvanların parçaladığını sana göstermedim, zararını ben çektim. Gece ya da gündüz çalınan her hayvanın karşılığını benden istedin. 
01O 031:040 Öyle bir durumdaydım ki, gündüz sıcak, gece kırağı yedi bitirdi beni. Gözüme uyku girmedi. 
01O 031:041 Yirmi yıl evinde böyle yaşadım. İki kızın için on dört yıl, sürün için altı yıl sana hizmet ettim. On kez alacağımı değiştirdin. 
01O 031:042 Babamın ve İbrahimin Tanrısı, İshakın taptığı Tanrı benden yana olmasaydı, beni eli boş gönderecektin. Tanrı çektiğim zorluğu, verdiğim emeği gördü ve dün gece seni uyardı.›› de geçer. 
01O 031:043 Lavan, ‹‹Kadınlar benim kızlarım, çocuklar benim çocuklarım, sürüler benim sürülerim›› diye karşılık verdi, ‹‹Burada gördüğün her şey bana ait. Kızlarıma ya da doğurdukları çocuklara bugün ne yapabilirim ki? 
01O 031:044 Gel anlaşalım. Aramıza tanık koyalım.›› 
01O 031:045 Yakup bir taş alıp onu anıt olarak dikti. 
01O 031:046 Yakınlarına, ‹‹Taş toplayın›› dedi. Adamlar topladıkları taşları bir yere yığdılar. Orada, yığının yanında yemek yediler. 
01O 031:047 Lavan taş yığınına Yegar-Sahaduta, Yakup ise Galet adını verdi. ‹‹Tanıklık yığını›› anlamına gelir. 
01O 031:048 Lavan, ‹‹Bu yığın bugün aramızda tanık olsun›› dedi. Bu yüzden yığına Galet adı verildi. 
01O 031:049 Mispa diye de anılır. Çünkü Lavan, ‹‹Birbirimizden uzak olduğumuz zaman RAB aramızda gözcülük etsin›› dedi, 
01O 031:050 ‹‹Eğer kızlarıma kötü davranır, başka kadınlarla evlenirsen, yanımızda kimse olmasa bile Tanrı tanık olacaktır.›› 
01O 031:051 Sonra, ‹‹İşte taş yığını, işte aramıza diktiğim anıt›› dedi, 
01O 031:052 ‹‹Bu yığın ve anıt birer tanık olsun. Bu yığının ötesine geçip sana kötülük etmeyeceğim. Sen de bu yığını ve anıtı geçip bana kötülük etmeyeceksin. 
01O 031:053 İbrahimin, Nahorun ve babalarının Tanrısı aramızda yargıç olsun.›› Yakup babası İshakın taptığı Tanrının adıyla ant içti. 
01O 031:054 Sonra dağda kurban kesip yakınlarını yemeğe çağırdı. Yemeği yiyip geceyi dağda geçirdiler. 
01O 031:055 Lavan sabah erkenden kalktı; torunlarını, kızlarını öpüp kutsadıktan sonra evine gitti. 
01O 032:001 Yakup yoluna devam ederken, Tanrının melekleriyle karşılaştı. 
01O 032:002 Onları görünce, ‹‹Tanrının ordugahı bu›› diyerek oraya Mahanayim adını verdi. 
01O 032:003 Yakup Edom topraklarında, Seir ülkesinde yaşayan ağabeyi Esava önceden haberciler gönderdi. 
01O 032:004 Onlara şu buyruğu verdi: ‹‹Efendim Esava şöyle deyin: Kulun Yakup diyor ki, ‹Şimdiye kadar Lavanın yanında konuk olarak kaldım. 
01O 032:005 Öküzlere, eşeklere, davarlara, erkek ve kadın kölelere sahip oldum. Efendimi hoşnut etmek için önceden haber gönderiyorum.› ›› 
01O 032:006 Haberciler geri dönüp Yakupa, ‹‹Ağabeyin Esavın yanına gittik›› dediler, ‹‹Dört yüz adamla seni karşılamaya geliyor.›› 
01O 032:007 Yakup çok korktu, sıkıldı. Yanındaki adamları, davarları, sığırları, develeri iki gruba ayırdı. 
01O 032:008 ‹‹Esav gelir, bir gruba saldırırsa, hiç değilse öteki grup kurtulur›› diye düşündü. 
01O 032:009 Sonra şöyle dua etti: ‹‹Ey atam İbrahimin, babam İshakın Tanrısı RAB! Bana, ‹Ülkene, akrabalarının yanına dön, seni başarılı kılacağım› diye söz verdin. 
01O 032:010 Bana gösterdiğin bunca iyiliğe, güvene layık değilim. Şeria Irmağını geçtiğimde değneğimden başka bir şeyim yoktu. Şimdi iki orduyla döndüm. 
01O 032:011 Yalvarırım, beni ağabeyim Esavdan koru. Gelip bana, çocuklarla annelerine saldırmasından korkuyorum. 
01O 032:012 ‹Seni kesinlikle başarılı kılacağım, soyunu denizin kumu gibi sayılamayacak kadar çoğaltacağım› diye söz vermiştin bana.›› 
01O 032:013 -15 9120 Yakup geceyi orada geçirdi. Birlikte getirdiği hayvanlardan ağabeyi Esava armağan olarak iki yüz keçi, yirmi teke, iki yüz koyun, yirmi koç, yavrularıyla birlikte otuz dişi deve, kırk inek, on boğa, yirmi dişi, on erkek eşek ayırdı. 
01O 032:016 Bunları ayrı sürüler halinde kölelerine teslim ederek, ‹‹Önümden gidin, sürüler arasında boşluk bırakın›› dedi. 
01O 032:017 Birinci köleye buyruk verdi: ‹‹Ağabeyim Esavla karşılaştığında, ‹Sahibin kim, nereye gidiyorsun? Önündeki bu hayvanlar kimin?› diye sorarsa, 
01O 032:018 ‹Kulun Yakupun› diyeceksin, ‹Efendisi Esava armağan olarak gönderiyor. Kendisi de arkamızdan geliyor.› ›› 
01O 032:019 İkinci ve üçüncü köleye, sürülerin peşinden giden herkese aynı buyruğu verdi: ‹‹Esavla karşılaştığınızda aynı şeyleri söyleyeceksiniz. 
01O 032:020 ‹Kulun Yakup arkamızdan geliyor› diyeceksiniz.›› ‹‹Önden göndereceğim armağanla onu yatıştırır, sonra kendisini görürüm. Belki beni bağışlar›› diye düşünüyordu. 
01O 032:021 Böylece armağanı önden gönderip geceyi konakladığı yerde geçirdi. 
01O 032:022 Yakup o gece kalktı; iki karısını, iki cariyesini, on bir oğlunu yanına alıp Yabbuk Irmağının sığ yerinden karşıya geçti. 
01O 032:023 Onları geçirdikten sonra sahip olduğu her şeyi de karşıya geçirdi. 
01O 032:024 Böylece Yakup arkada yalnız kaldı. Bir adam gün ağarıncaya kadar onunla güreşti. 
01O 032:025 Yakupu yenemeyeceğini anlayınca, onun uyluk kemiğinin başına çarptı. Öyle ki, güreşirken Yakupun uyluk kemiği çıktı. 
01O 032:026 Adam, ‹‹Bırak beni, gün ağarıyor›› dedi. Yakup, ‹‹Beni kutsamadıkça seni bırakmam›› diye yanıtladı. 
01O 032:027 Adam, ‹‹Adın ne?›› diye sordu. ‹‹Yakup.›› 
01O 032:028 Adam, ‹‹Artık sana Yakup değil, İsrail denecek›› dedi, ‹‹Çünkü Tanrıyla, insanlarla güreşip yendin.›› 
01O 032:029 Yakup, ‹‹Lütfen adını söyler misin?›› diye sordu. Ama adam, ‹‹Neden adımı soruyorsun?›› dedi. Sonra Yakupu kutsadı. 
01O 032:030 Yakup, ‹‹Tanrıyla yüzyüze görüştüm, ama canım bağışlandı›› diyerek oraya Peniel adını verdi. 
01O 032:031 Yakup Penielden ayrılırken güneş doğdu. Uyluğundan ötürü aksıyordu. 
01O 032:032 Bu nedenle İsrailliler bugün bile uyluk kemiğinin üzerindeki siniri yemezler. Çünkü Yakup'un uyluk kemiğinin başındaki sinire çarpılmıştı. 
01O 033:001 Yakup baktı, Esav dört yüz adamıyla birlikte geliyor. Çocukları Leayla Rahele ve iki cariyeye teslim etti. 
01O 033:002 Cariyelerle çocuklarını öne, Leayla çocuklarını arkaya, Rahelle Yusufu da en arkaya dizdi. 
01O 033:003 Kendisi hepsinin önüne geçti. Ağabeyine yaklaşırken yedi kez yere kapandı. 
01O 033:004 Ne var ki Esav koşarak onu karşıladı, kucaklayıp boynuna sarıldı, öptü. İkisi de ağlamaya başladı. 
01O 033:005 Esav kadınlarla çocuklara baktı. ‹‹Kim bu yanındakiler?›› diye sordu. Yakup, ‹‹Tanrının kuluna lütfettiği çocuklar›› dedi. 
01O 033:006 Cariyelerle yanlarındaki çocuklar yaklaşıp eğildiler. 
01O 033:007 Ardından Lea çocuklarıyla birlikte yaklaşıp eğildi. En son da Yusufla Rahel yaklaşıp eğildi. 
01O 033:008 Esav, ‹‹Karşılaştığım öbür topluluğun anlamı neydi?›› diye sordu. Yakup, ‹‹Efendimi hoşnut etmek için›› diye yanıtladı. 
01O 033:009 Esav, ‹‹Benim yeterince malım var, kardeşim›› dedi, ‹‹Senin malın sana kalsın.›› 
01O 033:010 Yakup, ‹‹Olmaz, eğer sevgini kazandımsa, lütfen armağanımı kabul et›› diye karşılık verdi, ‹‹Senin yüzünü görmek Tanrının yüzünü görmek gibi. Çünkü beni kabul ettin. 
01O 033:011 Lütfen sana gönderdiğim armağanı al. Tanrı bana öyle iyilik yaptı ki, her şeyim var.›› Armağanı kabul ettirinceye kadar diretti. 
01O 033:012 Esav, ‹‹Haydi yolumuza devam edelim›› dedi, ‹‹Ben önünsıra gideceğim.›› 
01O 033:013 Yakup, ‹‹Efendim, bilirsin, çocuklar narindir›› dedi, ‹‹Yanımdaki koyunların, sığırların yavruları var. Hayvanları bir gün daha yürümeye zorlarsak hepsi ölür. 
01O 033:014 Efendim, lütfen sen kulunun önünden git. Ben hayvanlarla çocuklara ayak uydurarak yavaş yavaş geleceğim. Seirde efendime yetişirim.›› 
01O 033:015 Esav, ‹‹Yanımdaki adamlardan birkaçını yanına vereyim›› dedi. Yakup, ‹‹Niçin?›› diye sordu, ‹‹Ben yalnızca seni hoşnut etmek istiyorum.›› 
01O 033:016 Esav o gün Seire dönmek üzere yola koyuldu. 
01O 033:017 Yakupsa Sukkota gitti. Orada kendine ev, hayvanlarına barınaklar yaptı. Bu yüzden oraya Sukkot adını verdi. 
01O 033:018 Yakup güvenlik içinde Paddan-Aramdan Kenan ülkesine, Şekem Kentine vardı. Kentin yakınında konakladı. 
01O 033:019 Çadırını kurduğu arsayı Şekemin babası Hamorun oğullarından yüz parça gümüşefö aldı. 
01O 033:020 Orada bir sunak kurarak El-Elohe-İsrail adını verdi. ağırlığı ve değeri bilinmeyen bir para birimiydi. gelir. 
01O 034:001 Leayla Yakupun kızı Dina bir gün yöre kadınlarını ziyarete gitti. 
01O 034:002 O bölgenin beyi Hivli Hamorun oğlu Şekem Dinayı görünce tutup ırzına geçti. 
01O 034:003 Yakupun kızına gönlünü kaptırdı. Dinayı sevdi ve ona nazik davrandı. 
01O 034:004 Babası Hamora, ‹‹Bu kızı bana eş olarak al›› dedi. 
01O 034:005 Yakup kızı Dinanın kirletildiğini duyduğunda, oğulları kırda hayvanların başındaydı. Yakup onlar gelinceye kadar konuşmadı. 
01O 034:006 Bu arada Şekemin babası Hamor konuşmak için Yakupun yanına gitti. 
01O 034:007 Yakupun oğulları olayı duyar duymaz kırdan döndüler. Üzüntülü ve çok öfkeliydiler. Çünkü Şekem Yakupun kızıyla yatarak İsrailin onurunu kırmıştı. Böyle bir şey olmamalıydı. 
01O 034:008 Hamor onlara, ‹‹Oğlum Şekemin gönlü kızınızda›› dedi, ‹‹Lütfen onu oğluma eş olarak verin. 
01O 034:009 Bizimle akraba olun. Birbirimize kız verip kız alalım. 
01O 034:010 Bizimle birlikte yaşayın. Ülke önünüzde, nereye isterseniz yerleşin, ticaret yapın, mülk edinin.›› 
01O 034:011 Şekem de Dinanın babasıyla kardeşlerine, ‹‹Bana bu iyiliği yapın, ne isterseniz veririm›› dedi, 
01O 034:012 ‹‹Ne kadar başlık ve armağan isterseniz isteyin, dilediğiniz her şeyi vereceğim. Yeter ki, kızı bana eş olarak verin.›› 
01O 034:013 Kızkardeşleri Dinanın ırzına geçildiği için, Yakupun oğulları Şekemle babası Hamora aldatıcı bir yanıt verdiler. 
01O 034:014 ‹‹Olmaz, kızkardeşimizi sünnetsiz bir adama veremeyiz›› dediler, ‹‹Bizim için utanç olur. 
01O 034:015 Ancak şu koşulla kabul ederiz: Bütün erkekleriniz bizim gibi sünnet olursa, 
01O 034:016 birbirimize kız verip kız alabiliriz. Sizinle birlikte yaşar, bir halk oluruz. 
01O 034:017 Eğer kabul etmez, sünnet olmazsanız, kızımızı alır gideriz.›› 
01O 034:018 Bu öneri Hamorla oğlu Şekeme iyi göründü. 
01O 034:019 Ailesinde en saygın kişi olan genç Şekem öneriyi yerine getirmekte gecikmedi. Çünkü Yakupun kızına aşıktı. 
01O 034:020 Hamorla oğlu Şekem durumu kent halkına bildirmek için kentin kapısına gittiler. 
01O 034:021 ‹‹Bu adamlar bize dostluk gösteriyor›› dediler, ‹‹Ülkemizde yaşasınlar, ticaret yapsınlar. Topraklarımız geniş, onlara da yeter, bize de. Birbirimize kız verip kız alabiliriz. 
01O 034:022 Yalnız, şu koşulla bizimle birleşmeyi, birlikte yaşamayı kabul ediyorlar: Bizim erkeklerin de kendileri gibi sünnet olmasını istiyorlar. 
01O 034:023 Böylece bütün sürüleri, malları, öbür hayvanları da bizim olur, değil mi? Gelin onlarla anlaşalım, bizimle birlikte yaşasınlar.›› 
01O 034:024 Kent kapısından geçen herkes Hamorla oğlu Şekemin söylediklerini kabul etti ve kentteki bütün erkekler sünnet oldu. 
01O 034:025 Üçüncü gün erkekler daha sünnetin acısını çekerken, Yakupun oğullarından ikisi -Dinanın kardeşleri Şimonla Levi- kılıçlarını kuşanıp kuşku uyandırmadan kente girip bütün erkekleri kılıçtan geçirdiler. 
01O 034:026 Hamorla oğlu Şekemi de öldürdüler. Dinayı Şekemin evinden alıp gittiler. 
01O 034:027 Sonra Yakupun bütün oğulları cesetleri soyup kenti yağmaladılar. Çünkü kızkardeşlerini kirletmişlerdi. 
01O 034:028 Kentteki ve kırdaki davarları, sığırları, eşekleri ele geçirdiler. 
01O 034:029 Bütün mallarını, çocuklarını, kadınlarını aldılar, evlerindeki her şeyi yağmaladılar. 
01O 034:030 Yakup, Şimonla Leviye, ‹‹Bu ülkede yaşayan Kenanlılarla Perizlileri bana düşman ettiniz, başımı belaya soktunuz›› dedi, ‹‹Sayıca azız. Eğer birleşir, bana saldırırlarsa, ailemle birlikte yok olurum.›› 
01O 034:031 Şimon'la Levi, ‹‹Kızkardeşimize bir fahişe gibi mi davranmalıydı?›› diye karşılık verdiler. 
01O 035:001 Tanrı Yakupa, ‹‹Git, Beytele yerleş›› dedi, ‹‹Ağabeyin Esavdan kaçarken sana görünen Tanrıya orada bir sunak yap.›› 
01O 035:002 Yakup ailesine ve yanındakilere, ‹‹Yabancı ilahlarınızı atın›› dedi, ‹‹Kendinizi arındırıp giysilerinizi değiştirin. 
01O 035:003 Beytele gidelim. Sıkıntı çektiğim günlerde yakarışımı duyan, gittiğim her yerde benimle birlikte olan Tanrıya orada bir sunak yapacağım.›› 
01O 035:004 Böylece herkes yabancı ilahlarını, kulaklarındaki küpeleri Yakupa verdi. Yakup bunları Şekem yakınlarında bir yabanıl fıstık ağacının altına gömdü. 
01O 035:005 Sonra göçtüler. Çevre kentlerde yaşayan halk peşlerine düşmedi, çünkü hepsini Tanrı korkusu sarmıştı. 
01O 035:006 Yakup adamlarıyla birlikte Kenan ülkesindeki Luz -Beytel- Kentine geldi. 
01O 035:007 Bir sunak yaparak oraya El-Beytel adını verdi. Çünkü ağabeyinden kaçarken Tanrı orada kendisine görünmüştü. 
01O 035:008 Rebekanın dadısı Debora ölünce Beytelin güneyindeki meşe ağacının altına gömüldü. Bu yüzden ağaca Allon-Bakut adı verildi. 
01O 035:009 Yakup Paddan-Aramdan dönünce, Tanrı ona yine görünerek onu kutsadı. 
01O 035:010 ‹‹Sana Yakup diyorlar, ama bundan böyle adın Yakup değil, İsrail olacak›› diyerek onun adını İsrailfş koydu. 
01O 035:011 ‹‹Ben Her Şeye Gücü Yeten Tanrıyım›› dedi, ‹‹Verimli ol, çoğal. Senden bir ulus ve uluslar topluluğu doğacak. Kralların atası olacaksın. 
01O 035:012 İbrahime, İshaka verdiğim toprakları sana verecek, senden sonra da soyuna bağışlayacağım.›› 
01O 035:013 Sonra Tanrı Yakuptan ayrılarak onunla konuştuğu yerden yukarı çekildi. 
01O 035:014 Yakup Tanrının kendisiyle konuştuğu yere taş bir anıt dikti. Üzerine dökmelik sunu ve zeytinyağı döktü. 
01O 035:015 Oraya, Tanrının kendisiyle konuştuğu yere Beytel adını verdi. 
01O 035:016 Sonra Beytelden göçtüler. Efrata varmadan Rahel doğum yaptı. Doğum yaparken çok sancı çekti. 
01O 035:017 O sancı çekerken, ebesi, ‹‹Korkma!›› dedi, ‹‹Bir oğlun daha oluyor.›› 
01O 035:018 Ama Rahel ölmek üzereydi. Can verirken oğlunun adını Ben-Oni koydu. Babası ise çocuğa Benyaminfü adını verdi. anlamına gelir. 
01O 035:019 Rahel öldü ve Efrat -Beytlehem- yolunda gömüldü. 
01O 035:020 Yakup Rahelin mezarına bir taş dikti. Bu mezar taşı bugüne kadar kaldı. 
01O 035:021 İsrail yine göçtü ve Eder Kulesinin ötesinde konakladı. 
01O 035:022 İsrail o bölgede yaşarken Ruben babasının cariyesi Bilhayla yattı. İsrail bunu duyunca çok kızdı. ‹‹Bunu duydu››. 
01O 035:023 Yakupun on iki oğlu vardı. Leanın oğulları: Ruben -Yakupun ilk oğlu- Şimon, Levi, Yahuda, İssakar, Zevulun. 
01O 035:024 Rahelin oğulları: Yusuf, Benyamin. 
01O 035:025 Rahelin cariyesi Bilhanın oğulları: Dan, Naftali. 
01O 035:026 Leanın cariyesi Zilpanın oğulları: Gad, Aşer. Yakupun Paddan-Aramda doğan oğulları bunlardır. 
01O 035:027 Yakup, İshakla İbrahimin de yabancı olarak kalmış olduğu, bugün Hevron denen Kiryat-Arba yakınlarındaki Mamreye, babası İshakın yanına gitti. 
01O 035:028 İshak yüz seksen yıl yaşadı. 
01O 035:029 Kocamış, yaşama doymuş olarak son soluğunu verdi. Ölüp halkına kavuştu. Oğulları Esav'la Yakup onu gömdüler. 
01O 036:001 Esavın, yani Edomun öyküsü: 
01O 036:002 Esav şu Kenanlı kızlarla evlendi: Hititli Elonun kızı Âda; Hivli Sivonun torunu, Ânanın kızı Oholivama; 
01O 036:003 Nevayotun kızkardeşi, İsmailin kızı Basemat. 
01O 036:004 Âda Esava Elifazı, Basemat Reueli, 
01O 036:005 Oholivama Yeuş, Yalam ve Korahı doğurdu. Esavın Kenan ülkesinde doğan oğulları bunlardı. 
01O 036:006 Esav karılarını, oğullarını, kızlarını, evindeki bütün adamlarını, hayvanlarının hepsini, Kenan ülkesinde kazandığı malların tümünü alıp kardeşi Yakuptan ayrıldı, başka bir ülkeye gitti. 
01O 036:007 Birlikte yaşayamayacak kadar çok malları vardı. Yabancı olarak yaşadıkları bu topraklar davarlarına yetmiyordu. 
01O 036:008 Esav -Edom- Seir dağlık bölgesine yerleşti. 
01O 036:009 Seir dağlık bölgesine yerleşen Edomluların atası Esavın soyu: 
01O 036:010 Esavın oğullarının adları şunlardır: Esavın karılarından Âdanın oğlu Elifaz, Basematın oğlu Reuel. 
01O 036:011 Elifazın oğulları: Teman, Omar, Sefo, Gatam, Kenaz. 
01O 036:012 Timna Esavın oğlu Elifazın cariyesiydi. Elifaza Amaleki doğurdu. Bunlar Esavın karısı Âdanın torunlarıdır. 
01O 036:013 Reuelin oğulları: Nahat, Zerah, Şamma, Mizza. Bunlar Esavın karısı Basematın torunlarıdır. 
01O 036:014 Sivonun torunu ve Ânanın kızı olan Esavın karısı Oholivamanın Esava doğurduğu oğullar şunlardır: Yeuş, Yalam, Korah. 
01O 036:015 Esavoğullarının boy beyleri şunlardır: Esavın ilk oğlu Elifazın oğulları: Teman, Omar, Sefo, Kenaz, 
01O 036:016 Korah, Gatam, Amalek. Bunlar Edom ülkesinde Elifazın soyundan beylerdi ve Âdanın torunlarıydı. 
01O 036:017 Esav oğlu Reuelin oğulları şunlardır: Nahat, Zerah, Şamma, Mizza. Bunlar Edom ülkesinde Reuelin soyundan gelen beylerdi ve Esavın karısı Basematın torunlarıydı. 
01O 036:018 Esavın karısı Oholivamanın oğulları şunlardır: Yeuş, Yalam, Korah. Bunlar Ânanın kızı olan Esavın karısı Oholivamanın soyundan gelen beylerdi. 
01O 036:019 Bunların hepsi Esavın -Edomun- oğullarıdır. Yukardakiler de onların beyleridir. 
01O 036:020 Ülkede yaşayan Horlu Seirin oğulları şunlardı: Lotan, Şoval, Sivon, Âna, 
01O 036:021 Dişon, Eser, Dişan. Seirin Edomda beylik eden Horlu oğulları bunlardı. 
01O 036:022 Lotanın oğulları: Hori, Hemam. Timna Lotanın kızkardeşiydi. 
01O 036:023 Şovalın oğulları: Alvan, Manahat, Eval, Şefo, Onam. 
01O 036:024 Sivonun oğulları: Aya ve Âna. Babası Sivonun eşeklerini güderken çölde sıcak su kaynakları bulan Ânadır bu. 
01O 036:025 Ânanın çocukları şunlardı: Dişon ve Ânanın kızı Oholivama. 
01O 036:026 Dişonun oğulları şunlardı: Hemdan, Eşban, Yitran, Keran. 
01O 036:027 Eserin oğulları şunlardı: Bilhan, Zaavan, Akan. 
01O 036:028 Dişanın oğulları şunlardı: Ûs, Aran. 
01O 036:029 Horlu boy beyleri şunlardı: Lotan, Şoval, Sivon, Âna, 
01O 036:030 Dişon, Eser, Dişan. Seir ülkesindeki Horlu boy beyleri bunlardı. 
01O 036:031 İsraillileri yöneten bir kralın olmadığı dönemde, Edomu şu krallar yönetti: 
01O 036:032 Beor oğlu Bala Edom Kralı oldu. Kentinin adı Dinhavaydı. 
01O 036:033 Bala ölünce, yerine Bosralı Zerah oğlu Yovav geçti. 
01O 036:034 Yovav ölünce, Temanlılar ülkesinden Huşam kral oldu. 
01O 036:035 Huşam ölünce, Midyanı Moav kırlarında bozguna uğratan Bedat oğlu Hadat kral oldu. Kentinin adı Avitti. 
01O 036:036 Hadat ölünce, yerine Masrekalı Samla geçti. 
01O 036:037 Samla ölünce, yerine Rehovot-Hannaharlı Şaul geçti. 
01O 036:038 Şaul ölünce, yerine Akbor oğlu Baal-Hanan geçti. 
01O 036:039 Akbor oğlu Baal-Hanan ölünce, yerine Hadat geçti. Kentinin adı Pauydu. Karısı, Me-Zahav kızı Matretin kızı Mehetaveldi. 
01O 036:040 Boylarına ve bölgelerine göre Esavın soyundan gelen beylerin adları şunlardı: Timna, Alva, Yetet, 
01O 036:041 Oholivama, Ela, Pinon, 
01O 036:042 Kenaz, Teman, Mivsar, 
01O 036:043 Magdiel, İram. Sahip oldukları ülkede yaşadıkları yerlere adlarını veren Edom beyleri bunlardı. Edomlular'ın atası Esav'dı. 
01O 037:001 Yakup babasının yabancı olarak kalmış olduğu Kenan ülkesinde yaşadı. 
01O 037:002 Yakup soyunun öyküsü: Yusuf on yedi yaşında bir gençti. Babasının karıları Bilha ve Zilpadan olan üvey kardeşleriyle birlikte sürü güdüyordu. Kardeşlerinin yaptığı kötülükleri babasına ulaştırırdı. 
01O 037:003 İsrail Yusufu öbür oğullarının hepsinden çok severdi. Çünkü Yusuf onun yaşlılığında doğmuştu. Yusufa uzun, renkli bir giysi yaptırmıştı. 
01O 037:004 Yusufun kardeşleri babalarının onu kendilerinden çok sevdiğini görünce, ondan nefret ettiler. Yusufa tatlı söz söylemez oldular. 
01O 037:005 Yusuf bir düş gördü. Bunu kardeşlerine anlatınca, ondan daha çok nefret ettiler. 
01O 037:006 Yusuf, ‹‹Lütfen gördüğüm düşü dinleyin!›› dedi, 
01O 037:007 ‹‹Tarlada demet bağlıyorduk. Ansızın benim demetim kalkıp dikildi. Sizinkilerse, çevresine toplanıp önünde eğildiler.›› 
01O 037:008 Kardeşleri, ‹‹Başımıza kral mı olacaksın? Bizi sen mi yöneteceksin?›› dediler. Düşlerinden, söylediklerinden ötürü ondan büsbütün nefret ettiler. 
01O 037:009 Yusuf bir düş daha görüp kardeşlerine anlattı. ‹‹Dinleyin, bir düş daha gördüm›› dedi, ‹‹Güneş, ay ve on bir yıldız önümde eğildiler.›› 
01O 037:010 Yusuf babasıyla kardeşlerine bu düşü anlatınca, babası onu azarladı: ‹‹Ne biçim düş bu?›› dedi, ‹‹Ben, annen, kardeşlerin gelip önünde yere mi eğileceğiz yani?›› 
01O 037:011 Kardeşleri Yusufu kıskanıyordu, ama bu olay babasının aklına takıldı. 
01O 037:012 Bir gün Yusufun kardeşleri babalarının sürüsünü gütmek için Şekeme gittiler. 
01O 037:013 İsrail Yusufa, ‹‹Kardeşlerin Şekemde sürü güdüyorlar›› dedi, ‹‹Gel seni de onların yanına göndereyim.›› Yusuf, ‹‹Hazırım›› diye yanıtladı. 
01O 037:014 Babası, ‹‹Git kardeşlerine ve sürüye bak›› dedi, ‹‹Her şey yolunda mı, değil mi, bana haber getir.›› Böylece onu Hevron Vadisinden gönderdi. Yusuf Şekeme vardı. 
01O 037:015 Kırda dolaşırken bir adam onu görüp, ‹‹Ne arıyorsun?›› diye sordu. 
01O 037:016 Yusuf, ‹‹Kardeşlerimi arıyorum›› diye yanıtladı, ‹‹Buralarda sürü güdüyorlar. Nerede olduklarını biliyor musun?›› 
01O 037:017 Adam, ‹‹Buradan ayrıldılar›› dedi, ‹‹ ‹Dotana gidelim› dediklerini duydum.›› Böylece Yusuf kardeşlerinin peşinden gitti ve Dotanda onları buldu. 
01O 037:018 Kardeşleri onu uzaktan gördüler. Yusuf yanlarına varmadan, onu öldürmek için düzen kurdular. 
01O 037:019 Birbirlerine, ‹‹İşte düş hastası geliyor›› dediler, 
01O 037:020 ‹‹Hadi onu öldürüp kuyulardan birine atalım. Yabanıl bir hayvan yedi deriz. Bakalım o zaman düşleri ne olacak!›› 
01O 037:021 Ruben bunu duyunca Yusufu kurtarmaya çalıştı: ‹‹Canına kıymayın›› dedi, 
01O 037:022 ‹‹Kan dökmeyin. Onu şu ıssız yerdeki kuyuya atın, ama kendisine dokunmayın.›› Amacı Yusufu kurtarıp babasına geri götürmekti. 
01O 037:023 Yusuf yanlarına varınca, kardeşleri sırtındaki renkli uzun giysiyi çekip çıkardılar 
01O 037:024 ve onu susuz, boş bir kuyuya attılar. 
01O 037:025 Yemek yemek için oturduklarında, Gilat yönünden bir İsmaili kervanının geldiğini gördüler. Develeri kitre, pelesenk, laden yüklüydü. Mısıra gidiyorlardı. 
01O 037:026 Yahuda, kardeşlerine, ‹‹Kardeşimizi öldürür, suçumuzu gizlersek ne kazanırız?›› dedi, 
01O 037:027 ‹‹Gelin onu İsmaililere satalım. Böylece canına dokunmamış oluruz. Çünkü o kardeşimizdir, aynı kanı taşıyoruz.›› Kardeşleri kabul etti. 
01O 037:028 Midyanlı tüccarlar oradan geçerken, kardeşleri Yusufu kuyudan çekip çıkardılar, yirmi gümüşe İsmaililere sattılar. İsmaililer Yusufu Mısıra götürdüler. 
01O 037:029 Kuyuya geri dönen Ruben Yusufu orada göremeyince üzüntüden giysilerini yırttı. 
01O 037:030 Kardeşlerinin yanına gidip, ‹‹Çocuk orada yok›› dedi, ‹‹Ne yapacağım şimdi ben?›› 
01O 037:031 Bunun üzerine bir teke keserek Yusufun renkli uzun giysisini kanına buladılar. 
01O 037:032 Giysiyi babalarına götürerek, ‹‹Bunu bulduk›› dediler, ‹‹Bak, bakalım, oğlunun mu, değil mi?›› 
01O 037:033 Yakup giysiyi tanıdı, ‹‹Evet, bu oğlumun giysisi›› dedi, ‹‹Onu yabanıl bir hayvan yemiş olmalı. Yusufu parçalamış olsa gerek.›› 
01O 037:034 Yakup üzüntüden giysilerini yırttı, beline çul sardı, oğlu için uzun süre yas tuttu. 
01O 037:035 Bütün oğulları, kızları onu avutmaya çalıştılarsa da o avunmak istemedi. ‹‹Oğlumun yanına, ölüler diyarına yas tutarak gideceğim›› diyerek oğlu için ağlamaya devam etti. 
01O 037:036 Bu arada Midyanlılar da Yusuf'u Mısır'da firavunun bir görevlisine, muhafız birliği komutanı Potifar'a sattılar. 
01O 038:001 O sıralarda Yahuda kardeşlerinden ayrılarak Adullamlı Hira adında bir adamın yanına gitti. 
01O 038:002 Orada Kenanlı bir kızla karşılaştı. Kızın babasının adı Şuaydı. Yahuda kızla evlendi. 
01O 038:003 Kadın hamile kaldı ve bir erkek çocuk doğurdu. Yahuda ona Er adını verdi. 
01O 038:004 Kadın yine hamile kaldı, bir erkek çocuk daha doğurdu, adını Onan koydu. 
01O 038:005 Yine bir erkek çocuk doğurdu, adını Şela koydu. Şela doğduğu zaman Yahuda Kezivdeydi. 
01O 038:006 Yahuda ilk oğlu Er için bir kadın aldı. Kadının adı Tamardı. 
01O 038:007 Yahudanın ilk oğlu Er, RABbin gözünde kötüydü. Bu yüzden RAB onu öldürdü. 
01O 038:008 Yahuda Onana, ‹‹Kardeşinin karısıyla evlen›› dedi, ‹‹Kayınbiraderlik görevini yap. Kardeşinin soyunu sürdür.›› 
01O 038:009 Ama Onan doğacak çocukların kendisine ait olmayacağını biliyordu. Bu yüzden ne zaman kardeşinin karısıyla yatsa, kardeşine soy yetiştirmemek için menisini yere boşaltıyordu. 
01O 038:010 Bu yaptığı RABbin gözünde kötüydü. Bu yüzden RAB onu da öldürdü. 
01O 038:011 Bunun üzerine Yahuda, gelini Tamara, ‹‹Babanın evine dön›› dedi, ‹‹Oğlum Şela büyüyünceye kadar orada dul olarak yaşa.›› Yahuda, ‹‹Şela da kardeşleri gibi ölebilir›› diye düşünüyordu. Böylece Tamar babasının evine döndü. 
01O 038:012 Uzun süre sonra Şuanın kızı olan Yahudanın karısı öldü. Yahuda yası bittikten sonra arkadaşı Adullamlı Hirayla birlikte Timnaya, sürüsünü kırkanların yanına gitti. 
01O 038:013 Tamara, ‹‹Kayınbaban sürüsünü kırkmak için Timnaya gidiyor›› diye haber verdiler. 
01O 038:014 Tamar üzerindeki dul giysilerini çıkardı. Peçesini örttü, sarınıp Timna yolu üzerindeki Enayim Kapısında oturdu. Çünkü Şela büyüdüğü halde onunla evlenmesine izin verilmediğini görmüştü. 
01O 038:015 Yahuda onu görünce fahişe sandı. Çünkü yüzü örtülüydü. 
01O 038:016 Yolun kenarına, ona doğru seğirterek, kendi gelini olduğunu bilmeden, ‹‹Hadi gel, seninle yatmak istiyorum›› dedi. Tamar, ‹‹Seninle yatarsam, bana ne vereceksin?›› diye sordu. 
01O 038:017 Yahuda, ‹‹Sürümden sana bir oğlak göndereyim›› dedi. Tamar, ‹‹Oğlağı gönderinceye kadar rehin olarak bana bir şey verebilir misin?›› dedi. 
01O 038:018 Yahuda, ‹‹Ne vereyim?›› diye sordu. Tamar, ‹‹Mührünü, kaytanını ve elindeki değneği›› diye yanıtladı. Yahuda bunları verip onunla yattı. Tamar hamile kaldı. 
01O 038:019 Gidip peçesini çıkardı, yine dul giysilerini giydi. 
01O 038:020 Bu arada Yahuda rehin bıraktığı eşyaları geri almak için Adullamlı arkadaşıyla kadına bir oğlak gönderdi. Ne var ki arkadaşı kadını bulamadı. 
01O 038:021 O çevrede yaşayanlara, ‹‹Enayimde, yol kenarında bir fahişe vardı, nerede o?›› diye sordu. ‹‹Burada öyle bir kadın yok›› diye karşılık verdiler. 
01O 038:022 Bunun üzerine Yahudanın yanına dönerek, ‹‹Kadını bulamadım›› dedi, ‹‹O çevrede yaşayanlar da ‹Burada fahişe yok› dediler.›› 
01O 038:023 Yahuda, ‹‹Varsın eşyalar onun olsun›› dedi, ‹‹Kimseyi kendimize güldürmeyelim. Ben oğlağı gönderdim, ama sen kadını bulamadın.›› 
01O 038:024 Yaklaşık üç ay sonra Yahudaya, ‹‹Gelinin Tamar zina etmiş, şu anda hamile›› diye haber verdiler. Yahuda, ‹‹Onu dışarıya çıkarıp yakın›› dedi. 
01O 038:025 Tamar dışarı çıkarılınca, kayınbabasına, ‹‹Ben bu eşyaların sahibinden hamile kaldım›› diye haber gönderdi, ‹‹Lütfen şunlara bak. Bu mühür, kaytan, değnek kime ait?›› 
01O 038:026 Yahuda eşyaları tanıdı. ‹‹O benden daha doğru bir kişi›› dedi, ‹‹Çünkü onu oğlum Şelaya almadım.›› Bir daha onunla yatmadı. 
01O 038:027 Doğum vakti gelince Tamarın rahminde ikiz olduğu anlaşıldı. 
01O 038:028 Doğum yaparken ikizlerden biri elini dışarı çıkardı. Ebe çocuğun elini yakalayıp bileğine kırmızı bir iplik bağladı, ‹‹Bu önce doğdu›› dedi. 
01O 038:029 Ne var ki, çocuk elini içeri çekti, o sırada da kardeşi doğdu. Ebe, ‹‹Kendine böyle mi gedik açtın?›› dedi. Bu yüzden çocuğa Peres adı kondu. 
01O 038:030 Sonra bileğine kırmızı iplik bağlı kardeşi doğdu. Ona da Zerah adı verildi. 
01O 039:001 İsmaililer Yusufu Mısıra götürmüştü. Firavunun görevlisi, muhafız birliği komutanı Mısırlı Potifar onu İsmaililerden satın almıştı. 
01O 039:002 RAB Yusufla birlikteydi ve onu başarılı kılıyordu. Yusuf Mısırlı efendisinin evinde kalıyordu. 
01O 039:003 Efendisi RABbin Yusufla birlikte olduğunu, yaptığı her işte onu başarılı kıldığını gördü. 
01O 039:004 Yusuftan hoşnut kalarak onu özel hizmetine aldı. Evinin ve sahip olduğu her şeyin sorumluluğunu ona verdi. 
01O 039:005 Yusufu evinin ve sahip olduğu her şeyin sorumlusu atadığı andan itibaren RAB Yusuf sayesinde Potifarın evini kutsadı. Evini, tarlasını, kendisine ait her şeyi bereketli kıldı. 
01O 039:006 Potifar sahip olduğu her şeyin sorumluluğunu Yusufa verdi; yediği yemek dışında hiçbir şeyle ilgilenmedi. Yusuf güzel yapılı, yakışıklıydı. 
01O 039:007 Bir süre sonra efendisinin karısı ona göz koyarak, ‹‹Benimle yat›› dedi. 
01O 039:008 Ama Yusuf reddetti. ‹‹Ben burada olduğum için efendim evdeki hiçbir şeyle ilgilenme gereğini duymuyor›› dedi, ‹‹Sahip olduğu her şeyin yönetimini bana verdi. 
01O 039:009 Bu evde ben de onun kadar yetkiliyim. Senin dışında hiçbir şeyi benden esirgemedi. Sen onun karısısın. Nasıl böyle bir kötülük yapar, Tanrıya karşı günah işlerim?›› 
01O 039:010 Potifarın karısı her gün kendisiyle yatması ya da birlikte olması için direttiyse de, Yusuf onun isteğini kabul etmedi. 
01O 039:011 Bir gün Yusuf olağan işlerini yapmak üzere eve gitti. İçerde ev halkından hiç kimse yoktu. 
01O 039:012 Potifarın karısı Yusufun giysisini tutarak, ‹‹Benimle yat›› dedi. Ama Yusuf giysisini onun elinde bırakıp evden dışarı kaçtı. 
01O 039:013 Kadın Yusufun giysisini bırakıp kaçtığını görünce, 
01O 039:014 uşaklarını çağırdı. ‹‹Bakın şuna!›› dedi, ‹‹Kocamın getirdiği bu İbrani bizi rezil etti. Yanıma geldi, benimle yatmak istedi. Ben de bağırdım. 
01O 039:015 Bağırdığımı duyunca giysisini yanımda bırakıp dışarı kaçtı.›› 
01O 039:016 Efendisi eve gelinceye kadar Yusufun giysisini yanında alıkoydu. 
01O 039:017 Ona da aynı şeyleri anlattı: ‹‹Buraya getirdiğin İbrani köle yanıma gelip beni aşağılamak istedi. 
01O 039:018 Ama ben bağırınca giysisini yanımda bırakıp kaçtı.›› 
01O 039:019 Karısının, ‹‹Kölen bana böyle yaptı›› diyerek anlattıklarını duyunca, Yusufun efendisinin öfkesi tepesine çıktı. 
01O 039:020 Yusufu yakalayıp zindana, kralın tutsaklarının bağlı olduğu yere attı. Ama Yusuf zindandayken 
01O 039:021 RAB onunla birlikteydi. Ona iyilik etti. Zindancıbaşı Yusuftan hoşnut kaldı. 
01O 039:022 Bütün tutsakların yönetimini ona verdi. Zindanda olup biten her şeyden Yusuf sorumluydu. 
01O 039:023 Zindancıbaşı Yusuf'un sorumlu olduğu işlerle hiç ilgilenmezdi. Çünkü RAB Yusuf'la birlikteydi ve yaptığı her işte onu başarılı kılıyordu. 
01O 040:001 Bir süre sonra Mısır Kralının sakisiyle fırıncısı efendilerini gücendirdiler. 
01O 040:002 Firavun bu iki görevlisine, baş sakiyle fırıncıbaşına öfkelendi. 
01O 040:003 Onları muhafız birliği komutanının evinde, Yusufun tutsak olduğu zindanda göz altına aldı. 
01O 040:004 Muhafız birliği komutanı Yusufu onların hizmetine atadı. Bir süre zindanda kaldılar. 
01O 040:005 Firavunun sakisiyle fırıncısı tutsak oldukları zindanda aynı gece birer düş gördüler. Düşleri farklı anlamlar taşıyordu. 
01O 040:006 Sabah Yusuf yanlarına gittiğinde, onları tedirgin gördü. 
01O 040:007 Efendisinin evinde, kendisiyle birlikte zindanda kalan firavunun görevlilerine, ‹‹Niçin suratınız asık bugün?›› diye sordu. 
01O 040:008 ‹‹Düş gördük ama yorumlayacak kimse yok›› dediler. Yusuf, ‹‹Yorum Tanrıya özgü değil mi?›› dedi, ‹‹Lütfen düşünüzü bana anlatın.›› 
01O 040:009 Baş saki düşünü Yusufa anlattı: ‹‹Düşümde önümde bir asma gördüm. 
01O 040:010 Üç çubuğu vardı. Tomurcuklar açar açmaz çiçeklendi, salkım salkım üzüm verdi. 
01O 040:011 Firavunun kâsesi elimdeydi. Üzümleri alıp firavunun kâsesine sıktım. Sonra kâseyi ona verdim.›› 
01O 040:012 Yusuf, ‹‹Bu şu anlama gelir›› dedi, ‹‹Üç çubuk üç gün demektir. 
01O 040:013 Üç gün içinde firavun seni zindandan çıkaracak, yine eski görevine döneceksin. Geçmişte olduğu gibi yine ona sakilik yapacaksın. 
01O 040:014 Ama her şey yolunda giderse, lütfen beni anımsa. Bir iyilik yap, firavuna benden söz et. Çıkar beni bu zindandan. 
01O 040:015 Çünkü ben İbrani ülkesinden zorla kaçırıldım. Burada da zindana atılacak bir şey yapmadım.›› 
01O 040:016 Fırıncıbaşı bu iyi yorumu duyunca, Yusufa, ‹‹Ben de bir düş gördüm›› dedi, ‹‹Başımın üstünde üç sepet beyaz ekmek vardı. 
01O 040:017 En üstteki sepette firavun için pişirilmiş çeşitli pastalar vardı. Kuşlar başımın üstündeki sepetten pastaları yiyorlardı.›› 
01O 040:018 Yusuf, ‹‹Bu şu anlama gelir›› dedi, ‹‹Üç sepet üç gün demektir. 
01O 040:019 Üç gün içinde firavun seni zindandan çıkarıp ağaca asacak. Kuşlar etini yiyecekler.›› 
01O 040:020 Üç gün sonra, firavun doğum gününde bütün görevlilerine bir şölen verdi. Görevlilerinin önünde baş sakisiyle fırıncıbaşını zindandan çıkardı. 
01O 040:021 -22 11620 Yusufun yaptığı yoruma uygun olarak baş sakisini eski görevine atadı. Baş saki firavuna şarap sunmaya başladı. Ama firavun fırıncıbaşını astırdı. 
01O 040:023 Gelgelelim, baş saki Yusuf'u anımsamadı, unuttu gitti. 
01O 041:001 Tam iki yıl sonra firavun bir düş gördü: Nil Irmağının kıyısında duruyordu. 
01O 041:002 Irmaktan güzel ve semiz yedi inek çıktı. Sazlar arasında otlamaya başladılar. 
01O 041:003 Sonra yedi çirkin ve cılız inek çıktı. Irmağın kıyısında öbür ineklerin yanında durdular. 
01O 041:004 Çirkin ve cılız inekler güzel ve semiz yedi ineği yiyince, firavun uyandı. 
01O 041:005 Yine uykuya daldı, bu kez başka bir düş gördü: Bir sapta yedi güzel ve dolgun başak bitti. 
01O 041:006 Sonra, cılız ve doğu rüzgarıyla kavrulmuş yedi başak daha bitti. 
01O 041:007 Cılız başaklar, yedi güzel ve dolgun başağı yuttular. Firavun uyandı, düş gördüğünü anladı. 
01O 041:008 Sabah uyandığında kaygılıydı. Bütün Mısırlı büyücüleri, bilgeleri çağırttı. Onlara gördüğü düşleri anlattı. Ama hiçbiri firavunun düşlerini yorumlayamadı. 
01O 041:009 Bu arada baş saki firavuna, ‹‹Bugün suçumu itiraf etmeliyim›› dedi, 
01O 041:010 ‹‹Kullarına -bana ve fırıncıbaşına- öfkelenince bizi zindana, muhafız birliği komutanının evine kapattın. 
01O 041:011 Bir gece ikimiz de düş gördük. Düşlerimiz farklı anlamlar taşıyordu. 
01O 041:012 Orada bizimle birlikte muhafız birliği komutanının kölesi İbrani bir genç vardı. Gördüğümüz düşleri ona anlattık. Bize bir bir yorumladı. 
01O 041:013 Her şey onun yorumladığı gibi çıktı: Ben görevime döndüm, fırıncıbaşıysa asıldı.›› 
01O 041:014 Firavun Yusufu çağırttı. Hemen onu zindandan çıkardılar. Yusuf tıraş olup giysilerini değiştirdikten sonra firavunun huzuruna çıktı. 
01O 041:015 Firavun Yusufa, ‹‹Bir düş gördüm›› dedi, ‹‹Ama kimse yorumlayamadı. Duyduğun her düşü yorumlayabildiğini işittim.›› 
01O 041:016 Yusuf, ‹‹Ben yorumlayamam›› dedi, ‹‹Firavuna en uygun yorumu Tanrı yapacaktır.›› 
01O 041:017 Firavun Yusufa anlatmaya başladı: ‹‹Düşümde bir ırmak kıyısında duruyordum. 
01O 041:018 Irmaktan semiz ve güzel yedi inek çıktı. Sazlar arasında otlamaya başladılar. 
01O 041:019 Sonra arık, çirkin, cılız yedi inek daha çıktı. Mısırda onlar kadar çirkin inek görmedim. 
01O 041:020 Cılız ve çirkin inekler ilk çıkan yedi semiz ineği yedi. 
01O 041:021 Ancak kötü görünüşleri değişmedi. Sanki bir şey yememiş gibi görünüyorlardı. Sonra uyandım. 
01O 041:022 ‹‹Bir de düşümde bir sapta dolgun ve güzel yedi başak bittiğini gördüm. 
01O 041:023 Sonra solgun, cılız, doğu rüzgarının kavurduğu yedi başak daha bitti. 
01O 041:024 Cılız başaklar yedi güzel başağı yuttular. Büyücülere bunu anlattım. Ama hiçbiri yorumlayamadı.›› 
01O 041:025 Yusuf, ‹‹Efendim, iki düş de aynı anlamı taşıyor›› dedi, ‹‹Tanrı ne yapacağını sana bildirmiş. 
01O 041:026 Yedi güzel inek yedi yıl demektir. Yedi güzel başak da yedi yıldır. Aynı anlama geliyor. 
01O 041:027 Daha sonra çıkan yedi cılız, çirkin inek ve doğu rüzgarının kavurduğu yedi solgun başaksa yedi yıl kıtlık olacağı anlamına gelir. 
01O 041:028 ‹‹Söylediğim gibi, Tanrı ne yapacağını sana göstermiş. 
01O 041:029 Mısırda yedi yıl bolluk olacak. 
01O 041:030 Sonra yedi yıl öyle bir kıtlık olacak ki, bolluk yılları hiç anımsanmayacak. Çünkü kıtlık ülkeyi kasıp kavuracak. 
01O 041:031 Ardından gelen kıtlık bolluğu unutturacak, çünkü çok şiddetli olacak. 
01O 041:032 Bu konuda iki kez düş görmenin anlamı, Tanrının kesin kararını verdiğini ve en kısa zamanda uygulayacağını gösteriyor. 
01O 041:033 ‹‹Şimdi firavunun akıllı, bilgili bir adam bulup onu Mısırın başına getirmesi gerekir. 
01O 041:034 Ülke çapında adamlar görevlendirmeli, bunlar yedi bolluk yılı boyunca ürünlerin beşte birini toplamalı. 
01O 041:035 Gelecek verimli yılların bütün yiyeceğini toplasınlar, firavunun yönetimi altında kentlerde depolayıp korusunlar. 
01O 041:036 Bu yiyecek, gelecek yedi kıtlık yılı boyunca Mısırda ihtiyat olarak kullanılacak, ülke kıtlıktan kırılmayacak.›› 
01O 041:037 Bu öneri firavunla görevlilerine iyi göründü. 
01O 041:038 Firavun görevlilerine, ‹‹Bu adam gibi Tanrı Ruhuna sahip birini bulabilir miyiz?›› diye sordu. 
01O 041:039 Sonra Yusufa, ‹‹Madem Tanrı bütün bunları sana açıkladı, senden daha akıllısı, bilgilisi yoktur›› dedi, 
01O 041:040 ‹‹Sarayımın yönetimini sana vereceğim. Bütün halkım buyruklarına uyacak. Tahttan başka senden üstünlüğüm olmayacak. 
01O 041:041 Seni bütün Mısıra yönetici atıyorum.›› 
01O 041:042 Sonra mührünü parmağından çıkarıp Yusufun parmağına taktı. Ona ince ketenden giysi giydirdi. Boynuna altın zincir taktı. 
01O 041:043 Onu kendi yardımcısının arabasına bindirdi. Yusufun önünde, ‹‹Yol açın!›› diye bağırdılar. Böylece firavun ona bütün Mısırın yönetimini verdi. 
01O 041:044 Firavun Yusufa, ‹‹Firavun benim›› dedi, ‹‹Ama Mısırda senden izinsiz kimse elini ayağını oynatmayacak.›› 
01O 041:045 Yusufun adını Safenat-Paneah koydu. On Kentinin kâhini Potiferanın kızı Asenatı da ona karı olarak verdi. Yusuf ülkeyi boydan boya dolaştı. 
01O 041:046 Yusuf firavunun hizmetine girdiğinde otuz yaşındaydı. Firavunun huzurundan ayrıldıktan sonra bütün Mısırı dolaştı. 
01O 041:047 Yedi bolluk yılı boyunca toprak çok ürün verdi. 
01O 041:048 Yusuf Mısırda yedi yıl içinde yetişen bütün ürünleri toplayıp kentlerde depoladı. Her kente o kentin çevresindeki tarlalarda yetişen ürünleri koydu. 
01O 041:049 Denizin kumu kadar çok buğday depoladı; öyle ki, ölçmekten vazgeçti. Çünkü buğday ölçülemeyecek kadar çoktu. 
01O 041:050 Kıtlık yılları başlamadan, On Kentinin kâhini Potiferanın kızı Asenat Yusufa iki erkek çocuk doğurdu. 
01O 041:051 Yusuf ilk oğlunun adını Manaşşe koydu. ‹‹Tanrı bana bütün acılarımı ve babamın ailesini unutturdu›› dedi. 
01O 041:052 ‹‹Tanrı sıkıntı çektiğim ülkede beni verimli kıldı›› diyerek ikinci oğlunun adını Efrayim koydu. 
01O 041:053 Mısırda yedi bolluk yılı sona erdi. 
01O 041:054 Yusufun söylemiş olduğu gibi yedi kıtlık yılı başgösterdi. Bütün ülkelerde kıtlık vardı, ama Mısırın her yanında yiyecek bulunuyordu. 
01O 041:055 Mısırlılar aç kalınca, yiyecek için firavuna yakardılar. Firavun, ‹‹Yusufa gidin›› dedi, ‹‹O size ne derse öyle yapın.›› 
01O 041:056 Kıtlık bütün ülkeyi sarınca, Yusuf depoları açıp Mısırlılara buğday satmaya başladı. Çünkü kıtlık Mısırı boydan boya kavuruyordu. 
01O 041:057 Bütün ülkelerden insanlar da buğday satın almak için Mısır'a, Yusuf'a geliyordu. Çünkü kıtlık bütün dünyayı sarmıştı ve şiddetliydi. 
01O 042:001 Yakup Mısırda buğday olduğunu öğrenince, oğullarına, ‹‹Neden birbirinize bakıp duruyorsunuz?›› dedi, 
01O 042:002 ‹‹Mısırda buğday olduğunu duydum. Gidin, satın alın ki, yaşayalım, yoksa öleceğiz.›› 
01O 042:003 Böylece Yusufun on kardeşi buğday almak için Mısıra gittiler. 
01O 042:004 Ancak Yakup Yusufun kardeşi Benyamini onlarla birlikte göndermedi, çünkü oğlunun başına bir şey gelmesinden korkuyordu. 
01O 042:005 Buğday satın almaya gelenler arasında İsrailin oğulları da vardı. Çünkü Kenan ülkesinde de kıtlık hüküm sürüyordu. 
01O 042:006 Yusuf ülkenin yöneticisiydi, herkese o buğday satıyordu. Kardeşleri gelip onun önünde yere kapandılar. 
01O 042:007 Yusuf kardeşlerini görünce tanıdı. Ama onlara yabancı gibi davranarak sert konuştu: ‹‹Nereden geliyorsunuz?›› ‹‹Kenan ülkesinden›› diye yanıtladılar, ‹‹Yiyecek satın almaya geldik.›› 
01O 042:008 Yusuf kardeşlerini tanıdıysa da kardeşleri onu tanımadılar. 
01O 042:009 Yusuf onlarla ilgili düşlerini anımsayarak, ‹‹Siz casussunuz›› dedi, ‹‹Ülkenin zayıf noktalarını öğrenmeye geldiniz.›› 
01O 042:010 ‹‹Aman, efendim›› diye karşılık verdiler, ‹‹Biz kulların yalnızca yiyecek satın almaya geldik. 
01O 042:011 Hepimiz aynı babanın çocuklarıyız. Biz kulların dürüst insanlarız, casus değiliz.›› 
01O 042:012 Yusuf, ‹‹Hayır!›› dedi, ‹‹Siz ülkenin zayıf noktalarını öğrenmeye geldiniz.›› 
01O 042:013 Kardeşleri, ‹‹Biz kulların on iki kardeşiz›› dediler, ‹‹Hepimiz Kenan ülkesinde yaşayan aynı babanın çocuklarıyız. En küçüğümüz babamızın yanında kaldı, biri de kayboldu.›› 
01O 042:014 Yusuf, ‹‹Söylediğim gibi›› dedi, ‹‹Casussunuz siz. 
01O 042:015 Sizi sınayacağım. Firavunun başına ant içerim. Küçük kardeşiniz de gelmedikçe, buradan ayrılamazsınız. 
01O 042:016 Aranızdan birini gönderin, kardeşinizi getirsin. Geri kalanlarınız göz altına alınacak. Anlattıklarınız doğru mu, değil mi, sizi sınayacağız. Değilse, firavunun başına ant içerim ki casussunuz.›› 
01O 042:017 Üç gün onları göz altında tuttu. 
01O 042:018 Üçüncü gün, ‹‹Bir koşulla canınızı bağışlarım›› dedi, ‹‹Ben Tanrıdan korkarım. 
01O 042:019 Dürüst olduğunuzu kanıtlamak için, içinizden biri göz altında tutulduğunuz evde kalsın, ötekiler gidip aç kalan ailenize buğday götürsün. 
01O 042:020 Sonra küçük kardeşinizi bana getirin. Böylece anlattıklarınızın doğru olup olmadığı ortaya çıkar, ölümden kurtulursunuz.›› Kabul ettiler. 
01O 042:021 Birbirlerine, ‹‹Besbelli kardeşimize yaptığımızın cezasını çekiyoruz›› dediler, ‹‹Bize yalvardığında nasıl sıkıntı çektiğini gördük, ama dinlemedik. Bu sıkıntı onun için başımıza geldi.›› 
01O 042:022 Ruben, ‹‹Çocuğa zarar vermeyin diye sizi uyarmadım mı?›› dedi, ‹‹Ama dinlemediniz. İşte şimdi kanının hesabı soruluyor.›› 
01O 042:023 Yusufun konuştuklarını anladığını farketmediler, çünkü onunla çevirmen aracılığıyla konuşuyorlardı. 
01O 042:024 Yusuf kardeşlerinden ayrılıp ağlamaya başladı. Sonra dönüp onlarla konuştu. Aralarından Şimonu alarak ötekilerin gözleri önünde bağladı. 
01O 042:025 Sonra torbalarına buğday doldurulmasını, paralarının torbalarına geri konulmasını, yol için kendilerine azık verilmesini buyurdu. Bunlar yapıldıktan sonra 
01O 042:026 buğdayları eşeklerine yükleyip oradan ayrıldılar. 
01O 042:027 Konakladıkları yerde içlerinden biri eşeğine yem vermek için torbasını açınca parasını gördü. Para torbanın ağzına konmuştu. 
01O 042:028 Kardeşlerine, ‹‹Paramı geri vermişler›› diye seslendi, ‹‹İşte torbamda!›› Yürekleri yerinden oynadı. Titreyerek birbirlerine, ‹‹Tanrının bize bu yaptığı nedir?›› dediler. 
01O 042:029 Kenan ülkesine, babaları Yakupun yanına varınca, başlarına gelenleri ona anlattılar: 
01O 042:030 ‹‹Mısırın yöneticisi bizimle sert konuştu. Bize casusmuşuz gibi davrandı. 
01O 042:031 Ona, ‹Biz dürüst insanlarız› dedik, ‹Casus değiliz. 
01O 042:032 Hepimiz aynı babanın çocuklarıyız. On iki kardeşiz; biri kayboldu, en küçüğü de Kenan ülkesinde, babamızın yanında.› 
01O 042:033 ‹‹Ülkenin yöneticisi, ‹Dürüst olduğunuzu şöyle anlayabilirim› dedi, ‹Kardeşlerinizden birini yanımda bırakın, buğdayı alıp aç kalan ailelerinize götürün. 
01O 042:034 Küçük kardeşinizi de bana getirin. O zaman casus olmadığınızı, dürüst insanlar olduğunuzu anlar, kardeşinizi size geri veririm. Ülkede ticaret yapabilirsiniz.› ›› 
01O 042:035 Torbalarını boşaltınca, hepsi para kesesini torbasında buldu. Para keselerini görünce hem kendileri hem babaları korkuya kapıldı. 
01O 042:036 Yakup, ‹‹Beni çocuklarımdan yoksun bırakıyorsunuz›› dedi, ‹‹Yusuf yok, Şimon yok. Şimdi de Benyamini götürmek istiyorsunuz. Sıkıntıyı çeken hep benim.›› 
01O 042:037 Ruben babasına, ‹‹Benyamini geri getirmezsem, iki oğlumu öldür›› dedi, ‹‹Onu bana teslim et, ben sana geri getireceğim.›› 
01O 042:038 Ama Yakup, ‹‹Oğlumu sizinle göndermeyeceğim›› dedi, ‹‹Çünkü kardeşi öldü, yalnız o kaldı. Yolda ona bir zarar gelirse, bu acıyla ak saçlı başımı ölüler diyarına götürürsünüz.›› 
01O 043:001 Kenan ülkesinde kıtlık şiddetlenmişti. 
01O 043:002 Mısırdan getirilen buğday tükenince Yakup, oğullarına, ‹‹Yine gidin, bize biraz yiyecek alın›› dedi. 
01O 043:003 Yahuda, ‹‹Adam bizi sıkı sıkı uyardı›› diye karşılık verdi, ‹‹ ‹Kardeşiniz sizinle birlikte gelmezse, yüzümü göremezsiniz› dedi. 
01O 043:004 Kardeşimizi bizimle gönderirsen, gider sana yiyecek alırız. 
01O 043:005 Göndermezsen gitmeyiz. Çünkü o adam, ‹Kardeşinizi birlikte getirmezseniz, yüzümü göremezsiniz› dedi.›› 
01O 043:006 İsrail, ‹‹Niçin adama bir kardeşiniz daha olduğunu söyleyerek bana bu kötülüğü yaptınız?›› dedi. 
01O 043:007 Şöyle yanıtladılar: ‹‹Adam, ‹Babanız hâlâ yaşıyor mu? Başka kardeşiniz var mı?› diye sordu. Bizimle ve akrabalarımızla ilgili öyle sorular sordu ki, yanıt vermek zorunda kaldık. Kardeşinizi getirin diyeceğini nereden bilebilirdik?›› 
01O 043:008 Yahuda, babası İsraile, ‹‹Çocuğu benimle gönder, gidelim›› dedi, ‹‹Sen de biz de yavrularımız da ölmez, yaşarız. 
01O 043:009 Ona ben kefil oluyorum. Beni sorumlu say. Eğer onu geri getirmez, önüne çıkarmazsam, ömrümce sana karşı suçlu sayılayım. 
01O 043:010 Çünkü gecikmeseydik, şimdiye dek iki kez gidip gelmiş olurduk.›› 
01O 043:011 Bunun üzerine İsrail, ‹‹Öyleyse gidin›› dedi, ‹‹Yalnız, torbalarınıza bu ülkenin en iyi ürünlerinden biraz pelesenk, biraz bal, kitre, laden, fıstık, badem koyun, Mısırın yöneticisine armağan olarak götürün. 
01O 043:012 Yanınıza iki kat para alın. Torbalarınızın ağzına konan parayı geri götürün. Belki bir yanlışlık olmuştur. 
01O 043:013 Kardeşinizi alıp gidin, o adamın yanına dönün. 
01O 043:014 Her Şeye Gücü Yeten Tanrı, adamın yüreğine size karşı merhamet koysun da, adam öbür kardeşinizle Benyamini size geri versin. Bana gelince, çocuklarımdan yoksun kalacaksam kalayım.›› 
01O 043:015 Böylece kardeşler yanlarına armağanlar, iki kat para ve Benyamini alarak hemen Mısıra gidip Yusufun huzuruna çıktılar. 
01O 043:016 Yusuf Benyamini yanlarında görünce, kâhyasına, ‹‹Bu adamları eve götür›› dedi, ‹‹Bir hayvan kesip hazırla. Çünkü öğlen benimle birlikte yemek yiyecekler.›› 
01O 043:017 Kâhya Yusufun buyurduğu gibi onları Yusufun evine götürdü. 
01O 043:018 Ne var ki kardeşleri Yusufun evine götürüldükleri için korktular. ‹‹İlk gelişimizde torbalarımıza konan para yüzünden götürülüyoruz galiba!›› dediler, ‹‹Bize saldırıp egemen olmak, bizi köle edip eşeklerimizi almak istiyor.›› 
01O 043:019 Yusufun kâhyasına yaklaşıp evin kapısında onunla konuştular: 
01O 043:020 ‹‹Aman, efendim!›› dediler, ‹‹Buraya ilk kez yiyecek satın almaya gelmiştik. 
01O 043:021 Konakladığımız yerde torbalarımızı açınca, bir de baktık ki, paramız eksiksiz olarak torbalarımızın ağzına konmuş. Onu size geri getirdik. 
01O 043:022 Ayrıca yeniden yiyecek almak için yanımıza başka para da aldık. Paraları torbalarımıza kimin koyduğunu bilmiyoruz.›› 
01O 043:023 Kâhya, ‹‹Merak etmeyin›› dedi, ‹‹Korkmanıza gerek yok. Parayı Tanrınız, babanızın Tanrısı torbalarınıza koydurmuş. Ben paranızı aldım.›› Sonra Şimonu onlara getirdi. 
01O 043:024 Kâhya onları Yusufun evine götürüp ayaklarını yıkamaları için su getirdi, eşeklerine yem verdi. 
01O 043:025 Kardeşler öğlene, Yusufun geleceği saate kadar armağanlarını hazırladılar. Çünkü orada yemek yiyeceklerini duymuşlardı. 
01O 043:026 Yusuf eve gelince, getirdikleri armağanları kendisine sunup önünde yere kapandılar. 
01O 043:027 Yusuf hatırlarını sorduktan sonra, ‹‹Bana sözünü ettiğiniz yaşlı babanız iyi mi?›› dedi, ‹‹Hâlâ yaşıyor mu?›› 
01O 043:028 Kardeşleri, ‹‹Babamız kulun iyi›› diye yanıtladılar, ‹‹Hâlâ yaşıyor.›› Sonra saygıyla eğilip yere kapandılar. 
01O 043:029 Yusuf göz gezdirirken kendisiyle aynı anneden olan kardeşi Benyamini gördü. ‹‹Bana sözünü ettiğiniz küçük kardeşiniz bu mu?›› dedi, ‹‹Tanrı sana lütfetsin, oğlum.›› 
01O 043:030 Sonra hemen oradan ayrıldı, çünkü kardeşini görünce yüreği sızlamıştı. Ağlayacak bir yer aradı. Odasına girip orada ağladı. 
01O 043:031 Yüzünü yıkadıktan sonra dışarı çıktı. Kendisini toparlayarak, ‹‹Yemeği getirin›› dedi. 
01O 043:032 Yusufa ayrı, kardeşlerine ayrı, Yusufla yemek yiyen Mısırlılara ayrı hizmet edildi. Çünkü Mısırlılar İbranilerle birlikte yemek yemez, bunu iğrenç sayarlardı. 
01O 043:033 Kardeşleri Yusufun önünde büyükten küçüğe doğru yaş sırasına göre oturdular. Şaşkın şaşkın birbirlerine baktılar. 
01O 043:034 Yusuf'un masasından onlara yemek dağıtıldı. Benyamin'in payı ötekilerden beş kat fazlaydı. İçtiler, birlikte hoş vakit geçirdiler. 
01O 044:001 Yusuf kâhyasına, ‹‹Bu adamların torbalarına taşıyabilecekleri kadar yiyecek doldur›› diye buyurdu, ‹‹Her birinin parasını torbasının ağzına koy. 
01O 044:002 En küçüğünün torbasına benim gümüş kâsemi ve buğdayının parasını koy.›› Kâhya Yusufun buyruğunu yerine getirdi. 
01O 044:003 Sabah erkenden adamlar eşekleriyle yolcu edildi. 
01O 044:004 Onlar kentten pek uzaklaşmamıştı ki Yusuf kâhyasına, ‹‹Hemen o adamların peşine düş›› dedi, ‹‹Onlara yetişince, ‹Niçin iyiliğe karşı kötülük yaptınız?› de, 
01O 044:005 ‹Efendimin şarap içmek, fala bakmak için kullandığı kâse değil mi bu? Bunu yapmakla kötülük ettiniz.› ›› 
01O 044:006 Kâhya onlara yetişip bu sözleri yineledi. 
01O 044:007 Adamlar, ‹‹Efendim, neden böyle konuşuyorsun?›› dediler, ‹‹Bizden uzak olsun, biz kulların böyle şey yapmayız. 
01O 044:008 Torbalarımızın ağzında bulduğumuz paraları Kenan ülkesinden sana geri getirdik. Nasıl efendinin evinden altın ya da gümüş çalarız? 
01O 044:009 Kullarından birinde çıkarsa öldürülsün, geri kalanlar efendimin kölesi olsun.›› 
01O 044:010 Kâhya, ‹‹Peki, dediğiniz gibi olsun›› dedi, ‹‹Kimde çıkarsa kölem olacak, geri kalanlar suçsuz sayılacak.›› 
01O 044:011 Hemen torbalarını indirip açtılar. 
01O 044:012 Kâhya büyükten küçüğe doğru hepsinin torbasını aradı. Kâse Benyaminin torbasında çıktı. 
01O 044:013 Kardeşleri üzüntüden giysilerini yırttılar. Sonra torbalarını eşeklerine yükleyip kente geri döndüler. 
01O 044:014 Yahudayla kardeşleri Yusufun evine geldiğinde, Yusuf daha evdeydi. Önünde yere kapandılar. 
01O 044:015 Yusuf, ‹‹Nedir bu yaptığınız?›› dedi, ‹‹Benim gibi birinin fala bakabileceği aklınıza gelmedi mi?›› 
01O 044:016 Yahuda, ‹‹Ne diyelim, efendim?›› diye karşılık verdi, ‹‹Nasıl anlatalım? Kendimizi nasıl temize çıkaralım? Tanrı suçumuzu ortaya çıkardı. Hepimiz köleniz artık, efendim; hem biz hem de kendisinde kâse bulunan kardeşimiz.›› 
01O 044:017 Yusuf, ‹‹Benden uzak olsun!›› dedi, ‹‹Yalnız kendisinde kâse bulunan kölem olacak. Siz esenlikle babanızın yanına dönün.›› 
01O 044:018 Yahuda yaklaşıp, ‹‹Efendim, lütfen izin ver konuşayım›› dedi, ‹‹Kuluna öfkelenme. Sen firavunla aynı yetkiye sahipsin. 
01O 044:019 Efendim, biz kullarına sormuştun: ‹Babanız ya da başka kardeşiniz var mı?› diye. 
01O 044:020 Biz de, ‹Yaşlı bir babamız ve onun yaşlılığında doğan küçük bir kardeşimiz var› demiştik, ‹O çocuğun kardeşi öldü, kendisi annesinin tek oğlu. Babamız onu çok sever.› 
01O 044:021 ‹‹Sen de biz kullarına, ‹O çocuğu bana getirin, gözümle göreyim› demiştin. 
01O 044:022 Biz de, ‹Çocuk babasından ayrılamaz, ayrılırsa babası ölür› diye karşılık vermiştik. 
01O 044:023 Sen de biz kullarına, ‹Eğer küçük kardeşiniz sizinle gelmezse, yüzümü bir daha göremezsiniz› demiştin. 
01O 044:024 ‹‹Kulun babamızın yanına döndüğümüzde, söylediklerini ona anlattık. 
01O 044:025 Babamız, ‹Yine gidin, bize biraz yiyecek alın› dedi. 
01O 044:026 Ama biz, ‹Gidemeyiz› dedik, ‹Ancak küçük kardeşimiz bizimle gelirse gideriz. Küçük kardeşimiz bizimle olmazsa o adamın yüzünü göremeyiz.› 
01O 044:027 ‹‹Babam, biz kullarına, ‹Biliyorsunuz, karım bana iki erkek çocuk doğurdu› dedi, 
01O 044:028 ‹Biri yanımdan ayrıldı. Besbelli bir hayvan parçaladı, bir daha göremedim onu. 
01O 044:029 Bunu da götürürseniz ve ona bir zarar gelirse, bu acıyla ak saçlı başımı ölüler diyarına götürürsünüz.› 
01O 044:030 -31 13220 ‹‹Efendim, şimdi babam kulunun yanına döndüğümde çocuk yanımızda olmazsa, babam onu görmeyince ölür. Çünkü onu yaşama bağlayan bu çocuktur. Biz kulların da acı içinde babamızın ak saçlı başını ölüler diyarına indiririz. 
01O 044:032 Ben kulun bu çocuğa kefil oldum. Babama, ‹Onu sana geri getirmezsem, ömrümce kendimi sana karşı suçlu sayarım› dedim. 
01O 044:033 ‹‹Lütfen şimdi çocuğun yerine beni kölen kabul et. Çocuk kardeşleriyle birlikte geri dönsün. 
01O 044:034 O yanımda olmadan babamın yanına nasıl dönerim? Babamın başına gelecek kötülüğe dayanamam.›› 
01O 045:001 Yusuf adamlarının önünde kendini tutamayıp, ‹‹Herkesi çıkarın buradan!›› diye bağırdı. Kendini kardeşlerine tanıttığında yanında kimse olmasın istiyordu. 
01O 045:002 O kadar yüksek sesle ağladı ki, Mısırlılar ağlayışını işitti. Bu haber firavunun ev halkına da ulaştı. 
01O 045:003 Yusuf kardeşlerine, ‹‹Ben Yusufum!›› dedi, ‹‹Babam yaşıyor mu?›› Kardeşleri donup kaldı, yanıt veremediler. 
01O 045:004 Yusuf, ‹‹Lütfen bana yaklaşın›› dedi. Onlar yaklaşınca Yusuf şöyle devam etti: ‹‹Mısıra sattığınız kardeşiniz Yusuf benim. 
01O 045:005 Beni buraya sattığınız için üzülmeyin. Kendinizi suçlamayın. Tanrı insanlığı korumak için beni önden gönderdi. 
01O 045:006 Çünkü iki yıldır ülkede kıtlık var, beş yıl daha sürecek. Kimse çift süremeyecek, ekin biçemeyecek. 
01O 045:007 Tanrı yeryüzünde soyunuzu korumak ve harika biçimde canınızı kurtarmak için beni önünüzden gönderdi. 
01O 045:008 Beni buraya gönderen siz değilsiniz, Tanrıdır. Beni firavunun başdanışmanı, sarayının efendisi, bütün Mısır ülkesinin yöneticisi yaptı. 
01O 045:009 Hemen babamın yanına gidin, ona oğlun Yusuf şöyle diyor deyin: ‹Tanrı beni Mısır ülkesine yönetici yaptı. Durma, yanıma gel. 
01O 045:010 Goşen bölgesine yerleşirsin; çocukların, torunların, davarların, sığırların ve sahip olduğun her şeyle birlikte yakınımda olursun. 
01O 045:011 Orada sana bakarım, çünkü kıtlık beş yıl daha sürecek. Yoksa sen de ailen ve sana bağlı olan herkes de perişan olursunuz.› 
01O 045:012 ‹‹Hepiniz gözlerinizle görüyorsunuz, kardeşim Benyamin, sen de görüyorsun konuşanın gerçekten ben olduğumu. 
01O 045:013 Mısırda ne denli güçlü olduğumu ve bütün gördüklerinizi babama anlatın. Babamı hemen buraya getirin.›› 
01O 045:014 Sonra kardeşi Benyaminin boynuna sarılıp ağladı. Benyamin de ağlayarak ona sarıldı. 
01O 045:015 Yusuf ağlayarak bütün kardeşlerini öptü. Sonra kardeşleri onunla konuşmaya başladı. 
01O 045:016 Yusufun kardeşlerinin geldiği haberi firavunun sarayına ulaşınca, firavunla görevlileri hoşnut oldu. 
01O 045:017 Firavun Yusufa şöyle dedi: ‹‹Kardeşlerine de ki, ‹Hayvanlarınızı yükleyip Kenan ülkesine gidin. 
01O 045:018 Babanızı ve ailelerinizi buraya getirin. Size Mısırın en iyi topraklarını vereceğim. Ülkenin kaymağını yiyeceksiniz.› 
01O 045:019 Onlara ayrıca şöyle demeni de buyuruyorum: ‹Çocuklarınızla karılarınız için Mısırdan arabalar alın, babanızla birlikte buraya gelin. 
01O 045:020 Gözünüz arkada kalmasın, çünkü Mısırda en iyi ne varsa sizin olacak.› ›› 
01O 045:021 İsrailin oğulları söyleneni yaptı. Firavunun buyruğu üzerine Yusuf onlara araba ve yol için azık verdi. 
01O 045:022 Hepsine birer kat yedek giysi, Benyamine ise üç yüz parça gümüşle beş kat yedek giysi verdi. 
01O 045:023 Böylece babasına Mısırda en iyi ne varsa hepsiyle yüklü on eşek, yolculuk için buğday, ekmek ve azık yüklü on dişi eşek gönderdi. 
01O 045:024 Kardeşlerini yolcu ederken onlara, ‹‹Yolda kavga etmeyin›› dedi. 
01O 045:025 Yusufun kardeşleri Mısırdan ayrılıp Kenan ülkesine, babaları Yakupun yanına döndüler. 
01O 045:026 Ona, ‹‹Yusuf yaşıyor!›› dediler, ‹‹Üstelik Mısırın yöneticisi olmuş.›› Babaları donup kaldı, onlara inanmadı. 
01O 045:027 Yusufun kendilerine bütün söylediklerini anlattılar. Kendisini Mısıra götürmek için Yusufun gönderdiği arabaları görünce, Yakupun keyfi yerine geldi. 
01O 045:028 ‹‹Tamam!›› dedi, ‹‹Oğlum Yusuf yaşıyor. Ölmeden önce gidip onu göreceğim.›› 
01O 046:001 İsrail sahip olduğu her şeyle birlikte yola çıktı. Beer-Şevaya varınca, orada babası İshakın Tanrısına kurbanlar kesti. 
01O 046:002 O gece Tanrı bir görümde İsraile, ‹‹Yakup, Yakup!›› diye seslendi. Yakup, ‹‹Buradayım›› diye yanıtladı. 
01O 046:003 Tanrı, ‹‹Ben Tanrıyım, babanın Tanrısı›› dedi, ‹‹Mısıra gitmekten çekinme. Soyunu orada büyük bir ulus yapacağım. 
01O 046:004 Seninle birlikte Mısıra gelecek, soyunu bu ülkeye geri getireceğim. Senin gözlerini Yusufun elleri kapayacak.›› 
01O 046:005 Yakup Beer-Şevadan ayrıldı. Oğulları Yakupu -İsraili- götürmek üzere firavunun gönderdiği arabalara onu, kendi çocuklarıyla karılarını bindirdiler. 
01O 046:006 -7 13590 Yakup, bütün ailesini -oğullarını, kızlarını, torunlarını- hayvanlarını ve Kenan ülkesinde kazandığı malları yanına alarak Mısıra gitti. 
01O 046:008 İsrailin Mısıra giden oğullarının -Yakupla oğullarının- adları şunlardır:  Yakupun ilk oğlu Ruben. 
01O 046:009 Rubenin oğulları:<br />Hanok, Pallu, Hesron, Karmi. 
01O 046:010 Şimonun oğulları:<br />Yemuel, Yamin, Ohat, Yakin, Sohar ve Kenanlı bir kadının oğlu Şaul. 
01O 046:011 Levinin oğulları:<br />Gerşon, Kehat, Merari. 
01O 046:012 Yahudanın oğulları:<br />Er, Onan, Şela, Peres, Zerah.<br />Ancak Erle Onan Kenan ülkesinde ölmüştü.<br />Peresin oğulları:<br />Hesron, Hamul. 
01O 046:013 İssakarın oğulları:<br />Tola, Puvva, Yov, Şimron. 
01O 046:014 Zevulunun oğulları:<br />Seret, Elon, Yahleel. 
01O 046:015 Bunlar Leanın Yakupa doğurduğu oğullardır. Lea onları ve kızı Dinayı Paddan-Aramda doğurmuştu. Yakupun bu oğullarıyla kızları toplam otuz üç kişiydi. 
01O 046:016 Gadın oğulları:<br />Sifyon, Hagi, Şuni, Esbon, Eri, Arodi, Areli. 
01O 046:017 Aşerin çocukları:<br />Yimna, Yişva, Yişvi, Beria; kızkardeşleri Serah.<br />Berianın oğulları:<br />Hever, Malkiel. 
01O 046:018 Bunlar Lavanın kızı Leaya verdiği Zilpanın Yakupa doğurduğu çocuklardır. Toplam on altı kişiydiler. 
01O 046:019 Yakupun karısı Rahelin oğulları:<br />Yusuf, Benyamin. 
01O 046:020 Yusufun Mısırda On Kentifç kâhini Potiferanın kızı Asenattan Manaşşe ve Efrayim adında iki oğlu oldu. 
01O 046:021 Benyaminin oğulları:<br />Bala, Beker, Aşbel, Gera, Naaman, Ehi, Roş, Muppim, Huppim, Ard. 
01O 046:022 Bunlar Rahelin Yakupa doğurduğu çocuklardır. Toplam on dört kişiydiler. 
01O 046:023 Danın oğlu:<br />Huşim. 
01O 046:024 Naftalinin oğulları:<br />Yahseel, Guni, Yeser, Şillem. 
01O 046:025 Bunlar Lavanın, kızı Rahele verdiği Bilhanın Yakupa doğurduğu çocuklardır. Toplam yedi kişiydiler. 
01O 046:026 Oğullarının karıları dışında Yakupun soyundan gelen ve onunla birlikte Mısıra gidenler toplam altmış altı kişiydi. Bunların hepsi Yakuptan olmuştu. 
01O 046:027 Yusufun Mısırda doğan iki oğluyla birlikte Mısıra göçen Yakup ailesi toplam yetmiş kişiydi. 
01O 046:028 Yakup Goşen yolunu göstermesi için Yahudayı önden Yusufa gönderdi. Onlar Goşene varınca, 
01O 046:029 Yusuf arabasını hazırlayıp babası İsraili karşılamak üzere Goşene gitti. Babasını görür görmez boynuna sarılıp uzun uzun ağladı. 
01O 046:030 İsrail Yusufa, ‹‹Yüzünü gördüm ya, artık ölsem de gam yemem›› dedi, ‹‹Yaşıyorsun!›› 
01O 046:031 Yusuf kardeşleriyle babasının ev halkına şöyle dedi: ‹‹Gidip firavuna haber vereyim, ‹Kenan ülkesinde yaşayan kardeşlerimle babamın ev halkı yanıma geldi› diyeyim. 
01O 046:032 Çoban olduğunuzu, hayvancılık yaptığınızı, bu yüzden davarlarınızla sığırlarınızı ve her şeyinizi birlikte getirdiğinizi anlatayım. 
01O 046:033 Firavun sizi çağırıp da, ‹Ne iş yaparsınız?› diye sorarsa, 
01O 046:034 ‹Atalarımız gibi biz de çocukluktan beri hayvancılık yapıyoruz› dersiniz. Öyle deyin ki, sizi Goşen bölgesine yerleştirsin. Çünkü Mısırlılar çobanlardan iğrenir.›› 
01O 047:001 Yusuf gidip firavuna, ‹‹Babamla kardeşlerim davarları, sığırları ve bütün eşyalarıyla Kenan ülkesinden geldiler›› diye haber verdi, ‹‹Şu anda Goşen bölgesindeler.›› 
01O 047:002 Sonra kardeşlerinden beşini seçerek firavunun huzuruna çıkardı. 
01O 047:003 Firavun Yusufun kardeşlerine, ‹‹Ne iş yapıyorsunuz?›› diye sordu. ‹‹Biz kulların atalarımız gibi çobanız›› diye yanıtladılar, 
01O 047:004 ‹‹Bu ülkeye geçici bir süre için geldik. Çünkü Kenan ülkesinde şiddetli kıtlık var. Davarlarımız için otlak bulamıyoruz. İzin ver, Goşen bölgesine yerleşelim.›› 
01O 047:005 Firavun Yusufa, ‹‹Babanla kardeşlerin yanına geldiler›› dedi, 
01O 047:006 ‹‹Mısır ülkesi senin sayılır. Onları ülkenin en iyi yerine yerleştir. Goşen bölgesine yerleşsinler. Sence aralarında becerikli olanlar varsa, davarlarıma bakmakla görevlendir.›› 
01O 047:007 Yusuf babası Yakupu getirip firavunun huzuruna çıkardı. Yakup firavunu kutsadı. 
01O 047:008 Firavun, Yakupa, ‹‹Kaç yaşındasın?›› diye sordu. 
01O 047:009 Yakup, ‹‹Gurbet yıllarım yüz otuz yılı buldu›› diye yanıtladı, ‹‹Ama yıllar çabuk ve zorlu geçti. Atalarımın gurbet yılları kadar uzun sürmedi.›› 
01O 047:010 Sonra firavunu kutsayıp huzurundan ayrıldı. 
01O 047:011 Yusuf babasıyla kardeşlerini Mısıra yerleştirdi; firavunun buyruğu uyarınca onlara ülkenin en iyi yerinde, Ramses bölgesinde mülk verdi. 
01O 047:012 Ayrıca babasıyla kardeşlerine ve babasının ev halkına, sahip oldukları çocukların sayısına göre yiyecek sağladı. 
01O 047:013 Kıtlık öyle şiddetlendi ki, hiçbir ülkede yiyecek bulunmaz oldu. Mısır ve Kenan ülkeleri kıtlıktan kırılıyordu. 
01O 047:014 Yusuf sattığı buğdaya karşılık Mısır ve Kenandaki bütün paraları toplayıp firavunun sarayına götürdü. 
01O 047:015 Mısır ve Kenanda para tükenince Mısırlılar Yusufa giderek, ‹‹Bize yiyecek ver›› dediler, ‹‹Gözünün önünde ölelim mi? Paramız bitti.›› 
01O 047:016 Yusuf, ‹‹Paranız bittiyse, davarlarınızı getirin›› dedi, ‹‹Onlara karşılık size yiyecek vereyim.›› 
01O 047:017 Böylece davarlarını Yusufa getirdiler. Yusuf atlara, davar ve sığır sürülerine, eşeklere karşılık onlara yiyecek verdi. Bir yıl boyunca hayvanlarına karşılık onlara yiyecek sağladı. 
01O 047:018 O yıl geçince, ikinci yıl yine geldiler. Yusufa, ‹‹Efendim, gerçeği senden saklayacak değiliz›› dediler, ‹‹Paramız tükendi, davarlarımızı da sana verdik. Canımızdan ve toprağımızdan başka verecek bir şeyimiz kalmadı. 
01O 047:019 Gözünün önünde ölelim mi? Toprağımız çöle mi dönsün? Canımıza ve toprağımıza karşılık bize yiyecek sat. Toprağımızla birlikte firavunun kölesi olalım. Bize tohum ver ki ölmeyelim, yaşayalım; toprak da çöle dönmesin.›› 
01O 047:020 Böylece Yusuf Mısırdaki bütün toprakları firavun için satın aldı. Mısırlıların hepsi tarlalarını sattılar, çünkü kıtlık onları buna zorluyordu. Toprakların tümü firavunun oldu. 
01O 047:021 Yusuf Mısırın bir ucundan öbür ucuna kadar bütün halkı köleleştirdi. 
01O 047:022 Yalnız kâhinlerin toprağını satın almadı. Çünkü onlar firavundan aylık alıyor, firavunun bağladığı aylıkla geçiniyorlardı. Bu yüzden topraklarını satmadılar. Masoretik metin ‹‹Kentlere göçtürdü››. 
01O 047:023 Yusuf halka, ‹‹Sizi de toprağınızı da firavun için satın aldım›› dedi, ‹‹İşte size tohum, toprağı ekin. 
01O 047:024 Ürün devşirdiğinizde, beşte birini firavuna vereceksiniz. Beşte dördünü ise tohumluk olarak kullanacak ve ailelerinizle, çocuklarınızla yiyeceksiniz.›› 
01O 047:025 ‹‹Canımızı kurtardın›› diye karşılık verdiler, ‹‹Efendimizin gözünde lütuf bulalım. Firavunun kölesi oluruz.›› 
01O 047:026 Yusuf ürünün beşte birinin firavuna verilmesini Mısırda toprak yasası yaptı. Bu yasa bugün de yürürlüktedir. Yalnız kâhinlerin toprağı firavuna verilmedi. 
01O 047:027 İsrail Mısırda Goşen bölgesine yerleşti. Orada mülk sahibi oldular, çoğalıp arttılar. 
01O 047:028 Yakup Mısırda on yedi yıl yaşadı. Ömrü toplam yüz kırk yedi yıl sürdü. 
01O 047:029 Ölümü yaklaşınca, oğlu Yusufu çağırıp, ‹‹Eğer benden hoşnut kaldınsa, lütfen elini uyluğumun altına koy›› dedi, ‹‹Bana sevgi ve sadakat göstereceğine söz ver. Lütfen beni Mısırda gömme. 
01O 047:030 Atalarıma kavuştuğum zaman beni Mısırdan çıkarıp onların yanına göm.›› Yusuf, ‹‹Dediğin gibi yapacağım›› diye karşılık verdi. 
01O 047:031 İsrail, ‹‹Ant iç›› dedi. Yusuf ant içti. İsrail yatağının başı ucunda eğilip RAB'be tapındı. ucuna yaslanıp››. 
01O 048:001 Bir süre sonra, ‹‹Baban hasta›› diye Yusufa haber geldi. Yusuf iki oğlu Manaşşeyle Efrayimi yanına alıp yola çıktı. 
01O 048:002 Yakupa, ‹‹Oğlun Yusuf geliyor›› diye haber verdiler. İsrail kendini toparlayıp yatağında oturdu. 
01O 048:003 Yusufa, ‹‹Her Şeye Gücü Yeten Tanrı Kenan ülkesinde, Luzda bana görünerek beni kutsadı›› dedi, 
01O 048:004 ‹‹Bana, ‹Seni verimli kılacak, çoğaltacağım› dedi, ‹Soyundan birçok ulus doğuracağım. Senden sonra bu ülkeyi sonsuza dek mülk olarak senin soyuna vereceğim.› 
01O 048:005 ‹‹Ben Mısıra gelmeden önce burada doğan iki oğlun benim sayılır. Efrayimle Manaşşe benim için Rubenle Şimon gibidir. 
01O 048:006 Onlardan sonra doğacak çocuklar senin olsun. Efrayimle Manaşşeden onlara miras geçecek. 
01O 048:007 Ben Paddandan dönerken Rahel Kenan ülkesinde, Efrata varmadan yolda yanımda öldü. Çok üzüldüm, onu orada Efrata -Beytleheme- giden yolun kenarına gömdüm.›› 
01O 048:008 İsrail, Yusufun oğullarını görünce, ‹‹Bunlar kim?›› diye sordu. 
01O 048:009 Yusuf, ‹‹Oğullarım›› diye yanıtladı, ‹‹Tanrı onları bana Mısırda verdi.›› İsrail, ‹‹Lütfen onları yanıma getir, kutsayayım›› dedi. 
01O 048:010 İsrailin gözleri yaşlılıktan zayıflamıştı, göremiyordu. Yusuf oğullarını onun yanına götürdü. Babası onları öpüp kucakladı. 
01O 048:011 Sonra Yusufa, ‹‹Senin yüzünü göreceğimi hiç sanmıyordum›› dedi, ‹‹Ama işte Tanrı bana soyunu bile gösterdi.›› 
01O 048:012 Yusuf oğullarını babasının kucağından alıp onun önünde yere kapandı. 
01O 048:013 Sonra Efrayimi sağına alarak İsrailin sol eline, Manaşşeyi soluna alarak İsrailin sağ eline yaklaştırdı. 
01O 048:014 İsrail ellerini çapraz olarak uzattı, sağ elini küçük olan Efrayimin, sol elini Manaşşenin başına koydu. Oysa ilkin Manaşşe doğmuştu. 
01O 048:015 Sonra Yusufu kutsayarak şöyle dedi:  ‹‹Atalarım İbrahimin, İshakın hizmet ettiği,<br />Bugüne dek yaşamım boyunca bana çobanlık eden Tanrı, 
01O 048:016 Beni bütün kötülüklerden kurtaran melek bu gençleri kutsasın!<br />Adım ve atalarım İbrahimle İshakın adları bu gençlerle yaşasın!<br />Yeryüzünde çoğaldıkça çoğalsınlar.›› 
01O 048:017 Yusuf, babasının sağ elini Efrayimin başına koyduğunu görünce, bundan hoşlanmadı. Babasının elini Efrayimin başından kaldırıp Manaşşenin başına koymak istedi. 
01O 048:018 ‹‹Baba, öyle değil›› dedi, ‹‹İlkin Manaşşe doğdu. Sağ elini onun başına koy.›› 
01O 048:019 Ancak babası bunu istemedi. ‹‹Biliyorum oğlum, biliyorum›› dedi, ‹‹Manaşşe de büyük bir halk olacak. Ama küçük kardeşi daha büyük bir halk olacak, soyundan birçok ulus doğacak.›› 
01O 048:020 O gün onları kutsayarak şöyle dedi:  ‹‹İsrailliler, ‹Tanrı seni Efrayim ve Manaşşe gibi yapsın›<br />Diyerek sizin adınızla kutsayacaklar.›› Böylece Yakup Efrayimi Manaşşenin önüne geçirdi. 
01O 048:021 İsrail Yusufa, ‹‹Ben ölmek üzereyim›› dedi, ‹‹Tanrı sizinle olacak. Sizi atalarınızın toprağına geri götürecek. 
01O 048:022 Sana kardeşlerinden bir pay fazla veriyorum; onu Amorlular'dan kılıcımla, yayımla aldım.›› 
01O 049:001 Yakup oğullarını çağırarak, ‹‹Yanıma toplanın›› dedi, ‹‹Gelecekte size neler olacağını anlatayım. 
01O 049:002 ‹‹Yakupoğulları, toplanın ve dinleyin,<br />Babanız İsraile kulak verin. 
01O 049:003 ‹‹Ruben, sen benim ilk oğlum, gücümsün,<br />Kudretimin ilk ürünüsün,<br />Saygı ve güç bakımından en üstünsün. 
01O 049:004 Ama su gibi oynaksın,<br />Üstün olmayacaksın artık.<br />Çünkü babanın yatağına girip<br />Onu kirlettin.<br />Döşeğimi rezil ettin. 
01O 049:005 ‹‹Şimonla Levi kardeştir,<br />Kılıçları şiddet kusar. 
01O 049:006 Gizli tasarılarına ortak olmam,<br />Toplantılarına katılmam.<br />Çünkü öfkelenince adam öldürdüler,<br />Canları istedikçe sığırları sakatladılar. 
01O 049:007 Lanet olsun öfkelerine,<br />Çünkü şiddetlidir.<br />Lanet olsun gazaplarına,<br />Çünkü zalimcedir.<br />Onları Yakupta bölecek<br />Ve İsrailde dağıtacağım. 
01O 049:008 ‹‹Yahuda, kardeşlerin seni övecek,<br />Düşmanlarının ensesinde olacak elin.<br />Kardeşlerin önünde eğilecek. 
01O 049:009 Yahuda bir aslan yavrusudur.<br />Oğlum benim! Avından dönüp yere çömelir,<br />Aslan gibi, dişi bir aslan gibi yatarsın.<br />Kim onu uyandırmaya cesaret edebilir? 
01O 049:010 Sahibi gelene kadar<br />Krallık asası Yahudanın elinden çıkmayacak,<br />Yönetim hep onun soyunda kalacak,<br />Uluslar onun sözünü dinleyecek. 
01O 049:011 Eşeğini bir asmaya,<br />Sıpasını seçme bir dala bağlayacak;<br />Giysilerini şarapta,<br />Kaftanını üzümün kızıl kanında yıkayacak. 
01O 049:012 Gözleri şaraptan kızıl,<br />Dişleri sütten beyaz olacak. 
01O 049:013 ‹‹Zevulun deniz kıyısında yaşayacak,<br />Liman olacak gemilere,<br />Sınırı Saydaya dek uzanacak. 
01O 049:014 ‹‹İssakar semerler arasında yatan güçlü eşek gibidir; 
01O 049:015 Ne zaman dinlenecek iyi bir yer,<br />Hoşuna giden bir ülke görse,<br />Yüklenmek için sırtını eğer,<br />Angaryaya katlanır. 
01O 049:016 ‹‹Dan kendi halkını yönetecek,<br />Bir İsrail oymağı gibi. 
01O 049:017 Yol kenarında bir yılan,<br />Toprak yolda bir engerek olacak;<br />Atın topuklarını ısırıp<br />Atlıyı sırtüstü düşüren bir engerek. 
01O 049:018 ‹‹Ben senin kurtarışını bekliyorum, ya RAB. 
01O 049:019 ‹‹Gad akıncıların saldırısına uğrayacak,<br />Ama onların topuklarına saldıracak. 
01O 049:020 ‹‹Zengin yemekler olacak Aşerde,<br />Krallara yaraşır lezzetli yiyecekler yetiştirecek Aşer. 
01O 049:021 ‹‹Naftali salıverilmiş geyiğe benzer,<br />Sevimli yavrular doğurur. 
01O 049:022 ‹‹Yusuf meyveli bir dal gibidir,<br />Kaynak kıyısında verimli bir dal gibi,<br />Filizleri duvarların üzerinden aşar. 
01O 049:023 Okçular acımadan saldırdı ona.<br />Düşmanca savurdular oklarını üzerine. 
01O 049:024 Ama onun yayı sağlam,<br />Kolları esnek çıktı;<br />Yakupun güçlü Tanrısı,<br />İsrailin Kayası, Çobanı olan Tanrı sayesinde. 
01O 049:025 Sana yardım eden babanın Tanrısıdır,<br />Her Şeye Gücü Yeten Tanrıdır seni kutsayan.<br />Yukarıdaki göklerin<br />Ve aşağıdaki denizlerin bereketiyle,<br />Memelerin, rahimlerin bereketiyle Odur seni kutsayan. 
01O 049:026 Babanın kutsamaları ebedi dağların nimetlerinden,<br />Ebedi tepelerin bolluğundan daha yücedir;<br />Yusufun başı üzerinde,<br />Kardeşleri arasında önder olanın üstünde olacak. 
01O 049:027 ‹‹Benyamin aç kurda benzer;<br />Sabah avını yer,<br />Akşam ganimeti paylaşır.›› 
01O 049:028 İsrailin on iki oymağı bunlardır. Babaları onları kutsarken bunları söyledi. Her birini uygun biçimde kutsadı. 
01O 049:029 -30 14680 Sonra Yakup oğullarına şu buyrukları verdi: ‹‹Ben ölmek, halkıma kavuşmak üzereyim. Beni Kenan ülkesinde atalarımın yanına, Mamre yakınlarında Hititli Efronun tarlasındaki mağaraya, Makpela Tarlasındaki mağaraya gömün. İbrahim o mağarayı mezar yapmak üzere Hititli Efrondan tarlasıyla birlikte satın almıştı. 
01O 049:031 İbrahimle karısı Sara, İshakla karısı Rebeka oraya gömüldüler. Leayı da ben oraya gömdüm. 
01O 049:032 Tarla ile içindeki mağara Hititlerden satın alındı.›› 
01O 049:033 Yakup oğullarına verdiği buyrukları bitirince, ayaklarını yatağın içine çekti, son soluğunu vererek halkına kavuştu. 
01O 050:001 Yusuf kendini babasının üzerine attı, ağlayarak onu öptü. 
01O 050:002 Babasının cesedini mumyalamaları için özel hekimlerine buyruk verdi. Hekimler İsraili mumyaladılar. 
01O 050:003 Bu iş kırk gün sürdü. Mumyalama için bu süre gerekliydi. Mısırlılar İsrail için yetmiş gün yas tuttu. 
01O 050:004 Yas günleri geçince, Yusuf firavunun ev halkına, ‹‹Eğer benden hoşnut kaldınızsa, lütfen firavunla konuşun›› dedi, 
01O 050:005 ‹‹Babam bana ant içirdi: ‹Ölmek üzereyim. Beni Kenan ülkesinde kendim için kazdırdığım mezara gömeceksin› dedi. Şimdi lütfen firavuna bildirin, izin versin gideyim, babamı gömüp geleyim.›› 
01O 050:006 Firavun, ‹‹Git, babanı göm, andını yerine getir›› dedi. 
01O 050:007 Böylece Yusuf babasını gömmeye gitti. Firavunun bütün görevlileri, sarayın ve Mısırın ileri gelenleri ona eşlik etti. 
01O 050:008 Yusufun bütün ailesi, kardeşleri, babasının ev halkı da onunla birlikteydi. Yalnız çocukları, davarlarla sığırları Goşende bıraktılar. 
01O 050:009 Arabalarla atlılar da onları izledi. Büyük bir alay oluşturdular. 
01O 050:010 Şeria Irmağının doğusunda Atat Harmanına varınca, yüksek sesle, acı acı ağıt yaktılar. Yusuf babası için yedi gün yas tuttu. 
01O 050:011 O bölgede yaşayan Kenanlılar, Atat Harmanındaki yası görünce, ‹‹Mısırlılar ne kadar hüzünlü yas tutuyor!›› dediler. Bu yüzden, Şeria Irmağının doğusundaki bu yere Avel-Misrayim adı verildi. ‹‹Mısırlıların çayırı›› anlamına gelir. 
01O 050:012 Yakupun oğulları, babalarının vermiş olduğu buyruğu tam tamına yerine getirdiler. 
01O 050:013 Onu Kenan ülkesine götürüp Mamre yakınlarında Makpela Tarlasındaki mağaraya gömdüler. O mağarayı mezar yapmak üzere tarlayla birlikte Hititli Efrondan İbrahim satın almıştı. 
01O 050:014 Yusuf babasını gömdükten sonra, kendisi, kardeşleri ve onunla birlikte babasını gömmeye gelenlerin hepsi Mısıra döndüler. 
01O 050:015 Babalarının ölümünden sonra Yusufun kardeşleri, ‹‹Belki Yusuf bize kin besliyordur›› dediler, ‹‹Ya ona yaptığımız kötülüğe karşılık bizden öç almaya kalkarsa?›› 
01O 050:016 -17 14870 Böylece Yusufa haber gönderdiler: ‹‹Babamız ölmeden önce Yusufa şöyle deyin diye buyurmuştu: ‹Kardeşlerin sana kötülük yaptılar, lütfen onların suçunu, günahını bağışla.› Ne olur şimdi günahımızı bağışla. Biz babanın Tanrısının kullarıyız.›› Yusuf bu haberi alınca ağladı. 
01O 050:018 Bunun üzerine kardeşleri gidip onun önünde yere kapanarak, ‹‹Senin köleniz›› dediler. 
01O 050:019 Yusuf, ‹‹Korkmayın›› dedi, ‹‹Ben Tanrı mıyım? 
01O 050:020 Siz bana kötülük düşündünüz, ama Tanrı bugün olduğu gibi birçok halkın yaşamını korumak için o kötülüğü iyiliğe çevirdi. 
01O 050:021 Korkmanıza gerek yok, size de çocuklarınıza da bakacağım.›› Yüreklerine dokunacak güzel sözlerle onlara güven verdi. 
01O 050:022 Yusufla babasının ev halkı Mısıra yerleştiler. Yusuf yüz on yıl yaşadı. 
01O 050:023 Efrayimin üç göbek çocuklarını gördü. Manaşşenin oğlu Makirin çocukları onun elinde doğdu. 
01O 050:024 Yusuf yakınlarına, ‹‹Ben ölmek üzereyim›› dedi, ‹‹Ama Tanrı kesinlikle size yardım edecek; sizi İbrahime, İshaka, Yakupa ant içerek söz verdiği topraklara götürecek.›› 
01O 050:025 Sonra onlara ant içirerek, ‹‹Tanrı kesinlikle size yardım edecek›› dedi, ‹‹O zaman kemiklerimi buradan götürürsünüz.›› 
01O 050:026 Yusuf yüz on yaşında öldü. Onu mumyalayıp Mısır'da bir tabuta koydular. 
02O 001:001 Yakupla birlikte aileleriyle Mısıra giden İsrailoğullarının adları şunlardır: 
02O 001:002 Ruben, Şimon, Levi, Yahuda, 
02O 001:003 İssakar, Zevulun, Benyamin, 
02O 001:004 Dan, Naftali, Gad, Aşer. 
02O 001:005 Yakupun soyundan gelenler toplam yetmiş kişiydi. Yusuf zaten Mısırdaydı. 
02O 001:006 Zamanla Yusuf, kardeşleri ve o kuşağın hepsi öldü. 
02O 001:007 Ama soyları arttı; üreyip çoğaldılar, gittikçe büyüdüler, ülke onlarla dolup taştı. 
02O 001:008 Sonra Yusuf hakkında bilgisi olmayan yeni bir kral Mısırda tahta çıktı. 
02O 001:009 Halkına, ‹‹Bakın, İsrailliler sayıca bizden daha çok›› dedi, 
02O 001:010 ‹‹Gelin, onlara karşı aklımızı kullanalım, yoksa daha da çoğalırlar; bir savaş çıkarsa, düşmanlarımıza katılıp bize karşı savaşır, ülkeyi terk ederler.›› 
02O 001:011 Böylece Mısırlılar İsraillilerin başına onları ağır işlere koşacak angaryacılar atadılar. İsrailliler firavun için Pitom ve Ramses adında ambarlı kentler yaptılar. 
02O 001:012 Ama Mısırlılar baskı yaptıkça İsrailliler daha da çoğalarak bölgeye yayıldılar. Mısırlılar korkuya kapılarak 
02O 001:013 İsraillileri amansızca çalıştırdılar. 
02O 001:014 Her türlü tarla işi, harç ve kerpiç yapımı gibi ağır işlerle yaşamı onlara zehir ettiler. Bütün işlerinde onları amansızca kullandılar. 
02O 001:015 Mısır Kralı, Şifra ve Pua adındaki İbrani ebelere şöyle dedi: 
02O 001:016 ‹‹İbrani kadınlarını doğum sandalyesinde doğurturken iyi bakın; çocuk erkekse öldürün, kızsa dokunmayın.›› 
02O 001:017 Ama ebeler Tanrıdan korkan kimselerdi, Mısır Kralının buyruğuna uymayarak erkek çocukları sağ bıraktılar. 
02O 001:018 Bunun üzerine Mısır Kralı ebeleri çağırtıp, ‹‹Niçin yaptınız bunu?›› diye sordu, ‹‹Neden erkek çocukları sağ bıraktınız?›› 
02O 001:019 Ebeler, ‹‹İbrani kadınlar Mısırlı kadınlara benzemiyor›› diye yanıtladılar, ‹‹Çok güçlüler. Daha ebe gelmeden doğuruyorlar.›› 
02O 001:020 Tanrı ebelere iyilik etti. Halk çoğaldıkça çoğaldı. 
02O 001:021 Ebeler kendisinden korktukları için Tanrı onları ev bark sahibi yaptı. 
02O 001:022 Bunun üzerine firavun bütün halkına buyruk verdi: ‹‹Doğan her İbrani erkek çocuk Nil'e atılacak, kızlar sağ bırakılacak.›› 
02O 002:001 Levili bir adam kendi oymağından bir kızla evlendi. 
02O 002:002 Kadın gebe kaldı ve bir erkek çocuk doğurdu. Güzel bir çocuk olduğunu görünce, onu üç ay gizledi. 
02O 002:003 Daha fazla gizleyemeyeceğini anlayınca, hasır bir sepet alıp katran ve ziftle sıvadı. İçine çocuğu yerleştirip Nil kıyısındaki sazlığa bıraktı. 
02O 002:004 Çocuğun ablası kardeşine ne olacağını görmek için uzaktan gözlüyordu. 
02O 002:005 O sırada firavunun kızı yıkanmak için ırmağa indi. Hizmetçileri ırmak kıyısında yürüyorlardı. Sazların arasındaki sepeti görünce, firavunun kızı onu getirmesi için hizmetçisini gönderdi. 
02O 002:006 Sepeti açınca ağlayan çocuğu gördü. Ona acıyarak, ‹‹Bu bir İbrani çocuğu›› dedi. 
02O 002:007 Çocuğun ablası firavunun kızına, ‹‹Gidip bir İbrani sütnine çağırayım mı?›› diye sordu, ‹‹Senin için bebeği emzirsin.›› 
02O 002:008 Firavunun kızı, ‹‹Olur›› diye yanıtladı. Kız gidip bebeğin annesini çağırdı. 
02O 002:009 Firavunun kızı kadına, ‹‹Bu bebeği al, benim için emzir, ücretin neyse veririm›› dedi. Kadın bebeği alıp emzirdi. 
02O 002:010 Çocuk büyüyünce, onu geri getirdi. Firavunun kızı çocuğu evlat edindi. ‹‹Onu sudan çıkardım›› diyerek adını Musa koydu. ‹‹Maşa›› sözcüğünü çağrıştırır. 
02O 002:011 Musa büyüdükten sonra bir gün soydaşlarının yanına gitti. Yaptıkları ağır işleri seyrederken bir Mısırlının bir İbraniyi dövdüğünü gördü. 
02O 002:012 Çevresine göz gezdirdi; kimse olmadığını anlayınca, Mısırlıyı öldürüp kuma gizledi. 
02O 002:013 Ertesi gün gittiğinde, iki İbraninin kavga ettiğini gördü. Haksız olana, ‹‹Niçin kardeşini dövüyorsun?›› diye sordu. 
02O 002:014 Adam, ‹‹Kim seni başımıza yönetici ve yargıç atadı?›› diye yanıtladı, ‹‹Mısırlıyı öldürdüğün gibi beni de mi öldürmek istiyorsun?›› O zaman Musa korkarak, ‹‹Bu iş ortaya çıkmış!›› diye düşündü. 
02O 002:015 Firavun olayı duyunca Musayı öldürtmek istedi. Ancak Musa ondan kaçıp Midyan yöresine gitti. Bir kuyunun başında otururken 
02O 002:016 Midyanlı bir kâhinin yedi kızı su çekmeye geldi. Babalarının sürüsünü suvarmak için yalakları dolduruyorlardı. 
02O 002:017 Ama bazı çobanlar gelip onları kovmak istedi. Musa kızların yardımına koşup hayvanlarını suvardı. 
02O 002:018 Sonra kızlar babaları Reuelin yanına döndüler. Reuel, ‹‹Nasıl oldu da bugün böyle tez geldiniz?›› diye sordu. 
02O 002:019 Kızlar, ‹‹Mısırlı bir adam bizi çobanların elinden kurtardı›› diye yanıtladılar, ‹‹Üstelik bizim için su çekip hayvanlara verdi.›› 
02O 002:020 Babaları, ‹‹Nerede o?›› diye sordu, ‹‹Niçin adamı dışarıda bıraktınız? Gidin onu yemeğe çağırın.›› 
02O 002:021 Musa Reuelin yanında kalmayı kabul etti. Reuel de kızı Sipporayı onunla evlendirdi. 
02O 002:022 Sippora bir erkek çocuk doğurdu. Musa, ‹‹Garibim bu yabancı ülkede›› diyerek çocuğa Gerşom adını verdi. 
02O 002:023 Aradan yıllar geçti, bu arada Mısır Kralı öldü. İsrailliler hâlâ kölelik altında inliyor, feryat ediyorlardı. Sonunda yakarışları Tanrıya erişti. 
02O 002:024 Tanrı iniltilerini duydu. İbrahim, İshak ve Yakupla yaptığı antlaşmayı anımsadı. 
02O 002:025 İsrailliler'e baktı ve onlara ilgi gösterdi. 
02O 003:001 Musa kayınbabası Midyanlı Kâhin Yitronun sürüsünü güdüyordu. Sürüyü çölün batısına sürdü ve Tanrı Dağına, Horeve vardı. 
02O 003:002 RABbin meleği bir çalıdan yükselen alevlerin içinde ona göründü. Musa baktı, çalı yanıyor, ama tükenmiyor. 
02O 003:003 ‹‹Çok garip›› diye düşündü, ‹‹Gidip bir bakayım, çalı neden tükenmiyor!›› 
02O 003:004 RAB Tanrı Musanın yaklaştığını görünce, çalının içinden, ‹‹Musa, Musa!›› diye seslendi. Musa, ‹‹Buyur!›› diye yanıtladı. 
02O 003:005 Tanrı, ‹‹Fazla yaklaşma›› dedi, ‹‹Çarıklarını çıkar. Çünkü bastığın yer kutsal topraktır. 
02O 003:006 Ben babanın Tanrısı, İbrahimin Tanrısı, İshakın Tanrısı ve Yakupun Tanrısıyım.›› Musa yüzünü kapadı, çünkü Tanrıya bakmaya korkuyordu. 
02O 003:007 RAB, ‹‹Halkımın Mısırda çektiği sıkıntıyı yakından gördüm›› dedi, ‹‹Angaryacılar yüzünden ettikleri feryadı duydum. Acılarını biliyorum. 
02O 003:008 Bu yüzden onları Mısırlıların elinden kurtarmak için geldim. O ülkeden çıkarıp geniş ve verimli topraklara, süt ve bal akan ülkeye, Kenan, Hitit, Amor, Periz, Hiv ve Yevus topraklarına götüreceğim. 
02O 003:009 İsraillilerin feryadı bana erişti. Mısırlıların onlara yapmakta olduğu baskıyı görüyorum. 
02O 003:010 Şimdi gel, halkım İsraili Mısırdan çıkarmak için seni firavuna göndereyim.›› 
02O 003:011 Musa, ‹‹Ben kimim ki firavuna gidip İsraillileri Mısırdan çıkarayım?›› diye karşılık verdi. 
02O 003:012 Tanrı, ‹‹Kuşkun olmasın, ben seninle olacağım›› dedi, ‹‹Seni benim gönderdiğimin kanıtı şu olacak: Halkı Mısırdan çıkardığın zaman bu dağda bana tapınacaksınız.›› 
02O 003:013 Musa şöyle karşılık verdi: ‹‹İsraillilere gidip, ‹Beni size atalarınızın Tanrısı gönderdi› dersem, ‹Adı nedir?› diye sorabilirler. O zaman ne diyeyim?›› 
02O 003:014 Tanrı, ‹‹Ben Benim›› dedi, ‹‹İsraillilere de ki, ‹Beni size Ben Benim diyen gönderdi.› 
02O 003:015 ‹‹İsraillilere de ki, ‹Beni size atalarınızın Tanrısı, İbrahimin Tanrısı, İshakın Tanrısı ve Yakupun Tanrısı Yahve gönderdi.› Sonsuza dek adım bu olacak. Kuşaklar boyunca böyle anılacağım. 
02O 003:016 Git, İsrail ileri gelenlerini topla, onlara şöyle de: ‹Atalarınız İbrahimin, İshakın, Yakupun Tanrısı Yahve bana görünerek şunları söyledi: Sizinle ve Mısırda size yapılanlarla yakından ilgileniyorum. 
02O 003:017 Söz verdim, sizi Mısırda çektiğiniz sıkıntıdan kurtaracağım; Kenan, Hitit, Amor, Periz, Hiv ve Yevus topraklarına, süt ve bal akan ülkeye götüreceğim.› 
02O 003:018 ‹‹İsrail ileri gelenleri seni dinleyecekler. Sonra birlikte Mısır Kralına gidip, ‹İbranilerin Tanrısı Yahve bizimle görüştü› diyeceksiniz, ‹Şimdi izin ver, Tanrımız Yahveye kurban kesmek için çölde üç gün yol alalım.› 
02O 003:019 Ama biliyorum, güçlü bir el zorlamadıkça Mısır Kralı gitmenize izin vermeyecek. 
02O 003:020 Elimi uzatacak ve aralarında şaşılası işler yaparak Mısırı cezalandıracağım. O zaman sizi salıverecek. 
02O 003:021 ‹‹Halkımın Mısırlıların gözünde lütuf bulmasını sağlayacağım. Gittiğinizde eli boş gitmeyeceksiniz. 
02O 003:022 Her kadın Mısırlı komşusundan ya da konuğundan altın ve gümüş takılar, giysiler isteyecek. Oğullarınızı, kızlarınızı bunlarla süsleyeceksiniz. Mısırlılar'ı soyacaksınız.›› 
02O 004:001 Musa, ‹‹Ya bana inanmazlarsa?›› dedi, ‹‹Sözümü dinlemez, ‹RAB sana görünmedi› derlerse, ne olacak?›› 
02O 004:002 RAB, ‹‹Elinde ne var?›› diye sordu. Musa, ‹‹Değnek›› diye yanıtladı. 
02O 004:003 RAB, ‹‹Onu yere at›› dedi. Musa değneğini yere atınca, değnek yılan oldu. Musa yılandan kaçtı. 
02O 004:004 RAB, ‹‹Elini uzat, kuyruğundan tut›› dedi. Musa elini uzatıp kuyruğunu tutunca yılan yine değnek oldu. 
02O 004:005 RAB, ‹‹Bunu yap ki, ataları İbrahimin, İshakın, Yakupun Tanrısı RABbin sana göründüğüne inansınlar›› dedi. 
02O 004:006 Sonra, ‹‹Elini koynuna koy›› dedi. Musa elini koynuna koydu. Çıkardığı zaman eli bir deri hastalığına yakalanmış, kar gibi bembeyaz olmuştu. 
02O 004:007 RAB, ‹‹Elini yine koynuna koy›› dedi. Musa elini yine koynuna koydu. Çıkardığı zaman eli eski haline dönmüştü. 
02O 004:008 RAB, ‹‹Eğer sana inanmaz, ilk belirtiyi önemsemezlerse, ikinci belirtiye inanabilirler›› dedi, 
02O 004:009 ‹‹Bu iki belirtiye de inanmaz, sözünü dinlemezlerse, Nilden biraz su alıp kuru toprağa dök. Irmaktan aldığın su toprakta kana dönecek.›› 
02O 004:010 Musa RABbe, ‹‹Aman, ya Rab!›› dedi, ‹‹Ben kulun ne geçmişte, ne de benimle konuşmaya başladığından bu yana iyi bir konuşmacı oldum. Çünkü dili ağır, tutuk biriyim.›› 
02O 004:011 RAB, ‹‹Kim ağız verdi insana?›› dedi, ‹‹İnsanı sağır, dilsiz, görür ya da görmez yapan kim? Ben değil miyim? 
02O 004:012 Şimdi git! Ben konuşmana yardımcı olacağım. Ne söylemen gerektiğini sana öğreteceğim.›› 
02O 004:013 Musa, ‹‹Aman, ya Rab!›› dedi, ‹‹Ne olur, benim yerime başkasını gönder.›› 
02O 004:014 RAB Musaya öfkelendi ve, ‹‹Ağabeyin Levili Harun var ya!›› dedi, ‹‹Bilirim, o iyi konuşur. Hem şu anda seni karşılamaya geliyor. Seni görünce sevinecek. 
02O 004:015 Onunla konuş, ne söylemesi gerektiğini anlat. İkinizin konuşmasına da yardımcı olacak, ne yapacağınızı size öğreteceğim. 
02O 004:016 O sana sözcülük edecek, senin yerine halkla konuşacak. Sen de onun için Tanrı gibi olacaksın. 
02O 004:017 Bu değneği eline al, çünkü belirtileri onunla gerçekleştireceksin.›› 
02O 004:018 Musa kayınbabası Yitronun yanına döndü. Ona, ‹‹İzin ver, Mısırdaki soydaşlarımın yanına döneyim›› dedi, ‹‹Bakayım, hâlâ yaşıyorlar mı?›› Yitro, ‹‹Esenlikle git›› diye karşılık verdi. 
02O 004:019 RAB Midyanda Musaya, ‹‹Mısıra dön, çünkü canını almak isteyenlerin hepsi öldü›› demişti. 
02O 004:020 Böylece Musa karısını, oğullarını eşeğe bindirdi; Tanrının buyurduğu değneği de eline alıp Mısıra doğru yola çıktı. 
02O 004:021 RAB Musaya, ‹‹Mısıra döndüğünde, sana verdiğim güçle bütün şaşılası işleri firavunun önünde yapmaya bak›› dedi, ‹‹Ama ben onu inatçı yapacağım. Halkı salıvermeyecek. 
02O 004:022 Sonra firavuna de ki, ‹RAB şöyle diyor: İsrail benim ilk oğlumdur. 
02O 004:023 Sana, bırak oğlum gitsin, bana tapsın, dedim. Ama sen onu salıvermeyi reddettin. Bu yüzden senin ilk oğlunu öldüreceğim.› ›› 
02O 004:024 RAB yolda, bir konaklama yerinde Musaylafç karşılaştı, onu öldürmek istedi. 
02O 004:025 O anda Sippora keskin bir taş alıp oğlunu sünnet etti, derisini Musanın ayaklarına dokundurdu. ‹‹Gerçekten sen bana kanlı güveysin›› dedi. 
02O 004:026 Böylece RAB Musayı esirgedi. Sippora Musaya sünnetten ötürü ‹‹Kanlı güveysin›› demişti. 
02O 004:027 RAB Haruna, ‹‹Çöle, Musayı karşılamaya git›› dedi. Harun gitti, onu Tanrı Dağında karşılayıp öptü. 
02O 004:028 Musa duyurması için RABbin kendisine söylediği bütün sözleri ve gerçekleştirmesini buyurduğu bütün belirtileri Haruna anlattı. 
02O 004:029 Musayla Harun varıp İsrailin bütün ileri gelenlerini topladılar. 
02O 004:030 Harun RABbin Musaya söylemiş olduğu her şeyi onlara anlattı. Musa da halkın önünde belirtileri gerçekleştirdi. 
02O 004:031 Halk inandı; RAB'bin kendileriyle ilgilendiğini, çektikleri sıkıntıyı görmüş olduğunu duyunca, eğilip tapındılar. 
02O 005:001 Sonra Musayla Harun firavuna gidip şöyle dediler: ‹‹İsrailin Tanrısı RAB diyor ki, ‹Halkımı bırak gitsin, çölde bana bayram yapsın.› ›› 
02O 005:002 Firavun, ‹‹RAB kim oluyor ki, Onun sözünü dinleyip İsrail halkını salıvereyim?›› dedi. ‹‹RABbi tanımıyorum. İsraillilerin gitmesine izin vermeyeceğim.›› 
02O 005:003 Musayla Harun, ‹‹İbranilerin Tanrısı bizimle görüştü›› diye yanıtladılar, ‹‹İzin ver, Tanrımız RABbe kurban kesmek için çölde üç gün yol alalım. Yoksa bizi salgın hastalık ya da kılıçla cezalandırabilir.›› 
02O 005:004 Mısır Firavunu, ‹‹Ey Musa ve Harun, niçin halkı işinden alıkoyuyorsunuz? Siz de işinizin başına dönün›› dedi, 
02O 005:005 ‹‹Bakın, halkınız Mısırlılardan daha kalabalık, oysa siz onların işini engellemeye çalışıyorsunuz.›› 
02O 005:006 Firavun o gün angaryacılara ve halkın başındaki görevlilere buyruk verdi: 
02O 005:007 ‹‹Kerpiç yapmak için artık halka saman vermeyeceksiniz. Gitsinler, kendi samanlarını kendileri toplasınlar. 
02O 005:008 Önceki gibi aynı sayıda kerpiç yapmalarını isteyin, kerpiç sayısını azaltmayın. Çünkü tembel insanlardır; bu yüzden, ‹Gidelim, Tanrımıza kurban keselim› diye bağrışıyorlar. 
02O 005:009 İşlerini ağırlaştırın ki, meşgul olsunlar, yalan sözlere kulak asmasınlar.›› 
02O 005:010 Angaryacılarla görevliler gidip İsraillilere şöyle dediler: ‹‹Firavun diyor ki, ‹Artık size saman vermeyeceğim. 
02O 005:011 Gidin, nerede bulursanız oradan kendinize saman alın. Ancak işiniz hiç hafifletilmeyecek.› ›› 
02O 005:012 Böylece halk saman yerine anız toplamak üzere bütün Mısıra dağıldı. 
02O 005:013 Angaryacılar, ‹‹Saman verildiği günlerdeki gibi gündelik görevlerinizi eksiksiz yerine getirin›› diyerek onlara baskı yapıyordu. 
02O 005:014 Firavunun angaryacılarının atadığı İsrailli görevliler, ‹‹Niçin dün ve bugün daha önceki gibi gereken sayıda kerpiç yaptırmadınız?›› diyerek dövüldüler. 
02O 005:015 Bunun üzerine İsrailli görevliler firavunun yanına varıp yakındılar: ‹‹Neden kullarına böyle davranıyorsun? 
02O 005:016 Neden bize saman verilmediği halde, ‹Kerpiç yapın!› deniyor? İşte kulların dövülüyor, oysa suçlu senin kendi halkındır.›› 
02O 005:017 Firavun, ‹‹Tembelsiniz siz, tembel!›› diye karşılık verdi, ‹‹Bu yüzden ‹Gidip RABbe kurban keselim› diyorsunuz. 
02O 005:018 Haydi, işinizin başına dönün. Size saman verilmeyecek; yine de aynı sayıda kerpiç üreteceksiniz.›› 
02O 005:019 Kendilerine, ‹‹Her gün üretmeniz gereken kerpiç sayısını azaltmayacaksınız›› dendiğinde İsrailli görevliler zor durumda olduklarını anladılar. 
02O 005:020 Firavunun yanından ayrılınca, kendilerini bekleyen Musayla Haruna çıkıştılar. 
02O 005:021 ‹‹RAB yaptığınızı görsün, cezanızı versin!›› dediler, ‹‹Bizi firavunla görevlilerinin gözünde rezil ettiniz. Bizi öldürmeleri için ellerine bir kılıç verdiniz.›› 
02O 005:022 Musa RABbe döndü ve, ‹‹Ya Rab, niçin bu halka kötü davrandın?›› dedi, ‹‹Beni bunun için mi gönderdin? 
02O 005:023 Senin adına firavunla konuşmaya gittim gideli firavun bu halka kötü davranıyor. Sen de kendi halkını kurtarmak için hiçbir şey yapmadın.›› 
02O 006:001 RAB Musaya, ‹‹Firavuna ne yapacağımı şimdi göreceksin›› dedi, ‹‹Güçlü elimden ötürü İsrail halkını salıverecek, güçlü elimden ötürü onları ülkesinden kovacak.›› 
02O 006:002 Tanrı ayrıca Musaya, ‹‹Ben Yahveyim›› dedi, 
02O 006:003 ‹‹İbrahime, İshaka ve Yakupa Her Şeye Gücü Yeten Tanrı olarak göründüm, ama onlara kendimi Yahve adıyla tanıtmadım. 
02O 006:004 Yabancı olarak yaşadıkları Kenan ülkesini kendilerine vermek üzere onlarla antlaşma yaptım. 
02O 006:005 Mısırlıların köleleştirdiği İsraillilerin iniltilerini duydum ve antlaşmamı hep andım. 
02O 006:006 ‹‹Onun için İsraillilere de ki, ‹Ben Yahveyim. Sizi Mısırlıların boyunduruğundan çıkaracak, onların kölesi olmaktan kurtaracağım. Onları ağır biçimde yargılayacak ve kudretli elimle sizi özgür kılacağım. 
02O 006:007 Sizi kendi halkım yapacak ve Tanrınız olacağım. O zaman sizi Mısırlıların boyunduruğundan çıkaran Tanrınız Yahvenin ben olduğumu bileceksiniz. 
02O 006:008 Sizi İbrahime, İshaka ve Yakupa vereceğime ant içtiğim topraklara götüreceğim. Orayı size mülk olarak vereceğim. Ben Yahveyim.› ›› 
02O 006:009 Musa bunları İsraillilere anlattı, ama umutları kırıldığı ve ağır baskı altında oldukları için onu dinlemediler. 
02O 006:010 -11 16290 RAB Musaya, ‹‹Git, Mısır Firavununa İsraillileri ülkesinden salıvermesini söyle›› dedi. 
02O 006:012 Ama Musa, ‹‹İsrailliler beni dinlemedikten sonra, firavun nasıl dinler?›› diye karşılık verdi, ‹‹Zaten iyi konuşan biri değilim.›› dudakları sünnetsiz bir adamım.›› Aynı ifade 6:30da da geçer. 
02O 006:013 RAB Musa ve Harunla İsrailliler ve Mısır Firavunu hakkında konuştu. İsraillileri Mısırdan çıkarmalarını buyurdu. 
02O 006:014 İsraillilerin aile önderleri şunlardır: Yakupun ilk oğlu Rubenin oğulları: Hanok, Pallu, Hesron, Karmi. Rubenin boyları bunlardır. 
02O 006:015 Şimonun oğulları: Yemuel, Yamin, Ohat, Yakin, Sohar ve Kenanlı bir kadının oğlu Şaul. Şimonun boyları bunlardır. 
02O 006:016 Kayıtlarına göre Levioğullarının adları şunlardır: Gerşon, Kehat, Merari. Levi 137 yıl yaşadı. 
02O 006:017 Gerşonun oğulları boylarına göre şunlardır: Livni, Şimi. 
02O 006:018 Kehatın oğulları: Amram, Yishar, Hevron, Uzziel. Kehat 133 yıl yaşadı. 
02O 006:019 Merarinin oğulları: Mahli, Muşi. Kayıtlarına göre Levi boyları bunlardır. 
02O 006:020 Amram halası Yokevetle evlendi. Yokevet ona Harunla Musayı doğurdu. Amram 137 yıl yaşadı. 
02O 006:021 Yisharın oğulları: Korah, Nefek, Zikri. 
02O 006:022 Uzzielin oğulları: Mişael, Elsafan, Sitri. 
02O 006:023 Harun Nahşonun kızkardeşi ve Amminadavın kızı Elişevayla evlendi. Elişeva ona Nadav, Avihu, Elazar ve İtamarı doğurdu. 
02O 006:024 Korahın oğulları: Assir, Elkana, Aviasaf. Korahlıların boyları bunlardır. 
02O 006:025 Harunun oğlu Elazar Putielin kızlarından biriyle evlendi. Karısı ona Pinehası doğurdu. Boylarına göre Levili aile önderleri bunlardır. 
02O 006:026 RABbin, ‹‹İsraillileri ordular halinde Mısırdan çıkarın›› dediği Harun ve Musa bunlardır. 
02O 006:027 İsraillileri Mısırdan çıkarmak için Mısır Firavunu ile konuşanlar da Musayla Harundur. 
02O 006:028 -29 16460 RAB Mısırda Musayla konuştuğunda, ona, ‹‹Ben RABbim›› dedi, ‹‹Sana söylediğim her şeyi Mısır Firavununa ilet.›› 
02O 006:030 Musa RAB'bin huzurunda, ‹‹Ben iyi konuşan biri değilim›› diye karşılık verdi, ‹‹Firavun beni nasıl dinler?›› 
02O 007:001 RAB, ‹‹Bak, seni firavuna karşı Tanrı gibi yaptım›› dedi, ‹‹Ağabeyin Harun senin peygamberin olacak. 
02O 007:002 Sana buyurduğum her şeyi ağabeyine anlat. O da firavuna İsraillileri ülkesinden salıvermesini söylesin. 
02O 007:003 Ben firavunu inatçı yapacağım ki, belirtilerimi ve şaşılası işlerimi Mısırda artırabileyim. 
02O 007:004 Ama firavun sizi dinlemeyecek. O zaman elimi Mısırın üzerine koyacağım ve onları ağır biçimde cezalandırarak halkım İsraili ordular halinde Mısırdan çıkaracağım. 
02O 007:005 Mısıra karşı elimi kaldırdığım ve İsraillileri aralarından çıkardığım zaman Mısırlılar benim RAB olduğumu anlayacak.›› 
02O 007:006 Musayla Harun RABbin buyurduğu gibi yaptılar. 
02O 007:007 Firavunla konuştuklarında Musa seksen, Harun seksen üç yaşındaydı. 
02O 007:008 RAB Musayla Haruna şöyle dedi: 
02O 007:009 ‹‹Firavun size, ‹Bir mucize yapın› dediğinde, söyle Haruna, değneğini alıp firavunun önüne atsın. Değnek yılan olacak.›› 
02O 007:010 Böylece Musayla Harun firavunun yanına gittiler ve RABbin buyurduğu gibi yaptılar. Harun değneğini firavunla görevlilerinin önüne attı. Değnek yılan oluverdi. 
02O 007:011 Bunun üzerine firavun kendi bilgelerini, büyücülerini çağırdı. Mısırlı büyücüler de büyüleriyle aynı şeyi yaptılar. 
02O 007:012 Her biri değneğini attı, değnekler yılan oldu. Ancak Harunun değneği onların değneklerini yuttu. 
02O 007:013 Yine de, RABbin söylediği gibi firavun inat etti ve Musayla Harunu dinlemedi. 
02O 007:014 RAB Musaya, ‹‹Firavun inat ediyor, halkı salıvermeyi reddediyor›› dedi, 
02O 007:015 ‹‹Sabah git, firavun Nile inerken onu karşılamak için ırmak kıyısında bekle. Yılana dönüşen değneği eline al 
02O 007:016 ve ona de ki, ‹Halkımı salıver, çölde bana tapsınlar, demem için İbranilerin Tanrısı RAB beni sana gönderdi. Ama sen şu ana kadar kulak asmadın. 
02O 007:017 Benim RAB olduğumu şundan anla, diyor RAB. İşte, elimdeki değneği ırmağın sularına vuracağım, sular kana dönecek. 
02O 007:018 Irmaktaki balıklar ölecek, ırmak leş gibi kokacak, Mısırlılar artık ırmağın suyunu içemeyecekler.› ›› 
02O 007:019 Sonra RAB Musaya şöyle buyurdu: ‹‹Haruna de ki, ‹Değneğini al ve elini Mısırın suları üzerine -ırmakları, kanalları, havuzları, bütün su birikintileri üzerine- uzat, hepsi kana dönsün. Bütün Mısırda tahta ve taş kaplardaki sular bile kana dönecek.› ›› 
02O 007:020 Musayla Harun RABbin buyurduğu gibi yaptılar. Harun firavunla görevlilerinin gözü önünde değneğini kaldırıp ırmağın sularına vurdu. Bütün sular kana dönüştü. 
02O 007:021 Irmaktaki balıklar öldü, ırmak kokmaya başladı. Mısırlılar ırmağın suyunu içemez oldular. Mısırın her yerinde kan vardı. 
02O 007:022 Mısırlı büyücüler de kendi büyüleriyle aynı şeyi yaptılar. RABbin söylediği gibi firavun inat etti ve Musayla Harunu dinlemedi. 
02O 007:023 Olanlara aldırmadan sarayına döndü. 
02O 007:024 Mısırlılar içecek su bulmak için ırmak kıyısını kazmaya koyuldular. Çünkü ırmağın suyunu içemiyorlardı. 
02O 007:025 RAB'bin ırmağı vurmasının üzerinden yedi gün geçti. 
02O 008:001 RAB Musaya şöyle dedi: ‹‹Firavunun yanına git ve ona de ki, ‹RAB şöyle diyor: Halkımı salıver, bana tapsınlar. 
02O 008:002 Eğer halkımı salıvermeyi reddedersen, bütün ülkeni kurbağalarla cezalandıracağım. 
02O 008:003 Irmak kurbağalarla dolup taşacak. Kurbağalar çıkıp sarayına, yatak odana, yatağına, görevlilerinin ve halkının evlerine, fırınlarına, hamur teknelerine girecekler. 
02O 008:004 Senin, halkının, bütün görevlilerinin üstüne sıçrayacaklar.› 
02O 008:005 ‹‹Haruna de ki, ‹Elindeki değneği ırmakların, kanalların, havuzların üzerine uzatıp kurbağaları çıkart; Mısırı kurbağalar kaplasın.› ›› 
02O 008:006 Böylece Harun elini Mısırın suları üzerine uzattı; kurbağalar çıkıp Mısırı kapladı. 
02O 008:007 Ancak büyücüler de kendi büyüleriyle aynı şeyi yaptılar ve ülkeye kurbağaları saldılar. 
02O 008:008 Firavun Musayla Harunu çağırtıp, ‹‹RABbe dua edin, benim ve halkımın üzerinden kurbağaları uzaklaştırsın›› dedi, ‹‹O zaman halkınızı RABbe kurban kessinler diye salıvereceğim.›› 
02O 008:009 Musa, ‹‹Sen karar ver›› diye karşılık verdi, ‹‹Bunu sana bırakıyorum. Kurbağalar senden ve evlerinden uzak dursun, yalnız ırmakta kalsınlar diye senin, görevlilerin ve halkın için ne zaman dua edeyim?›› 
02O 008:010 Firavun, ‹‹Yarın›› dedi. Musa, ‹‹Peki, dediğin gibi olsun›› diye karşılık verdi, ‹‹Böylece bileceksin ki, Tanrımız RAB gibisi yoktur. 
02O 008:011 Kurbağalar senden, evlerinden, görevlilerinden, halkından uzaklaşacak, yalnız ırmakta kalacaklar.›› 
02O 008:012 Musayla Harun firavunun yanından ayrıldılar. Musa RABbin firavunun başına getirdiği kurbağa belası için RABbe feryat etti. 
02O 008:013 RAB Musanın isteğini yerine getirdi. Kurbağalar evlerde, avlularda, tarlalarda öldüler. 
02O 008:014 Kurbağaları yığın yığın topladılar. Ülke kokudan geçilmez oldu. 
02O 008:015 Ancak firavun ülkenin rahatladığını görünce, RABbin söylediği gibi inatçılık etti ve Musayla Harunu dinlemedi. 
02O 008:016 RAB Musaya şöyle dedi: ‹‹Haruna de ki, ‹Değneğini uzatıp yere vur, yerdeki toz sivrisineğe dönüşsün, bütün Mısırı kaplasın.› ›› 
02O 008:017 Öyle yaptılar. Harun elindeki değneği uzatıp yere vurunca, insanlarla hayvanların üzerine sivrisinekler üşüştü. Mısırda yerin bütün tozu sivrisineğe dönüştü. 
02O 008:018 Büyücüler de kendi büyüleriyle tozu sivrisineğe dönüştürmek istedilerse de başaramadılar. İnsanların, hayvanların üzerini sivrisinek kapladı. 
02O 008:019 Büyücüler firavuna, ‹‹Bu işte Tanrının parmağı var›› dediler. Ne var ki, RABbin söylediği gibi firavun inat etti, Musayla Harunu dinlemedi. 
02O 008:020 RAB Musaya şöyle dedi: ‹‹Sabah erkenden kalk, firavun ırmağa inerken onu karşıla ve şöyle de: ‹RAB diyor ki, halkımı salıver, bana tapsınlar. 
02O 008:021 Halkımı salıvermezsen senin, görevlilerinin, halkının, evlerinin üzerine atsineği yağdıracağım. Mısırlıların evleri ve üzerinde yaşadıkları topraklar atsinekleriyle dolup taşacak. 
02O 008:022 ‹‹ ‹Ama o gün halkımın yaşadığı Goşen bölgesinde farklı davranacağım. Orada atsineği olmayacak. Böylece bileceksin ki, bu ülkede RAB benim. 
02O 008:023 Kendi halkımla senin halkın arasına fark koyacağım. Yarın bu belirti gerçekleşecek.› ›› 
02O 008:024 RAB dediğini yaptı. Firavunun sarayına, görevlilerinin evlerine sürü sürü atsineği gönderdi. Mısır atsineği yüzünden baştan sona harap oldu. 
02O 008:025 Firavun Musayla Harunu çağırtıp, ‹‹Gidin, bu ülkede Tanrınıza kurban kesin›› dedi. 
02O 008:026 Musa, ‹‹Bu doğru olmaz›› diye karşılık verdi, ‹‹Çünkü Mısırlılar Tanrımız RABbe kurban kesmeyi iğrenç sayıyorlar. İğrenç saydıkları bu şeyi gözlerinin önünde yaparsak bizi taşlamazlar mı? 
02O 008:027 Tanrımız RABbe kurban kesmek için, bize buyurduğu gibi üç gün çölde yol almalıyız.›› 
02O 008:028 Firavun, ‹‹Çölde Tanrınız RABbe kurban kesmeniz için sizi salıveriyorum›› dedi, ‹‹Yalnız çok uzağa gitmeyeceksiniz. Şimdi benim için dua edin.›› 
02O 008:029 Musa, ‹‹Yarın atsineklerini firavunun, görevlilerinin, halkının üzerinden uzaklaştırsın diye, yanından ayrılır ayrılmaz RABbe dua edeceğim›› dedi, ‹‹Yalnız firavun RABbe kurban kesmek için halkın gitmesini önleyerek bizi yine aldatmamalı.›› 
02O 008:030 Musa firavunun yanından çıkıp RABbe dua etti. 
02O 008:031 RAB Musanın isteğini yerine getirdi; firavunun, görevlilerinin, halkının üzerinden atsineklerini uzaklaştırdı. Tek sinek kalmadı. 
02O 008:032 Öyleyken, firavun bir kez daha inatçılık etti ve halkı salıvermedi. 
02O 009:001 RAB Musaya şöyle dedi: ‹‹Firavunun yanına git ve ona de ki, ‹İbranilerin Tanrısı RAB şöyle diyor: Halkımı salıver, bana tapsınlar. 
02O 009:002 Salıvermeyi reddeder, onları tutmakta diretirsen, 
02O 009:003 RABbin eli kırlardaki hayvanlarınızı -atları, eşekleri, develeri, sığırları, davarları- büyük kırıma uğratarak sizi cezalandıracak. 
02O 009:004 RAB İsraillilerle Mısırlıların hayvanlarına farklı davranacak. İsraillilerin hayvanlarından hiçbiri ölmeyecek.› ›› 
02O 009:005 RAB zamanı da belirleyerek, ‹‹Yarın ülkede bunu yapacağım›› dedi. 
02O 009:006 Ertesi gün RAB dediğini yaptı: Mısırlıların hayvanları büyük çapta öldü. Ama İsraillilerin hayvanlarından hiçbiri ölmedi. 
02O 009:007 Firavun adam gönderdi, İsraillilerin bir tek hayvanının bile ölmediğini öğrendi. Öyleyken, inat etti ve halkı salıvermedi. 
02O 009:008 RAB Musayla Haruna, ‹‹Yanınıza iki avuç dolusu ocak kurumu alın›› dedi, ‹‹Musa kurumu firavunun önünde göğe doğru savursun. 
02O 009:009 Kurum bütün Mısırın üzerinde ince bir toza dönüşecek; ülkenin her yanındaki insanların, hayvanların bedenlerinde irinli çıbanlar çıkacak.›› 
02O 009:010 Böylece Musayla Harun ocak kurumu alıp firavunun önünde durdular. Musa kurumu göğe doğru savurdu. İnsanlarda ve hayvanlarda irinli çıbanlar çıktı. 
02O 009:011 Büyücüler çıbandan ötürü Musanın karşısında duramaz oldular. Çünkü bütün Mısırlılarda olduğu gibi onlarda da çıbanlar çıkmıştı. 
02O 009:012 RAB firavunu inatçı yaptı, RABbin Musaya söylediği gibi, firavun Musayla Harunu dinlemedi. 
02O 009:013 RAB Musaya şöyle dedi: ‹‹Sabah erkenden kalkıp firavunun huzuruna çık, de ki, ‹İbranilerin Tanrısı RAB şöyle diyor: Halkımı salıver, bana tapsınlar. 
02O 009:014 Yoksa bu kez senin, görevlilerinin, halkının üzerine bütün belalarımı yağdıracağım. Öyle ki, bu dünyada benim gibisi olmadığını öğrenesin. 
02O 009:015 Çünkü elimi kaldırıp seni ve halkını salgın hastalıkla vurmuş olsaydım, yeryüzünden silinmiş olurdun. 
02O 009:016 Gücümü sana göstermek, adımı bütün dünyaya tanıtmak için seni ayakta tuttum. 
02O 009:017 Hâlâ halkımı salıvermiyor, onlara üstünlük taslıyorsun. 
02O 009:018 Bu yüzden, yarın bu saatlerde Mısıra tarihinde görülmemiş ağır bir dolu yağdıracağım. 
02O 009:019 Şimdi buyruk ver, hayvanların ve kırda neyin varsa hepsi sığınaklara konsun. Dolu yağınca, eve getirilmeyen, kırda kalan bütün insanlarla hayvanlar ölecek.› ›› 
02O 009:020 Firavunun görevlileri arasında RABbin uyarısından korkanlar köleleriyle hayvanlarını çabucak evlerine getirdiler. 
02O 009:021 RABbin uyarısını önemsemeyenler ise köleleriyle hayvanlarını tarlada bıraktı. 
02O 009:022 RAB Musaya, ‹‹Elini göğe doğru uzat›› dedi, ‹‹Mısırın her yerine, insanların, hayvanların, kırdaki bütün bitkilerin üzerine dolu yağsın.›› 
02O 009:023 Musa değneğini göğe doğru uzatınca RAB gök gürlemeleri ve dolu gönderdi. Yıldırım düştü. RAB Mısıra dolu yağdırdı. 
02O 009:024 Şiddetli dolu yağıyor, sürekli şimşek çakıyordu. Mısır Mısır olalı böylesi bir dolu görmemişti. 
02O 009:025 Dolu Mısırda insandan hayvana dek kırdaki her şeyi, bütün bitkileri mahvetti, bütün ağaçları kırdı. 
02O 009:026 Yalnız İsraillilerin yaşadığı Goşen bölgesine dolu düşmedi. 
02O 009:027 Firavun Musayla Harunu çağırtarak, ‹‹Bu kez günah işledim›› dedi, ‹‹RAB haklı, ben ve halkım haksızız. 
02O 009:028 RABbe dua edin, yeter bu gök gürlemeleri ve dolu. Sizi salıvereceğim, artık burada kalmayacaksınız.›› 
02O 009:029 Musa, ‹‹Kentten çıkınca, ellerimi RABbe uzatacağım›› dedi, ‹‹Gök gürlemeleri duracak, artık dolu yağmayacak. Böylece dünyanın RABbe ait olduğunu bileceksin. 
02O 009:030 Ama biliyorum, sen ve görevlilerin RAB Tanrıdan hâlâ korkmuyorsunuz.›› 
02O 009:031 Keten ve arpa mahvolmuştu; çünkü arpa başak vermiş, keten çiçek açmıştı. 
02O 009:032 Ama buğday ve kızıl buğday henüz bitmediği için zarar görmemişti. 
02O 009:033 Musa firavunun yanından ayrılıp kentten çıktı. Ellerini RABbe uzattı. Gök gürlemesi ve dolu durdu, yağmur dindi. 
02O 009:034 Firavun yağmurun, dolunun, gök gürlemesinin kesildiğini görünce, yine günah işledi. Hem kendisi, hem görevlileri inat ettiler. 
02O 009:035 RAB'bin Musa aracılığıyla söylediği gibi, firavun inat ederek İsrailliler'i salıvermedi. 
02O 010:001 RAB Musaya, ‹‹Firavunun yanına git›› dedi, ‹‹Belirtilerimi aralarında göstermek için firavunla görevlilerini inatçı yaptım. 
02O 010:002 Mısırla nasıl alay ettiğimi, aralarında gösterdiğim belirtileri sen de çocuklarına, torunlarına anlat ki, benim RAB olduğumu bilesiniz.›› 
02O 010:003 Musayla Harun firavunun yanına varıp şöyle dediler: ‹‹İbranilerin Tanrısı RAB diyor ki, ‹Ne zamana dek alçakgönüllü olmayı reddedeceksin? Halkımı salıver, bana tapsınlar. 
02O 010:004 Halkımı salıvermeyi reddedersen, yarın ülkene çekirgeler göndereceğim. 
02O 010:005 Yeryüzünü öylesine kaplayacaklar ki, toprak görünmez olacak. Doludan kurtulan ürünlerinizi, kırda biten bütün ağaçlarınızı yiyecekler. 
02O 010:006 Evlerine, bütün görevlilerinin, bütün Mısırlıların evlerine çekirge dolacak. Ne babaların, ne ataların ömürlerince böylesini görmediler.› ›› Sonra Musa dönüp firavunun yanından ayrıldı. 
02O 010:007 Görevlileri firavuna, ‹‹Ne zamana dek bu adam bize tuzak kuracak?›› dediler, ‹‹Bırak gitsinler, Tanrıları RABbe tapsınlar. Mısır harap oldu, hâlâ anlamıyor musun?›› 
02O 010:008 Böylece, Musayla Harunu firavunun yanına geri getirdiler. Firavun, ‹‹Gidin, Tanrınız RABbe tapın›› dedi, ‹‹Ama kimler gidecek?›› 
02O 010:009 Musa, ‹‹Genç, yaşlı hep birlikte gideceğiz›› dedi, ‹‹Oğullarımızı, kızlarımızı, davarlarımızı, sığırlarımızı yanımıza alacağız. Çünkü RABbe bayram yapmalıyız.›› 
02O 010:010 Firavun, ‹‹Alın çoluk çocuğunuzu, gidin gidebilirseniz, RAB yardımcınız olsun!›› dedi, ‹‹Bakın, kötü niyetiniz ne kadar açık. 
02O 010:011 Olmaz. Yalnız erkekler gidip RABbe tapsın. Zaten istediğiniz de bu.›› Sonra Musayla Harun firavunun yanından kovuldular. 
02O 010:012 RAB Musaya, ‹‹Elini Mısırın üzerine uzat›› dedi, ‹‹Çekirge yağsın; ülkenin bütün bitkilerini, doludan kurtulan her şeyi yesinler.›› 
02O 010:013 Musa değneğini Mısırın üzerine uzattı. Bütün o gün ve gece RAB ülkede doğu rüzgarı estirdi. Sabah olunca da doğu rüzgarı çekirgeleri getirdi. 
02O 010:014 Mısırın üzerinde uçuşan çekirgeler ülkeyi boydan boya kapladı. Öyle çoktular ki, böylesi hiçbir zaman görülmedi, kuşaklar boyu da görülmeyecek. 
02O 010:015 Toprağın üzerini öyle kapladılar ki, ülke kapkara kesildi. Bütün bitkileri, dolunun zarar vermediği ağaçlarda kalan meyvelerin hepsini yediler. Mısırın hiçbir yerinde, ne ağaçlarda, ne de kırdaki bitkilerde yeşillik kalmadı. 
02O 010:016 Firavun acele Musayla Harunu çağırttı. ‹‹Tanrınız RABbe ve size karşı günah işledim›› dedi, 
02O 010:017 ‹‹Lütfen bir kez daha günahımı bağışlayın ve Tanrınız RABbe dua edin; bu ölümcül belayı üzerimden uzaklaştırsın.›› 
02O 010:018 Musa firavunun yanından çıkıp RABbe dua etti. 
02O 010:019 RAB rüzgarı çok şiddetli batı rüzgarına döndürdü. Rüzgar çekirgeleri sürükleyip Kızıldenize döktü. Mısırda tek çekirge kalmadı. 
02O 010:020 Ama RAB firavunu inatçı yaptı. Firavun İsraillileri salıvermedi. 
02O 010:021 RAB Musaya, ‹‹Elini göğe doğru uzat›› dedi, ‹‹Mısırı hissedilebilir bir karanlık kaplasın.›› 
02O 010:022 Musa elini göğe doğru uzattı, Mısır üç gün koyu karanlığa gömüldü. 
02O 010:023 Üç gün boyunca kimse kimseyi göremez, yerinden kımıldayamaz oldu. Yalnız İsraillilerin yaşadığı yerler aydınlıktı. 
02O 010:024 Firavun Musayı çağırttı. ‹‹Gidin, RABbe tapın›› dedi, ‹‹Yalnız davarlarınızla sığırlarınız alıkonacak. Çoluk çocuğunuz sizinle birlikte gidebilir.›› 
02O 010:025 Musa, ‹‹Ama Tanrımız RABbe kurban kesmemiz için bize kurbanlık ve yakmalık sunular da vermelisin›› diye karşılık verdi, 
02O 010:026 ‹‹Hayvanlarımızı da yanımıza almalıyız. Bir tırnak bile kalmamalı burada. Çünkü Tanrımız RABbe tapmak için bazı hayvanları kullanacağız. Oraya varmadıkça hangi hayvanları RABbe sunacağımızı bilemeyiz.›› 
02O 010:027 Ancak RAB firavunu inatçı yaptı, firavun İsraillileri salıvermeye yanaşmadı. 
02O 010:028 Musaya, ‹‹Git başımdan›› dedi, ‹‹Sakın bir daha karşıma çıkma. Yüzümü gördüğün gün ölürsün.›› 
02O 010:029 Musa, ‹‹Dediğin gibi olsun›› diye karşılık verdi, ‹‹Bir daha yüzünü görmeyeceğim.›› 
02O 011:001 RAB Musaya, ‹‹Firavunun ve Mısırın başına bir bela daha getireceğim›› dedi, ‹‹O zaman gitmenize izin verecek, sizi buradan adeta kovacak. 
02O 011:002 Halkına söyle, kadın erkek herkes komşusundan altın, gümüş eşya istesin.›› 
02O 011:003 RAB İsrail halkının Mısırlıların gözünde lütuf bulmasını sağladı. Musa da Mısırda, firavunun görevlilerinin ve halkın gözünde çok büyüdü. 
02O 011:004 Musa firavuna şöyle dedi: ‹‹RAB diyor ki, ‹Gece yarısı Mısırı boydan boya geçeceğim. 
02O 011:005 Tahtında oturan firavunun ilk çocuğundan, değirmendeki kadın kölenin ilk çocuğuna kadar, hayvanlar dahil Mısırdaki bütün ilk doğanlar ölecek. 
02O 011:006 Bütün Mısırda benzeri ne görülmüş, ne de görülecek büyük bir feryat kopacak. 
02O 011:007 İsraillilere ya da hayvanlarına bir köpek bile havlamayacak.› O zaman RABbin İsraillilerle Mısırlılara nasıl farklı davrandığını anlayacaksınız. 
02O 011:008 Bu görevlilerinin hepsi gelip önümde eğilecek, ‹Sen ve seni izleyenler, gidin!› diyecekler. Ondan sonra gideceğim.›› Musa firavunun yanından büyük bir öfkeyle ayrıldı. 
02O 011:009 RAB Musaya, ‹‹Mısırda şaşılası işlerim çoğalsın diye firavun sizi dinlemeyecek›› demişti. 
02O 011:010 Musa'yla Harun firavunun önünde bütün bu şaşılası işleri yaptılar. Ama RAB firavunu inatçı yaptı. Firavun İsrailliler'i ülkesinden salıvermedi. 
02O 012:001 -2 17790 RAB Mısırda Musayla Haruna, ‹‹Bu ay sizin için ilk ay, yılın ilk ayı olacak›› dedi, 
02O 012:003 ‹‹Bütün İsrail topluluğuna bildirin: Bu ayın onunda herkes ailesine göre kendi ev halkına birer kuzu alacak. 
02O 012:004 Eğer bir kuzu bir aileye çok geliyorsa, aile bireylerinin sayısı ve herkesin yiyeceği miktar hesaplanacak ve aile kuzuyu en yakın komşusuyla paylaşabilecek. 
02O 012:005 Koyun ya da keçilerden seçeceğiniz hayvan kusursuz, erkek ve bir yaşında olmalı. 
02O 012:006 Ayın on dördüne kadar ona bakacaksınız. O akşamüstü bütün İsrail topluluğu hayvanları boğazlayacak. 
02O 012:007 Hayvanın kanını alıp, etin yeneceği evin yan ve üst kapı sövelerine sürecekler. 
02O 012:008 O gece ateşte kızartılmış et mayasız ekmek ve acı otlarla yenmelidir. 
02O 012:009 Eti çiğ veya haşlanmış olarak değil, başı, bacakları, bağırsakları ve işkembesiyle birlikte kızartarak yiyeceksiniz. 
02O 012:010 Sabaha kadar bitirmelisiniz. Artakalan olursa, sabah ateşte yakacaksınız. 
02O 012:011 Eti şöyle yemelisiniz: Beliniz kuşanmış, çarıklarınız ayağınızda, değneğiniz elinizde olmalı. Eti çabuk yemelisiniz. Bu RABbin Fısıh kurbanıdır. anlamına da gelir. 
02O 012:012 ‹‹O gece Mısırdan geçeceğim. Hem insanların hem de hayvanların bütün ilk doğanlarını öldüreceğim. Mısırın bütün ilahlarını yargılayacağım. Ben RABbim. 
02O 012:013 Bulunduğunuz evlerin üzerindeki kan sizin için belirti olacak. Kanı görünce üzerinizden geçeceğim. Mısırı cezalandırırken ölüm saçan size hiçbir zarar vermeyecek. 
02O 012:014 Bu gün sizin için anma günü olacak. Bu günü RABbin bayramı olarak kutlayacaksınız. Gelecek kuşaklarınız boyunca sürekli bir kural olarak bu günü kutlayacaksınız.›› kutlanmaktadır. Fısıh sözcüğü ‹‹Geçmek›› anlamına gelir. 
02O 012:015 ‹‹Yedi gün mayasız ekmek yiyeceksiniz. İlk gün evlerinizden mayayı kaldıracaksınız. Kim bu yedi gün içinde mayalı bir şey yerse, İsrailden atılacaktır. 
02O 012:016 Birinci ve yedinci günler kutsal toplantı yapacaksınız. O günler hiçbir iş yapılmayacak. Herkes yalnız kendi yiyeceğini hazırlayacak. 
02O 012:017 Mayasız Ekmek Bayramını kutlayacaksınız, çünkü sizi ordular halinde o gün Mısırdan çıkardım. Bu günü kalıcı bir kural olarak kuşaklarınız boyunca kutlayacaksınız. 
02O 012:018 Birinci ayın on dördüncü gününün akşamından yirmi birinci gününün akşamına kadar mayasız ekmek yiyeceksiniz. 
02O 012:019 Evlerinizde yedi gün maya bulunmayacak. Mayalı bir şey yiyen yerli yabancı herkes İsrail topluluğundan atılacaktır. 
02O 012:020 Mayalı bir şey yemeyeceksiniz. Yaşadığınız her yerde mayasız ekmek yiyeceksiniz.›› 
02O 012:021 Musa İsrailin bütün ileri gelenlerini çağırtarak onlara şöyle dedi: ‹‹Hemen gidin, aileleriniz için kendinize davarlar seçip Fısıh kurbanı olarak boğazlayın. 
02O 012:022 Bir demet mercanköşkotu alın, leğendeki kana batırıp kanı kapılarınızın yan ve üst sövelerine sürün. Sabaha kadar kimse evinden çıkmasın. 
02O 012:023 RAB Mısırlıları öldürmek için gelecek, kapılarınızın yan ve üst sövelerindeki kanı görünce üzerinden geçecek, ölüm saçanın evlerinize girip sizi öldürmesine izin vermeyecek. 
02O 012:024 ‹‹Sen ve çocukların kalıcı bir kural olarak bu olayı kutlayacaksınız. 
02O 012:025 RABbin size söz verdiği topraklara girdiğiniz zaman bu töreye uyacaksınız. 
02O 012:026 Çocuklarınız size, ‹Bu törenin anlamı nedir?› diye sorduklarında, 
02O 012:027 ‹Bu RABbin Fısıh kurbanıdır› diyeceksiniz, ‹Çünkü RAB Mısırlıları öldürürken evlerimizin üzerinden geçerek bizi bağışladı.› ›› İsrailliler eğilip tapındılar. 
02O 012:028 Sonra gidip RABbin Musayla Haruna verdiği buyruğu eksiksiz uyguladılar. 
02O 012:029 Gece yarısı RAB tahtında oturan firavunun ilk çocuğundan zindandaki tutsağın ilk çocuğuna kadar Mısırdaki bütün insanların ve hayvanların ilk doğanlarını öldürdü. 
02O 012:030 O gece firavunla görevlileri ve bütün Mısırlılar uyandı. Büyük feryat koptu. Çünkü ölüsü olmayan ev yoktu. 
02O 012:031 Aynı gece firavun Musayla Harunu çağırttı ve, ‹‹Kalkın!›› dedi, ‹‹Siz ve İsrailliler halkımın arasından çıkıp gidin, istediğiniz gibi RABbe tapın. 
02O 012:032 Dediğiniz gibi davarlarınızı, sığırlarınızı da alın götürün. Beni de kutsayın!›› 
02O 012:033 İsraillilerin ülkeyi hemen terk etmesi için Mısırlılar diretti. ‹‹Yoksa hepimiz öleceğiz!›› diyorlardı. 
02O 012:034 Böylece halk mayası henüz katılmamış hamurunu aldı, giysilere sarılı hamur teknelerini omuzlarında taşıdı. 
02O 012:035 İsrailliler Musanın dediğini yapmış, Mısırlılardan altın, gümüş eşya ve giysi istemişlerdi. 
02O 012:036 RAB İsraillilerin Mısırlıların gözünde lütuf bulmasını sağladı. Mısırlılar onlara istediklerini verdiler. Böylece İsrailliler onları soydular. 
02O 012:037 İsrailliler kadın ve çocukların dışında altı yüz bin kadar erkekle yaya olarak Ramsesten Sukkota doğru yola çıktılar. 
02O 012:038 Daha pek çok kişi de onlarla birlikte gitti. Yanlarında çok sayıda davar ve sığır vardı. 
02O 012:039 Mısırdan getirdikleri hamurla mayasız pide pişirdiler. Maya yoktu. Çünkü Mısırdan kovulmuşlar, kendilerine azık hazırlayacak zaman bulamamışlardı. 
02O 012:040 İsrailliler Mısırda dört yüz otuz yıl yaşadı. 
02O 012:041 Dört yüz otuz yılın sonuncu günü RABbin halkı ordular halinde Mısırı terk etti. 
02O 012:042 O gece RAB İsraillileri Mısırdan çıkarmak için sürekli bekledi. İsrailliler de kuşaklar boyunca aynı gece RABbi yüceltmek için uyanık olmalıdır. 
02O 012:043 RAB Musayla Haruna şöyle dedi: ‹‹Fısıh Bayramının kuralları şunlardır: Hiçbir yabancı Fısıh etini yemeyecek. 
02O 012:044 Ama satın aldığınız köleler sünnet edildikten sonra ondan yiyebilir. 
02O 012:045 Konuklar ve ücretli işçiler ondan yemeyecek. 
02O 012:046 Fısıh eti evde yenmeli, evin dışına çıkarılmamalı. Kemikleri kırmayacaksınız. 
02O 012:047 Bütün İsrail topluluğu Fısıh Bayramını kutlayacak. 
02O 012:048 Yanınızdaki yabancı bir konuk RABbin Fısıh Bayramını kutlamak isterse, önce evindeki bütün erkekler sünnet edilmeli; sonra yerel halktan biri gibi İsrail halkına katılıp bayramı kutlayabilir. Ama sünnetsiz biri Fısıh etini yemeyecektir. 
02O 012:049 Ülkede doğan için de, aranızda yaşayan yabancı için de aynı kural geçerlidir.›› 
02O 012:050 İsrailliler RABbin Musayla Haruna verdiği buyruğu eksiksiz yerine getirdiler. 
02O 012:051 O gün RAB İsrailliler'i ordular halinde Mısır'dan çıkardı. 
02O 013:001 -2 18290 RAB Musaya, ‹‹Bütün ilk doğanları bana adayın›› dedi, ‹‹İsrailliler arasında insan olsun, hayvan olsun her rahmin ilk ürünü bana aittir.›› 
02O 013:003 Musa halka, ‹‹Mısırdan, köle olduğunuz ülkeden çıktığınız bugünü anımsayın›› dedi, ‹‹Çünkü RAB güçlü eliyle sizi oradan çıkardı. Mayalı hiçbir şey yenmeyecek. 
02O 013:004 Bugün Aviv ayında buradan ayrılıyorsunuz. 
02O 013:005 RAB sizi Kenan, Hitit, Amor, Hiv ve Yevus topraklarına, atalarınıza vereceğine ant içtiği süt ve bal akan ülkeye götürdüğü zaman bu ay şu törelere uyacaksınız: 
02O 013:006 Yedi gün mayasız ekmek yiyecek, yedinci gün RABbe bayram yapacaksınız. 
02O 013:007 O yedi gün içinde yalnız mayasız ekmek yiyeceksiniz. Aranızda ve ülkenizin hiçbir yerinde mayalı bir şey görülmeyecek. 
02O 013:008 O gün oğullarınıza, ‹Mısırdan çıktığımızda RABbin bizim için yaptıklarından dolayı bunları yapıyoruz› diye anlatacaksınız. 
02O 013:009 Bu elinizde bir belirti ve alnınızda bir anma işareti olacak; öyle ki, RABbin yasası hep ağzınızda olsun. Çünkü RAB güçlü eliyle sizi Mısırdan çıkardı. 
02O 013:010 Siz de her yıl belirlenen tarihte bu kuralı uygulamalısınız. 
02O 013:011 ‹‹RAB size ve atalarınıza ant içerek söz verdiği gibi sizi Kenan topraklarına getirecektir. Orayı size verdiği zaman, 
02O 013:012 ilk doğan erkek çocuklarınızın ve hayvanlarınızın hepsini RABbe adayacaksınız. Çünkü bunlar RABbe aittir. 
02O 013:013 İlk doğan her sıpanın bedelini bir kuzuyla ödeyin. Bedelini ödemezseniz, boynunu kırın. Bütün ilk doğan erkek çocuklarınızın bedelini ödemelisiniz. 
02O 013:014 ‹‹İlerde oğullarınız size, ‹Bunun anlamı ne?› diye sorduklarında, ‹RAB bizi güçlü eliyle Mısırdan, köle olduğumuz ülkeden çıkardı› diye yanıtlarsınız, 
02O 013:015 ‹Firavun bizi salıvermemekte diretince, RAB Mısırda insanların ve hayvanların bütün ilk doğanlarını öldürdü. İşte bunun için hayvanların ilk doğan erkek yavrularını RABbe kurban ediyoruz. İlk doğan erkek çocuklarımızın bedelini ise bir hayvanla ödüyoruz.› 
02O 013:016 Bu uygulama elinizde bir belirti ve alnınızda bir anma işareti olacak; RABbin bizi Mısırdan güçlü eliyle çıkardığını anımsatacak.›› 
02O 013:017 Firavun İsraillileri salıverdiğinde, Filist yöresi yakın olmasına karşın, Tanrı onları oradan götürmedi. Çünkü, ‹‹Halk savaşla karşılaşınca, düşüncelerini değiştirip Mısıra geri dönebilir›› diye düşündü. 
02O 013:018 Halkı çöl yolundan Kızıldenize doğru dolaştırdı. İsrailliler Mısırdan silahlı çıkmışlardı. 
02O 013:019 Musa Yusufun kemiklerini yanına almıştı. Çünkü Yusuf İsrailin oğullarına, ‹‹Tanrı kesinlikle size yardım edecek, kemiklerimi buradan götüreceksiniz›› diye sıkı sıkı ant içirmişti. 
02O 013:020 Sukkottan ayrılıp çöl kenarında, Etamda konakladılar. 
02O 013:021 Gece gündüz ilerlemeleri için, RAB gündüzün bir bulut sütunu içinde yol göstererek, geceleyin bir ateş sütunu içinde ışık vererek onlara öncülük ediyordu. 
02O 013:022 Gündüz bulut sütunu, gece ateş sütunu halkın önünden eksik olmadı. 
02O 014:001 -2 18500 RAB Musaya, ‹‹İsraillilere söyle, dönsünler›› dedi, ‹‹Pi- Hahirot yakınlarında, Migdol ile deniz arasında, Baal-Sefonun karşısında deniz kıyısında konaklasınlar. 
02O 014:003 Firavun şöyle düşünecek: ‹İsrailliler ülkede şaşkın şaşkın dolaşıyorlardır, çöl onları kuşatmıştır.› 
02O 014:004 Firavunu inatçı yapacağım. Onların peşine düşecek. Böylece firavunla ordusunu yenerek yücelik kazanacağım. Mısırlılar bilecek ki, ben RABbim.›› İsrailliler söyleneni yaptılar. 
02O 014:005 Halkın kaçtığı Mısır Firavununa bildirilince, firavunla görevlileri onlara ilişkin düşüncelerini değiştirdiler: ‹‹Biz ne yaptık?›› dediler, ‹‹İsraillileri salıvermekle kölelerimizi kaybetmiş olduk!›› 
02O 014:006 Firavun savaş arabasını hazırlattı, ordusunu yanına aldı. 
02O 014:007 Seçme altı yüz savaş arabasının yanısıra, Mısırın bütün savaş arabalarını sorumlu sürücüleriyle birlikte yanına aldı. 
02O 014:008 RAB Mısır Firavununu inatçı yaptı. Firavun zafer havası içinde ilerleyen İsraillilerin peşine düştü. 
02O 014:009 Mısırlılar firavunun bütün atları, savaş arabaları, atlıları, askerleriyle onların ardına düştüler ve deniz kıyısında, Pi-Hahirot yakınlarında, Baal-Sefonun karşısında konaklarken onlara yetiştiler. 
02O 014:010 Firavun yaklaşırken, İsrailliler Mısırlıların arkalarından geldiğini görünce dehşete kapılarak RABbe feryat ettiler. 
02O 014:011 Musaya, ‹‹Mısırda mezar mı yoktu da bizi çöle ölmeye getirdin?›› dediler, ‹‹Bak, Mısırdan çıkarmakla bize ne yaptın! 
02O 014:012 Mısırdayken sana, ‹Bırak bizi, Mısırlılara kulluk edelim› demedik mi? Çölde ölmektense Mısırlılara kulluk etsek bizim için daha iyi olurdu.›› 
02O 014:013 Musa, ‹‹Korkmayın!›› dedi, ‹‹Yerinizde durup bekleyin, RAB bugün sizi nasıl kurtaracak görün. Bugün gördüğünüz Mısırlıları bir daha hiç görmeyeceksiniz. 
02O 014:014 RAB sizin için savaşacak, siz sakin olun yeter.›› 
02O 014:015 RAB Musaya, ‹‹Niçin bana feryat ediyorsun?›› dedi, ‹‹İsraillilere söyle, ilerlesinler. 
02O 014:016 Sen değneğini kaldır, elini denizin üzerine uzat. Sular yarılacak ve İsrailliler kuru toprak üzerinde yürüyerek denizi geçecekler. 
02O 014:017 Ben Mısırlıları inatçı yapacağım ki, artlarına düşsünler. Firavunu, bütün ordusunu, savaş arabalarını, atlılarını yenerek yücelik kazanacağım. 
02O 014:018 Firavun, savaş arabaları ve atlılarından ötürü yücelik kazandığım zaman, Mısırlılar bilecek ki, ben RABbim.›› 
02O 014:019 -20 18670 İsrail ordusunun önünde yürüyen Tanrının meleği yerini değiştirip arkaya geçti. Önlerindeki bulut sütunu da yerini değiştirip arkalarına, Mısır ve İsrail ordularının arasına geldi. Gece boyunca bulut bir yanı karartıyor, öbür yanı aydınlatıyordu. Bu yüzden, bütün gece iki taraf birbirine yaklaşamadı. 
02O 014:021 Musa elini denizin üzerine uzattı. RAB bütün gece güçlü doğu rüzgarıyla suları geri itti, denizi karaya çevirdi. Sular ikiye bölündü, 
02O 014:022 İsrailliler kuru toprak üzerinde yürüyerek denizi geçtiler. Sular sağlarında, sollarında onlara duvar oluşturdu. 
02O 014:023 Mısırlılar artlarından geliyordu. Firavunun bütün atları, savaş arabaları, atlıları denizde onları izliyordu. 
02O 014:024 Sabah nöbetinde RAB ateş ve bulut sütunundan Mısır ordusuna baktı ve onları şaşkına çevirdi. 
02O 014:025 Arabalarının tekerleklerini çıkardı; öyle ki, arabalarını zorlukla sürdüler. Mısırlılar, ‹‹İsraillilerden kaçalım!›› dediler, ‹‹Çünkü RAB onlar için bizimle savaşıyor.›› ‹‹Çamura saplanmasını sağladı›› anlamına da gelebilir. 
02O 014:026 RAB Musaya, ‹‹Elini denizin üzerine uzat›› dedi, ‹‹Sular Mısırlıların, savaş arabalarının, atlılarının üzerine dönsün.›› 
02O 014:027 Musa elini denizin üzerine uzattı. Sabaha karşı deniz olağan haline döndü. Mısırlılar sulardan kaçarken RAB onları denizin ortasında silkip attı. 
02O 014:028 Geri dönen sular savaş arabalarını, atlıları, İsraillilerin peşinden denize dalan firavunun bütün ordusunu yuttu. Onlardan bir kişi bile sağ kalmadı. 
02O 014:029 Ama İsrailliler denizi kuru toprakta yürüyerek geçmişlerdi. Sular sağlarında, sollarında onlara duvar oluşturmuştu. 
02O 014:030 RAB o gün İsraillileri Mısırlıların elinden kurtardı. İsrailliler deniz kıyısında Mısırlıların ölülerini gördüler. 
02O 014:031 RAB'bin Mısırlılar'a gösterdiği büyük gücü gören İsrail halkı RAB'den korkup O'na ve kulu Musa'ya güvendi. 
02O 015:001 Musayla İsrailliler RABbe şu ezgiyi söylediler:  ‹‹Ezgiler sunacağım RABbe,<br />Çünkü yüceldikçe yüceldi;<br />Atları da, atlıları da denize döktü. 
02O 015:002 Rab gücüm ve ezgimdir,<br />O kurtardı beni.<br />Odur Tanrım,<br />Övgüler sunacağım Ona.<br />Odur babamın Tanrısı,<br />Yücelteceğim Onu. 
02O 015:003 Savaş eridir RAB,<br />Adı RABdir. 
02O 015:004 ‹‹Denize attı firavunun ordusunu,<br />Savaş arabalarını.<br />Kızıldenizde boğuldu seçme subayları. 
02O 015:005 Derin sulara gömüldüler,<br />Taş gibi dibe indiler. 
02O 015:006 ‹‹Senin sağ elin, ya RAB,<br />Senin sağ elin korkunç güce sahiptir.<br />Altında düşmanlar kırılır. 
02O 015:007 Devrilir sana başkaldıranlar büyük görkemin karşısında,<br />Gönderir gazabını anız gibi tüketirsin onları. 
02O 015:008 Burnunun soluğu karşısında,<br />Sular yığıldı bir araya.<br />Kabaran sular duvarlara dönüştü,<br />Denizin göbeğindeki derin sular dondu. 
02O 015:009 Düşman böbürlendi:<br />‹Peşlerine düşüp yakalayacağım onları› dedi,<br />‹Bölüşeceğim çapulu,<br />Dileğimce yağmalayacağım,<br />Kılıcımı çekip yok edeceğim onları.› 
02O 015:010 Üfledin soluğunu, denize gömüldüler,<br />Kurşun gibi engin sulara battılar. 
02O 015:011 ‹‹Var mı senin gibisi ilahlar arasında, ya RAB?<br />Senin gibi kutsallıkta görkemli, heybetiyle övgüye değer,<br />Harikalar yaratan var mı? 
02O 015:012 Sağ elini uzattın,<br />Yer yuttu onları. 
02O 015:013 Öncülük edeceksin sevginle kurtardığın halka,<br />Kutsal konutunun yolunu göstereceksin gücünle onlara. 
02O 015:014 Uluslar duyup titreyecekler,<br />Filist halkını dehşet saracak. 
02O 015:015 Edom beyleri korkuya kapılacak,<br />Moav önderlerini titreme alacak,<br />Kenanda yaşayanların tümü korkudan eriyecek. 
02O 015:016 Korku ve dehşet düşecek üzerlerine,<br />Senin halkın geçinceye dek, ya RAB,<br />Sahip olduğun bu halk geçinceye dek,<br />Bileğinin gücü karşısında taş kesilecekler. 
02O 015:017 Ya RAB, halkını içeri alacaksın.<br />Kendi dağına, yaşamak için seçtiğin yere,<br />Ellerinle kurduğun kutsal yere dikeceksin, ya Rab! 
02O 015:018 RAB sonsuza dek egemen olacak.›› 
02O 015:019 Firavunun atları, savaş arabaları, atlıları denize dalınca, RAB suları onların üzerine çevirdi. Ama İsrailliler denizi kuru toprakta yürüyerek geçtiler. 
02O 015:020 Harunun kızkardeşi Peygamber Miryam tefini eline aldı, bütün kadınlar teflerle, oynayarak onu izlediler. 
02O 015:021 Miryam onlara şu ezgiyi söyledi:  ‹‹Ezgiler sunun RABbe,<br />Çünkü yüceldikçe yüceldi,<br />Atları, atlıları denize döktü.›› 
02O 015:022 Musa İsraillileri Kızıldenizin ötesine çıkardı. Şur Çölüne girdiler. Çölde üç gün yol aldılarsa da su bulamadılar. 
02O 015:023 Maraya vardılar. Ama Maranın suyunu içemediler, çünkü su acıydı. Bu yüzden oraya Marafı adı verildi. 
02O 015:024 Halk, ‹‹Ne içeceğiz?›› diye Musaya yakınmaya başladı. 
02O 015:025 Musa RABbe yakardı. RAB ona bir ağaç parçası gösterdi. Musa onu suya atınca sular tatlı oldu. Orada RAB onlar için bir kural ve ilke koydu, hepsini sınadı. 
02O 015:026 ‹‹Ben, Tanrınız RABbin sözünü dikkatle dinler, gözümde doğru olanı yapar, buyruklarıma kulak verir, bütün kurallarıma uyarsanız, Mısırlılara verdiğim hastalıkların hiçbirini size vermeyeceğim›› dedi, ‹‹Çünkü size şifa veren RAB benim.›› 
02O 015:027 Sonra Elim'e gittiler. Orada on iki su kaynağı, yetmiş hurma ağacı vardı. Su kıyısında konakladılar. 
02O 016:001 Bütün İsrail topluluğu Elimden ayrıldı. Mısırdan çıktıktan sonra ikinci ayın on beşinci günü Elim ile Sina arasındaki Sin Çölüne vardılar. 
02O 016:002 Çölde hepsi Musayla Haruna yakınmaya başladı. 
02O 016:003 ‹‹Keşke RAB bizi Mısırdayken öldürseydi›› dediler, ‹‹Hiç değilse orada et kazanlarının başına oturur, doyasıya yerdik. Ama siz bütün topluluğu açlıktan öldürmek için bizi bu çöle getirdiniz.›› 
02O 016:004 RAB Musaya, ‹‹Size gökten ekmek yağdıracağım›› dedi, ‹‹Halk her gün gidip günlük ekmeğini toplayacak. Böylece onları sınayacağım: Benim yasama göre yaşıyorlar mı, yaşamıyorlar mı, göreceğim. 
02O 016:005 Altıncı gün her gün topladıklarının iki katını toplayıp hazırlayacaklar.›› 
02O 016:006 Musayla Harun İsraillilere, ‹‹Bu akşam sizi Mısırdan RABbin çıkardığını bileceksiniz›› dediler, 
02O 016:007 ‹‹Sabah da RABbin görkemini göreceksiniz. Çünkü RAB kendisine söylendiğinizi duydu. Biz kimiz ki, bize söyleniyorsunuz?›› 
02O 016:008 Sonra Musa, ‹‹Akşam size yemek için et, sabah da dilediğiniz kadar ekmek verilince, RABbin görkemini göreceksiniz›› dedi, ‹‹Çünkü RAB kendisine söylendiğinizi duydu. Biz kimiz ki? Siz bize değil, RABbe söyleniyorsunuz.›› 
02O 016:009 Musa Haruna, ‹‹Bütün İsrail topluluğuna söyle, RABbin huzuruna gelsinler›› dedi, ‹‹Çünkü RAB söylendiklerini duydu.›› 
02O 016:010 Harun İsrail topluluğuna bunları anlatırken, çöle doğru baktılar. RABbin görkemi bulutta görünüyordu. 
02O 016:011 RAB Musaya şöyle dedi: 
02O 016:012 ‹‹İsraillilerin yakınmalarını duydum. Onlara de ki, ‹Akşamüstü et yiyeceksiniz, sabah da ekmekle karnınızı doyuracaksınız. O zaman bileceksiniz ki, Tanrınız RAB benim.› ›› 
02O 016:013 Akşam bıldırcınlar geldi, ordugahı sardı. Sabah ordugahın çevresini çiy kaplamıştı. 
02O 016:014 Çiy eriyince, toprakta, çölün yüzeyinde kırağıya benzer ince pulcuklar göründü. 
02O 016:015 Bunu görünce İsrailliler birbirlerine, ‹‹Bu da ne?›› diye sordular. Çünkü ne olduğunu anlayamamışlardı. Musa, ‹‹RABbin size yemek için verdiği ekmektir bu›› dedi, 
02O 016:016 ‹‹RABbin buyruğu şudur: ‹Herkes yiyeceği kadar toplasın. Çadırınızdaki her kişi için birer omer alın.› ›› ifade 16:18,32,33,36da da geçer. 
02O 016:017 İsrailliler söyleneni yaptılar. Kimi çok, kimi az topladı. 
02O 016:018 Omerle ölçtüklerinde, çok toplayanın fazlası, az toplayanın da eksiği yoktu. Herkes yiyeceği kadar toplamıştı. 
02O 016:019 Musa onlara, ‹‹Kimse sabaha bir parça bile bırakmasın›› dedi. 
02O 016:020 Ama bazıları ona aldırmayıp sabaha bıraktılar. Bıraktıkları kurtlanıp kokmaya başlayınca Musa onlara öfkelendi. 
02O 016:021 Her sabah herkes yiyeceği kadar topluyordu. Güneş ortalığı ısıtınca, yerde kalanlar eriyordu. 
02O 016:022 Altıncı gün kişi başına iki omer, yani iki kat topladılar. Topluluğun önderleri gelip durumu Musaya bildirdiler. 
02O 016:023 Musa, ‹‹RABbin buyruğu şudur›› dedi, ‹‹ ‹Yarın dinlenme günü, RAB için kutsal Şabat Günüdür. Pişireceğinizi pişirin, haşlayacağınızı haşlayın. Artakalanı bir kenara koyun, sabaha kalsın.› ›› 
02O 016:024 Musanın buyurduğu gibi artakalanı sabaha bıraktılar. Ne koktu, ne kurtlandı. 
02O 016:025 Musa, ‹‹Artakalanı bugün yiyin›› dedi, ‹‹Çünkü bugün RAB için Şabat Günüdür. Bugün dışarda ekmek bulamayacaksınız. 
02O 016:026 Altı gün ekmek toplayacaksınız, ama yedinci gün olan Şabat Günü ekmek bulunmayacak.›› 
02O 016:027 Yedinci gün bazıları ekmek toplamak için dışarı çıktı, ama hiçbir şey bulamadılar. 
02O 016:028 RAB Musaya, ‹‹Ne zamana dek buyruklarıma ve yasalarıma uymayı reddedeceksiniz?›› dedi, 
02O 016:029 ‹‹Size Şabat Gününü verdim. Bunun için altıncı gün size iki günlük ekmek veriyorum. Yedinci gün herkes neredeyse orada kalsın, dışarı çıkmasın.›› 
02O 016:030 Böylece halk yedinci gün dinlendi. 
02O 016:031 İsrailliler o ekmeğe man adını verdiler. Kişniş tohumu gibi beyazımsı, tadı ballı yufka gibiydi. 
02O 016:032 Musa, ‹‹RABbin buyruğu şudur›› dedi, ‹‹ ‹Mısırdan sizi çıkardığımda, gelecek kuşakların çölde size yedirdiğim ekmeği görmesi için, bir omer saklansın.› ›› 
02O 016:033 Musa Haruna, ‹‹Bir testi al, içine bir omer man doldur›› dedi, ‹‹Gelecek kuşaklar için saklanmak üzere onu RABbin huzuruna koy.›› 
02O 016:034 RABbin Musaya buyurduğu gibi Harun manı saklanmak üzere Antlaşma Levhalarının önüne koydu. 
02O 016:035 İsrailliler yerleştikleri Kenan topraklarına varıncaya dek kırk yıl man yediler. 
02O 016:036 -Bir omer efanın onda biridir.- 
02O 017:001 RABbin buyruğu uyarınca, bütün İsrail topluluğu Sin Çölünden ayrıldı, bir yerden öbürüne göçerek Refidimde konakladı. Ancak orada içecek su yoktu. 
02O 017:002 Musaya, ‹‹Bize içecek su ver›› diye çıkıştılar. Musa, ‹‹Niçin bana çıkışıyorsunuz?›› dedi, ‹‹Neden RABbi deniyorsunuz?›› 
02O 017:003 Ama halk susamıştı. ‹‹Niçin bizi Mısırdan çıkardın?›› diye Musaya söylendiler, ‹‹Bizi, çocuklarımızı, hayvanlarımızı susuzluktan öldürmek için mi?›› 
02O 017:004 Musa, ‹‹Bu halka ne yapayım?›› diye RABbe feryat etti, ‹‹Neredeyse beni taşlayacaklar.›› 
02O 017:005 RAB Musaya, ‹‹Halkın önüne geç›› dedi, ‹‹Birkaç İsrail ileri gelenini ve Nile vurduğun değneği de yanına alıp yürü. 
02O 017:006 Ben Horev Dağında bir kayanın üzerinde, senin önünde duracağım. Kayaya vuracaksın, halk içsin diye su fışkıracak.›› Musa İsrail ileri gelenlerinin önünde denileni yaptı. 
02O 017:007 Oraya Massa ve Meriva adı verildi. Çünkü İsrailliler orada Musaya çıkışmış ve, ‹‹Acaba RAB aramızda mı, değil mi?›› diye RABbi denemişlerdi. 
02O 017:008 Amalekliler gelip Refidimde İsraillilere savaş açtılar. 
02O 017:009 Musa Yeşuya, ‹‹Adam seç, git Amaleklilerle savaş›› dedi, ‹‹Yarın ben elimde Tanrının değneğiyle tepenin üzerinde duracağım.›› 
02O 017:010 Yeşu Musanın buyurduğu gibi Amaleklilerle savaştı. Bu arada Musa, Harun ve Hur tepenin üzerine çıktılar. 
02O 017:011 Musa elini kaldırdıkça İsrailliler, indirdikçe Amalekliler kazanıyordu. 
02O 017:012 Ne var ki, Musanın elleri yoruldu. Bir taş getirip altına koydular. Musa üzerine oturdu. Bir yanda Harun, öbür yanda Hur Musanın ellerini yukarıda tuttular. Güneş batıncaya dek Musanın elleri yukarıda kaldı. 
02O 017:013 Böylece Yeşu Amalek ordusunu yenip kılıçtan geçirdi. 
02O 017:014 RAB Musaya, ‹‹Bunu anı olarak kayda geç›› dedi, ‹‹Yeşuya da söyle, Amaleklilerin adını yeryüzünden büsbütün sileceğim.›› 
02O 017:015 Musa bir sunak yaptı, adını ‹‹Yahve nissi›› koydu. 
02O 017:016 ‹‹Eller Rab'bin tahtına doğru kaldırıldı›› dedi, ‹‹RAB kuşaklar boyunca Amalekliler'e karşı savaşacak!›› 
02O 018:001 Musanın kayınbabası Midyanlı Kâhin Yitro, Tanrının Musa ve halkı İsrail için yaptığı her şeyi, RABbin İsraillileri Mısırdan nasıl çıkardığını duydu. 
02O 018:002 -3 19590 Musanın kendisine göndermiş olduğu karısı Sipporayı ve iki oğlunu yanına aldı. Musa, ‹‹Garibim bu yabancı diyarda›› diyerek oğullarından birine Gerşomfö adını vermişti. 
02O 018:004 Sonra, ‹‹Babamın Tanrısı bana yardım etti, beni firavunun kılıcından esirgedi›› diyerek öbürüne de Eliezer adını koymuştu. 
02O 018:005 Yitro Musanın karısı ve oğullarıyla birlikte Tanrı Dağına, Musanın konakladığı çöle geldi. 
02O 018:006 Musaya şu haberi gönderdi: ‹‹Ben, kayınbaban Yitro, karın ve iki oğlunla birlikte sana geliyoruz.›› 
02O 018:007 Musa kayınbabasını karşılamaya çıktı, önünde eğilip onu öptü. Birbirinin hatırını sorup çadıra girdiler. 
02O 018:008 Musa İsrailliler uğruna RABbin firavunla Mısırlılara bütün yaptıklarını, yolda çektikleri sıkıntıları, RABbin kendilerini nasıl kurtardığını kayınbabasına bir bir anlattı. 
02O 018:009 Yitro RABbin İsraillilere yaptığı iyiliklere, onları Mısırlıların elinden kurtardığına sevindi. 
02O 018:010 ‹‹Sizi Mısırlıların ve firavunun elinden kurtaran RABbe övgüler olsun›› dedi, ‹‹Halkı Mısırın boyunduruğundan O kurtardı. 
02O 018:011 Artık biliyorum ki, RAB bütün ilahlardan büyüktür. Çünkü onların gurur duyduğu şeylerin üstesinden geldi.›› 
02O 018:012 Sonra Tanrıya yakmalık sunu ve kurbanlar getirdi. Harunla bütün İsrail ileri gelenleri, Musanın kayınbabasıyla Tanrının huzurunda yemek yemeye geldiler. 
02O 018:013 Ertesi gün Musa halkın davalarına bakmak için yargı kürsüsüne çıktı. Halk sabahtan akşama kadar çevresinde ayakta durdu. 
02O 018:014 Kayınbabası Musanın halk için yaptıklarını görünce, ‹‹Nedir bu, halka yaptığın?›› dedi, ‹‹Neden sen tek başına yargıç olarak oturuyorsun da herkes sabahtan akşama kadar çevrende bekliyor?›› 
02O 018:015 Musa, ‹‹Çünkü halk Tanrının istemini bilmek için bana geliyor›› diye yanıtladı, 
02O 018:016 ‹‹Ne zaman bir sorunları olsa, bana gelirler. Ben de taraflar arasında karar veririm; Tanrının kurallarını, yasalarını onlara bildiririm.›› 
02O 018:017 Kayınbabası, ‹‹Yaptığın iş iyi değil›› dedi, 
02O 018:018 ‹‹Hem sen, hem de yanındaki halk tükeneceksiniz. Bu işi tek başına kaldıramazsın. Sana ağır gelir. 
02O 018:019 Beni dinle, sana öğüt vereyim. Tanrı seninle olsun. Tanrının önünde halkı sen temsil etmeli, sorunlarını Tanrıya sen iletmelisin. 
02O 018:020 Kuralları, yasaları halka öğret, izlemeleri gereken yolu, yapacakları işi göster. 
02O 018:021 Bunun yanısıra halkın arasından Tanrıdan korkan, yetenekli, haksız kazançtan nefret eden dürüst adamlar seç; onları biner, yüzer, ellişer, onar kişilik toplulukların başına önder ata. 
02O 018:022 Halka sürekli onlar yargıçlık etsin. Büyük davaları sana getirsinler, küçük davaları kendileri çözsünler. Böylece işini paylaşmış olurlar. Yükün hafifler. 
02O 018:023 Eğer böyle yaparsan, Tanrı da buyurursa, dayanabilirsin. Herkes esenlik içinde evine döner.›› 
02O 018:024 Musa kayınbabasının sözünü dinledi. Söylediği her şeyi yerine getirdi. 
02O 018:025 İsrailliler arasından yetenekli adamlar seçti. Onları biner, yüzer, ellişer, onar kişilik toplulukların başına önder atadı. 
02O 018:026 Halka sürekli yargıçlık eden bu kişiler zor davaları Musaya getirdiler, küçük davaları ise kendileri çözdüler. 
02O 018:027 Sonra Musa kayınbabasını uğurladı. Yitro da ülkesine döndü. 
02O 019:001 İsrailliler Mısırdan çıktıktan tam üç ay sonra Sina Çölüne vardılar. 
02O 019:002 Refidimden yola çıkıp Sina Çölüne girdiler. Orada, Sina Dağının karşısında konakladılar. 
02O 019:003 Musa Tanrının huzuruna çıktı. RAB dağdan kendisine seslendi: ‹‹Yakup soyuna, İsrail halkına şöyle diyeceksin: 
02O 019:004 Mısırlılara ne yaptığımı, sizi nasıl kartal kanatları üzerinde taşıyarak yanıma getirdiğimi gördünüz. 
02O 019:005 Şimdi sözümü dikkatle dinler, antlaşmama uyarsanız, bütün uluslar içinde öz halkım olursunuz. Çünkü yeryüzünün tümü benimdir. 
02O 019:006 Siz benim için kâhinler krallığı, kutsal ulus olacaksınız. İsraillilere böyle söyleyeceksin.›› Tanrıya kurban sunmak gibi dinsel işlerle uğraşan görevli. Kâhinin büyücülük, falcılık, sihirbazlık, gaipten haber vermek gibi işlerle uğraşması söz konusu değildi. Bu uygulamalar Yas.18:9-14 ayetlerinde yasaklanmıştır. 
02O 019:007 Musa gidip halkın ileri gelenlerini çağırdı ve RABbin kendisine buyurduğu her şeyi onlara anlattı. 
02O 019:008 Bütün halk bir ağızdan, ‹‹RABbin söylediği her şeyi yapacağız›› diye yanıtladılar. Musa halkın yanıtını RABbe iletti. 
02O 019:009 RAB Musaya, ‹‹Sana koyu bir bulut içinde geleceğim›› dedi, ‹‹Öyle ki, seninle konuşurken halk işitsin ve her zaman sana güvensin.›› Musa halkın söylediklerini RABbe iletti. 
02O 019:010 RAB Musaya, ‹‹Git, bugün ve yarın halkı arındır›› dedi, ‹‹Giysilerini yıkasınlar. 
02O 019:011 Üçüncü güne hazır olsunlar. Çünkü üçüncü gün bütün halkın gözü önünde ben, RAB Sina Dağına ineceğim. 
02O 019:012 Dağın çevresine sınır çiz ve halka de ki, ‹Sakın dağa çıkmayın, dağın eteğine de yaklaşmayın! Kim dağa dokunursa, kesinlikle öldürülecektir. 
02O 019:013 Ya taşlanacak, ya da okla vurulacak; ona insan eli değmeyecek. İster hayvan olsun ister insan, yaşamasına izin verilmeyecek.› Ancak boru uzun uzun çalınınca dağa çıkabilirler.›› 
02O 019:014 Sonra Musa dağdan halkın yanına inip onları arındırdı. Herkes giysilerini yıkadı. 
02O 019:015 Musa halka, ‹‹Üçüncü güne hazır olun›› dedi, ‹‹Bu süre içinde cinsel ilişkide bulunmayın.›› 
02O 019:016 Üçüncü günün sabahı gök gürledi, şimşekler çaktı. Dağın üzerinde koyu bir bulut vardı. Derken, çok güçlü bir boru sesi duyuldu. Ordugahta herkes titremeye başladı. 
02O 019:017 Musa halkın Tanrıyla görüşmek üzere ordugahtan çıkmasına öncülük etti. Dağın eteğinde durdular. 
02O 019:018 Sina Dağının her yanından duman tütüyordu. Çünkü RAB dağın üstüne ateş içinde inmişti. Dağdan ocak dumanı gibi duman çıkıyor, bütün dağ şiddetle sarsılıyordu. 
02O 019:019 Boru sesi gitgide yükselince, Musa konuştu ve Tanrı gök gürlemeleriyle onu yanıtladı. 
02O 019:020 RAB Sina Dağının üzerine indi, Musayı dağın tepesine çağırdı. Musa tepeye çıktı. 
02O 019:021 RAB, ‹‹Aşağı inip halkı uyar›› dedi, ‹‹Sakın beni görmek için sınırı geçmesinler, yoksa birçoğu ölür. 
02O 019:022 Bana yaklaşan kâhinler de kendilerini kutsasınlar, yoksa onları şiddetle cezalandırırım.›› 
02O 019:023 Musa, ‹‹Halk Sina Dağına çıkamaz›› diye karşılık verdi, ‹‹Çünkü sen, ‹Dağın çevresine sınır çiz, onu kutsal kıl› diyerek bizi uyardın.›› 
02O 019:024 RAB, ‹‹Aşağı inip Harunu getir›› dedi, ‹‹Ama kâhinlerle halk huzuruma gelmek için sınırı geçmesinler. Yoksa onları şiddetle cezalandırırım.›› 
02O 019:025 Bunun üzerine Musa aşağı inip durumu halka anlattı. 
02O 020:001 Tanrı şöyle konuştu: 
02O 020:002 ‹‹Seni Mısırdan, köle olduğun ülkeden çıkaran Tanrın RAB benim. 
02O 020:003 ‹‹Benden başka tanrın olmayacak. 
02O 020:004 ‹‹Kendine yukarıda gökyüzünde, aşağıda yeryüzünde ya da yer altındaki sularda yaşayan herhangi bir canlıya benzer put yapmayacaksın. 
02O 020:005 Putların önünde eğilmeyecek, onlara tapmayacaksın. Çünkü ben, Tanrın RAB, kıskanç bir Tanrıyım. Benden nefret edenin babasının işlediği suçun hesabını çocuklarından, üçüncü, dördüncü kuşaklardan sorarım. 
02O 020:006 Ama beni seven, buyruklarıma uyan binlerce kuşağa sevgi gösteririm. 
02O 020:007 ‹‹Tanrın RABbin adını boş yere ağzına almayacaksın. Çünkü RAB, adını boş yere ağzına alanları cezasız bırakmayacaktır. 
02O 020:008 ‹‹Şabat Gününü kutsal sayarak anımsa. 
02O 020:009 Altı gün çalışacak, bütün işlerini yapacaksın. 
02O 020:010 Ama yedinci gün bana, Tanrın RABbe Şabat Günü olarak adanmıştır. O gün sen, oğlun, kızın, erkek ve kadın kölen, hayvanların, aranızdaki yabancılar dahil, hiçbir iş yapmayacaksınız. 
02O 020:011 Çünkü ben, RAB yeri göğü, denizi ve bütün canlıları altı günde yarattım, yedinci gün dinlendim. Bu yüzden Şabat Gününü kutsadım ve kutsal bir gün olarak belirledim. 
02O 020:012 ‹‹Annene babana saygı göster. Öyle ki, Tanrın RABbin sana vereceği ülkede ömrün uzun olsun. 
02O 020:013 ‹‹Adam öldürmeyeceksin. 
02O 020:014 ‹‹Zina etmeyeceksin. 
02O 020:015 ‹‹Çalmayacaksın. 
02O 020:016 ‹‹Komşuna karşı yalan yere tanıklık etmeyeceksin. 
02O 020:017 ‹‹Komşunun evine, karısına, erkek ve kadın kölesine, öküzüne, eşeğine, hiçbir şeyine göz dikmeyeceksin.›› 
02O 020:018 Halk gök gürlemelerini, boru sesini duyup şimşekleri ve dağın başındaki dumanı görünce korkudan titremeye başladı. Uzakta durarak 
02O 020:019 Musaya, ‹‹Bizimle sen konuş, dinleyelim›› dediler, ‹‹Ama Tanrı konuşmasın, yoksa ölürüz.›› 
02O 020:020 Musa, ‹‹Korkmayın!›› diye karşılık verdi, ‹‹Tanrı sizi denemek için geldi; Tanrı korkusu üzerinizde olsun, günah işlemeyesiniz diye.›› 
02O 020:021 Musa Tanrının içinde bulunduğu koyu karanlığa yaklaşırken halk uzakta durdu. 
02O 020:022 RAB Musaya şöyle dedi: ‹‹İsraillilere de ki, ‹Göklerden sizinle konuştuğumu gördünüz. 
02O 020:023 Benim yanımsıra başka ilahlar yapmayacaksınız, altın ya da gümüş ilahlar dökmeyeceksiniz. 
02O 020:024 Benim için toprak bir sunak yapacaksınız. Yakmalık ve esenlik sunularınızı, davarlarınızı, sığırlarınızı onun üzerinde sunacaksınız. Adımı anımsattığım her yere gelip sizi kutsayacağım. 
02O 020:025 Eğer bana taş sunak yaparsanız, yontma taş kullanmayın. Çünkü kullanacağınız alet sunağın kutsallığını bozar. 
02O 020:026 Sunağımın üzerine basamakla çıkmayacaksınız. Çünkü çıplak yeriniz görünebilir.› ›› 
02O 021:001 ‹‹İsraillilere şu ilkeleri bildir: 
02O 021:002 ‹‹İbrani bir köle satın alırsan, altı yıl kölelik edecek, ama yedinci yıl karşılık ödemeden özgür olacak. 
02O 021:003 Bekâr geldiyse, yalnız kendisi özgür olacak; evli geldiyse, karısı da özgür olacak. 
02O 021:004 Efendisi kendisine bir kadın verir ve o kadından çocukları olursa, kadın ve çocuklar efendisinde kalacak, yalnız kendisi gidecek. 
02O 021:005 ‹‹Ama köle açıkça, ‹Ben efendimi, karımla çocuklarımı seviyorum, özgür olmak istemiyorum› derse, 
02O 021:006 efendisi onu yargıç huzurunafş çıkaracak. Kapıya ya da kapı sövesine yaklaştırıp kulağını bizle delecek. Böylece köle yaşam boyu efendisine hizmet edecek. tapınma yeri anlamına gelebilir. 
02O 021:007 ‹‹Eğer bir adam kızını cariye olarak satarsa, kız erkek köleler gibi özgür bırakılmayacak. 
02O 021:008 Efendisi kızla nişanlanır, sonra kızdan hoşlanmazsa, kızın geri alınmasına izin vermelidir. Kızı aldattığı için onu yabancılara satamaz. 
02O 021:009 Eğer cariyeyi oğluna nişanlarsa, ona kendi kızı gibi davranmalıdır. 
02O 021:010 Eğer ikinci bir kadınla evlenirse, ilk karısını nafakadan, giysiden, karılık haklarından yoksun bırakmamalıdır. 
02O 021:011 Eğer bu üç hakkı ona vermezse, kadın karşılıksız özgür olacaktır.›› 
02O 021:012 ‹‹Kim birini vurup öldürürse, kendisi de kesinlikle öldürülecektir. 
02O 021:013 Ama olayda kasıt yoksa, ona ben izin vermişsem, size adamın kaçacağı yeri bildireceğim. 
02O 021:014 Eğer bir adam komşusuna düzen kurar, kasıtlı olarak saldırıp onu öldürürse, sunağıma bile kaçmış olsa, onu çıkarıp öldüreceksiniz. 
02O 021:015 ‹‹Kim annesini ya da babasını döverse, kesinlikle öldürülecektir. 
02O 021:016 ‹‹Kim adam kaçırırsa, onu ister satmış olsun, ister elinde tutsun, kesinlikle öldürülecektir. 
02O 021:017 ‹‹Annesine ya da babasına lanet eden kesinlikle öldürülecektir. 
02O 021:018 ‹‹Kavga çıkar, bir adam komşusuna taşla ya da yumrukla vurur, vurulan adam ölmeyip yatağa düşer, 
02O 021:019 sonra kalkıp değnekle dışarıda gezebilirse, vuran adam suçsuz sayılacaktır. Yalnız yaralının kaybettiği zamanın karşılığını ödeyecek ve tümüyle iyileşmesini sağlayacaktır. 
02O 021:020 ‹‹Bir adam erkek ya da kadın kölesini değnekle döverken öldürürse, kesinlikle cezalandırılacaktır. 
02O 021:021 Ama köle hemen ölmez, bir iki gün sonra ölürse, köle sahibi ceza görmeyecektir. Çünkü köle onun malı sayılır. 
02O 021:022 ‹‹İki kişi kavga ederken gebe bir kadına çarpar, kadın erken doğum yapar ama başka bir zarar görmezse, saldırgan, kadının kocasının istediği ve yargıçların onayladığı miktarda para cezasına çarptırılacaktır. 
02O 021:023 -25 20570 Ama başka bir zarar varsa, cana karşılık can, göze karşılık göz, dişe karşılık diş, ele karşılık el, ayağa karşılık ayak, yanığa karşılık yanık, yaraya karşılık yara, bereye karşılık bere ödenecektir. 
02O 021:026 ‹‹Bir adam erkek ya da kadın kölesini gözüne vurarak kör ederse, gözüne karşılık onu özgür bırakacaktır. 
02O 021:027 Eğer erkek ya da kadın kölesinin dişini kırarsa, dişine karşılık onu özgür bırakacaktır.›› 
02O 021:028 ‹‹Eğer bir boğa bir erkeği ya da kadını boynuzuyla vurup öldürürse, kesinlikle taşlanacak ve eti yenmeyecektir. Boğanın sahibi ise suçsuz sayılacaktır. 
02O 021:029 Ama saldırganlığı bilinen bir boğanın sahibi uyarılmasına karşın boğasına sahip çıkmazsa ve boğası bir erkeği ya da kadını öldürürse, hem boğa taşlanacak, hem de sahibi öldürülecektir. 
02O 021:030 Ancak, boğanın sahibinden para cezası istenirse, istenen miktarı ödeyerek canını kurtarabilir. 
02O 021:031 Boğa ister erkek, ister kız çocuğunu öldürsün, aynı kural uygulanacaktır. 
02O 021:032 Eğer boğa bir erkek ya da kadın köleyi öldürürse, kölenin efendisine otuz şekel gümüş verilecek ve boğa taşlanacaktır. 
02O 021:033 ‹‹Bir adam bir çukur açar ya da kazdığı çukurun üzerini örtmezse ve çukura bir boğa ya da bir eşek düşerse, 
02O 021:034 çukuru kazan hayvanın bedelini ödeyecektir. Parayı hayvanın sahibine verecek, ölü hayvan kendisinin olacaktır. 
02O 021:035 ‹‹Bir adamın boğası komşusunun boğasını yaralar, yaralı boğa ölürse, sağ boğayı satıp parasını paylaşacak, ölü hayvanı da bölüşeceklerdir. 
02O 021:036 Eğer boğanın saldırgan olduğu ve sahibinin ona sahip çıkmadığı biliniyorsa, boğaya karşılık boğa verecek ve ölü hayvan kendisine kalacaktır.›› 
02O 022:001 ‹‹Bir adam öküz ya da davar çalıp boğazlar ya da satarsa, bir öküze karşılık beş öküz, bir koyuna karşılık dört koyun ödeyecektir. 
02O 022:002 ‹‹Bir hırsız bir eve girerken yakalanıp öldürülürse, öldüren kişi suçlu sayılmaz. 
02O 022:003 Ancak olay güneş doğduktan sonra olmuşsa, kan dökmekten sorumlu sayılır. ‹‹Hırsız çaldığının karşılığını kesinlikle ödemelidir. Hiçbir şeyi yoksa, hırsızlık yaptığı için köle olarak satılacaktır. 
02O 022:004 Çaldığı mal -öküz, eşek ya da koyun- sağ olarak elinde yakalanırsa, iki katını ödeyecektir. 
02O 022:005 ‹‹Tarlada ya da bağda hayvanlarını otlatan bir adam, hayvanlarının başkasının tarlasında otlamasına izin verirse, zararı kendi tarlasının ya da bağının en iyi ürünleriyle ödeyecektir. 
02O 022:006 ‹‹Birinin yaktığı ateş dikenlere sıçrar, ekin demetleri, tarladaki ekin ya da tarla yanarsa, yangın çıkaran kişi zararı ödeyecektir. 
02O 022:007 ‹‹Biri komşusuna saklasın diye parasını ya da eşyasını emanet eder ve bunlar komşusunun evinden çalınırsa, hırsız yakalandığında iki katını ödemelidir. 
02O 022:008 Ama hırsız yakalanmazsa, komşusunun eşyasına el uzatıp uzatmadığının anlaşılması için ev sahibi yargıç huzuruna çıkmalıdır. 
02O 022:009 Emanete ihanet edilen konularda, öküz, eşek, koyun, giysi, herhangi bir kayıp eşya için ‹Bu benimdir› diyen her iki taraf sorunu yargıcın huzuruna getirmelidir. Yargıcın suçlu bulduğu kişi komşusuna iki kat ödeyecektir. 
02O 022:010 ‹‹Bir adam komşusuna korusun diye eşek, öküz, koyun ya da herhangi bir hayvan emanet ettiğinde, hayvan ölür, sakatlanır ya da kimse görmeden çalınırsa, 
02O 022:011 komşusu adamın malına el uzatmadığına ilişkin RABbin huzurunda ant içmelidir. Mal sahibi bunu kabul edecek ve komşusu bir şey ödemeyecektir. 
02O 022:012 Ama mal gerçekten ondan çalınmışsa, karşılığı sahibine ödenmelidir. 
02O 022:013 Emanet hayvan parçalanmışsa, adam parçalarını kanıt olarak göstermelidir. Parçalanan hayvan için bir şey ödemeyecektir. 
02O 022:014 ‹‹Biri komşusundan bir hayvan ödünç alır, sahibi yokken hayvan sakatlanır ya da ölürse, karşılığını ödemelidir. 
02O 022:015 Ama sahibi hayvanla birlikteyse, ödünç alan karşılığını ödemeyecektir. Hayvan kiralanmışsa, kayıp ödenen kiraya sayılmalıdır.›› 
02O 022:016 ‹‹Eğer biri nişanlı olmayan bir kızı aldatıp onunla yatarsa, başlık parasını ödemeli ve onunla evlenmelidir. 
02O 022:017 Babası kızını ona vermeyi reddederse, adam normal başlık parası neyse onu ödemelidir. 
02O 022:018 ‹‹Büyücü kadını yaşatmayacaksınız. 
02O 022:019 ‹‹Hayvanlarla cinsel ilişki kuran herkes öldürülecektir. 
02O 022:020 ‹‹RABden başka bir ilaha kurban kesen ölüm cezasına çarptırılacaktır. 
02O 022:021 ‹‹Yabancıya haksızlık ve baskı yapmayacaksınız. Çünkü siz de Mısırda yabancıydınız. 
02O 022:022 ‹‹Dul ve öksüz hakkı yemeyeceksiniz. 
02O 022:023 Yerseniz, bana feryat ettiklerinde onları kesinlikle işitirim. 
02O 022:024 Öfkem alevlenir, sizi kılıçtan geçirtirim. Kadınlarınız dul, çocuklarınız öksüz kalır. 
02O 022:025 ‹‹Halkıma, aranızda yaşayan bir yoksula ödünç para verirseniz, ona tefeci gibi davranmayacaksınız. Üzerine faiz eklemeyeceksiniz. 
02O 022:026 Komşunuzun abasını rehin alırsanız, gün batmadan geri vereceksiniz. 
02O 022:027 Çünkü tek örtüsü abasıdır, ancak onunla örtünebilir. Onsuz nasıl yatar? Bana feryat ederse işiteceğim, çünkü ben iyilikseverim. 
02O 022:028 ‹‹Tanrıya sövmeyeceksiniz. Halkınızın önderine lanet etmeyeceksiniz. 
02O 022:029 ‹‹Ürününüzü ve şıranızı sunmakta gecikmeyeceksiniz. İlk doğan oğullarınızı bana vereceksiniz. 
02O 022:030 Öküzlerinize, davarlarınıza da aynı şeyi yapacaksınız. Yedi gün analarıyla kalacaklar, sekizinci gün onları bana vereceksiniz. 
02O 022:031 ‹‹Benim kutsal halkım olacaksınız. Bunun içindir ki, kırda parçalanmış hayvanların etini yemeyecek, köpeklerin önüne atacaksınız.›› 
02O 023:001 ‹‹Yalan haber taşımayacaksınız. Haksız yere tanıklık ederek kötü kişiye yan çıkmayacaksınız. 
02O 023:002 ‹‹Kötülük yapan kalabalığı izlemeyeceksiniz. Bir davada çoğunluktan yana konuşarak adaleti saptırmayacaksınız. 
02O 023:003 Duruşmada yoksulu kayırmayacaksınız. 
02O 023:004 ‹‹Düşmanınızın yolunu şaşırmış öküzüne ya da eşeğine rastlarsanız, onu kendisine geri götüreceksiniz. 
02O 023:005 Sizden nefret eden kişinin eşeğini yük altında çökmüş görürseniz, kendi haline bırakıp gitmeyecek, ona yardımcı olacaksınız. 
02O 023:006 ‹‹Duruşmada yoksula karşı adaleti saptırmayacaksınız. 
02O 023:007 Yalandan uzak duracak, suçsuz ve doğru kişiyi öldürmeyeceksiniz. Çünkü ben kötü kişiyi aklamam. 
02O 023:008 ‹‹Rüşvet almayacaksınız. Çünkü rüşvet göreni kör eder, haklıyı haksız çıkarır. 
02O 023:009 ‹‹Yabancıya baskı yapmayacaksınız. Yabancılığın ne olduğunu bilirsiniz. Çünkü siz de Mısırda yabancıydınız. 
02O 023:010 ‹‹Toprağınızı altı yıl ekecek, ürününü toplayacaksınız. 
02O 023:011 Ama yedinci yıl nadasa bırakacaksınız; öyle ki, halkınızın arasındaki yoksullar yiyecek bulabilsin, onlardan artakalanı da yabanıl hayvanlar yesin. Bağınıza ve zeytinliğinize de aynı şeyi yapın. 
02O 023:012 ‹‹Altı gün çalışacak, yedinci gün dinleneceksiniz. Böylece hem öküzünüz, eşeğiniz dinlenir, hem de kadın kölenizin oğulları ve yabancılar rahat eder. 
02O 023:013 ‹‹Söylediğim her şeyi yerine getirin. Başka ilahların adını anmayın, ağzınıza almayın.›› 
02O 023:014 ‹‹Yılda üç kez bana bayram yapacaksınız. 
02O 023:015 Size buyurduğum gibi, Aviv ayının belirli günlerinde yedi gün mayasız ekmek yiyerek Mayasız Ekmek Bayramını kutlayacaksınız. Çünkü Mısırdan o ay çıktınız. ‹‹Kimse huzuruma eli boş çıkmasın. 
02O 023:016 ‹‹Tarlaya ektiğiniz ürünleri biçtiğinizde ilk ürünlerle Hasat Bayramını kutlayacaksınız. ‹‹Yıl sonunda tarladan ürünlerinizi topladığınızda Ürün Devşirme Bayramını kutlayacaksınız. 
02O 023:017 ‹‹Bütün erkekleriniz yılda üç kez ben Egemen RABbin huzuruna çıkacaklar. 
02O 023:018 ‹‹Evinizde maya bulunduğu sürece bana kurban kesmeyeceksiniz. ‹‹Bayramda bana kurban edilen hayvanın yağı sabaha bırakılmamalı. 
02O 023:019 ‹‹Toprağınızın seçme ilk ürünlerini Tanrınız RABbin Tapınağına getireceksiniz. ‹‹Oğlağı anasının sütünde haşlamayacaksınız.›› 
02O 023:020 ‹‹Yolda sizi koruması, hazırladığım yere götürmesi için önünüzden bir melek gönderiyorum. 
02O 023:021 Ona dikkat edin, sözünü dinleyin, başkaldırmayın. Çünkü beni temsil ettiği için başkaldırınızı bağışlamaz. 
02O 023:022 Ama onun sözünü dikkatle dinler, bütün söylediklerimi yerine getirirseniz, düşmanlarınıza düşman, hasımlarınıza hasım olacağım. 
02O 023:023 Meleğim önünüzden gidecek, sizi Amor, Hitit, Periz, Kenan, Hiv ve Yevus topraklarına götürecek. Onları yok edeceğim. 
02O 023:024 Onların ilahları önünde eğilmeyecek, tapınmayacaksınız; törelerini izlemeyeceksiniz. Tersine, ilahlarını yok edecek, dikili taşlarını büsbütün parçalayacaksınız. 
02O 023:025 Tanrınız RABbe tapacaksınız. Ekmeğinizi, suyunuzu bereketli kılacak, aranızdaki hastalıkları yok edeceğim. 
02O 023:026 Ülkenizde kısır ve çocuk düşüren kadın olmayacak. Size uzun ömür vereceğim. 
02O 023:027 ‹‹Dehşetimi önünüzden gönderecek, karşılaşacağınız bütün halkları şaşkına çevireceğim. Düşmanlarınız önünüzden kaçacak. 
02O 023:028 Hivlileri, Kenanlıları, Hititleri önünüzden kovmaları için önünüzsıra eşekarısıfü göndereceğim. 
02O 023:029 Ama onları bir yıl içinde kovmayacağım. Yoksa ülke viran olur, yabanıl hayvanlar çoğaldıkça çoğalır, sayıları sizi aşar. 
02O 023:030 Siz çoğalıncaya, toprağı yurt edininceye dek onları azar azar kovacağım. bilinmiyor. Dehşet ya da bir çeşit hastalık anlamına da gelebilir. 
02O 023:031 ‹‹Sınırlarınızı Kızıldenizden Filist Denizine, çölden Fırat Irmağına kadar genişleteceğim. Ülke halkını elinize teslim edeceğim. Onları önünüzden kovacaksınız. 
02O 023:032 Onlarla ya da ilahlarıyla antlaşma yapmayacaksınız. 
02O 023:033 Onları ülkenizde barındırmayacaksınız. Yoksa bana karşı günah işlemenize neden olurlar. İlahlarına taparsanız, size tuzak olur.›› 
02O 024:001 RAB Musaya, ‹‹Sen, Harun, Nadav, Avihu ve İsrail ileri gelenlerinden yetmiş kişi bana gelin›› dedi, ‹‹Bana uzaktan tapın. 
02O 024:002 Yalnız sen bana yaklaşacaksın. Ötekiler yaklaşmamalı. Halk seninle dağa çıkmamalı.›› 
02O 024:003 Musa gidip RABbin bütün buyruklarını, ilkelerini halka anlattı. Herkes bir ağızdan, ‹‹RABbin her söylediğini yapacağız›› diye karşılık verdi. 
02O 024:004 Musa RABbin bütün buyruklarını yazdı. Sabah erkenden kalkıp dağın eteğinde bir sunak kurdu, İsrailin on iki oymağını simgeleyen on iki taş sütun dikti. 
02O 024:005 Sonra İsrailli gençleri gönderdi. Onlar da RABbe yakmalık sunular sundular, esenlik kurbanları olarak boğalar kestiler. 
02O 024:006 Musa kanın yarısını leğenlere doldurdu, öbür yarısını sunağın üzerine döktü. 
02O 024:007 Sonra antlaşma kitabını alıp halka okudu. Halk, ‹‹RABbin her söylediğini yapacağız, Onu dinleyeceğiz›› dedi. 
02O 024:008 Musa leğenlerdeki kanı halkın üzerine serpti ve, ‹‹Bütün bu sözler uyarınca, RABbin sizinle yaptığı antlaşmanın kanı budur›› dedi. 
02O 024:009 Sonra Musa, Harun, Nadav, Avihu ve İsrail ileri gelenlerinden yetmiş kişi dağa çıkarak 
02O 024:010 İsrailin Tanrısını gördüler. Tanrının ayakları altında laciverttaşını andıran bir döşeme vardı. Gök gibi duruydu. 
02O 024:011 Tanrı İsrail soylularına zarar vermedi. Tanrıyı gördüler, sonra yiyip içtiler. 
02O 024:012 RAB Musaya, ‹‹Dağa, yanıma gel›› dedi, ‹‹Burada bekle, halkın öğrenmesi için üzerine yasalarla buyrukları yazdığım taş levhaları sana vereceğim.›› 
02O 024:013 Musayla yardımcısı Yeşu hazırlandılar. Musa Tanrı Dağına çıkarken, 
02O 024:014 İsrail ileri gelenlerine, ‹‹Geri dönünceye kadar bizi burada bekleyin›› dedi, ‹‹Harunla Hur aranızda; kimin sorunu olursa onlara başvursun.›› 
02O 024:015 Musa dağa çıkınca, bulut dağı kapladı. 
02O 024:016 RABbin görkemi Sina Dağının üzerine indi. Bulut dağı altı gün örttü. Yedinci gün RAB bulutun içinden Musaya seslendi. 
02O 024:017 RABbin görkemi İsraillilere dağın doruğunda yakıcı bir ateş gibi görünüyordu. 
02O 024:018 Musa bulutun içinden dağa çıktı. Kırk gün kırk gece dağda kaldı. 
02O 025:001 RAB Musaya şöyle dedi: 
02O 025:002 ‹‹İsraillilere söyle, bana armağan getirsinler. Gönülden veren herkesin armağanını alın. 
02O 025:003 Onlardan alacağınız armağanlar şunlardır: Altın, gümüş, tunç; 
02O 025:004 lacivert, mor, kırmızı iplik; ince keten, keçi kılı, 
02O 025:005 deri, kırmızı boyalı koç derisi, akasya ağacı, 
02O 025:006 kandil için zeytinyağı, mesh yağıyla güzel kokulu buhur için baharat, 
02O 025:007 başkâhinin efoduyla göğüslüğü için oniks ve öbür kakma taşlar. 
02O 025:008 ‹‹Aralarında yaşamam için bana kutsal bir yer yapsınlar. 
02O 025:009 Konutu ve eşyalarını sana göstereceğim örneğe tıpatıp uygun yapın.›› 
02O 025:010 ‹‹Akasya ağacından bir sandık yapsınlar. Boyu iki buçuk, eni ve yüksekliği birer buçuk arşın olsun. 
02O 025:011 İçini de dışını da saf altınla kapla. Çevresine altın pervaz yap. 
02O 025:012 Dört altın halka döküp dört ayağına tak. İkisi bir yanda, ikisi öbür yanda olacak. 
02O 025:013 Akasya ağacından sırıklar yapıp altınla kapla. 
02O 025:014 Sandığın taşınması için sırıkları yanlardaki halkalara geçir. 
02O 025:015 Sırıklar sandığın halkalarında kalacak, çıkarılmayacak. 
02O 025:016 Antlaşmanın taş levhalarını sana vereceğim. Onları sandığın içine koy. 
02O 025:017 ‹‹Saf altından bir Bağışlanma Kapağı yap. Boyu iki buçuk, eni bir buçuk arşın olacak. 
02O 025:018 Kapağın iki kenarına dövme altından birer Keruv yap. 
02O 025:019 Keruvlardan birini bir kenara, öbürünü öteki kenara, kapakla tek parça halinde yap. 
02O 025:020 Keruvlar yukarı doğru açık kanatlarıyla kapağı örtecek. Yüzleri birbirine dönük olacak ve kapağa bakacak. 
02O 025:021 Kapağı sandığın üzerine, sana vereceğim taş levhaları ise sandığın içine koy. 
02O 025:022 Seninle orada, Levha Sandığının üstündeki Keruvlar arasında, Bağışlanma Kapağının üzerinde görüşeceğim ve İsrailliler için sana buyruklar vereceğim.›› ‹‹Kapporet›› sözcüğü Tanrının öfkesinin yatıştırıldığı, halkının günahlarının bağışlanıp Tanrıyla barıştırıldığı özel yeri ifade ediyordu. 
02O 025:023 ‹‹Akasya ağacından bir masa yap. Boyu ikifç, eni bir, yüksekliği bir buçuk arşın olacak. 
02O 025:024 Masayı saf altınla kapla. Çevresine altın pervaz yap. 
02O 025:025 Pervazın çevresine dört parmak eninde bir kenarlık yaparak altın pervazla çevir. 
02O 025:026 Masa için dört altın halka yap, dört ayak üzerindeki dört köşeye yerleştir. 
02O 025:027 Masanın taşınması için sırıkların içinden geçeceği halkalar kenarlığa yakın olmalı. 
02O 025:028 Sırıkları akasya ağacından yap, altınla kapla. Masa onlarla taşınacak. 
02O 025:029 Masa için saf altından tabaklar, sahanlar, dökmelik sunu testileri, tasları yap. 
02O 025:030 Ekmekleri sürekli olarak huzuruma, masanın üzerine koyacaksın.›› 
02O 025:031 ‹‹Saf altından bir kandillik yap. Ayağı, gövdesi dövme altın olsun. Çanak, tomurcuk ve çiçek motifleri kendinden olsun. 
02O 025:032 Kandillik üç kolu bir yanda, üç kolu öteki yanda olmak üzere altı kollu olacak. 
02O 025:033 Her kolda badem çiçeğini andıran üç çanak, tomurcuk ve çiçek motifi bulunacak. Altı kol da aynı olacak. 
02O 025:034 Kandilliğin gövdesinde badem çiçeğini andıran dört çanak, tomurcuk ve çiçek motifi olacak. 
02O 025:035 Kandillikten yükselen ilk iki kolun, ikinci iki kolun, üçüncü iki kolun altında kendinden birer tomurcuk bulunacak. Toplam altı kol olacak. 
02O 025:036 Tomurcukları, kolları tek parça olan kandillik saf dövme altından olacak. 
02O 025:037 ‹‹Kandillik için yedi kandil yap; kandiller karşısını aydınlatacak biçimde yerleştirilsin. 
02O 025:038 Fitil maşaları, tablaları saf altından olacak. 
02O 025:039 Bütün takımları dahil kandilliğe bir talant saf altın harcanacak. 
02O 025:040 Her şeyi sana dağda gösterilen örneğe göre yapmaya dikkat et.›› 
02O 026:001 ‹‹Tanrının Konutunu on perdeden yap. Perdeler lacivert, mor, kırmızı iplikle özenle dokunmuş ince ketenden olsun, üzeri Keruvlarla ustaca süslensin. 
02O 026:002 Her perdenin boyu yirmi sekiz, eni dört arşın olmalı. Bütün perdeler aynı ölçüde olacak. 
02O 026:003 Perdeler beşer beşer birbirine eklenerek iki takım perde yapılacak. 
02O 026:004 Birinci takımın kenarına lacivert ilmekler aç. Öbür takımın kenarına da aynı şeyi yap. 
02O 026:005 Birinci takımın ilk perdesiyle ikinci takımın son perdesine ellişer ilmek aç. İlmekler birbirine karşı olmalı. 
02O 026:006 Elli altın kopça yap, perdeleri kopçalayarak çadırı birleştir. Böylece konut tek parça haline gelecek. 
02O 026:007 ‹‹Konutun üstünü kaplayacak çadır için keçi kılından on bir perde yap. 
02O 026:008 Her perdenin boyu otuzfı, eni dört arşın olacak. On bir perde de aynı ölçüde olmalı. 
02O 026:009 Beş perde birbirine, altı perde birbirine birleştirilecek. Altıncı perdeyi çadırın önünde katla. 
02O 026:010 Her iki perde takımının kenarlarına ellişer ilmek aç. 
02O 026:011 Elli tunç kopça yap, kopçaları ilmeklere geçir ki, çadır tek parça haline gelsin. 
02O 026:012 Çadırın perdelerinden artan yarım perde konutun arkasından sarkacak. 
02O 026:013 Perdelerin uzun kenarlarından artan kumaş çadırın yanlarından birer arşın sarkarak konutu örtecek. 
02O 026:014 Çadır için kırmızı boyalı koç derilerinden bir örtü, onun üstüne de deriden başka bir örtü yap. 
02O 026:015 ‹‹Konut için akasya ağacından dikine çerçeveler yap. 
02O 026:016 Her çerçevenin boyu on, eni bir buçuk arşın olacak. 
02O 026:017 Çerçevelerin birbirine uyan iki paralel çıkıntısı olacak. Konutun bütün çerçevelerini aynı biçimde yapacaksın. 
02O 026:018 Konutun güneyi için yirmi çerçeve yap. 
02O 026:019 Her çerçevenin altında iki çıkıntı için birer taban olmak üzere, yirmi çerçevenin altında kırk gümüş taban yap. 
02O 026:020 -21 22100 Konutun öbür yanı, yani kuzeyi için de yirmi çerçeve ve her çerçevenin altında iki taban olmak üzere kırk gümüş taban yap. 
02O 026:022 Konutun batıya bakacak arka tarafı için altı çerçeve yap. 
02O 026:023 Arkada konutun köşeleri için iki çerçeve yap. 
02O 026:024 Bu köşe çerçevelerinin alt tarafı ayrı kalacak, üst tarafı ise birinci halkayla birleştirilecek. İki köşeyi oluşturan iki çerçeve aynı biçimde olacak. 
02O 026:025 Böylece sekiz çerçeve ve her çerçevenin altında iki taban olmak üzere on altı gümüş taban olacak. 
02O 026:026 -27 22150 ‹‹Konutun bir yanındaki çerçeveler için beş, öbür yanındaki çerçeveler için beş, batıya bakan arka tarafındaki çerçeveler için de beş olmak üzere akasya ağacından kirişler yap. 
02O 026:028 Çerçevelerin ortasındaki kiriş çadırın bir ucundan öbür ucuna geçecek. 
02O 026:029 Çerçeveleri ve kirişleri altınla kapla, kirişlerin geçeceği halkaları da altından yap. 
02O 026:030 ‹‹Konutu dağda sana gösterilen plana göre yap. 
02O 026:031 ‹‹Lacivert, mor, kırmızı iplikle özenle dokunmuş ince ketenden bir perde yap; üzerini Keruvlarla ustaca süsle. 
02O 026:032 Dört gümüş taban üstünde duran akasya ağacından altın kaplı dört direk üzerine as. Çengelleri altın olacak. 
02O 026:033 Perdeyi kopçaların altına asıp Levha Sandığını perdenin arkasına koy. Perde Kutsal Yerle En Kutsal Yeri birbirinden ayıracak. 
02O 026:034 Bağışlanma Kapağını En Kutsal Yerde bulunan Levha Sandığının üzerine koy. 
02O 026:035 Masayı perdenin öbür tarafına, konutun kuzeye bakan yanına yerleştir; kandilliği masanın karşısına, konutun güney tarafına koy. 
02O 026:036 ‹‹Çadırın giriş bölümüne lacivert, mor, kırmızı iplikle özenle dokunmuş ince ketenden nakışlı bir perde yap. 
02O 026:037 Perdeyi asmak için akasya ağacından beş direk yap, altınla kapla. Çengelleri de altın olacak. Direkler için tunçtan beş taban dök.›› 
02O 027:001 ‹‹Sunağı akasya ağacından kare biçiminde yap. Eni ve boyu beşer arşın, yüksekliği üç arşın olacak. 
02O 027:002 Dört üst köşesine kendinden boynuzlar yaparak hepsini tunçla kapla. 
02O 027:003 Sunak için yağ ve kül kovaları, kürekler, çanaklar, büyük çatallar, ateş kapları yap. Tümü tunç olacak. 
02O 027:004 Ağ biçiminde tunç bir ızgara da yap, dört köşesine birer tunç halka tak. 
02O 027:005 Izgarayı sunağın kenarının altına koy. Öyle ki, aşağı doğru sunağın yarısına yetişsin. 
02O 027:006 Sunak için akasya ağacından sırıklar yap, tunçla kapla. 
02O 027:007 Sırıklar halkalara geçirilecek ve sunak taşınırken iki yanında olacak. 
02O 027:008 Sunağı tahtadan, içi boş yapacaksın. Tıpkı dağda sana gösterildiği gibi olacak.›› 
02O 027:009 ‹‹Konuta bir avlu yap. Avlunun güney tarafı için yüz arşın boyunda, özenle dokunmuş ince keten perdeler yapacaksın. 
02O 027:010 Perdeler için yirmi direk yapılacak; direklerin tabanları tunç, çengelleri ve çengel çemberleri gümüş olacak. 
02O 027:011 Kuzey tarafı için yüz arşın boyunda perdeler, yirmi direk, direkler için yirmi tunç taban yapılacak. Direklerin çengelleriyle çemberleri gümüşten olacak. 
02O 027:012 ‹‹Avlunun batı tarafı için elli arşınfö boyunda perde, on direk, on taban yapılacak. 
02O 027:013 Doğuya bakan tarafta avlunun eni elli arşın olacak. 
02O 027:014 Girişin bir tarafında on beş arşın boyunda perde, üç direk ve üç taban olacak. 
02O 027:015 Girişin öbür tarafında da on beş arşın boyunda perde, üç direk ve üç taban olacak. 
02O 027:016 ‹‹Avlunun girişinde lacivert, mor, kırmızı iplikle, özenle dokunmuş ince ketenden yirmi arşın boyunda nakışlı bir perde olacak. Dört direği ve dört tabanı bulunacak. 
02O 027:017 Avlunun çevresindeki bütün direkler gümüş çemberlerle donatılacak. Çengelleri gümüş, tabanları tunç olacak. 
02O 027:018 Avlunun boyu yüz, eni elli, çevresindeki perdelerin yüksekliği beş arşın olacak. Perdeleri özenle dokunmuş ince ketenden, tabanları tunçtan olacak. 
02O 027:019 Konutta her türlü hizmet için kullanılacak bütün aletler, konutun ve avlunun bütün kazıkları da tunçtan olacak.›› 
02O 027:020 ‹‹İsrail halkına buyruk ver, kandilin sürekli yanıp ışık vermesi için saf sıkma zeytinyağı getirsinler. 
02O 027:021 Harun'la oğulları kandilleri benim huzurumda, Buluşma Çadırı'ndafş, Levha Sandığı'nın önündeki perdenin dışında, akşamdan sabaha kadar yanar tutacaklar. İsrailliler için kuşaklar boyunca sürekli bir kural olacak bu.›› (bkz. Çık.33:7-10). 
02O 028:001 ‹‹Bana kâhinlik etmeleri için İsrailliler arasından ağabeyin Harunu, oğulları Nadav, Avihu, Elazar ve İtamarı yanına al. 
02O 028:002 Ağabeyin Haruna görkem ve saygınlık kazandırmak için kutsal giysiler yap. 
02O 028:003 Bilgelik verdiğim becerikli adamlara söyle, Haruna giysi yapsınlar. Öyle ki, bana kâhinlik etmek için kutsal kılınmış olsun. 
02O 028:004 Yapacakları giysiler şunlardır: Göğüslük, efod, kaftan, nakışlı mintan, sarık, kuşak. Bana kâhinlik etmeleri için ağabeyin Haruna ve oğullarına bu kutsal giysileri yapacaklar. 
02O 028:005 Altın sırma, lacivert, mor, kırmızı iplik, ince keten kullanacaklar.›› 
02O 028:006 ‹‹Efodu altın sırmayla, lacivert, mor, kırmızı iplikle, özenle dokunmuş ince ketenden ustaca yapacaklar. 
02O 028:007 Bağlanabilmesi için iki köşesine takılmış ikişer omuzluğu olacak. 
02O 028:008 Efodun üzerinde efod gibi ustaca dokunmuş bir şerit olacak. Efodun bir parçası gibi lacivert, mor, kırmızı iplikle, altın sırmayla, özenle dokunmuş ince ketenden olacak. 
02O 028:009 -10 22550 İki oniks taşı alacak, İsrailoğullarının adlarını, doğuş sırasına göre altısını birinin, altısını ötekinin üzerine oyacaksın. 
02O 028:011 -12 22560 İsrailoğullarının adlarını bu iki taşın üzerine usta oymacıların mühür oyduğu gibi oyacaksın. Taşları altın yuvalar içine koyduktan sonra İsraillilerin anılması için efodun omuzluklarına tak. Harun, anılmaları için onların adlarını RABbin önünde iki omuzunda taşıyacak. 
02O 028:013 -14 22570 Altın yuvalar ve saf altından iki zincir yap. Zincirleri örme kordon gibi yapıp yuvalara yerleştir.›› 
02O 028:015 ‹‹Usta işi bir karar göğüslüğü yap. Onu da efod gibi, altın sırmayla, lacivert, mor, kırmızı iplikle, özenle dokunmuş ince ketenden yap. 
02O 028:016 Dört köşe, eni ve boyu birer karış olacak; ikiye katlanacak. 
02O 028:017 Üzerine dört sıra taş yuvası kak. Birinci sırada yakut, topaz, zümrüt; 
02O 028:018 ikinci sırada firuze, laciverttaşı, aytaşı; 
02O 028:019 üçüncü sırada gökyakut, agat, ametist; 
02O 028:020 dördüncü sırada sarı yakut, oniks ve yeşim olacak. Taşlar altın yuvalara kakılacak. 
02O 028:021 On iki taş olacak. Üzerlerine mühür oyar gibi İsrailoğullarının adları bir bir oyulacak. Bu taşlar İsrailin on iki oymağını simgeleyecek. 
02O 028:022 ‹‹Göğüslük için saf altından örme zincirler yap. 
02O 028:023 İki altın halka yap, göğüslüğün üst iki köşesine birer halka koy. 
02O 028:024 İki örme altın zinciri göğüslüğün köşelerindeki halkalara tak. 
02O 028:025 Zincirlerin öteki iki ucunu iki yuvanın üzerinden geçirerek efodun ön tarafına, omuzlukların üzerine bağla. 
02O 028:026 İki altın halka daha yap; her birini göğüslüğün alt iki köşesine, efoda bitişik iç kenarına tak. 
02O 028:027 İki altın halka daha yap; efodun önündeki omuzluklara alttan, dikişe yakın, ustaca dokunmuş şeridin yukarısına tak. 
02O 028:028 Göğüslüğün halkalarıyla efodun halkaları lacivert kordonla birbirine bağlanacak. Öyle ki, göğüslük efodun ustaca dokunmuş şeridinin yukarısında kalsın ve efoddan ayrılmasın. 
02O 028:029 ‹‹Harun Kutsal Yere girerken, İsrailoğullarının adlarının yazılı olduğu karar göğüslüğünü yüreğinin üzerinde taşıyacak. Öyle ki, ben, RAB halkımı sürekli anımsayayım. 
02O 028:030 Urimle Tummimi karar göğüslüğünün içine koy; öyle ki, Harun ne zaman huzuruma çıksa yüreğinin üzerinde olsunlar. Böylece Harun İsrailoğullarının karar vermek için kullandıkları Urimle Tummimi RABbin huzurunda sürekli yüreğinin üzerinde taşıyacak.›› 
02O 028:031 ‹‹Efodun altına giyilen kaftanı salt lacivert iplikten yap. 
02O 028:032 Ortasında baş geçecek kadar bir boşluk bırak. Yırtılmaması için boşluğun kenarlarını yaka gibi dokuyarak çevir. 
02O 028:033 Kaftanın kenarını çepeçevre lacivert, mor, kırmızı iplikten nar motifleriyle beze, aralarına altın çıngıraklar tak. 
02O 028:034 Eteğin ucu bir altın çıngırak, bir nar, bir altın çıngırak, bir nar olmak üzere çepeçevre kaplanacak. 
02O 028:035 Harun hizmet ederken bu kaftanı giyecek. En Kutsal Yere, huzuruma girip çıkarken duyulan çıngırak sesi onun ölmediğini gösterecek. 
02O 028:036 ‹‹Saf altından bir levha yap ve üzerine mühür oyar gibi ‹RABbe adanmıştır› sözünü oy; 
02O 028:037 lacivert bir kordonla sarığın ön tarafına bağla. 
02O 028:038 Harun onu alnında taşıyacak. İsrailliler kutsal bağışlarını getirirken suç işlemişlerse, suçlarını Harun taşıyacak; onlar önümde kabul görsün diye levha sürekli Harunun alnında bulunacak. 
02O 028:039 ‹‹İnce ketenden işlemeli bir mintan doku, ince ketenden bir sarık, bir de nakışlı kuşak yap. 
02O 028:040 ‹‹Harunun oğullarına mintanlar, kuşaklar, görkem ve saygınlık kazandıracak başlıklar yap. 
02O 028:041 Bu giysileri ağabeyin Haruna ve oğullarına giydir; sonra bana kâhinlik etmeleri için onları meshedip ata ve kutsal kıl. 
02O 028:042 ‹‹Edep yerlerini örtmek için onlara keten donlar yap. Boyu belden uyluğa kadar olacak. 
02O 028:043 Harun'la oğulları Buluşma Çadırı'na girdiklerinde ya da Kutsal Yer'de hizmet etmek üzere sunağa yaklaştıklarında, suç işleyip ölmemek için bu donları giyecekler. Harun ve soyundan gelenler için sürekli bir kural olacak bu.›› 
02O 029:001 ‹‹Bana kâhinlik edebilmeleri için, Harunla oğullarını kutsal kılmak üzere şunları yap: Bir boğa ile iki kusursuz koç al. 
02O 029:002 İnce buğday unundan mayasız ekmek, zeytinyağıyla yoğrulmuş mayasız pideler, üzerine yağ sürülmüş mayasız yufkalar yap. 
02O 029:003 Bunları bir sepete koyup boğa ve iki koçla birlikte bana getir. 
02O 029:004 Harunla oğullarını Buluşma Çadırının giriş bölümüne getirip yıka. 
02O 029:005 Giysileri al; mintanı, efodun altına giyilen kaftanı, efodu ve göğüslüğü Haruna giydir. Efodun ustaca dokunmuş şeridini bağla. 
02O 029:006 Başına sarığı sar, üzerine de kutsal tacı koy. 
02O 029:007 Sonra mesh yağını al, başına dökerek onu meshet. 
02O 029:008 Harunun oğullarını öne çıkarıp onlara mintan giydir. 
02O 029:009 Bellerine kuşak bağla, başlarına başlık koy. Kalıcı bir kural olarak kâhinlik onların işi olacak. Böylece Harunla oğullarını atamış olacaksın. 
02O 029:010 ‹‹Boğayı Buluşma Çadırının önüne getir, Harunla oğulları ellerini boğanın başına koysunlar. 
02O 029:011 Boğayı huzurumda, Buluşma Çadırının giriş bölümünde keseceksin. 
02O 029:012 Kanını parmağınla sunağın boynuzlarına sür, artan kanı sunağın dibine dök. 
02O 029:013 Hayvanın bağırsak ve işkembe yağlarını, karaciğer perdesini, böbreklerini ve böbrek yağlarını sunağın üzerinde yakacaksın. 
02O 029:014 Etini, derisini, gübresini de ordugahın dışında yak. Bu günah sunusudur. 
02O 029:015 ‹‹Bir koç getir, Harunla oğulları ellerini koçun başına koysunlar. 
02O 029:016 Koçu sen kes. Kanını sunağın her yanına dök. 
02O 029:017 Koçu parçalara ayırıp bağırsaklarını, işkembesini, ayaklarını yıka, başla öteki parçaların yanına koy. 
02O 029:018 Sonra koçun tümünü sunağın üzerinde yak. Bu RABbe sunulan yakmalık sunu, RABbi hoşnut eden koku, Onun için yakılan sunudur. 
02O 029:019 ‹‹Öteki koçu getir, Harunla oğulları ellerini koçun başına koysunlar. 
02O 029:020 Koçu sen kes. Kanını Harunla oğullarının sağ kulak memelerine, sağ el ve ayaklarının baş parmaklarına sür. Artan kanı sunağın her yanına dök. 
02O 029:021 Sunağın üzerindeki kanı ve mesh yağını Harunla oğullarının ve giysilerinin üzerine serp. Böylece Harunla oğulları ve giysileri kutsal kılınmış olacak. 
02O 029:022 ‹‹Koçun yağını, kuyruk yağını, bağırsak ve işkembe yağlarını, karaciğer perdesini, böbreklerini, böbrek yağlarını ve sağ budunu al. -Çünkü bu, biri göreve atanırken kesilen koçtur.- 
02O 029:023 Huzurumdaki mayasız ekmek sepetinden bir somun, yağlı pide ve yufka al, 
02O 029:024 hepsini Harunla oğullarının eline ver. Bunları benim huzurumda sallamalık sunu olarak salla, 
02O 029:025 sonra ellerinden alıp sunakta yakmalık sunuyla birlikte beni hoşnut eden koku olarak yak. Bu, RAB için yakılan sunudur. 
02O 029:026 ‹‹Harunun atanması için sunulacak koçun döşünü huzurumda sallamalık sunu olarak salla. O döş senin payın olacak. 
02O 029:027 Harunla oğullarının atanması için kesilen koçun sallanmış olan döşüyle bağış olarak sunulan budunu bana ayır. 
02O 029:028 İsrailliler bunları sürekli Harunla oğullarının payına ayıracak. Bu, İsraillilerin RABbe sunduğu esenlik kurbanlarından biridir. 
02O 029:029 ‹‹Harunun kutsal giysileri, kendinden sonra oğullarına kalacak. Meshedilip atanırlarken bu giysileri giyecekler. 
02O 029:030 Harunun yerine kâhin olan oğlu, Kutsal Yerde hizmet etmek üzere Buluşma Çadırına girdiğinde yedi gün bu giysileri giyecek. 
02O 029:031 -32 23170 ‹‹Harunla oğulları göreve atanırken kesilen koçun etini kutsal bir yerde haşlayacaksın. Haşlanan eti ve sepetteki ekmeği Buluşma Çadırının giriş bölümünde yiyecekler. 
02O 029:033 Atanıp kutsal kılınmaları için günahları bağışlatan bu sunuları yalnız onlar yiyebilir. Yabancı biri yiyemez, çünkü bu sunular kutsaldır. 
02O 029:034 Atanmaları için kesilen kurbanın etinden ya da ekmekten sabaha artan olursa, yakacaksın. Bunlar yenmeyecek, çünkü kutsaldır. 
02O 029:035 ‹‹Harunla oğulları için sana buyurduklarımın hepsini yap. Atanmaları yedi gün sürecek. 
02O 029:036 Günah bağışlatmak için günah sunusu olarak her gün bir boğa sunacaksın. Sunağı arındırmak için günah sunusu sun, kutsal kılmak için de meshet. 
02O 029:037 Yedi gün sunağı arındırarak kutsal kılacaksın. Böylece sunak çok kutsal olacak. Ona dokunan her şey de kutsal sayılacaktır.›› 
02O 029:038 ‹‹Düzenli olarak her gün sunağın üzerinde bir yaşında iki erkek kuzu sunacaksınız. 
02O 029:039 Kuzunun birini sabah, öbürünü akşamüstü sunun. 
02O 029:040 Kuzuyla birlikte dörtte bir hin sıkma zeytinyağıyla yoğrulmuş onda bir efafü ince un ve dökmelik sunu olarak dörtte bir hin şarap sunacaksınız. 
02O 029:041 Öbür kuzuyu akşamüstü, beni hoşnut eden koku, yakılan sunu olarak, sabahki gibi tahıl sunusu ve dökmelik sunuyla birlikte bana sunacaksınız. 
02O 029:042 ‹‹Bu yakmalık sunu Buluşma Çadırının giriş bölümünde, RABbin huzurunda, kuşaklar boyu sürekli sunulacaktır. Musayla konuşmak için İsrail halkıyla orada buluşacağım. 
02O 029:043 İsraillilerle buluşurken çadır görkemimle kutsal kılınacak. 
02O 029:044 ‹‹Buluşma Çadırını ve sunağı kutsal kılacak, Harunla oğullarını bana kâhinlik etmeleri için görevlendireceğim. 
02O 029:045 İsrailliler arasında yaşayacak, onların Tanrısı olacağım. 
02O 029:046 Anlayacaklar ki, aralarında yaşamak için onları Mısır'dan çıkaran Tanrıları RAB benim. Tanrıları RAB benim.›› 
02O 030:001 ‹‹Üzerinde buhur yakmak için akasya ağacından bir sunak yap. 
02O 030:002 Kare biçiminde, boyu ve eni birer arşın, yüksekliği iki arşın, boynuzları kendinden olacak. 
02O 030:003 Üstünü, yanlarını, boynuzlarını saf altınla kapla. Çevresine altın pervaz yap. 
02O 030:004 İki yandaki pervazın altına iki altın halka yap. Bunlar sunağın taşınması için sırıkların geçmesine yarayacak. 
02O 030:005 Sırıkları akasya ağacından yap ve altınla kapla. 
02O 030:006 Sunağı Levha Sandığının karşısındaki perdenin, sandığın üzerindeki Bağışlanma Kapağının önüne, seninle buluşacağım yere koy. 
02O 030:007 ‹‹Harun her sabah kandillerin bakımını yaparken sunağın üzerinde güzel kokulu buhur yakacak. 
02O 030:008 Akşamüstü kandilleri yakarken yine buhur yakacak. Böylece huzurumda kuşaklar boyunca sürekli buhur yanacak. 
02O 030:009 Sunağın üzerinde başka buhur, yakmalık sunu ya da tahıl sunusu sunmayacaksınız; üzerine dökmelik sunu dökmeyeceksiniz. 
02O 030:010 Harun yılda bir kez sunağın boynuzlarını arındıracak. Kuşaklarınız boyunca yılda bir kez günahları bağışlatmak için sunulan sununun kanıyla sunağı arındıracak. Sunak ben RAB için çok kutsaldır.›› 
02O 030:011 RAB Musaya şöyle dedi: 
02O 030:012 ‹‹İsraillilerin sayımını yaptığın zaman, herkes canına karşılık bana bedel ödeyecektir. Öyle ki, sayım yapılırken başlarına bela gelmesin. 
02O 030:013 Sayılan herkes armağan olarak bana yarım kutsal yerin şekeli verecektir. -Bir şekel yirmi geradır.- 
02O 030:014 Sayılan yirmi yaşındaki ve daha yukarı yaştaki herkes bana armağan verecektir. 
02O 030:015 Canlarınızın bedeli olarak bu armağanı verdiğinizde, zengin yarım şekelden fazla, yoksul yarım şekelden eksik vermeyecek. 
02O 030:016 İsraillilerden bedel olarak verilen paraları toplayacak, Buluşma Çadırının hizmetinde kullanacaksın. Bu paralar canlarınızın bedeli olarak ben, RABbe İsraillileri hep anımsatacak.›› 
02O 030:017 RAB Musaya şöyle dedi: 
02O 030:018 ‹‹Yıkanmak için tunç bir kazan yap. Ayaklığı da tunçtan olacak. Buluşma Çadırı ile sunağın arasına koyup içine su doldur. 
02O 030:019 Harunla oğulları ellerini, ayaklarını orada yıkayacaklar. 
02O 030:020 -21 23510 Buluşma Çadırına girmeden ya da RAB için yakılan sunuyu sunarak hizmet etmek üzere sunağa yaklaşmadan önce, ölmemek için ellerini, ayaklarını yıkamalılar. Harunla soyunun bütün kuşakları boyunca sürekli bir kural olacak bu.›› 
02O 030:022 RAB Musaya şöyle dedi: 
02O 030:023 ‹‹Şu nadide baharatı al: 500 şekel sıvı mür, yarısı kadar, yani 250şer şekel güzel kokulu tarçın ve kamış, 
02O 030:024 500 kutsal yerin şekeli hıyarşembe, bir hin de zeytinyağı. 
02O 030:025 Bunlardan ıtriyatçı ustalığıyla güzel kokulu kutsal bir mesh yağı yap. Ona kutsal mesh yağı denecek. 
02O 030:026 -28 23560 Buluşma Çadırını, Levha Sandığını, masayla takımlarını, kandillikle takımlarını, buhur sunağını, yakmalık sunu sunağıyla bütün takımlarını, kazanı ve kazan ayaklığını hep bu yağla meshet. 
02O 030:029 Onları kutsal kıl ki, çok kutsal olsunlar. Onlara değen her şey kutsal sayılacaktır. 
02O 030:030 ‹‹Bana kâhin olmaları için Harunla oğullarını meshedip kutsal kıl. 
02O 030:031 İsraillilere de ki, ‹Kuşaklarınız boyunca bu kutsal mesh yağı yalnız benim için kullanılacak. 
02O 030:032 İnsan bedenine dökülmeyecek. Aynı reçeteyle benzeri yapılmayacak. O kutsaldır ve sizin için kutsal olacaktır. 
02O 030:033 Onun benzerini yapan ya da kâhin olmayan birinin üzerine döken herkes halkının arasından atılacaktır.› ›› 
02O 030:034 Sonra RAB Musaya şöyle dedi: ‹‹Güzel kokulu baharat -kara günnük, onikafç, kasnı ve saf günnük- al. Hepsi aynı ölçüde olsun. 
02O 030:035 Bir ıtriyatçı ustalığıyla bunlardan güzel kokulu bir buhur yap. Tuzlanmış, saf ve kutsal olacak. 
02O 030:036 Birazını çok ince döv, Buluşma Çadırında seninle buluşacağım yere, Levha Sandığının önüne koy. Sizin için çok kutsal olacaktır. 
02O 030:037 Aynı reçeteyle kendinize buhur yapmayacaksınız. Onu RAB için kutsal sayacaksınız. 
02O 030:038 Kim koklamak için aynısını yaparsa halkının arasından atılacaktır.›› kabuğundan yapılan güzel kokulu bir baharat olduğu sanılıyor. 
02O 031:001 RAB Musaya şöyle dedi: 
02O 031:002 ‹‹Bak, Yahuda oymağından özellikle Hur oğlu Uri oğlu Besaleli seçtim. 
02O 031:003 Beceri, anlayış, bilgi ve her türlü ustalık vermek için onu ruhumla doldurdum. 
02O 031:004 Öyle ki, altın, gümüş, tunç işleyerek ustaca yapıtlar üretsin; 
02O 031:005 taş kesme ve kakmada, ağaç oymacılığında, her türlü sanat dalında çalışsın. 
02O 031:006 Ayrıca Dan oymağından Ahisamak oğlu Oholiavı onunla çalışması için görevlendirdim. Sana buyurduğum işlerin hepsini yapabilsinler diye öteki becerikli adamlara üstün yetenek verdim. 
02O 031:007 Buluşma Çadırını, Levha Sandığını, sandığın üzerindeki Bağışlanma Kapağını, çadırın bütün takımlarını, 
02O 031:008 masayla takımlarını, saf altın kandillikle takımlarını, buhur sunağını, 
02O 031:009 yakmalık sunu sunağıyla takımlarını, kazanla kazan ayaklığını, 
02O 031:010 dokunmuş giysileri -Kâhin Harunun kutsal giysileriyle oğullarının kâhin giysilerini- 
02O 031:011 mesh yağını, kutsal yer için güzel kokulu buhuru tam sana buyurduğum gibi yapsınlar.›› 
02O 031:012 RAB Musaya şöyle buyurdu: 
02O 031:013 ‹‹İsraillilere de ki, ‹Şabat günlerimi kesinlikle tutmalısınız. Çünkü o sizinle benim aramda kuşaklar boyu sürecek bir belirtidir. Böylece anlayacaksınız ki, sizi kutsal kılan RAB benim. 
02O 031:014 ‹‹ ‹Şabat Gününü tutmalısınız, çünkü sizin için kutsaldır. Kim onun kutsallığını bozarsa, kesinlikle öldürülmeli. O gün çalışan herkes halkının arasından atılmalı. 
02O 031:015 Altı gün çalışılacak; ama yedinci gün RABbe adanmış Şabattır, dinlenme günüdür. Şabat Günü çalışan herkes kesinlikle öldürülmelidir. 
02O 031:016 İsrailliler, sonsuza dek sürecek bir antlaşma gereği olarak, Şabat Gününü kuşaklar boyu kutlamaya özen gösterecekler. 
02O 031:017 Bu, İsraillilerle benim aramda sürekli bir belirti olacaktır. Çünkü ben, RAB yeri göğü altı günde yarattım, yedinci gün işe son verip dinlendim.› ›› 
02O 031:018 Tanrı Sina Dağı'nda Musa'yla konuşmasını bitirince, üzerine eliyle antlaşma koşullarını yazdığı iki taş levhayı ona verdi. 
02O 032:001 Halk Musanın dağdan inmediğini, geciktiğini görünce, Harunun çevresine toplandı. Ona, ‹‹Kalk, bize öncülük edecek bir ilah yap›› dediler, ‹‹Bizi Mısırdan çıkaran adama, Musaya ne oldu bilmiyoruz!›› 
02O 032:002 Harun, ‹‹Karılarınızın, oğullarınızın, kızlarınızın kulağındaki altın küpeleri çıkarıp bana getirin›› dedi. 
02O 032:003 Herkes kulağındaki küpeyi çıkarıp Haruna getirdi. 
02O 032:004 Harun altınları topladı, oymacı aletiyle buzağı biçiminde dökme bir put yaptı. Halk, ‹‹Ey İsrailliler, sizi Mısırdan çıkaran Tanrınız budur!›› dedi. 
02O 032:005 Harun bunu görünce, buzağının önünde bir sunak yaptı ve, ‹‹Yarın RABbin onuruna bayram olacak›› diye ilan etti. 
02O 032:006 Ertesi gün halk erkenden kalkıp yakmalık sunular sundu, esenlik sunuları getirdi. Yiyip içmeye oturdu, sonra kalkıp çılgınca eğlendi. 
02O 032:007 RAB Musaya, ‹‹Aşağı in›› dedi, ‹‹Mısırdan çıkardığın halkın baştan çıktı. 
02O 032:008 Buyurduğum yoldan hemen saptılar. Kendilerine dökme bir buzağı yaparak önünde tapındılar, kurban kestiler. ‹Ey İsrailliler, sizi Mısırdan çıkaran ilahınız budur!› dediler.›› 
02O 032:009 RAB Musaya, ‹‹Bu halkın ne inatçı olduğunu biliyorum›› dedi, 
02O 032:010 ‹‹Şimdi bana engel olma, bırak öfkem alevlensin, onları yok edeyim. Sonra seni büyük bir ulus yapacağım.›› 
02O 032:011 Musa Tanrısı RABbe yalvardı: ‹‹Ya RAB, niçin kendi halkına karşı öfken alevlensin? Onları Mısırdan büyük kudretinle, güçlü elinle çıkardın. 
02O 032:012 Neden Mısırlılar, ‹Tanrı kötü amaçla, dağlarda öldürmek, yeryüzünden silmek için onları Mısırdan çıkardı› desinler? Öfkelenme, vazgeç halkına yapacağın kötülükten. 
02O 032:013 Kulların İbrahimi, İshakı, İsraili anımsa. Onlara kendi üzerine ant içtin, ‹Soyunuzu gökteki yıldızlar kadar çoğaltacağım. Söz verdiğim bu ülkenin tümünü soyunuza vereceğim. Sonsuza dek onlara miras olacak› dedin.›› 
02O 032:014 Böylece RAB halkına yapacağını söylediği kötülükten vazgeçti. 
02O 032:015 Musa döndü, elinde antlaşma koşulları yazılı iki taş levhayla dağdan indi. Levhaların ön ve arka iki yüzü de yazılıydı. 
02O 032:016 Onları Tanrı yapmıştı, üzerlerindeki oyma yazılar Onun yazısıydı. 
02O 032:017 Yeşu, bağrışan halkın sesini duyunca, Musaya, ‹‹Ordugahtan savaş sesi geliyor!›› dedi. 
02O 032:018 Musa şöyle yanıtladı:  ‹‹Ne yenenlerin,<br />Ne de yenilenlerin sesidir bu;<br />Ezgiler duyuyorum ben.›› 
02O 032:019 Musa ordugaha yaklaşınca, buzağıyı ve oynayan insanları gördü; çok öfkelendi. Elindeki taş levhaları fırlatıp dağın eteğinde parçaladı. 
02O 032:020 Yaptıkları buzağıyı alıp yaktı, toz haline gelinceye dek ezdi, sonra suya serperek İsraillilere içirdi. 
02O 032:021 Haruna, ‹‹Bu halk sana ne yaptı ki, onları bu korkunç günaha sürükledin?›› dedi. 
02O 032:022 Harun, ‹‹Öfkelenme, efendim!›› diye karşılık verdi, ‹‹Bilirsin, halk kötülüğe eğilimlidir. 
02O 032:023 Bana, ‹Bize öncülük edecek bir ilah yap. Bizi Mısırdan çıkaran adama, Musaya ne oldu bilmiyoruz› dediler. 
02O 032:024 Ben de, ‹Kimde altın varsa çıkarsın› dedim. Altınlarını bana verdiler. Ateşe atınca, bu buzağı ortaya çıktı!›› 
02O 032:025 Musa halkın başıboş hale geldiğini gördü. Çünkü Harun onları dizginlememiş, düşmanlarına alay konusu olmalarına neden olmuştu. 
02O 032:026 Musa ordugahın girişinde durdu, ‹‹RABden yana olanlar yanıma gelsin!›› dedi. Bütün Levililer çevresine toplandı. 
02O 032:027 Musa şöyle dedi: ‹‹İsrailin Tanrısı RAB diyor ki, ‹Herkes kılıcını kuşansın. Ordugahta kapı kapı dolaşarak kardeşini, komşusunu, yakınını öldürsün.› ›› 
02O 032:028 Levililer Musanın buyruğunu yerine getirdiler. O gün halktan üç bine yakın adam öldürüldü. 
02O 032:029 Musa, ‹‹Bugün kendinizi RABbe adamış oldunuz›› dedi, ‹‹Herkes öz oğluna, öz kardeşine düşman kesildiği için bugün RAB sizi kutsadı.›› 
02O 032:030 Ertesi gün halka, ‹‹Korkunç bir günah işlediniz›› dedi, ‹‹Şimdi RABbin huzuruna çıkacağım. Belki günahınızı bağışlatabilirim.›› 
02O 032:031 Sonra RABbe dönerek, ‹‹Çok yazık, bu halk korkunç bir günah işledi›› dedi, ‹‹Kendilerine altın put yaptılar. 
02O 032:032 Lütfen günahlarını bağışla, yoksa yazdığın kitaptan adımı sil.›› 
02O 032:033 RAB, ‹‹Kim bana karşı günah işlediyse onun adını sileceğim›› diye karşılık verdi, 
02O 032:034 ‹‹Şimdi git, halkı sana söylediğim yere götür. Meleğim sana öncülük edecek. Ama zamanı gelince günahlarından ötürü onları cezalandıracağım.›› 
02O 032:035 RAB halkı cezalandırdı. Çünkü Harun'a buzağı yaptırmışlardı. 
02O 033:001 RAB Musaya, ‹‹Buradan git›› dedi, ‹‹Sen ve Mısırdan çıkardığın halk İbrahime, İshaka, Yakupa, ‹Orayı senin soyuna vereceğim› diye ant içtiğim topraklara gidin. 
02O 033:002 -3 24210 Süt ve bal akan ülkeye senden önce bir melek gönderecek, Kenan, Amor, Hitit, Periz, Hiv ve Yevus halklarını oradan kovacağım. Ben sizinle gelmeyeceğim, çünkü inatçı insanlarsınız. Belki sizi yolda yok ederim.›› 
02O 033:004 Halk bu kötü haberi duyunca yasa büründü. Kimse takı takmadı. 
02O 033:005 Çünkü RAB Musaya şöyle demişti: ‹‹İsraillilere de ki, ‹Siz inatçı insanlarsınız. Bir an aranızda kalsam, sizi yok ederim. Şimdi üzerinizdeki takıları çıkarın, size ne yapacağıma karar vereyim.› ›› 
02O 033:006 Böylece Horev Dağından sonra İsrailliler takılarını çıkardı. 
02O 033:007 Musa bir çadır alır, ordugahın dışına, biraz öteye kurardı. Ona ‹Buluşma Çadırı› derdi. Kim RABbe danışmak istese, ordugahın dışındaki Buluşma Çadırına giderdi. 
02O 033:008 Musa ne zaman çadıra gitse, bütün halk kalkar, herkes çadırının girişinde durarak Musa içeri girinceye kadar arkasından bakardı. 
02O 033:009 Musa çadıra girince, bulut sütunu aşağı iner, RAB Musayla konuştuğu sürece girişi kapardı. 
02O 033:010 Bulut sütununun çadırın girişinde durduğunu gören herkes kalkar, kendi çadırının girişinde tapınırdı. 
02O 033:011 RAB Musayla iki arkadaş gibi yüz yüze konuşurdu. Sonra Musa ordugaha dönerdi. Ama genç yardımcısı Nun oğlu Yeşu çadırdan çıkmazdı. 
02O 033:012 Musa RABbe şöyle dedi: ‹‹Bana, ‹Bu halka öncülük et› diyorsun, ama kimi benimle göndereceğini söylemedin. Bana, ‹Seni adınla tanıyorum, senden hoşnudum› demiştin. 
02O 033:013 Eğer benden hoşnutsan, lütfen şimdi bana yollarını göster ki, seni daha iyi tanıyıp hoşnut etmeye devam edeyim. Unutma, bu ulus senin halkındır.›› 
02O 033:014 RAB, ‹‹Varlığım sana eşlik edecek›› diye yanıtladı, ‹‹Seni rahata kavuşturacağım.›› 
02O 033:015 Musa, ‹‹Eğer varlığın bize eşlik etmeyecekse, bizi buradan çıkarma›› dedi, 
02O 033:016 ‹‹Yoksa benden ve halkından hoşnut kaldığın nereden bilinecek? Bize eşlik etmenden, değil mi? Ancak o zaman benimle halkın yeryüzünün öteki halklarından ayırt edilebiliriz.›› 
02O 033:017 RAB, ‹‹Söylediğin gibi yapacağım›› dedi, ‹‹Çünkü senden hoşnut kaldım, adınla tanıyorum seni.›› 
02O 033:018 Musa, ‹‹Lütfen görkemini bana göster›› dedi. 
02O 033:019 RAB, ‹‹Bütün iyiliğimi önünden geçireceğim›› diye karşılık verdi, ‹‹Adımı, RAB adını senin önünde duyuracağım. Merhamet ettiğime merhamet edeceğim, acıdığıma acıyacağım. 
02O 033:020 Ancak, yüzümü görmene izin veremem. Çünkü yüzümü gören yaşayamaz.›› 
02O 033:021 Sonra, ‹‹Yakınımda bir yer var›› dedi, ‹‹Orada, kayanın üzerinde dur. 
02O 033:022 Görkemim oradan geçerken seni kayanın kovuğuna sokup geçinceye kadar elimle örteceğim. 
02O 033:023 Elimi kaldırdığımda, sırtımı göreceksin. Ama yüzüm görülmeyecek.›› 
02O 034:001 RAB Musaya, ‹‹Öncekiler gibi iki taş levha kes›› dedi, ‹‹Kırdığın levhaların üzerindeki sözleri onlara yazacağım. 
02O 034:002 Sabaha kadar hazırlan, sabah olunca Sina Dağına çık; dağın tepesinde, huzurumda dur. 
02O 034:003 Senden başka kimse dağa çıkmasın, dağın hiçbir yerinde kimse görülmesin. Dağın eteğinde davar ya da sığır da otlamasın.›› 
02O 034:004 Musa öncekiler gibi iki taş levha kesti. RABbin buyurduğu gibi sabah erkenden kalktı, taş levhaları yanına alarak Sina Dağına çıktı. 
02O 034:005 RAB bulutun içinde oraya inip onunla birlikte durdu ve adını RAB olarak duyurdu. 
02O 034:006 Musanın önünden geçerek, ‹‹Ben RABbim›› dedi, ‹‹RAB, acıyan, lütfeden, tez öfkelenmeyen, sevgisi engin ve sadık Tanrı. 
02O 034:007 Binlercesine sevgi gösterir, suçlarını, isyanlarını, günahlarını bağışlarım. Hiçbir suçu cezasız bırakmam. Babaların işlediği suçun hesabını oğullarından, torunlarından, üçüncü, dördüncü kuşaklardan sorarım.›› 
02O 034:008 Musa hemen yere kapanıp tapındı. 
02O 034:009 ‹‹Ya Rab, eğer benden hoşnutsan, lütfen bizimle gel›› dedi, ‹‹Bunlar inatçı insanlardır. Sen suçlarımızı, günahlarımızı bağışla. Bizi kendi mirasın olarak benimse.›› 
02O 034:010 RAB, ‹‹Senin halkınla bir antlaşma yapıyorum›› dedi, ‹‹Onların önünde dünyada ve öteki uluslar arasında görülmemiş harikalar yapacağım. Arasında yaşadığın halk neler yapabileceğimi görecek. Senin için korkunç şeyler yapacağım. 
02O 034:011 Bugün sana verdiğim buyruğu tut. Amor, Kenan, Hitit, Periz, Hiv ve Yevus halklarını senin önünden kovacağım. 
02O 034:012 Gideceğin ülkedeki insanlarla antlaşma yapmaktan kaçın. Çünkü bu senin için bir tuzak olur. 
02O 034:013 Onların sunaklarını yıkacak, dikili taşlarını parçalayacak, Aşera putlarını keseceksiniz. 
02O 034:014 Başka ilahlara tapmayacaksınız. Çünkü ben adı Kıskanç bir RABbim, kıskanç bir Tanrıyım. 
02O 034:015 Ülke halkıyla herhangi bir antlaşma yapmayın. Yoksa onlar başka ilahlara gönül verir, kurban keserken sizi de çağırırlar; siz de gider yersiniz. 
02O 034:016 Kızlarını oğullarınıza alırsınız. Kızlar başka ilahlara gönül verirken oğullarınızı da artlarından sürükler. 
02O 034:017 ‹‹Dökme putlar yapmayacaksınız. 
02O 034:018 ‹‹Size buyurduğum gibi, Aviv ayının belirli günlerinde yedi gün mayasız ekmek yiyerek Mayasız Ekmek Bayramını kutlayacaksınız. Çünkü Mısırdan Aviv ayında çıktınız. 
02O 034:019 ‹‹Bütün ilk doğanlar benimdir; ister sığır, ister davar olsun, ilk doğan erkek hayvanlarınızın tümü bana aittir. 
02O 034:020 İlk doğan sıpanın bedelini bir kuzuyla ödeyin. Bedelini ödemeyecekseniz, sıpanın boynunu kıracaksınız. Bütün ilk doğan oğullarınızın bedelini ödemelisiniz. ‹‹Kimse huzuruma eli boş çıkmasın. 
02O 034:021 ‹‹Altı gün çalışacak, yedinci gün dinleneceksiniz. Ekim, biçim vakti bile olsa dinleneceksiniz. 
02O 034:022 ‹‹İlk buğday biçiminde Haftalar Bayramı, yıl sonunda da Ürün Devşirme Bayramı yapacaksınız. 
02O 034:023 Bütün erkekleriniz yılda üç kez İsrailin Tanrısı ben Egemen RABbin huzuruna çıkacaklar. 
02O 034:024 Öteki ulusları önünüzden kovacak, sınırlarınızı genişleteceğim. Yılda üç kez Tanrınız RABbin önüne çıktığınız zaman, kimse ülkenize göz dikemeyecek. 
02O 034:025 ‹‹Evinizde maya bulunduğu sürece bana kurban kesmeyeceksiniz. Fısıh kurbanı sabaha bırakılmayacak. 
02O 034:026 ‹‹Toprağınızın seçme ilk ürünlerini Tanrınız RABbin Tapınağına getireceksiniz. ‹‹Oğlağı anasının sütünde haşlamayacaksınız.›› 
02O 034:027 RAB Musaya, ‹‹Bunları yaz›› dedi, ‹‹Çünkü seninle ve İsraillilerle bu sözlere dayanarak antlaşma yaptım.›› 
02O 034:028 Musa orada kırk gün kırk gece RABle birlikte kaldı. Ağzına ne ekmek koydu, ne de su. Antlaşma sözlerini, on buyruğu taş levhaların üzerine yazdı. 
02O 034:029 Musa elinde iki antlaşma levhasıyla Sina Dağından indi. RABle konuştuğu için yüzü ışıldıyordu, ama kendisi bunun farkında değildi. 
02O 034:030 Harunla İsrailliler Musanın ışıldayan yüzünü görünce, ona yaklaşmaya korktular. 
02O 034:031 Musa onları yanına çağırdı. Harunla İsrail topluluğunun bütün önderleri çevresine toplandılar. Musa onlarla konuştu. 
02O 034:032 Sonra herkes ona yaklaştı. Musa RABbin Sina Dağında kendisine bildirdiği bütün buyrukları onlara verdi. 
02O 034:033 Konuşmasını bitirdikten sonra, yüzüne bir peçe taktı. 
02O 034:034 Ama ne zaman konuşmak için RABbin huzuruna çıksa, ayrılıncaya kadar peçeyi kaldırırdı. Dönünce de kendisine verilen buyrukları İsraillilere bildirir, 
02O 034:035 İsrailliler de onun ışıldayan yüzünü görürlerdi. Sonra Musa içeri girip RAB'le görüşünceye kadar yine peçeyi takardı. 
02O 035:001 Musa bütün İsrail topluluğunu çağırarak, ‹‹RABbin yapmanızı buyurduğu işler şunlardır›› dedi, 
02O 035:002 ‹‹Altı gün çalışacaksınız. Ama yedinci gün sizin için kutsal Şabat, RABbe adanmış dinlenme günü olacaktır. O gün çalışan herkes öldürülecektir. 
02O 035:003 Şabat Günü konutlarınızda ateş yakmayacaksınız.›› 
02O 035:004 Musa bütün İsrail topluluğuna seslenerek şöyle dedi: ‹‹RABbin buyruğu şudur: 
02O 035:005 -7 24810 Aranızda armağanlar toplayıp RABbe sunacaksınız. İstekli olan herkes RABbe altın, gümüş, tunç; lacivert, mor, kırmızı iplik; ince keten, keçi kılı, deri, kırmızı boyalı koç derisi, akasya ağacı armağan etsin. 
02O 035:008 Kandil için zeytinyağı; mesh yağı ve güzel kokulu buhur için baharat; 
02O 035:009 başkâhinin efoduyla göğüslüğü için oniks ve öbür kakma taşları getirsin. 
02O 035:010 ‹‹Aranızdaki bütün becerikli kişiler gelip RABbin buyurduğu her şeyi yapsın. 
02O 035:011 Konutu, çadırın iç ve dış örtüsünü, kopçalarını, çerçevelerini, kirişlerini, direklerini, tabanlarını; 
02O 035:012 sandığı ve sırıklarını, Bağışlanma Kapağını, bölme perdesini, 
02O 035:013 masayla sırıklarını, bütün masa takımlarını, huzura konan ekmekleri; 
02O 035:014 ışık için kandilliği ve takımlarını, kandilleri, kandiller için zeytinyağını; 
02O 035:015 buhur sunağını ve sırıklarını, mesh yağını, güzel kokulu buhuru; konutun giriş bölümündeki perdeyi; 
02O 035:016 yakmalık sunu sunağını ve tunç ızgarasını, sırıklarını, bütün takımlarını, kazanı ve kazan ayaklığını; 
02O 035:017 avlunun çevresindeki perdeleri, direkleri, direk tabanlarını, avlu kapısındaki perdeyi, 
02O 035:018 konutun ve avlunun kazıklarıyla iplerini; 
02O 035:019 kutsal yerde hizmet etmek için dokunmuş giysileri -Kâhin Harunun giysileriyle oğullarının kâhin giysilerini- yapsınlar.›› 
02O 035:020 İsrail topluluğu Musanın yanından ayrıldı. 
02O 035:021 Her istekli, hevesli kişi Buluşma Çadırının yapımı, hizmeti ve kutsal giysiler için RABbe armağan getirdi. 
02O 035:022 Kadın erkek herkes istekle geldi, RABbe her çeşit altın takı, broş, küpe, yüzük, kolye getirdi. RABbe armağan ettikleri bütün takılar altındı. 
02O 035:023 Ayrıca kimde lacivert, mor, kırmızı iplik; ince keten, keçi kılı, deri, kırmızı boyalı koç derisi varsa getirdi. 
02O 035:024 Gümüş ve tunç armağanlar sunan herkes onları RABbe adadı. Herhangi bir işte kullanılmak üzere kimde akasya ağacı varsa getirdi. 
02O 035:025 Bütün becerikli kadınlar elleriyle eğirdikleri lacivert, mor, kırmızı ipliği, ince keteni getirdiler. 
02O 035:026 İstekli, becerikli kadınlar da keçi kılı eğirdiler. 
02O 035:027 Önderler efod ve göğüslük için oniks, kakma taşlar, 
02O 035:028 kandil, mesh yağı ve güzel kokulu buhur için baharat ve zeytinyağı getirdiler. 
02O 035:029 Kadın erkek bütün istekli İsrailliler RABbin Musa aracılığıyla yapmalarını buyurduğu işler için RABbe gönülden verilen sunu sundular. 
02O 035:030 Musa İsraillilere, ‹‹Bakın!›› dedi, ‹‹RAB Yahuda oymağından özellikle Hur oğlu Uri oğlu Besaleli seçti. 
02O 035:031 Beceri, anlayış, bilgi ve her türlü ustalık vermek için onu kendi Ruhuyla doldurdu. 
02O 035:032 Öyle ki, altın, gümüş, tunç işleyerek ustaca yapıtlar üretsin; 
02O 035:033 taş kesme ve kakmada, ağaç oymacılığında, her türlü sanat dalında çalışsın. 
02O 035:034 RAB ona ve Dan oymağından Ahisamak oğlu Oholiava öğretme yeteneği de verdi. 
02O 035:035 Onlara üstün beceri verdi. Öyle ki, ustalık isteyen her türlü işte, oymacılıkta, lacivert, mor, kırmızı iplik ve ince keten yapmada, dokuma ve nakış işlerinde, her sanat dalında yaratıcı olsunlar. 
02O 036:001 ‹‹Besalel, Oholiav ve kutsal yerin yapımında gereken işleri nasıl yapacaklarına ilişkin RABbin kendilerine bilgelik ve anlayış verdiği bütün becerikli kişiler her işi tam RABbin buyurduğu gibi yapacaklar.›› 
02O 036:002 Musa Besaleli, Oholiavı, RABbin kendilerine bilgelik verdiği becerikli adamları ve çalışmaya istekli herkesi iş başına çağırdı. 
02O 036:003 Gelenler kutsal yerin yapımında gereken işleri yapmak üzere İsraillilerin getirmiş olduğu bütün armağanları Musadan aldılar. İsrailliler gönülden verdikleri sunuları her sabah Musaya getirmeye devam ettiler. 
02O 036:004 Öyle ki, kutsal yerdeki işleri yapmakta olan ustalar işlerini bırakıp bir bir Musanın yanına gelerek, 
02O 036:005 ‹‹Halk RABbin yapılmasını buyurduğu iş için gereğinden fazla getiriyor›› dediler. 
02O 036:006 Bunun üzerine Musa buyruk verdi: ‹‹Ne erkek, ne kadın hiç kimse kutsal yere armağan olarak artık bir şey vermesin.›› Buyruk ordugahta ilan edildi. Böylece halkın daha çok armağan getirmesine engel olundu. 
02O 036:007 Çünkü o ana kadar getirilenler işi bitirmek için yeter de artardı bile. 
02O 036:008 Çalışanlar arasındaki becerikli adamlar konutu on perdeden yaptılar. Besalel onları lacivert, mor, kırmızı iplikle, özenle dokunmuş ince ketenden yaptı, üzerini Keruvlarla ustaca süsledi. 
02O 036:009 Her perdenin boyu yirmi sekiz, eni dört arşındı. Bütün perdeler aynı ölçüdeydi. 
02O 036:010 Perdeleri beşer beşer birbirine ekleyerek iki takım perde yaptı. 
02O 036:011 Birinci takımın kenarına lacivert ilmekler açtı. Öbür takımın kenarına da aynı şeyi yaptı. 
02O 036:012 Birinci takımın ilk perdesiyle ikinci takımın son perdesine ellişer ilmek açtı; ilmekler birbirine karşıydı. 
02O 036:013 Elli altın kopça yaptı, perdeleri kopçalayarak çadırı birleştirdi. Böylece konut tek parça haline geldi. 
02O 036:014 Konutun üstünü kaplayacak çadır için keçi kılından on bir perde yaptı. 
02O 036:015 Her perdenin boyu otuz, eni dört arşındı. On bir perde de aynı ölçüdeydi. 
02O 036:016 Beş perdeyi birbirine, altı perdeyi birbirine birleştirdi. 
02O 036:017 Her iki perde takımının kenarlarına ellişer ilmek açtı. 
02O 036:018 Çadırı birleştirip tek parça haline getirmek için elli tunç kopça yaptı. 
02O 036:019 Çadır için kırmızı boyalı koç derisinden bir örtü, onun üstüne de deriden başka bir örtü yaptı. 
02O 036:020 Konut için akasya ağacından dikine çerçeveler yaptı. 
02O 036:021 Her çerçevenin boyu onfı, eni bir buçuk arşındı. 
02O 036:022 Çerçevelerin birbirine uyan iki paralel çıkıntısı vardı. Konutun bütün çerçevelerini aynı biçimde yaptı. 
02O 036:023 Konutun güneyi için yirmi çerçeve yaptı. 
02O 036:024 Her çerçevenin altında iki çıkıntı için birer taban olmak üzere, yirmi çerçevenin altında kırk gümüş taban yaptı. 
02O 036:025 -26 25340 Konutun öbür yanı, yani kuzeyi için de yirmi çerçeve ve her çerçevenin altında iki taban olmak üzere kırk gümüş taban yaptı. 
02O 036:027 Konutun batıya bakacak arka tarafı için altı çerçeve yaptı. 
02O 036:028 Arkada konutun köşeleri için iki çerçeve yaptı. 
02O 036:029 Bu köşe çerçevelerinin alt tarafı ayrı kaldı, üst tarafı ise birinci halkayla birleştirildi. İki köşeyi oluşturan iki çerçeveyi aynı biçimde yaptı. 
02O 036:030 Böylece sekiz çerçeve ve her çerçevenin altında iki taban olmak üzere on altı gümüş taban yaptı. 
02O 036:031 -32 25390 Konutun bir yanındaki çerçeveler için beş, öbür yanındaki çerçeveler için beş, batıya bakan arka tarafındaki çerçeveler için de beş olmak üzere akasya ağacından kirişler yaptı. 
02O 036:033 Çerçevelerin ortasındaki kirişi konutun bir ucundan öbür ucuna geçirdi. 
02O 036:034 Çerçevelerle kirişleri altınla kapladı, kirişlerin geçeceği halkaları da altından yaptı. 
02O 036:035 Lacivert, mor, kırmızı iplikle, özenle dokunmuş ince ketenden bir perde yaptı, üzerini Keruvlarla ustaca süsledi. 
02O 036:036 Perde için akasya ağacından dört direk yaparak altınla kapladı. Çengelleri de altındı. Direkler için dört gümüş taban döktü. 
02O 036:037 Çadırın giriş bölümüne lacivert, mor, kırmızı iplikle, özenle dokunmuş ince ketenden nakışlı bir perde yaptı. 
02O 036:038 Perdeyi asmak için çengelli beş direk yaparak başlıklarını, çemberlerini altınla kapladı. Direklere beş tunç taban yaptı. 
02O 037:001 Besalel Antlaşma Sandığını akasya ağacından yaptı. Boyu iki buçuk, eni ve yüksekliği birer buçuk arşındı. 
02O 037:002 İçini de dışını da saf altınla kapladı. Çevresine altın pervaz yaptı. 
02O 037:003 İkisi bir yanda, ikisi öbür yanda olmak üzere sandığın dört köşesindeki ayaklara takmak için birer altın halka döktü. 
02O 037:004 Akasya ağacından sırıklar yapıp altınla kapladı. 
02O 037:005 Sandığın taşınması için sırıkları yanlardaki halkalara geçirdi. 
02O 037:006 Bağışlanma Kapağını saf altından yaptı. Boyu iki buçuk, eni bir buçuk arşındı. 
02O 037:007 Kapağın iki kenarına dövme altından birer Keruv yaptı. 
02O 037:008 Keruvlardan birini bir kenara, öbürünü öteki kenara koyarak kapağı tek parça halinde yaptı. 
02O 037:009 Keruvlar yukarı doğru açık kanatlarıyla kapağı örtüyor, yüzleri birbirine dönük kapağa bakıyorlardı. 
02O 037:010 Besalel akasya ağacından bir masa yaptı. Boyu iki, eni bir, yüksekliği bir buçuk arşındı. 
02O 037:011 Masayı saf altınla kapladı. Çevresine altın pervaz yaptı. 
02O 037:012 Pervazın çevresine dört parmak eninde bir kenarlık yaparak altın pervazla çevirdi. 
02O 037:013 Masa için dört altın halka dökerek dört ayak üzerindeki dört köşeye yerleştirdi. 
02O 037:014 Masanın taşınması için sırıkların içinden geçeceği halkalar kenarlığa yakındı. 
02O 037:015 Sırıkları akasya ağacından yaptı, altınla kapladı. 
02O 037:016 Masa için saf altından tabaklar, sahanlar, dökmelik sunu testileri, tasları yaptı. 
02O 037:017 Saf altından bir kandillik yaptı. Ayağı, gövdesi dövme altındı. Çanak, tomurcuk ve çiçek motifleri kendindendi. 
02O 037:018 Üç kolu bir yanda, üç kolu öteki yanda olmak üzere altı kolluydu. 
02O 037:019 Her kolda badem çiçeğini andıran üç çanak, tomurcuk ve çiçek motifi vardı. Altı kol da aynıydı. 
02O 037:020 Kandilliğin gövdesinde badem çiçeğini andıran dört çanak, tomurcuk ve çiçek motifi bulunuyordu. 
02O 037:021 Kandillikten yükselen ilk iki kolun, ikinci iki kolun, üçüncü iki kolun altında kendinden birer tomurcuk vardı. Toplam altı koldu. 
02O 037:022 Tomurcukları, kolları tek parça olan kandillik saf dövme altındı. 
02O 037:023 Kandillik için saf altından yedi kandil, fitil maşaları, tablalar yaptı. 
02O 037:024 Bütün takımları dahil kandilliğe bir talant saf altın harcandı. 
02O 037:025 Akasya ağacından bir buhur sunağı yaptı. Kare biçiminde, boyu ve eni birer arşınfö, yüksekliği iki arşındı. Boynuzları kendindendi. 
02O 037:026 Üstünü, yanlarını, boynuzlarını saf altınla kapladı. Çevresine altın pervaz yaptı. 
02O 037:027 İki yandaki pervazın altına iki altın halka yaptı. Bunlar sunağın taşınması için sırıkların geçmesine yarıyordu. 
02O 037:028 Sırıkları akasya ağacından yaparak altınla kapladı. 
02O 037:029 Itriyatçı ustalığıyla kutsal mesh yağı ve güzel kokulu saf buhur yaptı. 
02O 038:001 Besalel yakmalık sunu sunağını akasya ağacından kare biçiminde yaptı. Eni ve boyu beşer arşın, yüksekliği üç arşındı. 
02O 038:002 Dört üst köşesine kendinden boynuzlar yaparak hepsini tunçla kapladı. 
02O 038:003 Sunağın bütün takımlarını -kovaları, kürekleri, çanakları, büyük çatalları, ateş kaplarını- tunçtan yaptı. 
02O 038:004 Kenarın altında aşağı doğru sunağın yarısına kadar ağ biçiminde tunç bir ızgara yaptı. 
02O 038:005 Tunç ızgaranın dört köşesine taşıma sırıklarını geçirmek için birer halka döktü. 
02O 038:006 Sırıkları akasya ağacından yaparak tunçla kapladı. 
02O 038:007 Sunağın taşınması için yan tarafındaki halkalara geçirdi. Sunağı tahtadan, içi boş yaptı. 
02O 038:008 Buluşma Çadırının giriş bölümünde hizmet eden kadınların aynalarından tunç ayaklıklı tunç bir kazan yaptı. 
02O 038:009 Konuta bir avlu yaptı. Avlunun güney tarafı için yüz arşınfş boyunda özenle dokunmuş ince keten perdeler yaptı. 
02O 038:010 Perdeler için tabanları tunç, çengelleri ve çengel çemberleri gümüş yirmi direk yaptı. 
02O 038:011 Kuzey tarafı için yüz arşın boyunda perdeler, yirmi direk, direkler için yirmi tunç taban yapıldı. Direklerin çengelleriyle çemberleri gümüştü. 
02O 038:012 Avlunun batı tarafı için elli arşın boyunda perde, on direk, on taban yapıldı. Direklerin çengelleriyle çemberleri gümüştü. 
02O 038:013 Doğuya bakan tarafta avlunun eni elli arşındı. 
02O 038:014 Girişin bir tarafında on beş arşın boyunda perde, üç direk ve üç taban; 
02O 038:015 öbür tarafında da on beş arşın boyunda perde, üç direk ve üç taban vardı. 
02O 038:016 Avlunun çevresindeki bütün perdeler özenle dokunmuş ince ketendi. 
02O 038:017 Direklerin tabanları tunç, çengelleriyle çemberleri gümüştü. Başlıkları da gümüş kaplamaydı. Avlunun bütün direkleri gümüş çemberlerle donatılmıştı. 
02O 038:018 Avlunun girişindeki perde lacivert, mor, kırmızı iplikle, özenle dokunmuş nakışlı ince ketenden yapılmıştı. Boyu yirmifü, yüksekliği avlunun perdeleri gibi beş arşındı. 
02O 038:019 Tunçtan dört direği ve dört tabanı vardı. Direklerin çengelleri, başlıklarının kaplaması ve çemberleri gümüştü. 
02O 038:020 Konutun ve konutu çevreleyen avlunun bütün kazıkları tunçtandı. 
02O 038:021 Antlaşma Levhalarının bulunduğu konut için kullanılan malzeme miktarının tümü Musanın buyruğu uyarınca, Kâhin Harun oğlu İtamarın yönetimindeki Levililer tarafından kaydedildi. 
02O 038:022 RABbin Musaya buyurduğu bütün işleri Yahuda oymağından Hur oğlu Uri oğlu Besalel yaptı. 
02O 038:023 Dan oymağından oymacı, yaratıcı, lacivert, mor, kırmızı iplik ve ince keten işlemede usta nakışçı Ahisamak oğlu Oholiav da ona yardım etti. 
02O 038:024 Kutsal yerdeki bütün işler için kullanılan adanmış altın miktarı kutsal yerin şekeliyle 29 talant 730 şekeldi. 
02O 038:025 Topluluğun sayımından elde edilen gümüş, kutsal yerin şekeliyle 100 talant 1 775 şekeldi. 
02O 038:026 Sayımı yapılan yirmi ve daha yukarı yaştaki 603 550 kişiden adam başına bir beka, yani yarım kutsal yerin şekeli düşüyordu. 
02O 038:027 Kutsal yer ve perde tabanlarının dökümü için 100 talant gümüş kullanıldı. Her tabana bir talant olmak üzere, 100 tabana 100 talant gümüş harcandı. 
02O 038:028 Direklerin çengelleri, başlıkların kaplanması ve çemberleri için 1 775 şekelfç harcandı. 
02O 038:029 Adanan tunç 70 talant 2 400 şekeldi. 
02O 038:030 Bununla Buluşma Çadırı'nın giriş bölümündeki tabanlar, sunakla ızgarası ve bütün takımları, avlu çevresindeki ve girişindeki tabanlar, bütün konut kazıklarıyla avlu çevresindeki kazıklar yapıldı. 880 kg. Yaklaşık 3.2 ton. 5 gr. 
02O 039:001 Kutsal yerde hizmet için lacivert, mor, kırmızı iplikten özenle dokunmuş giysiler yaptılar. Ayrıca RABbin Musaya buyurduğu gibi Haruna kutsal giysiler yapıldı. 
02O 039:002 Efodu altın sırmayla lacivert, mor, kırmızı iplikle, özenle dokunmuş ince ketenden yaptılar. 
02O 039:003 Altını ince tabakalar halinde dövüp lacivert, mor, kırmızı iplik ve ince keten arasına ustaca işlemek için tel tel kestiler. 
02O 039:004 Efodun iki köşesine tutturulmuş omuzluklar yaparak birleştirdiler. 
02O 039:005 Efodun üzerindeki ustaca dokunmuş şerit efodun bir parçası gibi altın sırmayla lacivert, mor, kırmızı iplikle, özenle dokunmuş ince ketendendi; tıpkı RABbin Musaya buyurduğu gibiydi. 
02O 039:006 Altın yuvalar içine kakılmış, üzerine İsrailoğullarının adları mühür gibi oyulmuş oniksi işleyip 
02O 039:007 İsraillilerin anılması için efodun omuzluklarına taktılar. Tıpkı RABbin Musaya buyurduğu gibi yaptılar. 
02O 039:008 Efod gibi altın sırmayla lacivert, mor, kırmızı iplikle, özenle dokunmuş ince ketenden usta işi bir göğüslük yaptılar. 
02O 039:009 Dört köşe, eni ve boyu birer karıştı, ikiye katlanmıştı. 
02O 039:010 Üzerine dört sıra taş yuvası kaktılar. Birinci sırada yakut, topaz, zümrüt; 
02O 039:011 ikinci sırada firuze, laciverttaşı, aytaşı; 
02O 039:012 üçüncü sırada gökyakut, agat, ametist; 
02O 039:013 dördüncü sırada sarı yakut, oniks, yeşim vardı. Taşlar altın yuvalara kakılmıştı. 
02O 039:014 On iki taş vardı. Üzerlerine mühür oyar gibi İsrailoğullarının adları bir bir oyulmuştu. Bu taşlar İsrailin on iki oymağını simgeliyordu. 
02O 039:015 Göğüslük için saf altından örme zincirler yaptılar. 
02O 039:016 İkişer tane altın yuva ve halka yaptılar. Göğüslüğün üst iki köşesine birer halka koydular. 
02O 039:017 İki örme altın zinciri göğüslüğün köşelerindeki halkalara taktılar. 
02O 039:018 Zincirlerin öteki iki ucunu iki yuvanın üzerinden geçirerek efodun ön tarafına, omuzlukların üzerine bağladılar. 
02O 039:019 İki altın halka yaparak göğüslüğün alt iki köşesine, efoda bitişik iç kenarına taktılar. 
02O 039:020 İki altın halka daha yaparak efodun önündeki omuzluklara alttan, dikişe yakın, ustaca dokunmuş şeridin yukarısına taktılar. 
02O 039:021 Göğüslüğün halkalarıyla efodun halkalarını lacivert kordonla birbirine bağladılar. Öyle ki, göğüslük efodun ustaca dokunmuş şeridinin yukarısında kalsın ve efoddan ayrılmasın. Tıpkı RABbin Musaya buyurduğu gibi yaptılar. 
02O 039:022 Efodun altına giyilen kaftanı ustaca dokunmuş salt lacivert iplikten yaptılar. 
02O 039:023 Ortasında baş geçecek kadar bir boşluk bıraktılar. Yırtılmaması için boşluğun kenarlarını yaka gibi dokuyarak çevirdiler. 
02O 039:024 Kaftanın kenarını lacivert, mor, kırmızı iplikle, özenle dokunmuş ince ketenden nar motifleriyle bezediler. 
02O 039:025 -26 26290 Saf altından çıngıraklar yaptılar ve hizmet için kullanılan kaftanın eteğinin ucundaki narların arasına, bir çıngırak bir nar, bir çıngırak bir nar olmak üzere çepeçevre koydular. Tıpkı RABbin Musaya buyurduğu gibi yaptılar. 
02O 039:027 -29 26300 Harunla oğulları için ince ketenden ustaca dokunmuş mintanlar, sarıklar, süslü başlıklar, ince keten donlar, lacivert, mor, kırmızı iplikle, özenle dokunmuş ince ketenden nakışlı kuşak yaptılar; tıpkı RABbin Musaya buyurduğu gibi. 
02O 039:030 Kutsal tacın levhasını saf altından yaparak üzerine mühür oyar gibi ‹RABbe adanmıştır› sözünü yazdılar. 
02O 039:031 Üstüne bağlanmak üzere sarığa lacivert bir kordon taktılar; tıpkı RABbin Musaya buyurduğu gibi. 
02O 039:032 Böylece konutun, yani Buluşma Çadırının bütün işleri tamamlandı. İsrailliler her şeyi tıpkı RABbin Musaya buyurduğu gibi yaptılar. 
02O 039:033 -41 26340 Konutu, çadırla bütün takımlarını, kopçalarını, çerçevelerini, kirişlerini, direklerini, tabanlarını; kırmızı boyalı koç derisinden örtüyü, deri örtüyü, bölme perdesini; Levha Sandığıyla sırıklarını, Bağışlanma Kapağını; masayla takımlarını, Tanrının huzuruna konan ekmekleri; saf altın kandilliği, üstüne dizilecek kandillerle takımlarını, kandil için zeytinyağını; altın sunağı, mesh yağını, güzel kokulu buhuru, çadırın giriş bölümünün perdesini; tunç sunakla ızgarasını, sırıklarını, bütün takımlarını, kazanı, kazan ayaklığını; avlunun perdelerini, direklerini, direk tabanlarını, avlu girişinin perdesini, iplerini, kazıklarını, konutta, yani Buluşma Çadırındaki hizmet için gerekli bütün aletleri; kutsal yerdeki hizmet için dokunmuş giysileri, Kâhin Harunun kutsal giysilerini, oğullarının kâhin giysilerini Musaya gösterdiler. 
02O 039:042 Her şeyi tıpkı RABbin Musaya buyurduğu gibi yaptılar. 
02O 039:043 Musa baktı, bütün işlerin RAB'bin buyurduğu gibi yapılmış olduğunu görünce onları kutsadı. 
02O 040:001 RAB Musaya şöyle dedi: 
02O 040:002 ‹‹Konutu, yani Buluşma Çadırını birinci ayın ilk günü kur. 
02O 040:003 Levha Sandığını oraya getirip perdeyle gizle. 
02O 040:004 Masayı içeri getir, gereken her şeyi üzerine diz. Kandilliği getirip kandillerini yak. 
02O 040:005 Altın buhur sunağını Levha Sandığının önüne koy, konutun giriş bölümüne perdesini tak. 
02O 040:006 Yakmalık sunu sunağını konutun -Buluşma Çadırının- giriş bölümüne koy. 
02O 040:007 Kazanı çadırla sunak arasına koyup içine su doldur. 
02O 040:008 Çadırın çevresini avluyla kapat, avlunun girişine perdesini as. 
02O 040:009 ‹‹Sonra mesh yağıyla konutu ve içindeki bütün eşyaları meshederek kutsal kıl. Böylece konutla takımları kutsal olacak. 
02O 040:010 Yakmalık sunu sunağıyla takımlarını meshet, sunağı kutsal kıl. Sunak çok kutsal olacak. 
02O 040:011 Kazan ve kazan ayaklığını meshederek kutsal kıl. 
02O 040:012 ‹‹Harunla oğullarını Buluşma Çadırının giriş bölümüne getirip yıka. 
02O 040:013 Haruna kutsal giysileri giydir, bana kâhinlik etmesi için onu meshederek kutsal kıl. 
02O 040:014 Oğullarını getirip mintanları giydir. 
02O 040:015 Bana kâhinlik etmeleri için babaları gibi onları da meshet. Bu mesh onların kuşaklar boyu sürekli kâhin olmalarını sağlayacak.›› 
02O 040:016 Musa her şeyi RABbin kendisine buyurduğu gibi yaptı. 
02O 040:017 Böylece ikinci yılın birinci ayının birinci günü konut kuruldu. 
02O 040:018 Musa konutu kurdu, tabanlarını koydu, çerçevelerini yerleştirdi, kirişlerini taktı, direklerini dikti. 
02O 040:019 Çadırı tıpkı RABbin kendisine buyurduğu gibi konutun üzerine gerdi, çadır örtüsünü üzerine örttü. 
02O 040:020 Antlaşma Levhalarını sandığa koydu, sandık sırıklarını taktı, Bağışlanma Kapağını sandığın üzerine yerleştirdi. 
02O 040:021 RABbin kendisine buyurduğu gibi Levha Sandığını konuta getirdi, bölme perdesini asarak sandığı gizledi. 
02O 040:022 Masayı Buluşma Çadırına, konutun kuzeyine, perdenin dışına koydu. 
02O 040:023 RABbin huzurunda, RABbin kendisine buyurduğu gibi üzerine ekmekleri dizdi. 
02O 040:024 Kandilliği Buluşma Çadırına, masanın karşısına, konutun güneyine koydu. 
02O 040:025 RABbin kendisine buyurduğu gibi, RABbin huzurunda kandilleri yaktı. 
02O 040:026 Altın sunağı Buluşma Çadırına, perdenin önüne koydu. 
02O 040:027 RABbin kendisine buyurduğu gibi üzerinde güzel kokulu buhur yaktı. 
02O 040:028 Konutun giriş bölümünün perdesini taktı. 
02O 040:029 RABbin kendisine buyurduğu gibi yakmalık sunu sunağını Buluşma Çadırının giriş bölümüne koydu, üzerinde yakmalık sunu ve tahıl sunusu sundu. 
02O 040:030 Kazanı Buluşma Çadırı ile sunak arasına koydu, yıkanmak için içine su doldurdu. 
02O 040:031 Musa, Harun ve Harunun oğulları ellerini, ayaklarını orada yıkadılar. 
02O 040:032 Ne zaman Buluşma Çadırına girip sunağa yaklaşsalar RABbin Musaya buyurduğu gibi orada yıkandılar. 
02O 040:033 Musa konutla sunağı avluyla çevirdi. Avlunun girişine perdeyi asarak işi tamamladı. 
02O 040:034 O zaman bulut Buluşma Çadırını kapladı ve RABbin görkemi konutu doldurdu. 
02O 040:035 Musa Buluşma Çadırına giremedi; çünkü bulut her yeri kaplamış, RABbin görkemi konutu doldurmuştu. 
02O 040:036 İsrailliler ancak bulut konutun üzerinden kalkınca göçerlerdi. 
02O 040:037 Bulut durdukça yerlerinden ayrılmaz, kalkacağı günü beklerlerdi. 
02O 040:038 Böylece bütün yolculuklarında konutun üzerinde gündüzün RAB'bin bulutu, gece de ateş İsrailliler'e yol gösterdi. 
03O 001:001 RAB Musayı çağırıp Buluşma Çadırından ona şöyle seslendi: 
03O 001:002 ‹‹İsrail halkıyla konuş, onlara de ki, ‹İçinizden biri RABbe sunu olarak bir hayvan sunacağı zaman, sığır ya da davar sunmalı. (bkz. Çık.33:7-10). 
03O 001:003 ‹‹ ‹Eğer yakmalık sunu sığırsa, kusursuz ve erkek olmalı. RABbin sunuyu kabul etmesi için onu Buluşma Çadırının giriş bölümünde sunmalı. 
03O 001:004 Elini yakmalık sununun başına koymalı. Sunu kişinin günahlarının bağışlanması için kabul edilecektir. 
03O 001:005 Boğayı RABbin önünde kesmeli. Harun soyundan gelen kâhinler boğanın kanını getirip Buluşma Çadırının giriş bölümündeki sunağın her yanına dökecekler. 
03O 001:006 Sonra kişi yakmalık sunuyu yüzüp parçalara ayırmalı. 
03O 001:007 Kâhin Harunun oğulları sunakta ateş yakıp üzerine odun dizecekler. 
03O 001:008 Hayvanın başını, iç yağını, parçalarını sunakta yanan odunların üzerine yerleştirecekler. 
03O 001:009 Kişi hayvanın işkembesini, bağırsaklarını ve ayaklarını yıkayacak. Kâhin de hepsini yakmalık sunu, yakılan sunu ve RABbi hoşnut eden koku olarak sunağın üzerinde yakacaktır. Tanrıya kurban sunmak gibi dinsel işlerle uğraşan görevli. Kâhinin büyücülük, falcılık, sihirbazlık, gaipten haber vermek gibi işlerle uğraşması söz konusu değildi. Bu uygulamalar Yas.18:9-14 ayetlerinde yasaklanmıştır. 
03O 001:010 ‹‹ ‹Eğer kişi yakmalık sunu olarak davar, yani koyun ya da keçi sunmak istiyorsa, sunusu kusursuz ve erkek olmalı. 
03O 001:011 Onu sunağın kuzeyinde, RABbin önünde kesmeli. Harun soyundan gelen kâhinler kanı sunağın her yanına dökecekler. 
03O 001:012 Kişi başını, iç yağını kesip hayvanı parçalara ayırmalı. Kâhin bunları sunakta yanan odunların üzerine yerleştirecek. 
03O 001:013 Kişi hayvanın işkembesini, bağırsaklarını, ayaklarını yıkamalı. Kâhin bunları sunak üzerinde yakarak sunmalı. Bu yakmalık sunu, yakılan sunu ve RABbi hoşnut eden kokudur. 
03O 001:014 ‹‹ ‹Eğer kişi yakmalık sunu olarak RABbe kuş sunmak istiyorsa, kumru ya da güvercin sunmalı. 
03O 001:015 Kâhin sunuyu sunağa getirecek, başını ayırıp sunağın üzerinde yakacak. Kuşun kanı sunağın yan tarafından akıtılacak. 
03O 001:016 Kâhin kuşun kursağını pisliğiyle birlikte çıkarıp sunağın doğusundaki küllüğe atacak. 
03O 001:017 Kanatlarını tutarak kuşu ikiye bölecek, ama tümüyle ayırmayacak. Sonra kuşu sunakta yanan odunların üstünde yakmalı. Bu yakmalık sunu, yakılan sunu ve RAB'bi hoşnut eden kokudur.› ›› 
03O 002:001 ‹‹ ‹Biri RABbe tahıl sunusu getirdiği zaman, sunusu ince undan olmalı. Üzerine zeytinyağı dökerek ve günnük koyarak 
03O 002:002 sunuyu Harun soyundan gelen kâhinlere götürmeli. Kâhin avuç dolusu ince un, zeytinyağı ve bütün günnüğü alıp sunağın üzerinde anma payı olarak yakacak. Bu yakılan sunu ve RABbi hoşnut eden kokudur. 
03O 002:003 Tahıl sunusundan artakalan Harunla oğullarına bırakılmalı. RAB için yakılan bir sunu olduğundan çok kutsaldır. 
03O 002:004 ‹‹ ‹Eğer fırında pişirilmiş tahıl sunusu sunuyorsan, zeytinyağıyla yoğrulmuş ince undan yapılmış mayasız pideler ya da üzerine yağ sürülmüş mayasız yufkalar olmalı. 
03O 002:005 Eğer sunu sacda pişirilmiş tahıl sunusu ise, zeytinyağıyla yoğrulmuş mayasız ince undan yapılmalı. 
03O 002:006 Onu sunarken parçalara ayırıp üzerine zeytinyağı dökeceksin. Bu tahıl sunusudur. 
03O 002:007 Eğer sunu tavada pişirilmiş tahıl sunusu ise, ince un ve zeytinyağıyla yoğrulmuş olmalı. 
03O 002:008 Böyle yapılmış tahıl sunusunu RABbe sunmak için getirip kâhine vereceksin. Kâhin de onu sunağa götürecek. 
03O 002:009 Anma payı olarak tahıl sunusundan bir parça alıp yakılan sunu ve RABbi hoşnut eden koku olarak sunak üzerinde yakacak. 
03O 002:010 Tahıl sunusundan artakalan Harunla oğullarına bırakılmalı. RAB için yakılan bir sunu olduğundan çok kutsaldır. 
03O 002:011 ‹‹ ‹RABbe sunacağınız tahıl sunularının hiçbirine maya katılmamalı. Çünkü RAB için yakılan sunu içinde hiçbir zaman maya ya da bal yakılmamalı. 
03O 002:012 Bunları ilk ürünlerinizin sunusu olarak RABbe sunabilirsiniz. Ancak RABbi hoşnut eden koku olarak sunak üzerinde sunulmamaları gerekir. 
03O 002:013 Bütün tahıl sunularını tuzlayacaksınız. Tanrının sizinle yaptığı antlaşmayı simgeleyen tuzu tahıl sunularından hiç eksik etmeyeceksiniz. Bütün sunulara tuz katacaksınız. 
03O 002:014 ‹‹ ‹Eğer RABbe ilk ürünlerin tahıl sunusunu getiriyorsan, kavrulup dövülmüş, taze devşirilmiş buğday başakları sunacaksın. 
03O 002:015 Üzerine zeytinyağı ve günnük koyacaksın. Tahıl sunusudur bu. 
03O 002:016 Kâhin biraz dövülmüş buğday ve zeytinyağı alıp günnüğün tümüyle birlikte anma payı olarak yakacak. RAB için yakılan sunudur bu.› ›› 
03O 003:001 ‹‹ ‹Eğer biri esenlik kurbanı olarak sığır sunmak istiyorsa, RABbe erkek ya da dişi, kusursuz bir hayvan sunmalı. 
03O 003:002 Elini sununun başına koyup onu Buluşma Çadırının giriş bölümünde kesmeli. Harun soyundan gelen kâhinler kanı sunağın her yanına dökecekler. 
03O 003:003 Kişi esenlik sunusunun bazı parçalarını RAB için yakılan sunu olarak sunmalı. Sununun bağırsak ve işkembe yağlarını, 
03O 003:004 böbreklerini, böbrek üstü yağlarını, karaciğerden böbreklere uzanan perdeyi ayıracak. 
03O 003:005 Harunun oğulları sunakta yanan odunların üzerinde duran yakmalık sununun üzerinde bunları yakacak. Yakılan sunu, RABbi hoşnut eden kokudur. 
03O 003:006 ‹‹ ‹Eğer kişi esenlik kurbanı olarak RABbe davar sunmak istiyorsa, erkek ya da dişi, sunusu kusursuz olmalı. 
03O 003:007 Eğer kuzu sunmak istiyorsa, RABbin önünde sunmalı. 
03O 003:008 Elini sununun başına koyup onu Buluşma Çadırının önünde kesmeli. Harunun oğulları kanı sunağın her yanına dökecekler. 
03O 003:009 Kişi esenlik kurbanının bazı parçalarını RAB için yakılan sunu olarak sunmalı. Yağını almalı, kuyruk sokumunun dibinden bütün kuyruk yağını kesmeli, bağırsak ve işkembe yağlarını, 
03O 003:010 böbreklerini, böbrek üstü yağlarını, karaciğerden böbreklere uzanan perdeyi ayırmalı. 
03O 003:011 Kâhin bunları sunağın üzerinde yakacak. RAB için yakılan yiyecek sunusudur bu. 
03O 003:012 ‹‹ ‹Eğer sunusu keçi ise, onu RABbin önünde sunmalı. 
03O 003:013 Elini sununun başına koyup onu Buluşma Çadırının önünde kesmeli. Harunun oğulları kanı sunağın her yanına dökecekler. 
03O 003:014 -15 27210 RAB için yakılan sunu olarak sunudan şunları ayırıp sunmalı: Bağırsak ve işkembe yağlarını, böbrekleri, böbrek üstü yağlarını, karaciğerden böbreklere uzanan perdeyi. 
03O 003:016 Kâhin bütün bunları sunağın üzerinde yakacak. Yakılan yiyecek sunusudur bu. Kokusu RABbi hoşnut eder. Yağın tümü RABbe aittir. 
03O 003:017 Hayvan yağı ve kan yemeyeceksiniz. Yaşadığınız her yerde kuşaklar boyunca bu kural hep geçerli olacak.› ›› 
03O 004:001 RAB Musaya şöyle dedi: 
03O 004:002 ‹‹İsrail halkına söyle: ‹Biri buyruklarımdan birinde yasakladığım bir şeyi yapar, bilmeden günah işlerse; 
03O 004:003 meshedilmiş kâhin günah işleyerek halkını da suçlu kılarsa, işlediği günahtan ötürü RABbe günah sunusu olarak kusursuz bir boğa sunmalı. 
03O 004:004 Boğayı Buluşma Çadırının giriş bölümüne, RABbin önüne getirip elini onun başına koymalı ve RABbin huzurunda onu kesmeli. 
03O 004:005 Meshedilmiş kâhin boğa kanının birazını Buluşma Çadırına götürecek. 
03O 004:006 Parmağını kana batırıp En Kutsal Yerin perdesi önünde, RABbin huzurunda yedi kez serpecek. 
03O 004:007 Sonra çadırda, RABbin huzurunda, buhur sunağının boynuzlarına sürecek. Boğanın artakalan kanını çadırın giriş bölümündeki yakmalık sunu sunağının dibine dökecek. 
03O 004:008 Günah sunusu olarak adanan boğanın bütün yağını alacak. Bağırsak ve işkembe yağlarını, 
03O 004:009 böbrekleri, böbrek üstü yağlarını, karaciğerden böbreklere uzanan perdeyi, 
03O 004:010 esenlik kurbanı olarak sunulan sığırda olduğu gibi ayıracak. Bunları yakmalık sunu sunağı üzerinde yakacak. 
03O 004:011 -12 27340 Boğanın artakalan parçalarını; derisini, etinin tümünü, başını, ayaklarını, işkembesini, bağırsaklarını, gübresini ordugahın dışında küllerin döküldüğü temiz bir yere götürecek; küllerin üzerinde odun ateşiyle yakacak. 
03O 004:013 ‹‹ ‹Eğer bütün İsrail topluluğu bilmeden günah işler, RABbin buyruklarından birinde yasaklanmış olanı yaparsa durum gözden kaçsa bile suçlu sayılır. 
03O 004:014 İşlediği günah açığa çıkınca, topluluk günah sunusu olarak bir boğa sunmalı, onu Buluşma Çadırının önüne getirmeli. 
03O 004:015 RABbin huzurunda topluluğun ileri gelenleri ellerini boğanın başına koyacak ve boğa RABbin huzurunda kesilecek. 
03O 004:016 Meshedilmiş kâhin boğanın kanını Buluşma Çadırına götürecek. 
03O 004:017 Parmağını kana batırıp RABbin huzurunda, perdenin önünde yedi kez serpecek. 
03O 004:018 Sonra çadırda RABbin huzurunda bulunan sunağın boynuzlarına sürecek. Boğanın artakalan kanını çadırın giriş bölümündeki yakmalık sunu sunağının dibine dökecek. 
03O 004:019 Boğanın bütün yağını alıp sunağın üzerinde yakacak. 
03O 004:020 Günah sunusu olarak sunulan boğaya yaptığının aynısını yapacak. Böylece kâhin halkın günahlarını bağışlatacak ve halk bağışlanacak. 
03O 004:021 İlk boğayı yaktığı gibi bunu da ordugahın dışına çıkarıp yakacak. Topluluğun günah sunusudur bu. 
03O 004:022 ‹‹ ‹Önderlerden biri günah işler, bilmeden Tanrısı RABbin buyruklarından birinde yasak olanı yaparsa, suçlu sayılır. 
03O 004:023 İşlediği günah kendisine açıklanırsa, sunu olarak kusursuz bir teke getirmeli. 
03O 004:024 Elini tekenin başına koymalı ve yakmalık sunuların kesildiği yerde RABbin huzurunda onu kesmeli. Bu bir günah sunusudur. 
03O 004:025 Kâhin günah sunusunun kanına parmağını batırıp yakmalık sunu sunağının boynuzlarına sürecek. Artakalan kanı yakmalık sunu sunağının dibine dökecek. 
03O 004:026 Tekenin bütün yağını esenlik kurbanının yağı gibi sunak üzerinde yakacak. Kâhin kişinin günahını bağışlatacak ve kişi bağışlanacak. 
03O 004:027 ‹‹ ‹Eğer halktan biri RABbin buyruklarından birinde yasak olanı yapar, bilmeden günah işlerse, suçlu sayılır. 
03O 004:028 İşlediği günah kendisine açıklanırsa, günahından ötürü sunu olarak kusursuz bir dişi keçi getirmeli. 
03O 004:029 Elini günah sunusunun başına koymalı ve yakmalık sunuların kesildiği yerde onu kesmeli. 
03O 004:030 Kâhin sununun kanına parmağını batırıp yakmalık sunu sunağının boynuzlarına sürecek. Artakalan kanı sunağın dibine dökecek. 
03O 004:031 Kişi keçinin bütün yağını, esenlik kurbanında olduğu gibi ayıracak. Kâhin RABbi hoşnut eden koku olarak onu sunakta yakacak, kişinin günahını bağışlatacak ve kişi bağışlanacak. 
03O 004:032 ‹‹ ‹Eğer biri günah sunusu olarak bir kuzu getirirse, kuzu dişi ve kusursuz olmalı. 
03O 004:033 Elini günah sunusunun başına koyacak ve yakmalık sunuların kesildiği yerde onu günah sunusu olarak kesecek. 
03O 004:034 Kâhin sununun kanına parmağını batırıp yakmalık sunu sunağının boynuzlarına sürecek. Artakalan kanı sunağın dibine dökecek. 
03O 004:035 Esenlik kurbanı kuzusunda olduğu gibi kişi sununun bütün yağını ayırmalı. Kâhin RAB için yakılan sunuların üzerinde hepsini sunakta yakacak. Kâhin kişinin günahını bağışlatacak ve kişi bağışlanacak. 
03O 005:001 ‹‹ ‹Lanetleneceğini bile bile gördüğüne ya da bildiğine tanıklık etmeyen kişi günah işlemiş olur ve suçunun cezasını çekecektir. 
03O 005:002 ‹‹ ‹Biri bilmeden kirli sayılan herhangi bir şeye, yabanıl, evcil ya da küçük bir hayvan leşine dokunursa, kirlenmiş olur ve suçlu sayılır. 
03O 005:003 ‹‹ ‹Biri bilmeden kirli sayılan bir insana ya da insandan kaynaklanan kendisini kirletecek herhangi bir şeye dokunursa, ne yaptığını anladığı an suçlu sayılacaktır. 
03O 005:004 ‹‹ ‹Biri hangi konuda olursa olsun, kötülük ya da iyilik yapmak için, düşünmeden ve ne yaptığını bilmeden ant içerse, bunu anladığı an suçlu sayılacaktır. 
03O 005:005 ‹‹ ‹Kişi bu suçlardan birini işlediği zaman, günahını itiraf etmeli. 
03O 005:006 Günahının bedeli olarak RABbe bir suç sunusu getirmeli. Bu sunu küçükbaş hayvanlardan olmalı. Dişi bir kuzu ya da keçi olabilir. Kâhin kişinin günahını bağışlatacaktır. 
03O 005:007 ‹‹ ‹Eğer kuzu alacak gücü yoksa, suçuna karşılık biri günah sunusu, öbürü yakmalık sunu olmak üzere RABbe iki kumru ya da iki güvercin sunmalı. 
03O 005:008 Bunları kâhine getirmeli. Kâhin önce günah sunusunu sunacak. Kuşun boynunu kırmalı, ama başını koparmamalı. 
03O 005:009 Sununun kanından birazını sunağın yan yüzüne serpmeli. Artakalan kan sunağın dibine akıtılmalı. Bu günah sunusudur. 
03O 005:010 Kâhin bundan sonra ikinci kuşu yakmalık sunu olarak kurallara göre sunacak. Kâhin kişinin günahını bağışlatacak ve kişi bağışlanacak. 
03O 005:011 ‹‹ ‹Eğer iki kumru ya da iki güvercin alacak gücü yoksa, günahına karşılık günah sunusu olarak onda bir efafç ince un getirmeli. Üzerine zeytinyağı dökmemeli, günnük de koymamalı; çünkü bu günah sunusudur. 
03O 005:012 Onu kâhine vermeli. Kâhin anma payı olarak bir avuç dolusu alıp sunakta, RAB için yakılan sunuların üzerinde yakacak. Bu günah sunusudur. 
03O 005:013 Kâhin kişinin günahını bağışlatacak ve kişi bağışlanacak. Tahıl sunusunda olduğu gibi, artakalan un kâhinin olacaktır.› ›› 
03O 005:014 RAB Musaya şöyle dedi: 
03O 005:015 ‹‹Eğer biri RABbe adanmış nesnelere el uzatır, bilmeden günah işlerse, suç sunusu olarak RABbe küçükbaş hayvanlardan kusursuz bir koç getirmeli. Değeri gümüş şekelle, kutsal yerin şekeliyle ölçülmeli. 
03O 005:016 Adanmış nesneler konusunda işlediği günahın karşılığını ödemeli ve beşte birini üzerine ekleyip kâhine vermeli. Kâhin suç sunusu olan koçla kişinin günahını bağışlatacak ve kişi bağışlanacak. 
03O 005:017 ‹‹Eğer biri günah işler, RABbin buyruklarından birinde yasak olanı yaparsa, bilmeden yapsa bile, suç işlemiş olur; suçunun cezasını çekecektir. 
03O 005:018 Kâhine suç sunusu olarak küçükbaş hayvanlardan belli değeri olan kusursuz bir koç getirmeli. Kâhin kişinin bilmeden işlediği günahı bağışlatacak ve kişi bağışlanacak. 
03O 005:019 Bu suç sunusudur. Kişi gerçekten RAB'be karşı suç işlemiştir.›› 
03O 006:001 RAB Musaya şöyle dedi: 
03O 006:002 ‹‹Eğer biri günah işler, RABbe ihanet eder, kendisine emanet edilen, rehin bırakılan ya da çalıntı bir mal konusunda komşusunu aldatır ya da ona haksızlık ederse, 
03O 006:003 kayıp bir eşya bulup yalan söylerse, yalan yere ant içerse, yani insanların işleyebileceği bu suçlardan birini işlerse, 
03O 006:004 günah işlemiş olur ve suçlu sayılır. Çaldığı ya da haksızlıkla ele geçirdiği şeyi, kendisine emanet edilen ya da bulduğu kayıp eşyayı, 
03O 006:005 ya da hakkında yalan yere ant içtiği şeyi, üzerine beşte birini de ekleyerek, suç sunusunu getirdiği gün sahibine geri vermeli. 
03O 006:006 RABbe suç sunusu olarak kâhine belli değeri olan kusursuz bir koç getirmeli. 
03O 006:007 Kâhin RABbin huzurunda onun günahını bağışlatacak; işlediği suç ne olursa olsun kişi bağışlanacak.›› 
03O 006:008 RAB Musaya şöyle dedi: 
03O 006:009 ‹‹Harunla oğullarına buyruk ver: ‹Yakmalık sunu yasası şudur: Yakmalık sunu bütün gece, sabaha kadar sunaktaki ateşin üzerinde kalacak. Sunağın üzerindeki ateş sönmeyecek. 
03O 006:010 Kâhin keten giysisini, donunu giyecek. Sunağın üzerindeki yakmalık sunudan kalan külü toplayıp sunağın yanına koyacak. 
03O 006:011 Giysilerini değiştirdikten sonra külü ordugahın dışında temiz bir yere götürecek. 
03O 006:012 Sunağın üzerindeki ateş sürekli yanacak, hiç sönmeyecek. Kâhin her sabah ateşe odun atacak, yakmalık sununun parçalarını odunların üzerine dizecek, onun üzerinde de esenlik sunularının yağını yakacak. 
03O 006:013 Sunağın üzerindeki ateş sürekli yanacak, hiç sönmeyecek.› ›› 
03O 006:014 ‹‹ ‹Tahıl sunusu yasası şudur: Harunun oğulları onu sunağın önünde RABbe sunacaklar. 
03O 006:015 Kâhin üzerindeki günnükle birlikte tahıl sunusunun ince unundan ve zeytinyağından bir avuç alıp anma payı ve RABbi hoşnut eden koku olarak sunakta yakacak. 
03O 006:016 Artakalanı Harunla oğulları yiyecekler. Onu kutsal bir yerde, Buluşma Çadırının avlusunda mayasız ekmek olarak yemeliler. 
03O 006:017 Mayayla pişirilmemeli. Bunu yakılan sunulardan, kâhinlerin payı olarak verdim. Suç sunusu, günah sunusu gibi bu da çok kutsaldır. 
03O 006:018 Harun soyundan gelen her erkek ondan yiyebilir. RAB için yakılan sunularda onların kuşaklar boyunca sonsuza dek payları olacak. Sunulara her dokunan kutsal sayılacak.› ›› 
03O 006:019 RAB Musaya şöyle dedi: 
03O 006:020 ‹‹Harun kâhin olarak meshedildiği gün, Harunla oğulları tahıl sunusu olarak RABbe yarısı sabah, yarısı akşam olmak üzere, onda bir efa ince un sunacaklar. Bu sürekli bir sunu olacak. 
03O 006:021 Zeytinyağıyla iyice yoğrulup sacda pişirilecek. Tahıl sunusunu getirip RABbi hoşnut eden koku olarak pişmiş parçalar halinde sunacaklar. 
03O 006:022 Bunu Harun soyundan gelen meshedilmiş kâhin RABbe sunacak. Sürekli bir kural olacak bu. Sununun tümü yakılacak. 
03O 006:023 Kâhinin sunduğu her tahıl sunusu tümüyle yakılmalı, hiç yenmemeli.›› 
03O 006:024 RAB Musaya şöyle dedi: 
03O 006:025 ‹‹Harunla oğullarına de ki, ‹Günah sunusu yasası şudur: Günah sunusu yakmalık sununun kesildiği yerde, RABbin huzurunda kesilecek. Çok kutsaldır. 
03O 006:026 Hayvanı sunan kâhin onu kutsal bir yerde, Buluşma Çadırının giriş bölümünde yiyecek. 
03O 006:027 Sununun etine her dokunan kutsal sayılacak. Kanı birinin giysisine sıçrarsa, giysi kutsal bir yerde yıkanmalı. 
03O 006:028 İçinde etin haşlandığı çömlek kırılmalı. Ancak tunç bir kapta haşlanmışsa, kap iyice ovulup suyla durulanmalı. 
03O 006:029 Kâhinler soyundan gelen her erkek bu sunuyu yiyebilir. Çok kutsaldır. 
03O 006:030 Ama kutsal yerde günah bağışlatmak için kanı Buluşma Çadırı'na getirilen günah sunusunun eti yenmeyecek, yakılacaktır.› ›› 
03O 007:001 ‹‹ ‹Çok kutsal olan suç sunusunun yasası şudur: 
03O 007:002 Suç sunusu yakmalık sununun kesildiği yerde kesilecek ve kanı sunağın her yanına dökülecek. 
03O 007:003 -4 28090 Hayvanın bütün yağı alınacak, kuyruk yağı, bağırsak ve işkembe yağları, böbrekleri, böbrek üstü yağları, karaciğerden böbreklere uzanan perde ayrılacak. 
03O 007:005 Kâhin bunların hepsini sunak üzerinde, RAB için yakılan sunu olarak yakacak. Bu suç sunusudur. 
03O 007:006 Kâhinler soyundan gelen her erkek bu sunuyu yiyebilir. Sunu kutsal bir yerde yenecek, çünkü çok kutsaldır. 
03O 007:007 ‹‹ ‹Suç ve günah sunuları için aynı yasa geçerlidir. Et, sunuyu sunarak günahı bağışlatan kâhinindir. 
03O 007:008 Yakmalık sununun derisi de sunuyu sunan kâhinindir. 
03O 007:009 Fırında, tavada ya da sacda pişirilen her tahıl sunusu onu sunan kâhinin olacak. 
03O 007:010 Zeytinyağıyla yoğrulmuş ya da kuru tahıl sunuları da Harunoğullarına aittir. Aralarında eşit olarak bölüşülecektir.› ›› 
03O 007:011 ‹‹ ‹RABbe sunulacak esenlik kurbanının yasası şudur: 
03O 007:012 Eğer adam sunusunu RABbe şükretmek için sunuyorsa, sunusunun yanısıra zeytinyağıyla yoğrulmuş mayasız pideler, üzerine zeytinyağı sürülmüş mayasız yufkalar ve iyice karıştırılmış ince undan yağla yoğrulmuş mayasız pideler de sunacak. 
03O 007:013 RABbe şükretmek için, esenlik sunusunu mayalı ekmek pideleriyle birlikte sunacak. 
03O 007:014 Her sunudan birini RABbe bağış sunusu olarak sunacak ve o sunu esenlik sunusunun kanını sunağa döken kâhinin olacak. 
03O 007:015 RABbe şükretmek için sunulan esenlik kurbanının eti, sununun sunulduğu gün yenecek, sabaha bırakılmayacak. 
03O 007:016 ‹‹ ‹Biri gönülden verilen bir sunu ya da dilediği adağı sunmak istiyorsa, kurbanın eti sununun sunulduğu gün yenecek, artakalırsa ertesi güne bırakılabilecek. 
03O 007:017 Ancak üçüncü güne bırakılan kurban eti yakılacak. 
03O 007:018 Esenlik kurbanının eti üçüncü gün yenirse sunu kabul edilmeyecek, geçerli sayılmayacak. Çünkü et kirlenmiş sayılır ve her yiyen suçunun cezasını çekecektir. 
03O 007:019 ‹‹ ‹Kirli sayılan herhangi bir şeye dokunan et yenmemeli, yakılmalıdır. Öteki etlere gelince, temiz sayılan bir insan o etlerden yiyebilir. 
03O 007:020 Ama biri kirli sayıldığı sürece RABbe sunulan esenlik kurbanının etini yerse, halkın arasından atılacak. 
03O 007:021 Ayrıca kirli sayılan herhangi bir şeye, insandan kaynaklanan bir kirliliğe, kirli bir hayvana ya da kirli ve iğrenç bir şeye dokunup da RABbe sunulan esenlik kurbanının etinden yiyen biri halkın arasından atılacak.› ›› 
03O 007:022 RAB Musaya şöyle dedi: 
03O 007:023 ‹‹İsrail halkına de ki, ‹İster sığır, ister koyun ya da keçi yağı olsun, hayvan yağı yemeyeceksiniz. 
03O 007:024 Kendiliğinden ölen ya da yabanıl hayvanların parçaladığı bir hayvanın yağı başka şeyler için kullanılabilir, ama hiçbir zaman yenmemeli. 
03O 007:025 Kim yakılan ve RABbe sunulan hayvanlardan birinin yağını yerse, halkımın arasından atılacak. 
03O 007:026 Nerede yaşarsanız yaşayın, hiçbir kuşun ya da hayvanın kanını yemeyeceksiniz. 
03O 007:027 Kan yiyen herkes halkımın arasından atılacak.› ›› 
03O 007:028 RAB Musaya şöyle dedi: 
03O 007:029 ‹‹İsrail halkına de ki, ‹RABbe esenlik kurbanı sunmak isteyen biri, esenlik kurbanının bir parçasını RABbe sunmalı. 
03O 007:030 RAB için yakılan sunusunu kendi eliyle getirmeli. Hayvanın yağını döşüyle birlikte getirecek ve döş RABbin huzurunda sallamalık bir sunu olarak sallanacak. 
03O 007:031 Kâhin yağı sunağın üzerinde yakacak, ama döş Harunla oğullarının olacak. 
03O 007:032 Esenlik kurbanlarınızın sağ budunu bağış olarak kâhine vereceksiniz. 
03O 007:033 Harunoğulları arasında esenlik sunusunun kanını ve yağını kim sunuyorsa, sağ but onun payı olacak. 
03O 007:034 İsrail halkının sunduğu esenlik kurbanlarından sallamalık döşü ve bağış olarak sunulan budu aldım. İsrail halkının payı olarak bunları sonsuza dek Kâhin Harunla oğullarına verdim.› ›› 
03O 007:035 Harunla oğulları kâhin atandıkları gün RAB için yakılan sunulardan paylarına bu düştü. 
03O 007:036 RAB onları meshettiği gün İsrail halkına buyruk vermişti. Adağın bu parçaları gelecek kuşaklar boyunca onların payı olacaktı. 
03O 007:037 Yakmalık, tahıl, suç, günah, atanma sunularının ve esenlik kurbanlarının yasası budur. 
03O 007:038 RAB, bu buyruğu çölde, Sina Dağı'nda İsrail halkından kendisine sunu sunmalarını istediği gün Musa'ya vermişti. 
03O 008:001 RAB Musaya şöyle dedi: 
03O 008:002 -3 28450 ‹‹Harunla oğullarını, kâhin giysilerini, mesh yağını, günah sunusu olarak sunulacak boğayı, iki koçu ve mayasız ekmek sepetini Buluşma Çadırının giriş bölümüne getir. Bütün topluluğu da oraya çağır.›› 
03O 008:004 Musa RABbin buyruğunu yerine getirdi. Herkes Buluşma Çadırının önünde toplandı. 
03O 008:005 Musa topluluğa, ‹‹Şimdi RABbin buyruğunu yerine getireceğim›› dedi. 
03O 008:006 Harunla oğullarını öne çıkarıp yıkadı. 
03O 008:007 Haruna mintanı giydirdi, beline kuşağı bağladı, üzerine kaftanı, onun üzerine de efodu giydirdi. Ustaca dokunmuş şeridiyle efodu bağladı. 
03O 008:008 Üzerine göğüslüğü taktı, göğüslüğün içine Urim ile Tummimi koydu. 
03O 008:009 Başına sarığı sardı, ön kısmına kutsal tacı, altın levhayı koydu. Musa her şeyi RABbin buyurduğu gibi yaptı. 
03O 008:010 Sonra mesh yağını aldı, Tanrının Konutunu ve içindeki her şeyi meshederek kutsal kıldı. 
03O 008:011 Yağı yedi kez sunağın üzerine serpti; sunağı, sunağın bütün aletlerini, kazanı ve ayaklıklarını kutsal kılmak için meshetti. 
03O 008:012 Harunu kutsal kılmak için başına yağ dökerek meshetti. 
03O 008:013 Harunun oğullarını öne çıkardı, onlara mintan giydirdi, bellerine kuşak bağladı, başlarına başlık koydu. Musa her şeyi RABbin buyurduğu gibi yaptı. 
03O 008:014 Sonra günah sunusu olarak sunulacak boğayı getirdi. Harunla oğulları ellerini boğanın başına koydular. 
03O 008:015 Musa boğayı kesti. Sunağı pak kılmak için kanını parmağıyla sunağın boynuzlarına çepeçevre sürdü. Artan kanı sunağın dibine döktü. Böylece sunağı arındırıp kutsal kıldı. 
03O 008:016 Musa hayvanın bağırsak ve işkembe yağlarını, karaciğer perdesini, böbreklerini ve böbrek yağlarını sunağın üzerinde yaktı. 
03O 008:017 Boğanın geri kalan kısmını da -derisini, etini, gübresini- ordugahın dışında yaktı. Musa her şeyi RABbin buyurduğu gibi yaptı. 
03O 008:018 Sonra yakmalık sunu olarak sunulacak koçu getirdi. Harunla oğulları ellerini koçun başına koydular. 
03O 008:019 Musa koçu kesti, kanını sunağın her yanına döktü. 
03O 008:020 Koçu parçalara ayırıp parçaları, başını ve iç yağını yaktı. 
03O 008:021 Bağırsaklarını, işkembesini, ayaklarını yıkadı ve koçun tümünü sunağın üzerinde yaktı. Bu bir yakmalık sunu, RABbi hoşnut eden koku, yakılan sunuydu. Musa her şeyi RABbin buyurduğu gibi yaptı. 
03O 008:022 Sonra öteki koçu, atanma sunusu olarak sunulacak koçu getirdi. Harunla oğulları ellerini koçun başına koydular. 
03O 008:023 Musa koçu kesti. Kanını Harunun sağ kulak memesine, sağ elinin ve sağ ayağının baş parmaklarına sürdü. 
03O 008:024 Sonra Harunun oğullarını öne çıkardı. Onların da sağ kulak memelerine, sağ ellerinin ve ayaklarının baş parmaklarına kan sürdü. Artan kanı sunağın her yanına döktü. 
03O 008:025 Hayvanın yağını, kuyruk yağını, bağırsak ve işkembe yağlarını, karaciğer perdesini, böbreklerini, böbrek yağlarını ve sağ budunu aldı. 
03O 008:026 Sonra RABbin huzurunda bulunan mayasız ekmek sepetinden bir ekmek, yağlı pide ve yufka alıp hayvanın yağlarının ve sağ budunun üzerine koydu. 
03O 008:027 Hepsini Harunla oğullarının eline verdi. Bunları RABbin huzurunda sallamalık sunu olarak salladı. 
03O 008:028 Sonra ellerinden alıp sunakta yakmalık sununun üzerinde yaktı. Bunlar atanma sunusu, RABbi hoşnut eden koku ve RAB için yakılan sunuydu. 
03O 008:029 Bundan sonra Musa döşü aldı ve sallamalık sunu olarak RABbin huzurunda salladı. Atanma sunusu olarak sunulan koçtan Musanın payına düşen buydu. Musa her şeyi RABbin buyurduğu gibi yaptı. 
03O 008:030 Musa mesh yağını ve sunağın üzerindeki kanı alıp Harunla oğullarının ve giysilerinin üzerine serpti. Böylece Harunu, oğullarını ve giysilerini kutsal kılmış oldu. 
03O 008:031 Sonra Harunla oğullarına, ‹‹Eti Buluşma Çadırının giriş bölümünde haşlayın›› dedi, ‹‹ ‹Eti Harunla oğulları yiyecek› diye buyurmuştum. Atanma sunularının bulunduğu sepetteki ekmekle birlikte onu orada yiyin. 
03O 008:032 Etten ve ekmekten artanı yakın. 
03O 008:033 Atanma günleriniz doluncaya kadar, yedi gün boyunca Buluşma Çadırının giriş bölümünden ayrılmayın. Çünkü atanmanız yedi gün sürecek. 
03O 008:034 Bugün yapılan her şeyi günahlarınızı bağışlatmak için RAB buyurdu. 
03O 008:035 Yedi gün boyunca gece gündüz Buluşma Çadırının giriş bölümünde bekleyecek, RABbin buyruğunu yerine getireceksiniz. Öyle ki, ölmeyesiniz. Bana böyle buyruk verildi.›› 
03O 008:036 Böylece Harun'la oğulları RAB'bin Musa aracılığıyla verdiği bütün buyrukları yerine getirdiler. 
03O 009:001 Sekizinci gün Musa Harunla oğullarını ve İsrail ileri gelenlerini çağırdı. 
03O 009:002 Haruna, ‹‹Kendin için günah sunusu olarak kusursuz bir erkek buzağı, yakmalık sunu olarak da kusursuz bir koç al, RABbe sun›› dedi, 
03O 009:003 ‹‹Sonra İsrail halkına de ki, ‹Günah sunusu olarak bir teke, yakmalık sunu olarak da bir yaşında kusursuz bir buzağı ile bir kuzu alın. 
03O 009:004 RABbin huzurunda esenlik sunusu olarak kurban edilmek üzere bir sığır ve bir koçla birlikte zeytinyağıyla yoğrulmuş tahıl sunusu getirin. Çünkü RAB bugün size görünecektir.› ›› 
03O 009:005 Musanın buyurdukları Buluşma Çadırının önüne getirildi. Herkes yaklaşıp RABbin huzurunda toplandı. 
03O 009:006 Musa, ‹‹RAB şunları yapmanızı buyuruyor, o zaman RABbin yüceliği size görünecektir›› dedi. 
03O 009:007 Sonra Haruna, ‹‹Sunağa git, günah ve yakmalık sunularını sun›› dedi, ‹‹Hem kendinin, hem de halkın günahlarını bağışlat. RABbin buyurduğu gibi halkın sunusunu sun, günahlarını bağışlat.›› 
03O 009:008 Böylece Harun sunağa gidip kendisi için günah sunusu olarak sunulacak buzağıyı kesti. 
03O 009:009 Oğulları buzağının kanını ona getirdiler. Harun parmağını kana batırıp sunağın boynuzlarına sürdü. Artan kanı sunağın dibine döktü. 
03O 009:010 RABbin Musaya verdiği buyruğa uygun olarak günah sunusunun yağını, böbreklerini, karaciğerinin perdesini sunakta yaktı. 
03O 009:011 Etiyle derisini ise ordugahın dışında yaktı. 
03O 009:012 Sonra yakmalık sunuyu kesti. Oğulları sununun kanını kendisine verdiler. O da kanı sunağın her yanına döktü. 
03O 009:013 Sununun bütün parçalarını ve başını Haruna verdiler. Harun hepsini sunağın üzerinde yaktı. 
03O 009:014 Sununun işkembesini, bağırsaklarını, ayaklarını yıkayıp sunakta yakmalık sununun üzerinde yaktı. 
03O 009:015 Bundan sonra Harun halkın sunusunu getirdi. Halkın günahları için sunulacak tekeyi kesti ve ilk sunu gibi bunu da günah sunusu olarak sundu. 
03O 009:016 Yakmalık sunuyu da kurallara uygun biçimde sundu. 
03O 009:017 Sonra tahıl sunusunu getirdi. Bir avuç alıp her sabah sunulan yakmalık sunuya ek olarak sunağın üzerinde yaktı. 
03O 009:018 Halk için esenlik kurbanları olarak sunulacak sığırla koçu da kesti. Oğulları sunuların kanını kendisine verdiler. O da kanı sunağın her yanına döktü. 
03O 009:019 Sığırla koçun yağlarını, kuyruk yağını, bağırsak ve işkembe yağlarını, böbreklerini ve karaciğerlerinin perdesini 
03O 009:020 döşlerin üzerine koydular. Harun yağları sunakta yaktı. 
03O 009:021 Musanın buyurduğu gibi döşleri ve sağ budu sallamalık sunu olarak RABbin huzurunda salladı. 
03O 009:022 Harun günah, yakmalık, esenlik sunularını sunduktan sonra ellerini halka doğru uzatarak onları kutsadı ve aşağıya indi. 
03O 009:023 Musayla Harun Buluşma Çadırına girdiler. Dışarı çıkınca halkı kutsadılar. O zaman RABbin yüceliği halka göründü. 
03O 009:024 RAB bir ateş gönderdi. Ateş sunağın üzerindeki yakmalık sunuyu, yağları yakıp küle çevirdi. Bunu gören halkın tümü sevinçle haykırarak yüzüstü yere kapandı. 
03O 010:001 Harunun oğulları Nadavla Avihu buhurdanlarını alıp içlerine ateş, ateşin üstüne de buhur koydular. RABbin buyruklarına aykırı bir ateş sundular. 
03O 010:002 RAB bir ateş gönderdi. Ateş onları yakıp yok etti. RABbin huzurunda öldüler. 
03O 010:003 Musa Haruna şöyle dedi: ‹‹RAB demişti ki,  ‹Bana hizmet edenler kutsallığıma saygı duyacak<br />Ve halkın tümü beni yüceltecek.› ›› 
03O 010:004 Musa Harunun amcası Uzzielin oğullarını, Mişaelle Elsafanı çağırdı, ‹‹Gelin, kardeşlerinizi kutsal yerin önünden kaldırıp ordugahın dışına çıkarın›› dedi. 
03O 010:005 Geldiler ve Musanın buyurduğu gibi cesetleri üzerlerindeki mintanlarıyla ordugahın dışına çıkardılar. 
03O 010:006 Sonra Musa Harunla oğulları Elazarla İtamara, ‹‹Saçlarınızı dağıtmayın, giysilerinizi yırtmayın›› dedi, ‹‹Yoksa ölürsünüz ve RAB bütün topluluğa öfkelenir. Ama kardeşleriniz, bütün İsrail halkı RABbin ateşle yok ettiği bu insanlar için yas tutsun. 
03O 010:007 Buluşma Çadırının giriş bölümünden ayrılmayın, yoksa ölürsünüz. Çünkü RABbin mesh yağıyla kutsandınız.›› Harunla oğulları Musanın dediğine uydular. 
03O 010:008 RAB Haruna şöyle dedi: 
03O 010:009 ‹‹Sen ve oğulların Buluşma Çadırına şarap ya da herhangi bir içki içip girmeyin, yoksa ölürsünüz. Kuşaklar boyunca bir kural olsun bu. 
03O 010:010 Kutsalla bayağı olanı, kirliyle temizi birbirinden ayırt etmelisiniz. 
03O 010:011 RABbin Musa aracılığıyla İsrail halkına bildirdiği bütün kuralları onlara öğretmelisiniz.›› 
03O 010:012 Musa Haruna ve sağ kalan oğulları Elazarla İtamara şöyle dedi: ‹‹RAB için yakılan sunulardan artan tahıl sunusunu alın, mayasız ekmek yapıp sunağın yanında yiyin. Çünkü çok kutsaldır. 
03O 010:013 Onu kutsal bir yerde yemelisiniz. Çünkü RAB için yakılan sunulardan senin ve oğullarının payıdır bu. Bana böyle buyruk verildi. 
03O 010:014 -15 29160 Sallamalık döşle bağış olarak sunulan budu ise oğulların ve kızlarınla birlikte temiz bir yerde yemelisin. Çünkü bunlar İsrail halkının sunduğu esenlik kurbanlarından senin ve çocuklarının payı olarak ayrıldı. Bağış olarak sunulan butla sallamalık döşü, yakılacak sunu yağlarıyla birlikte getirip RABbin önünde sallamalık sunu olarak sunacaklar. RABbin buyruğu uyarınca bunlar sonsuza dek senin ve çocuklarının payı olacak.›› 
03O 010:016 -17 29170 Musa günah sunusu olarak sunulacak tekeyi soruşturdu, yakılmış olduğunu öğrenince, Harunun sağ kalan oğulları Elazarla İtamara çok öfkelendi, ‹‹Neden günah sunusunu kutsal bir yerde yemediniz?›› diye sordu, ‹‹O çok kutsaldır. Topluluğun suçunu üstlenmesi ve günahlarını bağışlatmanız için RAB onu size vermişti. 
03O 010:018 Tekenin kanı kutsal çadıra getirilmemiş. Buyurduğum gibi tekeyi kesinlikle kutsal yerde yemeniz gerekirdi.›› 
03O 010:019 Harun, ‹‹Halk bugün RABbe günah sunusu ve yakmalık sunu sundu›› diye yanıtladı, ‹‹Benim başıma ise bunlar geldi. Günah sunusunu bugün yemiş olsaydım, RAB bundan hoşnut olur muydu?›› 
03O 010:020 Musa yanıtı uygun buldu. 
03O 011:001 RAB Musayla Haruna şöyle dedi: 
03O 011:002 ‹‹İsrail halkına deyin ki, ‹Karada yaşayan hayvanlardan şunların etini yiyebilirsiniz: 
03O 011:003 Çatal ve yarık tırnaklı, geviş getiren hayvanların tümü. 
03O 011:004 Ancak geviş getiren ve çatal tırnaklı olan hayvanlardan etini yememeniz gerekenler şunlardır: Deve geviş getirir, ama çatal tırnaklı değildir. Sizin için kirli sayılır. 
03O 011:005 Kaya tavşanı geviş getirir, ama çatal tırnaklı değildir. Sizin için kirli sayılır. 
03O 011:006 Tavşan geviş getirir, ama çatal tırnaklı değildir. Sizin için kirli sayılır. 
03O 011:007 Domuz çatal ve yarık tırnaklıdır, ama geviş getirmez. Sizin için kirli sayılır. 
03O 011:008 Bu hayvanların etini yemeyecek, leşine dokunmayacaksınız, sizin için kirlidir. 
03O 011:009 ‹‹ ‹Suda yaşayan hayvanlardan şunların etini yiyebilirsiniz: Denizde, akarsularda yaşayan pullu ve yüzgeçli canlıların etini yiyebilirsiniz. 
03O 011:010 Denizdeki ve akarsulardaki bütün pulsuz ve yüzgeçsiz canlılar -suda toplu halde yaşayanlar ve ötekiler- sizin için iğrenç sayılır. 
03O 011:011 Bunlar sizin için iğrenç sayılacak. Etlerini yemeyecek, leşlerinden tiksineceksiniz. 
03O 011:012 Suda yaşayan bütün pulsuz ve yüzgeçsiz canlılar sizin için iğrenç sayılacak. 
03O 011:013 ‹‹ ‹Tiksindirici kuşların etini yemeyecek, şunları iğrenç sayacaksınız: Kartal, kuzu kartalı, kara akbaba, 
03O 011:014 çaylak, doğan türleri, 
03O 011:015 bütün karga türleri, 
03O 011:016 baykuş, puhu, martı, atmaca türleri, 
03O 011:017 kukumav, karabatak, büyük baykuş, 
03O 011:018 peçeli baykuş, ishakkuşu, akbaba, 
03O 011:019 leylek, balıkçıl türleri, ibibik, yarasa. 
03O 011:020 ‹‹ ‹Dört ayaklı ve kanatlı böceklerin hepsi sizin için iğrençtir. 
03O 011:021 Ama dört ayaklı ve kanatlı olup ayaklarını sıçramak için kullanan bazılarının etini yiyebilirsiniz. 
03O 011:022 Şunları yiyeceksiniz: Bütün çekirge türleri, küçük çekirge, cırcırböceği, ağustosböceği. 
03O 011:023 Öbür dört ayaklı, kanatlı böceklerin hepsi sizin için iğrenç sayılır. 
03O 011:024 ‹‹ ‹Sizi kirletecek şeyler şunlardır: Aşağıdaki hayvanların leşine dokunan akşama kadar kirli sayılacaktır. 
03O 011:025 Kim aşağıdaki hayvanların leşini taşırsa giysilerini yıkayacak ve akşama kadar kirli sayılacaktır. 
03O 011:026 Çatal tırnaklı ama tırnağı yarık olmayan ve geviş getirmeyen her hayvan sizin için kirlidir. Bunlara dokunan da kirlenmiş sayılır. 
03O 011:027 Dört ayaklı hayvanlardan pençelerini yere basarak yürüyenler sizin için kirlidir. Bunların leşine dokunanlar akşama kadar kirli sayılacaktır. 
03O 011:028 Bunların leşini taşıyanlar giysilerini yıkayacak ve akşama kadar kirli sayılacaktır. Çünkü bu hayvanlar sizin için kirlidir. 
03O 011:029 -30 29490 ‹‹ ‹Küçük kara hayvanları içinde sizin için kirli sayılanlar şunlardır: Gelincik, fare, bütün kertenkele türleri -geko, varan, duvar kertenkelesi, düz keler- bukalemun. 
03O 011:031 Sizin için kirli sayılan küçük kara hayvanları bunlardır. Bunların leşine dokunan akşama kadar kirli sayılacaktır. 
03O 011:032 Bunlardan birinin leşi neyin üzerine düşerse onu da kirletir. İster tahta kap, ister giysi, ister deri, ister çul olsun suya konmalıdır. Akşama kadar kirli sayılacak ve akşam temizlenmiş olacaktır. 
03O 011:033 Bunlardan biri toprak kabın içine düşerse, kabın içindekiler kirli sayılacaktır. Toprak kap kırılmalıdır. 
03O 011:034 Toprak kaptaki sulu yiyecek ve her içecek kirli sayılacaktır. 
03O 011:035 Bunlardan birinin leşi neyin üzerine düşerse onu da kirletir. Üzerine düştüğü ister fırın olsun, ister ocak, parçalanmalıdır. Çünkü onlar kirlidir ve sizin için kirli sayılacaktır. 
03O 011:036 Ancak kaynak ya da su sarnıcı temiz sayılacaktır; ama bunların leşine dokunan kirli sayılacaktır. 
03O 011:037 Eğer bu hayvanlardan birinin leşi ekin tohumunun üzerine düşerse, o tohum temiz sayılacaktır. 
03O 011:038 Ama suya konmuş tohumun içine düşerse, tohum sizin için kirlidir. 
03O 011:039 ‹‹ ‹Eti yenen hayvanlardan biri ölürse, leşine dokunan akşama kadar kirli sayılacaktır. 
03O 011:040 Hayvanın leşinden yiyen giysilerini yıkayacak ve akşama kadar kirli sayılacaktır. Leşi taşıyan da giysilerini yıkayacak ve akşama kadar kirli sayılacaktır. 
03O 011:041 ‹‹ ‹Bütün küçük kara hayvanları iğrençtir. Yenmeyecektir. 
03O 011:042 İster karnı üzerinde sürünen, ister dört ayaklı ya da çok ayaklı canlılar olsun, bunların hiçbirini yemeyeceksiniz. Çünkü bunlar iğrençtir. 
03O 011:043 Bunların hiçbiriyle kendinizi kirletmeyin, iğrenç duruma sokmayın, kirli duruma düşmeyin. 
03O 011:044 Tanrınız RAB benim. Kendinizi kutsayın ve kutsal olun. Çünkü ben kutsalım. Küçük kara hayvanlarının hiçbiriyle kendinizi kirletmeyin. 
03O 011:045 Tanrınız olmak için sizi Mısırdan çıkaran RAB benim. Kutsal olun, çünkü ben kutsalım. 
03O 011:046 ‹‹ ‹Kirli olanı temizden, eti yeneni eti yenmeyenden ayırt edebilmeniz için hayvanlar, kuşlar, suda toplu halde yaşayan bütün canlılar ve küçük kara hayvanlarıyla ilgili yasa budur.› ›› 
03O 012:001 RAB Musaya şöyle dedi: 
03O 012:002 ‹‹İsrail halkına de ki, ‹Bir kadın hamile kalıp erkek çocuk doğurursa, âdet gördüğü günlerde olduğu gibi yedi gün kirli sayılacaktır. 
03O 012:003 Çocuk sekizinci gün sünnet edilmeli. 
03O 012:004 Kadın kanamasından paklanmak için otuz üç gün bekleyecek. Pak sayılması için geçmesi gereken bu günler doluncaya dek kutsal bir şeye dokunmayacak, tapınağa girmeyecek. 
03O 012:005 Ancak, kız çocuk doğurursa, âdet gördüğü günler gibi iki hafta kirli sayılacaktır. Kanamasından paklanmak için altmış altı gün bekleyecektir. 
03O 012:006 ‹‹ ‹Erkek ya da kız çocuk doğuran kadının temiz sayılması için geçmesi gereken günler dolunca, yakmalık sunu olarak bir yaşında bir kuzu, günah sunusu olarak bir güvercin ya da bir kumru getirip Buluşma Çadırının giriş bölümünde kâhine verecektir. 
03O 012:007 Kâhin bunu RABbin huzurunda sunacak ve kadını arıtacak. Böylece kadın kanamasından temizlenmiş sayılacak. Erkek ya da kız doğuran kadınla ilgili yasa budur. 
03O 012:008 ‹‹ ‹Eğer kadının kuzu alacak gücü yoksa, biri yakmalık sunu, öbürü günah sunusu olmak üzere, iki kumru ya da iki güvercin yavrusu getirecek. Kâhin kadını arıtacak ve kadın temiz sayılacaktır.› ›› 
03O 013:001 RAB Musaya ve Kâhin Haruna şöyle dedi: 
03O 013:002 ‹‹Bedeninde deri hastalığına dönüşebilecek şiş, kabuk ya da parlak leke bulunan kişi Haruna, ya da Harunun kâhin oğullarından birine götürülecek. 
03O 013:003 Kâhin derideki yaraya bakacak, yarada kıl ağarması varsa ve yara derine inmişse, kişi deri hastalığına yakalanmış demektir. Hastaya bakan kâhin onu kirli ilan edecektir. 
03O 013:004 Derideki parlak leke beyazsa, derine inmemişse, üzerindeki kıllar ağarmamışsa, kâhin hastayı yedi gün kapalı bir yerde tutacak. 
03O 013:005 Yedinci gün yaraya bakacak; yara ilerlememiş, deri yüzeyine yayılmamışsa, hastayı yedi gün daha kapalı bir yerde tutacak. 
03O 013:006 Yedinci gün hastaya bir daha bakacak; yara solmuş, deri yüzeyine yayılmamışsa, hastayı temiz ilan edecek. Yara yalnızca kabuktur. Hasta giysilerini yıkayıp temiz sayılacaktır. 
03O 013:007 Ancak temiz sayılmak için kâhine muayene olduktan sonra derisindeki kabuk yayılırsa, yine kâhine görünmelidir. 
03O 013:008 Kâhin kişiye bakacak, derisindeki kabuk yayılmışsa onu kirli ilan edecek. Kişi deri hastalığına yakalanmış demektir. 
03O 013:009 ‹‹Deri hastalığına yakalanan kişi kâhine götürülecek. 
03O 013:010 Kâhin ona bakacak. Derideki şiş beyazlaşmış, üzerindeki kıllar ağarmışsa, şişkin yarada kızıl et görünüyorsa, 
03O 013:011 bu müzmin bir deri hastalığıdır. Kâhin kişiyi kirli ilan edecek, ama kapalı yerde tutmayacaktır. Çünkü kişi zaten kirlenmiştir. 
03O 013:012 ‹‹Eğer deri hastalığı yayılıp kâhinin görebildiği kadarıyla tepeden tırnağa hastanın bütün bedenini kaplamışsa, 
03O 013:013 kâhin hastaya bakacak ve bedenini hastalık saran kişiyi temiz ilan edecektir. Yaralar beyazlaşmış ve temizdir. 
03O 013:014 Ama kızıl et görülüyorsa, kişi kirli sayılacaktır. 
03O 013:015 Kâhin kızıl et görürse, kişiyi kirli ilan edecektir. Kızıl et kirlidir, deri hastalığıdır. 
03O 013:016 Eğer kızıl et iyileşir, beyazlaşırsa, hasta yine kâhine görünmelidir. 
03O 013:017 Kâhin hastaya bakacak, yara beyazlaşmışsa, yarayı temiz ilan edecek. Kişi temiz sayılacak. 
03O 013:018 ‹‹Derideki çıban iyileşmiş, 
03O 013:019 ama bir süre sonra çıbanın yerinde beyaz bir şiş, ya da kırmızımsı-beyaz parlak bir leke oluşmuşsa, kâhine göstermeli. 
03O 013:020 Kâhin hastaya bakacak, görünen yara derine inmiş, üzerindeki kıllar ağarmışsa, kişiyi kirli ilan edecektir. Çıbanda baş gösteren bir deri hastalığıdır bu. 
03O 013:021 Ama kâhin hastaya baktığında yarada beyaz kıl yoksa, yara derine inmemiş ve yara solmuşsa, kişiyi yedi gün kapalı bir yerde tutacaktır. 
03O 013:022 Eğer derideki yara yayılıyorsa, kâhin kişiyi kirli ilan edecektir; çünkü kişi hastalığa yakalanmış demektir. 
03O 013:023 Parlak leke geçmemiş ama yayılmamışsa, bu çıban kabuğudur. Kâhin kişiyi temiz ilan edecektir. 
03O 013:024 ‹‹Deride ateş yanığı varsa ve et kırmızımsı-beyaz ya da beyaz, parlak bir leke haline gelmişse, 
03O 013:025 kâhin yaraya bakmalı. Parlak lekenin üzerindeki kıllar ağarmış, leke derine inmişse, yanıkta deri hastalığı var demektir. Kâhin kişiyi kirli ilan edecektir, çünkü kişi deri hastalığına yakalanmıştır. 
03O 013:026 Ama parlak lekede kıl ağarması yoksa, leke derine inmemiş ve solmuşsa, kâhin hastayı yedi gün kapalı bir yerde tutacaktır. 
03O 013:027 Yedinci gün kişiye yine bakacak, eğer leke deriye yayılmışsa, onu kirli ilan edecek. Çünkü kişi deri hastalığına yakalanmıştır. 
03O 013:028 Eğer derideki parlak leke geçmemiş, ama yayılmamış ve solmuşsa, yanıktan doğan bir şişliktir. Kâhin kişiyi temiz ilan edecektir. Çünkü yanık yarasının kabuğudur bu. 
03O 013:029 ‹‹Bir erkeğin ya da kadının başında ya da çenesinde yara varsa, 
03O 013:030 kâhin yaraya bakmalı. Yara derine inmişse ve üzerinde ince sarı tüyler varsa, hastayı kirli ilan edecektir. Çünkü hasta uyuzdur. Baş ya da çenede görülen bir deri hastalığıdır. 
03O 013:031 Ancak kâhin bu tür bir yaraya baktığı zaman, yara derine inmemişse, üzerinde siyah kıl yoksa, hastayı yedi gün kapalı bir yerde tutacak. 
03O 013:032 Yedinci gün yaraya yine bakacak; uyuz deriye yayılmamışsa, üzerinde sarı kıl yoksa, uyuz derine inmemişse, 
03O 013:033 hasta tıraş olacak, ama uyuz olan yerlere dokunmayacaktır. Kâhin hastayı yedi gün daha kapalı bir yerde tutacak. 
03O 013:034 Yedinci gün uyuza yine bakacak; uyuz deriye yayılmamışsa, derine inmemişse, hastayı temiz ilan edecektir. Hasta giysilerini yıkayacak ve temiz sayılacaktır. 
03O 013:035 Ama hasta temiz ilan edildikten sonra uyuz derisine yayılırsa, 
03O 013:036 kâhin ona yeniden bakmalı. Uyuz yayılmışsa, yarada sarı kıl olup olmamasına bakılmaksızın kişi kirli sayılacaktır. 
03O 013:037 Ama kâhine göre uyuz ilerlememiş, üzerinde siyah kıl bitmişse, hastalık geçmiş demektir. Kişi temizdir. Kâhin onu temiz ilan edecektir. 
03O 013:038 ‹‹Bir erkeğin ya da kadının derisinde beyaz parlak lekeler varsa, 
03O 013:039 kâhin ona bakmalı. Derideki lekeler beyaz ve solgunsa, sadece deride çıkan kırmızı lekelerdir. Kişi temizdir. 
03O 013:040 ‹‹Eğer adamın saçı dökülmüşse, sadece keldir. Temiz sayılır. 
03O 013:041 Saçının önü dökülmüşse alnı açılmış demektir. Temiz sayılır. 
03O 013:042 Ama saçı dökülmüş ya da alnı açılmış adamın başında veya alnında kırmızımsı-beyaz yaralar çıkmışsa, adam deri hastalığına yakalanmış demektir. 
03O 013:043 Kâhin adama bakacak. Saçı dökülmüş baş ya da alındaki şişler deri hastalığının yol açtığı yaralar gibi kırmızımsı-beyazsa, 
03O 013:044 adam deri hastalığına yakalanmıştır. Kirlidir. Başındaki yaradan ötürü kâhin kesinlikle onu kirli ilan edecektir. 
03O 013:045 ‹‹Böyle bir hastalığa yakalanan kişinin giysileri yırtık, saçları dağınık olmalı; kişi ağzını örtüp, ‹Kirliyim! Kirliyim!› diye bağırmalı. 
03O 013:046 Hastalığı devam ettiği sürece kirli sayılacaktır, çünkü kirlenmiştir. Halktan uzak, ordugahın dışında yaşamalıdır.›› 
03O 013:047 ‹‹Yün ya da keten bir giyside, 
03O 013:048 yün ya da keten bir kumaşta, deri ya da deri eşyada küf görülürse, 
03O 013:049 giyside, deride, deri eşyada, örgü ipinde, kumaşta görülen küf yeşilimsi ya da kırmızımsı bir renk almışsa, kâhine gösterilmelidir. 
03O 013:050 Kâhin ona bakacak ve yedi gün kapalı bir yerde tutacak. 
03O 013:051 Yedinci gün ona yine bakacak. Eğer kumaştaki, giysideki veya herhangi bir amaçla kullanılan deri eşyadaki küf yayılmışsa, bu tehlikeli bir küftür. Kirli sayılacaktır. 
03O 013:052 Üzerinde küf bulunan yün ya da keten giysi, kumaş ya da her türlü deri eşya kâhin tarafından yakılacaktır. Çünkü önü alınamaz bir küftür ve yakılmalıdır. 
03O 013:053 ‹‹Kâhin giyside, kumaşta ya da herhangi bir deri eşyada bulunan küfün yayılmadığını görürse, 
03O 013:054 buyruk verecek ve küflü eşya yıkanacak. Kâhin onu yedi gün daha kapalı bir yerde tutacak. 
03O 013:055 Küflü eşya yıkandıktan sonra yeniden kâhine gösterilmeli. Küf yayılmasa bile rengi değişmemişse, kirli sayılacak. Yakılmalıdır. Gerek iç yüzünü, gerekse dış yüzünü küf kemirmiştir. 
03O 013:056 ‹‹Küflü eşya yıkandıktan sonra, küfte bir solma varsa, kâhin giysideki, derideki ya da kumaştaki küflü kısmı yırtacak. 
03O 013:057 Eğer kumaşta, giyside ya da herhangi bir deri eşyada yine küf görülürse, küf yayılıyor demektir; eşyayı yakacaksın. 
03O 013:058 Yıkanan giysiden, kumaştan ya da deri bir eşyadan küf geçmişse, yeniden yıkanacak. Sonra temiz sayılacaktır.›› 
03O 013:059 Küfün bulaştığı yün ya da keten giysiyi, kumaşı veya deri eşyayı kirli ya da temiz ilan etmenin yasası budur. 
03O 014:001 RAB Musaya şöyle dedi: 
03O 014:002 ‹‹Deri hastasının temiz kılınacağı gün şu yasa geçerlidir: Hasta kâhine götürülecek. 
03O 014:003 Kâhin hastaya ordugahın dışında bakacak. Hastalık iyileşmişse, 
03O 014:004 pak kılınacak kişi için iki temiz, canlı kuş, sedir ağacı, kırmızı iplik ve mercanköşkotu getirilmesini buyuracak. 
03O 014:005 Kâhinin buyruğuyla kuşlardan biri toprak bir kapta, akarsuyun üzerinde kesilecek. 
03O 014:006 Sonra kâhin canlı kuşu, sedir ağacını, kırmızı ipliği ve mercanköşkotunu akarsuyun üzerinde kesilen kuşun kanına batıracak 
03O 014:007 ve pak kılınacak kişinin üzerine yedi kez serpecek, onu temiz ilan edip canlı kuşu kıra salacak. 
03O 014:008 Pak kılınacak kişi giysilerini yıkayacak, bütün kıllarını tıraş edecek ve yıkanacak. Bundan sonra pak sayılacak. Artık ordugaha girebilir, ama yedi gün çadırının dışında kalmalı. 
03O 014:009 Yedinci gün saçını, sakalını, kaşlarını, bedenindeki bütün kılları tıraş edecek. Giysilerini yıkayacak, kendisi de yıkandıktan sonra temiz sayılacak. 
03O 014:010 ‹‹Sekizinci gün kusursuz iki erkek kuzu, bir yaşında kusursuz bir dişi kuzu, tahıl sunusu olarak zeytinyağıyla yoğrulmuş onda üç efa ince un ve bir log zeytinyağı getirecek. 
03O 014:011 Paklama işiyle görevli kâhin bütün bunları ve pak kılacağı kişiyi RABbin huzurunda, Buluşma Çadırının giriş bölümünde bekletecek. 
03O 014:012 Sonra kâhin erkek kuzulardan birini alıp bir log zeytinyağıyla birlikte RABbe suç sunusu olarak sunacak. Sallamalık sunu olarak bunları RABbin huzurunda sallayacak. 
03O 014:013 Erkek kuzuyu günah sunusunun ve yakmalık sununun kesildiği kutsal yerde kesecek. Çünkü günah sunusu gibi suç sunusu da kâhine aittir. Çok kutsaldır. 
03O 014:014 Kâhin pak kılınacak kişinin sağ kulak memesine, sağ elinin ve sağ ayağının baş parmağına suç sunusunun kanından sürecek. 
03O 014:015 Sonra bir log zeytinyağından biraz alarak kendi sol avucuna dökecek. 
03O 014:016 Sağ elinin parmağını zeytinyağına batırıp RABbin huzurunda yedi kez serpecek. 
03O 014:017 Pak kılınacak kişinin sağ kulak memesine, sağ elinin ve sağ ayağının baş parmağına, suç sunusunun kanı üzerine avucunda kalan yağdan sürecek. 
03O 014:018 Ayrıca pak kılınacak kişinin başına avucunda kalan yağı sürerek RABbin huzurunda onu arıtacak. 
03O 014:019 Sonra günah sunusunu sunarak pak kılınacak kişiyi kirliliğinden arıtacak ve yakmalık sunuyu kesecek. 
03O 014:020 Yakmalık sunuyla tahıl sunusunu sunakta sunacak. Böylece kâhin kişiyi arıtacak ve kişi temiz sayılacaktır. 
03O 014:021 ‹‹Eğer kişi yoksulsa ve bunları alacak gücü yoksa, arınmak üzere sallamalık suç sunusu olarak bir erkek kuzu, tahıl sunusu olarak zeytinyağıyla yoğrulmuş onda bir efa ince un ve bir log zeytinyağı alacak. 
03O 014:022 Gücü oranında biri günah sunusu, öbürü yakmalık sunu olmak üzere iki kumru ya da iki güvercin sunacak. 
03O 014:023 Pak kılınmak için sekizinci gün hepsini RABbin huzuruna, Buluşma Çadırının giriş bölümüne getirip kâhine verecek. 
03O 014:024 Kâhin suç sunusu olan erkek kuzuyla bir log zeytinyağını alıp sallamalık sunu olarak RABbin huzurunda sallayacak. 
03O 014:025 Suç sunusu olan kuzuyu kesecek. Sununun kanını pak kılınan kişinin sağ kulak memesine, sağ elinin ve sağ ayağının baş parmağına sürecek. 
03O 014:026 Sonra kendi sol avucuna biraz zeytinyağı dökecek. 
03O 014:027 Sağ parmağını sol avucundaki yağa batırarak RABbin huzurunda yedi kez serpecek. 
03O 014:028 Avucundaki yağdan pak kılınacak kişinin sağ kulak memesine, sağ elinin ve sağ ayağının baş parmağına, suç sunusunun kanını sürdüğü yerlere sürecek. 
03O 014:029 RABbin huzurunda pak kılınacak kişiyi arıtmak üzere avucunda kalan yağı başına sürecek. 
03O 014:030 -31 30620 Sonra kişinin gücü oranında aldığı kumrulardan ya da güvercinlerden birini günah sunusu, öbürünü yakmalık sunu olarak tahıl sunusuyla birlikte sunacak. Kâhin böylece pak kılınan kişiyi RABbin huzurunda arıtacak.›› 
03O 014:032 Deri hastası olup da temiz kılınmaya parasal gücü yetmeyen kişiler için bu yasa geçerlidir. 
03O 014:033 RAB Musayla Haruna şöyle dedi: 
03O 014:034 ‹‹Size mülk olarak vereceğim Kenan ülkesine gittiğiniz zaman, ülkenizdeki bir eve küf hastalığı gönderirsem, 
03O 014:035 ev sahibi gidip kâhine, ‹Evimde küfe benzer bir hastalık gördüm› diye haber vermeli. 
03O 014:036 Kâhin küfe bakmaya gitmeden önce, evdeki her şeyin kirli sayılmaması için evin boşaltılmasını buyuracak. Sonra evi görmeye gidecek. 
03O 014:037 Duvarlara yayılan küfe bakacak. Eğer küf yeşilimsi ya da kırmızımsı lekeler halindeyse ve duvarın içine işlemişse, 
03O 014:038 kâhin evi terk edecek ve yedi gün süreyle kapalı tutacak. 
03O 014:039 Yedinci gün geri dönecek ve eve yine bakacak. Eğer küf duvarlara yayılmışsa, 
03O 014:040 küflü taşları söküp kentin dışına, kirli sayılan bir yere atmaları için buyruk verecek. 
03O 014:041 Evin içindeki bütün sıvayı kazdıracak. Moloz kentin dışına, kirli sayılan bir yere dökülecek. 
03O 014:042 Sökülen taşların yerine başka taşlar koyup evi yeniden sıvayacaklar. 
03O 014:043 ‹‹Taşları sökülüp sıvası kazınan evde yeni sıva yapıldıktan sonra küf yine ortaya çıkarsa, 
03O 014:044 kâhin gidip eve bakacak. Küf yayılmışsa, önü alınamaz demektir. Ev kirli sayılır. 
03O 014:045 Yıkılmalıdır. Taşları, keresteleri, bütün harcı kent dışına, kirli sayılan bir yere atılmalıdır. 
03O 014:046 Evin kapalı olduğu günlerde, eve giren biri akşama kadar kirli sayılacak. 
03O 014:047 O evde yatan ya da yemek yiyen biri giysilerini yıkamalı. 
03O 014:048 ‹‹Ev sıvandıktan sonra kâhin eve girip bakacak, küf yayılmamışsa evi temiz ilan edecek. Çünkü küf geçmiş demektir. 
03O 014:049 Evi paklamak için iki kuş, sedir ağacı, kırmızı iplik ve mercanköşkotu alacak. 
03O 014:050 Kuşlardan birini toprak bir kapta, akarsuyun üzerinde kesecek. 
03O 014:051 Sedir ağacını, mercanköşkotunu, kırmızı ipliği, canlı kuşu alıp kesilen kuşun kanına ve akarsuya batıracak. Yedi kez eve serpecek. 
03O 014:052 Böylece kuşun kanı, akarsu, canlı kuş, sedir ağacı, mercanköşkotu ve kırmızı iplikle evi paklamış olacak. 
03O 014:053 Sonra canlı kuşu kent dışına, kıra salacak. Böylece evin kirliliğini bağışlatacak ve ev temiz sayılacaktır.›› 
03O 014:054 -56 30850 Her türlü deri hastalığı, uyuz, giysiye ya da eve bulaşan küf, şiş, kabuk ya da parlak lekelerle ilgili yasa budur. 
03O 014:057 Bunların ne zaman kirli, ne zaman temiz olduğu bu yasaya göre bilinebilir. Deri hastalığı yasası budur. 
03O 015:001 RAB Musayla Haruna şöyle dedi: 
03O 015:002 ‹‹İsrail halkına deyin ki, ‹Adamın erkeklik organında akıntı varsa, akıntı kirlidir. 
03O 015:003 Akıntı ister devam etsin, ister kesilsin adamı kirletir. Akıntının neden olduğu kirlilikler şunlardır: 
03O 015:004 Üzerinde yattığı her yatak ve oturduğu her şey kirli sayılacaktır. 
03O 015:005 Kim yatağına dokunursa, giysilerini yıkayacak, yıkanacak, akşama kadar kirli sayılacaktır. 
03O 015:006 Adamın üzerine oturduğu bir eşyaya oturan da giysilerini yıkayacak, yıkanacak, akşama kadar kirli sayılacaktır. 
03O 015:007 Kim akıntısı olan adamın bedenine dokunursa giysilerini yıkayacak, yıkanacak, akşama kadar kirli sayılacaktır. 
03O 015:008 Eğer akıntısı olan adam temiz bir adama tükürürse, o kişi giysilerini yıkayacak, yıkanacak, akşama kadar kirli sayılacaktır. 
03O 015:009 Akıntısı olan adamın bindiği her eyer kirli sayılacaktır. 
03O 015:010 Adamın üzerine oturduğu ya da yattığı herhangi bir eşyaya dokunan, akşama kadar kirli sayılacaktır. Bu eşyaları taşıyan herkes giysilerini yıkayacak, yıkanacak, akşama kadar kirli sayılacaktır. 
03O 015:011 Akıntısı olan adam ellerini yıkamadan kime dokunursa o kişi giysilerini yıkayacak, yıkanacak, akşama kadar kirli sayılacaktır. 
03O 015:012 Akıntısı olan adamın dokunduğu toprak kap parçalanacak, tahta kap ise suyla çalkalanacaktır. 
03O 015:013 ‹‹ ‹Eğer adamın akıntısı kesilirse, paklanmak için yedi gün bekleyecek. Sonra giysilerini yıkayacak, akarsuda yıkanacak ve temiz sayılacak. 
03O 015:014 Sekizinci gün iki kumru ya da iki güvercin alıp RABbin huzuruna, Buluşma Çadırının giriş bölümüne gelecek ve bunları kâhine verecek. 
03O 015:015 Kâhin birini günah sunusu, ötekini yakmalık sunu olarak sunacak. Böylece akıntısı olan adamı RABbin huzurunda arıtacak. 
03O 015:016 ‹‹ ‹Eğer bir adamdan meni akarsa, bedeninin tümünü yıkayacak ve akşama kadar kirli sayılacaktır. 
03O 015:017 Üzerine meni bulaşan her giysi ya da deri eşya yıkanacak, akşama kadar kirli sayılacaktır. 
03O 015:018 Bir adam kadınla cinsel ilişkide bulunurken menisi akarsa, ikisi de yıkanacak ve akşama kadar kirli sayılacaklardır. 
03O 015:019 ‹‹ ‹Âdet gördüğü için kan kaybeden kadın yedi gün kirli sayılacak. Ona dokunan da akşama kadar kirli sayılacak. 
03O 015:020 Âdet gördüğü günlerde kadının üzerinde yattığı ya da oturduğu her şey kirli sayılacaktır. 
03O 015:021 Kim kadının yatağına dokunursa, giysilerini yıkayacak, yıkanacak, akşama kadar kirli sayılacaktır. 
03O 015:022 Kim kadının üzerine oturduğu herhangi bir şeye dokunursa, o da giysilerini yıkayacak, yıkanacak, akşama kadar kirli sayılacaktır. 
03O 015:023 Kadının yatağındaki ya da oturduğu şeyin üzerindeki herhangi bir eşyaya dokunan herkes akşama kadar kirli sayılacaktır. 
03O 015:024 Âdet gören kadının kirliliği onunla yatan adama da bulaşır. Adam yedi gün kirli kalır ve yattığı her yatak kirli sayılır. 
03O 015:025 ‹‹ ‹Eğer bir kadının âdet günleri dışında uzun süreli bir kanaması varsa, ya da kanaması âdet günlerinden sonra da devam ediyorsa, kanaması olduğu sürece âdet günlerinde olduğu gibi kirli sayılır. 
03O 015:026 Kanaması olduğu sürece, âdet günlerinde olduğu gibi, yattığı her yatak ve üzerine oturduğu her şey kirli sayılacaktır. 
03O 015:027 Kim bunlara dokunursa kirli sayılacak. Giysilerini yıkayacak, yıkanacak, akşama kadar kirli kalacaktır. 
03O 015:028 ‹‹ ‹Ama kanama durursa, kadın yedi gün bekleyecek, sonra temiz sayılacaktır. 
03O 015:029 Sekizinci gün iki kumru ya da iki güvercin alıp Buluşma Çadırının giriş bölümüne getirecek ve bunları kâhine verecek. 
03O 015:030 Kâhin birini günah sunusu, ötekini yakmalık sunu olarak sunacak. Böylece kadını kanamasından doğan kirlilikten RABbin huzurunda arıtacak. 
03O 015:031 ‹‹ ‹İsrail halkını kirliliğinden arındıracaksın. Öyle ki, aralarında bulunan konutumu kirletip kirlilik içinde ölmesinler.› ›› 
03O 015:032 Akıntısı olan, boşalarak kirlenen adam, âdet gören kadın, akıntısı olan erkek ya da kadın ve kirli sayılan kadınla yatan erkekle ilgili yasa budur. 
03O 016:001 -2 31190 RABbin huzuruna yaklaştıkları için ölen Harunun iki oğlunun ölümünden sonra RAB Musaya şöyle dedi: ‹‹Ağabeyin Haruna de ki, perdenin arkasındaki En Kutsal Yere ikide bir girmesin, Antlaşma Sandığının üzerindeki Bağışlanma Kapağınafı yaklaşmasın. Yoksa ölür. Çünkü ben kapağın üstünde, bulut içinde görünüyorum. 
03O 016:003 Harun En Kutsal Yere ancak günah sunusu olarak bir boğa, yakmalık sunu olarak da bir koç sunarak girebilir. 
03O 016:004 Kutsal keten mintan, keten don giyecek, keten kuşak bağlayacak, keten sarık saracak. Bunlar kutsal giysilerdir. Bunları giymeden önce yıkanacak. 
03O 016:005 İsrail topluluğu günah sunusu olarak Haruna iki teke, yakmalık sunu olarak bir koç verecek. sözcüğü Tanrının öfkesinin yatıştırıldığı, halkının günahlarının bağışlanıp Tanrıyla barıştırıldığı özel yeri ifade ediyordu. 
03O 016:006 ‹‹Harun boğayı kendisi için günah sunusu olarak sunacak. Böylece kendisinin ve ailesinin günahlarını bağışlatacak. 
03O 016:007 Sonra iki tekeyi alıp RABbin huzuruna, Buluşma Çadırının giriş bölümüne götürecek. 
03O 016:008 İkisi üzerine kura çekecek. Biri RAB için, biri Azazel için. 
03O 016:009 Harun kurada RABbe düşen tekeyi getirip günah sunusu olarak sunacak. 
03O 016:010 Azazele düşen tekeyi ise halkın günahlarını bağışlatmak için canlı olarak RABbe sunacak. Onu çöle salıp Azazele gönderecek. 
03O 016:011 ‹‹Harun kendisi için günah sunusu olarak boğayı getirecek. Böylece kendisinin ve ailesinin günahlarını bağışlatacak. Bu günah sunusunu kendisi için kesecek. 
03O 016:012 RABbin huzurunda bulunan sunağın üzerindeki korları buhurdana koyup iki avuç dolusu ince öğütülmüş güzel kokulu buhurla perdenin arkasına geçecek. 
03O 016:013 Orada, RABbin huzurunda buhuru korların üzerine koyacak; buhurun dumanı Levha Sandığının üzerindeki Bağışlanma Kapağını kaplayacak. Öyle ki, Harun ölmesin. 
03O 016:014 Sonra boğanın kanını alıp parmağıyla kapağın üzerine, doğuya doğru serpecek. Kapağın önünde yedi kez bunu yineleyecek. 
03O 016:015 ‹‹Bundan sonra, halk için günah sunusu olarak tekeyi kesecek. Kanını perdenin arkasına götürecek. Boğanın kanıyla yaptığı gibi tekenin kanını da Bağışlanma Kapağının üzerine ve önüne serpecek. 
03O 016:016 Böylece En Kutsal Yeri İsrail halkının kirliliklerinden, isyanlarından, bütün günahlarından arındıracak. Buluşma Çadırı için de aynı şeyi yapacak. Çünkü kirli insanların arasında bulunuyor. 
03O 016:017 Harun kendisi, ailesi ve bütün İsrail topluluğunun günahlarını bağışlatmak için En Kutsal Yere girdiğinde, dışarı çıkıncaya kadar Buluşma Çadırında hiç kimse bulunmayacak. 
03O 016:018 Harun RABbin huzurunda bulunan sunağa çıkıp sunağı arındıracak, boğanın ve tekenin kanını sunağın boynuzlarına çepeçevre sürecek. 
03O 016:019 Kanı parmağıyla yedi kez sunağa serpecek. Böylece sunağı İsrail halkının kirliliğinden arındırıp kutsal kılacak. 
03O 016:020 ‹‹Harun En Kutsal Yeri, Buluşma Çadırını, sunağı arındırdıktan sonra, canlı tekeyi sunacak. 
03O 016:021 İki elini tekenin başına koyacak, İsrail halkının bütün suçlarını, isyanlarını, günahlarını açıklayarak bunları tekenin başına aktaracak. Sonra bu iş için atanan bir adamla tekeyi çöle gönderecek. 
03O 016:022 Teke İsrail halkının bütün suçlarını yüklenerek ıssız bir ülkeye taşıyacak. Adam tekeyi çöle salacak. 
03O 016:023 ‹‹Sonra Harun Buluşma Çadırına girecek. En Kutsal Yere girerken giydiği keten giysileri çıkarıp orada bırakacak. 
03O 016:024 Kutsal bir yerde yıkanıp kendi giysilerini giyecek. Sonra çıkıp kendisi ve halk için getirilen yakmalık sunuları sunacak, kendisinin ve halkın günahlarını bağışlatacak. 
03O 016:025 Günah sunusunun yağını sunakta yakacak. 
03O 016:026 ‹‹Tekeyi Azazele gönderen adam giysilerini yıkayıp kendisi de yıkandıktan sonra ordugaha girecek. 
03O 016:027 Günah sunusu olarak sunulan ve kanları günahları bağışlatmak için En Kutsal Yere getirilen boğa ile teke ordugahın dışına çıkarılacak. Derileri, etleri, gübreleri yakılacak. 
03O 016:028 Bunları yakan kişi giysilerini yıkayıp kendisi de yıkandıktan sonra ordugaha girecek. 
03O 016:029 ‹‹Aşağıdakiler sizin için sürekli bir yasa olacak: Yedinci ayın onuncu günü isteklerinizi denetleyeceksiniz. Gerek İsraillilerden, gerekse aranızda yaşayan yabancılardan hiç kimse çalışmayacak. 
03O 016:030 Çünkü o gün, Kâhin Harun sizi pak kılmak için günahlarınızı bağışlatacaktır. RABbin huzurunda bütün günahlarınızdan arınacaksınız. 
03O 016:031 O gün Şabattır, sizin için dinlenme günüdür. İsteklerinizi denetleyeceksiniz. Bu sürekli bir yasadır. 
03O 016:032 Babasının meshedip kendi yerine atadığı kâhin günahları bağışlatacak. Kutsal keten giysileri giyecek. 
03O 016:033 En Kutsal Yeri, Buluşma Çadırını, sunağı arındıracak; kâhinlerin ve bütün topluluğun günahlarını bağışlatacak. 
03O 016:034 ‹‹Bu sizin için sürekli bir yasadır: İsrail halkının bütün günahlarını yılda bir kez bağışlatmak için verildi.›› Ve Harun RAB'bin Musa'ya buyurduğu gibi yaptı. 
03O 017:001 RAB Musaya şöyle dedi: 
03O 017:002 ‹‹Harunla oğullarına ve bütün İsrail halkına de ki, ‹RABbin buyruğu şudur: 
03O 017:003 İsraillilerden kim ordugahın içinde ya da dışında bir sığır, bir kuzu ya da keçi kurban eder 
03O 017:004 ve onu Buluşma Çadırının giriş bölümüne, RABbin Konutunun önüne, RABbe sunmak üzere getirmezse, kan dökmüş sayılacak ve halkın arasından atılacaktır. 
03O 017:005 Öyle ki, İsrailliler açık kırlarda kestikleri kurbanları RABbin huzuruna, Buluşma Çadırının giriş bölümüne, kâhine getirsinler ve esenlik sunusu olarak RABbe kurban etsinler. 
03O 017:006 Kâhin sununun kanını Buluşma Çadırının giriş bölümünde RABbin sunağı üzerine dökecek, yağını da RABbi hoşnut eden koku olarak yakacak. 
03O 017:007 İsrail halkı taptığı teke ilahlara artık kurban kesmeyecek. Bu yasa kuşaklar boyunca geçerli olacak.› 
03O 017:008 ‹‹Onlara de ki, ‹İsrail halkından ya da aralarında yaşayan yabancılardan kim yakmalık sunu veya kurban sunar da, 
03O 017:009 onu RABbe sunmak için Buluşma Çadırının giriş bölümüne getirmezse, halkın arasından atılacaktır. 
03O 017:010 ‹‹ ‹İsrail halkından ya da aralarında yaşayan yabancılardan kim kan yerse, ona öfkeyle bakacağım ve halkımın arasından atacağım. 
03O 017:011 Çünkü canlılara yaşam veren kandır. Ben onu size sunakta kendinizi günahtan bağışlatmanız için verdim. Kan yaşam karşılığı günah bağışlatır. 
03O 017:012 Bundan dolayı İsrail halkına, Sizlerden ya da aranızda yaşayan yabancılardan hiç kimse kan yemeyecek, dedim. 
03O 017:013 ‹‹ ‹İsrail halkından ya da aralarında yaşayan yabancılardan kim eti yenen bir hayvan veya kuş avlarsa, kanını akıtıp toprakla örtecektir. 
03O 017:014 Çünkü canlılara yaşam veren kandır. Bundan dolayı İsrail halkına, Hiçbir etin kanını yemeyeceksiniz, dedim. Çünkü her canlıya yaşam veren kandır. Onu yiyen halkın arasından atılacaktır. 
03O 017:015 ‹‹ ‹Yerli olsun, yabancı olsun ölü bulduğu ya da yabanıl hayvanların parçaladığı bir hayvanın leşini yiyen herkes giysilerini yıkayacak, kendisi de yıkanacak, akşama kadar kirli sayılacaktır. Ancak bundan sonra temiz sayılacaktır. 
03O 017:016 Eğer giysilerini yıkamaz ve yıkanmazsa suçunun cezasını çekecektir.› ›› 
03O 018:001 RAB Musaya şöyle dedi: 
03O 018:002 ‹‹İsrail halkına de ki, ‹Tanrınız RAB benim. 
03O 018:003 Mısırda bir süre yaşadınız; onların törelerine göre yaşamayacaksınız. Sizleri Kenan ülkesine götürüyorum. Onlar gibi de yaşamayacaksınız. Onların kurallarına uymayacaksınız. 
03O 018:004 Benim kurallarımı yerine getirecek, ilkelerime göre yaşayacaksınız. Tanrınız RAB benim. 
03O 018:005 Kurallarıma, ilkelerime sarılın. Çünkü onları yerine getiren onlar sayesinde yaşayacaktır. RAB benim. 
03O 018:006 ‹‹ ‹Hiçbiriniz cinsel ilişkide bulunmak için yakın akrabasına yaklaşmayacak. RAB benim. 
03O 018:007 Annenle cinsel ilişkide bulunarak babanın namusuna dokunmayacaksın. O senin annendir. Onunla ilişki kurmayacaksın. 
03O 018:008 Babanın karısıyla cinsel ilişki kurmayacaksın. Babanın namusudur o. 
03O 018:009 Annenden ya da babandan olan, ister seninle aynı evde doğmuş olsun, ister olmasın üvey kızkardeşlerinden biriyle cinsel ilişki kurmayacaksın. 
03O 018:010 Kızının ya da oğlunun kızıyla cinsel ilişki kurmayacaksın. Çünkü onların namusu senin namusundur. 
03O 018:011 Babanın evlendiği kadından doğan kızla cinsel ilişki kurmayacaksın. Çünkü o babandan olmadır, senin kızkardeşin sayılır. 
03O 018:012 Halanla cinsel ilişki kurmayacaksın. Çünkü o babanın yakın akrabasıdır. 
03O 018:013 Teyzenle cinsel ilişki kurmayacaksın. Çünkü o annenin yakın akrabasıdır. 
03O 018:014 Amcanın namusuna dokunmayacaksın. Karısına yaklaşmayacaksın, çünkü o senin yengendir. 
03O 018:015 Gelininle cinsel ilişki kurmayacaksın. Çünkü oğlunun karısıdır. Onunla ilişki kurmayacaksın. 
03O 018:016 Kardeşinin karısıyla cinsel ilişki kurmayacaksın. Çünkü o kardeşinin namusudur. 
03O 018:017 Bir kadının hem kendisiyle, hem kızıyla cinsel ilişki kurmayacaksın. Kadının kızının ya da oğlunun kızıyla cinsel ilişki kurmayacaksın. Çünkü onlar kadının yakın akrabasıdır. Onlara yaklaşmak alçaklıktır. 
03O 018:018 Karın yaşadığı sürece onun kızkardeşini kuma olarak almayacak ve onunla cinsel ilişki kurmayacaksın. 
03O 018:019 ‹‹ ‹Âdet gördüğü için kirli sayılan bir kadınla cinsel ilişki kurmayacaksın. 
03O 018:020 Komşunun karısıyla cinsel ilişki kurarak kendini kirletmeyeceksin. 
03O 018:021 İlah Moleke ateşte kurban edilmek üzere çocuklarından hiçbirini vermeyeceksin. Tanrının adına leke getirmeyeceksin. RAB benim. 
03O 018:022 Kadınla yatar gibi bir erkekle yatma. Bu iğrençtir. 
03O 018:023 Bir hayvanla cinsel ilişki kurmayacaksın. Kendini kirletmiş olursun. Kadınlar cinsel ilişki kurmak amacıyla bir hayvana yaklaşmayacak. Sapıklıktır bu. 
03O 018:024 ‹‹Bu davranışların hiçbiriyle kendinizi kirletmeyin. Çünkü önünüzden kovacağım uluslar böyle kirlendiler. 
03O 018:025 Onların yüzünden ülke bile kirlendi. Günahından ötürü ülkeyi cezalandırdım. Ülke, üzerinde yaşayan halkı kusuyor. 
03O 018:026 İster yerli olsun, ister aranızda yaşayan yabancılar olsun kurallarıma ve ilkelerime göre yaşayacaksınız. Bu iğrençliklerin hiçbirini yapmayacaksınız. 
03O 018:027 Sizden önce bu ülkede yaşayan insanlar bütün bu iğrençlikleri yaparak ülkeyi kirlettiler. 
03O 018:028 Eğer siz de ülkeyi kirletirseniz, ülke sizden önceki uluslara yaptığı gibi sizi de kusar. 
03O 018:029 ‹‹ ‹Kim bu iğrençliklerden birini yaparsa halkın arasından atılacaktır. 
03O 018:030 Buyruklarımı yerine getirin, sizden önceki insanların iğrenç törelerine uyarak kendinizi kirletmeyin. Tanrınız RAB benim.› ›› 
03O 019:001 RAB Musaya şöyle dedi: 
03O 019:002 ‹‹İsrail topluluğuna de ki, ‹Kutsal olun, çünkü ben Tanrınız RAB kutsalım. 
03O 019:003 ‹‹ ‹Herkes annesine babasına saygı göstersin. Şabat günlerimi tutun. Tanrınız RAB benim. 
03O 019:004 ‹‹ ‹Putlara tapmayın. Kendinize dökme ilahlar yapmayın. Tanrınız RAB benim. 
03O 019:005 ‹‹ ‹RAB için esenlik kurbanı keseceğiniz zaman kabul edilecek biçimde kesin. 
03O 019:006 Kurban eti, kestiğiniz gün ya da ertesi gün yenecek. Üçüncü güne kalan et yakılacak. 
03O 019:007 Üçüncü gün yenirse iğrenç sayılır. Kabul olmayacaktır. 
03O 019:008 Onu yiyen suçunun cezasını çekecektir. Çünkü RABbin gözünde kutsal olanı bayağılaştırmıştır. Halkın arasından atılacaktır. 
03O 019:009 ‹‹ ‹Ülkenizdeki ekinleri biçerken tarlanızı sınırlarına kadar biçmeyeceksiniz. Artakalan başakları toplamayacaksınız. 
03O 019:010 Bağbozumunda bağınızı tümüyle devşirmeyecek, yere düşen üzümleri toplamayacaksınız. Onları yoksullara ve yabancılara bırakacaksınız. Tanrınız RAB benim. 
03O 019:011 ‹‹ ‹Çalmayacaksınız. Hile yapmayacaksınız. Birbirinize yalan söylemeyeceksiniz. 
03O 019:012 Benim adımla yalan yere ant içmeyeceksiniz. Tanrınızın adını aşağılamış olursunuz. RAB benim. 
03O 019:013 ‹‹ ‹Komşuna haksızlık etmeyecek, onu soymayacaksın. İşçinin alacağını sabaha bırakmayacaksın. 
03O 019:014 Sağıra lanet etmeyecek, körün önüne engel koymayacaksın. Tanrından korkacaksın. RAB benim. 
03O 019:015 ‹‹ ‹Yargılarken haksızlık yapmayacaksın. Yoksula ayrıcalık göstermeyecek, güçlüyü kayırmayacaksın. Komşunu adaletle yargılayacaksın. 
03O 019:016 Halkının arasında onu bunu çekiştirerek dolaşmayacaksın. Komşunun canına zarar vermeyeceksin. RAB benim. 
03O 019:017 ‹‹ ‹Kardeşine yüreğinde nefret beslemeyeceksin. Komşun günah işlerse onu uyaracaksın. Yoksa sen de günah işlemiş olursun. 
03O 019:018 Öç almayacaksın. Halkından birine kin beslemeyeceksin. Komşunu kendin gibi seveceksin. RAB benim. 
03O 019:019 ‹‹ ‹Kurallarımı uygulayın. Farklı cinsten iki hayvanı çiftleştirme. Tarlana iki çeşit tohum ekme. Üzerine iki tür iplikle dokunmuş giysi giyme. 
03O 019:020 ‹‹ ‹Bir adam bir cariyeyle yatarsa, eğer kadın nişanlı, bedeli ödenmemiş ya da azat edilmemişse, ikisi de cezalandırılacak ama öldürülmeyecek. Çünkü kadın özgür değildir. 
03O 019:021 Adam RABbe, Buluşma Çadırının giriş bölümüne, suç sunusu olarak bir koç getirecek. 
03O 019:022 Kâhin bu koçla adamın işlediği günahı RABbin önünde bağışlatacak ve adam bağışlanacak. 
03O 019:023 ‹‹ ‹Kenan ülkesine girdiğinizde bir meyve ağacı dikerseniz, ilk üç yıl meyvesini kirli ve yasak sayın, yemeyin. 
03O 019:024 Dördüncü yıl ağacın bütün meyvesi şükran sunusu olarak RAB için kutsal sayılacak. 
03O 019:025 Beşinci yıl ağacın meyvesini yiyebilirsiniz. Böylece ağaç daha bol ürün verir. Tanrınız RAB benim. 
03O 019:026 ‹‹ ‹Kanlı et yemeyeceksiniz. Kehanette bulunmayacak, falcılık yapmayacaksınız. 
03O 019:027 Başınızın yan tarafındaki saçları kesmeyecek, sakalınızın kenarlarına dokunmayacaksınız. 
03O 019:028 Ölüler için bedeninizi yaralamayacak, dövme yaptırmayacaksınız. RAB benim. 
03O 019:029 ‹‹ ‹Kızını fahişeliğe sürükleyip rezil etme. Yoksa fahişelik yayılır ve ülke ahlaksızlıkla dolup taşar. 
03O 019:030 Şabat günlerimi tutacaksınız. Tapınağıma saygı göstereceksiniz. RAB benim. 
03O 019:031 ‹‹ ‹Cincilere, ruh çağıranlara yönelmeyin. Onlara danışmayın, kirlenirsiniz. Tanrınız RAB benim. 
03O 019:032 ‹‹ ‹Ak saçlı insanların önünde ayağa kalkacak, yaşlılara saygı göstereceksin. Tanrından korkacaksın. RAB benim. 
03O 019:033 ‹‹ ‹Ülkenizde sizinle birlikte yaşayan bir yabancıya kötü davranmayın. 
03O 019:034 Ona sizden biriymiş gibi davranacak ve onu kendiniz kadar seveceksiniz. Çünkü siz de Mısırda yabancıydınız. Tanrınız RAB benim. 
03O 019:035 ‹‹ ‹Yargılarken, uzunluk ve sıvı ölçerken, ağırlık tartarken haksızlık yapmayın. 
03O 019:036 Doğru terazi, ağırlık taşı, efa ve hin kullanın. Mısırdan sizi çıkaran Tanrınız RAB benim. 
03O 019:037 Kurallarımın, ilkelerimin tümüne uyacak ve onları yerine getireceksiniz. RAB benim.› ›› 
03O 020:001 RAB Musaya şöyle dedi: 
03O 020:002 ‹‹İsrail halkına de ki, ‹İsraillilerden ya da aranızda yaşayan yabancılardan kim çocuklarından birini ilah Moleke sunarsa, kesinlikle öldürülecek. Ülke halkı onu taşlayacak. 
03O 020:003 Kim çocuğunu Moleke sunarak tapınağımı kirletir, kutsal adıma leke sürerse, ona öfkeyle bakacağım. Onu halkımın arasından atacağım. 
03O 020:004 Adam çocuğunu Moleke sunar da, ülke halkı bunu görmezden gelir, onu öldürmezse, 
03O 020:005 adama ve ailesine öfkeyle bakacağım. Hem onu, hem de bana ihanet edip onu izleyerek Moleke tapanların hepsini halkımın arasından atacağım. 
03O 020:006 ‹‹ ‹Kim cincilere, ruh çağıranlara danışır, bana ihanet ederse, ona öfkeyle bakacak, halkımın arasından atacağım. 
03O 020:007 Kendinizi kutsayın, kutsal olun. Tanrınız RAB benim. 
03O 020:008 Kurallarıma uyacak, onları yerine getireceksiniz. Sizi kutsal kılan RAB benim. 
03O 020:009 ‹‹ ‹Annesine ya da babasına lanet eden herkes kesinlikle öldürülecektir. Annesine ya da babasına lanet ettiği için ölümü hak etmiştir. 
03O 020:010 ‹‹ ‹Biri başka birinin karısıyla, yani komşusunun karısıyla zina ederse, hem kendisi, hem de zina ettiği kadın kesinlikle öldürülecektir. 
03O 020:011 Babasının karısıyla yatan, babasının namusuna leke sürmüş olur. İkisi de kesinlikle öldürülecektir. Ölümü hak etmişlerdir. 
03O 020:012 Bir adam geliniyle yatarsa, ikisi de kesinlikle öldürülecektir. Rezillik etmişler, ölümü hak etmişlerdir. 
03O 020:013 Bir erkek başka bir erkekle cinsel ilişki kurarsa, ikisi de iğrençlik etmiş olur. Kesinlikle öldürülecekler. Ölümü hak etmişlerdir. 
03O 020:014 Bir adam hem bir kızla, hem de kızın annesiyle evlenirse, alçaklık etmiş olur. Aranızda böyle alçaklıklar olmasın diye üçü de yakılacaktır. 
03O 020:015 Bir hayvanla cinsel ilişki kuran adam kesinlikle öldürülecek, hayvansa kesilecektir. 
03O 020:016 Bir kadın cinsel ilişki kurmak amacıyla bir hayvana yaklaşırsa, kadını da hayvanı da kesinlikle öldüreceksiniz. Ölümü hak etmişlerdir. 
03O 020:017 ‹‹ ‹Bir adam anne ya da baba tarafından üvey olan kızkardeşiyle evlenir, cinsel ilişki kurarsa, utançtır. Açıkça aşağılanıp halkın arasından atılacaklardır. Adam kızkardeşiyle ilişki kurduğu için suçunun cezasını çekecektir. 
03O 020:018 Âdet gören bir kadınla yatıp cinsel ilişki kuran adam kadının akıntılı yerini açığa çıkarmış, kadın da buna katılmış olur. İkisi de halkın arasından atılacaktır. 
03O 020:019 ‹‹ ‹Teyzenle ya da halanla cinsel ilişki kurmayacaksın. Çünkü yakın akrabanın namusudur. İkiniz de suçunuzun cezasını çekeceksiniz. 
03O 020:020 ‹‹ ‹Amcasının karısıyla cinsel ilişki kuran adam, amcasının namusuna leke sürmüş olur. İkisi de günahlarının cezasını çekecek ve çocuk sahibi olmadan öleceklerdir. 
03O 020:021 Kardeşinin karısıyla evlenen adam rezillik etmiş olur. Kardeşinin namusunu lekelemiştir. Çocuk sahibi olmayacaklardır. 
03O 020:022 ‹‹ ‹Bütün kurallarıma, ilkelerime uyacak, onları yerine getireceksiniz. Öyle ki, yaşamak üzere sizi götüreceğim ülke sizi dışarı kusmasın. 
03O 020:023 Önünüzden kovacağım ulusların törelerine göre yaşamayacaksınız. Çünkü onlar bütün bu kötülükleri yaptılar. Bu yüzden onlardan nefret ettim. 
03O 020:024 Oysa, Siz onların topraklarını sahipleneceksiniz. Bal ve süt akan bu ülkeyi size mülk olarak vereceğim, dedim. Sizi öteki uluslardan ayrı tutan Tanrınız RAB benim. 
03O 020:025 ‹‹ ‹Temiz hayvanlarla kuşları kirli olanlardan ayırt edeceksiniz. Sizin için kirli ilan ettiğim hayvanlarla, kuşlarla, küçük kara hayvanlarıyla kendinizi kirletmeyeceksiniz. 
03O 020:026 Benim için kutsal olacaksınız. Çünkü ben RAB kutsalım. Bana ait olmanız için sizi öbür halklardan ayrı tuttum. 
03O 020:027 ‹‹ ‹Cincilik yapan ve ruh çağıran ister erkek olsun, ister kadın olsun kesinlikle öldürülecektir. Onları taşlayacaksınız. Ölümlerinden kendileri sorumludur.› ›› 
03O 021:001 -2 32620 RAB Musaya şöyle dedi: ‹‹Harun soyundan gelen kâhinlere de ki, ‹Kâhinlerden hiçbiri yakın akrabası olan annesi, babası, oğlu, kızı ve kardeşi dışında, halkından birinin ölüsüyle kendini kirletmesin. 
03O 021:003 Yanında kalan evlenmemiş kızkardeşi için kendini kirletebilir. 
03O 021:004 Halkı arasında bir büyük olarak kendini kirletmemeli, adına leke getirmemeli. 
03O 021:005 ‹‹ ‹Kâhinler yas tutarken başlarını tıraş etmeyecek, sakallarının uçlarını kesmeyecek, bedenlerini yaralamayacaklar. 
03O 021:006 Tanrıları için kutsal olacaklar, Tanrılarının adını lekelemeyecekler. Çünkü onlar Tanrıları RABbe yakılan sunu ve yiyecek sunusu sunuyorlar. Kutsal olmaları gerekir. 
03O 021:007 Kâhinler fahişelerle, kirletilmiş kadınlarla, boşanmış kadınlarla evlenmeyecek. Çünkü kâhin Tanrı için kutsal olmalıdır. 
03O 021:008 Onu kutsal sayın. Çünkü yiyecek sunusunu Tanrınıza o sunuyor. Sizin için kutsaldır. Çünkü ben kutsalım, sizi kutsal kılan RAB benim. 
03O 021:009 Bir kâhinin kızı fahişelik yaparak kendini kirletirse, hem kendini hem de babasını rezil etmiş olur. Yakılmalıdır. 
03O 021:010 ‹‹ ‹Öbür kâhinler arasından başına mesh yağı dökülen ve özel giysiler giymek üzere atanan başkâhin, saçlarını dağıtmayacak, giysilerini yırtmayacak. 
03O 021:011 Hiçbir ölüye yaklaşmayacak. Ölen annesi, babası bile olsa kendini kirletmeyecek. 
03O 021:012 Tapınak hizmetinden ayrılmayacak, Tanrısının Tapınağını kirletmeyecek. Çünkü Tanrının buyurduğu mesh yağıyla Tanrısına adanmıştır. RAB benim. 
03O 021:013 Başkâhinin evleneceği kadın bakire olmalıdır. 
03O 021:014 Dul, boşanmış, kirletilmiş ya da fahişe bir kadınla evlenmeyecek. Yalnız kendi halkından bakire bir kızla evlenebilir. 
03O 021:015 Böylece halkının arasında çocuklarına leke sürmemiş olur. Onu kutsal kılan RAB benim.› ›› 
03O 021:016 RAB Musaya şöyle dedi: 
03O 021:017 ‹‹Haruna de ki, ‹Soyundan gelecek kuşaklar boyunca kusurlu olan hiç kimse yiyecek sunusu sunmak üzere Tanrısına yaklaşmasın. 
03O 021:018 Kusurlu olan, sunağa yaklaşamaz: Kör, topal, yüzü arızalı, organlarından biri aşırı büyümüş, 
03O 021:019 kolu veya ayağı kırık, 
03O 021:020 kambur, cüce, gözü özürlü, uyuz, yarası kabuk bağlamış ya da hadım. 
03O 021:021 Kâhin Harunun soyundan bu kusurlara sahip hiç kimse RAB için yakılan sunuyu sunmak üzere sunağa yaklaşmayacak. Çünkü kusurludur. Tanrısına yiyecek sunusu sunmak üzere sunağa yaklaşamaz. 
03O 021:022 Böyle bir adam Tanrısına sunulan kutsal ve en kutsal yiyecekleri yiyebilir. 
03O 021:023 Ancak perdeye ve sunağa yaklaşmayacaktır. Çünkü kusurludur. Tapınağımı kirletmesin. Onları kutsal kılan RAB benim.› ›› 
03O 021:024 Musa Harun'la oğullarına ve bütün İsrail halkına bunları anlattı. 
03O 022:001 RAB Musaya şöyle dedi: 
03O 022:002 ‹‹Haruna ve oğullarına de ki, ‹İsrail halkının bana sunduğu kutsal sunulardan uzak dursunlar. Kutsal adıma leke sürmesinler. RAB benim. 
03O 022:003 Gelecek kuşaklar boyunca soyunuzdan biri İsrail halkının bana sunduğu kutsal sunulara kirli olarak yaklaşırsa, onu huzurumdan atacağım. RAB benim. 
03O 022:004 ‹‹ ‹Harun soyundan deri hastalığına yakalanmış ya da akıntısı olan biri temiz sayılıncaya kadar kutsal sunuları yemeyecektir. Bir cesede değdiği için kirli sayılan bir şeye dokunan, menisi akan, 
03O 022:005 insanı kirli kılacak küçük kara hayvanlarından birine ya da herhangi bir nedenle kirli sayılan bir insana dokunan, 
03O 022:006 akşama kadar kirli sayılacak, yıkanmadığı sürece kutsal sunulardan yemeyecektir. 
03O 022:007 Güneş battıktan sonra temiz sayılır, kutsal sunuları yiyebilir. Çünkü bu onun yiyeceğidir. 
03O 022:008 Ölü bulunmuş ya da yabanıl hayvanlar tarafından parçalanmış bir leşi yiyerek kendini kirletmeyecektir. RAB benim. 
03O 022:009 ‹‹ ‹Kâhinler buyruklarıma uymalıdır. Yoksa günahlarının cezasını çeker, buyruklarımı çiğnedikleri için ölürler. Onları kutsal kılan RAB benim. 
03O 022:010 ‹‹ ‹Kâhin ailesi dışında hiç kimse kutsal sunuyu yemeyecek; kâhinin konuğu ve işçisi bile. 
03O 022:011 Ama kâhinin parayla satın aldığı ya da evinde doğan köle onun yemeğini yiyebilir. 
03O 022:012 Kâhinin kâhin olmayan bir erkekle evlenen kızı bağışlanan kutsal sunuları yemeyecek. 
03O 022:013 Ama dul kalmış ya da boşanmış, çocuğu olmamış ve gençliğinde kaldığı baba evine geri dönmüş kâhin kızı babasının ekmeğini yiyebilir. Aile dışından yabancı biri asla yiyemez. 
03O 022:014 ‹‹ ‹Bilmeden kutsal sunuyu yiyen biri, beşte birini üzerine katarak kâhine geri verecek. 
03O 022:015 Kâhinler İsrail halkının RABbe sunduğu kutsal sunuları bayağılaştırmayacaklar. 
03O 022:016 Yoksa kutsal sunuları yiyen öbür insanlara büyük suç yüklemiş olurlar. Çünkü sunuları kutsal kılan RAB benim.› ›› 
03O 022:017 RAB Musaya şöyle dedi: 
03O 022:018 ‹‹Harunla oğullarına ve bütün İsrail halkına de ki, ‹İster İsrailli olsun, ister İsrailde yaşayan bir yabancı olsun, biriniz RABbe dilek adağı ya da gönülden verilen sunu olarak yakmalık sunu sunmak istiyorsa, 
03O 022:019 sunusunun kabul edilmesi için kusursuz bir erkek sığır, koyun ya da keçi sunmalı. 
03O 022:020 Kusurlu olanı sunmayacaksınız. Çünkü kabul edilmeyecektir. 
03O 022:021 Kim gönülden verilen bir sunuyu ya da dilek adağını yerine getirmek için RABbe esenlik kurbanı olarak sığır veya davar sunmak isterse, kabul edilmesi için hayvan kusursuz olmalı. Hiçbir eksiği bulunmamalı. 
03O 022:022 Kör, sakat, yaralı, yarası irinli, kabuklu ya da uyuz bir hayvanı RABbe sunmayacaksınız. Yakılan sunu olarak sunak üzerinde RABbe böyle bir hayvan sunmayacaksınız. 
03O 022:023 Organlarından biri aşırı büyümüş ya da yeterince gelişmemiş bir sığırı veya davarı dilek adağı olarak sunabilirsiniz. Ama gönülden verilen bir sunu olarak kabul edilmez. 
03O 022:024 Yumurtaları vurulmuş, ezilmiş, burulmuş ya da kesilmiş hayvanı RABbe sunmayacak, ülkenizde buna yer vermeyeceksiniz. 
03O 022:025 Böyle bir hayvanı bir yabancıdan alıp yiyecek sunusu olarak Tanrınıza sunmayacaksınız. Çünkü sakat ve kusurludur. Kabul edilmeyecektir.› ›› 
03O 022:026 RAB Musaya şöyle dedi: 
03O 022:027 ‹‹Bir buzağı, kuzu ya da oğlak doğduğu zaman, yedi gün anasının yanında kalacaktır. Sekizinci günden itibaren yakılan sunu olarak RABbe sunulabilir. Kabul edilecektir. 
03O 022:028 İster inek, ister davar olsun, hayvanla yavrusunu aynı gün kesmeyeceksiniz. 
03O 022:029 ‹‹RABbe şükran kurbanı sunduğunuz zaman, kabul edilecek biçimde sunun. 
03O 022:030 Eti aynı gün yenecek, sabaha bırakılmayacak. RAB benim. 
03O 022:031 ‹‹Buyruklarıma uyacak, onları yerine getireceksiniz. RAB benim. 
03O 022:032 Kutsal adıma leke sürmeyeceksiniz. İsrail halkı arasında kutsal tanınacağım. Sizi kutsal kılan RAB benim. 
03O 022:033 Tanrınız olmak için sizi Mısır'dan çıkardım. RAB benim.›› 
03O 023:001 RAB Musaya şöyle dedi: 
03O 023:002 ‹‹İsrail halkına de ki, ‹Kutsal toplantılar olarak ilan edeceğiniz bayramlarım, RABbin bayramları şunlardır:› ›› 
03O 023:003 ‹‹ ‹Altı gün çalışacaksınız. Ama yedinci gün olan Şabat dinlenme ve kutsal toplantı günüdür. Hiçbir iş yapmayacaksınız. Yaşadığınız her yerde Şabatı RABbe ayıracaksınız.› ›› 
03O 023:004 ‹‹ ‹Belirli zamanlarda kutsal toplantılar olarak ilan edeceğiniz RABbin bayramları şunlardır: 
03O 023:005 Birinci ayın on dördüncü günü akşamüstü RABbin Fısıh Bayramı başlar. 
03O 023:006 On beşinci gün RABbin Mayasız Ekmek Bayramıdır. Yedi gün mayasız ekmek yiyeceksiniz. 
03O 023:007 İlk gün kutsal toplantı düzenleyecek, gündelik işlerinizi yapmayacaksınız. 
03O 023:008 Yedi gün RAB için yakılan sunu sunacaksınız. Yedinci gün kutsal toplantı düzenleyecek, gündelik işlerinizi yapmayacaksınız.› ›› 
03O 023:009 RAB Musaya şöyle dedi: 
03O 023:010 ‹‹İsrail halkına de ki, ‹Size vereceğim ülkeye girip ürününü biçtiğiniz zaman, ilk yetişen ürününüzden bir demet kâhine götüreceksiniz. 
03O 023:011 Kabul edilmeniz için, kâhin demeti RABbin huzurunda sallayacak. Demet Şabattan sonraki gün sallanacak. 
03O 023:012 Demetin sallandığı gün, yakmalık sunu olarak RABbe bir yaşında kusursuz bir erkek kuzu sunacaksınız. 
03O 023:013 Kuzuyla birlikte tahıl sunusu olarak yağla yoğrulmuş bir efa ince unun onda ikisi sunulacak. RAB için yakılan sunu ve Onu hoşnut eden koku olacak bu. Yakmalık sunuyla birlikte dökmelik sunu olarak bir hin şarabın dörtte birini sunacaksınız. 
03O 023:014 Tanrınıza bu sunuyu getireceğiniz güne kadar ekmek, kavrulmuş buğday, taze başak yemeyeceksiniz. Yaşadığınız her yerde kuşaklar boyunca sürekli bir yasa olacak bu.› ›› 
03O 023:015 ‹‹ ‹Şabattan sonraki gün sallamalık demeti götürdüğünüz günden başlayarak tam yedi hafta sayın. 
03O 023:016 Yedinci Şabattan sonraki güne kadar elli gün sayın: O gün RABbe yeni tahıl sunusu sunacaksınız. 
03O 023:017 Yaşadığınız yerden RABbe sallamalık sunu olarak iki ekmek getirin. Ekmekler ilk ürünlerden, onda iki efafö ince undan yapılacak. Mayayla pişirilip RABbe öyle sunulacak. 
03O 023:018 Ekmekle birlikte yakmalık sunu olarak RABbe bir yaşında kusursuz yedi kuzu, bir boğa ve iki koç sunacaksınız. Tahıl sunusu ve dökmelik sunuyla sunulan bu sunu, yakılan sunu ve RABbi hoşnut eden kokudur. 
03O 023:019 Günah sunusu olarak bir teke, esenlik kurbanı olarak bir yaşında iki kuzu sunacaksınız. 
03O 023:020 Kâhin iki kuzuyu ilk üründen yapılmış ekmekle birlikte sallamalık sunu olarak RABbin huzurunda sallayacak. RAB için kutsal olan bu sunular kâhinindir. 
03O 023:021 O gün kutsal toplantı ilan edecek ve gündelik işlerinizi yapmayacaksınız. Yaşadığınız her yerde kuşaklar boyunca sürekli bir yasa olacak bu. 
03O 023:022 ‹‹ ‹Ülkenizdeki ekinleri biçerken tarlalarınızı sınırlarına kadar biçmeyin. Artakalan başakları toplamayın. Onları yoksullara ve yabancılara bırakacaksınız. Tanrınız RAB benim.› ›› 
03O 023:023 RAB Musaya şöyle dedi: 
03O 023:024 ‹‹İsrail halkına de ki, ‹Yedinci ayın birinci günü dinlenme günüdür, boru çalınarak anma ve kutsal toplantı günü olacaktır. 
03O 023:025 O gün gündelik işlerinizi yapmayacak, RAB için yakılan sunu sunacaksınız.› ›› 
03O 023:026 RAB Musaya şöyle dedi: 
03O 023:027 ‹‹Yedinci ayın onuncu günü günahların bağışlanma günüdür. Kutsal bir toplantı düzenleyeceksiniz. İsteklerinizi denetleyecek, RAB için yakılan sunu sunacaksınız. 
03O 023:028 O gün hiç iş yapmayacaksınız. Çünkü Tanrınız RABbin huzurunda günahlarınızı bağışlatacağınız bağışlanma günüdür. 
03O 023:029 O gün isteklerini denetlemeyen herkes halkın arasından atılacaktır. 
03O 023:030 O gün herhangi bir iş yapanı halkın arasından yok edeceğim. 
03O 023:031 Hiç iş yapmayacaksınız. Yaşadığınız her yerde kuşaklar boyunca sürekli yasa olacak bu. 
03O 023:032 O gün sizin için Şabat, dinlenme günü olacak. İsteklerinizi denetleyeceksiniz. Ayın dokuzuncu günü, akşamdan ertesi akşama kadar Şabatı kutlayacaksınız.›› 
03O 023:033 RAB Musaya şöyle dedi: 
03O 023:034 ‹‹İsrail halkına de ki, ‹Yedinci ayın on beşinci günü Çardak Bayramı başlar. Bu bayramı RABbin onuruna yedi gün kutlayacaksınız. 
03O 023:035 İlk gün kutsal bir toplantı düzenleyecek, gündelik işlerinizi yapmayacaksınız. 
03O 023:036 Yedi gün RAB için yakılan sunu sunacaksınız. Sekizinci gün kutsal bir toplantı düzenlemeli, RAB için yakılan sunu sunmalısınız. Bu bayramın son toplantısıdır. Gündelik işlerinizi yapmayacaksınız. 
03O 023:037 -‹‹ ‹Kutsal toplantılar olarak ilan edeceğiniz RABbin bayramları bunlardır. Bayramlarda RAB için yakılan sunuyu, yakmalık sunuyu, tahıl sunusunu, kurbanı, dökmelik sunuları günün gereğine uygun biçimde sunacaksınız. 
03O 023:038 Bunlar RABbin kutlamanızı istediği Şabat günlerinin, RABbe sunduğunuz armağanların, bütün dilek adaklarının ve gönülden verilen sunuların dışındadır.- 
03O 023:039 ‹‹ ‹Yedinci ayın on beşinci günü, topraklarınızın ürünlerini devşirdiğiniz zaman RAB için yedi gün bayram yapacaksınız. Birinci ve sekizinci gün dinlenme günleri olacak. 
03O 023:040 İlk gün meyve ağaçlarının güzel meyvelerini, hurma dallarını, sık yapraklı ağaç dallarını, vadi kavaklarını toplayıp Tanrınız RABbin önünde yedi gün şenlik yapacaksınız. 
03O 023:041 Bunu her yıl yedi gün RABbin bayramı olarak kutlayacaksınız. Kuşaklar boyunca sürekli bir yasa olacak bu. Bayramı yedinci ay kutlayacaksınız. 
03O 023:042 Yedi gün çardaklarda kalacaksınız. Bütün yerli İsrailliler çardaklarda yaşayacak. 
03O 023:043 Öyle ki, gelecek kuşaklar İsrail halkını Mısırdan çıkardığım zaman çardaklarda barındırdığımı bilsinler. Tanrınız RAB benim.› ›› 
03O 023:044 Böylece Musa İsrail halkına RAB'bin bayramlarını bildirdi. 
03O 024:001 RAB Musaya şöyle dedi: 
03O 024:002 ‹‹İsrail halkına buyruk ver, kandilin sürekli yanıp ışık vermesi için saf sıkma zeytinyağı getirsinler. 
03O 024:003 Harun kandilleri benim huzurumda, Buluşma Çadırında, Levha Sandığının önündeki perdenin dışında, akşamdan sabaha kadar sürekli yanar biçimde tutacak. Kuşaklar boyunca sürekli bir kural olacak bu. 
03O 024:004 RABbin huzurunda saf altın kandillikteki kandiller sürekli yanacaktır.›› 
03O 024:005 ‹‹İnce undan on iki pide pişireceksin. Her biri efanın onda ikisi ağırlığında olacak. 
03O 024:006 Bunları RABbin huzurunda iki sıra halinde, altışar altışar saf altın masanın üzerine dizeceksin. 
03O 024:007 İki sıra ekmeğin yanına anma payı olarak saf günnük koyacaksın. Bu RAB için yakılan sunu olacak ve ekmeğin yerini alacak. 
03O 024:008 Bu ekmek, İsrail halkı adına sonsuza dek sürecek bir antlaşma olarak, her Şabat Günü aksatılmadan RABbin huzurunda dizilecek. 
03O 024:009 Ve Harunla oğullarına ait olacak. Onu kutsal bir yerde yiyecekler. Çünkü çok kutsaldır. RAB için yakılan sunulardan onların sürekli bir payı olacak.›› 
03O 024:010 İsrailliler arasında annesi İsrailli babası Mısırlı bir adam vardı. Ordugahta onunla bir İsrailli arasında kavga çıktı. 
03O 024:011 İsrailli kadının oğlu RABbe sövdü, lanet etti. Onu Musaya getirdiler. Annesi Dan oymağından Divrinin kızı Şelomitti. 
03O 024:012 Adamı göz altına alıp RABbin kararını beklediler. 
03O 024:013 RAB Musaya şöyle dedi: 
03O 024:014 ‹‹Onu ordugahın dışına çıkar. Ettiği laneti duyan herkes elini adamın başına koysun ve bütün topluluk onu taşlasın. 
03O 024:015 İsrail halkına de ki, ‹Kim Tanrısına lanet ederse günahının cezasını çekecektir. 
03O 024:016 RABbe söven kesinlikle öldürülecektir. Bütün topluluk onu taşlayacak. İster yerli ister yabancı olsun, RABbe söven herkes öldürülecektir. 
03O 024:017 ‹‹ ‹Adam öldüren kesinlikle öldürülecektir. 
03O 024:018 Başkasının hayvanını öldüren, yerine bir hayvan vererek aldığı canın karşılığını canla ödeyecektir. 
03O 024:019 Kim komşusunu yaralarsa, kendisine de aynı şey yapılacaktır. 
03O 024:020 Kırığa karşılık kırık, göze göz, dişe diş olmak üzere, ona ne yaptıysa kendisine de aynı şey yapılacaktır. 
03O 024:021 Hayvan öldüren yerine bir hayvan verecek, adam öldüren öldürülecektir. 
03O 024:022 Yerli yabancı herkes için tek bir yasanız olacak. Tanrınız RAB benim.› ›› 
03O 024:023 Musa bunları İsrail halkına bildirdikten sonra, halk RAB'be lanet eden adamı ordugahın dışına çıkardı ve taşlayarak öldürdü. Böylece İsrail halkı RAB'bin Musa'ya verdiği buyruğu yerine getirmiş oldu. 
03O 025:001 RAB Sina Dağında Musaya şöyle dedi: 
03O 025:002 ‹‹İsrail halkına de ki, ‹Size vereceğim ülkeye girdiğiniz zaman, ülke RAB için Şabatı kutlamalı. 
03O 025:003 Altı yıl tarlanı ekeceksin, bağını budayacaksın, ürününü toplayacaksın. 
03O 025:004 Ama yedinci yıl toprak dinlenecek. O yıl Şabat Yılı olacak, RABbe adanacak. Tarlanı ekmemeli, bağını budamamalısın. 
03O 025:005 Hasadının ardından süreni biçmeyecek, budanmamış asmanın üzümlerini toplamayacaksın. O yıl ülke için dinlenme yılı olacak. 
03O 025:006 Şabat Yılında ülke ne ürün verirse, sizin için, köleleriniz, cariyeleriniz, yanınızda çalışan ücretliler ve aranızda yaşayan yabancılar için yiyecek olacak. 
03O 025:007 Ülkede yetişen ürünler kendi hayvanlarınızı da yabanıl hayvanları da doyuracak.› ›› 
03O 025:008 ‹‹ ‹Yedi yılda bir kutlanan Şabat yıllarının yedi kez geçmesini bekleyin. Yedi kez geçecek Şabat yıllarının toplamı kırk dokuz yıldır. 
03O 025:009 Sonra, yedinci ayın onuncu günü, yani günahları bağışlatma günü, bütün ülkede yüksek sesle boru çalınacak. 
03O 025:010 Ellinci yılı kutsal sayacak, bütün ülke halkı için özgürlük ilan edeceksiniz. O yıl sizin için özgürlük yılı olacak. Herkes kendi toprağına, ailesine dönecek. 
03O 025:011 Ellinci yıl sizin için özgürlük yılı olacak. O yıl ekmeyecek, ürünün ardından süreni biçmeyecek, budanmamış asmanın üzümlerini toplamayacaksınız. 
03O 025:012 Çünkü o yıl özgürlük yılıdır. Sizin için kutsaldır. Yalnız tarlalarda kendiliğinden yetişeni yiyebilirsiniz. 
03O 025:013 ‹‹ ‹Özgürlük yılında herkes kendi toprağına dönecek. 
03O 025:014 Bir komşuna tarla satar ya da ondan tarla alırsan, birbirinize haksızlık yapmayacaksınız. 
03O 025:015 Eğer sen ondan alıyorsan, özgürlük yılından sonraki yılların sayısına göre ödeyeceksin, o da sana ürün yıllarının sayısına göre satacak. 
03O 025:016 Yılların sayısı çoksa fiyatı artıracak, azsa indireceksin. Çünkü sana yıllık ürünlerini satıyor. 
03O 025:017 Birbirinize haksızlık yapmayacak, Tanrınızdan korkacaksınız. Tanrınız RAB benim. 
03O 025:018 ‹‹ ‹Kurallarıma uyacak, ilkelerimi özenle yerine getireceksiniz. Böylece ülkede güvenlik içinde yaşayacaksınız. 
03O 025:019 Ülke de ürün verecek, sizi doyuracak ve orada güvenlik içinde oturacaksınız. 
03O 025:020 Toprağımızı ekmez, ürünümüzü toplamazsak, yedinci yıl ne yiyeceğiz? diye sorarsanız, 
03O 025:021 altıncı yıl size öyle bir bereket göndereceğim ki, toprak üç yıllık ürün verecek. 
03O 025:022 Sekizinci yıl toprağınızı ekerken, dokuzuncu yıl ürün alıncaya kadar eski ürününüzü yiyeceksiniz. 
03O 025:023 ‹‹ ‹Tarlanız temelli olarak satılamaz. Çünkü bana aittir. Sizse yabancısınız, konuğumsunuz. 
03O 025:024 Miras alacağınız ülkenin her yerinde tarlanın asıl sahibine tarlasını geri alma hakkı tanımalısınız. 
03O 025:025 Kardeşlerinizden biri yoksullaşır, toprağının bir parçasını satmak zorunda kalırsa, en yakın akrabası gelip toprağı geri alabilir. 
03O 025:026 Toprağını satın alacak yakın bir akrabası yoksa, sonradan durumu düzelir, yeterli para bulursa, 
03O 025:027 satış yaptıktan sonra geçen yılları hesaplayacak ve geri kalan parayı toprağını sattığı adama ödeyip toprağına dönecek. 
03O 025:028 Ancak toprağını geri alacak parayı bulamazsa, toprak özgürlük yılına kadar onu satın alan adama ait olacak. O yıl toprağı elinden çıkaracak, satan adam da toprağına kavuşacak. 
03O 025:029 ‹‹ ‹Surlu bir kentte evini satan adamın evi sattıktan tam bir yıl sonrasına kadar onu geri alma hakkı olacaktır. 
03O 025:030 Eğer bir yıl içinde evini geri almazsa, ev temelli olarak alıcıya geçecek, kuşaklar boyunca yeni sahibinin olacaktır. Özgürlük yılında ev yeni sahibinin elinden alınmayacaktır. 
03O 025:031 Ama surlarla çevrilmemiş köylerdeki evler tarlalar gibi işlem görecektir. İlk sahibinin evi geri alma hakkı olacak, özgürlük yılında evi satın alan onu geri verecektir. 
03O 025:032 ‹‹ ‹Ancak Levililer kendilerine ait kentlerde sattıkları evleri her zaman geri alma hakkına sahiptirler. 
03O 025:033 Eğer bir Levili bu kentlerde sattığı evi geri alamazsa, özgürlük yılında ev kendisine geri verilecektir. Çünkü Levililerin kentlerindeki evler onların İsrail halkının arasındaki mülkleridir. 
03O 025:034 Kentlerinin çevresindeki otlaklar ise satılamaz. Çünkü bunlar onların kalıcı mülküdür. 
03O 025:035 ‹‹ ‹Bir kardeşin yoksullaşır, muhtaç duruma düşerse, ona yardım etmelisin. Aranızda kalan bir yabancı ya da konuk gibi yaşayacak. 
03O 025:036 Ondan faiz ve kâr alma. Tanrından kork ki, kardeşin yanında yaşamını sürdürebilsin. 
03O 025:037 Ona faizle para vermeyeceksin. Ödünç verdiğin yiyecekten kâr almayacaksın. 
03O 025:038 Ben Kenan ülkesini size vermek ve Tanrınız olmak için sizleri Mısırdan çıkaran Tanrınız RABbim. 
03O 025:039 ‹‹ ‹Aranızda yaşayan bir kardeşin yoksullaşır, kendini köle olarak sana satarsa, onu bir köle gibi çalıştırmayacaksın. 
03O 025:040 Yanında çalışan bir işçi ya da yabancı gibi davranacaksın ona. Özgürlük yılına dek yanında çalışacak. 
03O 025:041 Sonra çocuklarıyla birlikte yanından ayrılıp ailesinin yanına, atalarının toprağına dönecek. 
03O 025:042 Çünkü İsrailliler benim Mısırdan çıkardığım kullarımdır. Köle olarak satılamazlar. 
03O 025:043 Ona efendilik etmeyecek, sert davranmayacaksın. Tanrından korkacaksın. 
03O 025:044 ‹‹ ‹Köleleriniz, cariyeleriniz çevrenizdeki uluslardan olmalı. Onlardan uşak ve cariye satın alabilirsiniz. 
03O 025:045 Ayrıca aranızda yaşayan yabancıların çocuklarını, ister ülkenizde doğmuş olsun ister olmasın, satın alıp onlara sahip olabilirsiniz. 
03O 025:046 Onları miras olarak çocuklarınıza bırakabilirsiniz. Yaşamları boyunca size kölelik edecekler. Ancak bir İsrailli kardeşine efendilik etmeyecek, sert davranmayacaksın. 
03O 025:047 ‹‹ ‹Aranızda yaşayan bir yabancı ya da geçici olarak kalan biri zenginleşir, buna karşılık bir İsrailli kardeşin yoksullaşıp kendini ona ya da ailesinin bir bireyine köle olarak satarsa, 
03O 025:048 -49 34320 satıldıktan sonra geri alınma hakkı vardır. Kardeşlerinden biri, amcası, amcasının oğlu veya yakın akrabalarından, ailesinden biri onu geri alabilir. Ya da yeterli para bulursa, kendisi özgürlüğünü geri alabilir. 
03O 025:050 Efendisiyle hesap görmeli. Kendisini sattığı yıldan özgürlük yılına kadar geçen yılları sayacaklar. Özgürlüğünün bedeli, kalan yılların sayısına göre bir işçinin gündelik ücreti üzerinden hesap edilecektir. 
03O 025:051 Eğer geriye çok yıl kalıyorsa, buna göre özgürlüğünün bedeli olarak satın alındığı fiyatın bir bölümünü ödeyecek. 
03O 025:052 Eğer özgürlük yılına yalnız birkaç yıl kalmışsa, ona göre hesap ederek özgürlüğünün bedelini ödemelidir. 
03O 025:053 Efendisinin yanında yıllık sözleşmeyle çalışan bir işçi gibi yaşamalıdır. Senin önünde efendisinin ona sert davranmamasını sağlayacaksın. 
03O 025:054 ‹‹ ‹Bu yollardan özgürlüğüne kavuşamasa bile, özgürlük yılında çocuklarıyla birlikte özgür olacaktır. 
03O 025:055 Çünkü İsrailliler benim kullarım, Mısır'dan çıkardığım kendi kullarımdır. Tanrınız RAB benim.› ›› 
03O 026:001 ‹‹ ‹Put yapmayacaksınız. Oyma put ya da taş sütun dikmeyeceksiniz. Tapmak için ülkenize putları simgeleyen oyma taşlar koymayacaksınız. Çünkü Tanrınız RAB benim. 
03O 026:002 Şabat günlerimi tutacak, tapınağıma saygı göstereceksiniz. RAB benim. 
03O 026:003 ‹‹ ‹Kurallarıma göre yaşar, buyruklarımı dikkatle yerine getirirseniz, 
03O 026:004 yağmurları zamanında yağdıracağım. Toprak ürün, ağaçlar meyve verecek. 
03O 026:005 Bağbozumuna kadar harman dövecek, ekim zamanına kadar bağlarınızdan üzüm toplayacaksınız. Bol bol yiyecek, ülkenizde güvenlik içinde yaşayacaksınız. 
03O 026:006 ‹‹ ‹Ülkenize barış sağlayacağım. Korku içinde yatmayacaksınız. Tehlikeli hayvanları ülkenizden kovacağım. Savaş yüzü görmeyeceksiniz. 
03O 026:007 Düşmanlarınızı kovalayacaksınız. Kılıç darbeleriyle önünüzde yere serilecekler. 
03O 026:008 Beşiniz yüz kişinin, yüzünüz on bin kişinin hakkından gelecek. Düşmanlarınız kılıç darbeleriyle önünüzde yere serilecek. 
03O 026:009 Size iyilikle bakacağım. Sizi verimli kılıp çoğaltacağım. Sizinle yaptığım antlaşmayı sürdüreceğim. 
03O 026:010 Eski ürününüz yemekle tükenmeyecek. Yeni ürüne yer bulmak için eskisini boşaltmak zorunda kalacaksınız. 
03O 026:011 Konutumu aranızda kuracak, size sırt çevirmeyeceğim. 
03O 026:012 Aranızda yaşayacak, Tanrınız olacağım. Siz de benim halkım olacaksınız. 
03O 026:013 Ben sizi Mısırda köle olmaktan kurtaran Tanrınız RABbim. Boyunduruğunuzu kırdım. Sizi başı dik yaşattım.› ›› 
03O 026:014 ‹‹ ‹Ama beni dinlemez, bütün bu buyrukları yerine getirmezseniz, cezalandırılacaksınız. 
03O 026:015 Kurallarımı çiğner, ilkelerimden nefret eder, buyruklarıma karşı çıkar, antlaşmamı bozarsanız, 
03O 026:016 sizi şöyle cezalandıracağım: Üzerinize dehşet salacağım. Verem ve sıtma gözlerinizin ferini söndürecek, canınızı kemirecek. Boşa tohum ekeceksiniz, çünkü ürünlerinizi düşmanlarınız yiyecek. 
03O 026:017 Size öfkeyle bakacağım. Düşmanlarınız sizi bozguna uğratacak. Sizden nefret edenler sizi yönetecek. Kovalayan yokken bile kaçacaksınız. 
03O 026:018 ‹‹ ‹Bütün bunlara karşın beni dinlemezseniz, günahlarınıza karşılık cezanızı yedi kat artıracağım. 
03O 026:019 İnatçı gururunuzu kıracağım. Gök demir, yer bakır olacak. 
03O 026:020 Gücünüz tükenecek. Topraklarınız ürün, ağaçlarınız meyve vermeyecek. 
03O 026:021 ‹‹ ‹Eğer karşı çıkmaya devam eder, beni dinlemek istemezseniz, günahlarınıza karşılık cezanızı yedi kat artıracağım. 
03O 026:022 Üzerinize yabanıl hayvanlar göndereceğim. Çocuklarınızı öldürecek, hayvanlarınızı yok edecekler. Sayınız azalacak, yollarınız ıssız kalacak. 
03O 026:023 ‹‹ ‹Bununla da yola gelmez, bana karşı çıkmaya devam ederseniz, 
03O 026:024 ben de size karşı çıkacağım, günahlarınıza karşılık sizi yedi kez cezalandıracağım. 
03O 026:025 Bozduğunuz antlaşmamın öcünü almak için başınıza savaş getireceğim. Kentlerinize çekildiğinizde aranıza salgın hastalık göndereceğim. Düşman eline düşeceksiniz. 
03O 026:026 Ekmeğinizi kestiğim zaman, on kadın ekmeğinizi bir fırında pişirecek. Ekmeğiniz azar azar, tartıyla verilecek. Yiyecek ama doymayacaksınız. 
03O 026:027 ‹‹ ‹Bütün bunlardan sonra yine beni dinlemez, bana karşı çıkarsanız, 
03O 026:028 bu kez ben de öfkeyle size karşı çıkacağım ve günahlarınıza karşılık sizi yedi kat cezalandıracağım. 
03O 026:029 Açlıktan çocuklarınızın etini yiyeceksiniz. 
03O 026:030 Tapınma yerlerinizi yıkacak, buhur sunaklarınızı yok edeceğim. Cesetlerinizi devrilen putların üzerine serecek, sizden nefret edeceğim. 
03O 026:031 Kentlerinizi viraneye çevirecek, tapınaklarınızı yıkacağım. Beni hoşnut etmek için sunduğunuz kokuları duymayacağım. 
03O 026:032 Ülkenizi viran edeceğim, oraya yerleşen düşmanlarınız bile şaşkına dönecek. 
03O 026:033 Sizi öteki ulusların arasına dağıtacak, kılıcımla peşinize düşeceğim. Ülkeniz viran olacak, kentleriniz harabeye dönecek. 
03O 026:034 Siz düşmanlarınızın ülkesinde yaşarken, ülke ıssız kaldığı yıllar boyunca Şabatların sevincini yaşayacak. Ancak o zaman dinlenip Şabatlarının tadına varacak. 
03O 026:035 Üzerinde yaşadığınız Şabat yıllarında görmediği rahatı ıssız kaldığı yıllarda görecek. 
03O 026:036 ‹‹ ‹Düşman ülkelerinde sağ kalanlarınızın yüreğine öyle bir korku düşüreceğim ki, rüzgarın sürüklediği yaprakların sesinden bile kaçacaklar. Savaştan kaçarcasına kaçacaklar. Peşlerinde kovalayan olmadığı halde düşecekler. 
03O 026:037 Kovalayan yokken savaştan kaçarcasına birbirlerinin üzerine yıkılacaklar. Düşmanlarınızın karşısında ayakta duramayacaksınız. 
03O 026:038 Öteki ulusların arasında yok olacaksınız. Düşman ülkeler sizi yutacak. 
03O 026:039 Artakalanlarınız gerek kendi, gerekse atalarının suçlarından ötürü düşman ülkelerde eriyip gidecekler. 
03O 026:040 ‹‹ ‹Ama işledikleri suçları, atalarının suçlarını, bana karşı geldiklerini, ihanet ettiklerini itiraf eder 
03O 026:041 -bu yüzden onlara karşı çıkıp kendilerini düşman ülkelerine sürmüştüm- inadı bırakıp alçakgönüllü olur, suçlarının bedelini öderlerse, 
03O 026:042 ben de Yakupla, İshakla, İbrahimle yaptığım antlaşmayı ve onlara söz verdiğim ülkeyi anımsayacağım. 
03O 026:043 Ülke önce ıssız bırakılacak ve ıssız kaldığı sürece Şabatların tadına varacak. Onlar da işledikleri suçların bedelini ödeyecekler; çünkü ilkelerimi reddettiler, kurallarımdan nefret ettiler. 
03O 026:044 Bütün bunlara karşın, düşman ülkelerindeyken yine de onları reddetmeyecek, onlardan nefret etmeyeceğim. Böylece hepsini yok etmeyecek, kendileriyle yaptığım antlaşmayı bozmayacağım. Çünkü ben onların Tanrısı RABbim. 
03O 026:045 Tanrıları olmak için öteki ulusların önünde Mısırdan çıkardığım atalarıyla yaptığım antlaşmayı onlar için anımsayacağım. RAB benim.› ›› ‹‹Sünnetsiz yüreklerini alçaltır››. 
03O 026:046 RAB'bin Sina Dağı'nda Musa aracılığıyla kendisiyle İsrail halkı arasına koyduğu kurallar, ilkeler, yasalar bunlardır. 
03O 027:001 RAB Musaya şöyle dedi: 
03O 027:002 ‹‹İsrail halkına de ki, ‹Eğer bir kimse RABbe birini adamışsa senin biçeceğin değeri ödeyerek adağını yerine getirebilir. 
03O 027:003 Bu değerler şöyle olacak: Yirmi yaşından altmış yaşına kadar erkekler için elli kutsal yerin şekeli gümüş, 
03O 027:004 kadınlar için otuz şekelfş. 
03O 027:005 Beş yaşından yirmi yaşına kadar erkekler için yirmi, kadınlar için on şekel. 
03O 027:006 Bir aylıktan beş yaşına kadar oğlanlar için beşfü, kızlar için üç şekel gümüş. 
03O 027:007 Eğer altmış ya da daha yukarı yaşta iseler, erkekler için on beş, kadınlar için on şekel. 
03O 027:008 Ancak adakta bulunan kişi belirtilen parayı ödeyemeyecek kadar yoksulsa, adadığı kişiyi kâhine götürecek; kâhin adakta bulunan kişinin ödeme gücüne göre ona değer biçecektir. 
03O 027:009 ‹‹ ‹RABbe sunulacak adak Ona sunu olarak sunulabilecek hayvanlardan biriyse, kabul edilecektir. Ona böyle sunulan her hayvan kutsaldır. 
03O 027:010 Adakta bulunan kişi RABbe sunacağı adağı değiştirmemeli. İyisinin yerine kötüsünü ya da kötüsünün yerine iyisini koymamalı. Eğer hayvanı değiştirirse, değiştirilen hayvanların ikisi de kutsal sayılacaktır. 
03O 027:011 Eğer adak RABbe sunulamayacak kirli sayılan hayvanlardan biriyse, kâhine götürülecektir. 
03O 027:012 Hayvan iyi ya da kötü olsun, kâhin ona değer biçecek. Biçilen değer neyse o geçerli olacak. 
03O 027:013 Ama sahibi hayvanı geri almak isterse, kâhinin biçtiği değerin üzerine beşte bir fazlasını katarak ödemelidir. 
03O 027:014 ‹‹ ‹Bir kimse kutsal bir sunu olarak evini RABbe adarsa, evin iyi ya da kötü olduğuna kâhin karar verecektir. Kâhinin biçtiği değer geçerli olacaktır. 
03O 027:015 Eğer kişi adadığı evi geri almak isterse, kâhinin biçtiği değerin üzerine beşte bir fazlasını katarak ödeyecek, böylece ev kendisine kalacaktır. 
03O 027:016 ‹‹ ‹Bir kimse ailesinden kalan tarlanın bir bölümünü RABbe adamak isterse, tarlaya ekilecek tohum miktarına göre değer biçilecektir. Bir homer arpa tohumu ekilebilecek tarlanın değeri elli şekel gümüş olacaktır. 
03O 027:017 Eğer tarlasını özgürlük yılından hemen sonra adarsa, bu fiyat geçerli olacaktır. 
03O 027:018 Eğer özgürlük yılından daha sonra adarsa, kâhin bir sonraki özgürlük yılına kadar geçecek yılların sayısına göre tarlaya değer biçecektir. Tarlanın fiyatı daha düşük olacaktır. 
03O 027:019 Kişi tarlasını geri almak isterse, tarlaya biçilen değerin üzerine beşte bir fazlasını katarak ödeyecek, böylece tarla kendisine kalacaktır. 
03O 027:020 Ama tarlayı geri almadan başka birine satarsa, tarla geri alınamaz. 
03O 027:021 Tarla özgürlük yılında serbest kaldığı zaman, RABbe koşulsuz adanmış bir tarla gibi kutsal sayılacak ve kâhinlere ait olacaktır. 
03O 027:022 ‹‹ ‹Bir kimse ailesinin mülkü olmayan, sonradan satın aldığı bir tarlayı RABbe adarsa, 
03O 027:023 kâhin özgürlük yılına kadar geçecek yıllara göre ona bir değer biçecektir. O gün kişi biçilen değer üzerinden ödeme yapacak ve para RABbe ait olacak, kutsal sayılacaktır. 
03O 027:024 Özgürlük yılında tarla ilk sahibine geri verilecektir. 
03O 027:025 Değer biçilirken kutsal yerin şekeli esas alınacaktır. Bir şekel yirmi geradır. 
03O 027:026 ‹‹ ‹İlk doğan hayvan RABbe aittir. İster sığır, ister davar olsun, kimse onu RABbe adayamaz. Çünkü o RABbindir. 
03O 027:027 Ama ilk doğan hayvan kirli sayılan hayvanlardan biriyse, kişi kâhinin biçeceği değerin beşte bir fazlasını ödeyerek hayvanı geri alabilir. Geri alınmazsa, hayvan biçilen değer üzerinden başka birine satılacaktır. 
03O 027:028 ‹‹ ‹İster insan, ister hayvan, ister aileden kalma tarla olsun, RABbe koşulsuz adanan hiç bir şey satılmayacak ve geri alınmayacaktır. Çünkü RABbe koşulsuz adanan her şey RAB için çok kutsaldır. 
03O 027:029 RABbe koşulsuz adanan insan para karşılığında kurtarılamayacak, kesinlikle öldürülecektir. 
03O 027:030 ‹‹ ‹İster toprağın ürünü, ister ağacın meyvesi olsun, toprakta yetişen her şeyin ondalığı RABbe aittir. RAB için kutsaldır. 
03O 027:031 Kim ondalığının bir bölümünü geri almak isterse, değerinin üzerine beşte bir fazlasını katarak ödemelidir. 
03O 027:032 Bütün sığırlarla davarların ondalığı, sayımda çoban değneğinin altından geçen her onuncu hayvan RAB için kutsal sayılacaktır. 
03O 027:033 Hayvan sahibi hayvanları iyi, kötü diye ayırmayacak, birini öbürüyle değiştirmeyecektir. Değiştirirse, değiştirilen hayvanların ikisi de kutsal sayılacak ve karşılığı ödenip geri alınamayacaktır.› ›› 
03O 027:034 RAB'bin Sina Dağı'nda İsrail halkı için Musa'ya bildirdiği buyruklar bunlardır. 
04O 001:001 İsraillilerin Mısırdan çıkışının ikinci yılı, ikinci ayın birinci günü RAB Sina Çölünde, Buluşma Çadırında Musaya şöyle seslendi: 
04O 001:002 -3 35200 ‹‹Sen ve Harun İsrail topluluğunun bütün boylarıyla ailelerinin sayımını yapın. Bütün erkekleri bir bir sayıp adlarını yazın. İsraillilerden savaşabilecek durumda yirmi ve daha yukarı yaştaki bütün erkekleri sayıp bölüklere ayırın. 
04O 001:004 Size yardım etmek için yanınızda her oymaktan birer adam bulunsun; bu kişiler aile başı olmalı. 
04O 001:005 Size yardımcı olacak adamların adları şunlardır: (bkz. Çık.33:7-10). ‹‹Ruben oymağından: Şedeur oğlu Elisur, 
04O 001:006 Şimon oymağından: Surişadday oğlu Şelumiel, 
04O 001:007 Yahuda oymağından: Amminadav oğlu Nahşon, 
04O 001:008 İssakar oymağından: Suar oğlu Netanel, 
04O 001:009 Zevulun oymağından: Helon oğlu Eliav, 
04O 001:010 Yusufoğullarından Efrayim oymağından: Ammihut oğlu Elişama, Manaşşe oymağından: Pedahsur oğlu Gamliel, 
04O 001:011 Benyamin oymağından: Gidoni oğlu Avidan, 
04O 001:012 Dan oymağından: Ammişadday oğlu Ahiezer, 
04O 001:013 Aşer oymağından: Okran oğlu Pagiel, 
04O 001:014 Gad oymağından: Deuel oğlu Elyasaf, 
04O 001:015 Naftali oymağından: Enan oğlu Ahira.›› 
04O 001:016 Bunlar İsrail topluluğundan atanmış adamlardı; atalarının soyundan gelen oymak önderleri, İsrailin boy başlarıydı. 
04O 001:017 Musayla Harun adları bildirilen bu adamları getirttiler. 
04O 001:018 -19 35350 RABbin buyruğu uyarınca ikinci ayın birinci günü bütün halkı topladılar. Yirmi ve daha yukarı yaştakileri boylarına, ailelerine göre birer birer sayıp adlarını yazdılar. Böylece Musa Sina Çölünde halkın sayımını yaptı. 
04O 001:020 İsrailin ilk oğlu Rubenin soyundan olanlar: Savaşabilecek durumda yirmi ve daha yukarı yaştaki bütün erkekler bağlı oldukları boy ve aileye göre adlarıyla birer birer kayda geçirildi. 
04O 001:021 Ruben oymağından sayılanlar 46 500 kişiydi. 
04O 001:022 Şimonun soyundan olanlar: Savaşabilecek durumda yirmi ve daha yukarı yaştaki bütün erkekler bağlı oldukları boy ve aileye göre adlarıyla birer birer belirlenip kayda geçirildi. 
04O 001:023 Şimon oymağından sayılanlar 59 300 kişiydi. 
04O 001:024 Gadın soyundan olanlar: Savaşabilecek durumda yirmi ve daha yukarı yaştakiler bağlı oldukları boy ve aileye göre adlarıyla kayda geçirildi. 
04O 001:025 Gad oymağından sayılanlar 45 650 kişiydi. 
04O 001:026 Yahudanın soyundan olanlar: Savaşabilecek durumda yirmi ve daha yukarı yaştakiler bağlı oldukları boy ve aileye göre adlarıyla kayda geçirildi. 
04O 001:027 Yahuda oymağından sayılanlar 74 600 kişiydi. 
04O 001:028 İssakarın soyundan olanlar: Savaşabilecek durumda yirmi ve daha yukarı yaştakiler bağlı oldukları boy ve aileye göre adlarıyla kayda geçirildi. 
04O 001:029 İssakar oymağından sayılanlar 54 400 kişiydi. 
04O 001:030 Zevulunun soyundan olanlar: Savaşabilecek durumda yirmi ve daha yukarı yaştakiler bağlı oldukları boy ve aileye göre adlarıyla kayda geçirildi. 
04O 001:031 Zevulun oymağından sayılanlar 57 400 kişiydi. 
04O 001:032 Yusufoğullarından, Efrayim soyundan olanlar: Savaşabilecek durumda yirmi ve daha yukarı yaştakiler bağlı oldukları boy ve aileye göre adlarıyla kayda geçirildi. 
04O 001:033 Efrayim oymağından sayılanlar 40 500 kişiydi. 
04O 001:034 Manaşşenin soyundan olanlar: Savaşabilecek durumda yirmi ve daha yukarı yaştakiler bağlı oldukları boy ve aileye göre adlarıyla kayda geçirildi. 
04O 001:035 Manaşşe oymağından sayılanlar 32 200 kişiydi. 
04O 001:036 Benyaminin soyundan olanlar: Savaşabilecek durumda yirmi ve daha yukarı yaştakiler bağlı oldukları boy ve aileye göre adlarıyla kayda geçirildi. 
04O 001:037 Benyamin oymağından sayılanlar 35 400 kişiydi. 
04O 001:038 Danın soyundan olanlar: Savaşabilecek durumda yirmi ve daha yukarı yaştakiler bağlı oldukları boy ve aileye göre adlarıyla kayda geçirildi. 
04O 001:039 Dan oymağından sayılanlar 62 700 kişiydi. 
04O 001:040 Aşerin soyundan olanlar: Savaşabilecek durumda yirmi ve daha yukarı yaştakiler bağlı oldukları boy ve aileye göre adlarıyla kayda geçirildi. 
04O 001:041 Aşer oymağından sayılanlar 41 500 kişiydi. 
04O 001:042 Naftalinin soyundan olanlar: Savaşabilecek durumda yirmi ve daha yukarı yaştakiler bağlı oldukları boy ve aileye göre adlarıyla kayda geçirildi. 
04O 001:043 Naftali oymağından sayılanlar 53 400 kişiydi. 
04O 001:044 Musa, Harun ve İsrailin on iki önderi tarafından sayılanlar bunlardı. Her önder bağlı olduğu aileyi temsil ediyordu. 
04O 001:045 İsrailde savaşabilecek durumda yirmi ve daha yukarı yaştakilerin tümü bağlı oldukları aileye göre sayıldılar. 
04O 001:046 Sayılanların toplamı 603 550 kişiydi. 
04O 001:047 Ne var ki, Levi oymağından olanlar öbürleriyle birlikte sayılmadı. 
04O 001:048 Çünkü RAB Musaya şöyle demişti: 
04O 001:049 ‹‹Ancak Levi oymağını sayma, öbür İsrailliler arasında yaptığın sayıma onları katma. 
04O 001:050 Levilileri Levha Sandığının bulunduğu konuttan, eşyalardan ve konuta ait her şeyden sorumlu kıl. Konutu ve bütün eşyalarını onlar taşısın; konutun bakımını onlar yapsın, çevresinde ordugah kursun. 
04O 001:051 Konut taşınırken onu Levililer toplayacak; konaklanacağı zaman da onlar kuracak. Levililer dışında konuta yaklaşan ölüm cezasına çarptırılacak. 
04O 001:052 İsrailliler çadırlarını bölükler halinde kuracaklar. Herkes kendi ordugahında, kendi sancağının altında bulunacak. 
04O 001:053 Ancak İsrail topluluğunun RABbin öfkesine uğramaması için Levililer Levha Sandığının bulunduğu konutun çevresinde konaklayacak ve konuta bekçilik edecekler.›› 
04O 001:054 İsrailliler bütün bunları tam tamına RAB'bin Musa'ya buyurduğu gibi yaptılar. 
04O 002:001 -2 35710 RAB Musayla Haruna, ‹‹İsrailliler sancaklarının altında, aile bayraklarıyla Buluşma Çadırından biraz ötede çepeçevre konaklasın›› dedi. 
04O 002:003 Doğuda, gündoğusunda konaklayan bölükler Yahuda ordugahının sancağına bağlı olacak. Yahudaoğullarının önderi Amminadav oğlu Nahşon olacak. 
04O 002:004 Bölüğünün sayısı 74 600 kişiydi. 
04O 002:005 İssakar oymağı onların bitişiğinde konaklayacak. İssakaroğullarının önderi Suar oğlu Netanel olacak. 
04O 002:006 Bölüğünün sayısı 54 400 kişiydi. 
04O 002:007 Sonra Zevulun oymağı konaklayacak. Zevulunoğullarının önderi Helon oğlu Eliav olacak. 
04O 002:008 Bölüğünün sayısı 57 400 kişiydi. 
04O 002:009 Yahuda ordugahına ayrılan bölüklerdeki adam sayısı 186 400 kişiydi. Yola ilk çıkacak olanlar bunlardı. 
04O 002:010 Güneyde Ruben ordugahının sancağı dikilecek, Rubene bağlı bölükler orada konaklayacak. Rubenoğullarının önderi Şedeur oğlu Elisur olacak. 
04O 002:011 Bölüğünün sayısı 46 500 kişiydi. 
04O 002:012 Şimon oymağı onların bitişiğinde konaklayacak. Şimonoğullarının önderi Surişadday oğlu Şelumiel olacak. 
04O 002:013 Bölüğünün sayısı 59 300 kişiydi. 
04O 002:014 Sonra Gad oymağı konaklayacak. Gadoğullarının önderi Deuel oğlu Elyasaf olacak. 
04O 002:015 Bölüğünün sayısı 45 650 kişiydi. 
04O 002:016 Ruben ordugahına ayrılan bölüklerdeki adam sayısı 151 450 kişiydi. İkinci sırada yola çıkacak olanlar bunlardı. 
04O 002:017 Buluşma Çadırı ve Levililerin ordugahı göç sırasında öbür ordugahların ortasında yola çıkacak. Herkes konakladığı düzende kendi sancağı altında göç edecek. 
04O 002:018 Batıda Efrayim ordugahının sancağı dikilecek, Efrayime bağlı bölükler orada konaklayacak. Efrayimoğullarının önderi Ammihut oğlu Elişama olacak. 
04O 002:019 Bölüğünün sayısı 40 500 kişiydi. 
04O 002:020 Manaşşe oymağı onlara bitişik olacak. Manaşşeoğullarının önderi Pedahsur oğlu Gamliel olacak. 
04O 002:021 Bölüğünün sayısı 32 200 kişiydi. 
04O 002:022 Sonra Benyamin oymağı konaklayacak. Benyaminoğullarının önderi Gidoni oğlu Avidan olacak. 
04O 002:023 Bölüğünün sayısı 35 400 kişiydi. 
04O 002:024 Efrayim ordugahına ayrılan bölüklerdeki adam sayısı 108 100 kişiydi. Üçüncü olarak bunlar yola çıkacak. 
04O 002:025 Kuzeyde Dan ordugahının sancağı dikilecek, Dana bağlı bölükler orada konaklayacak. Danoğullarının önderi Ammişadday oğlu Ahiezer olacak. 
04O 002:026 Bölüğünün sayısı 62 700 kişiydi. 
04O 002:027 Aşer oymağı onların bitişiğinde konaklayacak. Aşeroğullarının önderi Okran oğlu Pagiel olacak. 
04O 002:028 Bölüğünün sayısı 41 500 kişiydi. 
04O 002:029 Sonra Naftali oymağı konaklayacak. Naftalioğullarının önderi Enan oğlu Ahira olacak. 
04O 002:030 Bölüğünün sayısı 53 400 kişiydi. 
04O 002:031 Dan ordugahına ayrılan adamların sayısı 157 600 kişiydi. Kendi sancakları altında en son onlar yola çıkacak. 
04O 002:032 Ailelerine göre sayılan İsrailliler bunlardı. Ordugahlardaki bütün bölüklerin toplamı 603 550 kişiydi. 
04O 002:033 RABbin Musaya verdiği buyruk uyarınca Levililer öbür İsraillilerle birlikte sayılmadı. 
04O 002:034 Böylece İsrailliler RAB'bin Musa'ya buyurduğu gibi yaptılar. Sancakları altında ordugah kurdular. Göç ederken de herkes boyu ve ailesiyle birlikte yola çıktı. 
04O 003:001 RAB Sina Dağında Musaya seslendiği sırada Harunla Musanın çocukları şunlardı. 
04O 003:002 Harunun oğulları: İlk oğlu Nadav, Avihu, Elazar, İtamar. 
04O 003:003 Harunun kâhin atanıp meshedilen oğulları bunlardı. 
04O 003:004 Nadavla Avihu Sina Çölünde RABbin önünde kurallara aykırı bir ateş sunarken öldüler. Oğulları yoktu. Elazarla İtamar babaları Harunun yanında kâhinlik ettiler. Tanrıya kurban sunmak gibi dinsel işlerle uğraşan görevli. Kâhinin büyücülük, falcılık, sihirbazlık, gaipten haber vermek gibi işlerle uğraşması söz konusu değildi. Bu uygulamalar Yas.18:9-14 ayetlerinde yasaklanmıştır. 
04O 003:005 RAB Musaya şöyle dedi: 
04O 003:006 ‹‹Kâhin Haruna yardım etmek üzere Levi oymağını çağırıp görevlendir. 
04O 003:007 Buluşma Çadırında Harunla bütün topluluk adına konutla ilgili hizmeti yürütsünler. 
04O 003:008 Buluşma Çadırındaki bütün eşyalardan sorumlu olacak, İsrailliler adına konuta ilişkin hizmeti yerine getirecekler. 
04O 003:009 Levilileri Harunla oğullarının hizmetine ver. İsrailliler arasında tümüyle onun hizmetine ayrılanlar onlardır. 
04O 003:010 Kâhinlik görevini sürdürmek üzere Harunla oğullarını görevlendir. Kutsal yere onlardan başka her kim yaklaşırsa öldürülecektir.›› 
04O 003:011 RAB Musaya şöyle dedi: 
04O 003:012 ‹‹İşte İsrailli kadınların doğurduğu ilk erkek çocukların yerine İsrailliler arasından Levilileri seçtim. Onlar benim olacaktır. 
04O 003:013 Çünkü bütün ilk doğanlar benimdir. Mısırda ilk doğanların hepsini yok ettiğim gün, İsrailde insan olsun hayvan olsun bütün ilk doğanları kendime ayırdım. Onlar benim olacak. Ben RABbim.›› 
04O 003:014 RAB Musaya Sina Çölünde şöyle dedi: 
04O 003:015 ‹‹Levioğullarını ailelerine ve boylarına göre say. Bir aylık ve daha yukarı yaştaki her erkeği sayacaksın.›› 
04O 003:016 Böylece Musa RABbin buyruğu uyarınca onları saydı. 
04O 003:017 Levinin oğullarının adları şunlardı: Gerşon, Kehat, Merari. 
04O 003:018 Gerşonun boy başı olan oğulları şunlardı: Livni, Şimi. 
04O 003:019 Kehatın boy başı olan oğulları: Amram, Yishar, Hevron, Uzziel. 
04O 003:020 Merarinin boy başı olan oğulları: Mahli, Muşi. Ailelerine göre Levi boyları bunlardı. 
04O 003:021 Livni ve Şimi boyları Gerşon soyundandı. Gerşon boyları bunlardı. 
04O 003:022 Bir aylık ve daha yukarı yaştaki bütün erkeklerin sayısı 7 500dü. 
04O 003:023 Gerşon boyları batıda konutun arkasında konaklayacaktı. 
04O 003:024 Gerşona bağlı ailelerin önderi Lael oğlu Elyasaftı. 
04O 003:025 Buluşma Çadırında Gerşonoğulları konuttan, çadırın örtüsünden, Buluşma Çadırının girişindeki perdeden, 
04O 003:026 konutla sunağı çevreleyen avlunun perdelerinden, avlunun girişindeki perdeyle iplerden ve bunların kullanımından sorumlu olacaktı. 
04O 003:027 Amram, Yishar, Hevron ve Uzziel boyları Kehat soyundandı. Kehat boyları bunlardı. 
04O 003:028 Bir aylık ve daha yukarı yaştaki bütün erkeklerin sayısı 8 600dü. Bunlar kutsal yerden sorumluydular. 
04O 003:029 Kehat boyları konutun güney yanında konaklayacaktı. 
04O 003:030 Kehat boylarına bağlı ailelerin önderi Uzziel oğlu Elisafandı. 
04O 003:031 Kehatlılar Antlaşma Sandığından, masayla kandillikten, sunaklardan, kutsal yerin eşyalarından, perdeden ve bunların kullanımından sorumlu olacaktı. 
04O 003:032 Levili önderlerin başı Kâhin Harunun oğlu Elazar olacak, kutsal yerden sorumlu olanları o yönetecekti. 
04O 003:033 Mahli ve Muşi boyları Merari soyundandı. Merari boyları bunlardı. 
04O 003:034 Bir aylık ve daha yukarı yaştaki bütün erkeklerin sayısı 6 200dü. 
04O 003:035 Merari boylarına bağlı ailelerin önderi Avihayil oğlu Surieldi. Merari boyları konutun kuzey yanında konaklayacaktı. 
04O 003:036 Merarioğulları konutun çerçevelerinden, kirişlerinden, direklerinden, tabanlarından, takımlarından ve bunların kullanımından, 
04O 003:037 konutu çevreleyen avlunun direkleriyle tabanlarından, kazıklarıyla iplerinden sorumlu olacaktı. 
04O 003:038 Musa, Harun ve oğulları konutun önünde, gündoğusu yönünde Buluşma Çadırının önünde konaklayacaklardı. İsrailliler adına kutsal yerin bakımından sorumlu olacaklardı. Kutsal yere başka her kim yaklaşırsa öldürülecekti. 
04O 003:039 RABbin buyruğu uyarınca Musayla Harunun Levili boylardan saydıkları bir aylık ve daha yukarı yaştaki bütün erkeklerin sayısı 22 000di. 
04O 003:040 Sonra RAB Musaya, ‹‹İsraillilerin bir aylık ve daha yukarı yaştaki ilk doğan bütün erkeklerini say, adlarını yaz›› dedi, 
04O 003:041 ‹‹İsraillilerin bütün ilk doğanlarının yerine Levilileri, yine İsraillilerin ilk doğan hayvanlarının yerine Levililerin hayvanlarını bana ayır. Ben RABbim.›› 
04O 003:042 Böylece Musa, RABbin buyurduğu gibi, İsrailliler arasında ilk doğanların tümünü saydı. 
04O 003:043 Adlarıyla yazılan, ilk doğan bir aylık ve daha yukarı yaştaki erkeklerin sayısı 22 273tü. 
04O 003:044 RAB Musaya şöyle dedi: 
04O 003:045 ‹‹İsraillilerin ilk doğanları yerine Levilileri, hayvanları yerine de Levililerin hayvanlarını ayır. Levililer benim olacak. Ben RABbim. 
04O 003:046 İsraillilerin ilk doğanlarından olup Levililerin sayısını aşan 273 kişi için bedel alacaksın. 
04O 003:047 Adam başına beşer şekelfç al. Kutsal yerin yirmi geradan oluşan şekelini ölçü tut. 
04O 003:048 Levililerin sayısını aşanlardan bedel olarak alınan parayı Harunla oğullarına ver.›› 
04O 003:049 Böylece Musa, bedeli Levililer olanların sayısını aşan İsraillilerden bedel parasını aldı. 
04O 003:050 İsraillilerin ilk doğanlarından 1 365 kutsal yerin şekeli aldı. 
04O 003:051 RAB'bin sözü uyarınca, RAB'bin kendisine buyurduğu gibi, bedel parasını Harun'la oğullarına verdi. 
04O 004:001 -2 36550 RAB Musayla Haruna, ‹‹Levi oymağında Kehatoğullarına bağlı boy ve aileler arasında sayım yapın›› dedi, 
04O 004:003 ‹‹Buluşma Çadırında hizmet etmeye gelen otuz ile elli yaş arasındaki adamların hepsini sayın. da gelebilir. Aynı ifade şu ayetlerde geçiyor: 4:23,30,34-35,38- 39,42-43 ve 8:24,25. 
04O 004:004 ‹‹Kehatoğullarının Buluşma Çadırındaki görevi şudur: En kutsal eşyaları taşımak. 
04O 004:005 Ordugah taşınacağı zaman Harunla oğulları gelip bölme perdesini indirecekler ve Levha Sandığını bununla örtecekler. 
04O 004:006 Sonra üzerine deri bir örtü geçirecek, üstüne de salt lacivert bir bez serecek, sırıklarını yerine koyacaklar. 
04O 004:007 ‹‹Kutsal masanın üzerine lacivert bir bez serip üzerine tabakları, sahanları, tasları, dökmelik sunu testilerini koyacaklar. Masada sürekli ekmek bulunmasını sağlayacaklar. 
04O 004:008 Bunların üzerine kırmızı bir bez serip deri bir örtüyle örtecek, sırıklarını yerine koyacaklar. 
04O 004:009 ‹‹Işık veren kandilliği, kandillerini, fitil maşalarını, tablalarını ve zeytinyağı için kullanılan kaplarını lacivert bir bezle örtecekler. 
04O 004:010 Kandillikle takımlarını deri bir örtüye sarıp sedyenin üzerine koyacaklar. 
04O 004:011 ‹‹Altın sunağın üzerine lacivert bir bez serip üzerine deri bir örtü örtecek, sırıklarını yerine koyacaklar. 
04O 004:012 Kutsal yerde kullanılan bütün eşyaları lacivert bir beze sarıp deri bir örtüyle örtecek, sedyenin üzerine koyacaklar. 
04O 004:013 Sunaktan yağı, külü kaldıracak, sunağı mor bir bezle örtecekler. 
04O 004:014 Sonra üzerine hizmet için kullanılan bütün takımları, ateş kaplarını, büyük çatalları, kürekleri, çanakları yerleştirip deri bir örtüyle örtecek, sırıklarını yerine koyacaklar. 
04O 004:015 ‹‹Ordugah başka yere taşınırken Harunla oğulları kutsal yere ait bütün eşyaları ve takımları örtmeyi bitirdikten sonra, Kehatoğulları onları taşımaya gelecekler. Ölmemek için kutsal eşyalara dokunmayacaklar. Buluşma Çadırındaki bu eşyaların taşınması Kehatoğullarının sorumluluğu altındadır. 
04O 004:016 ‹‹Kâhin Harun oğlu Elazar ışık için zeytinyağından, güzel kokulu buhurdan, günlük tahıl sunusundan ve mesh yağından -konuttan ve içindeki her şeyden- kutsal yerle eşyalarından sorumlu olacaktır.›› 
04O 004:017 RAB Musayla Haruna şöyle dedi: 
04O 004:018 ‹‹Kehat boylarının Levililerin arasından yok olmasına yol açmayın. 
04O 004:019 En kutsal eşyalara yaklaşınca ölmemeleri için şöyle yapın: Harunla oğulları kutsal yere girecek, her adamı göreceği işe atayıp ne taşıyacağını bildirecek. 
04O 004:020 Ancak Kehatoğulları içeri girip bir an bile kutsal eşyalara bakmamalı, yoksa ölürler.›› 
04O 004:021 RAB Musaya şöyle dedi: 
04O 004:022 ‹‹Gerşonoğullarını da boylarına, ailelerine göre say. 
04O 004:023 Buluşma Çadırındaki işlerde çalışabilecek otuz ile elli yaş arasındaki bütün erkekleri say. 
04O 004:024 ‹‹Hizmet etmek ve yük taşımak konusunda Gerşon boylarının sorumluluğu şudur: 
04O 004:025 -26 36780 Konutun perdelerini, Buluşma Çadırını ve örtüsünü, üzerindeki deri örtüyü, Buluşma Çadırının girişindeki perdeyi, konutla sunağı çevreleyen avlunun perdelerini, girişindeki perdeyi, ipleri ve bu amaçla kullanılan bütün eşyaları taşıyacaklar. Bu konuda gereken her şeyi Gerşonoğulları yapacak. 
04O 004:027 Yapacakları bütün hizmetler -yük taşıma ya da başka bir iş- Harunla oğullarının yönetimi altında yapılacaktır. Taşıyacakları yükten Gerşonoğullarını sorumlu tutacaksınız. 
04O 004:028 Gerşon boylarının Buluşma Çadırıyla ilgili görevi budur. Kâhin Harun oğlu İtamarın yönetimi altında hizmet edecekler.›› 
04O 004:029 ‹‹Boylarına ve ailelerine göre Merarioğullarını say. 
04O 004:030 Buluşma Çadırındaki işlerde çalışabilecek otuz ile elli yaş arasındaki bütün erkekleri say. 
04O 004:031 Buluşma Çadırında hizmet ederken şunları yapacaklar: Konutun çerçevelerini, kirişlerini, direklerini, tabanlarını, 
04O 004:032 çadırı çevreleyen avlunun direkleriyle tabanlarını, kazıklarını, iplerini ve bunların kullanımıyla ilgili bütün eşyaları taşıyacaklar. Herkesi yapacağı belirli işe ata. 
04O 004:033 Merari boylarının Buluşma Çadırıyla ilgili görevi budur. Kâhin Harun oğlu İtamarın yönetimi altında hizmet edecekler.›› 
04O 004:034 -35 36860 Musa, Harun ve topluluğun önderleri, boylarına ve ailelerine göre Kehatoğullarını, Buluşma Çadırındaki işlerde çalışabilecek otuz ile elli yaş arasındaki bütün erkekleri saydılar. 
04O 004:036 Boylarına göre sayılanlar 2 750 kişiydi. 
04O 004:037 Buluşma Çadırında hizmet gören Kehat boylarından sayılanlar bunlardı. RABbin Musaya verdiği buyruk uyarınca Musayla Harun onları saydılar. 
04O 004:038 -39 36890 Gerşonoğullarından boylarına ve ailelerine göre Buluşma Çadırındaki işlerde çalışabilecek otuz ile elli yaş arasındaki bütün erkekleri saydılar. 
04O 004:040 Boylarına ve ailelerine göre sayılanlar 2 630 kişiydi. 
04O 004:041 Buluşma Çadırında hizmet gören Gerşon boylarından sayılanlar bunlardı. RABbin buyruğu uyarınca Musayla Harun onları saydılar. 
04O 004:042 -43 36920 Merari boylarına ve ailelerine göre Buluşma Çadırındaki işlerde çalışabilecek otuz ile elli yaş arasındaki bütün erkekleri saydılar. 
04O 004:044 Boylarına göre sayılanlar 3 200 kişiydi. 
04O 004:045 Buluşma Çadırında hizmet gören Merari boylarından sayılanlar bunlardı. RABbin Musaya verdiği buyruk uyarınca Musayla Harun onları saydılar. 
04O 004:046 -47 36950 Böylece Musa, Harun ve İsrail önderleri, boylarına ve ailelerine göre Levilileri, Buluşma Çadırında hizmet gören ve yük taşıma işini yapan otuz ile elli yaş arasındaki bütün erkekleri saydılar. 
04O 004:048 Sayılanlar 8 580 kişiydi. 
04O 004:049 RAB'bin Musa'ya verdiği buyruk uyarınca, herkes yapacağı hizmete ve taşıyacağı yüke göre atandı. Böylece RAB'bin Musa'ya verdiği buyruk uyarınca yazıldılar. 
04O 005:001 RAB Musaya şöyle dedi: 
04O 005:002 ‹‹İsrail halkına de ki, deri hastalığı veya akıntısı olan ya da ölüye dokunduğundan kirli sayılan herkesi ordugahın dışına çıkarsınlar. 
04O 005:003 Erkeği de kadını da çıkaracaksınız. Aralarında yaşadığım ordugahlarını kirletmemeleri için onları ordugahın dışına çıkaracaksınız.›› 
04O 005:004 İsrail halkı denileni yaparak RABbin Musaya buyurduğu gibi onları ordugahın dışına çıkardı. 
04O 005:005 RAB Musaya şöyle dedi: 
04O 005:006 ‹‹İsrail halkına de ki, ‹Bir erkek ya da kadın, insanın işleyebileceği günahlardan birini işler, RABbe ihanet ederse o kişi suçlu sayılır. 
04O 005:007 İşlediği günahı itiraf etmeli. Karşılığını, beşte birini üzerine ekleyerek suç işlediği kişiye ödeyecek. 
04O 005:008 Eğer kişinin işlenen suçun karşılığını alacak bir yakını yoksa, suçun karşılığı RABbe ait olacak. Günahın bağışlanması için sunulan bağışlamalık koçla birlikte suçun karşılığı da kâhine verilecek. 
04O 005:009 İsrail halkının kâhine sunduğu kutsal armağanların bağış kısımları kâhinin olacak. 
04O 005:010 Herkesin kendine ayırdığı sunular kendinin, ama kâhine verdikleri kâhinin olacaktır.› ›› 
04O 005:011 RAB Musaya şöyle dedi: 
04O 005:012 ‹‹İsrail halkına de ki, ‹Eğer bir adamın karısı yoldan çıkar, ona ihanet eder, 
04O 005:013 başka bir adamla yatar, kirlendiği halde bu olayı kocasından gizlerse ve tanık olmadığı için kadının yaptığı ortaya çıkmazsa, 
04O 005:014 koca karısını kıskanır, ona karşı yüreğinde kuşku uyanırsa, kadın suçluysa ya da suçlu olmadığı halde kocası onu kıskanır, ona karşı yüreğinde kuşku uyanırsa, 
04O 005:015 adam karısını kâhine götürecek. Karısı için sunu olarak onda bir efa arpa unufı alacak. Üzerine zeytinyağı dökmeyecek, günnük koymayacak. Çünkü bu kıskançlık sunusudur. Suçu anımsatan anımsatma sunusudur. 
04O 005:016 ‹‹ ‹Kâhin kadını öne çağırıp RABbin önünde durmasını sağlayacak. 
04O 005:017 Sonra, toprak bir kabın içine kutsal su koyacak. Konutun kurulu olduğu yerden biraz toprak alıp suya katacak. 
04O 005:018 Kadını RABbin önünde durdurduktan sonra onun saçını açacak, anımsatma sunusu, yani kıskançlık sunusunu eline verecek. Kendisi de lanet getiren acı suyu elinde tutacak. 
04O 005:019 Sonra kadına ant içirtip şöyle diyecek: Eğer başka bir adam seninle yatmadıysa, kocanla evliyken yoldan çıkıp günah işlemediysen, lanet getiren bu acı su sana zarar vermesin. 
04O 005:020 Ama kocanla evliyken yoldan çıkıp başka biriyle yatarak günah işlediysen 
04O 005:021 -kâhin kadına lanet andı içirtip şöyle diyecek- RAB sana eriyen kalça, şişen karın versin. RAB halkın arasında seni lanetli ve iğrenç duruma düşürsün. 
04O 005:022 Lanet getiren bu su karnına girince karnını şişirsin, kalçanı eritsin. ‹‹ ‹O zaman kadın, Amin, amin, diyecek. 
04O 005:023 ‹‹ ‹Kâhin bu lanetleri bir kitaba yazıp acı suda yıkayacak. 
04O 005:024 Lanet getiren acı suyu kadına içirecek. Su kadının içine girince acılık verecek. 
04O 005:025 Kâhin kadının elinden kıskançlık sunusunu alacak, RABbin huzurunda salladıktan sonra sunağa getirecek. 
04O 005:026 Kadının anma payı olarak sunudan bir avuç alıp sunakta yakacak. Sonra kadına suyu içirecek. 
04O 005:027 Eğer kadın kocasına ihanet etmiş, kendini kirletmişse, lanet getiren suyu içince acı duyacak; karnı şişip kalçası eriyecek. Halkı arasında lanetli olacak. 
04O 005:028 Ama kendini kirletmemişse, temizse, zarar görmeyecek, çocuk doğurabilecek. 
04O 005:029 ‹‹ ‹Kıskançlık yasası budur. Bir kadın yoldan çıkar, kocasıyla evliyken kendini kirletirse, 
04O 005:030 ya da bir koca karısını kıskanır, ona karşı yüreğinde kuşku uyanırsa, kâhin kadını RABbin önünde durduracak, bu yasayı ona uygulayacak. 
04O 005:031 Kocası herhangi bir suçtan suçsuz sayılacak, kadınsa suçunun cezasını çekecek.› ›› 
04O 006:001 RAB Musaya şöyle dedi: 
04O 006:002 ‹‹İsrail halkına de ki, ‹Eğer bir erkek ya da kadın RABbe adanmış kişi olarak RABbe özel bir adak adamak, kendini RABbe adamak isterse, 
04O 006:003 şaraptan ya da herhangi bir içkiden kaçınacak, şaraptan ya da başka içkilerden yapılmış sirke içmeyecek. Üzüm suyu da içmeyecek. Yaş ya da kuru üzüm yemeyecek. 
04O 006:004 RABbe adanmışlığı süresince çekirdekten kabuğuna dek asmanın ürününden hiçbir şey yemeyecek. 
04O 006:005 ‹‹ ‹RABbe adanmışlığı süresince başına ustura değmeyecek. Kendini RABbe adadığı günler tamamlanıncaya dek kutsal olacak, saçını uzatacak. 
04O 006:006 Kendini RABbe adadığı günler boyunca ölüye yaklaşmayacak. 
04O 006:007 Annesi, babası, erkek ya da kız kardeşi ölse bile onlar için kendini kirletmeyecek. Çünkü kendini Tanrısına adama simgesi başı üzerindedir. 
04O 006:008 Adanmışlığı süresince RAB için kutsal olacaktır. 
04O 006:009 ‹‹ ‹Eğer ansızın yanında biri ölür, adamış olduğu başını kirletirse, temizlendiği gün, yedinci gün saçını tıraş edecek. 
04O 006:010 Sekizinci gün Buluşma Çadırının giriş bölümünde kâhine iki kumru ya da iki güvercin sunacak. 
04O 006:011 Kâhin birini günah sunusu, öbürünü yakmalık sunu olarak sunacak. Böylece ölünün yanında bulunmakla kirlenen adam arınacak. O gün başını yeniden adayacak. 
04O 006:012 Adanmışlığı süresince kendini RABbe yeniden adayacak. Suç sunusu olarak bir yaşında bir erkek kuzu getirecek. Önceki günler sayılmayacak, çünkü adanmışlığı kirlenmiş sayıldı. 
04O 006:013 ‹‹ ‹Adanmış kişi için yasa şudur: Kendini adamış olduğu günler tamamlanınca, Buluşma Çadırının giriş bölümüne getirilecek. 
04O 006:014 Orada RABbe sunularını sunacak: Yakmalık sunu için bir yaşında kusursuz bir erkek kuzu, günah sunusu olarak bir yaşında kusursuz bir dişi kuzu, esenlik sunusu için kusursuz bir koç, 
04O 006:015 tahıl sunusu ve dökmelik sunularla birlikte bir sepet mayasız ekmek, ince undan zeytinyağıyla yoğrulmuş pideler, üzerine yağ sürülmüş mayasız yufkalar. 
04O 006:016 ‹‹ ‹Kâhin bunları günah sunusu ve yakmalık sunu olarak RABbin önünde sunacak. 
04O 006:017 Esenlik kurbanı olarak da koçu mayasız ekmek sepetiyle birlikte RABbe sunacak. İlgili tahıl ve dökmelik sunuları da sunacak. 
04O 006:018 ‹‹ ‹Sonra adanmış kişi Buluşma Çadırının giriş bölümünde adadığı saçını tıraş edecek, saçını alıp esenlik kurbanının altındaki ateşe koyacak. 
04O 006:019 ‹‹ ‹Adanmış kişi adadığı saçını tıraş ettikten sonra, kâhin koçun haşlanmış budunu, sepetten alacağı mayasız pide ve mayasız yufkayla birlikte adanmış kişinin eline koyacak. 
04O 006:020 Sonra sallamalık sunu olarak RABbin huzurunda bunları sallayacak. Bunlar sallanan döş ve bağış olarak sunulan butla birlikte kutsaldır, kâhin için ayrılacaktır. Bundan sonra adanmış kişi şarap içebilir. 
04O 006:021 ‹‹ ‹Adak adayan adanmış kişiyle ilgili yasa budur. RABbe sunacağı sunu adağı uyarınca olacak. Elinden geldiğince daha fazlasını verebilir. Adanmışlıkla ilgili yasa uyarınca adadığı adağı yerine getirmelidir.› ›› 
04O 006:022 RAB Musaya şöyle dedi: 
04O 006:023 ‹‹Harunla oğullarına de ki, ‹İsrail halkını şöyle kutsayacaksınız. Onlara diyeceksiniz ki, 
04O 006:024 RAB sizi kutsasın<br />Ve korusun; 
04O 006:025 RAB aydın yüzünü size göstersin<br />Ve size lütfetsin; 
04O 006:026 RAB yüzünü size çevirsin<br />Ve size esenlik versin.› 
04O 006:027 ‹‹Böylece kâhinler İsrail halkını adımı anarak kutsayacaklar. Ben de onları kutsayacağım.›› 
04O 007:001 Musa konutu bitirdiği gün onu meshetti. Onu ve içindeki bütün eşyaları, sunağı ve bütün takımlarını da meshedip adadı. 
04O 007:002 -3 37570 Sonra İsrail ileri gelenleri, sayılanlardan sorumlu olan aile ve oymak önderleri armağanlar sundular. RABbe armağan olarak üstü kapalı altı araba ve on iki öküz getirdiler: Her iki önder için bir araba, her önder için bir öküz. Bu armağanları konutun önüne getirdiler. 
04O 007:004 -5 37580 Sonra RAB Musaya, ‹‹Bunları Buluşma Çadırındaki hizmetlerde kullanılmak üzere onlardan alıp yapacakları işe göre Levililere ver›› dedi. 
04O 007:006 Musa arabaları, öküzleri alıp Levililere verdi. 
04O 007:007 Yapacakları işe göre Gerşonoğullarına iki arabayla dört öküz, 
04O 007:008 Merarioğullarına da dört arabayla sekiz öküz verdi. Bunlar Kâhin Harun oğlu İtamarın sorumluluğu altında yapıldı. 
04O 007:009 Kehatoğullarına ise bir şey vermedi. Çünkü onların görevi kutsal eşyaları omuzlarında taşımaktı. 
04O 007:010 Meshedilen sunağın adanması için önderler armağanlarını sunağın önüne getirdiler. 
04O 007:011 Çünkü RAB Musaya, ‹‹Sunağın adanması için her gün bir önder kendi armağanını sunacak›› demişti. 
04O 007:012 Birinci gün Yahuda oymağından Amminadav oğlu Nahşon armağanlarını sundu. 
04O 007:013 Getirdiği armağanlar şunlardı: 130 kutsal yerin şekeli ağırlığında gümüş bir tabak, yetmiş şekel ağırlığında gümüş bir çanak -ikisi de tahıl sunusu için zeytinyağıyla yoğrulmuş ince un doluydu- 
04O 007:014 buhur dolu on şekel ağırlığında altın bir tabak; 
04O 007:015 yakmalık sunu için bir boğa, bir koç, bir yaşında bir erkek kuzu; 
04O 007:016 günah sunusu için bir teke; 
04O 007:017 esenlik kurbanı için iki sığır, beş koç, beş teke, bir yaşında beş kuzu. Amminadav oğlu Nahşonun getirdiği armağanlar bunlardı. 19,25,31,37,43,49,55,61,67,73,79,85 ayetlerinde de geçer. 19,25,31,37,43,49,55,61,67,73,79,85 ayetlerinde de geçer. 20,26,32,38,44,50,56,62,68,74,80,86 ayetlerinde de geçer. 
04O 007:018 İkinci gün İssakar oymağı önderi Suar oğlu Netanel armağanlarını sundu. 
04O 007:019 Getirdiği armağanlar şunlardı: 130 kutsal yerin şekeli ağırlığında gümüş bir tabak, yetmiş şekel ağırlığında gümüş bir çanak -ikisi de tahıl sunusu için zeytinyağıyla yoğrulmuş ince un doluydu- 
04O 007:020 buhur dolu on şekel ağırlığında altın bir tabak; 
04O 007:021 yakmalık sunu için bir boğa, bir koç, bir yaşında bir erkek kuzu; 
04O 007:022 günah sunusu için bir teke; 
04O 007:023 esenlik kurbanı için iki sığır, beş koç, beş teke, bir yaşında beş kuzu. Suar oğlu Netanelin getirdiği armağanlar bunlardı. 
04O 007:024 Üçüncü gün Zevulun oymağı önderi Helon oğlu Eliav armağanlarını sundu. 
04O 007:025 Getirdiği armağanlar şunlardı: 130 kutsal yerin şekeli ağırlığında gümüş bir tabak, yetmiş şekel ağırlığında gümüş bir çanak -ikisi de tahıl sunusu için zeytinyağıyla yoğrulmuş ince un doluydu- 
04O 007:026 buhur dolu on şekel ağırlığında altın bir tabak; 
04O 007:027 yakmalık sunu için bir boğa, bir koç, bir yaşında bir erkek kuzu; 
04O 007:028 günah sunusu için bir teke; 
04O 007:029 esenlik kurbanı için iki sığır, beş koç, beş teke, bir yaşında beş kuzu. Helon oğlu Eliavın getirdiği armağanlar bunlardı. 
04O 007:030 Dördüncü gün Ruben oymağı önderi Şedeur oğlu Elisur armağanlarını sundu. 
04O 007:031 Getirdiği armağanlar şunlardı: 130 kutsal yerin şekeli ağırlığında gümüş bir tabak, yetmiş şekel ağırlığında gümüş bir çanak -ikisi de tahıl sunusu için zeytinyağıyla yoğrulmuş ince un doluydu- 
04O 007:032 buhur dolu on şekel ağırlığında altın bir tabak; 
04O 007:033 yakmalık sunu için bir boğa, bir koç, bir yaşında bir erkek kuzu; 
04O 007:034 günah sunusu için bir teke; 
04O 007:035 esenlik kurbanı için iki sığır, beş koç, beş teke, bir yaşında beş kuzu. Şedeur oğlu Elisurun getirdiği armağanlar bunlardı. 
04O 007:036 Beşinci gün Şimon oymağı önderi Surişadday oğlu Şelumiel armağanlarını sundu. 
04O 007:037 Getirdiği armağanlar şunlardı: 130 kutsal yerin şekeli ağırlığında gümüş bir tabak, yetmiş şekel ağırlığında gümüş bir çanak -ikisi de tahıl sunusu için zeytinyağıyla yoğrulmuş ince un doluydu- 
04O 007:038 buhur dolu on şekel ağırlığında altın bir tabak; 
04O 007:039 yakmalık sunu için bir boğa, bir koç, bir yaşında bir erkek kuzu; 
04O 007:040 günah sunusu için bir teke; 
04O 007:041 esenlik kurbanı için iki sığır, beş koç, beş teke, bir yaşında beş kuzu. Surişadday oğlu Şelumielin getirdiği armağanlar bunlardı. 
04O 007:042 Altıncı gün Gad oymağı önderi Deuel oğlu Elyasaf armağanlarını sundu. 
04O 007:043 Getirdiği armağanlar şunlardı: 130 kutsal yerin şekeli ağırlığında gümüş bir tabak, yetmiş şekel ağırlığında gümüş bir çanak -ikisi de tahıl sunusu için zeytinyağıyla yoğrulmuş ince un doluydu- 
04O 007:044 buhur dolu on şekel ağırlığında altın bir tabak; 
04O 007:045 yakmalık sunu için bir boğa, bir koç, bir yaşında bir erkek kuzu; 
04O 007:046 günah sunusu için bir teke; 
04O 007:047 esenlik kurbanı için iki sığır, beş koç, beş teke, bir yaşında beş kuzu. Deuel oğlu Elyasafın getirdiği armağanlar bunlardı. 
04O 007:048 Yedinci gün Efrayim oymağı önderi Ammihut oğlu Elişama armağanlarını sundu. 
04O 007:049 Getirdiği armağanlar şunlardı: 130 kutsal yerin şekeli ağırlığında gümüş bir tabak, yetmiş şekel ağırlığında gümüş bir çanak -ikisi de tahıl sunusu için zeytinyağıyla yoğrulmuş ince un doluydu- 
04O 007:050 buhur dolu on şekel ağırlığında altın bir tabak; 
04O 007:051 yakmalık sunu için bir boğa, bir koç, bir yaşında bir erkek kuzu; 
04O 007:052 günah sunusu için bir teke; 
04O 007:053 esenlik kurbanı için iki sığır, beş koç, beş teke, bir yaşında beş kuzu. Ammihut oğlu Elişamanın getirdiği armağanlar bunlardı. 
04O 007:054 Sekizinci gün Manaşşe oymağı önderi Pedahsur oğlu Gamliel armağanlarını sundu. 
04O 007:055 Getirdiği armağanlar şunlardı: 130 kutsal yerin şekeli ağırlığında gümüş bir tabak, yetmiş şekel ağırlığında gümüş bir çanak -ikisi de tahıl sunusu için zeytinyağıyla yoğrulmuş ince un doluydu- 
04O 007:056 buhur dolu on şekel ağırlığında altın bir tabak; 
04O 007:057 yakmalık sunu için bir boğa, bir koç, bir yaşında bir erkek kuzu; 
04O 007:058 günah sunusu için bir teke; 
04O 007:059 esenlik kurbanı için iki sığır, beş koç, beş teke, bir yaşında beş kuzu. Pedahsur oğlu Gamlielin getirdiği armağanlar bunlardı. 
04O 007:060 Dokuzuncu gün Benyamin oymağı önderi Gidoni oğlu Avidan armağanlarını sundu. 
04O 007:061 Getirdiği armağanlar şunlardı: 130 kutsal yerin şekeli ağırlığında gümüş bir tabak, yetmiş şekel ağırlığında gümüş bir çanak -ikisi de tahıl sunusu için zeytinyağıyla yoğrulmuş ince un doluydu- 
04O 007:062 buhur dolu on şekel ağırlığında altın bir tabak; 
04O 007:063 yakmalık sunu için bir boğa, bir koç, bir yaşında bir erkek kuzu; 
04O 007:064 günah sunusu için bir teke; 
04O 007:065 esenlik kurbanı için iki sığır, beş koç, beş teke, bir yaşında beş kuzu. Gidoni oğlu Avidanın getirdiği armağanlar bunlardı. 
04O 007:066 Onuncu gün Dan oymağı önderi Ammişadday oğlu Ahiezer armağanlarını sundu. 
04O 007:067 Getirdiği armağanlar şunlardı: 130 kutsal yerin şekeli ağırlığında gümüş bir tabak, yetmiş şekel ağırlığında gümüş bir çanak -ikisi de tahıl sunusu için zeytinyağıyla yoğrulmuş ince un doluydu- 
04O 007:068 buhur dolu on şekel ağırlığında altın bir tabak; 
04O 007:069 yakmalık sunu için bir boğa, bir koç, bir yaşında bir erkek kuzu; 
04O 007:070 günah sunusu için bir teke; 
04O 007:071 esenlik kurbanı için iki sığır, beş koç, beş teke, bir yaşında beş kuzu. Ammişadday oğlu Ahiezerin getirdiği armağanlar bunlardı. 
04O 007:072 On birinci gün Aşer oymağı önderi Okran oğlu Pagiel armağanlarını sundu. 
04O 007:073 Getirdiği armağanlar şunlardı: 130 kutsal yerin şekeli ağırlığında gümüş bir tabak, yetmiş şekel ağırlığında gümüş bir çanak -ikisi de tahıl sunusu için zeytinyağıyla yoğrulmuş ince un doluydu- 
04O 007:074 buhur dolu on şekel ağırlığında altın bir tabak; 
04O 007:075 yakmalık sunu için bir boğa, bir koç, bir yaşında bir erkek kuzu; 
04O 007:076 günah sunusu için bir teke; 
04O 007:077 esenlik kurbanı için iki sığır, beş koç, beş teke, bir yaşında beş kuzu. Okran oğlu Pagielin getirdiği armağanlar bunlardı. 
04O 007:078 On ikinci gün Naftali oymağı önderi Enan oğlu Ahira armağanlarını sundu. 
04O 007:079 Getirdiği armağanlar şunlardı: 130 kutsal yerin şekeli ağırlığında gümüş bir tabak, yetmiş şekel ağırlığında gümüş bir çanak -ikisi de tahıl sunusu için zeytinyağıyla yoğrulmuş ince un doluydu- 
04O 007:080 buhur dolu on şekel ağırlığında altın bir tabak; 
04O 007:081 yakmalık sunu için bir boğa, bir koç, bir yaşında bir erkek kuzu; 
04O 007:082 günah sunusu için bir teke; 
04O 007:083 esenlik kurbanı için iki sığır, beş koç, beş teke, bir yaşında beş kuzu. Enan oğlu Ahiranın getirdiği armağanlar bunlardı. 
04O 007:084 Sunak meshedildiğinde İsrail önderlerinin adanması için sunduğu armağanlar şunlardı: On iki gümüş tabak, on iki gümüş çanak, on iki altın tabak; 
04O 007:085 her gümüş tabağın ağırlığı 130 şekel, her çanağın ağırlığı yetmiş şekeldi. Bütün gümüş eşyaların toplam ağırlığı 2 400 kutsal yerin şekeliydi. 
04O 007:086 Buhur dolu on iki altın tabağın her birinin ağırlığı on kutsal yerin şekeliydi. Bütün altın tabakların toplam ağırlığı 120 şekeldi. 
04O 007:087 Yakmalık sunu için tahıl sunularıyla birlikte sunulan hayvanların sayısı on iki boğa, on iki koç, bir yaşında on iki erkek kuzuydu; günah sunusu için de on iki teke sunuldu. 
04O 007:088 Esenlik kurbanı için sunulan hayvanların sayısı yirmi dört sığır, altmış koç, altmış teke, bir yaşında altmış kuzuydu. Sunak meshedildikten sonra, adanması için verilen armağanlar bunlardı. 
04O 007:089 Musa RAB'le konuşmak için Buluşma Çadırı'na girince, Levha Sandığı'nın Bağışlanma Kapağı'nın üstündeki iki Keruv arasından kendisine seslenen sesi duydu. RAB Musa'yla bu şekilde konuştu. sözcüğü Tanrı'nın öfkesinin yatıştırıldığı, halkının günahlarının bağışlanıp Tanrı'yla barıştırıldığı yeri ifade ediyordu. 
04O 008:001 RAB Musaya şöyle dedi: 
04O 008:002 ‹‹Haruna de ki, yedi kandili kandilliğin önünü aydınlatacak biçimde yerleştirsin.›› 
04O 008:003 Harun söyleneni yaptı. RABbin Musaya buyurduğu gibi, kandilleri kandilliğin önüne yerleştirdi. 
04O 008:004 Kandillik, ayağından çiçek motiflerine dek dövme altından, RABbin Musaya gösterdiği örneğe göre yapıldı. 
04O 008:005 RAB Musaya şöyle dedi: 
04O 008:006 ‹‹Levilileri İsraillilerin arasından ayırıp dinsel açıdan arındır. 
04O 008:007 Onları arındırmak için şöyle yapacaksın: Günahtan arındırma suyunu üzerlerine serp; bedenlerindeki bütün kılları tıraş etmelerini, giysilerini yıkamalarını sağla. Böylece arınmış olurlar. 
04O 008:008 Sonra bir boğa ile tahıl sunusu için zeytinyağıyla yoğrulmuş ince un alsınlar; günah sunusu için sen de başka bir boğa alacaksın. 
04O 008:009 Levilileri Buluşma Çadırının önüne getir, bütün İsrail topluluğunu da topla. 
04O 008:010 Levilileri RABbin huzuruna getireceksin, İsrailliler ellerini üzerlerine koyacaklar. 
04O 008:011 Harun, RABbin hizmetini yapabilmeleri için, İsraillilerin arasından adak olarak Levilileri RABbe adayacak. 
04O 008:012 ‹‹Levililer ellerini boğaların başına koyacaklar; günahlarını bağışlatmak için boğalardan birini günah sunusu, öbürünü yakmalık sunu olarak RABbe sunacaksın. 
04O 008:013 Levililer Harunla oğullarının önünde duracaklar. Onları adak olarak RABbe adayacaksın. 
04O 008:014 Levilileri öbür İsraillilerin arasından bu şekilde ayıracaksın. Levililer benim olacak. 
04O 008:015 ‹‹Sen onları arındırıp adak olarak adadıktan sonra, Levililer Buluşma Çadırındaki hizmeti yerine getirmeye başlayacaklar. 
04O 008:016 Çünkü İsrailliler arasından Levililer tümüyle bana verilmiştir. İlk doğanların, İsrailli kadınların doğurdukları ilk erkek çocukların yerine onları kendime ayırdım. 
04O 008:017 İsrailliler arasında ilk doğan insan ya da hayvan benimdir. Mısırda ilk doğanları yok ettiğim gün, onları kendime ayırdım. 
04O 008:018 İsrailde ilk doğan erkek çocukların yerine Levilileri seçtim. 
04O 008:019 İsrailliler kutsal yere yaklaştıklarında belaya uğramamaları için, onların adına Buluşma Çadırındaki hizmeti yerine getirmek ve günahlarını bağışlatmak üzere, onların arasından Levilileri Harunla oğullarına armağan olarak verdim.›› 
04O 008:020 Musa, Harun ve bütün İsrail topluluğu Levililer için söyleneni yaptılar. İsrailliler RABbin Musaya Levililerle ilgili verdiği her buyruğu yerine getirdiler. 
04O 008:021 Levililer kendilerini günahtan arındırıp giysilerini yıkadılar. Sonra Harun onları RABbin huzurunda adak olarak adadı; onları arındırmak için günahlarını bağışlattı. 
04O 008:022 Bundan sonra Levililer Harunla oğullarının sorumluluğu altında Buluşma Çadırındaki hizmetlerini yapmaya geldiler. RABbin Levililere ilişkin Musaya verdiği buyrukları yerine getirdiler. 
04O 008:023 RAB Musaya şöyle dedi: 
04O 008:024 ‹‹Levililerle ilgili kural şudur: Yirmi beş ve daha yukarı yaşta olanlar Buluşma Çadırında hizmet edecekler. 
04O 008:025 Ancak elli yaşına gelince yaptıkları hizmetten ayrılıp bir daha çadırda çalışmayacaklar. 
04O 008:026 Buluşma Çadırı'nda görev yapan kardeşlerine yardımcı olacaklar, ama kendileri hizmet etmeyecekler. Levililer'in sorumluluklarını böyle düzenleyeceksin.›› 
04O 009:001 İsraillilerin Mısırdan çıkışlarının ikinci yılının birinci ayında RAB Sina Çölünde Musaya şöyle seslendi: 
04O 009:002 ‹‹İsrailliler Fısıh kurbanını belirlenen zamanda kessinler. 
04O 009:003 Bütün kurallar, ilkeler uyarınca kurbanı belirlenen zamanda, bu ayın on dördüncü gününün akşamüstü keseceksiniz.›› 
04O 009:004 Böylece Musa İsraillilere Fısıh kurbanını kesmelerini söyledi. 
04O 009:005 Onlar da Sina Çölünde birinci ayın on dördüncü gününün akşamüstü Fısıh kurbanını kestiler. Her şeyi RABbin Musaya buyurduğu gibi yaptılar. 
04O 009:006 Ancak, ölüye dokunduklarından kirli sayılan bazı kişiler o gün Fısıh kurbanını kesemediler. Aynı gün Musayla Haruna gelip 
04O 009:007 Musaya, ‹‹Ölüye dokunduğumuzdan kirli sayılırız›› dediler, ‹‹Ama öbür İsraillilerle birlikte belirlenen zamanda RABbin sunusunu sunmamız neden engellensin?›› 
04O 009:008 Musa, ‹‹RABbin sizinle ilgili bana neler söyleyeceğini duyuncaya dek bekleyin›› dedi. 
04O 009:009 RAB Musaya şöyle dedi: 
04O 009:010 ‹‹İsraillilere de ki, ‹Sizlerden ya da soyunuzdan ölüye dokunduğu için kirli sayılan ya da uzak bir yolculukta bulunan biri RABbin Fısıh kurbanını kesebilir. 
04O 009:011 İkinci ayın on dördüncü gününün akşamüstü Fısıh kurbanını kesip mayasız ekmek ve acı otlarla yiyecek. 
04O 009:012 Sabaha dek kurbandan bir şey bırakmayacak, kemiklerini kırmayacak. Fısıh kurbanını bütün kuralları uyarınca kesmelidir. 
04O 009:013 Ancak, temiz sayılan ve yolculukta olmayan biri Fısıh kurbanını kesmeyi savsaklarsa, halkının arasından atılacaktır. Çünkü belirlenen zamanda RABbin sunusunu sunmamıştır. Günahının cezasını çekecektir. 
04O 009:014 ‹‹ ‹Aranızda yaşayan bir yabancı RABbin Fısıh kurbanını kesmek isterse, Fısıhın kuralları, ilkeleri uyarınca kesmelidir. Yerli ya da yabancı için aynı kuralı uygulamalısınız.› ›› 
04O 009:015 Konut, yani Levha Sandığının bulunduğu çadır kurulduğu gün üstünü bulut kapladı. Konutun üstündeki bulut akşamdan sabaha dek ateşi andırdı. 
04O 009:016 Bu hep böyle sürüp gitti. Konutu kaplayan bulut gece ateşi andırıyordu. 
04O 009:017 İsrailliler ancak bulut çadırın üzerinden kalkınca göçer, bulut nerede durursa orada konaklarlardı. 
04O 009:018 RABbin buyruğu uyarınca göç eder, yine RABbin buyruğu uyarınca konaklarlardı. Bulut konutun üzerinde durdukça yerlerinden ayrılmazlardı. 
04O 009:019 Bulut konutun üzerinde uzun süre durduğu zaman RABbin buyruğuna uyar, yola çıkmazlardı. 
04O 009:020 Bazen bulut konutun üzerinde birkaç gün kalırdı. Halk da RABbin verdiği buyruğa göre ya konakladığı yerde kalır ya da göç ederdi. 
04O 009:021 Bazı günler bulut akşamdan sabaha dek kalır, sabah konutun üzerinden kalkar kalkmaz halk yola çıkardı. Gece olsun, gündüz olsun, bulut konutun üzerinden kalkar kalkmaz halk yola çıkardı. 
04O 009:022 Bulut konutun üzerinde iki gün, bir ay ya da uzun süre kalsa bile, İsrailliler konakladıkları yerde kalır, yola koyulmazlardı. Ama bulut kalkar kalkmaz yola çıkarlardı. 
04O 009:023 RAB'bin buyruğu uyarınca konaklar ya da yola çıkarlardı. Böylece RAB'bin Musa aracılığıyla verdiği buyruğa uydular. 
04O 010:001 RAB Musaya şöyle dedi: 
04O 010:002 ‹‹Dövme gümüşten iki borazan yapacaksın; bunları topluluğu çağırmak ve halkın yola çıkması için kullanacaksın. 
04O 010:003 İki borazan birden çalınınca, bütün topluluk senin yanında, Buluşma Çadırının girişi önünde toplanacak. 
04O 010:004 Yalnız biri çalınırsa, önderler, İsrailin oymak başları senin yanında toplanacak. 
04O 010:005 Borazan kısa çalınınca, doğuda konaklayanlar yola çıkacak. 
04O 010:006 İkinci kez kısa çalınınca da güneyde konaklayanlar yola çıkacak. Borazanın kısa çalınması oymakların yola çıkması için bir işarettir. 
04O 010:007 Topluluğu toplamak için de borazan çaldırt, ama kısa olmasın. 
04O 010:008 ‹‹Borazanları kâhin olan Harunoğulları çalacak. Borazan çalınması sizler ve gelecek kuşaklar için kalıcı bir kural olacak. 
04O 010:009 Sizi sıkıştıran düşmana karşı ülkenizde savaşa çıktığınızda, borazan çalın. O zaman Tanrınız RAB sizi anımsayacak, sizi düşmanlarınızdan kurtaracak. 
04O 010:010 Sevinçli olduğunuz günler -kutladığınız bayramlar ve Yeni Ay Törenlerinde- yakmalık sunular ve esenlik kurbanları üzerine borazan çalacaksınız. Böylelikle Tanrınızın önünde anımsanmış olacaksınız. Ben Tanrınız RABbim.›› 
04O 010:011 İkinci yılın ikinci ayının yirminci günü bulut Levha Sandığının bulunduğu konutun üzerinden kalktı. 
04O 010:012 İsrailliler de Sina Çölünden göç etmeye başladılar. Bulut Paran Çölünde durdu. 
04O 010:013 Bu, RABbin Musa aracılığıyla verdiği buyruk uyarınca ilk göç edişleriydi. 
04O 010:014 Önce Yahuda sancağı bölükleriyle yola çıktı. Yahuda bölüğüne Amminadav oğlu Nahşon komuta ediyordu. 
04O 010:015 İssakar oymağının bölüğüne Suar oğlu Netanel, 
04O 010:016 Zevulun oymağının bölüğüne de Helon oğlu Eliav komuta ediyordu. 
04O 010:017 Konut yere indirilince, onu taşıyan Gerşonoğullarıyla Merarioğulları yola koyuldular. 
04O 010:018 Sonra Ruben sancağı bölükleriyle yola çıktı. Ruben bölüğüne Şedeur oğlu Elisur komuta ediyordu. 
04O 010:019 Şimon oymağının bölüğüne Surişadday oğlu Şelumiel, 
04O 010:020 Gad oymağının bölüğüne de Deuel oğlu Elyasaf komuta ediyordu. 
04O 010:021 Kehatlılar kutsal eşyaları taşıyarak yola koyuldular. Bunlar varmadan konut kurulmuş olurdu. 
04O 010:022 Efrayim sancağı bölükleriyle yola çıktı. Efrayim bölüğüne Ammihut oğlu Elişama komuta ediyordu. 
04O 010:023 Manaşşe oymağının bölüğüne Pedahsur oğlu Gamliel, 
04O 010:024 Benyamin oymağının bölüğüne de Gidoni oğlu Avidan komuta ediyordu. 
04O 010:025 En sonunda Dan sancağı ordunun artçı kolu olan bölükleriyle yola çıktı. Dan bölüğüne Ammişadday oğlu Ahiezer komuta ediyordu. 
04O 010:026 Aşer oymağının bölüğüne Okran oğlu Pagiel, 
04O 010:027 Naftali oymağının bölüğüne de Enan oğlu Ahira komuta ediyordu. 
04O 010:028 Yola koyulduklarında İsrailli bölüklerin yürüyüş düzeni böyleydi. 
04O 010:029 Musa, kayınbabası Midyanlı Reuel oğlu Hovava, ‹‹RABbin, ‹Size vereceğim› dediği yere gidiyoruz›› dedi, ‹‹Bizimle gel, sana iyi davranırız. Çünkü RAB İsraile iyilik edeceğine söz verdi.›› 
04O 010:030 Hovav, ‹‹Gelmem›› diye yanıtladı, ‹‹Ülkeme, akrabalarımın yanına döneceğim.›› 
04O 010:031 Musa, ‹‹Lütfen bizi bırakma›› diye üsteledi, ‹‹Çünkü çölde konaklayacağımız yerleri sen biliyorsun. Sen bize göz olabilirsin. 
04O 010:032 Bizimle gelirsen, RABbin yapacağı bütün iyilikleri seninle paylaşırız.›› 
04O 010:033 RABbin Dağından ayrılıp üç günlük yol aldılar. Konaklayacakları yeri bulmaları için RABbin Antlaşma Sandığı üç gün boyunca önleri sıra gitti. 
04O 010:034 Konakladıkları yerden ayrıldıklarında da RABbin bulutu gündüzün onların üzerinde duruyordu. 
04O 010:035 Sandık yola çıkınca Musa,  ‹‹Ya RAB, kalk!  Düşmanların dağılsın,  Senden nefret edenler önünden kaçsın!›› diyordu. 
04O 010:036 Sandık konaklayınca da,  ‹‹Ya RAB, binlerce, on binlerce İsrailli'ye dön!›› diyordu. 
04O 011:001 Halk çektiği sıkıntılardan ötürü yakınmaya başladı. RAB bunu duyunca öfkelendi, aralarına ateşini göndererek ordugahın kenarlarını yakıp yok etti. 
04O 011:002 Halk Musaya yalvardı. Musa RABbe yakarınca ateş söndü. 
04O 011:003 Bu nedenle oraya Tavera adı verildi. Çünkü RABbin gönderdiği ateş onların arasında yanmıştı. 
04O 011:004 Derken, halkın arasındaki yabancılar başka yiyeceklere özlem duymaya başladılar. İsrailliler de yine ağlayarak, ‹‹Keşke yiyecek biraz et olsaydı!›› dediler, 
04O 011:005 ‹‹Mısırda parasız yediğimiz balıkları, salatalıkları, karpuzları, pırasaları, soğanları, sarmısakları anımsıyoruz. 
04O 011:006 Şimdiyse yemek yeme isteğimizi yitirdik. Bu mandan başka hiçbir şey gördüğümüz yok.›› 
04O 011:007 Man kişniş tohumuna benzerdi, görünüşü de reçine gibiydi. 
04O 011:008 Halk çıkıp onu toplar, değirmende öğütür ya da havanda döverdi. Çömlekte haşlayıp pide yaparlardı. Tadı zeytinyağında pişirilmiş yiyeceklere benzerdi. 
04O 011:009 Gece ordugaha çiy düşerken, man da birlikte düşerdi. 
04O 011:010 Musa herkesin, her ailenin çadırının önünde ağladığını duydu. RAB buna çok öfkelendi. Musa da üzüldü. 
04O 011:011 RABbe, ‹‹Kuluna neden kötü davrandın?›› dedi, ‹‹Seni hoşnut etmeyen ne yaptım ki, bu halkın yükünü bana yüklüyorsun? 
04O 011:012 Bütün bu halka ben mi gebe kaldım? Onları ben mi doğurdum? Öyleyse neden emzikteki çocuğu taşıyan bir dadı gibi, atalarına ant içerek söz verdiğin ülkeye onları kucağımda taşımamı istiyorsun? 
04O 011:013 Bütün bu halka verecek eti nereden bulayım? Bana, ‹Bize yiyecek et ver› diye sızlanıp duruyorlar. 
04O 011:014 Bu halkı tek başıma taşıyamam, bunca yükü kaldıramam. 
04O 011:015 Bana böyle davranacaksan -eğer gözünde lütuf bulduysam- lütfen beni hemen öldür de kendi yıkımımı görmeyeyim.›› 
04O 011:016 RAB Musaya, ‹‹Halk arasında önder ve yönetici bildiğin İsrail ileri gelenlerinden yetmiş kişi topla›› dedi, ‹‹Onları Buluşma Çadırına getir, yanında dursunlar. 
04O 011:017 Ben inip seninle orada konuşacağım. Senin üzerindeki Ruhtan alıp onlara vereceğim. Halkın yükünü tek başına taşımaman için sana yardım edecekler. 
04O 011:018 ‹‹Halka de ki, ‹Yarın için kendinizi kutsayın, et yiyeceksiniz. Keşke yiyecek biraz et olsaydı, Mısırda durumumuz iyiydi diye ağladığınızı RAB duydu. Şimdi yemeniz için size et verecek. 
04O 011:019 Yalnız bir gün, iki gün, beş, on ya da yirmi gün değil, 
04O 011:020 bir ay boyunca, burnunuzdan gelinceye dek, tiksinene dek yiyeceksiniz. Çünkü aranızda olan RABbi reddettiniz. Onun önünde, Mısırdan neden çıktık diyerek ağladınız.› ›› 
04O 011:021 Musa, ‹‹Aralarında bulunduğum halkın 600 000i yetişkin erkektir›› diye karşılık verdi, ‹‹Oysa sen, ‹Bu halka bir ay boyunca yemesi için et vereceğim› diyorsun. 
04O 011:022 Bütün davarlar, sığırlar kesilse, onları doyurur mu? Denizdeki bütün balıklar tutulsa, onları doyurur mu?›› 
04O 011:023 RAB, ‹‹Elim kısaldı mı?›› diye yanıtladı, ‹‹Sana söylediklerimin yerine gelip gelmeyeceğini şimdi göreceksin.›› 
04O 011:024 Böylece Musa dışarı çıkıp RABbin kendisine söylediklerini halka bildirdi. Halkın ileri gelenlerinden yetmiş adam toplayıp çadırın çevresine yerleştirdi. 
04O 011:025 Sonra RAB bulutun içinde inip Musayla konuştu. Musanın üzerindeki Ruhtan alıp yetmiş ileri gelene verdi. Ruhu alınca peygamberlik ettilerse de, daha sonra hiç peygamberlik etmediler. 
04O 011:026 Eldat ve Medat adında iki kişi ordugahta kalmıştı. Seçilen yetmiş kişi arasındaydılar ama çadıra gitmemişlerdi. Ruh üzerlerine konunca ordugahta peygamberlik ettiler. 
04O 011:027 Bir genç koşup Musaya, ‹‹Eldatla Medat ordugahta peygamberlik ediyor›› diye haber verdi. 
04O 011:028 Gençliğinden beri Musanın yardımcısı olan Nun oğlu Yeşu, ‹‹Ey efendim Musa, onlara engel ol!›› dedi. 
04O 011:029 Ama Musa, ‹‹Sen benim adıma mı kıskanıyorsun?›› diye yanıtladı, ‹‹Keşke RABbin bütün halkı peygamber olsa da RAB üzerlerine Ruhunu gönderse!›› 
04O 011:030 Sonra Musayla İsrailin ileri gelenleri ordugaha döndüler. 
04O 011:031 RAB denizden bıldırcın getiren bir rüzgar gönderdi. Rüzgar bıldırcınları ordugahın her yönünden bir günlük yol kadar uzaklığa, yerden iki arşınfö yüksekliğe indirdi. 
04O 011:032 Halk bütün gün, bütün gece ve ertesi gün durmadan bıldırcın topladı. Kimse on homerden az toplamadı. Bıldırcınları ordugahın çevresine serdiler. 
04O 011:033 Et daha halkın dişleri arasındayken, çiğnemeye vakit kalmadan RAB öfkelendi, onları büyük bir yıkımla cezalandırdı. 
04O 011:034 Bu nedenle oraya Kivrot-Hattaava adı verildi. Başka yiyeceklere özlem duyanları oraya gömdüler. 
04O 011:035 Halk Kivrot-Hattaava'dan Haserot'a göç edip orada kaldı. 
04O 012:001 Musa Kûşlu bir kadınla evlenmişti. Bundan dolayı Miryamla Harun onu yerdiler. 
04O 012:002 ‹‹RAB yalnız Musa aracılığıyla mı konuştu?›› dediler, ‹‹Bizim aracılığımızla da konuşmadı mı?›› RAB bu yakınmaları duydu. 
04O 012:003 Musa yeryüzünde yaşayan herkesten daha alçakgönüllüydü. 
04O 012:004 RAB ansızın Musa, Harun ve Miryama, ‹‹Üçünüz Buluşma Çadırına gelin›› dedi. Üçü de gittiler. 
04O 012:005 RAB bulut sütununun içinde indi. Çadırın kapısında durup Harunla Miryamı çağırdı. İkisi ilerlerken 
04O 012:006 RAB onlara seslendi:  ‹‹Sözlerime kulak verin:<br />Eğer aranızda bir peygamber varsa,<br />Ben RAB görümde kendimi ona tanıtır,<br />Onunla düşte konuşurum. 
04O 012:007 Ama kulum Musa öyle değildir.<br />O bütün evimde sadıktır. 
04O 012:008 Onunla bilmecelerle değil,<br />Açıkça, yüzyüze konuşurum.<br />O RABbin suretini görüyor.<br />Öyleyse kulum Musayı yermekten korkmadınız mı?›› 
04O 012:009 RAB onlara öfkelenip oradan gitti. 
04O 012:010 Bulut çadırın üzerinden ayrıldığında Miryam deri hastalığına yakalanmış, kar gibi bembeyaz olmuştu. Harun Miryama baktı, deri hastalığına yakalandığını gördü. 
04O 012:011 Musaya, ‹‹Ey efendim, lütfen akılsızca işlediğimiz günahtan ötürü bizi cezalandırma›› dedi, 
04O 012:012 ‹‹Miryam etinin yarısı yenmiş olarak ana rahminden çıkan ölü bir bebeğe benzemesin.›› 
04O 012:013 Musa RABbe, ‹‹Ey Tanrı, lütfen Miryamı iyileştir!›› diye yakardı. 
04O 012:014 RAB, ‹‹Babası onun yüzüne tükürseydi, yedi gün utanç içinde kalmayacak mıydı?›› diye karşılık verdi, ‹‹Onu yedi gün ordugahtan uzaklaştırın, sonra geri getirilsin.›› 
04O 012:015 Böylece Miryam yedi gün ordugahtan uzaklaştırıldı, o geri getirilene dek halk yola çıkmadı. 
04O 012:016 Bundan sonra halk Haserot'tan ayrılıp Paran Çölü'nde konakladı. 
04O 013:001 -2 39790 RAB Musaya, ‹‹İsrail halkına vereceğim Kenan ülkesini araştırmak için bazı adamlar gönder›› dedi, ‹‹Ataların her oymağından bir önder gönder.›› 
04O 013:003 Musa RABbin buyruğu uyarınca Paran Çölünden adamları gönderdi. Hepsi İsrail halkının önderlerindendi. 
04O 013:004 Adları şöyleydi: Ruben oymağından Zakkur oğlu Şammua; 
04O 013:005 Şimon oymağından Hori oğlu Şafat; 
04O 013:006 Yahuda oymağından Yefunne oğlu Kalev; 
04O 013:007 İssakar oymağından Yusuf oğlu Yigal; 
04O 013:008 Efrayim oymağından Nun oğlu Hoşea; 
04O 013:009 Benyamin oymağından Rafu oğlu Palti; 
04O 013:010 Zevulun oymağından Sodi oğlu Gaddiel; 
04O 013:011 Yusuf oymağından -Manaşşe oymağından- Susi oğlu Gaddi; 
04O 013:012 Dan oymağından Gemalli oğlu Ammiel; 
04O 013:013 Aşer oymağından Mikael oğlu Setur; 
04O 013:014 Naftali oymağından Vofsi oğlu Nahbi; 
04O 013:015 Gad oymağından Maki oğlu Geuel. 
04O 013:016 Ülkeyi araştırmak üzere Musanın gönderdiği adamlar bunlardı. Musa Nun oğlu Hoşeaya Yeşu adını verdi. gelir. 
04O 013:017 Musa, Kenan ülkesini araştırmak üzere onları gönderirken, ‹‹Negeve, dağlık bölgeye gidin›› dedi, 
04O 013:018 ‹‹Nasıl bir ülke olduğunu, orada yaşayan halkın güçlü mü zayıf mı, çok mu az mı olduğunu öğrenin. 
04O 013:019 Yaşadıkları ülke iyi mi kötü mü, kentleri nasıl, surlu mu değil mi anlayın. 
04O 013:020 Toprak nasıl? Verimli mi, kıraç mı? Çevre ağaçlık mı, değil mi? Elinizden geleni yapıp orada yetişen meyvelerden getirin.›› Mevsim üzümün olgunlaşmaya başladığı zamandı. 
04O 013:021 Böylece adamlar yola çıkıp ülkeyi Zin Çölünden Levo-Hamata doğru Rehova dek araştırdılar. 
04O 013:022 Negevden geçip Anakoğullarından Ahiman, Şeşay ve Talmayın yaşadığı Hevrona vardılar. -Hevron Mısırdaki Soan Kentindenfş yedi yıl önce kurulmuştu.- 
04O 013:023 Eşkol Vadisine varınca, üzerinde bir salkım üzüm olan bir asma dalı kestiler. Adamlardan ikisi dalı bir sırıkta taşıdılar. Yanlarına nar, incir de aldılar. 
04O 013:024 İsraillilerin kestiği üzüm salkımından dolayı oraya Eşkol Vadisi adı verildi. 
04O 013:025 Kırk gün dolaştıktan sonra adamlar ülkeyi araştırmaktan döndüler. 
04O 013:026 Paran Çölündeki Kadeşe, Musayla Harunun ve İsrail topluluğunun yanına geldiler. Onlara ve bütün topluluğa gördüklerini anlatıp ülkenin ürünlerini gösterdiler. 
04O 013:027 Musaya, ‹‹Bizi gönderdiğin ülkeye gittik›› dediler, ‹‹Gerçekten süt ve bal akıyor orada! İşte ülkenin ürünleri! 
04O 013:028 Ancak orada yaşayan halk güçlü, kentler de surlu ve çok büyük. Orada Anak soyundan gelen insanları bile gördük. 
04O 013:029 Amalekliler Negevde; Hititler, Yevuslular ve Amorlular dağlık bölgede; Kenanlılar da denizin yanında ve Şeria Irmağının kıyısında yaşıyor.›› 
04O 013:030 Kalev, Musanın önünde halkı susturup, ‹‹Oraya gidip ülkeyi ele geçirelim. Kesinlikle buna yetecek gücümüz var›› dedi. 
04O 013:031 Ne var ki, kendisiyle oraya giden adamlar, ‹‹Bu halka saldıramayız, onlar bizden daha güçlü›› dediler. 
04O 013:032 Araştırdıkları ülke hakkında İsrailliler arasında kötü haber yayarak, ‹‹Boydan boya araştırdığımız ülke, içinde yaşayanları yiyip bitiren bir ülkedir›› dediler, ‹‹Üstelik orada gördüğümüz herkes uzun boyluydu. 
04O 013:033 Nefiller'i, Nefiller'in soyundan gelen Anaklılar'ı gördük. Onların yanında kendimizi çekirge gibi hissettik, onlara da öyle göründük.›› 
04O 014:001 O gece bütün topluluk yüksek sesle bağrışıp ağladı. 
04O 014:002 Bütün İsrail halkı Musayla Haruna karşı söylenmeye başladı. Onlara, ‹‹Keşke Mısırda ya da bu çölde ölseydik!›› dediler, 
04O 014:003 ‹‹RAB neden bizi bu ülkeye götürüyor? Kılıçtan geçirilelim diye mi? Karılarımız, çocuklarımız tutsak edilecek. Mısıra dönmek bizim için daha iyi değil mi?›› 
04O 014:004 Sonra birbirlerine, ‹‹Kendimize bir önder seçip Mısıra dönelim›› dediler. 
04O 014:005 Bunun üzerine Musayla Harun İsrail topluluğunun önünde yüzüstü yere kapandılar. 
04O 014:006 Ülkeyi araştıranlardan Nun oğlu Yeşuyla Yefunne oğlu Kalev giysilerini yırttılar. 
04O 014:007 Sonra bütün İsrail topluluğuna şöyle dediler: ‹‹İçinden geçip araştırdığımız ülke çok iyi bir ülkedir. 
04O 014:008 Eğer RAB bizden hoşnut kalırsa, süt ve bal akan o ülkeye bizi götürecek ve orayı bize verecektir. 
04O 014:009 Ancak RABbe karşı gelmeyin. Orada yaşayan halktan korkmayın. Onları ekmek yer gibi yiyip bitireceğiz. Koruyucuları onları bırakıp gitti. Ama RAB bizimledir. Onlardan korkmayın!›› 
04O 014:010 Topluluk onları taşa tutmayı düşünürken, ansızın RABbin görkemi Buluşma Çadırında bütün İsrail halkına göründü. 
04O 014:011 RAB Musaya şöyle dedi: ‹‹Ne zamana dek bu halk bana saygısızlık edecek? Onlara gösterdiğim bunca belirtiye karşın, ne zamana dek bana iman etmeyecekler? 
04O 014:012 Onları salgın hastalıkla cezalandıracağım, mirastan yoksun bırakacağım. Ama seni onlardan daha büyük, daha güçlü bir ulus kılacağım.›› 
04O 014:013 Musa, ‹‹Mısırlılar bunu duyacak›› diye karşılık verdi, ‹‹Çünkü bu halkı gücünle onların arasından sen çıkardın. 
04O 014:014 Kenan topraklarında yaşayan halka bunu anlatacaklar. Ya RAB, bu halkın arasında olduğunu, onlarla yüz yüze görüştüğünü, bulutunun onların üzerinde durduğunu, gündüz bulut sütunu, gece ateş sütunu içinde onlara yol gösterdiğini duymuşlar. 
04O 014:015 -16 40250 Eğer bu halkı bir insanmış gibi yok edersen, senin ününü duymuş olan bu uluslar, ‹RAB ant içerek söz verdiği ülkeye bu halkı götüremediği için onları çölde yok etti› diyecekler. 
04O 014:017 ‹‹Şimdi gücünü göster, ya Rab. Demiştin ki, 
04O 014:018 ‹RAB tez öfkelenmez, sevgisi engindir, suçu ve isyanı bağışlar. Ancak suçluyu cezasız bırakmaz; babaların işlediği suçun hesabını üçüncü, dördüncü kuşak çocuklarından sorar.› 
04O 014:019 Mısırdan çıkışlarından bugüne dek bu halkı nasıl bağışladıysan, büyük sevgin uyarınca onların suçunu bağışla.›› 
04O 014:020 RAB, ‹‹Dileğin üzerine onları bağışladım›› diye yanıtladı, 
04O 014:021 ‹‹Ne var ki, varlığım ve yeryüzünü dolduran yüceliğim adına ant içerim ki, 
04O 014:022 yüceliğimi, Mısırda ve çölde gösterdiğim belirtileri görüp de beni on kez sınayan, sözümü dinlemeyen bu kişilerden hiçbiri 
04O 014:023 atalarına ant içerek söz verdiğim ülkeyi görmeyecek. Beni küçümseyenlerden hiçbiri orayı görmeyecek. 
04O 014:024 Ama kulum Kalevde başka bir ruh var, o bütün yüreğiyle ardımca yürüdü. Araştırmak için gittiği ülkeye onu götüreceğim, onun soyu orayı miras alacak. 
04O 014:025 Amaleklilerle Kenanlılar ovada yaşıyorlar. Siz yarın geri dönün, Kızıldeniz yolundan çöle gidin.›› 
04O 014:026 -27 40350 RAB Musayla Haruna da, ‹‹Bu kötü topluluk ne zamana dek bana söylenecek?›› dedi, ‹‹Bana söylenen İsrail halkının yakınmalarını duydum. 
04O 014:028 Onlara RAB şöyle diyor de: ‹Varlığım adına ant içerim ki, söylediklerinizin aynısını size yapacağım: 
04O 014:029 Cesetleriniz bu çöle serilecek. Bana söylenen, yirmi ve daha yukarı yaşta sayılan herkes çölde ölecek. 
04O 014:030 Sizi yerleştireceğime ant içtiğim ülkeye Yefunne oğlu Kalevle Nun oğlu Yeşudan başkası girmeyecek. 
04O 014:031 Ama tutsak edilecek dediğiniz çocuklarınızı oraya, sizin reddettiğiniz ülkeye götüreceğim; orayı tanıyacaklar. 
04O 014:032 Size gelince, cesetleriniz bu çöle serilecek. 
04O 014:033 Çocuklarınız, hepiniz ölünceye dek kırk yıl çölde çobanlık edecek ve sizin sadakatsizliğiniz yüzünden sıkıntı çekecekler. 
04O 014:034 Ülkeyi araştırdığınız günler kadar -kırk gün, her gün için bir yıldan kırk yıl- suçunuzun cezasını çekeceksiniz. Sizden yüz çevirdiğimi bileceksiniz!› 
04O 014:035 Ben RAB söyledim; bana karşı toplanan bu kötü topluluğa bunları gerçekten yapacağım. Bu çölde yıkıma uğrayacak, burada ölecekler.›› 
04O 014:036 Musanın ülkeyi araştırmak üzere gönderdiği adamlar geri dönüp ülke hakkında kötü haber yayarak bütün topluluğun RABbe söylenmesine neden oldular. 
04O 014:037 Ülke hakkında kötü haber yayan bu adamlar RABbin önünde ölümcül hastalıktan öldüler. 
04O 014:038 Ülkeyi araştırmak üzere gidenlerden yalnız Nun oğlu Yeşuyla Yefunne oğlu Kalev sağ kaldı. 
04O 014:039 Musa bu sözleri İsrail halkına bildirince, halk yasa büründü. 
04O 014:040 Sabah erkenden kalkıp dağın tepesine çıktılar. ‹‹Günah işledik›› dediler, ‹‹Ama RABbin söz verdiği yere çıkmaya hazırız.›› 
04O 014:041 Bunun üzerine Musa, ‹‹Neden RABbin buyruğuna karşı geliyorsunuz?›› dedi, ‹‹Bunu başaramazsınız. 
04O 014:042 Savaşa gitmeyin, çünkü RAB sizinle olmayacak. Düşmanlarınızın önünde yenilgiye uğrayacaksınız. 
04O 014:043 Amaleklilerle Kenanlılar sizinle orada karşılaşacak ve sizi kılıçtan geçirecekler. Çünkü RABbin ardınca gitmekten vazgeçtiniz. RAB de sizinle olmayacak.›› 
04O 014:044 Öyleyken, kendilerine güvenerek dağlık bölgenin tepesine çıktılar. RABbin Antlaşma Sandığı da Musa da ordugahta kaldı. 
04O 014:045 Dağlık bölgede yaşayan Amalekliler'le Kenanlılar üzerlerine saldırdılar, Horma Kenti'ne dek onları kovalayıp bozguna uğrattılar. 
04O 015:001 RAB Musaya şöyle dedi: 
04O 015:002 ‹‹İsrail halkına de ki, ‹Yerleşmek için size vereceğim ülkeye girince, 
04O 015:003 RABbi hoşnut eden bir koku yapmak için yakmalık sunu, özel adak kurbanı, gönülden verilen sunu ya da bayram sunusu gibi yakılan sunu olarak RABbe sığır ya da davar sunacaksınız. 
04O 015:004 Sunu sunan kişi RABbe tahıl sunusu olarak dörtte bir hin zeytinyağıyla yoğrulmuş onda bir efafü ince un sunacak. 
04O 015:005 Yakmalık sunu ya da kurban için, her kuzuya dökmelik sunu olarak dörtte bir hin şarap hazırla. 
04O 015:006 ‹‹ ‹Koç sunarken tahıl sunusu olarak üçte bir hin zeytinyağıyla yoğrulmuş onda iki efa ince un hazırla. 
04O 015:007 Dökmelik sunu olarak da üçte bir hin şarap sun. Bunları RABbi hoşnut eden koku olarak sunacaksın. 
04O 015:008 RABbe yakmalık sunu, özel adak kurbanı ya da esenlik sunusu olarak bir boğa sunduğunda, 
04O 015:009 boğayla birlikte tahıl sunusu olarak yarım hin zeytinyağıyla yoğrulmuş onda üç efa ince un sun. 
04O 015:010 Ayrıca dökmelik sunu olarak yarım hin şarap sun. Yakılan bu sunu RABbi hoşnut eden bir koku olacak. 
04O 015:011 Sığır, koç, davar -kuzu ya da keçi- böyle hazırlanacak. 
04O 015:012 Kaç hayvan sunacaksan her biri için aynı şeyleri yapacaksın. 
04O 015:013 ‹‹ ‹Her İsrail yerlisi RABbi hoşnut eden koku olarak yakılan bir sunu sunarken bunları aynen yapmalıdır. 
04O 015:014 Kuşaklar boyunca aranızda yaşayan bir yabancı ya da yerli olmayan bir konuk, RABbi hoşnut eden koku olarak yakılan bir sunu sunarken, sizin uyguladığınız kuralları uygulamalıdır. 
04O 015:015 Sizin ve aranızda yaşayan yabancılar için topluluk aynı kuralları uygulamalıdır. Kuşaklar boyunca kalıcı bir kural olacak bu. RABbin önünde siz nasılsanız, aranızda yaşayan yabancı da aynı olacak. 
04O 015:016 Size de aranızda yaşayan yabancıya da aynı yasalar ve kurallar uygulanacak.› ›› 
04O 015:017 RAB Musaya şöyle dedi: 
04O 015:018 ‹‹İsrail halkına de ki, ‹Sizi götüreceğim ülkeye girip 
04O 015:019 o ülkenin ekmeğinden yediğinizde, bir kısmını bana sunacaksınız. 
04O 015:020 İlk tahılınızdan sunu olarak bir pide sunacaksınız; bunu harmanınızdan bir sunu olarak sunacaksınız. 
04O 015:021 İlk tahılınızdan yapılmış bu sunuyu kuşaklar boyunca RABbe sunacaksınız.› ›› 
04O 015:022 -23 40750 ‹‹ ‹Eğer bilmeden günah işlediyseniz, RABbin Musaya verdiği buyruklardan herhangi birini -RABbin buyruk verdiği günden başlayarak Musa aracılığıyla size ve gelecek kuşaklara buyurduğu herhangi bir şeyi- yerine getirmediyseniz 
04O 015:024 ve bu günah bilmeden işlendiyse, bütün topluluk RABbi hoşnut eden koku sunmak için yakmalık sunu olarak istenilen tahıl ve dökmelik sunuyla birlikte bir boğa, günah sunusu olarak da bir teke sunacaktır. 
04O 015:025 Kâhin bütün İsrail topluluğunun günahını bağışlatacak, halk bağışlanacak. Çünkü bilmeyerek günah işlediler. İşledikleri günah yüzünden RAB için yakılan sunu olarak sunularını ve günah sunularını sundular. 
04O 015:026 Bütün İsrail topluluğu da aranızda yaşayan yabancılar da bağışlanacaktır. Çünkü halk bilmeyerek bu günahı işledi. 
04O 015:027 ‹‹ ‹Eğer biri bilmeden günah işlerse, günah sunusu olarak bir yaşında bir dişi keçi getirmeli. 
04O 015:028 Kâhin RABbin önünde, bilmeden günah işleyen kişinin günahını bağışlatacak. Bağışlatma yapılınca kişi bağışlanacak. 
04O 015:029 Bilmeden günah işleyen İsrail yerlisi için de aranızda yaşayan yabancı için de aynı yasayı uygulayacaksınız. 
04O 015:030 ‹‹ ‹Yerli ya da yabancı biri bilerek günah işlerse, RABbe saygısızlık etmiştir. Bu kişi halkının arasından atılmalı. 
04O 015:031 RABbin sözünü küçümsemiş, buyruklarına karşı gelmiştir. Bu nedenle o kişi halkının arasından kesinlikle atılacak, suçunun cezasını çekecektir.› ›› 
04O 015:032 İsrailliler çöldeyken, Şabat Günü odun toplayan birini buldular. 
04O 015:033 Odun toplarken adamı bulanlar onu Musayla Harunun ve bütün topluluğun önüne getirdiler. 
04O 015:034 Adama ne yapılacağı belirlenmediğinden onu gözaltında tuttular. 
04O 015:035 Derken RAB Musaya, ‹‹O adam öldürülmeli. Bütün topluluk ordugahın dışında onu taşa tutsun›› dedi. 
04O 015:036 Böylece topluluk adamı ordugahın dışına çıkardı. RABbin Musaya buyurduğu gibi, onu taşlayarak öldürdüler. 
04O 015:037 RAB Musaya şöyle dedi: 
04O 015:038 ‹‹İsrail halkına de ki, ‹Kuşaklar boyunca giysinizin dört yanına püskül dikeceksiniz. Her püskülün üzerine lacivert bir kordon koyacaksınız. 
04O 015:039 Öyle ki, püskülleri gördükçe RABbin buyruklarını anımsayasınız. Böylelikle RABbin buyruklarına uyacak, yüreğinizin, gözünüzün istekleri ardınca gitmeyecek, hainlik etmeyeceksiniz. 
04O 015:040 Ta ki, bütün buyruklarımı anımsayıp tutasınız ve Tanrınız için kutsal olasınız. 
04O 015:041 Tanrınız olmak için sizi Mısır'dan çıkaran Tanrınız RAB benim. Tanrınız RAB benim.› ›› 
04O 016:001 -2 40940 Levi oğlu Kehat oğlu Yishar oğlu Korah, Ruben soyundan Eliavoğullarından Datan, Aviram ve Pelet oğlu On toplulukça seçilen, tanınmış iki yüz elli İsrailli önderle birlikte Musaya başkaldırdı. 
04O 016:003 Hep birlikte Musayla Harunun yanına varıp, ‹‹Çok ileri gittiniz!›› dediler, ‹‹Bütün topluluk, topluluğun her bireyi kutsaldır ve RAB onların arasındadır. Öyleyse neden kendinizi RABbin topluluğundan üstün görüyorsunuz?›› 
04O 016:004 Bunu duyan Musa yüzüstü yere kapandı. 
04O 016:005 Sonra Korahla yandaşlarına şöyle dedi: ‹‹Sabah RAB kimin kendisine ait olduğunu, kimin kutsal olduğunu açıklayacak ve o kişiyi huzuruna çağıracak. RAB seçeceği kişiyi huzuruna çağıracak. 
04O 016:006 Ey Korah ve yandaşları, kendinize buhurdanlar alın. 
04O 016:007 Yarın RABbin huzurunda buhurdanlarınızın içine ateş, ateşin üstüne de buhur koyun. RABbin seçeceği kişi, kutsal olan kişidir. Ey Levililer, çok ileri gittiniz!›› 
04O 016:008 Musa Korahla konuşmasını şöyle sürdürdü: ‹‹Ey Levililer, beni dinleyin! 
04O 016:009 -10 41010 İsrailin Tanrısı sizi kendi huzuruna çıkarmak için ayırdı. RABbin Konutunun hizmetini yapmanız, topluluğun önünde durmanız, onlara hizmet etmeniz için sizi İsrail topluluğunun arasından seçti. Sizi ve bütün Levili kardeşlerinizi huzuruna çıkardı. Bu yetmiyormuş gibi kâhinliği de mi istiyorsunuz? 
04O 016:011 Ey Korah, senin ve yandaşlarının böyle toplanması RABbe karşı gelmektir. Harun kim ki, ona dil uzatıyorsunuz?›› 
04O 016:012 Sonra Musa Eliavoğulları Datanla Aviramı çağırttı. Ama onlar, ‹‹Gelmeyeceğiz›› dediler, 
04O 016:013 ‹‹Bizi çölde öldürtmek için süt ve bal akan ülkeden çıkardın. Bu yetmiyormuş gibi başımıza geçmek istiyorsun. 
04O 016:014 Bizi süt ve bal akan ülkeye götürmediğin gibi mülk olarak bize tarlalar, bağlar da vermedin. Bu adamları kör mü sanıyorsun? Hayır, gelmeyeceğiz.›› 
04O 016:015 Çok öfkelenen Musa RABbe, ‹‹Onların sunularını önemseme. Onlardan bir eşek bile almadım, üstelik hiçbirine de haksızlık etmedim›› dedi. 
04O 016:016 Sonra Koraha, ‹‹Yarın sen ve bütün yandaşların -sen de, onlar da- RABbin önünde bulunmak için gelin›› dedi, ‹‹Harun da gelsin. 
04O 016:017 Herkes kendi buhurdanını alıp içine buhur koysun. İki_yüz elli kişi birer buhurdan alıp RABbin önüne getirsin. Harunla sen de buhurdanlarınızı getirin.›› 
04O 016:018 Böylece herkes buhurdanını alıp içine ateş, ateşin üstüne de buhur koydu. Sonra Musa ve Harunla birlikte Buluşma Çadırının giriş bölümünde durdular. 
04O 016:019 Korah bütün topluluğu Musayla Harunun karşısında Buluşma Çadırının giriş bölümünde toplayınca, RABbin görkemi bütün topluluğa göründü. 
04O 016:020 -21 41110 RAB, Musayla Haruna, ‹‹Bu topluluğun arasından ayrılın da onları bir anda yok edeyim›› dedi. 
04O 016:022 Musayla Harun yüzüstü yere kapanarak, ‹‹Ey Tanrı, bütün insan ruhlarının Tanrısı!›› dediler, ‹‹Bir kişi günah işledi diye bütün topluluğa mı öfkeleneceksin?›› 
04O 016:023 -24 41130 RAB Musaya, ‹‹Topluluğa söyle, Korahın, Datanın, Aviramın çadırlarından uzaklaşsınlar›› dedi. 
04O 016:025 Musa Datanla Avirama gitti. İsrailin ileri gelenleri onu izledi. 
04O 016:026 Topluluğu uyararak, ‹‹Bu kötü adamların çadırlarından uzak durun!›› dedi, ‹‹Onların hiçbir şeyine dokunmayın. Yoksa onların günahları yüzünden canınızdan olursunuz.›› 
04O 016:027 Bunun üzerine topluluk Korah, Datan ve Aviramın çadırlarından uzaklaştı. Datanla Aviram çıkıp karıları, küçük büyük çocuklarıyla birlikte çadırlarının önünde durdular. 
04O 016:028 Musa şöyle dedi: ‹‹Bütün bunları yapmam için RABbin beni gönderdiğini, kendiliğimden bir şey yapmadığımı şuradan anlayacaksınız: 
04O 016:029 Eğer bu adamlar herkes gibi doğal bir ölümle ölür, herkesin başına gelen bir olayla karşılaşırlarsa, bilin ki beni RAB göndermemiştir. 
04O 016:030 Ama RAB yepyeni bir olay yaratırsa, yer yarılıp onları ve onlara ait olan her şeyi yutarsa, ölüler diyarına diri diri inerlerse, bu adamların RABbe saygısızlık ettiklerini anlayacaksınız.›› 
04O 016:031 Musa konuşmasını bitirir bitirmez Korah, Datan ve Aviramın altındaki yer yarıldı. 
04O 016:032 Yer yarıldı, onları, ailelerini, Korahın adamlarıyla mallarını yuttu. 
04O 016:033 Sahip oldukları her şeyle birlikte diri diri ölüler diyarına indiler. Yer onların üzerine kapandı. Topluluğun arasından yok oldular. 
04O 016:034 Çığlıklarını duyan çevredeki İsrailliler, ‹‹Yer bizi de yutmasın!›› diyerek kaçıştılar. 
04O 016:035 RABbin gönderdiği ateş buhur sunan iki yüz elli adamı yakıp yok etti. 
04O 016:036 RAB Musaya şöyle dedi: 
04O 016:037 ‹‹Kâhin Harun oğlu Elazara buhurdanları ateşin içinden çıkarmasını, ateş korlarını az öteye dağıtmasını söyle. Çünkü buhurdanlar kutsaldır. 
04O 016:038 İşledikleri günahtan ötürü öldürülen bu adamların buhurdanlarını levha haline getirip sunağı bunlarla kapla. Buhurdanlar RABbe sunuldukları için kutsaldır. Bunlar İsrailliler için bir uyarı olsun.›› 
04O 016:039 -40 41280 Böylece Kâhin Elazar, yanarak ölen adamların getirdiği tunç buhurdanları RABbin Musa aracılığıyla kendisine söylediği gibi alıp döverek sunağı kaplamak için levha haline getirdi. Bu, İsraillilere Harunun soyundan gelenlerden başka hiç kimsenin RABbin önüne çıkıp buhur yakmaması gerektiğini anımsatacaktı. Yoksa o kişi Korahla yandaşları gibi yok olacaktı. 
04O 016:041 Ertesi gün bütün İsrail topluluğu Musayla Haruna söylenmeye başladı. ‹‹RABbin halkını siz öldürdünüz›› diyorlardı. 
04O 016:042 Topluluk Musayla Haruna karşı toplanıp Buluşma Çadırına doğru yönelince, çadırı ansızın bulut kapladı ve RABbin görkemi göründü. 
04O 016:043 Musayla Harun Buluşma Çadırının önüne geldiler. 
04O 016:044 -45 41320 RAB Musaya, ‹‹Bu topluluğun arasından ayrılın da onları birden yok edeyim›› dedi. Musayla Harun yüzüstü yere kapandılar. 
04O 016:046 Sonra Musa Haruna, ‹‹Buhurdanını alıp içine sunaktan ateş koy, üstüne de buhur koy›› dedi, ‹‹Günahlarını bağışlatmak için hemen topluluğa git. Çünkü RAB öfkesini yağdırdı. Öldürücü hastalık başladı.›› 
04O 016:047 Harun Musanın dediğini yaparak buhurdanını alıp topluluğun ortasına koştu. Halkın arasında öldürücü hastalık başlamıştı. Harun buhur sunarak topluluğun günahını bağışlattı. 
04O 016:048 O ölülerle dirilerin arasında durunca, öldürücü hastalık da dindi. 
04O 016:049 Korah olayında ölenler dışında, öldürücü hastalıktan ölenlerin sayısı 14 700 kişiydi. 
04O 016:050 Öldürücü hastalık dindiğinden, Harun Musa'nın yanına, Buluşma Çadırı'nın giriş bölümüne döndü. 
04O 017:001 RAB Musaya şöyle dedi: 
04O 017:002 ‹‹İsrail halkına her oymak önderi için bir tane olmak üzere on iki değnek getirmesini söyle. Her önderin adını kendi değneğinin üzerine yaz. 
04O 017:003 Levi oymağının değneği üzerine Harunun adını yazacaksın. Her oymak önderi için bir değnek olacak. 
04O 017:004 Değnekleri Buluşma Çadırında sizinle buluştuğum Levha Sandığının önüne koy. 
04O 017:005 Seçeceğim kişinin değneği filiz verecek. İsrail halkının sizden sürekli yakınmasına son vereceğim.›› 
04O 017:006 Musa İsrail halkıyla konuştu. Halkın önderleri, her oymak önderi için bir tane olmak üzere on iki değnek getirdiler. Harunun değneği de aralarındaydı. 
04O 017:007 Musa değnekleri Levha Sandığının bulunduğu çadırda RABbin önüne koydu. 
04O 017:008 Ertesi gün Musa Levha Sandığının bulunduğu çadıra girdi. Baktı, Levi oymağını temsil eden Harunun değneği filiz vermiş, tomurcuklanıp çiçek açmış, badem yetiştirmiş. 
04O 017:009 Musa bütün değnekleri RABbin önünden çıkarıp İsrail halkına gösterdi. Halk değneklere baktı, her biri kendi değneğini aldı. 
04O 017:010 RAB Musaya, ‹‹Başkaldıranlara bir uyarı olsun diye Harunun değneğini saklanmak üzere Levha Sandığının önüne koy›› dedi, ‹‹Onların benden yakınmalarına son vereceksin; öyle ki, ölmesinler.›› 
04O 017:011 Musa RABbin buyruğu uyarınca davrandı. 
04O 017:012 İsrailliler Musaya, ‹‹Yok olacağız! Öleceğiz! Hepimiz yok olacağız!›› dediler, 
04O 017:013 ‹‹RAB'bin Konutu'na her yaklaşan ölüyor. Hepimiz mi yok olacağız?›› 
04O 018:001 RAB Haruna, ‹‹Sen, oğulların ve ailen kutsal yere ilişkin suçtan sorumlu tutulacaksınız›› dedi, ‹‹Kâhinlik görevinizle ilgili suçtan da sen ve oğulların sorumlu tutulacaksınız. 
04O 018:002 Sen ve oğulların Levha Sandığının bulunduğu çadırın önünde hizmet ederken, atanız Levinin oymağından kardeşlerinizin de size katılıp yardım etmelerini sağlayın. 
04O 018:003 Senin sorumluluğun altında çadırda hizmet etsinler. Ancak, siz de onlar da ölmeyesiniz diye kutsal yerin eşyalarına ya da sunağa yaklaşmasınlar. 
04O 018:004 Seninle çalışacak ve Buluşma Çadırıyla ilgili bütün hizmetlerden sorumlu olacaklar. Levililer dışında hiç kimse bulunduğunuz yere yaklaşmayacak. 
04O 018:005 ‹‹Bundan sonra İsrail halkına öfkelenmemem için kutsal yerin ve sunağın hizmetinden sizler sorumlu olacaksınız. 
04O 018:006 Ben İsrailliler arasından Levili kardeşlerinizi size bir armağan olarak seçtim. Buluşma Çadırıyla ilgili hizmeti yapmaları için onlar bana adanmıştır. 
04O 018:007 Ama sunaktaki ve perdenin ötesindeki kâhinlik görevini sen ve oğulların üstleneceksiniz. Kâhinlik görevini size armağan olarak veriyorum. Sizden başka kutsal yere kim yaklaşırsa öldürülecektir.›› 
04O 018:008 RAB Harunla konuşmasını şöyle sürdürdü: ‹‹Bana sunulan kutsal sunuların bağış kısımlarını sana veriyorum. Bunları sonsuza dek pay olarak sana ve oğullarına veriyorum. 
04O 018:009 Sunakta tümüyle yakılmayan, bana sunulan en kutsal sunulardan şunlar senin olacak: Tahıl, suç ve günah sunuları. En kutsal sunular senin ve oğullarının olacak. 
04O 018:010 Bunları en kutsal sunu olarak yiyeceksin. Her erkek onlardan yiyebilir. Onları kutsal sayacaksın. 
04O 018:011 ‹‹Ayrıca şunlar da senin olacak: İsraillilerin sunduğu sallamalık sunuların bağış kısımlarını sonsuza dek pay olarak sana, oğullarına ve kızlarına veriyorum. Ailende dinsel açıdan temiz olan herkes onları yiyebilir. 
04O 018:012 ‹‹RABbe verdikleri ilk ürünleri -zeytinyağının, yeni şarabın, tahılın en iyisini- sana veriyorum. 
04O 018:013 Ülkede yetişen ilk ürünlerden RABbe getirdiklerinin tümü senin olacak. Ailende dinsel açıdan temiz olan herkes onları yiyebilir. 
04O 018:014 ‹‹İsrailde RABbe koşulsuz adanan her şey senin olacak. 
04O 018:015 İnsan olsun hayvan olsun RABbe adanan her rahmin ilk ürünü senin olacak. Ancak ilk doğan her çocuk ve kirli sayılan hayvanların her ilk doğanı için kesinlikle bedel alacaksın. 
04O 018:016 İlk doğanlar bir aylıkken, kendi biçeceğin değer uyarınca, yirmi geradan oluşan kutsal yerin şekeline göre beş şekel gümüş bedel alacaksın. 
04O 018:017 ‹‹Ancak sığırın, koyunun ya da keçinin ilk doğanı için bedel almayacaksın. Onlar benim için ayrılmıştır. Kanlarını sunağın üzerine dökeceksin, yağlarını RABbi hoşnut eden koku olsun diye yakılan bir sunu olarak yakacaksın. 
04O 018:018 Sallamalık sununun göğsü ve sağ budu senin olduğu gibi eti de senin olacak. 
04O 018:019 İsraillilerin bana sundukları kutsal sunuların bağış kısımlarını sonsuza dek pay olarak sana, oğullarına ve kızlarına veriyorum. Senin ve soyun için bu RABbin önünde sonsuza dek sürecek bozulmaz bir antlaşmadır.›› antlaşmasıdır››. 
04O 018:020 RAB Harunla konuşmasını şöyle sürdürdü: ‹‹Onların ülkesinde mirasın olmayacak, aralarında hiçbir payın olmayacak. İsrailliler arasında payın ve mirasın benim. 
04O 018:021 ‹‹Buluşma Çadırıyla ilgili yaptıkları hizmete karşılık, İsrailde toplanan bütün ondalıkları pay olarak Levililere veriyorum. 
04O 018:022 Bundan böyle öbür İsrailliler Buluşma Çadırına yaklaşmamalı. Yoksa günahlarının bedelini canlarıyla öderler. 
04O 018:023 Buluşma Çadırıyla ilgili hizmeti Levililer yapacak, çadıra karşı işlenen suçtan onlar sorumlu olacak. Gelecek kuşaklarınız boyunca kalıcı bir kural olacak bu. İsrailliler arasında onların payı olmayacak. 
04O 018:024 Bunun yerine İsraillilerin RABbe armağan olarak verdiği ondalığı miras olarak Levililere veriyorum. Bu yüzden Levililer için, ‹İsrailliler arasında onların mirası olmayacak› dedim.›› 
04O 018:025 RAB Musaya şöyle dedi: 
04O 018:026 ‹‹Levililere de ki, ‹Pay olarak size verdiğim ondalıkları İsraillilerden alınca, aldığınız ondalığın ondalığını RABbe armağan olarak sunacaksınız. 
04O 018:027 Armağanınız harmandan tahıl ya da üzüm sıkma çukurundan bir armağan sayılacaktır. 
04O 018:028 Böylelikle siz de İsraillilerden aldığınız bütün ondalıklardan RABbe armağan sunacaksınız. Bu ondalıklardan RABbin armağanını Kâhin Haruna vereceksiniz. 
04O 018:029 Aldığınız bütün armağanlardan RAB için bir armağan ayıracaksınız; hepsinin en iyisini, en kutsalını ayıracaksınız.› 
04O 018:030 ‹‹Levililere şöyle de: ‹En iyisini sunduğunuzda, geri kalanı harman ya da asma ürünü olarak size sayılacaktır. 
04O 018:031 Siz ve aileniz her yerde ondan yiyebilirsiniz. Buluşma Çadırında yaptığınız hizmete karşılık size verilen ücrettir bu. 
04O 018:032 En iyisini sunarsanız, bu konuda günah işlememiş olursunuz. Ölmemek için İsrailliler'in sunduğu kutsal sunuları kirletmeyeceksiniz.› ›› 
04O 019:001 RAB Musayla Haruna şöyle dedi: 
04O 019:002 ‹‹RABbin buyurduğu yasanın kuralı şudur: İsraillilere size kusursuz, özürsüz, boyunduruk takmamış kızıl bir inek getirmelerini söyleyin. 
04O 019:003 İnek Kâhin Elazara verilsin; ordugahın dışına çıkarılıp onun önünde kesilecek. 
04O 019:004 Kâhin Elazar parmağıyla kanından alıp yedi kez Buluşma Çadırının önüne doğru serpecek. 
04O 019:005 Sonra Elazarın gözü önünde inek, derisi, eti, kanı ve gübresiyle birlikte yakılacak. 
04O 019:006 Kâhin biraz sedir ağacı, mercanköşkotu ve kırmızı iplik alıp yanmakta olan ineğin üzerine atacak. 
04O 019:007 Sonra giysilerini yıkayacak, yıkanacak. Ancak o zaman ordugaha girebilir. Ama akşama dek kirli sayılacaktır. 
04O 019:008 İneği yakan kişi de giysilerini yıkayacak, yıkanacak. O da akşama dek kirli sayılacak. 
04O 019:009 ‹‹Temiz sayılan bir kişi ineğin külünü toplayıp ordugahın dışında temiz sayılan bir yere koyacak. İsrail topluluğu temizlenme suyu için bu külü saklayacak; bu, günahtan arınmak içindir. 
04O 019:010 İneğin külünü toplayan adam giysilerini yıkayacak, akşama dek kirli sayılacak. Bu kural hem İsrailliler, hem de aralarında yaşayan yabancılar için kalıcı olacaktır. 
04O 019:011 ‹‹Herhangi bir insan ölüsüne dokunan kişi yedi gün kirli sayılacaktır. 
04O 019:012 Üçüncü ve yedinci gün temizlenme suyuyla kendini arındıracak, böylece paklanmış olacak. Üçüncü ve yedinci gün kendini arındırmazsa, paklanmış sayılmayacak. 
04O 019:013 Herhangi bir insan ölüsüne dokunup da kendini arındırmayan kişi RABbin Konutunu kirletmiş olur. O kişi İsrailden atılmalı. Temizlenme suyu üzerine dökülmediği için kirli sayılır, kirliliği üzerinde kalır. 
04O 019:014 ‹‹Çadırda biri öldüğü zaman uygulanacak kural şudur: Çadıra giren ve çadırda bulunan herkes yedi gün kirli sayılacaktır. 
04O 019:015 Kapağı iple bağlanmamış, ağzı açık her kap kirli sayılacaktır. 
04O 019:016 ‹‹Kırda kılıçla öldürülmüş ya da doğal ölümle ölmüş birine, insan kemiğine ya da mezara her dokunan yedi gün kirli sayılacaktır. 
04O 019:017 ‹‹Kirli sayılan kişi için bir kabın içine yakılan günah sunusunun külünden koyun, üstüne duru su dökeceksiniz. 
04O 019:018 Temiz sayılan bir adam mercanköşkotunu alıp suya batıracak. Sonra çadırın, bütün eşyaların ve orada bulunanların üzerine serpecek. Kemiğe, öldürülmüş ya da doğal ölümle ölmüş kişiye ya da mezara dokunanın üzerine de suyu serpecek. 
04O 019:019 Temiz sayılan adam, üçüncü ve yedinci gün kirli sayılanın üzerine suyu serpecek. Yedinci gün onu arındıracak. Arınan kişi giysilerini yıkayacak, yıkanacak ve akşam temiz sayılacak. 
04O 019:020 Ancak, kirli sayılan biri kendini arındırmazsa topluluğun arasından atılmalı. Çünkü RABbin Tapınağını kirletmiştir. Temizlenme suyu üzerine dökülmediği için kirli sayılır. 
04O 019:021 Onlar için bu kural kalıcı olacaktır. Temizlenme suyunu serpen kişi de giysisini yıkamalı. Temizlenme suyuna dokunan kişi akşama dek kirli sayılacak. 
04O 019:022 Kirli sayılan birinin dokunduğu nesne kirli sayılır; o nesneye dokunan da akşama dek kirli sayılır.›› 
04O 020:001 İsrail topluluğu birinci ay Zin Çölüne vardı, halk Kadeşte konakladı. Miryam orada öldü ve gömüldü. 
04O 020:002 Ancak topluluk için içecek su yoktu. Halk Musayla Haruna karşı toplandı. 
04O 020:003 Musaya, ‹‹Keşke kardeşlerimiz RABbin önünde öldüğünde biz de ölseydik!›› diye çıkıştılar, 
04O 020:004 ‹‹RABbin topluluğunu neden bu çöle getirdiniz? Biz de hayvanlarımız da ölelim diye mi? 
04O 020:005 Neden bizi bu korkunç yere getirmek için Mısırdan çıkardınız? Ne tahıl, ne incir, ne üzüm ne de nar var. Üstelik içecek su da yok!›› 
04O 020:006 Musayla Harun topluluktan ayrılıp Buluşma Çadırının giriş bölümüne gittiler, yüzüstü yere kapandılar. RABbin görkemi onlara göründü. 
04O 020:007 -8 42110 RAB Musaya, ‹‹Değneği al›› dedi, ‹‹Sen ve ağabeyin Harun topluluğu toplayın. Halkın gözü önünde su fışkırması için kayaya buyruk verin. Onlar da hayvanları da içsin diye kayadan onlara su çıkaracaksınız.›› 
04O 020:009 Musa kendisine verilen buyruk uyarınca değneği RABbin önünden aldı. 
04O 020:010 Musayla Harun topluluğu kayanın önüne topladılar. Musa, ‹‹Ey siz, başkaldıranlar, beni dinleyin!›› dedi, ‹‹Bu kayadan size su çıkaralım mı?›› 
04O 020:011 Sonra kolunu kaldırıp değneğiyle kayaya iki kez vurdu. Kayadan bol su fışkırdı, topluluk da hayvanları da içti. 
04O 020:012 RAB Musayla Haruna, ‹‹Madem İsraillilerin gözü önünde benim kutsallığımı sayarak bana güvenmediniz›› dedi, ‹‹Bu topluluğu kendilerine vereceğim ülkeye de götürmeyeceksiniz.›› 
04O 020:013 Bu sulara Merivafç suları denildi. Çünkü İsrail halkı orada RABbe çıkışmış, RAB de aralarında kutsallığını göstermişti. 
04O 020:014 Musa Kadeşten Edom Kralına ulaklarla şu haberi gönderdi: ‹‹Kardeşin İsrail şöyle diyor: ‹Başımıza gelen güçlükleri biliyorsun. 
04O 020:015 Atalarımız Mısıra gitmişler. Orada uzun yıllar yaşadık. Mısırlılar atalarımıza da bize de kötü davrandılar. 
04O 020:016 Ama biz RABbe yakarınca, yakarışımızı işitti. Bir melek gönderip bizi Mısırdan çıkardı. ‹‹ ‹Şimdi senin sınırına yakın bir kent olan Kadeşteyiz. 
04O 020:017 İzin ver, ülkenden geçelim. Tarlalardan, bağlardan geçmeyeceğiz, hiçbir kuyudan da su içmeyeceğiz. Sınırından geçinceye dek, sağa sola sapmadan Kral yolundan yolumuza devam edeceğiz.› ›› 
04O 020:018 Ama Edom Kralı, ‹‹Ülkemden geçmeyeceksiniz!›› diye yanıtladı, ‹‹Geçmeye kalkışırsanız kılıçla karşınıza çıkarım.›› 
04O 020:019 İsrailliler, ‹‹Yol boyunca geçip gideceğiz›› dediler, ‹‹Eğer biz ya da hayvanlarımız suyundan içersek karşılığını öderiz. Yürüyüp geçmek için senden izin istiyoruz, hepsi bu.›› 
04O 020:020 Edom Kralı yine, ‹‹Geçmeyeceksiniz!›› yanıtını verdi. Edomlular İsraillilere saldırmak üzere kalabalık ve güçlü bir orduyla yola çıktılar. 
04O 020:021 Edom Kralı ülkesinden geçmelerine izin vermeyince, İsrailliler dönüp ondan uzaklaştılar. 
04O 020:022 İsrail topluluğu Kadeşten ayrılıp Hor Dağına geldi. 
04O 020:023 RAB, Edom sınırındaki Hor Dağında Musayla Haruna şöyle dedi: 
04O 020:024 ‹‹Harun ölüp atalarına kavuşacak. İsrail halkına vereceğim ülkeye girmeyecek. Çünkü ikiniz Meriva sularında verdiğim buyruğa karşı geldiniz. 
04O 020:025 Harunla oğlu Elazarı Hor Dağına çıkar. 
04O 020:026 Harunun kâhinlik giysilerini üzerinden çıkarıp oğlu Elazara giydir. Harun orada ölüp atalarına kavuşacak.›› 
04O 020:027 Musa RABbin buyurduğu gibi yaptı. Bütün topluluğun gözü önünde Hor Dağına çıktılar. 
04O 020:028 Musa Harunun kâhinlik giysilerini üzerinden çıkarıp oğlu Elazara giydirdi. Harun orada, dağın tepesinde öldü. Sonra Musayla Elazar dağdan indiler. 
04O 020:029 Harun'un öldüğünü öğrenince bütün İsrail halkı onun için otuz gün yas tuttu. 
04O 021:001 Negevde yaşayan Kenanlı Arat Kralı, İsraillilerin Atarim yolundan geldiğini duyunca, onlara saldırarak bazılarını tutsak aldı. 
04O 021:002 Bunun üzerine İsrailliler, ‹‹Eğer bu halkı tümüyle elimize teslim edersen, kentlerini büsbütün yok edeceğiz›› diyerek RABbe adak adadılar. 
04O 021:003 RAB İsraillilerin yalvarışını işitti ve Kenanlıları ellerine teslim etti. İsrailliler onları da kentlerini de büsbütün yok ettiler. Oraya Horma adı verildi. anlamına gelir. 
04O 021:004 Edom ülkesinin çevresinden geçmek için Kızıldeniz yoluyla Hor Dağından ayrıldılar. Ama yolda halk sabırsızlandı. 
04O 021:005 Tanrıdan ve Musadan yakınarak, ‹‹Çölde ölelim diye mi bizi Mısırdan çıkardınız?›› dediler, ‹‹Burada ne ekmek var, ne de su. Ayrıca bu iğrenç yiyecekten de tiksiniyoruz!›› 
04O 021:006 Bunun üzerine RAB halkın arasına zehirli yılanlar gönderdi. Yılanlar ısırınca İsraillilerden birçok kişi öldü. 
04O 021:007 Halk Musaya gelip, ‹‹RABden ve senden yakınmakla günah işledik. Yalvar da, RAB aramızdan yılanları kaldırsın›› dedi. Bunun üzerine Musa halk için yalvardı. 
04O 021:008 RAB Musaya, ‹‹Bir yılan yap ve onu bir direğin üzerine koy. Isırılan herkes ona bakınca yaşayacaktır›› dedi. 
04O 021:009 Böylece Musa tunç bir yılan yaparak direğin üzerine koydu. Yılan tarafından ısırılan kişiler tunç yılana bakınca yaşadı. 
04O 021:010 İsrail halkı yola koyulup Ovotta konakladı. 
04O 021:011 Sonra Ovottan ayrılıp doğuda Moava bakan çölde, İye- Haavarimde konakladı. 
04O 021:012 Oradan da ayrılıp Zeret Vadisinde konakladı. 
04O 021:013 Oradan da ayrılıp Amorluların sınırına dek uzanan çölde, Arnon Vadisinin karşı yakasında konakladılar. Arnon Moavla Amorluların ülkesi arasındaki Moav sınırıdır. 
04O 021:014 RABbin Savaşları Kitabında şöyle yazılıdır: ‹‹... Sufa topraklarında Vahev Kenti, vadiler, Arnon Vadisi, 
04O 021:015 Ar Kentine dayanan ve Moav sınırı boyunca uzanan vadilerin yamaçları ...›› 
04O 021:016 Oradan RABbin Musaya, ‹‹Halkı bir araya topla, onlara su vereceğim›› dediği kuyuya, Beere doğru yol aldılar. 
04O 021:017 O zaman İsrailliler şu ezgiyi söylediler:  ‹‹Suların fışkırsın, ey kuyu!  Ezgi okuyun ona. 
04O 021:018 O kuyu ki, onu önderlerle  Halkın soyluları  Asayla, değnekle kazdılar.›› Bundan sonra çölden Mattanaya, 
04O 021:019 Mattanadan Nahaliele, Nahalielden Bamota, 
04O 021:020 Bamottan Moav topraklarındaki vadiye, çöle bakan Pisga Dağının eteklerine gittiler. 
04O 021:021 İsrailliler Amorluların Kralı Sihona ulaklarla şu haberi gönderdi: 
04O 021:022 ‹‹İzin ver, ülkenden geçelim. Tarlalardan, bağlardan geçmeyeceğiz, hiçbir kuyudan su içmeyeceğiz. Sınırından geçinceye dek, Kral yolundan yolumuza devam edeceğiz.›› 
04O 021:023 Ne var ki Sihon, ülkesinden İsraillilerin geçmesine izin vermedi. İsraillilerle savaşmak üzere bütün halkını toplayıp çöle çıktı. Yahesaya varınca, İsraillilere saldırdı. 
04O 021:024 İsrailliler onu kılıçtan geçirip Arnondan Yabbuka, Ammonluların sınırına dek uzanan topraklarını aldılar. Az Kenti Ammon sınırını oluşturuyordu. 
04O 021:025 İsrailliler Heşbon ve çevresindeki köylerle birlikte Amorluların bütün kentlerini ele geçirerek orada yaşamaya başladılar. 
04O 021:026 Heşbon Amorluların Kralı Sihonun kentiydi. Sihon eski Moav Kralına karşı savaşmış, Arnona dek uzanan topraklarını elinden almıştı. 
04O 021:027 Bunun için ozanlar şöyle diyor:  ‹‹Heşbona gelin,  Sihonun kenti yeniden kurulsun  Ve sağlamlaştırılsın. 
04O 021:028 Heşbondan ateş,  Sihonun kentinden alev çıktı;  Moavın Ar Kentini,  Arnon tepelerinin efendilerini yakıp yok etti. 
04O 021:029 Vay sana, ey Moav!  İlah Kemoşun halkı, yok oldun!  Kemoş senin oğullarının Amorluların Kralı Sihona kaçmasını,  Kızlarının ona tutsak olmasını önleyemedi. 
04O 021:030 Onları bozguna uğrattık;  Heşbon Divona dek yıkıma uğradı.  Medevaya uzanan Nofaha dek onları yıkıma uğrattık.›› 
04O 021:031 Böylece İsrail halkı Amorluların ülkesinde yaşamaya başladı. 
04O 021:032 Musa Yazeri araştırmak için adamlar gönderdi. Sonra İsrailliler Yazer çevresindeki köyleri ele geçirerek orada yaşayan Ammonluları kovdular. 
04O 021:033 Bundan sonra dönüp Başana doğru ilerlediler. Başan Kralı Ogla ordusu onlarla savaşmak için Edreide karşılarına çıktı. 
04O 021:034 RAB Musaya, ‹‹Ondan korkma!›› dedi, ‹‹Çünkü onu da ordusuyla ülkesini de senin eline teslim ettim. Amorluların Heşbonda yaşayan Kralı Sihona yaptığının aynısını ona da yapacaksın.›› 
04O 021:035 Böylece İsrail halkı kimseyi sağ bırakmadan Og'la oğullarını ve ordusunu yok etti, ülkeyi ele geçirdi. 
04O 022:001 İsrailliler yollarına devam ederek Moav ovalarında, Şeria Irmağının doğusunda, Eriha karşısında konakladılar. 
04O 022:002 Sippor oğlu Balak İsraillilerin Amorlulara neler yaptığını duydu. 
04O 022:003 İsrail halkı kalabalık olduğundan, Moavlılar onlardan korkarak yılgıya düştü. 
04O 022:004 Midyan ileri gelenlerine, ‹‹Öküz kırda nasıl otu yiyip tüketirse, bu topluluk da çevremizdeki her şeyi yiyip bitirecek›› dediler. O sırada Sippor oğlu Balak Moav Kralıydı. 
04O 022:005 Balak, Beor oğlu Balamı çağırmak için ulaklar gönderdi. Balam Fırat Irmağı kıyısında, Amav ülkesindeki Petorda yaşıyordu. Balak şöyle dedi: ‹‹Mısırdan çıkıp yeryüzünü kaplayan bir halk yanıbaşıma yerleşti. 
04O 022:006 Lütfen gel de benden daha güçlü olan bu halka benim için lanet oku. Olur ki, onları yener, ülkeden kovarız. Çünkü senin kutsadığın kişinin kutsanacağını, lanetlediğin kişinin lanetleneceğini biliyorum.›› 
04O 022:007 Moav ve Midyan ileri gelenleri falcılık ücretini alıp gittiler. Balama varınca Balakın bildirisini ona ilettiler. 
04O 022:008 Balam onlara, ‹‹Geceyi burada geçirin›› dedi, ‹‹RABbin bana söyleyecekleri uyarınca size yanıt vereceğim.›› Bunun üzerine Moav önderleri geceyi Balamın yanında geçirdiler. 
04O 022:009 Tanrı Balama gelip, ‹‹Evinde kalan bu adamlar kim?›› diye sordu. 
04O 022:010 Balam Tanrıyı şöyle yanıtladı: ‹‹Sippor oğlu Moav Kralı Balak bana şu bildiriyi gönderdi: 
04O 022:011 ‹Mısırdan çıkan halk yeryüzünü kapladı. Gel de benim için onlara lanet oku. Olur ki, onlarla savaşmaya gücüm yeter, onları kovarım.› ›› 
04O 022:012 Ama Tanrı Balama, ‹‹Onlarla gitme! Bu halka lanet okuma, onlar kutsanmış halktır›› dedi. 
04O 022:013 Sabah Balam kalktı, Balakın önderlerine, ‹‹Ülkenize dönün. Çünkü RAB sizinle gelmeme izin vermiyor›› dedi. 
04O 022:014 Moav önderleri dönüp Balaka, ‹‹Balam bizimle gelmedi›› dediler. 
04O 022:015 Bunun üzerine Balak ilk gidenlerden daha çok ve daha saygın başka önderler gönderdi. 
04O 022:016 Balama gidip şöyle dediler: ‹‹Sippor oğlu Balak diyor ki, ‹Lütfen yanıma gelmene engel olan hiçbir şeye izin verme. 
04O 022:017 Çünkü seni fazlasıyla ödüllendireceğim, ne istersen yapacağım. Ne olur, gel, benim için bu halka lanet oku.› ›› 
04O 022:018 Balam Balakın ulaklarına şu yanıtı verdi: ‹‹Balak sarayını altınla, gümüşle doldurup bana verse bile, Tanrım RABbin buyruğundan öte küçük büyük hiçbir şey yapamam. 
04O 022:019 Lütfen siz de bu gece burada kalın, RABbin bana başka bir diyeceği var mı öğreneyim.›› 
04O 022:020 O gece Tanrı Balama gelip, ‹‹Madem bu adamlar seni çağırmaya gelmiş, onlarla git; ancak sana ne söylersem onu yap›› dedi. 
04O 022:021 Balam sabah kalkıp eşeğine palan vurdu, Moav önderleriyle birlikte gitti. 
04O 022:022 Tanrı onun gidişine öfkelendi. RABbin meleği engel olmak için yoluna dikildi. Balam eşeğine binmişti, yanında iki uşağı vardı. 
04O 022:023 Eşek, yalın kılıç yolda durmakta olan RABbin meleğini görünce, yoldan sapıp tarlaya girdi. Balam yola döndürmek için eşeği dövdü. 
04O 022:024 RABbin meleği iki bağın arasında iki yanı duvarlı dar bir yolda durdu. 
04O 022:025 Eşek RABbin meleğini görünce duvara sıkıştı, Balamın ayağını ezdi. Balam eşeği yine dövdü. 
04O 022:026 RABbin meleği ilerledi, sağa sola dönüşü olmayan dar bir yerde durdu. 
04O 022:027 Eşek RABbin meleğini görünce, Balamın altında yıkıldı. Balam öfkelendi, değneğiyle eşeği dövdü. 
04O 022:028 Bunun üzerine RAB eşeği konuşturdu. Eşek Balama, ‹‹Sana ne yaptım ki, üç kez beni böyle dövdün?›› diye sordu. 
04O 022:029 Balam, ‹‹Benimle alay ediyorsun›› diye yanıtladı, ‹‹Elimde kılıç olsaydı, seni hemen öldürürdüm.›› 
04O 022:030 Eşek, ‹‹Bugüne dek hep üzerine bindiğin eşek değil miyim ben?›› dedi, ‹‹Daha önce sana hiç böyle davrandım mı?›› Balam, ‹‹Hayır›› diye yanıtladı. 
04O 022:031 Bundan sonra RAB Balamın gözlerini açtı. Balam yalın kılıç yolda durmakta olan RABbin meleğini gördü, eğilip yüzüstü yere kapandı. 
04O 022:032 RABbin meleği, ‹‹Neden üç kez eşeğini dövdün?›› diye sordu, ‹‹Ben seni engellemeye geldim. Çünkü gittiğin yol seni yıkıma götürüyor. 
04O 022:033 Eşek beni gördü, üç kez önümden saptı. Eğer yoldan sapmasaydı, seni öldürür, onu sağ bırakırdım.›› 
04O 022:034 Balam RABbin meleğine, ‹‹Günah işledim›› dedi, ‹‹Beni engellemek için yolda dikildiğini anlamadım. Uygun görmüyorsan şimdi evime döneyim.›› 
04O 022:035 RABbin meleği, ‹‹Adamlarla git›› dedi, ‹‹Ama yalnız sana söyleyeceklerimi söyleyeceksin.›› Böylece Balam Balakın önderleriyle gitti. 
04O 022:036 Balak Balamın geldiğini duyunca, onu karşılamak için Arnon kıyısında, sınırın en uzak köşesindeki Moav Kentine gitti. 
04O 022:037 Balama, ‹‹Seni çağırmak için adam gönderdiğimde neden gelmedin?›› dedi, ‹‹Seni ödüllendirmeye gücüm yetmez mi?›› 
04O 022:038 Balam, ‹‹İşte şimdi geldim›› diye yanıtladı, ‹‹Ama ne diyebilirim ki? Ancak Tanrının bana buyurduklarını söyleyeceğim.›› 
04O 022:039 Bundan sonra Balam Balakla yola çıkarak Kiryat-Husota gitti. 
04O 022:040 Balak sığırlar, davarlar kurban etti, Balamla yanındaki önderlere et gönderdi. 
04O 022:041 Sabah Balak Balam'ı Bamot-Baal'a çıkardı. Balam oradan İsrail halkının bir kesimini görebildi. 
04O 023:001 Balam Balaka, ‹‹Burada benim için yedi sunak kur ve yedi boğayla yedi koç hazırla›› dedi. 
04O 023:002 Balak onun dediğini yaptı. Balakla Balam her sunağın üstünde birer boğayla koç sundular. 
04O 023:003 Sonra Balam Balaka, ‹‹Ben az öteye gideceğim, sen yakmalık sununun yanında bekle›› dedi, ‹‹Olur ki, RAB karşıma çıkar. Bana ne açıklarsa, sana bildiririm.›› Sonra çıplak bir tepeye çıktı. 
04O 023:004 Tanrı Balama göründü. Balam Tanrıya, ‹‹Yedi sunak kurdum, her sunağın üstünde birer boğayla koç sundum›› dedi. 
04O 023:005 RAB Balama ne söylemesi gerektiğini bildirerek, ‹‹Balaka git, ona şu haberi ilet›› dedi. 
04O 023:006 Böylece Balam Balakın yanına döndü. Onun Moav önderleriyle birlikte yakmalık sunusunun yanında durduğunu gördü. 
04O 023:007 Sonra şu bildiriyi iletti:  ‹‹Balak beni Aramdan,<br />Moav Kralı beni doğu dağlarından getirdi.<br />‹Gel, benim için Yakup soyuna lanet oku› dedi,<br />‹Gel, İsrailin yıkımını dile.› 
04O 023:008 Tanrının lanetlemediğini<br />Ben nasıl lanetlerim?<br />RABbin yıkımını istemediği kişinin yıkımını<br />Ben nasıl isteyebilirim? 
04O 023:009 Kayaların doruğundan görüyorum onları,<br />Tepelerden bakıyorum onlara.<br />Tek başına yaşayan,<br />Uluslardan kendini soyutlayan<br />Bir halk görüyorum. 
04O 023:010 Kim Yakup soyunun tozunu<br />Ve İsrailin dörtte birini sayabilir?<br />Doğru kişilerin ölümüyle öleyim,<br />Sonum onlarınki gibi olsun!›› 
04O 023:011 Balak Balama, ‹‹Bana ne yaptın?›› dedi, ‹‹Düşmanlarıma lanet okuyasın diye seni getirdim. Oysa sen onları kutsadın!›› 
04O 023:012 Balam, ‹‹Ben ancak RABbin söylememi istediği şeyleri söylemeliyim›› diye yanıtladı. 
04O 023:013 Bunun üzerine Balak, ‹‹Ne olur, benimle gel›› dedi, ‹‹Onları görebileceğin başka bir yere gidelim. Onların hepsini görmeyeceksin, bir kesimini göreceksin. Oradan onlara benim için lanet oku.›› 
04O 023:014 Böylece Balak Balamı Pisga Dağındaki Gözcüler Yaylasına götürdü. Orada yedi sunak kurdu, her sunağın üstünde birer boğayla koç sundu. 
04O 023:015 Balam Balaka, ‹‹Az ötede RABbe danışacağım, sen burada yakmalık sununun yanında bekle›› dedi. 
04O 023:016 RAB Balama göründü, ne söylemesi gerektiğini bildirerek, ‹‹Balaka git, ona şu haberi ilet›› dedi. 
04O 023:017 Böylece Balam Balakın yanına döndü, onun Moav önderleriyle birlikte yakmalık sunusunun yanında durduğunu gördü. Balak, ‹‹RAB ne dedi?›› diye sordu. 
04O 023:018 Balam şu bildiriyi iletti:  ‹‹Ey Balak, uyan ve dinle;<br />Ey Sippor oğlu, bana kulak ver. 
04O 023:019 Tanrı insan değil ki,<br />Yalan söylesin;<br />İnsan soyundan değil ki,<br />Düşüncesini değiştirsin.<br />O söyler de yapmaz mı?<br />Söz verir de yerine getirmez mi? 
04O 023:020 Kutsamak için bana buyruk verildi;<br />O kutsadı, ben değiştiremem. 
04O 023:021 Yakup soyunda suç bulunmadı,<br />Ne de İsrailde kötülük.<br />Tanrıları RAB aralarındadır,<br />Aralarındaki kral olarak<br />Adına sevinç çığlıkları atıyorlar. 
04O 023:022 Tanrı onları Mısırdan çıkardı,<br />Onun yaban öküzü gibi gücü var. 
04O 023:023 Yakup soyuna yapılan büyü tutmaz;<br />İsraile karşı falcılık etkili olmaz.<br />Şimdi Yakup ve İsrail için,<br />‹Tanrı neler yaptı!› denecek. 
04O 023:024 İşte halk bir dişi aslan gibi uyanıyor.<br />Avını yiyip bitirmedikçe,<br />Öldürülenlerin kanını içmedikçe rahat etmeyen aslan gibi kalkıyor.›› 
04O 023:025 Bunun üzerine Balak, ‹‹Onlara ne lanet oku, ne de onları kutsa!›› dedi. 
04O 023:026 Balam, ‹‹RAB ne derse onu yapmalıyım dememiş miydim sana?›› diye yanıtladı. 
04O 023:027 Sonra Balak Balama, ‹‹Ne olur, gel, seni başka bir yere götüreyim›› dedi, ‹‹Olur ki, Tanrı oradan benim için onlara lanet okumana izin verir.›› 
04O 023:028 Böylece Balamı çöle bakan Peor Dağının tepesine götürdü. 
04O 023:029 Balam, ‹‹Burada benim için yedi sunak kurup yedi boğayla yedi koç hazırla›› dedi. 
04O 023:030 Balak onun dediğini yaptı, her sunağın üstünde birer boğayla koç sundu. 
04O 024:001 Balam, RABbin İsrail halkını kutsamaktan hoşnut olduğunu anlayınca, önceden yaptığı gibi gidip fala başvurmadı, yüzünü çöle çevirdi. 
04O 024:002 Baktı, İsrailin oymak oymak yerleştiğini gördü. Tanrının Ruhu onun üzerine inince, 
04O 024:003 şu bildiriyi iletti:  ‹‹Beor oğlu Balam,<br />Gözü açılmış olan, 
04O 024:004 Tanrının sözlerini duyan,<br />Her Şeye Gücü Yetenin görümlerini gören,<br />Yere kapanan, Tanrının gözlerini açtığı kişi bildiriyor: 
04O 024:005 ‹Ey Yakup soyu, çadırların,<br />Ey İsrail, konutların ne güzel! 
04O 024:006 Yayılıyorlar vadiler gibi,<br />Irmak kıyısında bahçeler gibi,<br />RABbin diktiği öd ağaçları gibi,<br />Su kıyısındaki sedir ağaçları gibi. 
04O 024:007 Kovalarından sular akacak,<br />Tohumları bol suyla sulanacak.<br />Kralları Agaktan büyük olacak,<br />Krallığı yüceltilecek. 
04O 024:008 Tanrı onları Mısırdan çıkardı,<br />Onun yaban öküzü gibi gücü var.<br />Düşmanı olan ulusları yiyip bitirecek,<br />Kemiklerini parçalayacak,<br />Oklarıyla onları deşecekler. 
04O 024:009 Aslan gibi, dişi aslan gibi<br />Yere çömelir, yatarlar,<br />Kim onları uyandırmaya cesaret edebilir?<br />Seni kutsayan kutsansın,<br />Seni lanetleyen lanetlensin!› ›› 
04O 024:010 Balama öfkelenen Balak ellerini birbirine vurarak, ‹‹Düşmanlarıma lanet okuyasın diye seni çağırdım›› dedi, ‹‹Oysa üç kez onları kutsadın. 
04O 024:011 Haydi, hemen evine dön! Seni ödüllendireceğimi söylemiştim. Ama RAB seni ödül almaktan yoksun bıraktı.›› 
04O 024:012 -13 43500 Balam şöyle karşılık verdi: ‹‹Bana gönderdiğin ulaklara, ‹Balak sarayını altınla, gümüşle doldurup bana verse bile, RABbin buyruğundan öte iyi kötü hiçbir şey yapamam. Ancak RAB ne derse onu söylerim› dememiş miydim? 
04O 024:014 İşte şimdi halkıma dönüyorum. Gel, bu halkın gelecekte halkına neler yapacağını sana bildireyim.›› 
04O 024:015 Sonra Balam şu bildiriyi iletti:  ‹‹Beor oğlu Balam,<br />Gözü açılmış olan, 
04O 024:016 Tanrının sözlerini duyan,<br />Yüceler Yücesinin bilgisine kavuşan,<br />Her Şeye Gücü Yetenin görümlerini gören,<br />Yere kapanan, Tanrının gözlerini açtığı kişi bildiriyor: 
04O 024:017 ‹Onu görüyorum, ama şimdilik değil,<br />Ona bakıyorum, ama yakından değil.<br />Yakup soyundan bir yıldız çıkacak,<br />İsrailden bir önder yükselecek.<br />Moavlıların alınlarını,<br />Şetoğullarının başlarını ezecek. 
04O 024:018 Düşmanı olan Edom ele geçirilecek,<br />Evet, Seir alınacak,<br />Ama İsrail güçlenecek. 
04O 024:019 Yakup soyundan gelen kişi önderlik edecek,<br />Kentte sağ kalanları yok edecek.› ›› 
04O 024:020 Balam Amaleklileri görünce şu bildiriyi iletti:  ‹‹Amalek halkı uluslar arasında birinciydi,<br />Ama sonu yıkım olacak.›› 
04O 024:021 Kenlileri görünce de şu bildiriyi iletti:  ‹‹Yaşadığınız yer güvenli,<br />Yuvanız kayalarda kurulmuş; 
04O 024:022 Ama, ey Kenliler, Asurlular sizi tutsak edince,<br />Yanıp yok olacaksınız.›› 
04O 024:023 Balam bildirisini iletmeyi sürdürdü:  ‹‹Ah, bunu yapan Tanrıysa,<br />Kim sağ kalabilir? 
04O 024:024 Kittim kıyılarından gemiler gelecek,<br />Asurla Everi dize getirecekler,<br />Kendileri de yıkıma uğrayacak.›› 
04O 024:025 Bundan sonra Balam kalkıp evine döndü, Balak da kendi yoluna gitti. 
04O 025:001 İsrailliler Şittimde yaşarken, erkekleri Moavlı kadınlarla zina etmeye başladı. 
04O 025:002 Bu kadınlar kendi ilahlarına kurban sunarken İsraillileri de çağırdılar. İsrail halkı yiyeceklerden yedi ve onların ilahlarına taptı. 
04O 025:003 Böylece Baal-Peora bağlandılar. RAB bu yüzden onlara öfkelendi. 
04O 025:004 Musaya, ‹‹Bu halkın bütün önderlerini gündüz benim önümde öldür›› dedi, ‹‹Öyle ki, İsrail halkına öfkem yatışsın.›› 
04O 025:005 Bunun üzerine Musa İsrail yargıçlarına, ‹‹Her biriniz kendi adamlarınız arasında Baal-Peora bağlanmış olanları öldürün›› dedi. 
04O 025:006 O sırada İsrailli bir adam geldi, Musanın ve Buluşma Çadırının girişinde ağlayan İsrail topluluğunun gözü önünde kardeşine Midyanlı bir kadın getirdi. 
04O 025:007 Bunu gören Kâhin Harun oğlu Elazar oğlu Pinehas topluluktan ayrılıp eline bir mızrak aldı. 
04O 025:008 İsraillinin ardına düşerek çadıra girdi ve mızrağı ikisine birden sapladı. Mızrak hem İsraillinin, hem de Midyanlı kadının karnını delip geçti. Böylece İsraili yok eden hastalık dindi. 
04O 025:009 Hastalıktan ölenlerin sayısı 24 000 kişiydi. 
04O 025:010 RAB Musaya şöyle dedi: 
04O 025:011 ‹‹Kâhin Harun oğlu Elazar oğlu Pinehas İsrail halkına öfkemin dinmesine neden oldu. Çünkü o, aralarında benim adıma büyük kıskançlık duydu. Bu yüzden onları kıskançlıktan büsbütün yok etmedim. 
04O 025:012 Ona de ki, ‹Onunla bir esenlik antlaşması yapacağım. 
04O 025:013 Kendisi ve soyundan gelenler için kalıcı bir kâhinlik antlaşması olacak bu. Çünkü o Tanrısı için kıskançlık duydu ve İsrail halkının günahlarını bağışlattı.› ›› 
04O 025:014 Midyanlı kadınla birlikte öldürülen İsrailli, Şimonoğullarının bir aile başıydı ve adı Salu oğlu Zimriydi. 
04O 025:015 Öldürülen kadın ise Midyanlı bir aile başı olan Surun kızı Kozbiydi. 
04O 025:016 -17 43780 RAB Musaya, ‹‹Midyanlıları düşman say ve yok et›› dedi, 
04O 025:018 ‹‹Çünkü Peor olayında ve bunun sonucunda ölümcül hastalık çıktığı gün öldürülen kızkardeşleri Midyanlı önderin kızı Kozbi olayında kurdukları tuzaklarla sizi aldatarak düşmanca davrandılar.›› 
04O 026:001 -2 43800 Ölümcül hastalık son bulunca RAB, Musayla Kâhin Harun oğlu Elazara, ‹‹İsrail topluluğunun ailelerine göre sayımını yapın›› dedi, ‹‹Savaşabilecek durumdaki yirmi ve daha yukarı yaştaki bütün erkekleri sayın.›› 
04O 026:003 -4 43810 Bunun üzerine Musayla Kâhin Elazar, Şeria Irmağının yanında, Eriha karşısındaki Moav ovalarında halka, ‹‹RABbin Musaya verdiği buyruk uyarınca, yirmi ve daha yukarı yaştaki erkekleri sayın›› dediler. Mısırdan çıkan İsrailliler şunlardı: 
04O 026:005 İsrailin ilk doğanı Rubenin soyundan gelen Rubenoğulları: Hanok soyundan Hanok boyu, Pallu soyundan Pallu boyu, 
04O 026:006 Hesron soyundan Hesron boyu, Karmi soyundan Karmi boyu. 
04O 026:007 Ruben boyları bunlardı, sayıları 43 730 kişiydi. 
04O 026:008 Pallunun oğlu Eliav, 
04O 026:009 Eliavın oğulları Nemuel, Datan ve Aviramdı. Bunlar topluluğun seçtiği, Musayla Haruna, dolayısıyla RABbe başkaldırarak Korahın yandaşlarına katılan Datanla Aviramdı. 
04O 026:010 Yer yarılıp onları Korahla birlikte yutunca yok oldular. Ateş Korahın iki yüz elli yandaşını yakıp yok etti. Böylece başkalarına bir uyarı oldular. 
04O 026:011 Korahın oğulları ise ölmedi. 
04O 026:012 Boylarına göre Şimonoğulları şunlardı: Nemuel soyundan Nemuel boyu, Yamin soyundan Yamin boyu, Yakin soyundan Yakin boyu, 
04O 026:013 Zerah soyundan Zerah boyu, Şaul soyundan Şaul boyu. 
04O 026:014 Şimon boyları bunlardı, sayıları 22 200 kişiydi. 
04O 026:015 Boylarına göre Gadoğulları şunlardı: Sefon soyundan Sefon boyu, Hagi soyundan Hagi boyu, Şuni soyundan Şuni boyu, 
04O 026:016 Ozni soyundan Ozni boyu, Eri soyundan Eri boyu, 
04O 026:017 Arot soyundan Arot boyu, Areli soyundan Areli boyu. 
04O 026:018 Gad boyları bunlardı, sayıları 40 500 kişiydi. 
04O 026:019 Yahudanın iki oğlu Erle Onan Kenan ülkesinde ölmüşlerdi. 
04O 026:020 Boylarına göre Yahudaoğulları şunlardı: Şela soyundan Şela boyu, Peres soyundan Peres boyu, Zerah soyundan Zerah boyu. 
04O 026:021 Peres soyundan gelenler şunlardı: Hesron soyundan Hesron boyu, Hamul soyundan Hamul boyu. 
04O 026:022 Yahuda boyları bunlardı, sayıları 76 500 kişiydi. 
04O 026:023 Boylarına göre İssakaroğulları şunlardı: Tola soyundan Tola boyu, Puvva soyundan Puvva boyu, 
04O 026:024 Yaşuv soyundan Yaşuv boyu, Şimron soyundan Şimron boyu. 
04O 026:025 İssakar boyları bunlardı, sayıları 64 300 kişiydi. 
04O 026:026 Boylarına göre Zevulunoğulları şunlardı: Seret soyundan Seret boyu, Elon soyundan Elon boyu, Yahleel soyundan Yahleel boyu. 
04O 026:027 Zevulun boyları bunlardı, sayıları 60 500 kişiydi. 
04O 026:028 Boylarına göre Yusufun oğulları: Manaşşe ve Efrayim. 
04O 026:029 Manaşşe soyundan gelenler: Makir soyundan Makir boyu -Makir Gilatın babasıydı- Gilat soyundan Gilat boyu. 
04O 026:030 Gilat soyundan gelenler şunlardı: İezer soyundan İezer boyu, Helek soyundan Helek boyu, 
04O 026:031 Asriel soyundan Asriel boyu, Şekem soyundan Şekem boyu, 
04O 026:032 Şemida soyundan Şemida boyu, Hefer soyundan Hefer boyu. 
04O 026:033 Hefer oğlu Selofhatın oğulları olmadı; yalnız Mahla, Noa, Hogla, Milka ve Tirsa adında kızları vardı. 
04O 026:034 Manaşşe boyları bunlardı, sayıları 52 700 kişiydi. 
04O 026:035 Boylarına göre Efrayim soyundan gelenler şunlardı: Şutelah soyundan Şutelah boyu, Beker soyundan Beker boyu, Tahan soyundan Tahan boyu. 
04O 026:036 Şutelah soyundan gelenler şunlardı:  Eran soyundan Eran boyu. 
04O 026:037 Efrayim boyları bunlardı, sayıları 32 500 kişiydi. Boylarına göre Yusufun soyundan gelenler bunlardı. 
04O 026:038 Boylarına göre Benyamin soyundan gelenler: Bala soyundan Bala boyu, Aşbel soyundan Aşbel boyu, Ahiram soyundan Ahiram boyu, 
04O 026:039 Şufam soyundan Şufam boyu, Hufam soyundan Hufam boyu. 
04O 026:040 Balanın oğulları Ardla Naamandı.  Ard soyundan Ard boyu,  Naaman soyundan Naaman boyu. 
04O 026:041 Boylarına göre Benyamin soyundan gelenler bunlardı, sayıları 45 600 kişiydi. 
04O 026:042 Boylarına göre Dan soyundan gelenler şunlardı:  Şuham soyundan Şuham boyu. Dan boyu buydu. 
04O 026:043 Hepsi Şuham boyundandı, sayıları 64 400 kişiydi. 
04O 026:044 Boylarına göre Aşer soyundan gelenler: Yimna soyundan Yimna boyu, Yişvi soyundan Yişvi boyu, Beria soyundan Beria boyu. 
04O 026:045 Beria soyundan gelenler:  Hever soyundan Hever boyu,  Malkiel soyundan Malkiel boyu. 
04O 026:046 Aşerin Serah adında bir kızı vardı. 
04O 026:047 Aşer boyları bunlardı, sayıları 53 400 kişiydi. 
04O 026:048 Boylarına göre Naftali soyundan gelenler: Yahseel soyundan Yahseel boyu, Guni soyundan Guni boyu, 
04O 026:049 Yeser soyundan Yeser boyu, Şillem soyundan Şillem boyu. 
04O 026:050 Boylarına göre Naftali boyları bunlardı, sayıları 45 400 kişiydi. 
04O 026:051 Sayılan İsraillilerin toplamı 601 730 erkekti. 
04O 026:052 RAB Musaya şöyle dedi: 
04O 026:053 ‹‹Adlarının sayısına göre ülke bunlara pay olarak bölüştürülecek. 
04O 026:054 Sayıca çok olana büyük, sayıca az olana küçük pay vereceksin. Her oymağa kişi sayısına göre pay verilecek. 
04O 026:055 Ancak ülke kura ile dağıtılacak. Herkesin payı, ata oymağının adına göre olacak. 
04O 026:056 Küçük, büyük her oymağın payı kurayla dağıtılacak.›› 
04O 026:057 Boylarına göre sayılan Levililer şunlardı: Gerşon soyundan Gerşon boyu, Kehat soyundan Kehat boyu, Merari soyundan Merari boyu. 
04O 026:058 Şunlar da Levili boylardı: Livni boyu, Hevron boyu, Mahli boyu, Muşi boyu, Korah boyu. Kehat Amramın babasıydı. 
04O 026:059 Amramın karısı Mısırda doğan, Levi soyundan gelme Yokevetti. Amrama Harunu, Musayı ve kızkardeşleri Miryamı doğurdu. 
04O 026:060 Harun Nadav, Avihu, Elazar ve İtamarın babasıydı. 
04O 026:061 Nadavla Avihu RABbin önünde kurallara aykırı bir ateş sunarken öldüler. 
04O 026:062 Levililerden sayılan bir aylık ve daha yukarı yaştaki bütün erkekler 23 000 kişiydi. Bunlar öbür İsraillilerle birlikte sayılmadılar. Çünkü öbür İsrailliler arasında onlara pay verilmemişti. 
04O 026:063 Şeria Irmağı yanında, Eriha karşısındaki Moav ovalarında Musayla Kâhin Elazarın saydıkları İsrailliler bunlardı. 
04O 026:064 Ancak, bu sayılanların arasında Musayla Kâhin Harunun Sina Çölünde saymış olduğu İsraillilerden kimse yoktu. 
04O 026:065 Çünkü RAB o dönemde sayımı yapılan İsrailliler'in kesinlikle çölde öleceğini söylemişti. Onlardan Yefunne oğlu Kalev'le Nun oğlu Yeşu'dan başka kimse sağ kalmamıştı. 
04O 027:001 -2 44430 Yusuf oğlu Manaşşenin boylarından Manaşşe oğlu Makir oğlu Gilat oğlu Hefer oğlu Selofhatın Mahla, Noa, Hogla, Milka, Tirsa adındaki kızları, Buluşma Çadırının girişinde Musanın, Kâhin Elazarın, önderlerin ve bütün topluluğun önüne gelip şöyle dediler: 
04O 027:003 ‹‹Babamız çölde öldü. RABbe başkaldıran Korahın yandaşları arasında değildi. İşlemiş olduğu günahtan ötürü öldü. Oğulları olmadı. 
04O 027:004 Erkek çocuğu olmadı diye babamızın adı kendi boyu arasından neden yok olsun? Babamızın kardeşleri arasında bize de mülk verin.›› 
04O 027:005 Musa onların davasını RABbe götürdü. 
04O 027:006 RAB Musaya şöyle dedi: 
04O 027:007 ‹‹Selofhatın kızları doğru söylüyor. Onlara amcalarıyla birlikte miras olarak mülk verecek, babalarının mirasını onlara aktaracaksın. 
04O 027:008 ‹‹İsraillilere de ki, ‹Bir adam erkek çocuğu olmadan ölürse, mirasını kızına vereceksiniz. 
04O 027:009 Kızı yoksa mirasını kardeşlerine, 
04O 027:010 kardeşleri yoksa amcalarına vereceksiniz. 
04O 027:011 Amcaları da yoksa, mirasını bağlı olduğu boyda kendisine en yakın akrabasına vereceksiniz. Yakını mirası mülk edinsin. Musaya verdiğim buyruk uyarınca, İsrailliler için kesin bir kural olacak bu.› ›› 
04O 027:012 Bundan sonra RAB Musaya, ‹‹Haavarim dağlık bölgesine çık, İsraillilere vereceğim ülkeye bak›› dedi, 
04O 027:013 ‹‹Ülkeyi gördükten sonra, ağabeyin Harun gibi sen de ölüp atalarına kavuşacaksın. 
04O 027:014 Çünkü ikiniz de Zin Çölünde buyruğuma karşı çıktınız. Topluluk sularda bana başkaldırdığında, onların önünde kutsallığımı önemsemediniz.›› -Bunlar Zin Çölündeki Kadeşte Meriva sularıdır.- 
04O 027:015 -16 44560 Musa, ‹‹Bütün insan ruhlarının Tanrısı RAB bu topluluğa bir önder atasın›› diye karşılık verdi, 
04O 027:017 ‹‹O kişi topluluğun önünde yürüsün ve topluluğu yönetsin. Öyle ki, RABbin topluluğu çobansız koyunlar gibi kalmasın.›› 
04O 027:018 Bunun üzerine RAB, ‹‹Kendisinde RABbin Ruhu bulunan Nun oğlu Yeşuyu yanına al, üzerine elini koy›› dedi, 
04O 027:019 ‹‹Onu Kâhin Elazarla bütün topluluğun önüne çıkar ve hepsinin önünde görevlendir. 
04O 027:020 Bütün İsrail topluluğu sözünü dinlesin diye ona yetkinden ver. 
04O 027:021 Kâhin Elazarın önüne çıkacak; kâhin, Yeşu için Urim aracılığıyla RABbe danışacak. Bu yöntemle Elazar Yeşuyu ve bütün halkı yönlendirecek.›› 
04O 027:022 Musa RABbin kendisine buyurduğu gibi yaptı. Yeşuyu Kâhin Elazarın ve bütün topluluğun önüne götürdü. 
04O 027:023 RAB'bin buyruğu uyarınca ellerini üzerine koyarak onu görevlendirdi. 
04O 028:001 RAB Musaya şöyle dedi: 
04O 028:002 ‹‹İsraillilere buyur ve de ki, ‹Bana sunacağınız sunuyu -yakılan sunu ve beni hoşnut eden koku olarak sunacağınız yiyeceği- belirlenen zamanda sunmaya dikkat edeceksiniz.› 
04O 028:003 Onlara de ki, ‹RABbe sunacağınız yakılan sunu şudur: Günlük yakmalık sunu olarak her gün bir yaşında kusursuz iki erkek kuzu sunacaksınız. 
04O 028:004 Kuzunun birini sabah, öbürünü akşamüstü sunun. 
04O 028:005 Kuzuyla birlikte tahıl sunusu olarak dörtte bir hin sıkma zeytinyağıyla yoğrulmuş onda bir efafı ince un sunacaksınız. 
04O 028:006 Günlük yakmalık sunu, Sina Dağında başlatılan, RABbi hoşnut eden koku olarak yakılan sunudur. 
04O 028:007 Kuzuyla birlikte dökmelik sunu olarak dörtte bir hin içki sunacaksınız. Dökmelik sunuyu RAB için kutsal yerde dökeceksiniz. 
04O 028:008 Öbür kuzuyu akşamüstü, yakılan sunu ve RABbi hoşnut eden koku olarak, sabahki gibi tahıl sunusu ve dökmelik sunuyla birlikte bana sunacaksınız.› ›› 21,28-29 ayetlerinde de geçer. 
04O 028:009 ‹‹ ‹Şabat Günü bir yaşında kusursuz iki erkek kuzuyla birlikte tahıl sunusu olarak zeytinyağıyla yoğrulmuş onda iki efa ince un ve onun dökmelik sunusunu sunacaksınız. 
04O 028:010 Günlük yakmalık sunuyla dökmelik sunusu dışında, her Şabat Günü sunulan yakmalık sunu budur.› ›› 21,28-29 ayetlerinde de geçer. 
04O 028:011 ‹‹ ‹Her ayın ilk günü, RABbe yakmalık sunu olarak iki boğa, bir koç ve bir yaşında kusursuz yedi erkek kuzu sunacaksınız. 
04O 028:012 Her boğayla birlikte tahıl sunusu olarak zeytinyağıyla yoğrulmuş onda üç efa ince un; koçla birlikte tahıl sunusu olarak zeytinyağıyla yoğrulmuş onda iki efa ince un; 
04O 028:013 her kuzuyla da tahıl sunusu olarak zeytinyağıyla yoğrulmuş onda bir efa ince un sunacaksınız. Bu, RABbi hoşnut eden koku, yakılan sunu ve yakmalık sunu olacaktır. 
04O 028:014 Her boğayla dökmelik sunu olarak yarım hin, koçla üçte bir hin, her kuzuyla dörtte bir hin şarap sunacaksınız. Yıl boyunca her Yeni Ayda yapılacak yakmalık sunu budur. 
04O 028:015 Günlük yakmalık sunuyla dökmelik sunusu dışında, RABbe günah sunusu olarak bir teke sunulacak.› ›› ayetlerinde de geçer. 
04O 028:016 ‹‹ ‹RABbin Fısıh kurbanı birinci ayın on dördüncü günü kesilmelidir. 
04O 028:017 On beşinci gün bayram olacaktır; yedi gün mayasız ekmek yiyeceksiniz. 
04O 028:018 İlk gün kutsal toplantı düzenleyecek, gündelik işlerinizi yapmayacaksınız. 
04O 028:019 RAB için yakılan sunu, yakmalık sunu olarak iki boğa, bir koç ve bir yaşında yedi erkek kuzu sunacaksınız. Sunacağınız hayvanlar kusursuz olmalı. 
04O 028:020 -21 44830 Her boğayla birlikte tahıl sunusu olarak zeytinyağıyla yoğrulmuş onda üç efa, koçla onda iki efa, her kuzuyla onda bir efa ince un sunacaksınız; 
04O 028:022 günahlarınızı bağışlatmak için de günah sunusu olarak bir teke sunacaksınız. 
04O 028:023 Her sabah sunacağınız günlük yakmalık sunuya ek olarak bunları da sunacaksınız. 
04O 028:024 Böylece her gün RABbi hoşnut eden koku olarak yakılan yiyecek sunusunu yedi gün sunacaksınız. Bunu günlük yakmalık sunuyla dökmelik sunusuna ek olarak sunacaksınız. 
04O 028:025 Yedinci gün kutsal toplantı düzenleyecek, gündelik işlerinizi yapmayacaksınız.› ›› 
04O 028:026 ‹‹ ‹İlk ürünleri kutlama günü, Haftalar Bayramında RABbe yeni tahıl sunusu sunduğunuzda kutsal toplantı düzenleyecek, gündelik işlerinizi yapmayacaksınız. 
04O 028:027 RABbi hoşnut eden koku, yakmalık sunu olarak iki boğa, bir koç ve bir yaşında yedi erkek kuzu sunacaksınız. 
04O 028:028 -29 44900 Her boğayla birlikte tahıl sunusu olarak zeytinyağıyla yoğrulmuş onda üç efa, koçla birlikte onda iki efa, her kuzuyla da onda bir efa ince un sunacaksınız; 
04O 028:030 günahlarınızı bağışlatmak için de bir teke sunacaksınız. 
04O 028:031 Günlük yakmalık sunuyla tahıl sunusuna ek olarak bunları dökmelik sunuyla birlikte sunacaksınız. Sunacağınız hayvanlar kusursuz olmalı.› ›› 
04O 029:001 ‹‹ ‹Yedinci ayın birinci günü kutsal toplantı düzenleyecek, gündelik işlerinizi yapmayacaksınız. O gün sizin için boru çalma günü olacak. 
04O 029:002 RABbi hoşnut eden koku, yakmalık sunu olarak kusursuz bir boğa, bir koç ve bir yaşında yedi erkek kuzu sunacaksınız. 
04O 029:003 -4 44950 Boğayla birlikte tahıl sunusu olarak zeytinyağıyla yoğrulmuş onda üç efa, koçla birlikte onda iki efa, her kuzuyla da onda bir efafö ince un sunacaksınız. 
04O 029:005 Günahlarınızı bağışlatmak için de günah sunusu olarak bir teke sunacaksınız. 
04O 029:006 Kurala göre sunacağınız aylık ve günlük yakmalık sunuyla dökmelik sunulara, tahıl sunularına ek olarak bunları sunacaksınız. Bunlar RABbi hoşnut eden koku olarak yakılan sunulardır.› ›› ayetlerinde de geçer. ayetlerinde de geçer. ayetlerinde de geçer. 
04O 029:007 ‹‹ ‹Yedinci ayın onuncu günü kutsal bir toplantı düzenleyeceksiniz. O gün isteklerinizi denetleyecek, hiç iş yapmayacaksınız. 
04O 029:008 RABbi hoşnut eden koku, yakmalık sunu olarak bir boğa, bir koç ve bir yaşında yedi erkek kuzu sunacaksınız. Sunacağınız hayvanlar kusursuz olmalı. 
04O 029:009 Boğayla birlikte tahıl sunusu olarak zeytinyağıyla yoğrulmuş onda üç efa, koçla birlikte onda iki efa, 
04O 029:010 her kuzuyla da onda bir efa ince un sunacaksınız. 
04O 029:011 Günah sunusu için bir teke sunacaksınız. Günahlarınızı bağışlatmak için sunulan günah sunusu, günlük yakmalık sunuyla dökmelik ve tahıl sunularına ek olarak bunları da sunacaksınız.› ›› 
04O 029:012 ‹‹ ‹Yedinci ayın on beşinci günü kutsal bir toplantı düzenleyecek, gündelik işlerinizi yapmayacaksınız. Bu bayramı RABbin onuruna yedi gün kutlayacaksınız. 
04O 029:013 RABbi hoşnut eden koku olarak yakılan sunu, yakmalık sunu olarak on üç boğa, iki koç ve bir yaşında on dört erkek kuzu sunacaksınız. Bu hayvanlar kusursuz olmalı. 
04O 029:014 -15 45050 Her boğayla birlikte tahıl sunusu olarak zeytinyağıyla yoğrulmuş onda üç efa, her koçla birlikte onda iki efa, her kuzuyla da onda bir efa ince un sunacaksınız. 
04O 029:016 Günah sunusu için bir teke sunacaksınız. Bu sunular günlük yakmalık sunuyla tahıl sunularına ve dökmelik sunulara ek olacak. 
04O 029:017 ‹‹ ‹İkinci gün kusursuz on iki boğa, iki koç ve bir yaşında on dört erkek kuzu sunacaksınız. 
04O 029:018 Boğa, koç ve kuzularla sayısına göre istenilen tahıl sunularını ve dökmelik sunuları sunacaksınız. 
04O 029:019 Günah sunusu için bir teke sunacaksınız. Bu sunular günlük yakmalık sunuyla tahıl sunularına ve dökmelik sunulara ek olacak. 
04O 029:020 ‹‹ ‹Üçüncü gün kusursuz on bir boğa, iki koç ve bir yaşında on dört erkek kuzu sunacaksınız. 
04O 029:021 Boğa, koç ve kuzularla sayısına göre istenilen tahıl sunularını ve dökmelik sunuları sunacaksınız. 
04O 029:022 Günah sunusu için bir teke sunacaksınız. Bu sunular günlük yakmalık sunuyla tahıl sunularına ve dökmelik sunulara ek olacak. 
04O 029:023 ‹‹ ‹Dördüncü gün kusursuz on boğa, iki koç ve bir yaşında on dört erkek kuzu sunacaksınız. 
04O 029:024 Boğa, koç ve kuzularla sayısına göre istenilen tahıl sunularını ve dökmelik sunuları sunacaksınız. 
04O 029:025 Günah sunusu için bir teke sunacaksınız. Bu sunular günlük yakmalık sunuyla tahıl sunularına ve dökmelik sunulara ek olacak. 
04O 029:026 ‹‹ ‹Beşinci gün kusursuz dokuz boğa, iki koç ve bir yaşında on dört erkek kuzu sunacaksınız. 
04O 029:027 Boğa, koç ve kuzularla sayısına göre istenilen tahıl sunularını ve dökmelik sunuları sunacaksınız. 
04O 029:028 Günah sunusu için bir teke sunacaksınız. Bu sunular günlük yakmalık sunuyla tahıl sunularına ve dökmelik sunulara ek olacak. 
04O 029:029 ‹‹ ‹Altıncı gün kusursuz sekiz boğa, iki koç ve bir yaşında on dört erkek kuzu sunacaksınız. 
04O 029:030 Boğa, koç ve kuzularla sayısına göre istenilen tahıl sunularını ve dökmelik sunuları sunacaksınız. 
04O 029:031 Günah sunusu için bir teke sunacaksınız. Bu sunular günlük yakmalık sunuyla tahıl sunularına ve dökmelik sunulara ek olacak. 
04O 029:032 ‹‹ ‹Yedinci gün kusursuz yedi boğa, iki koç ve bir yaşında on dört erkek kuzu sunacaksınız. 
04O 029:033 Boğa, koç ve kuzularla sayısına göre istenilen tahıl sunularını ve dökmelik sunuları sunacaksınız. 
04O 029:034 Günah sunusu için bir teke sunacaksınız. Bu sunular günlük yakmalık sunuyla tahıl sunularına ve dökmelik sunulara ek olacak. 
04O 029:035 ‹‹ ‹Sekizinci gün bir toplantı düzenleyecek, gündelik işlerinizi yapmayacaksınız. 
04O 029:036 Yakmalık sunu, yakılan sunu, RABbi hoşnut eden koku olarak kusursuz bir boğa, bir koç ve bir yaşında yedi erkek kuzu sunacaksınız. 
04O 029:037 Boğa, koç ve kuzularla sayısına göre istenilen tahıl sunularını ve dökmelik sunuları sunacaksınız. 
04O 029:038 Günah sunusu için bir teke sunacaksınız. Bu sunular günlük yakmalık sunuyla tahıl sunularına ve dökmelik sunulara ek olacak. 
04O 029:039 ‹‹ ‹Adadığınız adaklar ve gönülden verdiğiniz sunuların yanısıra, bayramlarınızda RABbe yakmalık, tahıl, dökmelik ve esenlik sunularınız olarak bunları sunun.› ›› 
04O 029:040 Musa RAB'bin kendisine buyurduğu her şeyi İsrailliler'e anlattı. 
04O 030:001 Musa İsrailin oymak önderlerine şöyle dedi: ‹‹RAB şöyle buyurdu: 
04O 030:002 ‹Eğer bir adam RABbe adak adar ya da ant içerek kendini yükümlülük altına sokarsa, verdiği sözü bozmayacak, ağzından her çıkanı yerine getirecek. 
04O 030:003 ‹‹ ‹Genç bir kadın babasının evindeyken RABbe adak adar ya da kendini yükümlülük altına sokarsa, 
04O 030:004 babası da onun RABbe adadığı adağı ve kendini yükümlülük altına soktuğunu duyar, ona karşı çıkmazsa, kadının adadığı adaklar ve kendini altına soktuğu yükümlülük geçerli sayılacak. 
04O 030:005 Ama babası bunları duyduğu gün engel olursa, kadının adadığı adaklar ve kendini altına soktuğu yükümlülük geçerli sayılmayacak; RAB onu bağışlayacak, çünkü babası ona engel olmuştur. 
04O 030:006 ‹‹ ‹Eğer kadın adak adadıktan ya da düşünmeden kendini yükümlülük altına soktuktan sonra evlenirse, 
04O 030:007 kocası da bunu duyar ve aynı gün ona karşı çıkmazsa, adadığı adaklar ve kendini altına soktuğu yükümlülük geçerli sayılacak. 
04O 030:008 Ama kocası bunu duyduğu gün engel olur, kadının adadığı adağı ya da düşünmeden kendini altına soktuğu yükümlülüğü geçerli saymazsa, RAB kadını bağışlayacaktır. 
04O 030:009 ‹‹ ‹Dul ya da boşanmış bir kadının adadığı adak, kendini yükümlülük altına soktuğu her şey geçerli sayılacak. 
04O 030:010 ‹‹ ‹Eğer bir kadın evliyken bir adak adar ya da ant içerek kendini yükümlülük altına sokarsa, 
04O 030:011 kocası da bunu duyar, karşı çıkmaz, ona engel olmazsa, kadının adadığı bütün adaklar ya da kendini altına soktuğu her yükümlülük geçerli sayılacak. 
04O 030:012 Ama kocası bunları duyduğu gün engel olursa, kadının adadığı bütün adaklar ve kendini altına soktuğu yükümlülük geçerli sayılmayacak. Kocası geçersiz kılmıştır, RAB kadını bağışlayacak. 
04O 030:013 Kocası, kadının kendi isteklerini denetlemesi için adadığı adağı ya da ant içerek kendini altına soktuğu yükümlülüğü onaylayabilir ya da geçersiz kılabilir. 
04O 030:014 Eğer kocası bir gün içinde bu konuda ona karşı çıkmazsa, bütün adaklarını ya da yükümlülüklerini onaylamış olur. Onları duyduğu gün kadına karşı çıkmamakla onaylamış sayılır. 
04O 030:015 Eğer onları duyduktan bir süre sonra engel olursa, kadının suçundan kocası sorumlu olacaktır.› ›› 
04O 030:016 Erkekle karısı, babayla evinde yaşayan genç kızı arasındaki ilişki konusunda RAB'bin Musa'ya buyurduğu kurallar bunlardır. 
04O 031:001 -2 45470 RAB Musaya, ‹‹Midyanlılardan İsraillilerin öcünü al; sonra ölüp atalarına kavuşacaksın›› dedi. 
04O 031:003 Bunun üzerine Musa halka, ‹‹Midyanlılara karşı savaşmak ve onlardan RABbin öcünü almak üzere aranızdan adamlar silahlandırın›› dedi, 
04O 031:004 ‹‹Savaşa İsrailin her oymağından bin kişi gönderin.›› 
04O 031:005 Böylece İsrailin her oymağından biner kişi olmak üzere 12 000 kişi seçilip savaşa hazırlandı. 
04O 031:006 Musa onları -her oymaktan biner kişiyi- ve Kâhin Elazar oğlu Pinehası savaşa gönderdi. Pinehas yanına kutsal yere ait bazı eşyaları ve çağrı borazanlarını aldı. 
04O 031:007 RABbin Musaya verdiği buyruk uyarınca, Midyanlılara savaş açıp bütün erkekleri öldürdüler. 
04O 031:008 Öldürdükleri arasında beş Midyan kralı -Evi, Rekem, Sur, Hur ve Reva- da vardı. Beor oğlu Balamı da kılıçla öldürdüler. 
04O 031:009 Midyanlı kadınlarla çocuklarını tutsak alıp bütün hayvanlarını, sürülerini, mallarını yağmaladılar. 
04O 031:010 Midyanlıların yaşadığı bütün kentleri, obaları ateşe verdiler. 
04O 031:011 İnsanları, hayvanları, yağmalanmış bütün malları yanlarına aldılar. 
04O 031:012 Tutsaklarla yağmalanmış malları Şeria Irmağının yanında, Eriha karşısında, Moav ovalarındaki ordugahta konaklayan Musayla Kâhin Elazara ve İsrail topluluğuna getirdiler. 
04O 031:013 Musa, Kâhin Elazar ve topluluğun önderleri onları karşılamak için ordugahın dışına çıktılar. 
04O 031:014 Musa savaştan dönen ordu komutanlarına -binbaşılara, yüzbaşılara- öfkelendi. 
04O 031:015 Onlara, ‹‹Bütün kadınları sağ mı bıraktınız?›› diye çıkıştı, 
04O 031:016 ‹‹Bu kadınlar Balamın verdiği öğüde uyarak Peor olayında İsraillilerin RABbe ihanet etmesine neden oldular. Bu yüzden RABbin topluluğu arasında ölümcül hastalık başgösterdi. 
04O 031:017 Şimdi bütün erkek çocukları ve erkekle yatmış kadınları öldürün. 
04O 031:018 Yalnız erkekle yatmamış genç kızları kendiniz için sağ bırakın. 
04O 031:019 ‹‹Aranızda birini öldüren ya da öldürülen birine dokunan herkes yedi gün ordugahın dışında kalsın. Üçüncü ve yedinci gün kendinizi de tutsaklarınızı da günahtan arındıracaksınız. 
04O 031:020 Her giysiyi, deriden, keçi kılından, tahtadan yapılmış her nesneyi arındıracaksınız.›› 
04O 031:021 Bundan sonra Kâhin Elazar, savaştan dönen askerlere, ‹‹RABbin Musaya buyurduğu yasanın kuralı şudur›› dedi, 
04O 031:022 -23 45670 ‹‹Altını, gümüşü, tuncu, demiri, kalayı, kurşunu -ateşe dayanıklı her nesneyi- ateşten geçireceksiniz; ancak bundan sonra temiz sayılacak. Ayrıca temizlenme suyuyla da arındıracaksınız. Ateşe dayanıklı olmayan nesneleri sudan geçireceksiniz. 
04O 031:024 Yedinci gün giysilerinizi yıkayın. Böylece temiz sayılacaksınız. Sonra ordugaha girebilirsiniz.›› 
04O 031:025 RAB Musaya şöyle dedi: 
04O 031:026 ‹‹Sen, Kâhin Elazar ve topluluğun aile başları ele geçirilen insanlarla hayvanları sayacaksınız. 
04O 031:027 Ele geçirilenleri savaşa katılan askerlerle topluluğun geri kalanı arasında paylaştıracaksınız. 
04O 031:028 Savaşa katılan askerlere düşen paydan -insan, sığır, eşek, davardan- vergi olarak RABbe beş yüzde bir pay ayıracaksın. 
04O 031:029 Bu vergiyi askerlere düşen yarı paydan alacak, RABbe armağan olarak Kâhin Elazara vereceksin. 
04O 031:030 Öbür İsraillilere düşen yarıdan, gerek insanlardan, gerek hayvanlardan -sığır, eşek, davardan- ellide birini alıp RABbin Konutunun hizmetinden sorumlu olan Levililere vereceksin.›› 
04O 031:031 Musayla Kâhin Elazar RABbin Musaya buyurduğu gibi yaptılar. 
04O 031:032 Savaşa katılan askerlerin ele geçirdiklerinden kalanlar şunlardı: 675 000 davar, 
04O 031:033 72 000 sığır, 
04O 031:034 61 000 eşek, 
04O 031:035 erkekle yatmamış 32 000 kız. 
04O 031:036 Savaşa katılan askerlere düşen yarı pay da şuydu: 337 500 davar, 
04O 031:037 bunlardan RABbe vergi olarak 675 davar verildi; 
04O 031:038 36 000 sığır, bunlardan RABbe vergi olarak 72 sığır verildi; 
04O 031:039 30 500 eşek, bunlardan RABbe vergi olarak 61 eşek verildi; 
04O 031:040 16 000 kişi, bunlardan RABbe vergi olarak 32 kişi verildi. 
04O 031:041 Musa, RABbin kendisine buyurduğu gibi, RABbe ayrılan vergiyi Kâhin Elazara verdi. 
04O 031:042 Musanın savaşa katılan askerlerden alıp İsraillilere ayırdığı yarı pay şuydu: 
04O 031:043 Topluluğa düşen yarı pay 337 500 davar, 
04O 031:044 36 000 sığır, 
04O 031:045 30 500 eşek, 
04O 031:046 16 000 kişi. 
04O 031:047 Musa, RABbin kendisine buyurduğu gibi, İsraillilere düşen yarı paydan her elli kişiden ve hayvandan birini alıp RABbin Konutunun hizmetinden sorumlu olan Levililere verdi. 
04O 031:048 Ordu komutanları -binbaşılar ve yüzbaşılar- Musaya gidip, 
04O 031:049 ‹‹Efendimiz, yönetimimiz altındaki askerleri saydık, eksik yok›› dediler, 
04O 031:050 ‹‹İşte, ele geçirdiğimiz altın eşyaları -pazıbentleri, bilezikleri, yüzükleri, küpeleri, kolyeleri- getirdik. Günahlarımızı bağışlatmak için bunları RABbe sunuyoruz.›› 
04O 031:051 Musayla Kâhin Elazar altını, her tür işlenmiş altın eşyayı onlardan aldılar. 
04O 031:052 Binbaşı ve yüzbaşılardan alıp RABbe armağan olarak sundukları altının toplam ağırlığı 16 750 şekeldi. 
04O 031:053 Savaşa katılan her asker kendine yağmalanmış maldan almıştı. 
04O 031:054 Musa'yla Kâhin Elazar binbaşı ve yüzbaşılardan aldıkları altını İsrailliler için RAB'bin önünde bir anımsatma sunusu olarak Buluşma Çadırı'na getirdiler. 
04O 032:001 Çok sayıda hayvanı olan Rubenlilerle Gadlılar Yazer ve Gilat topraklarının hayvanlar için uygun bir yer olduğunu gördüler. 
04O 032:002 -4 46000 Musayla Kâhin Elazara ve topluluğun önderlerine giderek, ‹‹RABbin yardımıyla İsrail halkının ele geçirdiği Atarot, Divon, Yazer, Nimra, Heşbon, Elale, Sevam, Nevo, Beon kentlerini içeren bölge hayvanlar için uygun bir yer›› dediler, ‹‹Kullarınızın da hayvanları var. 
04O 032:005 Bizden hoşnut kaldıysanız, bu ülkeyi mülk olarak bize verin ki, Şeria Irmağının karşı yakasına geçmek zorunda kalmayalım.›› 
04O 032:006 Musa, ‹‹İsrailli kardeşleriniz savaşa giderken siz burada mı kalacaksınız?›› diye karşılık verdi, 
04O 032:007 ‹‹RABbin kendilerine vereceği ülkeye giden İsraillilerin neden cesaretini kırıyorsunuz? 
04O 032:008 Ülkeyi araştırsınlar diye Kadeş-Barneadan gönderdiğim babalarınız da aynı şeyi yaptılar. 
04O 032:009 Eşkol Vadisine kadar gidip ülkeyi gördükten sonra, RABbin kendilerine vereceği ülkeye gitmemeleri için İsraillilerin gözünü korkuttular. 
04O 032:010 O gün RAB öfkelenerek şöyle ant içti: 
04O 032:011 ‹Madem bütün yürekleriyle ardımca yürümediler, Mısırdan çıkanlardan yirmi ve daha yukarı yaştakilerin hiçbiri İbrahime, İshaka, Yakupa ant içerek söz verdiğim ülkeyi görmeyecek. 
04O 032:012 Kenaz soyundan Yefunne oğlu Kalevle Nun oğlu Yeşudan başkası orayı görmeyecek. Çünkü onlar bütün yürekleriyle ardımca yürüdüler.› 
04O 032:013 İsraillilere öfkelenen RAB, gözünde kötülük yapan o kuşak büsbütün yok oluncaya dek kırk yıl onları çölde dolaştırdı. 
04O 032:014 ‹‹İşte, ey günahkârlar soyu, babalarınızın yerine siz geçtiniz ve RABbin İsraile daha çok öfkelenmesine neden oluyorsunuz. 
04O 032:015 Eğer Onun ardınca yürümekten vazgeçerseniz, bütün bu halkı yine çölde bırakacak; siz de bu halkın yok olmasına neden olacaksınız.›› 
04O 032:016 Gadlılarla Rubenliler Musaya yaklaşıp, ‹‹Burada hayvanlarımız için ağıllar yapmamıza, çocuklarımız için yeniden kentler kurmamıza izin ver›› dediler, 
04O 032:017 ‹‹Kendimiz de hemen silahlanıp İsraillileri kendilerinin olacak ülkeye götürünceye dek onlara öncülük edeceğiz. Ülke halkı yüzünden çocuklarımız surlu kentlerde yaşayacak. 
04O 032:018 Her İsrailli mülküne kavuşmadan evlerimize dönmeyeceğiz. 
04O 032:019 Şeria Irmağının karşı yakasında onlarla birlikte mülk almayacağız, çünkü bizim payımız Şeria Irmağının doğu yakasına düştü.›› 
04O 032:020 Musa şöyle yanıtladı: ‹‹Bu söylediklerinizi yapar, RABbin önünde savaşa gitmek üzere silahlanıp 
04O 032:021 RAB düşmanlarını kovuncaya dek hepiniz Onun önünde Şeria Irmağının karşı yakasına silahlı olarak geçerseniz, 
04O 032:022 ülke ele geçirildiğinde dönebilir, RABbe ve İsraile karşı yükümlülüğünüzden özgür olursunuz. RABbin önünde bu topraklar sizin olacaktır. 
04O 032:023 ‹‹Ama söylediklerinizi yapmazsanız, RABbe karşı günah işlemiş olursunuz; günahınızın cezasını çekeceğinizi bilmelisiniz. 
04O 032:024 Çocuklarınız için yeniden kentler kurun, davarlarınız için ağıllar yapın. Yeter ki, verdiğiniz sözü yerine getirin.›› 
04O 032:025 Gadlılarla Rubenliler, ‹‹Efendimiz, bize buyurduğun gibi yapacağız›› diye yanıtladılar, 
04O 032:026 ‹‹Çoluk çocuğumuz, sığırlarımızla öbür hayvanlarımız burada, Gilat kentlerinde kalacak. 
04O 032:027 Ama buyurduğun gibi, silahlanmış olan herkes RABbin önünde savaşmak üzere karşı yakaya geçecek.›› 
04O 032:028 Musa Gadlılarla Rubenliler hakkında Kâhin Elazara, Nun oğlu Yeşuya ve İsrail oymaklarının aile başlarına buyruk verdi. 
04O 032:029 Şöyle dedi: ‹‹Gadlılarla Rubenlilerden silahlanmış olan herkes RABbin önünde sizinle birlikte Şeria Irmağının karşı yakasına geçerse, ülkeyi de ele geçirirseniz, Gilat bölgesini miras olarak onlara vereceksiniz. 
04O 032:030 Ama silahlanmış olarak sizinle ırmağın karşı yakasına geçmezlerse, Kenan ülkesinde sizinle miras alacaklar.›› 
04O 032:031 Gadlılarla Rubenliler, ‹‹RABbin bize buyurduğunu yapacağız›› dediler, 
04O 032:032 ‹‹Silahlanmış olarak RABbin önünde Kenan ülkesine gideceğiz. Ama alacağımız mülk Şeria Irmağının doğu yakasında olacak.›› 
04O 032:033 Böylece Musa Gadlılarla Rubenlilere ve Yusuf oğlu Manaşşe oymağının yarısına Amorluların Kralı Sihonun ülkesiyle Başan Kralı Ogun ülkesini ve çevrelerindeki topraklarla kentleri verdi. 
04O 032:034 -36 46300 Gadlılar surlu Divon, Atarot, Aroer, Atrot-Şofan, Yazer, Yogboha, Beytnimra ve Beytharan kentlerini yeniden kurdular, davarları için ağıllar yaptılar. 
04O 032:037 -38 46310 Rubenliler Heşbon, Elale, Kiryatayim, Nevo, Baal-Meon -bu son iki ad değiştirildi- ve Sivma kentlerini yeniden kurdular. Kurdukları kentlere yeni adlar verdiler. 
04O 032:039 Manaşşe oğlu Makirin soyundan gelenler gidip Gilatı ele geçirerek, orada yaşayan Amorluları kovdular. 
04O 032:040 Böylece Musa Gilatı Manaşşe oğlu Makirin soyundan gelenlere verdi; onlar da oraya yerleştiler. 
04O 032:041 Manaşşe soyundan Yair gidip Amorluların yerleşim birimlerini ele geçirdi ve bunlara Havvot-Yair adını verdi. 
04O 032:042 Novah da Kenat'la çevresindeki köyleri ele geçirerek oraya kendi adını verdi. gelir. 
04O 033:001 Musayla Harun önderliğinde birlikler halinde Mısırdan çıkan İsrailliler sırasıyla aşağıdaki yolculukları yaptılar. 
04O 033:002 Musa RABbin buyruğu uyarınca sırasıyla yapılan yolculukları kayda geçirdi. Yapılan yolculuklar şunlardır: 
04O 033:003 İsrailliler Fısıh kurbanının ertesi günü -birinci ayın on beşinci günü- Mısırlıların gözü önünde zafer havası içinde Ramsesten yola çıktılar. 
04O 033:004 O sırada Mısırlılar RABbin yok ettiği ilk doğan çocuklarını gömüyorlardı; RAB onların ilahlarını yargılamıştı. 
04O 033:005 İsrailliler Ramsesten yola çıkıp Sukkotta konakladılar. 
04O 033:006 Sukkottan ayrılıp çöl kenarındaki Etamda konakladılar. 
04O 033:007 Etamdan ayrılıp Baal-Sefonun doğusundaki Pi-Hahirota döndüler, Migdol yakınlarında konakladılar. 
04O 033:008 Pi-Hahirottan ayrılıp denizden çöle geçtiler. Etam Çölünde üç gün yürüdükten sonra Marada konakladılar. 
04O 033:009 Maradan ayrılıp on iki su kaynağı ve yetmiş hurma ağacı olan Elime giderek orada konakladılar. 
04O 033:010 Elimden ayrılıp Kızıldeniz kıyısında konakladılar. 
04O 033:011 Kızıldenizden ayrılıp Sin Çölünde konakladılar. 
04O 033:012 Sin Çölünden ayrılıp Dofkada konakladılar. 
04O 033:013 Dofkadan ayrılıp Aluşta konakladılar. 
04O 033:014 Aluştan ayrılıp Refidimde konakladılar. Orada halk için içecek su yoktu. 
04O 033:015 Refidimden ayrılıp Sina Çölünde konakladılar. 
04O 033:016 Sina Çölünden ayrılıp Kivrot-Hattaavada konakladılar. 
04O 033:017 Kivrot-Hattaavadan ayrılıp Haserotta konakladılar. 
04O 033:018 Haserottan ayrılıp Ritmada konakladılar. 
04O 033:019 Ritmadan ayrılıp Rimmon-Pereste konakladılar. 
04O 033:020 Rimmon-Peresten ayrılıp Livnada konakladılar. 
04O 033:021 Livnadan ayrılıp Rissada konakladılar. 
04O 033:022 Rissadan ayrılıp Kehelatada konakladılar. 
04O 033:023 Kehelatadan ayrılıp Şefer Dağında konakladılar. 
04O 033:024 Şefer Dağından ayrılıp Haradada konakladılar. 
04O 033:025 Haradadan ayrılıp Makhelotta konakladılar. 
04O 033:026 Makhelottan ayrılıp Tahatta konakladılar. 
04O 033:027 Tahattan ayrılıp Terahta konakladılar. 
04O 033:028 Terahtan ayrılıp Mitkada konakladılar. 
04O 033:029 Mitkadan ayrılıp Haşmonada konakladılar. 
04O 033:030 Haşmonadan ayrılıp Moserotta konakladılar. 
04O 033:031 Moserottan ayrılıp Bene-Yaakanda konakladılar. 
04O 033:032 Bene-Yaakandan ayrılıp Hor-Hagidgatta konakladılar. 
04O 033:033 Hor-Hagidgattan ayrılıp Yotvatada konakladılar. 
04O 033:034 Yotvatadan ayrılıp Avronada konakladılar. 
04O 033:035 Avronadan ayrılıp Esyon-Geverde konakladılar. 
04O 033:036 Esyon-Geverden ayrılıp Zin Çölünde -Kadeşte- konakladılar. 
04O 033:037 Kadeşten ayrılıp Edom sınırındaki Hor Dağında konakladılar. 
04O 033:038 Kâhin Harun RABbin buyruğu uyarınca Hor Dağına çıktı. İsraillilerin Mısırdan çıkışlarının kırkıncı yılı, beşinci ayın birinci günü orada öldü. 
04O 033:039 Hor Dağında öldüğünde Harun 123 yaşındaydı. 
04O 033:040 Kenan ülkesinin Negev bölgesinde yaşayan Kenanlı Arat Kralı İsraillilerin geldiğini duydu. 
04O 033:041 İsrailliler Hor Dağından ayrılıp Salmonada konakladılar. 
04O 033:042 Salmonadan ayrılıp Punonda konakladılar. 
04O 033:043 Punondan ayrılıp Ovotta konakladılar. 
04O 033:044 Ovottan ayrılıp Moav sınırındaki İye-Haavarimde konakladılar. 
04O 033:045 İyimden ayrılıp Divon-Gadda konakladılar. 
04O 033:046 Divon-Gaddan ayrılıp Almon-Divlataymada konakladılar. 
04O 033:047 Almon-Divlataymadan ayrılıp Nevo yakınlarındaki Haavarim dağlık bölgesinde konakladılar. 
04O 033:048 Haavarim dağlık bölgesinden ayrılıp Şeria Irmağı yanında, Eriha karşısındaki Moav ovalarında konakladılar. 
04O 033:049 Şeria Irmağı boyunca Beythayeşimottan Avel-Haşşittime kadar Moav ovalarında konakladılar. 
04O 033:050 Orada, Şeria Irmağı yanında Eriha karşısındaki Moav ovalarında RAB Musaya şöyle dedi: 
04O 033:051 ‹‹İsraillilere de ki, ‹Şeria Irmağından Kenan ülkesine geçince, 
04O 033:052 ülkede yaşayan bütün halkı kovacaksınız. Oyma ve dökme putlarını yok edecek, tapınma yerlerini yıkacaksınız. 
04O 033:053 Ülkeyi yurt edinecek, oraya yerleşeceksiniz; çünkü mülk edinesiniz diye orayı size verdim. 
04O 033:054 Ülkeyi boylarınız arasında kurayla paylaşacaksınız. Büyük boya büyük pay, küçük boya küçük pay vereceksiniz. Kurada kime ne çıkarsa, orası onun olacak. Dağıtımı atalarınızın oymaklarına göre yapacaksınız. 
04O 033:055 ‹‹ ‹Ama ülkede yaşayanları kovmazsanız, orada bıraktığınız halk gözlerinizde kanca, böğürlerinizde diken olacak. Yaşayacağınız ülkede size sıkıntı verecekler. 
04O 033:056 Ben de onlara yapmayı tasarladığımı size yapacağım.› ›› 
04O 034:001 RAB Musaya şöyle dedi: 
04O 034:002 ‹‹İsraillilere de ki, ‹Mülk olarak size düşecek Kenan ülkesine girince, sınırlarınız şöyle olacak: 
04O 034:003 ‹‹ ‹Güney sınırınız Zin Çölünden Edom sınırı boyunca uzanacak. Doğuda, güney sınırınız Lut Gölünün ucundan başlayacak, 
04O 034:004 Akrep Geçidinin güneyinden Zine geçip Kadeş-Barneanın güneyine dek uzanacak. Oradan Hasar-Addara ve Asmona, 
04O 034:005 oradan da Mısır Vadisine uzanarak Akdenizde son bulacak. 
04O 034:006 ‹‹ ‹Batı sınırınız Akdeniz ve kıyısı olacak. Batıda sınırınız bu olacak. 
04O 034:007 ‹‹ ‹Kuzey sınırınız Akdenizden Hor Dağına dek uzanacak. 
04O 034:008 Hor Dağından Levo-Hamata, oradan Sedata, 
04O 034:009 Zifrona doğru uzanarak Hasar-Enanda son bulacak. Kuzeyde sınırınız bu olacak. 
04O 034:010 ‹‹ ‹Doğu sınırınız Hasar-Enandan Şefama dek uzanacak. 
04O 034:011 Sınırınız Şefamdan Ayinin doğusundaki Rivlaya dek inecek. Oradan Kinneret Gölününfş doğu kıyısındaki yamaçlara dek uzanacak. 
04O 034:012 Oradan Şeria Irmağı boyunca uzanacak ve Lut Gölünde son bulacak. ‹‹ ‹Her yandan ülkenizin sınırları bu olacaktır.› ›› 
04O 034:013 Musa İsraillilere, ‹‹Miras olarak kurayla paylaştıracağınız ülke budur›› dedi, ‹‹RABbin buyruğu uyarınca ülke dokuz oymakla bir yarım oymak arasında paylaştırılacak. 
04O 034:014 Çünkü Ruben oymağına bağlı ailelerle Gad oymağına bağlı aileler ve Manaşşe oymağının öbür yarısı mülklerini aldılar. 
04O 034:015 Bu iki oymakla yarım oymak mülklerini Erihanın karşısındaki Şeria Irmağının doğusunda aldılar.›› 
04O 034:016 RAB Musaya şöyle dedi: 
04O 034:017 ‹‹Ülkeyi mülk olarak aranızda paylaştıracak adamlar şunlardır: Kâhin Elazar ve Nun oğlu Yeşu. 
04O 034:018 Ülkeyi mülk olarak paylaştırmaları için her oymaktan birer önder görevlendirin. 
04O 034:019 Şu adamları görevlendireceksiniz: ‹‹Yahuda oymağından Yefunne oğlu Kalev, 
04O 034:020 Şimon oymağından Ammihut oğlu Şemuel, 
04O 034:021 Benyamin oymağından Kislon oğlu Elidat, 
04O 034:022 Dan oymağından Yogli oğlu önder Bukki, 
04O 034:023 Yusufoğullarından: Manaşşe oymağından Efot oğlu önder Hanniel, 
04O 034:024 Efrayim oymağından Şiftan oğlu önder Kemuel, 
04O 034:025 Zevulun oymağından Parnak oğlu önder Elisafan, 
04O 034:026 İssakar oymağından Azzan oğlu önder Paltiel, 
04O 034:027 Aşer oymağından Şelomi oğlu önder Ahihut, 
04O 034:028 Naftali oymağından Ammihut oğlu önder Pedahel.›› 
04O 034:029 Kenan ülkesinde İsrailliler'e mülkü paylaştırmaları için RAB'bin görevlendirdiği adamlar bunlardı. 
04O 035:001 RAB Şeria Irmağı yanında Eriha karşısındaki Moav ovalarında Musaya şöyle dedi: 
04O 035:002 ‹‹İsraillilere buyruk ver, alacakları mülkten oturmaları için Levililere kentler versinler. Kentlerin çevresinde otlaklar da vereceksiniz. 
04O 035:003 Böylece yaşamak için Levililerin kentleri olacak; sığırları, sürüleri, öbür hayvanları için otlakları da olacak. 
04O 035:004 ‹‹Levililere vereceğiniz kentlerin çevresindeki otlaklar kent surundan bin arşın uzaklıkta olacak. 
04O 035:005 Kent ortada olmak üzere, kent dışından doğuda iki bin arşın, güneyde iki bin arşın, batıda iki bin arşın, kuzeyde iki bin arşın ölçeceksiniz. Bu bölge kentler için otlak olacak.›› 
04O 035:006 ‹‹Levililere vereceğiniz kentlerden altısı sığınak kent olacak; öyle ki, adam öldüren biri oraya kaçabilsin. Ayrıca Levililere kırk iki kent daha vereceksiniz. 
04O 035:007 Levililere otlaklarıyla birlikte toplam kırk sekiz kent vereceksiniz. 
04O 035:008 İsraillilerin mülkünden Levililere vereceğiniz kentler her oymağa düşen pay oranında olsun. Çok kenti olan oymak çok, az kenti olan oymak az sayıda kent verecek.›› 
04O 035:009 RAB Musayla konuşmasını şöyle sürdürdü: 
04O 035:010 ‹‹İsraillilere de ki, ‹Şeria Irmağından geçip Kenan ülkesine girince, 
04O 035:011 sığınak kentler olarak bazı kentler seçin. Öyle ki, istemeyerek birini öldüren kişi oraya kaçabilsin; 
04O 035:012 öç alacak kişiden kaçıp sığınacak bir yeriniz olsun. Böylece adam öldüren kişi topluluğun önünde yargılanmadan öldürülmesin. 
04O 035:013 Vereceğiniz bu altı kent sizin için sığınak kentler olacak. 
04O 035:014 Sığınak kentlerin üçünü Şeria Irmağının doğusundan, üçünü de Kenan ülkesinden seçeceksiniz. 
04O 035:015 Bu altı kent İsrailliler ve aralarında yaşayan yabancılarla yerli olmayan konuklar için sığınak kentler olacak. Öyle ki, istemeyerek birini öldüren kişi oraya kaçabilsin. 
04O 035:016 ‹‹ ‹Eğer biri demir bir aletle başka birine vurur, o kişi de ölürse, adam katildir ve kesinlikle öldürülecektir. 
04O 035:017 Birinin elinde adam öldürebilecek bir taş varsa, bu taşla başka birine vurursa, o kişi de ölürse, adam katildir ve kesinlikle öldürülecektir. 
04O 035:018 Ya da elinde adam öldürebilecek tahtadan bir alet varsa, bununla birine vurursa, o kişi de ölürse, adam katildir ve kesinlikle öldürülecektir. 
04O 035:019 Ölenin öcünü alacak kişi, katili öldürecektir; onunla karşılaşınca onu öldürecektir. 
04O 035:020 Eğer biri başka birine beslediği kinden ötürü onu iter ya da bile bile ona bir nesne fırlatırsa, o kişi de ölürse, 
04O 035:021 ya da beslediği kinden ötürü onu yumruklar, o kişi de ölürse, vuran kişi kesinlikle öldürülecektir; katildir. Ölenin öcünü alacak kişi katille karşılaşınca onu öldürecektir. 
04O 035:022 ‹‹ ‹Eğer biri bir başkasına kin beslemediği halde ansızın onu iter ya da istemeyerek ona bir nesne fırlatırsa, 
04O 035:023 ya da onu görmeden üzerine öldürebilecek bir taş düşürürse, o kişi de ölürse, öldüren ölene kin beslemediğinden ve ona zarar vermek istemediğinden, 
04O 035:024 topluluk adam öldürenle kan öcünü alacak kişi arasında şu kurallar uyarınca karar verecek: 
04O 035:025 Topluluk adam öldüreni kan öcü alacak kişinin elinden korumalı ve kaçmış olduğu sığınak kente geri göndermeli. Kişi kutsal yağla meshedilmiş başkâhinin ölümüne dek orada kalmalıdır. 
04O 035:026 ‹‹ ‹Ama adam öldüren kaçmış olduğu sığınak kentin sınırını geçer, 
04O 035:027 kan öcü alacak kişi de onu sığınak kentin sınırı dışında görür, kan öcü alacak kişi öldüreni öldürürse suçlu sayılmayacaktır. 
04O 035:028 Çünkü adam öldüren, başkâhinin ölümüne dek sığınak kentte kalmalı. Ancak onun ölümünden sonra kendi toprağına dönebilir. 
04O 035:029 ‹‹ ‹Bunlar kuşaklar boyunca yaşadığınız her yerde sizin için kesin kural olacaktır. 
04O 035:030 ‹‹ ‹Adam öldüren, tanıkların tanıklığıyla öldürülecek, bir tek kişinin tanıklığıyla öldürülmeyecektir. 
04O 035:031 ‹‹ ‹Ölümü hak etmiş katilin canı için bedel almayacaksınız; o kesinlikle öldürülecektir. 
04O 035:032 ‹‹ ‹Sığınak kente kaçmış olan birinin başkâhinin ölümünden önce toprağına dönüp yaşaması için bedel almayacaksınız. 
04O 035:033 ‹‹ ‹İçinde yaşadığınız ülkeyi kirletmeyeceksiniz. Kan dökmek ülkeyi kirletir. İçinde kan dökülen ülke ancak kan dökenin kanıyla bağışlanır. 
04O 035:034 ‹‹ ‹İçinde oturduğunuz, benim de içinde yaşadığım ülkeyi kirletmeyeceksiniz; çünkü ben İsrailliler'in arasında yaşayan RAB'bim.› ›› 
04O 036:001 Yusufoğulları boylarından Manaşşe oğlu Makir oğlu Gilatın boyunun aile başları gelip Musaya ve İsrailin aile başı olan önderlerine şöyle dediler: 
04O 036:002 ‹‹RAB ülkeyi mülk olarak kurayla İsrailliler arasında paylaştırması için efendimiz Musaya buyruk verdi. Kardeşimiz Selofhatın mirasının kızlarına verilmesi için de buyruk verildi. 
04O 036:003 Eğer Selofhatın kızları başka bir İsrail oymağına bağlı erkeklerle evlenirlerse, mirasları bizim ailelerimizden alınıp kocalarının bağlı oldukları oymağın mirasına eklenecek. Böylece kurayla bize düşen pay eksilecek. 
04O 036:004 İsraillilerin özgürlük yılı kutlandığında, kızların mirası kocalarının bağlı olduğu oymağa eklenecek. Böylece onların mirası atalarımızın oymağına düşen mirastan alınacak.›› 
04O 036:005 Musa, RABbin buyruğu uyarınca, İsraillilere şöyle buyurdu: ‹‹Yusuf soyundan gelenlerin söyledikleri doğrudur. 
04O 036:006 RAB Selofhatın kızları için şöyle diyor: Selofhatın kızları babalarının bağlı olduğu oymak ve boydan herhangi bir erkekle evlenmekte özgürdürler. 
04O 036:007 İsrailde miras bir oymaktan öbür oymağa geçmeyecek. Her İsrailli atalarının bağlı olduğu oymağın mirasına bağlı kalacak. 
04O 036:008 Herhangi bir İsrail oymağında miras alan kız, babasının bağlı olduğu oymak ve boydan biriyle evlenmelidir. Öyle ki, her İsrailli atalarının mirasını sahiplenebilsin. 
04O 036:009 Miras bir oymaktan öbür oymağa geçmeyecek. Her İsrail oymağı aldığı mirasa bağlı kalacak.›› 
04O 036:010 -11 47640 Selofhatın kızları Mahla, Tirsa, Hogla, Milka, Noa, RABbin Musaya verdiği buyruk uyarınca davranarak amcalarının oğullarıyla evlendiler. 
04O 036:012 Böylece Yusuf oğlu Manaşşe boylarından erkeklerle evlendiler, dolayısıyla mirasları da babalarının bağlı olduğu boy ve oymakta kaldı. 
04O 036:013 RAB'bin Musa aracılığıyla Şeria Irmağı yanında Eriha karşısındaki Moav ovalarında İsrailliler'e verdiği buyruklar ve ilkeler bunlardı. 
05O 001:001 Şeria Irmağının doğu yakasındaki çölde, Sufun karşısında Aravada, Paran ile Tofel, Lavan, Haserot, Di-Zahav arasında Musa İsraillilere şunları anlattı. 
05O 001:002 Horevden Seir Dağı yoluyla Kadeş-Barneaya gitmek on bir gün sürer. 
05O 001:003 Mısırdan çıktıktan sonra kırkıncı yılın on birinci ayının birinci günü, Musa RABbin, kendisi aracılığıyla İsraillilere neler buyurduğunu anlattı. 
05O 001:004 Bu olay Musa Heşbonda yaşayan Amorluların Kralı Sihonu, Aştarotta ve Edreide yaşayan Başan Kralı Ogu bozguna uğrattıktan sonra oldu. 
05O 001:005 Musa Şeria Irmağının doğu yakasındaki Moav topraklarında bu yasayı şöyle açıklamaya başladı: 
05O 001:006 ‹‹Tanrımız RAB Horevde bize, ‹Bu dağda yeteri kadar kaldınız› dedi, 
05O 001:007 ‹Haydi kalkın, Aravada, dağlık bölgede, Şefelada, Negevde ve Akdeniz kıyısında yaşayan bütün komşu halklara, Amorluların dağlık bölgesine, büyük Fırat Irmağına kadar uzanan Kenanlılar ülkesine ve Lübnana gidin. 
05O 001:008 Bu toprakları size verdim. Gidin, atalarınıza, İbrahime, İshaka, Yakupa ve soylarına ant içerek söz verdiğim toprakları mülk edinin.› ›› 
05O 001:009 ‹‹O sırada size, ‹Tek başıma yükünüzü taşıyamam› dedim, 
05O 001:010 ‹Tanrınız RAB sizi çoğalttı. Bugün göklerdeki yıldızlar kadar çoğaldınız. 
05O 001:011 Atalarınızın Tanrısı RAB sizi bin kat daha çoğaltsın ve söz verdiği gibi kutsasın! 
05O 001:012 Sorunlarınıza, yükünüze, davalarınıza ben tek başıma nasıl katlanabilirim? 
05O 001:013 Kendinize her oymaktan bilge, anlayışlı, deneyimli adamlar seçin. Onları size önder atayacağım.› 
05O 001:014 ‹‹Siz de bunun iyi olduğunu onayladınız. 
05O 001:015 Böylece oymaklarınızın bilge ve deneyimli kişiler olan ileri gelenlerini size önder atadım. Onlara biner, yüzer, ellişer, onar kişilik toplulukların sorumluluğunu verdim. Oymaklarınız için de yöneticiler görevlendirdim. 
05O 001:016 Ayrıca yargıçlarınıza, ‹Kardeşleriniz arasındaki sorunları dinleyin› dedim, ‹Bir adamla İsrailli kardeşi ya da bir yabancı arasındaki davalarda adaletle karar verin. 
05O 001:017 Yargılarken kimseyi kayırmayın; küçüğe de, büyüğe de aynı gözle bakın. Hiç kimseden korkmayın. Yargı Tanrıya özgüdür. Çözemeyeceğiniz bir sorun olursa bana getirin, ben gerekeni yaparım.› 
05O 001:018 O sırada yapmanız gereken her şeyi size buyurmuştum.›› 
05O 001:019 ‹‹Sonra Tanrımız RABbin bize buyurduğu gibi Horevden ayrıldık, Amorluların dağlık bölgesine giden yoldan geçerek gördüğünüz o geniş ve korkunç çölü aşıp Kadeş-Barneaya vardık. 
05O 001:020 Size, ‹Tanrımız RABbin bize vereceği Amorluların dağlık bölgesine vardınız› dedim, 
05O 001:021 ‹İşte, Tanrınız RAB size ülkeyi verdi. Haydi, atalarınızın Tanrısı RABbin size söylediği gibi, gidip orayı mülk edinin. Korkmayın, yılmayın.› 
05O 001:022 ‹‹O zaman hepiniz bana gelip, ‹Ülkeyi araştırmak için önümüzden adamlar gönderelim› dediniz, ‹Hangi yoldan gideceğiz, hangi kentlere uğrayacağız? Bilgi versinler.› 
05O 001:023 ‹‹Bu düşünceyi benimsedim. Her oymaktan birer kişi olmak üzere aranızdan on iki kişi seçtim. 
05O 001:024 Bunlar dağlık bölgeye çıkarak Eşkol Vadisine varıp ülkeyi araştırdılar. 
05O 001:025 Dönüşte orada yetişen meyvelerden getirdiler ve, ‹Tanrımız RABbin bize vereceği ülke verimlidir› diye haber verdiler. 
05O 001:026 ‹‹Ne var ki, siz oraya gitmek istemediniz. Tanrınız RABbin buyruğuna karşı geldiniz. 
05O 001:027 Çadırlarınızda söylenerek, ‹RAB bizden nefret ediyor› dediniz, ‹Bizi Amorluların eline verip yok etmek için Mısırdan çıkardı. 
05O 001:028 Oraya niye gidelim? Kardeşlerimiz yöre halkının bizden daha güçlü, daha uzun boylu olduğunu söyleyerek cesaretimizi kırdılar. Kentler büyükmüş, göğe dek yükselen surlarla çevriliymiş. Orada Anaklıları da görmüşler.› 
05O 001:029 ‹‹Oysa ben size, ‹Onlardan korkmayın, yılmayın› dedim, 
05O 001:030 -31 47960 ‹Önünüzden giden Tanrınız RAB sizin için savaşacak. Gözünüzün önünde Mısırda ve çölde sizler için yaptıklarının aynısını yapacak. Tanrınız RABbin buraya varıncaya dek, çocuğunu taşıyan bir adam gibi sizi nasıl yol boyunca taşıdığını gördünüz.› 
05O 001:032 Bütün bunlara karşın Tanrınız RABbe güvenmediniz. 
05O 001:033 O RAB ki, çadırlarınızı kurmanız için size yer aramak, gideceğiniz yolu göstermek için geceleyin ateşte, gündüzün bulutta önünüzsıra gitti.›› 
05O 001:034 ‹‹RAB yakınmalarınızı duyunca öfkelendi ve şöyle ant içti: 
05O 001:035 -36 48000 ‹Atalarınıza ant içerek söz verdiğim o verimli ülkeyi, bu kötü kuşaktan Yefunne oğlu Kalev dışında hiç kimse görmeyecek. Yalnız o görecek, ayak bastığı toprakları ona ve soyuna vereceğim. Çünkü o bütün yüreğiyle RABbin yolunda yürüdü.› 
05O 001:037 ‹‹Sizin yüzünüzden RAB bana da öfkelenerek, ‹Sen de o ülkeye girmeyeceksin› dedi, 
05O 001:038 ‹Ama yardımcın Nun oğlu Yeşu oraya girecek. Onu yüreklendir. İsraillilerin ülkeyi mülk edinmesini o sağlayacak. 
05O 001:039 Tutsak olacak dediğiniz küçükleriniz, bugün iyiyle kötüyü ayırt edemeyen çocuklarınız oraya girecekler. Ülkeyi onlara vereceğim, orayı onlar mülk edinecekler. 
05O 001:040 Ama siz geri dönün, Kızıldeniz yolundan çöle gidin.› ›› 
05O 001:041 ‹‹Bunun üzerine bana, ‹RABbe karşı günah işledik› dediniz, ‹Tanrımız RABbin buyruğu uyarınca gidip savaşacağız.› Sonra dağlık bölgede savaşmanın kolay olacağını düşünerek her biriniz silahınızı kuşandınız. 
05O 001:042 ‹‹Ama RAB bana şöyle dedi: ‹Söyle onlara, savaşa gitmesinler. Çünkü sizinle olmayacağım. Düşmanlarınızın önünde yenilgiye uğrayacaksınız.› 
05O 001:043 ‹‹Sizi uyardım, ama dinlemediniz. RABbin buyruğuna karşı geldiniz. Kendinize güvenerek dağlık bölgeye çıktınız. 
05O 001:044 Dağlık bölgede yaşayan Amorlular size karşı çıktılar. Arılar gibi sizi kovaladılar. Seirden Horma Kentine dek sizi bozguna uğrattılar. 
05O 001:045 Geri döndünüz ve RABbin önünde ağladınız. Ama RAB ne ağlayışınızı duydu, ne de size kulak astı. 
05O 001:046 Uzun süre Kadeş'te kaldınız.›› 
05O 002:001 ‹‹Sonunda geri dönüp RABbin bana buyurduğu gibi Kızıldeniz yolundan çöle gittik. Uzun süre Seir dağlık bölgesinde dolanıp durduk. 
05O 002:002 -3 48120 ‹‹RAB bana, ‹Bu dağlık bölgenin çevresinde yeterince dolaştınız› dedi, ‹Şimdi kuzeye gidin.› 
05O 002:004 Sonra halka şu buyrukları vermemi söyledi: ‹Seirde yaşayan kardeşlerinizin, Esavoğullarının ülkesinden geçeceksiniz. Sizden korkacaklar. Çok dikkatli davranın. 
05O 002:005 Onları savaşa kışkırtmayın. Size onların ülkesinden hiçbir toprak parçası, ayağınızı basacak bir yer bile vermeyeceğim. Çünkü Seir dağlık bölgesini mülk olarak Esava verdim. 
05O 002:006 Yiyeceklerinizi, içeceklerinizi onlardan para karşılığında alacaksınız.› 
05O 002:007 ‹‹Tanrınız RAB el attığınız her işte sizi kutsadı. Bu geniş çölde dolanıp durduğunuz sürece sizi korudu. Tanrınız RAB geçirdiğiniz bu kırk yıl boyunca sizlerleydi ve hiçbir eksiğiniz olmadı. 
05O 002:008 ‹‹Böylece Seirde yaşayan kardeşlerimizin, Esavoğullarının yanından geçtik. Eylat ve Esyon-Geverden Aravaya giden yoldan saparak yolculuğumuzu Moav Çölü yolundan sürdürdük. 
05O 002:009 ‹‹RAB bana, ‹Moavlılara düşman gözüyle bakma, onları savaşa kışkırtma› dedi, ‹Onların ülkesinden hiçbir toprak parçasını sana mülk olarak vermeyeceğim. Çünkü Ar Kentini Lut soyuna verdim.› ›› 
05O 002:010 -Daha önce orada Anaklılar kadar uzun boylu, güçlü ve kalabalık olan Emliler yaşıyordu. 
05O 002:011 Emliler Anaklılar gibi Refalılardan sayılırdı. Ama Moavlılar onlara Emliler adını takmıştı. 
05O 002:012 Daha önce Seirde Horlular yaşardı. Esavoğulları orayı onların elinden aldı. İsraillilerin RABbin mülk edinmek için kendilerine verdiği ülkede yaptıkları gibi, Esavoğulları da Horluları yok edip yerlerine yerleştiler.- 
05O 002:013 ‹‹RAB, ‹Haydi kalkın, Zeret Vadisinden geçin› dedi. Biz de Zeret Vadisinden geçtik. 
05O 002:014 Kadeş-Barneadan yola çıkıp Zeret Vadisinden geçinceye dek otuz sekiz yıl yol aldık. RABbin içtiği ant uyarınca, İsrail halkından o kuşağın bütün savaşçıları yok olmuştu. 
05O 002:015 RAB, ordugahtaki bütün savaşçıları ortadan kaldırıncaya dek onları cezalandırmıştı. 
05O 002:016 ‹‹Topluluktaki bütün savaşçılar öldükten sonra, 
05O 002:017 RAB bana şöyle dedi: 
05O 002:018 ‹Bugün Moav topraklarından ve Ar Kentinden geçeceksin. 
05O 002:019 Ammonlulara yaklaştığında onlara düşman gözüyle bakma, onları savaşa kışkırtma. Çünkü mülk edinmen için Ammonluların ülkesinden sana hiçbir toprak parçası vermeyeceğim. O ülkeyi mülk olarak Lut soyuna verdim.› ›› 
05O 002:020 -Bu bölge Refalılar ülkesi diye bilinir. Refalılar önceden orada yaşıyordu. Ammonlular onlara Zamzumlular adını takmıştı. 
05O 002:021 Zamzumlular Anaklılar kadar uzun boylu, güçlü ve kalabalıktılar. Ama RAB onları Ammonluların önünde yok etti. Ammonlular Zamzumluların topraklarını alıp yerlerine yerleştiler. 
05O 002:022 RAB Seirde yaşayan Esavoğulları için de aynısını yapmış, Horluları onların önünde yok etmişti. Esavoğulları Horluların topraklarını almış, yerlerine yerleşmişlerdi. Bugün de orada yaşıyorlar. 
05O 002:023 Gazzeye kadar uzanan köylerde yaşayan Avvalıları da Kaftordan gelen Kaftorlular yok edip yerlerine yerleştiler.- 
05O 002:024 ‹‹ ‹Haydi kalkın! Arnon Vadisinden geçin! İşte Heşbon Kralı Amorlu Sihonu ve ülkesini elinize teslim ettim. Ona saldırın ve ülkesini mülk edinmeye başlayın. 
05O 002:025 Bugünden başlayarak göğün altındaki uluslara korkunuzu, dehşetinizi salacağım. Haberinizi duyunca korkuyla titreyecekler.› ›› 
05O 002:026 ‹‹Bundan sonra Kedemot Çölünden Heşbon Kralı Sihona barış önerileriyle ulaklar gönderdim. Öneriler şöyleydi: 
05O 002:027 ‹İzin ver, ülkenden geçelim. Dosdoğru ana yoldan, sağa sola sapmadan geçeceğiz. 
05O 002:028 -29 48370 Yiyeceğimizi, içeceğimizi para karşılığında bize vereceksin. Yeter ki ülkenden geçelim. Seirde yaşayan Esavoğulları ile Ar Kentinde yaşayan Moavlılar sınırlarından geçmemize izin verdiler. Şeria Irmağından geçip Tanrımız RABbin bize vereceği ülkeye gitmemize sen de izin ver.› 
05O 002:030 Ne var ki, Heşbon Kralı Sihon ülkesinden geçmemize izin vermek istemedi. Tanrınız RAB, şimdi olduğu gibi, Sihonu elinize teslim etmek için yüreğini duygusuzlaştırıp onu inatçı yaptı. 
05O 002:031 ‹‹RAB bana, ‹İşte Sihonu ve ülkesini senin eline teslim etmeye başladım. Haydi, ülkeyi ele geçir ve mülk edinmeye başla› dedi. 
05O 002:032 Sihon bizimle savaşmak için Yahesada bütün halkıyla karşımıza çıktı. 
05O 002:033 Tanrımız RAB onu elimize teslim etti. Onu, oğullarını ve bütün halkını yok ettik. 
05O 002:034 Bütün kentlerini ele geçirdik, hepsini yok ettik. Kadın, erkek, çocuk, kimseyi sağ bırakmadık. 
05O 002:035 Hayvanlara ve ele geçirdiğimiz kentlerdeki mallara ise el koyduk. 
05O 002:036 Arnon Vadisi kıyısında Aroerden ve vadideki kentten Gilata dek, ele geçirmediğimiz hiçbir kent kalmadı. Tanrımız RAB hepsini elimize teslim etti. 
05O 002:037 Ama Tanrımız RAB'bin buyruğu uyarınca, Ammonlular'ın ülkesine -Yabbuk Irmağı kıyılarına, dağlık bölgedeki kentlere- yaklaşmadınız.›› 
05O 003:001 ‹‹Bundan sonra dönüp Başana doğru ilerledik. Başan Kralı Ogla ordusu bizimle savaşmak için Edreide karşımıza çıktı. 
05O 003:002 RAB bana, ‹Ondan korkma!› dedi, ‹Çünkü onu da ordusuyla ülkesini de senin eline teslim ettim. Amorluların Heşbonda yaşayan Kralı Sihona yaptığının aynısını ona da yapacaksın.› 
05O 003:003 ‹‹Böylece Tanrımız RAB, Başan Kralı Ogu ve halkını da elimize teslim etti. Hiçbirini sağ bırakmadan hepsini yok ettik. 
05O 003:004 Bütün kentlerini ele geçirdik. Ele geçirmediğimiz tek kent kalmadı. Hepsi altmış kentti: Başanda Ogun ülkesi olan bütün Argov bölgesi. 
05O 003:005 Bütün bu kentler yüksek surlarla, kapılarla, sürgülerle sağlamlaştırılmıştı. Bunlardan başka surla çevrilmemiş birçok köy de vardı. 
05O 003:006 Heşbon Kralı Sihona yaptığımız gibi hepsini yok ettik. Her kenti, kadın, erkek ve çocuklarla birlikte, tümüyle yok ettik. 
05O 003:007 Hayvanlara ve kentlerdeki mallara ise el koyduk. 
05O 003:008 ‹‹Arnon Vadisinden Hermon Dağına kadar Şeria Irmağının doğu yakasındaki toprakları iki Amorlu kralın elinden aldık. 
05O 003:009 -Saydalılar Hermona Siryon, Amorlularsa Senir derler.- 
05O 003:010 Ovadaki bütün kentleri, bütün Gilatı, Ogun ülkesine ait kentler olan Salka ve Edreiye uzanan bütün Başanı ele geçirdik.›› 
05O 003:011 -Refalılardan yalnız Başan Kralı Og sağ kalmıştı. Ogun Ammonluların Rabba Kentindeki yatağı demirdendi. O gün kullanılan arşın ölçüsüne göre uzunluğu dokuz, eni dört arşındı.- 
05O 003:012 ‹‹O sırada ele geçirdiğimiz topraklardan Arnon Vadisi yakınındaki Aroer Kentinin kuzeyini, Gilat dağlık bölgesinin yarısıyla oradaki kentleri Ruben ve Gad oymaklarına verdim. 
05O 003:013 Gilatın geri kalan bölümünü ve Ogun ülkesi Başanı Manaşşe oymağının yarısına verdim. Başandaki Argov bölgesi Refalılar ülkesi diye bilinirdi. 
05O 003:014 Manaşşe soyundan Yair, Geşur ile Maaka sınırına dek uzanan bütün Argov bölgesini aldı. Başan denilen bölgeye kendi adını verdi. Orası bugün de Havvot-Yairfç diye anılıyor. 
05O 003:015 Makire Gilatı verdim. 
05O 003:016 Gilatla Arnon Vadisi arasında kalan toprakları Ruben ve Gad oymaklarına verdim. Vadinin ortası onların sınırıydı; Ammonlularla sınırları ise Yabbuk Irmağıydı. 
05O 003:017 Aravada da sınır Şeria Irmağıydı; Kinneretten Arava -Lut- Gölüne, doğuda Pisga yamaçlarının aşağısına kadar uzanıyordu. gelir. 
05O 003:018 ‹‹O zaman size şöyle buyruk verdim: ‹Tanrınız RAB mülk edinmek için bu ülkeyi size verdi. Bütün savaşçılarınız silahlı olarak İsrailli kardeşlerinizin önüsıra gitsin. 
05O 003:019 -20 48640 Ancak RAB sizi rahata erdirdiği gibi onları da rahata erdirene ve onlar Tanrınız RABbin Şeria Irmağının karşı yakasında kendilerine vereceği toprakları ele geçirene kadar, kadınlarınız, çocuklarınız ve hayvanlarınız -biliyorum, birçok hayvanınız var- size verdiğim kentlerde kalsın. Ondan sonra, her biriniz size verdiğim toprağa dönebilir.› ›› 
05O 003:021 ‹‹O zaman Yeşuya, ‹Tanrın RABbin bu iki krala neler yaptığını gözlerinle gördün› dedim, ‹RAB gideceğin bütün ülkelere aynısını yapacak. 
05O 003:022 Onlardan korkmayın! Tanrınız RAB sizin için savaşacak.› 
05O 003:023 ‹‹Sonra RABbe yalvardım: 
05O 003:024 ‹Ey Egemen RAB, büyüklüğünü ve güçlü elini bana göstermeye başladın. Gökte ve yerde senin yaptığın yüce işleri yapabilecek başka bir tanrı yok! 
05O 003:025 İzin ver de Şeria Irmağından geçip karşı yakadaki o verimli ülkeyi, o güzel dağlık bölgeyi ve Lübnanı göreyim.› 
05O 003:026 ‹‹Ama RAB sizin yüzünüzden bana öfkelendi, yalvarışıma kulak asmadı. Bana, ‹Yeter artık!› dedi, ‹Bir daha bu konudan söz etme bana. 
05O 003:027 Pisga Dağına çık. Batıya, kuzeye, güneye, doğuya bak. Gözlerinle gör. Çünkü Şeria Irmağından geçmeyeceksin. 
05O 003:028 Yeşuya görev ver. Onu güçlendir ve yüreklendir. Çünkü bu halk Şeria Irmağından onun önderliğinde geçecek. Göreceğin toprakları halka o miras olarak verecek.› 
05O 003:029 Böylece Beytpeor'un karşısındaki vadide kaldık.›› 
05O 004:001 ‹‹Şimdi, ey İsrail, size öğrettiğim kurallara, ilkelere kulak verin. Yaşamak, ülkeye girmek ve atalarınızın Tanrısı RABbin size vereceği toprakları mülk edinmek için bunlara uyun. 
05O 004:002 Size verdiğim buyruklara hiçbir şey eklemeyin, hiçbir şey çıkarmayın. Ama size bildirdiğim Tanrınız RABbin buyruklarına uyun. 
05O 004:003 ‹‹RABbin Baal-Peorda neler yaptığını kendi gözlerinizle gördünüz. Tanrınız RAB, Baal-Peora tapan herkesi aranızdan yok etti. 
05O 004:004 RABbe bağlı kalan sizler ise hâlâ yaşamaktasınız. 
05O 004:005 ‹‹İşte, Tanrım RABbin buyruğu uyarınca size kurallar, ilkeler verdim. Öyle ki, mülk edinmek için gideceğiniz ülkede bunlara uyasınız. 
05O 004:006 Onlara sımsıkı bağlanın. Çünkü ne denli bilge ve anlayışlı olduğunuzu uluslara bunlar gösterecek. Bu kuralları duyunca, uluslar, ‹Bu büyük ulus gerçekten bilge ve anlayışlı bir halk!› diyecek. 
05O 004:007 Tanrımız RAB her çağırdığımızda bize yakın olur. Tanrısı kendisine böylesine yakın olan başka bir büyük ulus var mı? 
05O 004:008 Bugün size verdiğim bu yasa gibi adil kuralları, ilkeleri olan başka bir büyük ulus var mı? 
05O 004:009 ‹‹Ancak gördüklerinizi unutmamaya, yaşamınız boyunca aklınızdan çıkarmamaya dikkat edin ve uyanık olun. Bunları çocuklarınıza, torunlarınıza anlatın. 
05O 004:010 Horevde Tanrınız RABbin önünde durduğunuz günü anımsayın. RAB bana şöyle dedi: ‹Sözlerimi dinlemesi için halkı topla. Öyle ki, yaşamları boyunca benden korkmayı öğrensinler, çocuklarına da öğretsinler.› 
05O 004:011 ‹‹Yaklaşıp dağın eteğinde durdunuz. Dağ göklere dek yükselen alevle tutuşmuştu. Kara bulutlar ve koyu bir karanlık vardı. 
05O 004:012 RAB size ateşin içinden seslendi. Siz konuşulanı duydunuz, ama konuşanı görmediniz. Yalnız bir ses duydunuz. 
05O 004:013 RAB uymanızı buyurduğu antlaşmayı, yani On Buyruku size açıkladı. Onları iki taş levha üstüne yazdı. 
05O 004:014 Mülk edinmek için gideceğiniz ülkede uymanız gereken kuralları, ilkeleri size öğretmemi buyurdu.›› 
05O 004:015 ‹‹RAB Horevde ateşin içinden size seslendiği gün hiçbir suret görmediniz. Bu nedenle kendinize çok dikkat edin. 
05O 004:016 -18 48890 Öyle ki, kendiniz için erkek ya da kadın, yerde yaşayan hayvan ya da gökte uçan kuş, küçük kara hayvanı ya da aşağıda suda yaşayan balık suretinde, heykel biçiminde put yaparak yoldan sapmayasınız. 
05O 004:019 Gözlerinizi göklere kaldırıp güneşi, ayı, yıldızları -gök cisimlerini- görünce sakın aldanmayın; eğilip onlara tapmayın. Tanrınız RAB bunları göğün altındaki halklara pay olarak vermiştir. 
05O 004:020 Size gelince, RAB, bugün olduğu gibi kendi halkı olmanız için, sizi alıp demir eritme ocağından, Mısırdan çıkardı. 
05O 004:021 ‹‹RAB sizin yüzünüzden bana öfkelendi. Şeria Irmağının karşı yakasına geçmemem ve Tanrınız RABbin size mülk olarak vereceği o verimli ülkeye girmemem için ant içti. 
05O 004:022 Ben bu toprakta öleceğim. Şeria Irmağından geçmeyeceğim. Ama siz karşıya geçecek ve o verimli ülkeyi mülk edineceksiniz. 
05O 004:023 Tanrınız RABbin sizinle yaptığı antlaşmayı unutmamaya, kendinize Tanrınız RABbin yasakladığı herhangi bir şeyin suretinde put yapmamaya dikkat edin. 
05O 004:024 Çünkü Tanrınız RAB yakıp yok eden bir ateştir; kıskanç bir Tanrıdır. 
05O 004:025 ‹‹Ülkede uzun zaman oturduktan, çocuk ve torun sahibi olduktan sonra yoldan sapar, kendinize herhangi bir şeyin suretinde put yapar, Tanrınız RABbin gözünde kötü olanı yaparak onu öfkelendirirseniz, 
05O 004:026 bugün size karşı yeri göğü tanık gösteririm ki, mülk edinmek için Şeria Irmağından geçip gideceğiniz ülkede kesinlikle ve çabucak öleceksiniz. Orada uzun süre yaşamayacak, büsbütün yok olacaksınız. 
05O 004:027 RAB sizi başka halkların arasına dağıtacak. RABbin sizi süreceği ulusların arasında sayıca az olacaksınız. 
05O 004:028 Orada görmeyen, duymayan, yemeyen, koku almayan, insan eliyle yapılmış, ağaçtan, taştan tanrılara tapacaksınız. 
05O 004:029 Ama Tanrınız RABbi arayacaksınız. Bütün yüreğinizle, bütün canınızla ararsanız, Onu bulacaksınız. 
05O 004:030 Sıkıntıya düştüğünüzde ve bütün bu olaylar başınıza geldiğinde, sonunda Tanrınız RABbe dönecek, Onun sözüne kulak vereceksiniz. 
05O 004:031 Çünkü Tanrınız RAB acıyan bir Tanrıdır. Sizi bırakmaz, yok etmez ve atalarınıza ant içerek yaptığı antlaşmayı unutmaz. 
05O 004:032 ‹‹Siz doğmadan önceki geçmiş günleri, Tanrının yeryüzünde insanı yarattığı günden bu yana geçen zamanı soruşturun. Göklerin bir ucundan öbür ucuna sorun. Bu kadar önemli bir olay hiç oldu mu, ya da buna benzer bir olay duyuldu mu? 
05O 004:033 Ateşin içinden seslenen Tanrının sesini sizin gibi duyup da sağ kalan başka bir ulus var mı? 
05O 004:034 Hiçbir tanrı Tanrınız RABbin Mısırda gözlerinizin önünde sizin için yaptığı gibi denemelerle, belirtilerle, şaşılası işlerle, savaşla, güçlü ve kudretli elle, büyük ve ürkütücü olaylarla gidip başka bir ulustan kendine bir ulus almaya kalkıştı mı? 
05O 004:035 ‹‹Bu olaylar RABbin Tanrı olduğunu ve Ondan başkası olmadığını bilesiniz diye size gösterildi. 
05O 004:036 O sizi yola getirmek için gökten size sesini duyurdu. Yeryüzünde size büyük ateşini gösterdi. Ateşin içinden size sözlerini duyurdu. 
05O 004:037 Atalarınızı sevdiği ve onların soyunu seçtiği için sizi büyük gücüyle Mısırdan kendisi çıkardı. 
05O 004:038 Amacı sizden daha büyük, daha güçlü ulusları önünüzden kovmak, onların ülkelerine girmenizi sağlamak, bugün olduğu gibi mülk edinmeniz için ülkelerini size vermekti. 
05O 004:039 ‹‹Bunun için, bugün RABbin yukarıda göklerde, aşağıda yeryüzünde Tanrı olduğunu, Ondan başkası olmadığını bilin ve bunu aklınızdan çıkarmayın. 
05O 004:040 Size ve sizden sonra gelen çocuklarınıza iyilik sağlaması ve Tanrınız RABbin sonsuza dek size vereceği bu topraklarda uzun yıllar yaşamanız için bugün size bildirdiğim RABbin kurallarına, buyruklarına uyun.›› 
05O 004:041 Bundan sonra Musa Şeria Irmağının doğusunda üç kent ayırdı. 
05O 004:042 Öyle ki, önceden kin beslemediği bir komşusunu istemeyerek öldüren biri bu kentlerden birine kaçıp canını kurtarabilsin. 
05O 004:043 Bu kentler şunlardı: Rubenliler için ovadaki kırsal bölgede Beser, Gadlılar için Gilattaki Ramot, Manaşşeliler için Başandaki Golan. 
05O 004:044 Musanın İsraillilere anlattığı yasa budur. 
05O 004:045 Mısırdan çıktıktan sonra Musanın İsraillilere bildirdiği yasalar, kurallar, ilkeler bunlardır. 
05O 004:046 Musa bunları Şeria Irmağının doğu yakasında, Beytpeor karşısındaki vadide bildirdi. Burası daha önce Heşbonda oturan Amorluların Kralı Sihona ait topraklardı. Musa ile İsrailliler Mısırdan çıktıklarında Sihonu bozguna uğratmışlardı. 
05O 004:047 Onun ve Başan Kralı Ogun ülkesini, yani Şeria Irmağının doğusunda yaşayan iki Amorlu kralın ülkesini ele geçirmişlerdi. 
05O 004:048 Bu topraklar, Arnon Vadisi kıyısındaki Aroer Kentinden Sion, yani Hermon Dağına kadar uzanıyor, 
05O 004:049 Pisga Dağı'nın eteğindeki Arava Gölü'ne dek uzanan, Şeria Irmağı'nın doğu yakasındaki bütün Arava'yı kapsıyordu. 
05O 005:001 Musa bütün İsraillileri bir araya toplayarak şöyle dedi: ‹‹Ey İsrail, bugün size bildireceğim kurallara, ilkelere kulak verin! Onları öğrenin ve onlara uymaya dikkat edin! 
05O 005:002 Tanrımız RAB Horev Dağında bizimle bir antlaşma yaptı. 
05O 005:003 RAB bu antlaşmayı atalarımızla değil, bizimle, bugün burada sağ kalan hepimizle yaptı. 
05O 005:004 RAB dağda ateşin içinden sizinle yüz yüze konuştu. 
05O 005:005 O zaman RABbin sözünü size bildirmek için RAB ile sizin aranızda durdum. Çünkü siz ateşten korkup dağa çıkmadınız. RAB şöyle seslendi: 
05O 005:006 ‹‹ ‹Seni Mısırdan, köle olduğun ülkeden çıkaran Tanrın RAB benim. 
05O 005:007 ‹‹ ‹Benden başka tanrın olmayacak. 
05O 005:008 ‹‹ ‹Kendine yukarıda gökyüzünde, aşağıda yeryüzünde ya da yer altındaki sularda yaşayan herhangi bir canlıya benzer put yapmayacaksın. 
05O 005:009 Putların önünde eğilmeyecek, onlara tapmayacaksın. Çünkü ben, Tanrın RAB, kıskanç bir Tanrıyım. Benden nefret edenin babasının işlediği suçun hesabını çocuklarından, üçüncü, dördüncü kuşaklardan sorarım. 
05O 005:010 Ama beni seven, buyruklarıma uyan binlerce kuşağa sevgi gösteririm. 
05O 005:011 ‹‹ ‹Tanrın RABbin adını boş yere ağzına almayacaksın. Çünkü RAB, adını boş yere ağzına alanları cezasız bırakmayacaktır. 
05O 005:012 ‹‹ ‹Tanrın RABbin buyruğu uyarınca Şabat Gününü tut ve kutsal say. 
05O 005:013 Altı gün çalışacak, bütün işlerini yapacaksın. 
05O 005:014 Ama yedinci gün bana, Tanrın RABbe Şabat Günü olarak adanmıştır. O gün sen, oğlun, kızın, erkek ve kadın kölen, öküzün, eşeğin ya da herhangi bir hayvanın, aranızdaki yabancılar dahil, hiçbir iş yapmayacaksınız. Öyle ki, senin gibi erkek ve kadın kölelerin de dinlensinler. 
05O 005:015 Mısırda köle olduğunu ve Tanrın RABbin seni oradan güçlü ve kudretli eliyle çıkardığını anımsayacaksın. Tanrın RAB bu yüzden Şabat Gününü tutmanı buyurdu. 
05O 005:016 ‹‹ ‹Tanrın RABbin buyruğu uyarınca annene babana saygı göster. Öyle ki, ömrün uzun olsun ve Tanrın RABbin sana vereceği ülkede üzerine iyilik gelsin. 
05O 005:017 ‹‹ ‹Adam öldürmeyeceksin. 
05O 005:018 ‹‹ ‹Zina etmeyeceksin. 
05O 005:019 ‹‹ ‹Çalmayacaksın. 
05O 005:020 ‹‹ ‹Komşuna karşı yalan yere tanıklık etmeyeceksin. 
05O 005:021 ‹‹ ‹Komşunun karısına kötü gözle bakmayacaksın. Komşunun evine, tarlasına, erkek ve kadın kölesine, öküzüne, eşeğine, hiçbir şeyine göz dikmeyeceksin.› 
05O 005:022 ‹‹RAB bu sözleri dağda ateşin, bulutun, koyu karanlığın içinden bütün topluluğunuza yüksek sesle söyledi. Başka bir şey eklemedi. Sonra bunları iki taş levha üstüne yazıp bana verdi. 
05O 005:023 ‹‹Dağ alev alev yanarken karanlığın içinden sesi duyduğunuzda bütün oymak başlarınız ve ileri gelenlerinizle bana yaklaştınız. 
05O 005:024 ‹Tanrımız RAB bize yüceliğini ve büyüklüğünü gösterdi› dediniz, ‹Ateşin içinden sesini duyduk. Bugün Tanrının insanla konuştuğunu ve insanın ölmediğini gördük. 
05O 005:025 Neden şimdi ölelim? Bu büyük ateş bizi yakıp yok edecek. Tanrımız RABbin sesini bir daha duyarsak öleceğiz. 
05O 005:026 Ateşin içinden seslenen, yaşayan Tanrının sesini bizim gibi duyup da sağ kalan var mı? 
05O 005:027 Sen git, Tanrımız RABbin söyleyeceklerini dinle. Sonra Tanrımız RABbin bütün söylediklerini bize anlat. Biz de kulak verip uyacağız.› 
05O 005:028 ‹‹RAB benimle yaptığınız konuşmayı duyunca, şöyle dedi: ‹Bu halkın sana neler söylediğini duydum. Bütün söyledikleri doğrudur. 
05O 005:029 Keşke benden korksalardı ve bütün buyruklarıma uymak için her zaman yürekten istekli olsalardı! O zaman kendilerine ve çocuklarına sürekli iyilik gelirdi. 
05O 005:030 ‹‹ ‹Git, çadırlarına dönmelerini söyle. 
05O 005:031 Ama sen burada yanımda dur. Sana bütün buyrukları, kuralları, ilkeleri vereceğim. Bunları halka sen öğreteceksin. Öyle ki, mülk edinmek için kendilerine vereceğim ülkede hepsine uysunlar.› 
05O 005:032 ‹‹Tanrınız RABbin size buyurduklarına uymaya özen gösterin. Onlardan sağa sola sapmayın. 
05O 005:033 Tanrınız RAB'bin size buyurduğu yollarda yürüyün. Öyle ki, mülk edineceğiniz ülkede sağ kalasınız, başarılı ve uzun ömürlü olasınız.›› 
05O 006:001 ‹‹Tanrınız RABbin size öğretmek için bana verdiği buyruklar, kurallar, ilkeler bunlardır. Mülk edinmek için gideceğiniz ülkede onlara uyun. 
05O 006:002 Yaşamınız boyunca siz, çocuklarınız ve torunlarınız, size verdiğim bütün kurallara, buyruklara uyarak Tanrınız RABden korkun ki, ömrünüz uzun olsun. 
05O 006:003 Kulak ver, ey İsrail! Söz dinleyin ki, üzerinize iyilik gelsin, atalarınızın Tanrısı RABbin size verdiği söz uyarınca süt ve bal akan ülkede bol bol çoğalasınız. 
05O 006:004 ‹‹Dinle, ey İsrail! Tanrımız RAB tek RABdir. 
05O 006:005 Tanrınız RABbi bütün yüreğinizle, bütün canınızla, bütün gücünüzle seveceksiniz. 
05O 006:006 Bugün size verdiğim bu buyrukları aklınızda tutun. 
05O 006:007 Onları çocuklarınıza benimsetin. Evinizde otururken, yolda yürürken, yatarken, kalkarken onlardan söz edin. 
05O 006:008 Bir belirti olarak onları ellerinize bağlayın, alın sargısı olarak takın. 
05O 006:009 Evlerinizin kapı sövelerine, kentlerinizin kapılarına yazın.›› yalnız ve yalnız RAB›› veya ‹‹RAB Tanrımızdır, RAB tektir››. 
05O 006:010 -11 49630 ‹‹Tanrınız RAB atalarınıza, İbrahime, İshaka, Yakupa içtiği ant uyarınca, sizi vereceği ülkeye -inşa etmediğiniz büyük ve güzel kentleri, biriktirmediğiniz iyi eşyalarla dolu evleri, siz emek vermeden kazılmış sarnıçları, dikmediğiniz bağları, zeytinlikleri olan ülkeye- götürecek. Orada yiyip doyacaksınız. 
05O 006:012 O zaman dikkat edin! Sizi Mısırdan, köle olduğunuz ülkeden çıkaran RABbi unutmayın. 
05O 006:013 ‹‹Tanrınız RABden korkacaksınız; Ona kulluk edecek ve Onun adıyla ant içeceksiniz. 
05O 006:014 Başka ilahların, çevrenizdeki ulusların taptığı hiçbir ilahın ardınca gitmeyeceksiniz. 
05O 006:015 Çünkü aranızda olan Tanrınız RAB kıskanç bir Tanrıdır. Öfkelenirse sizi yeryüzünden yok eder. 
05O 006:016 Massada olduğu gibi, Tanrınız RABbi denemeyeceksiniz. 
05O 006:017 Tanrınız RABbin buyruklarına, size verdiği yasalara, kurallara uymaya dikkat edeceksiniz. 
05O 006:018 RABbin gözünde iyi ve doğru olanı yapacaksınız. Öyle ki, üzerinize iyilik gelsin, RABbin atalarınıza ant içerek söz verdiği verimli ülkeyi mülk edinesiniz. 
05O 006:019 RAB de sözü uyarınca bütün düşmanlarınızı önünüzden kovacak. 
05O 006:020 ‹‹Gelecekte çocuklarınız size, ‹Tanrımız RABbin size verdiği yasaların, kuralların, ilkelerin anlamı nedir?› diye sorunca, 
05O 006:021 onlara şöyle diyeceksiniz: ‹Mısırda firavunun köleleriydik. RAB bizi güçlü eliyle oradan çıkardı. 
05O 006:022 Gözlerimizin önünde Mısıra, firavuna, ailesine karşı belirtiler, büyük ve korkunç işler yaptı. 
05O 006:023 Atalarımıza ant içerek söz verdiği ülkeye götürmek ve orayı bize vermek için bizi Mısırdan çıkardı. 
05O 006:024 Sürekli üzerimize iyilik gelmesi ve bugün olduğu gibi sağ kalmamız için Tanrımız RAB bütün bu kurallara uymamızı ve kendisinden korkmamızı buyurdu. 
05O 006:025 Tanrımız RAB'bin önünde, verdiği bu buyruklara uymaya dikkat edersek, bunu bize doğruluk sayacaktır.› ›› 
05O 007:001 ‹‹Tanrınız RAB mülk edinmek üzere gideceğiniz ülkeye sizi götürdüğünde, önünüzden birçok ulusu -Hititleri, Girgaşlıları, Amorluları, Kenanlıları, Perizlileri, Hivlileri, Yevusluları, sizden daha büyük ve daha güçlü yedi ulusu- kovacak. 
05O 007:002 Tanrınız RAB bu ulusları elinize teslim ettiğinde, onları bozguna uğrattığınızda, tümünü yok etmelisiniz. Bu uluslarla antlaşma yapmayacaksınız, onlara acımayacaksınız. 
05O 007:003 Kız alıp vermeyeceksiniz. Kızlarınızı oğullarına vermeyeceksiniz; oğullarınıza da onlardan kız almayacaksınız. 
05O 007:004 Çünkü onlar oğullarınızı beni izlemekten saptıracak, başka ilahlara tapmalarına neden olacaklardır. O zaman RAB size öfkelenecek ve sizi çabucak yok edecek. 
05O 007:005 Onlara şöyle yapacaksınız: Sunaklarını yıkacak, dikili taşlarını parçalayacak, Aşera putlarını devirecek, öbür putlarını yakacaksınız. 
05O 007:006 ‹‹Siz Tanrınız RAB için kutsal bir halksınız. Tanrınız RAB, öz halkı olmanız için, yeryüzündeki bütün halkların arasından sizi seçti. 
05O 007:007 RABbin sizi sevmesinin ve seçmesinin nedeni öbür halklardan daha kalabalık olduğunuzdan değil. Siz sayıca öbür halklardan azdınız. 
05O 007:008 RAB size sevgisini göstermek ve atalarınıza ant içerek verdiği sözü yerine getirmek için güçlü eliyle sizi Mısırdan çıkardı; köle olduğunuz ülkeden, Mısır Firavununun elinden sizi kurtardı. 
05O 007:009 Tanrınız RABbin Tanrı olduğunu bilin. O güvenilir Tanrıdır. Kendisini sevenlerin, buyruklarına uyanların bininci kuşağına kadar antlaşmasına bağlı kalır. 
05O 007:010 Kendisinden nefret edenlere ise üzerlerine yıkım göndererek karşılık verir. RAB kendisinden nefret edene karşılık vermekte gecikmeyecek. 
05O 007:011 Onun için, bugün size bildirdiğim buyruklara, kurallara, ilkelere uymaya dikkat edin.›› 
05O 007:012 ‹‹Bu ilkeleri dinler, onlara özenle uyarsanız, Tanrınız RAB atalarınıza ant içerek verdiği söz uyarınca sizinle yaptığı antlaşmaya bağlı kalacak. 
05O 007:013 Sizi sevecek, kutsayacak, çoğaltacak. Atalarınıza ant içerek size söz verdiği ülkede rahminizin meyvesini, toprağınızın ürününü -tahılını, yeni şarabını, zeytinyağını- sığırlarınızın buzağılarını, sürülerinizin kuzularını bereketli kılacak. 
05O 007:014 Öbür halklardan daha çok kutsanmış olacaksınız. Erkekleriniz, kadınlarınız, hayvanlarınız arasında döl vermeyen olmayacak. 
05O 007:015 RAB her türlü hastalığı sizden uzaklaştıracak. Mısırda gördüğünüz korkunç hastalıklardan hiçbirini size vermeyecek. Bütün bu hastalıkları sizden nefret edenlere verecek. 
05O 007:016 Tanrınız RABbin elinize teslim edeceği halkların tümünü yok edeceksiniz. Onlara acımayacaksınız. İlahlarına tapmayacaksınız. Çünkü bu sizin için tuzak olacaktır. 
05O 007:017 ‹‹ ‹Bu uluslar bizden daha güçlü. Onları nasıl kovabiliriz?› diye düşünebilirsiniz. 
05O 007:018 Onlardan korkmayacaksınız. Tanrınız RABbin firavuna ve bütün Mısıra yaptıklarını her zaman anımsayın. 
05O 007:019 Tanrınız RABbin sizi Mısırdan çıkarmak için yaptığı büyük denemeleri, belirtileri, şaşılası işleri, güçlü ve kudretli elini gözlerinizle gördünüz. Tanrınız RAB şimdi korktuğunuz bütün bu halklara aynısını yapacaktır. 
05O 007:020 Sizden gizlenerek sağ kalmış olanların üzerine, hepsi yok olana dek eşekarısı gönderecek. 
05O 007:021 Onlardan yılmayacaksınız. Aranızda olan Tanrınız RAB ulu ve heybetli bir Tanrıdır. 
05O 007:022 Bu ulusları önünüzden azar azar kovacak. Onları birden ortadan kaldıramazsınız. Yoksa çevrenizde yabanıl hayvanlar çoğalır. 
05O 007:023 Tanrınız RAB onları elinize teslim edecek ve hepsi yok oluncaya dek onları şaşkına çevirecek. 
05O 007:024 Krallarını elinize teslim edecek; adlarını göğün altından sileceksiniz. Onları yok edene dek kimse size karşı duramayacak. 
05O 007:025 İlahlarını simgeleyen putları yakacaksınız; üzerlerindeki altına, gümüşe göz dikmeyecek, bunları kendinize ayırmayacaksınız. Öyle ki, tuzağa düşmeyesiniz. Bu putlar Tanrınız RABbin gözünde iğrençtir. 
05O 007:026 Bu iğrenç şeyleri evinize getirmeyeceksiniz, yoksa siz de onlar gibi yok olursunuz. Onlardan çok nefret edecek, tiksineceksiniz; çünkü onlar yok olmaya mahkûmdur.›› Dehşet ya da bir çeşit hastalık anlamına da gelebilir. 
05O 008:001 ‹‹Bugün size bildirdiğim buyruklara tam tamına uyun ki, yaşayasınız, çoğalasınız ve gidip RABbin atalarınıza ant içerek söz verdiği ülkeyi mülk edinesiniz. 
05O 008:002 Tanrınız RABbin sizi kırk yıl boyunca çölde dolaştırdığı uzun yolculuğu anımsayın! Buyruklarına uyup uymayacağınızı, amacınızın ne olduğunu öğrenmek için sizi sıkıntılara sokarak sınadı. 
05O 008:003 Sizi aç bırakarak sıkıntıya soktu. Sonra sizin de atalarınızın da bilmediği man ile sizi doyurdu. İnsanın yalnız ekmekle yaşamadığını, RABbin ağzından çıkan her sözle yaşadığını size öğretmek için yaptı bunu. 
05O 008:004 Kırk yıl ne giysileriniz eskidi, ne de ayaklarınız şişti. 
05O 008:005 Tanrınız RABbin, çocuğunu eğiten bir baba gibi, sizi nasıl eğittiğini anlayın. 
05O 008:006 ‹‹Onun için, Tanrınız RABbin buyruklarına uyun. Yollarında yürüyün, Ondan korkun. 
05O 008:007 Tanrınız RAB sizi verimli bir ülkeye götürüyor. Öyle bir ülke ki, ırmakları, pınarları, derelerden tepelerden çıkan su kaynakları vardır; 
05O 008:008 buğdayı, arpası, üzümü, inciri, narı, zeytinyağı, balı vardır. 
05O 008:009 Sıkıntısız ekmek yiyebileceğiniz, hiçbir şeye gereksinim duymayacağınız bir ülkedir. Öyle bir ülke ki, kayaları demirdir, dağlarından bakır çıkarabilirsiniz. 
05O 008:010 ‹‹Yiyip doyunca, size verdiği verimli ülke için Tanrınız RABbe övgüler sunun. 
05O 008:011 Tanrınız RABbi unutmamaya dikkat edin. Bugün size bildirdiğim buyruklarını, ilkelerini, kurallarını savsaklamayın. 
05O 008:012 Yiyip doyduğunuzda, güzel evler yapıp yerleştiğinizde, 
05O 008:013 sığırlarınız, davarlarınız çoğaldığında, altınınız, gümüşünüz ve her şeyiniz arttığında, 
05O 008:014 böbürlenmemeye ve sizi Mısırdan, köle olduğunuz ülkeden çıkaran Tanrınız RABbi unutmamaya dikkat edin. 
05O 008:015 RAB o büyük ve korkunç çölde, zehirli yılanlarla, akreplerle dolu o kurak, susuz toprakta sizi yürüttü. Size sert kayadan su çıkardı. 
05O 008:016 Atalarınızın bilmediği man ile sizi çölde doyurdu. Sizi sıkıntıya soktu, sınadı. Öyle ki, sonunda üzerinize iyilik gelsin. 
05O 008:017 ‹Bu serveti toplayan kendi yeteneğimiz, güçlü elimizdir› diye düşünebilirsiniz. 
05O 008:018 Ancak bu serveti toplama yeteneğini size verenin Tanrınız RAB olduğunu anımsayın. Atalarınıza ant içerek yaptığı antlaşmayı sürdürmek amacıyla bugün de bunu yapıyor. 
05O 008:019 ‹‹Tanrınız RABbi unutur, başka ilahların ardınca giderseniz, onlara tapar, önlerinde yere kapanırsanız, bugün size açıkça belirtirim ki, tamamen yok olacaksınız. 
05O 008:020 Tanrınız RAB önünüzden ulusları yok ettiği gibi, sözüne kulak vermediğiniz için sizi de yok edecek. 
05O 009:001 ‹‹Ey İsrail, kulak ver! Bugün sizden daha büyük, daha güçlü ulusların topraklarını mülk edinmek için Şeria Irmağından geçeceksiniz. Onların kentleri büyük, surları göğe dek yükseliyor. 
05O 009:002 Bu güçlü, uzun boylu halk Anaklılardır. Onları biliyorsunuz. ‹Kim Anaklılara karşı durabilir?› deyişini duydunuz. 
05O 009:003 Bilin ki, yakıp yok eden ateş olan Tanrınız RAB önünüzden gidecek. Onları ortadan kaldıracak, size boyun eğmelerini sağlayacak. Onları kovacaksınız, RABbin verdiği söz uyarınca bir çırpıda yok edeceksiniz.›› 
05O 009:004 ‹‹Tanrınız RAB bu ulusları önünüzden kovunca, ‹RAB doğruluğumuzdan ötürü bu ülkeyi mülk edinelim diye bizi buraya getirdi› diye düşünmeyin. Çünkü RAB, bu ulusları yaptıkları kötülükler yüzünden önünüzden kovuyor. 
05O 009:005 Onların topraklarını mülk edinmeye gitmenizin nedeni doğruluğunuz, erdeminiz değildir. Tanrınız RAB bu ulusları kötülükleri yüzünden ve atalarınız İbrahime, İshaka, Yakupa ant içerek verdiği sözü yerine getirmek için önünüzden kovacak. 
05O 009:006 Şunu anlayın ki, Tanrınız RABbin bu verimli toprakları mülk edinesiniz diye size vermesinin nedeni doğruluğunuz değildir. Çünkü siz dikbaşlı bir halksınız. 
05O 009:007 ‹‹Tanrınız RABbi çölde nasıl kızdırdığınızı anımsayın, hiç unutmayın. Mısırdan çıktığınız günden buraya varıncaya dek, RABbe sürekli karşı geldiniz. 
05O 009:008 Horev Dağında RABbi öyle kızdırdınız ki, sizi yok edecek kadar öfkelendi. 
05O 009:009 Daha önce taş levhaları -RABbin sizinle yaptığı antlaşmanın levhalarını- almak için dağa çıkmıştım; orada kırk gün, kırk gece kaldım. Ne yedim, ne içtim. 
05O 009:010 RAB Tanrı parmağıyla yazmış olduğu iki taş levhayı bana verdi. Bu levhalar, dağda toplandığınız gün RABbin ateşin içinden size bildirdiği bütün buyrukları içermekteydi. 
05O 009:011 Kırk gün, kırk gece sonra RAB bana iki taş levhayı, antlaşma levhalarını verdi. 
05O 009:012 ‹‹ ‹Haydi, buradan hemen in› dedi, ‹Çünkü Mısırdan çıkardığın halkın yoldan çıktı. Onlara buyurduğum yoldan hemen saptılar. Kendilerine dökme bir put yaptılar.› 
05O 009:013 Sonra RAB bana, ‹Bu halkı gördüm› dedi, ‹İşte dikbaşlı bir halk! 
05O 009:014 Bırak da onları yok edeyim; adlarını da göğün altından sileyim. Seni onlardan daha güçlü, daha büyük bir ulus kılayım.› 
05O 009:015 ‹‹Dönüp dağdan aşağıya indim. Dağ alev alev yanıyordu. Antlaşmanın iki levhası iki elimdeydi. 
05O 009:016 Tanrınız RABbe karşı günah işlediğinizi gördüm. Kendinize buzağıya benzer bir dökme put yapmıştınız. RABbin size buyurduğu yoldan hemen sapmıştınız. 
05O 009:017 Bu yüzden iki levhayı fırlatıp attım, gözünüzün önünde parçaladım. 
05O 009:018 Bir kez daha RABbin huzurunda bir şey yemeden, içmeden kırk gün kırk gece yere kapanıp kaldım. Çünkü günah işlemiştiniz; RABbin gözünde kötü olanı yaparak Onu öfkelendirmiştiniz. 
05O 009:019 RABbin kızgın öfkesi karşısında korktum. Öfkesi sizi yok edecek kadar alevlenmişti. Ama RAB yakarışımı yine duydu. 
05O 009:020 RAB Haruna da onu yok edecek kadar öfkelenmişti. O sırada Harun için de yakardım. 
05O 009:021 Yaptığınız günahlı nesneyi, o buzağıya benzer dökme putu alıp yaktım. Parçalayıp ince toz haline getirinceye dek ezdim. Sonra tozu dağdan akan dereye attım. 
05O 009:022 ‹‹Taverada, Massada, Kivrot-Hattaavada da RABbi öfkelendirdiniz. 
05O 009:023 RAB sizi Kadeş-Barneadan gönderirken, ‹Gidin, size vereceğim ülkeyi mülk edinin› diye buyurmuştu. Sizse Tanrınız RABbin buyruğuna karşı geldiniz. Ona güvenmediniz, sözüne kulak vermediniz. 
05O 009:024 Sizi tanıdığım günden bu yana RABbe sürekli karşı geldiniz. 
05O 009:025 ‹‹RAB sizi yok edeceğini söylediği için, kırk gün kırk gece Onun önünde yere kapanıp kaldım. 
05O 009:026 RABbe şöyle yakardım: ‹Ey Egemen RAB, büyük kudretinle kurtarıp güçlü elinle Mısırdan çıkardığın halkını, kendi mirasını yok etme. 
05O 009:027 Kulların İbrahimi, İshakı, Yakupu anımsa. Bu halkın dikbaşlılığını, kötülüğünü, günahını dikkate alma. 
05O 009:028 Yoksa bizi çıkardığın ülkenin halkı, ‹RAB söz verdiği ülkeye götüremediği, onlardan nefret ettiği için çölde yok etmek amacıyla onları Mısırdan çıkardı› diyecek. 
05O 009:029 Oysa onlar, büyük güçle ve kudretli elinle Mısır'dan çıkardığın kendi halkın ve mirasındır.›› 
05O 010:001 ‹‹O zaman RAB bana, ‹Öncekiler gibi iki taş levha kes ve dağa, yanıma çık› dedi, ‹Ağaçtan bir sandık yap. 
05O 010:002 Parçaladığın önceki levhalara yazılı buyrukları yeni levhalara yazacağım. Sonra onları sandığa koyacaksın.› 
05O 010:003 ‹‹Böylece akasya ağacından bir sandık yaptım. Öncekiler gibi iki taş levha kestim. İki levhayı da alıp dağa çıktım. 
05O 010:004 RAB dağda toplandığınız gün ateşin içinden size bildirdiği On Buyruku, daha önce yaptığı gibi, bu levhalara yazdı ve bana verdi. 
05O 010:005 Sonra dönüp dağdan indim. RABbin buyruğu uyarınca, levhaları yaptığım sandığa koydum. Orada duruyorlar.›› 
05O 010:006 -İsrailliler Yaakanoğullarına ait kuyulardan ayrılıp Moseraya gittiler. Harun orada öldü ve gömüldü. Yerine oğlu Elazar kâhin oldu. 
05O 010:007 İsrailliler oradan Gudgodaya, sonra da akarsular bölgesi olan Yotvataya göç ettiler. 
05O 010:008 O zaman RAB, kendi Antlaşma Sandığını taşıması, kendisine hizmet etmek üzere önünde durması ve Onun adıyla kutsaması için Levililer oymağını ayırdı. Bugün de aynı görevi yapıyorlar. 
05O 010:009 Bu yüzden Levililer kardeşleri olan öbür oymaklar gibi pay ve mülk almadılar. Tanrınız RABbin onlara verdiği söz uyarınca onların mirası RABdir.- 
05O 010:010 ‹‹Daha önce yaptığım gibi dağda kırk gün, kırk gece kaldım. RAB yine yakarışımı duydu ve sizi yok etmek istemedi. 
05O 010:011 Sonra, ‹Kalk, git› dedi, ‹Onları atalarına ant içerek söz verdiğim ülkeye götür. Gidip orayı mülk edinsinler.› ›› 
05O 010:012 ‹‹Şimdi, ey İsrail halkı, Tanrınız RAB sizden ne istiyor? Yalnız şunu istiyor: Tanrınız RABden korkun, Onun yollarında yürüyün, Onu sevin; bütün yüreğinizle, bütün canınızla Ona kulluk edin; 
05O 010:013 üzerinize iyilik gelsin diye bugün size bildirdiğim buyruklarına, kurallarına uyun. 
05O 010:014 Gökler de, göklerin gökleri de, yeryüzü ve içindeki her şey Tanrınız RABbindir. 
05O 010:015 Öyleyken RAB atalarınızı sevdi, onlara bağlandı. Bugün olduğu gibi, onların soyu olan sizleri bütün halkların arasından seçti. 
05O 010:016 Yüreklerinizi RABbe adayın, bundan böyle dikbaşlı olmayın. 
05O 010:017 Çünkü Tanrınız RAB, tanrıların Tanrısı, rablerin Rabbidir. O kimseyi kayırmayan, rüşvet almayan, ulu, güçlü, heybetli Tanrıdır. 
05O 010:018 Öksüzlerin, dul kadınların hakkını gözetir. Yabancıları sever, onlara yiyecek, giyecek sağlar. 
05O 010:019 Siz de yabancıları seveceksiniz. Çünkü Mısırda siz de yabancıydınız. 
05O 010:020 Tanrınız RABden korkun, Ona kulluk edin. Ona bağlı kalın ve Onun adıyla ant için. 
05O 010:021 O övgünüzdür. Gözlerinizle gördüğünüz o büyük, heybetli belirtileri sizin için gerçekleştiren Tanrınızdır. 
05O 010:022 Mısır'a giden atalarınız yetmiş kişiydi. Şimdiyse Tanrınız RAB sizi göklerdeki yıldızlar kadar çoğalttı.›› sünnet edin››. 
05O 011:001 ‹‹Tanrınız RABbi sevin. Uyarılarına, kurallarına, ilkelerine, buyruklarına her zaman uyun. 
05O 011:002 Unutmayın ki, Tanrınız RABbin tedibini görüp yaşayan çocuklarınız değil, sizsiniz: Büyüklüğünü, güçlü elini, kudretini, 
05O 011:003 belirtilerini, Mısırda firavuna ve bütün ülkesine yaptıklarını; 
05O 011:004 Mısır ordusuna, atlarına, savaş arabalarına neler yaptığını; Mısırlılar sizi kovalarken onları nasıl Kızıldenizin suları altında bıraktığını, onları nasıl yok ettiğini gördünüz. 
05O 011:005 Buraya varıncaya dek RABbin çölde sizin için neler yaptığını; 
05O 011:006 Rubenoğullarından Eliavın oğulları Datanla Avirama neler ettiğini; bütün İsrailin gözü önünde yerin nasıl yarıldığını, onları, ailelerini, çadırlarını ve onlara ait her canlıyı nasıl yuttuğunu gören çocuklarınız değil, sizsiniz. 
05O 011:007 RABbin yaptığı bu büyük işlerin tümünü gören sizsiniz. 
05O 011:008 ‹‹Bugün size bildirdiğim buyrukların tümüne uyun ki, güçlü olasınız, mülk edinmek üzere Şeria Irmağından geçip ülkeyi ele geçiresiniz. 
05O 011:009 RABbin ant içerek atalarınıza ve soylarına söz verdiği süt ve bal akan ülkede ömrünüz uzun olsun. 
05O 011:010 Mülk edinmek için gideceğiniz ülke, çıkmış olduğunuz Mısır gibi değildir. Orada tohumunuzu eker, sebze bahçesi gibi zorluklafı sulardınız. 
05O 011:011 Mülk edinmek üzere gideceğiniz ülkenin ise dağları, dereleri vardır. Toprağı gökten yağan yağmurla sulanır. 
05O 011:012 Orası Tanrınız RABbin kayırdığı bir ülkedir. Tanrınız RAB orayı bütün yıl sürekli gözetir. 
05O 011:013 ‹‹Tanrınız RABbi sevmek, bütün yüreğinizle, bütün canınızla Ona kulluk etmek için bugün size bildirdiğim buyruklara iyice kulak verirseniz, 
05O 011:014 RAB ülkenize ilk ve son yağmuru vaktinde yağdıracak. Öyle ki, tahılınızı, yeni şarabınızı, zeytinyağınızı toplayasınız. 
05O 011:015 RAB tarlalarda hayvanlarınız için ot sağlayacak, siz de yiyip doyacaksınız. 
05O 011:016 Sakının, ayartılıp yoldan çıkmayasınız; başka ilahlara tapmayasınız, önlerinde eğilmeyesiniz. 
05O 011:017 Öyle ki, RAB size öfkelenmesin; yağmur yağmasın, toprak ürün vermesin diye gökleri kapamasın; size vereceği verimli ülkede çabucak yok olmayasınız. 
05O 011:018 ‹‹Bu sözlerimi aklınızda ve yüreğinizde tutun. Bir belirti olarak ellerinize bağlayın, alın sargısı olarak takın. 
05O 011:019 Onları çocuklarınıza öğretin. Evinizde otururken, yolda yürürken, yatarken, kalkarken onlardan söz edin. 
05O 011:020 Evlerinizin kapı sövelerine, kentlerinizin kapılarına yazın. 
05O 011:021 Öyle ki, RABbin atalarınıza vermeye söz verdiği topraklar üzerinde sizin de, çocuklarınızın da ömrü uzun olsun ve yeryüzünün üstünde gökler olduğu sürece orada yaşayasınız. 
05O 011:022 ‹‹Uymanız için size bildirdiğim bu buyrukları eksiksiz yerine getirir, Tanrınız RABbi sever, yollarında yürür, Ona bağlı kalırsanız, 
05O 011:023 RAB bu ulusların tümünü önünüzden kovacak. Sizden daha büyük, daha güçlü ulusların topraklarını mülk edineceksiniz. 
05O 011:024 Ayak basacağınız her yer sizin olacak. Sınırlarınız çölden Lübnana, Fırat Irmağından Akdenize kadar uzanacak. 
05O 011:025 Hiç kimse size karşı koyamayacak. Tanrınız RAB, size verdiği söz uyarınca, ayak basacağınız her yere dehşetinizi, korkunuzu saçacaktır. 
05O 011:026 ‹‹Bakın, bugün önünüze kutsamayı ve laneti koyuyorum: 
05O 011:027 Bugün size bildirdiğim Tanrınız RABbin buyruklarına uyarsanız kutsanacaksınız. 
05O 011:028 Ama Tanrınız RABbin buyruklarını dinlemez, bilmediğiniz başka ilahların ardınca giderek bugün size buyurduğum yoldan saparsanız, lanete uğrayacaksınız. 
05O 011:029 Tanrınız RAB mülk edinmek için gideceğiniz ülkeye sizi götürdüğünde, Gerizim Dağında kutsama yapacak, Eval Dağında lanet okuyacaksınız. 
05O 011:030 Bu iki dağ Şeria Irmağının karşı yakasında, yolun batısında, Aravada oturan Kenanlılar ülkesinde, Gilgal karşısında, More meşeliği yanındadır. 
05O 011:031 Tanrınız RABbin size vereceği ülkeyi mülk edinmek için Şeria Irmağından geçmek üzeresiniz. Orayı ele geçirip yerleştiğinizde, 
05O 011:032 bugün size bildirdiğim bütün kurallara, ilkelere uymaya dikkat edin.›› 
05O 012:001 ‹‹Atalarınızın Tanrısı RABbin mülk edinmek için size verdiği ülkede yaşamınız boyunca uymanız gereken kurallar, ilkeler şunlardır: 
05O 012:002 Topraklarını alacağınız ulusların ilahlarına taptıkları yüksek dağlardaki, tepelerdeki, bol yapraklı her ağacın altındaki yerleri tümüyle yıkacaksınız. 
05O 012:003 Sunaklarını yıkacak, dikili taşlarını parçalayacak, Aşera putlarını yakacak, öbür putlarını parça parça edeceksiniz. İlahlarının adlarını oradan sileceksiniz. 
05O 012:004 ‹‹Siz Tanrınız RABbe bu biçimde tapmamalısınız. 
05O 012:005 Tanrınız RABbin adını yerleştirmek için bütün oymaklarınız arasından seçeceği yere, konutuna yönelmeli, oraya gitmelisiniz. 
05O 012:006 Yakmalık sunularınızı, kurbanlarınızı, ondalıklarınızı, bağışlarınızı, dilek adaklarınızı, gönülden verdiğiniz sunuları, sığırlarınızın ve davarlarınızın ilk doğanlarını oraya götüreceksiniz. 
05O 012:007 Orada, sizi kutsayan Tanrınız RABbin huzurunda, siz de aileleriniz de yiyeceksiniz ve el attığınız her işte sevinç bulacaksınız. 
05O 012:008 ‹‹Bugün burada yaptığımızı yapmayın; herkes kendi gözünde doğru olanı yapıyor. 
05O 012:009 Çünkü Tanrınız RABbin size vereceği dinlenme yerine, mülke daha ulaşmadınız. 
05O 012:010 Ama Şeria Irmağından geçip Tanrınız RABbin mülk olarak size vereceği ülkeye yerleşeceksiniz. RAB sizi çevrenizdeki bütün düşmanlarınızdan kurtarıp rahata kavuşturacak. Güvenlik içinde yaşayacaksınız. 
05O 012:011 Tanrınız RAB adını yerleştirmek için bir yer seçecek. Size buyurduğum her şeyi oraya götüreceksiniz: Yakmalık sunularınızı, kurbanlarınızı, ondalıklarınızı, bağışlarınızı, RABbe adadığınız bütün özel adaklarınızı. 
05O 012:012 Siz, oğullarınız, kızlarınız, erkek ve kadın köleleriniz, kentlerinizde yaşayan Levililer Tanrınız RABbin huzurunda sevineceksiniz. Çünkü Levililerin sizin gibi kendilerine ait payları ve mülkleri yoktur. 
05O 012:013 Yakmalık sunularınızı herhangi bir yerde sunmamaya dikkat edin. 
05O 012:014 Yakmalık sunularınızı RABbin oymaklarınızın birinde seçeceği yerde sunacaksınız. Size buyurduğum her şeyi orada yapacaksınız. 
05O 012:015 ‹‹Tanrınız RABbin sizi kutsadığı ölçüde, yaşadığınız kentlerde dilediğiniz kadar hayvan kesip etini yiyebilirsiniz. Dinsel açıdan temiz ya da kirli kişi, bu eti ceylan ya da geyik eti yer gibi yiyebilir. 
05O 012:016 Ancak kan yemeyeceksiniz. Kanı su gibi toprağa akıtacaksınız. 
05O 012:017 Tahılınızın, yeni şarabınızın, zeytinyağınızın ondalığını, sığırlarınızın, davarlarınızın ilk doğanlarını, adadıklarınızın tümünü, gönülden verdiğiniz sunuları, bağışlarınızı yaşadığınız kentlerde yememelisiniz. 
05O 012:018 Siz, oğullarınız, kızlarınız, erkek ve kadın köleleriniz, kentlerinizde oturan Levililer bunları Tanrınız RABbin huzurunda, Onun seçeceği yerde yiyeceksiniz. Tanrınız RABbin huzurunda el attığınız her işte sevinç bulacaksınız. 
05O 012:019 Ülkede yaşadığınız sürece Levilileri yüzüstü bırakmamaya dikkat edin. 
05O 012:020 ‹‹Tanrınız RAB size verdiği söz uyarınca sınırınızı genişlettiğinde, et yemeye istek duyup, ‹Et yiyeceğiz› derseniz, dilediğiniz kadar et yiyebilirsiniz. 
05O 012:021 Tanrınız RABbin adını yerleştirmek için seçeceği yer sizden uzaksa, buyruğum uyarınca RABbin size verdiği sığırlardan, davarlardan kesebilirsiniz. Kentlerinizde dilediğiniz kadar et yiyebilirsiniz. 
05O 012:022 Dinsel açıdan temiz ya da kirli kişi bu eti ceylan ya da geyik eti yer gibi yiyebilir. 
05O 012:023 Ama kan yememeye dikkat edin. Çünkü ete can veren kandır. Etle birlikte canı yememelisiniz. 
05O 012:024 Kan yememelisiniz; kanı su gibi toprağa akıtacaksınız. 
05O 012:025 Kan yemeyeceksiniz. Öyle ki, size ve sizden sonra gelen çocuklarınıza iyilik gelsin. Böylece RABbin gözünde doğru olanı yapmış olursunuz. 
05O 012:026 ‹‹Kutsal sunularınızı, dilek adaklarınızı alıp RABbin seçeceği yere gideceksiniz. 
05O 012:027 Yakmalık sunularınızı, eti ve kanı Tanrınız RABbin sunağında sunacaksınız. Kurbanınızın kanı Tanrınız RABbin sunağına akacak. Ama eti yiyebilirsiniz. 
05O 012:028 Size bildirdiğim bütün bu buyruklara iyice uyun ki, size ve sizden sonra gelen çocuklarınıza sürekli iyilik gelsin. Böylece Tanrınız RABbin gözünde iyi ve doğru olanı yapmış olacaksınız.›› 
05O 012:029 ‹‹Tanrınız RAB topraklarını alacağınız ulusları önünüzden yok edecek. Topraklarını miras alıp orada yaşadığınızda 
05O 012:030 ve onları yok ettiğinizde, onların tuzaklarına düşmekten sakının. İlahlarına yönelip, ‹Bu uluslar ilahlarına nasıl tapıyorlardı? Biz de aynısını yapalım› demeyin. 
05O 012:031 Tanrınız RABbe bu biçimde tapınmayacaksınız. Onlar ilahlarına RABbin tiksindiği iğrenç şeyler sunuyorlar. Oğullarını, kızlarını bile yakarak ilahlarına kurban ediyorlar. 
05O 012:032 ‹‹Size bildirdiğim bütün buyruklara iyice uyun. Bunlara hiçbir şey eklemeyin, hiçbir şey çıkarmayın. 
05O 013:001 ‹‹Aranızdan bir peygamber ya da düş gören biri çıkarsa, bir belirtiyi ya da şaşılası bir olayı önceden bildirirse, 
05O 013:002 ‹Bilmediğiniz başka ilahlara yönelip tapınalım› derse, söz ettiği belirti, şaşılası olay gerçekleşse bile, 
05O 013:003 o peygamberi ya da düş göreni dinlememelisiniz. Tanrınız RAB kendisini bütün yüreğinizle, bütün canınızla sevip sevmediğinizi anlamak için sizi sınamaktadır. 
05O 013:004 Tanrınız RABbin ardınca yürüyün, Ondan korkun. Buyruklarına uyun, Onun sözüne kulak verin. Ona kulluk edin, Ona bağlı kalın. 
05O 013:005 O peygamber ya da düş gören öldürülecek. O, sizi Mısırdan çıkaran, köle olduğunuz ülkeden kurtaran Tanrınız RABbe karşı gelmeye kışkırttı. Tanrınız RABbin yürümenizi buyurduğu yoldan sizi saptırmaya çalıştı. Aranızdaki kötülüğü ortadan kaldırmalısınız. 
05O 013:006 -7 51440 ‹‹Öz kardeşin, oğlun, kızın, sevdiğin karın ya da en yakın dostun seni gizlice ayartmaya çalışır, senin ve atalarının önceden bilmediğiniz, dünyanın bir ucundan öbür ucuna dek uzakta, yakında, çevrenizde yaşayan halkların ilahları için, ‹Haydi gidelim, bu ilahlara tapalım› derse, 
05O 013:008 ona uymayacak, onu dinlemeyeceksin. Ona acımayacak, sevecenlik göstermeyecek, onu korumayacaksın. 
05O 013:009 Onu kesinlikle öldüreceksin. Onu önce sen, sonra bütün halk taşa tutsun. 
05O 013:010 Taşlayarak öldürün onu. Çünkü Mısırdan, köle olduğunuz ülkeden sizi çıkaran Tanrınız RABden sizi saptırmaya çalıştı. 
05O 013:011 Böylece bütün İsrail bunu duyup korkacak. Bir daha aranızda buna benzer kötü bir şey yapmayacaklar. 
05O 013:012 -13 51490 ‹‹Tanrınız RABbin yaşamanız için size vereceği kentlerin birinde, içinizden kötü kişiler çıktığını ve, ‹Haydi, bilmediğiniz başka ilahlara tapalım› diyerek kentlerinde yaşayan halkı saptırdıklarını duyarsanız, 
05O 013:014 araştıracak, inceleyecek, iyice soruşturacaksınız. Duyduklarınız gerçekse ve bu iğrenç olayın aranızda yapıldığı kanıtlanırsa, 
05O 013:015 o kentte yaşayanları kesinlikle kılıçtan geçireceksiniz. Kenti yok edip orada yaşayan bütün halkı ve hayvanları kılıçtan geçireceksiniz. 
05O 013:016 Yağmalanan malların tümünü toplayıp meydanın ortasına yığın. Kenti ve malları Tanrınız RABbe tümüyle yakmalık sunu olarak yakın. Kent sonsuza dek yıkıntı halinde bırakılacak. Yeniden onarılmayacak. 
05O 013:017 Yok edilecek mallardan hiçbir şey almayın. Böylece RABbin kızgın öfkesi yatışacak ve RAB atalarınıza içtiği ant uyarınca size acıyacak, sevecenlik gösterecek, sizi çoğaltacaktır. 
05O 013:018 Çünkü Tanrınız RAB'bin sözünü dinleyeceksiniz. Böylece bugün size bildirdiğim buyruklara uyup O'nun gözünde doğru olanı yapmış olacaksınız.›› 
05O 014:001 ‹‹Siz Tanrınız RABbin çocuklarısınız. Ölülere ağıt yakmak için bedenlerinizi yaralamayacaksınız. İki kaş arasındaki tüyleri almayacaksınız. 
05O 014:002 Tanrınız RAB için kutsal bir halksınız. RAB öz halkı olmanız için yeryüzündeki bütün halkların arasından sizi seçti. 
05O 014:003 ‹‹İğrenç sayılan hiçbir şey yemeyeceksiniz. 
05O 014:004 Şu hayvanların etini yiyebilirsiniz: Sığır, koyun, keçi, 
05O 014:005 geyik, ceylan, karaca, yaban keçisi, gazal, ahu, dağ koyunu. 
05O 014:006 Çatal ve yarık tırnaklı, geviş getiren her hayvanın etini yiyebilirsiniz. 
05O 014:007 Ancak geviş getiren, çatal ve yarık tırnaklı hayvanlardan etini yememeniz gerekenler şunlardır: Deve, tavşan, kaya tavşanı. Bunlar geviş getirir, ama çatal tırnaklı değildir. Sizin için kirli sayılırlar. 
05O 014:008 Domuz çatal tırnaklıdır, ama geviş getirmez. Sizin için kirli sayılır. Bu hayvanların etini yemeyecek, leşine dokunmayacaksınız. 
05O 014:009 ‹‹Suda yaşayan hayvanlardan şunların etini yiyebilirsiniz: Pullu ve yüzgeçli canlıların etini yiyebilirsiniz. 
05O 014:010 Ama pulsuz ve yüzgeçsiz canlıların hiçbirini yemeyeceksiniz. Bunlar sizin için kirli sayılır. 
05O 014:011 ‹‹Temiz sayılan bütün kuşları yiyebilirsiniz. 
05O 014:012 Etini yemeyeceğiniz kuşlar şunlardır: Kartal, kuzu kartalı, kara akbaba, 
05O 014:013 çaylak, doğan türleri, 
05O 014:014 bütün karga türleri, 
05O 014:015 baykuş, puhu, martı, atmaca türleri, 
05O 014:016 kukumav, büyük baykuş, peçeli baykuş, 
05O 014:017 ishakkuşu, akbaba, karabatak, 
05O 014:018 leylek, balıkçıl türleri, ibibik, yarasa. 
05O 014:019 Bütün kanatlı böcekler sizin için kirli sayılır. Hiçbirini yemeyeceksiniz. 
05O 014:020 Ama temiz sayılan kanatlı yaratıkların tümünü yiyebilirsiniz. 
05O 014:021 ‹‹Kendiliğinden ölen hiçbir hayvanın etini yemeyeceksiniz. Ölü hayvanı yemesi için kentlerinizde yaşayan bir yabancıya verebilir ya da öteki yabancılara satabilirsiniz. Siz Tanrınız RAB için kutsal bir halksınız. ‹‹Oğlağı anasının sütünde haşlamayın.›› 
05O 014:022 ‹‹Her yıl tarlalarınızda yetişen ürünlerin ondalığını bir yana ayıracaksınız. 
05O 014:023 Tahılınızın, yeni şarabınızın, zeytinyağınızın ondalığını, sığırlarınızın ve davarlarınızın ilk doğanlarını, Tanrınız RABbin adını yerleştirmek için seçeceği yerde Onun önünde yiyeceksiniz. Bunu yapın ki, her zaman Ondan korkmayı öğrenesiniz. 
05O 014:024 Tanrınız RABbin adını yerleştirmek için seçeceği yer uzaksa, yol Tanrınız RABbin size verimli kıldığı ürünlerin ondalığını oraya taşıyamayacak kadar uzunsa, 
05O 014:025 ondalığınızı gümüşe çevirin. Gümüşü alıp Tanrınız RABbin seçeceği yere gidin. 
05O 014:026 Gümüşü dilediğiniz şekilde kullanın: Sığır, davar, şarap, içki ya da canınızın istediği başka bir şey alın. Siz ve aileniz orada, Tanrınız RABbin önünde yiyecek ve sevineceksiniz. 
05O 014:027 ‹‹Kentlerinizde yaşayan Levilileri yüzüstü bırakmayın. Onların sizin gibi payları ve mülkleri yoktur. 
05O 014:028 Her üç yılın sonunda, o yılın ürününün bütün ondalığını getirip kentlerinizde toplayın. 
05O 014:029 Öyle ki, sizin gibi payları ve mülkleri olmayan Levililer, kentlerinizde yaşayan yabancılar, öksüzler, dul kadınlar gelsinler, yiyip doysunlar. Bunu yaparsanız, Tanrınız RAB el attığınız her işte sizi kutsayacaktır.›› 
05O 015:001 ‹‹Her yedi yılın sonunda size borçlu olanları bağışlayacaksınız. 
05O 015:002 Borçları bağışlama işini şöyle yapacaksınız: Her alacaklı, komşusunun borcunu bağışlayacak. Borcun ödenmesi için komşusunu ya da kardeşini zorlamayacak. Çünkü RABbin borçları bağışlama yılı duyurulmuştur. 
05O 015:003 Yabancıdan borcunu alabilirsin. Ama İsrailli kardeşinin borcunu bağışlayacaksın. 
05O 015:004 -5 51870 ‹‹Aranızda yoksul kimse olmayacak. Tanrınız RABbin mülk edinmek için size vereceği ülkede Tanrınız RABbin sözünü can kulağıyla dinler, bugün size bildirdiğim bütün bu buyruklara özenle uyarsanız, O sizi kesinlikle kutsayacaktır. 
05O 015:006 Tanrınız RAB verdiği söz uyarınca sizi kutsayacak. Siz birçok ulusa ödünç vereceksiniz, ama siz ödünç almayacaksınız. Siz birçok ulusu yöneteceksiniz, ama onlar sizi yönetmeyecek. 
05O 015:007 ‹‹Tanrınız RABbin size vereceği ülkenin herhangi bir kentinde yaşayan kardeşlerinizden biri yoksulsa, yüreğinizi katılaştırmayın, yoksul kardeşinize elisıkı davranmayın. 
05O 015:008 Tersine, eliniz açık olsun; gereksinimlerini karşılayacak kadar ona ödünç verin. 
05O 015:009 ‹Yedinci yıl, borçları bağışlama yılı yakındır› diyerek yüreğinizde kötü düşünce barındırmaktan sakının. Öyle ki, yoksul kardeşinize karşı elisıkı davranıp ona yardım etmekten kaçınmayasınız. Yoksul kardeşiniz sizden RABbe yakınabilir, siz de günah işlemiş olursunuz. 
05O 015:010 Ona bol bol verin, verirken yüreğinizde isteksizlik olmasın. Bundan ötürü Tanrınız RAB bütün işlerinizde ve el attığınız her şeyde sizi kutsayacaktır. 
05O 015:011 Ülkede her zaman yoksullar olacak. Bunun için, ülkenizde yaşayan kardeşlerinize, yoksullara, gereksinimi olanlara eliaçık davranmanızı buyuruyorum.›› 
05O 015:012 ‹‹Eğer İbrani kardeşlerinizden bir erkek ya da kadın size satılırsa, altı yıl size kölelik edecek, yedinci yıl onu özgür bırakacaksınız. 
05O 015:013 Onu özgür bırakırken, eli boş göndermeyin. 
05O 015:014 Ona davarlarınızdan, tahılınızdan, şarabınızdan bol bol verin. Tanrınız RABbin sizi kutsadığı oranda ona vereceksiniz. 
05O 015:015 Mısırda köle olduğunuzu, Tanrınız RABbin sizi kurtardığını anımsayın. Bu buyruğu bugün size bunun için veriyorum. 
05O 015:016 ‹‹Eğer köleniz sizi ve ailenizi seviyorsa, sizden hoşnutsa, ‹Yanınızdan ayrılmak istemiyorum› derse, 
05O 015:017 bir biz alıp kölenin kulak memesinden sokarak kapıya geçirin; o zaman yaşam boyu köleniz olarak kalacaktır. Kadın kölelerinize de aynı şeyi yapın. 
05O 015:018 Kölenizi özgür bırakınca üzülmemelisiniz. Size hizmet ettiği bu altı yıl boyunca ücretli bir işçiden iki kat fazla iş görmüştür. Tanrınız RAB yaptığınız her işte sizi kutsayacaktır.›› 
05O 015:019 ‹‹Sığır ve davarlarınızın içinde ilk doğan her erkek hayvanı Tanrınız RABbe ayıracaksınız. Sığırınızın ilk doğan öküzüyle iş yapmayacak, sürünüzün ilk doğan koyununu kırkmayacaksınız. 
05O 015:020 Siz ve aileniz her yıl Tanrınız RABbin önünde, Onun seçeceği yerde onları yiyeceksiniz. 
05O 015:021 Bir hayvanın özürü varsa, topal ya da körse, herhangi bir ciddi sakatlığı varsa, onu Tanrınız RABbe kurban etmeyin. 
05O 015:022 Bu durumdaki hayvanları kentlerinizde yiyebilirsiniz. Dinsel açıdan temiz ya da kirli kişi bunların etini ceylan ya da geyik eti yer gibi yiyebilir. 
05O 015:023 Ancak kan yemeyeceksiniz. Kanı su gibi toprağa akıtacaksınız.›› 
05O 016:001 ‹‹Aviv ayını tutun ve Tanrınız RABbin Fısıh Bayramını kutlayın. Tanrınız RAB Aviv ayında geceleyin sizi Mısırdan çıkardı. 
05O 016:002 Tanrınız RABbin adını yerleştirmek için seçeceği yerde davarlardan, sığırlardan Fısıh kurbanlarını keseceksiniz. 
05O 016:003 Kurban etiyle birlikte mayalı ekmek yemeyeceksiniz. Yedi gün mayasız ekmek -sıkıntıda yenilen ekmek- yiyeceksiniz. Siz Mısırdan aceleyle çıktınız. Öyle ki, yaşadığınız sürece Mısırdan çıktığınız günü anımsayasınız. 
05O 016:004 Yedi gün ülkenizin hiçbir yerinde maya bulunmasın. Akşam kurban edeceğiniz hayvanların etinden ilk günün sabahına bir şey bırakmayacaksınız. 
05O 016:005 ‹‹Fısıh kurbanlarını Tanrınız RABbin size vereceği kentlerden birinde kesmeyeceksiniz; 
05O 016:006 ancak Tanrınız RABbin adını yerleştirmek için seçeceği yerde keseceksiniz. Kurbanı orada akşam gün batınca, Mısırdan çıktığınız saatlerde keseceksiniz. 
05O 016:007 Eti Tanrınız RABbin seçeceği yerde pişirip yiyeceksiniz. Sabah dönüp çadırlarınıza gideceksiniz. 
05O 016:008 Altı gün mayasız ekmek yiyeceksiniz. Yedinci gün Tanrınız RAB için bir toplantı düzenleyecek ve iş yapmayacaksınız.›› 
05O 016:009 ‹‹Ekin biçme zamanından başlayarak yedi hafta sayacaksınız. 
05O 016:010 Sonra Tanrınız RABbin sizi kutsadığı oranda vereceğiniz gönülden sunularla Onun için Haftalar Bayramını kutlayacaksınız. 
05O 016:011 Tanrınız RABbin adını yerleştirmek için seçeceği yerde, Onun önünde, siz, oğullarınız, kızlarınız, erkek ve kadın köleleriniz, kentlerinizde yaşayan Levililer, aranızdaki yabancılar, öksüzler, dullar hep birlikte sevineceksiniz. 
05O 016:012 Mısırda köle olduğunuzu anımsayın ve bu kurallara uymaya dikkat edin.›› 
05O 016:013 ‹‹Tahılınızı ve asmanızın ürününü topladıktan sonra yedi gün Çardak Bayramını kutlayacaksınız. 
05O 016:014 Siz, oğullarınız, kızlarınız, erkek ve kadın köleleriniz, kentlerinizde yaşayan Levililer, yabancılar, öksüzler, dullar bu bayramda hep birlikte sevineceksiniz. 
05O 016:015 Tanrınız RABbin seçeceği yerde Onun için yedi gün bayramı kutlayacaksınız. Tanrınız RAB ürününüzün tümünü ve el attığınız her işi kutsayacak. Böylece sevinciniz tam olacak. 
05O 016:016 ‹‹Bütün erkekleriniz yılda üç kez -Mayasız Ekmek Bayramında, Haftalar Bayramında ve Çardak Bayramında- Tanrınız RABbin önünde bulunmak üzere Onun seçeceği yere gitmeli. Kimse RABbin önüne eli boş gitmemeli. 
05O 016:017 Her biriniz Tanrınız RABbin sizi kutsadığı oranda armağanlar götürmeli.›› 
05O 016:018 ‹‹Tanrınız RABbin size vereceği kentlerde her oymağınız için yargıçlar, yöneticiler atayacaksınız. Onlar halkı gerçek adaletle yargılayacaklar. 
05O 016:019 Yargılarken haksızlık yapmayacak, kimseyi kayırmayacaksınız. Rüşvet almayacaksınız. Çünkü rüşvet bilge kişinin gözlerini kör eder, haklıyı haksız çıkarır. 
05O 016:020 Yaşamak ve Tanrınız RABbin size vereceği ülkeyi miras almak için doğruluğun, yalnız doğruluğun ardınca gidin. 
05O 016:021 ‹‹Tanrınız RAB için yapacağınız sunağın yanına ağaçtan bir Aşera putu dikmeyeceksiniz. 
05O 016:022 Tanrınız RAB'bin nefret ettiği dikili taş dikmeyeceksiniz. 
05O 017:001 ‹‹Tanrınız RABbe herhangi bir özürü, kusuru olan sığır ya da koyun kurban etmeyeceksiniz. Tanrınız RAB bundan tiksinir. 
05O 017:002 ‹‹Tanrınız RABbin size vereceği kentlerin birinde aranızdan Onun antlaşmasını çiğneyip gözünde kötü olanı yapan bir erkek ya da kadın çıkar 
05O 017:003 ve buyruklarıma aykırı olarak gidip başka ilahlara tapar, onların, güneşin, ayın ya da gök cisimlerinin önünde eğilirse 
05O 017:004 ve bu olay size bildirilirse, duyduklarınızı iyice araştırın. Duyduklarınız doğruysa ve bu iğrenç olayın İsrailde yapıldığı kanıtlanırsa, 
05O 017:005 bu kötülüğü yapan erkeği ya da kadını kentinizin kapısına çıkarın ve taşa tutarak öldürün. 
05O 017:006 Ölmesi gereken, iki ya da üç kişinin tanıklığıyla öldürülecek; bir kişinin tanıklığıyla öldürülmeyecek. 
05O 017:007 O kişiyi önce tanıklar, sonra bütün halk taşa tutsun. Aranızdaki kötülüğü ortadan kaldırmalısınız. 
05O 017:008 ‹‹Eğer kentlerinizde adam öldürme, dava, saldırı konusunda yargılamada sizi aşan sorunlarla karşılaşırsanız, Tanrınız RABbin seçeceği yere gidin. 
05O 017:009 Sorunlarınızı Levili kâhinlere ve o dönemde görevli yargıca götürüp soruşturun. Yargı kararını onlar size bildirecekler. 
05O 017:010 RABbin seçeceği yerden size bildirilen karara uymalı, size verilen öğüdü tutmaya dikkat etmelisiniz. 
05O 017:011 Size öğretilen yasa ve verilen karar uyarınca davranın. Size bildirilenin dışına çıkmayın. 
05O 017:012 Orada, Tanrınız RABbin önünde görev yapan kâhini ya da yargıcı kim dinlemeyip saygısızlık ederse öldürülmeli. İsrailden kötülüğü atmalısınız. 
05O 017:013 Bütün halk bunu duyup korkacak, bir daha saygısızlık etmeye kalkışmayacaktır.›› 
05O 017:014 ‹‹Tanrınız RABbin size vereceği ülkeye girip orayı mülk edinerek yerleştiğinizde ve, ‹Çevremizdeki ulusların tümü gibi biz de başımıza bir kral atayalım› dediğinizde, 
05O 017:015 atayacağınız kral Tanrınız RABbin seçtiği kişi olmalıdır. Atayacağınız kral kendi kardeşlerinizden biri olmalı. Soydaşlarınızdan olmayan birini, bir yabancıyı kral seçmeyeceksiniz. 
05O 017:016 Kral çok sayıda at edinmemeli, daha çok at satın almak için halkı Mısıra göndermemeli. Çünkü RAB size, ‹Bir daha o yoldan dönmeyeceksiniz› dedi. 
05O 017:017 Atayacağınız kral yüreğinin RABden sapmaması için çok kadın edinmemeli, büyük ölçüde altın, gümüş biriktirmemeli. 
05O 017:018 ‹‹Kral tahtına oturunca, Levili kâhinlerin koruması altındaki Kutsal Yasanın bir örneğini kendisi bir kitaba yazacak. 
05O 017:019 Bu yasa örneğini yanında bulunduracak, yaşamı boyunca her gün onu okuyacak. Öyle ki, Tanrısı RABden korkmayı, bu yasanın bütün sözlerine ve kurallarına uymayı öğrensin; 
05O 017:020 kendini kardeşlerinden üstün saymasın, yasanın dışına çıkmasın; kendinin ve soyunun krallığı İsrail'de uzun yıllar sürsün.›› 
05O 018:001 ‹‹Levili kâhinlerin, bütün Levi oymağının öbür İsrailliler gibi payı ve mülkü olmayacak. RAB için yakılan sunularla, RABbe düşen payla geçinecekler. 
05O 018:002 Kardeşleri arasında mülkleri olmayacak. RABbin onlara verdiği söz uyarınca, RABbin kendisi onların mirası olacak. 
05O 018:003 ‹‹Halktan sığır ya da koyun kurban edenlerin kâhinlere vereceği pay şu olacak: Kol, çene, işkembe. 
05O 018:004 Tahılınızın, yeni şarabınızın, zeytinyağınızın ilk ürününü ve koyunlarınızdan kırktığınız ilk yünü kâhine vereceksiniz. 
05O 018:005 Çünkü Tanrınız RAB, önünde dursunlar, her zaman adıyla hizmet etsinler diye bütün oymaklarınız arasından onu ve oğullarını seçti. 
05O 018:006 ‹‹Eğer bir Levili, yaşadığı herhangi bir İsrail kentinden RABbin seçeceği yere kendi isteğiyle gelirse, 
05O 018:007 orada Tanrısı RABbin önünde duran Levili kardeşleri gibi RABbin adıyla hizmet edebilir. 
05O 018:008 Aile mülkünün satışından eline geçen para dışında, eşit pay olarak bölüşecekler.›› 
05O 018:009 ‹‹Tanrınız RABbin size vereceği ülkeye girdiğinizde, oradaki ulusların iğrenç törelerini öğrenip uygulamayın. 
05O 018:010 -11 52570 Aranızda oğlunu ya da kızını ateşte kurban eden, falcı, büyücü, muskacı, medyum, ruh çağıran ya da ölülerin ruhlarına danışan kimse olmasın. 
05O 018:012 Çünkü RAB bunları yapanlardan tiksinir. Tanrınız RAB, bu iğrenç töreleri yüzünden bu ulusları önünüzden kovacaktır. 
05O 018:013 Tanrınız RABbin önünde yetkin olun.›› karşılığı olarak kullanılıyor. Bu 3 terim falcılığın değişik türlerini içerir. 
05O 018:014 ‹‹Ülkelerini alacağınız uluslar büyücülerin, falcıların öğüdüne kulak verirler. Ama Tanrınız RAB buna izin vermiyor. 
05O 018:015 Tanrınız RAB size aranızdan, kendi kardeşlerinizden benim gibi bir peygamber çıkaracak. Onu dinleyin. 
05O 018:016 Horevde toplandığınız gün Tanrınız RABden şunu dilemiştiniz: ‹Bir daha ne Tanrımız RABbin sesini duyalım, ne de o büyük ateşi görelim, yoksa ölürüz.› 
05O 018:017 RAB bana, ‹Söyledikleri doğrudur› dedi. 
05O 018:018 ‹Onlara kardeşleri arasından senin gibi bir peygamber çıkaracağım. Sözlerimi onun ağzından işiteceksiniz. Kendisine buyurduklarımın tümünü onlara bildirecek. 
05O 018:019 Adıma konuşan peygamberin ilettiği sözleri dinlemeyeni ben cezalandıracağım. 
05O 018:020 Ancak, kendisine buyurmadığım bir sözü benim adıma söylemeye kalkışan ya da başka ilahlar adına konuşan peygamber öldürülecektir.› 
05O 018:021 ‹‹ ‹Bir sözün RABden olup olmadığını nasıl bilebiliriz?› diye düşünebilirsiniz. 
05O 018:022 Eğer bir peygamber RAB'bin adına konuşur, ama konuştuğu söz yerine gelmez ya da gerçekleşmezse, o söz RAB'den değildir. Peygamber saygısızca konuşmuştur. Ondan korkmayın.›› 
05O 019:001 ‹‹Tanrınız RAB ülkelerini size vereceği ulusları yok ettiğinde ve siz bu ülkeleri mülk edinip kentlerine ve evlerine yerleştiğinizde, 
05O 019:002 Tanrınız RABbin mülk edinmek için size vereceği ülkenin ortasında kendiniz için üç kent ayıracaksınız. 
05O 019:003 Bu kentlere giden yollar yapacak, Tanrınız RABbin mülk olarak size vereceği ülkeyi üç bölgeye ayıracaksınız. Öyle ki, birini öldüren bu kentlerden birine kaçabilsin. 
05O 019:004 ‹‹Birini öldürüp de canını kurtarmak için oraya kaçan kişiyle ilgili kural şudur: Biri, önceden kin beslemediği komşusunu istemeyerek öldürürse, 
05O 019:005 örneğin odun kesmek üzere komşusuyla ormana gidip ağacı kesmek için baltayı vurduğunda balta demiri saptan çıkar, komşusuna çarpar, komşusu ölürse, ölüme neden olan kişi bu kentlerden birine kaçıp canını kurtarsın. 
05O 019:006 Yoksa ölenin öcünü almak isteyen, öfkeyle öldürenin peşine düşebilir, yol uzunsa yetişip onu öldürebilir. Oysa öldüren kişi, öldürdüğü kişiye karşı önceden bir kini olmadığından, ölümü hak etmemiştir. 
05O 019:007 Kendinize üç kent ayırın dememin nedeni budur. 
05O 019:008 -9 52760 ‹‹Tanrınız RABbi sevmek, her zaman Onun yollarında yürümek için bugün size bildirdiğim bütün bu buyruklara uyarsanız, Tanrınız RAB atalarınıza içtiği ant uyarınca sınırınızı genişletir ve onlara söz verdiği bütün ülkeyi size verirse, kendinize üç kent daha ayırın. 
05O 019:010 Öyle ki, Tanrınız RABbin mülk olarak size vereceği ülkede suçsuz kanı dökülmesin ve siz de kan dökmekten suçlu olmayasınız. 
05O 019:011 ‹‹Komşusuna kin besleyen biri pusuya yatar, saldırıp onu öldürür, sonra da bu kentlerden birine kaçarsa, 
05O 019:012 kentinin ileri gelenleri peşinden adam gönderip onu kaçtığı kentten geri getirecekler. Öldürülmesi için, ölenin öcünü almak isteyen kişiye teslim edecekler. 
05O 019:013 Ona acımayacaksınız. İsraili suçsuz kanı dökme günahından arındırmalısınız ki, üzerinize iyilik gelsin. 
05O 019:014 ‹‹Tanrınız RABbin mülk edinmek için size vereceği ülkede payınıza düşen mirasta komşunuzun önceden belirlenen sınırını değiştirmeyeceksiniz.›› 
05O 019:015 ‹‹Herhangi bir suç ya da günah konusunda birini suçlu çıkarmak için bir tanık yetmez. Her sorun iki ya da üç tanığın tanıklığıyla açıklığa kavuşturulacaktır. 
05O 019:016 ‹‹Eğer yalancı bir tanık kötü amaçla birini suçlarsa, 
05O 019:017 aralarında sorun olan iki kişi RABbin önünde kâhinlerin ve o dönemde görevli yargıçların önüne çıkarılmalı. 
05O 019:018 Yargıçlar sorunu iyice araştıracaklar. Eğer tanığın kardeşine karşı yalancı tanıklık yaptığı ortaya çıkarsa, 
05O 019:019 kardeşine yapmayı tasarladığını kendisine yapacaksınız. Aranızdaki kötülüğü ortadan kaldırmalısınız. 
05O 019:020 Geri kalanlar olup bitenleri duyup korkacaklar; bir daha aranızda buna benzer kötü bir şey yapmayacaklar. 
05O 019:021 Acımayacaksınız: Cana can, göze göz, dişe diş, ele el, ayağa ayak.›› 
05O 020:001 ‹‹Düşmanlarınızla savaşmaya gittiğinizde, atlar, savaş arabaları ve sizden daha kalabalık bir ordu görürseniz onlardan korkmayın. Sizi Mısırdan çıkaran Tanrınız RAB sizinledir. 
05O 020:002 Savaşa başlamadan önce kâhin gelip askerlere seslenecek. 
05O 020:003 Onlara şöyle diyecek: ‹Ey İsrailliler, dinleyin! Bugün düşmanlarınızla savaşmaya gidiyorsunuz. Cesaretinizi yitirmeyin, korkmayın. Onlardan yılmayın, ürkmeyin. 
05O 020:004 Çünkü sizi zafere kavuşturmak üzere sizinle birlikte düşmanlarınıza karşı savaşmaya gelen Tanrınız RABdir.› 
05O 020:005 ‹‹Görevliler askerlere şöyle diyecekler: ‹Yeni ev yapıp da içinde oturmayan biri var mı? Evine geri dönsün. Yoksa savaşta ölebilir, evine bir başkası yerleşir. 
05O 020:006 Bağ dikip de üzümünü toplamayan var mı? Evine dönsün. Olur ya, savaşta ölür, üzümü bir başkası toplar. 
05O 020:007 Bir kızla nişanlanıp da evlenmeyen var mı? Evine dönsün. Belki savaşta ölür, kızı başka biri alır.› 
05O 020:008 ‹‹Görevliler konuşmalarını şöyle sürdürecekler: ‹Aranızda korkan, cesaretini yitiren var mı? Evine dönsün. Öyle ki, kardeşlerinin yürekleri onunki gibi ürpermesin.› 
05O 020:009 Görevliler askerlere seslenmeyi bitirince, orduya komutanlar atayacaklar. 
05O 020:010 ‹‹Bir kente saldırmadan önce, kent halkına barış önerin. 
05O 020:011 Barış önerinizi benimser, kapılarını size açarlarsa, kentte yaşayanların tümü sizin için angaryasına çalışacak, size hizmet edecekler. 
05O 020:012 Ama barış önerinizi geri çevirir, sizinle savaşmak isterlerse, kenti kuşatın. 
05O 020:013 Tanrınız RAB kenti elinize teslim edince, orada yaşayan bütün erkekleri kılıçtan geçirin. 
05O 020:014 Kadınları, çocukları, hayvanları ve kentteki her şeyi yağmalayabilirsiniz. Tanrınız RABbin size verdiği düşman malını kullanabilirsiniz. 
05O 020:015 Yakınınızdaki uluslara ait olmayan sizden çok uzak kentlerin tümüne böyle davranacaksınız. 
05O 020:016 ‹‹Ancak Tanrınız RABbin miras olarak size vereceği bu halkların kentlerinde soluk alan hiçbir canlıyı yaşatmayacaksınız. 
05O 020:017 Tanrınız RABbin size buyurduğu gibi, onları -Hitit, Amor, Kenan, Periz, Hiv ve Yevus halklarını- tümüyle yok edeceksiniz. 
05O 020:018 Öyle ki, ilahlarına taparken yaptıkları iğrençliklere uymayı size öğretemesinler, siz de Tanrınız RABbe karşı günah işlemeyesiniz. 
05O 020:019 ‹‹Bir kentle savaşırken, kenti ele geçirmek için kuşatma uzun sürerse, ağaçlarına balta vurup yok etmeyeceksiniz. Ağaçların ürünlerini yiyebilirsiniz, ama onları kesmeyeceksiniz. Çünkü kırdaki ağaçlar insan değil ki kuşatma altına alasınız. 
05O 020:020 Yalnız ürün vermediğini bildiğiniz ağaçları kesip yok edebilirsiniz. Sizinle savaşan kenti ele geçirene dek kesilen ağaçları kuşatma işinde kullanabilirsiniz.›› 
05O 021:001 ‹‹Tanrınız RABbin mülk edinmek için size vereceği ülkede, kırda yere düşmüş, kimin öldürdüğü bilinmeyen birini görürseniz, 
05O 021:002 ileri gelenleriniz ve yargıçlarınız gidip ölünün çevredeki kentlere olan uzaklığını ölçsünler. 
05O 021:003 Ölüye en yakın kentin ileri gelenleri işe koşulmamış, boyunduruk takmamış bir düve alacaklar. 
05O 021:004 Düveyi toprağı sürülmemiş, ekilmemiş ve içinde sürekli akan bir dere olan bir vadiye getirecekler. Orada, derede düvenin boynunu kıracaklar. 
05O 021:005 Levili kâhinler de oraya gidecek. Çünkü Tanrınız RAB, onları kendisine hizmet etsinler, Onun adıyla kutsasınlar diye seçti. Kavga, saldırı davalarına da onlar bakacak. 
05O 021:006 Ölüye en yakın kentin ileri gelenleri, derede boynu kırılan düvenin üzerinde ellerini yıkayacaklar. 
05O 021:007 Sonra şöyle bir açıklama yapacaklar: ‹Bu kanı ellerimiz dökmedi, kimin yaptığını gözlerimiz de görmedi. 
05O 021:008 Ya RAB, kurtardığın halkın İsraillileri bağışla. Halkını dökülen suçsuz kanından sorumlu tutma.› Böylece kan dökme günahından bağışlanacaklar. 
05O 021:009 RABbin gözünde doğru olanı yapmakla, suçsuz kanı dökme günahından arınacaksınız.›› 
05O 021:010 ‹‹Düşmanlarınızla savaşmaya çıktığınızda ve Tanrınız RAB onları elinize teslim ettiğinde, tutsaklar alır ve 
05O 021:011 aralarında sevdiğiniz güzel bir kadın görürseniz, onu kendinize eş olarak alabilirsiniz. 
05O 021:012 Onu evinize götürün. Başını tıraş etsin, tırnaklarını kessin. 
05O 021:013 Üzerinden tutsaklık giysilerini çıkarsın. Evinizde otursun. Anne babası için bir ay yas tutsun. Sonra kadını alan kişi onunla yatabilir. Erkek ona koca, kadın da ona karı olacak. 
05O 021:014 Kadından hoşnut kalmazsa, onu özgür bıraksın. Kadınla yattığı için onu parayla satmasın, ona köle gibi davranmasın.›› 
05O 021:015 ‹‹Eğer bir adamın iki karısı varsa, birini seviyor, öbüründen hoşlanmıyorsa; iki kadın da kendisine oğullar doğurmuşsa; ilk oğul hoşlanmadığı kadının oğluysa; 
05O 021:016 adam malını miras olarak oğullarına bölüştürdüğü gün sevdiği kadının oğlunu kayırıp ona ilk oğulluk hakkını veremez. 
05O 021:017 Hoşlanmadığı kadının oğlunu ilk doğan oğul olarak tanıyacak ve ona bütün malından iki pay verecektir. Çünkü bu oğul babasının gücünün ilk ürünüdür. İlk oğulluk hakkı onun olacak.›› 
05O 021:018 ‹‹Eğer bir adamın dikbaşlı, başkaldıran, annesinin ve babasının sözünü dinlemeyen, onların tedibine aldırmayan bir oğlu varsa, 
05O 021:019 annesiyle babası onu tutup kent kapısında görev yapan kent ileri gelenlerine götürecekler. 
05O 021:020 Onlara şöyle diyecekler: ‹Oğlumuz dikbaşlı, başkaldıran bir çocuktur. Sözümüzü dinlemiyor. Savurgan ve içkicidir.› 
05O 021:021 Bunun üzerine kentin bütün erkekleri onu taşlayarak öldürecekler. Aranızdaki kötülüğü ortadan kaldıracaksınız. Bütün İsrailliler bunu duyup korkacaklar.›› 
05O 021:022 ‹‹Eğer bir adam bir günahtan ötürü ölüm cezasına çarptırılıp öldürülür ve ölüsü ağaca asılırsa, 
05O 021:023 ölüyü gece ağaçta asılı bırakmamalısınız. O gün kesinlikle gömmelisiniz. Asılan kişi Tanrı tarafından lanetlenmiştir. Tanrınız RAB'bin mülk olarak size vereceği ülkeyi kirletmeyeceksiniz. 
05O 022:001 ‹‹Kardeşinin yolunu yitirmiş sığırını ya da koyununu görünce, onları görmezlikten gelme. Sığırı ya da koyunu kesinlikle kardeşine geri götüreceksin. 
05O 022:002 Kardeşin sana uzaksa ya da hayvanın kime ait olduğunu bilmiyorsan evine götür. Kardeşin sığırını ya da koyununu aramaya çıkıncaya dek hayvan evinde kalsın. Sonra ona geri verirsin. 
05O 022:003 Kardeşinin eşeğini, giysisini ya da yitirdiği başka bir şeyini gördüğünde, aynı biçimde davranacaksın. Görmezlikten gelmeyeceksin. 
05O 022:004 ‹‹Kardeşinin eşeğini ya da sığırını yolda düşmüş gördüğünde, görmezlikten gelme. Hayvanı ayağa kaldırması için kesinlikle kardeşine yardım edeceksin. 
05O 022:005 ‹‹Kadınlar erkek giysisi, erkekler de kadın giysisi giymesin. Tanrınız RAB bu gibi şeyleri yapanlardan tiksinir. 
05O 022:006 ‹‹Yolda rastlantıyla ağaçta ya da yerde bir kuş yuvası görürseniz, ana kuş yavruların ya da yumurtaların üzerinde oturuyorsa, anayı yavrularıyla birlikte almayacaksınız. 
05O 022:007 Yavruları kendiniz için alabilirsiniz, ama anayı kesinlikle özgür bırakacaksınız. Öyle ki, üzerinize iyilik gelsin ve ömrünüz uzun olsun. 
05O 022:008 ‹‹Yeni bir ev yaparken, dama korkuluk yapacaksın. Öyle ki, biri damdan düşüp ölürse ailen sorumlu sayılmasın. 
05O 022:009 ‹‹Bağına iki çeşit tohum ekmeyeceksin. Yoksa ektiğin tohumun da bağın da ürününü kullanamazsın. 
05O 022:010 ‹‹Çift sürmek için eşeği öküzle birlikte koşmayacaksın. 
05O 022:011 ‹‹Yünle ketenden dokunmuş karışık kumaştan giysi giymeyeceksin. 
05O 022:012 ‹‹Giysinin dört yerine püskül dikeceksin.›› 
05O 022:013 ‹‹Bir adam bir kadın alır, yattıktan sonra ondan hoşlanmazsa, 
05O 022:014 ona suç yükler, adını kötüler, ‹Bu kadınla evlendim ama onunla yatınca erden olmadığını gördüm› derse, 
05O 022:015 kadının annesiyle babası kızlarının erden olduğuna ilişkin kanıtı alıp kapıda görevli kent ileri gelenlerine getirecekler. 
05O 022:016 -17 53470 Kadının babası ileri gelenlere, ‹Kızımı bu adamla evlendirdim ama o kızımdan hoşlanmıyor› diyecek, ‹Şimdi kızımı suçluyor, onun erden olmadığını söylüyor. İşte kızımın erden olduğunun kanıtı!› Sonra anne-baba kızlarının erden olduğunu kanıtlayan yatak çarşafını ileri gelenlerin önüne serip gösterecekler. 
05O 022:018 Kent ileri gelenleri de adamı cezalandıracaklar. 
05O 022:019 Ceza olarak ondan yüz gümüş alıp kadının babasına verecekler. Çünkü adam İsrailli bir erden kızın adını kötülemiştir. Kadın adamın karısı kalacak ve adam yaşamı boyunca onu boşayamayacaktır. 
05O 022:020 ‹‹Ancak bu sav doğruysa, kızın erden olduğuna ilişkin bir kanıt bulunamazsa, 
05O 022:021 kızı baba evinin kapısına çıkaracaklar. Kent halkı taşlayarak kızı öldürecek. Babasının evindeyken fuhuş yapmakla İsrailde iğrençlik yapmıştır. Aranızdaki kötülüğü ortadan kaldıracaksınız. 
05O 022:022 ‹‹Eğer bir adam başka birinin karısıyla yatarken yakalanırsa, hem kadınla yatan adam, hem kadın, ikisi de öldürülecek. İsrailden kötülüğü atacaksınız. 
05O 022:023 ‹‹Eğer bir adam kentte başka biriyle nişanlı erden bir kızla karşılaşır ve onunla yatarsa, 
05O 022:024 ikisini de kentin kapısına götürecek, taşlayarak öldüreceksiniz. Çünkü kız kentte olduğu halde yardım istemek için bağırmadı; adam da komşusunun karısıyla ilişki kurdu. Aranızdaki kötülüğü ortadan kaldıracaksınız. 
05O 022:025 ‹‹Eğer bir adam kırda nişanlı bir kızla karşılaşır, onu yakalayıp tecavüz ederse, yalnız tecavüz eden adam öldürülecek. 
05O 022:026 Kıza hiçbir şey yapmayacaksınız. Çünkü kızın ölümü hak edecek bir günahı yoktur. Bu, komşusuna saldırıp onu öldüren adamın davasına benzer. 
05O 022:027 Adam kızı kırda gördüğünde nişanlı kız bağırmışsa da onu kurtaran olmamıştır. 
05O 022:028 ‹‹Eğer bir adam nişanlı olmayan erden bir kızla karşılaşır, tutup onunla yatarsa ve bu ortaya çıkarsa, 
05O 022:029 kızla yatan adam kızın babasına elli gümüş verecek. Kıza tecavüz ettiği için onu karı olarak alacak ve yaşamı boyunca onu boşayamayacaktır. 
05O 022:030 ‹‹Kimse babasının karısını almayacak, babasının evlilik yatağına leke sürmeyecektir.›› 
05O 023:001 ‹‹Erkeklik bezi ezilmiş ya da erkeklik organı kesilmiş kişi RABbin topluluğuna girmeyecek. 
05O 023:002 ‹‹Yasa dışı doğan biri RABbin topluluğuna girmeyecek. Soyundan gelenler de onuncu kuşağa dek RABbin topluluğuna girmeyecektir. 
05O 023:003 ‹‹Ammonlu ya da Moavlı biri RABbin topluluğuna girmeyecek. Onların soyundan gelenler de onuncu kuşağa dek asla RABbin topluluğuna girmeyecek. 
05O 023:004 Mısırdan çıktığınızda yolda sizi ekmek ve suyla karşılamadılar. Aram-Naharayimdeki Petor Kentinden Beor oğlu Balamı size lanet okuması için ücretle tuttular. 
05O 023:005 Ne var ki Tanrınız RAB Balamı dinlemek istemedi. Sizin için laneti kutsamaya çevirdi. Çünkü Tanrınız RAB sizi seviyor. 
05O 023:006 Kuşaklar boyunca onların esenliği ve iyiliği için çalışmayın. 
05O 023:007 ‹‹Edomlulardan iğrenmeyeceksiniz. Onlar kardeşinizdir. Mısırlılardan da iğrenmeyeceksiniz. Çünkü onların ülkesinde yabancı olarak yaşadınız. 
05O 023:008 Onlardan doğan üçüncü kuşak çocuklar RABbin topluluğuna girebilir.›› 
05O 023:009 ‹‹Düşmanlarınızla savaşmak üzere ordugah kurduğunuzda, her kötülükten sakınacaksınız. 
05O 023:010 Aranızda gece menisi boşaldığı için dinsel açıdan kirli biri varsa, ordugahın dışına çıkıp orada kalsın. 
05O 023:011 Akşama doğru yıkansın, gün batımında ordugaha dönsün. 
05O 023:012 ‹‹İhtiyaçlarınızı gidermek için ordugahın dışında bir yeriniz olmalı. 
05O 023:013 Donatımınız arasında yeri kazmak için bir gereç bulunsun. İhtiyacınızı gidereceğiniz zaman bir çukur kazın, sonra da dışkınızı örtün. 
05O 023:014 Tanrınız RAB sizi kurtarmak ve düşmanlarınızı elinize teslim etmek için ordugahın ortasında dolaşır. Ordugahınız kutsal olsun ki, RAB aranızda yakışıksız bir şey görüp sizden ayrılmasın.›› 
05O 023:015 ‹‹Efendisinden kaçıp size sığınan köleyi efendisine teslim etmeyeceksiniz. 
05O 023:016 Bırakın kendi seçeceği yerde, beğendiği bir kentte aranızda yaşasın. Ona baskı yapmayacaksınız. 
05O 023:017 ‹‹Putperest törenlerinde fuhuş yapan İsrailli bir kadın ya da erkek olmasın. 
05O 023:018 Fuhuş yapan kadın ya da erkeğin kazancını adak olarak Tanrınız RABbin Tapınağına götürmeyeceksiniz. İkisi de Tanrınız RABbin gözünde iğrençtir. 
05O 023:019 ‹‹Kardeşinize para, yiyecek ya da faiz getiren başka bir şey ödünç verdiğinizde, ondan faiz almayacaksınız. 
05O 023:020 Yabancıdan faiz alabilirsiniz ama kardeşinizden almayacaksınız. Böyle yapın ki, mülk edinmek için gideceğiniz ülkede el attığınız her işte Tanrınız RAB sizi kutsasın. 
05O 023:021 ‹‹Tanrınız RABbe bir dilek adağı adadığınızda yerine getirmeyi savsaklamayın. Tanrınız RAB sizden kesinlikle bunu isteyecektir. Yerine getirmezseniz size günah sayılacaktır. 
05O 023:022 Ama adak adamaktan çekinirsen günah sayılmaz. 
05O 023:023 Ağzınızdan çıkanı yapmaya dikkat edin. Çünkü Tanrınız RABbe adağı gönülden adadınız. 
05O 023:024 ‹‹Komşunuzun bağına girdiğinizde doyuncaya dek üzüm yiyebilirsiniz, ama torbanıza koymayacaksınız. 
05O 023:025 Komşunuzun ekin tarlasına girdiğinizde elinizle başak koparabilirsiniz, ama ekinlere orak salmayacaksınız. 
05O 024:001 ‹‹Eğer bir adam evlendiği kadında yakışıksız bir şey bulur, bundan ötürü ondan hoşlanmaz, boşanma belgesi yazıp ona verir ve onu evinden kovarsa, 
05O 024:002 kadın adamın evinden ayrıldıktan sonra başka biriyle evlenirse, 
05O 024:003 ikinci kocası da ondan hoşlanmaz, boşanma belgesi yazıp verir, onu evinden kovarsa ya da ikinci adam ölürse, 
05O 024:004 kadını boşayan ilk kocası onunla yeniden evlenemez. Çünkü kadın kirlenmiştir. Bu RABbin gözünde iğrençtir. Tanrınız RABbin mülk olarak size vereceği ülkeyi günaha sürüklemeyin. 
05O 024:005 ‹‹Yeni evli bir adam savaşa gitmeyecek, ona herhangi bir görev verilmeyecek. Bir yıl özgürce evinde kalıp karısını mutlu edecek. 
05O 024:006 ‹‹Rehin olarak ne değirmeni, ne de üst taşını alın. Bunu yapmakla adamın yaşamını rehin almış olursunuz. 
05O 024:007 ‹‹İsrailli kardeşlerinden birini kaçırıp ona kötü davranan ya da onu satan adam yakalanırsa ölmeli. Aranızdaki kötülüğü ortadan kaldıracaksınız. 
05O 024:008 ‹‹Deri hastalığı konusunda, Levili kâhinlerin size bütün öğrettiklerini yapmaya çok dikkat edin. Onlara verdiğim buyruklara özenle uyun. 
05O 024:009 Siz Mısırdan çıktıktan sonra Tanrınız RABbin yolda Miryama neler yaptığını anımsayın. 
05O 024:010 ‹‹Komşuna herhangi bir şey ödünç verdiğinde, vereceği rehini almak için onun evine girmeyeceksin. 
05O 024:011 Dışarıda bekleyeceksin. Ödünç verdiğin kişi rehini kendisi sana getirsin. 
05O 024:012 Eğer yoksul biriyse, onun rehini elinde olduğu sürece yatağa girmeyeceksin. 
05O 024:013 Ondan aldığın giysiyi gün batımında ona kesinlikle geri vereceksin ki, onunla yatabilsin. O da seni kutsayacak. Bu yaptığın, Tanrın RABbin önünde sana doğruluk sayılacak. 
05O 024:014 ‹‹Ücretle çalışan, gereksinimi olan, yoksul bir soydaşınızı ya da kentlerinizin birinde yaşayan bir yabancıyı sömürmeyeceksiniz. 
05O 024:015 Ücretini her gün, güneş batmadan ödeyeceksiniz. Yoksul olduğu için güvencesi odur. Yoksa sana karşı RABbe haykırır ve sen de günah işlemiş sayılırsın. 
05O 024:016 ‹‹Ne babalar çocuklarının günahından ötürü öldürülecek, ne de çocuklar babalarının. Herkes kendi günahı için öldürülecek. 
05O 024:017 ‹‹Yabancıya ya da öksüze haksızlık etmeyeceksiniz. Dul kadının giysisini rehin almayacaksınız. 
05O 024:018 Mısırda köle olduğunuzu, Tanrınız RABbin sizi oradan kurtardığını anımsayın. Bunun için böyle davranmanızı buyuruyorum. 
05O 024:019 ‹‹Tarlanızdaki ekini biçtiğinizde, gözden kaçan bir demet olursa, almak için geri dönmeyin. Onu yabancıya, öksüze, dul kadına bırakın. Öyle ki, Tanrınız RAB el attığınız her işte sizi kutsasın. 
05O 024:020 Zeytin ağaçlarınızı dövüp ürününü topladığınızda, dallarda kalanı toplamak için geri dönmeyeceksiniz. Kalanları yabancıya, öksüze, dul kadına bırakacaksınız. 
05O 024:021 Bağbozumunda artakalan üzümleri toplamak için geri dönmeyeceksiniz. Yabancıya, öksüze, dul kadına bırakacaksınız. 
05O 024:022 Mısır'da köle olduğunuzu anımsayın. Bunun için böyle davranmanızı buyuruyorum. 
05O 025:001 ‹‹Kişiler arasında bir sorun çıktığında, taraflar mahkemeye gittiğinde, yargıçlar davaya bakacak; suçsuzu aklayacak, suçluyu cezaya çarptıracaklar. 
05O 025:002 Eğer suçlu kişi kamçılanmayı hak ettiyse, yargıç onu yere yatırtacak ve önünde suçu oranında sayıyla kamçılatacak. 
05O 025:003 Suçluya kırk kırbaçtan fazla vurulmamalı. Kırbaç sayısı kırkı aşarsa, kardeşiniz gözünüzde aşağılanabilir. 
05O 025:004 ‹‹Harman döven öküzün ağzını bağlamayacaksın. 
05O 025:005 ‹‹Birlikte oturan kardeşlerden biri oğlu olmadan ölürse, ölenin dulu aile dışından biriyle evlenmemeli. Ölenin kardeşi dul kalan kadına gidecek. Onu kendine karı olarak alacak, ona kayınbiraderlik görevini yapacak. 
05O 025:006 Kadının doğuracağı ilk oğul, ölen kardeşin adını sürdürsün. Öyle ki, ölenin adı İsrailden silinmesin. 
05O 025:007 Ama adam kardeşinin dul karısıyla evlenmek istemiyorsa, dul kadın kent kapısında görev yapan ileri gelenlere gidip şöyle diyecek: ‹Kayınbiraderim İsrailde kardeşinin adını yaşatmayı kabul etmiyor. Bana kayınbiraderlik görevini yapmak istemiyor.› 
05O 025:008 Kentin ileri gelenleri adamı çağırıp onunla konuşacaklar. Eğer adam, ‹Onunla evlenmek istemiyorum› diye üstelerse, 
05O 025:009 kardeşinin dul karısı ileri gelenlerin önünde adamın yanına gidecek, onun ayağındaki çarığı çıkaracak, yüzüne tükürecek ve, ‹Kardeşine soy yetiştirmek istemeyen adama böyle yapılır› diyecek. 
05O 025:010 Adamın soyu İsrailde ‹Çarığı çıkarılanın soyu› diye bilinecek. 
05O 025:011 ‹‹Eğer iki adam kavgaya tutuşur da birinin karısı kocasını dövenin elinden kurtarmak için gelip elini uzatır, öbür adamın erkeklik organını tutarsa, 
05O 025:012 kadının elini keseceksiniz; ona acımayacaksınız. 
05O 025:013 ‹‹Torbanızda biri ağır, öbürü hafif iki türlü tartı olmayacak. 
05O 025:014 Evinizde biri büyük, öbürü küçük iki türlü ölçü olmayacak. 
05O 025:015 Tartınız da ölçünüz de eksiksiz ve doğru olacak. Öyle ki, Tanrınız RABbin size vereceği ülkede ömrünüz uzun olsun. 
05O 025:016 Tanrınız RAB bunları yapandan da, haksızlık edenden de tiksinir. ölçek. 
05O 025:017 ‹‹Siz Mısırdan çıktıktan sonra Amaleklilerin yolda size neler yaptığını anımsayın. 
05O 025:018 Siz yorgun ve bitkinken yolda size saldırdılar; geride kalan bütün güçsüzleri öldürdüler. Tanrıdan korkmadılar. 
05O 025:019 Tanrınız RAB mülk edinmek için miras olarak size vereceği ülkede sizi çevrenizdeki bütün düşmanlardan kurtarıp rahata kavuşturunca, Amalekliler'in anısını gökler altından sileceksiniz. Bunu unutmayın!›› 
05O 026:001 ‹‹Tanrınız RABbin miras olarak size vereceği ülkeye girip orayı mülk edinerek yerleştiğinizde, 
05O 026:002 Tanrınız RABbin size vereceği ülkenin topraklarından topladığınız bütün ürünlerin ilk yetişenlerini alıp sepete koyacaksınız. Sonra Tanrınız RABbin adını yerleştirmek için seçeceği yere gideceksiniz. 
05O 026:003 O dönemde görevli kâhine gidip, ‹RABbin bize ant içerek atalarımıza söz verdiği ülkeye geldiğimi Tanrın RABbe bugün bildiriyorum› diyeceksiniz. 
05O 026:004 Kâhin sepeti elinizden alıp Tanrınız RABbin sunağının önüne koyacak. 
05O 026:005 Sonra Tanrınız RABbin önünde şu açıklamayı yapacaksınız: ‹Babam göçebe bir Aramlıydı. Sayıca az kişiyle Mısıra gidip orada yaşamaya başladı. Orada büyük, güçlü, kalabalık bir ulus oldu. 
05O 026:006 Mısırlılar bize kötü davranarak baskı yaptılar. Bizi ağır işlere zorladılar. 
05O 026:007 Atalarımızın Tanrısı RABbe yakardık. RAB yakarışımızı duydu; çektiğimiz sıkıntıyı, emeği, bize yapılan baskıyı gördü. 
05O 026:008 Bunun üzerine güçlü elle, kudretle, büyük ve ürkütücü olaylarla, belirtilerle, şaşılası işlerle bizi Mısırdan çıkardı. 
05O 026:009 Bizi buraya getirdi; bu toprakları, süt ve bal akan ülkeyi bize verdi. 
05O 026:010 Şimdi, ya RAB, bize verdiğin toprağın ürününün ilk yetişenini getiriyorum.› Sonra sepeti Tanrınız RABbin önüne koyup Onun önünde yere kapanacaksınız. 
05O 026:011 Sizler, Levililer ve aranızda yaşayan yabancılar Tanrınız RABbin size ve ailenize verdiği bütün iyi şeyler için sevineceksiniz. 
05O 026:012 ‹‹Üçüncü yıl, ondalığı verme yılı, bütün ürününüzün ondalığını bir yana ayırın. Ayırma işini bitirdiğinizde, ondalığı Levililere, yabancılara, öksüzlere ve dul kadınlara vereceksiniz. Öyle ki, onlar da kentlerinizde yiyip doysunlar. 
05O 026:013 Sonra Tanrınız RABbe, ‹Bana buyurduğun gibi, RABbe ayırdıklarımı evden çıkarıp Levililere, yabancılara, öksüzlere ve dul kadınlara verdim› diyeceksiniz, ‹Buyruklarından ayrılmadım, hiç birini unutmadım. 
05O 026:014 Ne yas tutarken ayırdıklarımdan yedim, ne dinsel açıdan kirliyken onlara dokundum, ne de ölülere sundum. Tanrım RABbin sözüne kulak verdim. Bana bütün buyurduklarını yaptım. 
05O 026:015 Kutsal konutundan, göklerden aşağıya bak! Halkın İsraili ve atalarımıza içtiğin ant uyarınca bize verdiğin ülkeyi, süt ve bal akan ülkeyi kutsa.› ›› 
05O 026:016 ‹‹Bugün Tanrınız RAB bu kurallara, ilkelere uymanızı buyuruyor. Onlara bütün yüreğinizle, canınızla uymaya dikkat edin. 
05O 026:017 Bugün RABbin Tanrınız olduğunu, Onun yollarında yürüyeceğinizi, kurallarına, buyruklarına, ilkelerine uyacağınızı, Onun sözünü dinleyeceğinizi açıkladınız. 
05O 026:018 Bugün RAB, size verdiği söz uyarınca, öz halkı olduğunuzu açıkladı. Bütün buyruklarına uyacaksınız. 
05O 026:019 Tanrınız RAB sizi övgüde, ünde, onurda yarattığı bütün uluslardan üstün kılacağını, verdiği söz uyarınca kendisi için kutsal bir halk olacağınızı açıkladı.›› 
05O 027:001 Musa ile İsrail ileri gelenleri halka şöyle dediler: ‹‹Bugün size ilettiğim bütün buyruklara uyun. 
05O 027:002 Şeria Irmağından Tanrınız RABbin size vereceği ülkeye geçince, büyük taşlar dikip kireçleyeceksiniz. 
05O 027:003 Atalarınızın Tanrısı RABbin size verdiği söz uyarınca Onun size vereceği ülkeye, süt ve bal akan ülkeye girince, bu yasanın bütün sözlerini taşlara yazacaksınız. 
05O 027:004 Şeria Irmağından geçince, bugün size buyurduğum gibi, bu taşları Eval Dağına dikip kireçleyeceksiniz. 
05O 027:005 Orada Tanrınız RABbe taşlardan bir sunak yapacaksınız. Bu taşlara demir alet uygulamayacaksınız. 
05O 027:006 Tanrınız RABbin sunağını yontulmamış taşlardan yapacak, üzerinde Tanrınız RABbe yakmalık sunular sunacaksınız. 
05O 027:007 Esenlik sunularını orada kesip yiyecek ve Tanrınız RABbin önünde sevineceksiniz. 
05O 027:008 Taşlara bu yasanın bütün sözlerini okunaklı bir biçimde yazacaksınız.›› 
05O 027:009 Sonra Musa ile Levili kâhinler bütün İsraillilere, ‹‹Ey İsrail, sus ve kulak ver!›› diye seslendiler, ‹‹Bugün Tanrınız RABbin halkı oldunuz. 
05O 027:010 Tanrınız RABbin sözüne kulak verin, bugün size ilettiğim buyruklarına, kurallarına uyun.›› 
05O 027:011 O gün Musa halka şöyle dedi: 
05O 027:012 ‹‹Şeria Irmağından geçince, halkı kutsamak için Gerizim Dağında duracak oymaklar şunlardır: Şimon, Levi, Yahuda, İssakar, Yusuf, Benyamin. 
05O 027:013 Lanetlemek için Eval Dağında şu oymaklar duracak: Ruben, Gad, Aşer, Zevulun, Dan, Naftali. 
05O 027:014 Levililer bütün İsrail halkına yüksek sesle şöyle diyecekler: 
05O 027:015 ‹‹ ‹RABbin tiksindiği el işi oyma ya da dökme put yapana ve onu gizlice dikene lanet olsun!› ‹‹Bütün halk, ‹Amin!› diye karşılık verecek. 
05O 027:016 ‹‹ ‹Annesine, babasına saygısızca davranana lanet olsun!› ‹‹Bütün halk, ‹Amin!› diyecek. 
05O 027:017 ‹‹ ‹Komşusunun sınırını değiştirene lanet olsun!› ‹‹Bütün halk, ‹Amin!› diyecek. 
05O 027:018 ‹‹ ‹Kör olanı yoldan saptırana lanet olsun!› ‹‹Bütün halk, ‹Amin!› diyecek. 
05O 027:019 ‹‹ ‹Yabancıya, öksüze, dul kadına haksızlık edene lanet olsun!› ‹‹Bütün halk, ‹Amin!› diyecek. 
05O 027:020 ‹‹ ‹Babasının karısıyla yatana lanet olsun! Çünkü o babasının evlilik yatağına leke sürmüştür.› ‹‹Bütün halk, ‹Amin!› diyecek. 
05O 027:021 ‹‹ ‹Herhangi bir hayvanla cinsel ilişki kurana lanet olsun!› ‹‹Bütün halk, ‹Amin!› diyecek. 
05O 027:022 ‹‹ ‹Annesinden ya da babasından olan kızkardeşiyle yatana lanet olsun!› ‹‹Bütün halk, ‹Amin!› diyecek. 
05O 027:023 ‹‹ ‹Kaynanasıyla yatana lanet olsun!› ‹‹Bütün halk, ‹Amin!› diyecek. 
05O 027:024 ‹‹ ‹Komşusunu gizlice öldürene lanet olsun!› ‹‹Bütün halk, ‹Amin!› diyecek. 
05O 027:025 ‹‹ ‹Suçsuz birini öldürmek için rüşvet alana lanet olsun!› ‹‹Bütün halk, ‹Amin!› diyecek. 
05O 027:026 ‹‹ ‹Bu yasanın sözlerine uymayan ve onları onaylamayana lanet olsun!› ‹‹Bütün halk, ‹Amin!› diyecek.›› 
05O 028:001 ‹‹Eğer Tanrınız RABbin sözünü iyice dinler ve bugün size ilettiğim bütün buyruklarına uyarsanız, Tanrınız RAB sizi yeryüzündeki bütün uluslardan üstün kılacaktır. 
05O 028:002 Tanrınız RABbin sözünü dinlerseniz, şu bereketler üzerinize gelecek ve sizinle olacak: 
05O 028:003 ‹‹Kentte de tarlada da kutsanacaksınız. 
05O 028:004 ‹‹Rahminizin meyvesi kutsanacak. Toprağınızın ürünü, hayvanlarınızın dölü -sığırlarınızın buzağıları, sürülerinizin kuzuları- bereketli olacak. 
05O 028:005 ‹‹Sepetiniz ve hamur tekneniz bereketli olacak. 
05O 028:006 ‹‹İçeri girdiğinizde de dışarı çıktığınızda da kutsanacaksınız. 
05O 028:007 ‹‹RAB size saldıran düşmanlarınızı önünüzde bozguna uğratacak. Onlar size bir yoldan saldıracak, ama önünüzden yedi yoldan kaçacaklar. 
05O 028:008 ‹‹RABbin buyruğuyla ambarlarınız dolu olacak. El attığınız her işte RAB sizi kutsayacak. Tanrınız RAB size vereceği ülkede sizi kutsayacak. 
05O 028:009 ‹‹Tanrınız RABbin buyruklarına uyar, Onun yollarında yürürseniz, RAB size içtiği ant uyarınca sizi kendisi için kutsal bir halk olarak koruyacaktır. 
05O 028:010 Yeryüzündeki bütün uluslar RABbe ait olduğunuzu görecek, sizden korkacaklar. 
05O 028:011 RAB atalarınıza ant içerek size söz verdiği ülkede bolluk içinde yaşamanızı sağlayacak: Rahminizin meyvesi kutsanacak; hayvanlarınızın yavruları, toprağınızın ürünü verimli olacak. 
05O 028:012 RAB ülkenize yağmuru zamanında yağdırmak ve bütün emeğinizi verimli kılmak için göklerdeki zengin hazinesini açacak. Birçok ulusa ödünç vereceksiniz; siz ödünç almayacaksınız. 
05O 028:013 RAB sizi kuyruk değil baş yapacak. Eğer bugün size ilettiğim Tanrınız RABbin buyruklarını dinler, onlara iyice uyarsanız, altta değil, her zaman üstte olacaksınız. 
05O 028:014 Bugün size ilettiğim buyrukların dışına çıkmayacak, başka ilahların ardınca gitmeyecek, onlara tapmayacaksınız.›› 
05O 028:015 ‹‹Ama Tanrınız RABbin sözünü dinlemez, bugün size ilettiğim buyrukların, kuralların hepsine uymazsanız, şu lanetler üzerinize gelecek ve size ulaşacak: 
05O 028:016 ‹‹Kentte de tarlada da lanetli olacaksınız. 
05O 028:017 ‹‹Sepetiniz ve hamur tekneniz lanetli olacak. 
05O 028:018 ‹‹Rahminizin meyvesi, toprağınızın ürünü, sığırlarınızın buzağıları, sürülerinizin kuzuları lanetli olacak. 
05O 028:019 ‹‹İçeri girdiğinizde lanetli olacaksınız; dışarı çıktığınızda da lanetli olacaksınız. 
05O 028:020 ‹‹RABbe sırt çevirmekle yaptığınız kötülükler yüzünden el attığınız her işte O sizi lanete uğratacak, şaşkına çevirecek, paylayacak. Sonunda üzerinize yıkım gelecek ve çabucak yok olacaksınız. 
05O 028:021 RAB, mülk edinmek için gideceğiniz ülkede sizi yok edinceye dek salgın hastalıkla cezalandıracak. 
05O 028:022 Veremle, sıtmayla, iltihapla, yakıcı sıcaklıkla, kuraklıkla, samyeliyle, küfle cezalandıracak. Siz yok oluncaya dek bunlar sizi kovalayacak. 
05O 028:023 Başınızın üstündeki gök tunç, ayağınızın altındaki yer demir olacak. 
05O 028:024 RAB siz yok oluncaya dek gökten yağmur yerine ülkenize toz ve kum yağdıracak. 
05O 028:025 ‹‹RAB sizi düşmanlarınızın önünde bozguna uğratacak. Onlara bir yoldan saldıracak, ama önlerinden yedi yoldan kaçacaksınız. Yeryüzündeki bütün uluslar için dehşet verici bir örnek olacaksınız. 
05O 028:026 Ölüleriniz bütün kuşlara, yabanıl hayvanlara yem olacak; onları korkutup kaçıran kimse olmayacak. 
05O 028:027 RAB sizi iyileşemeyeceğiniz Mısır çıbanıyla, urlarla, kaşıntıyla, uyuzla vuracak. 
05O 028:028 RAB sizi delilikle, körlükle, şaşkınlıkla cezalandıracak. 
05O 028:029 Öğle vakti körlerin karanlıkta el yordamıyla yürüdüğü gibi yürüyeceksiniz. Yaptığınız her şeyde başarısız olacak, sürekli sıkıştırılacak, yağmalanacaksınız. Sizi kurtaran olmayacak. 
05O 028:030 ‹‹Bir kızla nişanlanacaksınız, ama başka biri onunla yatacak. Ev yapacak ama içinde oturmayacaksınız. Bağ dikecek ama üzümünü toplamayacaksınız. 
05O 028:031 Öküzünüz gözünüzün önünde kesilecek ama etini yemeyeceksiniz. Eşeğiniz zorla sizden alınacak, geri getirilmeyecek. Davarlarınız düşmanlarınıza verilecek. Sizi kurtaran olmayacak. 
05O 028:032 Oğullarınız, kızlarınız gözlerinizin önünde başka bir ulusa verilecek. Her gün onları gözlemekten gözlerinizin gücü tükenecek. Elinizden bir şey gelmeyecek. 
05O 028:033 Tanımadığınız bir halk toprağınızın ürününü ve bütün emeğinizi yiyecek. Sürekli sıkıştırılacak, ezileceksiniz. 
05O 028:034 Gözlerinizle gördükleriniz sizi çıldırtacak. 
05O 028:035 RAB dizlerinizi, bacaklarınızı tepeden tırnağa iyileşmeyen ağrılı çıbanlarla vuracak. 
05O 028:036 ‹‹RAB sizi ve başınıza atayacağınız kralı sizin de atalarınızın da bilmediği bir ulusa sürecek. Orada ağaçtan, taştan yapılmış başka ilahlara tapacaksınız. 
05O 028:037 RABbin sizi süreceği bütün uluslar başınıza gelenlerden dehşete düşecek; sizi aşağılayacak, sizinle eğlenecekler. 
05O 028:038 ‹‹Çok tohum ekecek, ama az toplayacaksınız. Çünkü ürününüzü çekirge yiyecek. 
05O 028:039 Bağlar dikecek, bakımını yapacak, ama şarap içmeyecek, üzüm toplamayacaksınız. Onları kurt yiyecek. 
05O 028:040 Ülkenizin her yerinde zeytinlikleriniz olacak, ama zeytinyağı sürünmeyeceksiniz. Zeytin ağaçlarınız ürününü yere dökecek. 
05O 028:041 Oğullarınız, kızlarınız olacak, ama sizinle kalmayacaklar, sürgüne gönderilecekler. 
05O 028:042 Bütün ağaçlarınızı, toprağınızın ürününü çekirgeler yiyecek. 
05O 028:043 ‹‹Aranızdaki yabancılar yükseldikçe yükselecek, sizse alçaldıkça alçalacaksınız. 
05O 028:044 O sana ödünç verecek, ama sen ona ödünç vermeyeceksin. O baş, sen kuyruk olacaksın. 
05O 028:045 ‹‹Bütün bu lanetler başınıza yağacak. Yok oluncaya dek sizi kovalayacak ve size erişecek. Çünkü Tanrınız RABbin sözünü dinlemediniz, size verdiği buyrukları, kuralları yerine getirmediniz. 
05O 028:046 Bu lanetler siz ve soyunuz için sonsuza dek bir belirti, şaşılası bir olay olarak kalacak. 
05O 028:047 Madem bolluk zamanında Tanrınız RABbe sevinçle, hoşnutlukla kulluk etmediniz, 
05O 028:048 RABbin üzerinize göndereceği düşmanlara kölelik edeceksiniz. Aç, susuz, çıplak kalacaksınız; her şeye gereksinim duyacaksınız. RAB sizi yok edinceye dek boynunuza demir boyunduruk vuracak. 
05O 028:049 -50 55200 ‹‹RAB uzaktan, dünyanın öbür ucundan bir ulusu -dilini bilmediğiniz bir ulusu, yaşlılara saygı, küçüklere sevgi beslemeyen acımasız bir ulusu- birden çullanan bir kartal gibi başınıza getirecek. 
05O 028:051 Siz yok oluncaya dek hayvanlarınızın yavrularını, toprağınızın ürününü yiyip bitirecekler. Size ne tahıl, ne şarap, ne zeytinyağı, ne sığırlarınızın buzağılarını, ne de sürülerinizin kuzularını bırakacaklar; ta ki, siz ortadan kalkıncaya dek. 
05O 028:052 Güvendiğiniz yüksek, dayanıklı surlar yerle bir oluncaya dek ülkenizdeki bütün kentlerde sizi kuşatacaklar. Tanrınız RABbin size verdiği ülkedeki bütün kentleri kuşatacaklar. 
05O 028:053 ‹‹Kuşatma sırasında düşmanınızın vereceği sıkıntıdan rahminizin meyvesini, Tanrınız RABbin size verdiği oğulların, kızların etini yiyeceksiniz. 
05O 028:054 Aranızdaki en yumuşak, en duyarlı adam bile öz kardeşine, sevdiği karısına, sağ kalan çocuklarına acımayacak; 
05O 028:055 yediği çocuklarının etini onların hiçbiriyle paylaşmayacak. Çünkü düşmanın kuşatma sırasında sizi sıkıştırması yüzünden kentlerinizde hiç yiyecek kalmayacak. 
05O 028:056 -57 55260 Aranızda en yumuşak, en duyarlı kadın -yumuşaklığından ve duyarlılığından ayağının tabanını yere basmak istemeyen kadın- bile sevdiği kocasından, öz oğlundan, kızından, plasentayı ve doğuracağı çocukları esirgeyecek. Çünkü kuşatma sırasında düşmanın kentlerinizde size vereceği sıkıntıdan, yokluktan onları gizlice yiyecek. 
05O 028:058 ‹‹Bu kitapta yazılı yasanın bütün sözlerine uymaz, Tanrınız RABbin yüce ve heybetli adından korkmazsanız, 
05O 028:059 RAB sizi ve soyunuzu korkunç belalarla, büyük ve sürekli belalarla, ağır, iyileşmez hastalıklarla vuracak. 
05O 028:060 Sizi ürküten Mısırın bütün hastalıklarını yeniden başınıza getirecek; size yapışacaklar. 
05O 028:061 Siz yok oluncaya dek RAB bu Yasa Kitabında yazılmamış her türlü hastalığı ve belayı da başınıza getirecek. 
05O 028:062 Gökteki yıldızlar kadar çok olan sizler, sayıca az bırakılacaksınız. Çünkü Tanrınız RABbin sözüne kulak vermediniz. 
05O 028:063 Size iyilik yapmak, sizi çoğaltmak RABbi nasıl sevindirdiyse, sizi yıkmak ve yok etmek de öyle sevindirecektir. Mülk edinmek için gideceğiniz ülkeden sökülüp atılacaksınız. 
05O 028:064 ‹‹RAB sizi dünyanın bir ucundan öbür ucuna, bütün halklar arasına dağıtacak. Orada sizin de atalarınızın da tanımadığı, ağaçtan ve taştan yapılmış başka ilahlara tapacaksınız. 
05O 028:065 Bu uluslar arasında ne esenliğiniz ne de dinlenecek bir yeriniz olacak. Orada RAB size titreyen yürekler, umutsuzluk ve bakmaktan yorulmuş gözler verecek. 
05O 028:066 Sürekli can kaygısı içinde yaşayacaksınız. Gece gündüz dehşet içinde olacaksınız. Yaşamınızın güvenliği olmayacak. 
05O 028:067 Yüreğinizi kaplayan dehşet ve gözlerinizin gördüğü olaylar yüzünden, sabah, ‹Keşke akşam olsa!›, akşam, ‹Keşke sabah olsa!› diyeceksiniz. 
05O 028:068 Bir daha görmeyeceksiniz dediğim yoldan RAB sizi gemilerle Mısır'a geri gönderecek. Orada erkek ve kadın köle olarak kendinizi düşmanlarınıza satmaya kalkışacaksınız; ama satın alan olmayacak.›› 
05O 029:001 RABbin İsraillilerle Horev Dağında yaptığı antlaşmaya ek olarak, Moavda Musaya onlarla yapmayı buyurduğu antlaşmanın sözleri bunlardır. 
05O 029:002 Musa bütün İsraillileri bir araya toplayarak şöyle dedi: ‹‹RABbin Mısırda gözlerinizin önünde firavuna, görevlilerine, ülkesine yaptıklarını gördünüz. 
05O 029:003 Büyük denemeleri, belirtileri, o büyük ve şaşılası işleri gözlerinizle gördünüz. 
05O 029:004 Ne var ki, RAB bugüne dek size kavrayan yürek, gören göz, duyan kulak vermedi. 
05O 029:005 RAB, ‹Sizi kırk yıl çölde dolaştırdım; ne üzerinizdeki giysi eskidi, ne ayağınızdaki çarık. 
05O 029:006 Ekmek yemediniz, şarap ya da başka içki içmediniz. Bütün bunları Tanrınız RABbin ben olduğumu anlayasınız diye yaptım› diyor. 
05O 029:007 ‹‹Buraya ulaştığınızda, Heşbon Kralı Sihon ile Başan Kralı Og bizimle savaşa tutuştular. Ama onları bozguna uğrattık. 
05O 029:008 Ülkelerini ele geçirerek mülk olarak Rubenlilere, Gadlılara, Manaşşe oymağının yarısına verdik. 
05O 029:009 El attığınız her işte başarılı olmak için bu antlaşmanın sözlerini yerine getirmeye dikkat edin. 
05O 029:010 -11 55470 ‹‹Bugün hepiniz -önderleriniz, oymak başlarınız, ileri gelenleriniz, görevlileriniz, bütün öbür İsrailli erkekler, çocuklarınız, karılarınız, aranızda yaşayan ve odununuzu kesen, suyunuzu taşıyan yabancılar- Tanrınız RABbin önünde duruyorsunuz. 
05O 029:012 Bugün Tanrınız RABbin ant içerek sizinle yaptığı bu antlaşmayı geçerli kılmak için burada duruyorsunuz. 
05O 029:013 Öyle ki, bugün sizi kendi halkı olarak belirlesin ve size söylediği gibi, atalarınız İbrahime, İshaka, Yakupa içtiği ant uyarınca Tanrınız olsun. 
05O 029:014 -15 55500 Antla yapılan bu antlaşmayı yalnız sizinle, bugün burada bizimle birlikte Tanrımız RABbin önünde duranlarla değil, yanımızda olmayanlarla da yapıyorum. 
05O 029:016 ‹‹Mısırda nasıl yaşadığımızı, öteki ulusların ortasından geçerek buraya nasıl geldiğimizi kendiniz de biliyorsunuz. 
05O 029:017 Onların arasında iğrenç suretleri, ağaçtan, taştan, altından, gümüşten yapılmış putları gördünüz. 
05O 029:018 Dikkat edin, bugün aranızda bu ulusların ilahlarına tapmak için Tanrımız RABden sapan erkek ya da kadın, boy ya da oymak olmasın; aranızda acılık, zehir veren kök olmasın. 
05O 029:019 ‹‹Bu andın sözlerini duyup da kimse kendi kendini kutlamasın ve, ‹Kendi isteklerim uyarınca yaşasam da güvenlikte olurum› diye düşünmesin. Bu herkese yıkım getirir. 
05O 029:020 RAB böyle birini bağışlamak istemez. RABbin öfkesi ve kıskançlığı o kişiye karşı alevlenecek. Bu kitapta yazılı bütün lanetler başına yağacak ve RAB onun adını göğün altından silecektir. 
05O 029:021 Bu Yasa Kitabında yazılı antlaşmada yer alan bütün lanetler uyarınca, RAB onu felakete uğraması için İsrailin bütün oymakları arasından ayıracaktır. 
05O 029:022 ‹‹Sizden sonraki kuşak, çocuklarınız ve uzak ülkeden gelen yabancılar ülkenizin uğradığı belaları, RABbin ülkeye gönderdiği hastalıkları görecekler. 
05O 029:023 Bütün ülke yanacak, tuz ve kükürtle örtülecek; tohum ekilmeyecek, filiz sürmeyecek, ot bitmeyecek. Ülke RABbin kızgın öfkesiyle yerle bir ettiği Sodom, Gomora, Adma ve Sevoyim gibi yıkıma uğrayacak. 
05O 029:024 Bütün uluslar, ‹RAB bu ülkeye neden bunu yaptı?› diye soracaklar, ‹Bu büyük öfke neden alevlendi?› 
05O 029:025 ‹‹Yanıt şöyle olacak: ‹Atalarının Tanrısı RAB kendilerini Mısırdan çıkardığında onlarla yaptığı antlaşmayı bıraktılar. 
05O 029:026 Tanımadıkları, RABbin kendilerine pay olarak vermediği başka ilahlara yöneldiler; onlara tapıp önlerinde eğildiler. 
05O 029:027 İşte bu yüzden RABbin öfkesi bu ülkeye karşı alevlendi; bu kitapta yazılı bütün lanetleri oraya yağdırdı. 
05O 029:028 RAB büyük kızgınlıkla, şiddetli öfkeyle onları ülkelerinden söküp attı; bugün olduğu gibi başka ülkeye sürdü.› 
05O 029:029 ‹‹Gizlilik Tanrımız RAB'be özgüdür. Ama bu yasanın bütün sözlerine uymamız için açığa çıkarılanlar sonsuza dek bize ve çocuklarımıza aittir.›› 
05O 030:001 ‹‹Bütün bu olaylar -önünüze serdiğim kutsama ve lanetler- başınıza geldiğinde, Tanrınız RABbin sizi dağıttığı uluslar arasında bunları anımsayacaksınız. 
05O 030:002 Bugün size ilettiğim buyruklar uyarınca siz ve çocuklarınız Tanrınız RABbe döner, bütün yüreğinizle, bütün canınızla Ona uyarsanız, 
05O 030:003 Tanrınız RAB size acıyacak, sizi sürgünden geri getirecek. Sizi dağıttığı ulusların arasından yeniden toplayacak. 
05O 030:004 Dünyanın öbür ucuna sürülmüş olsanız bile, Tanrınız RAB sizleri toplayıp geri getirecek. 
05O 030:005 Sizi atalarınızın mülk edindiği ülkeye ulaştıracak. Orayı miras alacaksınız. Tanrınız RAB üzerinize iyilik getirecek ve sizi atalarınızdan daha çok çoğaltacak. 
05O 030:006 Sizin ve çocuklarınızın yüreğini değiştirecek. Öyle ki, Onu bütün yüreğinizle, bütün canınızla sevesiniz ve yaşayasınız. 
05O 030:007 Tanrınız RAB bütün bu lanetleri sizden nefret edenlerin, size baskı yapan düşmanlarınızın üzerine yağdıracak. 
05O 030:008 Siz yine RABbin sözüne kulak verecek, bugün size ilettiğim buyrukların hepsine uyacaksınız. 
05O 030:009 Tanrınız RAB el attığınız her işte sizi başarılı kılacak; çok sayıda çocuğunuz olacak, hayvanlarınızın yavruları, toprağınızın ürünü bol olacak. RAB atalarınızdan nasıl hoşnut kaldıysa, sizden de öyle hoşnut kalacak ve sizi başarılı kılacak. 
05O 030:010 Yeter ki, Tanrınız RABbin sözünü dinleyin, bu Yasa Kitabında yazılı buyruklarına, kurallarına uyun ve bütün yüreğinizle, bütün canınızla Ona dönün. edecek››. 
05O 030:011 ‹‹Bugün size ilettiğim bu buyruk ne tutamayacağınız kadar zor, ne de ulaşamayacağınız kadar uzaktır. 
05O 030:012 O göklerde değil ki, ‹Kim bizim için göğe çıkacak? Kim yerine getirmemiz için onu alıp yayacak?› diyesiniz. 
05O 030:013 Denizin ötesinde değil ki, ‹Kim bizim için denizin ötesine gidecek? Kim yerine getirmemiz için onu alıp yayacak?› diyesiniz. 
05O 030:014 Tanrı sözü size çok yakındır; uymanız için ağzınızda ve yüreğinizdedir. 
05O 030:015 ‹‹İşte bugün önünüze yaşamla iyiliği, ölümle kötülüğü koyuyorum. 
05O 030:016 Bugün size Tanrınız RABbi sevmeyi, yollarında yürümeyi, buyruklarına, kurallarına, ilkelerine uymayı buyuruyorum. Öyle ki, yaşayasınız, çoğalasınız ve mülk edinmek için gideceğiniz ülkede Tanrınız RAB tarafından kutsanasınız. 
05O 030:017 ‹‹Eğer yoldan döner, kulak vermezseniz, ayartılır, başka ilahlara eğilip taparsanız, 
05O 030:018 bugün size kesinlikle yok olacağınızı bildiriyorum. Şeria Irmağından geçip mülk edinmek için gideceğiniz ülkede uzun yaşamayacaksınız. 
05O 030:019 ‹‹Önünüze yaşamla ölümü, kutsamayla laneti koyduğuma bugün yeri göğü size karşı tanık gösteriyorum. Yaşamı seçin ki, siz de çocuklarınız da yaşayasınız. 
05O 030:020 Tanrınız RAB'bi sevin, sözüne uyup O'na bağlanın. RAB yaşamınızdır; kendilerine vereceğine ilişkin atalarınız İbrahim'e, İshak'a, Yakup'a söz verdiği ülkede uzun yaşamanızı sağlayacaktır.›› 
05O 031:001 Musa İsraillilere şöyle dedi: 
05O 031:002 ‹‹Yüz yirmi yaşındayım. Bundan böyle size önderlik edemem. Üstelik RAB bana, ‹Şeria Irmağının karşı yakasına geçmeyeceksin› dedi. 
05O 031:003 Tanrınız RAB önünüzden geçecek. Bu ulusları önünüzden yok edecek. Ülkelerini mülk edineceksiniz. RABbin sözü uyarınca Yeşu size önderlik edecek. 
05O 031:004 RAB Amorluların kralları Sihonu ve Ogu yok edip ülkelerine yaptığının aynısını bu uluslara da yapacak. 
05O 031:005 RAB onları size teslim edecek. Onlara size verdiğim buyruklar uyarınca davranmalısınız. 
05O 031:006 Güçlü ve yürekli olun! Onlardan korkmayın, yılmayın. Çünkü sizinle birlikte giden Tanrınız RABdir. O sizi terk etmeyecek, sizi yüzüstü bırakmayacaktır.›› 
05O 031:007 Sonra Musa Yeşuyu çağırıp bütün İsraillilerin gözü önünde ona şöyle dedi: ‹‹Güçlü ve yürekli ol! Çünkü RABbin, atalarına ant içerek söz verdiği ülkeye bu halkla birlikte sen gideceksin. Ülkeyi miras olarak onlara sen vereceksin. 
05O 031:008 RABbin kendisi sana öncülük edecek, seninle birlikte olacak. Seni terk etmeyecek, seni yüzüstü bırakmayacak. Korkma, yılma.›› 
05O 031:009 Musa bu yasayı yazıp RABbin Antlaşma Sandığını taşıyan Levili kâhinlere ve bütün İsrail ileri gelenlerine verdi. 
05O 031:010 Sonra onlara şöyle buyurdu: ‹‹Her yedi yılın sonunda, borçları bağışlama yılında, Çardak Bayramında, 
05O 031:011 bütün İsrailliler Tanrınız RABbin önünde bulunmak üzere seçeceği yere geldiğinde, bu yasayı onlara okuyacaksınız. 
05O 031:012 Halkı -erkekleri, kadınları, çocukları ve kentlerinizde yaşayan yabancıları- toplayın. Öyle ki, herkes duyup öğrensin, Tanrınız RABden korksun. Bu yasanın bütün sözlerine uymaya dikkat etsin. 
05O 031:013 Yasayı bilmeyen çocuklar da duysunlar, mülk edinmek için Şeria Irmağından geçip gideceğiniz ülkede yaşadığınız sürece Tanrınız RABden korkmayı öğrensinler.›› 
05O 031:014 RAB Musaya, ‹‹Ölümüne az kaldı›› dedi, ‹‹Yeşuyu çağır. Ona buyruklarımı bildirmem için Buluşma Çadırında hazır olun.›› Böylece Musa ile Yeşu gidip Buluşma Çadırında beklediler. 
05O 031:015 Sonra RAB çadırda bulut sütununun içinde göründü; bulut çadırın kapısı üzerinde durdu. 
05O 031:016 RAB Musaya şöyle seslendi: ‹‹Yakında ölüp atalarına kavuşacaksın. Bu halk da gideceği ülkenin ilahlarına bağlanıp bana hainlik edecek. Beni bırakacak, kendileriyle yaptığım antlaşmayı bozacaklar. 
05O 031:017 O gün onlara öfkeleneceğim, onları terk edeceğim. Yüzümü onlardan çevireceğim. Başkalarına yem olacaklar, başlarına sayısız kötülükler, sıkıntılar gelecek. O gün, ‹Tanrımız bizimle olmadığı için bu kötülükler başımıza geldi› diyecekler. 
05O 031:018 Başka ilahlara yönelmekle yaptıkları kötülük yüzünden o gün kesinlikle onlardan yüzümü çevireceğim. 
05O 031:019 ‹‹Şimdi kendiniz için şu ezgiyi yazın ve İsraillilere öğretin; onu okusunlar. Öyle ki, bu ezgi İsraillilere karşı benim tanığım olsun. 
05O 031:020 Onları atalarına ant içerek söz verdiğim süt ve bal akan ülkeye getirdiğimde yiyip doyacaklar; semirince başka ilahlara yönelip onlara tapacaklar. Beni tepecek, antlaşmamı bozacaklar. 
05O 031:021 Başlarına sayısız kötülükler, sıkıntılar geldiğinde, bu ezgi onlara karşı tanıklık edecek. Çünkü çocukları bu ezgiyi unutmayacak. Ant içerek söz verdiğim ülkeye onları getirmeden önce neler tasarladıklarını biliyorum.›› 
05O 031:022 O gün Musa bu ezgiyi yazıp İsraillilere öğretti. 
05O 031:023 RAB Nun oğlu Yeşuya şu buyruğu verdi: ‹‹Güçlü ve yürekli ol! Çünkü İsraillileri, ant içerek söz verdiğim ülkeye sen götüreceksin ve ben seninle birlikte olacağım.›› 
05O 031:024 Musa yasanın sözlerini eksiksiz olarak kitaba yazmayı bitirince, 
05O 031:025 RABbin Antlaşma Sandığını taşıyan Levililere şu buyruğu verdi: 
05O 031:026 ‹‹Bu Yasa Kitabını alın, Tanrınız RABbin Antlaşma Sandığının yanına koyun. Orada size karşı bir tanık olarak kalsın. 
05O 031:027 Çünkü sizin başkaldıran, dikbaşlı kişiler olduğunuzu biliyorum. Bugün ben sağken, aranızdayken bile RABbe karşı geliyorsunuz; ölümümden sonra daha ne kadar çok başkaldıracaksınız. 
05O 031:028 Oymaklarınızın bütün ileri gelenlerini, görevlilerinizi bana getirin. Bu sözleri onlara duyuracağım. Yeri göğü onlara karşı tanık tutacağım. 
05O 031:029 Ölümümden sonra büsbütün yozlaşacağınızı, size buyurduğum yoldan sapacağınızı biliyorum. Son günlerde kötülüklerle karşılaşacaksınız. Çünkü RABbin gözünde kötü olanı yapacak ve yaptıklarınızla Onu öfkelendireceksiniz.›› 
05O 031:030 Musa şu ezginin sözlerini eksiksiz olarak bütün İsrail topluluğuna okudu: 
05O 032:001 ‹‹Ey gökler, kulak verin, sesleneyim;<br />Ey dünya, ağzımdan çıkan sözleri işit! 
05O 032:002 Öğretişim yağmur gibi damlasın;<br />Sözlerim çiy gibi düşsün,<br />Çimen üzerine çiseleyen yağmur gibi,<br />Bitkilere yağan sağanak gibi. 
05O 032:003 RABbin adını duyuracağım.<br />Ululuğu için Tanrımızı övün! 
05O 032:004 O Kayadır, işleri kusursuzdur,<br />Bütün yolları doğrudur.<br />O haksızlık etmeyen güvenilir Tanrıdır.<br />Doğru ve adildir. 
05O 032:005 Bu eğri ve sapık kuşak,<br />Ona bağlı kalmadı.<br />Onun çocukları değiller.<br />Bu onların utancıdır. 
05O 032:006 RABbe böyle mi karşılık verilir,<br />Ey akılsız ve bilgelikten yoksun halk?<br />Sizi yaratan, size biçim veren,<br />Babanız, Yaratıcınız O değil mi? 
05O 032:007 ‹‹Eski günleri anımsayın;<br />Çoktan geçmiş çağları düşünün.<br />Babanıza sorun, size anlatsın,<br />Yaşlılarınız size açıklasın. 
05O 032:008 Yüceler Yücesi uluslara paylarına düşeni verip<br />İnsanları böldüğünde,<br />Ulusların sınırlarını<br />İsrailoğullarının sayısına göre belirledi. 
05O 032:009 Çünkü RABbin payı kendi halkıdır<br />Ve Yakup soyu Onun payına düşen mirastır. ‹‹Tanrının melekleri››, Kumran ‹‹Tanrının oğulları››. 
05O 032:010 ‹‹Onu kurak bir ülkede,<br />Issız, uluyan bir çölde buldu,<br />Onu kuşattı, kayırdı,<br />Gözbebeği gibi korudu. 
05O 032:011 Yuvasında yavrularını uçmaya kışkırtan,<br />Onların üzerinde kanat çırpan bir kartal gibi,<br />Kanatlarını gerip onları aldı<br />Ve kanatları üzerinde taşıdı. 
05O 032:012 Ona yalnız RAB yol gösterdi,<br />Yanında yabancı ilah yoktu. 
05O 032:013 ‹‹Onu yeryüzünün yüksekliklerinde gezdirdi,<br />Tarlada yetişen ürünlerle doyurdu.<br />Onu kayadan akan balla,<br />Çakmaktaşından çıkardığı yağla besledi. 
05O 032:014 İneklerin yağıyla,<br />Koyunların sütüyle,<br />Besili kuzularla,<br />Başan cinsi en iyi koçlarla, tekelerle,<br />En iyi buğdayla onu besledi.<br />Halk üzümün kırmızı kanını içti. 
05O 032:015 ‹‹Yeşurun semirdi ve sahibini tepti;<br />Doyunca yağ bağlayıp ağırlaştı,<br />Kendisini yaratan Tanrıya sırt çevirdi,<br />Kurtarıcısını, Kayayı küçümsedi. verilen bir addır. 
05O 032:016 Yabancı ilahlarla Tanrıyı kıskandırıp<br />İğrençlikleriyle Onu öfkelendirdiler. 
05O 032:017 Tanrı olmayan cinlere,<br />Tanımadıkları ilahlara,<br />Atalarınızın korkmadıkları,<br />Son zamanlarda ortaya çıkan<br />Yeni ilahlara kurban kestiler. 
05O 032:018 Seni oluşturan Kayayı savsakladın,<br />Seni yaratan Tanrıyı unuttun. 
05O 032:019 ‹‹RAB bunu görünce onları reddetti;<br />Çünkü oğulları, kızları Onu öfkelendirmişlerdi. 
05O 032:020 ‹Yüzümü onlardan çevirecek<br />Ve sonlarının ne olacağını göreceğim› dedi,<br />‹Çünkü onlar sapık bir kuşak<br />Ve güvenilmez çocuklardır. 
05O 032:021 Tanrı olmayan ilahlarla<br />Beni kıskandırdılar;<br />Değersiz putlarıyla beni öfkelendirdiler.<br />Ben de halk olmayan bir halkla<br />Onları kıskandıracağım.<br />Anlayışsız bir ulusla<br />Onları öfkelendireceğim. 
05O 032:022 Çünkü size karşı öfkem ateş gibi tutuşup<br />Ölüler diyarının derinliklerine dek yanacak.<br />Yeryüzünü ve ürününü yutup yok edecek<br />Ve dağların temellerini tutuşturacak. 
05O 032:023 ‹‹ ‹Üzerlerine kötülükler yığacağım,<br />Oklarımı onlara karşı kullanacağım. 
05O 032:024 Kavurucu kıtlık, tüketici hastalık,<br />Öldürücü salgın vuracak onları.<br />Gönderdiğim canavarlar dişleriyle onlara saldıracak,<br />Toprakta sürünen zehirli yılanlar onları ısıracak. 
05O 032:025 Sokakta kılıç onları çocuksuz bırakacak;<br />Evlerinde dehşet egemen olacak.<br />Delikanlısı, genç kızı,<br />Emzikteki çocuğu, aksaçlısı ölecek. 
05O 032:026 Onları darmadağın etmeyi,<br />İnsanlar arasından anılarını silmeyi düşündüm. 
05O 032:027 Ama düşmanın alay etmesinden çekindim.<br />Öyle ki, düşman yanlış anlayıp da,<br />Bütün bunları yapan RAB değil,<br />Başarı kazanan biziz, demesin.› 
05O 032:028 ‹‹Onlar anlayışsız bir ulustur,<br />Onlarda sezgi yoktur. 
05O 032:029 Keşke bilge kişiler olsalardı, anlasalardı,<br />Sonlarının ne olacağını düşünselerdi! 
05O 032:030 Onların Kayası kendilerini satmamış<br />Ve RAB onları ele vermemiş olsaydı,<br />Nasıl bir kişi bin kişiyi kovar,<br />İki kişi on bin kişiyi kaçırtırdı? 
05O 032:031 Çünkü bizim Kayamızfö onların kayasına benzemez,<br />Düşmanlarımız bu konuda yargıç olabilir. 
05O 032:032 Onların asması Sodom asmasından,<br />Gomora bağlarındandır.<br />Üzümleri zehirle dolu,<br />Salkımları acıdır. 
05O 032:033 Şarapları yılan zehiri,<br />Kobraların öldürücü zehiridir. 
05O 032:034 ‹‹ ‹Bu kötülükleri yazmadım mı?<br />Hazinelerimde mühürlemedim mi? 
05O 032:035 Öç benimdir, karşılığını ben vereceğim,<br />Zamanı gelince ayakları kayacak,<br />Onların yıkım günü yakındır,<br />Ceza günü hızla yaklaşıyor.› 
05O 032:036 ‹‹RAB kendi halkının hakkını koruyacak,<br />Onların gücünün tükendiğini,<br />Ülkede genç yaşlı kimsenin kalmadığını görünce,<br />Kullarına acıyacaktır. 
05O 032:037 ‹Hani sığındığınız kaya,<br />Hani ilahlarınız nerede?› diyecek, 
05O 032:038 ‹Kurbanlarınızın yağını yiyen,<br />Dökmelik sununuzu içen<br />İlahlarınız hani nerede?<br />Kalksınlar da size yardım etsinler!<br />Size barınak olsunlar! 
05O 032:039 ‹‹ ‹Artık anlayın ki, ben, evet ben Oyum,<br />Benden başka tanrı yoktur!<br />Öldüren de, yaşatan da,<br />Yaralayan da, iyileştiren de benim.<br />Kimse elimden kurtaramaz. 
05O 032:040 Elimi göğe kaldırır<br />Ve sonsuzluk boyunca varlığım hakkı için derim ki, 
05O 032:041 Parlayan kılıcımı bileyip<br />Yargılamak için elime alınca,<br />Düşmanlarımdan öç alacağım,<br />Benden nefret edenlere karşılığını vereceğim. 
05O 032:042 Oklarımı kanla sarhoş edeceğim,<br />Kılıcım vurulanların, tutsakların kanıyla,<br />Düşman önderlerinin başlarıyla<br />Ve etle beslenecek.› 
05O 032:043 ‹‹Ey uluslar, Onun halkını kutlayın,<br />Çünkü O kullarının kanının öcünü alacak,<br />Düşmanlarından öç alacak,<br />Ülkesinin ve halkının günahını bağışlayacak.›› 
05O 032:044 Musa, Nun oğlu Hoşea ile birlikte gelip bu ezginin sözlerini halka okudu. 
05O 032:045 -46 56590 Musa sözlerini bitirince, İsraillilere şöyle dedi: ‹‹Bugün size bildirdiğim bu uyarıcı sözlerin tümünü benimseyin. Bu yasanın bütün sözlerine dikkat etmeleri ve yerine getirmeleri için çocuklarınıza buyruk verin. 
05O 032:047 Bunlar sizin için boş sözler değildir, sizin yaşamınızdır. Şeria Irmağından geçerek mülk edineceğiniz ülkede ömrünüz bu sözler sayesinde uzun olacaktır.›› 
05O 032:048 RAB aynı gün Musaya şöyle seslendi: 
05O 032:049 ‹‹Haavarim dağlık bölgesine, Eriha karşısında Moav ülkesindeki Nevo Dağına çık. Mülk olarak İsraillilere vereceğim Kenan ülkesine bak. 
05O 032:050 Ağabeyin Harun Hor Dağında ölüp atalarına kavuştuğu gibi, sen de çıkacağın dağda ölüp atalarına kavuşacaksın. 
05O 032:051 Çünkü ikiniz de Zin Çölünde, Meriva-Kadeş sularında, İsraillilerin önünde bana ihanet ettiniz, kutsallığımı önemsemediniz. 
05O 032:052 Bu nedenle ülkeyi ancak uzaktan göreceksin. Ama oraya, İsrail halkına vereceğim ülkeye girmeyeceksin.›› 
05O 033:001 Tanrı adamı Musa, ölümünden önce İsraillileri kutsadı. 
05O 033:002 Şöyle dedi:  ‹‹RAB Sina Dağından geldi,<br />Halkına Seirden doğdu<br />Ve Paran Dağından parladı.<br />On binlerce kutsalıyla birlikte geldi,<br />Sağ elinde halkı için alev alev yanan ateş vardı. 
05O 033:003 Ya RAB, halkları gerçekten seversin,<br />Bütün kutsallar elinin altındadır.<br />Ayaklarına kapanır,<br />Sözlerini dinlerler. 
05O 033:004 Yakupun topluluğuna miras olarak,<br />Musa bize yasayı verdi. 
05O 033:005 İsrailin oymaklarıyla<br />Halkın önderleri bir araya geldiğinde<br />RAB Yeşurunun kralı oldu. verilen bir addır. Aynı ifade 33:26da da geçer. 
05O 033:006 ‹‹Ruben yaşasın, ölmesin,<br />Halkının sayısı az olmasın.›› 
05O 033:007 Musa Yahuda için de şunları söyledi:<br />‹‹Ya RAB, Yahudanın yakarışını duy<br />Ve onu kendi halkına getir.<br />Kendisi için elleriyle savaştı.<br />Düşmanlarına karşı ona yardımcı ol.›› 
05O 033:008 Levi için de şöyle dedi:<br />‹‹Ya RAB, senin Tummimin ve Urimin<br />Sadık kulun içindir.<br />Onu Massada denedin,<br />Meriva sularında onunla tartıştın. 
05O 033:009 O annesi ve babası için,<br />‹Onları saymıyorum› dedi.<br />Kardeşlerini tanımadı,<br />Çocuklarını bilmedi.<br />Ama senin sözünü tuttu<br />Ve antlaşmana bağlı kaldı. 
05O 033:010 İlkelerini Yakup soyuna,<br />Yasanı İsraile öğretecekler.<br />Senin önünde buhur,<br />Sunağında tümüyle yakmalık sunular sunacaklar. 
05O 033:011 Ya RAB, onları el attıkları her işte kutsa,<br />Yaptıklarından hoşnut ol.<br />Ona karşı ayaklananların<br />Ve ondan nefret edenlerin belini kır,<br />Bir daha ayağa kalkmasınlar!›› 
05O 033:012 Benyamin için de şöyle dedi:<br />‹‹RABbin sevgilisi,<br />Onun yanında güvenlikte yaşasın;<br />RAB bütün gün onu korur,<br />O da RABbin kucağındafş oturur.›› 
05O 033:013 Yusuf için de şöyle dedi:<br />‹‹RAB onun ülkesini<br />Gökten yağan değerli çiyle<br />Ve yeraltındaki derin su kaynaklarıyla kutsasın. 
05O 033:014 Ülkesi güneş altında yetişen ürünlerin en iyisiyle,<br />Her ay yetişen en iyi meyvelerle, 
05O 033:015 Yaşlı dağların en seçkin armağanlarıyla,<br />Kalıcı tepelerin bolluğuyla, 
05O 033:016 Yerin en değerli ürünü ve doluluğuyla,<br />Çalıda oturanın lütfuyla bereketli olsun.<br />Yusufun başı üzerine,<br />Kardeşlerinden ayrı olanın başı üzerine bereket yağsın. 
05O 033:017 İlk doğan bir boğa kadar<br />Görkemlidir o;<br />Boynuzları yaban öküzünün boynuzları gibidir.<br />Bu boynuzlarla ulusları,<br />Yeryüzünün dört bucağındaki ulusları yaralayacak.<br />İşte böyledir Efrayimin on binleri,<br />İşte bunlardır Manaşşenin binleri.›› 
05O 033:018 Zevulun için de şöyle dedi:<br />‹‹Ey Zevulun, sevinç duy yola çıkışınla,<br />Ve sen, İssakar, çadırlarında sevin! 
05O 033:019 Ulusları dağa çağıracak,<br />Orada doğruluk kurbanları kesecekler.<br />Denizlerin bolluğuyla<br />Ve kumlarda saklı hazinelerle doyacaklar.›› 
05O 033:020 Gad için de şöyle dedi:<br />‹‹Gadın sınırını genişleten kutsansın;<br />Gad orada kol ve baş parçalayan<br />Bir aslan gibi oturuyor. 
05O 033:021 Kendine ilk toprağı seçti;<br />Önderlik payı ona verilmiştir.<br />Halkın önderleri bir araya geldiğinde,<br />RABbin doğru isteğini<br />Ve İsraile ilişkin ilkelerini,<br />O yerine getirdi.›› 
05O 033:022 Dan için de şöyle dedi:<br />‹‹Dan Başandan sıçrayan<br />Aslan yavrusudur.›› 
05O 033:023 Naftali için de şöyle dedi:<br />‹‹Ey sen, RABbin lütfu ve<br />Kutsamasıyla dolu olan Naftali!<br />Sen batıyı ve güneyi mülk edineceksin.›› 
05O 033:024 Aşer için de şöyle dedi:<br />‹‹Oğullar arasında en çok kutsanan Aşer olsun,<br />Kardeşlerinin beğenisini kazanan o olsun.<br />Ayağını zeytinyağına batırsın. 
05O 033:025 Kapı sürgülerin demir ve tunç olacak<br />Ve gücün yaşamın boyunca sürecektir.›› 
05O 033:026 ‹‹Ey Yeşurun, sana yardım için<br />Göklere ve bulutlara görkemle binen,<br />Tanrıya benzer biri yok. 
05O 033:027 Sığınağın çağlar boyu var olan Tanrıdır,<br />Seni taşıyan Onun yorulmaz kollarıdır.<br />Düşmanı önünden kovacak<br />Ve sana, ‹Onu yok et!› diyecek. 
05O 033:028 Böylece İsrail güvenlik içinde yaşayacak;<br />Tahıl ve yeni şarap ülkesinde,<br />Yakupun pınarı güvenlikte kalacak.<br />Gökler oraya çiy damlatacak. 
05O 033:029 Ne mutlu sana, ey İsrail!<br />Var mı senin gibisi?<br />Sen RAB'bin kurtardığı bir halksın.<br />RAB seni koruyan kalkan<br />Ve şanlı kılıcındır.<br />Düşmanların senin önünde küçülecek<br />Ve sen onları çiğneyeceksin.›› 
05O 034:001 Bundan sonra Musa Moav ovalarından Nevo Dağına giderek Eriha Kenti karşısındaki Pisga Dağına çıktı. RAB ona bütün ülkeyi gösterdi: 
05O 034:002 Dana kadar uzanan Gilatı, bütün Naftaliyi, Efrayim ve Manaşşe bölgelerini, Akdenize kadar uzanan bütün Yahuda bölgesini, 
05O 034:003 Negevi, hurma kenti Eriha Vadisinin Soara kadar uzanan ovasını. 
05O 034:004 Sonra Musaya şöyle dedi: ‹‹İbrahime, İshaka, Yakupa, ‹Senin soyuna vereceğim› diye ant içtiğim ülke budur. Ülkeyi sana gösterdim ama oraya gitmeyeceksin.›› 
05O 034:005 Böylece RABbin sözü uyarınca RABbin kulu Musa orada, Moav ülkesinde öldü. 
05O 034:006 RAB onu Moav ülkesinde, Beytpeor karşısındaki vadide gömdü. Bugün de mezarının nerede olduğunu kimse bilmiyor. 
05O 034:007 Musa öldüğünde yüz yirmi yaşındaydı; ne gözleri zayıflamıştı, ne de gücü tükenmişti. 
05O 034:008 İsrailliler Moav ovalarında Musa için otuz gün yas tuttular. Sonra Musa için ağlama ve yas tutma günleri sona erdi. 
05O 034:009 Nun oğlu Yeşu bilgelik ruhuyla doluydu. Çünkü Musa ellerini üzerine koymuştu. İsrailliler onu dinliyor ve RABbin Musaya verdiği buyruklar uyarınca davranıyorlardı. 
05O 034:010 O günden bu yana İsrailde Musa gibi RABbin yüz yüze görüştüğü bir peygamber çıkmadı. 
05O 034:011 RAB onu Mısırda firavuna, görevlilerine ve bütün ülkesine bir sürü belirtiler, şaşılası işler yapması için göndermişti. 
05O 034:012 Musa İsrailliler'in gözleri önünde güçlü, büyük ve ürkütücü işler yapmıştı. 
06O 001:001 RAB, kulu Musanın ölümünden sonra onun yardımcısı Nun oğlu Yeşuya şöyle seslendi: 
06O 001:002 ‹‹Kulum Musa öldü. Şimdi kalk, bütün halkla birlikte Şeria Irmağını geç. Size, İsrail halkına vereceğim ülkeye girin. 
06O 001:003 Musaya söylediğim gibi, ayak basacağınız her yeri size veriyorum. 
06O 001:004 Sınırlarınız çölden Lübnana, büyük Fırat Irmağından -bütün Hitit ülkesi dahil- batıdaki Akdenize kadar uzanacak. 
06O 001:005 Yaşamın boyunca hiç kimse sana karşı koyamayacak; nasıl Musa ile birlikte oldumsa, seninle de birlikte olacağım. Seni terk etmeyeceğim, seni yüzüstü bırakmayacağım. 
06O 001:006 ‹‹Güçlü ve yürekli ol. Çünkü halkı, atalarına vereceğime ant içtiğim ülkeyi miras almaya sen götüreceksin. 
06O 001:007 Yeter ki, güçlü ve yürekli ol. Kulum Musanın sana buyurduğu Kutsal Yasanın tümünü yerine getirmeye dikkat et. Gittiğin her yerde başarılı olmak için bu yasadan ayrılma, sağa sola sapma. 
06O 001:008 Yasa Kitabında yazılanları dilinden düşürme. Tümünü özenle yerine getirmek için gece gündüz onu düşün. O zaman başarılı olacak ve amacına ulaşacaksın. 
06O 001:009 Sana güçlü ve yürekli ol demedim mi? Korkma, yılma. Çünkü Tanrın RAB gideceğin her yerde seninle birlikte olacak.›› 
06O 001:010 Bunun üzerine Yeşu, halkın görevlilerine şöyle buyurdu: 
06O 001:011 ‹‹Ordugahın ortasından geçip halka şu buyruğu verin: ‹Kendinize kumanya hazırlayın. Çünkü Tanrınız RABbin size vereceği ülkeye girip orayı mülk edinmek için üç gün sonra Şeria Irmağını geçeceksiniz.› ›› 
06O 001:012 Yeşu, Ruben ve Gad oymaklarına ve Manaşşe oymağının yarısına da şöyle dedi: 
06O 001:013 ‹‹RABbin kulu Musanın, ‹Tanrınız RAB bu ülkeyi size verip sizi rahata erdirecek› dediğini anımsayın. 
06O 001:014 Kadınlarınız, çocuklarınız ve hayvanlarınız Şeria Irmağının doğusunda, Musanın size verdiği topraklarda kalsın. Ama sizler, bütün yiğit savaşçılar, silahlı olarak kardeşlerinizden önce ırmağı geçip onlara yardım edin. 
06O 001:015 RAB sizi rahata erdirdiği gibi, onları da rahata erdirecek. Onlar Tanrınız RABbin vereceği ülkeyi mülk edindikten sonra siz de mülk edindiğiniz topraklara, RABbin kulu Musanın Şeria Irmağının doğusunda size verdiği topraklara dönüp oraya yerleşin.›› 
06O 001:016 Önderler Yeşuya, ‹‹Bize ne buyurduysan yapacağız›› diye karşılık verdiler, ‹‹Bizi nereye gönderirsen gideceğiz. 
06O 001:017 Her durumda Musanın sözünü dinlediğimiz gibi, senin sözünü de dinleyeceğiz. Yeter ki, Musayla birlikte olmuş olan Tanrın RAB seninle de birlikte olsun. 
06O 001:018 Sözünü dinlemeyen, buyruklarına karşı gelip başkaldıran ölümle cezalandırılacaktır. Yeter ki, sen güçlü ve yürekli ol.›› 
06O 002:001 Nun oğlu Yeşu Şittimden gizlice iki casus gönderdi. ‹‹Gidip ülkeyi, özellikle de Erihayı araştırın›› dedi. Böylece yola çıkan casuslar, Rahav adında bir fahişenin evine gidip geceyi orada geçirdiler. 
06O 002:002 Bu arada Eriha Kralına, ‹‹Ülkemizi araştırmak üzere bu gece İsrail halkından buraya adamlar geldi›› diye haber verildi. 
06O 002:003 Bunun üzerine Eriha Kralı, Rahava, ‹‹Sana gelip evinde kalan o adamları dışarı çıkar›› diye haber gönderdi, ‹‹Çünkü onlar ülkemizi araştırmak için geldiler.›› 
06O 002:004 İki adamı saklamış olan Rahav, ‹‹Adamların bana geldikleri doğru›› dedi, ‹‹Ama ben nereli olduklarını bilmiyordum. 
06O 002:005 Karanlık basar basmaz, kentin kapısı kapanmak üzereyken çıktılar. Nereye gittiklerini bilmiyorum. Hemen peşlerinden giderseniz yetişirsiniz.›› 
06O 002:006 Aslında kadın onları dama çıkarmış, oraya sermiş olduğu keten saplarının altına gizlemişti. 
06O 002:007 Kralın adamlarıysa casusları Şeria Irmağının geçitlerine giden yol boyunca kovaladılar. Onlar kentten çıkar çıkmaz kapı sürgülenmişti. 
06O 002:008 Damdaki adamlar yatmadan önce kadın yanlarına çıktı. 
06O 002:009 ‹‹RABbin bu ülkeyi size verdiğini biliyorum›› dedi, ‹‹Sizden ötürü dehşete kapıldık; ülkede yaşayan herkesin korkudan dizlerinin bağı çözüldü. 
06O 002:010 Çünkü Mısırdan çıktığınızda RABbin Kızıldenizi önünüzde nasıl kuruttuğunu, Şeria Irmağının ötesindeki Amorlu iki krala -Sihon ve Oga- neler yaptığınızı, onları nasıl yok ettiğinizi duyduk. 
06O 002:011 Bunları duyduğumuzda korkudan dizlerimizin bağı çözüldü. Sizin korkunuzdan kimsede derman kalmadı. Çünkü Tanrınız RAB hem yukarıda göklerde, hem de aşağıda yeryüzünde Tanrıdır. 
06O 002:012 -13 57360 Size iyilik ettiğim gibi, siz de aileme iyilik edeceğinize lütfen RAB adına ant için. Annemi, babamı, erkek ve kız kardeşlerimle ailelerini ölümden kurtarıp hepimizi sağ bırakacağınıza ilişkin bana güvenilir bir işaret verin.›› 
06O 002:014 Adamlar, ‹‹Eğer bu yaptıklarımızı açığa vurmazsanız, yerinize ölmeye hazırız›› dediler, ‹‹RAB bu ülkeyi bize verdiğinde sana iyilik edip sözümüzü tutacağız.›› 
06O 002:015 Kent surlarında bir evde oturan Rahav, adamları iple pencereden aşağı indirdi. 
06O 002:016 Onlara, ‹‹Dağa çıkın, yoksa sizi kovalayanlarla karşılaşabilirsiniz›› dedi, ‹‹Onlar dönene kadar üç gün orada saklanın. Sonra yolunuza devam edersiniz.›› 
06O 002:017 Adamlar Rahava, ‹‹Bize içirdiğin andı tutmasına tutarız›› dediler, 
06O 002:018 ‹‹Ama ülkeye girdiğimizde şu kırmızı ipi bizi indirdiğin pencereye bağla. Anneni, babanı, kardeşlerinle babanın bütün ev halkını yanına, kendi evine topla. 
06O 002:019 Evinin kapısından dışarıya çıkan, kendi kanından sorumlu olacak; böyle biri için sorumluluk kabul etmeyiz. Ama seninle birlikte evinde olan herhangi birine gelecek zarardan biz sorumluyuz. 
06O 002:020 Ancak bu yaptıklarımızı açığa vurursan, içirdiğin ant bizi bağlamaz.›› 
06O 002:021 Kadın, ‹‹Dediğiniz gibi olsun›› diye karşılık verdi. Onları yola çıkarıp uğurladıktan sonra kırmızı ipi pencereye bağladı. 
06O 002:022 Adamlar ayrılıp dağa çıktılar; kendilerini kovalayanlar dönünceye dek üç gün orada kaldılar. Kovalayanlar yol boyu onları aradılarsa da bulamadılar. 
06O 002:023 İki adam geri dönmek üzere dağdan indi. Irmağı geçip Nun oğlu Yeşunun yanına vardılar ve başlarından geçen her şeyi ona anlattılar. 
06O 002:024 Yeşu'ya, ‹‹RAB gerçekten bütün ülkeyi elimize teslim etti›› dediler, ‹‹Orada yaşayan herkesin korkudan dizlerinin bağı çözüldü.›› 
06O 003:001 Sabah erkenden kalkan Yeşu, bütün İsrail halkıyla birlikte Şittimden yola çıkıp Şeria Irmağına kadar geldi. Irmağı geçmeden orada konakladılar. 
06O 003:002 Üçüncü günün sonunda ordugahı baştan başa geçen görevliler 
06O 003:003 halka, ‹‹Levili kâhinlerin Tanrınız RABbin Antlaşma Sandığını yüklendiklerini gördüğünüzde siz de yerinizden kalkıp sandığı izleyin›› diye buyurdular, 
06O 003:004 ‹‹Böylece hangi yöne gideceğinizi bileceksiniz. Çünkü daha önce bu yoldan hiç geçmediniz. Ama Antlaşma Sandığına yaklaşmayın; sandıkla aranızda iki bin arşın kadar bir aralık kalsın.›› 
06O 003:005 Yeşu halka, ‹‹Kendinizi kutsayın›› dedi, ‹‹Çünkü RAB yarın aranızda mucizeler yaratacak.›› 
06O 003:006 Yeşu kâhinlere, ‹‹Antlaşma Sandığını yüklenip halkın önüne geçin›› dedi. Böylece kâhinler sandığı yüklenip halkın önünde yürümeye başladılar. 
06O 003:007 Bu arada RAB Yeşuya şöyle dedi: ‹‹Musayla birlikte olduğum gibi, seninle de birlikte olduğumu anlamaları için bugün seni bütün İsrail halkının gözünde yüceltmeye başlayacağım. 
06O 003:008 Antlaşma Sandığını taşıyan kâhinlere, ‹Şeria Irmağının kıyısına varınca suda biraz ilerleyip durun› diye buyruk ver.›› 
06O 003:009 Yeşu İsrail halkına, ‹‹Yaklaşın, Tanrınız RABbin söylediklerini dinleyin›› dedikten sonra ekledi: 
06O 003:010 ‹‹Yaşayan Tanrının aranızda olduğunu, Kenan, Hitit, Hiv, Periz, Girgaş, Amor ve Yevus halklarını kesinlikle önünüzden süreceğini şundan anlayacaksınız: 
06O 003:011 Bütün yeryüzünün Egemenine ait olan Antlaşma Sandığı, sizden önce Şeria Irmağını geçecek. 
06O 003:012 Şimdi her oymaktan birer kişi olmak üzere İsrail oymaklarından kendinize on iki adam seçin. 
06O 003:013 Bütün yeryüzünün Egemeni RABbin Antlaşma Sandığını taşıyan kâhinlerin ayakları Şeria Irmağının sularına değer değmez, yukarıdan aşağıya akan sular kesilip bir yığın halinde birikecek.›› 
06O 003:014 Halk Şeria Irmağını geçmek üzere konakladığı yerden yola çıktı. Antlaşma Sandığını taşıyan kâhinler önden gidiyorlardı. 
06O 003:015 Sandığı taşıyan kâhinler ırmağın kıyısına varıp suya ayak bastıklarında -Şeria Irmağı, ekin biçme zamanında kabarır, kıyılarını basar- 
06O 003:016 ta yukarıdan gelen sular durdu, çok uzaklarda, Saretan yakınında bulunan Adam Kentinde bir yığın halinde yükselmeye başladı. Öyle ki, Arava -Lut- Gölüne akan sular tümüyle kesildi. Halk Erihanın karşısından ırmağı geçti. 
06O 003:017 RAB'bin Antlaşma Sandığı'nı taşıyan kâhinler, halkın tamamı ırmağı geçinceye dek kurumuş ırmak yatağının ortasında kıpırdamadan durdular. Böylece bütün İsrail halkı kurumuş ırmak yatağından geçti. 
06O 004:001 Halkın tümü Şeria Irmağını geçtikten sonra RAB Yeşuya şöyle seslendi: 
06O 004:002 ‹‹Her oymaktan birer kişi olmak üzere halktan on iki adam seçin. 
06O 004:003 Onlara şunu buyurun: ‹Buradan, Şeria Irmağının ortasından, kâhinlerin ayaklarını sağlam biçimde bastıkları yerden birer taş alın. Bu taşları yanınızda götürüp geceyi geçireceğiniz yere koyun.› ›› 
06O 004:004 Böylece Yeşu İsrailin her oymağından birer kişi olmak üzere seçtiği on iki adamı çağırdı. 
06O 004:005 Onlara, ‹‹Irmağın ortasına, Tanrınız RABbin Antlaşma Sandığına kadar gidin›› diye buyurdu, ‹‹İsrail halkının oymak sayısına göre her biriniz omuzuna birer taş alsın. 
06O 004:006 Bunlar sizin için bir anı olacak. Çocuklarınız ilerde, ‹Bu taşların sizin için anlamı ne?› diye sorduklarında, 
06O 004:007 onlara diyeceksiniz ki, ‹Şeria Irmağının suları RABbin Antlaşma Sandığının önünde kesildi. Antlaşma Sandığı ırmaktan geçerken akan sular durdu. Bu taşlar sonsuza dek İsrail halkı için bu olayın anısı olacak.› ›› 
06O 004:008 İsrailliler Yeşunun buyruğunu yerine getirdiler. RABbin Yeşuya söylediği gibi, İsrail oymaklarının sayısına göre Şeria Irmağının ortasından aldıkları on iki taşı konaklayacakları yere götürüp bir araya yığdılar. 
06O 004:009 Yeşu ayrıca Şeria Irmağının ortasına, Antlaşma Sandığını taşıyan kâhinlerin durduğu yere on iki taş diktirdi. Bu taşlar bugün de oradadır. 
06O 004:010 Böylece RABbin Yeşuya, halka iletilmek üzere buyurduğu her şey yerine getirilinceye dek, sandığı taşıyan kâhinler Şeria Irmağının ortasında durdular. Her şey Musanın Yeşuya buyurduğu gibi yapıldı. Halk da çabucak ırmağı geçti. 
06O 004:011 Halkın tümü geçtikten sonra kâhinler RABbin Antlaşma Sandığıyla birlikte halkın önüne geçtiler. 
06O 004:012 Ruben ve Gad oymaklarıyla Manaşşe oymağının yarısı, Musanın kendilerine buyurduğu gibi, silahlı olarak İsrail halkının önüne geçtiler. 
06O 004:013 Böylece kırk bin kadar silahlı adam savaşmak üzere RABbin önünde Eriha ovalarına girdi. 
06O 004:014 RAB o gün Yeşuyu bütün İsrail halkının gözünde yüceltti. Musaya yaşamı boyunca nasıl saygı gösterdilerse, Yeşuya da öyle saygı göstermeye başladılar. 
06O 004:015 -16 57790 RAB Yeşuya, ‹‹Levha Sandığını taşıyan kâhinlerin Şeria Irmağından çıkmalarını buyur›› dedi. 
06O 004:017 Yeşu da kâhinlere, ‹‹Şeria Irmağından çıkın›› diye buyurdu. 
06O 004:018 RABbin Antlaşma Sandığını taşıyan kâhinler Şeria Irmağının ortasından ayrılıp karaya ayak basar basmaz ırmağın suları eskisi gibi akmaya ve kıyıları basmaya başladı. 
06O 004:019 Halk Şeria Irmağını birinci ayın onuncu günü geçip Gilgalda, Erihanın doğu sınırında konakladı. 
06O 004:020 Yeşu ırmaktan alınan on iki taşı Gilgala dikti. 
06O 004:021 Sonra İsrail halkına şöyle dedi: ‹‹Çocuklarınız bir gün size, ‹Bu taşların anlamı nedir?› diye soracak olurlarsa, 
06O 004:022 onlara, ‹İsrail halkı Şeria Irmağının kurumuş yatağından geçti› diyeceksiniz. 
06O 004:023 ‹Tanrınız RAB Kızıldenizi geçişimiz boyunca önümüzde nasıl kuruttuysa, Şeria Irmağını da geçişiniz boyunca önünüzde kuruttu. 
06O 004:024 Öyle ki, yeryüzünün bütün halkları RAB'bin ne denli güçlü olduğunu anlasın; siz de Tanrınız RAB'den her zaman korkasınız!› ›› 
06O 005:001 RABbin Şeria Irmağının sularını İsraillilerin önünde, halkın geçişi boyunca nasıl kuruttuğunu duyan batı yakasındaki Amorlu krallarla Akdeniz kıyısındaki Kenanlı krallar, İsraillilerden ötürü can derdine düştüler; korkudan dizlerinin bağı çözüldü. 
06O 005:002 Bu arada RAB, Yeşuya şöyle seslendi: ‹‹Kendine taştan bıçaklar yap ve İsraillileri eskisi gibi sünnet et.›› 
06O 005:003 Böylece Yeşu taştan yaptığı bıçaklarla İsraillileri Givat-Haaralotta sünnet etti. 
06O 005:004 Bunu yapmasının nedeni şuydu: İsrailliler Mısırdan çıktıklarında savaşabilecek yaştaki bütün erkekler, Mısırdan çıktıktan sonra çölden geçerken ölmüşlerdi. 
06O 005:005 Mısırdan çıkan erkeklerin hepsi sünnetliydi. Ama Mısırdan çıktıktan sonra yolda, çölde doğan erkeklerin hiçbiri sünnet olmamıştı. 
06O 005:006 İsrailliler Mısırdan çıktıklarında savaşacak yaşta olanların tümü ölünceye dek çölde kırk yıl dolaştılar. Çünkü RABbin sözünü dinlememişlerdi. RAB bize verilmek üzere atalarımıza söz verdiği süt ve bal akan ülkeyi onlara göstermeyeceğine ant içmişti. 
06O 005:007 RAB onların yerine çocuklarını yaşattı. Sünnetsiz olan bu çocukları Yeşu sünnet etti. Çünkü yolda sünnet olmamışlardı. 
06O 005:008 Bütün erkekler sünnet edildikten sonra yaraları iyileşinceye dek ordugahta kaldılar. 
06O 005:009 RAB Yeşuya, ‹‹Mısırda uğradığınız utancı bugün üzerinizden kaldırdım›› dedi. Bugün de oraya Gilgal denmesinin nedeni budur. fiilinden türetilmiştir. 
06O 005:010 Gilgalda, Eriha ovalarında konaklamış olan İsrail halkı, ayın on dördüncü gününün akşamı Fısıh Bayramını kutladı. 
06O 005:011 Bayramın ertesi günü, tam o gün, ülkenin ürününden mayasız ekmek yaptılar ve kavrulmuş başak yediler. 
06O 005:012 Ülkenin ürününden yemeleri üzerine ertesi gün man kesildi. Man kesilince İsrailliler o yıl Kenan topraklarının ürünüyle beslendiler. 
06O 005:013 Yeşu Erihanın yakınındaydı. Başını kaldırınca önünde, kılıcını çekmiş bir adam gördü. Ona yaklaşarak, ‹‹Sen bizden misin, karşı taraftan mı?›› diye sordu. 
06O 005:014 Adam, ‹‹Hiçbiri›› dedi, ‹‹Ben RABbin ordusunun komutanıyım. Şimdi geldim.›› O zaman Yeşu yüzüstü yere kapanıp ona tapındı. ‹‹Efendimin kuluna buyruğu nedir?›› diye sordu. 
06O 005:015 RAB'bin ordusunun komutanı, ‹‹Çarığını çıkar›› dedi, ‹‹Çünkü bastığın yer kutsaldır.›› Yeşu söyleneni yaptı. 
06O 006:001 Eriha Kentinin kapıları İsrailliler yüzünden sımsıkı kapatılmıştı. Ne giren vardı, ne de çıkan. 
06O 006:002 RAB Yeşuya, ‹‹İşte Erihayı, kralını ve yiğit savaşçılarını senin eline teslim ediyorum›› dedi, 
06O 006:003 ‹‹Siz savaşçılar, kentin çevresini günde bir kez olmak üzere altı gün dolanacaksınız. 
06O 006:004 Koç boynuzundan yapılmış birer boru taşıyan yedi kâhin sandığın önünden gitsin. Yedinci gün kentin çevresini yedi kez dolanın; bu arada kâhinler borularını çalsınlar. 
06O 006:005 Kâhinlerin koç boynuzu borularını uzun uzun çaldıklarını işittiğinizde, bütün halk yüksek sesle bağırsın. O zaman kentin surları çökecek ve herkes bulunduğu yerden dosdoğru kente girecek.›› 
06O 006:006 Nun oğlu Yeşu kâhinleri çağırıp, ‹‹RABbin Antlaşma Sandığını alın›› dedi, ‹‹Yedi kâhin, ellerinde koç boynuzu borularla sandığın önünde yürüsün.›› 
06O 006:007 Sonra halka, ‹‹Kalkın, kentin çevresini dolanmaya başlayın›› dedi, ‹‹Silahlı öncüler RABbin Sandığının önünden gitsin.›› 
06O 006:008 Yeşunun bunları halka söylemesinden sonra, koç boynuzu birer boru taşıyan yedi kâhin borularını çalarak RABbin önünde ilerlemeye başladılar. Onları RABbin Antlaşma Sandığı izliyordu. 
06O 006:009 Silahlı öncüler boru çalan kâhinlerin önünden, artçılar da sandığın arkasından ilerliyor, bu arada borular çalınıyordu. 
06O 006:010 Yeşu halka şu buyruğu verdi: ‹‹Savaş naraları atmayın, sesinizi yükseltmeyin. ‹Bağırın› diyeceğim güne dek ağzınızdan tek bir söz çıkmasın. Buyruğumu duyunca bağırın.›› 
06O 006:011 Halk RABbin Sandığıyla birlikte kentin çevresini bir kez dolandı, sonra ordugaha dönüp geceyi orada geçirdi. 
06O 006:012 Ertesi sabah Yeşu erkenden kalktı. Kâhinler de RABbin Sandığını yüklendiler. 
06O 006:013 Koç boynuzu borular taşıyan yedi kâhin RABbin Sandığının önünde ilerliyor, bir yandan da borularını çalıyorlardı. Silahlı öncüler onların önünden gidiyor, artçılar da RABbin Sandığını izliyordu. Bu arada borular sürekli çalınıyordu. 
06O 006:014 Böylece ikinci gün de kentin çevresini bir kez dolanıp ordugaha döndüler. Aynı şeyi altı gün yinelediler. 
06O 006:015 Yedinci gün erkenden, şafak sökerken kalkıp kentin çevresini aynı şekilde yedi kez dolandılar. Kentin çevresini yalnız o gün yedi kez dolandılar. 
06O 006:016 Kâhinler yedinci turda borularını çalınca, Yeşu halka, ‹‹Bağırın! RAB kenti size verdi›› dedi, 
06O 006:017 ‹‹Kent, içindeki her şeyle birlikte, RABbe koşulsuz adanmıştır. Yalnız gönderdiğimiz ulakları saklamış olan fahişe Rahavla evindekiler sağ bırakılacak. 
06O 006:018 Sakın RABbe adanan herhangi bir şeye el sürmeyin. Adadığınız şeyleri alırsanız İsrailin ordugahını felakete ve yıkıma sürüklersiniz. 
06O 006:019 Bütün altınla gümüş, tunç ve demir eşya RABbe ayrılmıştır. Bunlar RABbin hazinesine girecek.›› 
06O 006:020 Halk bağırmaya başladı, kâhinler de borularını çaldılar. Boru sesini işiten halk daha yüksek sesle bağırdı. Kentin surları çöktü. Herkes bulunduğu yerden dosdoğru kente girdi. Böylece kenti ele geçirdiler. 
06O 006:021 Kadın erkek, genç yaşlı, küçük ve büyük baş hayvanlardan eşeklere dek, kentte ne kadar canlı varsa, hepsini kılıçtan geçirip yok ettiler. 
06O 006:022 Yeşu ülkeye casus olarak gönderdiği iki adama, ‹‹O fahişenin evine gidin, ant içtiğiniz gibi, kadını ve bütün yakınlarını dışarı çıkarın›› dedi. 
06O 006:023 Eve giren genç casuslar Rahavı, annesini, babasını, erkek kardeşleriyle bütün akrabalarını ve kendisine ait olan her şeyi alıp İsrail ordugahının yakınına getirdiler. 
06O 006:024 Sonra kenti içindekilerle birlikte ateşe verdiler. Ancak altını ve gümüşü, tunç ve demir eşyayı RABbin Tapınağının hazinesine koydular. 
06O 006:025 Yeşu fahişe Rahava, babasının ev halkıyla yakınlarına dokunmadı. Yeşunun Erihayı araştırmak için gönderdiği ulakları saklayan Rahav, bugün de İsraillilerin arasında yaşıyor. 
06O 006:026 Bundan sonra Yeşu şöyle ant içti: ‹‹Bu kenti, Erihayı yeniden kurmaya kalkışan, RABbin lanetine uğrasın. Buna kalkışan kişi büyük oğlunu kaybetme pahasına temel atacak, en küçük oğlunu kaybetme pahasına da kentin kapılarını yerine takacak.›› 
06O 006:027 RAB Yeşu'yla birlikteydi. Yeşu'nun ünü ülkenin her yanına yayıldı. 
06O 007:001 Ne var ki, İsrailliler adanan eşyalar konusunda RABbe ihanet ettiler. Yahuda oymağından Zerah oğlu, Zavdi oğlu, Karmi oğlu Akan adanmış eşyaların bazılarını alınca, RAB İsraillilere öfkelendi. 
06O 007:002 Yeşu, Erihadan Beytelin doğusunda, Beytaven yakınındaki Ay Kentine adamlar göndererek, ‹‹Gidip ülkeyi araştırın›› dedi. Adamlar da gidip Ay Kentini araştırdılar. 
06O 007:003 Sonra Yeşunun yanına dönerek ona, ‹‹Bütün halkın oraya gidip yorulmasına gerek yok›› dediler, ‹‹Sayısı az olan Ay halkını yenmeye iki üç bin kişi yeter.›› 
06O 007:004 Kentin üzerine yürüyen üç bin kadar İsrailli, Ay halkının önünde kaçmaya başladı. 
06O 007:005 Ay halkı onlardan otuz altı kadarını öldürdü, sağ kalanları da kentin kapısından Şevarime dek kovaladı. Bayırdan aşağı kaçanları öldürdü. Korkudan İsraillilerin dizlerinin bağı çözüldü. 
06O 007:006 Bunun üzerine Yeşu giysilerini yırtarak İsrailin ileri gelenleriyle birlikte başından aşağı toprak döküp RABbin Sandığının önünde yüzüstü yere kapandı ve akşama dek bu durumda kaldı. 
06O 007:007 Ardından şöyle dedi: ‹‹Ey Egemen RAB, bizi Amorluların eline teslim edip yok etmek için mi Şeria Irmağından geçirdin? Keşke halimize razı olup ırmağın ötesinde kalsaydık. 
06O 007:008 Ya Rab, İsrail halkı dönüp düşmanlarının önünden kaçtıktan sonra ben ne diyebilirim! 
06O 007:009 Kenanlılar ve ülkede yaşayan öbür halklar bunu duyunca çevremizi kuşatacak, adımızı yeryüzünden silecekler. Ya sen, ya Rab, kendi yüce adın için ne yapacaksın?›› 
06O 007:010 RAB Yeşuya şöyle karşılık verdi: ‹‹Ayağa kalk! Neden böyle yüzüstü yere kapanıyorsun? 
06O 007:011 İsrailliler günah işlediler. Onlarla yaptığım ve yerine getirmelerini buyurduğum antlaşmayı bozdular. Koşulsuz adanmış eşyaların bir kısmını çalıp kendi eşyaları arasına gizlediler ve yalan söylediler. 
06O 007:012 İşte bu yüzden İsrailliler düşmana karşı tutunamıyor, arkalarını dönüp düşmanlarının önünden kaçıyor. Çünkü lanete uğradılar. Sizde bulunan adanmış eşyaları yok etmezseniz, artık sizinle birlikte olmayacağım. 
06O 007:013 Kalk, halkı kutsa ve onlara de ki, ‹Kendinizi yarın için kutsayın. Çünkü İsrailin Tanrısı RAB şöyle diyor: Ey İsrail, adanmış eşyaların bir kısmını aldınız. Bunları yok etmedikçe düşmanlarınızın karşısında dayanamazsınız.› 
06O 007:014 Sabah olunca oymak oymak dizilip sırayla öne çıkacaksınız. RABbin belirleyeceği oymak, boy boy öne çıkacak. RABbin belirleyeceği boy, aile aile öne çıkacak. Yine RABbin belirleyeceği ailenin erkekleri teker teker öne çıkacak. 
06O 007:015 Adanmış eşyaları aldığı belirlenen kişi, kendisine ait her şeyle birlikte ateşe atılacak. Çünkü RABbin Antlaşmasını bozup İsrailde iğrenç bir günah işledi.›› 
06O 007:016 Sabah erkenden kalkan Yeşu, İsrail halkını oymak oymak öne çıkardı. Bunlardan Yahuda oymağı belirlendi. 
06O 007:017 Yahuda boylarını teker teker öne çıkardığında, Zerah boyu belirlendi. Zerahlılar aile aile öne çıkarıldığında Zavdi ailesi belirlendi. 
06O 007:018 Zavdi ailesinin erkekleri teker teker öne çıkarıldığında Yahuda oymağından Zerah oğlu, Zavdi oğlu, Karmi oğlu Akan belirlendi. 
06O 007:019 O zaman Yeşu Akana, ‹‹Oğlum›› dedi, ‹‹İsrailin Tanrısı RABbin hakkı için doğruyu söyle, ne yaptın, söyle bana, benden gizleme.›› İbranice ‹‹İsrailin Tanrısı RABbe yücelik ver››. Bu deyim birine ant içirmek için kullanılırdı. 
06O 007:020 Akan, ‹‹Doğru›› diye karşılık verdi, ‹‹İsrailin Tanrısı RABbe karşı günah işledim. Yaptığım şu: 
06O 007:021 Ganimetin içinde Şinarfç işi güzel bir kaftan, iki yüz şekel gümüş, elli şekel ağırlığında bir külçe altın görünce dayanamayıp aldım. En altta gümüş olmak üzere, tümünü çadırımın ortasında toprağa gömdüm.›› 
06O 007:022 Yeşunun görevlendirdiği adamlar hemen çadıra koştular. Gömülmüş eşyaları orada buldular. Gümüş en alttaydı. 
06O 007:023 Tümünü çadırdan çıkardılar, Yeşuya ve İsrail halkına getirip RABbin önünde yere serdiler. 
06O 007:024 Yeşu ile İsrail halkı, Zerah oğlu Akanı, gümüşü, altın külçeyi, kaftanı, Akanın oğullarıyla kızlarını, sığır ve davarlarıyla eşeğini, çadırıyla bütün eşyalarını alıp Akor Vadisine götürdüler. 
06O 007:025 Yeşu Akana, ‹‹Bizi neden bu felakete sürükledin?›› dedi, ‹‹RAB de bugün seni felakete sürükleyecek.›› Ardından bütün İsrail halkı Akanı taşa tuttu; kendisine ait ne varsa taşlayıp yaktı. 
06O 007:026 Akan'ın üzerine taşlardan büyük bir yığın yaptılar. Bu yığın bugün de duruyor. Bunun üzerine RAB'bin öfkesi dindi. Oranın bugün de Akor Vadisi diye anılmasının nedeni budur. 
06O 008:001 RAB Yeşuya, ‹‹Korkma, yılma›› dedi, ‹‹Bütün savaşçılarını yanına alıp Ay Kentinin üzerine yürü. Ay Kralını, halkını ve kenti bütün topraklarıyla birlikte sana teslim ediyorum. 
06O 008:002 Erihaya ve kralına ne yaptıysan, Ay Kentine ve kralına da aynısını yap. Ama mal ve hayvanlardan oluşan ganimeti kendinize ayırın. Kentin gerisinde pusu kur.›› 
06O 008:003 Böylece Yeşu bütün savaşçılarıyla birlikte Ay Kentinin üzerine yürümeye hazırlandı. Seçtiği otuz bin yiğit savaşçıyı geceleyin yola çıkarırken 
06O 008:004 onlara şöyle buyurdu: ‹‹Gidip kentin gerisinde pusuya yatın. Kentin çok uzağında durmayın. Hepiniz her an hazır olun. 
06O 008:005 Ben yanımdaki halkla birlikte kente yaklaşacağım. Bir önceki gibi, düşman kentten çıkıp üzerimize gelince, önlerinde kaçar gibi yapıp 
06O 008:006 onları kentten uzaklaştırıncaya dek ardımızdan sürükleyeceğiz. Önceki gibi onlardan kaçtığımızı sanacaklar. Biz kaçar gibi yaparken, 
06O 008:007 siz de pusu kurduğunuz yerden çıkıp kenti ele geçirirsiniz. Tanrımız RAB orayı elinize teslim edecek. 
06O 008:008 Kenti ele geçirince ateşe verin. RABbin buyruğuna göre hareket edin. İşte buyruğum budur.›› 
06O 008:009 Ardından Yeşu onları yolcu etti. Adamlar gidip Beytel ile Ay Kenti arasında, Ay Kentinin batısında pusuya yattılar. Yeşu ise geceyi halkla birlikte geçirdi. 
06O 008:010 Yeşu sabah erkenden kalkarak halkı topladı. Sonra kendisi ve İsrailin ileri gelenleri önde olmak üzere Ay Kentine doğru yola çıktılar. 
06O 008:011 Yeşu, yanındaki bütün savaşçılarla kentin üzerine yürüdü. Yaklaşıp kentin kuzeyinde ordugah kurdular. Kentle aralarında bir vadi vardı. 
06O 008:012 Yeşu beş bin kişi kadar bir güce Beytel ile Ay Kenti arasında, kentin batısında pusu kurdurdu. 
06O 008:013 Ardından hem kuzeyde ordugah kuranlar, hem batıda pusuya yatanlar savaş düzenine girdiler. Yeşu o gece vadide ilerledi. 
06O 008:014 Bunu gören Ay Kralı, kent halkıyla birlikte sabah erkenden kalktı. Zaman yitirmeden, İsraillilere karşı savaşmak üzere Arava bölgesinin karşısında belirlenen yere çıktı. Ne var ki, kentin gerisinde kendisine karşı kurulan pusudan habersizdi. 
06O 008:015 Yeşu ile yanındaki İsrailliler, kent halkı önünde bozguna uğramış gibi, çöle doğru kaçmaya başladılar. 
06O 008:016 Kentteki bütün halk İsraillileri kovalamaya çağrıldı. Ama Yeşuyu kovalarken kentten uzaklaştılar. 
06O 008:017 Ay Kentiyle Beytelden İsraillileri kovalamaya çıkmayan tek kişi kalmamıştı. İsraillileri kovalamaya çıkarlarken kent kapılarını açık bıraktılar. 
06O 008:018 RAB Yeşuya, ‹‹Elindeki palayı Ay Kentine doğru uzat; orayı senin eline teslim ediyorum›› dedi. Yeşu elindeki palayı kente doğru uzattı. 
06O 008:019 Elini uzatır uzatmaz, pusudakiler yerlerinden fırlayıp kente girdiler; kenti ele geçirip hemen ateşe verdiler. 
06O 008:020 Kentliler arkalarına dönüp bakınca, yanan kentten göklere yükselen dumanı gördüler. Çöle doğru kaçan İsrailliler de geri dönüp onlara saldırınca artık kaçacak hiçbir yerleri kalmadı. 
06O 008:021 Pusuya yatmış olanların kenti ele geçirdiğini, kentten dumanlar yükseldiğini gören Yeşu ile yanındaki İsrailliler, geri dönüp Ay halkına saldırdılar. 
06O 008:022 Kenti ele geçirenler de çıkıp saldırıya katılınca, kent halkı iki yönden gelen İsraillilerin ortasında kaldı. İsrailliler tek canlı bırakmadan hepsini öldürdüler. 
06O 008:023 Sağ olarak tutsak aldıkları Ay Kralını Yeşunun önüne çıkardılar. 
06O 008:024 İsrailliler Ay Kentinden çıkıp kendilerini kırsal alanlarda ve çölde kovalayanların hepsini kılıçtan geçirdikten sonra kente dönüp geri kalanları da kılıçtan geçirdiler. 
06O 008:025 O gün Ay halkının tümü öldürüldü. Öldürülenlerin toplamı, kadın erkek, on iki bin kişiydi. 
06O 008:026 Yeşu kentte yaşayanların tümü yok edilinceye dek pala tutan elini indirmedi. 
06O 008:027 İsrailliler, RABbin Yeşuya verdiği buyruk uyarınca, kentin yalnız hayvanlarıyla mallarını yağmaladılar. 
06O 008:028 Ardından Yeşu Ay Kentini ateşe verdi, yakıp yıkıp viraneye çevirdi. Yıkıntıları bugün de duruyor. 
06O 008:029 Ay Kralını ağaca asıp akşama dek orada bırakan Yeşu, güneş batarken cesedi ağaçtan indirerek kent kapısının dışına attırdı. Cesedin üzerine taşlardan büyük bir yığın yaptılar. Bu yığın bugün de duruyor. 
06O 008:030 Bundan sonra Yeşu Eval Dağında İsrailin Tanrısı RABbe bir sunak yaptı. 
06O 008:031 Sunak, RABbin kulu Musanın İsrail halkına verdiği buyruk uyarınca, Musanın Yasa Kitabında yazıldığı gibi yontulmamış, demir alet değmemiş taşlardan yapıldı. RABbe orada yakmalık sunular sundular, esenlik kurbanları kestiler. 
06O 008:032 Yeşu Musanın İsrail halkının önünde yazmış olduğu Kutsal Yasanın kopyasını orada taş levhalara yazdı. 
06O 008:033 Bütün İsrailliler, ileri gelenleriyle, görevlileriyle ve hakimleriyle birlikte -yabancılar dahil- RABbin Antlaşma Sandığının iki yanında, yüzleri, sandığı taşıyan Levili kâhinlere dönük olarak dizildiler. Halkın yarısı sırtını Gerizim Dağına, öbür yarısı da Eval Dağına verdi. Çünkü RABbin kulu Musa kutsanmaları için bu şekilde durmalarını daha önce buyurmuştu. 
06O 008:034 Ardından Yeşu yasanın tümünü, kutsama ve lanetle ilgili bölümleri Yasa Kitabında yazılı olduğu gibi okudu. 
06O 008:035 Böylece Yeşu'nun, yabancıların da aralarında bulunduğu kadınlı, çocuklu bütün İsrail topluluğuna, Musa'nın buyruklarından okumadığı tek bir söz kalmadı. 
06O 009:001 Şeria Irmağının ötesinde, dağlık bölgede, Şefelada ve Lübnana kadar uzanan Akdeniz kıyısındaki bütün krallar -Hitit, Amor, Kenan, Periz, Hiv ve Yevus kralları- olup bitenleri duyunca, 
06O 009:002 Yeşuya ve İsrail halkına karşı hep birlikte savaşmak için bir araya geldiler. 
06O 009:003 Givon halkı ise Yeşunun Eriha ve Ay kentlerine yaptıklarını duyunca 
06O 009:004 hileye başvurdu. Kendilerine elçi süsü vererek eşeklerinin sırtına yıpranmış heybeler, eski, yırtık ve yamalı şarap tulumları yüklediler. 
06O 009:005 Ayaklarında yıpranmış, yamalı çarıklar, sırtlarında da eski püskü giysiler vardı. Azık torbalarındaki bütün ekmekler kurumuş, küflenmişti. 
06O 009:006 Adamlar Gilgaldaki ordugaha, Yeşunun yanına gittiler. Ona ve İsrail halkına, ‹‹Uzak bir ülkeden geldik›› dediler, ‹‹Bizimle bir barış antlaşması yapmanızı istiyoruz.›› 
06O 009:007 Ama İsrailliler Hivlilere, ‹‹Sizinle neden antlaşma yapalım?›› diye karşılık verdiler, ‹‹Belki de yakınımızda yaşıyorsunuz.›› 
06O 009:008 Givonlular Yeşuya, ‹‹Biz senin kullarınız›› dediler. Yeşu, ‹‹Kimsiniz, nereden geliyorsunuz?›› diye sordu. 
06O 009:009 Onlar da, ‹‹Çok uzak bir ülkeden kalkıp geldik›› dediler. ‹‹Çünkü Tanrın RABbin ününü duyduk. Tanrınla ilgili haberleri, Mısırda yaptığı her şeyi, 
06O 009:010 Şeria Irmağının ötesindeki Amorlu iki krala, Heşbon Kralı Sihona ve Aştarotta egemenlik süren Başan Kralı Oga neler yaptığını da duyduk. 
06O 009:011 Bunun üzerine önderlerimiz ve ülkemizin bütün halkı bize şöyle dediler: ‹Onları karşılamak için yanınıza yiyecek alıp yola çıkın ve onlara, biz sizin kullarınızız; bunun için bizimle bir barış antlaşması yapmanızı istiyoruz deyin.› 
06O 009:012 Size gelmek için yola çıktığımız gün azık olarak evden aldığımız şu ekmekler sıcacıktı. Bakın şimdi, kurumuş, küflenmişler. 
06O 009:013 Şarap doldurduğumuz şu tulumlar yeniydi, bakın nasıl sıyrılıp yırtılmış. Bunca yol geldiğimiz için giysilerimiz ve çarıklarımız yıprandı.›› 
06O 009:014 İsrailliler, RABbe danışmadan Givonluların sunduğu yiyecekleri aldılar. 
06O 009:015 Yeşu da onları sağ bırakacağına söz verip onlarla bir barış antlaşması yaptı. Topluluğun önderleri de antlaşmaya bağlı kalacaklarına ant içtiler. 
06O 009:016 Ne var ki, antlaşmadan üç gün sonra Givonluların yakında, komşu topraklarda yaşadıklarını öğrendiler. 
06O 009:017 Bunun üzerine yola çıkıp üç gün sonra onların kentlerine vardılar. Bu kentler Givon, Kefira, Beerot ve Kiryat-Yearimdi. 
06O 009:018 Ancak İsrailliler bunlara dokunmadılar. Çünkü topluluğun önderleri, İsrailin Tanrısı RAB adına ant içmişlerdi. Bu yüzden topluluk önderlere karşı söylenmeye başladı. 
06O 009:019 Önderler ise, ‹‹Biz İsrailin Tanrısı RAB adına ant içtik; bu yüzden onlara el süremeyiz›› diye karşılık verdiler, 
06O 009:020 ‹‹Ant içtiğimiz için onları sağ bırakacağız; yoksa Tanrının gazabına uğrarız.›› 
06O 009:021 Sonra halka, ‹‹Onları sağ bırakalım›› dediler, ‹‹Ama bütün topluluk için odun kesip su çekmekle görevlendirilsinler.›› Böylece önderler vermiş oldukları sözü tuttular. 
06O 009:022 Ardından Yeşu Givonluları çağırıp, ‹‹Yakınımızda yaşadığınız halde neden çok uzaktan geldiğinizi söyleyip bizi aldattınız?›› dedi, 
06O 009:023 ‹‹Bunun için artık lanetlisiniz. Hep köle kalacaksınız. Tanrımın Tapınağı için odun kesip su çekeceksiniz.›› 
06O 009:024 Givonlular, ‹‹Efendimiz, Tanrın RABbin kulu Musaya verdiği buyruğu duyduk›› diye karşılık verdiler, ‹‹Musaya bütün ülkeyi size vermesini, ülkede yaşayanların hepsini yok etmenizi buyurduğunu duyduk. Sizden çok korktuk, can korkusuyla böyle davrandık. 
06O 009:025 Şimdi senin elindeyiz. Sana göre adil ve doğru olanı yap.›› 
06O 009:026 Bunun üzerine Yeşu onları İsraillilerin elinden kurtardı, öldürülmelerine izin vermedi. 
06O 009:027 O gün onları topluluk için ve gelecekte RAB'bin seçeceği yerde yapılacak RAB'bin sunağı için odun kesip su çekmekle görevlendirdi. Bugün de bu işi yapıyorlar. 
06O 010:001 Yeruşalim Kralı Adoni-Sedek, Yeşunun Erihayı ele geçirip kralını ortadan kaldırdığı gibi, Ay Kentini de ele geçirip tümüyle yıktığını, kralını öldürdüğünü, Givon halkının da İsraillilerle bir barış antlaşması yapıp onlarla birlikte yaşadığını duyunca, 
06O 010:002 büyük korkuya kapıldı. Çünkü Givon, kralların yaşadığı kentler gibi büyük bir kentti; Ay Kentinden de büyüktü ve yiğit bir halkı vardı. 
06O 010:003 Bu yüzden Yeruşalim Kralı Adoni-Sedek, Hevron Kralı Hoham, Yarmut Kralı Piram, Lakiş Kralı Yafia ve Eglon Kralı Devire şu haberi gönderdi: 
06O 010:004 ‹‹Gelin bana yardım edin, Givona saldıralım. Çünkü Givon halkı Yeşu ve İsrail halkıyla bir barış antlaşması yaptı.›› 
06O 010:005 Böylece Amorlu beş kral -Yeruşalim, Hevron, Yarmut, Lakiş ve Eglon kralları- ordularını topladılar, hep birlikte gidip Givonun karşısında ordugah kurdular; sonra saldırıya geçtiler. 
06O 010:006 Givonlular Gilgalda ordugahta bulunan Yeşuya şu haberi gönderdiler: ‹‹Biz kullarını yalnız bırakma. Elini çabuk tutup yardımımıza gel, bizi kurtar. Çünkü dağlık bölgedeki bütün Amorlu krallar bize karşı birleşti.›› 
06O 010:007 Bunun üzerine Yeşu bütün savaşçıları ve yiğit adamlarıyla birlikte Gilgaldan yola çıktı. 
06O 010:008 Bu arada RAB Yeşuya, ‹‹Onlardan korkma›› dedi, ‹‹Onları eline teslim ediyorum. Hiçbiri sana karşı koyamayacak.›› 
06O 010:009 Gilgaldan çıkıp bütün gece yol alan Yeşu, Amorlulara ansızın saldırdı. 
06O 010:010 RAB Amorluları İsraillilerin önünde şaşkına çevirdi. İsrailliler de onları Givonda büyük bir bozguna uğrattılar; Beythorona çıkan yol boyunca, Azeka ve Makkedaya dek kovalayıp öldürdüler. 
06O 010:011 RAB İsraillilerden kaçan Amorluların üzerine Beythorondan Azekaya inen yol boyunca gökten iri iri dolu yağdırdı. Yağan dolunun altında can verenler, İsraillilerin kılıçla öldürdüklerinden daha çoktu. 
06O 010:012 RABbin Amorluları İsraillilerin karşısında bozguna uğrattığı gün Yeşu halkın önünde RABbe şöyle seslendi:  ‹‹Dur, ey güneş, Givon üzerinde<br />Ve ay, sen de Ayalon Vadisinde.›› 
06O 010:013 Halk, düşmanlarından öcünü alıncaya dek güneş durdu, ay da yerinde kaldı. Bu olay Yaşar Kitabında da yazılıdır. Güneş, yaklaşık bir gün boyunca göğün ortasında durdu, batmakta gecikti. 
06O 010:014 Ne bundan önce, ne de sonra RABbin bir insanın dileğini işittiği o günkü gibi bir gün olmamıştır. Çünkü RAB İsrailden yana savaştı. 
06O 010:015 Yeşu bundan sonra İsrail halkıyla birlikte Gilgaldaki ordugaha döndü. 
06O 010:016 Amorlu beş kral kaçıp Makkedadaki bir mağarada gizlenmişlerdi. 
06O 010:017 Yeşuya, ‹‹Beş kral Makkedadaki bir mağarada gizlenirken bulundu›› diye haber verildi. 
06O 010:018 Yeşu, ‹‹Mağaranın ağzına büyük taşlar yuvarlayın, orayı korumak için adamlar görevlendirin›› dedi, 
06O 010:019 ‹‹Ama siz durmayın, düşmanı kovalayın; arkadan saldırıp kentlere ulaşmalarına engel olun. Tanrınız RAB onları elinize teslim etmiştir.›› 
06O 010:020 Yeşu ve İsrailliler düşmanı çok ağır bir yenilgiye uğratıp tamamını yok ettiler. Kurtulabilenler surlu kentlere sığındı. 
06O 010:021 Sonra bütün halk güvenlik içinde Makkedadaki ordugaha, Yeşunun yanına döndü. Hiç kimse ağzını açıp İsraillilere karşı bir şey söyleyemedi. 
06O 010:022 Sonra Yeşu adamlarına, ‹‹Mağaranın ağzını açın, beş kralı çıkarıp bana getirin›› dedi. 
06O 010:023 Onlar da beş kralı -Yeruşalim, Hevron, Yarmut, Lakiş ve Eglon krallarını- mağaradan çıkarıp Yeşuya getirdiler. 
06O 010:024 Krallar getirilince, Yeşu bütün İsrail halkını topladı. Savaşta kendisine eşlik etmiş olan komutanlara, ‹‹Yaklaşın, ayaklarınızı bu kralların boyunları üzerine koyun›› dedi. Komutanlar yaklaşıp ayaklarını kralların boyunları üzerine koydular. 
06O 010:025 Yeşu onlara, ‹‹Korkmayın, yılmayın; güçlü ve yürekli olun›› dedi, ‹‹RAB savaşacağınız düşmanların hepsini bu duruma getirecek.›› 
06O 010:026 Ardından beş kralı vurup öldürdü ve her birini bir ağaca astı. Akşama dek öylece ağaçlara asılı kaldılar. 
06O 010:027 Yeşunun buyruğu üzerine gün batımında kralların cesetlerini ağaçlardan indirdiler, gizlendikleri mağaraya atıp mağaranın ağzını büyük taşlarla kapadılar. Bu taşlar bugün de orada duruyor. 
06O 010:028 Yeşu aynı gün Makkedayı aldı, kralını ve halkını kılıçtan geçirdi. Kentte tek canlı bırakmadı, hepsini öldürdü. Makkeda Kralına da Eriha Kralına yaptığının aynısını yaptı. 
06O 010:029 Yeşu İsrail halkıyla birlikte Makkedadan Livnanın üzerine yürüyüp kente saldırdı. 
06O 010:030 RAB kenti ve kralını İsraillilerin eline teslim etti. Yeşu kentin bütün halkını kılıçtan geçirdi. Tek canlı bırakmadı. Kentin kralına da Eriha Kralına yaptığının aynısını yaptı. 
06O 010:031 Bundan sonra Yeşu İsrail halkıyla birlikte Livnadan Lakiş üzerine yürüdü. Kentin karşısında ordugah kurup saldırıya geçti. 
06O 010:032 RAB Lakişi İsraillilerin eline teslim etti. Yeşu ertesi gün kenti aldı. Livnada yaptığı gibi, halkı ve kentteki bütün canlıları kılıçtan geçirdi. 
06O 010:033 Bu arada Gezer Kralı Horam Lakişe yardıma geldi. Yeşu onu ve ordusunu yenilgiye uğrattı; kimseyi sağ bırakmaksızın hepsini öldürdü. 
06O 010:034 İsrail halkıyla birlikte Lakişten Eglon üzerine yürüyen Yeşu, kentin karşısında ordugah kurup saldırıya geçti. 
06O 010:035 Kenti aynı gün ele geçirdiler. Lakişte yaptığı gibi, halkı ve kentteki bütün canlıları o gün kılıçtan geçirip yok ettiler. 
06O 010:036 Ardından Yeşu İsrail halkıyla birlikte Eglondan Hevron üzerine yürüyüp saldırıya geçti. 
06O 010:037 Kenti aldılar, kralını, halkını ve köylerindeki bütün canlıları kılıçtan geçirdiler. Eglonda yaptıkları gibi, herkesi öldürdüler; kimseyi sağ bırakmadılar. 
06O 010:038 Bundan sonra Yeşu İsrail halkıyla birlikte geri dönüp Devire saldırdı. 
06O 010:039 Kralıyla birlikte Deviri ve köylerini alıp bütün halkı kılıçtan geçirdi; tek canlı bırakmadı, hepsini öldürdü. Hevrona, Livnaya ve kralına ne yaptıysa, Devire ve kralına da aynısını yaptı. 
06O 010:040 Böylece Yeşu dağlık bölge, Negev, Şefela ve dağ yamaçları dahil, bütün ülkeyi ele geçirip buralardaki kralların tümünü yenilgiye uğrattı. Hiç kimseyi esirgemedi. İsrailin Tanrısı RABbin buyruğu uyarınca kimseyi sağ bırakmadı, hepsini öldürdü. 
06O 010:041 Kadeş-Barneadan Gazzeye kadar, Givona kadar uzanan bütün Goşen bölgesini egemenliği altına aldı. 
06O 010:042 Bütün bu kralları ve topraklarını tek bir savaşta ele geçirdi. Çünkü İsrailin Tanrısı RAB İsrailden yana savaşmıştı. 
06O 010:043 Ardından Yeşu İsrail halkıyla birlikte Gilgal'daki ordugaha döndü. 
06O 011:001 Olup bitenleri duyan Hasor Kralı Yavin, Madon Kralı Yovava, Şimron ve Akşaf krallarına, 
06O 011:002 dağlık kuzey bölgesinde, Kinneret Gölünün güneyindeki Aravada, Şefelada ve batıda Dor Kenti sırtlarındaki krallara, 
06O 011:003 doğu ve batı bölgelerindeki Kenan, Amor, Hitit, Periz halklarına ve dağlık bölgedeki Yevuslularla Hermon Dağının eteğindeki Mispa bölgesinde yaşayan Hivlilere haber gönderdi. 
06O 011:004 Bu krallar bütün ordularıyla, kıyıların kumu kadar sayısız askerleriyle, çok sayıdaki at ve savaş arabalarıyla yola çıktılar. 
06O 011:005 Bütün bu krallar İsraillilere karşı savaşmak üzere birleşerek Merom suları kıyısına gelip hep birlikte ordugah kurdular. 
06O 011:006 Bu arada RAB Yeşuya, ‹‹Onlardan korkma›› diye seslendi, ‹‹Onların hepsini yarın bu saatlerde İsrailin önünde yere sereceğim. Atlarını sakatlayıp savaş arabalarını ateşe ver.›› 
06O 011:007 Böylece Yeşu bütün ordusuyla birlikte Merom suları kıyısındaki kralların üzerine beklenmedik bir anda yürüdü ve onlara saldırdı. 
06O 011:008 RAB onları İsraillilerin eline teslim etti. Onları bozguna uğratan İsrailliler, kaçanları Büyük Saydaya, Misrefot-Mayime ve doğuda Mispe Vadisine kadar kovalayıp öldürdüler; kimseyi sağ bırakmadılar. 
06O 011:009 Yeşu, RABbin kendisine buyurduğu gibi yaptı, atlarını sakatladı, savaş arabalarını ateşe verdi. 
06O 011:010 Yeşu bundan sonra geri dönüp Hasoru ele geçirdi, Hasor Kralını kılıçla öldürdü. Çünkü Hasor eskiden bütün bu krallıkların başıydı. 
06O 011:011 İsrailliler kentteki bütün canlıları kılıçtan geçirip yok ettiler. Soluk alan bir tek kişiyi esirgemediler. Ardından Yeşu Hasoru ateşe verdi. 
06O 011:012 Böylece bütün bu kentlerle krallarını ele geçirdi. RABbin kulu Musanın buyruğu uyarınca hepsini kılıçtan geçirip yok etti. 
06O 011:013 Ancak, İsrailliler, Yeşunun ateşe verdiği Hasor dışında, tepe üzerinde kurulu kentlerden hiçbirini ateşe vermediler. 
06O 011:014 Bu kentlerdeki bütün mal ve hayvanları ganimet olarak aldılar, insanların tümünü ise kılıçtan geçirip öldürdüler; soluk alan bir tek kişiyi esirgemediler. 
06O 011:015 RABbin kulu Musa RABden aldığı buyrukları Yeşuya aktarmıştı. Yeşu bunlara uydu ve RABbin Musaya buyurduklarını eksiksiz yerine getirdi. 
06O 011:016 -17 59760 Böylece Yeşu, dağlık bölge, bütün Negev ve Goşen bölgesi, Şefela, Arava ve İsrail dağlarıyla bu dağların etekleri, Seir yönünde yükselen Halak Dağından Hermon Dağının altındaki Lübnan Vadisinde bulunan Baal-Gata varıncaya dek bütün toprakları ele geçirdi. Buraların krallarını yakalayıp öldürdü. 
06O 011:018 Yeşu bu krallarla uzun süre savaştı. 
06O 011:019 Givonda yaşayan Hivliler dışında, İsraillilerle barış antlaşması yapan bir kent olmadı. İsrailliler öbür kentlerin hepsini savaşarak aldılar. 
06O 011:020 Çünkü onları İsraile karşı savaşmaya kararlı yapan RABbin kendisiydi. Böylece RABbin Musaya buyurduğu gibi, İsrailliler onlara acımadı, hepsini öldürüp yok ettiler. 
06O 011:021 Yeşu bundan sonra Anaklıların üzerine yürüdü. Onları dağlık bölgeden, Hevron, Devir ve Anavdan, Yahuda ve İsrailin bütün dağlık bölgelerinden söküp attı. Kentleriyle birlikte onları tümüyle yok etti. 
06O 011:022 İsraillilerin elindeki topraklarda hiç Anaklı kalmadı. Yalnız Gazze, Gat ve Aşdotta sağ kalanlar oldu. 
06O 011:023 RAB'bin Musa'ya söylediği gibi, Yeşu bütün ülkeyi ele geçirdi ve İsrail oymakları arasında mülk olarak bölüştürdü. Böylece savaş sona erdi, ülke barışa kavuştu. 
06O 012:001 İsraillilerin bozguna uğrattığı, Şeria Irmağının doğusunda, Aravanın bütün doğusu ile Arnon Vadisinden Hermon Dağına kadar topraklarını ele geçirdiği krallar şunlardır: 
06O 012:002 -3 59840 Heşbonda oturan Amorluların Kralı Sihon: Krallığı Arnon Vadisi kıyısındaki Aroerden -vadinin ortasından- başlıyor, Ammonluların sınırı olan Yabbuk Irmağına dek uzanıyor, Gilatın yarısını içine alıyordu. Arava bölgesinin doğusu da ona aitti. Burası Kinneret Gölünden Arava -Lut- Gölüne uzanıyor, doğuda Beytyeşimota, güneyde de Pisga Dağının yamaçlarına varıyordu. 
06O 012:004 Sağ kalan Refalılardan, Aştarot ve Edreide oturan Başan Kralı Og: 
06O 012:005 Kral Og, Hermon Dağı, Salka, Geşurlularla Maakalıların sınırına kadar bütün Başanı ve Heşbon Kralı Sihonun sınırına kadar uzanan Gilatın yarısını yönetiyordu. 
06O 012:006 RABbin kulu Musanın ve İsraillilerin yenilgiye uğrattığı krallar bunlardı. RABbin kulu Musa bunların topraklarını Ruben ve Gad oymaklarıyla Manaşşe oymağının yarısına mülk olarak verdi. 
06O 012:007 -8 59880 Lübnan Vadisindeki Baal-Gattan, Seir yönünde yükselen Halak Dağına kadar Şeria Irmağının batısında bulunan toprakların kralları -Yeşu ve İsraillilerin yenilgiye uğrattığı kralları- şunlardır: -Yeşu, Hitit, Amor, Kenan, Periz, Hiv ve Yevus halklarına ait dağlık bölgeyi, Şefelayı, Arava bölgesini, dağ yamaçlarını, çölü ve Negevi İsrail oymakları arasında mülk olarak bölüştürdü.- 
06O 012:009 Eriha Kralı, Beytel yakınındaki Ay Kentinin Kralı, 
06O 012:010 Yeruşalim Kralı, Hevron Kralı, 
06O 012:011 Yarmut Kralı, Lakiş Kralı, 
06O 012:012 Eglon Kralı, Gezer Kralı, 
06O 012:013 Devir Kralı, Geder Kralı, 
06O 012:014 Horma Kralı, Arat Kralı, 
06O 012:015 Livna Kralı, Adullam Kralı, 
06O 012:016 Makkeda Kralı, Beytel Kralı, 
06O 012:017 Tappuah Kralı, Hefer Kralı, 
06O 012:018 Afek Kralı, Şaron Kralı, 
06O 012:019 Madon Kralı, Hasor Kralı, 
06O 012:020 Şimron-Meron Kralı, Akşaf Kralı, 
06O 012:021 Taanak Kralı, Megiddo Kralı, 
06O 012:022 Kedeş Kralı, Karmeldeki Yokneam Kralı, 
06O 012:023 Dor sırtlarındaki Dor Kralı, Gilgaldaki Goyim Kralı 
06O 012:024 ve Tirsa Kralı. Toplam otuz bir kral. 
06O 013:001 Yeşu kocamış, yaşı hayli ilerlemişti. RAB ona, ‹‹Artık yaşlandın, yaşın hayli ilerledi›› dedi, ‹‹Ama mülk olarak alınacak daha çok toprak var. 
06O 013:002 ‹‹Alınacak topraklar şunlardır: Bütün Filist ve Geşur bölgeleri; 
06O 013:003 -Mısırın doğusundaki Şihor Irmağından, kuzeyde Ekron sınırlarına kadar uzanan bölge Kenanlılara ait sayılırdı.- Gazze, Aşdot, Aşkelon, Gat ve Ekron adlı beş Filist beyliği ve Avlıların toprakları; 
06O 013:004 güneyde bütün Kenan toprakları; Afeke, yani Amor sınırına kadar, Saydalılara ait olan Meara; 
06O 013:005 Gevalıların toprakları; Hermon Dağı eteğindeki Baal-Gattan Levo-Hamata kadar doğu yönündeki bütün Lübnan toprakları. 
06O 013:006 Lübnandan Misrefot-Mayime dek uzanan dağlık bölgede yaşayanları, bütün Saydalıları İsraillilerin önünden söküp atacağım. Sana buyurduğum gibi, buraları kura ile İsrailliler arasında mülk olarak bölüştür. 
06O 013:007 ‹‹Bu toprakları şimdiden dokuz oymakla Manaşşe oymağının yarısı arasında mülk olarak bölüştür.›› 
06O 013:008 Manaşşe oymağının öbür yarısı ile Ruben ve Gad oymakları, RABbin kulu Musanın Şeria Irmağının doğusundaki toprakları kendilerine vermesiyle mülkten paylarını almışlardı. 
06O 013:009 Bu topraklar şunlardır: Arnon Vadisi kıyısında Aroerden vadinin ortasındaki kentle Divona kadar uzanan Medeva Yaylası; 
06O 013:010 Heşbonda egemenlik sürmüş olan Amor Kralı Sihonun Ammon sınırına kadar uzanan bütün kentleri; 
06O 013:011 Gilat, Geşur ve Maaka toprakları, Hermon Dağıyla Salkaya kadar bütün Başan; 
06O 013:012 sağ kalan Refalılardan biri olup Aştarot ve Edreide egemenlik sürmüş olan Kral Ogun Başanda kalan topraklarının tümü. Musanın, krallarını yenilgiye uğratıp ele geçirdiği topraklar bunlardı. 
06O 013:013 İsrailliler Geşurluları ve Maakalıları topraklarından sürmediler; bunlar bugün de İsrailliler arasında yaşıyorlar. 
06O 013:014 Musa, yalnız Levi oymağına topraktan pay vermedi. RABden aldığı buyruğa göre, Levililerin payı İsrailin Tanrısı RAB için yakılan sunulardı. 
06O 013:015 Musanın boy sayısına göre Ruben oymağına verdiği topraklar şunlardır: 
06O 013:016 Arnon Vadisi kıyısında Aroerden vadinin ortasındaki kente kadar uzanan bölgeyle Medevanın çevresindeki yaylanın tümü; 
06O 013:017 Heşbon ve buna bağlı yayladaki bütün kentler; Divon, Bamot-Baal, Beytbaal-Meon, 
06O 013:018 Yahsa, Kedemot, Mefaat, 
06O 013:019 Kiryatayim ve Sivma, vadideki tepede kurulu Seret-Şahar, 
06O 013:020 Beytpeor, Pisga yamaçları, Beytyeşimot, 
06O 013:021 yayladaki kentlerle Heşbonda egemenlik sürmüş olan Amor Kralı Sihonun bütün ülkesi. Musa Sihonu ve Sihonun egemenliği altındaki topraklarda yaşayan Midyan beylerini -Evi, Rekem, Sur, Hur ve Revayı- yenilgiye uğratmıştı. 
06O 013:022 Öldürülenler arasında İsraillilerin kılıçtan geçirdiği Beor oğlu falcı Balam da vardı. 
06O 013:023 Rubenoğullarının sınırı Şeria Irmağına dayanıyordu. Rubenoğullarına, boy sayısına göre köyleriyle birlikte mülk olarak verilen kentler bunlardı. 
06O 013:024 Musa Gad oymağına da boy sayısına göre miras verdi. 
06O 013:025 Verdiği topraklar şunlardı: Yazer bölgesi, bütün Gilat kentleri, Rabba yakınındaki Aroere kadar uzanan Ammonlulara ait toprakların yarısı; 
06O 013:026 Heşbondan Ramat-Mispeye ve Betonime, Mahanayimden Devir sınırına kadarki bölge; 
06O 013:027 Şeria Ovasındaki Beytharam, Beytnimra, Sukkot, Safon, Heşbon Kralı Sihonun topraklarından geri kalan bölüm, Kinneret Gölünün güney ucuna kadar uzanan Şeria Irmağının doğu yakası. 
06O 013:028 Gadoğullarına, boy sayısına göre köyleriyle birlikte mülk olarak verilen kentler bunlardı. 
06O 013:029 Musa, Manaşşe oymağının yarısına boy sayısına göre topraktan miras vermişti. 
06O 013:030 Bu topraklar Mahanayimden başlıyor, Başan Kralı Ogun ülkesini -bütün Başanı- ve Yairin Başandaki yerleşim birimlerinin tümünü, yani toplam altmış kenti, 
06O 013:031 Gilatın yarısını, Başan Kralı Ogun egemenliğindeki Aştarot ve Edrei kentlerini içine alıyordu. Buralar, Manaşşe oğlu Makirin soyuna, boy sayısına göre Makiroğullarının yarısına ayrılmıştı. 
06O 013:032 Musanın, Erihanın doğusunda, Şeria Irmağının ötesinde kalan Moav ovalarındayken bölüştürdüğü topraklar bunlardır. 
06O 013:033 Ama Levi oymağına topraktan pay vermedi. Söz verdiği gibi, onların mirası İsrail'in Tanrısı RAB'bin kendisidir. 
06O 014:001 İsraillilerin Kenanda mülk edindiği topraklara gelince, bu topraklar Kâhin Elazar, Nun oğlu Yeşu ve İsrail oymaklarının boy başları tarafından miras olarak İsrailliler arasında bölüştürülmüştür. 
06O 014:002 RABbin Musa aracılığıyla buyurduğu gibi, paylar dokuz oymakla bir oymağın yarısı arasında kura ile bölüştürüldü. 
06O 014:003 Çünkü Musa iki oymakla yarım oymağın payını Şeria Irmağının doğusunda vermişti. Ama onlarla birlikte Levililere mülkten pay vermemişti. 
06O 014:004 Yusufun soyundan gelenler, Manaşşe ve Efrayim diye iki oymak oluşturuyordu. Levililere de yerleşecekleri kentler ve bu kentlerin çevresinde büyük ve küçük baş hayvanlarına ayrılan otlaklar dışında topraktan pay verilmedi. 
06O 014:005 İsrailliler, RABbin Musaya verdiği buyruğa göre hareket edip ülkeyi paylaştılar. 
06O 014:006 Bu arada Yahudaoğulları Gilgalda bulunan Yeşunun yanına geldiler. Kenizli Yefunne oğlu Kalev Yeşuya şöyle dedi: ‹‹RABbin Kadeş-Barneada Tanrı adamı Musaya senin ve benim hakkımda neler söylediğini biliyorsun. 
06O 014:007 RABbin kulu Musa ülkeyi araştırmak üzere beni Kadeş-Barneadan gönderdiğinde kırk yaşındaydım. Gördüklerimi ona açık yüreklilikle ilettim. 
06O 014:008 Ne var ki, benimle gelmiş olan soydaşlarım halkı korkuya düşürdüler. Ama ben tümüyle Tanrım RABbin yolundan gittim. 
06O 014:009 Bu nedenle Musa o gün, ‹Tümüyle Tanrım RABbin yolundan gittiğin için ayak bastığın topraklar sonsuza dek sana ve oğullarına mülk olacak› diye ant içti. 
06O 014:010 RAB sözünü tuttu, beni yaşattı. İsrailliler çölden geçerken RABbin Musaya bu sözleri söylediği günden bu yana kırk beş yıl geçti. Şimdi seksen beş yaşındayım. 
06O 014:011 Bugün de Musanın beni gönderdiği günkü kadar güçlüyüm. O günkü gibi hâlâ savaşa gidip gelecek güçteyim. 
06O 014:012 RABbin o gün söz verdiği gibi, bu dağlık bölgeyi şimdi bana ver. Orada Anaklıların yaşadığını ve surlarla çevrili büyük kentleri olduğunu o gün sen de duymuştun. Belki RAB bana yardım eder de, Onun dediği gibi, onları oradan sürerim.›› 
06O 014:013 Yeşu Yefunne oğlu Kalevi kutsadı ve Hevronu ona mülk olarak verdi. 
06O 014:014 Böylece Hevron bugün de Kenizli Yefunne oğlu Kalevin mülküdür. Çünkü o, tümüyle İsrailin Tanrısı RABbin yolundan gitti. 
06O 014:015 Hevron'un eski adı Kiryat-Arba'ydı. Arba, Anaklılar'ın en güçlü adamının adıydı. Böylece savaş sona erdi ve ülke barışa kavuştu. 
06O 015:001 Boy sayısına göre Yahuda oymağına verilen bölge, güneyde Edom sınırına, en güneyde de Zin Çölüne kadar uzanıyordu. 
06O 015:002 Güney sınırları, Lut Gölünün güney ucundaki körfezden başlayıp 
06O 015:003 Akrep Geçidinin güneyine, oradan da Zin Çölüne geçiyor, Kadeş-Barneanın güneyinden Hesrona ve Addara çıkıyor, oradan da Karkaya kıvrılıyor, 
06O 015:004 Asmonu aşıp Mısır Vadisine uzanıyor ve Akdenizde son buluyordu. Güney sınırları buydu. 
06O 015:005 Doğu sınırı, Lut Gölü kıyısı boyunca Şeria Irmağının ağzına kadar uzanıyordu. Kuzey sınırı, Şeria Irmağının göl ağzındaki körfezden başlıyor, 
06O 015:006 Beythoglaya ulaşıp Beytaravanın kuzeyinden geçiyor, Ruben oğlu Bohanın taşına varıyordu. 
06O 015:007 Sınır, Akor Vadisinden Devire çıkıyor, vadinin güneyinde Adummim Yokuşu karşısındaki Gilgala doğru kuzeye yöneliyor, buradan Eyn-Şemeş sularına uzanarak Eyn-Rogele dayanıyordu. 
06O 015:008 Sonra Ben-Hinnom Vadisinden geçerek Yevus Kentinin -Yeruşalimin- güney sırtlarına çıkıyor, buradan Refaim Vadisinin kuzey ucunda bulunan Hinnom Vadisinin batısındaki dağın doruğuna yükseliyor, 
06O 015:009 oradan da Neftoah sularının kaynağına kıvrılıyor, Efron Dağındaki kentlere uzanarak Baalaya -Kiryat-Yearime- dönüyordu. 
06O 015:010 Baaladan batıya, Seir Dağına yönelen sınır, Yearim -Kesalon- Dağının kuzey sırtları boyunca uzanarak Beytşemeşe iniyor, Timnaya varıyordu. 
06O 015:011 Sonra Ekronun kuzey sırtlarına uzanıyor, Şikerona doğru kıvrılarak Baala Dağına ulaştıktan sonra Yavneele çıkıyor, Akdenizde son buluyordu. 
06O 015:012 Batı sınırı Akdenizin kıyılarıydı. Yahudaoğullarından gelen boyların çepeçevre sınırları buydu. 
06O 015:013 Yeşu, RABden aldığı buyruk uyarınca, Yahuda bölgesindeki Kiryat-Arbayı -Hevronu- Yefunne oğlu Kaleve miras olarak verdi. Arba, Anaklıların atasıydı. 
06O 015:014 Kalev, Anakın üç torununu, onun soyundan gelen Şeşay, Ahiman ve Talmayı oradan sürdü. 
06O 015:015 Oradan eski adı Kiryat-Sefer olan Devir Kenti halkının üzerine yürüdü. 
06O 015:016 Kalev, ‹‹Kiryat-Sefer halkını yenip orayı ele geçirene kızım Aksayı eş olarak vereceğim›› dedi. 
06O 015:017 Kenti Kalevin kardeşi Kenazın oğlu Otniel ele geçirdi. Bunun üzerine Kalev kızı Aksayı ona eş olarak verdi. 
06O 015:018 Kız Otnielin yanına varınca, onu babasından bir tarla istemeye zorladı. Kalev, eşeğinden inen kızına, ‹‹Bir isteğin mi var?›› diye sordu. 
06O 015:019 Kız, ‹‹Bana bir armağan ver›› dedi, ‹‹Madem Negevdeki toprakları bana verdin, su kaynaklarını da ver.›› Böylece Kalev yukarı ve aşağı su kaynaklarını ona verdi. 
06O 015:020 Boy sayısına göre Yahudaoğulları oymağının payı buydu. 
06O 015:021 Yahudaoğulları oymağının Edom sınırlarına doğru en güneyde kalan kentleri şunlardı: Kavseel, Eder, Yagur, 
06O 015:022 Kina, Dimona, Adada, 
06O 015:023 Kedeş, Hasor, Yitnan, 
06O 015:024 Zif, Telem, Bealot, 
06O 015:025 Hasor-Hadatta, Keriyot-Hesron -Hasor- 
06O 015:026 Amam, Şema, Molada, 
06O 015:027 Hasar-Gadda, Heşmon, Beytpelet, 
06O 015:028 Hasar-Şual, Beer-Şeva, Bizyotya, 
06O 015:029 Baala, İyim, Esem, 
06O 015:030 Eltolat, Kesil, Horma, 
06O 015:031 Ziklak, Madmanna, Sansanna, 
06O 015:032 Levaot, Şilhim, Ayin ve Rimmon; köyleriyle birlikte yirmi dokuz kent. 
06O 015:033 Şefeladakiler, Eştaol, Sora, Aşna, 
06O 015:034 Zanoah, Eyn-Gannim, Tappuah, Enam, 
06O 015:035 Yarmut, Adullam, Soko, Azeka, 
06O 015:036 Şaarayim, Aditayim, Gedera ve Gederotayim; köyleriyle birlikte on dört kent. 
06O 015:037 Senan, Hadaşa, Migdal-Gad, 
06O 015:038 Dilan, Mispe, Yokteel, 
06O 015:039 Lakiş, Boskat, Eglon, 
06O 015:040 Kabbon, Lahmas, Kitliş, 
06O 015:041 Gederot, Beytdagon, Naama ve Makkeda; köyleriyle birlikte on altı kent. 
06O 015:042 Livna, Eter, Aşan, 
06O 015:043 Yiftah, Aşna, Nesiv, 
06O 015:044 Keila, Akziv ve Mareşa; köyleriyle birlikte dokuz kent. 
06O 015:045 Kasaba ve köyleriyle birlikte Ekron; 
06O 015:046 Ekronun batısı, Aşdotun çevresindeki bütün köyler; 
06O 015:047 kasaba ve köyleriyle birlikte Aşdot; Mısır Vadisine ve Akdenizin kıyısına kadar kasaba ve köyleriyle birlikte Gazze. 
06O 015:048 Dağlık bölgede Şamir, Yattir, Soko, 
06O 015:049 Danna, Kiryat-Sanna -Devir- 
06O 015:050 Anav, Eştemo, Anim, 
06O 015:051 Goşen, Holon ve Gilo; köyleriyle birlikte on bir kent. 
06O 015:052 Arav, Duma, Eşan, 
06O 015:053 Yanum, Beyttappuah, Afeka, 
06O 015:054 Humta, Kiryat-Arba -Hevron- ve Sior; köyleriyle birlikte dokuz kent. 
06O 015:055 Maon, Karmel, Zif, Yutta, 
06O 015:056 Yizreel, Yokdeam, Zanoah, 
06O 015:057 Kayin, Giva ve Timna; köyleriyle birlikte on kent. 
06O 015:058 Halhul, Beytsur, Gedor, 
06O 015:059 Maarat, Beytanot ve Eltekon; köyleriyle birlikte altı kent. 
06O 015:060 Kiryat-Baal -Kiryat-Yearim- ve Rabba; köyleriyle birlikte iki kent. 
06O 015:061 Çölde Beytarava, Middin, Sekaka, 
06O 015:062 Nivşan, Tuz Kenti ve Eyn-Gedi; köyleriyle birlikte altı kent. 
06O 015:063 Yahudaoğulları Yeruşalim'de yaşayan Yevuslular'ı oradan çıkartamadılar. Yevuslular bugün de Yeruşalim'de Yahudaoğulları'yla birlikte yaşıyorlar. 
06O 016:001 Kurada Yusufoğullarına düşen toprakların sınırları, doğuda Eriha sularının doğusundan, Erihadaki Şeria Irmağından başlayarak çöle geçiyor, Erihadan Beytelin dağlık bölgesine çıkıyor, 
06O 016:002 Beytelden Luza geçerek Arklıların sınırına, Atarota uzanıyordu. 
06O 016:003 Sınır batıda Yafletlilerin topraklarına, Aşağı Beythoron bölgesine, oradan da Gezere iniyor ve Akdenizde son buluyordu. 
06O 016:004 Böylece Yusufun soyundan gelen Manaşşe ve Efrayim paylarını almış oldular. 
06O 016:005 Boy sayısına göre Efrayimoğullarına pay olarak verilen toprakların sınırları, doğuda Atrot-Addardan yukarı Beythorona kadar uzanarak 
06O 016:006 Akdenize varıyordu. Sınır kuzeyde Mikmetatta doğuya, Taanat-Şiloya dönüyor, kentin doğusundan geçip Yanoaha uzanıyor, 
06O 016:007 buradan Atarot ve Naaraya iniyor, Erihayı aşarak Şeria Irmağına ulaşıyordu. 
06O 016:008 Sınır Tappuahtan batıya, Kana Vadisine uzanıp Akdenizde son buluyordu. Boy sayısına göre Efrayimoğulları oymağının payı buydu. 
06O 016:009 Ayrıca Manaşşeoğullarına düşen payda da Efrayimoğullarına ayrılan kentler ve bunlara bağlı köyler vardı. 
06O 016:010 Ne var ki, Efrayimoğulları Gezer'de yaşayan Kenanlılar'ı buradan sürmediler. Kenanlılar bugüne kadar Efrayimoğulları arasında yaşayıp onlara ücretsiz hizmet etmek zorunda kaldılar. 
06O 017:001 Yusufun büyük oğlu Manaşşenin oymağı için kura çekildi. -Gilat ve Başan, Manaşşenin ilk oğlu Makire verilmişti. Çünkü Gilatlıların atası olan Makir büyük bir savaşçıydı.- 
06O 017:002 Manaşşe soyundan gelen öbürleri -Aviezer, Helek, Asriel, Şekem, Hefer ve Şemidaoğulları- bu kuranın içindeydi. Bunlar boylarına göre Yusuf oğlu Manaşşenin erkek çocuklarıydı. 
06O 017:003 Bunlardan Manaşşe oğlu, Makir oğlu, Gilat oğlu, Hefer oğlu Selofhatın erkek çocuğu olmadı; yalnız Mahla, Noa, Hogla, Milka ve Tirsa adında kızları vardı. 
06O 017:004 Bunlar, Kâhin Elazara, Nun oğlu Yeşuya ve önderlere gidip şöyle dediler: ‹‹RAB, Musaya erkek akrabalarımızla birlikte bize de mirastan pay verilmesini buyurdu.›› RABbin bu buyruğu üzerine Yeşu, amcalarıyla birlikte onlara da mirastan pay verdi. 
06O 017:005 Böylece Manaşşe oymağına Şeria Irmağının doğusundaki Gilat ve Başan bölgelerinden başka on pay verildi. 
06O 017:006 Çünkü Manaşşenin kız torunları da erkek torunların yanısıra mirastan pay almışlardı. Gilat bölgesi ise Manaşşenin öbür oğullarına verilmişti. 
06O 017:007 Manaşşe sınırı Aşer sınırından Şekem yakınındaki Mikmetata uzanıyor, buradan güneye kıvrılarak Eyn-Tappuah halkının topraklarına varıyordu. 
06O 017:008 Tappuah Kentini çevreleyen topraklar Manaşşenindi. Ama Manaşşe sınırındaki Tappuah Kenti Efrayimoğullarına aitti. 
06O 017:009 Sonra sınır Kana Vadisine iniyordu. Vadinin güneyinde Manaşşe kentleri arasında Efrayime ait kentler de vardı. Manaşşe sınırları vadinin kuzeyi boyunca uzanarak Akdenizde son buluyordu. 
06O 017:010 Güneydeki topraklar Efrayimin, kuzeydeki topraklarsa Manaşşenindi. Böylece Manaşşe bölgesi Akdenizle, kuzeyde Aşerle ve doğuda İssakarla sınırlanmıştı. 
06O 017:011 İssakar ve Aşere ait topraklardaki Beytşean ve köyleri, Yivleamla köyleri, Dor, yani Dor sırtları halkıyla köyleri, Eyn- Dor halkıyla köyleri, Taanak halkıyla köyleri, Megiddo halkıyla köyleri Manaşşeye aitti. 
06O 017:012 Ne var ki, Manaşşeoğulları bu kentleri tümüyle ele geçiremediler. Çünkü Kenanlılar buralarda yaşamaya kararlıydı. 
06O 017:013 İsrailliler güçlenince, Kenanlıları sürecek yerde, onları angaryasına çalıştırmaya başladılar. 
06O 017:014 Yusufoğulları Yeşuya gelip, ‹‹Mülk olarak bize neden tek kurayla tek pay verdin?›› dediler, ‹‹Çok kalabalığız. Çünkü RAB bizi bugüne dek alabildiğine çoğalttı.›› 
06O 017:015 Yeşu, ‹‹O kadar kalabalıksanız ve Efrayimin dağlık bölgesi size dar geliyorsa, Perizlilerin ve Refalıların topraklarındaki ormanlara çıkıp kendinize yer açın›› diye karşılık verdi. 
06O 017:016 Yusufoğulları, ‹‹Dağlık bölge bize yetmiyor›› dediler, ‹‹Ancak hem Beytşean ve köylerinde, hem de Yizreel Vadisinde oturanların, ovada yaşayan bütün Kenanlıların demirden savaş arabaları var.›› 
06O 017:017 Yeşu Yusufoğullarına, Efrayim ve Manaşşe oymaklarına şöyle dedi: ‹‹Kalabalıksınız ve çok güçlüsünüz. Tek kuraya kalmayacaksınız. 
06O 017:018 Dağlık bölge de sizin olacak. Orası ormanlıktır, ama ağaçları kesip açacağınız bütün topraklar sizin olur. Kenanlılar güçlüdür, demirden savaş arabalarına sahiptirler ama, yine de onları sürersiniz.›› 
06O 018:001 Ülkenin denetimini eline geçiren İsrail topluluğu Şiloda bir araya geldi. Orada Buluşma Çadırını kurdular. 
06O 018:002 Ne var ki, mülkten henüz paylarını almamış yedi İsrail oymağı vardı. 
06O 018:003 Yeşu İsraillilere, ‹‹Bu uyuşukluğu üzerinizden ne zaman atacaksınız, atalarınızın Tanrısı RABbin size verdiği toprakları ele geçirmek için daha ne kadar bekleyeceksiniz?›› dedi. 
06O 018:004 ‹‹Her oymaktan üçer adam seçin. Onları, ülkeyi incelemeye göndereceğim. Mülk edinecekleri yerlerin sınırlarını belirleyip kayda geçirerek yanıma dönsünler. 
06O 018:005 Bu toprakları yedi bölgeye ayırsınlar. Yahuda güney bölgesinde, Yusufoğulları kuzey bölgesinde kalsın. 
06O 018:006 Yedi bölgeyi belirleyip kayda geçirdikten sonra, sonucu bana getirin. Burada, Tanrımız RABbin önünde aranızda kura çekeceğim. 
06O 018:007 Levililere gelince, onların aranızda payı yoktur; mirasları RAB için kâhinlik yapmaktır. Gad ve Ruben oymaklarıyla Manaşşe oymağının yarısı ise RABbin kulu Musanın Şeria Irmağının doğusunda kendilerine verdiği mülkü almış bulunuyorlar.›› 
06O 018:008 Yeşu, toprakları kayda geçirmek için yola çıkmak üzere olan adamlara, ‹‹Gidip toprakları inceleyin, kayda geçirip yanıma dönün›› diye buyurdu, ‹‹Sonra burada, Şiloda, RABbin önünde sizin için kura çekeceğim.›› 
06O 018:009 Adamlar yola çıkıp ülkeyi dolaştılar; kent kent, yedi bölge halinde kayda geçirdikten sonra Şiloda, ordugahta bulunan Yeşunun yanına döndüler. 
06O 018:010 Yeşu Şiloda RABbin önünde onlar için kura çekti ve toprakları İsrail oymakları arasında bölüştürdü. 
06O 018:011 Boy sayısına göre Benyaminoğulları oymağı için kura çekildi. Paylarına düşen bölge Yahudaoğullarıyla Yusufoğullarının toprakları arasında kalıyordu. 
06O 018:012 Topraklarının sınırı kuzeyde Şeria Irmağından başlıyor, Erihanın kuzey sırtlarına doğru yükselerek batıda dağlık bölgeye uzanıyor, Beytaven kırlarında son buluyordu. 
06O 018:013 Sınır oradan Luza -Beytele- Luzun güney sırtlarına geçiyor, Aşağı Beythoronun güneyindeki dağın üzerinde kurulu Atrot-Addara iniyor, 
06O 018:014 bölgenin batısında Beythoronun güneyindeki dağdan güneye dönüyor ve Yahudaoğullarına ait Kiryat-Baal -Kiryat-Yearim- Kentinde son buluyordu. Bu batı tarafıydı. 
06O 018:015 Güney tarafı Kiryat-Yearimin batı varoşlarından başlıyorfı, Neftoah sularının kaynağına uzanıyordu. 
06O 018:016 Sınır buradan Refaim Vadisinin kuzeyindeki Ben-Hinnom Vadisine bakan dağın yamaçlarına varıyor, Hinnom Vadisini geçip Yevusun güney sırtlarına, oradan da Eyn-Rogele iniyordu. 
06O 018:017 Kuzeye kıvrılan sınır Eyn-Şemeş ve Adummim Yokuşunun karşısındaki Gelilota çıkıyor, Ruben oğlu Bohanın taşına iniyor, 
06O 018:018 sonra Arava Vadisinin kuzey sırtlarından geçip Aravaya sarkıyor, 
06O 018:019 buradan Beythoglanın kuzey yamaçlarına geçiyor, Lut Gölünün kuzey körfezinde, Şeria Irmağının güney ağzında bitiyordu. Güney sınırı buydu. 
06O 018:020 Şeria Irmağı doğu sınırını oluşturuyordu. Boy sayısına göre Benyaminoğullarının payına düşen mülkün sınırları çepeçevre buydu. başlayıp batıya yöneliyor.›› 
06O 018:021 Boy sayısına göre Benyaminoğulları oymağının payına düşen kentler şunlardı: Eriha, Beythogla, Emek-Kesis, 
06O 018:022 Beytarava, Semarayim, Beytel, 
06O 018:023 Avvim, Para, Ofra, 
06O 018:024 Kefar-Ammoni, Ofni, Geva; köyleriyle birlikte on iki kent. 
06O 018:025 Givon, Rama, Beerot, 
06O 018:026 Mispe, Kefira, Mosa, 
06O 018:027 Rekem, Yirpeel, Tarala, 
06O 018:028 Sela, Haelef, Yevus -Yeruşalim- Givat ve Kiryat; köyleriyle birlikte on dört kent. Boy sayısına göre Benyaminoğulları'nın payı buydu. 
06O 019:001 İkinci kura Şimona, boy sayısına göre Şimonoğulları oymağına düştü. Onların payı Yahudaoğullarına düşen payın sınırları içinde kalıyordu. 
06O 019:002 Bu pay Beer-Şeva ya da Şeva, Molada, 
06O 019:003 Hasar-Şual, Bala, Esem, 
06O 019:004 Eltolat, Betul, Horma, 
06O 019:005 Ziklak, Beytmarkavot, Hasar-Susa, 
06O 019:006 Beytlevaot ve Şaruheni içeriyordu. Köyleriyle birlikte toplam on üç kent. 
06O 019:007 Ayin, Rimmon, Eter ve Aşan; köyleriyle birlikte dört kent. 
06O 019:008 Baalat-Beer, yani Negevdeki Ramaya kadar uzanan bu kentlerin çevresindeki bütün köyler de Şimonoğullarına aitti. Boy sayısına göre Şimonoğulları oymağının payı buydu. 
06O 019:009 Şimonoğullarına verilen pay Yahudaoğullarının payından alınmıştı. Çünkü Yahudaoğullarının payı ihtiyaçlarından fazlaydı. Böylece Şimonoğullarının payı Yahuda oymağının sınırları içinde kalıyordu. 
06O 019:010 Üçüncü kura boy sayısına göre Zevulunoğullarına düştü. Topraklarının sınırı Sarite kadar uzanıyordu. 
06O 019:011 Sınır batıda Maralaya doğru çıkıyor, Dabbeşete erişip Yokneam karşısındaki vadiye uzanıyor, 
06O 019:012 Saritten doğuya, gün doğusuna, Kislot-Tavor sınırına dönüyor, oradan Daverata dayanıyor ve Yafiaya çıkıyordu. 
06O 019:013 Buradan yine doğuya, Gat-Hefer ve Et-Kasine geçiyor, Rimmona uzanıyor, Neaya kıvrılıyordu. 
06O 019:014 Kuzey sınırı buradan Hannatona dönüyor ve Yiftahel Vadisinde son buluyordu. 
06O 019:015 Kattat, Nahalal, Şimron, Yidala ve Beytlehem; köyleriyle birlikte on iki kentti. 
06O 019:016 Boy sayısına göre Zevulunoğullarının payı köyleriyle birlikte bu kentlerdi. 
06O 019:017 Dördüncü kura İssakara, boy sayısına göre İssakaroğullarına düştü. 
06O 019:018 Yizreel, Kesullot, Şunem, 
06O 019:019 Hafarayim, Şion, Anaharat, 
06O 019:020 Rabbit, Kişyon, Eves, 
06O 019:021 Remet, Eyn-Gannim, Eyn-Hadda ve Beytpasses bu sınırların içinde kalıyordu. 
06O 019:022 Sınır Tavor, Şahasima ve Beytşemeş boyunca uzanarak Şeria Irmağında son buluyordu. Köyleriyle birlikte on altı kentti. 
06O 019:023 Boy sayısına göre İssakaroğulları oymağının payı köyleriyle birlikte bu kentlerdi. 
06O 019:024 Beşinci kura boy sayısına göre Aşeroğulları oymağına düştü. 
06O 019:025 Sınırları içindeki kentler Helkat, Hali, Beten, Akşaf, 
06O 019:026 Allammelek, Amat ve Mişaldı. Sınır batıda Karmel ve Şihor-Livnata erişiyordu. 
06O 019:027 Buradan doğuya, Beytdagona dönüyor, Zevulun sınırı ve Yiftahel Vadisi boyunca uzanarak kuzeyde Beytemek ve Neiele ulaşıyordu. Kavulun kuzeyinden, 
06O 019:028 Evron, Rehov, Hammon ve Kanaya geçerek Büyük Saydaya kadar çıkıyordu. 
06O 019:029 Buradan Ramaya dönüyor, sonra surlarla çevrili Sur Kentine uzanıyor, Hosaya dönerek Akziv yöresinde, Akdenizde son buluyordu. 
06O 019:030 Umma, Afek ve Rehov; köyleriyle birlikte yirmi iki kent, 
06O 019:031 boy sayısına göre Aşeroğulları oymağına verilen payın içinde kalıyordu. 
06O 019:032 Altıncı kura Naftaliye, boy sayısına göre Naftalioğullarına düştü. 
06O 019:033 Sınırları Helef ve Saanannimdeki büyük meşe ağacından başlayarak Adami-Nekev ve Yavneel üzerinden Lakkuma uzanıyor, Şeria Irmağında son buluyordu. 
06O 019:034 Sınır buradan batıya yöneliyor, Aznot-Tavordan geçerek Hukoka erişiyordu. Güneyde Zevulun toprakları, batıda Aşer toprakları, doğuda ise Şeria Irmağı vardı. ‹‹Doğuda ise Şeria Irmağı boyunca uzanan Yahuda toprakları››. 
06O 019:035 Surlu kentler şunlardı: Siddim, Ser, Hammat, Rakkat, Kinneret, 
06O 019:036 Adama, Rama, Hasor, 
06O 019:037 Kedeş, Edrei, Eyn-Hasor, 
06O 019:038 Yiron, Migdal-El, Horem, Beytanat, Beytşemeş; köyleriyle birlikte toplam on dokuz kent. 
06O 019:039 Boy sayısına göre Naftalioğulları oymağının payı köyleriyle birlikte bu kentlerdi. 
06O 019:040 Yedinci kura boy sayısına göre Danoğulları oymağına düştü. 
06O 019:041 Mülklerinin sınırı içinde kalan kentler şunlardı: Sora, Eştaol, İr-Şemeş, 
06O 019:042 Şaalabbin, Ayalon, Yitla, 
06O 019:043 Elon, Timna, Ekron, 
06O 019:044 Elteke, Gibbeton, Baalat, 
06O 019:045 Yehut, Bene-Berak, Gat-Rimmon, 
06O 019:046 Me-Yarkon ve Yafanın karşısındaki topraklarla birlikte Rakkon. 
06O 019:047 Topraklarını yitiren Danoğulları gidip Leşeme saldırdılar. Kenti alıp halkını kılıçtan geçirdikten sonra tümüyle işgal ederek oraya yerleştiler. Ataları Danın anısına buraya Dan adını verdiler. 
06O 019:048 Boy sayısına göre Danoğulları oymağının payı köyleriyle birlikte bu kentlerdi. 
06O 019:049 İsrailliler bölgelere göre toprakları bölüştürme işini bitirdikten sonra, kendi topraklarından Nun oğlu Yeşuya pay verdiler. 
06O 019:050 RABbin buyruğu uyarınca, ona istediği kenti, Efrayimin dağlık bölgesindeki Timnat-Serahı verdiler. Yeşu kenti onarıp oraya yerleşti. 
06O 019:051 Kâhin Elazar, Nun oğlu Yeşu ve İsrail oymaklarının boy başları tarafından Şilo'da RAB'bin önünde, Buluşma Çadırı'nın kapısında kura ile pay olarak bölüştürülen topraklar bunlardı. Böylece ülkeyi bölüştürme işini tamamladılar. 
06O 020:001 -2 62230 Bundan sonra RAB Yeşuya, ‹‹Musa aracılığıyla size buyurduğum gibi, İsraillilere kendileri için sığınak olacak kentler seçmelerini söyle›› dedi. 
06O 020:003 ‹‹Öyle ki, istemeyerek, kazayla birini öldüren oraya kaçsın. Sizin de öç alacak kişiden kaçıp sığınacak bir yeriniz olsun. 
06O 020:004 ‹‹Bu kentlerden birine kaçan kişi, kentin kapısına gidip durumunu kent ileri gelenlerine anlatsın. Onlar da onu kente, yanlarına kabul edip kendileriyle birlikte oturacağı bir yer versinler. 
06O 020:005 Öç almak isteyen kişi adam öldürenin peşine düşerse, kent ileri gelenleri onu teslim etmesinler. Çünkü adam öldüren öldürdüğü kişiye önceden kin beslemiyordu, onu istemeyerek öldürdü. 
06O 020:006 Bu kişi topluluğun önüne çıkıp yargılanıncaya ve o dönemde görevli başkâhin ölünceye dek o kentte kalmalıdır. Ondan sonra kaçıp geldiği kente, kendi evine dönebilir.›› 
06O 020:007 Böylece Naftalinin dağlık bölgesinde bulunan Celiledeki Kedeşi, Efrayimin dağlık bölgesindeki Şekemi ve Yahudanın dağlık bölgesindeki Kiryat-Arbayı -Hevronu- seçtiler. 
06O 020:008 Ayrıca Şeria Irmağının kıyısındaki Erihanın doğusunda, Ruben oymağının sınırları içindeki kırsal bölgede bulunan Beser Kentini, Gad oymağının sınırları içinde Gilattaki Ramotu, Manaşşe oymağı sınırları içinde de Başandaki Golanı belirlediler. 
06O 020:009 Birini kazayla öldürüp kaçan bir İsrailli'nin ya da İsrailliler arasında yaşayan bir yabancının, topluluğun önünde yargılanmadan öç almak isteyenlerce öldürülmesini önlemek için belirlenen kentler bunlardı. 
06O 021:001 -2 62310 Levili boy başları, Kenan topraklarında, Şiloda, Kâhin Elazar, Nun oğlu Yeşu ve İsrail oymaklarının boy başlarına giderek, ‹‹RAB, Musa aracılığıyla bize oturmak için kentler, hayvanlarımız için de otlaklar verilmesini buyurmuştu›› dediler. 
06O 021:003 Bunun üzerine İsrailliler RABbin buyruğu uyarınca kendi paylarından Levililere otlaklarıyla birlikte şu kentleri verdiler: 
06O 021:004 İlk kura Kehat boylarına düştü. Levililerden olan Kâhin Harunun oğullarına kurayla Yahuda, Şimon ve Benyamin oymaklarından on üç kent verildi. 
06O 021:005 Geri kalan Kehatoğullarına Efrayim, Dan ve Manaşşe oymağının yarısına ait boylardan alınan on kent kurayla verildi. 
06O 021:006 Gerşonoğullarına kurayla İssakar, Aşer, Naftali oymaklarına ait boylardan ve Başanda Manaşşe oymağının yarısından alınan on üç kent verildi. 
06O 021:007 Merarioğullarına boy sayılarına göre Ruben, Gad ve Zevulun oymaklarından alınan on iki kent verildi. 
06O 021:008 Böylece RABbin Musa aracılığıyla buyurduğu gibi, İsrailliler otlaklarıyla birlikte bu kentleri kurayla Levililere verdiler. 
06O 021:009 Yahuda, Şimon oymaklarından alınan ve aşağıda adları verilen kentler, 
06O 021:010 ilk kurayı çeken Levili Kehat boylarından Harunoğullarına ayrıldı. 
06O 021:011 Yahudanın dağlık bölgesinde, Anaklıların atası Arbanın adıyla anılan Kiryat-Arbayla -Hevronla- çevresindeki otlaklar onlara verildi. 
06O 021:012 Kentin tarlalarıyla köyleri ise Yefunne oğlu Kaleve mülk olarak verilmişti. 
06O 021:013 Kâhin Harunun oğullarına kazayla adam öldürenler için sığınak kent seçilen Hevron, Livna, 
06O 021:014 Yattir, Eştemoa, 
06O 021:015 Holon, Devir, 
06O 021:016 Ayin, Yutta ve Beytşemeş kentleriyle bunların otlakları -iki oymaktan toplam dokuz kent- verildi. 
06O 021:017 Benyamin oymağından da Givon, Geva, 
06O 021:018 Anatot, Almon ve bunların otlakları, toplam dört kent verildi. 
06O 021:019 Böylece Harunun soyundan gelen kâhinlere otlaklarıyla birlikte verilen kentlerin toplam sayısı on üçü buldu. 
06O 021:020 Kehatoğullarından geri kalan Levili ailelere gelince, kurada onlara düşen kentler Efrayim oymağından alınmıştı. 
06O 021:021 Bunlar, Efrayim dağlık bölgesinde bulunan ve kazayla adam öldürenler için sığınak kent seçilen Şekem, Gezer, 
06O 021:022 Kivsayim ve Beythoron olmak üzere otlaklarıyla birlikte dört kentti. 
06O 021:023 -24 62520 Dan oymağından Elteke, Gibbeton, Ayalon ve Gat-Rimmon olmak üzere otlaklarıyla birlikte dört kent; 
06O 021:025 Manaşşe oymağının yarısından da Taanak, Gat-Rimmon ve otlakları olmak üzere iki kent alındı. 
06O 021:026 Böylece Kehatoğullarından geri kalan boylara otlaklarıyla birlikte verilen kentlerin toplam sayısı onu buldu. 
06O 021:027 Levili boylardan Gerşonoğullarına, Manaşşe oymağının yarısına ait Başanda kazayla adam öldürenler için sığınak kent seçilen Golan ve Beeştera, otlaklarıyla birlikte iki kent; 
06O 021:028 -29 62560 İssakar oymağından alınan Kişyon, Daverat, Yarmut ve Eyn-Gannim olmak üzere otlaklarıyla birlikte dört kent; 
06O 021:030 -31 62570 Aşer oymağından alınan Mişal, Avdon, Helkat ve Rehov olmak üzere otlaklarıyla birlikte dört kent; 
06O 021:032 Naftali oymağından alınan ve kazayla adam öldürenler için sığınak kent seçilen Celiledeki Kedeş, Hammot-Dor, Kartan ve otlakları olmak üzere toplam üç kent. 
06O 021:033 Boy sayısına göre Gerşonoğullarına otlaklarıyla birlikte verilen kentlerin toplam sayısı on üçü buldu. 
06O 021:034 Merarioğulları boylarına, geri kalan Levililere, Zevulun oymağından alınan Yokneam, Karta, 
06O 021:035 Dimna ve Nahalal olmak üzere otlaklarıyla birlikte toplam dört kent; 
06O 021:036 -37 62620 Ruben oymağından alınan Beser, Yahsa, Kedemot ve Mefaat olmak üzere otlaklarıyla birlikte dört kent; 
06O 021:038 -39 62630 Gad oymağından alınan ve kazayla adam öldürenler için sığınak kent seçilen Gilattaki Ramot, Mahanayim, Heşbon ve Yazer olmak üzere otlaklarıyla birlikte toplam dört kent verildi. 
06O 021:040 Boy sayısına göre Merarioğullarına, yani Levili boyların geri kalanlarına kurayla verilen kentlerin sayısı on ikiydi. 
06O 021:041 İsraillilerin toprakları içinde olup otlaklarıyla birlikte Levililere verilen kentlerin toplamı kırk sekizi buluyordu. 
06O 021:042 Bu kentlerin hepsinin çevresinde otlakları vardı. Otlaksız kent yoktu. 
06O 021:043 Böylece RAB atalarına vermeye ant içtiği bütün ülkeyi İsraillilere vermiş oldu. İsrailliler de ülkeyi mülk edinip buraya yerleştiler. 
06O 021:044 RAB atalarına ant içtiği gibi, onları her yönden rahata erdirdi. Düşmanlarından hiçbiri onların önünde tutunamadı. RAB hepsini onların eline teslim etti. 
06O 021:045 RAB'bin İsrail halkına verdiği sözlerden hiçbiri boş çıkmadı; hepsi yerine geldi. 
06O 022:001 Bundan sonra Yeşu, Ruben ve Gad oymaklarıyla Manaşşe oymağının yarısını topladı. 
06O 022:002 Onlara, ‹‹RABbin kulu Musanın size buyurduğu her şeyi yaptınız›› dedi, ‹‹Benim bütün buyruklarımı da yerine getirdiniz. 
06O 022:003 Bugüne dek, bunca zaman kardeşlerinizi yalnız bırakmadınız; Tanrınız RABbin sizi yükümlü saydığı buyruğu yerine getirdiniz. 
06O 022:004 Görüyorsunuz, Tanrınız RAB, kardeşlerinize söylediği gibi, onları rahata kavuşturdu. Şimdi kalkın, RABbin kulu Musanın, Şeria Irmağının ötesinde size mülk olarak verdiği topraklardaki evlerinize dönün. 
06O 022:005 RABbin kulu Musanın size verdiği buyrukları ve Kutsal Yasayı yerine getirmeye çok dikkat edin. Tanrınız RABbi sevin, tümüyle gösterdiği yolda yürüyün, buyruklarını yerine getirin, Ona bağlı kalın, Ona candan ve yürekten hizmet edin.›› 
06O 022:006 Sonra onları kutsayıp yolcu etti. Onlar da evlerine döndüler. 
06O 022:007 Musa Manaşşe oymağının yarısına Başanda toprak vermişti. Yeşu da oymağın öbür yarısına Şeria Irmağının batısında, öbür kardeşleri arasında toprak vermişti. Bu oymakları kutsayıp evlerine gönderirken, 
06O 022:008 ‹‹Evlerinize büyük servetle, çok sayıda hayvanla, altın, gümüş, tunç, demir ve çok miktarda giysiyle dönün›› dedi, ‹‹Düşmanlarınızdan elde ettiğiniz ganimeti kardeşlerinizle paylaşın.›› 
06O 022:009 Böylece Rubenlilerle Gadlılar ve Manaşşe oymağının yarısı, Kenan topraklarındaki Şilodan, İsraillilerin yanından ayrıldılar; RABbin buyruğu uyarınca, Musa aracılığıyla yurt edindikleri Gilat topraklarına -kendi mülkleri olan topraklara- dönmek üzere yola çıktılar. 
06O 022:010 Rubenlilerle Gadlılar ve Manaşşe oymağının yarısı, Şeria Irmağının Kenan topraklarında kalan kesimine varınca, ırmak kıyısında büyük ve gösterişli bir sunak yaptılar. 
06O 022:011 Rubenlilerle Gadlılar ve Manaşşe oymağının yarısının Kenan sınırında, Şeria Irmağı kıyısında, İsraillilere ait topraklarda bir sunak yaptıklarını 
06O 022:012 duyan İsrail topluluğu, onlara karşı savaşmak üzere Şiloda toplandı. 
06O 022:013 Ardından İsrailliler Kâhin Elazarın oğlu Pinehası Gilat bölgesine, Rubenlilerle Gadlılara ve Manaşşe oymağının yarısına gönderdiler. 
06O 022:014 İsrailin her oymağından birer temsilci olmak üzere on oymak önderini de onunla birlikte gönderdiler. Bunların her biri bir İsrail boyunun başıydı. 
06O 022:015 Gilat topraklarına, Rubenlilerle Gadlılara ve Manaşşe oymağının yarısına gelen temsilciler şunları bildirdiler: 
06O 022:016 ‹‹RABbin topluluğu, ‹Bugün kendinize bir sunak yaparak RABbe başkaldırdınız, Onu izlemekten vazgeçtiniz› diyor, ‹İsrailin Tanrısına karşı bu hainliği nasıl yaparsınız? 
06O 022:017 Peorun günahı bize yetmedi mi? RABbin topluluğu onun yüzünden felakete uğradı. Bugüne dek kendimizi bu günahtan temizleyebilmiş değiliz. 
06O 022:018 Bugün RABbi izlemekten vaz mı geçiyorsunuz? Eğer bugün RABbe isyan ederseniz, O da yarın bütün İsrail topluluğuna öfkelenir. 
06O 022:019 Eğer size ait olan topraklar murdarsa, RABbin Tapınağının bulunduğu RABbe ait topraklara gelip aramızda mülk edinin. Kendinize, Tanrımız RABbin sunağından başka bir sunak yaparak RABbe ve bize karşı isyan etmeyin. 
06O 022:020 Zerah oğlu Akan RABbe adanan ganimete ihanet ettiğinde, bütün İsrail topluluğu RABbin öfkesine uğramadı mı? Akanın günahı yalnız kendisini ölüme götürmekle kalmadı!› ›› 
06O 022:021 Rubenlilerle Gadlılar ve Manaşşe oymağının yarısı, İsrail boy başlarına şöyle karşılık verdiler: 
06O 022:022 ‹‹Tanrıların Tanrısı RAB, tanrıların Tanrısı RAB her şeyi biliyor; İsrail de bilecek. Eğer yaptığımızı, RABbe isyan etmek ya da Ona ihanet etmek için yaptıysak, ya RAB, bugün bizi esirgeme! 
06O 022:023 Eğer sunağı, RABbi izlemekten vazgeçip yakmalık sunular ve tahıl ya da esenlik sunuları sunmak için yaptıysak, RAB bizden hesap sorsun. 
06O 022:024 Bunu yaparken kaygımız şuydu: Oğullarınız ilerde bizim oğullarımıza, ‹İsrailin Tanrısı RAB ile ne ilginiz var? 
06O 022:025 Ey Rubenliler ve Gadlılar, RAB Şeria Irmağını sizinle bizim aramızda sınır yaptı. Sizin RABde hiçbir payınız yoktur› diyebilir, oğullarımızı RABbe tapmaktan alıkoyabilirler. 
06O 022:026 Bu nedenle, kendimize bir sunak yapalım dedik. Yakmalık sunu ya da kurban sunmak için değil, 
06O 022:027 yalnız sizinle bizim aramızda ve bizden sonra gelecek kuşaklar arasında bir tanık olması için yaptık. Böylece RABbin Tapınağında yakmalık sunularla, kurbanlarla ve esenlik sunularıyla RABbe tapınacağız. Oğullarınız da ilerde bizim oğullarımıza, ‹RABde hiçbir payınız yok› diyemeyecekler. 
06O 022:028 Şöyle düşündük: İlerde bize ya da gelecek kuşaklarımıza böyle bir şey diyecek olurlarsa, biz de, ‹Atalarımızın RAB için yaptığı sunağın örneğine bakın› deriz. ‹Yakmalık sunu ya da kurban sunmak için değildir bu. Sizinle bizim aramızdaki birliğin tanığıdır.› 
06O 022:029 RABbe isyan etmek, bugün RABbi izlemekten vazgeçmek, yakmalık sunu, tahıl sunusu ya da kurban sunmak için Tanrımız RABbin sunağından, tapınağının önündeki sunaktan başka bir sunak yapmak bizden uzak olsun.›› 
06O 022:030 Kâhin Pinehas ve onunla birlikte olan topluluk önderleri, yani İsrailin boy başları, Rubenlilerle Gadlıların ve Manaşşelilerin söylediklerini duyunca hoşnut kaldılar. 
06O 022:031 Bunun üzerine Kâhin Elazarın oğlu Pinehas, Rubenlilerle Gadlılara ve Manaşşelilere, ‹‹Şimdi RABbin aramızda olduğunu biliyoruz›› dedi, ‹‹Çünkü Ona ihanet etmediniz. Böylece İsraillileri Onun elinden kurtardınız.›› 
06O 022:032 Kâhin Elazarın oğlu Pinehas ve önderler, Rubenlilerle Gadlıların bulunduğu Gilat topraklarından Kenan topraklarına, İsraillilerin yanına dönüp olan biteni anlattılar. 
06O 022:033 Anlatılanlardan hoşnut kalan İsrailliler Tanrıya övgüler sundular. Rubenlilerle Gadlıların yaşadıkları toprakların üzerine yürüyüp savaşmaktan ve orayı yakıp yıkmaktan bir daha söz etmediler. 
06O 022:034 Rubenliler'le Gadlılar, ‹‹Bu sunak RAB'bin Tanrı olduğuna sizinle bizim aramızda tanıktır›› diyerek sunağa ‹‹Tanık›› adını verdiler. 
06O 023:001 RAB İsraili çevresindeki bütün düşmanlarından kurtarıp esenliğe kavuşturdu. Aradan uzun zaman geçmişti. Yeşu kocamış, yaşı hayli ilerlemişti. 
06O 023:002 Bu nedenle ileri gelenleri, boy başlarını, hakimleri, görevlileri, bütün İsrail halkını topladı. Onlara, ‹‹Kocadım, yaşım hayli ilerledi›› dedi, 
06O 023:003 ‹‹Tanrınız RABbin sizin yararınıza bütün bu uluslara neler yaptığını gördünüz. Çünkü sizin için savaşan Tanrınız RABdi. 
06O 023:004 İşte Şeria Irmağından gün batısındaki Akdenize dek yok ettiğim bütün bu uluslarla birlikte, geri kalan ulusların topraklarını da kurayla oymaklarınıza mülk olarak böldüm. 
06O 023:005 Tanrınız RAB bu ulusları önünüzden püskürtüp sürecektir. Tanrınız RABbin size söz verdiği gibi, onların topraklarını mülk edineceksiniz. 
06O 023:006 Musanın Yasa Kitabında yazılı olan her şeyi korumak ve yerine getirmek için çok güçlü olun. Yazılanlardan sağa sola sapmayın. 
06O 023:007 Aranızda kalan uluslarla hiçbir ilişkiniz olmasın; ilahlarının adını anmayın; kimseye onların adıyla ant içirmeyin; onlara kulluk edip tapmayın. 
06O 023:008 Bugüne dek yaptığınız gibi, Tanrınız RABbe sımsıkı bağlı kalın. 
06O 023:009 Çünkü RAB büyük ve güçlü ulusları önünüzden sürdü. Bugüne dek hiçbiri önünüzde tutunamadı. 
06O 023:010 Biriniz bin kişiyi kovalayacak. Çünkü Tanrınız RAB, size söylediği gibi, yerinize savaşacak. 
06O 023:011 Bunun için Tanrınız RABbi sevmeye çok dikkat edin. 
06O 023:012 Çünkü Ona sırt çevirir, sağ kalıp aranızda yaşayan bu uluslarla birlik olur, onlara kız verip onlardan kız alır, onlarla oturup kalkarsanız, 
06O 023:013 iyi bilin ki, Tanrınız RAB bu ulusları artık önünüzden sürmeyecek. Ve sizler Tanrınız RABbin size verdiği bu güzel topraklardan yok oluncaya dek bu uluslar sizin için tuzak, kapan, sırtınızda kırbaç, gözlerinizde diken olacaklar. 
06O 023:014 ‹‹İşte her insan gibi ben de bu dünyadan göçüp gitmek üzereyim. Bütün varlığınızla ve yüreğinizle biliyorsunuz ki, Tanrınız RABbin size verdiği sözlerden hiçbiri boş çıkmadı; hepsi gerçekleşti, boş çıkan olmadı. 
06O 023:015 Tanrınız RABbin size verdiği sözlerin tümü nasıl gerçekleştiyse, Tanrınız RAB verdiği bu güzel topraklardan sizi yok edene dek sözünü ettiği bütün kötülükleri de öylece başınıza getirecektir. 
06O 023:016 Tanrınız RAB'bin size buyurduğu antlaşmayı bozarsanız, gidip başka ilahlara kulluk eder, taparsanız, RAB'bin öfkesi size karşı alevlenecek; RAB'bin size verdiği bu güzel ülkeden çabucak yok olup gideceksiniz.›› 
06O 024:001 Yeşu İsrail oymaklarının tümünü Şekemde topladıktan sonra, İsrailin ileri gelenlerini, boy başlarını, hakimlerini, görevlilerini yanına çağırdı. Hepsi gelip Tanrının önünde durdular. 
06O 024:002 Yeşu bütün halka, ‹‹İsrailin Tanrısı RAB şöyle diyor›› diye söze başladı, ‹‹ ‹İbrahimin ve Nahorun babası Terah ve öbür atalarınız eski çağlarda Fırat Irmağının ötesinde yaşar, başka ilahlara kulluk ederlerdi. 
06O 024:003 Ama ben atanız İbrahimi ırmağın öte yakasından alıp bütün Kenan topraklarında dolaştırdım; soyunu çoğalttım, ona İshakı verdim. 
06O 024:004 İshaka da Yakup ve Esavı verdim. Esava mülk edinmesi için Seir dağlık bölgesini bağışladım. Yakupla oğulları ise Mısıra gittiler. 
06O 024:005 Ardından Musa ile Harunu Mısıra gönderdim. Orada yaptıklarımla Mısırlıları felakete uğrattım; sonra sizi Mısırdan çıkardım. 
06O 024:006 Evet, atalarınızı Mısırdan çıkardım; gelip denize dayandılar. Mısırlılar savaş arabalarıyla, atlılarıyla atalarınızı Kızıldenize dek kovaladılar. 
06O 024:007 Atalarınız bana yakarınca, onlarla Mısırlıların arasına karanlık çöktürdüm. Mısırlıları deniz sularıyla örttüm. Mısırda yaptıklarımı gözlerinizle gördünüz. ‹‹ ‹Uzun zaman çölde yaşadınız. 
06O 024:008 Sonra sizi Şeria Irmağının ötesinde yaşayan Amorluların topraklarına götürdüm. Size karşı savaştıklarında onları elinize teslim ettim. Topraklarını yurt edindiniz. Onları önünüzden yok ettim. 
06O 024:009 Moav Kralı Sippor oğlu Balak, İsraile karşı savaşmaya hazırlandığında, haber gönderip Beor oğlu Balamı size lanet etmeye çağırdı. 
06O 024:010 Ama ben Balamı dinlemeyi reddettim. O da sizi tekrar tekrar kutsadı; böylece sizi onun elinden kurtardım. 
06O 024:011 Sonra Şeria Irmağını geçip Erihaya geldiniz. Size karşı savaşan Erihalıları, Amor, Periz, Kenan, Hitit, Girgaş, Hiv ve Yevus halklarını elinize teslim ettim. 
06O 024:012 Önden gönderdiğim eşekarısı Amorlu iki kralı önünüzden kovdu. Bu işi kılıcınız ya da yayınız yapmadı. 
06O 024:013 Böylece, emek vermediğiniz toprakları, kurmadığınız kentleri size verdim. Buralarda yaşıyor, dikmediğiniz bağlardan, zeytinliklerden yiyorsunuz.› ›› bilinmiyor. Dehşet ya da bir çeşit hastalık anlamına da gelebilir. 
06O 024:014 Yeşu, ‹‹Bunun için RABden korkun, içtenlik ve bağlılıkla Ona kulluk edin›› diye devam etti, ‹‹Atalarınızın Fırat Irmağının ötesinde ve Mısırda kulluk ettikleri ilahları atın, RABbe kulluk edin. 
06O 024:015 İçinizden RABbe kulluk etmek gelmiyorsa, atalarınızın Fırat Irmağının ötesinde kulluk ettikleri ilahlara mı, yoksa topraklarında yaşadığınız Amorluların ilahlarına mı kulluk edeceksiniz, bugün karar verin. Ben ve ev halkım RABbe kulluk edeceğiz.›› 
06O 024:016 Halk, ‹‹RABbi bırakıp başka ilahlara kulluk etmek bizden uzak olsun!›› diye karşılık verdi, 
06O 024:017 ‹‹Çünkü bizi ve atalarımızı Mısırda kölelikten kurtarıp oradan çıkaran, gözümüzün önünde o büyük mucizeleri yaratan, bütün yolculuğumuz ve uluslar arasından geçişimiz boyunca bizi koruyan Tanrımız RABdir. 
06O 024:018 RAB bu ülkede yaşayan bütün ulusları, yani Amorluları önümüzden kovdu. Biz de Ona kulluk edeceğiz. Çünkü Tanrımız Odur.›› 
06O 024:019 Yeşu, ‹‹Ama sizler RABbe kulluk edemeyeceksiniz›› dedi, ‹‹Çünkü O kutsal bir Tanrıdır, kıskanç bir Tanrıdır. Günahlarınızı, suçlarınızı bağışlamayacak. 
06O 024:020 RABbi bırakıp yabancı ilahlara kulluk ederseniz, RAB daha önce size iyilik etmişken, bu kez size karşı döner, sizi felakete uğratıp yok eder.›› 
06O 024:021 Halk, ‹‹Hayır! RABbe kulluk edeceğiz›› diye karşılık verdi. 
06O 024:022 O zaman Yeşu halka, ‹‹Kulluk etmek üzere RABbi seçtiğinize siz kendiniz tanıksınız›› dedi. ‹‹Evet, biz tanığız›› dediler. 
06O 024:023 Yeşu, ‹‹Öyleyse şimdi aranızdaki yabancı ilahları atın. Yüreğinizi İsrailin Tanrısı RABbe verin›› dedi. 
06O 024:024 Halk, ‹‹Tanrımız RABbe kulluk edip Onun sözünü dinleyeceğiz›› diye karşılık verdi. 
06O 024:025 Yeşu o gün Şekemde halk adına bir antlaşma yaptı. Onlar için kurallar ve ilkeler belirledi. 
06O 024:026 Bunları Tanrının Yasa Kitabına da geçirdi. Sonra büyük bir taş alıp oraya, RABbin Tapınağının yanındaki yabanıl fıstık ağacının altına dikti. 
06O 024:027 Ardından bütün halka, ‹‹İşte taş bize tanık olsun›› dedi, ‹‹Çünkü RABbin bize söylediği bütün sözleri işitti. Tanrınızı inkâr ederseniz bu taş size karşı tanıklık edecek.›› 
06O 024:028 Bundan sonra Yeşu halkı mülk aldıkları topraklara gönderdi. 
06O 024:029 RABbin kulu Nun oğlu Yeşu bir süre sonra yüz on yaşında öldü. 
06O 024:030 Onu Efrayimin dağlık bölgesindeki Gaaş Dağının kuzeyine, kendi mülkünün sınırları içinde kalan Timnat-Seraha gömdüler. 
06O 024:031 Yeşu yaşadıkça ve Yeşudan sonra yaşayan ve RABbin İsrail için yaptığı her şeyi bilen ileri gelenler durdukça İsrail halkı RABbe kulluk etti. 
06O 024:032 İsrailliler Mısırdan çıkarken Yusufun kemiklerini de yanlarında getirmişlerdi. Bunları Yakupun Şekemdeki tarlasına gömdüler. Yakup bu tarlayı Şekemin babası Hamorun torunlarından yüz parça gümüşe satın almıştı. Burası Yusuf soyundan gelenlerin mülkü oldu. ağırlığı ve değeri bilinmeyen bir para birimiydi. 
06O 024:033 Harun'un oğlu Elazar ölünce, onu Efrayim'in dağlık bölgesinde oğlu Pinehas'a verilen tepeye gömdüler. 
07O 001:001 İsrailliler, Yeşunun ölümünden sonra RABbe, ‹‹Bizim için Kenanlılarla savaşmaya ilk kim gidecek?›› diye sordular. 
07O 001:002 RAB, ‹‹Yahuda oymağı gidecek›› dedi, ‹‹Kenan ülkesini onun eline teslim ediyorum.›› 
07O 001:003 Yahudaoğulları, kardeşleri Şimonoğullarına, ‹‹Kenanlılarla savaşmak için payımıza düşen bölgeye bizimle birlikte gelin›› dediler, ‹‹Sonra biz de payınıza düşen bölgeye sizinle geliriz.›› Böylece Şimonoğulları Yahudaoğullarıyla birlikte gitti. 
07O 001:004 Yahudaoğulları saldırıya geçti. RAB Kenanlılarla Perizlileri ellerine teslim etti. Bezekte onlardan on bin kişiyi öldürdüler. 
07O 001:005 Adoni-Bezekle orada karşılaşıp savaşa tutuştular, Kenanlılarla Perizlileri yenilgiye uğrattılar. 
07O 001:006 Adoni-Bezek kaçtı, ama peşine düşüp onu yakaladılar; elleriyle ayaklarının başparmaklarını kestiler. 
07O 001:007 O zaman Adoni-Bezek şöyle dedi: ‹‹Elleriyle ayaklarının başparmakları kesilmiş yetmiş kral, soframdan düşen kırıntıları toplayıp yerdi. Tanrı bana onlara yaptıklarımın karşılığını veriyor.›› Adoni-Bezeki Yeruşalime götürdüler; orada öldü. 
07O 001:008 Yahudaoğulları Yeruşalime saldırıp kenti aldılar; halkı kılıçtan geçirerek kenti ateşe verdiler. 
07O 001:009 Sonra dağlık bölgede, Negevde ve Şefelada yaşayan Kenanlılarla savaşmak üzere güneye yöneldiler. 
07O 001:010 Eski adı Kiryat-Arba olan Hevronda yaşayan Kenanlıların üzerine yürüyerek Şeşay, Ahiman ve Talmayı yenilgiye uğrattılar. 
07O 001:011 Oradan eski adı Kiryat-Sefer olan Devir Kenti halkının üzerine yürüdüler. 
07O 001:012 Kalev, ‹‹Kiryat-Sefer halkını yenip orayı ele geçirene kızım Aksayı eş olarak vereceğim›› dedi. 
07O 001:013 Kenti Kalevin küçük kardeşi Kenazın oğlu Otniel ele geçirdi. Bunun üzerine Kalev kızı Aksayı ona eş olarak verdi. 
07O 001:014 Kız Otnielin yanına varınca, onu babasından bir tarla istemeye zorladı. Kalev, eşeğinden inen kızına, ‹‹Bir isteğin mi var?›› diye sordu. 
07O 001:015 Kız, ‹‹Bana bir armağan ver›› dedi, ‹‹Madem Negevdeki toprakları bana verdin, su kaynaklarını da ver.›› Böylece Kalev yukarı ve aşağı su kaynaklarını ona verdi. 
07O 001:016 Musanın kayınbabasının torunları olan Kenliler, Yahudaoğullarıyla birlikte Hurma Kentinden ayrılıp Aratın güneyindeki Yahuda Çölünde yaşamaya gittiler. 
07O 001:017 Bundan sonra Yahudaoğulları, kardeşleri Şimonoğullarıyla birlikte gidip Sefat Kentinde oturan Kenanlıları yenilgiye uğrattılar. Kenti tümüyle yıktılar ve oraya Horma adını verdiler. 
07O 001:018 Yahudaoğulları Gazzeyi, Aşkelonu, Ekronu ve bunlara bağlı toprakları da ele geçirdiler. 
07O 001:019 RAB Yahudaoğullarıyla birlikteydi. Yahudaoğulları dağlık bölgeyi ele geçirdilerse de ovada yaşayan halkı kovamadılar. Çünkü bunların demirden savaş arabaları vardı. 
07O 001:020 Musanın sözü uyarınca Hevronu Kaleve verdiler. Kalev de Anakın üç torununu oradan sürdü. 
07O 001:021 Bununla birlikte Benyaminoğulları Yeruşalimde yaşayan Yevusluları kovmadılar. Yevuslular bugün de Yeruşalimde Benyaminoğullarıyla birlikte yaşıyorlar. 
07O 001:022 Yusufun soyundan gelenler Beytelin üzerine yürüdüler. RAB onlarla birlikteydi. 
07O 001:023 -24 63750 Eski adı Luz olan Beytel Kenti hakkında bilgi toplamak için gönderdikleri casuslar kentten çıkan bir adam gördüler. Ona, ‹‹Kentin girişini bize gösterirsen, sana iyi davranırız›› dediler. 
07O 001:025 Kentin girişini gösteren adamla ailesini serbest bıraktılar, kent halkını ise kılıçtan geçirdiler. 
07O 001:026 Adam Hitit topraklarına göç ederek Luz adında bir kent kurdu; kent bugün de bu adla anılıyor. 
07O 001:027 Manaşşeoğulları Beytşean, Taanak, Dor, Yivleam, Megiddo ve bunların çevre köylerindeki halkı kovmadı. Çünkü Kenanlılar bu topraklarda kalmakta kararlıydı. 
07O 001:028 İsrailliler Kenan halkını tümüyle kovmadılar; ama zamanla güçlenince onları angaryasına çalıştırdılar. 
07O 001:029 Efrayimoğulları Gezerde yaşayan Kenanlıları buradan sürmediler. Kenanlılar Gezerde İsraillilerin arasında yaşadılar. 
07O 001:030 Zevulun da Kitron ve Nahalol halklarını kovmadı. İsrailliler arasında yaşayan bu Kenanlılar angarya işler yaptılar. 
07O 001:031 Aşeroğullarına gelince, onlar da Akko, Sayda, Ahlav, Akziv, Helba, Afek ve Rehov halklarını kovmadılar. 
07O 001:032 Bu topraklardaki Kenanlıları kovmayıp onlarla birlikte yaşadılar. 
07O 001:033 Naftali Beytşemeş ve Beytanat halkını kovmadı. Buraların halkı olan Kenanlılarla birlikte yaşayıp onları angaryasına çalıştırdı. 
07O 001:034 Amorlular Danoğullarını ovaya inmekten alıkoyarak dağlık bölgelerde tuttular. 
07O 001:035 Amorlular Heres Dağında, Ayalonda ve Şaalvimde kalmakta kararlıydılar. Yusufun torunları güçlenince onları angaryasına çalıştırmaya başladılar. 
07O 001:036 Amorlular'ın sınırı Akrep Geçidi'nden Sela'ya ve ötesine uzanıyordu. 
07O 002:001 RABbin meleği Gilgaldan Bokime gitti ve İsraillilere şöyle dedi: ‹‹Sizi Mısırdan çıkarıp atalarınıza söz verdiğim toprağa getirdim. ‹Sizinle yaptığım antlaşmayı hiçbir zaman bozmayacağım› dedim. 
07O 002:002 Dedim ki, ‹Bu topraklarda yaşayanlarla antlaşma yapmayın; sunaklarını yıkın.› Ama sözümü dinlemediniz. Bunu neden yaptınız? 
07O 002:003 Onun için şimdi, ‹Bu halkları önünüzden kovmayacağım; onlar böğrünüzde diken, ilahları da size tuzak olacak› diyorum.›› 
07O 002:004 RABbin meleği sözlerini bitirince bütün İsrail halkı hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. 
07O 002:005 Bu yüzden oraya Bokimfç adını verdiler ve orada RABbe kurban sundular. 
07O 002:006 Bundan sonra Yeşu halkı gönderdi. İsrailliler paylarına düşen toprakları miras edinmek için yola çıktılar. 
07O 002:007 Yeşu yaşadıkça ve RABbin İsrail için yaptığı büyük işleri görmüş olup Yeşudan sonra sağ kalan ileri gelenler durdukça halk RABbe kulluk etti. 
07O 002:008 RABbin kulu Nun oğlu Yeşu yüz on yaşında öldü. 
07O 002:009 Onu Efrayimin dağlık bölgesindeki Gaaş Dağının kuzeyine, kendi mülkünün sınırları içinde kalan Timnat-Herese gömdüler. 
07O 002:010 Bu kuşaktan olanların hepsi ölüp atalarına kavuştuktan sonra, RABbi tanımayan ve Onun İsrail için yaptıklarını bilmeyen yeni bir kuşak yetişti. 
07O 002:011 İsrailliler RABbin gözünde kötü olanı yaptılar, Baallara taptılar. 
07O 002:012 Kendilerini Mısırdan çıkaran atalarının Tanrısı RABbi terk ettiler. Çevrelerinde yaşayan ulusların değişik ilahlarına bağlanıp onlara taparak RABbi öfkelendirdiler. 
07O 002:013 Çünkü RABbi terk edip Baala ve Aştoretlere taptılar. 
07O 002:014 Bunun üzerine RAB İsraile öfkelendi. Onları, her şeylerini alan yağmacıların eline teslim etti; artık karşı koyamadıkları çevredeki düşmanlarının kölesi yaptı. 
07O 002:015 RAB söylediği ve ant içtiği gibi, onlara karşı olduğundan, savaşa her gittiklerinde yenilgiye uğradılar. Büyük sıkıntı içindeydiler. 
07O 002:016 Sonra RAB onları yağmacıların elinden kurtaran hakimler çıkardı. 
07O 002:017 Ama hakimlerini de dinlemediler. RABbe vefasızlık ederek başka ilahlara taptılar. RABbin buyruklarını yerine getiren ataları gibi davranmadılar, onların izlediği yoldan çabucak saptılar. 
07O 002:018 RAB onlar için ne zaman bir hakim çıkardıysa, onunla birlikte oldu; hakim yaşadığı sürece onları düşmanlarının elinden kurtardı. Baskı ve zulüm altında inledikleri zaman RAB onlara acıyordu. 
07O 002:019 Ne var ki, hakimleri ölür ölmez yine başka ilahlara bağlanıyor, onlara kulluk edip tapıyorlardı. Bu yolda atalarından beter oldular. Yaptıkları kötülüklerden ve inatçılıktan vazgeçmediler. 
07O 002:020 RAB bu yüzden İsraile öfkelenerek şöyle dedi: ‹‹Madem bu ulus atalarının uymasını buyurduğum antlaşmayı bozdu ve sözümü dinlemedi, 
07O 002:021 ben de Yeşu öldüğünde bu topraklarda bıraktığı ulusların hiçbirini artık önlerinden kovmayacağım. 
07O 002:022 Ataları gibi özenle RABbin yolundan gidip gitmeyeceklerini görmek için onları bu uluslarla sınayacağım.›› 
07O 002:023 RAB o ulusları hemen kovmamış, Yeşu'nun eline teslim etmeyerek ülkelerinde kalmalarına izin vermişti. 
07O 003:001 -2 64110 Kenandaki savaşların hiçbirine katılmamış olan İsraillileri sınamak ve hiç savaş deneyimi olmayan yeni kuşaklara savaş eğitimi vermek için RABbin dokunmadığı uluslar şunlardır: 
07O 003:003 Beş Filist Beyliği, bütün Kenanlılar, Saydalılar, Baal-Hermon Dağından Levo-Hamata kadar uzanan Lübnan dağlarında yaşayan Hivliler. 
07O 003:004 RAB İsraillileri sınamak, Musa aracılığıyla atalarına verdiği buyrukları yerine getirip getirmeyeceklerini görmek için bu ulusları ülkelerinde bıraktı. 
07O 003:005 Böylece İsrailliler Kenan, Hitit, Amor, Periz, Hiv ve Yevus halkları arasında yaşadılar. 
07O 003:006 Onlardan kız aldılar, kızlarını onların oğullarına verdiler ve onların ilahlarına taptılar. 
07O 003:007 RABbin gözünde kötü olanı yapan İsrailliler Tanrıları RABbi unutup Baallara ve Aşera putlarına taptılar. 
07O 003:008 Bunun üzerine RAB İsraile öfkelendi ve onları Aram- Naharayim Kralı Kuşan-Rişatayimin eline teslim etti. İsrailliler sekiz yıl Kuşan-Rişatayimin boyunduruğunda kaldılar. 
07O 003:009 Ama RABbe yakarmaları üzerine RAB onlara Otniel adında bir kurtarıcı çıkardı. Kalevin küçük kardeşi Kenazın oğlu Otniel onları kurtardı. 
07O 003:010 RABbin Ruhu Otnielin üzerine indi. Otniel İsraillileri yönetti, onlar için savaştı. RAB Aram-Naharayim Kralı Kuşan-Rişatayimi onun eline teslim etti. Artık Otniel ondan daha güçlüydü. 
07O 003:011 Ülke Kenaz oğlu Otnielin ölümüne dek kırk yıl barış içinde yaşadı. 
07O 003:012 Sonra İsrailliler yine RABbin gözünde kötü olanı yaptılar. RAB gözünde kötü olanı yaptıkları için Moav Kralı Eglonu onlara karşı güçlendirdi. 
07O 003:013 Kral Eglon Ammonlularla Amaleklileri kendi tarafına çekerek İsraile saldırdı. Onları bozguna uğratarak Hurma Kentini ele geçirdi. 
07O 003:014 İsrailliler on sekiz yıl Moav Kralı Eglonun boyunduruğu altında kaldılar. 
07O 003:015 Ama RABbe yakarmaları üzerine RAB onlar için Ehut adında bir kurtarıcı çıkardı. Benyaminli Geranın oğlu Ehut solaktı. İsrailliler Ehutun eliyle Moav Kralı Eglona haraç gönderdiler. 
07O 003:016 Ehut kendine bir arşın uzunluğunda iki ağızlı bir kama yaptı ve bunu sağ kalçası üzerine, giysisinin altına sakladı. 
07O 003:017 Varıp haracı Moav Kralı Eglona sundu. Eglon çok şişman bir adamdı. 
07O 003:018 Ehut haracı sunduktan sonra, haracı taşımış olan adamlarını salıverdi. 
07O 003:019 Ama kendisi Gilgal yakınındaki taş putlardan geri döndü. ‹‹Ey kral, sana gizli bir haberim var›› dedi. Kral ona, ‹‹Sus›› diyerek yanındaki adamların hepsini dışarı çıkardı. 
07O 003:020 Ehut, üst kattaki serin odasında yalnız kalan krala yaklaşarak, ‹‹Tanrıdan sana bir haber getirdim›› deyince kral tahtından kalktı. 
07O 003:021 Ehut sol eliyle sağ kalçası üzerindeki kamayı çekti ve kralın karnına sapladı. 
07O 003:022 Kamanın ucu kralın sırtından çıktı. Bıçağın ardından kabza da ete saplanmıştı. Ehut kamayı çekmeyince kama kralın yağlı karnına gömüldü. 
07O 003:023 Ehut sofaya çıktı, üst kattaki odanın kapısını ardından çekip kilitledi. 
07O 003:024 O çıktıktan sonra, geri gelen kralın hizmetkârları üst kattaki odanın kapılarını kilitli buldular. Birbirlerine, ‹‹Su döküyor olmalı›› dediler. 
07O 003:025 Uzun süre bekledilerse de kral odanın kapılarını açmadı. Bunun üzerine bir anahtar bulup kapıyı açtılar. Efendilerinin ölüsü yerde yatıyordu. 
07O 003:026 Onlar beklerken Ehut kaçmış, taş putları geçerek Seiraya yönelmişti. 
07O 003:027 Oraya varınca Efrayimin dağlık bölgesine çıkıp boru çaldı. İsrailliler onunla birlikte dağlardan indiler. Ehut önden gidiyordu. 
07O 003:028 Onlara, ‹‹Beni izleyin›› dedi, ‹‹RAB düşmanlarınızı, Moavlıları elinize teslim etti.›› Ehutu izleyen İsrailliler, Moava giden Şeria geçitlerini tuttular, kimseyi geçirmediler. 
07O 003:029 Moavın güçlü yiğitlerinden on bin kadarını vurup öldürdüler; hiç kurtulan olmadı. 
07O 003:030 Moav o gün İsraillilerin boyunduruğuna girdi. Ülke seksen yıl barış içinde yaşadı. 
07O 003:031 Ehut'tan sonra Anat oğlu Şamgar başa geçti. Şamgar Filistliler'den altı yüz kişiyi üvendireyle öldürerek İsrailliler'i kurtardı. 
07O 004:001 Ehutun ölümünden sonra İsrailliler yine RABbin gözünde kötü olanı yaptılar. 
07O 004:002 RAB de İsraillileri Hasorda egemenlik süren Kenanlı kral Yavinin eline teslim etti. Yavinin Sisera adında bir ordu komutanı vardı; Haroşet-Goyimde yaşardı. 
07O 004:003 Dokuz yüz demir savaş arabasına sahip olan Yavin, yirmi yıldır İsraillileri acımasızca eziyordu. Bu yüzden İsrailliler RABbe yakardılar. 
07O 004:004 O sırada İsraili Lappidotun karısı Peygamber Debora yönetiyordu. 
07O 004:005 Debora Efrayimin dağlık bölgesinde, Rama ile Beytel arasındaki hurma ağacının altında oturur, kendisine gelen İsraillilerin davalarına bakardı. 
07O 004:006 Debora bir gün adam gönderip Avinoam oğlu Barakı Kedeş-Naftaliden çağırttı. Ona, ‹‹İsrailin Tanrısı RAB, yanına Naftali ve Zevulunoğullarından on bin kişi alıp Tavor Dağına gitmeni buyuruyor›› dedi, 
07O 004:007 ‹‹RAB, ‹Kral Yavinin ordu komutanı Siserayı, savaş arabalarını ve ordusunu Kişon Vadisine, senin yanına çekip eline teslim edeceğim› diyor.›› 
07O 004:008 Barak Deboraya, ‹‹Eğer benimle gelirsen giderim›› dedi, ‹‹Benimle gelmezsen gitmem.›› 
07O 004:009 Debora, ‹‹Seninle gelmesine gelirim, ama böyle bir yol tuttuğun için onurlandırılmayacaksın›› dedi, ‹‹Çünkü RAB Siserayı bir kadının eline teslim etmiş olacak.›› Böylece Debora kalkıp Barakla birlikte Kedeşe gitti. 
07O 004:010 Barak Zevulun ve Naftali oğullarını Kedeşte topladı. Ardında on bin kişi vardı. Debora da onunla birlikte gitti. 
07O 004:011 Kenlilerden Hever, Musanın kayınbiraderi Hovavın torunlarından, yani Kenlilerden ayrılmış, çadırını Kedeş yakınında Saanannimdeki meşe ağacının yanına kurmuştu. 
07O 004:012 Avinoam oğlu Barakın Tavor Dağına çıktığını duyan Sisera, 
07O 004:013 dokuz yüz demir arabasını ve yanındaki halkı Haroşet-Goyimden çıkarıp Kişon Vadisinde topladı. 
07O 004:014 Debora Baraka, ‹‹Haydi kalk! Çünkü RABbin Siserayı senin eline teslim ettiği gün bugündür›› dedi, ‹‹RAB senin önünden gidiyor.›› Bunun üzerine Barak ardında on bin kişiyle Tavor Dağından indi. 
07O 004:015 RAB, Siserayı, savaş arabalarını sürenleri ve ordusunu Barakın önünde şaşkına çevirerek bozguna uğrattı. Sisera savaş arabasından indi ve yaya olarak kaçtı. 
07O 004:016 Barak savaş arabalarını ve orduyu Haroşet-Goyime kadar kovaladı. Siseranın bütün ordusu kılıçtan geçirildi, tek kişi bile kurtulamadı. 
07O 004:017 Yaya olarak kaçan Sisera ise Kenlilerden Heverin karısı Yaelin çadırına sığındı. Çünkü Hasor Kralı Yavinle Kenlilerden Heverin arası iyiydi. 
07O 004:018 Yael Siserayı karşılamaya çıktı. Ona, ‹‹Korkma, efendim, gel çadırıma sığın›› dedi. Çadırına sığınan Siseranın üzerine bir yorgan örttü. 
07O 004:019 Sisera, ‹‹Susadım, lütfen biraz su ver de içeyim›› dedi. Yael süt tulumunu açıp ona içirdikten sonra üzerini yine örttü. 
07O 004:020 Sisera kadına, ‹‹Çadırın kapısında dur›› dedi, ‹‹Biri gelir de çadırda kimse var mı diye sorarsa, yok de.›› 
07O 004:021 Heverin karısı Yael eline bir çadır kazığı ile tokmak aldı. Yorgunluktan derin bir uykuya dalmış olan Siseraya sessizce yaklaşarak kazığı şakağına dayadı ve yere saplanıncaya dek çaktı. Sisera hemen öldü. 
07O 004:022 Yael Siserayı kovalayan Barakı karşılamaya çıktı. ‹‹Gel, aradığın adamı sana göstereyim›› dedi. Barak kadını izledi ve şakağına kazık çakılmış Siserayı ölü buldu. 
07O 004:023 Böylece Tanrı o gün Kenanlı kral Yavini İsraillilerin önünde bozguna uğrattı. 
07O 004:024 Giderek güçlenen İsrailliler sonunda Kenanlı kral Yavin'i ortadan kaldırdılar. 
07O 005:001 Debora ile Avinoam oğlu Barak o gün şu ezgiyi söylediler: 
07O 005:002 ‹‹İsrailin önderleri başı çekince,<br />Halk gönüllü olarak savaşınca<br />RABbe övgüler sunun. 
07O 005:003 Dinleyin, ey krallar!<br />Ey yönetenler, kulak verin!<br />RABbe ezgiler söyleyip<br />İsrailin Tanrısı RABbi ilahilerle öveceğim. 
07O 005:004 Seirden çıktığında, ya RAB,<br />Edom kırlarından geçtiğinde,<br />Yer sarsıldı, göklerden yağmur boşandı,<br />Evet, bulutlar yağmur yağdırdı. 
07O 005:005 Sina Dağında olan RABbin,<br />İsrailin Tanrısı RABbin önünde<br />Dağlar sarsıldı. 
07O 005:006 Anat oğlu Şamgar zamanında,<br />Yael zamanında kervanların ardı kesildi.<br />Yolcular sapa yollardan gider oldu. 
07O 005:007 Bomboştu İsrailin köyleri,<br />Ben İsrailde ana olarak ortaya çıkıncaya dek,<br />Ben Debora ortaya çıkıncaya dek<br />İsrailin köyleri bomboştu. 
07O 005:008 Yeni ilahlar seçtikleri zaman<br />Savaş kentin kapılarına dayandı.<br />İsraildeki kırk bin askerin elinde<br />Ne kalkan ne de mızrak vardı. 
07O 005:009 Yüreğim İsraili yönetenlerle<br />Ve halkın arasındaki gönüllülerledir.<br />RABbe övgüler sunun! 
07O 005:010 Ey semerleri pahalı boz eşeklere binenler,<br />Ey yoldan yaya gidenler, dinleyin! 
07O 005:011 Kuyu başındaki kalabalıklar<br />RABbin zaferlerini,<br />İsrail savaşçılarının zaferlerini anlatıyorlar.<br />Ardından RABbin halkı kent kapılarına<br />Akın etmeye başladı. 
07O 005:012 Uyan, uyan Debora, uyan uyan!<br />Söyle, ezgiler söyle!<br />Ey Avinoam oğlu Barak,<br />Kalk, götür tutsaklarını. 
07O 005:013 Geriye kalanlar soyluların yanına geldi,<br />RABbin halkı yiğitleriyle bana geldi. 
07O 005:014 Amalek kökünden olanlar Efrayimden geldi,<br />Benyaminliler de seni izleyenlerin arasındaydı.<br />Yöneticiler Makirden,<br />Başbuğ asasını taşıyanlar Zevulundan geldi. 
07O 005:015 Deborayla birlikteydi İssakarın beyleri.<br />Evet, İssakaroğulları da Barakın ardından<br />Hızla ovaya indi.<br />Ama Ruben oymağının bölükleri<br />Büyük bir kararsızlık içindeydi. 
07O 005:016 Sürülerine kaval çalan çobanları<br />Dinlemek için neden ağıllarda kaldılar?<br />Evet, Ruben oymağının bölükleri<br />Büyük bir kararsızlık içindeydi. 
07O 005:017 Gilatlılar Şeria Irmağının ötesinde kaldı,<br />Dan oymağıysa gemilerde oyalandı.<br />Aşer oymağı deniz kıyısında dinlendi,<br />Koylarda yan gelip oturdu. 
07O 005:018 Ama Zevulun ve Naftali halkları<br />Tehlikeye attılar canlarını savaş alanında. 
07O 005:019 Taanakta ve Megiddo sularının kıyısında<br />Krallar gelip savaştılar.<br />Kenan kralları da savaştı.<br />Ancak ne gümüş ne ganimet aldılar. 
07O 005:020 Yıldızlar göklerden savaşa katıldı.<br />Göğü bir baştan öbür başa geçerken,<br />Siseraya karşı savaştı. 
07O 005:021 Kişon Irmağı, o eski ırmak,<br />Süpürüp götürdü onları.<br />Yürü, ey ruhum, üzerlerine güçle yürü! 
07O 005:022 O zaman atlar dörtnala koştu.<br />Güçlü atların toynakları<br />Yerde izler bıraktı. 
07O 005:023 RABbin meleği, ‹Meroz Kentini lanetleyin› dedi,<br />‹Halkına lanetler yağdırın.<br />Çünkü RABbin yardımına,<br />Zorbalara karşı RABbin yardımına koşmadılar.› 
07O 005:024 Kenlilerden Heverin karısı Yael<br />Kadınlar arasında alabildiğine kutsansın.<br />Çadırlarda yaşayan kadınlar arasında<br />Alabildiğine kutsansın. 
07O 005:025 Sisera su istedi, Yael ona süt verdi.<br />Soylulara yaraşır bir çanakla ayran sundu. 
07O 005:026 Sol eline çadır kazığını,<br />Sağ eline işçi tokmağını aldı.<br />Vurdu, Siseranın başını ezdi.<br />Şakağına çaktı kazığı, deldi geçirdi. 
07O 005:027 Ayaklarının dibine çöktü,<br />Yere serildi Sisera.<br />Düşüp yığıldı Yaelin ayakları dibine,<br />Yığıldığı yerde cansız kaldı. 
07O 005:028 Siseranın annesi parmaklıkların ardından,<br />Pencereden bakıp feryat etti:<br />‹Oğlumun savaş arabası<br />Neden bu kadar gecikti,<br />Nal sesleri neden duyulmuyor?› 
07O 005:029 Bilge kadınlar onu yanıtladılar.<br />O da şöyle düşündü: 
07O 005:030 ‹Ganimeti bulmuş, paylaşıyor olmalılar.<br />Her yiğide bir ya da iki kız,<br />Siseraya ganimet olarak rengarenk giysiler,<br />Evet, işlemeli, rengarenk giysiler.<br />Yağmacıların boyunları için<br />İki yanı işlemeli renkli giysiler,<br />Hepsi ganimet.› 
07O 005:031 Ya RAB, bütün düşmanların böyle yok olsun.<br />Seni sevenlerse,<br />Bütün gücüyle doğan güneş gibi olsunlar.›› 
07O 006:001 İsrailliler yine RABbin gözünde kötü olanı yaptılar. RAB de onları yedi yıl süreyle Midyanlıların eline teslim etti. 
07O 006:002 Midyan boyunduruğu İsraillilere öyle ağır geldi ki, dağlarda kendilerine sığınaklar, mağaralar, kaleler yaptılar. 
07O 006:003 Ekin ektikleri vakit, Midyanlılar, Amalekliler ve öbür doğulu halklar topraklarına girip 
07O 006:004 ordugah kurarlardı. Gazzeye dek ekinleri yok eder, koyun, sığır, eşek gibi geçim kaynağı olan her şeyi alırlardı. 
07O 006:005 Hayvanları ve çadırlarıyla birlikte çekirge sürüsü gibi gelirlerdi. Adamları, develeri saymak olanaksızdı. Yakıp yıkmak amacıyla toprakları işgal ederlerdi. 
07O 006:006 Midyanlılar İsraili öyle yoksul düşürdüler ki, İsrailliler RABbe yakarmaya başladılar. 
07O 006:007 İsrailliler Midyanlılardan ötürü RABbe yakarınca, 
07O 006:008 RAB onlara bir peygamber gönderdi. Peygamber onlara şöyle dedi: ‹‹İsrailin Tanrısı RAB diyor ki, ‹Sizi Mısırdan ben çıkardım, köle olduğunuz ülkeden ben getirdim. 
07O 006:009 Mısırlıların elinden, size baskı yapanların hepsinin elinden sizi ben kurtardım. Onları önünüzden kovdum, topraklarını size verdim. 
07O 006:010 Size dedim ki, Ben Tanrınız RABbim. Topraklarında yaşadığınız Amorluların ilahlarına tapmayın. Ama sözümü dinlemediniz.› ›› 
07O 006:011 RABbin meleği gelip Aviezerli Yoaşın Ofra Kentindeki yabanıl fıstık ağacının altında oturdu. Yoaşın oğlu Gidyon, buğdayı Midyanlılardan kurtarmak için üzüm sıkma çukurunda dövüyordu. 
07O 006:012 RABbin meleği ona görünerek, ‹‹Ey yiğit savaşçı, RAB seninledir›› dedi. 
07O 006:013 Gidyon, ‹‹Ey Efendim, eğer RAB bizimleyse bütün bunlar neden başımıza geldi?›› diye karşılık verdi, ‹‹Atalarımız RABbin bizi Mısırdan çıkardığını söylemediler mi? Bize anlattıkları RABbin bütün o harikaları nerede? RAB bizi terk etti, Midyanlıların eline teslim etti.›› 
07O 006:014 RAB Gidyona dönüp, ‹‹Kendi gücünle git, İsraili Midyanlıların elinden kurtar›› dedi, ‹‹Seni ben gönderiyorum.›› 
07O 006:015 Gidyon, ‹‹Ey Efendim, ben İsraili nasıl kurtarabilirim?›› diye karşılık verdi, ‹‹Ait olduğum boy Manaşşe oymağının en zayıf boyudur. Ben de ailemin en genç adamıyım.›› 
07O 006:016 RAB, ‹‹Ben seninle olacağım›› dedi, ‹‹Midyanlıları tek bir adamı yener gibi bozguna uğratacaksın.›› 
07O 006:017 Gidyon, ‹‹Benden hoşnutsan, benimle konuşanın sen olduğuna dair bana bir belirti göster›› dedi, 
07O 006:018 ‹‹Lütfen gelip sana adağımı sununcaya, önüne koyuncaya dek buradan ayrılma.›› RAB, ‹‹Sen dönünceye dek kalırım›› diye yanıtladı. 
07O 006:019 Gidyon eve gidip bir oğlak kesti, bir efa undan mayasız pide yaptı. Eti sepete, et suyunu tencereye koydu; bunları getirip yabanıl fıstık ağacının altında meleğe sundu. 
07O 006:020 Tanrının meleği, ‹‹Eti ve mayasız pideleri al, şu kayanın üzerine koy. Et suyunu ise dök›› dedi. Gidyon söyleneni yaptı. 
07O 006:021 RABbin meleği elindeki değneğin ucuyla ete ve mayasız pidelere dokununca kayadan ateş fışkırdı. Ateş eti ve mayasız pideleri yakıp kül etti. Sonra RABbin meleği gözden kayboldu. 
07O 006:022 Gidyon, gördüğü kişinin RABbin meleği olduğunu anlayınca, ‹‹Eyvah, Egemen RAB! Meleğinin yüzünü gördüm›› dedi. 
07O 006:023 RAB ona, ‹‹Sana esenlik olsun. Korkma, ölmeyeceksin›› dedi. 
07O 006:024 Gidyon orada RAB için bir sunak yaptı. Sunağa ‹‹Yahve şalom›› adını verdi. Sunak bugün de Aviezerlilerin Ofra Kentinde duruyor. 
07O 006:025 Aynı gece RAB, Gidyona, ‹‹Babanın boğasını, yedi yaşındaki ikinci boğayı al›› dedi, ‹‹Sonra babanın Baal için yaptırdığı sunağı yık. Sunağın yanındaki Aşera putunu kes. 
07O 006:026 Tanrın RAB için bu höyüğün üstünde uygun bir sunak yap. İkinci boğayı al, keseceğin Aşera putunun odunlarıyla yakmalık sunu olarak sun.›› 
07O 006:027 Gidyon adamlarından onunu yanına alarak RABbin kendisine buyurduklarını yerine getirdi. Ne var ki, ailesinden ve kent halkından korktuğu için bunu gündüz yerine gece yaptı. 
07O 006:028 Sabah erkenden kalkan kent halkı, Baala ait sunağın yıkıldığını, yanındaki Aşera putunun kesildiğini, ikinci boğanın yeni yapılan sunak üzerinde sunulduğunu gördü. 
07O 006:029 Birbirlerine, ‹‹Bu işi kim yaptı?›› diye sordular. Araştırıp soruşturduktan sonra, bu işi Yoaş oğlu Gidyonun yaptığını anladılar. 
07O 006:030 Bunun üzerine Yoaşa, ‹‹Oğlunu dışarı çıkar›› dediler, ‹‹Ölmesi gerek. Çünkü Baalın sunağını yıktı, yanındaki Aşera putunu kesti.›› 
07O 006:031 Yoaş çevresindeki öfkeli kalabalığa, ‹‹Baalı savunmak size mi düştü?›› dedi, ‹‹Siz mi onu kurtaracaksınız? Onu savunan şafak sökmeden ölecek. Baal tanrıysa, bırakın kendini savunsun. Yıkılan sunak onun!›› 
07O 006:032 O gün Yoaş, ‹‹Baal kendini savunsun, yıkılan sunak onun sunağıdır›› diyerek Gidyona Yerubbaal adını verdi. 
07O 006:033 Bu arada Midyanlılar, Amalekliler ve öbür doğulu halklar birleşerek Şeria Irmağını geçtiler, gidip Yizreel Vadisinde ordugah kurdular. 
07O 006:034 RABbin Ruhu Gidyonu yönlendirmeye başladı. Gidyon borusunu çalınca Aviezerliler onun çevresinde toplandı. 
07O 006:035 Gidyon bütün Manaşşeye ulaklar göndererek oranın halkını da topladı. Aşer, Zevulun ve Naftaliye de ulaklar gönderdi. Onlar da onu karşılamaya çıktılar. 
07O 006:036 Gidyon Tanrıya şöyle seslendi: ‹‹Söz verdiğin gibi İsraili benim aracılığımla kurtaracağın doğruysa, 
07O 006:037 çiy yalnızca harman yerine koyduğum yün yapağının üzerine düşsün, topraksa kuru kalsın. Böylece, söylediğin gibi İsraili benim aracılığımla kurtaracağını bileceğim.›› 
07O 006:038 Ve öyle oldu. Ertesi gün erkenden kalkan Gidyon yapağıyı alıp sıktı. Yapağıdan bir tas dolusu çiy süzüldü. 
07O 006:039 Bunun üzerine Gidyon Tanrıya şöyle seslendi: ‹‹Bana kızma, bir istekte daha bulunmak istiyorum. Yapağıyla bir deneme daha yapmama izin ver. Lütfen bu kez yalnızca yapağı kuru kalsın, topraksa çiyle ıslansın.›› 
07O 006:040 Tanrı o gece Gidyon'un dediğini yaptı. Yapağı kuru kaldı, toprağın her yanıysa çiyle kaplandı. 
07O 007:001 Yerubbaal -Gidyon- ile yanındaki halk erkenden kalkıp Harot Pınarının başında ordugah kurdular. Midyanlıların ordugahıysa onların kuzeyinde, More Tepesinin yanındaki vadideydi. 
07O 007:002 RAB Gidyona şöyle dedi: ‹‹Yanında fazla adam var; Midyanı onların eline teslim etmem. Yoksa İsrailliler, ‹Kendi gücümüzle kurtulduk› diyerek bana karşı övünebilirler. 
07O 007:003 Şimdi halka şunu söyle: ‹Korkudan titreyen dönsün, Gilat Dağından geri gitsin.› ›› Bunun üzerine halktan yirmi iki bin kişi döndü, on bin kişi orada kaldı. 
07O 007:004 RAB Gidyona, ‹‹Adamların sayısı hâlâ fazla›› dedi, ‹‹Kalanları suyun başına götür, onları orada senin için sınayayım. ‹Bu seninle gidecek› dediğim adam seninle gidecek; ‹Bu seninle gitmeyecek› dediğim gitmeyecek.›› 
07O 007:005 Gidyon halkı suyun başına götürdü. RAB Gidyona, ‹‹Köpek gibi diliyle su içenleri bir yana, su içmek için dizleri üzerine çökenleri öbür yana ayır›› dedi. 
07O 007:006 Ellerini ağızlarına götürerek dilleriyle su içenlerin sayısı üç yüzü buldu. Geri kalanların hepsi su içmek için dizleri üzerine çöktüler. 
07O 007:007 RAB Gidyona, ‹‹Sizi diliyle su içen üç yüz kişinin eliyle kurtaracağım›› dedi, ‹‹Midyanlıları senin eline teslim edeceğim. Öbürleri yerlerine dönsün.›› 
07O 007:008 Gidyon yalnız üç yüz kişiyi alıkoyarak geri kalan İsraillileri çadırlarına gönderdi. Bu üç yüz kişi, gidenlerin kumanyalarıyla borularını da aldılar. Midyanlıların ordugahı Gidyonun aşağısında, vadideydi. 
07O 007:009 RAB aynı gece Gidyona, ‹‹Kalk, ordugaha saldır›› dedi, ‹‹Çünkü orayı senin eline teslim ediyorum. 
07O 007:010 Ordugaha yalnız gitmekten korkuyorsan, uşağın Purayı da yanına al. 
07O 007:011 Midyanlıların söylediklerine kulak kabart. O zaman ordugahlarına saldırmaya cesaret bulursun.›› Böylece Gidyon uşağı Pura ile ordugahın yanına kadar sokuldu. 
07O 007:012 Midyanlılar, Amalekliler ve öbür doğulu halklar çekirge sürüsü gibi vadiye yayılmışlardı. Kıyıların kumu kadar çok, sayısız develeri vardı. 
07O 007:013 Gidyon ordugahın yanına vardığında, adamlardan biri arkadaşına gördüğü düşü anlatıyordu. ‹‹Bir düş gördüm›› diyordu, ‹‹Arpa unundan yapılmış bir somun ekmek, Midyan ordugahına doğru yuvarlanarak çadıra kadar geldi, çadıra çarpıp onu devirdi, altüst etti. Çadır yerle bir oldu.›› 
07O 007:014 Adamın arkadaşı şöyle karşılık verdi: ‹‹Bu, İsrailli Yoaş oğlu Gidyonun kılıcından başka bir şey değildir. Tanrı Midyanı ve bütün ordugahı onun eline teslim edecek.›› 
07O 007:015 Gidyon düşü ve yorumunu duyunca Tanrıya tapındı. İsrail ordugahına döndü ve adamlarına, ‹‹Kalkın! RAB Midyan ordugahını elinize teslim etti›› dedi. 
07O 007:016 Sonra üç yüz adamını üç bölüğe ayırdı. Hepsine borular, boş testiler ve testilerin içinde yakılmak üzere çıralar verdi. 
07O 007:017 Onlara, ‹‹Gözünüz bende olsun›› dedi, ‹‹Ben ne yaparsam siz de onu yapın. Ordugahın yanına vardığımda ne yaparsam siz de aynısını yapın. 
07O 007:018 Ben ve yanımdakiler borularımızı çalınca, siz de ordugahın çevresinde durup borularınızı çalın ve, ‹RAB için ve Gidyon için!› diye bağırın.›› 
07O 007:019 Gidyon ile yanındaki yüz kişi gece yarısından az önce, nöbetçi değişiminden hemen sonra ordugahın yanına vardılar; borularını çalmaya başlayıp ellerindeki testileri kırdılar. 
07O 007:020 Üç bölük de borularını çalıp testileri kırdı. Çalacakları boruları sağ ellerinde, çıralarıysa sol ellerinde tutuyorlardı. ‹‹Yaşasın RABbin ve Gidyonun kılıcı!›› diye bağırdılar. 
07O 007:021 Onlar ordugahın çevresinde dururken, ordugahtakilerin hepsi koşuşmaya, bağırıp kaçışmaya başladı. 
07O 007:022 Üç yüz boru birden çalınca RAB ordugahtakilerin hepsini kılıçla birbirlerine saldırttı. Midyan ordusu Sereraya doğru, Beytşittaya, Tabbat yakınındaki Avel-Mehola sınırına dek kaçtı. 
07O 007:023 Naftali, Aşer ve bütün Manaşşeden çağrılan İsrailliler Midyanlıları kovalamaya başladılar. 
07O 007:024 Gidyon, Efrayimin dağlık bölgesine gönderdiği ulaklar aracılığıyla, ‹‹İnip Midyanlılara saldırın›› dedi, ‹‹Önlerini kesmek için Şeria Irmağının Beytbaraya kadar uzanan bölümünü tutun.›› Efrayimoğulları Şeria Irmağının Beytbaraya kadarki bölümünü ele geçirdiler. 
07O 007:025 Midyanlı iki önderi, Orev ile Zeev'i tutsak aldılar. Orev'i Orev Kayası'nda, Zeev'i ise Zeev'in üzüm sıkma çukurunda öldürerek Midyanlılar'ı kovalamaya devam ettiler. Orev'le Zeev'in kesik başlarını Şeria Irmağı'nın karşı yakasından Gidyon'a getirdiler. 
07O 008:001 Efrayimoğulları Gidyona, ‹‹Midyanlılarla savaşmaya gittiğinde bizi çağırmadın; bize neden böyle davrandın?›› diyerek onu sert bir dille eleştirdiler. 
07O 008:002 Gidyon, ‹‹Sizin yaptığınızın yanında benim yaptığım ne ki?›› diye karşılık verdi, ‹‹Efrayimin bağbozumundan artakalan üzümler, Aviezerin bütün bağbozumu ürününden daha iyi değil mi? 
07O 008:003 Tanrı Midyan önderlerini, Orevi ve Zeevi elinize teslim etti. Sizin yaptıklarınıza kıyasla ben ne yapabildim ki?›› Gidyonun bu sözleri onların öfkesini yatıştırdı. 
07O 008:004 Gidyon bitkin olmalarına karşın Midyanlıları kovalamayı sürdüren üç yüz adamıyla Şeria Irmağına ulaşıp karşıya geçti. 
07O 008:005 Sukkota vardıklarında kent halkına, ‹‹Lütfen ardımdaki adamlara ekmek verin, bitkin haldeler›› dedi, ‹‹Ben Midyan kralları Zevah ve Salmunnayı kovalıyorum.›› 
07O 008:006 Sukkot önderleri, ‹‹Zevah ile Salmunnayı tutsak aldın mı ki, orduna ekmek verelim?›› dediler. 
07O 008:007 Gidyon, ‹‹Öyle olsun!›› diye karşılık verdi, ‹‹RAB Zevah ile Salmunnayı elime teslim edince, bedenlerinizi çöl dikenleriyle, çalılarla yaracağım.›› 
07O 008:008 Gidyon oradan Penuele gitti ve oranın halkından da aynı şeyi istedi. Penuel halkı da Sukkot halkının verdiği yanıtın aynısını verdi. 
07O 008:009 Gidyon onlara, ‹‹Esenlik içinde döndüğüm zaman bu kuleyi yıkacağım›› dedi. 
07O 008:010 Zevah ile Salmunna doğulu halkların ordularından artakalan yaklaşık on beş bin kişilik bir orduyla birlikte Karkordaydılar. Eli kılıç tutan yüz yirmi bin savaşçı ölmüştü. 
07O 008:011 Gidyon Novah ve Yogbohanın doğusundan, göçebelerin yolundan geçerek düşman ordugahına saldırdı. Adamlar hazırlıksız yakalandılar. 
07O 008:012 Zevah ile Salmunna kaçtıysa da Gidyon peşlerine düştü. Bu iki Midyan kralını, Zevah ile Salmunnayı yakalayıp bütün ordularını bozguna uğrattı. 
07O 008:013 Yoaş oğlu Gidyon Heres Geçidi yoluyla savaştan döndü. 
07O 008:014 Yolda Sukkottan genç bir adamı yakalayıp sorguya çekti. Adam Sukkot önderleriyle ileri gelenlerinin adlarını, toplam yetmiş yedi kişinin adını yazıp Gidyona verdi. 
07O 008:015 Gidyon Sukkota gidip halka şöyle dedi: ‹‹ ‹Zevah ile Salmunnayı tutsak aldın mı ki bitkin adamlarına ekmek verelim› diyerek beni aşağıladınız. İşte Zevah ile Salmunna!›› 
07O 008:016 Sonra kentin ileri gelenlerini topladı; Sukkot halkını çöl dikenleriyle, çalılarla döverek cezalandırdı. 
07O 008:017 Ardından Penuel Kulesini yıkıp kent halkını kılıçtan geçirdi. 
07O 008:018 Sonra Zevah ile Salmunnaya, ‹‹Tavorda öldürdükleriniz nasıl adamlardı?›› diye sordu. ‹‹Tıpkı senin gibiydiler, hepsi kral oğullarına benziyordu›› yanıtını verdiler. 
07O 008:019 Gidyon, ‹‹Onlar kardeşlerimdi, öz annemin oğullarıydı›› dedi, ‹‹Yaşayan RABbin adıyla ant içerim ki, onları sağ bıraksaydınız sizi öldürmezdim.›› 
07O 008:020 Sonra büyük oğlu Yetere, ‹‹Haydi, öldür onları›› dedi. Ne var ki, henüz genç olan Yeter korktu, kılıcını çekmedi. 
07O 008:021 Bunun üzerine Zevah ile Salmunna Gidyona, ‹‹Sen öldür bizi›› dediler, ‹‹Erkeğin işini ancak erkek yapar.›› Böylece Gidyon varıp Zevah ile Salmunnayı öldürdü. Develerinin boyunlarındaki hilal biçimi süsleri de aldı. 
07O 008:022 İsrailliler Gidyona, ‹‹Sen, oğlun ve torunun bize önderlik edin›› dediler. ‹‹Çünkü bizi Midyanlıların elinden sen kurtardın.›› 
07O 008:023 Ama Gidyon, ‹‹Ben size önderlik etmem, oğlum da etmez›› diye karşılık verdi, ‹‹Size RAB önderlik edecek.›› 
07O 008:024 Sonra, ‹‹Yalnız sizden bir dileğim var›› diye sözünü sürdürdü, ‹‹Ele geçirdiğiniz ganimetin içindeki küpeleri bana verin.›› -İsmaililer altın küpeler takarlardı.- 
07O 008:025 İsrailliler, ‹‹Seve seve veririz›› diyerek yere bir üstlük serdiler. Herkes ele geçirdiği küpeleri üstlüğün üzerine attı. 
07O 008:026 Hilaller, kolyeler, Midyan krallarının giydiği mor giysiler ve develerin boyunlarından alınan zincirler dışında, Gidyonun aldığı altın küpelerin ağırlığı bin yedi yüz şekelfı tuttu. 
07O 008:027 Gidyon bu altından bir efod yaparak onu kendi kenti olan Ofraya yerleştirdi. Bütün İsrailliler bu put yüzünden RABbe vefasızlık ettiler. Böylece efod Gidyon ile ailesi için bir tuzak oldu. 
07O 008:028 İsraillilere yenilen Midyanlılar bir daha toparlanamadılar. Ülke Gidyon zamanında kırk yıl barış içinde yaşadı. 
07O 008:029 Yoaş oğlu Yerubbaal dönüp kendi evinde yaşamını sürdürdü. 
07O 008:030 Çok sayıda kadınla evlendi ve yetmiş oğlu oldu. 
07O 008:031 Ayrıca Şekemde bir cariyesi vardı. Bundan da bir oğlu oldu, adını Avimelek koydu. 
07O 008:032 Yoaş oğlu Gidyon iyice yaşlanıp öldü. Aviezerlilere ait Ofra Kentinde, babası Yoaşın mezarına gömüldü. 
07O 008:033 Gidyon ölünce İsrailliler yine RABbe vefasızlık ettiler. Baallara taptılar. Baal-Beriti ilah edinerek 
07O 008:034 kendilerini çevrelerindeki düşmanlarının elinden kurtaran Tanrıları RABbi unuttular. 
07O 008:035 İsrail'e büyük iyilikler yapan Yerubbaal'ın -Gidyon'un- ev halkına vefasızlık ettiler. 
07O 009:001 Yerubbaalın oğlu Avimelek, dayılarının bulunduğu Şekem Kentine giderek onlara ve annesinin boyundan gelen herkese şöyle dedi: 
07O 009:002 ‹‹Şekem halkına şunu duyurun: ‹Sizin için hangisi daha iyi? Gidyonun yetmiş oğlu tarafından yönetilmek mi, yoksa bir kişi tarafından yönetilmek mi?› Unutmayın ki ben sizinle aynı etten, aynı kandanım.›› 
07O 009:003 Dayıları Avimelekin söylediklerini Şekem halkına ilettiler. Halkın yüreği Avimelekten yanaydı. ‹‹O bizim kardeşimizdir›› dediler. 
07O 009:004 Ona Baal-Berit Tapınağından yetmiş parça gümüş verdiler. Avimelek bu parayla kiraladığı belalı serserileri peşine taktı. 
07O 009:005 Sonra Ofraya, babasının evine dönüp kardeşlerini, Yerubbaalın yetmiş oğlunu bir taşın üzerinde kesip öldürdü. Yalnız Yerubbaalın küçük oğlu Yotam kaçıp gizlendiği için sağ kaldı. 
07O 009:006 Şekem ve Beytmillo halkları toplanarak hep birlikte Şekemde dikili taş meşesinin olduğu yere gittiler; Avimeleki orada kral ilan ettiler. 
07O 009:007 Olup biteni Yotama bildirdiklerinde Yotam Gerizim Dağının tepesine çıkıp yüksek sesle halka şöyle dedi: ‹‹Ey Şekem halkı, beni dinleyin, Tanrı da sizi dinleyecek. 
07O 009:008 Bir gün ağaçlar kendilerine bir kral meshetmek istediler; zeytin ağacına gidip, ‹Gel kralımız ol› dediler. 
07O 009:009 ‹‹Zeytin ağacı, ‹İlahları ve insanları onurlandırmak için kullanılan yağımı bırakıp ağaçlar üzerinde sallanmaya mı gideyim?› diye yanıtladı. 
07O 009:010 ‹‹Bunun üzerine ağaçlar incir ağacına, ‹Gel sen kralımız ol› dediler. 
07O 009:011 ‹‹İncir ağacı, ‹Tatlılığımı ve güzel meyvemi bırakıp ağaçlar üzerinde sallanmaya mı gideyim?› diye yanıtladı. 
07O 009:012 ‹‹Sonra ağaçlar asmaya, ‹Gel sen bizim kralımız ol› dediler. 
07O 009:013 Asma, ‹İlahlarla insanlara zevk veren yeni şarabımı bırakıp ağaçlar üzerinde sallanmaya mı gideyim?› dedi. 
07O 009:014 ‹‹Sonunda ağaçlar karaçalıya, ‹Gel sen kralımız ol› dediler. 
07O 009:015 ‹‹Karaçalı, ‹Eğer gerçekten beni kendinize kral meshetmek istiyorsanız, gelin gölgeme sığının› diye karşılık verdi, ‹Eğer sığınmazsanız, karaçalıdan çıkan ateş Lübnanın bütün sedir ağaçlarını yakıp kül edecektir.› 
07O 009:016 ‹‹Şimdi siz Avimeleki kral yapmakla içten ve dürüst davrandığınızı mı sanıyorsunuz? Yerubbaalla ailesine iyilik mi ettiniz? Ona hak ettiği gibi mi davrandınız? 
07O 009:017 Oysa babam sizi Midyanlıların elinden kurtarmak için canını tehlikeye atarak sizin için savaştı. 
07O 009:018 Ama bugün siz babamın ailesine karşı ayaklandınız, yetmiş oğlunu bir taşın üzerinde kesip öldürdünüz. Cariyesinden doğan Avimelek kardeşiniz olduğu için onu Şekeme kral yaptınız. 
07O 009:019 Eğer bugün Yerubbaalla ailesine içten ve dürüst davrandığınıza inanıyorsanız, Avimelekle sevinin, o da sizinle sevinsin! 
07O 009:020 Ama öyle değilse, dilerim, Avimelek ateş olsun, Şekem ve Beytmillo halkını yakıp kül etsin. Ya da Şekem ve Beytmillo halkı ateş olsun, Avimeleki yakıp kül etsin.›› 
07O 009:021 Ardından Yotam kardeşi Avimelekten korktuğu için kaçtı, gidip Beere yerleşti. 
07O 009:022 Avimelek İsraili üç yıl yönetti. 
07O 009:023 Sonra Tanrı Avimelekle Şekem halkını birbirine düşürdü; halk Avimeleke başkaldırdı. 
07O 009:024 Tanrı bunu Avimeleki Yerubbaalın yetmiş oğluna yapılan zorbalığın aynısına uğratmak, kardeşlerini öldüren Avimelekten ve onu bu kırıma isteklendiren Şekem halkından akıttıkları kanın öcünü almak için yaptı. 
07O 009:025 Şekem halkı dağ başlarında Avimeleke pusu kurdu. Oradan geçen herkesi soyuyorlardı. Bu durum Avimeleke bildirildi. 
07O 009:026 Ebet oğlu Gaal kardeşleriyle birlikte gelip Şekeme yerleşti. Şekem halkı ona güvendi. 
07O 009:027 Bağlara çıkıp üzümleri topladıktan, ezip şarap yaptıktan sonra bir şenlik düzenlediler. İlahlarının tapınağına gittiler; orada yiyip içerken Avimeleke lanetler yağdırdılar. 
07O 009:028 Ebet oğlu Gaal kalkıp şöyle dedi: ‹‹Avimelek kim ki, biz Şekem halkı ona hizmet edelim? Yerubbaalın oğlu değil mi o? Zevul da onun yardımcısı değil mi? Şekemlilerin babası Hamorun soyundan gelenlere hizmet edin. Neden Avimeleke hizmet edelim? 
07O 009:029 Keşke bu halkı ben yönetseydim! Avimeleki uzaklaştırır ve, ‹Ordunu güçlendir de öyle ortaya çık!› derdim.›› 
07O 009:030 Kentin yöneticisi olan Zevul, Ebet oğlu Gaalın sözlerini duyunca öfkelendi. 
07O 009:031 Avimeleke gizlice gönderdiği ulaklar aracılığıyla şöyle dedi: ‹‹Ebet oğlu Gaal ve kardeşleri Şekeme geldiler. Kenti sana karşı ayaklandırıyorlar. 
07O 009:032 Gel, adamlarınla birlikte gece kırda pusuya yat. 
07O 009:033 Sabah güneş doğar doğmaz kalk, kenti bas. Gaal ile adamları sana saldırdığında onlara yapacağını yap.›› 
07O 009:034 Böylece Avimelekle adamları gece kalkıp dört bölük halinde Şekem yakınında pusuya yattılar. 
07O 009:035 Ebet oğlu Gaal çıkıp kentin giriş kapısında durunca, Avimelekle yanındakiler pusu yerinden fırladılar. 
07O 009:036 Gelenleri gören Gaal, Zevula, ‹‹Dağların tepesinden inip gelenlere bak!›› dedi. Zevul, ‹‹Adam sandığın aslında dağların gölgesidir›› diye karşılık verdi. 
07O 009:037 Ama Gaal ısrar etti: ‹‹Bak, topraklarımızın ortasında ilerleyenler var. Bir kısmı da Falcılar Meşesi yolundan geliyor.›› 
07O 009:038 Bunun üzerine Zevul, ‹‹ ‹Avimelek kim ki, ona hizmet edelim› diye övünen sen değil miydin?›› dedi, ‹‹Küçümsediğin halk bu değil mi? Haydi şimdi git, onlarla savaş!›› 
07O 009:039 Şekem halkına öncülük eden Gaal, Avimelekle savaşa tutuştu. 
07O 009:040 Ama tutunamayıp kaçmaya başladı. Avimelek ardına düştü. Kentin giriş kapısına dek çok sayıda ölü yerde yatıyordu. 
07O 009:041 Avimelek Arumada kaldı. Zevul ise Gaalı ve kardeşlerini Şekemden kovdu, kentte yaşamalarına izin vermedi. 
07O 009:042 Savaşın ertesi günü Avimelek Şekemlilerin tarlalarına gittiklerini haber aldı. 
07O 009:043 Adamlarını üç bölüğe ayırıp kırda pusuya yattı. Halkın kentten çıktığını görünce saldırıp onları öldürdü. 
07O 009:044 Sonra yanındaki bölükle hızla ilerleyerek kentin giriş kapısına dayandı. Öbür iki bölükse tarlalardakilere saldırıp onları öldürdü. 
07O 009:045 Avimelek gün boyu kente karşı savaştı; kenti ele geçirdikten sonra halkını kılıçtan geçirdi. Kenti yıkıp üstüne tuz serpti. 
07O 009:046 Şekem Kulesindeki halk olup biteni duyunca, El-Berit Tapınağının kalesine sığındı. 
07O 009:047 Onların Şekem Kulesinde toplandığını haber alan Avimelek, 
07O 009:048 yanındaki halkla birlikte Salmon Dağına çıktı. Eline bir balta alıp ağaçtan bir dal kesti, dalı omuzuna atarak yanındakilere, ‹‹Ne yaptığımı gördünüz›› dedi, ‹‹Çabuk olun, siz de benim gibi yapın.›› 
07O 009:049 Böylece hepsi birer dal kesip Avimeleki izledi. Dalları kalenin dibinde yığıp ateşe verdiler. Şekem Kulesindeki bin kadar kadın, erkek yanarak öldü. 
07O 009:050 Bundan sonra Avimelek Teves üzerine yürüdü, kenti kuşatıp ele geçirdi. 
07O 009:051 Kentin ortasında sağlam bir kule vardı. Kadın erkek bütün kent halkı oraya sığındı. Kapıları kapayıp kulenin damına çıktılar. 
07O 009:052 Avimelek gelip kuleyi kuşattı. Ateşe vermek için kapısına yaklaştığında, 
07O 009:053 bir kadın değirmenin üst taşını Avimelekin üzerine atıp başını yardı. 
07O 009:054 Avimelek hemen silahlarını taşıyan uşağını çağırdı ve, ‹‹Kılıcını çek, beni öldür›› dedi, ‹‹Hiç kimse, ‹Avimeleki bir kadın öldürdü› demesin.›› Uşak kılıcını Avimeleke saplayıp onu öldürdü. 
07O 009:055 Avimelekin öldüğünü görünce İsrailliler evlerine döndüler. 
07O 009:056 Böylece Tanrı yetmiş kardeşini öldürerek babasına büyük kötülük eden Avimeleki cezalandırdı. 
07O 009:057 Tanrı Şekem halkını da yaptıkları kötülüklerden ötürü cezalandırdı. Yerubbaal'ın oğlu Yotam'ın lanetine uğradılar. 
07O 010:001 Avimelekin ölümünden sonra İsraili kurtarmak için İssakar oymağından Dodo oğlu Pua oğlu Tola adında bir adam ortaya çıktı. Tola Efrayimin dağlık bölgesindeki Şamirde yaşardı. 
07O 010:002 İsraili yirmi üç yıl yönettikten sonra öldü, Şamirde gömüldü. 
07O 010:003 Ondan sonra Gilatlı Yair başa geçti. Yair İsraili yirmi iki yıl yönetti. 
07O 010:004 Otuz oğlu vardı. Bunlar otuz eşeğe biner, otuz kenti yönetirlerdi. Gilat yöresindeki bu kentler bugün de Havvot-Yair diye anılıyor. 
07O 010:005 Yair ölünce Kamonda gömüldü. gelir. 
07O 010:006 İsrailliler yine RABbin gözünde kötü olanı yaptılar; Baallara, Aştoretlere, Aram, Sayda, Moav, Ammon ve Filist ilahlarına kulluk ettiler. RABbi terk ettiler, Ona kulluk etmediler. 
07O 010:007 Bu yüzden İsraillilere öfkelenen RAB, onları Filistlilere ve Ammonlulara tutsak etti. 
07O 010:008 Bunlar o yıldan başlayarak İsraillileri baskı altında ezdiler; Şeria Irmağının ötesinde, Gilattaki Amorlular ülkesinde yaşayan bütün İsraillileri on sekiz yıl baskı altında tuttular. 
07O 010:009 Ammonlular Yahuda, Benyamin ve Efrayim oymaklarıyla savaşmak için Şeria Irmağının ötesine geçtiler. İsrail büyük sıkıntı içindeydi. 
07O 010:010 İsrailliler RABbe, ‹‹Sana karşı günah işledik›› diye seslendiler, ‹‹Seni, Tanrımızı terk edip Baallara kulluk ettik.›› 
07O 010:011 RAB, ‹‹Sizi Mısırlılardan, Amorlulardan, Ammonlulardan, Filistlilerden kurtaran ben değil miyim?›› diye karşılık verdi, 
07O 010:012 ‹‹Saydalılar, Amalekliler, Maonlular size baskı yaptıklarında bana yakardınız, ben de sizi onların elinden kurtardım. 
07O 010:013 Sizse beni terk ettiniz, başka ilahlara kulluk ettiniz. Bu yüzden sizi bir daha kurtarmayacağım. 
07O 010:014 Gidin, seçtiğiniz ilahlara yakarın; sıkıntıya düştüğünüzde sizi onlar kurtarsın.›› 
07O 010:015 İsrailliler, ‹‹Günah işledik›› dediler, ‹‹Bize ne istersen yap. Yalnız bugün bizi kurtar.›› 
07O 010:016 Sonra aralarındaki yabancı putları atıp RABbe tapındılar. RAB de onların daha fazla acı çekmesine dayanamadı. 
07O 010:017 Ammonlular toplanıp Gilatta ordugah kurunca İsrailliler de toplanarak Mispada ordugah kurdular. 
07O 010:018 Gilat halkının önderleri birbirlerine, ‹‹Ammonlular'a karşı ilk saldırıyı başlatan kişi, bütün Gilat halkının önderi olacak›› dediler. 
07O 011:001 Yiftah adında yiğit bir savaşçı vardı. Bir fahişenin oğlu olan Yiftahın babasının adı Gilattı. 
07O 011:002 Gilatın karısı da ona erkek çocuklar doğurmuştu. Bu çocuklar büyüyünce Yiftahı kovmuşlardı. Ona, ‹‹Babamızın evinden miras almayacaksın. Çünkü sen başka bir kadının oğlusun›› demişlerdi. 
07O 011:003 Yiftah kardeşlerinden kaçıp Tov yöresine yerleşti. Çevresinde toplanan serserilere önderlik etmeye başladı. 
07O 011:004 Bir süre sonra Ammonlular İsraillilere savaş açtı. 
07O 011:005 Savaş patlak verince Gilat ileri gelenleri Yiftahı almak için Tov yöresine gittiler. 
07O 011:006 Ona, ‹‹Gel, komutanımız ol, Ammonlularla savaşalım›› dediler. 
07O 011:007 Yiftah, ‹‹Benden nefret eden, beni babamın evinden kovan siz değil miydiniz?›› diye yanıtladı, ‹‹Sıkıntıya düşünce neden bana geldiniz?›› 
07O 011:008 Gilat ileri gelenleri, ‹‹Sana başvuruyoruz; çünkü bizimle gelip Ammonlularla savaşmanı, bize, Gilat halkına önderlik etmeni istiyoruz›› dediler. 
07O 011:009 Yiftah, ‹‹Ammonlularla savaşmak için beni götürürseniz, RAB de onları elime teslim ederse, sizin önderiniz olacak mıyım?›› diye sordu. 
07O 011:010 Gilat ileri gelenleri, ‹‹RAB aramızda tanık olsun, kesinlikle dediğin gibi yapacağız›› dediler. 
07O 011:011 Böylece Yiftah Gilat ileri gelenleriyle birlikte gitti. Halk onu kendine önder ve komutan yaptı. Yiftah bütün söylediklerini Mispada, RABbin önünde yineledi. 
07O 011:012 Sonra Ammon Kralına ulaklar göndererek, ‹‹Aramızda ne var ki, ülkeme saldırmaya kalkıyorsun?›› dedi. 
07O 011:013 Ammon Kralı, Yiftahın ulaklarına şu karşılığı verdi: ‹‹İsrailliler Mısırdan çıktıktan sonra Arnon Vadisinden Yabbuk ve Şeria ırmaklarına kadar uzanan topraklarımı aldılar. Şimdi buraları bana savaşsız geri ver.›› 
07O 011:014 Yiftah yine Ammon Kralına ulaklar göndererek 
07O 011:015 şöyle dedi: ‹‹Yiftah diyor ki, İsrailliler ne Moav ülkesini, ne de Ammon topraklarını aldı. 
07O 011:016 Mısırdan çıktıkları zaman Kızıldenize kadar çölde yürüyerek Kadeşe ulaştılar. 
07O 011:017 Sonra Edom Kralına ulaklar göndererek, ‹Lütfen topraklarından geçmemize izin ver› dediler. Edom Kralı kulak asmadı. İsrailliler Moav Kralına da ulaklar gönderdi, ama o da izin vermedi. Bunun üzerine Kadeşte kaldılar. 
07O 011:018 ‹‹Çölü izleyerek Edom ile Moav topraklarının çevresinden geçtiler; Moav bölgesinin doğusunda, Arnon Vadisinin öbür yakasında konakladılar. Moav sınırından içeri girmediler. Çünkü Arnon Vadisi sınırdı. 
07O 011:019 ‹‹Sonra Heşbonda egemenlik süren Amorluların Kralı Sihona ulaklar göndererek, ‹Ülkenden geçip topraklarımıza ulaşmamıza izin ver› diye rica ettiler. 
07O 011:020 Ama Sihon İsraillilerin topraklarından geçip gideceklerine inanmadı. Bu nedenle bütün halkını toplayıp Yahesada ordugah kurdu ve İsraillilerle savaşa tutuştu. 
07O 011:021 ‹‹İsrailin Tanrısı RAB, Sihonu ve bütün halkını İsraillilerin eline teslim etti. İsrailliler Amorluları yenip o yöredeki halkın bütün topraklarını ele geçirdiler. 
07O 011:022 Arnon Vadisinden Yabbuk Irmağına, çölden Şeria Irmağına kadar uzanan bütün Amor topraklarını ele geçirdiler. 
07O 011:023 ‹‹İsrailin Tanrısı RAB Amorluları kendi halkı İsrailin önünden kovduktan sonra, sen hangi hakla buraları geri istiyorsun? 
07O 011:024 İlahın Kemoş sana bir yer verse oraya sahip çıkmaz mısın? Biz de Tanrımız RABbin önümüzden kovduğu halkın topraklarını sahipleneceğiz. 
07O 011:025 Sen Moav Kralı Sippor oğlu Balaktan üstün müsün? O hiç İsraillilerle çekişti mi, hiç onlarla savaşmaya kalkıştı mı? 
07O 011:026 İsrailliler üç yüz yıldır Heşbonda, Aroerde, bunların çevre köylerinde ve Arnon kıyısındaki bütün kentlerde yaşarken neden buraları geri almaya çalışmadınız? 
07O 011:027 Ben sana karşı suç işlemedim. Ama sen benimle savaşmaya kalkışmakla bana haksızlık ediyorsun. Hakim olan RAB, İsraillilerle Ammonlular arasında bugün hakemlik yapsın.›› 
07O 011:028 Ne var ki Ammon Kralı, Yiftahın kendisine ilettiği bu sözlere kulak asmadı. 
07O 011:029 RABbin Ruhu Yiftahın üzerine indi. Yiftah, Gilat ve Manaşşeden geçti, Gilattaki Mispadan geçerek Ammonlulara doğru ilerledi. 
07O 011:030 RABbin önünde ant içerek şöyle dedi: ‹‹Gerçekten Ammonluları elime teslim edersen, 
07O 011:031 onları yenip sağ salim döndüğümde beni karşılamak için evimin kapısından ilk çıkan, RABbe adanacaktır. Onu yakmalık sunu olarak sunacağım.›› 
07O 011:032 Yiftah bundan sonra Ammonlularla savaşmaya gitti. RAB onları Yiftahın eline teslim etti. 
07O 011:033 Yiftah, başta Avel-Keramim olmak üzere, Aroerden Minnite kadar yirmi kenti yakıp yıkarak Ammonlulara çok büyük kayıplar verdirdi. Böylece Ammonlular İsraillilerin boyunduruğuna girdi. 
07O 011:034 Yiftah Mispaya, kendi evine döndüğünde, kızı tef çalıp dans ederek onu karşılamaya çıktı. Tek çocuğu oydu, ondan başka ne oğlu ne de kızı vardı. 
07O 011:035 Yiftah, kızını görünce giysilerini yırtarak, ‹‹Eyvahlar olsun, kızım!›› dedi, ‹‹Beni perişan ettin, umarsız bıraktın! Çünkü RABbe verdiğim sözden dönemem.›› 
07O 011:036 Kız, ‹‹Baba, RABbe ant içtin›› dedi, ‹‹Madem RAB düşmanların olan Ammonlulardan senin öcünü aldı, ağzından ne çıktıysa bana öyle yap.›› 
07O 011:037 Sonra ekledi: ‹‹Yalnız bir dileğim var: Beni iki ay serbest bırak, gidip arkadaşlarımla kırlarda gezineyim, kızlığıma ağlayayım.›› 
07O 011:038 Babası, ‹‹Gidebilirsin›› diyerek onu iki ay serbest bıraktı. Kız arkadaşlarıyla birlikte kırlara çıkıp erdenliğine ağladı. 
07O 011:039 İki ay sonra babasının yanına döndü. Babası da içtiği andı yerine getirdi. Kıza erkek eli değmemişti. Bundan sonra İsrailde bir gelenek oluştu. 
07O 011:040 İsrail kızları her yıl kırlara çıkıp Gilatlı Yiftah'ın kızı için dört gün yas tutar oldular. 
07O 012:001 Efrayimli erkekler toplanıp Safona geçtiler. Yiftaha, ‹‹Ammonlularla savaşmaya gittiğinde bizi neden çağırmadın?›› dediler, ‹‹Seni de evini de yakacağız.›› 
07O 012:002 Yiftah, ‹‹Halkımla ben Ammonlulara karşı amansız bir savaşa tutuşmuştuk›› diye yanıtladı, ‹‹Sizi çağırdım, ama gelip beni onların elinden kurtarmadınız. 
07O 012:003 Beni kurtarmak istemediğinizi görünce canımı dişime takıp Ammonlulara karşı harekete geçtim. Sonunda RAB onları elime teslim etti. Neden bugün benimle savaşmaya kalkışıyorsunuz?›› 
07O 012:004 Bundan sonra Yiftah Gilat erkeklerini toplayarak Efrayimoğullarıyla savaşa girdi. Gilatlılar Efrayimoğullarına saldırdılar. Çünkü Efrayimoğulları onlara, ‹‹Ey Efrayim ve Manaşşe halkları arasında yaşayan Gilatlılar, siz Efrayimden kaçan döneklersiniz!›› demişlerdi. 
07O 012:005 Şeria Irmağının Efrayime yol veren geçitlerini tutan Gilatlılar, geçmek isteyen Efrayimli kaçaklara, ‹‹Efrayimli misin?›› diye sorarlardı. Adamlar, ‹‹Hayır›› derlerse, 
07O 012:006 o zaman onlara, ‹‹ ‹Şibbolet› deyin bakalım›› derlerdi. Adamlar ‹‹Sibbolet›› derdi. Çünkü ‹‹Şibbolet›› sözcüğünü doğru söyleyemezlerdi. Bunun üzerine onları yakalayıp Şeria Irmağının geçitlerinde öldürürlerdi. O gün Efrayimlilerden kırk iki bin kişi öldürüldü. 
07O 012:007 Gilatlı Yiftah İsraili altı yıl yönetti. Ölünce Gilat kentlerinden birinde gömüldü. 
07O 012:008 Ondan sonra İsrailin başına Beytlehemli İvsan geçti. 
07O 012:009 İvsanın otuz oğlu, otuz kızı vardı. İvsan kızlarını başka boylara verdi, oğullarına da başka boylardan kızlar aldı. İsraili yedi yıl yönetti. 
07O 012:010 Ölünce Beytlehemde gömüldü. 
07O 012:011 Ondan sonra İsrailin başına Zevulun oymağından Elon geçti. Elon İsraili on yıl yönetti. 
07O 012:012 Ölünce Zevulun topraklarında, Ayalonda gömüldü. 
07O 012:013 Onun ardından İsrailin başına Piratonlu Hillel oğlu Avdon geçti. 
07O 012:014 Avdonun kırk oğlu, otuz torunu ve bunların bindiği yetmiş eşeği vardı. İsraili sekiz yıl yönetti. 
07O 012:015 Piratonlu Hillel oğlu Avdon ölünce Amalekliler'e ait dağlık bölgenin Efrayim yöresindeki Piraton'da gömüldü. 
07O 013:001 İsrailliler yine RABbin gözünde kötü olanı yaptılar. RAB de onları kırk yıl süreyle Filistlilerin boyunduruğuna terk etti. 
07O 013:002 Dan oymağından Soralı bir adam vardı. Adı Manoahtı. Karısı kısırdı ve hiç çocuğu olmamıştı. 
07O 013:003 RABbin meleği kadına görünerek, ‹‹Kısır olduğun, çocuk doğurmadığın halde gebe kalıp bir oğul doğuracaksın›› dedi, 
07O 013:004 ‹‹Bundan böyle şarap ya da içki içmemeye dikkat et, murdar bir şey yeme. 
07O 013:005 Çünkü gebe kalıp bir oğul doğuracaksın. Onun başına ustura değmeyecek. Çünkü o daha rahmindeyken Tanrıya adanmış olacak. İsraili Filistlilerin elinden kurtarmaya başlayacak olan odur.›› 
07O 013:006 Kadın kocasına gidip, ‹‹Yanıma bir Tanrı adamı geldi›› dedi, ‹‹Tanrının meleğine benzer görkemli bir görünüşü vardı. Nereden geldiğini sormadım. Bana adını da söylemedi. 
07O 013:007 Ama, ‹Gebe kalıp bir oğul doğuracaksın› dedi, ‹Bundan böyle şarap ve içki içme, murdar bir şey yeme. Çünkü çocuk ana rahmine düştüğü andan öleceği güne dek Tanrının adanmışı olacak.› ›› 
07O 013:008 Manoah RABbe şöyle yakardı: ‹‹Ya Rab, gönderdiğin Tanrı adamının yine gelmesini, doğacak çocuk için ne yapmamız gerektiğini bize öğretmesini dilerim.›› 
07O 013:009 Tanrı Manoahın yakarışını duydu. Kadın tarladayken Tanrının meleği yine ona göründü. Ne var ki, Manoah karısının yanında değildi. 
07O 013:010 Kadın haber vermek için koşa koşa kocasına gitti. ‹‹İşte geçen gün yanıma gelen adam yine bana göründü!›› dedi. 
07O 013:011 Manoah kalkıp karısının ardısıra gitti. Adamın yanına varınca, ‹‹Karımla konuşan adam sen misin?›› diye sordu. Adam, ‹‹Evet, benim›› dedi. 
07O 013:012 Manoah, ‹‹Söylediklerin yerine geldiğinde, çocuğun yaşamı ve göreviyle ilgili yargı ne olacak?›› diye sordu. 
07O 013:013 RABbin meleği, ‹‹Karın kendisine söylediğim her şeyden sakınsın›› diye karşılık verdi, 
07O 013:014 ‹‹Asmanın ürününden üretilen hiçbir şey yemesin, şarap ve içki içmesin. Murdar bir şey yemesin. Buyurduklarımın hepsini yerine getirsin.›› 
07O 013:015 Manoah, ‹‹Seni alıkoymak, onuruna bir oğlak kesmek istiyoruz›› dedi. 
07O 013:016 RABbin meleği, ‹‹Beni alıkoysan da hazırlayacağın yemeği yemem›› dedi, ‹‹Yakmalık bir sunu sunacaksan, RABbe sunmalısın.›› Manoah onun RABbin meleği olduğunu anlamamıştı. 
07O 013:017 RABbin meleğine, ‹‹Adın ne?›› diye sordu, ‹‹Bilelim ki, söylediklerin yerine geldiğinde seni onurlandıralım.›› 
07O 013:018 RABbin meleği, ‹‹Adımı niçin soruyorsun?›› dedi, ‹‹Adım tanımlanamaz.›› 
07O 013:019 Manoah bir oğlakla tahıl sunusunu aldı, bir kayanın üzerinde RABbe sundu. O anda Manoahla karısının gözü önünde şaşılacak şeyler oldu: 
07O 013:020 RABbin meleği sunaktan yükselen alevle birlikte göğe yükseldi. Bunu gören Manoahla karısı yüzüstü yere kapandılar. 
07O 013:021 RABbin meleği Manoahla karısına bir daha görünmeyince, Manoah onun RABbin meleği olduğunu anladı. 
07O 013:022 Karısına, ‹‹Kesinlikle öleceğiz›› dedi, ‹‹Çünkü Tanrıyı gördük.›› 
07O 013:023 Karısı, ‹‹RAB bizi öldürmek isteseydi, yakmalık sunuyu ve tahıl sunusunu kabul etmezdi›› diye karşılık verdi, ‹‹Bütün bunları bize göstermezdi. Bugün söylediklerini de işitmezdik.›› 
07O 013:024 Ve kadın bir erkek çocuk doğurdu. Adını Şimşon koydu. Çocuk büyüyüp gelişti. RAB de onu kutsadı. 
07O 013:025 RAB'bin Ruhu Sora ile Eştaol arasında, Mahane-Dan'da bulunan Şimşon'u yönlendirmeye başladı. 
07O 014:001 Şimşon bir gün Timnaya gitti. Orada Filistli bir kadın gördü. 
07O 014:002 Geri dönünce annesiyle babasına, ‹‹Timnada Filistli bir kadın gördüm›› dedi, ‹‹Onu hemen bana eş olarak alın.›› 
07O 014:003 Annesiyle babası, ‹‹Akrabalarının ya da halkımızın kızları arasında kimse yok mu ki, sünnetsiz Filistlilerden kız almaya kalkıyorsun?›› diye karşılık verdiler. Ama Şimşon babasına, ‹‹Bana o kadını al, ondan hoşlanıyorum›› dedi. 
07O 014:004 Şimşonun annesiyle babası bunu isteyenin RAB olduğunu anlamadılar. Çünkü RAB o sırada İsraillilere egemen olan Filistlilere karşı fırsat kolluyordu. 
07O 014:005 Böylece Şimşon annesi ve babasıyla Timnaya doğru yola koyuldu. Timna bağlarına vardıklarında, genç bir aslan kükreyerek Şimşonun karşısına çıktı. 
07O 014:006 Şimşon üzerine inen RABbin Ruhuyla güçlendi ve aslanı bir oğlak parçalar gibi çıplak elle parçaladı. Ama yaptığını ne annesine ne de babasına bildirdi. 
07O 014:007 Sonra gidip kadınla konuştu ve ondan çok hoşlandı. 
07O 014:008 Bir süre sonra kadınla evlenmek üzere yine Timnaya giderken, aslanın leşini görmek için yoldan saptı. Bir arı sürüsünün aslanın leşini kovana çevirdiğini gördü. 
07O 014:009 Kovandaki balı avuçlarına doldurdu, yiye yiye oradan uzaklaştı. Annesiyle babasının yanına varınca baldan onlara da verdi, onlar da yedi. Ama balı aslanın leşinden aldığını söylemedi. 
07O 014:010 Babası kadını görmeye gidince, Şimşon da damat geleneğine uyarak orada bir şölen düzenledi. 
07O 014:011 Filistliler onu görünce ona eşlik etmek üzere otuz genç getirdiler. 
07O 014:012 Şimşon onlara, ‹‹Size bir bilmece sorayım›› dedi, ‹‹Şölenin yedi günü içinde kesin yanıtı bulup bana bildirirseniz, size otuz keten mintan, otuz takım da üst giysi vereceğim. 
07O 014:013 Ama bilmeceyi çözemezseniz, o zaman da siz bana otuz keten mintanla otuz takım üst giysi vereceksiniz.›› Ona, ‹‹Seni dinliyoruz›› dediler, ‹‹Söyle bakalım bilmeceni.›› 
07O 014:014 Şimşon,  ‹‹Yiyenden yiyecek,<br />Güçlüden tatlı çıktı›› 
07O 014:015 Dördüncü gün gençler Şimşonun karısına, ‹‹Kocanı kandır da bize bilmecenin yanıtını versin›› dediler, ‹‹Yoksa, seni de babanın evini de yakarız. Bizi soymak için mi buraya çağırdınız?›› Masoretik metin ‹‹Yedinci››. 
07O 014:016 Şimşonun karısı ağlayarak ona, ‹‹Benden nefret ediyorsun›› dedi, ‹‹Beni sevmiyorsun. Soydaşlarıma bir bilmece sordun, yanıtını bana söylemedin.›› Şimşon karısına, ‹‹Bak›› dedi, ‹‹Anneme babama bile söylemedim, sana mı söyleyeceğim?›› 
07O 014:017 Kadın şölen boyunca yedi gün ağlayıp durdu. Kadının sürekli sıkıştırması üzerine Şimşon yedinci gün bilmecenin yanıtını ona söyledi. Kadın da yanıtı soydaşlarına iletti. 
07O 014:018 Yedinci gün, gün batmadan kentli gençler Şimşona geldiler.  ‹‹Baldan tatlı,<br />Aslandan güçlü ne var?›› Şimşon, ‹‹Düvemle çift sürmüş olmasaydınız, bilmecemi çözemezdiniz›› diye karşılık verdi. 
07O 014:019 RABbin Ruhu üzerine inince güçlenen Şimşon Aşkelona gitti; otuz kişi vurup mallarını yağmaladı, giysilerini de bilmeceyi çözenlere verdi. Öfkeden kudurmuş bir halde babasının evine döndü. 
07O 014:020 Şimşon'un karısı ise Şimşon'a eşlik eden sağdıca verildi. 
07O 015:001 Bir süre sonra, buğday biçimi sırasında Şimşon bir oğlak alıp karısını ziyarete gitti. ‹‹Karımın odasına girmek istiyorum›› dedi. Ama kızın babası Şimşonun girmesine izin vermedi. 
07O 015:002 ‹‹Ondan gerçekten nefret ettiğini sanıyordum›› dedi, ‹‹Bu nedenle onu senin sağdıcına verdim. Küçük kızkardeşi ondan daha güzel değil mi? Ablasının yerine onu al.›› 
07O 015:003 Şimşon, ‹‹Bu kez Filistlilere kötülük etsem de buna hakkım var›› dedi. 
07O 015:004 Kıra çıkıp üç yüz çakal yakaladı. Sonra çakalları çifter çifter kuyruk kuyruğa bağladı. Kuyruklarının arasına da birer çıra sıkıştırdı. 
07O 015:005 Çıraları tutuşturup çakalları Filistlilerin ekinlerinin arasına salıverdi. Böylece demetleri, ekinleri, bağları, zeytinlikleri yaktı. 
07O 015:006 Filistliler, ‹‹Bunu kim yaptı?›› dediler, ‹‹Yapsa yapsa, Timnalının damadı Şimşon yapmıştır. Çünkü Timnalı karısını elinden alıp sağdıcına verdi.›› Sonra gidip kadınla babasını yaktılar. 
07O 015:007 Şimşon onlara, ‹‹Madem böyle yaptınız, sizden öcümü almadan duramam›› dedi. 
07O 015:008 Onlara acımasızca saldırarak çoğunu öldürdü, sonra Etam Kayalığına çekilip bir mağaraya sığındı. 
07O 015:009 Filistliler de gidip Yahudada ordugah kurdular, Lehi yöresine yayıldılar. 
07O 015:010 Yahudalılar, ‹‹Neden bizimle savaşmaya geldiniz?›› diye sorunca, Filistliler, ‹‹Şimşonu yakalamaya geldik, bize yaptığının aynısını ona yapmak için buradayız›› diye karşılık verdiler. 
07O 015:011 Yahudalılardan üç bin kişi, Etam Kayalığındaki mağaraya giderek Şimşona, ‹‹Filistlilerin bize egemen olduklarını bilmiyor musun? Nedir bu bize yaptığın?›› dediler. Şimşon, ‹‹Onlar bana ne yaptılarsa ben de onlara öyle yaptım›› diye karşılık verdi. 
07O 015:012 ‹‹Seni yakalayıp Filistlilere teslim etmek için geldik›› dediler. Şimşon, ‹‹Beni öldürmeyeceğinize ant için›› dedi. 
07O 015:013 Onlar da, ‹‹Olur, ama seni sıkıca bağlayıp onlara teslim edeceğiz›› dediler, ‹‹Söz veriyoruz, seni öldürmeyeceğiz.›› Sonra onu iki yeni urganla bağlayıp mağaradan çıkardılar. 
07O 015:014 Şimşon Lehiye yaklaşınca, Filistliler bağırarak ona yöneldiler. RABbin Ruhu büyük bir güçle Şimşonun üzerine indi. Şimşonun kollarını saran urganlar yanan keten gibi dağıldı, elindeki bağlar çözüldü. 
07O 015:015 Şimşon yeni ölmüş bir eşeğin çene kemiğini eline alıp bununla bin kişiyi öldürdü. 
07O 015:016 Sonra şöyle dedi:  ‹‹Bir eşeğin çene kemiğiyle,<br />İki eşek yığını yaptım,<br />Eşeğin çene kemiğiyle bin kişiyi öldürdüm.›› 
07O 015:017 Bunları söyledikten sonra çene kemiğini elinden attı. Oraya Ramat-Lehi adı verildi. 
07O 015:018 Şimşon ölesiye susamıştı. RABbe şöyle yakardı: ‹‹Kulunun eliyle büyük bir kurtuluş sağladın. Ama şimdi susuzluktan ölüp sünnetsizlerin eline mi düşeceğim?›› 
07O 015:019 Bunun üzerine Tanrı Lehideki çukuru yardı. Çukurdan su fışkırdı. Şimşon suyu içince canlanıp güçlendi. Suyun çıktığı yere Eyn-Hakkore adını verdi. Pınar bugün de Lehide duruyor. 
07O 015:020 Şimşon Filistliler'in egemenliği sırasında İsrailliler'e yirmi yıl önderlik yaptı. 
07O 016:001 Şimşon bir gün Gazzeye gitti. Orada gördüğü bir fahişenin evine girdi. 
07O 016:002 Gazzelilere, ‹‹Şimşon buraya geldi›› diye haber verilince çevreyi kuşattılar. Bütün gece kentin kapısında pusuya yattılar. ‹‹Gün ağarınca onu öldürürüz›› diyerek gece boyunca yerlerinden kımıldamadılar. 
07O 016:003 Şimşon gece yarısına dek yattı. Gece yarısı kalktı, kent kapısının iki kanadıyla iki direğini tutup sürgüyle birlikte yerlerinden söktü. Hepsini omuzlayıp Hevronun karşısındaki tepeye çıkardı. 
07O 016:004 Bir süre sonra Şimşon Sorek Vadisinde yaşayan Delila adında bir kadına aşık oldu. 
07O 016:005 Filist beyleri kadına gelip, ‹‹Şimşonun üstün gücünün kaynağı nedir, onu kandırıp öğrenmeye bak›› dediler, ‹‹Böylece belki onu bağlar, etkisiz hale getirip yenebiliriz. Her birimiz sana bin yüzer parça gümüş vereceğiz.›› 
07O 016:006 Bunun üzerine Delila Şimşona, ‹‹Lütfen, söyle bana, bu üstün gücü nereden alıyorsun?›› diye sordu, ‹‹Seni bağlayıp yenmek olası mı?›› 
07O 016:007 Şimşon, ‹‹Beni kurumamış yedi taze sırımla bağlarlarsa sıradan bir adam gibi güçsüz olurum›› dedi. 
07O 016:008 Bunun üzerine Filist beyleri Delilaya kurumamış yedi taze sırım getirdiler. Delila bunlarla Şimşonu bağladı. 
07O 016:009 Adamları bitişik odada pusuya yatmıştı. Delila, ‹‹Şimşon, Filistliler geldi!›› dedi. Şimşon sırımları ateş değdiğinde dağılıveren kendir lifleri gibi koparıp attı. Gücünün sırrını vermemişti. 
07O 016:010 Delila, ‹‹Beni kandırdın, bana yalan söyledin›› dedi, ‹‹Lütfen söyle bana, seni neyle bağlamalı?›› 
07O 016:011 Şimşon, ‹‹Beni hiç kullanılmamış yeni urganla sımsıkı bağlarlarsa sıradan bir adam gibi güçsüz olurum›› dedi. 
07O 016:012 Böylece Delila yeni urgan alıp Şimşonu bağladı. Sonra, ‹‹Şimşon, Filistliler geldi!›› dedi. Adamlar hâlâ bitişik odada pusu kurmuş bekliyorlardı. Şimşon urganları iplik koparır gibi koparıp kollarından sıyırdı. 
07O 016:013 Delila ona, ‹‹Şimdiye kadar beni hep kandırdın, bana yalan söyledin›› dedi, ‹‹Söyle bana, seni neyle bağlamalı?›› Şimşon, ‹‹Başımdaki yedi örgüyü dokuma tezgahındaki kumaşla birlikte dokuyup kazıkla burarsan sıradan bir adam gibi güçsüz olurum›› dedi. 
07O 016:014 Şimşon uyurken Delila onun başındaki yedi örgüyü dokuma tezgahındaki kumaşla birlikte dokuyup kazıkla burdu. Sonra, ‹‹Şimşon, Filistliler geldi!›› dedi. Şimşon uykusundan uyandı, saçını tezgah kazığından ve kumaştan çekip kurtardı. tezgahındaki kumaşla birlikte dokuyup kazıkla burarsan sıradan bir adam gibi güçsüz olurum› dedi. Şimşon uyurken Delila onun başındaki yedi örgüyü dokuma tezgahındaki kumaşla birlikte dokuyup kazıkla burdu››, Masoretik metin ‹‹Şimşon kadına, ‹Başımdaki yedi örgüyü dokuma tezgahındaki kumaşla birlikte dokursan› dedi. Kadın dokuyup kazıkla burdu››. 
07O 016:015 Delila, ‹‹Bana güvenmiyorsan nasıl olur da, ‹Seni seviyorum› diyorsun?›› dedi, ‹‹Üç kezdir beni kandırıyorsun, üstün gücünün nereden geldiğini söylemiyorsun.›› 
07O 016:016 Bu sözlerle Şimşonu sıkıştırıp günlerce başını ağrıttı. Sonunda Şimşon dayanamayıp 
07O 016:017 yüreğini kadına tümüyle açtı. ‹‹Başıma hiç ustura değmedi›› dedi, ‹‹Çünkü ben ana rahmindeyken Tanrıya adanmışım. Tıraş olursam gücümü yitiririm. Sıradan bir adam gibi güçsüz olurum.›› 
07O 016:018 Delila Şimşonun gerçeği söylediğini anlayınca haber gönderip Filist beylerini çağırttı. ‹‹Bir kez daha gelin›› dedi, ‹‹Şimşon bana gerçeği söyledi.›› Kadının yanına gelen Filist beyleri gümüşü de birlikte getirdiler. 
07O 016:019 Delila Şimşonu dizleri üzerinde uyuttuktan sonra adamlardan birini çağırtıp başındaki yedi örgüyü kestirdi. Sonra alay ederek onu dürtüklemeye başladı. Çünkü Şimşon gücünü yitirmişti. 
07O 016:020 Delila, ‹‹Şimşon, Filistliler geldi!›› dedi. Şimşon uyandı ve, ‹‹Her zamanki gibi kalkıp silkinirim›› diye düşündü. RABbin kendisinden ayrıldığını bilmiyordu. 
07O 016:021 Filistliler onu yakalayıp gözlerini oydular. Gazzeye götürüp tunç zincirlerle bağladılar, cezaevinde değirmen taşına koştular. 
07O 016:022 Bu arada Şimşonun kesilen saçları uzamaya başladı. 
07O 016:023 Filist beyleri ilahları Dagonun onuruna çok sayıda kurban kesip eğlenmek için toplandılar. ‹‹İlahımız, düşmanımız Şimşonu elimize teslim etti›› dediler. 
07O 016:024 Halk Şimşonu görünce kendi ilahlarını övmeye başladı.  ‹‹İlahımız ülkemizi yakıp yıkan,<br />Birçoğumuzu öldüren<br />Düşmanımızı elimize teslim etti›› 
07O 016:025 İyice coşunca, ‹‹Şimşonu getirin, bizi eğlendirsin›› dediler. Şimşonu cezaevinden getirip oynatmaya başladılar, sonra sütunların arasında durdurdular. 
07O 016:026 Şimşon, elinden tutan gence, ‹‹Beni tapınağın damını taşıyan sütunların yanına götür de onlara yaslanayım›› dedi. 
07O 016:027 Tapınak erkeklerle, kadınlarla doluydu. Bütün Filist beyleri de oradaydı. Üç bin kadar kadın erkek Şimşonun oynayışını damdan seyrediyordu. 
07O 016:028 Şimşon RABbe yakarmaya başladı: ‹‹Ey Egemen RAB, lütfen beni anımsa. Ey Tanrı, bir kez daha beni güçlendir; Filistlilerden bir vuruşta iki gözümün öcünü alayım.›› 
07O 016:029 Sonra tapınağın damını taşıyan iki ana sütunun ortasında durup sağ eliyle birini, sol eliyle ötekini kavradı. 
07O 016:030 ‹‹Filistlilerle birlikte öleyim›› diyerek bütün gücüyle sütunlara yüklendi. Tapınak Filist beylerinin ve bütün içindekilerin üzerine çöktü. Böylece Şimşon ölürken, yaşamı boyunca öldürdüğünden daha çok insan öldürdü. 
07O 016:031 Şimşon'un kardeşleriyle babası Manoah'ın bütün ailesi onun ölüsünü almaya geldiler. Şimşon'u götürüp babasının Sora ile Eştaol arasındaki mezarına gömdüler. Şimşon İsrail'i yirmi yıl süreyle yönetmişti. 
07O 017:001 Efrayimin dağlık bölgesinde Mika adında bir adam vardı. 
07O 017:002 Mika annesine, ‹‹Senden çalınan, lanetlediğini duyduğum bin yüz parça gümüş var ya, işte o gümüşler bende, onları ben çaldım›› dedi. Annesi, ‹‹RAB seni kutsasın, oğlum!›› dedi. 
07O 017:003 Mika bin yüz parça gümüşü annesine geri verdi. Annesi, ‹‹Oğlumun bir oyma put, bir de dökme put yaptırabilmesi için gümüşün tamamını RABbe adıyorum›› dedi, ‹‹Gümüşü sana geri veriyorum.›› 
07O 017:004 Gümüşü Mikadan geri alan kadın, iki yüz parçasını ayırıp kuyumcuya verdi. Kuyumcu bundan bir oyma, bir de dökme put yaptı. Putlar Mikanın evine götürüldü. 
07O 017:005 Mikanın bir tapınma yeri vardı. Özel aile putları ve bir efod yaptırmış, oğullarından birini de kâhinliğe atamıştı. 
07O 017:006 O dönemde İsrailde kral yoktu. Herkes dilediğini yapıyordu. 
07O 017:007 Yahudanın Beytlehem Kentinde, Yahudalı bir ailenin yanında geçici olarak yaşayan genç bir Levili vardı. 
07O 017:008 Adam yerleşecek başka bir yer bulmak üzere Yahudanın Beytlehem Kentinden ayrıldı. Efrayimin dağlık bölgesinden geçerken Mikanın evine geldi. 
07O 017:009 Mika, ‹‹Nereden geliyorsun?›› diye sorunca adam, ‹‹Yahudanın Beytlehem Kentinden geliyorum, Leviliyim, yerleşecek yer arıyorum›› dedi. 
07O 017:010 Mika, ‹‹Benimle kal›› dedi, ‹‹Bana danışmanlık ve kâhinlik yap. Seni doyurur, yılda bir takım giysi, on parça da gümüş veririm.›› Levili kabul etti. 
07O 017:011 Mika ile kalmaya razı oldu. Mika da ona oğlu gibi davrandı. 
07O 017:012 Genç Leviliyi kâhinliğe atayarak evine aldı. 
07O 017:013 Mika, ‹‹Şimdi biliyorum ki, RAB bana iyi davranacak›› dedi, ‹‹Çünkü bir Levili kâhinim var.›› 
07O 018:001 O dönemde İsrailde kral yoktu ve Dan oymağından olanlar yerleşecek yer arıyorlardı. Çünkü İsrail oymakları arasında kendilerine düşen payı henüz almamışlardı. 
07O 018:002 Böylece kendi boylarından, Sora ve Eştaol kentlerinden beş cesur savaşçıyı toprakları araştırıp bilgi toplamak üzere yola çıkardılar. Onlara, ‹‹Gidin, toprakları araştırın›› dediler. Adamlar Efrayimin dağlık bölgesinde bulunan Mikanın evine gelip geceyi orada geçirdiler. 
07O 018:003 Mikanın evinin yanındayken genç Levilinin sesini tanıdılar. Eve yaklaşarak ona, ‹‹Seni buraya kim getirdi? Burada ne yapıyorsun? Burada ne işin var?›› diye sordular. 
07O 018:004 Levili Mikanın kendisi için yaptıklarını anlattı. ‹‹Bana verdiği ücrete karşılık ona kâhinlik ediyorum›› dedi. 
07O 018:005 Adamlar, ‹‹Lütfen Tanrıya danış, bu yolculuğumuz başarılı olacak mı, bilelim›› dediler. 
07O 018:006 Kâhin, ‹‹Esenlikle gidin, Tanrı yolculuğunuzu onaylıyor›› diye yanıtladı. 
07O 018:007 Böylece beş adam yola çıkıp Layişe vardılar. Kent halkının Saydalılar gibi kaygıdan uzak, esenlik ve güvenlik içinde yaşadığını gördüler. Yörede onlara egemen olan, baskı yapan kimse yoktu. Saydalılardan uzaktaydılar, başka kimseyle de ilişkileri yoktu. 
07O 018:008 Sonra adamlar Sora ve Eştaola, soydaşlarının yanına döndüler. Soydaşları, ‹‹Ne öğrendiniz?›› diye sordular. 
07O 018:009 Adamlar, ‹‹Haydi, onlara saldıralım›› dediler, ‹‹Ülkeyi gördük, toprağı çok güzel. Ne duruyorsunuz? Gecikmeden gidip ülkeyi sahiplenin. 
07O 018:010 Oraya vardığınızda halkın her şeyden habersiz olduğunu göreceksiniz. Tanrının elinize teslim ettiği bu ülke çok geniş; öyle bir yer ki, hiçbir eksiği yok.›› 
07O 018:011 Bunun üzerine Dan oymağından altı yüz kişi silahlarını kuşanıp Sora ve Eştaoldan yola çıktı. 
07O 018:012 Gidip Yahudanın Kiryat-Yearim Kenti yakınında ordugah kurdular. Bu nedenle Kiryat-Yearimin batısındaki bu yer bugün de Mahane-Dan diye anılıyor. 
07O 018:013 Buradan Efrayimin dağlık bölgesine geçip Mikanın evine gittiler. 
07O 018:014 Layiş yöresini araştırmaya gitmiş olan beş adam soydaşlarına, ‹‹Bu evlerden birinde bir efod, özel aile putları, bir oyma, bir de dökme put olduğunu biliyor musunuz?›› dediler, ‹‹Ne yapacağınıza siz karar verin.›› 
07O 018:015 Bunun üzerine halk genç Levilinin kaldığı Mikanın evine yöneldi. Eve girip Leviliye hal hatır sordular. 
07O 018:016 Silahlarını kuşanmış altı yüz Danlı dış kapının önüne yığılmıştı. 
07O 018:017 Yöreyi araştırmış olan beş adam içeri girip efodu, özel putları, oyma ve dökme putları aldılar. Kâhinle silah kuşanmış altı yüz kişiyse dış kapının önünde duruyordu. 
07O 018:018 Adamların Mikanın evine girip efodu, özel putları, oyma ve dökme putları aldığını gören kâhin, ‹‹Ne yapıyorsunuz?›› diye sordu. 
07O 018:019 Adamlar, ‹‹Sus, sesini çıkarma›› dediler, ‹‹Bizimle gel. Bize danışmanlık ve kâhinlik yap. Bir adamın evinde kâhinlik etmek mi iyi, yoksa İsrailin bir boyuna, bir oymağına kâhinlik etmek mi?›› 
07O 018:020 Kâhinin yüreği sevinçle doldu. Efodu, özel putları, oyma putu alıp topluluğun ortasında yürümeye başladı. 
07O 018:021 Topluluk çocuklarını, hayvanlarını, değerli eşyalarını alıp yola çıktı. 
07O 018:022 Danoğulları Mikanın evinden biraz uzaklaştıktan sonra, Mikanın komşuları toplanıp onlara yetiştiler. 
07O 018:023 Bağırıp çağırmaya başladılar. Danoğulları dönüp Mikaya, ‹‹Ne oldu, neden adamlarını toplayıp geldin?›› dediler. 
07O 018:024 Mika, ‹‹Kâhinimi, yaptırdığım putları alıp gittiniz›› dedi, ‹‹Bana ne kaldı ki? Bir de, ‹Ne oldu?› diye soruyorsunuz.›› 
07O 018:025 ‹‹Kes sesini!›› dediler, ‹‹Yoksa öfkeli adamlarımız saldırıp seni de, aileni de öldürür.›› 
07O 018:026 Sonra yollarına devam ettiler. Mika onların kendisinden daha güçlü olduğunu görünce dönüp evine gitti. 
07O 018:027 Danoğulları Mikanın yaptırdığı putları ve kâhini yanlarına alarak Layiş üzerine yürüdüler. Barışçıl ve her şeyden habersiz olan kent halkını kılıçtan geçirip kenti ateşe verdiler. 
07O 018:028 Beytrehov yakınındaki vadide bulunan Layiş Kentinin yardımına gelen olmadı. Çünkü kent Saydadan uzaktı, başka bir kentle de ilişkisi yoktu. Danoğulları kenti yeniden inşa ederek oraya yerleştiler. 
07O 018:029 Yakupun oğlu olan ataları Danın anısına kente Dan adını verdiler. Kentin eski adı Layişti. 
07O 018:030 Oyma putu oraya diktiler. Musa oğlufö Gerşom oğlu Yonatan ile oğulları sürgüne kadar onlara kâhinlik ettiler. 
07O 018:031 Tanrı'nın Tapınağı Şilo'da olduğu sürece Mika'nın yaptırdığı puta taptılar. İbrani din bilginlerine göre ‹‹Musa oğlu››, Masoretik metin ‹‹Manaşşe oğlu››. 
07O 019:001 İsrailin kralsız olduğu o dönemde Efrayimin dağlık bölgesinin ücra yerinde yaşayan bir Levili vardı. Adam Yahudanın Beytlehem Kentinden kendisine bir cariye almıştı. 
07O 019:002 -3 68670 Ama kadın onu başka erkeklerle aldattı. Sonra adamı bırakıp Yahudaya, babasının Beytlehemdeki evine döndü. Kadın dört ay orada kaldıktan sonra kocası kalkıp onun yanına gitti. Gönlünü hoş edip onu geri getirmek istiyordu. Yanında uşağı ve iki de eşek vardı. Kadın onu babasının evine götürdü. Kayınbaba damadını görünce onu sevinçle karşıladı. 
07O 019:004 Yanında alıkoydu. Adam onların evinde üç gün kaldı, onlarla birlikte yedi, içti ve orada geceledi. 
07O 019:005 Dördüncü günün sabahı erkenden kalktılar. Kızın babası gitmeye hazırlanan damadına, ‹‹Rahatına bak, bir lokma ekmek ye, sonra gidersiniz›› dedi. 
07O 019:006 İkisi oturup birlikte yiyip içtiler. Kayınbaba, ‹‹Lütfen bu gece de kal, keyfine bak›› dedi. 
07O 019:007 Damat gitmek üzere ayağa kalkınca kayınbabası ısrarla kalmasını istedi; damat da geceyi orada geçirdi. 
07O 019:008 Beşinci gün gitmek üzere erkenden kalktı. Kayınbaba, ‹‹Rahatına bak, bir şeyler ye; öğleden sonra gidersiniz›› dedi. İkisi birlikte yemek yediler. 
07O 019:009 Damat, cariyesi ve uşağıyla birlikte gitmek için ayağa kalkınca, kayınbaba, ‹‹Bak, akşam oluyor, lütfen geceyi burada geçirin›› dedi, ‹‹Gün batmak üzere. Geceyi burada geçirin, keyfinize bakın. Yarın erkenden kalkıp yola çıkar, evine gidersin.›› 
07O 019:010 Ama adam orada gecelemek istemedi. Cariyesini alıp palan vurulmuş iki eşekle yola çıktı. Yevusun -Yeruşalimin- karşısında bir yere geldiler. 
07O 019:011 Yevusa yaklaştıklarında gün batmak üzereydi. Uşak efendisine, ‹‹Yevusluların bu kentine girip geceyi orada geçirelim›› dedi. 
07O 019:012 Efendisi, ‹‹İsraillilere ait olmayan yabancı bir kente girmeyeceğiz›› dedi, ‹‹Givaya gideceğiz.›› 
07O 019:013 Sonra ekledi: ‹‹Haydi Givaya ya da Ramaya ulaşmaya çalışalım. Bunlardan birinde geceleriz.›› 
07O 019:014 Böylece yollarına devam ettiler. Benyaminlilerin Giva Kentine yaklaştıklarında güneş batmıştı. 
07O 019:015 Geceyi geçirmek için Givaya giden yola saptılar. Varıp kentin meydanında konakladılar. Çünkü hiç kimse onları evine almadı. 
07O 019:016 Akşam saatlerinde yaşlı bir adam tarladaki işinden dönüyordu. Efrayimin dağlık bölgesindendi. Givada oturuyordu. Kent halkı ise Benyaminliydi. 
07O 019:017 Yaşlı adam kent meydanındaki yolcuları görünce Leviliye, ‹‹Nereden geliyor, nereye gidiyorsunuz?›› diye sordu. 
07O 019:018 Levili, ‹‹Yahudanın Beytlehem Kentinden geliyor, Efrayimin dağlık bölgesinde uzak bir yere gidiyoruz›› dedi, ‹‹Ben oralıyım. Beytleheme gitmiştim. Şimdi RABbin evine dönüyorum. Ama kimse bizi evine almadı. 
07O 019:019 Eşeklerimiz için yem ve saman, kendim, cariyem ve uşağım için ekmek ve şarap var. Hepimiz sana hizmet etmeye hazırız. Hiçbir eksiğimiz yok.›› 
07O 019:020 Yaşlı adam, ‹‹Gönlün rahat olsun›› dedi, ‹‹Her ihtiyacını ben karşılayacağım. Geceyi meydanda geçirmeyin.›› 
07O 019:021 Onları evine götürdü, eşeklerine yem verdi. Konuklar ayaklarını yıkadıktan sonra yiyip içtiler. 
07O 019:022 Onlar dinlenirken kentin serserileri evi kuşattı. Kapıya var güçleriyle vurarak yaşlı ev sahibine, ‹‹Evine gelen o adamı dışarı çıkar, onunla yatalım›› diye bağırdılar. 
07O 019:023 Ev sahibi dışarıya çıkıp onların yanına gitti. ‹‹Hayır, kardeşlerim, rica ediyorum böyle bir kötülük yapmayın›› dedi, ‹‹Madem adam evime gelip konuğum oldu, böyle bir alçaklık yapmayın. 
07O 019:024 Bakın, daha erkek eli değmemiş kızımla adamın cariyesi içerde. Onları dışarı çıkarayım, onlarla yatın, onlara dilediğinizi yapın. Ama adama bu kötülüğü yapmayın.›› 
07O 019:025 Ne var ki, adamlar onu dinlemediler. Bunun üzerine Levili cariyesini zorla dışarı çıkarıp onlara teslim etti. Adamlar bütün gece, sabaha dek kadınla yattılar, onun ırzına geçtiler. Şafak sökerken onu salıverdiler. 
07O 019:026 Kadın gün ağarırken efendisinin kaldığı evin kapısına geldi, düşüp yere yığıldı. Ortalık aydınlanıncaya dek öylece kaldı. 
07O 019:027 Sabahleyin kalkan adam, yoluna devam etmek üzere kapıyı açtı. Elleri eşiğin üzerinde, yerde boylu boyunca yatan cariyesini görünce, 
07O 019:028 kadına, ‹‹Kalk, gidelim›› dedi. Kadın yanıt vermedi. Bunun üzerine adam onu eşeğe bindirip evine doğru yola çıktı. 
07O 019:029 Eve varınca eline bir bıçak aldı, cariyesinin cesedini on iki parçaya bölüp İsrailin on iki oymağına dağıttı. 
07O 019:030 Bunu her gören, ‹‹İsrailliler Mısır'dan çıktığından beri böyle bir şey olmamış, görülmemiştir›› dedi, ‹‹Düşünün taşının, ne yapmamız gerek, söyleyin.›› 
07O 020:001 Gilat başta olmak üzere Dandan Beer-Şevaya kadar, bütün İsrail halkı yola çıkıp Mispada, RABbin önünde tek beden gibi toplandı. 
07O 020:002 Tanrı halkı İsrailin bütün oymak önderleri bu toplantıda hazır bulundular. Eli kılıç tutan dört yüz bin yayaydılar. 
07O 020:003 -Bu arada Benyaminoğulları İsraillilerin Mispada toplandığını duydular.- İsrailliler, ‹‹Anlatın bize, bu korkunç olay nasıl oldu?›› diye sordular. 
07O 020:004 Öldürülen kadının Levili kocası şöyle yanıtladı: ‹‹Cariyemle birlikte geceyi geçirmek üzere Benyamin bölgesinin Giva Kentine girdik. 
07O 020:005 Givadan bazı adamlar gece beni öldürmeyi tasarlayarak gelip evi kuşattılar. Cariyemin ırzına geçtiler, ölümüne neden oldular. 
07O 020:006 Onun ölüsünü alıp parçaladım, her bir parçasını İsrailin mülk aldığı bir bölgeye gönderdim. Çünkü bu alçakça rezalet İsrailde işlendi. 
07O 020:007 Ey İsrailliler! İşte hepiniz buradasınız. Düşünceniz, kararınız nedir, söyleyin.›› 
07O 020:008 Oradakilerin hepsi ağız birliği etmişçesine, ‹‹Bizden hiç kimse çadırına gitmeyecek, evine dönmeyecek›› dediler, 
07O 020:009 ‹‹Yapacağımız şu: Givaya kura ile saldıracağız. 
07O 020:010 Halka yiyecek sağlamak için bütün İsrail oymaklarından nüfuslarına göre, her yüz kişiden on, bin kişiden yüz, on bin kişiden bin kişi seçeceğiz. Bunlar Benyaminin Giva Kentine geldiklerinde kentlilerden İsrailde yaptıkları bu alçaklığın öcünü alsınlar.›› 
07O 020:011 Givaya karşı toplanmış olan İsrailliler tam bir birlik içindeydi. 
07O 020:012 İsrail oymakları, Benyamin oymağına adamlar göndererek, ‹‹Aranızda yapılan bu alçaklık nedir?›› diye sordular, 
07O 020:013 ‹‹Givadaki o serserileri bize hemen teslim edin. Onları öldürüp İsraildeki kötülüğün kökünü kazıyalım.›› Ama Benyaminoğulları İsrailli kardeşlerini dinlemediler. 
07O 020:014 İsraillilerle savaşmak üzere öbür kentlerden akın akın Givaya geldiler. 
07O 020:015 Giva halkından olan yedi yüz seçme adam dışında, öbür kentlerden gelen ve eli kılıç tutan Benyaminoğullarının sayısı o gün yirmi altı bini buldu. 
07O 020:016 Solak olan yedi yüz seçme adam da bunların arasındaydı. Hepsi de bir kılı sapanla vuracak kadar iyi nişancıydı. 
07O 020:017 Benyaminoğullarının yanısıra İsrailliler de sayıldı. Eli kılıç tutan dört yüz bin askerleri vardı. Hepsi de yaman savaşçılardı. 
07O 020:018 Beytele çıkan İsrailliler Tanrıya, ‹‹Benyaminoğullarına karşı önce hangimiz savaşacak?›› diye sordular. RAB, ‹‹Önce Yahudaoğulları savaşacak›› dedi. 
07O 020:019 İsrailliler sabah kalkıp Givanın karşısında ordugah kurdular. 
07O 020:020 Benyaminoğullarıyla savaşmak üzere ilerleyip Givada savaş düzenine girdiler. 
07O 020:021 Givadan çıkan Benyaminoğulları, o gün İsraillilerden yirmi iki bin kişiyi yere serdiler. 
07O 020:022 Ama İsrailliler birbirlerini yüreklendirerek önceki gün savaş düzenine girdikleri yerde mevzilendiler. 
07O 020:023 Sonra Beytelde RABbin önünde akşama dek ağladılar. RABbe, ‹‹Kardeşlerimiz olan Benyaminoğullarıyla yine savaşmaya çıkalım mı?›› diye sordular. RAB, ‹‹Evet, onlarla savaşın›› dedi. 
07O 020:024 Bunun üzerine İsrailliler ikinci gün yine Benyaminoğullarına yaklaştılar. 
07O 020:025 Benyaminoğulları da aynı gün Givadan onların üzerine yürüyerek on sekiz bin kişiyi daha yere serdiler. Ölenlerin hepsi eli kılıç tutan savaşçılardı. 
07O 020:026 Bütün İsrailliler, bütün halk çekilip Beytele döndü. Orada, RABbin önünde durup ağladılar, o gün akşama dek oruç tuttular. RABbe yakmalık sunular ve esenlik sunuları sundular. 
07O 020:027 -28 69210 Tanrının Antlaşma Sandığı o sırada Beyteldeydi. Harun oğlu Elazar oğlu Pinehas o sırada sandığın önünde görev yapıyordu. İsrailliler RABbe, ‹‹Kardeşimiz Benyaminoğullarıyla savaşmaya devam edelim mi, yoksa vaz mı geçelim?›› diye sordular. RAB, ‹‹Savaşın›› dedi, ‹‹Çünkü onları yarın elinize teslim edeceğim.›› 
07O 020:029 İsrailliler dört bir yandan Givanın çevresinde pusuya yattılar. 
07O 020:030 Üçüncü gün Benyaminoğullarına karşı harekete geçerek önceki gibi kentin karşısında savaş düzenine girdiler. 
07O 020:031 Saldırıya geçen Benyaminoğulları kentten epey uzaklaştılar. Beytele ve Givaya giden ana yollarda, kırlarda önceki çarpışmalarda olduğu gibi İsraillilere kayıplar verdirmeye başladılar; otuz kadarını öldürdüler. 
07O 020:032 -33 69250 ‹‹Geçen seferki gibi onları yine bozguna uğratıyoruz›› dediler. İsrailliler ise birbirlerine, ‹‹Kaçalım da onları kentten uzağa, ana yollara çekelim›› diyerek bulundukları yerden çıkıp Baal-Tamarda savaş düzenine girdiler. Givanın batısında pusuya yatanlar da birden yerlerinden fırladı. 
07O 020:034 Böylece bütün İsrailden seçme on bin kişi Givaya cepheden saldırdı. Savaş iyice kızışmıştı. Benyaminoğulları başlarına gelecek felaketten habersizdi. 
07O 020:035 RAB onları İsrailin önünde bozguna uğrattı. İsrailliler o gün Benyaminoğullarından eli kılıç tutan yirmi beş bin yüz kişiyi öldürdüler. Masoretik metin ‹‹Gevanın açıklığında››. 
07O 020:036 Benyaminoğulları yenildiklerini anladılar. İsrailliler onların geçmesine izin verdiler; çünkü Giva çevresinde pusuda yatanlara güveniyorlardı. 
07O 020:037 Pusudakiler ansızın Givaya saldırdılar. Bütün kente dağılarak halkı kılıçtan geçirdiler. 
07O 020:038 Pusuya yatanlarla öbür İsrailliler arasında bir işaret kararlaştırılmıştı: Kenti ateşe verip büyük bir duman bulutu oluşturacaklardı. 
07O 020:039 O zaman savaş alanındaki İsrailliler birden geri dönecekti. Bu arada Benyaminoğulları İsraillilere kayıplar verdirmeye başlamış, otuz kadarını vurmuşlardı. Daha önceki savaşta olduğu gibi, İsraillileri kesin bir bozguna uğrattıklarını sandılar. 
07O 020:040 Ama dönüp kente baktıklarında orada hortum gibi göğe yükselen duman bulutunu gördüler. Yanan kentin dumanı göğü kaplamıştı. 
07O 020:041 İsraillilerin döndüğünü gören Benyaminoğulları paniğe kapıldı. Çünkü başlarına gelecek felaketi sezmişlerdi. 
07O 020:042 İsraillilerin önüsıra kırlara doğru yöneldilerse de savaştan kaçamadılar. Çeşitli kentlerden çıkagelen İsrailliler onları kuşatıp yok etti. 
07O 020:043 Geri kalan Benyaminoğullarını kovaladılar. Givanın doğusunda konakladıkları yere dek onları yol boyunca vurup yere serdiler. 
07O 020:044 Benyaminoğullarından on sekiz bin kişi vuruldu. Hepsi de yiğit savaşçılardı. 
07O 020:045 Sağ kalanlar dönüp kırlara, Rimmon Kayalığına doğru kaçmaya başladı. İsrailliler yol boyunca bunlardan beş bin kişi daha öldürdü. Gidoma kadar onları adım adım izleyerek iki binini daha vurup yere serdiler. 
07O 020:046 O gün Benyaminoğullarından öldürülenlerin toplam sayısı yirmi beş bin kişiyi buldu. Hepsi de eli kılıç tutan yiğit savaşçılardı. 
07O 020:047 Kırlara kaçıp Rimmon Kayalığına sığınanların sayısı altı yüzdü. Kayalıkta dört ay kaldılar. 
07O 020:048 İsrailliler Benyamin kentlerine döndüler; insanları, hayvanları ve oradaki bütün canlıları kılıçtan geçirdiler, rastladıkları bütün kentleri ateşe verdiler. 
07O 021:001 İsrailliler Mispada, ‹‹Bizden hiç kimse Benyaminoğullarına kız vermeyecek›› diye ant içmişlerdi. 
07O 021:002 Halk Beytele geldi. Akşama dek orada, Tanrının önünde oturup hıçkıra hıçkıra ağladılar. 
07O 021:003 ‹‹Ey İsrailin Tanrısı RAB!›› dediler, ‹‹Bugün İsrailden bir oymağın eksilmesine yol açan böyle bir şey neden oldu?›› 
07O 021:004 Ertesi gün erkenden kalkıp bir sunak yaptılar, orada yakmalık sunular ve esenlik sunuları sundular. 
07O 021:005 İsrailliler, ‹‹RABbin önüne çıkmak üzere toplandığımızda İsrail oymaklarından bize kimler katılmadı?›› diye sordular. Çünkü Mispada, RABbin önünde toplandıklarında kendilerine katılmayanların kesinlikle öldürüleceğine dair ant içmişlerdi. 
07O 021:006 İsrailliler Benyaminli kardeşleri için çok üzülüyorlardı. ‹‹İsrail bugün bir oymağını yitirdi›› dediler, 
07O 021:007 ‹‹Sağ kalanlara eş olacak kızları bulmak için ne yapsak? Çünkü kızlarımızdan hiçbirini onlara eş olarak vermeyeceğimize RABbin adına ant içtik.›› 
07O 021:008 Sonra, ‹‹Mispaya, RABbin önüne İsrail oymaklarından kim çıkmadı?›› diye sordular. Böylece Yaveş-Gilattan toplantıya, ordugaha kimsenin gelmediği ortaya çıktı. 
07O 021:009 Çünkü gelenler sayıldığında Yaveş-Gilattan kimsenin olmadığı anlaşılmıştı. 
07O 021:010 Bunun üzerine topluluk Yaveş-Gilat halkının üzerine on iki bin yiğit savaşçı gönderdi. ‹‹Gidin, Yaveş-Gilat halkını, kadın, çoluk çocuk demeden kılıçtan geçirin›› dediler, 
07O 021:011 ‹‹Yapacağınız şu: Her erkeği ve erkek eli değmiş her kadını öldüreceksiniz.›› 
07O 021:012 Yaveş-Gilat halkı arasında erkek eli değmemiş dört yüz kız bulup Kenan topraklarında bulunan Şilodaki ordugaha getirdiler. 
07O 021:013 Ardından bütün topluluk Rimmon Kayalığındaki Benyaminoğullarına aracılar göndererek barış yapmayı önerdi. 
07O 021:014 Bunun üzerine Benyaminoğulları döndü. Topluluk Yaveş-Gilat halkından sağ bırakılan kızları onlara eş olarak verdi. Ama kızların sayısı Benyaminoğulları için yine de yeterli değildi. 
07O 021:015 İsrail halkı Benyaminoğullarının durumuna çok üzülüyordu. Çünkü RAB İsrail oymakları arasında birliği bozmuştu. 
07O 021:016 Topluluğun ileri gelenleri, ‹‹Benyaminoğullarının kadınları öldürüldüğüne göre, kalan erkeklere eş bulmak için ne yapsak?›› diyorlardı, 
07O 021:017 ‹‹İsrailden bir oymağın yok olup gitmemesi için sağ kalan Benyaminoğullarının mirasçıları olmalı. 
07O 021:018 Biz onlara kızlarımızdan eş veremeyiz. Çünkü Benyaminoğullarına kız veren her İsrailli lanetlenecek diye ant içtik.›› 
07O 021:019 Sonra, ‹‹Bakın, Şiloda her yıl RAB adına bir şölen düzenleniyor›› diye eklediler. Şilo Beytelin kuzeyinde, Beytelden Şekeme giden yolun doğusunda, Levonanın güneyindedir. 
07O 021:020 Böylece Benyaminoğullarına, ‹‹Gidip bağlarda gizlenin›› diye öğüt verdiler, 
07O 021:021 ‹‹Gözünüzü açık tutun. Şilolu kızlar dans etmeye kalkınca bağlardan fırlayıp onlardan kendinize birer eş kapın ve Benyamin topraklarına götürün. 
07O 021:022 Kızların babaları ya da erkek kardeşleri bize yakınmaya gelirse, ‹Benyaminoğullarını hatırımız için bağışlayın› diyeceğiz, ‹Savaşarak aldığımız kızlar hepsine yetmedi. Siz de kendi kızlarınızı isteyerek vermediğinize göre suçlu sayılmazsınız.› ›› 
07O 021:023 Benyaminoğulları da böyle yaptılar. Kızlar dans ederken her erkek bir kız kapıp götürdü. Kendi topraklarına gittiler, kentlerini onarıp yerleştiler. 
07O 021:024 Ardından İsrailliler de oradan ayrılıp kendi topraklarına, oymaklarına, ailelerine döndüler. 
07O 021:025 O dönemde İsrail'de kral yoktu. Herkes dilediğini yapıyordu. 
08O 001:001 Hakimlerin egemenlik sürdüğü günlerde İsrailde kıtlık başladı. Yahudanın Beytlehem Kentinden bir adam, karısı ve iki oğluyla birlikte geçici bir süre kalmak üzere Moav topraklarına doğru yola çıktı. 
08O 001:002 Adamın adı Elimelek, karısının adı Naomi, oğullarının adları da Mahlon ve Kilyondu. Yahudanın Beytlehem Kentinden, Efrat boyundan olan bu kişiler, Moav topraklarına gidip orada yaşamaya başladılar. 
08O 001:003 Naomi, kocası Elimelek ölünce iki oğluyla yalnız kaldı. 
08O 001:004 İki oğul Moav kızlarından kendilerine birer eş aldılar. Kızlardan birinin adı Orpa, ötekinin adı Ruttu. Orada on yıl kadar yaşadıktan sonra, 
08O 001:005 Mahlon da, Kilyon da öldü. Böylece kocasıyla iki oğlunu yitiren Naomi yapayalnız kaldı. 
08O 001:006 Naomi, Moav topraklarındayken RABbin kendi halkının yardımına yetişip yiyecek sağladığını duyunca gelinleriyle oradan dönmeye hazırlandı. 
08O 001:007 Onlarla birlikte bulunduğu yerden ayrıldı ve Yahuda ülkesine dönmek üzere yola koyuldu. 
08O 001:008 Yolda onlara, ‹‹Analarınızın evine dönün›› dedi. ‹‹Ölmüşlerimize ve bana nasıl iyilik ettinizse, RAB de size iyilik etsin. 
08O 001:009 RAB her birinize evinde rahat edeceğiniz birer koca versin!›› Sonra onları öptü. İki gelin hıçkıra hıçkıra ağlayarak, 
08O 001:010 ‹‹Hayır, seninle birlikte senin halkına döneceğiz›› dediler. 
08O 001:011 Naomi, ‹‹Geri dönün, kızlarım›› dedi. ‹‹Niçin benimle gelesiniz? Size koca olacak oğullarım olabilir mi bundan sonra? 
08O 001:012 Dönün kızlarım, yolunuza gidin. Ben kocaya varamayacak kadar yaşlandım. Umudum var desem, bu gece kocaya varıp oğullar doğursam, 
08O 001:013 onlar büyüyene kadar bekler miydiniz, kocaya varmaktan vazgeçer miydiniz? Hayır, kızlarım! Benim acım sizinkinden de büyüktür. Çünkü RAB beni felakete uğrattı.›› için erkek kardeşi ya da en yakın akrabası dul eşiyle evlenirdi (bkz. Yas.25:5-6). 
08O 001:014 Gelinler yine hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Sonunda Orpa kaynanasını öpüp vedalaştı, Rutsa ona sarılıp yanında kaldı. 
08O 001:015 Naomi Ruta, ‹‹Bak, eltin kendi halkına, kendi ilahına dönüyor. Sen de onun ardından git›› dedi. 
08O 001:016 Rut şöyle karşılık verdi: ‹‹Seni bırakıp geri dönmemi isteme! Sen nereye gidersen ben de oraya gideceğim, sen nerede kalırsan ben de orada kalacağım. Senin halkın benim halkım, senin Tanrın benim Tanrım olacak. 
08O 001:017 Sen nerede ölürsen ben de orada öleceğim ve orada gömüleceğim. Eğer ölümden başka bir nedenle senden ayrılırsam, RAB bana daha kötüsünü yapsın.›› 
08O 001:018 Naomi, Rutun kendisiyle gitmeye kesin kararlı olduğunu görünce üstelemekten vazgeçti. 
08O 001:019 Böylece ikisi Beytleheme kadar yola devam ettiler. Dönüşleri bütün kenti ayağa kaldırdı. Kadınlar birbirlerine, ‹‹Naomi bu mu?›› diye sordular. 
08O 001:020 Naomi onlara, ‹‹Beni, Naomi değil, Mara diye çağırın›› dedi. ‹‹Çünkü Her Şeye Gücü Yeten Tanrı bana çok acı verdi. 
08O 001:021 Giderken her şeyim vardı, ama RAB beni eli boş döndürdü. Beni niçin Naomi diye çağırasınız ki? Görüyorsunuz, RAB beni sıkıntıya soktu, Her Şeye Gücü Yeten Tanrı başıma felaket getirdi.›› 
08O 001:022 İşte Naomi, Moavlı gelini Rut'la birlikte Moav topraklarından böyle döndü. Beytlehem'e gelişleri, arpanın biçilmeye başlandığı zamana rastlamıştı. 
08O 002:001 Naominin Boaz adında bir akrabası vardı. Kocası Elimelekin boyundan olan Boaz, ileri gelen, varlıklı bir adamdı. 
08O 002:002 Bir gün Moavlı Rut, Naomiye şöyle dedi: ‹‹İzin ver de tarlalara gideyim, iyiliksever bir adamın ardında başak devşireyim.›› Naomi, ‹‹Git, kızım›› diye karşılık verdi. 
08O 002:003 Böylece Rut gidip tarlalarda, orakçıların ardında başak devşirmeye başladı. Bir rastlantı sonucu, kendini Elimelekin boyundan Boazın tarlasında buldu. 
08O 002:004 Bu arada Beytlehemden gelen Boaz orakçılara, ‹‹RAB sizinle olsun›› diye seslendi. 
08O 002:005 Boaz, orakçıların başında duran adamına, ‹‹Kim bu genç kadın?›› diye sordu. 
08O 002:006 Orakçıların başında duran adam şu karşılığı verdi: ‹‹Naomi ile birlikte Moav topraklarından gelen Moavlı genç kadın budur. 
08O 002:007 Bana gelip, ‹İzin ver de başak devşireyim, orakçıların ardından gidip demetlerin arasındaki artıkları toplayayım› dedi. Sabahtan şimdiye kadar tarlada çalışıp durdu, çardağın altında pek az dinlendi.›› 
08O 002:008 Bunun üzerine Boaz Ruta, ‹‹Dinle, kızım›› dedi, ‹‹Başak devşirmek için başka tarlaya gitme; buradan ayrılma. Burada, benim hizmetçi kızlarla birlikte kal. 
08O 002:009 Gözün, orakçıların biçtiği tarlada olsun; kızların ardından git. Sana ilişmesinler diye adamlarıma buyruk verdim. Susayınca var git, kuyudan çektikleri suyla doldurdukları testilerden iç.›› 
08O 002:010 Rut eğilip yüzüstü yere kapandı. Boaza, ‹‹Bir yabancı olduğum halde bana neden yakınlık gösteriyor, bu iyiliği yapıyorsun?›› dedi. 
08O 002:011 Boaz şöyle karşılık verdi: ‹‹Kocanın ölümünden sonra kaynanan için yaptığın her şey bana bir bir anlatıldı. Anneni babanı, doğduğun ülkeyi bıraktın; önceden hiç tanımadığın bir halkın arasına geldin. 
08O 002:012 RAB yaptıklarının karşılığını versin. Kanatları altına sığınmak için kendisine geldiğin İsrailin Tanrısı RAB seni cömertçe ödüllendirsin.›› 
08O 002:013 Rut, ‹‹Bana çok iyi davrandın, efendim›› dedi. ‹‹Kölelerinden biri olmadığım halde, söylediğin sözlerle beni teselli ettin, yüreğimi okşadın.›› 
08O 002:014 Yemek vakti gelince Boaz Ruta, ‹‹Buraya yaklaş, ekmek al, pekmeze batırıp ye›› dedi. Rut varıp orakçıların yanına oturdu. Boaz ona kavrulmuş başak verdi. Rut bir kısmını yedikten sonra doydu, birazını da artırdı. 
08O 002:015 Başak devşirmek için kalkınca, Boaz adamlarına, ‹‹Demetler arasında da başak devşirsin, ona dokunmayın›› diye buyurdu. 
08O 002:016 ‹‹Hatta onun için demetlerden başak ayırıp yere bırakın da devşirsin. Sakın onu azarlamayın.›› 
08O 002:017 Böylece Rut akşama dek tarlada başak devşirdi. Devşirdiği başakları dövünce bir efa kadar arpası oldu. 
08O 002:018 Bunu yüklenip kente döndü. Devşirdiklerini gören kaynanasına ayrıca, tarlada doyduktan sonra artırdığı başakları da çıkarıp verdi. 
08O 002:019 Naomi, ‹‹Bugün nerede başak devşirdin, nerede çalıştın?›› diye sordu. ‹‹Sana bunca yakınlık göstermiş olan her kimse, kutsansın!›› Rut tarlasında çalıştığı adamdan söz ederek kaynanasına, ‹‹Bugün tarlasında çalıştığım adamın adı Boaz›› dedi. 
08O 002:020 Naomi gelinine, ‹‹RAB, sağ kalanlardan da ölmüşlerden de iyiliğini esirgemeyen Boazı kutsasın›› dedi. Sonra ekledi: ‹‹O adam akrabalarımızdan, yakın akrabalarımızdanfç biridir.›› ailenin muhtaç kalan üyelerini korumakla yükümlü yakın akraba (Yar.38:8; Lev.25:25; Yas.25:5-10; Rut 3:9,12; 4:1,3,6,8,14). 
08O 002:021 Moavlı Rut şöyle konuştu: ‹‹Üstelik bana, ‹Adamlarım bütün biçme işini bitirinceye kadar onlarla birlikte kal› dedi.›› 
08O 002:022 Naomi, gelini Ruta, ‹‹Kızım, onun kızlarıyla gitmen daha iyi. Başka bir tarlada sana zarar gelebilir›› dedi. 
08O 002:023 Böylece Rut arpa ile buğday biçimi sonuna kadar Boaz'ın hizmetçi kızlarından ayrılmadı; başak devşirip kaynanasıyla oturmaya devam etti. 
08O 003:001 Kaynanası Naomi bir gün Ruta, ‹‹Kızım, iyiliğin için sana rahat edeceğin bir yer aramam gerekmez mi?›› dedi. 
08O 003:002 ‹‹Hizmetçileriyle birlikte bulunduğun Boaz akrabamız değil mi? Bak şimdi, bu akşam Boaz harman yerinde arpa savuracak. 
08O 003:003 Yıkan, kokular sürün, giyinip harman yerine git. Ama adam yemeyi içmeyi bitirene dek orada olduğunu belli etme. 
08O 003:004 Adam yatıp uyuduğunda, nerede yattığını belle; sonra gidip onun ayaklarının üzerindeki örtüyü kaldır ve oracıkta yat. Ne yapman gerektiğini o sana söyler.›› anlamına gelirdi. 
08O 003:005 Rut ona, ‹‹Söylediğin her şeyi yapacağım›› diye karşılık verdi. 
08O 003:006 Harman yerine giderek kaynanasının her dediğini yaptı. 
08O 003:007 Boaz yiyip içti, keyfi yerine geldi. Sonra harman yığınının dibinde uyumaya gitti. Rut da gizlice yaklaştı, onun ayaklarının üzerindeki örtüyü kaldırıp yattı. 
08O 003:008 Gece yarısı adam ürktü; yattığı yerde dönünce ayaklarının dibinde yatan kadını ayrımsadı. 
08O 003:009 Ona, ‹‹Kimsin sen?›› diye sordu. Kadın, ‹‹Ben kölen Rutum›› diye yanıtladı. ‹‹Kölenle evlen. Çünkü sen yakın akrabamızsın›› dedi. 
08O 003:010 Boaz, ‹‹RAB seni kutsasın, kızım›› dedi. ‹‹Bu son iyiliğin, ilkinden de büyük. Çünkü yoksul olsun, zengin olsun, gençlerin peşinden gitmedin. 
08O 003:011 Ve şimdi, korkma kızım; her istediğini yapacağım. Bütün kent halkı senin erdemli bir kadın olduğunu biliyor. 
08O 003:012 Yakın akrabanız olduğum doğrudur. Ama benden daha yakın biri var. 
08O 003:013 Geceyi burada geçir. Sabah olduğunda eğer adam senin için akrabalık görevini yaparsa ne âlâ, varsın yapsın. Ama o, akrabalık görevini yapmak istemezse, yaşayan RABbe ant içerim ki, bu görevi ben üstlenirim. Sen sabaha kadar yat.›› 
08O 003:014 Böylece Rut sabaha kadar Boazın ayakları dibinde yattı. Ama ortalık insanların birbirini seçebileceği kadar aydınlanmadan önce kalktı. Çünkü Boaz, ‹Harman yerine kadın geldiği bilinmemeli› demişti. 
08O 003:015 Boaz Ruta, ‹‹Sırtındaki şalı çıkar, aç›› dedi. Rut şalı açınca Boaz içine altı ölçek arpa boşaltıp onun sırtına yükledi. Sonra Rut kente döndü. 
08O 003:016 Rut geri dönünce kaynanası, ‹‹Nasıl geçti kızım?›› diye sordu. Rut, Boazın kendisi için yaptığı her şeyi anlattı. 
08O 003:017 Sonra ekledi: ‹‹ ‹Kaynanana eli boş dönme› diyerek bana bu altı ölçek arpayı da verdi.›› 
08O 003:018 Naomi, ‹‹Kızım, bu işin ne olacağını öğreninceye kadar evde kal›› dedi. ‹‹Çünkü Boaz bugün bu işi bitirmeden rahat edemeyecek.›› 
08O 004:001 Bu arada Boaz kent kapısına gidip oturdu. Sözünü ettiği yakın akraba oradan geçerken ona, ‹‹Arkadaş, gel şuraya otur›› diye seslendi. Adam da varıp Boazın yanına oturdu. yerdi. 
08O 004:002 Sonra Boaz kentin ileri gelenlerinden on adam topladı. Onlara, ‹‹Siz de gelin, oturun›› dedi. Adamlar da oturdular. 
08O 004:003 Boaz, yakın akrabadan olan adama şöyle dedi: ‹‹Moav topraklarından dönmüş olan Naomi, akrabamız Elimelekin tarlasını satıyor. 
08O 004:004 Ben de burada oturanların ve halkımın ileri gelenlerinin önünde bunu satın alman için durumu sana açayım dedim. Yakın akrabalık görevini yapmak istiyorsan, yap. Ama sen akrabalık görevini yerine getirmeyeceksen, söyle de bileyim. Çünkü bu görevi yapmak önce sana düşer. Senden sonra ben gelirim.›› Adam, ‹‹Yakın akrabalık görevini ben yaparım›› diye karşılık verdi. 
08O 004:005 Bunun üzerine Boaz, ‹‹Yalnız, tarlayı Naomiden satın aldığın gün, ölen Mahlonun adının bıraktığı mirasla sürmesi için dul eşi Moavlı Rutu da almalısın›› dedi. 
08O 004:006 Adam, ‹‹Bu durumda yakın akrabalık görevini yapamam; yaparsam kendi mirasımı tehlikeye atmış olurum›› dedi. ‹‹Bana düşen akrabalık görevini sen yüklen. Çünkü ben yapamam.›› 
08O 004:007 Eskiden İsrailde akrabalık görevinin yerine getirildiğini ve mülk alım satımının onaylandığını göstermek için taraflardan biri çarığını çıkarıp ötekine verirdi. Alışverişi yasallaştırmanın yolu buydu. 
08O 004:008 Bu nedenle yakın akrabadan olan adam, ‹‹Sen kendin satın al›› diyerek çarığını çıkarıp Boaza verdi. 
08O 004:009 Boaz, ileri gelenlere ve bütün halka, ‹‹Elimelekin, Kilyon ile Mahlonun bütün mülkünü Naomiden satın aldığıma bugün siz tanık oldunuz›› dedi. 
08O 004:010 ‹‹Mahlonun dul karısı Moavlı Rutu da kendime eş olarak alıyorum. Öyle ki, ölen Mahlonun adı bıraktığı mirasla birlikte sürsün; kardeşlerinin arasından ve yaşadığı kentten adı silinmesin. Bugün siz buna tanık oldunuz.›› 
08O 004:011 Kent kapısında bulunan bütün halk ve ileri gelenler, ‹‹Evet, biz tanığız›› dediler. ‹‹RAB senin evine gelen kadını, İsrail soyunun o iki ana direğine -Rahel ve Leaya- benzer kılsın. Efrat boyunda varlıklı, Beytlehemde ünlü olasın. 
08O 004:012 RABbin bu genç kadından sana vereceği çocuklarla senin soyun, Tamarın Yahudaya doğurduğu Peresin soyu gibi olsun.›› 
08O 004:013 Böylece Boaz, Rutu kendine eş olarak aldı ve onunla birleşti. RABbin kutsamasıyla gebe kalan Rut bir oğul doğurdu. 
08O 004:014 O zaman kadınlar Naomiye, ‹‹Bugün seni yakın akrabasız bırakmamış olan RABbe övgüler olsun. Doğan çocuğun ünü İsrailde yayılsın›› dediler. 
08O 004:015 ‹‹O seni yaşama döndürecek, yaşlılığında doyuracak. Çünkü onu, seni seven ve senin için yedi oğuldan bile daha değerli olan gelinin doğurdu.›› 
08O 004:016 Naomi çocuğu alıp bağrına bastı ve ona dadılık yaptı. 
08O 004:017 Komşu kadınlar, ‹‹Naominin bir oğlu oldu›› diyerek çocuğa ad koydular; ona, Ovet adını verdiler. Ovet, İşayın babası; İşay ise Davutun babasıdır. 
08O 004:018 Peresin soyu şöyledir: Peres Hesronun babası, 
08O 004:019 Hesron Ramın babası, Ram Amminadavın babası, 
08O 004:020 Amminadav Nahşonun babası, Nahşon Salmonun babası, 
08O 004:021 Salmon Boazın babası, Boaz Ovetin babası, 
08O 004:022 Ovet İşay'ın babası, İşay da Davut'un babasıdır. ‹‹Salma››. 
09O 001:001 Efrayim dağlık bölgesindeki Ramatayim Kasabasında yaşayan, Efrayim oymağının Suf boyundan Yeroham oğlu Elihu oğlu Tohu oğlu Suf oğlu Elkana adında bir adam vardı. 
09O 001:002 Elkananın Hanna ve Peninna adında iki karısı vardı. Peninnanın çocukları olduğu halde, Hannanın çocuğu olmuyordu. 
09O 001:003 Elkana Her Şeye Egemen RABbe tapınıp kurban sunmak üzere her yıl kendi kentinden Şiloya giderdi. Elinin RABbin kâhinleri olan Hofni ve Pinehas adındaki iki oğlu da oradaydı. 
09O 001:004 Elkana kurban sunduğu gün karısı Peninnaya ve oğullarıyla kızlarına etten birer pay verirken, 
09O 001:005 Hannaya iki pay verirdi. Çünkü RAB Hannanın rahmini kapamasına karşın, Elkana onu severdi. 
09O 001:006 Ama RAB Hannanın rahmini kapadığından, kuması Peninna Hannayı öfkelendirmek için ona sürekli sataşırdı. 
09O 001:007 Bu yıllarca böyle sürdü. Hanna RABbin Tapınağına her gittiğinde kuması ona sataşırdı. Böylece Hanna ağlar, yemek yemezdi. 
09O 001:008 Kocası Elkana, ‹‹Hanna, neden ağlıyorsun, neden yemek yemiyorsun?›› derdi, ‹‹Neden bu kadar üzgünsün? Ben senin için on oğuldan daha iyi değil miyim?›› 
09O 001:009 Bir gün onlar Şiloda yiyip içtikten sonra, Hanna kalktı. Kâhin Eli RABbin Tapınağının kapı sövesi yanındaki sandalyede oturuyordu. 
09O 001:010 Hanna, gönlü buruk, acı acı ağlayarak RABbe yakardı 
09O 001:011 ve şu adağı adadı: ‹‹Ey Her Şeye Egemen RAB, kulunun üzüntüsüne gerçekten bakıp beni anımsar, kulunu unutmayıp bana bir erkek çocuk verirsen, yaşamı boyunca onu sana adayacağım. Onun başına hiç ustura değmeyecek.›› kişinin belirtisiydi (bkz. Say.6:5). 
09O 001:012 Hanna RABbe yakarışını sürdürürken, Eli onun dudaklarını gözetliyordu. 
09O 001:013 Hanna içinden yakarıyor, yalnız dudakları kımıldıyor, sesi duyulmuyordu. Bu yüzden Eli, Hannayı sarhoş sanarak, 
09O 001:014 ‹‹Sarhoşluğunu ne zamana dek sürdüreceksin? Artık şarabı bırak›› dedi. 
09O 001:015 Hanna, ‹‹Ah, öyle değil efendim!›› diye yanıtladı, ‹‹Ben yüreği acılarla dolu bir kadınım. Ne şarap içtim, ne de başka bir içki. Sadece yüreğimi RABbe döküyordum. 
09O 001:016 Kulunu kötü bir kadın sanma. Yakarışımı şimdiye dek sürdürmemin nedeni çok kaygılı, üzüntülü olmamdır.›› 
09O 001:017 Eli, ‹‹Öyleyse esenlikle git›› dedi, ‹‹İsrailin Tanrısı dileğini yerine getirsin.›› 
09O 001:018 Hanna, ‹‹Senin gözünde lütuf bulayım›› deyip yoluna gitti. Sonra yemek yedi. Artık üzgün değildi. 
09O 001:019 Ertesi sabah erkenden kalkıp RABbe tapındılar. Ondan sonra Ramadaki evlerine döndüler. Elkana karısı Hannayla birleşti ve RAB Hannayı anımsadı. 
09O 001:020 Zamanı gelince Hanna gebe kaldı ve bir erkek çocuk doğurdu. ‹‹Onu RABden diledim›› diyerek adını Samuel koydu. 
09O 001:021 Elkana RABbe yıllık kurbanını ve adağını sunmak üzere ev halkıyla birlikte Şiloya gitti. 
09O 001:022 Ama Hanna gitmedi. Kocasına, ‹‹Çocuk sütten kesildikten sonra onu RABbin hizmetinde bulunmak üzere götüreceğim. Yaşamı boyunca orada kalacak›› dedi. 
09O 001:023 Kocası Elkana, ‹‹Nasıl istersen öyle yap›› diye karşılık verdi, ‹‹Çocuk sütten kesilinceye dek burada kal. RAB sözünü yerine getirsin.›› Böylece Hanna oğlu sütten kesilinceye dek evde kalıp onu emzirdi. 
09O 001:024 Küçük çocuk sütten kesildikten sonra Hanna üç yaşında bir boğa, bir efafç un ve bir tulum şarap alarak onu kendisiyle birlikte RABbin Şilodaki tapınağına götürdü. 
09O 001:025 Boğayı kestikten sonra çocuğu Eliye getirdiler. 
09O 001:026 Hanna, ‹‹Ey efendim, yaşamın hakkı için derim ki, burada yanında durup RABbe yakaran kadınım ben›› dedi, 
09O 001:027 ‹‹Bu çocuk için yakarmıştım; RAB dileğimi yerine getirdi. 
09O 001:028 Ben de onu RAB'be adıyorum. Yaşamı boyunca RAB'be adanmış kalacaktır.›› Sonra çocuk orada RAB'be tapındı. Masoretik metin ‹‹Üç boğa››. 
09O 002:001 Hanna şöyle dua etti:  ‹‹Yüreğim RABde bulduğum sevinçle coşuyor;<br />Gücümü yükselten RABdir.<br />Düşmanlarımın karşısında övünüyor,<br />Kurtarışınla seviniyorum! 
09O 002:002 Kutsallıkta RABbin benzeri yok,<br />Evet, senin gibisi yok, ya RAB!<br />Tanrımız gibi dayanak yok. 
09O 002:003 Artık büyük konuşmayın,<br />Ağzınızdan küstahça sözler çıkmasın.<br />Çünkü RAB her şeyi bilen Tanrıdır;<br />Odur davranışları tartan. 
09O 002:004 Güçlülerin yayları kırılır;<br />Güçsüzlerse güçle donatılır. 
09O 002:005 Toklar yiyecek uğruna gündelikçi olur,<br />Açlar doyurulur.<br />Kısır kadın yedi çocuk doğururken,<br />Çok çocuklu kadın kimsesiz kalır. 
09O 002:006 RAB öldürür de diriltir de,<br />Ölüler diyarına indirir ve çıkarır. 
09O 002:007 O kimini yoksul, kimini varsıl kılar;<br />Kimini alçaltır, kimini yükseltir. 
09O 002:008 Düşkünü yerden kaldırır,<br />Yoksulu çöplükten çıkarır;<br />Soylularla oturtsun<br />Ve kendilerine onur tahtını miras olarak bağışlasın diye.<br />Çünkü yeryüzünün temelleri RABbindir,<br />O dünyayı onların üzerine kurmuştur. 
09O 002:009 RAB sadık kullarının adımlarını korur,<br />Ama kötüler karanlıkta susturulur.<br />Çünkü güçle zafere ulaşamaz insan. 
09O 002:010 RABbe karşı gelenler paramparça olacak,<br />RAB onlara karşı gökleri gürletecek,<br />Bütün dünyayı yargılayacak,<br />Kralını güçle donatacak,<br />Meshettiği kralın gücünü yükseltecek.›› 
09O 002:011 Sonra Elkana Ramaya, evine döndü. Küçük Samuel ise Kâhin Elinin gözetiminde RABbin hizmetinde kaldı. 
09O 002:012 -13 70900 Elinin oğulları değersiz kişilerdi. RABbi ve kâhinlerin halkla ilgili kurallarını önemsemiyorlardı. Biri sunduğu kurbanın etini haşlarken, kâhinin hizmetkârı elinde üç dişli büyük bir çatalla gelir, 
09O 002:014 çatalı kap, tencere, tava ya da kazana daldırırdı. Çatalla çıkarılan her şey kâhin için ayırılırdı. Şiloya gelen İsraillilerin hepsine böyle davranırlardı. 
09O 002:015 Üstelik kurbanın yağları yakılmadan önce, kâhinin hizmetkârı gelip kurban sunan adama, ‹‹Kâhine kızartmalık et ver. Senden haşlanmış et değil, çiğ et alacak›› derdi. 
09O 002:016 Kurban sunan, ‹‹Önce hayvanın yağları yakılmalı, sonra dilediğin kadar al›› diyecek olsa, hizmetkâr, ‹‹Hayır, şimdi vereceksin, yoksa zorla alırım›› diye karşılık verirdi. 
09O 002:017 Gençlerin RABbe karşı işledikleri günah çok büyüktü; çünkü RABbe sunulan sunuları küçümsüyorlardı. 
09O 002:018 Bu arada genç Samuel, keten efod giymiş, RABbin önünde hizmet ediyordu. 
09O 002:019 Yıllık kurbanı sunmak için annesi her yıl kocasıyla birlikte oraya gider, diktiği cüppeyi oğluna getirirdi. 
09O 002:020 Kâhin Eli de, Elkana ile karısına iyi dilekte bulunarak, ‹‹Dilediği ve RABbe adadığı çocuğun yerine RAB sana bu kadından başka çocuklar versin›› derdi. Bundan sonra evlerine dönerlerdi. 
09O 002:021 RABbin lütfuna eren Hanna gebe kalıp üç erkek, iki kız daha doğurdu. Küçük Samuel ise RABbin hizmetinde büyüdü. 
09O 002:022 Eli artık çok yaşlanmıştı. Oğullarının İsraillilere bütün yaptıklarını, Buluşma Çadırının girişinde görevli kadınlarla düşüp kalktıklarını duymuştu. 
09O 002:023 Onlara, ‹‹Neden böyle şeyler yapıyorsunuz?›› dedi, ‹‹Yaptığınız kötülükleri herkesten işitiyorum. 
09O 002:024 Olmaz bu, oğullarım! RABbin halkı arasında yayıldığını duyduğum haber iyi değil. 
09O 002:025 İnsan insana karşı günah işlerse, Tanrı onun için aracılık yapar. Ama RABbe karşı günah işleyeni kim savunacak?›› Ne var ki, onlar babalarının sözünü dinlemediler. Çünkü RAB onları öldürmek istiyordu. 
09O 002:026 Bu arada giderek büyüyen genç Samuel RABbin de halkın da beğenisini kazanmaktaydı. 
09O 002:027 O sıralarda bir Tanrı adamı Eliye gelip şöyle dedi: ‹‹RAB diyor ki, ‹Atan ve soyu Mısırda firavunun halkına kölelik ederken kendimi onlara açıkça göstermedim mi? 
09O 002:028 Sunağıma çıkması, buhur yakıp önümde efod giymesi için bütün İsrail oymakları arasından yalnız atanı kendime kâhin seçtim. Üstelik İsraillilerin yakılan bütün sunularını da atanın soyuna verdim. 
09O 002:029 Öyleyse neden konutum için buyurduğum kurbanı ve sunuyu küçümsüyorsunuz? Halkım İsrailin sunduğu bütün sunuların en iyi kısımlarıyla kendinizi semirterek neden oğullarını benden daha çok sayıyorsun?› 
09O 002:030 ‹‹Bu nedenle İsrailin Tanrısı RAB şöyle diyor: ‹Gerçekten, ailen ve atanın soyu sonsuza dek bana hizmet edecekler demiştim.› Ama şimdi RAB şöyle buyuruyor: ‹Bu benden uzak olsun! Beni onurlandıranı ben de onurlandırırım. Ama beni saymayan küçük düşürülecek. 
09O 002:031 Soyundan hiç kimsenin yaşlanacak kadar yaşamaması için senin ve atanın soyunun gücünü kıracağım günler yaklaşıyor. 
09O 002:032 İsraile yapılacak bütün iyiliğe karşın, sen konutumda sıkıntı göreceksin. Artık soyundan hiç kimse yaşlanacak kadar yaşamayacak. 
09O 002:033 Sunağımdan bütün soyunu yok edeceğim, yalnız bir kişiyi esirgeyeceğim. Gözleri ağlamaktan kör olacak, yüreği yanacak. Ama soyundan gelenlerin hepsi kılıçla ölecekler. 
09O 002:034 İki oğlun Hofni ile Pinehasın başına gelecek olay senin için bir belirti olacak: İkisi de aynı gün ölecek. 
09O 002:035 İsteklerimi ve amaçlarımı yerine getirecek güvenilir bir kâhin çıkaracağım kendime. Onun soyunu sürdüreceğim; o da meshettiğim kişinin önünde sürekli hizmet edecek. 
09O 002:036 Ailenden sağ kalan herkes bir parça gümüş ve bir somun ekmek için gelip ona boyun eğecek ve, Ne olur, karın tokluğuna beni herhangi bir kâhinlik görevine ata! diye yalvaracak.› ›› edeceğim, yalnız bir kişiyi esirgeyeceğim. Gözleri ağlamaktan kör olacak, yüreği yanacak››, Masoretik metin ‹‹Gözlerini körleştirmek ve sana sıkıntı vermek için sunağımdan bütün soyunu yok etmeyeceğim, yalnız birini esirgeyeceğim››. olarak››. 
09O 003:001 Genç Samuel Elinin yönetimi altında RABbe hizmet ediyordu. O günlerde RABbin sözü seyrek geliyordu; görümler de azalmıştı. 
09O 003:002 Bir gece Eli yatağında uyuyordu. Gözleri öyle zayıflamıştı ki, güçlükle görebiliyordu. 
09O 003:003 Samuel ise RABbin Tapınağında, Tanrının Sandığının bulunduğu yerde uyuyordu. Tanrının kandili daha sönmemişti. 
09O 003:004 RAB Samuele seslendi. Samuel, ‹‹Buradayım›› diye karşılık verdi. 
09O 003:005 Ardından Eliye koşup, ‹‹Beni çağırdın, işte buradayım›› dedi. Ama Eli, ‹‹Ben çağırmadım, dön yat›› diye karşılık verdi. Samuel de dönüp yattı. 
09O 003:006 RAB yine, ‹‹Samuel!›› diye seslendi. Samuel kalkıp Eliye gitti ve, ‹‹İşte, buradayım, beni çağırdın›› dedi. Eli, ‹‹Çağırmadım, oğlum›› diye karşılık verdi, ‹‹Dön yat.›› 
09O 003:007 Samuel RABbi daha tanımıyordu; RABbin sözü henüz ona açıklanmamıştı. 
09O 003:008 RAB yine üçüncü kez Samuele seslendi. Samuel kalkıp Eliye gitti. ‹‹İşte buradayım, beni çağırdın›› dedi. O zaman Eli genç Samuele RABbin seslendiğini anladı. 
09O 003:009 Bunun üzerine Samuele, ‹‹Git yat›› dedi, ‹‹Sana yine seslenirse, ‹Konuş, ya RAB, kulun dinliyor› dersin.›› Samuel gidip yerine yattı. 
09O 003:010 RAB gelip orada durdu ve önceki gibi, ‹‹Samuel, Samuel!›› diye seslendi. Samuel, ‹‹Konuş, kulun dinliyor›› diye yanıtladı. 
09O 003:011 RAB Samuele şöyle dedi: ‹‹Ben İsrailde her duyanı şaşkına çevirecek bir şey yapmak üzereyim. 
09O 003:012 O gün Elinin ailesine karşı söylediğim her şeyi baştan sona dek yerine getireceğim. 
09O 003:013 Çünkü farkında olduğu günahtan ötürü ailesini sonsuza dek yargılayacağımı Eliye bildirdim. Oğulları Tanrıya saygısızlık ettiler. Eli de onlara engel olmadı. 
09O 003:014 Bu nedenle, ‹Elinin ailesinin günahı hiçbir zaman kurban ya da sunuyla bile bağışlanmayacaktır› diyerek Elinin ailesi hakkında ant içtim.›› ‹‹Tanrıya saygısızlık ettiler››, Masoretik metin ‹‹Başlarına lanet getirdiler››. 
09O 003:015 Samuel sabaha kadar yattı, sonra RABbin Tapınağının kapılarını açtı. Gördüğü görümü Eliye söylemekten çekiniyordu. 
09O 003:016 Ama Eli ona, ‹‹Oğlum Samuel!›› diye seslendi. Samuel, ‹‹İşte buradayım›› diye yanıtladı. 
09O 003:017 Eli, ‹‹RAB sana neler söyledi?›› diye sordu, ‹‹Lütfen benden gizleme. Sana söylediklerinden birini bile benden gizlersen, Tanrı sana aynısını, hatta daha kötüsünü yapsın!›› 
09O 003:018 Bunun üzerine Samuel hiçbir şey gizlemeden ona her şeyi anlattı. Eli de, ‹‹O RABdir, gözünde iyi olanı yapsın›› dedi. 
09O 003:019 Samuel büyürken RAB onunla birlikteydi. RAB ona verdiği sözlerin hiçbirinin boşa çıkmasına izin vermedi. 
09O 003:020 Samuelin RABbin bir peygamberi olarak onaylandığını Dandan Beer-Şevaya kadar bütün İsrail anladı. 
09O 003:021 RAB Şilo'da görünmeyi sürdürdü. Orada sözü aracılığıyla kendisini Samuel'e tanıttı. 
09O 004:001 Samuelin sözü bütün İsrailde yayıldı. yayıldı››, Septuaginta ‹‹O günlerde Filistliler İsraillilerle savaşmak üzere toplandılar››. İsrailliler Filistlilerle savaşmak üzere yola çıktılar. İsrailliler Even-Ezerde, Filistliler de Afekte ordugah kurdu. 
09O 004:002 Filistliler İsraile karşı savaş düzenine girdiler. Savaş her yere yayılınca, Filistliler İsraillileri bozguna uğrattı. Savaş alanında dört bine yakın İsrailliyi öldürdüler. 
09O 004:003 Askerler ordugaha dönünce, İsrailin ileri gelenleri, ‹‹Neden bugün RAB bizi Filistlilerin önünde bozguna uğrattı?›› diye sordular, ‹‹RABbin Antlaşma Sandığını Şilodan buraya getirelim ki, aramıza geldiğinde bizi düşmanlarımızın elinden kurtarsın.›› 
09O 004:004 Halk Şiloya adamlar gönderdi. Keruvlar arasında taht kurmuş, Her Şeye Egemen RABbin Antlaşma Sandığını oradan getirdiler. Elinin iki oğlu, Hofni ile Pinehas da Tanrının Antlaşma Sandığının yanındaydılar. 
09O 004:005 RABbin Antlaşma Sandığı ordugaha varınca, bütün İsrailliler öyle yüksek sesle bağırdılar ki, yer yerinden oynadı. 
09O 004:006 Filistliler bağrışmaları duyunca, ‹‹İbranilerin ordugahındaki bu yüksek bağrışmaların anlamı ne?›› diye sordular. RABbin Sandığının ordugaha getirildiğini öğrenince, 
09O 004:007 korkarak, ‹‹Tanrılar ordugaha gelmiş›› dediler, ‹‹Vay başımıza! Daha önce buna benzer bir olay olmamıştı. 
09O 004:008 Vay başımıza! Bu güçlü tanrıların elinden bizi kim kurtarabilir? Çölde Mısırlıları her tür belaya çarptıran tanrılar bunlar. 
09O 004:009 Güçlü olun, ey Filistliler! Yiğitçe davranın! Yoksa, İbraniler size nasıl boyun eğdiyse, siz de onlara öyle boyun eğeceksiniz. Bu yüzden yiğitçe davranın ve savaşın!›› 
09O 004:010 Böylece Filistliler savaşıp İsraillileri bozguna uğrattılar. İsraillilerin hepsi evlerine kaçtı. Yenilgi öyle büyüktü ki, İsrailliler otuz bin yaya asker yitirdi, 
09O 004:011 Tanrının Sandığı alındı, Elinin iki oğlu, Hofni ile Pinehas öldü. 
09O 004:012 Benyaminli bir adam savaş alanından koşarak aynı gün Şiloya ulaştı. Giysileri yırtılmış, başı toz toprak içindeydi. 
09O 004:013 Adam Şiloya vardığında, Tanrının Sandığı için yüreği titreyen Eli, yol kenarında bir sandalyeye oturmuş, kaygıyla bekliyordu. Adam kente girip olup bitenleri anlatınca, kenttekilerin tümü haykırdı. 
09O 004:014 Eli haykırışları duyunca, ‹‹Bu gürültünün anlamı ne?›› diye sordu. Adam olanları Eliye bildirmek için hemen onun yanına geldi. 
09O 004:015 O sırada Eli doksan sekiz yaşındaydı. Gözleri zayıflamış, göremiyordu. 
09O 004:016 Adam Eliye, ‹‹Ben savaş alanından geliyorum›› dedi, ‹‹Savaş alanından bugün kaçtım.›› Eli, ‹‹Ne oldu, oğlum?›› diye sordu. 
09O 004:017 Haber getiren adam şöyle yanıtladı: ‹‹İsrailliler Filistlilerin önünden kaçtı. Askerler büyük bir yenilgiye uğradı. İki oğlun, Hofniyle Pinehas öldü. Tanrının Sandığı da ele geçirildi.›› 
09O 004:018 Adam Tanrının Sandığından söz edince, Eli sandalyeden geriye, kapının yanına düştü. Yaşlı ve şişman olduğundan boynu kırılıp öldü. İsrail halkını kırk yıl süreyle yönetmişti. 
09O 004:019 Elinin gelini -Pinehasın karısı- gebeydi, doğurmak üzereydi. Tanrının Sandığının ele geçirildiğini, kayınbabasıyla kocasının öldüğünü duyunca birden sancıları tuttu, yere çömelip doğurdu. 
09O 004:020 Ölmek üzereyken ona yardım eden kadınlar, ‹‹Korkma, bir oğlun oldu›› dediler. Ama o aldırmadı, karşılık da vermedi. 
09O 004:021 Tanrının Sandığı ele geçirilmiş, kayınbabasıyla kocası ölmüştü. Bu yüzden, ‹‹Yücelik İsrailden ayrıldı!›› diyerek çocuğa İkavotfı adını verdi. 
09O 004:022 ‹‹Yücelik İsrail'den ayrıldı!›› dedi, ‹‹Çünkü Tanrı'nın Sandığı ele geçirildi.›› 
09O 005:001 Filistliler, Tanrının Sandığını ele geçirdikten sonra, onu Even-Ezerden Aşdota götürdüler. 
09O 005:002 Tanrının Sandığını Dagon Tapınağına taşıyıp Dagon heykelinin yanına yerleştirdiler. 
09O 005:003 Ertesi gün erkenden kalkan Aşdotlular, Dagonu RABbin Sandığının önünde yüzüstü yere düşmüş buldular. Dagonu alıp yerine koydular. 
09O 005:004 Ama ertesi sabah erkenden kalktıklarında, Dagonu yine RABbin Sandığının önünde yüzüstü yere düşmüş buldular. Bu kez Dagonun başıyla iki eli kırılmış, eşiğin üzerinde duruyordu; yalnızca gövdesi kalmıştı. 
09O 005:005 Dagon kâhinleri de, Aşdottaki Dagon Tapınağına bütün gelenler de bu yüzden bugün de tapınağın eşiğine basmıyorlar. 
09O 005:006 RAB Aşdotluları ve çevrelerindeki halkı ağır biçimde cezalandırdı; onları urlarla cezalandırıp sıkıntıya soktu. Ülkelerinde fareler göründü. Kentin her yanına ölüm saçmaya başladı.›› 
09O 005:007 Aşdotlular olup bitenleri görünce, ‹‹İsrail Tanrısının Sandığı yanımızda kalmamalı; çünkü O bizi de, ilahımız Dagonu da ağır bir biçimde cezalandırıyor›› dediler. 
09O 005:008 Bunun üzerine ulaklar gönderip bütün Filist beylerini çağırttılar ve, ‹‹İsrail Tanrısının Sandığını ne yapalım?›› diye sordular. Filist beyleri, ‹‹İsrail Tanrısının Sandığı Gata götürülsün›› dediler. Böylece İsrail Tanrısının Sandığını Gata götürdüler. 
09O 005:009 Ama sandık oraya götürüldükten sonra, RAB o kenti de cezalandırdı. Kenti çok büyük bir korku sardı. RAB kent halkını, büyük küçük herkesi urlarla cezalandırdı. 
09O 005:010 Bu yüzden Tanrının Sandığını Ekrona gönderdiler. Tanrının Sandığı kente girer girmez Ekronlular, ‹‹Bizi ve halkımızı yok etmek için İsrail Tanrısının Sandığını bize getirdiler!›› diye bağırdılar. 
09O 005:011 Bütün Filist beylerini toplayarak, ‹‹İsrail Tanrısının Sandığını buradan uzaklaştırın›› dediler, ‹‹Sandık yerine geri gönderilsin; öyle ki, bizi de halkımızı da yok etmesin.›› Çünkü kentin her yanını ölüm korkusu sarmıştı. Tanrının onlara verdiği ceza çok ağırdı. 
09O 005:012 Sağ kalanlarda urlar çıktı. Kent halkının haykırışı göklere yükseldi. 
09O 006:001 RABbin Sandığı Filist ülkesinde yedi ay kaldıktan sonra, 
09O 006:002 Filistliler kâhinlerle falcıları çağırtıp, ‹‹RABbin Sandığını ne yapalım? Onu nasıl yerine göndereceğimizi bize bildirin›› dediler. 
09O 006:003 Kâhinlerle falcılar, ‹‹İsrail Tanrısının Sandığını geri gönderecekseniz, boş göndermeyin›› diye yanıtladılar, ‹‹Ona bir suç sunusu sunmalısınız. O zaman iyileşecek ve Onun sizi neden sürekli cezalandırdığını anlayacaksınız.›› 
09O 006:004 Filistliler, ‹‹Ona suç sunusu olarak ne göndermeliyiz?›› diye sordular. Kâhinlerle falcılar, ‹‹Suç sununuz Filist beylerinin sayısına göre beş altın ur ve beş altın fare olsun›› diye yanıtladılar, ‹‹Çünkü aynı bela hepinizin de, beylerinizin de üzerindedir. 
09O 006:005 Onun için, urların ve ülkeyi yıkan farelerin benzerlerini yapın. Böylelikle İsrailin Tanrısını onurlandırın. Belki sizin, ilahlarınızın ve ülkenizin üzerindeki cezayı hafifletir. 
09O 006:006 Neden Mısırlıların ve firavunun yaptığı gibi inat ediyorsunuz? Tanrı Mısırlıları alaya aldıktan sonra, İsrail halkının Mısırdan çıkması için onları serbest bırakmadılar mı? 
09O 006:007 ‹‹Şimdi yeni bir arabayla boyunduruk vurulmamış, süt veren iki inek hazırlayın. İnekleri arabaya koşun; buzağılarını artlarından ayırıp ahıra götürün. 
09O 006:008 RABbin Sandığını alıp arabaya koyun; suç sunusu olarak Ona göndereceğiniz altın eşyaları da bir kutuya koyup yanına yerleştirin. Sonra bırakın arabayı yoluna gitsin. 
09O 006:009 Ama ardından gözetleyin. Eğer kendi ülkesine, Beytşemeşe giden yoldan ilerlerse, demek ki, üzerimize bu büyük yıkımı getiren Odur. Yoksa bu yıkımın Ondan gelmediğini, bize bir rastlantı olduğunu anlayacağız.›› 
09O 006:010 Adamlar denileni yaptılar. Süt veren iki inek getirip arabaya koştular, buzağılarını da ahıra kapadılar. 
09O 006:011 İçinde farelerle urların altın benzerlerinin bulunduğu kutuyu RABbin Sandığıyla birlikte arabaya koydular. 
09O 006:012 İnekler dosdoğru Beytşemeş yolundan gittiler. Sağa sola sapmadan, böğüre böğüre ana yoldan ilerlediler. Filist beyleri onları Beytşemeş sınırına dek izledi. 
09O 006:013 O sırada Beytşemeşliler vadide buğday biçiyorlardı. Gözlerini kaldırıp sandığı görünce sevindiler. 
09O 006:014 Beytşemeşli Yeşunun tarlasına giren araba oradaki büyük bir taşın yanında durdu. Beytşemeşliler arabanın odununu yardılar, inekleri de RABbe yakmalık sunu olarak sundular. 
09O 006:015 Levililer RABbin Sandığını ve içinde altın eşyaların bulunduğu yanındaki kutuyu indirip büyük taşın üzerine koymuşlardı. O gün Beytşemeşliler RABbe yakmalık sunular sunup kurbanlar kestiler. 
09O 006:016 Filistlilerin beş beyi olup bitenleri gördükten sonra aynı gün Ekrona döndüler. 
09O 006:017 Filistliler Aşdot, Gazze, Aşkelon, Gat ve Ekron kentleri için RABbe suç sunusu olarak ur biçiminde birer altın gönderdiler. 
09O 006:018 Altın farelerse, surlu kentlerle çevre köyler dahil beş Filistli beye ait kentlerin sayısı kadardı. Beytşemeşli Yeşunun tarlasında RABbin Antlaşma Sandığının üzerine konduğu büyük taş tanık olarak bugün de duruyor. 
09O 006:019 RABbin Antlaşma Sandığının içine baktıkları için, RAB Beytşemeşlilerden bazılarını cezalandırıp yetmiş kişiyi yok etti. Halk RABbin başlarına getirdiği bu büyük yıkımdan dolayı yas tuttu. 
09O 006:020 Beytşemeşliler, ‹‹Bu kutsal Tanrının, RABbin önünde kim durabilir? Bizden sonra kime gidecek?›› diyorlardı. 
09O 006:021 Sonunda Kiryat-Yearim'de oturanlara ulaklar göndererek, ‹‹Filistliler RAB'bin Sandığı'nı geri getirdiler; gelin, onu alıp götürün›› dediler. elyazmaları ‹‹Yetmiş kişi, elli bin kişi››. 
09O 007:001 Bunun üzerine Kiryat-Yearim halkı varıp RABbin Sandığını aldı. Onu Avinadavın tepedeki evine götürdüler. RABbin Antlaşma Sandığına bakması için Avinadav oğlu Elazarı görevlendirdiler. 
09O 007:002 Sandık uzun bir süre, yirmi yıl boyunca Kiryat-Yearimde kaldı. Bu arada bütün İsrail halkı RABbin özlemini çekti. 
09O 007:003 Samuel İsrail halkına şöyle dedi: ‹‹Eğer bütün yüreğinizle RABbe dönmeye istekliyseniz, yabancı ilahları ve Aştoretin putlarını aranızdan kaldırın. Kendinizi RABbe adayıp yalnız Ona kulluk edin. RAB de sizi Filistlilerin elinden kurtaracaktır.›› 
09O 007:004 Bunun üzerine İsrailliler Baalın ve Aştoretin putlarını atıp yalnızca RABbe kulluk etmeye başladılar. 
09O 007:005 O zaman Samuel, ‹‹Bütün İsrail halkını Mispada toplayın, ben de sizin için RABbe yakaracağım›› dedi. 
09O 007:006 Mispada toplanan İsrailliler kuyudan su çekip RABbin önüne döktüler. O gün oruç tuttular ve, ‹‹RABbe karşı günah işledik›› dediler. Samuel Mispada İsrail halkına önderlik etti. 
09O 007:007 Filistliler İsrail halkının Mispada toplandığını duydular. Filist beyleri İsraillilere karşı savaşmaya çıktılar. İsrailliler bunu duyunca Filistlilerden korktular. 
09O 007:008 Samuele, ‹‹Bizi Filistlilerin elinden kurtarması için Tanrımız RABbe yakarmayı bırakma›› dediler. 
09O 007:009 Bunun üzerine Samuel bir süt kuzusu alıp RABbe tümüyle yakmalık sunu olarak sundu ve İsrailliler adına RABbe yakardı. RAB de ona karşılık verdi. 
09O 007:010 Samuel yakmalık sunuyu sunarken, Filistliler, İsraillilere saldırmak üzere yaklaşmışlardı. Ama RAB o an korkunç bir sesle gürleyerek Filistlileri öyle şaşkına çevirdi ki, İsraillilerin önünde bozguna uğradılar. 
09O 007:011 Mispadan çıkan İsrailliler Filistlileri Beytkarın altına kadar kovalayıp öldürdüler. 
09O 007:012 Samuel bir taş alıp Mispa ile Şen arasına dikti. ‹‹RAB buraya kadar bize yardım etmiştir›› diyerek taşa Even-Ezer adını verdi. 
09O 007:013 Yenilgiye uğrayan Filistliler bir daha İsrail topraklarına saldırmadılar. Samuel yaşadığı sürece RAB Filistlilerin saldırmasını engelledi. 
09O 007:014 Ekrondan Gata kadar Filistlilerin ele geçirdiği kentler İsraile geri verildi. Bunun yanısıra İsrailin sınır toprakları da Filistlilerin elinden kurtarıldı. İsraillilerle Amorlular arasında ise barış vardı. 
09O 007:015 Samuel yaşadığı sürece İsraile önderlik yaptı. 
09O 007:016 Her yıl gidip Beyteli, Gilgalı, Mispayı dolaşır, bu kentlerden İsraili yönetirdi. 
09O 007:017 Sonra Rama'daki evine döner, İsrail'i oradan yönetirdi. Orada RAB'be bir sunak yaptı. 
09O 008:001 Samuel yaşlanınca oğullarını İsraile önder atadı. 
09O 008:002 Beer-Şevada görev yapan ilk oğlunun adı Yoel, ikinci oğlunun adıysa Aviyaydı. 
09O 008:003 Ama oğulları onun yolunda yürümediler. Tersine, haksız kazanca yönelip rüşvet alır, yargıda yan tutarlardı. 
09O 008:004 Bu yüzden İsrailin bütün ileri gelenleri toplanıp Ramaya, Samuelin yanına vardılar. 
09O 008:005 Ona, ‹‹Bak, sen yaşlandın›› dediler, ‹‹Oğulların da senin yolunda yürümüyor. Şimdi, öteki uluslarda olduğu gibi, bizi yönetecek bir kral ata.›› 
09O 008:006 Ne var ki, ‹‹Bizi yönetecek bir kral ata›› demeleri Samuelin hoşuna gitmedi. Samuel RABbe yakardı. 
09O 008:007 RAB, Samuele şu karşılığı verdi: ‹‹Halkın sana bütün söylediklerini dinle. Çünkü reddettikleri sen değilsin; kralları olarak beni reddettiler. 
09O 008:008 Onları Mısırdan çıkardığım günden bu yana bütün yaptıklarının aynısını sana da yapıyorlar. Beni bırakıp başka ilahlara kulluk ettiler. 
09O 008:009 Şimdi onları dinle. Ancak onları açıkça uyar ve kendilerine krallık yapacak kişinin onları nasıl yöneteceğini söyle.›› 
09O 008:010 Samuel kendisinden kral isteyen halka RABbin bütün söylediklerini bildirdi: 
09O 008:011 ‹‹Size krallık yapacak kişinin yönetimi şöyle olacak: Oğullarınızı alıp savaş arabalarında ve atlı birliklerinde görevlendirecek. Onun savaş arabalarının önünde koşacaklar. 
09O 008:012 Bazılarını biner, bazılarını ellişer kişilik birliklere komutan atayacak. Kimisini toprağını sürüp ekinini biçmek, kimisini de silahların ve savaş arabalarının donatımını yapmak için görevlendirecek. 
09O 008:013 Kızlarınızı ıtriyatçı, aşçı, fırıncı olmak üzere alacak. 
09O 008:014 Seçkin tarlalarınızı, bağlarınızı, zeytinliklerinizi alıp hizmetkârlarına verecek. 
09O 008:015 Tahıllarınızın, üzümlerinizin ondalığını alıp saray görevlileriyle öbür hizmetkârlarına dağıtacak. 
09O 008:016 Kadın erkek kölelerinizi, seçkin boğalarınızı, eşeklerinizi alıp kendi işinde çalıştıracak. 
09O 008:017 Sürülerinizin de ondalığını alacak. Sizler ise onun köleleri olacaksınız. 
09O 008:018 Bunlar gerçekleştiğinde, seçtiğiniz kral yüzünden feryat edeceksiniz. Ama RAB o gün size karşılık vermeyecek.›› ‹‹Gençlerinizi››. 
09O 008:019 Ne var ki, halk Samuelin sözünü dinlemek istemedi. ‹‹Hayır, bizi yönetecek bir kral olsun›› dediler, 
09O 008:020 ‹‹Böylece biz de bütün uluslar gibi olacağız. Kralımız bizi yönetecek, önümüzden gidip savaşlarımızı sürdürecek.›› 
09O 008:021 Halkın bütün söylediklerini dinleyen Samuel, bunları RABbe aktardı. 
09O 008:022 RAB Samuel'e, ‹‹Onların sözünü dinle ve başlarına bir kral ata›› diye buyurdu. Bunun üzerine Samuel İsrailliler'e, ‹‹Herkes kendi kentine dönsün›› dedi. 
09O 009:001 Benyamin oymağından Afiyah oğlu Bekorat oğlu Seror oğlu Aviel oğlu Kiş adında bir adam vardı. Benyaminli Kiş sözü geçen biriydi. 
09O 009:002 Saul adında genç, yakışıklı bir oğlu vardı. İsrail halkı arasında ondan daha yakışıklısı yoktu. Boyu herkesten bir baş daha uzundu. 
09O 009:003 Bir gün Saulun babası Kişin eşekleri kayboldu. Kiş, oğlu Saula, ‹‹Hizmetkârlardan birini yanına al da git, eşekleri ara›› dedi. 
09O 009:004 Saul Efrayim dağlık bölgesinden geçip Şalişa topraklarını dolaştı. Ama eşekleri bulamadılar. Şaalim bölgesine geçtiler. Eşekler orada da yoktu. Sonra Benyamin bölgesinden geçtilerse de, hayvanları bulamadılar. 
09O 009:005 Suf bölgesine varınca, Saul yanındaki hizmetkârına, ‹‹Haydi dönelim! Yoksa babam eşekleri düşünmekten vazgeçip bizim için kaygılanmaya başlar›› dedi. 
09O 009:006 Hizmetkâr, ‹‹Bak, bu kentte saygın bir Tanrı adamı vardır›› diye karşılık verdi, ‹‹Bütün söyledikleri bir bir yerine geliyor. Şimdi ona gidelim. Belki gideceğimiz yolu o bize gösterir.›› 
09O 009:007 Saul, ‹‹Gidersek, adama ne götüreceğiz?›› dedi, ‹‹Torbalarımızdaki ekmek tükendi. Tanrı adamına götürecek bir armağanımız yok. Neyimiz kaldı ki?›› 
09O 009:008 Hizmetkâr, ‹‹Bak, bende çeyrek şekel gümüş var›› diye karşılık verdi, ‹‹Gideceğimiz yolu bize göstermesi için bunu Tanrı adamına vereceğim.›› 
09O 009:009 -Eskiden İsrailde biri Tanrıya bir şey sormak istediğinde, ‹‹Haydi, biliciye gidelim›› derdi. Çünkü bugün peygamber denilene o zaman bilici denirdi.- 
09O 009:010 Saul hizmetkârına, ‹‹İyi, haydi gidelim›› dedi. Böylece Tanrı adamının yaşadığı kente gittiler. 
09O 009:011 Yokuştan kente doğru çıkarlarken, kuyudan su çekmeye giden kızlarla karşılaştılar. Onlara, ‹‹Bilici burada mı?›› diye sordular. 
09O 009:012 Kızlar, ‹‹Evet, ilerde›› diye karşılık verdiler, ‹‹Şimdi çabuk davranın. Kentimize bugün geldi. Çünkü halk bugün tapınma yerinde bir kurban sunacak. 
09O 009:013 Kente girer girmez, yemek için tapınma yerine çıkmadan önce onu bulacaksınız. Kurbanı o kutsayacağı için, kendisi gelmeden halk yemek yemez. Çağrılı olanlar o geldikten sonra yemeye başlar. Şimdi gidin, onu hemen bulursunuz.›› 
09O 009:014 Saulla hizmetkârı kente gittiler. Kente girdiklerinde, tapınma yerine çıkmaya hazırlanan Samuel onlara doğru ilerliyordu. 
09O 009:015 Saul gelmeden bir gün önce RAB Samuele şunu açıklamıştı: 
09O 009:016 ‹‹Yarın bu saatlerde sana Benyamin bölgesinden birini göndereceğim. Onu halkım İsrailin önderi olarak meshedeceksin. Halkımı Filistlilerin elinden o kurtaracak. Halkımın durumuna baktım; çünkü haykırışları bana ulaştı.›› 
09O 009:017 Samuel Saulu görünce, RAB, ‹‹İşte sana sözünü ettiğim adam!›› dedi, ‹‹Halkıma o önderlik edecek.›› 
09O 009:018 Saul kent kapısında duran Samuele yaklaştı. ‹‹Bilicinin evi nerede, lütfen söyler misin?›› dedi. 
09O 009:019 Samuel, ‹‹Bilici benim›› diye yanıtladı, ‹‹Önümden tapınma yerine çıkın. Bugün benimle birlikte yemek yiyeceksiniz. Yarın sabah düşündüğün her şeyi sana bildirip seni geri gönderirim. 
09O 009:020 Üç gün önce kaybolan eşeklerin için kaygılanma. Onlar bulundu. İsrailin özlemi kime yönelik? Sana ve babanın ailesine değil mi?›› 
09O 009:021 Saul şu karşılığı verdi: ‹‹Ben İsrail oymaklarının en küçüğü olan Benyamin oymağından değil miyim? Ait olduğum boy da Benyamin oymağına bağlı bütün boyların en küçüğü değil mi? Bana neden böyle şeyler söylüyorsun?›› 
09O 009:022 Samuel Saul ile hizmetkârını alıp yemek odasına götürdü; yaklaşık otuz çağrılı arasında ilk sırayı onlara verdi. 
09O 009:023 Sonra aşçıya, ‹‹Sana verdiğim ve bir kenara ayırmanı söylediğim payı getir›› dedi. 
09O 009:024 Aşçı budu getirip Saulun önüne koydu. Samuel, ‹‹İşte senin için ayrılan parça, buyur ye!›› dedi, ‹‹Çünkü bunu belirtilen gün çağırdığım halkla birlikte yemen için sakladım.›› O gün Saul Samuelle yemek yedi. 
09O 009:025 Tapınma yerinden kente indikten sonra Samuel evinin damında Saulla konuştu. 
09O 009:026 Sabah erkenden, şafak sökerken kalktılar. Samuel, damdan Saulu çağırıp, ‹‹Hazırlan, seni göndereceğim›› dedi. Saul kalktı. Samuelle birlikte dışarı çıktılar. 
09O 009:027 Kentin sınırına yaklaşırken Samuel Saul'a, ‹‹Hizmetkâra önümüzden gitmesini söyle›› dedi. Hizmetkâr öne geçince, Samuel, ‹‹Ama sen dur›› diye ekledi, ‹‹Sana Tanrı'nın sözünü bildireceğim.›› konuştu››, Septuaginta ‹‹Saul için damda bir döşek serildi, o da orada yattı.›› 
09O 010:001 Sonra Samuel yağ kabını alıp yağı Saulun başına döktü. Onu öpüp şöyle dedi: ‹‹RAB seni kendi halkına önder olarak meshetti. 
09O 010:002 Bugün benden ayrıldıktan sonra Benyamin sınırında, Selsahtaki Rahelin mezarı yanında iki kişiyle karşılaşacaksın. Sana, ‹Aramaya çıktığın eşekler bulundu› diyecekler, ‹Baban eşekleri düşünmekten vazgeçti, oğlum için ne yapsam diye sizin için kaygılanmaya başladı.› 
09O 010:003 Oradan daha ilerleyip Tavordaki meşe ağacına varacaksın. Orada biri üç oğlak, biri üç somun ekmek, öbürü de bir tulum şarapla Tanrının huzuruna, Beytele çıkan üç adamla karşılaşacaksın. 
09O 010:004 Seni selamlayıp iki somun ekmek verecekler. Sen de kabul edeceksin. 
09O 010:005 Sonra Filist ordugahının bulunduğu Givat-Elohime varacaksın. Kente girince, önlerinde çenk, tef, kaval ve lir çalanlarla birlikte peygamberlik ederek tapınma yerinden inen bir peygamber topluluğuyla karşılaşacaksın. 
09O 010:006 RABbin Ruhu senin üzerine güçlü bir biçimde inecek. Onlarla birlikte peygamberlikte bulunacak ve başka bir kişiliğe bürüneceksin. 
09O 010:007 Bu belirtiler gerçekleştiğinde, duruma göre gerekeni yap. Çünkü Tanrı seninledir. 
09O 010:008 Şimdi benden önce Gilgala git. Yakmalık sunuları sunmak ve esenlik kurbanlarını kesmek için ben de yanına geleceğim. Ancak, ben yanına gelip ne yapacağını bildirene dek yedi gün beklemen gerekecek.›› 
09O 010:009 Saul, Samuelin yanından ayrılmak üzere ona sırtını döner dönmez, Tanrı ona başka bir kişilik verdi. O gün bütün bu belirtiler gerçekleşti. 
09O 010:010 Givaya varınca, Saulu bir peygamber topluluğu karşıladı. Tanrının Ruhu güçlü bir biçimde üzerine indi ve Saul onlarla birlikte peygamberlikte bulunmaya başladı. 
09O 010:011 Onu önceden tanıyanların hepsi, peygamberlerle birlikte peygamberlikte bulunduğunu görünce, birbirlerine, ‹‹Ne oldu Kiş oğluna? Saul da mı peygamber oldu?›› diye sordular. 
09O 010:012 Orada oturanlardan biri, ‹‹Ya onların babası kim?›› dedi. İşte, ‹‹Saul da mı peygamber oldu?›› sözü buradan gelir. 
09O 010:013 Saul peygamberlikte bulunduktan sonra tapınma yerine çıktı. 
09O 010:014 Amcası, Saul ile hizmetkârına, ‹‹Nerede kaldınız?›› diye sordu. Saul, ‹‹Eşekleri arıyorduk›› diye karşılık verdi, ‹‹Onları bulamayınca, Samuele gittik.›› 
09O 010:015 Amcası, ‹‹Samuel sana neler söyledi, lütfen bana da anlat›› dedi. 
09O 010:016 Saul, ‹‹Eşeklerin bulunduğunu bize açıkça bildirdi›› diye yanıtladı. Ama Samuelin krallıkla ilgili sözlerini amcasına açıklamadı. 
09O 010:017 -18 72720 Sonra Samuel, İsrail halkını Mispada RAB için bir araya getirip şöyle dedi: ‹‹İsrailin Tanrısı RAB diyor ki, ‹Ben İsraillileri Mısırdan çıkardım. Mısırlıların ve size baskı yapan bütün krallıkların elinden sizi kurtardım.› 
09O 010:019 Ama siz bugün bütün zorluk ve sıkıntılarınızdan sizi kurtaran Tanrınıza sırt çevirdiniz ve, ‹Hayır, bize bir kral ata› dediniz. Şimdi RABbin önünde oymak oymak, boy boy dizilin.›› 
09O 010:020 Samuel bütün İsrail oymaklarını bir bir öne çıkardı. Bunlardan Benyamin oymağı kurayla seçildi. 
09O 010:021 Sonra Benyamin oymağını boy boy öne çağırdı. Matrinin boyu seçildi. En sonunda da Matri boyundan Kiş oğlu Saul seçildi. Onu aradılarsa da bulamadılar. 
09O 010:022 Yine RABbe, ‹‹O daha buraya gelmedi mi?›› diye sordular. RAB de, ‹‹O burada, eşyaların arasında saklanıyor›› dedi. 
09O 010:023 Bunun üzerine koşup Saulu oradan getirdiler. Saul halkın arasına geldi. Boyu hepsinden bir baş uzundu. 
09O 010:024 Samuel halka, ‹‹RABbin seçtiği adamı görüyor musunuz?›› dedi, ‹‹Bütün halkın arasında bir benzeri yok.›› Bunun üzerine halk, ‹‹Yaşasın kral!›› diye bağırdı. 
09O 010:025 Samuel krallığın ilkelerini halka açıkladı. Bunları kitap haline getirip RABbin önüne koydu. Sonra herkesi evine gönderdi. 
09O 010:026 Saul da Givaya, kendi evine döndü. Tanrının isteklendirdiği yiğitler ona eşlik ettiler. 
09O 010:027 Ama bazı kötü kişiler, ‹‹O bizi nasıl kurtarabilir?›› diyerek Saul'u küçümsediler ve ona armağan vermediler. Saul ise buna aldırmadı. 
09O 011:001 Ammon Kralı Nahaş Yaveş-Gilat üzerine yürüyüp kenti kuşattı. Bütün Yaveşliler, Nahaşa, ‹‹Bizimle bir antlaşma yap, sana kulluk ederiz›› dediler. 
09O 011:002 Ama Ammonlu Nahaş, ‹‹Ancak bir koşulla sizinle antlaşma yaparım›› diye karşılık verdi, ‹‹Bütün İsrail halkını küçük düşürmek için her birinizin sağ gözünü oyup çıkaracağım.›› 
09O 011:003 Yaveş Kentinin ileri gelenleri ona, ‹‹İsrailin her bölgesine ulaklar göndermemiz için bize yedi günlük bir süre tanı›› dediler, ‹‹Eğer bizi kurtaracak kimse çıkmazsa o zaman sana teslim oluruz.›› 
09O 011:004 Ulaklar Saulun yaşadığı Giva Kentine gelip olanları halka bildirince, herkes hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. 
09O 011:005 Tam o sırada Saul, öküzlerinin ardında, tarladan dönüyordu. ‹‹Halka ne oldu? Neden böyle ağlıyorlar?›› diye sordu. Yaveşlilerin söylediklerini ona anlattılar. 
09O 011:006 Saul bu sözleri duyunca, Tanrının Ruhu güçlü bir biçimde onun üzerine indi. Saul çok öfkelendi. 
09O 011:007 Bir çift öküz alıp parçaladı. Ulaklar aracılığıyla İsrailin her bölgesine bu parçaları gönderip şöyle dedi: ‹‹Saul ile Samuelin ardınca gelmeyen herkesin öküzlerine de aynı şey yapılacaktır.›› Halk RAB korkusuyla sarsıldı ve tek beden halinde yola çıktı. 
09O 011:008 Saul onları Bezekte topladı. İsrail halkı üç yüz bin, Yahudalılar ise otuz bin kişiydi. 
09O 011:009 Oraya gelen Yaveşli ulaklara şöyle dediler: ‹‹Yaveş-Gilat halkına, ‹Yarın öğleye doğru kurtarılacaksınız› deyin.›› Ulaklar gidip bu haberi iletince Yaveşliler sevindi. 
09O 011:010 Ammonlulara, ‹‹Yarın size teslim olacağız›› dediler, ‹‹Bize ne dilerseniz yapın.›› 
09O 011:011 Ertesi gün Saul adamlarını üç bölüğe ayırdı. Adamlar sabah nöbetinde Ammonluların ordugahına girdi. Kırım günün en sıcak zamanına dek sürdü. Sağ kalanlar dağıldı; iki kişi bile bir arada kalmadı. 
09O 011:012 Bundan sonra halk Samuele, ‹‹ ‹Saul mu bize krallık yapacak?› diyenler kimdi? Getirin onları, öldürelim›› dedi. 
09O 011:013 Ama Saul, ‹‹Bugün hiç kimse öldürülmeyecek›› diye yanıtladı, ‹‹Çünkü RAB bugün İsrail halkına kurtuluş verdi.›› 
09O 011:014 Samuel halka, ‹‹Haydi, Gilgala gidip orada krallığı yeniden onaylayalım›› dedi. 
09O 011:015 Böylece bütün halk Gilgal'a gidip RAB'bin önünde Saul'un kral olduğunu onayladı. Orada, RAB'bin önünde esenlik kurbanları kestiler; Saul da bütün İsrailliler de büyük bir sevinç yaşadılar. 
09O 012:001 Bundan sonra Samuel İsrail halkına şöyle dedi: ‹‹Bana söylediğiniz her şeye kulak verdim: Size bir kral atadım. 
09O 012:002 Şimdi size önderlik yapan bir kralınız var. Bense yaşlandım, saçım ağardı. Oğullarım da sizlerle birlikte. Gençliğimden bu güne dek size önderlik yaptım. 
09O 012:003 İşte karşınızda duruyorum. Hanginizin öküzünü aldım? Kimin eşeğine el koydum? Kimi dolandırdım? Kime baskı yaptım? Göz yummak için kimden rüşvet aldım? RABbin ve Onun meshettiğinin önünde bana karşı tanıklık edin de size karşılığını vereyim.›› 
09O 012:004 Halk, ‹‹Bizi dolandırmadın›› diye karşılık verdi, ‹‹Bize baskı da yapmadın. Kimsenin elinden hiçbir şey almadın.›› 
09O 012:005 Samuel, ‹‹Bana karşı bir şey bulamadığınıza bugün hem RAB, hem de Onun meshettiği kral tanıktır›› dedi. ‹‹Evet, tanıktır›› dediler. 
09O 012:006 Samuel konuşmasını şöyle sürdürdü: ‹‹Musa ile Harunu görevlendiren, atalarınızı Mısırdan çıkaran RABdir. 
09O 012:007 Şimdi burada durun, RABbin önünde, Onun sizi ve atalarınızı tekrar tekrar nasıl kurtardığına dair kanıtlar göstereyim size. 
09O 012:008 ‹‹Yakup Mısıra gittikten sonra, atalarınız RABbe yakardı. O da atalarınızı Mısırdan çıkarıp burada yerleşmelerini sağlayan Musa ile Harunu gönderdi. 
09O 012:009 Ama atalarınız Tanrıları RABbi unuttular. Bu yüzden RAB onları Hasor ordusunun komutanı Siseranın, Filistlilerin ve Moav Kralının eline teslim etti. Bunlar atalarınıza karşı savaştılar. 
09O 012:010 Atalarınız RABbe, ‹Günah işledik; RABbi bırakıp Baalın ve Aştoretin putlarına kulluk ettik. Ama şimdi bizi düşmanlarımızın elinden kurtar, sana kulluk edeceğiz› diye seslendiler. 
09O 012:011 RAB de Yerubbaalı, Bedanıfö, Yiftahı ve ben Samueli gönderdi. Güvenlik içinde yaşamanız için sizi saran düşmanlarınızın elinden kurtardı. ‹‹Barak››. ‹‹Şimşonu››. 
09O 012:012 ‹‹Ama siz Ammon Kralı Nahaşın üzerinize yürüdüğünü görünce, Tanrınız RAB kralınız olduğu halde bana, ‹Hayır, bize bir kral önderlik yapacak› dediniz. 
09O 012:013 İşte seçtiğiniz, dilediğiniz kral! Evet, RAB size bir kral verdi. 
09O 012:014 Eğer RABden korkar, Ona kulluk ederseniz, Onun sözünü dinleyip buyruklarına karşı gelmezseniz, hem siz hem de önderiniz olacak kral Tanrınız RABbin ardınca giderseniz, ne âlâ! 
09O 012:015 Ama RABbin sözünü dinlemez, buyruklarına karşı gelirseniz, RAB kralınızı cezalandırdığı gibi sizi de cezalandıracaktır. ‹‹Atalarınızı››. 
09O 012:016 ‹‹Şimdi olduğunuz yerde durun ve RABbin gözlerinizin önünde yapacağı şu olağanüstü olayı görün. 
09O 012:017 Bugün buğday biçme zamanı değil mi? Göğü gürletsin, yağmur yağdırsın diye RABbe yalvaracağım. Böylece bir kral istemekle yaptığınız kötülüğün RABbin gözünde ne denli büyük olduğunu iyice anlayacaksınız.›› 
09O 012:018 Samuel RABbe yalvardı ve RAB o gün göğü gürletti, yağmur yağdırdı. Halk RABden de Samuelden de çok korktu. 
09O 012:019 Bunun üzerine Samuele, ‹‹Yok olmayalım diye, biz kulların için Tanrın RABbe yakar›› dediler, ‹‹Çünkü bütün günahlarımıza kendimize bir kral istemek kötülüğünü de ekledik.›› 
09O 012:020 Samuel halka, ‹‹Korkmayın›› dedi, ‹‹Siz bu büyük kötülüğü yaptınız, ama yine de RABbin ardınca gitmekten vazgeçmeyin; tersine, bütün yüreğinizle RABbe kulluk edin. 
09O 012:021 Kimseyi kurtaramayan yararsız putların ardınca gitmeyin; çünkü onlar değersizdir. 
09O 012:022 RAB görkemli adının hatırına halkını bırakmayacak. Çünkü sizi kendi halkı kılmaktan hoşnut kaldı. 
09O 012:023 Bana gelince, sizin için RABbe yalvarmaktan vazgeçip Ona karşı günah işlemek benden uzak olsun! Ancak size iyi ve doğru yolu öğreteceğim. 
09O 012:024 Yalnız RABden korkun, Ona bağlılıkla ve bütün yüreğinizle kulluk edin. Onun sizler için ne görkemli işler yaptığını bir düşünün! 
09O 012:025 Ama kötülük yapmayı sürdürürseniz, hem siz yok olacaksınız, hem de kralınız.›› 
09O 013:001 Saul İsrailde iki yıl krallık yaptıktan sonra 
09O 013:002 halktan üç bin kişi seçti. Bunlardan iki binini Mikmas ve Beytelin dağlık bölgesinde yanına aldı. Binini de Benyamin oymağına ait Giva Kentinde Yonatanın yanına bıraktı. Halktan geri kalanları evlerine gönderdi. 
09O 013:003 Yonatan Givadaki Filist birliğini yendi. Filistliler bunu duydular. Saul, bütün ülkede boru çaldırarak, ‹‹İbraniler bu haberi duysun›› dedi. 
09O 013:004 Böylece İsraillilerin hepsi Saulun Filist birliğini yendiğini ve Filistlilerin İsraillilerden iğrendiğini duydu. Bunun üzerine halk Gilgalda Saulun çevresinde toplandı. cümlesindeki rakamın düştüğü sanılıyor. 
09O 013:005 Filistliler İsraillilerle savaşmak üzere toplandılar. Otuz binfş savaş arabası, altı bin atlı asker ve kıyılardaki kum kadar kalabalık bir orduya sahiptiler. Gidip Beytavenin doğusundaki Mikmasta ordugah kurdular. 
09O 013:006 Durumlarının tehlikeli olduğunu ve askerlerinin sıkıştırıldığını gören İsrailliler, mağaralarda, çalılıklarda, kayalıklarda, çukurlarda, sarnıçlarda gizlendiler. 
09O 013:007 Bazı İbraniler de Şeria Irmağından Gad ve Gilat bölgesine geçti. Ama Saul daha Gilgaldaydı. Bütün askerler onu titreyerek izliyordu. 
09O 013:008 Saul, Samuel tarafından belirlenen süreye uyarak, yedi gün bekledi. Ama Samuel Gilgala gelmeyince, halk Saulun yanından dağılmaya başladı. 
09O 013:009 Saul, ‹‹Yakmalık sunuları ve esenlik sunularını bana getirin›› dedi. Sonra yakmalık sunuyu sundu. 
09O 013:010 Saul yakmalık sununun sunulmasını bitirir bitirmez Samuel geldi. Saul selamlamak için onu karşılamaya çıktı. 
09O 013:011 Samuel, ‹‹Ne yaptın?›› diye sordu. Saul, ‹‹Halk yanımdan dağılıyordu›› diye karşılık verdi, ‹‹Sen de belirlenen gün gelmedin. Üstelik Filistliler Mikmasta toplandılar. Bunları görünce, 
09O 013:012 ‹Şimdi Filistliler Gilgalda üzerime yürüyecek; oysa ben RABbin yardımını dilememiştim› diye düşündüm. Bu nedenle, yakmalık sunuyu sunma gerekliliğini duydum.›› 
09O 013:013 Samuel, ‹‹Akılsızca davrandın›› dedi, ‹‹Tanrın RABbin sana verdiği buyruğa uymadın; yoksa, RAB İsrail üzerinde senin krallığının sonsuza dek sürmesini sağlayacaktı. 
09O 013:014 Ama artık krallığın sürmeyecek. RAB kendi gönlüne uygun birini arayıp onu kendi halkına önder olarak atamaya kararlı. Çünkü sen RABbin buyruğunu tutmadın.›› 
09O 013:015 Bundan sonra Samuel Gilgaldan ayrılarak Benyaminoğullarının Giva Kentine gitti. Saul yanında kalan halkı saydı; yaklaşık altı yüz kişiydi. 
09O 013:016 Saul, oğlu Yonatan ve yanlarındaki halk Benyaminoğullarının bölgesindeki Givada kalıyorlardı. Filistliler ise Mikmasta ordugah kurmuşlardı. 
09O 013:017 Akıncılar üç koldan Filistlilerin ordugahından çıktılar. Kollardan biri Şual bölgesindeki Ofraya, 
09O 013:018 biri Beythorona, öbürü ise çöle, Sevoyim Vadisine bakan sınıra doğru ilerledi. gitti››, Septuaginta ‹‹Yoluna gitti. Halkın kalan kısmı ise orduya katılmak üzere Saulu izledi. Gilgaldan ayrılıp Benyaminoğullarının Giva Kentine gittiler.›› 
09O 013:019 Bütün İsrail ülkesinde bir tek demirci yoktu. Filistliler, ‹‹İbraniler kılıç, mızrak yapmasın›› demişlerdi. 
09O 013:020 Bu nedenle bütün İsrailliler saban demirlerini, kazma, balta ve oraklarını biletmek için Filistlilere gitmek zorundaydılar. 
09O 013:021 Saban demiriyle kazmanın bileme fiyatı, şekelin üçte ikisifü kadardı. Beller, baltalar, üvendireler için istenilen fiyat ise şekelin üçte biriydi. 
09O 013:022 İşte bu yüzden, savaş sırasında Saul ile Yonatan dışında, yanlarındaki hiç kimsenin elinde kılıç, mızrak yoktu. demirlerini››. 
09O 013:023 O sırada Filistliler'in bir kolu Mikmas Geçidi'ne çıkmıştı. 
09O 014:001 Bir gün Saul oğlu Yonatan, silahını taşıyan genç hizmetkârına, ‹‹Gel, karşı taraftaki Filist ordugahına geçelim›› dedi. Ama bunu babasına haber vermedi. 
09O 014:002 Saul, Giva Kenti yakınındaki Migronda bir nar ağacının altında oturmaktaydı. Yanında altı yüz kadar asker vardı. 
09O 014:003 Efod giymiş olan Ahiya da aralarındaydı. Ahiya Şiloda RABbin kâhini olan Eli oğlu Pinehas oğlu İkavotun erkek kardeşi Ahituvun oğluydu. Halk Yonatanın gittiğini farketmemişti. 
09O 014:004 Yonatanın Filist ordugahına ulaşmak için geçmeyi tasarladığı geçidin her iki yanında iki sivri kaya vardı; birine Boses, öbürüne Sene denirdi. 
09O 014:005 Kayalardan biri kuzeyde Mikmasa, öbürü güneyde Givaya bakardı. 
09O 014:006 Yonatan silahını taşıyan genç hizmetkârına, ‹‹Gel, şu sünnetsizlerin ordugahına gidelim›› dedi, ‹‹Belki RAB bizim için bir şeyler yapar. Çünkü gerek çoklukta, gerekse azlıkta RABbin zafere ulaştırmasına engel yoktur.›› 
09O 014:007 Silahını taşıyan genç, ‹‹Ne düşünüyorsan öyle yap›› diye yanıtladı, ‹‹Haydi yürü! Düşündüğün her şeyde seninleyim.›› 
09O 014:008 Yonatan, ‹‹Bu adamlara gidelim, bizi görsünler›› dedi, 
09O 014:009 ‹‹Eğer bize, ‹Yanınıza gelene dek bekleyin› derlerse, olduğumuz yerde kalırız, gitmeyiz. 
09O 014:010 Ama, ‹Yanımıza gelin› derlerse, gideriz. Çünkü bu, RABbin Filistlileri elimize teslim ettiğine ilişkin bir belirti olacak bizim için.›› 
09O 014:011 Böylece ikisi de Filistlilerin askerlerine göründüler. Filistliler, ‹‹Bakın! İbraniler gizlendikleri çukurlardan çıkmaya başlıyor!›› dediler. 
09O 014:012 Sonra Yonatanla silahını taşıyan gence, ‹‹Buraya, yanımıza gelin, size bir şey söyleyeceğiz›› diye seslendiler. Bunun üzerine Yonatan silahını taşıyana, ‹‹Ardımdan gel›› dedi, ‹‹RAB onları İsraillilerin eline teslim etti.›› 
09O 014:013 Yonatan elleriyle ayaklarını kullanarak yukarıya tırmandı; silahını taşıyan genç de onu izledi. Yonatan Filistlileri yenilgiye uğrattı. Silahını taşıyan genç de onu izliyor ve Filistlileri öldürüyordu. 
09O 014:014 Yonatanla silahını taşıyan genç bu ilk saldırıda iki dönümlük bir alanda yirmi kadar asker öldürdüler. 
09O 014:015 Ordugahta ve kırsal alanda bütün Filist halkı arasında dehşet hüküm sürüyordu. Askerlerle akıncılar bile titriyordu. Derken yer sarsıldı; sanki Tanrıdan gelen bir titremeydi bu. 
09O 014:016 Benyamin topraklarındaki Giva Kentinde Saulun nöbetçileri büyük bir kalabalığın oraya buraya dağıldığını gördüler. 
09O 014:017 Bunun üzerine Saul yanındaki adamlara, ‹‹Yoklama yapın da aramızdan kimin ayrıldığını görün›› dedi. Yoklama yapılınca Yonatanla silahını taşıyan gencin orada olmadığını anladılar. 
09O 014:018 Saul Ahiyaya, ‹‹Tanrının Sandığını getir›› dedi. O sırada Tanrının Sandığı İsrail halkındaydı. ‹‹Efod››. 
09O 014:019 Saul kâhinle konuşurken, Filistlilerin ordugahındaki kargaşa da giderek artmaktaydı. Bunun üzerine Saul kâhine, ‹‹Elini çek›› dedi. 
09O 014:020 Saulla yanındaki askerlerin tümü toplanıp savaş alanına gittiler. Orada büyük bir kargaşa vardı. Herkes birbirine kılıç çekiyordu. 
09O 014:021 Daha önce Filistlilerin yanında yer alıp onların ordugahına katılan İbraniler bile saf değiştirerek Saulla Yonatanın yanındaki İsrail birliklerine katıldılar. 
09O 014:022 Efrayim dağlık bölgesinde gizlenen İsrailliler de Filistlilerin kaçtığını duyunca onları savaş alanında kovalamaya başladılar. 
09O 014:023 Böylece RAB İsraili o gün zafere ulaştırdı. Savaş Beytavenin ötesine dek yayıldı. 
09O 014:024 O gün İsrailliler bitkindi. Çünkü Saul, ‹‹Ben düşmanlarımdan öç alıncaya kadar, akşama dek kim yemek yerse lanetli olsun!›› diye halka ant içirmişti. Bu yüzden de kimse bir şey yememişti. 
09O 014:025 -26 73690 Derken, her yanı bal dolu bir ormana vardılar. Askerler ormana girince, toprakta akan balları gördüler. Ne var ki, içtikleri anttan korktukları için hiçbiri bala dokunmadı. 
09O 014:027 Yonatan babasının halka ant içirdiğini duymamıştı. Elindeki değneği uzatıp ucunu bal gümecine batırdı. Biraz bal tadar tatmaz gözleri parladı. 
09O 014:028 Bunun üzerine oradakilerden biri Yonatana, ‹‹Baban askerlere, ‹Bugün kim yemek yerse lanetli olsun› diye ant içirdi›› dedi, ‹‹Askerlerin bitkin düşmesi de bundan.›› 
09O 014:029 Yonatan, ‹‹Babam halka sıkıntı verdi›› diye yanıtladı, ‹‹Bakın, bu baldan biraz tadınca gözlerim nasıl da parladı! 
09O 014:030 Bugün halk düşmanlarından yağmaladığı yiyeceklerden özgürce yeseydi, çok daha iyi olurdu! O zaman Filistlilerin yenilgisi de daha ağır olmaz mıydı?›› 
09O 014:031 O gün İsrailliler, Filistlileri Mikmastan Ayalona kadar yenilgiye uğrattılar. Ama İsrail askerleri o kadar bitkindi ki, 
09O 014:032 yağmaladıkları mallara saldırdılar; davarları, sığırları, buzağıları yakaladıkları gibi hemen oracıkta kesip kanını akıtmadan yediler. 
09O 014:033 Durumu Saula bildirerek, ‹‹Bak, askerlerin kanlı eti yemekle RABbe karşı günah işliyor!›› dediler. Bunun üzerine Saul, ‹‹Hainlik ettiniz!›› dedi, ‹‹Hemen büyük bir taş yuvarlayın bana.›› 
09O 014:034 Sonra ekledi: ‹‹Halkın arasına varıp herkesin öküzünü, koyununu bana getirmesini söyleyin. Onları burada kesip yesinler. Eti kanıyla birlikte yiyerek RABbe karşı günah işlemeyin.›› O gece herkes öküzünü getirip orada kesti. 
09O 014:035 O sırada Saul RABbe bir sunak yaptı. RABbe yaptığı ilk sunaktı bu. 
09O 014:036 Saul adamlarına, ‹‹Haydi, bu gece Filistlilere saldıralım›› dedi, ‹‹Tan ağarıncaya dek mallarını yağmalayalım, onlardan bir tekini bile sağ bırakmayalım.›› Adamlar, ‹‹Sence uygun olan neyse onu yap›› diye karşılık verdiler. Ama kâhin, ‹‹Burada Tanrıya danışalım›› dedi. 
09O 014:037 Bunun üzerine Saul Tanrıya, ‹‹Filistlilere saldırmaya gideyim mi? Onları İsraillilerin eline teslim edecek misin?›› diye sordu. Ama Tanrı o gün yanıt vermedi. 
09O 014:038 Bunun için Saul, ‹‹Ey halkın önderleri! Buraya yaklaşın da bugün işlenen bu günahın nasıl işlendiğini ortaya çıkaralım›› dedi, 
09O 014:039 ‹‹İsraili kurtaran yaşayan RABbin adıyla derim ki, bu günaha yol açan oğlum Yonatan bile olsa kesinlikle öldürülecektir.›› Ama kimse bir şey söylemedi. 
09O 014:040 Bunun üzerine Saul halka, ‹‹Siz bir yanda durun, oğlum Yonatanla ben öbür yanda duracağız›› dedi. Halk, ‹‹Sence uygun olan neyse onu yap›› diye karşılık verdi. 
09O 014:041 Saul İsrailin Tanrısı RABbe, ‹‹Bana doğru yanıtı ver›› dedi. Kura Yonatanla Saula düştü, halk aklandı. 
09O 014:042 Saul bu kez, ‹‹Benimle oğlum Yonatan arasında kura çekin›› dedi. Kura Yonatana düştü. 
09O 014:043 Bunun üzerine Saul Yonatana, ‹‹Söyle bana, ne yaptın?›› diye sordu. doğru yanıtı ver› dedi.››, Septuaginta ‹‹Saul, ‹Ey İsrailin Tanrısı RAB, bugün neden kuluna yanıt vermedin? Suç bende ya da oğlum Yonatandaysa, ey İsrail Tanrısı RAB, Urimi ver. Yok eğer suç halkın İsraildeyse Tummimi ver› dedi.›› Yonatan, ‹‹Ben yalnızca elimdeki değneğin ucuyla biraz bal alıp tattım. Şimdi ölmem mi gerek?›› diye karşılık verdi. 
09O 014:044 Saul, ‹‹Yonatan, eğer seni öldürtmezsem, Tanrı bana aynısını, hatta daha kötüsünü yapsın!›› dedi. 
09O 014:045 Ama halk Saula, ‹‹İsraili bu büyük zafere ulaştıran Yonatanı mı öldürteceksin?›› dedi, ‹‹Asla! Yaşayan RABbin adıyla deriz ki, saçının bir teline bile zarar gelmeyecektir. Çünkü bugün o ne yaptıysa Tanrının yardımıyla yapmıştır.›› Böylece halk Yonatanı öldürülmekten kurtardı. 
09O 014:046 Bundan sonra Saul Filistlileri kovalamaktan vazgeçti. Filistliler de yerlerine döndüler. 
09O 014:047 Saul İsraile kral atandıktan sonra, her yandaki düşmanlarına -Moav, Ammon, Edom halkları, Sova kralları ve Filistlilere- karşı savaştı. Gittiği her yerde zafer kazandı. 
09O 014:048 Yiğitçe savaşarak Amaleklileri yenilgiye uğrattı, İsraillileri düşmanın yağmasından kurtardı. verdi››. 
09O 014:049 Saulun oğulları Yonatan, Yişvi ve Malkişua idi. İki kızından büyüğünün adı Merav, küçüğünün adı Mikaldı. 
09O 014:050 Karısı, Ahimaasın kızı Ahinoamdı. Ordusunun başkomutanı amcası Ner oğlu Avnerdi. 
09O 014:051 Saulun babası Kişle Avnerin babası Ner, Avielin oğullarıydı. 
09O 014:052 Saul yaşamı boyunca Filistliler'le kıyasıya savaştı. Nerede yiğit, güçlü birini görse kendi ordusuna kattı. 
09O 015:001 Samuel Saula şöyle dedi: ‹‹RAB seni kendi halkı İsrailin Kralı olarak meshetmek için beni gönderdi. Şimdi RABbin sözlerine kulak ver. 
09O 015:002 Her Şeye Egemen RAB diyor ki, ‹İsraillilere yaptıkları kötülükten ötürü Amaleklileri cezalandıracağım. Çünkü Mısırdan çıkan İsraillilere karşı koydular. 
09O 015:003 Şimdi git, Amaleklilere saldır. Onlara ait her şeyi tümüyle yok et, hiçbir şeyi esirgeme. Kadın erkek, çoluk çocuk, öküz, koyun, deve, eşek hepsini öldür.› ›› bir daha alınmamak üzere RABbe adamak anlamını içerir. İbranicede aynı ifade 8. ve 21. ayetlerde de geçer. 
09O 015:004 Bunun üzerine Saul askerlerini toplayıp Telaim Kentinde saydı. İki yüz bin yaya askerin yanısıra Yahudalılardan da on bin kişi vardı. 
09O 015:005 Saul Amalek Kentine varıp vadide pusu kurdu. 
09O 015:006 Sonra Kenlilere şu uyarıyı gönderdi: ‹‹Haydi gidin, Amaleklileri bırakın; öyle ki, sizi de onlarla birlikte yok etmeyeyim. Çünkü siz Mısırdan çıkan İsrail halkına iyilik ettiniz.›› Bunun üzerine Kenliler Amaleklilerden ayrıldılar. 
09O 015:007 Saul Haviladan Mısırın doğusundaki Şura dek Amaleklileri yenilgiye uğrattı. 
09O 015:008 Amalek Kralı Agakı sağ olarak yakaladı. Halkının tümünü de kılıçtan geçirdi. 
09O 015:009 Ne var ki, Saul ile adamları Agakı ve en iyi koyunları, sığırları, besili danaları, kuzuları -iyi olan ne varsa hepsini- esirgediler. Bunları tümüyle yok etmek istemediler. Ancak değersiz ve zayıf ne varsa hepsini yok ettiler. 
09O 015:010 RAB Samuele şöyle seslendi: 
09O 015:011 ‹‹Saulu kral yaptığıma pişmanım. Beni izlemekten vazgeçti. Buyruklarımı yerine getirmedi.›› Samuel öfkelendi ve bütün geceyi RABbe yakarmakla geçirdi. 
09O 015:012 Ertesi sabah Samuel Saulla görüşmek için erkenden kalktı. Saulun Karmel Kentine gittiğini, orada kendisine bir anıt diktikten sonra aşağı inip Gilgala döndüğünü öğrendi. 
09O 015:013 Saul kendisine gelen Samuele, ‹‹RAB seni kutsasın! Ben RABbin buyruğunu yerine getirdim›› dedi. 
09O 015:014 Samuel, ‹‹Öyleyse nedir kulağıma gelen bu koyun melemesi? Nedir bu duyduğum sığır böğürmesi?›› diye sordu. 
09O 015:015 Saul şöyle yanıtladı: ‹‹Halk bunları Amaleklilerden getirdi. Tanrın RABbe kurban sunmak üzere davarların, sığırların en iyilerini esirgediler. Ama geri kalanları tümüyle yok ettik.›› 
09O 015:016 Samuel, ‹‹Dur da bu gece RABbin bana neler söylediğini sana bildireyim›› dedi. Saul, ‹‹Söyle›› diye karşılık verdi. 
09O 015:017 Samuel konuşmasını şöyle sürdürdü: ‹‹Kendini önemsiz saydığın halde, sen İsrail oymaklarının önderi olmadın mı? RAB seni İsraile kral meshetti. 
09O 015:018 RAB seni bir göreve gönderip, ‹Git, o günahlı Amaleklileri tümüyle yok et; hepsini ortadan kaldırıncaya dek onlarla savaş› dedi. 
09O 015:019 Öyleyse neden RABbin sözüne kulak asmadın? Neden yağmalanan mallara saldırarak RABbin gözünde kötü olanı yaptın?›› 
09O 015:020 Saul, ‹‹Ama ben RABbin sözüne kulak verdim!›› diye yanıtladı, ‹‹RABbin beni gönderdiği yere gittim. Amaleklileri tümüyle yok ettim, Amalek Kralı Agakı da buraya getirdim. 
09O 015:021 Ne var ki askerler, Gilgalda Tanrın RABbe kurban sunmak üzere yağmalanmış bazı malları, yok edilmeye adanmış en iyi davarlarla sığırları aldılar.›› 
09O 015:022 Samuel şöyle karşılık verdi:  ‹‹RAB kendi sözünün dinlenmesinden hoşlandığı kadar<br />Yakmalık sunulardan, kurbanlardan hoşlanır mı?<br />İşte söz dinlemek kurbandan,<br />Sözü önemsemek de koçların yağlarından daha iyidir. 
09O 015:023 Çünkü başkaldırma, falcılık kadar günahtır<br />Ve dikbaşlılık, putperestlikfç kadar kötüdür.<br />Sen RABbin buyruğunu reddettiğin için,<br />RAB de senin kral olmanı reddetti.›› danışmak››. 
09O 015:024 Bunun üzerine Saul, ‹‹Günah işledim! Evet, RABbin buyruğunu da, senin sözlerini de çiğnedim›› dedi, ‹‹Halktan korktuğum için onların sözünü dinledim. 
09O 015:025 Ama şimdi yalvarırım, günahımı bağışla ve benimle birlikte dön ki, RABbe tapınayım.›› 
09O 015:026 Samuel, ‹‹Seninle dönmem›› dedi, ‹‹Çünkü sen RABbin buyruğunu reddettin, RAB de İsrail Kralı olmanı reddetti!›› 
09O 015:027 Samuel dönüp gitmeye davranınca, Saul onun cüppesinin eteğini tuttu. Cüppe yırtıldı. 
09O 015:028 Samuel, ‹‹Bugün RAB İsrail Krallığını elinden aldı ve senden daha iyi birine verdi›› dedi, 
09O 015:029 ‹‹İsrailin yüce Tanrısı yalan söylemez, düşüncesini de değiştirmez. Çünkü O insan değil ki, düşüncesini değiştirsin.›› 
09O 015:030 Saul, ‹‹Günah işledim!›› dedi, ‹‹Ama ne olur halkımın ileri gelenleri ve İsrailliler karşısında beni onurlandır. Tanrın RABbe tapınmam için benimle dön.›› 
09O 015:031 Böylece Samuel Saulla birlikte geri döndü ve Saul RABbe tapındı. 
09O 015:032 Samuel, ‹‹Amalek Kralı Agakı bana getirin›› diye buyurdu. Agak güvenle geldi. Çünkü, ‹‹Ölüm tehlikesi kesinlikle geçti›› diye düşünüyordu. 
09O 015:033 Ama Samuel,  ‹‹Kılıcın kadınları nasıl çocuksuz bıraktıysa<br />Senin annen de kadınlar arasında<br />Çocuksuz bırakılacak›› 
09O 015:034 Samuel Ramaya, Saul da Givadaki evine gitti. 
09O 015:035 Samuel ölümüne dek Saul'u bir daha görmediyse de, onun için üzüldü. RAB de Saul'u İsrail Kralı yaptığına pişmandı. Givası'ndaki››. 
09O 016:001 RAB Samuele, ‹‹Ben Saulun İsrail Kralı olmasını reddettim diye sen daha ne zamana dek onun için üzüleceksin?›› dedi, ‹‹Yağ boynuzunu yağla doldurup yola çık. Seni Beytlehemli İşayın evine gönderiyorum. Çünkü onun oğullarından birini kral seçtim.›› 
09O 016:002 Samuel, ‹‹Nasıl gidebilirim? Saul bunu duyarsa beni öldürür!›› dedi. RAB şöyle yanıtladı: ‹‹Yanına bir düve al ve, ‹RABbe kurban sunmak için geldim› de. 
09O 016:003 İşayı kurban törenine çağır. O zaman ne yapman gerektiğini ben sana bildireceğim. Sana belirteceğim kişiyi benim adıma kral olarak meshedeceksin.›› 
09O 016:004 Samuel RABbin sözüne uyarak Beytlehem Kentine gitti. Kentin ileri gelenleri onu titreyerek karşıladılar ve, ‹‹Barış için mi geldin?›› diye sordular. 
09O 016:005 Samuel, ‹‹Evet, barış için›› diye yanıtladı, ‹‹RABbe kurban sunmaya geldim. Kendinizi kutsayıp benimle birlikte kurban törenine gelin.›› Sonra İşay ile oğullarını kutsayıp kurban törenine çağırdı. 
09O 016:006 İşay ile oğulları gelince Samuel Eliavı gördü ve, ‹‹Gerçekten RABbin önünde duran bu adam Onun meshettiği kişidir›› diye düşündü. 
09O 016:007 Ama RAB Samuele, ‹‹Onun yakışıklı ve uzun boylu olduğuna bakma›› dedi, ‹‹Ben onu reddettim. Çünkü RAB insanın gördüğü gibi görmez; insan dış görünüşe, RAB ise yüreğe bakar.›› 
09O 016:008 İşay, oğlu Avinadavı çağırıp Samuelin önünden geçirdi. Ama Samuel, ‹‹RAB bunu da seçmedi›› dedi. 
09O 016:009 Bunun üzerine İşay Şammayı da geçirdi. Samuel yine, ‹‹RAB bunu da seçmedi›› dedi. 
09O 016:010 Böylece İşay yedi oğlunu da Samuelin önünden geçirdi. Ama Samuel, ‹‹RAB bunlardan hiçbirini seçmedi›› dedi. 
09O 016:011 Sonra İşaya, ‹‹Oğullarının hepsi bunlar mı?›› diye sordu. İşay, ‹‹Bir de en küçüğü var›› dedi, ‹‹Sürüyü güdüyor.›› Samuel, ‹‹Birini gönder de onu getirsin›› dedi, ‹‹O buraya gelmeden yemeğe oturmayacağız.›› 
09O 016:012 İşay birini gönderip oğlunu getirtti. Çocuk kızıl saçlı, yakışıklı, gözleri pırıl pırıl bir delikanlıydı. RAB Samuele, ‹‹Kalk, onu meshet. Seçtiğim kişi odur›› dedi. 
09O 016:013 Samuel yağ boynuzunu alıp kardeşlerinin önünde çocuğu meshetti. O günden başlayarak RABbin Ruhu Davutun üzerine güçlü bir biçimde indi. Bundan sonra Samuel kalkıp Ramaya döndü. 
09O 016:014 Bu sıralarda RABbin Ruhu Sauldan ayrılmıştı. RABbin gönderdiği kötü bir ruh ona sıkıntı çektiriyordu. 
09O 016:015 Hizmetkârları Saula, ‹‹Bak, Tanrının gönderdiği kötü bir ruh sana sıkıntı çektiriyor›› dediler, 
09O 016:016 ‹‹Efendimiz, biz hizmetkârlarına buyruk ver, iyi lir çalan birini bulalım. Öyle ki, Tanrının gönderdiği kötü ruh üzerine gelince, o lir çalar, sen de rahatlarsın.›› 
09O 016:017 Saul hizmetkârlarına, ‹‹İyi lir çalan birini bulup bana getirin›› diye buyurdu. 
09O 016:018 Hizmetkârlardan biri, ‹‹Beytlehemli İşayın oğullarından birini gördüm›› dedi, ‹‹İyi lir çalar. Üstelik yürekli, güçlü bir savaşçıdır; akıllıca konuşur, yakışıklıdır. RAB de onunladır.›› 
09O 016:019 Bunun üzerine Saul İşaya ulaklar göndererek, ‹‹Sürüyü güden oğlun Davutu bana gönder›› dedi. 
09O 016:020 İşay ekmek yüklü bir eşek, bir tulum şarap, bir de oğlak alıp oğlu Davutla birlikte Saula gönderdi. 
09O 016:021 Davut Saulun yanına varıp onun hizmetine girdi. Saul Davutu çok sevdi ve ona silahlarını taşıma görevini verdi. 
09O 016:022 Saul İşaya şu haberi gönderdi: ‹‹İzin ver de Davut hizmetimde kalsın; ondan hoşnudum.›› 
09O 016:023 O günden sonra, Tanrı'nın gönderdiği kötü ruh ne zaman Saul'un üzerine gelse, Davut liri alıp çalar, Saul rahatlayıp kendine gelirdi. Kötü ruh da ondan uzaklaşırdı. 
09O 017:001 Savaşmak üzere ordularını bir araya getiren Filistliler, Yahudanın Soko Kentinde toplandılar. Soko ile Azeka Kenti arasındaki Efes-Dammimde ordugah kurdular. 
09O 017:002 Saul ile İsrailliler de toplandılar. Ela Vadisinde ordugah kurup Filistlilere karşı savaş düzeni aldılar. 
09O 017:003 Filistliler tepenin bir yanında, İsrailliler de karşı tepede yerlerini aldı. Aralarında vadi vardı. 
09O 017:004 Filist ordugahından Gatlı Golyat adında usta bir dövüşçü ortaya çıktı. Boyu altı arşın bir karıştı. 
09O 017:005 Başına tunç miğfer takmış, pullu bir zırh kuşanmıştı. Tunç zırhın ağırlığı beş bin şekeldi. 
09O 017:006 Baldırları zırhlarla korunmuştu. Omuzları arasında tunç bir pala asılıydı. 
09O 017:007 Mızrağının sapı dokumacı tezgahının sırığı gibiydi. Mızrağın demir başının ağırlığı altı yüz şekeldi. Golyatın önüsıra kalkanını taşıyan bir adam yürüyordu. 
09O 017:008 Golyat durup İsrail ordusuna, ‹‹Neden savaş düzeni aldınız?›› diye haykırdı, ‹‹Ben Filistliyim, sizse Saulun kölelerisiniz. Aranızdan karşıma çıkacak birini seçin. 
09O 017:009 Dövüşte beni yenip öldürebilirse, biz sizin köleniz oluruz. Ama ben üstün gelip onu yok edebilirsem, siz bizim kölemiz olur, bize kulluk edersiniz.›› 
09O 017:010 Filistli Golyat konuşmasını şöyle sürdürdü: ‹‹Bugün İsrail ordusuna meydan okuyorum! Benimle dövüşecek birini çıkarın karşıma!›› 
09O 017:011 Filistlinin bu sözlerini duyunca, Saul da İsrailliler de çok korkup dehşet içinde kaldılar. 
09O 017:012 Davut Yahudanın Beytlehem Kentinden Efratlı İşay adında bir adamın oğluydu. İşayın sekiz oğlu vardı. Saulun krallığı döneminde İşayın yaşı oldukça ilerlemişti. 
09O 017:013 İşayın üç büyük oğlu Saulla birlikte savaşa katılmıştı. Savaşa giden en büyük oğlunun adı Eliav, ikincisinin adı Avinadav, üçüncüsünün adıysa Şammaydı. 
09O 017:014 Davut en küçükleriydi. Üç büyük oğul Saulun yanındaydı. 
09O 017:015 Davut ise babasının sürüsüne bakmak için Saulun yanından ayrılıp Beytleheme gider gelirdi. 
09O 017:016 Filistli Golyat kırk gün boyunca sabah akşam ortaya çıkıp meydan okudu. 
09O 017:017 Bir gün İşay, oğlu Davuta şöyle dedi: ‹‹Kardeşlerin için şu kavrulmuş bir efa buğdayla on somun ekmeği al, çabucak ordugaha, kardeşlerinin yanına git. 
09O 017:018 Şu on parça peyniri de birlik komutanına götür. Kardeşlerinin ne durumda olduğunu öğren ve iyi olduklarına ilişkin bir belirti getir. 
09O 017:019 Kardeşlerin Saul ve öbür İsraillilerle birlikte Ela Vadisinde Filistlilere karşı savaşıyorlar.›› 
09O 017:020 Ertesi sabah Davut erkenden kalktı. Sürüyü bir çobana bıraktı. İşayın buyurduğu gibi erzağı alıp yola koyuldu. Ordugaha vardığı sırada askerler savaş naraları atarak savaş düzenine giriyorlardı. 
09O 017:021 İsraillilerle Filistliler karşı karşıya savaş düzeni almışlardı. 
09O 017:022 Davut getirdiklerini levazım görevlisine bırakıp cepheye koştu; kardeşlerinin yanına varıp onları selamladı. 
09O 017:023 Davut onlarla konuşurken, Gatlı Filistli, Golyat adındaki dövüşçü Filist cephesinden ileri çıkarak daha önce yaptığı gibi meydan okudu. Davut bunu duydu. 
09O 017:024 İsrailliler Golyatı görünce büyük korkuyla önünden kaçıştılar. 
09O 017:025 Birbirlerine, ‹‹İsraile meydan okumak için ortaya çıkan şu adamı görüyorsunuz ya!›› diyorlardı, ‹‹Kral onu öldürene büyük bir armağanın yanısıra kızını da verecek. Babasının ailesini de İsraile vergi ödemekten muaf tutacak.›› 
09O 017:026 Davut yanındakilere, ‹‹Bu Filistliyi öldürüp İsrailden bu utancı kaldıracak kişiye ne verilecek?›› diye sordu, ‹‹Bu sünnetsiz Filistli kim oluyor da yaşayan Tanrının ordusuna meydan okuyor?›› 
09O 017:027 Adamlar daha önce verilmiş olan söze göre Golyatı öldürecek kişiye neler verileceğini anlattılar. 
09O 017:028 Ağabeyi Eliav Davutun adamlarla konuştuğunu duyunca öfkelendi. ‹‹Ne işin var burada?›› dedi, ‹‹Çöldeki üç beş koyunu kime bıraktın? Ne kadar kendini beğenmiş ve ne kadar kötü yürekli olduğunu biliyorum. Sadece savaşı görmeye geldin.›› 
09O 017:029 Davut, ‹‹Ne yaptım ki?›› dedi, ‹‹Bir soru sordum, o kadar.›› 
09O 017:030 Sonra başka birine dönüp aynı soruyu sordu. Adamlar öncekine benzer bir yanıt verdiler. 
09O 017:031 Davutun söylediklerini duyanlar Saula ilettiler. Saul onu çağırttı. 
09O 017:032 Davut Saula, ‹‹Bu Filistli yüzünden kimse yılmasın! Ben kulun gidip onunla dövüşeceğim!›› dedi. 
09O 017:033 Saul, ‹‹Sen bu Filistliyle dövüşemezsin›› dedi, ‹‹Çünkü daha gençsin, o ise gençliğinden beri savaşçıdır.›› 
09O 017:034 Ama Davut, ‹‹Kulun babasının sürüsünü güder›› diye karşılık verdi, ‹‹Bir aslan ya da ayı gelip sürüden bir kuzu kaçırınca, 
09O 017:035 peşinden gidip ona saldırır, kuzuyu ağzından kurtarırım. Eğer aslan ya da ayı üzerime gelirse, boğazından tuttuğum gibi vurur öldürürüm. 
09O 017:036 Kulun, aslan da ayı da öldürmüştür. Bu sünnetsiz Filistli de onlar gibi olacak. Çünkü yaşayan Tanrının ordusuna meydan okudu. 
09O 017:037 Beni aslanın, ayının pençesinden kurtaran RAB, bu Filistlinin elinden de kurtaracaktır.›› Saul, ‹‹Öyleyse git, RAB seninle birlikte olsun›› dedi. 
09O 017:038 Sonra kendi giysilerini Davuta verdi; başına tunç miğfer taktı, ona bir zırh giydirdi. 
09O 017:039 Davut giysilerinin üzerine kılıcını kuşanıp yürümeye çalıştı. Çünkü bu giysilere alışık değildi. Saula, ‹‹Bunlarla yürüyemiyorum›› dedi, ‹‹Çünkü alışık değilim.›› Sonra giysileri üzerinden çıkardı. 
09O 017:040 Değneğini alıp dereden beş çakıl taşı seçti. Bunları çoban dağarcığının cebine koyduktan sonra sapanını alıp Filistli Golyata doğru ilerledi. 
09O 017:041 Filistli de, önünde kalkan taşıyıcısı, Davuta doğru ilerliyordu. 
09O 017:042 Davutu tepeden tırnağa süzdü. Kızıl saçlı, yakışıklı bir genç olduğu için onu küçümsedi. 
09O 017:043 ‹‹Ben köpek miyim ki, üzerime değnekle geliyorsun?›› diyerek kendi ilahlarının adıyla Davutu lanetledi. 
09O 017:044 ‹‹Bana gelsene! Bedenini gökteki kuşlara ve kırdaki hayvanlara yem edeceğim!›› dedi. 
09O 017:045 Davut, ‹‹Sen kılıçla, mızrakla, palayla üzerime geliyorsun›› diye karşılık verdi, ‹‹Bense meydan okuduğun İsrail ordusunun Tanrısı, Her Şeye Egemen RABbin adıyla senin üzerine geliyorum. 
09O 017:046 Bugün RAB seni elime teslim edecek. Seni vurup başını gövdenden ayıracağım. Bugün Filistli askerlerin leşlerini gökteki kuşlarla yerdeki hayvanlara yem edeceğim. Böylece bütün dünya İsrailde Tanrının var olduğunu anlayacak. 
09O 017:047 Bütün bu topluluk RABbin kılıçla, mızrakla kurtarmadığını anlayacak. Çünkü savaş zaten RABbindir! O sizi elimize teslim edecek.›› 
09O 017:048 Golyat saldırmak amacıyla Davuta doğru ilerledi. Davut da onunla dövüşmek üzere hemen Filist cephesine doğru koştu. 
09O 017:049 Elini dağarcığına sokup bir taş çıkardı, sapanla fırlattı. Taş Filistlinin alnına çarpıp saplandı. Filistli yüzükoyun yere düştü. 
09O 017:050 Böylece Davut Filistli Golyatı sapan ve taşla yendi. Elinde kılıç olmaksızın onu yere serdi. 
09O 017:051 Sonra koşup üzerine çıktı. Golyatın kılıcını tutup kınından çektiği gibi onu öldürdü ve başını kesti. Kahraman Golyatın öldüğünü gören Filistliler kaçtılar. 
09O 017:052 İsraillilerle Yahudalılar kalkıp Gatınfı girişine ve Ekron kapılarına kadar nara atarak onları kovaladılar. Filistlilerin ölüleri Gata, Ekrona kadar Şaarayim yolunda yerlere serildi. 
09O 017:053 Filistlileri kovaladıktan sonra geri dönen İsrailliler Filist ordugahını yağmaladılar. 
09O 017:054 Davut Filistli Golyatın başını alıp Yeruşalime götürdü, silahlarını da kendi çadırına koydu. 
09O 017:055 Saul, Davutun Golyatla dövüşmeye çıktığını görünce, ordu komutanı Avnere, ‹‹Ey Avner, kimin oğlu bu genç?›› diye sormuştu. Avner de, ‹‹Yaşamın hakkı için, ey kral, bilmiyorum›› diye yanıtlamıştı. 
09O 017:056 Kral Saul, ‹‹Bu gencin kimin oğlu olduğunu öğren›› diye buyurmuştu. 
09O 017:057 Davut Golyatı öldürüp ordugaha döner dönmez, Avner onu alıp Saula götürdü. Golyatın kesik başı Davutun elindeydi. 
09O 017:058 Saul, ‹‹Kimin oğlusun, delikanlı?›› diye sordu. Davut, ‹‹Kulun Beytlehemli İşay'ın oğluyum›› diye karşılık verdi. 
09O 018:001 Saulla Davutun konuşması sona erdiğinde, Saul oğlu Yonatanın yüreği Davuta bağlandı. Yonatan onu canı gibi sevdi. 
09O 018:002 O günden sonra Saul Davutu yanında tuttu ve babasının evine dönmesine izin vermedi. 
09O 018:003 Yonatan, Davuta beslediği derin sevgiden ötürü, onunla bir dostluk antlaşması yaptı. 
09O 018:004 Üzerinden kaftanını çıkarıp zırhı, kılıcı, yayı ve kuşağıyla birlikte Davuta verdi. 
09O 018:005 Davut Saulun kendisini gönderdiği her yere gitti ve başarılı oldu. Bu yüzden Saul ona ordusunda üstün bir rütbe verdi. Bu olay bütün halkı, Saulun görevlilerini bile hoşnut etti. 
09O 018:006 Davutun Filistli Golyatı öldürmesinden sonra, askerler geri dönerken, İsrailin bütün kentlerinden gelen kadınlar, tef ve çeşitli çalgılar çalarak, sevinçli ezgiler söyleyip oynayarak Kral Saulu karşılamaya çıktılar. 
09O 018:007 Bir yandan oynuyor, bir yandan da şu ezgiyi söylüyorlardı:  ‹‹Saul binlercesini öldürdü,<br />Davutsa on binlercesini.›› 
09O 018:008 Bu sözlere gücenen Saul çok öfkelendi. ‹‹Davuta on binlercesini, banaysa ancak binlercesini verdiler. Artık kral olmaktan başka onun ne eksiği kaldı ki?›› diye düşündü. 
09O 018:009 Böylece o günden sonra Saul Davutu kıskanmaya başladı. 
09O 018:010 Ertesi gün Tanrının gönderdiği kötü bir ruh Saulun üzerine güçlü bir biçimde indi. Saul evinde sayıklamaya başladı. Davut her zamanki gibi yine lir çalıyordu. Saulun elinde bir mızrak vardı. 
09O 018:011 ‹‹Davutu vurup duvara çakacağım›› diye düşünerek mızrağı ona fırlattı. Ama Davut iki kez ondan kurtuldu. 
09O 018:012 Saul Davuttan korkuyordu. Çünkü RAB Davutlaydı, oysa kendisinden ayrılmıştı. 
09O 018:013 Bu yüzden Saul Davutu yanından uzaklaştırdı. Onu bin kişilik birliğe komutan atadı. Davut askerlere öncülük yapıyordu. 
09O 018:014 RAB onunla birlikte olduğundan, yaptığı her işte başarılıydı. 
09O 018:015 Davutun büyük başarısını gördükçe Saulun korkusu daha da artıyordu. 
09O 018:016 Ne var ki, bütün İsrail ve Yahuda halkı Davutu seviyordu; çünkü Davut onlara öncülük ediyordu. 
09O 018:017 Saul Davuta, ‹‹İşte büyük kızım Merav›› dedi, ‹‹Onu sana eş olarak vereceğim. Yalnız hatırım için yiğitçe davran ve RABbin savaşlarını sürdür.›› Çünkü, ‹‹Davutun ölümü benim elimden değil, Filistlilerin elinden olsun›› diye düşünüyordu. 
09O 018:018 Davut, ‹‹Ben kim oluyorum, İsrailde ailem ve babamın oymağı ne ki, krala damat olayım?›› diye karşılık verdi. 
09O 018:019 Ne var ki, Saulun kızı Meravın Davuta verileceği zaman geldiğinde, kız Davut yerine Meholalı Adriele eş olarak verildi. 
09O 018:020 Bu arada Saulun öbür kızı Mikal Davuta gönül vermişti. Bunu duyan Saul sevindi. 
09O 018:021 ‹‹Davuta Mikalı veririm›› diye düşündü, ‹‹Öyle ki, Mikal Davutu tuzağa düşürür; Filistliler de onu öldürür.›› Davuta, ‹‹Bugün damadım olmak için yine fırsatın var›› dedi. 
09O 018:022 Sonra görevlilerine, Davuta gizlice şunları söylemelerini buyurdu: ‹‹Bak, kral senden hoşnut, bütün görevlileri de seni seviyor. Kralın damadı olmanın zamanı geldi.›› 
09O 018:023 Saulun görevlileri bu sözleri Davuta ilettiler. Davut, ‹‹Yoksul ve önemsiz biriyken kralın damadı olmak sizce küçük bir şey mi?›› diye karşılık verdi. 
09O 018:024 Görevliler Davutun dediklerini Saula bildirdiler. 
09O 018:025 Saul şöyle buyurdu: ‹‹Davuta deyin ki, ‹Kral düşmanlarından öç almak için başlık parası olarak yüz Filistlinin sünnet derisinden başka bir şey istemiyor.› ›› Davutun Filistlilerin eline düşüp öleceğini tasarlıyordu. 
09O 018:026 Görevliler Saulun söylediklerini Davuta ilettiler. Davut, kralın damadı olacağına sevindi. Tanınan süre dolmadan 
09O 018:027 Davutla adamları gidip iki yüz Filistli öldürdüler. Kralın damadı olabilmek için Davut, öldürülen Filistlilerin sünnet derilerini tam tamına getirip krala sundu. Saul da buna karşılık kızı Mikalı eş olarak ona verdi. 
09O 018:028 Saul, RABbin Davutla birlikte olduğunu ve kızı Mikalın onu sevdiğini apaçık gördü. 
09O 018:029 Bu yüzden Davuttan daha çok korktu ve yaşamı boyunca ona düşmanlık besledi. 
09O 018:030 Filistli komutanlar saldırdıkça Davut Saul'un öbür komutanlarından daha başarılı oluyordu. Bu yüzden büyük bir üne kavuştu. 
09O 019:001 -2 75420 Saul, oğlu Yonatana ve bütün görevlilerine Davutu öldürmeleri için buyruk verdi. Ama Davutu çok seven Yonatan ona, ‹‹Babam Saul seni öldürmek için fırsat kolluyor›› diye haber verdi, ‹‹Lütfen yarın sabah dikkatli ol; gizlenebileceğin bir yere gidip saklan. 
09O 019:003 Ben de saklandığın tarlaya gidip babamın yanında duracağım ve onunla senin hakkında konuşacağım. Bir şey öğrenirsem, sana bildiririm.›› 
09O 019:004 Yonatan babası Saula Davutu överek şunları söyledi: ‹‹Kral kulu Davuta haksızlık etmesin. Çünkü o sana hiç haksızlık etmedi ve yaptığı her şeyde sana büyük yararı dokundu. 
09O 019:005 Yaşamını tehlikeye atarak Filistliyi öldürdü. RAB de bütün İsraili büyük bir zafere ulaştırdı. Sen de bunu görüp sevindin. Öyleyse neden Davutu yok yere öldürerek suçsuz birine haksızlık edesin?›› 
09O 019:006 Saul Yonatanın söylediklerinden etkilenerek ant içti: ‹‹Yaşayan RABbin adıyla derim ki, Davut öldürülmeyecektir.›› 
09O 019:007 Bunun üzerine Yonatan Davutu çağırıp ona her şeyi anlattı. Sonra Davutu Saulun yanına getirdi. Davut da önceden olduğu gibi kralın hizmetine girdi. 
09O 019:008 Savaş yine patlak verdi. Davut gidip Filistlilere karşı savaştı. Onları öyle büyük bir bozguna uğrattı ki, önünden kaçtılar. 
09O 019:009 Bir gün Saul, mızrağı elinde evinde oturuyor, Davut da lir çalıyordu. Derken RABbin gönderdiği kötü bir ruh Saulu yakaladı. 
09O 019:010 Saul mızrağıyla Davutu duvara çakmaya çalıştı. Ancak Davut yana kaçınca Saulun mızrağı duvara saplandı. O gece Davut kaçıp kurtuldu. 
09O 019:011 Saul, Davutu gözetlemeleri, ertesi sabah da öldürmeleri için evine ulaklar gönderdi. Ama karısı Mikal Davuta, ‹‹Bu gece kaçıp kurtulamazsan, yarın öldürüleceksin›› dedi. 
09O 019:012 Sonra Davutu pencereden aşağıya indirdi. Böylece Davut kaçıp kurtuldu. 
09O 019:013 Mikal aile putunu alıp yatağa koydu, üstüne yorganı örttü, baş tarafına da keçi kılından bir yastık yerleştirdi. 
09O 019:014 Saulun gönderdiği ulaklar Davutu yakalamaya geldiğinde, Mikal, ‹‹Davut hasta›› dedi. 
09O 019:015 Saul Davutu görmeleri için ulakları yeniden göndererek, ‹‹Onu yatağıyla buraya getirin de öldüreyim›› diye buyurdu. 
09O 019:016 Ulaklar eve girince, yatakta başında keçi kılından yastık olan putu gördüler. 
09O 019:017 Saul Mikala ‹‹Neden beni böyle kandırıp düşmanımın kaçmasını sağladın?›› diye sordu. Mikal, ‹‹Davut bana, ‹Bırak beni gideyim, yoksa seni öldürürüm› dedi›› diye yanıtladı. 
09O 019:018 Kaçıp kurtulan Davut, Ramada yaşayan Samuelin yanına gitti. Saulun kendisine bütün yaptıklarını ona anlattı. Sonra Samuelle birlikte Nayot Mahallesine gidip orada kaldı. 
09O 019:019 Davutun Ramanın Nayot Mahallesinde olduğu haberi Saula ulaştırıldı. 
09O 019:020 Bunun üzerine Saul Davutu yakalamaları için ulaklarını oraya gönderdi. Ulaklar Samuelin önderliğinde bir peygamber topluluğunun oynayıp coştuğunu gördüler. İşte o zaman Tanrının Ruhu Saulun ulaklarının üzerine indi. Onlar da oynayıp coşmaya başladılar. 
09O 019:021 Saul olup bitenleri duyunca, başka ulaklar gönderdi. Onlar da oynayıp coştular. Saulun üçüncü kez gönderdiği ulaklar da öncekiler gibi yaptı. 
09O 019:022 Sonunda Saul kendisi Ramaya doğru yola çıktı. Sekudaki büyük sarnıca varınca, ‹‹Samuelle Davut neredeler?›› diye sordu. Biri, ‹‹Ramanın Nayot Mahallesinde›› dedi. 
09O 019:023 Saul Ramadaki Nayota doğru ilerlerken, Tanrının Ruhu onun üzerine de indi. Nayota varıncaya dek yol boyunca oynayıp coştu. 
09O 019:024 Giysilerini de çıkarıp Samuel'in önünde oynayıp coştu. Bütün gün ve gece çıplak yattı. Halkın, ‹‹Saul da mı peygamber oldu?›› demesi bundandır. ‹‹Peygamberlik etmek›› sözcüğünden türemiştir. 
09O 020:001 Davut Ramanın Nayot Mahallesinden kaçtıktan sonra Yonatana gitti. Ona, ‹‹Ne yaptım? Suçum ne?›› diye sordu, ‹‹Babana karşı ne günah işledim ki, beni öldürmek istiyor?›› 
09O 020:002 Yonatan, ‹‹Bu senden uzak olsun, ölmeyeceksin!›› diye yanıtladı, ‹‹Babam bana bildirmeden ister büyük, ister küçük olsun hiçbir iş yapmaz. Neden bunu benden gizlesin? Olmaz öyle şey!›› 
09O 020:003 Ancak Davut ant içerek, ‹‹Senin beni sevdiğini baban çok iyi biliyor›› diye yanıtladı, ‹‹ ‹Yonatan ne yapacağımı bilmemeli, yoksa üzülür› diye düşünmüştür. RABbin ve senin yaşamın hakkı için derim ki, ölüm ile aramda yalnız bir adım var.›› 
09O 020:004 Yonatan Davuta, ‹‹Ne dilersen dile, senin için yaparım›› diye karşılık verdi. 
09O 020:005 Davut Yonatana, ‹‹Bak, yarın Yeni Ay Töreni›› dedi, ‹‹Kralla birlikte yemeğe oturmam gerekir. Ama izin ver, ertesi günün akşamına dek tarlada gizleneyim. 
09O 020:006 Eğer baban yokluğumu sezerse ona, ‹Davut aceleyle kendi kenti Beytleheme gitmek için benden ısrarla izin istedi; orada bütün ailenin yıllık kurban töreni var› dersin. 
09O 020:007 Baban, ‹İyi› derse, kulun güvenlikte demektir. Ama öfkelenirse, bil ki, bana kötülük yapmaya karar vermiştir. 
09O 020:008 Sana gelince, bana yardım et; çünkü RABbin önünde benimle antlaşma yaptın. Suçluysam, beni sen öldür! Neden beni babana teslim edesin?›› 
09O 020:009 Yonatan, ‹‹Olmaz öyle şey!›› diye yanıtladı, ‹‹Babamın sana kötülük yapmaya karar verdiğini bilsem, sana söylemez miydim?›› 
09O 020:010 Davut, ‹‹Baban sana sert bir karşılık verirse, kim bana bildirecek?›› diye sordu. 
09O 020:011 Yonatan, ‹‹Gel, tarlaya gidelim›› dedi. Böylece ikisi tarlaya gittiler. 
09O 020:012 Yonatan Davutla konuşmasını sürdürdü: ‹‹İsrailin Tanrısı RAB tanık olsun! Yarın ya da öbür gün bu saate kadar babamın ne düşündüğünü araştıracağım. Babamın sana karşı tutumu olumluysa, sana haber göndereceğim. 
09O 020:013 Ama babam seni öldürmeyi tasarlıyorsa, bunu sana bildirip güvenlik içinde gitmeni sağlamazsam, RAB bana aynısını, hatta daha kötüsünü yapsın! RAB önceden babamla olduğu gibi seninle de birlikte olsun! 
09O 020:014 Ama sen yaşamım boyunca RABbin iyiliğini bana göster ki ölmeyeyim. 
09O 020:015 RAB Davutun bütün düşmanlarını yeryüzünden yok edeceği zaman bile, sen soyuma iyiliklerini sonsuza dek esirgeme.›› 
09O 020:016 Böylece Yonatan Davut soyuyla bir antlaşma yaptı ve, ‹‹RAB Davutun düşmanlarını cezalandırsın›› dedi. 
09O 020:017 Davuta beslediği sevgiden ötürü Yonatan ona bir daha ant içirtti. Çünkü onu canı kadar seviyordu. 
09O 020:018 Yonatan Davuta, ‹‹Yarın Yeni Ay Töreni›› dedi, ‹‹Yerin boş kalacağından, yokluğun anlaşılacak. 
09O 020:019 Öbür gün, geçen sefer gizlendiğin yere çabucak git. Ezel Taşının yanında bekle. 
09O 020:020 Ben hedefe atar gibi taşın bir yanına üç ok atacağım. 
09O 020:021 Sonra hizmetkârımı gönderip, ‹Git okları bul› diye buyruk vereceğim. Eğer özellikle ona, ‹Bak, oklar senin bu yanında, onları alıp buraya getir› dersem, gel. Yaşayan RABbin adıyla derim ki, güvenliktesin, tehlike yok. 
09O 020:022 Ama hizmetkâra, ‹Bak, oklar ötende› dersem, git; çünkü RAB seni uzaklaştırmıştır. 
09O 020:023 Birbirimizle yaptığımız antlaşmaya gelince, RAB sonsuza dek seninle benim aramda tanık olsun.›› 
09O 020:024 Böylece Davut tarlada gizlendi. Yeni Ay Töreni başlayınca, Kral Saul gelip yemeğe oturdu. 
09O 020:025 Her zamanki gibi duvarın yanındaki yerine oturmuştu. Yonatan karşısında, Avner de yanında yerlerini aldılar. Davutun yeriyse boş kaldı. 
09O 020:026 Ama Saul o gün bir şey söylemedi. ‹‹Davutun başına birşey gelmiş olmalı. Dinsel açıdan kirli olsa gerek, evet dinsel açıdan temiz değildir›› diye düşündü. 
09O 020:027 Ertesi gün, ayın ikinci günü, Davutun yeri yine boştu. Bunun üzerine Saul, oğlu Yonatana, ‹‹İşayın oğlu neden dün de, bugün de yemeğe gelmedi?›› diye sordu. kalktı››. 
09O 020:028 Yonatan, ‹‹Davut Beytleheme gitmek için benden ısrarla izin istedi›› diye karşılık verdi, 
09O 020:029 ‹‹ ‹Lütfen izin ver. Çünkü ailemizin kentte bir kurbanı var, ağabeyim orada bulunmamı buyurdu. Gözünde lütuf bulduysam gidip kardeşlerimi göreyim› dedi. İşte bu yüzden kralın sofrasına gelemedi.›› 
09O 020:030 Saul Yonatana öfkelenerek, ‹‹Seni sapık ve dikbaşlı kadının oğlu!›› diye bağırdı, ‹‹İşayın oğlunu desteklediğini bilmiyor muyum? Bu kendin için de, seni doğuran annen için de utanç verici. 
09O 020:031 Çünkü İşayın oğlu yeryüzünde yaşadıkça ne sen güvenlikte olabilirsin, ne de krallığın. Şimdi adam gönder, onu bana getir. O ölmeli!›› 
09O 020:032 Yonatan babası Saula, ‹‹Neden ölmeli? Ne yaptı ki?›› diye karşılık verdi. 
09O 020:033 Ama Saul Yonatanı öldürmek amacıyla mızrağını ona fırlattı. Böylece Yonatan babasının Davutu öldürmeye kararlı olduğunu anladı. 
09O 020:034 Büyük bir öfkeyle sofradan kalktı ve ayın ikinci günü hiç yemek yemedi. Babasının Davutu böyle aşağılamasına üzüldü. 
09O 020:035 Sabahleyin Yonatan Davutla buluşmak üzere tarlaya gitti. Yanına bir uşak almıştı. 
09O 020:036 Uşağa, ‹‹Haydi koş, atacağım okları bul›› dedi. Uşak koşarken, Yonatan onun ötesine bir ok attı. 
09O 020:037 Uşak Yonatanın attığı okun düştüğü yere varınca, Yonatan, ‹‹Ok ötende!›› diye seslendi, 
09O 020:038 ‹‹Çabuk ol! Koş, yerinde durma!›› Yonatanın uşağı oku alıp efendisine getirdi. 
09O 020:039 Olup bitenden habersizdi. Olanları yalnız Yonatanla Davut biliyordu. 
09O 020:040 Yonatan, silahlarını yanındaki uşağa vererek, ‹‹Al bunları kente götür›› dedi. 
09O 020:041 Uşak gider gitmez, Davut taşın güney yanından ayağa kalktı ve yüzüstü yere kapanarak üç kez eğildi. İki arkadaş birbirlerini öpüp ağladılar; ancak Davut daha çok ağladı. 
09O 020:042 Yonatan, ‹‹Esenlikle yoluna git›› dedi, ‹‹İkimiz RAB'bin adıyla ant içmiştik. RAB seninle benim aramda ve soylarımız arasında sonsuza dek tanık olsun.›› Bundan sonra Davut yoluna gitti. Yonatan da kente döndü. 
09O 021:001 Davut Nov Kentine, Kâhin Ahimelekin yanına gitti. Ahimelek titreyerek Davutu karşılamaya çıktı. ‹‹Neden yalnızsın? Neden yanında kimse yok?›› diye sordu. 
09O 021:002 Davut şöyle yanıtladı: ‹‹Kral bana bir görev verdi. ‹Sana verdiğim görevden ve buyruklardan kimsenin haberi olmasın› dedi. Adamlarıma gelince, belli bir yere gitmelerini söyledim. 
09O 021:003 Şu an elinde ne var? Bana beş somun ekmek ya da başka ne varsa ver.›› 
09O 021:004 Kâhin, ‹‹Taze ekmeğim yok›› diye karşılık verdi, ‹‹Ama adamların kadından uzak kaldılarsa kutsanmış ekmek var.›› 
09O 021:005 Davut, ‹‹Yola çıktığımızdan her zaman olduğu gibi, kadından uzak kaldık›› dedi, ‹‹Sıradan bir yolculuğa çıktığımızda bile adamlarım kendilerini temiz tutarlar; özellikle bugün ne kadar daha çok temiz olacaklar.›› 
09O 021:006 Bunun üzerine kâhin ona kutsanmış ekmek verdi; çünkü orada huzura konan ekmekten başka ekmek yoktu. Bu ekmek RABbin huzurundan alındığı gün yerine sıcak ekmek konurdu. huzuruna konan ekmek diye de bilinir. 
09O 021:007 O gün Saulun görevlilerinden Edomlu Doek adındaki baş çoban RABbin önünde dinsel görevini yerine getirmek üzere orada bulunuyordu. 
09O 021:008 Davut Ahimeleke, ‹‹Yanında mızrak ya da kılıç yok mu?›› diye sordu, ‹‹Kralın işi acele olduğundan, yanıma ne kılıcımı aldım, ne de başka bir silah.›› ‹‹Alıkonulmuş››. 
09O 021:009 Kâhin, ‹‹Ela Vadisinde öldürdüğün Filistli Golyatın kılıcı var›› diye karşılık verdi, ‹‹Efodun arkasında beze sarılı duruyor. Burada başka silah yok. İstersen onu alabilirsin.›› Davut, ‹‹Onun gibisi yoktur, onu bana ver›› dedi. 
09O 021:010 Sauldan kaçan Davut o gün Gat Kralı Akişe gitti. 
09O 021:011 Akişin görevlileri, ‹‹Bu İsrail Kralı Davut değil mi?›› dediler,  ‹‹Çalıp oynarken,  ‹Saul binlercesini öldürdü,  Davutsa on binlercesini› 
09O 021:012 -13 76180 Bu sözler Davutu derin derin düşündürdü. Gat Kralı Akişten çok korkan Davut, onların önünde tutumunu değiştirerek deli gibi davrandı. Kentin kapılarını tırmaladı, salyasını sakalına akıttı. 
09O 021:014 Akiş görevlilerine, ‹‹Şu adama bakın!›› dedi, ‹‹Delinin biri! Onu neden bana getirdiniz? 
09O 021:015 Bizde deliler eksik mi ki, önümde delilik yapsın diye bu adamı getirdiniz? Bu adamın sarayıma girmesi şart mı?›› 
09O 022:001 Davut Gattan ayrılıp Adullam Mağarasına kaçtı. Bunu duyan kardeşleri ve ailesinin öteki bireyleri yanına gittiler. 
09O 022:002 Sıkıntısı, borcu, hoşnutsuzluğu olan herkes Davutun çevresinde toplandı. Davut sayısı dört yüze varan bu adamlara önderlik yaptı. 
09O 022:003 Davut oradan Moavdaki Mispa Kentine gitti. Moav Kralından, ‹‹Tanrının bana ne yapacağı belli oluncaya dek annemle babamın gelip yanınızda kalmasına izin verir misin?›› diye bir istekte bulundu. 
09O 022:004 Böylece Davut annesiyle babasını Moav Kralının yanına bıraktı. Davut sığınakta kaldığı sürece onlar da Moav Kralının yanında kaldılar. 
09O 022:005 Ne var ki, Peygamber Gad Davuta, ‹‹Sığınakta kalma. Yahuda ülkesine git›› dedi. Bunun üzerine Davut oradan ayrılıp Heret Ormanına gitti. 
09O 022:006 Bu sırada Saul Davutla yanındakilerin nerede olduklarını öğrendi. Saul elinde mızrağıyla Givada bir tepedeki ılgın ağacının altında oturuyordu. Askerleri de çevresinde duruyordu. 
09O 022:007 Saul onlara şöyle dedi: ‹‹Ey Benyaminliler, şimdi dinleyin! İşayın oğlu her birinize tarlalar, bağlar mı verecek? Her birinizi binbaşı, yüzbaşı mı yapacak? 
09O 022:008 Hepiniz bana karşı düzen kurdunuz. Çünkü oğlum İşayın oğluyla antlaşma yaptığında bana haber veren olmadı. İçinizden bana acıyan tek kişi çıkmadı. Bugün olduğu gibi, bana pusu kurması için oğlumun kulum Davutu kışkırttığını bana bildiren olmadı.›› 
09O 022:009 Bunun üzerine Saulun askerlerinin yanında duran Edomlu Doek, ‹‹İşay oğlu Davutun Nov Kentine, Ahituv oğlu Kâhin Ahimelekin yanına geldiğini gördüm›› dedi, 
09O 022:010 ‹‹Ahimelek Davut için RABbe danıştı. Ona hem yiyecek sağladı, hem de Filistli Golyatın kılıcını verdi.›› 
09O 022:011 Kral Saul, Ahituv oğlu Kâhin Ahimeleki ve babasının ailesinden Novda yaşayan bütün kâhinleri çağırmak için ulaklar gönderdi. Hepsi kralın yanına geldi. 
09O 022:012 Saul Ahimeleke, ‹‹Ey Ahituv oğlu, beni dinle!›› dedi. Ahimelek, ‹‹Buyur, efendim›› diye yanıtladı. 
09O 022:013 Saul, ‹‹Neden sen ve İşay oğlu bana karşı düzen kurdunuz?›› dedi, ‹‹Çünkü ona ekmek, kılıç verdin ve onun için Tanrıya danıştın. O da bana karşı ayaklandı ve bugün yaptığı gibi pusu kurdu.›› 
09O 022:014 Ahimelek, ‹‹Bütün görevlilerin arasında Davut kadar sana bağlı biri var mı?›› diye karşılık verdi, ‹‹Davut senin damadın, muhafız birliği komutanın ve ailende saygın biridir. 
09O 022:015 Ben Davut için Tanrıya danışmaya o gün mü başladım? Kesinlikle hayır! Kral ben kulunu ve babasının ailesini suçlamasın. Çünkü kulun bu konuda hiçbir şey bilmiyor.›› 
09O 022:016 Ama Saul, ‹‹Ey Ahimelek, sen de bütün ailen de kesinlikle öleceksiniz›› dedi. 
09O 022:017 Sonra yanında duran nöbetçi askerlere, ‹‹Gidin ve Davutu destekleyen RABbin kâhinlerini öldürün!›› dedi, ‹‹Çünkü onun kaçtığını bildikleri halde bana haber vermediler.›› Ne var ki, kralın görevlileri el kaldırıp RABbin kâhinlerini öldürmek istemediler. 
09O 022:018 Bunun üzerine kral, Doeke, ‹‹Sen git, kâhinleri öldür›› diye buyurdu. Edomlu Doek de gidip kâhinleri öldürdü. O gün Doek keten efod giymiş seksen beş kişi öldürdü. 
09O 022:019 Kadın erkek, çoluk çocuk demeden kâhinler kenti Novun halkını kılıçtan geçirdi. Sığırları, eşekleri, koyunları da öldürdü. 
09O 022:020 Yalnız Ahituv oğlu Kâhin Ahimelekin oğullarından Aviyatar adında biri kurtulup Davuta kaçtı. 
09O 022:021 Aviyatar Saulun RABbin kâhinlerini öldürttüğünü Davuta söyledi. 
09O 022:022 Davut Aviyatara, ‹‹O gün orada bulunan Edomlu Doekin olup biteni Saula bildireceğini anlamıştım zaten›› dedi, ‹‹Babanın bütün aile bireylerinin ölümüne ben neden oldum. 
09O 022:023 Yanımda kal ve korkma! Seni öldürmek isteyen beni de öldürmek istiyor. Yanımda güvenlikte olursun.›› 
09O 023:001 Davuta, ‹‹Filistliler Keila Kentine saldırıp harmanları yağmalıyorlar›› diye haber verdiler. 
09O 023:002 Davut RABbe, ‹‹Gidip şu Filistlilere saldırayım mı?›› diye danıştı. RAB, ‹‹Git, Filistlilere saldır ve Keila Kentini kurtar›› diye yanıtladı. 
09O 023:003 Ama adamları Davuta, ‹‹Bak, biz burada Yahudadayken korkuyoruz›› dediler, ‹‹Keilaya Filist ordusuna karşı savaşmaya gidersek büsbütün korkarız.›› 
09O 023:004 Bunun üzerine Davut RABbe bir kez daha danıştı. RAB ona yine, ‹‹Kalk, Keilaya git! Çünkü Filistlileri senin eline ben teslim edeceğim›› dedi. 
09O 023:005 Böylece Davutla adamları Keilaya gidip Filistlilere karşı savaştılar. Davut onların hayvanlarını ele geçirdi. Filistlileri ağır bir yenilgiye uğratarak Keila halkını kurtardı. 
09O 023:006 Ahimelekin oğlu Aviyatar kaçıp Keilada bulunan Davuta gittiğinde, efodu da birlikte götürmüştü. 
09O 023:007 Saul, Davutun Keila Kentine gittiğini duyunca, ‹‹Tanrı Davutu elime teslim etti›› dedi, ‹‹Davut sürgülü kapıları olan bir kente girmekle kendini hapsetmiş oldu.›› 
09O 023:008 Böylece Saul, Keilaya yürüyüp Davutla adamlarını kuşatmak amacıyla bütün halkı savaşa çağırdı. 
09O 023:009 Davut, Saulun kendisine bir düzen kurduğunu duyunca, Kâhin Aviyatara, ‹‹Efodu getir›› dedi. 
09O 023:010 Sonra şöyle yakardı: ‹‹Ey İsrailin Tanrısı RAB! Ben kulun yüzünden Saulun gelip Keilayı yıkmayı tasarladığına dair kesin haber aldım. 
09O 023:011 Keila halkı beni onun eline teslim eder mi? Kulunun duymuş olduğu gibi Saul gelecek mi? Ey İsrailin Tanrısı RAB, yalvarırım, kuluna bildir!›› RAB, ‹‹Saul gelecek›› yanıtını verdi. 
09O 023:012 Davut RABbe, ‹‹Keila halkı beni ve adamlarımı Saulun eline teslim edecek mi?›› diye sordu. RAB, ‹‹Teslim edecek›› dedi. 
09O 023:013 Bunun üzerine Davut ile yanındaki altı yüz kadar kişi Keiladan ayrılıp oradan oraya yer değiştirmeye başladılar. Davutun Keiladan kaçtığını öğrenen Saul oraya gitmekten vazgeçti. 
09O 023:014 Davut kırsal bölgedeki sığınaklarda ve Zif Çölünün dağlık kesiminde kaldı. Saul her gün Davutu aradığı halde, Tanrı onu Saulun eline teslim etmedi. 
09O 023:015 Davut Zif Çölünde, Horeşteyken, Saulun kendisini öldürmek için yola çıktığını öğrendi. 
09O 023:016 Bu arada Saul oğlu Yonatan kalkıp Horeşe, Davutun yanına gitti ve onu Tanrının adıyla yüreklendirdi. 
09O 023:017 ‹‹Korkma!›› dedi, ‹‹Babam Saul sana dokunmayacak. Sen İsrail Kralı olacaksın, ben de senin yardımcın olacağım. Babam Saul da bunu biliyor.›› 
09O 023:018 İkisi de RABbin önünde aralarındaki antlaşmayı yenilediler. Sonra Yonatan evine döndü, Davut ise Horeşte kaldı. 
09O 023:019 Zifliler Givaya gidip Saula, ‹‹Davut aramızda›› dediler, ‹‹Yeşimonun güneyinde, Hakila Tepesindeki Horeş sığınaklarında gizleniyor. 
09O 023:020 Ey kral, ne zaman gelmek istersen gel! Davutu kralın eline teslim etmeyi ise bize bırak.›› 
09O 023:021 Saul, ‹‹RAB sizi kutsasın! Bana acıdınız›› dedi, 
09O 023:022 ‹‹Gidin ve bir daha araştırın; Davutun genellikle nerelerde gizlendiğini, orada onu kimin gördüğünü iyice öğrenin. Çünkü onun çok kurnaz olduğunu söylüyorlar. 
09O 023:023 Gizlendiği yerlerin hepsini öğrenip bana kesin bir haber getirin. O zaman ben de sizinle gelirim. Eğer Davut o bölgedeyse, bütün Yahuda boyları içinde onu arayıp bulacağım.›› 
09O 023:024 Böylece Zifliler kalkıp Sauldan önce Zife gittiler. O sırada Davutla adamları Yeşimonun güneyindeki Aravada, Maon Çölündeydiler. 
09O 023:025 Saul ile adamlarının kendisini aramaya geldiklerini öğrenince Davut aşağıya inip Maon Çölündeki kayalığa sığındı. Saul bunu duyunca Davutun ardından Maon Çölüne gitti. 
09O 023:026 Saul dağın bir yanından, Davutla adamları ise öbür yanından ilerliyordu. Davut Sauldan kaçıp kurtulmaya çalışıyordu. Saulla askerleri Davutla adamlarını yakalamak üzere yaklaşırken, 
09O 023:027 bir ulak gelip Saula şöyle dedi: ‹‹Çabuk gel! Filistliler ülkeye saldırıyor.›› 
09O 023:028 Bunun üzerine Saul Davutu kovalamayı bırakıp Filistlilerle savaşmaya gitti. Bu yüzden oraya Sela-Hammahlekot adı verildi. 
09O 023:029 Davut oradan ayrılıp Eyn-Gedi bölgesindeki sığınaklara gizlendi. 
09O 024:001 Saul Filistlileri kovalamaktan dönünce, Davutun Eyn-Gedi Çölünde olduğu haberini aldı. 
09O 024:002 Saul da Davutla adamlarını Dağ Keçisi Kayalığı dolaylarında arayıp bulmak için, bütün İsrailden üç bin seçme asker alıp yola çıktı. 
09O 024:003 Yolda koyun ağıllarına rastladı. Yakında bir de mağara vardı. Saul ihtiyacını gidermek için mağaraya girdi. Davutla adamları mağaranın en iç bölümünde kalıyorlardı. 
09O 024:004 Adamları, Davuta, ‹‹İşte RABbin sana, ‹Dilediğini yapabilmen için düşmanını eline teslim edeceğim› dediği gün bugündür›› dediler. Davut kalkıp Saulun cüppesinin eteğinden gizlice bir parça kesti. 
09O 024:005 Ama sonradan Saulun eteğinden bir parça kestiği için kendini suçlu buldu. 
09O 024:006 Adamlarına, ‹‹Efendime, RABbin meshettiği kişiye karşı böyle bir şey yapmaktan, el kaldırmaktan RAB beni uzak tutsun›› dedi, ‹‹Çünkü o RABbin meshettiği kişidir.›› 
09O 024:007 Davut bu sözlerle adamlarını engelledi ve Saula saldırmalarına izin vermedi. Saul mağaradan çıkıp yoluna koyuldu. 
09O 024:008 O zaman Davut da mağaradan çıktı. Saula, ‹‹Efendim kral!›› diye seslendi. Saul arkasına bakınca, Davut eğilip yüzüstü yere kapandı. 
09O 024:009 ‹‹ ‹Davut sana kötülük yapmak istiyor› diyenlerin sözlerini neden önemsiyorsun?›› dedi, 
09O 024:010 ‹‹Bugün RABbin mağarada seni elime nasıl teslim ettiğini gözünle görüyorsun. Bazıları seni öldürmemi istedi. Ama ben seni esirgeyip, ‹Efendime el kaldırmayacağım, çünkü o RABbin meshettiği kişidir› dedim. 
09O 024:011 Ey baba, cüppenin eteğinden kesilmiş, elimdeki şu parçaya bak; evet, bak! Cüppenden bir parça kestim, ama seni öldürmedim. Bundan ötürü içimde kötülük ve başkaldırma düşüncesi olmadığını iyice bilesin. Sana kötülük yapmadığım halde sen beni öldürmeye çalışıyorsun. 
09O 024:012 RAB aramızda yargıç olsun ve benim öcümü senden O alsın. Ama ben elimi sana karşı kaldırmayacağım. 
09O 024:013 Eskilerin şu, ‹Kötülük kötü kişilerden gelir› deyişi uyarınca elim sana karşı kalkmayacaktır. 
09O 024:014 İsrail Kralı kime karşı çıkmış? Sen kimi kovalıyorsun? Ölü bir köpek mi? Bir pire mi? 
09O 024:015 RAB yargıç olsun ve hangimizin haklı olduğuna O karar versin. RAB davama baksın ve beni savunup senin elinden kurtarsın.›› 
09O 024:016 Davut söylediklerini bitirince, Saul, ‹‹Davut oğlum, bu senin sesin mi?›› diye sordu ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. 
09O 024:017 Sonra, ‹‹Sen benden daha doğru bir adamsın›› dedi, ‹‹Sana kötülük yaptığım halde sen bana iyilikle karşılık verdin. 
09O 024:018 Bugün bana iyi davrandığını kanıtladın: RAB beni eline teslim ettiği halde beni öldürmedin. 
09O 024:019 Düşmanını yakalayan biri onu güvenlik içinde salıverir mi? Bugün bana yaptığın iyiliğe karşılık RAB de seni iyilikle ödüllendirsin. 
09O 024:020 Şimdi anladım ki, sen gerçekten kral olacaksın ve İsrail Krallığı senin egemenliğin altında sürecek. 
09O 024:021 Benden sonra soyumu ortadan kaldırmayacağına, babamın ailesinden adımı silmeyeceğine dair RABbin önünde ant iç.›› 
09O 024:022 Davut Saul'un istediği gibi ant içti. Sonra Saul evine döndü. Davut'la adamları da sığınağa gittiler. 
09O 025:001 Bu sırada Samuel öldü. Bütün İsrailliler toplanıp onun için yas tuttular. Onu Ramadaki evine gömdüler. Bundan sonra Davut Maon Çölüne gitti. 
09O 025:002 Maonda çok varlıklı bir adam vardı; işi Karmeldeydi. Üç bin koyunu, bin keçisi vardı. O sırada Karmelde koyunlarını kırkmaktaydı. 
09O 025:003 Adamın adı Naval, karısının adı da Avigayildi. Kadın sağgörülü ve güzeldi. Ama Kalev soyundan gelen kocası kaba, kötü huylu biriydi. 
09O 025:004 Davut kırdayken, Navalın koyunlarını kırktığını duydu. 
09O 025:005 On uşağı şu buyrukla ona gönderdi: ‹‹Karmelde Navalın yanına gidin. Benden ona selam söyleyip 
09O 025:006 şöyle deyin: ‹Ömrün uzun olsun! Sana, ailene ve sana bağlı olan herkese esenlik olsun! 
09O 025:007 Şimdi koyunların kırkma zamanı olduğunu duydum. Çobanların bizimle birlikteyken, onları incitmedik. Karmelde kaldıkları sürece hiçbir kayıpları olmadı. 
09O 025:008 Uşaklarına sor, sana söyleyecekler. Bunun için adamlarıma yakınlık göster. Çünkü sana şenlik zamanında geldik. Lütfen kullarına ve oğlun Davuta elinden geleni ver.› ›› 
09O 025:009 Davutun adamları varıp Davut adına bu sözleri Navala ilettiler ve beklemeye başladılar. 
09O 025:010 Ne var ki, Naval Davutun adamlarına şu karşılığı verdi: ‹‹Bu Davut da kim? İşayın oğlu da kim oluyor? Bu günlerde birçok köle efendilerini bırakıp kaçıyor. 
09O 025:011 Ekmeğimi, suyumu, kırkıcılarım için kestiğim hayvanların etini alıp nereden geldiklerini bilmediğim kişilere mi vereyim?›› 
09O 025:012 Davutun adamları geldikleri yoldan döndüler ve Navalın bütün söylediklerini Davuta bildirdiler. 
09O 025:013 Davut adamlarına, ‹‹Herkes kılıcını kuşansın!›› diye buyruk verdi. Davut da, adamları da kılıçlarını kuşandılar. Yaklaşık dört yüz adam Davutla birlikte gitti; iki yüz kişi de erzağın yanında kaldı. 
09O 025:014 Navalın uşaklarından biri, Navalın karısı Avigayile, ‹‹Davut efendimiz Navala esenlik dilemek için kırdan ulaklar gönderdi›› dedi, ‹‹Ama Naval onları tersledi. 
09O 025:015 Oysa adamlar bize çok iyi davrandılar. Bizi incitmediler. Kırda onlarla birlikte kaldığımız sürece hiçbir şeyimiz kaybolmadı. 
09O 025:016 Koyunlarımızı güderken, yanlarında kaldığımız sürece gece gündüz bizi korudular. 
09O 025:017 Şimdi ne yapman gerektiğini iyi düşün. Çünkü efendimize ve bütün ailesine kötülük yapmayı tasarlıyorlar. Üstelik efendimiz o kadar kötü ki, kimse ona bir şey söyleyemiyor.›› 
09O 025:018 Bunun üzerine Avigayil, hiç zaman yitirmeden, iki yüz ekmek, iki tulum şarap, hazırlanmış beş koyun, beş sea kavrulmuş buğdayfö, yüz salkım kuru üzüm ve iki yüz parça incir pestili alıp eşeklere yükledi. 
09O 025:019 Sonra uşaklarına, ‹‹Önümden gidin, ben arkanızdan geliyorum›› dedi. Kocası Navala hiçbir şey söylemedi. 
09O 025:020 Avigayil eşeğe binmiş, dağın öbür yolundan inerken, Davutla adamları da ona doğru ilerliyorlardı. Avigayil onlarla karşılaştı. 
09O 025:021 Davut, ‹‹Bu adamın kırdaki malını doğrusu boş yere korudum›› demişti, ‹‹Onun mallarından hiçbir şey eksilmedi. Öyleyken bana iyilik yapacağına kötülükle karşılık verdi. 
09O 025:022 Eğer sabaha dek adamlarından tek birini bile sağ bırakırsam, Tanrı bana aynısını, hatta daha kötüsünü yapsın!›› düşmanlarına››. 
09O 025:023 Avigayil Davutu görünce hemen eşekten indi; Davutun önünde eğilip yüzüstü yere kapandı. 
09O 025:024 Onun ayaklarına kapanarak şöyle yalvardı: ‹‹Efendim, suçu ben, yalnız ben üstüme alıyorum. İzin ver, ben kölen seninle konuşsun, onun söyleyeceklerini dinle. 
09O 025:025 Yalvarırım, efendim, o kötü adam Navala aldırma. Çünkü kişiliği tıpkı adı gibidir. Adı akılsız anlamına gelir; kendisi de akılsızın biridir. Ben kulun, efendim Davutun gönderdiği ulakları görmedim. 
09O 025:026 ‹‹Ama şimdi, ey efendim, RAB senin kan dökmene ve kendi elinle öç almana engel oldu. Yaşayan RABbin adı ve senin yaşamın hakkı için yalvarırım, düşmanların ve efendime kötülük tasarlayanların tümü Naval gibi olsun. 
09O 025:027 Ben kölenin efendime getirdiği bu armağan, seni izleyen adamlarına verilsin. 
09O 025:028 Lütfen kölenin suçunu bağışla. RAB kesinlikle efendimin soyunu sürdürecektir; çünkü efendim RABbin savaşlarını sürdürüyor. Yaşadığın sürece sende hiçbir haksızlık bulunmasın. 
09O 025:029 Biri kalkıp seni öldürmek amacıyla ardına düşerse, yaşamını Tanrın RAB güven altında tutacaktır; düşmanlarını sapanla taş atar gibi fırlatıp atacaktır. 
09O 025:030 RAB, efendime söz verdiği bütün iyilikleri yerine getirip onu İsraile önder atadığında, 
09O 025:031 kendi öcünü almak uğruna boş yere kan dökmediğin için pişmanlık ve üzüntü duymayacaksın. RAB efendimi başarıya ulaştırdığında köleni anımsa.›› 
09O 025:032 Davut, ‹‹Bugün seni karşıma çıkaran İsrailin Tanrısı RABbe övgüler olsun!›› diye karşılık verdi, 
09O 025:033 ‹‹Anlayışını kutlarım! Bugün kan dökmemi ve öcümü elimle almamı engellediğin için seni kutlarım. 
09O 025:034 Doğrusu sana kötülük etmemi önleyen İsrailin Tanrısı yaşayan RABbin adıyla derim ki, beni karşılamak için hemen gelmemiş olsaydın, gün doğuncaya dek Navalın adamlarından hiçbiri sağ kalmayacaktı.›› 
09O 025:035 Avigayilin kendisine getirdiklerini kabul eden Davut, ‹‹Esenlikle evine dön. Sözlerine kulak verip dileğini kabul ettim›› dedi. 
09O 025:036 Avigayil Navalın yanına döndü. Naval evinde krallara yaraşır bir şölen düzenlemişti. Çok sarhoş olduğundan neşeliydi. Bu yüzden Avigayil sabaha dek ona bir şey söylemedi. 
09O 025:037 Ama ertesi sabah Naval ayılınca karısı ona olup bitenleri anlattı. İşte o an Navalın kalbi sıkıştı ve felç oldu. 
09O 025:038 Yaklaşık on gün sonra da RAB Navalı cezalandırıp öldürdü. 
09O 025:039 Davut, Navalın öldüğünü duyunca, ‹‹Beni küçümseyen Navala karşı davama bakan, kulunu kötülük etmekten alıkoyan RABbe övgüler olsun!›› dedi, ‹‹RAB Navalın kötülüğünü onun başına döndürdü.›› Sonra Davut Avigayile evlenme teklifinde bulunmak için ulaklar gönderdi. 
09O 025:040 Davutun ulakları Karmele, Avigayilin yanına varıp, ‹‹Davut sana evlenme teklifinde bulunmak için bizi gönderdi›› dediler. 
09O 025:041 Avigayil yüzüstü yere kapanarak, ‹‹Ben kölen sana hizmet etmeye ve efendimin ulaklarının ayaklarını yıkamaya hazırım›› diye yanıtladı. 
09O 025:042 Hemen kalkıp eşeğe bindi. Yanına beş hizmetçisini alıp Davutun ulaklarını izleyerek yola koyuldu. Sonra Davutun karısı oldu. 
09O 025:043 Davut Yizreelli Ahinoamı da eş olarak almıştı. Böylece ikisi de onun karısı oldular. 
09O 025:044 Bu arada Saul, Davut'un karısı olan kızı Mikal'ı Gallimli Layiş oğlu Palti'ye vermişti. 
09O 026:001 Zifliler Givaya, Saulun yanına gidip, ‹‹Davut Yeşimona bakan Hakila Tepesinde gizleniyor›› dediler. 
09O 026:002 Bunun üzerine Saul üç bin seçme İsrailli askerle Zif Çölünde Davutu aramaya çıktı. 
09O 026:003 Yeşimona bakan Hakila Tepesinde, yol kenarında ordugah kurdu. Kırda bulunan Davut, Saulun peşine düştüğünü anlayınca, 
09O 026:004 gözcü gönderdi. Böylece Saulun oraya geldiğini saptadı. 
09O 026:005 Bunun üzerine Davut, Saulun ordugah kurduğu yere gitti ve Saulla ordusunun başkomutanı Ner oğlu Avnerin nerede yattıklarını gördü. Saul ordugahın ortasında, askerler de çevresinde yatıyorlardı. 
09O 026:006 O zaman Davut, Hititli Ahimelek ile Yoavın kardeşi, Seruya oğlu Avişaya, ‹‹Kim benimle ordugaha, Saulun yanına gelecek?›› diye sordu. Avişay, ‹‹Ben seninle geleceğim›› diye karşılık verdi. 
09O 026:007 Davutla Avişay o gece ordugaha girdiler. Saul, mızrağı başucunda yere saplanmış, ordugahın ortasında uyuyordu. Avnerle askerler de çevresinde uyuyorlardı. 
09O 026:008 Avişay Davuta, ‹‹Bugün Tanrı düşmanını senin eline teslim etti›› dedi, ‹‹Şimdi bırak da, onu kendi mızrağıyla bir atışta yere çakayım. İkinci kez vurmama gerek kalmayacak.›› 
09O 026:009 Ne var ki Davut, ‹‹Onu öldürme!›› dedi, ‹‹RABbin meshettiği kişiye kim el uzatırsa, suçlu çıkar. 
09O 026:010 Yaşayan RABbin adıyla derim ki, RAB kendisi onu öldürecektir; ya günü gelince ölecek, ya da savaşta vurulup yok olacak. 
09O 026:011 Ama RABbin meshettiği kişiye el uzatmaktan RAB beni uzak tutsun! Haydi, Saulun başucundaki mızrakla su matarasını al da gidelim.›› 
09O 026:012 Böylece Davut Saulun başucundan mızrağını ve su matarasını aldı. Sonra oradan uzaklaştılar. Onları gören olmadı. Kimse olup bitenin farkına varmadı, uyanan da olmadı. Hepsi uyuyorlardı, çünkü RAB onlara derin bir uyku vermişti. 
09O 026:013 Davut karşı yakaya geçip tepenin üstünde, onlardan uzak bir yerde durdu. Aralarında epeyce mesafe vardı. 
09O 026:014 Davut askerlere ve Ner oğlu Avnere, ‹‹Ey Avner, bana yanıt vermeyecek misin?›› diye seslendi. Avner, ‹‹Sen kimsin ki krala sesleniyorsun?›› diye karşılık verdi. 
09O 026:015 Davut, ‹‹Sen yiğit biri değil misin?›› dedi, ‹‹İsrailde senin gibisi var mı? Öyleyse neden efendin kralı korumadın? Çünkü biri onu öldürmek için ordugaha girdi. 
09O 026:016 Görevini iyi yapmadın. Yaşayan RABbin adıyla derim ki, hepiniz ölümü hak ettiniz; çünkü efendinizi, RABbin meshettiği kişiyi korumadınız. Bak bakalım, kralın başucundaki mızrağıyla su matarası nerede?›› 
09O 026:017 Davutun sesini tanıyan Saul, ‹‹Davut, oğlum, bu senin sesin mi?›› diye sordu. Davut, ‹‹Evet, efendim kral, benim sesim›› diye karşılık verdi, 
09O 026:018 ‹‹Efendim, ben kulunu neden kovalıyorsun? Ne yaptım? Ne suç işledim? 
09O 026:019 Lütfen, efendim kral, kulunun sözlerine kulak ver. Eğer seni bana karşı kışkırtan RAB ise, bir sunu Onu yatıştırır. Ama bunu yapan insanlarsa, RABbin önünde lanetli olsunlar! Çünkü, ‹Git, başka ilahlara kulluk et› diyerek, RABbin mirasından bana düşen paydan bugün beni uzaklaştırdılar. 
09O 026:020 Ne olur, kanım RABden uzak topraklara dökülmesin. İsrail Kralı, dağlarda keklik avlayan avcı gibi, bir pireyi avlamaya çıkmış!›› 
09O 026:021 Bunun üzerine Saul, ‹‹Günah işledim›› diye karşılık verdi, ‹‹Davut, oğlum, geri dön. Bugün yaşamıma değer verdiğin için sana bir daha kötülük yapmayacağım. Gerçekten akılsızca davrandım, çok büyük yanlışlık yaptım.›› 
09O 026:022 Davut, ‹‹İşte kralın mızrağı!›› dedi, ‹‹Adamlarından biri gelip alsın. 
09O 026:023 RAB herkesi doğruluğuna ve bağlılığına göre ödüllendirir. Bugün RAB seni elime teslim ettiği halde, ben RABbin meshettiği kişiye elimi uzatmak istemedim. 
09O 026:024 Bugün ben senin yaşamına nasıl değer verdiysem, RAB de benim yaşamıma öyle değer versin ve beni her sıkıntıdan kurtarsın.›› 
09O 026:025 Saul, ‹‹Davut, oğlum, RAB seni kutsasın!›› dedi, ‹‹Sen kesinlikle büyük işler yapacak, başarılı olacaksın!›› Bundan sonra Davut yoluna koyuldu, Saul da evine döndü. 
09O 027:001 Davut, ‹‹Bir gün Saulun eliyle yok olacağım›› diye düşündü, ‹‹Benim için en iyisi hemen Filist topraklarına kaçmak. O zaman Saul İsrailin her yanında beni aramaktan vazgeçer; ben de onun elinden kurtulmuş olurum.›› 
09O 027:002 Böylece Davutla yanındaki altı yüz kişi kalkıp Gat Kralı Maok oğlu Akişin tarafına geçtiler. 
09O 027:003 Aileleriyle birlikte Gatta Akişin yanına yerleştiler. İki karısı Yizreelli Ahinoamla Karmelli Navalın dul karısı Avigayil de Davutun yanındaydı. 
09O 027:004 Saul Davutun Gata kaçtığını duyunca, artık onu aramaktan vazgeçti. 
09O 027:005 Davut Akişe, ‹‹Benden hoşnut kaldıysan, çevre kentlerden birinde bana bir yer versinler de orada oturayım›› dedi, ‹‹Çünkü ben kulunun seninle birlikte kral kentinde yaşamasına gerek yok.›› 
09O 027:006 Akiş o gün ona Ziklak Kentini verdi. Bundan ötürü Ziklak bugün de Yahuda krallarına aittir. 
09O 027:007 Davut Filist topraklarında bir yıl dört ay yaşadı. 
09O 027:008 Bu süre içinde Davutla adamları gidip Geşurlulara, Girizlilere ve Amaleklilere baskınlar yaptılar. Bunlar uzun zamandan beri Şura, hatta Mısıra dek uzanan topraklarda yaşıyorlardı. 
09O 027:009 Davut bir bölgeye saldırdığında kadın erkek demez, kimseyi sağ bırakmazdı; yalnız davarları, sığırları, eşekleri, develeri ve giysileri alıp Akişe dönerdi. 
09O 027:010 Akiş, ‹‹Bugün nerelere baskın düzenlediniz?›› diye sorardı. Davut da, ‹‹Yahudanın güneyine, Yerahmeellilerin ve Kenlilerin güney bölgesine saldırdık›› derdi. 
09O 027:011 Davut, kendisiyle Gata kimseyi götürmemek için kadın erkek kimseyi sağ bırakmazdı. Çünkü, ‹‹Gata gidip, ‹Davut şöyle yaptı, böyle yaptı› diyerek bize karşı bilgi aktarmasınlar›› diye düşünürdü. Davut, Filist topraklarında yaşadığı sürece bu yöntemi uyguladı. 
09O 027:012 Akiş Davut'a güven duymaya başladı. ‹‹Davut kendi halkı olan İsrailliler'in nefretine uğradı. Bundan böyle benim hizmetimde kalacak›› diye düşünüyordu. 
09O 028:001 O sırada Filistliler İsraille savaşmak için askeri birliklerini topladılar. Akiş Davuta, ‹‹Adamlarınla birlikte benim yanımda savaşacağını bilmelisin›› dedi. 
09O 028:002 Davut, ‹‹O zaman sen de kulunun neler yapabileceğini göreceksin!›› diye karşılık verdi. Akiş, ‹‹İyi!›› dedi, ‹‹Yaşadığın sürece seni kendime koruma görevlisi atayacağım.›› 
09O 028:003 Samuel ölmüş, bütün İsrail halkı onun için yas tutmuştu. Onu kendi kenti Ramada gömmüşlerdi. Saul da cincilerle ruhlara danışanları ülkeden kovmuştu. 
09O 028:004 Filistliler toplanıp Şuneme gittiler ve orada ordugah kurdular. Saul da bütün İsraillileri toplayıp Gilboa Dağında ordugah kurdu. 
09O 028:005 Saul Filist ordusunu görünce korkup büyük dehşete kapıldı. 
09O 028:006 RABbe danıştıysa da, RAB ona ne düşlerle, ne Urim, ne de peygamberler aracılığıyla yanıt verdi. 
09O 028:007 Bunun üzerine Saul görevlilerine, ‹‹Bana bir cinci kadın bulun da varıp ona danışayım›› diye buyruk verdi. Görevliler, ‹‹Eyn-Dorda bir cinci kadın var›› dediler. 
09O 028:008 Böylece Saul başka giysilere bürünüp kılığını değiştirdi. Geceleyin yanına iki kişi alıp kadının yaşadığı yere gitti. Kadına, ‹‹Lütfen benim için ruhlara danış ve sana söyleyeceğim kişiyi çağır›› dedi. 
09O 028:009 Ama kadın ona şu karşılığı verdi: ‹‹Saulun neler yaptığını, cincilerle ruhlara danışanları ülkeden kovduğunu biliyorsun. Öyleyse neden beni öldürmek için tuzak kuruyorsun?›› 
09O 028:010 Saul, ‹‹Yaşayan RABbin adıyla derim ki, bundan sana bir kötülük gelmeyecek›› diye ant içti. 
09O 028:011 Bunun üzerine kadın, ‹‹Sana kimi çağırayım?›› diye sordu. Saul, ‹‹Bana Samueli çağır›› dedi. 
09O 028:012 Kadın, Samueli görünce çığlık atarak, ‹‹Sen Saulsun! Neden beni kandırdın?›› dedi. 
09O 028:013 Kral ona, ‹‹Korkma!›› dedi, ‹‹Ne görüyorsun?›› Kadın, ‹‹Yerin altından çıkan bir ilah görüyorum›› diye karşılık verdi. 
09O 028:014 Saul, ‹‹Neye benziyor?›› diye sordu. Kadın, ‹‹Cüppe giymiş yaşlı bir adam yukarıya çıkıyor›› dedi. O zaman Saul onun Samuel olduğunu anladı; eğilip yüzüstü yere kapandı. 
09O 028:015 Samuel Saula, ‹‹Neden beni çağırtıp rahatsız ettin?›› dedi. Saul, ‹‹Büyük sıkıntı içindeyim›› diye yanıtladı, ‹‹Filistliler bana karşı savaşıyor ve Tanrı da beni terk etti. Artık bana ne peygamberler aracılığıyla, ne de düşlerle yanıt veriyor. Bu yüzden, ne yapmam gerektiğini bana bildirmen için seni çağırttım.›› 
09O 028:016 Samuel, ‹‹RAB seni terk edip sana düşman olduğuna göre, neden bana danışıyorsun?›› dedi, 
09O 028:017 ‹‹RAB benim aracılığımla söylediğini yaptı, krallığı senden alıp soydaşın Davuta verdi. 
09O 028:018 Çünkü sen RABbin buyruğuna uymadın, Onun alevlenen öfkesini Amaleklilere uygulamadın. RAB bugün bunları bu yüzden başına getirdi. 
09O 028:019 RAB seni de, İsrail halkını da Filistlilerin eline teslim edecek. Yarın sen ve oğulların bana katılacaksınız. RAB İsrail ordusunu da Filistlilerin eline teslim edecek.›› 
09O 028:020 Saul birden boylu boyunca yere düştü. Samuelin sözlerinden ötürü büyük korkuya kapıldı. Gücü de kalmamıştı; çünkü bütün gün, bütün gece yemek yememişti. 
09O 028:021 Kadın Saula yaklaştı. Onun büyük şaşkınlık içinde olduğunu görünce, ‹‹Bak, kölen sözünü dinledi›› dedi, ‹‹Canımı tehlikeye atarak benden istediğini yaptım. 
09O 028:022 Şimdi lütfen kölenin söyleyeceğini dinle. İzin ver de, önüne biraz yemek koyayım. Yoluna devam edecek gücün olması için yemek yemelisin.›› 
09O 028:023 Ama Saul, ‹‹Yemem›› diyerek reddetti. Ancak hizmetkârlarıyla kadın zorlayınca, onların dediğini yaptı. Yerden kalkıp yatağın üzerine oturdu. 
09O 028:024 Kadının evinde besili bir dana vardı. Kadın onu hemen kesti. Un alıp yoğurdu ve mayasız ekmek pişirdi. 
09O 028:025 Sonra Saul'la görevlilerinin önüne koydu. Onlar da yediler. Sonra o gece kalkıp gittiler. 
09O 029:001 Filistliler bütün ordularını Afekte topladılar. İsrailliler ise Yizreeldeki pınarın yanına kurdukları ordugahta kalıyorlardı. 
09O 029:002 Filist beyleri yüzer ve biner kişilik birliklerle ilerliyordu. Davutla adamlarıysa Akişle birlikte geriden geliyorlardı. 
09O 029:003 Filistli komutanlar, ‹‹Bu İbranilerin burada ne işi var?›› diye sorunca, Akiş şu karşılığı verdi: ‹‹Bu, İsrail Kralı Saulun görevlisi Davuttur. Bir yıldan uzun süredir yanımda kalıyor. Bana geldiğinden beri kendisinde hiçbir kötülük bulamadım.›› 
09O 029:004 Ama Filistli komutanlar Akişe öfkelendiler. ‹‹Adamı geri gönder, kendisine verdiğin yere dönsün›› dediler, ‹‹Bizimle birlikte savaşa gelmesin; yoksa savaş sırasında bize karşı çıkar. Efendisinin beğenisini nasıl kazanabilir? Adamlarımızın başını ona vermekten daha iyi bir yol bulabilir mi? 
09O 029:005 Çalıp oynarken,  ‹Saul binlercesini öldürdü,<br />Davutsa on binlercesini› 
09O 029:006 Bunun üzerine Akiş, Davutu çağırıp, ‹‹Yaşayan RABbin adıyla derim ki, sen dürüst bir kişisin›› dedi, ‹‹Benimle birlikte savaşa katılmanı isterdim. Yanıma geldiğin günden bu yana ters bir davranışını görmedim. Ama Filist beyleri seni uygun görmedi. 
09O 029:007 Şimdi geri dön ve esenlikle git. Filist beylerinin gözünde ters bir davranışta bulunma.›› 
09O 029:008 Davut, ‹‹Ama ben ne yaptım?›› diye sordu, ‹‹Yanına geldiğimden bu yana bende ne buldun ki, gidip efendim kralın düşmanlarına karşı savaşmayayım?›› 
09O 029:009 Akiş, ‹‹Biliyorum, sen benim gözümde Tanrının bir meleği gibi iyisin›› diye yanıtladı, ‹‹Ne var ki Filistli komutanlar, ‹Bizimle savaşa gelmesin› diyorlar. 
09O 029:010 Seninle gelmiş olan efendin Saulun kullarıyla birlikte sabah erkenden kalkın ve tan ağarır ağarmaz gidin.›› 
09O 029:011 Böylece Davut'la adamları Filist ülkesine dönmek üzere sabah erkenden kalktılar. Filistliler ise Yizreel'e gittiler. 
09O 030:001 Davutla adamları üçüncü gün Ziklak Kentine vardılar. Bu arada Amalekliler Negev bölgesiyle Ziklaka baskın yapmış, Ziklak Kentini yakıp yıkmışlardı. 
09O 030:002 Kimseyi öldürmemişlerdi, ama kadınlarla orada yaşayan genç, yaşlı herkesi tutsak etmişlerdi. Sonra onları da yanlarına alıp yollarına gitmişlerdi. 
09O 030:003 Davutla adamları oraya varınca kentin ateşe verildiğini, karılarının, oğullarının, kızlarının tutsak alındığını anladılar. 
09O 030:004 Güçleri tükeninceye dek hıçkıra hıçkıra ağladılar. 
09O 030:005 Davutun iki karısı, Yizreelli Ahinoam ile Karmelli Navalın dulu Avigayil de tutsak edilmişti. 
09O 030:006 Davut büyük sıkıntı içindeydi. Çünkü herkes oğulları, kızları için acı çekiyor ve, ‹‹Davutu taşlayalım›› diyordu. Ama Davut, Tanrısı RABde güç bularak, 
09O 030:007 Ahimelek oğlu Kâhin Aviyatara, ‹‹Bana efodu getir›› dedi. Aviyatar efodu getirdi. 
09O 030:008 Davut RABbe danışarak, ‹‹Bu akıncıların ardına düşersem, onlara yetişir miyim?›› diye sordu. RAB, ‹‹Artlarına düş, kesinlikle onlara yetişip tutsakları kurtaracaksın›› diye yanıtladı. 
09O 030:009 -10 78200 Bunun üzerine Davut yanındaki altı yüz kişiyle yola çıktı. Besor Vadisine geldiler. Vadiyi geçemeyecek kadar bitkin düşen iki yüz kişi orada kaldı. Davut dört yüz kişiyle akıncıları kovalamayı sürdürdü. 
09O 030:011 Kırda bir Mısırlı bulup Davuta getirdiler. Yiyip içmesi için ona yiyecek, içecek verdiler. 
09O 030:012 Bir parça incir pestili ile iki salkım kuru üzüm de verdiler. Adam yiyince canlandı. Üç gün üç gecedir yiyip içmemişti. 
09O 030:013 Davut ona, ‹‹Kime bağlısın? Nerelisin?›› diye sordu. Genç adam, ‹‹Mısırlıyım, bir Amaleklinin kölesiyim›› diye yanıtladı, ‹‹Üç gün önce hastalanınca, efendim beni bıraktı. 
09O 030:014 Keretlilerin güney sınırlarına, Yahuda topraklarına, Kalevin güneyine baskınlar düzenlemiş, Ziklak Kentini de ateşe vermiştik.›› 
09O 030:015 Davut, ‹‹Beni bu akıncılara götürebilir misin?›› diye sordu. Mısırlı genç, ‹‹Beni öldürmeyeceğine ya da efendimin eline teslim etmeyeceğine dair Tanrının önünde ant içersen, seni akıncıların olduğu yere götürürüm›› diye karşılık verdi. 
09O 030:016 Böylece Mısırlı Davutu götürdü. Akıncılar dört bir yana dağılmışlardı. Filist ve Yahuda topraklarından topladıkları büyük yağmadan yiyip içiyor, eğlenip oynuyorlardı. 
09O 030:017 Davut ertesi gün tan vaktinden akşama dek onları öldürdü. Develere binip kaçan dört yüz genç dışında içlerinden kurtulan olmadı. 
09O 030:018 Davut Amaleklilerin ele geçirdiği her şeyi, bu arada da iki karısını kurtardı. 
09O 030:019 Gençler, yaşlılar, oğullar, kızlar, yağmalanan mallar, kısacası Amaleklilerin aldıklarından hiçbir şey eksik kalmadı. Davut tümünü geri aldı. 
09O 030:020 Bütün koyunlarla sığırları da aldı. Adamları, bunları öbür hayvanların önünden sürerek, ‹‹Bunlar Davutun yağmaladıkları›› diyorlardı. 
09O 030:021 Bundan sonra Davut, daha ileriye gidemeyecek kadar bitkin düşüp Besor Vadisinde kalan iki yüz kişinin bulunduğu yere vardı. Onlar da Davutla yanındakileri karşılamaya çıktılar. Davut yaklaşınca onlara esenlik diledi. 
09O 030:022 Ama Davutla giden adamlardan kötü ve değersiz olanların tümü, ‹‹Madem bizimle birlikte gitmediler, geri aldığımız yağmadan onlara hiçbir pay vermeyeceğiz›› dediler, ‹‹Her biri yalnız karısıyla çocuklarını alıp gitsin.›› 
09O 030:023 Ama Davut, ‹‹Hayır, kardeşlerim!›› dedi, ‹‹RABbin bize verdikleri konusunda böyle davranamayız! O bizi korudu ve bize saldıran akıncıları elimize teslim etti. 
09O 030:024 Sizin bu söylediklerinizi kim kabul eder? Savaşa gidenle eşyanın yanında kalanın payı aynıdır. Her şey eşit paylaşılacak!›› 
09O 030:025 O günden sonra Davut bunu İsrail için bugüne dek geçerli bir kural ve ilke haline getirdi. 
09O 030:026 Davut Ziklaka dönünce, dostları olan Yahuda ileri gelenlerine yağma mallardan göndererek, ‹‹İşte RABbin düşmanlarından yağmalanan mallardan size bir armağan›› dedi. 
09O 030:027 Sonra Beytel, Negevdeki Ramot, Yattir, 
09O 030:028 Aroer, Sifmot, Eştemoa, 
09O 030:029 Rakal, Yerahmeellilerin, Kenlilerin kentlerinde, 
09O 030:030 Horma, Bor-Aşan, Atak, 
09O 030:031 Hevron'da oturanlara ve adamlarıyla birlikte sık sık uğradığı yerlerin tümüne yağmalanan mallardan gönderdi. 
09O 031:001 Filistliler İsraillilerle savaşa tutuştu. İsrailliler Filistlilerin önünden kaçtı. Birçoğu Gilboa Dağında ölüp yere serildi. 
09O 031:002 Filistliler Saulla oğullarının ardına düştüler. Saulun oğulları Yonatanı, Avinadavı ve Malkişuayı yakalayıp öldürdüler. 
09O 031:003 Saulun çevresinde savaş kızıştı. Derken Saul Filistli okçular tarafından vuruldu ve ağır yaralandı. 
09O 031:004 Saul, silahını taşıyan adama, ‹‹Kılıcını çek de bana sapla›› dedi, ‹‹Yoksa bu sünnetsizler gelip bana kılıç saplayacak ve benimle alay edecekler.›› Ama silah taşıyıcısı büyük bir korkuya kapılarak bunu yapmak istemedi. Bunun üzerine Saul kılıcını çekip kendini üzerine attı. 
09O 031:005 Saulun öldüğünü görünce, silah taşıyıcısı da kendini kılıcının üzerine attı ve Saulla birlikte öldü. 
09O 031:006 Böylece Saul, üç oğlu, silah taşıyıcısı ve bütün adamları aynı gün öldüler. 
09O 031:007 Vadinin öbür tarafında ve Şeria Irmağının karşı yakasında oturan İsrailliler, İsrail ordusunun kaçtığını, Saulla oğullarının öldüğünü anlayınca, kentlerini terk edip kaçmaya başladılar. Filistliler gelip bu kentlere yerleştiler. 
09O 031:008 Ertesi gün Filistliler, öldürülenleri soymak için geldiklerinde, Saulla üç oğlunun Gilboa Dağında öldüğünü gördüler. 
09O 031:009 Saulun başını kesip silahlarını aldılar. Sonra bu iyi haberin putlarının tapınağında ve halk arasında duyurulması için Filist ülkesinin her yanına ulaklar gönderdiler. 
09O 031:010 Saulun silahlarını Aştoretin tapınağına koyup cesedini Beytşean Kentinin suruna çaktılar. 
09O 031:011 Yaveş-Gilat halkı Filistlilerin Saula yaptıklarını duydu. 
09O 031:012 Bütün yiğitler geceleyin yola koyularak Beytşeana gittiler. Saulla oğullarının cesetlerini Beytşean surundan indirip Yaveşe götürdüler, orada yaktılar. 
09O 031:013 Sonra kemiklerini toplayıp Yaveş'teki ılgın ağacının altına gömdüler ve yedi gün oruç tuttular. 
10O 001:001 Saulun ölümünden sonra Amaleklilere karşı kazandığı zaferden dönen Davut Ziklakta iki gün kaldı. 
10O 001:002 Üçüncü gün, Saulun ordugahından giysileri yırtılmış, başı toz toprak içinde bir adam geldi. Adam Davuta yaklaşınca önünde yere kapandı. 
10O 001:003 Davut, ‹‹Nereden geliyorsun?›› diye sordu. Adam, ‹‹İsrail ordugahından kaçıp kurtuldum›› dedi. 
10O 001:004 Davut, ‹‹Ne oldu? Bana anlat›› dedi. Adam askerlerin savaş alanından kaçtığını, birçoğunun düşüp öldüğünü, Saulla oğlu Yonatanın da ölüler arasında olduğunu anlattı. 
10O 001:005 Davut, kendisine haberi veren genç adama, ‹‹Saulla oğlu Yonatanın öldüğünü nereden biliyorsun?›› diye sordu. 
10O 001:006 Genç adam şöyle yanıtladı: ‹‹Bir rastlantı sonucu Gilboa Dağındaydım. Saul mızrağına dayanmıştı. Atlılarla savaş arabaları ona doğru yaklaşıyordu. 
10O 001:007 Saul arkasına dönüp beni görünce seslendi. Ben de, ‹Buyrun, buradayım› dedim. 
10O 001:008 ‹‹Saul, ‹Sen kimsin?› diye sordu. ‹‹ ‹Ben bir Amalekliyim› diye yanıtladım. 
10O 001:009 ‹‹Saul, ‹Ne olur üstüme var ve beni öldür!› dedi, ‹Çünkü çektiğim acılardan kurtulmak istiyorum.› 
10O 001:010 Bu yüzden varıp onu öldürdüm. Çünkü yere düştükten sonra yaşayamayacağını biliyordum. Başındaki taçla kolundaki bileziği aldım ve onları buraya, efendime getirdim.›› 
10O 001:011 Bunun üzerine Davutla yanındakiler giysilerini yırttılar. 
10O 001:012 Kılıçtan geçirilen Saul, oğlu Yonatan ve RABbin halkı olan İsrailliler için akşama dek yas tutup ağladılar, oruç tuttular. 
10O 001:013 Davut, kendisine haber getiren genç adama, ‹‹Nerelisin?›› diye sordu. Adam, ‹‹Ben yabancıyım, bir Amaleklinin oğluyum›› dedi. 
10O 001:014 Davut, ‹‹RABbin meshettiği kişiye el kaldırıp onu yok etmekten korkmadın mı?›› diye sordu. 
10O 001:015 Sonra adamlarından birini çağırıp, ‹‹Git, öldür onu!›› diye buyurdu. Böylece adam Amalekliyi vurup öldürdü. 
10O 001:016 Davut Amalekliye, ‹‹Kanından sen kendin sorumlusun›› demişti, ‹‹Çünkü ‹RABbin meshettiği kişiyi ben öldürdüm› demekle kendine karşı ağzınla tanıklıkta bulundun.›› 
10O 001:017 Davut Saulla oğlu Yonatan için ağıt yaktı. 
10O 001:018 Sonra Yaşar Kitabında yazılan Yay adındaki ağıtın Yahuda halkına öğretilmesini buyurdu: 
10O 001:019 ‹‹Ey İsrail, senin yüceliğin yüksek tepelerinde yok oldu!<br />Güçlüler nasıl da yere serildi! 
10O 001:020 Haberi ne Gata duyurun,<br />Ne de Aşkelon sokaklarında yayın.<br />Öyle ki, ne Filistlilerin kızları sevinsin,<br />Ne de sünnetsizlerin kızları coşsun. 
10O 001:021 Ey Gilboa dağları,<br />Üzerinize ne çiy ne de yağmur düşsün.<br />Ürün veren tarlalarınız olmasın.<br />Çünkü güçlünün kalkanı,<br />Bir daha yağ sürülmeyecek olan Saulun kalkanı<br />Orada bir yana atıldı! 
10O 001:022 Yonatanın yayı yere serilmişlerin kanından,<br />Yiğitlerin bedenlerinden hiç geri çekilmedi.<br />Saulun kılıcı hiç boşa savrulmadı. 
10O 001:023 Saulla Yonatan tatlı ve sevimliydiler,<br />Yaşamda da ölümde de ayrılmadılar.<br />Kartallardan daha çevik,<br />Aslanlardan daha güçlüydüler. 
10O 001:024 Ey İsrail kızları!<br />Sizi al renkli, süslü giysilerle donatan,<br />Giysinizi altın süslerle bezeyen Saul için ağlayın! 
10O 001:025 Güçlüler nasıl da yere serildi savaşta!<br />Yonatan senin yüksek tepelerinde ölü yatıyor. 
10O 001:026 Senin için üzgünüm, kardeşim Yonatan.<br />Benim için çok değerliydin.<br />Sevgin kadın sevgisinden daha üstündü. 
10O 001:027 Güçlüler nasıl da yere serildi!<br />Savaş silahları yok oldu!›› 
10O 002:001 Bundan sonra Davut RABbe, ‹‹Yahuda kentlerinden birine gideyim mi?›› diye sordu. RAB, ‹‹Git›› dedi. Davut, ‹‹Nereye gideyim?›› diye sorunca, RAB, ‹‹Hevrona›› diye karşılık verdi. 
10O 002:002 Bunun üzerine Davut, iki eşiyle -Yizreelli Ahinoam ve Karmelli Navalın dulu Avigayille- birlikte oraya gitti. 
10O 002:003 Aileleriyle birlikte adamlarını da götürdü. Hevrona bağlı kentlere yerleştiler. 
10O 002:004 Yahudalılar Hevrona giderek orada Davutu Yahuda Kralı olarak meshettiler. Saulu gömenlerin Yaveş-Gilatlılar olduğu Davuta bildirildi. 
10O 002:005 Davut onlara ulaklar göndererek şöyle dedi: ‹‹Efendiniz Saulu gömmekle ona yaptığınız iyilikten dolayı RAB sizi kutsasın. 
10O 002:006 RAB şimdi size bağlılıkla, iyilikle davransın. Bunu yaptığınız için ben de size aynı şekilde iyilik yapacağım. 
10O 002:007 Şimdi güçlü ve yürekli olun, çünkü efendiniz Saul öldü. Yahuda halkı beni kralları olarak meshetti.›› 
10O 002:008 Saulun ordu komutanı Ner oğlu Avner, Saul oğlu İş-Boşeti yanına alıp Mahanayime götürmüştü. 
10O 002:009 Avner onu orada Gilat, Aşurlular, Yizreel, Efrayim, Benyamin ve bütün İsrailin kralı yaptı. 
10O 002:010 Saul oğlu İş-Boşet kırk yaşında kral oldu ve İsrailde iki yıl krallık yaptı. Ancak Yahuda halkı Davutu destekledi. 
10O 002:011 Davut Hevronda Yahuda halkına yedi yıl altı ay krallık yaptı. 
10O 002:012 Ner oğlu Avner, Saul oğlu İş-Boşetin adamlarıyla birlikte Mahanayimden Givona gitti. 
10O 002:013 Seruya oğlu Yoavla Davutun adamları varıp Givon Havuzunun yanında onları karşıladılar. Taraflardan biri havuzun bir yanına, öteki öbür yanına oturdu. 
10O 002:014 Avner Yoava, ‹‹Ne olur gençler kalkıp önümüzde dövüşsünler›› dedi. Yoav, ‹‹Olur, kalkıp dövüşsünler›› diye karşılık verdi. 
10O 002:015 Böylece Benyamin oymağından Saul oğlu İş-Boşetten yana olanlardan on iki kişiyle Davutun adamlarından on iki kişi kalkıp ileri atıldı. 
10O 002:016 Her biri karşıtının başından tuttuğu gibi kılıcını böğrüne sapladı; birlikte yere serildiler. Bu yüzden Givondaki o yere Helkat-Hassurim adı verildi. 
10O 002:017 O gün savaş çok çetin oldu. Davutun adamları Avnerle İsraillileri yenilgiye uğrattılar. 
10O 002:018 Seruyanın üç oğlu -Yoav, Avişay ve Asahel- de oradaydılar. Bir kır ceylanı kadar hızlı koşan Asahel 
10O 002:019 sağa sola sapmadan Avneri kovaladı. 
10O 002:020 Avner arkasına bakınca, ‹‹Asahel sen misin?›› diye sordu. Asahel, ‹‹Evet, benim›› diye karşılık verdi. 
10O 002:021 Avner, ‹‹Sağa ya da sola dön. Gençlerden birini yakala ve kendin için silahlarını al›› dedi. Ama Asahel Avneri kovalamaktan vazgeçmek istemedi. 
10O 002:022 Avner Asaheli bir daha uyardı: ‹‹Beni kovalamaktan vazgeç! Neden seni yere sereyim? Sonra kardeşin Yoavın yüzüne nasıl bakarım?›› 
10O 002:023 Asahel peşini bırakmayı reddedince Avner mızrağının arka ucuyla onu karnından vurdu. Mızrak Asahelin sırtından çıktı. Asahel orada düşüp öldü. Asahelin düşüp öldüğü yere varanların tümü orada durup beklediler. 
10O 002:024 Ama Yoavla Avişay Avneri kovalamayı sürdürdüler. Güneş batarken Givon kırsal bölgesine giden yolun üzerindeki Giaha bakan Amma Tepesine vardılar. 
10O 002:025 Benyaminliler Avnerin çevresinde toplanarak bir birlik oluşturdular. Bir tepenin başında durup beklediler. 
10O 002:026 Avner Yoava, ‹‹Kılıç sonsuza dek mi insanları yok etsin?›› diye seslendi, ‹‹Bu olayın acıyla sona ereceğini anlamıyor musun? Kardeşlerini kovalamaktan vazgeçmeleri için askerlere ne zaman buyruk vereceksin?›› 
10O 002:027 Yoav şöyle karşılık verdi: ‹‹Yaşayan Tanrının adıyla derim ki, seslenmeseydin askerler sabaha dek kardeşlerini kovalamaktan vazgeçmeyecekti.›› 
10O 002:028 Sonra Yoav boru çaldı. Herkes durdu. Bundan böyle İsrail halkını ne kovaladılar, ne de onlarla savaştılar. 
10O 002:029 Avnerle adamları bütün gece Arava Vadisinde yürüdüler. Şeria Irmağını geçerek Bitron yolundan Mahanayime vardılar. 
10O 002:030 Yoav Avneri kovalamaktan döndükten sonra orduyu topladı. Asahelden başka, Davutun adamlarından on dokuz kişi eksikti. 
10O 002:031 Oysa Davutun adamları Avneri destekleyen Benyaminlileri bozguna uğratıp üç yüz altmış kişiyi öldürmüşlerdi. 
10O 002:032 Yoav'la adamları Asahel'i götürüp Beytlehem'de babasının mezarına gömdüler. Sonra bütün gece yürüyerek gün doğumunda Hevron'a vardılar. 
10O 003:001 Saulun soyuyla Davutun soyu arasındaki savaş uzun sürdü. Davut giderek güçlenirken, Saulun soyu gitgide zayıf düşüyordu. 
10O 003:002 Davutun Hevronda doğan oğulları şunlardı: İlk oğlu Yizreelli Ahinoamdan Amnon, 
10O 003:003 ikincisi Karmelli Navalın dulu Avigayilden Kilav, üçüncüsü Geşur Kralı Talmayın kızı Maakadan Avşalom, 
10O 003:004 dördüncüsü Hagitten Adoniya, beşincisi Avitalın oğlu Şefatya, 
10O 003:005 altıncısı Davutun eşi Egladan Yitream. Davutun bu oğullarının hepsi Hevronda doğdular. 
10O 003:006 Saulun soyuyla Davutun soyu arasındaki savaş sürerken, Avner Saulun soyu arasında güçleniyordu. 
10O 003:007 Saulun Aya kızı Rispa adında bir cariyesi vardı. Bir gün İş-Boşet Avnere, ‹‹Neden babamın cariyesiyle yattın?›› diye sordu. 
10O 003:008 İş-Boşetin sorusuna çok öfkelenen Avner şu karşılığı verdi: ‹‹Ben Yahuda tarafına geçen bir köpek başı mıyım? Bugün bile baban Saulun ailesine, kardeşlerine, dostlarına bağlıyım. Seni Davutun eline teslim etmedim. Ama bugün bu kadın yüzünden beni suçluyorsun. 
10O 003:009 -10 79220 RAB krallığı Saulun soyundan alıp Dandan Beer-Şevaya kadar uzanan İsrail ve Yahudada Davutun krallığını kuracağına ant içti. Ben de bunu Davut için yapmazsam Tanrı bana aynısını, hatta daha kötüsünü yapsın!›› 
10O 003:011 İş-Boşet Avnerden korktuğu için ona başka bir şey söyleyemedi. 
10O 003:012 Avner kendi adına Davuta ulaklar gönderip şöyle dedi: ‹‹Ülke kimin ülkesi? Benimle bir antlaşma yap; o zaman İsrailin tümünün sana bağlanması için ben de senden yana olurum.›› 
10O 003:013 Davut, ‹‹İyi›› diye yanıtladı, ‹‹Seninle bir antlaşma yaparım. Yalnız senden şunu istiyorum: Beni görmeye geldiğinde Saulun kızı Mikalı da getir. Yoksa beni görmeyeceksin.›› 
10O 003:014 Öte yandan Davut Saul oğlu İş-Boşete de ulaklar aracılığıyla şu haberi gönderdi: ‹‹Yüz Filistlinin sünnet derisi karşılığında nişanlandığım karım Mikalı bana ver.›› 
10O 003:015 Bunun üzerine İş-Boşet, kadının kocası Layiş oğlu Paltielden alınıp getirilmesi için adamlar gönderdi. 
10O 003:016 Kocası kadını ağlaya ağlaya Bahurime kadar izledi; sonra Avner ona, ‹‹Geri dön›› deyince döndü. 
10O 003:017 Avner İsrailin ileri gelenleriyle görüşüp onlara şöyle demişti: ‹‹Siz bir süredir Davutun kralınız olmasını istiyorsunuz. 
10O 003:018 Şimdi bunu gerçekleştirin! Çünkü RAB, Davut hakkında, ‹Halkım İsraili kulum Davut aracılığıyla Filistlilerin ve bütün düşmanlarının elinden kurtaracağım› demişti.›› 
10O 003:019 Avner Benyaminlilerle de görüştü, İsrailin ve bütün Benyamin halkının uygun gördüğü her şeyi Davuta bildirmek üzere Hevrona gitti. 
10O 003:020 Avner yirmi kişiyle birlikte Hevrona, Davutun yanına vardı. Davut Avnerle yanındakilere bir şölen verdi. 
10O 003:021 Avner Davuta, ‹‹Hemen gidip bütün İsrail halkını efendim kralın yanına toplayayım›› dedi, ‹‹Öyle ki, seninle bir antlaşma yapsınlar. Sen de dilediğin her yeri yönetebilesin.›› Bunun üzerine Davut Avneri yoluna gönderdi. O da esenlikle gitti. 
10O 003:022 Tam o sırada Davutun adamlarıyla Yoav, bir baskından dönmüş, yanlarında birçok yağmalanmış mal getirmişlerdi. Ama Avner Hevronda Davutun yanında değildi. Çünkü Davut onu göndermiş, o da esenlikle gitmişti. 
10O 003:023 Yoavla yanındaki bütün askerler Hevrona vardığında, Ner oğlu Avnerin krala geldiğini, kralın onu gönderdiğini, onun da esenlikle gittiğini Yoava bildirdiler. 
10O 003:024 Yoav krala gidip, ‹‹Ne yaptın?›› dedi, ‹‹Baksana Avner ayağına kadar gelmiş! Neden onu salıverdin? Çoktan gitmiş! 
10O 003:025 Ner oğlu Avneri tanırsın; seni kandırmak, nereye gidip geldiğini, neler yaptığını öğrenmek için gelmiştir.›› 
10O 003:026 Davutun yanından çıkan Yoav, Avnerin arkasından ulaklar gönderdi. Ulaklar Avneri Sira Sarnıcından geri getirdiler. Davut ise bundan habersizdi. 
10O 003:027 Avner Hevrona dönünce, Yoav onunla özel bir görüşme yapmak bahanesiyle, onu kent kapısına çekti. Kardeşi Asahelin kanını döktüğü için, Avneri orada karnından vurup öldürdü. 
10O 003:028 Davut bu haberi işitince şöyle dedi: ‹‹RABbin önünde ben de, krallığım da Ner oğlu Avnerin kanından sonsuza dek suçsuzuz. 
10O 003:029 Bu suçun sorumlusu Yoavla babasının bütün soyu olsun. Yoavın soyundan irinli, deri hastalığına yakalanmış, koltuk değneğine dayanan, kılıçla öldürülen, açlık çeken kişiler hiç eksik olmasın!›› 
10O 003:030 Böylece Yoavla kardeşi Avişay, Givondaki savaşta kardeşleri Asaheli öldüren Avneri öldürdüler. 
10O 003:031 Sonra Davut Yoavla yanındakilere şu buyruğu verdi: ‹‹Giysilerinizi yırtıp çula sarının ve Avnerin ölüsü önünde yas tutun!›› Kral Davut da cenazenin ardısıra yürüdü. 
10O 003:032 Avneri Hevronda gömdüler. Kral, Avnerin mezarı başında hıçkıra hıçkıra ağladı. Oradaki herkes de ağladı. 
10O 003:033 Sonra kral, Avner için şu ağıtı yaktı:  ‹‹Avner, bir budala gibi mi ölmeliydi? 
10O 003:034 Ellerin bağlı değildi, ayaklarına zincir vurulmamıştı.<br />Ama sen kötülerin önünde düşen biri gibi düştün!›› 
10O 003:035 Halk Davutun yanına varıp akşam olmadan bir şeyler yemesi için üstelediyse de, Davut ant içerek şöyle dedi: ‹‹Güneş batmadan ekmek ya da başka herhangi bir şey tatmayacağım. Yoksa Tanrı bana aynısını, hatta daha kötüsünü yapsın!›› 
10O 003:036 Herkes bunu benimsedi ve kralın yaptığı her şeyden hoşnut oldukları gibi, bundan da hoşnut oldular. 
10O 003:037 Ner oğlu Avnerin öldürülmesinde kralın parmağı olmadığını o gün bütün İsrail halkı anladı. 
10O 003:038 Kral adamlarına, ‹‹Bugün İsrailde bir önderin, büyük bir adamın öldüğünü bilmiyor musunuz?›› dedi, 
10O 003:039 ‹‹Meshedilmiş bir kral olduğum halde bugün güçsüzüm. Seruya'nın oğulları benden daha zorlu. RAB kötülük edene yaptığı kötülüğe göre karşılık versin!›› 
10O 004:001 Avnerin Hevronda öldürüldüğünü duyan Saul oğlu İş-Boşet korkuya kapıldı. Bütün İsrail halkı da dehşet içindeydi. 
10O 004:002 Saul oğlu İş-Boşetin iki akıncı önderi vardı; bunlar Benyamin oymağından Beerotlu Rimmonun oğullarıydı. Birinin adı Baana, öbürününki Rekavdı. -Beerot Benyamin oymağından sayılırdı. 
10O 004:003 Beerotlular Gittayime kaçmışlardı. Yabancı olan bu halk bugün de orada gurbette yaşıyor.- 
10O 004:004 Saul oğlu Yonatanın Mefiboşet adında bir oğlu vardı; iki ayağı da topaldı. Saulla Yonatanın ölüm haberi Yizreelden ulaştığında, Mefiboşet beş yaşındaydı. Dadısı onu alıp kaçmıştı. Ne var ki, aceleyle kaçmaya çalışırken çocuk düşüp sakatlanmıştı. 
10O 004:005 Beerotlu Rimmonun oğulları Rekavla Baana yola koyuldular. Öğle sıcağında İş-Boşetin evine vardıklarında İş-Boşet uzanmış dinlenmekteydi. 
10O 004:006 -7 79570 Buğday alacakmış gibi yaparak eve girdiler. O sırada İş-Boşet yatak odasında yatağında uzanıyordu. Adamlar İş-Boşetin karnını deşip öldürdüler. Başını gövdesinden ayırıp yanlarına aldılar. Rekavla kardeşi Baana kaçıp bütün gece Arava yolundan ilerlediler. 
10O 004:008 İş-Boşetin başını Hevronda Kral Davuta getirip, ‹‹İşte seni öldürmek isteyen düşmanın Saulun oğlu İş-Boşetin başı!›› dediler, ‹‹RAB bugün Sauldan ve onun soyundan efendimiz kralın öcünü aldı.›› 
10O 004:009 -10 79590 Ama Davut Beerotlu Rimmonun oğulları Rekavla kardeşi Baanaya şöyle karşılık verdi: ‹‹Beni her türlü sıkıntıdan kurtaran yaşayan RAB adıyla derim ki, iyi haber getirdiğini sanarak bana Saulun öldüğünü bildiren adamı yakalayıp Ziklakta yaşamına son verdim. Getirdiği iyi haber için verdiğim ödül buydu! 
10O 004:011 Doğru birini evinde, yatağında öldüren kötü kişilerin ölümü çok daha kesindir! Şimdi sizi yeryüzünden yok ederek onun öcünü sizden almayacak mıyım?›› 
10O 004:012 Sonra adamlarına buyruk verdi. İki kardeşi öldürüp ellerini, ayaklarını kestiler ve Hevron'daki havuzun yanına astılar. İş-Boşet'in başını ise götürüp Hevron'da Avner'in mezarına gömdüler. 
10O 005:001 İsrailin bütün oymakları Hevronda bulunan Davuta gelip şöyle dediler: ‹‹Biz senin etin, kemiğiniz. 
10O 005:002 Geçmişte Saul kralımızken, savaşta İsraile komuta eden sendin. RAB sana, ‹Halkım İsraili sen güdecek, onlara sen önder olacaksın› diye söz verdi.›› 
10O 005:003 İsrailin bütün ileri gelenleri Hevrona, Kral Davutun yanına gelince, kral RABbin önünde orada onlarla bir antlaşma yaptı. Onlar da Davutu İsrail Kralı olarak meshettiler. 
10O 005:004 Davut otuz yaşında kral oldu ve kırk yıl krallık yaptı. 
10O 005:005 Hevronda yedi yıl altı ay Yahudaya, Yeruşalimde otuz üç yıl bütün İsraile ve Yahudaya krallık yaptı. 
10O 005:006 Kral Davutla adamları Yeruşalimde yaşayan Yevuslulara saldırmak için yola çıktılar. Yevuslular Davuta, ‹‹Sen buraya giremezsin, körlerle topallar bile seni geri püskürtebilir›› dediler. ‹‹Davut buraya giremez›› diye düşünüyorlardı. 
10O 005:007 Ne var ki, Davut Siyon Kalesini ele geçirdi. Daha sonra bu kaleye ‹‹Davut Kenti›› adı verildi. 
10O 005:008 Davut o gün adamlarına şöyle demişti: ‹‹Yevusluları kim yenilgiye uğratırsa Davutun nefret ettiği şu ‹Topallarla körlere› su kanalından ulaşmalı!›› ‹‹Körlerle topallar saraya giremeyecek›› denmesinin nedeni işte budur. 
10O 005:009 Bundan sonra Davut ‹‹Davut Kenti›› adını verdiği kalede oturmaya başladı. Çevredeki bölgeyi, Millodan içeriye doğru uzanan bölümü inşa etti. 
10O 005:010 Davut giderek güçleniyordu. Çünkü Her Şeye Egemen Tanrı RAB onunlaydı. 
10O 005:011 Sur Kralı Hiram Davuta ulaklar, sedir kütükleri, marangozlar ve taşçılar gönderdi. Bu adamlar Davut için bir saray yaptılar. 
10O 005:012 Böylece Davut RABbin kendisini İsrail Kralı atadığını ve halkı İsrailin hatırı için krallığını yücelttiğini anladı. 
10O 005:013 Davut Hevrondan ayrıldıktan sonra Yeruşalimde kendine daha birçok cariye ve karı aldı. Davutun erkek ve kız çocukları oldu. 
10O 005:014 Davutun Yeruşalimde doğan çocuklarının adları şunlardı: Şammua, Şovav, Natan, Süleyman, 
10O 005:015 Yivhar, Elişua, Nefek, Yafia, 
10O 005:016 Elişama, Elyada ve Elifelet. 
10O 005:017 Filistliler Davutun İsrail Kralı olarak meshedildiğini duyunca, bütün Filist ordusu onu aramak için yola çıktı. Bunu duyan Davut kaleye sığındı. 
10O 005:018 Filistliler gelip Refaim Vadisine yayılmışlardı. 
10O 005:019 Davut RABbe danıştı: ‹‹Filistlilere saldırayım mı? Onları elime teslim edecek misin?›› RAB Davuta, ‹‹Saldır›› dedi, ‹‹Onları kesinlikle eline teslim edeceğim.›› 
10O 005:020 Bunun üzerine Davut Baal-Perasime gidip orada Filistlileri bozguna uğrattı. Sonra, ‹‹Her şeyi yarıp geçen sular gibi, RAB düşmanlarımı önümden yarıp geçti›› dedi. Bundan ötürü oraya Baal-Perasim adı verildi. 
10O 005:021 Davutla adamları, Filistlilerin orada bıraktığı putları alıp götürdüler. 
10O 005:022 Filistliler bir kez daha gelip Refaim Vadisine yayıldılar. 
10O 005:023 Davut RABbe danıştı. RAB şöyle karşılık verdi: ‹‹Buradan saldırma! Onları arkadan çevirip pelesenk ağaçlarının önünden saldır. 
10O 005:024 Pelesenk ağaçlarının tepesinden yürüyüş sesi duyar duymaz, acele et. Çünkü ben Filist ordusunu bozguna uğratmak için önünsıra gitmişim demektir.›› 
10O 005:025 Davut RAB'bin kendisine buyurduğu gibi yaptı ve Filistliler'i Geva'dan Gezer'e kadar bozguna uğrattı. 
10O 006:001 Davut İsraildeki bütün seçme adamları topladı. Sayıları otuz bin kişiydi. 
10O 006:002 Böylece Davutla ordusu, sandığın üzerindeki Keruvlar arasında taht kuran Her Şeye Egemen RABbin adıyla anılan Tanrının Sandığını getirmek için Baale-Yahudaya gittiler. 
10O 006:003 -4 79890 Tanrının Sandığını Avinadavın tepedeki evinden alıp yeni bir arabaya koydular. Tanrının Sandığını taşıyan yeni arabayı Avinadavın oğulları Uzzayla Ahyo sürüyordu. Ahyo sandığın önünden yürüyordu. 
10O 006:005 Bu arada Davutla bütün İsrail halkı da RABbin önünde lir, çenk, tef, çıngırak ve ziller eşliğinde ezgiler okuyarak var güçleriylefç bu olayı kutluyorlardı. eşliğinde ezgiler okuyarak var güçleriyle›› (bkz. Septuaginta, Kumran, 1Ta.13:8), Masoretik metin ‹‹Çam ağacından yapılmış her türlü çalgılar, lir, çenk, tef, çıngırak ve ziller çalarak››. 
10O 006:006 Nakonun harman yerine vardıklarında öküzler tökezledi. Bu nedenle Uzza elini uzatıp Tanrının Sandığını tuttu. 
10O 006:007 RAB Tanrı saygısızca davranan Uzzaya öfkelenerek onu orada yere çaldı. Uzza Tanrının Sandığının yanında öldü. 
10O 006:008 Davut, RABbin Uzzayı cezalandırmasına öfkelendi. O günden bu yana oraya Peres-Uzza denilir. 
10O 006:009 Davut o gün RABden korkarak, ‹‹RABbin Sandığı nasıl olur da bana gelir?›› diye düşündü. 
10O 006:010 RABbin Sandığını Davut Kentine götürmek istemedi. Bunun yerine sandığı Gatlı Ovet-Edomun evine götürdü. 
10O 006:011 RABbin Sandığı Gatlı Ovet-Edomun evinde üç ay kaldı. RAB Ovet-Edomu ve bütün ailesini kutsadı. 
10O 006:012 ‹‹Tanrının Sandığından ötürü RAB Ovet-Edomun ailesini ve ona ait her şeyi kutsadı›› diye Kral Davuta bildirildi. Böylece Davut gidip Tanrının Sandığını Ovet-Edomun evinden Davut Kentine sevinçle getirdi. 
10O 006:013 RABbin Sandığını taşıyanlar altı adım atınca, Davut bir boğayla besili bir dana kurban etti. 
10O 006:014 Keten efod kuşanmış Davut, RABbin önünde var gücüyle oynuyordu. 
10O 006:015 Davutla bütün İsrail halkı, sevinç naraları ve boru sesi eşliğinde RABbin Sandığını getiriyorlardı. 
10O 006:016 RABbin Sandığı Davut Kentine varınca, Saulun kızı Mikal pencereden baktı. RABbin önünde oynayıp zıplayan Kral Davutu görünce, onu küçümsedi. 
10O 006:017 RABbin Sandığını getirip Davutun bu amaçla kurduğu çadırın içindeki yerine koydular. Davut RABbe yakmalık sunular ve esenlik sunuları sundu. 
10O 006:018 Yakmalık sunuları ve esenlik sunularını sunmayı bitirince, Her Şeye Egemen RABbin adıyla halkı kutsadı. 
10O 006:019 Ardından kadın erkek herkese, bütün İsrail topluluğuna birer somun ekmekle birer hurma ve üzüm pestili dağıttı. Sonra herkes evine döndü. 
10O 006:020 Davut ailesini kutsamak için eve döndüğünde, Saulun kızı Mikal onu karşılamaya çıktı. Davuta şöyle dedi: ‹‹İsrail Kralı bugün ne güzel bir ün kazandırdı kendine! Değersiz biri gibi, kullarının cariyeleri önünde soyundun.›› 
10O 006:021 Davut, ‹‹Baban ve bütün soyu yerine beni seçen ve halkı İsraile önder atayan RABbin önünde oynadım!›› diye karşılık verdi, ‹‹Evet, RABbin önünde oynayacağım. 
10O 006:022 Üstelik kendimi bundan daha da küçük düşüreceğim, hiçe sayacağım. Ama sözünü ettiğin o cariyeler beni onurlandıracaklar.›› 
10O 006:023 Saul'un kızı Mikal'ın ölene dek çocuğu olmadı. 
10O 007:001 Kral sarayına yerleşmişti. RAB de onu çevresindeki bütün düşmanlarından koruyarak rahata kavuşturdu. 
10O 007:002 O sırada kral, Peygamber Natana, ‹‹Bak, ben sedir ağacından yapılmış bir sarayda oturuyorum. Oysa Tanrının Sandığı bir çadırda duruyor!›› dedi. 
10O 007:003 Natan, ‹‹Git, tasarladığın her şeyi yap, çünkü RAB seninledir›› diye karşılık verdi. 
10O 007:004 O gece RAB Natana şöyle seslendi: 
10O 007:005 ‹‹Git, kulum Davuta şöyle de: ‹RAB diyor ki, oturmam için bana sen mi tapınak yapacaksın? 
10O 007:006 İsrail halkını Mısırdan çıkardığım günden bu yana konutta oturmadım. Bir çadırda orada burada konaklayarak dolaşıyordum. 
10O 007:007 İsraillilerle birlikte dolaştığım yerlerin herhangi birinde, halkım İsraili gütmesini buyurduğum İsrail önderlerinden birine, neden bana sedir ağacından bir konut yapmadınız diye hiç sordum mu?› ayetlerinde geçen İbranice ‹‹Beyt›› sözcüğü, ‹‹tapınak››, ‹‹konut›› ve ‹‹soy›› olarak çevrildi. 
10O 007:008 ‹‹Şimdi kulum Davuta şöyle diyeceksin: ‹Her Şeye Egemen RAB diyor ki, halkım İsraile önder olasın diye seni otlaklardan ve koyun gütmekten aldım. 
10O 007:009 Her nereye gittiysen seninleydim. Önünden bütün düşmanlarını yok ettim. Adını dünyadaki büyük adamların adı gibi büyük kılacağım. 
10O 007:010 -11 80180 Halkım İsrail için bir yurt sağlayıp onları oraya yerleştireceğim. Bundan böyle kendi yurtlarında otursunlar, bir daha rahatsız edilmesinler. Kötü kişiler de halkım İsraile hakimler atadığım günden bu yana yaptıkları gibi, bir daha onlara baskı yapmasınlar. Seni bütün düşmanlarından kurtarıp rahata kavuşturacağım. ‹‹ ‹RAB senin için bir soy yetiştireceğini belirtiyor: 
10O 007:012 Sen ölüp atalarına kavuşunca, senden sonra soyundan birini ortaya çıkarıp krallığını pekiştireceğim. 
10O 007:013 Adıma bir tapınak kuracak olan odur. Ben de onun krallığının tahtını sonsuza dek sürdüreceğim. 
10O 007:014 Ben ona baba olacağım, o da bana oğul olacak. Kötülük yapınca, onu insanların değneğiyle, insanların vuruşlarıyla yola getireceğim. 
10O 007:015 Ama senin önünden kaldırdığım Sauldan esirgediğim sevgiyi hiçbir zaman esirgemeyeceğim. 
10O 007:016 Soyun ve krallığın sonsuza dek önümde duracak; tahtın sonsuza dek sürecektir.› ›› 
10O 007:017 Böylece Natan bütün bu sözleri ve görümleri Davuta aktardı. 
10O 007:018 Bunun üzerine Kral Davut gelip RABbin önünde oturdu ve şöyle dedi: ‹‹Ey Egemen RAB, ben kimim, ailem nedir ki, beni bu duruma getirdin? 
10O 007:019 Ey Egemen RAB, sanki bu yetmezmiş gibi, kulunun soyunun geleceği hakkında da söz verdin. Ey Egemen RAB, insanlarla hep böyle mi ilgilenirsin? 
10O 007:020 Ben sana başka ne diyebilirim ki! Çünkü, ey Egemen RAB, kulunu tanıyorsun. 
10O 007:021 Sözünün hatırı için ve isteğin uyarınca bu büyüklüğü gösterdin ve kuluna bildirdin. 
10O 007:022 ‹‹Yücesin, ey Egemen RAB! Bir benzerin yok, senden başka Tanrı da yok! Bunu kendi kulaklarımızla duyduk. 
10O 007:023 Halkın İsraile benzer tek bir ulus yok dünyada. Kendi halkın olsun diye onları kurtarmaya gittin. Çünkü onlar için de, ülken için de büyük ve görkemli işler yapmakla ün saldın. Mısırdan kendin için kurtardığın halkın önünden ulusları ve tanrılarını kovdun. 
10O 007:024 Halkın İsraili sonsuza dek kendi halkın olarak benimsedin ve sen de, ya RAB, onların Tanrısı oldun. 
10O 007:025 ‹‹Şimdi, ya RAB Tanrı, kuluna ve onun soyuna ilişkin verdiğin sözü sonsuza dek tut, sözünü yerine getir. 
10O 007:026 Öyle ki, insanlar, ‹Her Şeye Egemen RAB İsrailin Tanrısıdır!› diyerek adını sonsuza dek yüceltsinler ve kulun Davutun soyu da önünde sürsün. 
10O 007:027 ‹‹Ey Her Şeye Egemen RAB, İsrailin Tanrısı! ‹Senin için bir soy çıkaracağım› diye kuluna açıkladın. Bundan dolayı kulun sana bu duayı etme yürekliliğini buldu. 
10O 007:028 Ey Egemen RAB, sen Tanrısın! Sözlerin gerçektir ve kuluna bu iyi sözü verdin. 
10O 007:029 Şimdi önünde sonsuza dek sürmesi için kulunun soyunu kutsamanı diliyorum. Çünkü, ey Egemen RAB, sen böyle söz verdin ve kulunun soyu kutsamanla sonsuza dek kutlu kılınacak.›› 
10O 008:001 Bir süre sonra Davut Filistlileri yenip boyunduruğu altına aldı ve Meteg-Ammayı Filistlilerin yönetiminden çıkardı. 
10O 008:002 Moavlıları da bozguna uğrattı. Onları yere yatırıp iple ölçtü. Ölçtüğü iki sırayı öldürdü, bir bütün sırayı sağ bıraktı. Moavlılar Davutun haraç ödeyen köleleri oldular. 
10O 008:003 Davut Fırata kadar krallığını yeniden kurmaya giden Sova Kralı Rehov oğlu Hadadezeri de yendi. 
10O 008:004 Bin yedi yüz atlısıyla yirmi bin yaya askerini ele geçirdi. Yüz savaş arabası için gereken atların dışındaki bütün atları da sakatladı. 
10O 008:005 Sova Kralı Hadadezere yardıma gelen Şam Aramlılarından yirmi iki bin kişiyi öldürdü. 
10O 008:006 Sonra Şam Aramlılarının ülkesine askeri birlikler yerleştirdi. Onlar da Davutun haraç ödeyen köleleri oldular. RAB Davutu gittiği her yerde zafere ulaştırdı. 
10O 008:007 Davut Hadadezerin komutanlarının taşıdığı altın kalkanları alıp Yeruşalime götürdü. 
10O 008:008 Ayrıca Hadadezerin yönetimindeki Betah ve Berotay kentlerinden bol miktarda tunç aldı. 
10O 008:009 Hama Kralı Toi, Davutun Hadadezerin bütün ordusunu bozguna uğrattığını duydu. 
10O 008:010 Toi Kral Davutu selamlamak ve Hadadezerle savaşıp yendiği için onu kutlamak üzere oğlu Yoramı ona gönderdi. Çünkü Toi Hadadezerle sürekli savaşmıştı. Yoram Davuta altın, gümüş, tunç armağanlar getirdi. 
10O 008:011 -12 80470 Kral Davut bu armağanları yendiği bütün uluslardan -Aram, Moav, Ammonlular, Filistliler ve Amaleklilerden- ele geçirdiği altın ve gümüşle birlikte RABbe adadı. Bunun yanısıra Sova Kralı Rehov oğlu Hadadezerden yağmalanan altınla gümüşü de RABbe adadı. 
10O 008:013 Davut Tuz Vadisinde on sekiz bin Edomlu öldürüp dönünce üne kavuştu. 
10O 008:014 Edomun her yanına askeri birlikler yerleştirdi. Edomluların tümü Davutun köleleri oldular. RAB Davutu gittiği her yerde zafere ulaştırdı. 
10O 008:015 Bütün İsrailde krallık yapan Davut halkına doğruluk ve adalet sağladı. 
10O 008:016 Seruya oğlu Yoav ordu komutanı, Ahilut oğlu Yehoşafat devlet tarihçisiydi. 
10O 008:017 Ahituv oğlu Sadokla Aviyatar oğlu Ahimelek kâhin, Seraya yazmandı. 
10O 008:018 Yehoyada oğlu Benaya Keretliler'le Peletliler'in komutanıydı. Davut'un oğullarıysa kâhindi. 
10O 009:001 Davut, ‹‹Saulun ailesinden daha sağ kalan, Yonatanın hatırı için iyilik edebileceğim kimse var mı?›› diye sordu. 
10O 009:002 Saulun ailesinin Siva adında bir hizmetkârı vardı. Onu Davutun yanına çağırdılar. Kral, ‹‹Siva sen misin?›› diye sordu. Siva, ‹‹Evet, ben kulunum›› diye yanıtladı. 
10O 009:003 Kral, ‹‹Saulun ailesinden sağ kalan kimse yok mu?›› diye sordu, ‹‹Tanrının iyiliğini ona göstereyim.›› Siva, ‹‹Yonatanın iki ayağı sakat bir oğlu var›› diye yanıtladı. 
10O 009:004 Kral, ‹‹Nerede o?›› diye sordu. Siva, ‹‹Ammiel oğlu Makirin Lo-Devardaki evinde›› diye karşılık verdi. 
10O 009:005 Böylece Kral Davut, Lo-Devardan Ammiel oğlu Makirin evinden onu yanına getirtti. 
10O 009:006 Saul oğlu Yonatan oğlu Mefiboşet, Davutun yanına gelince, onun önünde yere kapandı. Davut, ‹‹Mefiboşet!›› diye seslendi. Mefiboşet, ‹‹Evet, ben kulunum›› diye yanıtladı. 
10O 009:007 Davut ona, ‹‹Korkma!›› dedi, ‹‹Çünkü baban Yonatanın hatırı için, sana kesinlikle iyilik edeceğim. Atan Saulun bütün toprağını sana geri vereceğim. Ve sen her zaman soframda yemek yiyeceksin.›› 
10O 009:008 Mefiboşet yere kapanıp şöyle dedi: ‹‹Kulun ne ki, benim gibi ölmüş bir köpekle ilgileniyorsun?›› 
10O 009:009 Kral Davut, Saulun hizmetkârı Sivayı çağırtıp, ‹‹Önceden efendin Saul ile ailesine ait her şeyi torunu Mefiboşete verdim›› dedi, 
10O 009:010 ‹‹Sen, oğulların ve kölelerin onun için toprağı işleyip ürünü getireceksiniz. Öyle ki, efendinizin torununun yiyecek gereksinimi sağlansın. Efendinin torunu Mefiboşet her zaman benim soframda yemek yiyecektir.›› Sivanın on beş oğlu ve yirmi kölesi vardı. 
10O 009:011 Siva, ‹‹Efendim kralın buyurduğu her şeyi yapacağım›› dedi. Mefiboşet kralın çocuklarından biri gibi onun sofrasında yemek yedi. 
10O 009:012 Mefiboşetin Mika adında küçük bir oğlu vardı. Sivaya bağlı herkes Mefiboşete hizmet ediyordu. 
10O 009:013 İki ayağı sakat Mefiboşet hep kralın sofrasında yemek yediğinden Yeruşalim'de oturuyordu. 
10O 010:001 Bir süre sonra Ammon Kralı öldü, yerine oğlu Hanun kral oldu. 
10O 010:002 Davut, ‹‹Babası bana iyilik ettiği gibi ben de Nahaş oğlu Hanuna iyilik edeceğim›› diye düşünerek, babasının ölümünden dolayı baş sağlığı dilemek için Hanuna görevliler gönderdi. Davutun görevlileri Ammonluların ülkesine varınca, 
10O 010:003 Ammon önderleri, efendileri Hanuna şöyle dediler: ‹‹Davut sana bu adamları gönderdi diye babana saygı duyduğunu mu sanıyorsun? Davut, kenti araştırmak, casusluk etmek, yıkmak için adamlarını sana gönderdi.›› 
10O 010:004 Bunun üzerine Hanun Davutun görevlilerini yakalattı. Sakallarının yarısını tıraş edip giysilerinin kalçayı kapatan kesimini ortadan kesti ve onları öylece gönderdi. 
10O 010:005 Davut bunu duyunca, onları karşılamak üzere adamlar gönderdi. Çünkü görevliler çok utanıyorlardı. Kral, ‹‹Sakalınız uzayıncaya dek Erihada kalın, sonra dönün›› diye buyruk verdi. 
10O 010:006 Ammonlular, Davutun nefretini kazandıklarını anlayınca, haber gönderip Beytrehov ve Sovadan yirmi bin Aramlı yaya asker, Maaka Kralıyla bin adamını ve Tov halkından on iki bin adamı kiraladılar. 
10O 010:007 Davut bunu duyunca, Yoavı ve güçlü adamlardan oluşan bütün ordusunu onlara karşı gönderdi. 
10O 010:008 Ammonlular çıkıp kent kapısında savaş düzeni aldılar. Aramlı Sovayla Rehov, Tov halkı ve Maakanın adamları da kırda savaş düzenine girdiler. 
10O 010:009 Önde, arkada düşman birliklerini gören Yoav, İsrailin iyi askerlerinden bazılarını seçerek Aramlılara karşı yerleştirdi. 
10O 010:010 Geri kalan birlikleri de kardeşi Avişayın komutasına vererek Ammonlulara karşı yerleştirdi. 
10O 010:011 Yoav, ‹‹Aramlılar benden güçlü çıkarsa, yardımıma gelirsin›› dedi, ‹‹Ama Ammonlular senden güçlü çıkarsa, ben sana yardıma gelirim. 
10O 010:012 Güçlü ol! Halkımızın ve Tanrımızın kentleri uğruna yürekli olalım! RAB gözünde iyi olanı yapsın.›› 
10O 010:013 Yoavla yanındakiler Aramlılara karşı savaşmak için ileri atılınca, Aramlılar onlardan kaçtı. 
10O 010:014 Onların kaçıştığını gören Ammonlular da Avişaydan kaçarak kente girdiler. Bunun üzerine Yoav Ammonlularla savaşmaktan vazgeçerek Yeruşalime gitti. 
10O 010:015 İsraillilerin önünde bozguna uğradıklarını gören Aramlılar bir araya geldiler. 
10O 010:016 Hadadezer, haber gönderip Fırat Irmağının karşı yakasındaki Aramlıları çağırttı. Aramlılar Hadadezerin ordu komutanı Şovakın komutasında Helama gittiler. 
10O 010:017 Davut bunu duyunca, bütün İsrail ordusunu topladı. Şeria Irmağını geçerek Helama vardılar. Aramlılar Davuta karşı düzen alarak onunla savaştılar. 
10O 010:018 Ne var ki, Aramlılar İsraillilerin önünden kaçtılar. Davut onlardan yedi yüz savaş arabası sürücüsü ile kırk bin atlı asker öldürdü. Hadadezerin ordu komutanı Şovakı da vurdu. Şovak savaş alanında öldü. 
10O 010:019 Hadadezer'in buyruğundaki kralların hepsi bozguna uğradıklarını görünce, İsrailliler'le barış yaparak onlara boyun eğdiler. Aramlılar bundan böyle Ammonlular'a yardım etmekten kaçındılar. 
10O 011:001 İlkbaharda, kralların savaşa gittiği dönemde, Davut kendi subaylarıyla birlikte Yoavı ve bütün İsrail ordusunu savaşa gönderdi. Onlar Ammonluları yenilgiye uğratıp Rabba Kentini kuşatırken, Davut Yeruşalimde kalıyordu. 
10O 011:002 Bir akşamüstü Davut yatağından kalktı, sarayın damına çıkıp gezinmeye başladı. Damdan yıkanan bir kadın gördü. Kadın çok güzeldi. 
10O 011:003 Davut onun kim olduğunu öğrenmek için birini gönderdi. Adam, ‹‹Kadın Eliamın kızı Hititli Uriyanın karısı Bat-Şevadır›› dedi. 
10O 011:004 Davut kadını getirmeleri için ulaklar gönderdi. Kadın Davutun yanına geldi. Davut aybaşı kirliliğinden yeni arınmış olan kadınla yattı. Sonra kadın evine döndü. 
10O 011:005 Gebe kalan kadın Davuta, ‹‹Gebe kaldım›› diye haber gönderdi. 
10O 011:006 Bunun üzerine Davut Hititli Uriyayı kendisine göndermesi için Yoava haber yolladı. Yoav da Uriyayı Davuta gönderdi. 
10O 011:007 Uriya yanına varınca, Davut Yoavın, ordunun ve savaşın durumunu sordu. 
10O 011:008 Sonra Uriyaya, ‹‹Evine git, rahatına bak›› dedi. Uriya saraydan çıkınca, kral ardından bir armağan gönderdi. 
10O 011:009 Ne var ki, Uriya evine gitmedi, efendisinin bütün adamlarıyla birlikte sarayın kapısında uyudu. 
10O 011:010 Davut Uriyanın evine gitmediğini öğrenince, ona, ‹‹Yolculuktan geldin. Neden evine gitmedin?›› diye sordu. 
10O 011:011 Uriya, ‹‹Sandık da, İsraillilerle Yahudalılar da çardaklarda kalıyor›› diye karşılık verdi, ‹‹Komutanım Yoavla efendimin adamları kırlarda konaklıyor. Bu durumda nasıl olur da ben yiyip içmek, karımla yatmak için evime giderim? Yaşamın hakkı için, böyle bir şeyi kesinlikle yapmayacağım.›› 
10O 011:012 Bunun üzerine Davut, ‹‹Bugün de burada kal, yarın seni göndereceğim›› dedi. Uriya o gün de, ertesi gün de Yeruşalimde kaldı. 
10O 011:013 Davut Uriyayı çağırdı. Onu sarhoş edene dek yedirip içirdi. Akşam olunca Uriya efendisinin adamlarıyla birlikte uyumak üzere yattığı yere gitti. Yine evine gitmedi. 
10O 011:014 Sabahleyin Davut Yoava bir mektup yazıp Uriya aracılığıyla gönderdi. 
10O 011:015 Mektupta şöyle yazdı: ‹‹Uriyayı savaşın en şiddetli olduğu cepheye yerleştir ve yanından çekil ki, vurulup ölsün.›› 
10O 011:016 Böylece Yoav kenti kuşatırken Uriyayı yiğit adamların bulunduğunu bildiği yere yerleştirdi. 
10O 011:017 Kent halkı çıkıp Yoavın askerleriyle savaştı. Davutun askerlerinden ölenler oldu. Hititli Uriya da ölenler arasındaydı. 
10O 011:018 Yoav savaşla ilgili ayrıntılı haberleri Davuta iletmek üzere bir ulak gönderdi. 
10O 011:019 Ulağı şöyle uyardı: ‹‹Sen savaşla ilgili ayrıntılı haberleri krala iletmeyi bitirdikten sonra, 
10O 011:020 kral öfkelenip sana şunu sorabilir: ‹Onlarla savaşmak için kente neden o kadar çok yaklaştınız? Surdan ok atacaklarını bilmiyor muydunuz? 
10O 011:021 Yerubbeşet oğlu Avimeleki kim öldürdü? Teveste surun üstünden bir kadın üzerine bir değirmen üst taşını atıp onu öldürmedi mi? Öyleyse niçin sura o kadar çok yaklaştınız?› O zaman, ‹Kulun Hititli Uriya da öldü› dersin.›› 
10O 011:022 Ulak yola koyuldu. Davutun yanına varınca, Yoavın kendisine söylediklerinin tümünü ona iletti. 
10O 011:023 ‹‹Adamlar bizden üstün çıktılar›› dedi, ‹‹Kentten çıkıp bizimle kırda savaştılar. Ama onları kent kapısına kadar geri püskürttük. 
10O 011:024 Bunun üzerine okçular adamlarına surdan ok attılar. Kralın adamlarından bazıları öldü; kulun Hititli Uriya da öldü.›› 
10O 011:025 Davut ulağa şöyle dedi: ‹‹Yoava de ki, ‹Bu olay seni üzmesin! Savaşta kimin öleceği belli olmaz. Kente karşı saldırınızı güçlendirin ve kenti yerle bir edin!› Bu sözlerle onu yüreklendir.›› 
10O 011:026 Uriyanın karısı, kocasının öldüğünü duyunca, onun için yas tuttu. 
10O 011:027 Yas süresi geçince, Davut onu sarayına getirtti. Kadın Davut'un karısı oldu ve ona bir oğul doğurdu. Ancak, Davut'un bu yaptığı RAB'bin hoşuna gitmedi. 
10O 012:001 RAB Natanı Davuta gönderdi. Natan Davutun yanına gelince ona, ‹‹Bir kentte biri zengin, öbürü yoksul iki adam vardı›› dedi, 
10O 012:002 ‹‹Zengin adamın birçok koyunu, sığırı vardı. 
10O 012:003 Ama yoksul adamın satın alıp beslediği küçük bir dişi kuzudan başka bir hayvanı yoktu. Kuzu adamın yanında, çocuklarıyla birlikte büyüdü. Adamın yemeğinden yer, tasından içer, koynunda uyurdu. Yoksulun kızı gibiydi. 
10O 012:004 Derken, zengin adama bir yolcu uğradı. Adam gelen konuğa yemek hazırlamak için kendi koyunlarından, sığırlarından birini almaya kıyamadığından yoksulun kuzusunu alıp yolcuya yemek hazırladı.›› 
10O 012:005 Zengin adama çok öfkelenen Davut Natana, ‹‹Yaşayan RABbin adıyla derim ki, bunu yapan ölümü hak etmiştir!›› dedi, 
10O 012:006 ‹‹Bunu yaptığı ve acımadığı için kuzuya karşılık dört katını ödemeli.›› 
10O 012:007 Bunun üzerine Natan Davuta, ‹‹O adam sensin!›› dedi, ‹‹İsrailin Tanrısı RAB diyor ki, ‹Ben seni İsraile kral olarak meshettim ve Saulun elinden kurtardım. 
10O 012:008 Sana efendinin evini verdim, karılarını da koynuna verdim. İsrail ve Yahuda halkını da sana verdim. Bu az gelseydi, sana daha neler neler verirdim! 
10O 012:009 Öyleyse neden RABbin gözünde kötü olanı yaparak, onun sözünü küçümsedin? Hititli Uriyayı kılıçla öldürdün, Ammonluların kılıcıyla canına kıydın. Karısını da kendine eş olarak aldın. 
10O 012:010 Bundan böyle, kılıç senin soyundan sonsuza dek eksik olmayacak. Çünkü beni küçümsedin ve Hititli Uriyanın karısını kendine eş olarak aldın.› 
10O 012:011 ‹‹RAB şöyle diyor: ‹Sana kendi soyundan kötülük getireceğim. Senin gözünün önünde karılarını alıp bir yakınına vereceğim; güpegündüz karılarının koynuna girecek. 
10O 012:012 Evet, sen o işi gizlice yaptın, ama ben bunu bütün İsrail halkının gözü önünde güpegündüz yapacağım!› ›› 
10O 012:013 Davut, ‹‹RABbe karşı günah işledim›› dedi. Natan, ‹‹RAB günahını bağışladı, ölmeyeceksin›› diye karşılık verdi, 
10O 012:014 ‹‹Ama sen bunu yapmakla, RABbin düşmanlarının Onu küçümsemesine neden oldun. Bu yüzden doğan çocuğun kesinlikle ölecek.›› 
10O 012:015 Bundan sonra Natan evine döndü. RAB Uriyanın karısının Davuttan doğan çocuğunun hastalanmasına neden oldu. 
10O 012:016 Davut çocuk için Tanrıya yalvarıp oruç tuttu; evine gidip gecelerini yerde yatarak geçirdi. 
10O 012:017 Sarayın ileri gelenleri onu yerden kaldırmaya geldiler. Ama Davut kalkmak istemedi, onlarla yemek de yemedi. 
10O 012:018 Yedinci gün çocuk öldü. Davutun görevlileri çocuğun öldüğünü Davuta bildirmekten çekindiler. Çünkü, ‹‹Çocuk daha yaşarken onunla konuştuk ama bizi dinlemedi›› diyorlardı, ‹‹Şimdi çocuğun öldüğünü ona nasıl söyleriz? Kendisine zarar verebilir!›› 
10O 012:019 Davut görevlilerinin fısıldaştığını görünce, çocuğun öldüğünü anladı. Onlara, ‹‹Çocuk öldü mü?›› diye sordu. ‹‹Evet, öldü›› dediler. 
10O 012:020 Bunun üzerine Davut yerden kalktı. Yıkandı, güzel kokular sürünüp giysilerini değiştirdi. RABbin Tapınağına gidip tapındı. Sonra evine döndü ve yemek istedi. Önüne konan yemeği yedi. 
10O 012:021 Hizmetkârları, ‹‹Neden böyle davranıyorsun?›› diye sordular, ‹‹Çocuk yaşarken oruç tuttun, ağladın; ama ölünce kalkıp yemek yemeye başladın.›› 
10O 012:022 Davut şöyle yanıtladı: ‹‹Çocuk yaşarken oruç tutup ağladım. Çünkü, ‹Kim bilir, RAB bana lütfeder de çocuk yaşar› diye düşünüyordum. 
10O 012:023 Ama çocuk öldü. Artık neden oruç tutayım? Onu geri getirebilir miyim ki? Ben onun yanına gideceğim, ama o bana geri dönmeyecek.›› 
10O 012:024 -25 81360 Davut karısı Bat-Şevayı avuttu. Yanına girip onunla yattı. Bat-Şeva bir oğul doğurdu. Çocuğun adını Süleyman koydu. Çocuğu seven RAB Peygamber Natan aracılığıyla haber gönderdi ve hatırı için çocuğun adını Yedidyah koydu. gelir. 
10O 012:026 Bu sırada Ammonluların Rabba Kentine karşı savaşı sürdüren Yoav, saray semtini ele geçirdi. 
10O 012:027 Sonra Davuta ulaklar göndererek, ‹‹Rabba Kentine karşı savaşıp su kaynaklarını ele geçirdim›› dedi, 
10O 012:028 ‹‹Şimdi sen ordunun geri kalanlarını topla, kenti kuşatıp ele geçir; öyle ki, kenti ben ele geçirmeyeyim ve kent adımla anılmasın.›› 
10O 012:029 Davut bütün askerlerini toplayıp Rabba Kentine gitti, kente karşı savaşıp ele geçirdi. 
10O 012:030 Ammon Kralının başındaki tacı aldı. Değerli taşlarla süslü, ağırlığı bir talantfı altını bulan tacı Davutun başına koydular. Davut kentten çok miktarda mal yağmalayıp götürdü. 
10O 012:031 Orada yaşayan halkı dışarı çıkarıp testereyle, demir kazma ve baltayla yapılan işlerde, tuğla yapımında çalıştırdı. Davut bunu bütün Ammon kentlerinde uyguladı. Sonra bütün ordusuyla birlikte Yeruşalim'e döndü. 
10O 013:001 Davutun oğlu Avşalomun Tamar adında güzel bir kızkardeşi vardı. Davutun başka bir oğlu, Amnon Tamara gönül verdi. 
10O 013:002 Amnon üvey kızkardeşi Tamar yüzünden yatağa düşecek kadar üzüntüye kapıldı. Çünkü Tamar erden bir kızdı ve Amnon ona bir şey yapmayı olanaksız görüyordu. 
10O 013:003 Amnonun Davutun kardeşi Şimanın oğlu Yonadav adında çok akıllı bir arkadaşı vardı. 
10O 013:004 Yonadav Amnona, ‹‹Ey kral oğlu, neden böyle her sabah üzgün görünüyorsun?›› diye sordu, ‹‹Bana anlatamaz mısın?›› Amnon, ‹‹Üvey kardeşim Avşalomun kızkardeşi Tamara gönül verdim›› diye yanıtladı. 
10O 013:005 Yonadav, ‹‹Yatağa yat ve hastaymış gibi yap›› dedi, ‹‹Baban seni görmeye gelince ona şöyle dersin: ‹Lütfen kızkardeşim Tamar gelip bana yiyecek versin. Yemeği önümde hazırlasın ki, ona bakayım, elinden yiyeyim.› ›› 
10O 013:006 Böylece Amnon yatağa yatıp hastaymış gibi yaptı. Kral onu görmeye gelince, Amnon, ‹‹Lütfen kızkardeşim Tamar gelip önümde iki gözleme hazırlasın da elinden yiyeyim›› dedi. 
10O 013:007 Davut, sarayda yaşayan Tamara, ‹‹Haydi kardeşin Amnonun evine gidip ona yiyecek hazırla›› diye haber gönderdi. 
10O 013:008 Tamar yatmakta olan kardeşi Amnonun evine gitti. Hamur alıp yoğurdu, önünde gözleme yapıp pişirdi. 
10O 013:009 Tavayı alıp gözlemeyi önüne koyduysa da Amnon yemek istemedi. ‹‹Yanımdan herkesi çıkarın›› diye buyruk verdi. Herkes çıktı. 
10O 013:010 Sonra Amnon Tamara, ‹‹Yemeği yatak odama getir de, elinden yiyeyim›› dedi. Tamar hazırladığı gözlemeleri kardeşi Amnonun yatak odasına götürdü. 
10O 013:011 Yesin diye yemeği ona yaklaştırınca, Amnon Tamarı yakalayarak, ‹‹Gel, benimle yat, kızkardeşim›› dedi. 
10O 013:012 Ama Tamar, ‹‹Hayır, kardeşim, beni zorlama!›› dedi, ‹‹İsrailde böyle şey yapılmamalıdır! Bu iğrençliği yapma! 
10O 013:013 Sonra ben utancımı nasıl üstümden atarım? Sense İsrailde alçak biri durumuna düşersin. Ne olur krala söyle; o beni senden esirgemez.›› 
10O 013:014 Ne var ki, Amnon Tamarı dinlemek istemedi. Daha güçlü olduğu için onunla zorla yattı. 
10O 013:015 Bundan sonra Amnon Tamardan öylesine nefret etti ki, ona duyduğu nefret, beslemiş olduğu sevgiden daha güçlüydü. Amnon Tamara, ‹‹Kalk, git!›› dedi. 
10O 013:016 Tamar, ‹‹Hayır›› dedi, ‹‹Çünkü beni kovman, bana yaptığın öbür kötülükten daha büyük bir kötülüktür.›› Ama Amnon onu dinlemek istemedi. 
10O 013:017 Hizmetindeki uşağı çağırıp, ‹‹Bu kadını yanımdan dışarı çıkar, ardından da kapıyı sürgüle›› dedi. 
10O 013:018 Uşak Tamarı dışarı çıkarıp ardından kapıyı sürgüledi. Tamar uzun kollu bir giysi giymişti. Kralın erden kızları böyle giyinirlerdi. 
10O 013:019 Tamar başına kül saçıp sırtındaki uzun kollu giysiyi yırttı. Elini başına koyup ağlaya ağlaya gitti. 
10O 013:020 Kardeşi Avşalom ona, ‹‹Seninle birlikte olan kardeşin Amnon muydu?›› diye sordu, ‹‹Haydi, kızkardeşim, sesini çıkarma. O senin üvey kardeşindir. Bu olayın üzerinde durma.›› Böylece Tamar, kardeşi Avşalomun evinde yalnız ve üzgün yaşadı. 
10O 013:021 Kral Davut olup bitenleri duyunca çok öfkelendi. 
10O 013:022 Avşalom ise Amnona iyi kötü hiçbir şey söylemedi. Kızkardeşi Tamara tecavüz ettiği için Amnondan nefret ediyordu. 
10O 013:023 Tam iki yıl sonra, Avşalom kralın bütün oğullarını kendi koyun kırkıcılarının bulunduğu Efrayim Kenti yakınındaki Baal-Hasora çağırdı. 
10O 013:024 Avşalom krala gelip, ‹‹Koyunlarımı kırktırıyorum›› dedi, ‹‹Lütfen kral ve görevlileri de kuluna katılsın.›› 
10O 013:025 Kral Davut, ‹‹Hayır, oğlum, hepimiz gelmeyelim, sana yük oluruz›› diye yanıtladı. Avşalom üstelediyse de kral gitmek istemedi, ama onu kutsadı. 
10O 013:026 Bunun üzerine Avşalom, ‹‹Öyleyse izin ver de kardeşim Amnon bizimle gelsin›› dedi. Kral, ‹‹Amnon neden seninle gelsin?›› diye sordu. 
10O 013:027 Ancak Avşalom üsteleyince, kral Amnonu ve bütün öbür oğullarını onunla gönderdi. 
10O 013:028 Avşalom hizmetkârlarına şöyle buyurdu: ‹‹Dinleyin! Amnonun şaraptan iyice keyiflendiği anı bekleyin. Size ‹Amnonu vurun› dediğim an onu öldürün. Korkmayın! Size buyruğu ben veriyorum. Güçlü ve yürekli olun!›› 
10O 013:029 Hizmetkârlar Avşalomun buyruğuna uyarak Amnonu öldürdüler. Kralın öbür oğulları katırlarına atlayıp kaçtılar. 
10O 013:030 Onlar yoldayken, Avşalomun kralın bütün oğullarını öldürdüğü, hiçbirinin sağ kalmadığı söylentisi Davuta ulaştı. 
10O 013:031 Kral kalkıp giysilerini yırttı, yere kapandı. Bütün görevlileri de, giysileri yırtılmış, yanıbaşındaydılar. 
10O 013:032 Davutun kardeşi Şimanın oğlu Yonadav şöyle dedi: ‹‹Efendim kral bütün oğullarının öldürüldüğünü sanmasın; yalnız Amnon öldü. Çünkü o üvey kızkardeşi Tamara tecavüz ettiği günden bu yana, Avşalom buna kararlıydı. 
10O 013:033 Onun için, ey efendim kral, bütün oğullarının öldüğü haberini dikkate alma; çünkü yalnız Amnon öldü.›› 
10O 013:034 Bu arada Avşalom kaçtı. Nöbetçi tepenin yamacındaki batı yolundan büyük bir kalabalığın geldiğini gördü. 
10O 013:035 Yonadav krala, ‹‹İşte oğulların geliyor! Kulunun dediği gibi oldu›› dedi. 
10O 013:036 O konuşmasını bitirir bitirmez, kralın oğulları oraya varıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladılar. Kral ve görevlileri de acı acı ağladılar. 
10O 013:037 Avşalom Geşur Kralı Ammihut oğlu Talmayın yanına kaçtı. Davut ise oğlu Amnon için sürekli yas tutuyordu. 
10O 013:038 Geşura kaçan Avşalom orada üç yıl kaldı. 
10O 013:039 Kral Davut Avşalom'un yanına gitmeyi çok istiyordu. Çünkü Amnon'un ölümü konusunda avuntu bulmuştu. 
10O 014:001 -2 81820 Kral Davutun Avşalomu özlediğini anlayan Seruya oğlu Yoav, birini gönderip Tekoada yaşayan bilge bir kadını getirtti. Yoav kadına, ‹‹Lütfen yasa bürün›› dedi, ‹‹Yas giysilerini giy. Yağ sürme ve ölü için günlerdir yas tutan bir kadın gibi davran. 
10O 014:003 Krala git ve ona söyleyeceklerimi ilet.›› Sonra kadına neler söyleyeceğini bildirdi. 
10O 014:004 Tekoalı kadın krala gitti. Önünde yüzüstü yere kapanarak, ‹‹Ey kral, yardım et!›› dedi. 
10O 014:005 Kral, ‹‹Neyin var?›› diye sordu. Kadın, ‹‹Ben zavallı dul bir kadınım›› diye yanıtladı, ‹‹Kocam öldü. 
10O 014:006 Ben kölenin iki oğlu vardı. İkisi tarlada kavgaya tutuştular. Orada onları ayıracak kimse yoktu. Biri öbürünü vurup öldürdü. 
10O 014:007 Şimdi bütün boy halkı cariyene karşı çıkıp, ‹Kardeşini öldüreni bize teslim et› diyor, ‹Öldürdüğü kardeşinin canına karşılık onu öldürelim. Böylece mirasçıyı da ortadan kaldırmış oluruz.› İşte geri kalan közümü de söndürecekler; yeryüzünde kocamın adını sürdürecek soy kalmayacak.›› 
10O 014:008 Kral, ‹‹Evine dön, ben davanla ilgili buyruk vereceğim›› dedi. 
10O 014:009 Tekoalı kadın, ‹‹Efendim kral, bu olayın suçlusu ben ve babamın ev halkı olsun›› dedi, ‹‹Kral ve tahtı suçsuz olsun.›› 
10O 014:010 Kral, ‹‹Kim sana bir şey derse, onu bana getir›› dedi, ‹‹Bir daha canını sıkmaz.›› 
10O 014:011 Kadın, ‹‹Öyleyse kral Tanrısı RABbin adına ant içsin de kanın öcünü alacak kişi yıkımı büyütmesin›› diye karşılık verdi, ‹‹Yoksa oğlumu yok edecekler.›› Kral, ‹‹Yaşayan RABbin adıyla derim ki, oğlunun saçının bir teline bile zarar gelmeyecektir›› dedi. 
10O 014:012 Kadın, ‹‹İzin ver de, efendim krala bir söz daha söyleyeyim›› dedi. Kral, ‹‹Söyle›› dedi. 
10O 014:013 Kadın konuşmasını şöyle sürdürdü: ‹‹Neden Tanrının halkına karşı böyle bir şey tasarladın? Kral böyle konuşmakla sanki kendini suçlu çıkarıyor. Çünkü sürgüne gönderdiği kişiyi geri getirmedi. 
10O 014:014 Hepimizin öleceği kesin, toprağa dökülüp yeniden toplanamayan su gibiyiz. Ama Tanrı can almaz; sürgüne gönderilen kişi kendisinden uzak kalmasın diye çözüm yolları düşünür. 
10O 014:015 ‹‹Halk beni korkuttuğu için efendim krala bunları söylemeye geldim. ‹Kralla konuşayım, belki kölesinin dileğini yerine getirir› diye düşündüm, 
10O 014:016 ‹Belki kral oğlumla beni öldürüp Tanrının halkından yoksun bırakmak isteyenin elinden kurtarmayı kabul eder.› 
10O 014:017 Efendim kralın sözü beni rahatlatsın dedim. Çünkü efendim kral iyiyi, kötüyü ayırt etmekte Tanrının meleği gibidir. Tanrın RAB seninle olsun!›› 
10O 014:018 Kral, ‹‹Sana bir soru soracağım, benden gerçeği saklama›› dedi. Kadın, ‹‹Efendim kral, buyur›› diye karşılık verdi. 
10O 014:019 Kral, ‹‹Bütün bunları seninle birlikte tasarlayan Yoav mı?›› diye sordu. Kadın şöyle yanıtladı: ‹‹Yaşamın hakkı için derim ki, ey efendim kral, hiçbir sorunu yanıtlamaktan kaçamam. Evet, bana buyruk veren ve kölene bütün bunları söyleten kulun Yoavdır. 
10O 014:020 Kulun Yoav duruma bir çözüm getirmek için yaptı bunu. Efendim, Tanrının bir meleği gibi bilgedir. Ülkede olup biten her şeyi bilir.›› 
10O 014:021 Bunun üzerine kral Yoava, ‹‹İstediğini yapacağım›› dedi, ‹‹Git, genç Avşalomu geri getir.›› 
10O 014:022 Yoav yüzüstü yere kapanarak onu kutsadı ve, ‹‹Ey efendim kral, bugün benden hoşnut olduğunu biliyorum, çünkü kulunun isteğini yaptın›› dedi. 
10O 014:023 Yoav hemen Geşura gidip Avşalomu Yeruşalime getirdi. 
10O 014:024 Ne var ki, kral, ‹‹Avşalom evine gitsin, yanıma gelmesin›› diye buyruk verdi. Bu yüzden Avşalom evine gitti; kralı görmedi. 
10O 014:025 Bütün İsrailde Avşalom kadar yakışıklılığı için övülen kimse yoktu; tepeden tırnağa kusursuz biriydi. 
10O 014:026 Avşalom saçını kestirdiği zaman tartardı. Saçı ona ağırlık verdiği için her yıl kestirirdi. Saçının ağırlığı krallık ölçüsüne göre iki yüz şekel çekerdi. 
10O 014:027 Avşalomun üç oğlu ve Tamar adında çok güzel bir kızı vardı. kg. 
10O 014:028 Avşalom kralı görmeden Yeruşalimde iki yıl yaşadı. 
10O 014:029 Sonra Yoavı krala göndermek için ona haber saldı. Ama Yoav gelmek istemedi. Avşalom ikinci kez haber gönderdi, Yoav yine gelmek istemedi. 
10O 014:030 Avşalom kullarına, ‹‹Bakın, Yoavın arpa tarlası benimkine bitişiktir›› dedi, ‹‹Gidin, tarlayı ateşe verin.›› Bunun üzerine gidip tarlayı ateşe verdiler. 
10O 014:031 Yoav kalkıp Avşalomun evine gitti. ‹‹Kulların neden tarlamı ateşe verdi?›› diye sordu. 
10O 014:032 Avşalom şöyle yanıtladı: ‹‹Bak, sana, ‹Buraya gel, seni krala göndereyim› diye haber yolladım. Ona şunları söylemeni isteyecektim: ‹Neden Geşurdan geldim? Orada kalsaydım benim için daha iyi olurdu. Artık kralı görmek istiyorum. Bir suçum varsa, beni öldürsün.› ›› 
10O 014:033 Bunun üzerine Yoav gidip Avşalom'un söylediklerini krala iletti. Kral Avşalom'u çağırttı. Avşalom kralın yanına gelip önünde yüzüstü yere kapandı. Kral da onu öptü. 
10O 015:001 Bundan sonra Avşalom kendisine bir savaş arabası, atlar ve önünde koşacak elli kişi hazırladı. 
10O 015:002 Sabah erkenden kalkıp kent kapısına giden yolun kenarında dururdu. Davasına baktırmak için krala gelen herkese seslenip, ‹‹Nerelisin?›› diye sorardı. Adam hangi İsrail oymağından geldiğini söylerdi. 
10O 015:003 Avşalom ona şöyle derdi: ‹‹Bak, ileri sürdüğün savlar doğru ve haklı. Ne var ki, kral adına seni dinleyecek kimse yok.›› 
10O 015:004 Sonra konuşmasını şöyle sürdürürdü: ‹‹Keşke kral beni ülkeye yargıç atasa! Davası ya da sorunu olan herkes bana gelse, ben de ona hakkını versem!›› 
10O 015:005 Biri önünde yüzüstü yere kapanmak üzere yaklaştı mı, Avşalom elini uzatıp adamı tutar, öperdi. 
10O 015:006 Davasına baktırmak için krala gelen İsraillilerin hepsine böyle davrandı. Böylelikle İsraillilerin gönlünü çeldi. 
10O 015:007 Dört yıl sonra Avşalom krala, ‹‹İzin ver de Hevrona gidip RABbe adağımı yerine getireyim›› dedi, 
10O 015:008 ‹‹Çünkü ben kulun Aramın Geşur Kentinde yaşarken, ‹RAB beni Yeruşalime geri getirirse, Ona Hevronda tapınacağım› diye adak adamıştım.›› Masoretik metin ‹‹Kırk yıl››. Masoretik metinde geçmemektedir. 
10O 015:009 -10 82220 Kral, ‹‹Esenlikle git›› dedi. Ne var ki, Hevrona giden Avşalom bütün İsrail oymaklarına gizlice ulaklar göndererek şöyle dedi: ‹‹Boru sesini duyar duymaz, ‹Avşalom Hevronda kral oldu› diyeceksiniz.›› 
10O 015:011 Yeruşalimden çağrılan iki yüz kişi olup bitenden haberleri olmaksızın, iyi niyetle Avşalomla birlikte gittiler. 
10O 015:012 Avşalom kurbanları keserken, Davutun danışmanı Gilolu Ahitofeli de Gilo Kentinden getirtti. Böylece ayaklanma güç kazandı. Çünkü Avşalomu izleyen halkın sayısı giderek çoğalıyordu. 
10O 015:013 Bir ulak gelip Davuta, ‹‹İsrailliler Avşaloma yürekten bağlandı›› dedi. 
10O 015:014 Bunun üzerine Davut Yeruşalimde kendisiyle birlikte olan bütün görevlilerine şöyle dedi: ‹‹Haydi kaçalım! Yoksa Avşalomdan kaçıp kurtulamayacağız. Hemen gidelim! Yoksa Avşalom ardımızdan çabucak yetişip bizi yıkıma uğratır. Kenti de kılıçtan geçirir.›› 
10O 015:015 Kralın görevlileri, ‹‹Efendimiz kral ne karar verirse yapmaya hazırız›› diye yanıtladılar. 
10O 015:016 Böylece kral ardısıra gelen bütün ev halkıyla birlikte yola koyuldu. Ancak saraya baksınlar diye on cariyesini orada bıraktı. 
10O 015:017 Kralla yanındakiler kentin en son evinde durdular. 
10O 015:018 Bütün kulları, Keretlilerle Peletliler kralın yanından geçtiler. Gattan ardısıra gelmiş olan altı yüz Gatlı asker de kralın önünden geçti. 
10O 015:019 Kral Gatlı İttaya, ‹‹Neden sen de bizimle geliyorsun?›› dedi, ‹‹Geri dön ve yeni kralla kal. Çünkü sen yurdundan sürülmüş bir yabancısın. 
10O 015:020 Daha dün geldin. Bugün nereye gideceğimi kendim bilmezken, seni de bizimle birlikte mi dolaştırayım? Kardeşlerinle birlikte geri dön. Tanrının sevgisi ve sadakati üzerinde olsun!›› 
10O 015:021 Ama İttay şöyle yanıtladı: ‹‹Efendim kral, yaşayan RABbin adıyla ve yaşamın hakkı için derim ki, ister yaşam, ister ölüm için olsun, sen neredeysen kulun ben de orada olacağım.›› 
10O 015:022 Davut İttaya, ‹‹Yürü, geç!›› dedi. Böylece Gatlı İttay yanındaki bütün adamları ve çocuklarıyla birlikte geçti. 
10O 015:023 Halk geçerken, bütün yöre halkı hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Kral Kidron Vadisini geçti. Halk da kırlara doğru ilerledi. 
10O 015:024 Kâhin Sadokla Tanrının Antlaşma Sandığını taşıyan Levililer de oradaydı. Tanrının Sandığını yere koydular. Bütün halk kentten çıkana dek Aviyatar sunular sundu. 
10O 015:025 Sonra kral, Sadoka, ‹‹Tanrının Sandığını kente geri götür›› dedi, ‹‹RAB benden hoşnut kalırsa, beni geri getirir, sandığı ve konduğu yeri bana gösterir. 
10O 015:026 Ama, ‹Senden hoşnut değilim› derse, işte buradayım, bana uygun gördüğünü yapsın.›› 
10O 015:027 Kral Kâhin Sadokla konuşmasını şöyle sürdürdü: ‹‹Sen bilici değil misin? Oğlun Ahimaası ve Aviyatar oğlu Yonatanı yanına al; Aviyatarla birlikte esenlikle kente dönün. 
10O 015:028 Sizden aydınlatıcı bir haber alana dek ben kırda, ırmağın sığ yerinde bekleyeceğim.›› 
10O 015:029 Böylece Sadokla Aviyatar Tanrının Sandığını Yeruşalime geri götürüp orada kaldılar. ‹‹Bakın››. 
10O 015:030 Davut ağlaya ağlaya Zeytin Dağına çıkıyordu. Başı örtülüydü, yalınayak yürüyordu. Yanındaki herkesin başı örtülüydü ve ağlayarak dağa çıkıyorlardı. 
10O 015:031 O sırada biri Davuta, ‹‹Ahitofel Avşalomdan yana olan suikastçıların arasında›› diye bildirdi. Bunun üzerine Davut, ‹‹Ya RAB, Ahitofelin öğüdünü boşa çıkar›› diye dua etti. 
10O 015:032 Davut Tanrıya tapılan tepenin doruğuna varınca, Arklı Huşay giysisi yırtılmış, başı toz toprak içinde onu karşıladı. 
10O 015:033 Davut ona, ‹‹Benimle birlikte gelirsen, bana yük olursun›› dedi, 
10O 015:034 ‹‹Ama kente döner ve Avşaloma, ‹Ey kral, senin kulun olacağım; geçmişte babana nasıl kulluk ettiysem, şimdi de sana öyle kulluk edeceğim› dersen, Ahitofelin öğüdünü benim için boşa çıkarırsın. 
10O 015:035 Kâhin Sadok ile Kâhin Aviyatar orada seninle birlikte olacaklar. Kralın sarayında duyduğun her şeyi onlara bildir. 
10O 015:036 Sadok oğlu Ahimaas ile Aviyatar oğlu Yonatan da oradalar. Bütün duyduklarınızı onların aracılığıyla bana iletebilirsiniz.›› 
10O 015:037 Böylece Davut'un dostu Huşay Yeruşalim'e gitti. Tam o sırada Avşalom da kente giriyordu. 
10O 016:001 Davut tepenin doruğunu biraz geçince, Mefiboşetin hizmetkârı Siva palan vurulmuş ve üzerlerine iki yüz ekmek, yüz salkım kuru üzüm, yüz tane taze meyve ve bir tulum şarap yüklü iki eşekle onu karşıladı. 
10O 016:002 Kral, Sivaya, ‹‹Bunları niçin getirdin?›› diye sordu. Siva, ‹‹Eşekler kral ailesinin binmesi, ekmekle taze meyve hizmetkârların yemesi, şarapsa kırda yorgun düşenlerin içmesi için›› diye yanıtladı. 
10O 016:003 Kral, ‹‹Efendin Saulun torunu nerede?›› diye sordu. Siva, ‹‹Yeruşalimde kalıyor›› diye yanıtladı, ‹‹Çünkü ‹İsrail halkı bugün atamın krallığını bana geri verecek› diye düşünüyor.›› 
10O 016:004 Kral, ‹‹Mefiboşetin her şeyi senindir›› dedi. Siva, ‹‹Önünde eğilirim, efendim kral! Dilerim her zaman benden hoşnut kalırsın›› dedi. 
10O 016:005 Kral Davut Bahurime vardığında, Saul ailesinin geldiği boydan Gera oğlu Şimi adında biri lanetler okuyarak ortaya çıktı. 
10O 016:006 Bütün askerler ve koruyucular Kral Davutun sağında, solunda olmasına karşın, Şimi Davutla askerlerini taşlıyordu. 
10O 016:007 Şimi lanetler okuyarak, ‹‹Çekil git, ey eli kanlı, alçak adam!›› diyordu, 
10O 016:008 ‹‹RAB, yerine kral olduğun Saul ailesinin dökülen kanlarının karşılığını sana verdi. RAB krallığı oğlun Avşaloma verdi. Sen eli kanlı bir adam olduğun için bu yıkıma uğradın!›› 
10O 016:009 Seruya oğlu Avişay krala, ‹‹Bu ölü köpek neden efendim krala lanet okusun?›› dedi, ‹‹İzin ver de gidip başını uçurayım.›› 
10O 016:010 Ama kral, ‹‹Bu sizin işiniz değil, ey Seruya oğulları!›› dedi, ‹‹RAB ona, ‹Davuta lanet oku› dediği için lanet okuyorsa, kim, ‹Bunu neden yapıyorsun› diye sorabilir?›› 
10O 016:011 Sonra Davut Avişayla askerlerine, ‹‹Öz oğlum beni öldürmeye çalışırken, şu Benyaminlinin yaptığına şaşmamalı›› dedi, ‹‹Bırakın onu, lanet okusun, çünkü ona böyle yapmasını RAB buyurmuştur. 
10O 016:012 Belki RAB sıkıntımı görür de, bugün okunan lanetlerin karşılığını iyilikle verir.›› 
10O 016:013 Davutla adamları yollarına devam ettiler. Davutun karşısında, dağın yamacında yürüyen Şimi, giderken ona lanet okuyor, taş, toprak atıyordu. 
10O 016:014 Gidecekleri yere yorgun argın varan kralla yanındaki halk orada dinlendiler. 
10O 016:015 Avşalomla İsrail halkı Yeruşalime girmişlerdi. Ahitofel de Avşalomla birlikteydi. 
10O 016:016 Davutun dostu Arklı Huşay, Avşalomun yanına varınca, ‹‹Yaşasın kral! Yaşasın kral!›› diye bağırdı. 
10O 016:017 Avşalom Huşaya, ‹‹Dostuna bağlılığın bu mu? Neden dostunla gitmedin?›› diye sordu. 
10O 016:018 Huşay, ‹‹Hayır›› diye yanıtladı, ‹‹Ben RABbin, bu halkın ve bütün İsraillilerin seçtiği kişiden yana olacağım, onun yanında kalacağım. 
10O 016:019 Üstelik Davut oğlu Avşalomdan başka kime hizmet edeceğim? Babana nasıl hizmet ettiysem, sana da öyle hizmet edeceğim.›› 
10O 016:020 Avşalom Ahitofele, ‹‹Ne yapmalıyız, bize öğüt ver›› dedi. 
10O 016:021 Ahitofel, ‹‹Babanın saraya bakmak için bıraktığı cariyelerle yat›› diye karşılık verdi, ‹‹Böylece bütün İsrail babanın nefretini kazandığını duyacak ve seni destekleyenlerin tümü kendilerini daha da güçlenmiş bulacaklar.›› 
10O 016:022 Sarayın damında Avşalom için bir çadır kurdular. Avşalom bütün İsraillilerin gözü önünde babasının cariyelerinin yanına girdi. 
10O 016:023 O günlerde Ahitofel'in verdiği öğüt, Tanrı sözünü ileten bir adamınki gibiydi. Davut da, Avşalom da onun öğüdünü öyle kabul ederlerdi. 
10O 017:001 Ahitofel Avşaloma şöyle dedi: ‹‹İzin ver de on iki bin kişi seçeyim, bu gece kalkıp Davutun peşine düşeyim. 
10O 017:002 Davut yorgun ve güçsüzken ona saldırıp gözünü korkutayım. Yanındakilerin hepsi kaçacaktır. Ben de yalnız Kral Davutu öldürürüm. 
10O 017:003 Sonra bütün halkı sana geri getiririm. Halkın dönmesi, öldürmek istediğin adamın ölümüne bağlıdır. Böylece halk da esenlikte olur.›› 
10O 017:004 Bu öğüt Avşalomu ve İsrail ileri gelenlerini hoşnut etti. 
10O 017:005 Avşalom, ‹‹Arklı Huşayı da çağırın, neler söyleyeceğini duyalım›› dedi. 
10O 017:006 Huşay gelince Avşalom, ‹‹Ahitofel bu öğüdü verdi›› dedi, ‹‹Onun öğüdüne uyalım mı? Yoksa, sen öğüt ver.›› 
10O 017:007 Huşay Avşaloma, ‹‹Bu kez Ahitofelin verdiği öğüt iyi değil›› dedi, 
10O 017:008 ‹‹Baban Davutla adamlarının güçlü savaşçılar olduklarını biliyorsun. Kırda yavrularından yoksun bırakılmış bir ayı gibi öfkeliler. Baban deneyimli bir savaşçıdır, geceyi askerlerle geçirmez. 
10O 017:009 Şu anda ya bir mağarada ya da başka bir yerde gizlenmiştir. Davut askerlerine karşı ilk saldırıyı yapınca, bunu her duyan, ‹Avşalomu destekleyenler arasında kırım var› diyecek. 
10O 017:010 O zaman aslan yürekli yiğitler bile korkuya kapılacak. Çünkü bütün İsrailliler babanın güçlü, yanındakilerin de yiğit olduğunu bilir. 
10O 017:011 ‹‹Onun için sana öğüdüm şu: Dandan Beer-Şevaya kadar, kıyıların kumu kadar olan İsrailliler çevrene toplansın, sen de savaşa katıl. 
10O 017:012 O zaman gizlendiği yerlerden birinde Davutun üstüne yürürüz; yeryüzüne düşen çiy gibi üzerine gideriz. Onu da, yanındakilerin hiçbirini de yaşatmayız. 
10O 017:013 Eğer bir kente çekilirse, İsrailliler o kente halatlar getirir, tek bir taş kalmayıncaya dek kenti vadiye indiririz.›› 
10O 017:014 Avşalomla İsrailliler, ‹‹Arklı Huşayın öğüdü Ahitofelin öğüdünden daha iyi›› dediler. Çünkü RAB, Avşalomu yıkıma uğratmak için, Ahitofelin iyi öğüdünü boşa çıkarmayı tasarlamıştı. 
10O 017:015 Huşay Kâhin Sadokla Kâhin Aviyatara şöyle dedi: ‹‹Ahitofel Avşaloma ve İsrailin ileri gelenlerine böyle öğüt verdi, bense şöyle öğüt verdim. 
10O 017:016 Şimdi siz Davuta hemen şu haberi gönderin: ‹Geceyi kırdaki ırmağın sığ yerinde geçirme, duraksamadan karşı yakaya geç; yoksa kral da yanındakilerin tümü de yok olabilir.› ›› 
10O 017:017 Bu sırada Yonatanla Ahimaas Eyn-Rogelde kalıyorlardı. Bir hizmetçi kız gidip onlara olup bitenleri haber veriyor, onlar da gidip duyduklarını Kral Davuta bildiriyorlardı. Çünkü kendileri kente girerken görünmeyi göze alamıyorlardı. 
10O 017:018 Ama bir genç onları görüp Avşaloma bildirdi. Bunun üzerine Yonatanla Ahimaas hemen oradan ayrılıp Bahurimde bir adamın evine gittiler. Evin avlusunda bir kuyu vardı. Yonatanla Ahimaas kuyuya indiler. 
10O 017:019 Adamın karısı bir örtü alıp kuyunun ağzına serdi. Bir şey belli olmasın diye örtünün üstüne başak yaydı. 
10O 017:020 Avşalomun görevlileri eve, kadının yanına varınca, ‹‹Ahimaasla Yonatan nerede?›› diye sordular. Kadın, ‹‹Irmağın karşı yakasına geçtiler›› diye yanıtladı. Avşalomun görevlileri onları aramaya gittiler; bulamayınca Yeruşalime döndüler. 
10O 017:021 Adamlar gittikten sonra, Ahimaasla Yonatan kuyudan çıktılar ve olup bitenleri bildirmek üzere Kral Davuta gittiler. Ona, ‹‹Haydi, hemen ırmağı geçin›› dediler, ‹‹Çünkü Ahitofel size karşı böyle öğüt verdi.›› 
10O 017:022 Bunun üzerine Davutla yanındaki bütün halk Şeria Irmağını çabucak geçti. Şafak söktüğünde Şeria Irmağını geçmeyen bir kişi bile kalmamıştı. 
10O 017:023 Ahitofel, verdiği öğüde uyulmadığını görünce, eşeğine palan vurdu; yola koyulup kentine, evine döndü. İşlerini düzene koyduktan sonra kendini astı. Ölüsünü babasının mezarına gömdüler. 
10O 017:024 Davut Mahanayime vardığı sırada Avşalomla yanındaki İsrail askerleri Şeria Irmağını geçtiler. 
10O 017:025 Avşalom Yoavın yerine Amasayı ordu komutanı atamıştı. Amasa Yitra adında bir İsmailinin oğluydu. Annesi Nahaşın kızı Avigayildi; Yoavın annesi Seruyanın kızkardeşiydi. 
10O 017:026 Avşalomla İsrailliler Gilat bölgesinde ordugah kurdular. Masoretik metin ‹‹İsrailli››. 
10O 017:027 Davut Mahanayim'e vardığında, Ammonlular'ın Rabba Kenti'nden Nahaş oğlu Şovi, Lo-Devarlı Ammiel oğlu Makir ve Rogelim'den Gilatlı Barzillay ona yataklar, taslar, toprak kaplar getirdiler. Ayrıca Davut'la yanındakilerin yemesi için buğday, arpa, un, kavrulmuş buğday, bakla, mercimek, bal, tereyağı, inek peyniri ve koyun da getirdiler. ‹‹Halk kırda yorulmuştur, aç ve susuzdur›› diye düşünmüşlerdi. 
10O 018:001 Davut kendini destekleyen askerleri bir araya topladı. Onlara binbaşılar ve yüzbaşılar atadı. 
10O 018:002 Sonra orduyu Seruya oğlu Yoavın, kardeşi Avişayın ve Gatlı İttayın denetiminde üç kol halinde gönderdi. Kral askerlere, ‹‹Ben de sizinle birlikte gideceğim›› dedi. 
10O 018:003 Ancak askerler, ‹‹Bizimle gelmemelisin›› diye karşılık verdiler, ‹‹Çünkü kaçmak zorunda kalırsak düşmanlarımız bizi umursamaz; yarımız ölse bile umursamazlar. Sen bizim gibi on bin adama değersin. Sen kentten bize yardım et, daha iyi.›› 
10O 018:004 Kral, ‹‹Gözünüzde iyi olanı yapacağım›› dedi. Adamları yüzer ve biner kişilik birlikler halinde kentten çıkarken kral kapının yanında duruyordu. 
10O 018:005 Kral, Yoava, Avişaya ve İttaya, ‹‹Benim hatırım için genç Avşaloma sert davranmayın›› diye buyurdu. Bütün askerler kralın komutanlara Avşaloma ilişkin buyruk verdiğini duydular. 
10O 018:006 Davutun ordusu İsraillilerle savaşmak üzere tarlalara çıktı. Savaş Efrayim Ormanında başladı. 
10O 018:007 İsrail ordusu Davutun adamları önünde yenilgiye uğradı. Büyük bir kırım oldu. O gün yirmi bin kişi öldü. 
10O 018:008 Savaş her yana yayıldı. O gün ormanda yok olanların sayısı kılıçtan geçirilenlerin sayısından daha çoktu. 
10O 018:009 Avşalom ansızın Davutun adamlarıyla karşılaştı. Avşalom katıra binmişti. Katır büyük bir yabanıl fıstık ağacının sık dalları altından geçerken, Avşalomun başı dallara takıldı. Katır yoluna devam edince, Avşalom havada asılı kaldı. 
10O 018:010 Adamlardan biri bunu gördü. Yoava, ‹‹Avşalomu bir yabanıl fıstık ağacına asılı gördüm›› diye bildirdi. 
10O 018:011 Yoav, haberi verene, ‹‹Onu gördün mü? Neden onu orada öldürmedin? Sana on parça gümüşle bir kemer verirdim›› dedi. 
10O 018:012 Ama adam, ‹‹Elime bin parça gümüş saysan bile, kralın oğluna elimi kaldırmam›› diye yanıtladı, ‹‹Çünkü kralın sana, Avişaya ve İttaya, ‹Benim hatırım için genç Avşalomu koruyun› diye buyruk verdiğini duyduk. 
10O 018:013 Oysa Avşalomu öldürseydim -hiçbir şey kraldan gizli kalmaz- o zaman sen de beni savunmazdın.›› 
10O 018:014 Yoav, ‹‹Seninle böyle vakit kaybedemem›› dedi. Üç kargı aldı, yabanıl fıstık ağacında asılı duran ve hâlâ sağ olan Avşalomun yüreğine sapladı. 
10O 018:015 Bunun üzerine Yoavın silahlarını taşıyan on genç Avşalomun çevresini sarıp onu öldürdüler. 
10O 018:016 Yoav boru çaldırınca, askerler İsraillileri kovalamayı bırakıp geri döndüler. Yoav onların savaşı sürdürmelerine engel oldu. 
10O 018:017 Yoavın askerleri Avşalomu alıp ormanda derin bir çukura attılar; üzerine büyük bir taş yığını yaptılar. Bütün İsrailliler evlerine kaçtılar. 
10O 018:018 Avşalom daha sağken bir direk alıp kendisi için Kral Vadisine dikmişti. Çünkü, ‹‹Adımı anımsatacak bir oğlum yok›› diye düşünmüştü. Direğe kendi adını vermişti. Bu direk bugün de Avşalom Anıtı diye bilinir. 
10O 018:019 Sadok oğlu Ahimaas Yoava, ‹‹İzin ver de koşup krala RABbin onu düşmanlarının elinden kurtardığını haber vereyim›› dedi. 
10O 018:020 Yoav, ‹‹Olmaz, bugün haberi götüren sen olmayacaksın›› dedi, ‹‹Başka bir zaman haber götürürsün, ama bugün değil. Çünkü kralın oğlu öldü.›› 
10O 018:021 Sonra bir Kûşluya, ‹‹Sen git, gördüklerini krala bildir›› dedi. Kûşlu Yoavın önünde yere kapandı, sonra koşmaya başladı. 
10O 018:022 Ama Sadok oğlu Ahimaas yine, ‹‹Ne olursa olsun, izin ver, ben de Kûşlunun ardısıra koşayım›› dedi. Yoav, ‹‹Oğlum, neden koşmak istiyorsun?›› dedi, ‹‹Sana ödül kazandıracak bir haberin yok ki!›› 
10O 018:023 Ahimaas, ‹‹Ne olursa olsun koşacağım›› diye karşılık verdi. Yoav, ‹‹Koş öyleyse›› dedi. Böylece Ahimaas Şeria Ovası yolundan koşarak Kûşluyu geçti. 
10O 018:024 Davut kentin iç ve dış kapıları arasında oturuyordu. Nöbetçi surun yanındaki kapının tepesine çıktı. Çevreye göz gezdirince, tek başına koşan birini gördü. 
10O 018:025 Krala seslenerek gördüğünü bildirdi. Kral, ‹‹Tek başına geliyorsa, iyi haber getiriyor demektir›› dedi. Adam gitgide yaklaşıyordu. 
10O 018:026 Nöbetçi koşan başka birini görünce, kapıcıya, ‹‹İşte tek başına koşan bir adam daha!›› diye seslendi. Kral, ‹‹O da iyi haber getiriyor›› dedi. 
10O 018:027 Nöbetçi, ‹‹Sanırım birinci adamın koşuşu Sadok oğlu Ahimaasın koşuşuna benziyor›› dedi. Kral, ‹‹Ahimaas iyi adamdır›› diye karşılık verdi, ‹‹İyi haberle gelir.›› 
10O 018:028 Ahimaas krala, ‹‹Her şey yolunda!›› diye seslendi. Kralın önünde yüzüstü yere kapanarak, ‹‹Efendimiz krala el kaldıranları teslim eden Tanrın RABbe övgüler olsun!›› dedi. 
10O 018:029 Kral, ‹‹Genç Avşalom güvenlikte mi?›› diye sordu. Ahimaas şöyle yanıtladı: ‹‹Yoav kralın hizmetkârı Kûşluyla beni gönderdiği sırada büyük bir karışıklık gördüm, ama ne olduğunu anlamadım.›› 
10O 018:030 Kral, ‹‹Bir yana çekilip burada bekle›› dedi. Ahimaas da çekilip beklemeye başladı. 
10O 018:031 Tam o sırada Kûşlu geldi. ‹‹Efendimiz krala müjde!›› dedi, ‹‹Bugün RAB sana karşı bütün ayaklananların elinden seni kurtardı.›› 
10O 018:032 Kral Kûşluya, ‹‹Genç Avşalom güvenlikte mi?›› diye sordu. Kûşlu, ‹‹Efendimiz kral!›› diye yanıtladı, ‹‹Düşmanlarının ve kötü amaçla sana karşı ayaklananların hepsinin sonu bu gencin sonu gibi olsun.›› 
10O 018:033 Kral sarsıldı. Giriş kapısının üstündeki odaya çıkıp ağladı. Giderken, ‹‹Ah oğlum Avşalom! Ah oğlum, oğlum Avşalom!›› diye inliyordu, ‹‹Keşke senin yerine ben ölseydim, oğlum! Ah oğlum Avşalom!›› 
10O 019:001 Yoava, ‹‹Kral Davut Avşalom için ağlayıp yas tutuyor›› diye bildirdiler. 
10O 019:002 O gün zafer ordu için yasa dönüştü. Çünkü kralın oğlu için acı çektiğini duymuşlardı. 
10O 019:003 Bu yüzden askerler, savaş kaçakları gibi, o gün kente utanarak girdiler. 
10O 019:004 Kral ise yüzünü örtmüş, yüksek sesle, ‹‹Ah oğlum Avşalom! Avşalom, oğlum, oğlum!›› diye bağırıyordu. 
10O 019:005 Yoav kralın bulunduğu odaya giderek ona şöyle dedi: ‹‹Bugün senin canını, oğullarının, kızlarının, eşlerinin, cariyelerinin canlarını kurtaran adamlarının hepsini utandırdın. 
10O 019:006 Çünkü senden nefret edenleri seviyor, seni sevenlerden nefret ediyorsun: Bugün komutanlarının ve adamlarının senin gözünde değersiz olduğunu gösterdin. Evet, bugün anladım ki, Avşalom sağ kalıp hepimiz ölseydik senin için daha iyi olurdu! 
10O 019:007 ‹‹Haydi kalk, gidip adamlarını yüreklendir! RABbin adıyla ant içerim ki, gitmezsen bu gece bir kişi bile seninle kalmayacak. Bu da, gençliğinden şimdiye dek başına gelen yıkımların tümünden daha kötü olacak.›› 
10O 019:008 Bunun üzerine kral gidip kentin kapısında oturdu. Bütün askerlere, ‹‹İşte kral kentin kapısında oturuyor›› diye haber salındı. Onlar da kralın yanına geldiler. Bu arada İsrailliler evlerine kaçmışlardı. 
10O 019:009 İsrail oymaklarından olan herkes birbiriyle tartışıyor ve, ‹‹Kral bizi düşmanlarımızın elinden kurtardı›› diyordu, ‹‹Bizi Filistlilerin elinden kurtaran da odur. Şimdiyse Avşalom yüzünden ülkeyi bırakıp kaçtı. 
10O 019:010 Bizi yönetmesi için meshettiğimiz Avşalomsa savaşta öldü. Öyleyse neden kralı geri getirme konusunda susup duruyorsunuz?›› 
10O 019:011 Kral Davut Kâhin Sadokla Kâhin Aviyatara şu haberi gönderdi: ‹‹Yahudanın ileri gelenlerine deyin ki, ‹Bütün İsrailde konuşulanlar kralın konutuna dek ulaştığına göre, kralı sarayına geri getirmekte siz neden sonuncu oluyorsunuz? 
10O 019:012 Siz kardeşlerimsiniz; etim, kemiğimsiniz! Kralı geri getirmekte neden en son siz davranıyorsunuz?› 
10O 019:013 ‹‹Amasaya da şöyle deyin: ‹Sen etim, kemiğimsin! Seni Yoavın yerine ordunun sürekli komutanı atamazsam, Tanrı bana aynısını, hatta daha kötüsünü yapsın!› ›› 
10O 019:014 Böylece Davut bütün Yahudalıları derinden etkiledi. Yahudalılar krala, ‹‹Bütün adamlarınla birlikte dön!›› diye haber gönderdiler. 
10O 019:015 Kral dönüp Şeria Irmağına vardı. Yahudalılar kralı karşılamak ve Şeria Irmağından geçirmek için Gilgala geldiler. 
10O 019:016 Bahurimden Benyaminli Gera oğlu Şimi de Kral Davutu karşılamak için Yahudalılarla birlikte çıkageldi. 
10O 019:017 Yanında Benyamin oymağından bin kişi vardı. Saul evinin hizmetkârı Siva da on beş oğlu ve yirmi kölesiyle birlikte hemen Şeria Irmağına, kralın yanına geldi. 
10O 019:018 Kralın ev halkını karşıya geçirmek ve onun istediğini yapmak için ırmağın sığ yerinden karşı yakaya geçtiler. Kral Şeria Irmağını geçmek üzereydi ki, Gera oğlu Şimi kendini onun önüne attı. 
10O 019:019 Krala, ‹‹Efendim, beni suçlu sayma›› dedi, ‹‹Ey efendim kral, Yeruşalimden çıktığın gün işlediğim suçu anımsama, göz önünde tutma. 
10O 019:020 Çünkü kulun günah işlediğini biliyor. Efendim kralı karşılamak için bugün bütün Yusuf soyundan ilk gelen benim.›› 
10O 019:021 Seruya oğlu Avişay, ‹‹Şimi öldürülmeli, çünkü RABbin meshettiği kişiye lanet okudu›› dedi. 
10O 019:022 Davut, ‹‹Ey Seruya oğulları, bu sizin işiniz değil!›› dedi, ‹‹Bugün bana düşman oldunuz. İsrailde bugün bir tek kişi öldürülmeyecek! İsrailin Kralı olduğumu bilmiyor muyum?›› 
10O 019:023 Sonra ant içerek Şimiye, ‹‹Ölmeyeceksin!›› dedi. 
10O 019:024 Saulun torunu Mefiboşet de kralı karşılamaya gitti. Kralın gittiği günden esenlikle geri döndüğü güne dek ayaklarını da, giysilerini de yıkamamış, bıyığını kesmemişti. 
10O 019:025 Kralı karşılamak için Yeruşalimden geldiğinde, kral, ‹‹Mefiboşet, neden benimle gelmedin?›› diye sordu. 
10O 019:026 Mefiboşet şöyle yanıtladı: ‹‹Ey efendim kral! Kulun topal olduğundan, kulum Sivaya, ‹Eşeğe palan vur da binip kralla birlikte gideyim› dedim. Ama o beni kandırdı. 
10O 019:027 Ayrıca efendim kralın önünde kuluna kara çaldı. Ama sen, ey efendim kral, Tanrının bir meleği gibisin; gözünde doğru olanı yap. 
10O 019:028 Çünkü atamın ailesinin bütün bireyleri ölümü hak etmişken, kuluna sofrandakilerle birlikte yemek yeme ayrıcalığını tanıdın. Artık senden daha başka bir şey dilemeye ne hakkım var, ey kral?›› 
10O 019:029 Kral, ‹‹İşlerin hakkında daha fazla konuşmana gerek yok›› dedi, ‹‹Sen ve Siva toprakları paylaşın diye buyruk veriyorum.›› 
10O 019:030 Mefiboşet, ‹‹Madem efendim kral sarayına esenlikle döndü, bütün toprakları Siva alsın›› diye karşılık verdi. 
10O 019:031 Gilatlı Barzillay da Şeria Irmağını geçişte krala eşlik edip onu uğurlamak üzere Rogelimden gelmişti. 
10O 019:032 Barzillay çok yaşlıydı, seksen yaşındaydı. Kral Mahanayimde kaldığı sürece, geçimini o sağlamıştı. Çünkü Barzillay çok varlıklıydı. 
10O 019:033 Kral Barzillaya, ‹‹Benimle karşıya geç, Yeruşalimde ben senin geçimini sağlayacağım›› dedi. 
10O 019:034 Ama Barzillay, ‹‹Kaç yıl ömrüm kaldı ki, seninle birlikte Yeruşalime gideyim?›› diye karşılık verdi, 
10O 019:035 ‹‹Şu anda seksen yaşındayım. İyi ile kötüyü ayırt edebilir miyim? Yediğimin, içtiğimin tadını alabilir miyim? Kadın erkek şarkıcıların sesini duyabilir miyim? Öyleyse neden efendim krala daha fazla yük olayım? 
10O 019:036 Kulun Şeria Irmağını kralla birlikte geçerek sana birazcık eşlik edecek. Kral beni neden böyle ödüllendirsin? 
10O 019:037 İzin ver de döneyim, kentimde, annemin babamın mezarı yanında öleyim. Ama kulun Kimham burada; o seninle karşıya geçsin. Uygun gördüğünü ona yaparsın.›› 
10O 019:038 Kral, ‹‹Kimham benimle karşıya geçecek ve ona senin uygun gördüğünü yapacağım›› dedi, ‹‹Benden ne dilersen yapacağım.›› 
10O 019:039 Bundan sonra kralla bütün halk Şeria Irmağını geçti. Kral Barzillayı öpüp kutsadı. Sonra Barzillay evine döndü. 
10O 019:040 Kral Gilgala geçti. Kimham da onunla birlikte gitti. Bütün Yahudalılarla İsraillilerin yarısı krala eşlik ettiler. 
10O 019:041 Sonra İsrailliler krala varıp şöyle dediler: ‹‹Neden kardeşlerimiz Yahudalılar seni çaldı? Neden seni, aile bireylerini ve bütün adamlarını Şeria Irmağının karşı yakasına geçirdiler?›› 
10O 019:042 Bunun üzerine Yahudalılar İsraillilere, ‹‹Çünkü kral bizden biri!›› dediler, ‹‹Buna neden kızdınız? Kralın yiyeceklerinden bir şey yedik mi? Kendimize bir şey aldık mı?›› 
10O 019:043 İsrailliler, ‹‹Kralda on payımız var›› diye yanıtladılar, ‹‹Davut'ta sizden daha çok hakkımız var. Öyleyse neden bizi küçümsüyorsunuz? Kralımızı geri getirmekten ilk söz eden biz değil miydik?›› Ne var ki, Yahudalılar'ın tepkisi İsrailliler'inkinden daha sert oldu. 
10O 020:001 O sırada Benyamin oymağından Bikri oğlu Şeva adında kötü bir adam bir rastlantı sonucu Gilgaldaydı. Şeva boru çalıp,  ‹‹İşay oğlu Davutla ne ilgimiz<br />Ne de payımız var›› dedi,<br />‹‹Ey İsrailliler, herkes kendi evine dönsün!›› 
10O 020:002 Bunun üzerine bütün İsrailliler Davutu bırakıp Bikri oğlu Şevanın ardından gitti. Yahudalılar ise krallarına bağlı kalıp Şeria Irmağından Yeruşalime dek ona eşlik ettiler. 
10O 020:003 Kral Davut Yeruşalimdeki sarayına varınca, saraya bakmak için bıraktığı on cariyeyi gözetim altına aldı, onların geçimini sağladı. Ancak yataklarına girmedi. Onlar da ölünceye dek göz altında dul kadınlar gibi yaşadılar. 
10O 020:004 Davut Amasaya, ‹‹Üç gün içinde Yahudalıları yanıma çağır. Sen de burada ol›› dedi. 
10O 020:005 Amasa Yahudalıları çağırmaya gitti. Ama belirlenen zamanda dönmedi. 
10O 020:006 Bunun üzerine Davut Avişaya, ‹‹Şimdi Bikri oğlu Şeva bize Avşalomdan daha büyük kötülük yapacak›› dedi, ‹‹Efendinin adamlarını al ve onu kovala. Yoksa kendine surlu kentler bulup bizden kaçar.›› 
10O 020:007 Böylece Yoavın adamları, Keretlilerle Peletliler ve bütün koruyucular Bikri oğlu Şevayı kovalamak için Avişayın komutasında Yeruşalimden çıktılar. 
10O 020:008 Givondaki büyük kayanın yanına varınca, Amasa onları karşılamaya geldi. Yoav savaş giysisini giymişti. Giysinin üzerine bir kemer kuşanmış, kemere kınında duran bir kılıç bağlamıştı. Yoav ilerlerken kılıç kınından çıktı. 
10O 020:009 Yoav Amasaya, ‹‹İyi misin, kardeşim?›› diye sordu. Onu öpmek için sağ eliyle Amasanın sakalından tuttu. 
10O 020:010 Amasa Yoavın elindeki kılıcı farketmedi. Yoav kılıcı karnına saplayınca, Amasanın bağırsakları yere döküldü. İkinci vuruşa gerek kalmadan Amasa öldü. Bundan sonra Yoavla kardeşi Avişay, Bikri oğlu Şevayı kovalamayı sürdürdüler. 
10O 020:011 Yoavın adamlarından biri, Amasanın ölüsü yanında durup, ‹‹Yoavı tutan ve Davuttan yana olan herkes Yoavın ardından gitsin›› dedi. 
10O 020:012 Amasanın ölüsü yolun ortasında kanlar içinde duruyordu. Yoavın adamı, ölüye yaklaşan herkesin orada durduğunu görünce, Amasayı yoldan sürükleyip tarlaya götürdü ve üzerine bir örtü attı. 
10O 020:013 Ölü yoldan kaldırıldıktan sonra herkes Bikri oğlu Şevayı kovalamak için Yoavın ardından gitti. 
10O 020:014 Şeva bütün İsrail oymaklarından ve Berlilerin bölgesinden geçip Avel-Beytmaakaya geldi. Berliler de toplanıp onu izleyerek kente girdiler. 
10O 020:015 Yoavla bütün adamları varıp Avel-Beytmaaka Kentinde Şevayı kuşattılar. Topraktan kentin suruna bitişik bir yığın yaptılar ve suru devirmek için yıkmaya başladılar. 
10O 020:016 O sırada bilge bir kadın kentin içinden seslendi: ‹‹Dinleyin! Dinleyin! Yoava buraya gelmesini söyleyin, onunla konuşacağım.›› 
10O 020:017 Yoav kadına yaklaştı. Kadın, ‹‹Yoav sen misin?›› diye sordu. Yoav, ‹‹Benim›› diye yanıtladı. Kadın, ‹‹Kölenin sözlerini dinle›› dedi. Yoav, ‹‹Dinliyorum›› dedi. 
10O 020:018 Kadın konuşmasını şöyle sürdürdü: ‹‹Eskiden, ‹Avel Kentine danışın› derlerdi ve sorunları böyle çözerlerdi. 
10O 020:019 Biz İsrailin esenliğini isteyen güvenilir kişileriz. Sense İsraile ana gibi kucak açan kentlerden birini yıkmaya çalışıyorsun. Neden RABbin halkını yok etmek istiyorsun?›› 
10O 020:020 Yoav, ‹‹Asla!›› diye yanıtladı, ‹‹Ne yıkmak, ne de yok etmek istiyorum. 
10O 020:021 Durum öyle değil. Efrayim dağlık bölgesinden Bikri oğlu Şeva adındaki adam Kral Davuta başkaldırdı. Yalnız onu verin, ben de kentten geri çekileyim.›› Kadın, ‹‹Onun başı surun üzerinden sana atılacak›› dedi. 
10O 020:022 Sonra kadın bilgece öğüdüyle bütün halka gitti. Halk Bikri oğlu Şevanın başını kesip Yoava attı. Bunun üzerine Yoav boru çaldı. Adamları kenti bırakıp evlerine gittiler. Yoav da Yeruşalime, kralın yanına döndü. 
10O 020:023 Yoav İsrail ordusunun komutanıydı. Yehoyada oğlu Benaya ise Keretlilerle Peletlilerin komutanıydı. 
10O 020:024 Adoram angaryasına çalışanlardan sorumluydu. Ahilut oğlu Yehoşafat devlet tarihçisiydi. 
10O 020:025 Şeva yazman, Sadokla Aviyatar kâhindi. 
10O 020:026 Yairli İra ise Davut'un kâhiniydi. 
10O 021:001 Davutun döneminde, üç yıl art arda kıtlık oldu. Davut RABbe danıştı. RAB şöyle yanıtladı: ‹‹Buna kan döken Saul ile ailesi neden oldu. Çünkü Saul Givonluları öldürdü.›› 
10O 021:002 Kral Givonluları çağırtıp onlarla konuştu. -Givonlular İsrail soyundan değildi. Amorlulardan sağ kalan bir halktı. İsrailliler onları sağ bırakacaklarına ant içmişlerdi. Ne var ki, İsrail ve Yahuda halkı için büyük gayret gösteren Saul onları yok etmeye çalışmıştı.- 
10O 021:003 Davut Givonlulara, ‹‹Sizin için ne yapabilirim? RABbin halkını kutsamanız için bu suçu nasıl bağışlatabilirim?›› diye sordu. 
10O 021:004 Givonlular ona şöyle karşılık verdi: ‹‹Saulla ailesinden ne altın ne de gümüş isteriz; İsrailde herhangi birini öldürmek de istemeyiz.›› Davut, ‹‹Ne isterseniz yaparım›› dedi. 
10O 021:005 -6 84060 Şöyle karşılık verdiler: ‹‹Bizi yok etmeye çalışan ve İsrail ülkesinin hiçbir yerinde yaşamamamız için bizi ortadan kaldırmayı tasarlayan adamın oğullarından yedisi bize verilsin. RABbin seçilmişi Saulun Giva Kentinde RABbin önünde onları asalım.›› Kral, ‹‹Onları vereceğim›› dedi. 
10O 021:007 Kral, Saul oğlu Yonatanla RABbin önünde içtiği anttan ötürü, Yonatan oğlu Mefiboşeti esirgedi. 
10O 021:008 Onun yerine, Aya kızı Rispanın Sauldan doğurduğu Armoni ve Mefiboşet adındaki iki oğlunu ve Saul kızı Meravın Meholalı Barzillay oğlu Adrielden doğurduğu beş oğlunu aldı. 
10O 021:009 Davut onları Givonluların eline teslim etti. Givonlular onları dağda, RABbin önünde astılar. Yedisi de aynı anda öldüler. Biçme zamanının ilk günlerinde, arpa biçme zamanının başlangıcında öldürüldüler. 
10O 021:010 Aya kızı Rispa bir çul alıp kendisi için bir kayanın üzerine serdi. Biçme zamanının ilk günlerinden cesetlerin üzerine gökten yağmur yağana dek Rispa orada kaldı; cesetleri gündüzün yırtıcı kuşlardan, geceleyin yabanıl hayvanlardan korudu. 
10O 021:011 Saulun cariyesi Aya kızı Rispanın yaptıkları Davuta bildirildi. 
10O 021:012 Davut gidip Saulun ve oğlu Yonatanın kemiklerini Yaveş-Gilatlılardan aldı. Filistliler Gilboa Dağında Saulu öldürdükleri gün, onun ve oğlunun cesetlerini Beytşean alanında asmışlardı. Yaveş-Gilat halkı da cesetleri gizlice oradan almıştı. 
10O 021:013 Davut Saulun ve oğlu Yonatanın kemiklerini oradan getirdi. Asılmış yedi kişinin kemikleri de toplandı. 
10O 021:014 Saulla oğlu Yonatanın kemiklerini Benyamin bölgesindeki Selada Saulun babası Kişin mezarına gömdüler. Kralın bütün buyruklarını yerine getirdiler. Bundan sonra Tanrı ülkeyle ilgili yakarışları yanıtladı. 
10O 021:015 Filistlilerle İsrailliler arasında yeniden savaş çıktı. Davutla adamları gidip Filistlilere karşı savaştılar. O sıralarda Davut bitkin düştü. 
10O 021:016 -17 84160 Ucu üç yüz şekelfö ağırlığında bir tunç mızrak taşıyan ve yeni kılıç kuşanan Rafaoğullarından Filistli Yişbi-Benov Davutu öldürmeyi amaçlıyordu. Ama Seruya oğlu Avişay Davutun yardımına koştu; saldırıp onu öldürdü. Bundan sonra Davutun adamları ant içerek, Davuta, ‹‹İsrailin ışığını söndürmemek için bir daha bizimle birlikte savaşa gelmeyeceksin›› dediler. 
10O 021:018 Bir süre sonra Filistlilerle Govda yine savaş çıktı. Bu savaş sırasında Huşalı Sibbekay Rafa soyundan Saf adındaki adamı öldürdü. 
10O 021:019 İsraillilerle Filistliler arasında Govda bir savaş daha çıktı. Beytlehemli Yareoregimin oğlu Elhanan, Gatlı Golyatı öldürdü. Golyatın mızrağının sapı dokumacı tezgahının sırığı gibiydi. 
10O 021:020 Gatta bir kez daha savaş çıktı. Orada dev gibi bir adam vardı. Elleri, ayakları altışar parmaklıydı. Toplam yirmi dört parmağı vardı. O da Rafa soyundandı. 
10O 021:021 Adam İsraillilere meydan okuyunca, Davutun kardeşi Şimanın oğlu Yonatan onu öldürdü. 
10O 021:022 Bunların dördü de Gat'taki Rafa soyundandı. Davut'la adamları tarafından öldürüldüler. 
10O 022:001 RAB, Davutu bütün düşmanlarının ve Saulun elinden kurtardığı gün Davut RABbe şu ezgiyi okudu. 
10O 022:002 Şöyle dedi:  ‹‹RAB benim kayam, sığınağım, kurtarıcımdır, 
10O 022:003 Tanrım, kayamdır, Ona sığınırım,<br />Kalkanım, güçlü kurtarıcım,<br />Korunağım, sığınacak yerimdir.<br />Kurtarıcım, zorbalıktan beni sen kurtarırsın! 
10O 022:004 Övgüye değer RABbe seslenir,<br />Kurtulurum düşmanlarımdan. 
10O 022:005 Çünkü ölüm dalgaları beni kuşattı,<br />Yıkım selleri bastı, 
10O 022:006 Ölüler diyarının bağları sardı,<br />Ölüm tuzakları çıktı karşıma. 
10O 022:007 Sıkıntı içinde RABbe yakardım,<br />Tanrıma seslendim.<br />Tapınağından sesimi duydu,<br />Haykırışım kulaklarına ulaştı. 
10O 022:008 O zaman yeryüzü sarsılıp sallandı,<br />Titreyip sarsıldı göklerin temelleri,<br />Çünkü RAB öfkelenmişti. 
10O 022:009 Burnundan duman yükseldi,<br />Ağzından kavurucu ateş<br />Ve korlar fışkırdı. 
10O 022:010 Kara buluta basarak<br />Gökleri yarıp indi. 
10O 022:011 Bir Keruva binip uçtu,<br />Rüzgarın kanatları üstünde belirdi. 
10O 022:012 Karanlığı örtündü,<br />Kara bulutları kendine çardak yaptı. 
10O 022:013 Varlığının parıltısından<br />Korlar savruluyordu. 
10O 022:014 RAB göklerden gürledi,<br />Duyurdu sesini Yüceler Yücesi. 
10O 022:015 Savurup oklarını düşmanlarını dağıttı,<br />Şimşek çaktırarak onları şaşkına çevirdi. 
10O 022:016 RABbin azarlamasından,<br />Burnundan çıkan güçlü soluktan,<br />Denizin dibi göründü,<br />Yeryüzünün temelleri açığa çıktı. 
10O 022:017 RAB yukarıdan elini uzatıp tuttu,<br />Çıkardı beni derin sulardan. 
10O 022:018 Beni zorlu düşmanımdan,<br />Benden nefret edenlerden kurtardı,<br />Çünkü onlar benden daha güçlüydü. 
10O 022:019 Felaket günümde karşıma dikildiler,<br />Ama RAB bana destek oldu. 
10O 022:020 Beni huzura kavuşturdu,<br />Kurtardı, çünkü benden hoşnut kaldı. 
10O 022:021 RAB doğruluğumun karşılığını verdi,<br />Beni temiz ellerime göre ödüllendirdi. 
10O 022:022 Çünkü RABbin yolunda yürüdüm,<br />Tanrımdan uzaklaşarak kötülük yapmadım. 
10O 022:023 Onun bütün ilkelerini göz önünde tuttum,<br />Kurallarından ayrılmadım. 
10O 022:024 Onun önünde kusursuzdum,<br />Suç işlemekten sakındım. 
10O 022:025 Bu yüzden RAB beni doğruluğuma<br />Ve gözünde pak yaşayışıma göre ödüllendirdi. 
10O 022:026 Sadık kuluna sadakat gösterir,<br />Kusursuz olana kusursuz davranırsın. 
10O 022:027 Pak olanla pak olur,<br />Eğriye eğri davranırsın. 
10O 022:028 Alçakgönüllüleri kurtarır,<br />Gururluları gözler, gururunu kırarsın. 
10O 022:029 Ya RAB, ışığım sensin!<br />Karanlığımı aydınlatırsın. 
10O 022:030 Desteğinle akıncılara saldırır,<br />Seninle surları aşarım, Tanrım. 
10O 022:031 Tanrının yolu kusursuzdur,<br />RABbin sözü arıdır.<br />O kendisine sığınan herkesin kalkanıdır. 
10O 022:032 Var mı RABden başka tanrı?<br />Tanrımızdan başka kaya var mı? 
10O 022:033 Sığınağım Tanrıdır,<br />Yolumu doğru kılan Odur. 
10O 022:034 Ayaklar verdi bana, geyiklerinki gibi,<br />Doruklarda tutar beni. 
10O 022:035 Bana savaşmayı öğretti,<br />Kollarımla tunç bir yayı gereyim diye. 
10O 022:036 Bana zafer kalkanını bağışlarsın,<br />Alçakgönüllülüğün beni yüceltir. 
10O 022:037 Bastığım yerleri genişletirsin,<br />Burkulmaz bileklerim. 
10O 022:038 Düşmanlarımı kovalayıp yok ettim,<br />Hepsi yok olmadan geri dönmedim. 
10O 022:039 Onları ezip yok ettim, kalkamaz oldular,<br />Ayaklarımın altına serildiler. 
10O 022:040 Savaş için beni güçle donattın,<br />Bana başkaldıranları önümde yere serdin. 
10O 022:041 Düşmanlarımı kaçmak zorunda bıraktın,<br />Benden nefret edenleri yok ettim. 
10O 022:042 Feryat ettiler, ama kurtaran çıkmadı;<br />RABbi çağırdılar, ama O yanıt vermedi. 
10O 022:043 Yerin tozu gibi onları ezdim,<br />Sokak çamuru gibi ayağımın altında çiğnedim. 
10O 022:044 Halkımın çekişmelerinden beni kurtardın,<br />Uluslara önder olarak beni korudun,<br />Tanımadığım halklar bana kulluk ediyor. 
10O 022:045 Yabancılar bana boyun eğiyor,<br />Duyar duymaz sözümü dinliyorlar. 
10O 022:046 Yabancıların betleri benizleri attı,<br />Titreyerek çıkıyorlar kalelerinden. metin ‹‹Silah kuşanarak››. 
10O 022:047 RAB yaşıyor! Kayama övgüler olsun!<br />Yücelsin kurtarıcım, Kayam Tanrım! 
10O 022:048 Odur öcümü alan,<br />Halkları bana bağımlı kılan. 
10O 022:049 Düşmanlarımdan kurtarır,<br />Başkaldıranlardan üstün kılar beni,<br />Zorbaların elinden alır. 
10O 022:050 Bunun için uluslar arasında sana şükredeceğim, ya RAB,<br />Adını ilahilerle öveceğim. 
10O 022:051 RAB kralını büyük zaferlere ulaştırır,<br />Meshettiği krala, Davut'a ve soyuna<br />Sonsuza dek sevgi gösterir.›› 
10O 023:001 Davutun son sözleri şunlardır:<br />‹‹İşay oğlu Davut,<br />Tanrının yükselttiği adam,<br />Yakupun Tanrısının meshettiği,<br />İsrailin sevilen ezgi okuyucusu şöyle diyor: 
10O 023:002 RABbin Ruhu benim aracılığımla konuşuyor,<br />Sözü dilimin ucundadır. 
10O 023:003 İsrailin Tanrısı konuştu,<br />İsrailin kayası bana dedi ki,<br />‹İnsanları doğrulukla<br />Ve Tanrı korkusuyla yöneten kişi, 
10O 023:004 Bulutsuz bir sabah,<br />Şafakta görünen gün ışığı gibidir,<br />Parlaklığı yağmurdan sonra topraktan ot bitirir.› 
10O 023:005 Soyum da Tanrıyla böyle değil mi?<br />O benimle sonsuza dek kalıcı,<br />Her yönüyle düzenli ve güvenilir bir antlaşma yaptı.<br />Kesin kurtuluşa ve her dileğime kavuşmamı O sağlamayacak mı? 
10O 023:006 Kötülere gelince,<br />Elle tutulamayan dikenler gibi<br />Tümü bir yana atılacak. 
10O 023:007 Dikenlere dokunan kişi,<br />Demir bir araçla<br />Ya da mızrağın sapıyla dokunur.<br />Dikenler oldukları yerde bütünüyle yakılacak.›› 
10O 023:008 Davutun yiğit askerlerinin adları şunlardır: Esnili Adino diye de bilinen üç kişinin önderi Tahkemonlu Yoşeb-Başşevet bir saldırıda sekiz yüz kişiyi öldürdü. 
10O 023:009 İkincisi, Ahohlu Dodo oğlu Elazar. Pas-Dammimde savaşmak için toplanan Filistlilere meydan okuyan Davutun yanındaki üç yiğitten biriydi. İsrailliler o sırada geri çekilmişlerdi. 
10O 023:010 Ama Elazar yerinde durdu; eli yorulup kılıca yapışıncaya dek Filistlileri öldürdü. O gün RAB büyük bir zafer sağladı. İsrailliler yalnız yere serilenleri yağmalamak üzere Elazara döndüler. 1Ta.11:13). 
10O 023:011 Üçüncüsü, Hararlı Age oğlu Şammaydı. Filistliler Lahaydaki bir mercimek tarlasının yanında toplandıklarında, İsrailli askerler onların önünden kaçmıştı. 
10O 023:012 Ama Şamma tarlanın ortasında durup orayı savunmuş, Filistlileri öldürmüştü. RAB büyük bir zafer sağlamıştı. 
10O 023:013 Biçme zamanı Otuzlardan üçü Davutun yanına, Adullam Mağarasına gittiler. Bir Filist birliği Refaim Vadisinde ordugah kurmuştu. 
10O 023:014 Bu sırada Davut hisarda, ikinci Filist birliğiyse Beytlehemdeydi. 
10O 023:015 Davut özlemle, ‹‹Keşke biri Beytlehemde kapının yanındaki kuyudan bana su getirse!›› dedi. 
10O 023:016 Bu Üçler Filist ordugahının ortasından geçerek Beytlehemde kapının yanındaki kuyudan su çekip Davuta getirdiler. Ama Davut içmek istemedi; suyu yere dökerek RABbe sundu. 
10O 023:017 ‹‹Ya RAB, bunu yapmak benden uzak olsun!›› dedi, ‹‹Canlarını tehlikeye atıp giden bu üç kişinin kanını mı içeyim?›› Bu yüzden suyu içmek istemedi. Bu üç kişinin yiğitliği işte böyleydi. 
10O 023:018 Yoavın kardeşi, Seruya oğlu Avişay Üçlerin önderiydi. Mızrağını kaldırıp üç yüz kişiyi öldürdü. Bu yüzden Üçler kadar ünlendi. 
10O 023:019 Üçlerin en saygın kişisiydi ve onların önderi oldu. Ama Üçlerden sayılmadı. 
10O 023:020 Yehoyada oğlu Kavseelli Benaya yürekli bir savaşçıydı. Büyük işler başardı. Aslan yürekli iki Moavlıyı öldürdü. Ayrıca karlı bir gün çukura inip bir aslan öldürdü. 
10O 023:021 İri yarı bir Mısırlıyı da öldürdü. Mısırlının elinde mızrak vardı. Benaya sopayla onun üzerine yürüdü. Mızrağı elinden kaptığı gibi onu kendi mızrağıyla öldürdü. 
10O 023:022 Yehoyada oğlu Benayanın yaptıkları bunlardır. Bu sayede o da üç yiğitler kadar ünlendi. 
10O 023:023 Benaya Otuzlar arasında saygın bir yer edindiyse de, Üçlerden sayılmadı. Davut onu muhafız birliği komutanlığına atadı. 
10O 023:024 Otuzların arasında sayılan ötekiler şunlardır:  Yoavın kardeşi Asahel,<br />Beytlehemli Dodo oğlu Elhanan, 
10O 023:025 İkisi de Harotlu olan Şamma ve Elika, 
10O 023:026 Paletli Heles, Tekoalı İkkeş oğlu İra, 
10O 023:027 Anatotlu Aviezer, Huşalı Mevunnay, 
10O 023:028 Ahohlu Salmon, Netofalı Mahray, 
10O 023:029 Netofalı Baana oğlu Helev,<br />Benyaminoğullarından Givalı Rivay oğlu İttay, 
10O 023:030 Piratonlu Benaya, Gaaş vadilerinden Hidday, 
10O 023:031 Arvalı Avialvon, Barhumlu Azmavet, 
10O 023:032 Şaalbonlu Elyahba, Yaşanın oğulları ve Yonatan, 
10O 023:033 Hararlı Şamma, Hararlı Şarar oğlu Ahiam, 
10O 023:034 Maakalı Ahasbay oğlu Elifelet,<br />Gilolu Ahitofel oğlu Eliam, 
10O 023:035 Karmelli Hesray, Aravlı Paaray, 
10O 023:036 Sovalı Natan oğlu Yigal, Gatlı Bani, 
10O 023:037 Ammonlu Selek, Seruya oğlu Yoavın silah taşıyıcısı Beerotlu Nahray, 
10O 023:038 Yattirli İra ve Garev, 
10O 023:039 Hititli Uriya.<br />Tümü otuz yedi kişiydi. 
10O 024:001 RAB İsrail halkına yine öfkelendi. Davutu onlara karşı kışkırtarak, ‹‹Git, İsrail ve Yahuda halkını say›› dedi. 
10O 024:002 Kral, yanında bulunan ordu komutanı Yoava şu buyruğu verdi: ‹‹Dandan Beer-Şevaya dek İsrailin bütün oymaklarına gidip halkı sayın ki, halkın sayısını bileyim.›› 
10O 024:003 Ama Yoav, ‹‹RAB Tanrın halkını yüz kat daha çoğaltsın, efendim kralım da bunu görsün!›› diye karşılık verdi, ‹‹Ancak, efendim kralım neden bunu istiyor?›› 
10O 024:004 Gelgelelim kralın sözü Yoavla birlik komutanlarının sözünden baskın çıktı. Böylece kralın yanından ayrılıp İsrailde sayım yapmaya gittiler. 
10O 024:005 -6 85160 Şeria Irmağından geçerek Aroer yakınında, vadinin ortasındaki kentin güneyinde konakladılar. Oradan Gatı, Yazeri, Gilatı, Tahtim-Hodşi topraklarını, Dan-Yaanı geçip Saydaya vardılar. 
10O 024:007 Sonra Sur Kalesine, Hivlilerle Kenanlıların bütün kentlerine uğradılar. Sonunda Yahuda ülkesinin Negev bölgesindeki Beer-Şevaya ulaştılar. 
10O 024:008 Dokuz ay yirmi gün ülkeyi baştan başa dolaştıktan sonra Yeruşalime döndüler. 
10O 024:009 Yoav sayımın sonucunu krala bildirdi: İsrailde kılıç kuşanabilen sekiz yüz bin, Yahudadaysa beş yüz bin kişi vardı. 
10O 024:010 Davut sayım yaptıktan sonra kendisini suçlu buldu ve RABbe, ‹‹Bunu yapmakla büyük günah işledim!›› dedi, ‹‹Ya RAB, lütfen kulunun suçunu bağışla. Çünkü çok akılsızca davrandım.›› 
10O 024:011 -12 85210 Ertesi sabah Davut uyandığında, RAB Davutun bilicisi Peygamber Gada şöyle dedi: ‹‹Gidip Davuta de ki, ‹RAB şöyle diyor: Önüne üç seçenek koyuyorum. Bunlardan birini seç de sana onu yapayım.› ›› 
10O 024:013 Gad Davuta gidip durumu anlattı ve şöyle dedi: ‹‹Ülkende yedi yıl kıtlık mı olsun? Yoksa seni kovalayan düşmanlarının önünden üç ay kaçmak mı istersin? Ya da ülkende üç gün salgın hastalık mı olsun? Beni gönderene ne yanıt vereyim, şimdi iyice düşün.›› 
10O 024:014 Davut, ‹‹Sıkıntım büyük›› diye yanıtladı, ‹‹İnsan eline düşmektense, RABbin eline düşelim. Çünkü Onun acıması büyüktür.›› 
10O 024:015 Bunun üzerine RAB o sabahtan belirlenen zamana dek İsrail ülkesine salgın hastalık gönderdi. Dandan Beer-Şevaya dek halktan yetmiş bin kişi öldü. 
10O 024:016 Melek Yeruşalimi yok etmek için elini uzatınca, RAB göndereceği yıkımdan vazgeçti. Halkı yok eden meleğe, ‹‹Yeter artık! Elini çek›› dedi. RABbin meleği Yevuslu Aravnanın harman yerinde duruyordu. 
10O 024:017 Davut, halkı öldüren meleği görünce, RABbe, ‹‹Günah işleyen benim, ben suç işledim›› dedi, ‹‹Bu koyunlar ne yaptı ki? Ne olur beni ve babamın soyunu cezalandır.›› 
10O 024:018 O gün Gad Davuta gitti. Ona, ‹‹Gidip Yevuslu Aravnanın harman yerinde RABbe bir sunak kur›› dedi. 
10O 024:019 Davut Gadın sözü uyarınca RABbin buyurduğu gibi gitti. 
10O 024:020 Aravna bakınca kralla görevlilerinin kendisine doğru yaklaştıklarını gördü. Varıp kralın önünde yüzüstü yere kapandı. 
10O 024:021 Sonra, ‹‹Efendim kral niçin kulunun yanına geldi?›› diye sordu. Davut, ‹‹RABbe bir sunak kurmak üzere harman yerini senden satın almak için›› diye yanıtladı, ‹‹Öyle ki, salgın hastalık halkın üzerinden kalksın.›› 
10O 024:022 Aravna, ‹‹Efendim kral uygun gördüğünü alıp RABbe sunsun›› dedi, ‹‹İşte yakmalık sunu için öküzler ve odun için dövenlerle öküzlerin takımları! 
10O 024:023 Ey kral, Aravna bütün bunları sana veriyor.›› Sonra ekledi: ‹‹RAB Tanrın senden hoşnut olsun!›› 
10O 024:024 Ne var ki kral, ‹‹Olmaz!›› dedi, ‹‹Senden malını kesinlikle bir ücret karşılığında satın alacağım. Çünkü Tanrım RABbe karşılığını ödemeden yakmalık sunular sunmam.›› Böylece Davut harman yerini ve öküzleri elli şekel gümüş karşılığında satın aldı. 
10O 024:025 Davut orada RAB'be bir sunak kurup yakmalık sunuları ve esenlik sunularını sundu. RAB de ülkeyle ilgili yakarıyı yanıtladı ve salgın hastalık İsrail'den kaldırıldı. 
11O 001:001 Yıllar geçmiş, Kral Davut yaşlanmıştı. Üstünü örtülerle örtmelerine karşın ısınamıyordu. 
11O 001:002 Görevlileri, ‹‹Efendimiz kral!›› dediler, ‹‹Yanında kalıp sana bakacak, koynunda yatıp seni ısıtacak genç bir kız arayalım.›› 
11O 001:003 Görevliler bütün İsraili aradılar; sonunda Şunemli Avişak adında genç ve güzel bir kız bulup krala getirdiler. 
11O 001:004 Çok güzel olan genç kız, krala bakıp hizmet etti. Ama kral ona hiç dokunmadı. 
11O 001:005 Hagitin oğlu Adoniya kral olmayı düşünüyordu. Bu amaçla ortaya çıkıp kendine savaş arabaları, atlılar ve önünde koşacak elli muhafız buldu. 
11O 001:006 Babası Davut hiçbir zaman, ‹‹Neden şöyle ya da böyle davranıyorsun?›› diye ona karşı çıkmamıştı. Avşalomdan sonra dünyaya gelen Adoniya çok yakışıklıydı. 
11O 001:007 Adoniya, Seruya oğlu Yoav ve Kâhin Aviyatarla görüşüp onların desteğini sağladı. 
11O 001:008 Ama Kâhin Sadok, Yehoyada oğlu Benaya, Peygamber Natan, Şimi, Rei ve Davutun muhafızları ona katılmadılar. 
11O 001:009 -10 85430 Adoniya, Eyn-Rogel yakınlarında Sohelet Kayası denilen yerde davar, sığır ve besili buzağılar kurban edip bütün kardeşlerini, yani kralın oğullarını ve krala hizmet eden bütün Yahudalıları çağırdı. Ama Peygamber Natanı, Benayayı, muhafızları ve kardeşi Süleymanı çağırmadı. 
11O 001:011 Bunun üzerine Natan, Süleymanın annesi Bat-Şevaya, ‹‹Hagit oğlu Adoniya efendimiz Davutun haberi olmadan kendini kral ilan etmiş, duymadın mı?›› dedi, 
11O 001:012 ‹‹Şimdi izin ver de sana kendi canınla oğlun Süleymanın canını nasıl kurtaracağına ilişkin öğüt vereyim. 
11O 001:013 Git Kral Davuta söyle, ‹Efendim kral, benden sonra oğlun Süleyman kral olacak ve tahtıma o oturacak diye bana ant içmedin mi? O halde neden Adoniya kral oldu?› 
11O 001:014 Sen kralla konuşmanı bitirmeden ben içeri girip sözlerini doğrulayacağım.›› 
11O 001:015 Bat-Şeva yaşı çok ilerlemiş olan kralın odasına girdiğinde Şunemli Avişak ona hizmet ediyordu. 
11O 001:016 Bat-Şeva, kralın önünde diz çöküp yere kapandı. Kral, ‹‹Ne istiyorsun?›› diye sordu. 
11O 001:017 Bat-Şeva şöyle karşılık verdi: ‹‹Efendim, ‹Benden sonra oğlun Süleyman kral olacak ve tahtıma oturacak› diye bana Tanrın RAB adıyla ant içtin. 
11O 001:018 Efendim kral, şu anda senin haberin olmadan Adoniya krallığını ilan etti. 
11O 001:019 Sayısız sığır, davar ve besili buzağı kurban edip kralın bütün oğullarını, Kâhin Aviyatarı ve ordu komutanı Yoavı çağırdı, ama kulun Süleymanı çağırmadı. 
11O 001:020 Efendim kral, bütün İsrailin gözü sende. Senden sonra tahtına kimin geçeceğini öğrenmek istiyorlar. 
11O 001:021 Yoksa sen ölüp atalarına kavuşunca, ben ve oğlum Süleyman suçlu sayılacağız.›› 
11O 001:022 Bat-Şeva daha kralla konuşurken Peygamber Natan geldi. 
11O 001:023 Krala, ‹‹Peygamber Natan geldi›› dediler. Natan kralın huzuruna çıkıp yüzüstü yere kapandı. 
11O 001:024 Sonra, ‹‹Efendim kral, senden sonra Adoniyanın kral olup tahtına geçeceğini söyledin mi?›› dedi, 
11O 001:025 ‹‹Adoniya bugün gidip sayısız sığır, davar ve besili buzağı kurban etmiş; kralın bütün oğullarını, ordu komutanlarını ve Kâhin Aviyatarı çağırmış. Şu anda hepsi onun önünde yiyip içiyor ve, ‹Yaşasın Kral Adoniya!› diye bağırıyor. 
11O 001:026 Ama Adoniya beni, Kâhin Sadoku, Yehoyada oğlu Benayayı ve kulun Süleymanı çağırmadı. 
11O 001:027 Efendim ve kralım, gerçekten bütün bunlara sen mi karar verdin? Yoksa senden sonra tahtına kimin geçeceğini biz kullarına bildirmeden mi bunu yaptın?›› 
11O 001:028 Kral Davut, ‹‹Bana Bat-Şevayı çağırın!›› dedi. Bat-Şeva kralın huzuruna çıkıp önünde durdu. 
11O 001:029 Kral Bat-Şevaya, ‹‹Beni bütün sıkıntılardan kurtaran, yaşayan RABbin adıyla ant içiyorum›› dedi, 
11O 001:030 ‹‹ ‹Benden sonra oğlun Süleyman kral olacak ve tahtıma geçecek› diye İsrailin Tanrısı RABbin adıyla içtiğim andı bugün yerine getireceğim.›› 
11O 001:031 O zaman Bat-Şeva kralın önünde diz çöküp yüzüstü yere kapandı ve, ‹‹Efendim Kral Davut sonsuza dek yaşasın!›› dedi. 
11O 001:032 Kral Davut, ‹‹Kâhin Sadoku, Peygamber Natanı ve Yehoyada oğlu Benayayı bana çağırın›› dedi. Hepsi önüne gelince, 
11O 001:033 kral onlara şöyle dedi: ‹‹Efendinizin görevlilerini yanınıza alın ve oğlum Süleymanı benim katırıma bindirip Gihona götürün. 
11O 001:034 Orada Kâhin Sadok ve Peygamber Natan onu İsrail Kralı olarak meshetsinler. Boru çalıp, ‹Yaşasın Kral Süleyman!› diye bağırın. 
11O 001:035 Onun ardından gidin; çünkü o gelip tahtıma oturacak ve yerime kral olacak. Onu İsrail ve Yahudaya yönetici atadım.›› 
11O 001:036 Yehoyada oğlu Benaya, ‹‹Amin›› diye karşılık verdi, ‹‹Efendim kralın Tanrısı RAB de bu kararı onaylasın. 
11O 001:037 RAB, efendim kralla birlikte olduğu gibi Süleymanla da birlikte olsun ve onun krallığını Davutun krallığından daha başarılı kılsın.›› 
11O 001:038 Kâhin Sadok, Peygamber Natan, Yehoyada oğlu Benaya, Keretlilerle Peletliler gidip Süleymanı Kral Davutun katırına bindirdiler ve Gihona kadar ona eşlik ettiler. 
11O 001:039 Kâhin Sadok, Kutsal Çadırdan yağ dolu boynuz kabı alıp Süleymanı meshetti. Boru çalınca bütün halk ‹‹Yaşasın Kral Süleyman!›› diye bağırdı. 
11O 001:040 Herkes kaval çalarak Süleymanın ardından yürüdü. Öyle sevinçliydiler ki, seslerinden adeta yer sarsılıyordu. 
11O 001:041 Adoniya ve yanındaki konuklar yemeklerini bitirirken kalabalığın gürültüsünü duydular. Boru sesini duyan Yoav, ‹‹Kentten gelen bu gürültü de ne?›› diye sordu. 
11O 001:042 Yoav daha sorusunu tamamlamadan, Kâhin Aviyatar oğlu Yonatan çıkageldi. Adoniya ona, ‹‹İçeri gir, sen yiğit bir adamsın. İyi haberler getirmiş olmalısın›› dedi. 
11O 001:043 Yonatan, ‹‹Hayır, bu kez farklı›› diye karşılık verdi, ‹‹Efendimiz Kral Davut, Süleymanı kral atadı. 
11O 001:044 Kral, Kâhin Sadok, Peygamber Natan, Yehoyada oğlu Benaya ve Keretlilerle Peletlilerin Süleymanı kendi katırına bindirip götürmelerini istedi. 
11O 001:045 Gihona götürülen Süleyman orada Kâhin Sadokla Peygamber Natan tarafından kral olarak meshedildi. Oradan sevinçle döndüler ve sesleri kentte yankılanmaya başladı. Duyduğunuz sesler onların sesleridir. 
11O 001:046 Üstelik Süleyman krallık tahtına oturdu bile. 
11O 001:047 Ayrıca efendimiz Kral Davutu kutlamaya gelen görevlileri, ‹Tanrın, Süleymanın adını senin adından daha yüce, krallığını senin krallığından daha başarılı kılsın› diyorlar. Kral yatağının üzerine kapanarak, 
11O 001:048 ‹Henüz gözlerim açıkken bugün tahtıma oturacak birini veren İsrailin Tanrısı RABbe övgüler olsun› diyor.›› 
11O 001:049 Bunun üzerine Adoniyanın bütün konukları korkuya kapılıp kalktılar, her biri kendi yoluna gitti. 
11O 001:050 Adoniya ise, Süleymandan korktuğu için, gidip sunağın boynuzlarına sarıldı. 
11O 001:051 Durumu Süleymana anlattılar. ‹‹Adoniya senden korkuyor›› dediler, ‹‹Sunağın boynuzlarına sarılmış ve ‹İlk önce Kral Süleyman ben kulunu kılıçla öldürmeyeceğine dair ant içsin› diyor.›› Çık.21:13-14). 
11O 001:052 Süleyman, ‹‹Eğer bana bağlı kalırsa, saçının bir teline bile zarar gelmez›› diye yanıtladı, ‹‹Ama içinde bir kötülük varsa öldürülür.›› 
11O 001:053 Sonra Kral Süleyman'ın gönderdiği adamlar Adoniya'yı sunaktan indirip getirdiler. Adoniya gelip önünde yere kapanınca, ona, ‹‹Evine dön!›› dedi. 
11O 002:001 Davutun ölümü yaklaşınca, oğlu Süleymana şunları söyledi: 
11O 002:002 ‹‹Herkes gibi ben de yakında bu dünyadan ayrılacağım. Güçlü ve kararlı ol. 
11O 002:003 Tanrın RABbin verdiği görevleri yerine getir. Onun yollarında yürü ve Musanın yasasında yazıldığı gibi Tanrının kurallarına, buyruklarına, ilkelerine ve öğütlerine uy ki, yaptığın her şeyde ve gittiğin her yerde başarılı olasın. 
11O 002:004 O zaman RAB bana verdiği şu sözü yerine getirecektir: ‹Eğer soyun nasıl yaşadığına dikkat eder, candan ve yürekten bana bağlı kalarak yollarımda yürürse, İsrail tahtından senin soyunun ardı arkası kesilmeyecektir.› 
11O 002:005 ‹‹Seruya oğlu Yoavın bana ve İsrail ordusunun iki komutanı Ner oğlu Avnerle Yeter oğlu Amasaya neler yaptığını biliyorsun. Sanki savaş varmış gibi onları öldürerek barış döneminde kan döktü. Belindeki kemerle ayağındaki çarıklara kan bulaştırdı. 
11O 002:006 Sen aklına uyanı yap, ama onun ak saçlı başının esenlik içinde ölüler diyarına gitmesine izin verme. 
11O 002:007 ‹‹Gilatlı Barzillayın oğullarına iyi davran, sofranda yemek yiyenlerin arasında onlara da yer ver. Çünkü ben ağabeyin Avşalomun önünden kaçtığım zaman onlar bana yardım etmişlerdi. 
11O 002:008 ‹‹Mahanayime gittiğim gün beni çok ağır biçimde lanetleyen Benyamin oymağından Bahurimli Geranın oğlu Şimi de yanında. Beni Şeria Irmağı kıyısında karşılamaya geldiğinde, ‹Seni kılıçla öldürmeyeceğim› diye RABbin adıyla ona ant içmiştim. 
11O 002:009 Ama sen sakın onu cezasız bırakma. Ona ne yapacağını bilecek kadar akıllısın. Onun ak saçlı başını ölüler diyarına kanlar içinde gönder.›› 
11O 002:010 Davut ölüp atalarına kavuşunca, kendi adıyla bilinen kentte gömüldü. 
11O 002:011 Yedi yıl Hevronda, otuz üç yıl Yeruşalimde olmak üzere toplam kırk yıl İsrailde krallık yaptı. 
11O 002:012 Babası Davutun tahtına geçen Süleymanın krallığı çok sağlam temellere oturmuştu. 
11O 002:013 Hagit oğlu Adoniya, Süleymanın annesi Bat-Şevanın yanına gitti. Bat-Şeva ona, ‹‹Dostça mı geldin?›› diye sordu. Adoniya, ‹‹Dostça›› diye karşılık verdi. 
11O 002:014 Ve ekledi: ‹‹Sana söyleyeceklerim var.›› Bat-Şeva, ‹‹Söyle!›› dedi. 
11O 002:015 Adoniya, ‹‹Bildiğin gibi, daha önce krallık benim elimdeydi›› dedi, ‹‹Bütün İsrail benim kral olmamı bekliyordu. Ancak her şey değişti ve krallık kardeşimin eline geçti. Çünkü RABbin isteği buydu. 
11O 002:016 Ama benim senden bir dileğim var. Lütfen geri çevirme.›› Bat-Şeva, ‹‹Söyle!›› dedi. 
11O 002:017 Adoniya, ‹‹Kral Süleyman seni kırmaz›› dedi, ‹‹Lütfen ona söyle, Şunemli Avişakı bana eş olarak versin.›› 
11O 002:018 Bat-Şeva, ‹‹Peki, senin için kralla konuşacağım›› diye karşılık verdi. 
11O 002:019 Bat-Şeva, Adoniyanın dileğini iletmek üzere Kral Süleymanın yanına gitti. Süleyman annesini karşılamak için ayağa kalkıp önünde eğildikten sonra tahtına oturdu. Annesi için de sağ tarafına bir taht koydurdu. 
11O 002:020 Tahtına oturan annesi, ‹‹Senden küçük bir dileğim var, lütfen beni boş çevirme›› dedi. Kral, ‹‹Söyle anne, seni kırmam›› diye karşılık verdi. 
11O 002:021 Bat-Şeva, ‹‹Şunemli Avişak ağabeyin Adoniyaya eş olarak verilsin›› dedi. 
11O 002:022 Kral Süleyman, ‹‹Neden Şunemli Avişakın Adoniyaya verilmesini istiyorsun?›› dedi, ‹‹Krallığı da ona vermemi iste bari! Ne de olsa o benim büyüğüm. Üstelik Kâhin Aviyatarla Seruya oğlu Yoav da ondan yana.›› 
11O 002:023 Bu olay üzerine Kral Süleyman RABbin adıyla ant içti: ‹‹Eğer Adoniya bu dileğini hayatıyla ödemezse, Tanrı bana aynısını, hatta daha kötüsünü yapsın! 
11O 002:024 Beni güçlendirip babam Davutun tahtına oturtan, verdiği sözü tutup bana bir hanedan kuran, yaşayan RABbin adıyla ant içerim ki, Adoniya bugün öldürülecek!›› 
11O 002:025 Böylece Kral Süleyman Yehoyada oğlu Benayayı Adoniyayı öldürmekle görevlendirdi. Benaya da gidip Adoniyayı öldürdü. 
11O 002:026 Kral, Kâhin Aviyatara, ‹‹Anatottaki tarlana dön›› dedi, ‹‹Aslında ölümü hak ettin. Ama seni şimdi öldürmeyeceğim. Çünkü sen babam Davutun önünde Egemen RABbin Antlaşma Sandığını taşıdın ve babamın çektiği bütün sıkıntıları onunla paylaştın.›› 
11O 002:027 Elinin ailesi hakkında RABbin Şiloda söylediği sözün gerçekleşmesi için, Süleyman Aviyatarı RABbin kâhinliğinden uzaklaştırdı. 
11O 002:028 Haber Yoava ulaştı. Yoav daha önce ayaklanan Avşalomu desteklemediği halde Adoniyayı destekledi. Bu nedenle RABbin Çadırına kaçtı ve sunağın boynuzlarına sarıldı. 
11O 002:029 Yoavın RABbin Çadırına kaçıp sunağın yanında olduğu Kral Süleymana bildirildi. Süleyman, Yehoyada oğlu Benayaya, ‹‹Git, onu vur!›› diye buyruk verdi. 
11O 002:030 Benaya RABbin Çadırına gitti ve Yoava, ‹‹Kral dışarı çıkmanı buyuruyor!›› dedi. Yoav, ‹‹Hayır, burada ölmek istiyorum›› karşılığını verdi. Benaya gidip Yoavın kendisini nasıl yanıtladığını krala bildirdi. 
11O 002:031 Kral, ‹‹Onun istediği gibi yap›› dedi, ‹‹Onu orada öldür ve göm. Yoavın boş yere döktüğü kanın sorumluluğunu benim ve babamın soyu üstünden kaldırmış olursun. 
11O 002:032 RAB döktüğü kandan ötürü onu cezalandıracaktır. Çünkü Yoav babam Davutun bilgisi dışında, kendisinden daha iyi ve doğru olan iki kişiyi -İsrail ordusunun komutanı Ner oğlu Avnerle Yahuda ordusunun komutanı Yeter oğlu Amasayı- kılıçla öldürdü. 
11O 002:033 Böylece dökülen kanlarının sorumluluğu sonsuza dek Yoavın ve soyunun üstünde kalacaktır. Ama RAB, Davuta, soyuna, ailesine ve tahtına sonsuza dek esenlik verecektir.›› 
11O 002:034 Yehoyada oğlu Benaya gidip Yoavı öldürdü. Onu ıssız bir bölgede bulunan kendi evine gömdüler. 
11O 002:035 Kral, Yoavın yerine Yehoyada oğlu Benayayı ordu komutanı yaptı. Aviyatarın yerine de Kâhin Sadoku atadı. 
11O 002:036 Sonra kral haber gönderip Şimiyi çağırttı. Ona, ‹‹Yeruşalimde kendine bir ev yap ve orada otur›› dedi, ‹‹Hiçbir yere gitme. 
11O 002:037 Oradan ayrılıp Kidron Vadisinden öteye geçtiğin gün bil ki öleceksin. Sorumluluk sana ait.›› 
11O 002:038 Şimi krala, ‹‹Efendim kral, peki›› diye karşılık verdi, ‹‹Kulun olarak söylediklerini aynen yapacağım.›› Şimi Yeruşalimde uzun süre yaşadı. 
11O 002:039 Aradan üç yıl geçmişti, Şiminin iki kölesi Gat Kralı Maaka oğlu Akişin yanına kaçtı. Kölelerin Gata kaçtığını Şimiye haber verdiler. 
11O 002:040 Bunun üzerine Şimi kalkıp eşeğine palan vurdu ve kölelerini aramak üzere Gata Akişin yanına gitti. Kölelerini bulup Gattan geri getirdi. 
11O 002:041 Şiminin Yeruşalimden Gata gidip döndüğü Süleymana anlatılınca, 
11O 002:042 Süleyman Şimiyi çağırttı. ‹‹Sana RABbin adıyla ant içirmedim mi?›› dedi, ‹‹ ‹Kalkıp herhangi bir yere gittiğin gün öleceğini bil!› diye seni uyarmadım mı? Sen de bana: ‹Peki, sözünü dinleyeceğim› demedin mi? 
11O 002:043 Öyleyse neden RABbin adına içtiğin anda ve buyruğuma uymadın?›› 
11O 002:044 Kral, Şimiye karşı sözlerini şöyle sürdürdü: ‹‹Babam Davuta yaptığın bütün kötülükleri çok iyi biliyorsun. Bu yaptıklarından dolayı RAB seni cezalandıracak. 
11O 002:045 Ama Kral Süleyman kutsanacak ve Davutun tahtı RABbin önünde sonsuza dek kurulu kalacaktır.›› 
11O 002:046 Kral, Yehoyada oğlu Benaya'ya buyruk verdi. O da gidip Şimi'yi öldürdü. 
11O 003:001 Süleyman, Mısır Firavununun kızıyla evlendi. Böylece firavunla müttefik oldu. Eşini Davut Kentine götürdü. Kendi sarayı, RABbin Tapınağı ve Yeruşalimin çevre surları tamamlanıncaya kadar orada yaşadılar. 
11O 003:002 Halk, hâlâ çeşitli tapınma yerlerinde RABbe kurban sunuyordu. Çünkü o güne dek RABbin adına yapılmış bir tapınak yoktu. 
11O 003:003 Süleyman babası Davutun kurallarına uyarak RABbe olan sevgisini gösterdi. Ancak hâlâ çeşitli tapınma yerlerinde kurban sunuyor, buhur yakıyordu. 
11O 003:004 Tapınma yerlerinin en ünlüsü Givondaydı. Kral Süleyman oraya giderek sunakta bin yakmalık sunu sundu. 
11O 003:005 RAB Tanrı, Givonda o gece rüyada Süleymana görünüp, ‹‹Sana ne vermemi istersin?›› diye sordu. 
11O 003:006 Süleyman, ‹‹Kulun babam Davuta büyük iyilikler yaptın›› diye karşılık verdi, ‹‹O sana bağlı, doğru, bütün yüreğiyle dürüst biri olarak yolunda yürüdü. Bugün tahtına oturacak bir oğul vermekle ona büyük bir iyilik daha yapmış oldun. 
11O 003:007 ‹‹Ya RAB Tanrım! Ben henüz çocuk denecek bir yaşta, yöneticilik nedir bilmezken bu kulunu babam Davutun yerine kral atadın. 
11O 003:008 İşte kulun kendi seçtiğin kalabalık halkın, sayılamayacak kadar büyük bir kalabalığın ortasındadır. 
11O 003:009 Bu yüzden bana öyle sezgi dolu bir yürek ver ki, iyi ile kötüyü ayırt edip halkını yönetebileyim. Başka türlü senin bu büyük halkını kim yönetebilir!›› 
11O 003:010 Süleymanın bu isteği Rabbi hoşnut etti. 
11O 003:011 -12 86430 Tanrı ona şöyle dedi: ‹‹Madem kendin için uzun ömür, zenginlik ve düşmanlarının ölümünü istemedin, bunların yerine adil bir yönetim için bilgelik istedin; isteğini yerine getireceğim. Sana öyle bir bilgelik ve sezgi dolu bir yürek vereceğim ki, benzeri ne senden öncekilerde görülmüştür, ne de senden sonrakilerde görülecektir. 
11O 003:013 Sana istemediklerini de vereceğim: Yaşadığın sürece öbür kralların erişemeyeceği bir zenginlik ve onura ulaşacaksın. 
11O 003:014 Eğer sen de baban Davut gibi kurallarıma ve buyruklarıma uyup yollarımda yürürsen, sana uzun ömür de vereceğim.›› 
11O 003:015 Süleyman uyanınca bunun bir rüya olduğunu anladı. Sonra Yeruşalime gitti, Rabbin Antlaşma Sandığının önünde durup yakmalık sunular ve esenlik sunuları sundu. Ayrıca bütün görevlilerine de bir şölen verdi. 
11O 003:016 Bir gün iki fahişe gelip kralın önünde durdu. 
11O 003:017 Kadınlardan biri krala şöyle dedi: ‹‹Efendim, bu kadınla ben aynı evde kalıyoruz. Birlikte kaldığımız sırada ben bir çocuk doğurdum. 
11O 003:018 İki gün sonra da o doğurdu. Evde yalnızdık, ikimizden başka kimse yoktu. 
11O 003:019 Bu kadın geceleyin çocuğunun üzerine yattığı için çocuk ölmüş. 
11O 003:020 Gece yarısı, ben kulun uyurken, kalkıp çocuğumu almış, koynuna yatırmış, kendi ölü çocuğunu da benim koynuma koymuş. 
11O 003:021 Sabahleyin oğlumu emzirmek için kalktığımda, onu ölmüş buldum. Ama sabah aydınlığında dikkatle bakınca, onun benim doğurduğum çocuk olmadığını anladım.›› 
11O 003:022 Öbür kadın, ‹‹Hayır! Yaşayan çocuk benim, ölü olan senin!›› diye çıkıştı. Birinci kadın, ‹‹Hayır! Ölen çocuk senin, yaşayan çocuk benim!›› diye diretti. Kralın önünde böyle tartışıp durdular. 
11O 003:023 Kral, ‹‹Biri, ‹Yaşayan çocuk benim, ölü olan senin› diyor, öbürü, ‹Hayır! Ölen çocuk senin, yaşayan benim› diyor. 
11O 003:024 O halde bana bir kılıç getirin!›› dedi. Kılıç getirilince, 
11O 003:025 kral, ‹‹Yaşayan çocuğu ikiye bölüp yarısını birine, yarısını öbürüne verin!›› diye buyurdu. 
11O 003:026 Yüreği oğlunun acısıyla sızlayan, çocuğun gerçek annesi krala, ‹‹Aman efendim, sakın çocuğu öldürmeyin! Ona verin!›› dedi. Öbür kadınsa, ‹‹Çocuk ne benim, ne de senin olsun, onu ikiye bölsünler!›› dedi. 
11O 003:027 O zaman kral kararını verdi: ‹‹Sakın çocuğu öldürmeyin! Birinci kadına verin, çünkü gerçek annesi odur.›› 
11O 003:028 Kralın verdiği bu kararı duyan bütün İsrailliler hayranlık içinde kaldı. Herkes adil bir yönetim için Süleyman'ın Tanrı'dan gelen bilgeliğe sahip olduğunu anladı. 
11O 004:001 Süleyman bütün İsrailin kralıydı. 
11O 004:002 Görevlileri ise şunlardı: Kâhin: Sadok oğlu Azarya. 
11O 004:003 Yazmanlar: Şişanın oğulları Elihoref ve Ahiya. Devlet tarihçisi: Ahilut oğlu Yehoşafat. 
11O 004:004 Ordu komutanı: Yehoyada oğlu Benaya. Kâhinler: Sadok ve Aviyatar. 
11O 004:005 Baş vali: Natan oğlu Azarya. Kralın özel danışmanı: Natan oğlu Kâhin Zavut. 
11O 004:006 Saray sorumlusu: Ahişar. Angaryacıların başı: Avda oğlu Adoniram. 
11O 004:007 Süleymanın İsrailde on iki bölge valisi vardı. Bunlar kralın ve sarayın yiyecek içecek gereksinimini karşılardı. Her vali yılda bir ay bu gereksinimleri karşılamakla yükümlüydü. 
11O 004:008 Bu valiler şunlardı: Efrayimin dağlık bölgesinde Ben-Hur; 
11O 004:009 Makaz, Şaalvim, Beytşemeş ve Elon-Beythanan bölgelerinde Ben-Deker; 
11O 004:010 Arubbot, Soko ve bütün Hefer bölgesinde Ben-Heset; 
11O 004:011 Nafat-Dor bölgesinde Süleymanın kızı Tafatla evli olan Ben-Avinadav; 
11O 004:012 Taanak, Megiddo, Yizreelin altında Saretanın yanındaki bütün Beytşean ve Beytşeandan Avel-Mehola ve Yokmoamın ötelerine kadar uzanan bölgede Ahilut oğlu Baana; 
11O 004:013 Ramot-Gilat, Gilatta Manaşşe oğlu Yairin yerleşim birimleri ve Başandaki Argov yöresinde surlar ve tunç sürgülerle güçlendirilmiş altmış büyük kentin başında Ben-Gever; 
11O 004:014 Mahanayim bölgesinde İddo oğlu Ahinadav; 
11O 004:015 Naftali bölgesinde Süleymanın kızı Basematla evlenen Ahimaas; 
11O 004:016 Aşer ve Bealot bölgelerinde Huşay oğlu Baana; 
11O 004:017 İssakar bölgesinde Paruah oğlu Yehoşafat; 
11O 004:018 Benyamin bölgesinde Ela oğlu Şimi; 
11O 004:019 Gilat bölgesinde, yani Amorluların Kralı Sihonla Başan Kralı Ogun eski topraklarında Uri oğlu Gever. Ayrıca Yahuda bölgesinin tek valisi vardı. 
11O 004:020 Yahuda ve İsrail halkı kıyıların kumu kadar kalabalıktı. Herkes yiyip içip sevinç içinde yaşıyordu. 
11O 004:021 Süleyman, Fırat Irmağından Filiste, oradan Mısır sınırına kadar bütün ülkelere egemendi. Bu ülkeler Süleymanın yaşamı boyunca ona haraç ödeyip hizmet ettiler. 
11O 004:022 Süleymanın sarayının bir günlük yiyecek gereksinimi şunlardı: Otuz kor ince, altmış korfç kepekli un; 
11O 004:023 onu ahırda, yirmisi çayırda yetiştirilmiş sığır ve yüz koyun; ayrıca geyikler, ceylanlar, karacalar ve semiz kuşlar. 
11O 004:024 Tifsahtan Gazzeye kadar, Fırat Irmağının batısındaki bütün krallıkları Süleyman yönetiyordu. Her tarafta barış vardı. 
11O 004:025 Dandan Beer-Şevaya kadar Yahuda ve İsrail halkının her bireyi Süleymanın yaşamı boyunca kendi asması ve incir ağacı altında güvenlik içinde yaşadı. 
11O 004:026 Süleymanın savaş arabalarının atları için kırk bin ahırı ve on iki bin atlısı vardı. 
11O 004:027 Bölge valilerinin her biri kendine düşen bir ay boyunca, Kral Süleymana ve sofrasına oturan herkese yiyecek sağlar, hiçbir şeyi eksik etmezdi. 
11O 004:028 Her vali kendisine verilen buyruk uyarınca, savaş arabalarının atlarıyla öbür atlar için belirli bir yere arpa ve saman getirirdi. 
11O 004:029 Tanrı, Süleymana bilgelik, derin bir sezgi, kıyılardaki kum kadar anlayış verdi. 
11O 004:030 Süleymanın bilgeliği, bütün doğuluların ve Mısırlıların bilgeliğinden daha üstündü. 
11O 004:031 O, Ezrahlı Etan, Maholun oğulları Heman, Kalkol ve Darda dahil herkesten daha bilgeydi. Ünü çevredeki bütün uluslara yayılmıştı. 
11O 004:032 Üç bin özdeyişi ve bin beş ezgisi vardı. 
11O 004:033 Lübnan sedir ağacından duvarlarda biten mercanköşkotuna kadar bütün ağaçlardan söz ettiği gibi, hayvanlar, kuşlar, sürüngenler ve balıklardan da söz edebiliyordu. 
11O 004:034 Süleyman'ın bilgeliğini duyan dünyanın bütün kralları ona adamlarını gönderirdi. Bütün uluslardan insanlar gelir, Süleyman'ın bilgece sözlerini dinlerdi. 
11O 005:001 Sur Kralı Hiram, Süleymanın babası Davutun yerine kral olarak meshedildiğini duyunca, elçilerini Süleymana gönderdi. Çünkü Davutla hep dostça geçinmişti. 
11O 005:002 Süleyman Hirama şu haberi gönderdi: 
11O 005:003 ‹‹Bildiğin gibi, babam Davut çevresindeki savaşlar yüzünden Tanrısı RABbin adına bir tapınak yapamadı. Bu savaşlarda RAB, Davutun düşmanlarını onun ayakları altına serdi. 
11O 005:004 Oysa şimdi Tanrım RAB her yönden bana rahatlık verdi. Ne bir düşmanım var, ne de kötü bir olay. 
11O 005:005 RAB, babam Davuta, ‹Tahtına oturtacağım oğlun benim adıma bir tapınak yapacak› diye söz verdi. Ben de Tanrım RABbin adına bir tapınak yapmaya karar verdim. 
11O 005:006 ‹‹Şimdi bana Lübnandan sedir ağaçları kesmeleri için adamlarına buyruk ver. Benim adamlarım da seninkilerle birlikte çalışsın. Adamların için istediğin ücreti vereceğim. Aramızda Saydalılar kadar ağaç kesmede usta adamlar olmadığını biliyorsun.›› 
11O 005:007 Hiram, Süleymandan bu haberi alınca çok sevindi ve, ‹‹Bugün, o büyük ulusu yönetmek üzere Davuta bilge bir oğul veren RABbe övgüler olsun!›› dedi. 
11O 005:008 Sonra Hiram Süleymana şu haberi gönderdi: ‹‹Gönderdiğin haberi aldım. Sedir ve çam ağaçlarıyla ilgili bütün dileklerini yerine getireceğim. 
11O 005:009 Adamlarım tomrukları Lübnandan denize indirecekler, ben de onları sallar halinde bağlatıp belirteceğin yere kadar yüzdüreceğim. Orada adamlarım onları çözer, sen de alıp götürürsün. Sarayımın yiyecek gereksinimini karşılamakla, sen de benim dileğimi yerine getirmiş olursun.›› 
11O 005:010 Hiram Süleymana istediği kadar sedir ve çam tomruğu sağladı. 
11O 005:011 Süleyman her yıl Hirama sarayının yiyecek gereksinimi olarak yirmi bin kor buğday, yirmi kor saf zeytinyağı verirdi. 
11O 005:012 RAB, verdiği söz uyarınca, Süleymana bilgelik verdi. Süleymanla Hiram arasında barış vardı. Aralarında bir antlaşma yaptılar. 
11O 005:013 Kral Süleyman angaryasına çalıştırmak üzere bütün İsrailden otuz bin adam topladı. 
11O 005:014 Sırayla her ay on binini Lübnana gönderiyordu. Bir ay Lübnanda, iki ay evlerinde kalıyorlardı. Angaryasına çalışan adamların başında Adoniram vardı. 
11O 005:015 Süleymanın yük taşıyan 70 000, dağlarda taş kesen 80 000 adamı vardı. 
11O 005:016 Ayrıca, işin yürümesini sağlayan ve işçileri yöneten 3 300 görevlisi vardı. 
11O 005:017 İşçiler, kralın buyruğu uyarınca, tapınağın temelini yontma taşlarla atmak üzere ocaktan büyük ve kaliteli taşlar kesip çıkardılar. 
11O 005:018 Süleyman'ın ve Hiram'ın yapıcılarıyla Gevallılar, tapınağın yapımı için taşlarla keresteleri kesip hazırladılar. 
11O 006:001 İsrail halkı Mısırdan çıktıktan dört yüz seksen yıl sonra, Süleyman, krallığının dördüncü yılının ikinci ayı olan Ziv ayında RABbin Tapınağının yapımına başladı. 
11O 006:002 Kral Süleymanın RAB için yaptığı tapınağın uzunluğu altmış, genişliği yirmi, yüksekliği otuz arşındı. 
11O 006:003 Tapınağın ana bölümünün önündeki eyvan tapınağın genişliğinde olup yirmi arşındı. Eyvan tapınağın önünden ileriye doğru on arşındıfı. 
11O 006:004 Süleyman tapınakta dışa doğru daralan kafesli pencereler yaptırdı. 
11O 006:005 Tapınağın dış cephesine bitişik, ana bölümün ve iç odanın çevresindeki duvarlara bitişik, odalardan oluşan katlar yaptırdı. 
11O 006:006 Alt kat beş arşın, orta kat altı arşın, üst kat yedi arşın genişliğindeydi. Kirişler tapınağın duvarlarına girmesin diye duvarların çevresinde dışarıya doğru çıkıntılar bıraktı. 
11O 006:007 Tapınağın yapımında kullanılan taşlar taş ocaklarında yontulmuştu. Onun için yapım halindeki tapınakta çekiç ve balta dahil hiçbir demir aletin sesi duyulmadı. 
11O 006:008 Aşağı yan katın girişi tapınağın güneyindeydi. Döner bir merdivenle orta kata, oradan da üçüncü kata çıkılırdı. 
11O 006:009 Süleyman tapınağı yapıp tamamladı. Üstünü sedir ağacından direklerle, kalın tahtalarla kapattı. 
11O 006:010 Dış duvarlara bitişik katlar tapınağın çevresini kapsıyordu. Her birinin yüksekliği beş arşındı. Bunlar sedir ağacından kirişlerle tapınağa eklendi. 
11O 006:011 RAB, Süleymana şöyle seslendi: 
11O 006:012 ‹‹Bu tapınağı yapmaktasın. Kurallarıma, ilkelerime ve bütün buyruklarıma uyup onlara bağlı kalırsan, baban Davuta verdiğim sözü senin aracılığınla yerine getireceğim. 
11O 006:013 Halkım İsrailin arasında yaşayıp onları hiç terk etmeyeceğim.›› 
11O 006:014 Süleyman tapınağı yapıp bitirdi. 
11O 006:015 Tapınağın iç duvarlarının yüzeyini sedir ağaçlarıyla döşeyip üstlerini tabandan tavana kadar tahtalarla kapladı. Tapınağın zeminini ise çam tahtalarla döşetti. 
11O 006:016 En Kutsal Yer olarak adlandırılan iç oda, tapınağın arka bölümünde yapıldı. Tabandan tavana kadar sedir tahtasından oluşan bir duvarla öbür bölümlerden ayrıldı. Bu bölümün uzunluğu yirmi arşındı. 
11O 006:017 Bu iç odanın önündeki ana bölümün uzunluğu ise kırk arşındı. 
11O 006:018 Taşlar görünmesin diye tapınağın içi, üzerine sukabağı ve çiçek motifleri oyulmuş sedir tahtalarıyla kaplandı. 
11O 006:019 Tapınağın içinde RABbin Antlaşma Sandığının konacağı iç oda hazırlandı. 
11O 006:020 Bu odanın içten içe uzunluğu, genişliği ve yüksekliği yirmişer arşındı. Süleyman odayı saf altınla kaplattı. Sunağı da sedir tahtalarla döşetti. 
11O 006:021 Tapınağın içini saf altınla kaplattı; iç odanın önüne altın zincirler asıp orayı da altınla kaplattı. 
11O 006:022 Böylece iç odadaki sunak dahil, tapınağın içini tamamen altınla kaplatmış oldu. 
11O 006:023 İç odada her biri on arşın yüksekliğinde, iğde ağacından iki Keruv yaptı. 
11O 006:024 Her kanadı beşer arşın olan Keruvun açık kanatları bir uçtan öbür uca toplam on arşındı. 
11O 006:025 Öbür Keruvun kanat açıklığı da on arşındı. Her iki Keruvun da ölçüsü ve görünüşü aynıydı. 
11O 006:026 İkisinin de yüksekliği on arşındı. 
11O 006:027 Süleyman Keruvları tapınağın iç odasına yerleştirdi. Keruvlardan birinin açık kanadı bir duvara, ötekinin kanadı karşı duvara erişirken, öbür kanatları da odanın ortasında birbirine değiyordu. 
11O 006:028 Süleyman Keruvları da altınla kaplattı. 
11O 006:029 Tapınağın iç ve dış odalarının bütün duvarlarını kabartma Keruvlar, hurma ağaçları ve çiçek motifleriyle süsletti. 
11O 006:030 Tapınağın hem iç, hem de dış odasının döşemelerini altınla kaplattı. 
11O 006:031 İç odanın girişine iğde ağacından iki kanatlı söveli bir kapı yaptırdı. Söveli kapının genişliği tapınağın genişliğinin beşte biriydi. 
11O 006:032 İğde ağacından yapılan iki kapı kanadının üstüne kabartma Keruvlar, hurma ağaçları ve çiçek motifleri oydurdu. Keruvlar ve hurma ağaçlarını altınla kaplattı. 
11O 006:033 Aynı biçimde ana bölümün girişine de iğde ağacından kapı söveleri yaptırdı. Bu söveli kapı tapınağın genişliğinin dörtte biriydi. 
11O 006:034 Ayrıca, çam ağacından, her biri iki kanatlı, katlanabilen iki kapı yaptırdı. 
11O 006:035 Bunların da üstüne Keruvlar, hurma ağaçları ve çiçek motifleri oydurdu. Oymaların üzerini düzgün biçimde altınla kaplattı. biriydi›› ya da ‹‹Kapı söveleri beş köşeliydi.›› Benzer ifade 33. ayette de geçmektedir. 
11O 006:036 İç avlunun duvarlarını üç sıra yontma taş ve bir sıra sedir ağacı kirişleriyle yaptırdı. 
11O 006:037 RABbin Tapınağının temeli dördüncü yılın Ziv ayında atıldı. 
11O 006:038 On birinci yılın sekizinci ayı olan Bul ayında tapınak tasarlandığı biçimde bütün ayrıntılarıyla tamamlandı. Tapınağın yapımı Süleyman'ın yedi yılını almıştı. 
11O 007:001 Süleyman kendine, yapımı on üç yıl süren bir saray yaptırdı. 
11O 007:002 Uzunluğu yüzfö, genişliği elli, yüksekliği otuz arşın olan Lübnan Ormanı adında bir saray daha yaptırdı. Saray sedir kirişler yerleştirilmiş dört sıra halindeki sedir sütunların üzerine yapılmıştı. 
11O 007:003 Sütunların üstündeki kırk beş kirişin üstü sedir tahtalarıyla kaplanmıştı. Bir sıra on beş kirişten oluşuyordu. 
11O 007:004 Kafesli pencereler üç sıra halinde birbirine bakacak biçimde yapılmıştı. 
11O 007:005 Kapılar ve kapı söveleri dört köşeliydi. Pencereler ise üç sıra halinde birbirine bakacak biçimde yapılmıştı. 
11O 007:006 Süleyman elli arşın uzunluğunda otuz arşın genişliğinde sütunlu bir eyvan yaptırdı. Eyvanın önünde sütunlarla desteklenmiş asma tavan vardı. 
11O 007:007 Taht Eyvanını, yani kararların verileceği Yargı Eyvanını da yaptırdı. Bu eyvan da baştan aşağı sedir tahtalarıyla kaplıydı. 
11O 007:008 Eyvanın arkasında öbür avludaki kendi oturacağı saray da aynı biçimde yapılmıştı. Süleyman, karısı olan firavunun kızı için de bu eyvanın benzeri bir saray yaptırdı. 
11O 007:009 Dışarıdan büyük avluya, temelden çatıya kadar bütün bu yapılar kaliteli taşlarla yapılmıştı. Taşlar testereyle kesilmiş, ön ve arka yüzleri yontulmuş, belirli ölçülere göre hazırlanmıştı. 
11O 007:010 Temeller sekiz ve on arşınfş uzunluğunda büyük, seçme taşlardan atılmıştı. 
11O 007:011 Üstlerinde belirli ölçülere göre kesilmiş kaliteli taşlar ve sedir kirişler vardı. 
11O 007:012 Büyük avlu üç sıra yontma taş ve bir sıra sedir kirişlerinden oluşan bir duvarla çevrilmişti. RABbin Tapınağının iç avlusuyla eyvanın duvarları da aynı yapıdaydı. 
11O 007:013 Kral Süleyman haber gönderip Surdan Hiramı getirtti. 
11O 007:014 Hiramın annesi Naftali oymağından dul bir kadın, babası ise Surlu bir tunç işçisiydi. Hiram tunç işlemede bilgili, deneyimli, usta biriydi. Gelip Kral Süleymanın bütün işlerini yaptı. 
11O 007:015 Hiram her birinin yüksekliği on sekiz arşın ve çevresi on iki arşın olan iki tunç sütun döktü. 
11O 007:016 Sütunların üzerine koymak için beşer arşınfü yüksekliğinde dökme tunçtan iki sütun başlığı yaptı. 
11O 007:017 -18 87660 Sütun başlıklarının her biri ağla kaplanmıştı. Ağın üzeri yedi sıra örgülü zincirle ve iki sıra nar motifiyle bezenmişti. 
11O 007:019 Eyvanda bulunan dört arşın yüksekliğindeki sütun başlıkları da nilüfer biçimindeydi. 
11O 007:020 Her iki sütun başlığında, örgülü ağa yakın çıkıntının yukarısında çepeçevre diziler halinde iki yüz nar motifi vardı. 
11O 007:021 Hiram sütunları tapınağın eyvanına dikip sağdakine Yakin, soldakine Boaz adını verdi. 
11O 007:022 Sütun başlıkları nilüfer biçimindeydi. Böylece sütunların işi tamamlanmış oldu. gelebilir. 
11O 007:023 Hiram dökme tunçtan on arşın çapında, beş arşın derinliğinde, çevresi otuz arşın yuvarlak bir havuz yaptı. 
11O 007:024 Havuz, kenarlarının altındaki iki sıra sukabağı motifiyle birlikte dökülmüştü. Her arşında onar tane olan bu motifler havuzu çepeçevre kuşatıyordu. 
11O 007:025 Havuz üçü kuzeye, üçü batıya, üçü güneye, üçü de doğuya bakan on iki boğa heykeli üzerine oturtulmuştu. Boğaların sağrıları içe dönüktü. 
11O 007:026 Havuzun çeperi dört parmak kalınlığındaydı; kenarları kâse kenarlarını, nilüferleri andırıyordu. İki bin bat su alıyordu. 
11O 007:027 Hiram her biri dört arşın uzunluğunda, dört arşın genişliğinde ve üç arşınfç yüksekliğinde on adet tunç ayaklık yaptı. 
11O 007:028 Ayaklıklar aynalıklarla döşenmiş, aynalıklar da çerçeve içine alınmıştı. 
11O 007:029 Aynalıklar aslan, boğa, Keruv motifleriyle süslenmişti. Çerçeveler de böyleydi, yalnız aslanlarla boğaların üstünde ve altında sarkık çelenk işlemeleri vardı. 
11O 007:030 Her bir ayaklığın dört tunç tekerleği ve dingilleri vardı. Dört köşeye de kazan için destekler yapılmıştı. Her dökme destek çelenklerle süslenmişti. 
11O 007:031 Ayaklığın üst yüzeyinde kazan için bir arşın yüksekliğinde yuvarlak çerçeveli bir boşluk vardı. Boşluğun tabanı bir buçuk arşın genişliğindeydi. Çevresinde oymalar vardı. Ayaklıkların aynalıkları yuvarlak değil, kareydi. 
11O 007:032 Aynalıkların altındaki dört tekerleğin dingilleri ayaklıklara bağlıydı. Her tekerleğin çapı bir buçuk arşındı. 
11O 007:033 Tekerlekler savaş arabalarının tekerlekleri gibiydi. Dingilleri, jantları, parmakları ve göbeklerinin hepsi dökümdü. 
11O 007:034 Her ayaklığın dört köşesinde de kendinden dört destek vardı. 
11O 007:035 Ayaklıkların üstünde yarım arşın yüksekliğinde yuvarlak birer halka vardı. Ayaklıkların başındaki dayanaklar ve yan aynalıklar da ayaklıklara bitişikti. 
11O 007:036 Hiram dayanakların ve aynalıklarının genişliği oranında her birinin yüzeyine Keruvlar, aslanlar, hurma ağaçları, çevrelerine de çelenkler oydu. 
11O 007:037 Böylece on ayaklığı yaptı; hepsinin dökümü, ölçüsü ve biçimi aynıydı. 
11O 007:038 Hiram ayrıca on ayaklığın üzerine oturan dörder arşın genişliğinde on tunç kazan yaptı. Her kazan kırk bat su alıyordu. 
11O 007:039 Ayaklıkların beşini tapınağın güneyine, beşini kuzeyine yerleştirdi. Havuzu ise tapınağın güneydoğu köşesine yerleştirdi. 
11O 007:040 Hiram kazanlar, kürekler, çanaklar yaptı. Böylece Kral Süleyman için üstlenmiş olduğu RABbin Tapınağıyla ilgili bütün işleri tamamlamış oldu: 
11O 007:041 İki sütun ve iki yuvarlak sütun başlığı, bu başlıkları süsleyen iki örgülü ağ, 
11O 007:042 Sütunların yuvarlak başlıklarını süsleyen iki örgülü ağın üzerini ikişer sıra halinde süsleyen dört yüz nar motifi, 
11O 007:043 On kazan ve ayaklıkları, 
11O 007:044 Havuz ve havuzu taşıyan on iki boğa heykeli, 
11O 007:045 Kovalar, kürekler, çanaklar. Hiramın Kral Süleyman için RABbin Tapınağına yaptığı bütün bu eşyalar parlak tunçtandı. 
11O 007:046 Kral bunları Şeria Ovasında, Sukkot ile Saretan arasındaki killi topraklarda döktürmüştü. 
11O 007:047 Eşyalar o kadar çoktu ki, Süleyman hepsini tartmadı. Kullanılan tuncun hesabı tutulmadı. 
11O 007:048 Süleymanın RABbin Tapınağı için yaptırdığı altın eşyalar şunlardı: Sunak, ekmeklerin Tanrının huzuruna konduğu masa, 
11O 007:049 İç odanın girişine, beşi sağa, beşi sola yerleştirilen saf altın kandillikler, çiçek süslemeleri, kandiller, maşalar, 
11O 007:050 Saf altın taslar, fitil maşaları, çanaklar, tabaklar, buhurdanlar. Tapınaktaki iç odanın, yani En Kutsal Yerin ve ana bölümün kapı menteşeleri de altındandı. 
11O 007:051 RAB'bin Tapınağı'nın yapımı tamamlanınca Kral Süleyman, babası Davut'un adadığı altın, gümüş ve öbür eşyaları getirip tapınağın hazine odalarına yerleştirdi. 
11O 008:001 Kral Süleyman RABbin Antlaşma Sandığını Davut Kenti olan Siyondan getirmek üzere İsrail halkının ileri gelenleriyle bütün oymak ve boy başlarını Yeruşalime çağırdı. 
11O 008:002 Hepsi yedinci ay olan Etanim ayındaki bayramda Kral Süleymanın önünde toplandı. 
11O 008:003 İsrailin bütün ileri gelenleri toplanınca, bazı kâhinler Antlaşma Sandığını yerden kaldırdılar. 
11O 008:004 Sandığı, Buluşma Çadırını ve çadırdaki bütün kutsal eşyaları kâhinlerle Levililer tapınağa taşıdılar. 
11O 008:005 Kral Süleyman ve bütün İsrail topluluğu Antlaşma Sandığının önünde sayısız davar ve sığır kurban etti. 
11O 008:006 Kâhinler RABbin Antlaşma Sandığını tapınağın iç odasına, En Kutsal Yere taşıyıp Keruvların kanatlarının altına yerleştirdiler. 
11O 008:007 Keruvların kanatları sandığın konduğu yerin üstüne kadar uzanıyor ve sandığı da, sırıklarını da örtüyordu. 
11O 008:008 Sırıklar öyle uzundu ki, uçları iç odanın önündeki Kutsal Yerden görünüyordu. Ancak dışarıdan görünmüyordu. Bunlar hâlâ oradadır. 
11O 008:009 Sandığın içinde Musanın Horev Dağında koyduğu iki taş levhadan başka bir şey yoktu. Bunlar Mısırdan çıkışlarında RABbin İsraillilerle yaptığı antlaşmanın taş levhalarıydı. 
11O 008:010 Kâhinler Kutsal Yerden çıkınca, RABbin Tapınağını bir bulut doldurdu. 
11O 008:011 Bu bulut yüzünden kâhinler görevlerini sürdüremediler. Çünkü RABbin görkemi tapınağı doldurmuştu. 
11O 008:012 O zaman Süleyman şöyle dedi: ‹‹Ya RAB, karanlık bulutlarda otururum demiştin. 
11O 008:013 Senin için görkemli bir tapınak, sonsuza dek yaşayacağın bir konut yaptım.›› 
11O 008:014 Kral ayakta duran bütün İsrail topluluğuna dönerek onları kutsadıktan sonra şöyle dedi: 
11O 008:015 ‹‹Babam Davuta verdiği sözü tutan İsrailin Tanrısı RABbe övgüler olsun! RAB demişti ki, 
11O 008:016 ‹Halkım İsraili Mısırdan çıkardığım günden bu yana, içinde bulunacağım bir tapınak yaptırmak için İsrail oymaklarına ait kentlerden hiçbirini seçmedim. Ancak halkım İsraili yönetmesi için Davutu seçtim.› Benzer ifadeler 8:29,44; 9:3; 11:36da da geçer. 
11O 008:017 ‹‹Babam Davut İsrailin Tanrısı RABbin adına bir tapınak yapmayı yürekten istiyordu. 
11O 008:018 Ama RAB, babam Davuta, ‹Adıma bir tapınak yapmayı yürekten istemen iyi bir şey› dedi, 
11O 008:019 ‹Ne var ki, adıma yapılacak bu tapınağı sen değil, öz oğlun yapacak.› 
11O 008:020 ‹‹RAB verdiği sözü yerine getirdi. RABbin sözü uyarınca, babam Davuttan sonra İsrail tahtına ben geçtim ve İsrailin Tanrısı RABbin adına tapınağı ben yaptırdım. 
11O 008:021 Ayrıca, RABbin atalarımızı Mısırdan çıkardığında onlarla yaptığı antlaşmanın içinde korunduğu sandık için tapınakta bir yer hazırladım.›› 
11O 008:022 Süleyman RABbin sunağının önünde, İsrail topluluğunun karşısında durup ellerini göklere açtı. 
11O 008:023 ‹‹Ya RAB, İsrailin Tanrısı, yerde ve gökte sana benzer başka tanrı yoktur›› dedi, ‹‹Bütün yürekleriyle yolunu izleyen kullarınla yaptığın antlaşmaya bağlı kalırsın. 
11O 008:024 Ağzınla kulun babam Davuta verdiğin sözü bugün ellerinle yerine getirdin. 
11O 008:025 ‹‹Şimdi, ya RAB, İsrailin Tanrısı, kulun babam Davuta verdiğin öbür sözü de tutmanı istiyorum. Ona, ‹Senin soyundan İsrail tahtına oturacakların ardı arkası kesilmeyecektir; yeter ki, çocukların önümde senin gibi dikkatle yürüsünler› demiştin. 
11O 008:026 Ey İsrailin Tanrısı, şimdi kulun babam Davuta verdiğin sözleri yerine getirmeni istiyorum. 
11O 008:027 ‹‹Tanrı gerçekten yeryüzünde yaşar mı? Sen göklere, göklerin göklerine bile sığmazsın. Benim yaptığım bu tapınak ne ki! 
11O 008:028 Ya RAB Tanrım, kulunun bugün ettiği duayı, yalvarışı işit; duasına ve yakarışına kulak ver. 
11O 008:029 Gözlerin gece gündüz, ‹Orada bulunacağım!› dediğin bu tapınağın üzerinde olsun. Kulunun buraya yönelerek ettiği duayı işit. 
11O 008:030 Buraya yönelerek dua eden kulunun ve halkın İsrailin yalvarışını işit. Göklerden, oturduğun yerden kulak ver; duyunca bağışla. 
11O 008:031 ‹‹Biri komşusuna karşı günah işleyip ant içmek zorunda kaldığında, gelip bu tapınakta, senin sunağının önünde ant içerse, 
11O 008:032 göklerden kulak ver ve gereğini yap. Suçlunun cezasını vererek, suçsuzu haklı çıkararak kullarını yargıla. 
11O 008:033 ‹‹Sana karşı günah işlediği için düşmanlarına yenik düşen halkın İsrail yine sana döner, adını anar, bu tapınakta dua edip yakararak önüne çıkarsa, 
11O 008:034 göklerden kulak ver, halkın İsrailin günahını bağışla. Onları atalarına verdiğin ülkeye yine kavuştur. 
11O 008:035 ‹‹Halkın sana karşı günah işlediği için gökler kapanıp yağmur yağmazsa, sıkıntıya düşen halkın buraya yönelip dua eder, adını anar ve günahlarından dönerse, 
11O 008:036 göklerden kulak ver; kullarının, halkın İsrailin günahlarını bağışla. Onlara doğru yolda yürümeyi öğret, halkına mülk olarak verdiğin ülkene yağmurlarını gönder. 
11O 008:037 ‹‹Ülkeyi kıtlık, salgın hastalık, samyeli, küf, tırtıl ya da çekirgeler kavurduğunda, düşmanlar kentlerden birinde halkını kuşattığında, herhangi bir felaket ya da hastalık ortalığı sardığında, 
11O 008:038 halkından bir kişi ya da bütün halkın İsrail başına gelen felaketi ayrımsar, dua edip yakararak ellerini bu tapınağa doğru açarsa, 
11O 008:039 göklerden, oturduğun yerden kulak ver ve bağışla. İnsanların yüreklerini yalnızca sen bilirsin. Onlara yaptıklarına göre davran ki, 
11O 008:040 atalarımıza verdiğin bu ülkede yaşadıkları sürece senden korksunlar. 
11O 008:041 ‹‹Halkın İsrailden olmayan, ama senin yüce adını, 
11O 008:042 gücünü, kudretini duyup uzak ülkelerden gelen yabancılar bu tapınağa gelip dua ederlerse, 
11O 008:043 göklerden, oturduğun yerden kulak ver, yalvarışlarını yanıtla. Öyle ki, dünyanın bütün ulusları, halkın İsrail gibi, senin adını bilsin, senden korksun ve yaptırdığım bu tapınağın sana ait olduğunufı öğrensin. çağrıldığını.›› 
11O 008:044 ‹‹Halkın düşmanlarına karşı gösterdiğin yoldan savaşa giderken sana, seçtiğin bu kente ve adına yaptırdığım bu tapınağa yönelip dua ederse, 
11O 008:045 dualarına, yakarışlarına göklerden kulak ver ve onları kurtar. 
11O 008:046 ‹‹Sana karşı günah işlediklerinde -günah işlemeyen tek kişi yoktur- sen öfkelenip onları yakın ya da uzak bir ülkeye tutsak olarak götürecek düşmanlarının eline teslim edersen, 
11O 008:047 onlar da tutsak oldukları ülkede pişmanlık duyup günahlarından döner, ‹Günah işledik, yoldan sapıp kötülük yaptık› diyerek sana yakarırlarsa, 
11O 008:048 tutsak oldukları ülkede candan ve yürekten sana dönerlerse, atalarına verdiğin ülkelerine, seçtiğin kente ve adına yaptırdığım tapınağına yönelip dua ederlerse, 
11O 008:049 göklerden, oturduğun yerden dualarına, yakarışlarına kulak ver, onları kurtar. 
11O 008:050 Sana karşı günah işlemiş olan halkını ve işledikleri bütün suçları bağışla. Düşmanlarının onlara acımasını sağla. 
11O 008:051 Çünkü onlar demir eritme ocağından, Mısırdan çıkardığın kendi halkın, kendi mirasındır. 
11O 008:052 ‹‹Sana her yalvarışlarında onlara kulak ver, bu kulunun ve halkın İsrailin yalvarışlarını dinle. 
11O 008:053 Ey Egemen RAB, atalarımızı Mısırdan çıkardığında kulun Musa aracılığıyla dediğin gibi, onları dünyanın bütün halkları arasından kendine miras olarak seçtin.›› 
11O 008:054 Süleyman, RABbe duasını ve yalvarışını bitirince, elleri göklere açık, dizleri üzerine çökmüş olduğu RABbin sunağının önünden kalktı. 
11O 008:055 Ayakta durup bütün İsrail topluluğunu yüksek sesle şöyle kutsadı: 
11O 008:056 ‹‹Sözünü tutup halkı İsraile esenlik veren RABbe övgüler olsun. Kulu Musa aracılığıyla verdiği iyi sözlerin hiçbiri boşa çıkmadı. 
11O 008:057 Tanrımız RAB atalarımızla olduğu gibi bizimle de olsun ve bizi hiç bırakmasın, bizden ayrılmasın. 
11O 008:058 Bütün yollarını izlememiz, atalarımıza verdiği buyruklara, kurallara, ilkelere uymamız için RAB yüreklerimizi kendine yöneltsin. 
11O 008:059 Ya RAB Tanrımız, önünde yalvarırken söylediğim bu sözleri gece gündüz anımsa. Kulunu ve halkın İsraili her durumda koru. 
11O 008:060 Sonunda dünyanın bütün ulusları bilsinler ki, tek Tanrı RABdir ve Ondan başka Tanrı yoktur. 
11O 008:061 Bugünkü gibi Onun kurallarına göre yaşamak ve buyruklarına uymak için bütün yüreğinizi Tanrımız RABbe adayın.›› 
11O 008:062 Kral ve bütün İsrail halkı RABbin önünde kurban kestiler. 
11O 008:063 Süleyman, esenlik kurbanı olarak RABbe yirmi iki bin sığır, yüz yirmi bin davar kurban etti. Böylece kral ve bütün İsrail halkı, RABbin Tapınağını adama işini tamamlamış oldu. 
11O 008:064 Aynı gün kral, tapınağın önündeki avlunun orta kısmını da kutsadı. Yakmalık sunuları, tahıl sunularını ve esenlik sunularının yağlarını orada sundu. Çünkü RABbin önündeki tunç sunak yakmalık sunuları, tahıl sunularını ve esenlik sunularının yağlarını alamayacak kadar küçüktü. 
11O 008:065 Süleyman, Levo-Hamattan Mısır Vadisine kadar her yerden gelen İsraillilerin oluşturduğu büyük toplulukla birlikte Tanrımız RABbin önünde art arda yedişer gün, toplam on dört gün bayram yaptı. 
11O 008:066 Kral sekizinci gün halkı evlerine gönderdi. Onlar da kralı kutsayıp RAB'bin, kulu Davut ve halkı İsrail için yapmış olduğu bütün iyiliklerden dolayı sevinç duyarak mutluluk içinde evlerine döndüler. 
11O 009:001 Süleyman RABbin Tapınağını, sarayı ve yapmayı istediği bütün işleri bitirince, 
11O 009:002 RAB daha önce Givonda olduğu gibi ona yine görünerek 
11O 009:003 şöyle dedi: ‹‹Duanı ve yakarışını duydum. Adım sürekli orada bulunsun diye yaptığın bu tapınağı kutsal kıldım. Gözlerim onun üstünde, yüreğim her zaman orada olacaktır. 
11O 009:004 Sana gelince, baban Davutun yaptığı gibi, bütün yüreğinle ve doğrulukla yollarımı izler, buyurduğum her şeyi yapar, kurallarıma ve ilkelerime uyarsan, 
11O 009:005 baban Davuta, ‹İsrail tahtından senin soyunun ardı arkası kesilmeyecektir› diye verdiğim sözü tutup krallığını sonsuza dek pekiştireceğim. 
11O 009:006 ‹‹Ama siz ya da çocuklarınız yollarımdan sapar, buyruklarıma ve kurallarıma uymaz, gidip başka ilahlara kulluk eder, taparsanız, 
11O 009:007 size verdiğim bu ülkeden sizi söküp atacağım, adıma kutsal kıldığım bu tapınağı terk edeceğim; İsrail bütün uluslar arasında aşağılanıp alay konusu olacak. 
11O 009:008 Bu gösterişli tapınağın önünden geçenler, hayret ve dehşet içinde, ‹RAB bu ülkeyi ve tapınağı neden bu duruma getirdi?› diye soracaklar. 
11O 009:009 Ve, diyecekler ki, ‹İsrail halkı, atalarını Mısırdan çıkaran Tanrıları RABbi terk etti; başka ilahların ardından gitti, onlara tapıp kulluk etti. RAB bu yüzden bütün bu kötülükleri başlarına getirdi.› ›› 
11O 009:010 Süleyman iki yapıyı -RABbin Tapınağıyla kendi sarayını- yirmi yılda bitirdi. 
11O 009:011 Bu yapılar için istediği sedir ve çam ağaçlarıyla altını sağlayan Sur Kralı Hirama Celile bölgesinde yirmi kent verdi. 
11O 009:012 Hiram gidip Süleymanın kendisine verdiği kentleri görünce onları beğenmedi. 
11O 009:013 Süleymana, ‹‹Bunlar mı bana verdiğin kentler, kardeşim!›› dedi. Bu yüzden o bölge bugün de ‹‹Kavul›› diye bilinir. 
11O 009:014 Oysa Hiram, Kral Süleymana yüz yirmi talant altın göndermişti. 
11O 009:015 Kral Süleyman RABbin Tapınağını, kendi sarayını, Milloyu ve Yeruşalimin surlarını yaptırmak; ayrıca Hasor, Megiddo ve Gezer kentlerini onarıp güçlendirmek amacıyla angaryacıları toplamıştı. 
11O 009:016 Mısır Firavunu gidip Gezeri ele geçirmiş ve ateşe vermişti. Orada yaşayan Kenanlıları öldürerek kenti Süleymanla evlenen kızına armağan etmişti. 
11O 009:017 Süleyman Gezeri, Aşağı Beythoronu, 
11O 009:018 Baalatı ve kırsal bir bölgede bulunan Tamarla birlikte 
11O 009:019 bütün ambarlı kentleri, ayrıca savaş arabalarıyla atların bulunduğu kentleri de onarıp güçlendirdi. Böylece Yeruşalimde, Lübnanda, yönetimi altındaki bütün topraklarda her istediğini yaptırmış oldu. 
11O 009:020 İsrail halkından olmayan Amorlular, Hititler, Perizliler, Hivliler ve Yevuslulardan artakalanlara gelince, 
11O 009:021 Süleyman İsrail halkının tamamen yok edemediği bu insanların soyundan gelip ülkede kalanları angaryaya koştu. Bu durum bugün de sürüyor. 
11O 009:022 Ancak Süleyman İsrail halkından hiç kimseye kölelik yaptırmadı. Onlar savaşçı, görevli, komutan, subay, savaş arabalarıyla atlıların komutanı olarak görev yaptılar. 
11O 009:023 Süleymanın yapılan işlerin başında duran ve çalışanları denetleyen beş yüz elli görevlisi vardı. 
11O 009:024 Firavunun kızı, Davut Kentinden Süleymanın kendisi için yaptırdığı saraya taşındıktan sonra, Süleyman Milloyu yaptırdı. 
11O 009:025 Süleyman RAB için yaptırdığı sunakta yılda üç kez yakmalık sunular ve esenlik sunuları sunardı. Ayrıca RABbin önündeki sunağın üstünde buhur da yakardı. Böylece Süleyman tapınağın yapımını tamamlamış oldu. 
11O 009:026 Kral Süleyman Edomluların ülkesinde, Kızıldeniz kıyısında Eylat yakınlarındaki Esyon-Geverde gemiler yaptırdı. 
11O 009:027 Hiram denizi bilen gemicilerini Süleymanın adamlarıyla birlikte Ofire gönderdi. 
11O 009:028 Ofir'e giden bu gemiciler, Kral Süleyman'a 420 talant altın getirdiler. 
11O 010:001 Saba Kraliçesi, RABbin adından ötürü Süleymanın artan ününü duyunca, onu çetin sorularla sınamaya geldi. 
11O 010:002 Çeşitli baharat, çok miktarda altın ve değerli taşlarla yüklü büyük bir kervan eşliğinde Yeruşalime gelen kraliçe, aklından geçen her şeyi Süleymanla konuştu. 
11O 010:003 Süleyman onun bütün sorularına karşılık verdi. Kralın ona yanıt bulmakta güçlük çektiği hiçbir konu olmadı. 
11O 010:004 -5 88970 Süleymanın bilgeliğini, yaptırdığı sarayı, sofrasının zenginliğini, görevlilerinin oturup kalkışını, hizmetkârlarının özel giysileriyle yaptığı hizmeti, sakilerini ve RABbin Tapınağında sunduğu yakmalık sunuları gören Saba Kraliçesi hayranlık içinde kaldı. 
11O 010:006 Krala, ‹‹Ülkemdeyken yaptıklarınla ve bilgeliğinle ilgili duyduklarım doğruymuş›› dedi, 
11O 010:007 ‹‹Ama gelip kendi gözlerimle görünceye dek inanmamıştım. Bunların yarısı bile bana anlatılmadı. Bilgeliğin de, zenginliğin de duyduklarımdan kat kat fazla. 
11O 010:008 Ne mutlu adamlarına! Ne mutlu sana hizmet eden görevlilere! Çünkü sürekli bilgeliğine tanık oluyorlar. 
11O 010:009 Senden hoşnut kalan, seni İsrail tahtına oturtan Tanrın RABbe övgüler olsun! RAB İsraile sonsuz sevgi duyduğundan, adaleti ve doğruluğu sağlaman için seni kral yaptı.›› 
11O 010:010 Saba Kraliçesi krala 120 talant altın, çok büyük miktarda baharat ve değerli taşlar armağan etti. Krala o kadar baharat armağan etti ki, bir daha bu kadar çok baharat görülmedi. 
11O 010:011 Bu arada Hiramın gemileri Ofirden altın ve büyük miktarda almug kerestesiyle değerli taşlar getirdiler. 
11O 010:012 Kral, RABbin Tapınağıyla sarayın tırabzanlarını, çalgıcıların lirleriyle çenklerini bu almug kerestesinden yaptırdı. Bugüne dek o kadar almug ağacı ne gelmiş, ne de görülmüştür. ardıç ağacı olduğu sanılıyor. 
11O 010:013 Kral Süleyman Saba Kraliçesinin her isteğini, her dileğini yerine getirdi. Ayrıca ona gönülden kopan birçok armağan verdi. Bundan sonra kraliçe adamlarıyla birlikte oradan ayrılıp kendi ülkesine döndü. 
11O 010:014 Süleymana bir yılda gelen altının miktarı 666 talantı buluyordu. 
11O 010:015 Alım satımla uğraşanlarla tüccarların kazançlarından ve Arabistanın bütün krallarıyla İsrail valilerinden gelenler bunun dışındaydı. 
11O 010:016 Kral Süleyman her biri altı yüz şekel ağırlığında dövme altından iki yüz büyük kalkan yaptırdı. 
11O 010:017 Ayrıca her biri üç minafö ağırlığında dövme altından üç yüz küçük kalkan yaptırdı. Kral bu kalkanları Lübnan Ormanı adındaki saraya koydu. 
11O 010:018 Kral fildişinden büyük bir taht yaptırıp saf altınla kaplattı. 
11O 010:019 Tahtın altı basamağı, arka kısmında yuvarlak bir başlığı vardı. Oturulan yerin iki yanında kollar, her kolun yanında birer aslan heykeli bulunuyordu. 
11O 010:020 Altı basamağın iki yanında on iki aslan heykeli vardı. Hiçbir krallıkta böylesi yapılmamıştı. 
11O 010:021 Kral Süleymanın kadehleriyle Lübnan Ormanı adındaki sarayın bütün eşyaları saf altından yapılmış, hiç gümüş kullanılmamıştı. Çünkü Süleymanın döneminde gümüşün değeri yoktu. 
11O 010:022 Hiramın gemilerinin yanısıra, kralın da denizde ticaret gemileri vardı. Bu gemiler üç yılda bir altın, gümüş, fildişi ve türlü maymunlarla yüklü olarak dönerlerdi. tavuskuşlarıyla››. 
11O 010:023 Kral Süleyman dünyanın bütün krallarından daha zengin, daha bilgeydi. 
11O 010:024 Tanrının Süleymana verdiği bilgeliği dinlemek için bütün dünya onu görmek isterdi. 
11O 010:025 Onu görmeye gelenler her yıl armağan olarak altın ve gümüş eşya, giysi, silah, baharat, at, katır getirirlerdi. 
11O 010:026 Süleyman savaş arabalarıyla atlarını topladı. Bin dört yüz savaş arabası, on iki bin atı vardı. Bunların bir kısmını savaş arabaları için ayrılan kentlere, bir kısmını da kendi yanına, Yeruşalime yerleştirdi. 
11O 010:027 Krallığı döneminde Yeruşalimde gümüş taş değerine düştü. Sedir ağaçları Şefeladaki yabanıl incir ağaçları kadar bollaştı. 
11O 010:028 Süleymanın atları Mısır ve Keveden getirilirdi. Kralın tüccarları atları Keveden satın alırdı. 
11O 010:029 Mısır'dan bir savaş arabası altı yüz, bir at yüz elli şekel gümüşe getirilirdi. Bunları bütün Hitit ve Aram krallarına satarlardı. bölgesi››. 
11O 011:001 Kral Süleyman firavunun kızının yanısıra Moavlı, Ammonlu, Edomlu, Saydalı ve Hititli birçok yabancı kadın sevdi. 
11O 011:002 Bu kadınlar RABbin İsrail halkına, ‹‹Ne siz onların arasına girin, ne de onlar sizin aranıza girsinler; çünkü onlar kesinlikle sizi kendi ilahlarının ardınca yürümek üzere saptıracaklardır›› dediği uluslardandı. Buna karşın, Süleyman onlara sevgiyle bağlandı. 
11O 011:003 Süleymanın kral kızlarından yedi yüz karısı ve üç yüz cariyesi vardı. Karıları onu yolundan saptırdılar. 
11O 011:004 Süleyman yaşlandıkça, karıları onu başka ilahların ardınca yürümek üzere saptırdılar. Böylece Süleyman bütün yüreğini Tanrısı RABbe adayan babası Davut gibi yaşamadı. 
11O 011:005 Saydalıların tanrıçası Aştorete ve Ammonluların iğrenç ilahı Moleke taptı. 
11O 011:006 Böylece RABbin gözünde kötü olanı yaptı, RABbin yolunda yürüyen babası Davut gibi tam anlamıyla RABbi izlemedi. 
11O 011:007 Yeruşalimin doğusundaki tepede Moavlıların iğrenç ilahı Kemoşa ve Ammonluların iğrenç ilahı Moleke tapmak için bir yer yaptırdı. 
11O 011:008 İlahlarına buhur yakıp kurban kesen bütün yabancı karıları için de aynı şeyleri yaptı. 
11O 011:009 -10 89300 İsrailin Tanrısı RAB, kendisine iki kez görünüp, ‹‹Başka ilahlara tapma!›› demesine karşın, Süleyman RABbin yolundan saptı ve Onun buyruğuna uymadı. Bu yüzden RAB Süleymana öfkelenerek, 
11O 011:011 ‹‹Seninle yaptığım antlaşmaya ve kurallarıma bilerek uymadığın için krallığı elinden alacağım ve görevlilerinden birine vereceğim›› dedi, 
11O 011:012 ‹‹Ancak baban Davutun hatırı için, bunu senin yaşadığın sürede değil, oğlun kral olduktan sonra yapacağım. 
11O 011:013 Ama oğlunun elinden bütün krallığı almayacağım. Kulum Davutun ve kendi seçtiğim Yeruşalimin hatırı için oğluna bir oymak bırakacağım.›› 
11O 011:014 RAB kral soyundan gelen bir düşmanı, Edomlu Hadatı Süleymana karşı ayaklandırdı. 
11O 011:015 Daha önce, Davut Edomlularla savaşırken, ölüleri gömmeye giden ordu komutanı Yoav Edomdaki bütün erkekleri öldürmüştü. 
11O 011:016 Yoav ile İsrailliler Edomdaki erkeklerin hepsini yok edinceye dek, altı ay orada kalmışlardı. 
11O 011:017 Ancak genç Hadat, babasının görevlilerinden bazı Edomlularla birlikte Mısıra kaçmıştı. 
11O 011:018 Sonra Midyandan ayrılıp Parana gitmişler, oradan bazı Paranlıları da yanlarına alıp Mısıra, firavunun yanına gelmişlerdi. Firavun Hadata barınak, yiyecek ve toprak sağlamıştı. 
11O 011:019 Hadat firavunun dostluğunu kazandı. Bunun üzerine firavun, kendi karısı Kraliçe Tahpenesin kızkardeşini Hadatla evlendirdi. 
11O 011:020 Tahpenesin kızkardeşi Hadata Genuvat adlı bir oğul doğurdu. Tahpenes çocuğu sarayda firavunun çocuklarıyla birlikte büyüttüfş. 
11O 011:021 Hadat Davutla ordu komutanı Yoavın ölüm haberini Mısırda duydu. Firavuna, ‹‹İzin ver, kendi ülkeme döneyim›› dedi. 
11O 011:022 Firavun, ‹‹Bir eksiğin mi var, neden ülkene dönmek istiyorsun?›› diye sordu. Hadat, ‹‹Hayır, ama lütfen gitmeme izin ver›› diye yanıtladı. 
11O 011:023 Tanrı, efendisi Sova Kralı Hadadezerden kaçan bir düşmanı, Elyada oğlu Rezonu Süleymana karşı ayaklandırdı. 
11O 011:024 Davut Sovalılara saldırdığında, Rezon çevresine haydutları toplayıp onlara önderlik etmişti. Birlikte Şama gitmişler, orada kalıp yönetimi ele geçirmişlerdi. 
11O 011:025 Hadatın yaptığı kötülüğün yanısıra, Rezon Süleyman yaşadığı sürece İsrailin düşmanı oldu; Aramda krallık yaparak İsrailden nefret etti. 
11O 011:026 Efrayim oymağından Nevat oğlu Seredalı Yarovam Kral Süleymana karşı ayaklandı. Yarovam Süleymanın görevlilerindendi. Annesi Serua adlı dul bir kadındı. 
11O 011:027 Yarovamın krala karşı ayaklanmasının öyküsü şöyleydi: Süleyman Milloyu yaptırıp babası Davutun Kentindeki surların gediğini kapatmıştı. 
11O 011:028 Yarovam çok yetenekli biriydi. Süleyman bu genç adamın ne denli çalışkan olduğunu görünce, Yusuf soyunun bütün ağır işlerinin sorumluluğunu ona verdi. 
11O 011:029 Bir gün Yarovam Yeruşalimin dışına çıktı. Yolda Şilolu Peygamber Ahiya ile karşılaştı. Ahiya yeni giysisini giymişti. İkisi kent dışında yalnızdılar. 
11O 011:030 Ahiya üzerindeki giysiyi yırtıp on iki parçaya ayırdı 
11O 011:031 ve Yarovama, ‹‹On parçayı kendine al›› dedi, ‹‹Çünkü İsrailin Tanrısı RAB diyor ki, ‹Ben, Süleymanın elinden krallığı alıp on oymağı sana vereceğim. 
11O 011:032 Ama kulum Davutun ve İsrail oymaklarının yaşadığı kentler arasından seçtiğim Yeruşalim Kentinin hatırı için bir oymağı onda bırakacağım. 
11O 011:033 Çünkü Süleyman bana sırt çevirip Saydalıların tanrıçası Aştorete, Moavlıların ilahı Kemoşa ve Ammonluların ilahı Moleke taptı. Kurallarıma, ilkelerime uyup gözümde doğru olanı yapan babası Davut gibi yollarımı izlemedi. 
11O 011:034 Ama buyruklarıma, kurallarıma bağlı kalan, seçtiğim kulum Davutun hatırı için Süleymanın elinden bütün krallığı almayacağım. Yaşamı boyunca onu önder yapacağım. 
11O 011:035 Ancak krallığı oğlunun elinden alıp on oymağı sana vereceğim. 
11O 011:036 Adımı yerleştirmek için kendime seçtiğim Yeruşalim Kentinde kulum Davut için önümde sönmeyen bir ışık olmak üzere Süleymanın oğluna bir oymak vereceğim. 
11O 011:037 Sana gelince, seni İsrail Kralı yapacağım. İsraili dilediğin gibi yöneteceksin. 
11O 011:038 Kulum Davut gibi isteklerimi yerine getirir, kurallarıma ve buyruklarıma uyar, gözümde doğru olanı yapar, yollarımı izlersen, seninle birlikte olacağım. Davuta yaptığım gibi senin için de güçlü bir hanedan kurup İsraili sana vereceğim. 
11O 011:039 Süleymanın günahından ötürü Davut soyunun gururunu kıracağım, ancak sonsuza dek değil.› ›› 
11O 011:040 Süleyman Yarovamı öldürmeye çalıştı. Ama Yarovam Mısıra kaçıp Mısır Kralı Şişaka sığındı. Süleymanın ölümüne kadar orada kaldı. 
11O 011:041 Süleymanın krallığı dönemindeki öteki olaylar, bütün yaptıkları ve bilgeliği Süleymanın tarihinde yazılıdır. 
11O 011:042 Süleyman kırk yıl süreyle bütün İsraili Yeruşalimden yönetti. 
11O 011:043 Süleyman ölüp atalarına kavuşunca babası Davut'un Kenti'nde gömüldü. Yerine oğlu Rehavam kral oldu. 
11O 012:001 Rehavam Şekeme gitti. Çünkü bütün İsrailliler kendisini kral ilan etmek için orada toplanmışlardı. 
11O 012:002 Kral Süleymandan kaçıp Mısıra yerleşen Nevat oğlu Yarovam bunu duyunca Mısırda kalmaya karar verdi. 
11O 012:003 İsrail topluluğu Yarovamı çağırttı. Birlikte gidip Rehavama şöyle dediler: 
11O 012:004 ‹‹Baban üzerimize ağır bir boyunduruk koydu. Ama babanın üzerimize yüklediği ağır yükü ve boyunduruğu hafifletirsen sana kul köle oluruz.›› 
11O 012:005 Rehavam, ‹‹Şimdi gidin, üç gün sonra yine gelin›› yanıtını verince halk yanından ayrıldı. 
11O 012:006 Kral Rehavam, babası Süleymana sağlığında danışmanlık yapan ileri gelenlere, ‹‹Bu halka nasıl yanıt vermemi öğütlersiniz?›› diye sordu. 
11O 012:007 İleri gelenler, ‹‹Bugün bu halka hizmet eder, olumlu yanıt verirsen, sana her zaman kul köle olurlar›› diye karşılık verdiler. 
11O 012:008 Ne var ki, Rehavam ileri gelenlerin öğüdünü reddederek birlikte büyüdüğü genç görevlilerine danıştı: 
11O 012:009 ‹‹Siz ne yapmamı öğütlersiniz? ‹Babanın üzerimize koyduğu boyunduruğu hafiflet› diyen bu halka nasıl bir yanıt verelim?›› 
11O 012:010 Birlikte büyüdüğü gençler ona şu karşılığı verdiler: ‹‹Sana ‹Babanın üzerimize koyduğu boyunduruğu hafiflet› diyen halka de ki, ‹Benim küçük parmağım babamın belinden daha kalındır. 
11O 012:011 Babam size ağır bir boyunduruk yüklediyse, ben boyunduruğunuzu daha da ağırlaştıracağım. Babam sizi kırbaçla yola getirdiyse, ben sizi akreplerle yola getireceğim.› ›› 
11O 012:012 Yarovamla bütün halk, kralın, ‹‹Üç gün sonra yine gelin›› sözü üzerine, üçüncü gün Rehavamın yanına geldiler. 
11O 012:013 -14 89760 İleri gelenlerin öğüdünü reddeden Kral Rehavam, gençlerin öğüdüne uyarak halka sert bir yanıt verdi: ‹‹Babamın size yüklediği boyunduruğu ben daha da ağırlaştıracağım. Babam sizi kırbaçla yola getirdiyse, ben sizi akreplerle yola getireceğim.›› 
11O 012:015 Kral halkı dinlemedi. Çünkü Şilolu Ahiya aracılığıyla Nevat oğlu Yarovama verdiği sözü yerine getirmek için RAB bu olayı düzenlemişti. 
11O 012:016 Kralın kendilerini dinlemediğini görünce, bütün İsrailliler,  ‹‹İşay oğlu, Davutla ne ilgimiz,<br />Ne de payımız var!›› diye bağırdılar,<br />‹‹Ey İsrail halkı, haydi evimize dönelim!<br />Davutun soyu başının çaresine baksın.›› 
11O 012:017 Rehavam da yalnızca Yahuda kentlerinde yaşayan İsraillilere krallık yapmaya başladı. 
11O 012:018 İsrailliler Kral Rehavamın gönderdiği angaryacıbaşı Adoramı taşa tutup öldürdüler. Bunun üzerine Kral Rehavam savaş arabasına atlayıp Yeruşalime kaçtı. 
11O 012:019 İsrail halkı, Davut soyundan gelenlere hep başkaldırdı. 
11O 012:020 Yarovamın Mısırdan döndüğünü duyunca, bütün İsrailliler haber gönderip kendisini toplantıya çağırdılar ve onu İsrail Kralı ilan ettiler. Yahuda oymağından başka hiç kimse Davut soyunu izlemedi. 
11O 012:021 Süleyman oğlu Rehavam Yeruşalime varınca, İsrail oymaklarıyla savaşıp onları yeniden egemenliği altına almak amacıyla bütün Yahuda ve Benyamin oymaklarından yüz seksen bin seçkin savaşçı topladı. 
11O 012:022 Bu arada Tanrı adamı Şemayaya Tanrı şöyle seslendi: 
11O 012:023 ‹‹Süleyman oğlu Yahuda Kralı Rehavama, bütün Yahudalılara, Benyaminlilere ve orada yaşayan öteki insanlara şunu söyle: 
11O 012:024 ‹RAB diyor ki, İsrailli kardeşlerinize saldırmayın, onlarla savaşmayın. Herkes evine dönsün! Çünkü bu olayı ben düzenledim.› ›› RABbin bu sözlerini duyan halk Onun buyruğuna uyup evine döndü. 
11O 012:025 Yarovam Efrayimin dağlık bölgesindeki Şekem Kentini onarıp orada yaşamaya başladı. Daha sonra oradan ayrılıp Penuel Kentini onardı. 
11O 012:026 Yarovam, ‹‹Şimdi krallık yine Davut soyunun eline geçebilir›› diye düşündü, 
11O 012:027 ‹‹Eğer bu halk Yeruşalime gidip RABbin Tapınağında kurbanlar sunarsa, yürekleri efendileri, Yahuda Kralı Rehavama döner. Beni öldürüp yeniden Rehavama bağlanırlar.›› 
11O 012:028 Kral, danışmanlarına danıştıktan sonra, iki altın buzağı yaptırıp halkına, ‹‹Tapınmak için artık Yeruşalime gitmenize gerek yok›› dedi, ‹‹Ey İsrail halkı, işte sizi Mısırdan çıkaran ilahlarınız!›› 
11O 012:029 Altın buzağılardan birini Beytel, ötekini Dan Kentine yerleştirdi. 
11O 012:030 Bu günahtı. Böylece halk buzağıya tapmak için Dana kadar gitmeye başladı. 
11O 012:031 Yarovam ayrıca tapınma yerlerinde tapınaklar yaptırdı. Levililerin dışında her türlü insanlardan kâhinler atadı. 
11O 012:032 Yarovam sekizinci ayın on beşinci günü Yahudadaki bayrama benzer bir bayram başlattı. Dandaki sunakta ve Beytelde yaptırdığı altın buzağılara kurbanlar sundu; orada kurmuş olduğu tapınma yerlerine kâhinler yerleştirdi. 
11O 012:033 Kendi kendine uydurduğu sekizinci ayın on beşinci günü, Beytel'de yaptırdığı sunağa gitti, kurban sunup buhur yaktı. Ve o günü İsrail halkı için bayram ilan etti. 
11O 013:001 Yarovam buhur yakmak için sunağın yanında dururken, bir Tanrı adamı RABbin buyruğu üzerine Yahudadan Beytele geldi. 
11O 013:002 RABbin buyruğu uyarınca sunağa karşı şöyle seslendi: ‹‹Sunak, ey sunak! RAB diyor ki, ‹Davutun soyundan Yoşiya adında bir erkek çocuk doğacak. Buhur yakan, tapınma yerlerinde görevli kâhinleri senin üstünde kurban edecek. Üstünde insan kemikleri yakılacak.› ›› 
11O 013:003 Aynı gün Tanrı adamı bir belirti göstererek konuşmasını şöyle sürdürdü: ‹‹RABbin bana açıkladığı belirti şudur: Bu sunak parçalanacak, üstündeki küller çevreye savrulacak.›› 
11O 013:004 Kral Yarovam, Tanrı adamının Beytelde sunağa karşı söylediklerini duyunca, elini ona doğru uzatarak, ‹‹Yakalayın onu!›› diye buyruk verdi. Ancak Tanrı adamına uzattığı eli felç oldu ve düzelmedi. 
11O 013:005 Tanrı adamının RABbin buyruğuyla gösterdiği belirti uyarınca, sunak parçalandı, üstündeki küller çevreye savruldu. 
11O 013:006 O zaman Kral Yarovam, Tanrı adamına, ‹‹Lütfen benim için dua et, Tanrın RABbe yalvar ki, elim eski halini alsın›› dedi. Tanrı adamı RABbe yalvarınca kralın eli iyileşip eski halini aldı. 
11O 013:007 Kral, Tanrı adamına, ‹‹Benimle eve kadar gel de bir şeyler ye›› dedi, ‹‹Sana bir armağan vereceğim.›› 
11O 013:008 Tanrı adamı, ‹‹Varlığının yarısını bile versen, seninle gelmem›› diye karşılık verdi, ‹‹Burada ne yer, ne de içerim. 
11O 013:009 Çünkü RAB bana, ‹Orada hiçbir şey yiyip içme ve gittiğin yoldan dönme› diye buyruk verdi.›› 
11O 013:010 Böylece Tanrı adamı, Beytele gelmiş olduğu yoldan değil, başka bir yoldan gitti. 
11O 013:011 O sıralarda Beytelde yaşayan yaşlı bir peygamber vardı. Çocukları gelip o gün Tanrı adamının Beytelde yaptıklarını ve krala söylediklerini babalarına anlattılar. 
11O 013:012 Yaşlı baba, ‹‹Tanrı adamı hangi yoldan gitti?›› diye sordu. Çocuklar Yahudadan gelen Tanrı adamının hangi yoldan gittiğini ona gösterdiler. 
11O 013:013 Bunun üzerine yaşlı baba, ‹‹Eşeğimi hazırlayın›› dedi. Çocuklar eşeğe palan vurunca, binip 
11O 013:014 Tanrı adamının ardına düştü. Onun bir yabanıl fıstık ağacının altında oturduğunu görünce, ‹‹Yahudadan gelen Tanrı adamı sen misin?›› diye sordu. Adam, ‹‹Evet, benim›› diye karşılık verdi. 
11O 013:015 Yaşlı peygamber, ‹‹Gel benimle eve gidelim, bir şeyler ye›› dedi. 
11O 013:016 Tanrı adamı şöyle karşılık verdi: ‹‹Yolumdan dönüp seninle gelemem. Burada ne yer, ne de içerim. 
11O 013:017 Çünkü RAB bana, ‹Orada hiçbir şey yiyip içme ve gittiğin yoldan dönme› diye buyruk verdi.›› 
11O 013:018 Bunun üzerine yaşlı peygamber, ‹‹Ben de senin gibi peygamberim›› dedi, ‹‹RABbin buyruğu üzerine bir melek bana, ‹Onu evine götür ve yiyip içmesini sağla› dedi.›› Ne var ki yalan söyleyerek Tanrı adamını kandırdı. 
11O 013:019 Böylece Tanrı adamı onunla birlikte geri döndü ve evinde yiyip içmeye başladı. 
11O 013:020 Sofrada otururlarken, RAB, Tanrı adamını yolundan döndüren peygambere seslendi. 
11O 013:021 O da Yahudadan gelen Tanrı adamına şöyle dedi: ‹‹RAB diyor ki, ‹Madem RABbin sözünü dinlemedin, Tanrın RABbin sana verdiği buyruğa uymayıp 
11O 013:022 yolundan döndün; sana yiyip içme dediği yerde yiyip içtin, cesedin atalarının mezarlığına gömülmeyecek.› ›› 
11O 013:023 Tanrı adamı yiyip içtikten sonra yaşlı peygamber onun için eşeği hazırladı. 
11O 013:024 Tanrı adamı giderken yolda bir aslanla karşılaştı. Aslan onu oracıkta öldürdü. Eşekle aslan yere serilen cesedin yanında duruyordu. 
11O 013:025 Yoldan geçenler yerde yatan cesetle yanında duran aslanı gördüler. Gidip yaşlı peygamberin yaşadığı kentte gördüklerini anlattılar. 
11O 013:026 Tanrı adamını yolundan döndüren yaşlı peygamber olanları duyunca, şöyle dedi: ‹‹RABbin sözünü dinlemeyen Tanrı adamı budur. Bu yüzden RAB, sözü uyarınca, onun üzerine bir aslan gönderdi. Aslan onu parçalayıp öldürdü.›› 
11O 013:027 -28 90220 Peygamber, çocuklarına, ‹‹Eşeği hazırlayın!›› dedi. Çocukların hazırladığı eşeğe binip gitti. Eşekle aslanı yerde yatan Tanrı adamının cesedi başında buldu. Ancak aslan cesedi yemediği gibi eşeğe de dokunmamıştı. 
11O 013:029 Yaşlı peygamber Tanrı adamının cesedini eşeğin sırtına attı ve ona ağıt yakıp gömmek için kendi kentine götürdü. 
11O 013:030 Cesedi kendi mezarına gömdü. ‹‹Ah kardeşim!›› diyerek ardından ağıt yaktılar. 
11O 013:031 Tanrı adamını gömdükten sonra, yaşlı peygamber çocuklarına şöyle dedi: ‹‹Ben ölünce beni bu Tanrı adamının yanına gömün, kemiklerimi de onun kemiklerinin yanına koyun. 
11O 013:032 Çünkü onun Beyteldeki sunağa ve Samiriye kentlerindeki tapınma yerlerinde bulunan bütün tapınaklara karşı RABbin buyruğuyla yaptığı uyarılar kesinlikle yerine gelecektir.›› 
11O 013:033 Bu olaya karşın Yarovam gittiği kötü yoldan ayrılmadı. Yine her türlü insanı tapınma yerlerine kâhin olarak atadı ve buralara kâhin olmak isteyen herkese görev verdi. 
11O 013:034 Yarovam'ın soyu günah işledi. Bu günahlar onların yeryüzünden silinip yok edilmesine neden oldu. 
11O 014:001 O sıralarda İsrail Kralı Yarovamın oğlu Aviya hastalandı. 
11O 014:002 Yarovam, karısına, ‹‹Kalk, Yarovamın karısı olduğunu anlamamaları için kılığını değiştirip Şiloya git›› dedi, ‹‹Bu halkın kralı olacağımı bana bildiren Peygamber Ahiya orada oturuyor. 
11O 014:003 Ona on ekmek, birkaç çörek, bir tulum bal götür. Çocuğa ne olacağını o sana bildirecektir.›› 
11O 014:004 Yarovamın karısı denileni yaptı; kalkıp Şiloya, Ahiyanın evine gitti. Ahiyanın gözleri yaşlılıktan görmez olmuştu. 
11O 014:005 RAB, Ahiyaya şöyle dedi: ‹‹Şimdi Yarovamın karısı gelecek. Hastalanan oğlunun durumunu senden soracak. Onu söylediğin gibi yanıtlayacaksın. O geldiğinde kendini sana başka biriymiş gibi gösterecek.›› 
11O 014:006 Ahiya, kapıdan içeri giren kadının ayak seslerini duyunca, ‹‹Gel, Yarovamın karısı!›› dedi, ‹‹Neden başka kılığa giriyorsun? Sana kötü haberlerim var. 
11O 014:007 Git Yarovama de ki, ‹İsrailin Tanrısı RAB, Ben seni halkın arasından seçip kendi halkıma, İsraillilere önder yaptım, diyor, 
11O 014:008 Krallığı Davutun soyundan alıp sana verdim. Ama sen buyruklarıma uyan, gözümde yalnız doğru olanı yapan ve bütün yüreğiyle yollarımı izleyen kulum Davuta benzemedin. 
11O 014:009 Senden önce yaşayanların hepsinden çok kötülük yaptın. Beni reddettin; kendine başka ilahlar buldun, dökme putlar yaparak beni öfkelendirdin. 
11O 014:010 ‹‹ ‹Bundan dolayı Yarovamın ailesini sıkıntılara sokup İsrailde onun soyundan gelen genç yaşlı bütün erkekleri öldüreceğim. Yarovamın ailesini gübre yakarcasına kökünden kurutacağım. 
11O 014:011 Yarovamın ailesinden kentte ölenleri köpekler, kırda ölenleri yırtıcı kuşlar yiyecek.› RAB böyle konuştu. 
11O 014:012 ‹‹Sana gelince, kalk, evine dön. Kente ayak basar basmaz çocuk ölecek. 
11O 014:013 Bütün İsrail halkı ağıt yakıp onu gömecek. Yarovamın ailesinden yalnız o gömülecek. Çünkü Yarovam ailesi içinde İsrailin Tanrısı RABbi hoşnut eden nitelikler yalnız onda bulundu. 
11O 014:014 ‹‹RAB İsraile bir kral atayacak. Bu kral aynı gün Yarovamın ailesine son verecek. Ne zaman mı? Hemen şimdi. 
11O 014:015 RAB İsrail halkını cezalandıracak. İsrail halkı suda sallanan bir kamışa dönecek. RAB onları atalarına vermiş olduğu bu iyi topraklardan söküp Fırat Irmağının ötelerine dağıtacak. Çünkü Aşera putlarını dikerek RABbi öfkelendirdiler. 
11O 014:016 Yarovamın işlediği ve İsrail halkını sürüklediği günahlar yüzünden RAB İsraili terk edecek.›› 
11O 014:017 Yarovamın karısı oradan ayrılıp Tirsaya döndü. Evinin eşiğine varınca çocuk öldü. 
11O 014:018 Bütün İsrail halkı, RABbin kulu Peygamber Ahiya aracılığıyla söylediği söz uyarınca, çocuğu gömüp onun için ağıt yaktı. 
11O 014:019 Yarovamın krallığı dönemindeki öteki olaylar, nasıl savaştığı, ülkesini nasıl yönettiği İsrail krallarının tarihinde yazılıdır. 
11O 014:020 Yarovam yirmi iki yıl krallık yaptı. Ölüp atalarına kavuşunca, yerine oğlu Nadav kral oldu. 
11O 014:021 Süleyman oğlu Rehavam Yahuda Kralı olduğunda kırk bir yaşındaydı. RABbin adını yerleştirmek için bütün İsrail oymaklarının yaşadığı kentler arasından seçtiği Yeruşalim Kentinde on yedi yıl krallık yaptı. Annesi Ammonlu Naamaydı. 
11O 014:022 Yahudalılar RABbin gözünde kötü olanı yaparak, işledikleri günahlarla Tanrıyı atalarından daha çok öfkelendirdiler. 
11O 014:023 Ayrıca kendilerine her yüksek tepenin üstüne ve bol yapraklı her ağacın altına tapınma yerleri, dikili taşlar ve Aşera putları yaptılar. 
11O 014:024 Ülkedeki putperest törenlerinde fuhuş yapan kadın ve erkekler bile vardı. Yahudalılar RABbin İsrail halkının önünden kovduğu ulusların yaptığı bütün iğrençlikleri yaptılar. 
11O 014:025 Rehavamın krallığının beşinci yılında Mısır Kralı Şişak Yeruşalime saldırdı. 
11O 014:026 Süleymanın yaptırmış olduğu altın kalkanlar dahil RABbin Tapınağının ve sarayın bütün hazinelerini boşaltıp götürdü. 
11O 014:027 Kral Rehavam bunların yerine tunç kalkanlar yaptırarak sarayın kapı muhafızlarının komutanlarına emanet etti. 
11O 014:028 Kral RABbin Tapınağına her gittiğinde, muhafızlar bu kalkanları taşır, sonra muhafız odasına götürürlerdi. 
11O 014:029 Rehavamın krallığı dönemindeki öteki olaylar ve bütün yaptıkları Yahuda krallarının tarihinde yazılıdır. 
11O 014:030 Rehavamla Yarovam arasında sürekli savaş vardı. 
11O 014:031 Rehavam ölüp atalarına kavuşunca, Davut Kenti'nde atalarının yanına gömüldü. Annesi Ammonlu Naama'ydı. Rehavam'ın yerine oğlu Aviyam kral oldu. 
11O 015:001 Nevat oğlu İsrail Kralı Yarovamın krallığının on sekizinci yılında Aviyam Yahuda Kralı oldu. 
11O 015:002 Yeruşalimde üç yıl krallık yaptı. Annesi Avşalomun kızı Maakaydı. 
11O 015:003 Babasının kendisinden önce işlemiş olduğu bütün günahlara Aviyam da katıldı. Bütün yüreğini Tanrısı RABbe adayan atası Davut gibi değildi. 
11O 015:004 Buna karşın Tanrısı RAB, Davutun hatırına Yeruşalimi güçlendirmek için kendisinden sonra oğlunu kral atayarak ona Yeruşalimde bir ışık verdi. 
11O 015:005 Çünkü RABbin gözünde doğru olanı yapan Davut, Hititli Uriya olayı dışında, yaşamı boyunca RABbin buyruklarının hiçbirinden sapmamıştı. 
11O 015:006 Rehavamla Yarovam arasındaki savaş Aviyamın yaşamı boyunca sürüp gitti. 
11O 015:007 Aviyamın krallığı dönemindeki öteki olaylar ve bütün yaptıkları Yahuda krallarının tarihinde yazılıdır. Aviyamla Yarovam arasındaki savaş sürüp gitti. 
11O 015:008 Aviyam ölüp atalarına kavuşunca, Davut Kentinde gömüldü, yerine oğlu Asa kral oldu. 
11O 015:009 İsrail Kralı Yarovamın krallığının yirminci yılında Asa Yahuda Kralı oldu. 
11O 015:010 Yeruşalimde kırk bir yıl krallık yaptı. Büyükannesi Avşalomun kızı Maakaydı. 
11O 015:011 Atası Davut gibi RABbin gözünde doğru olanı yapan Asa, 
11O 015:012 putperest törenlerinde fuhuş yapan kadın ve erkekleri ülkeden kovdu. Atalarının yapmış olduğu bütün putları yok etti. 
11O 015:013 Kral Asa annesi Maakanın kraliçeliğini elinden aldı. Çünkü o Aşera için iğrenç bir put yaptırmıştı. Asa bu iğrenç putu kesip Kidron Vadisinde yaktı. 
11O 015:014 Ancak puta tapılan yerleri kaldırmadı. Ama yaşamı boyunca yüreğini RABbe adadı. 
11O 015:015 Babasının ve kendisinin adadığı altını, gümüşü ve eşyaları RABbin Tapınağına getirdi. 
11O 015:016 Asayla İsrail Kralı Baaşa arasındaki savaş yaşamları boyunca sürüp gitti. 
11O 015:017 İsrail Kralı Baaşa Yahudaya saldırmaya hazırlanıyordu. Yahuda Kralı Asanın topraklarına giriş çıkışı engellemek amacıyla, Rama Kentini güçlendirmeye başladı. 
11O 015:018 Bunun üzerine Asa, Şamda oturan Hezyon oğlu Tavrimmon oğlu Aram Kralı Ben-Hadata, RABbin Tapınağının ve sarayın hazinelerindeki bütün altın ve gümüşü görevlileri aracılığıyla şu haberle birlikte gönderdi: 
11O 015:019 ‹‹Babamla baban arasında olduğu gibi seninle benim aramızda da bir antlaşma olsun. Sana armağan olarak gönderdiğim bu altınlara, gümüşlere karşılık, sen de İsrail Kralı Baaşa ile yaptığın antlaşmayı boz, topraklarımdan askerlerini çeksin.›› 
11O 015:020 Kral Asanın önerisini kabul eden Ben-Hadat, komutanlarını İsrail kentlerinin üzerine gönderdi. İyonu, Danı, Avel-Beytmaakayı ve bütün Naftali bölgesiyle birlikte Kinrotu ele geçirdi. 
11O 015:021 Baaşa bunu duyunca Ramanın yapımını durdurup Tirsaya çekildi. 
11O 015:022 Kral Asa istisnasız bütün Yahudalıları kapsayan bir çağrı yaptı. Baaşanın Ramanın yapımında kullandığı taşlarla keresteleri alıp götürdüler. Kral Asa bunlarla Benyamin bölgesindeki Geva ve Mispa kentlerini onardı. 
11O 015:023 -24 90820 Asanın krallığı dönemindeki öteki olaylar, başarıları, bütün yaptıkları ve kurduğu kentler Yahuda krallarının tarihinde yazılıdır. Yaşlılığında ayaklarından hastalanan Asa, ölüp atalarına kavuşunca, atası Davutun Kentinde atalarının yanına gömüldü; yerine oğlu Yehoşafat kral oldu. 
11O 015:025 Yahuda Kralı Asanın krallığının ikinci yılında Yarovam oğlu Nadav İsrail Kralı oldu ve İsrailde iki yıl krallık yaptı. 
11O 015:026 O da RABbin gözünde kötü olanı yaptı. Babasının yolunu izledi ve babasının İsraili sürüklediği günahlara katıldı. 
11O 015:027 Nadav ve İsrail ordusu Filistlilerin Gibbeton Kentini kuşatırken, İssakar oymağından Ahiya oğlu Baaşa, Nadava düzen kurup onu Gibbetonda öldürdü. 
11O 015:028 Yahuda Kralı Asanın krallığının üçüncü yılında Nadavı öldüren Baaşa, onun yerine kral oldu. 
11O 015:029 Baaşa kral olur olmaz, Yarovamın bütün ailesini ortadan kaldırdı. RABbin, kulu Şilolu Ahiya aracılığıyla söylediği söz uyarınca, Yarovamın bütün ailesi yok edildi; sağ kalan olmadı. 
11O 015:030 Bütün bunlar İsrailin Tanrısı RABbi öfkelendiren Yarovamın işlediği ve İsraili sürüklediği günahlar yüzünden oldu. 
11O 015:031 Nadavın krallığı dönemindeki öteki olaylar ve bütün yaptıkları İsrail krallarının tarihinde yazılıdır. 
11O 015:032 Yahuda Kralı Asa ile İsrail Kralı Baaşa arasındaki savaş yaşamları boyunca sürüp gitti. 
11O 015:033 Yahuda Kralı Asanın krallığının üçüncü yılında Ahiya oğlu Baaşa Tirsada bütün İsrailin Kralı oldu ve yirmi dört yıl krallık yaptı. 
11O 015:034 Baaşa, RAB'bin gözünde kötü olanı yaptı. Yarovam'ın yolunu izledi ve onun İsrail'i sürüklediği günahlara katıldı. 
11O 016:001 RAB Hanani oğlu Yehu aracılığıyla İsrail Kralı Baaşaya şunları bildirdi: 
11O 016:002 ‹‹Sen önemsiz biriyken, ben seni halkım İsraile önder yaptım. Ama sen Yarovamın yolunu izleyip halkım İsraili günaha sürükledin. Günahlarınız beni öfkelendirdi. 
11O 016:003 Onun için Nevat oğlu Yarovama yaptığım gibi, senin ve ailenin kökünü kurutacağım. 
11O 016:004 Baaşanın ailesinden kentte ölenleri köpekler, kırda ölenleri yırtıcı kuşlar yiyecek.›› 
11O 016:005 Baaşanın krallığı dönemindeki öteki olaylar, yaptıkları ve başarıları İsrail krallarının tarihinde yazılıdır. 
11O 016:006 Baaşa ölüp atalarına kavuşunca, Tirsada gömüldü ve yerine oğlu Ela kral oldu. 
11O 016:007 Baaşanın RABbin gözünde yaptığı her kötülükten ötürü RAB, Hanani oğlu Peygamber Yehu aracılığıyla ona ve ailesine karşı yargısını bildirdi. Baaşa yaptığı kötülüklerle RABbi öfkelendirmiş, Yarovamın ailesine benzemiş ve bu aileyi ortadan kaldırmıştı. 
11O 016:008 Yahuda Kralı Asanın krallığının yirmi altıncı yılında Baaşa oğlu Ela Tirsada İsrail Kralı oldu ve iki yıl krallık yaptı. 
11O 016:009 Savaş arabalarının yarısına komuta eden Zimri adındaki bir görevlisi ona düzen kurdu. Ela o sırada Tirsada sarayının sorumlusu Arsanın evinde içip sarhoş olmuştu. 
11O 016:010 Zimri içeri girip Elayı öldürdü ve onun yerine kral oldu. Yahuda Kralı Asanın krallığının yirmi yedinci yılıydı. 
11O 016:011 Zimri İsrail Kralı olup tahta geçince, Baaşanın bütün ailesini yok etti. Dost ve akrabalarından hiçbir erkeği sağ bırakmadı. 
11O 016:012 -13 91040 Baaşayla oğlu Ela, değersiz putlara taptıkları için İsrailin Tanrısı RABbi öfkelendirmişlerdi. Onların işlediği ve İsraili sürükledikleri günahlardan dolayı RABbin Peygamber Yehu aracılığıyla Baaşaya karşı söylediği söz uyarınca, Zimri Baaşanın bütün ailesini ortadan kaldırdı. 
11O 016:014 Elanın krallığı dönemindeki öteki olaylar ve bütün yaptıkları İsrail krallarının tarihinde yazılıdır. 
11O 016:015 Yahuda Kralı Asanın krallığının yirmi yedinci yılında Zimri Tirsada yedi gün krallık yaptı. İsrail ordusu Filistlilerin Gibbeton Kenti yakınlarında ordugah kurmuştu. 
11O 016:016 Ordugahta bulunan İsrailliler, Zimrinin düzen kurup kralı öldürdüğünü duyunca, ordu komutanı Omriyi o gün orada İsrail Kralı yaptılar. 
11O 016:017 Omri ve yanındaki bütün İsrailliler Gibbetondan çıkıp Tirsayı kuşattılar. 
11O 016:018 Zimri kentin alındığını görünce, sarayın kalesine girip sarayı ateşe verdi ve orada öldü. 
11O 016:019 Çünkü o RABbin gözünde kötü olanı yapmış, Yarovamın yolunu izlemiş, onun işlediği ve İsraili sürüklediği günahlara katılmıştı. 
11O 016:020 Zimrinin krallığı dönemindeki öteki olaylar ve krala kurduğu düzen İsrail krallarının tarihinde yazılıdır. 
11O 016:021 İsrail halkı ikiye bölündü. Halkın yarısı Ginatın oğlu Tivniyi kral yapmak isterken, öbür yarısı Omriyi destekliyordu. 
11O 016:022 Sonunda Omriyi destekleyenler Ginat oğlu Tivniyi destekleyenlerden daha güçlü çıktı. Tivni öldü, Omri kral oldu. 
11O 016:023 Yahuda Kralı Asanın krallığının otuz birinci yılında Omri İsrail Kralı oldu ve altı yılı Tirsada olmak üzere toplam on iki yıl krallık yaptı. 
11O 016:024 Omri, Şemer adlı birinden Samiriye Tepesini iki talant gümüşe satın alıp üstüne bir kent yaptırdı. Tepenin eski sahibi Şemerin adından dolayı kente Samiriye adını verdi. 
11O 016:025 RABbin gözünde kötü olanı yapan Omri, kendisinden önceki bütün krallardan daha çok kötülük yaptı. 
11O 016:026 Nevat oğlu Yarovamın bütün yollarını izledi ve onun İsraili sürüklediği günahlara katılıp değersiz putlara taparak İsrailin Tanrısı RABbi öfkelendirdi. 
11O 016:027 Omrinin krallığı dönemindeki öteki olaylar, yaptıkları ve başarıları İsrail krallarının tarihinde yazılıdır. 
11O 016:028 Omri ölüp atalarına kavuşunca, Samiriyede gömüldü ve yerine oğlu Ahav kral oldu. 
11O 016:029 Yahuda Kralı Asanın krallığının otuz sekizinci yılında Omri oğlu Ahav İsrail Kralı oldu ve Samiriyede yirmi iki yıl krallık yaptı. 
11O 016:030 RABbin gözünde kötü olanı yapan Omri oğlu Ahav, kendisinden önceki bütün krallardan daha çok kötülük yaptı. 
11O 016:031 Nevat oğlu Yarovamın günahlarını izlemek yetmezmiş gibi, bir de Sayda Kralı Etbaalın kızı İzebelle evlendi. Gidip Baala hizmet ederek ona taptı. 
11O 016:032 Baal için Samiriyede yaptırdığı tapınağın içine bir sunak kurdu. 
11O 016:033 Ayrıca bir Aşera putu yaptırdı. Ahav İsrailin Tanrısı RABbi kendisinden önceki bütün İsrail krallarından daha çok öfkelendirdi. 
11O 016:034 Ahav'ın krallığı döneminde, Beytelli Hiel Eriha Kenti'ni yeniden inşa etti. RAB'bin Nun oğlu Yeşu aracılığıyla söylediği söz uyarınca, Hiel ilk oğlu Aviram'ı kaybetme pahasına kentin temelini attı; en küçük oğlu Seguv'u kaybetme pahasına da kentin kapılarını taktı. 
11O 017:001 Gilatın Tişbe Kentinden olan İlyas, Ahava şöyle dedi: ‹‹Hizmet ettiğim İsrailin Tanrısı yaşayan RABbin adıyla derim ki, ben söylemedikçe önümüzdeki yıllarda ne yağmur yağacak, ne de çiy düşecek.›› 
11O 017:002 O zaman RAB, İlyasa şöyle seslendi: 
11O 017:003 ‹‹Buradan ayrıl, doğuya git. Şeria Irmağının doğusundaki Kerit Vadisinde gizlen. 
11O 017:004 Dereden su içeceksin ve buyruk verdiğim kargaların getirdiklerini yiyeceksin.›› 
11O 017:005 RABbin söylediklerini yapan İlyas, gidip Şeria Irmağının doğusundaki Kerit Vadisine yerleşti. 
11O 017:006 Dereden su içiyor, kargaların sabah akşam getirdiği et ve ekmekle besleniyordu. 
11O 017:007 Ancak ülkede yağmur yağmadığı için bir süre sonra dere kurudu. 
11O 017:008 O zaman RAB, İlyasa, 
11O 017:009 ‹‹Şimdi kalk git, Sayda yakınlarındaki Sarefat Kentine yerleş›› dedi, ‹‹Orada sana yiyecek sağlaması için dul bir kadına buyruk verdim.›› 
11O 017:010 Sarefata giden İlyas kentin kapısına varınca, orada dul bir kadının odun topladığını gördü. Kadına: ‹‹Bana içmek için biraz su verebilir misin?›› dedi. 
11O 017:011 Kadın su getirmeye giderken İlyas yine seslendi: ‹‹Lütfen bir parça da ekmek getir.›› 
11O 017:012 Kadın, ‹‹Senin Tanrın yaşayan RABbin adıyla ant içerim, hiç ekmeğim yok›› diye karşılık verdi, ‹‹Yalnız küpte bir avuç un, çömleğin dibinde de azıcık yağ var. Görüyorsun, bir iki parça odun topluyorum. Götürüp oğlumla kendim için bir şeyler hazırlayacağım. Belki de son yemeğimiz olacak, ölüp gideceğiz.›› 
11O 017:013 İlyas kadına, ‹‹Korkma, git yiyeceğini hazırla›› dedi, ‹‹Yalnız önce bana küçük bir pide yapıp getir. Sonra oğlunla kendin için yaparsın. 
11O 017:014 İsrailin Tanrısı RAB diyor ki, ‹Toprağa yağmur düşünceye dek küpten un, çömlekten yağ eksilmeyecek.› ›› 
11O 017:015 Kadın gidip İlyasın söylediklerini yaptı. Hep birlikte günlerce yiyip içtiler. 
11O 017:016 RABbin İlyas aracılığıyla söylediği söz uyarınca, küpten un, çömlekten yağ eksilmedi. 
11O 017:017 Bir süre sonra ev sahibi dul kadının oğlu gittikçe ağırlaşan kötü bir hastalığa yakalandı, sonunda öldü. 
11O 017:018 Kadın İlyasa, ‹‹Ey Tanrı adamı, alıp veremediğimiz nedir?›› dedi, ‹‹Günahlarımı Tanrıya anımsatıp oğlumun ölümüne neden olmak için mi buraya geldin?›› 
11O 017:019 İlyas, ‹‹Oğlunu bana ver›› diyerek çocuğu kadının kucağından aldı, kaldığı yukarı odaya çıkardı ve yatağına yatırdı. 
11O 017:020 Sonra RABbe şöyle yalvardı: ‹‹Ya RAB Tanrım, neden yanında kaldığım dul kadının oğlunu öldürerek ona bu kötülüğü yaptın?›› 
11O 017:021 İlyas üç kez çocuğun üzerine kapanıp RABbe şöyle dua etti: ‹‹Ya RAB Tanrım, bu çocuğa yeniden can ver.›› 
11O 017:022 RAB İlyasın yalvarışını duydu. Çocuk dirilip yeniden yaşama döndü. 
11O 017:023 İlyas çocuğu yukarı odadan indirip annesine verirken, ‹‹İşte oğlun yaşıyor!›› dedi. 
11O 017:024 Bunun üzerine kadın, ‹‹Şimdi anladım ki, sen Tanrı adamısın ve söylediğin söz gerçekten RAB'bin sözüdür›› dedi. 
11O 018:001 Uzun bir süre sonra kuraklığın üçüncü yılında RAB İlyasa, ‹‹Git, Ahavın huzuruna çık›› dedi, ‹‹Toprağı yağmursuz bırakmayacağım.›› 
11O 018:002 İlyas Ahavın huzuruna çıkmaya gitti. Samiriyede kıtlık şiddetlenmişti. 
11O 018:003 Ahav sarayının sorumlusu Ovadyayı çağırdı. -Ovadya RABden çok korkardı. 
11O 018:004 İzebel RABbin peygamberlerini öldürdüğünde, Ovadya yüz peygamberi yanına alıp ellişer ellişer mağaralara gizlemiş ve yiyecek, içecek gereksinimlerini karşılamıştı.- 
11O 018:005 Ahav, Ovadyaya, ‹‹Haydi gidip ülkedeki bütün su kaynaklarıyla vadilere bakalım›› dedi, ‹‹Belki atlarla katırların yaşamasını sağlayacak kadar ot buluruz da onları ölüme terk etmemiş oluruz.›› 
11O 018:006 Ahavla Ovadya, araştırma yapmak üzere ülkeyi aralarında bölüştükten sonra, her biri yalnız başına bir yöne gitti. 
11O 018:007 Ovadya giderken yolda İlyasla karşılaştı. İlyası tanıyınca yüzüstü yere kapanarak, ‹‹Efendim İlyas sen misin?›› diye sordu. 
11O 018:008 İlyas, ‹‹Evet, benim. Git efendine, ‹İlyas burada› de›› diye karşılık verdi. 
11O 018:009 Ovadya, ‹‹Ne günah işledim ki, beni öldürsün diye Ahava gönderiyorsun?›› dedi ve ekledi: 
11O 018:010 ‹‹Tanrın yaşayan RABbin adıyla derim ki, efendimin seni aramak için adam göndermediği ulus ve krallık kalmadı. Ahav ülkelerinde olmadığını söyleyen herkese, seni bulamadıklarına dair ant içirdi. 
11O 018:011 Oysa sen şimdi, ‹Git, efendine İlyas burada de› diyorsun. 
11O 018:012 Ben senin yanından ayrıldığımda, RABbin Ruhu seni bilmediğim bir yere götürebilir. Durumu Ahava bildirince, gelip seni bulamazsa beni öldürür. Ben kulun gençliğimden beri RABden korkan biriyim. 
11O 018:013 Efendim, İzebel RABbin peygamberlerini öldürdüğünde yaptıklarımı duymadın mı? RABbin peygamberlerinden yüzünü ellişer ellişer iki mağaraya saklayıp onların yiyecek, içecek gereksinimlerini karşıladım. 
11O 018:014 Ama sen şimdi, ‹Git, efendine İlyas burada de› diyorsun. O zaman beni öldürür!›› 
11O 018:015 İlyas şöyle karşılık verdi: ‹‹Hizmetinde bulunduğum yaşayan ve Her Şeye Egemen RABbin adıyla diyorum, bugün Ahavın huzuruna çıkacağım.›› 
11O 018:016 Ovadya gidip Ahavı gördü, ona durumu anlattı. Bunun üzerine Ahav İlyası karşılamaya gitti. 
11O 018:017 İlyası görünce, ‹‹Ey İsraili sıkıntıya sokan adam, sen misin?›› diye sordu. 
11O 018:018 İlyas, ‹‹İsraili sıkıntıya sokan ben değilim, seninle babanın ailesi İsraili sıkıntıya soktunuz›› diye karşılık verdi, ‹‹RABbin buyruklarını terk edip Baalların ardınca gittiniz. 
11O 018:019 Şimdi haber sal: Bütün İsrail halkı, İzebelin sofrasında yiyip içen Baalın dört yüz elli peygamberi ve Aşeranın dört yüz peygamberi Karmel Dağına gelip önümde toplansın.›› 
11O 018:020 Ahav bütün İsraile haber salarak peygamberlerin Karmel Dağında toplanmalarını sağladı. 
11O 018:021 İlyas halka doğru ilerleyip, ‹‹Daha ne zamana kadar böyle iki taraf arasında dalgalanacaksınız?›› dedi, ‹‹Eğer RAB Tanrıysa, onu izleyin; yok eğer Baal Tanrıysa, onun ardınca gidin.›› Halk İlyasa hiç karşılık vermedi. 
11O 018:022 İlyas konuşmasını şöyle sürdürdü: ‹‹RABbin peygamberi olarak sadece ben kaldım. Ama Baalın dört yüz elli peygamberi var. 
11O 018:023 Bize iki boğa getirin. Birini Baalın peygamberleri alıp kessinler, parçalayıp odunların üzerine koysunlar; ama odunları yakmasınlar. Öbür boğayı da ben kesip hazırlayacağım ve odunların üzerine koyacağım; ama odunları yakmayacağım. 
11O 018:024 Sonra siz kendi ilahınızı adıyla çağırın, ben de RABbi adıyla çağırayım. Hangisi ateşle karşılık verirse, Tanrı odur.›› Bütün halk, ‹‹Peki, öyle olsun›› dedi. 
11O 018:025 İlyas, Baalın peygamberlerine, ‹‹Kalabalık olduğunuz için önce siz boğalardan birini seçip hazırlayın ve ilahınızı adıyla çağırın›› dedi, ‹‹Ama ateş yakmayın.›› 
11O 018:026 Kendilerine verilen boğayı alıp hazırlayan Baalın peygamberleri sabahtan öğlene kadar, ‹‹Ey Baal, bize karşılık ver!›› diye yalvardılar. Ama ne bir ses vardı, ne de bir karşılık. Yaptıkları sunağın çevresinde zıplayıp oynadılar. 
11O 018:027 Öğleyin İlyas onlarla alay etmeye başladı: ‹‹Bağırın, yüksek sesle bağırın! O tanrıymış. Belki dalgındır, ya da heladadır, belki de yolculuk yapıyor! Yahut uyuyordur da uyandırmak gerekir!›› 
11O 018:028 Böylece yüksek sesle bağırdılar. Adetleri uyarınca, kılıç ve mızraklarla kanlarını akıtıncaya dek bedenlerini yaraladılar. 
11O 018:029 Öğlenden akşam sunusu saatine kadar kıvrandılar. Ama hâlâ ne bir ses, ne ilgi, ne de bir karşılık vardı. 
11O 018:030 O zaman İlyas bütün halka, ‹‹Bana yaklaşın›› dedi. Herkes onun çevresinde toplandı. İlyas RABbin yıkılan sunağını onarmaya başladı. 
11O 018:031 On iki taş aldı. Bu sayı RABbin Yakupa, ‹‹Senin adın İsrail olacak›› diye bildirdiği Yakupoğulları oymaklarının sayısı kadardı. 
11O 018:032 İlyas bu taşlarla RABbin adına bir sunak yaptırdı. Çevresine de iki seafü tohum alacak kadar bir hendek kazdı. 
11O 018:033 Sunağın üzerine odunları dizdi, boğayı parça parça kesip odunların üzerine yerleştirdi. ‹‹Dört küp su doldurup yakmalık sunuyla odunların üzerine dökün›› dedi. 
11O 018:034 Sonra, ‹‹Bir daha yapın›› dedi. Bir daha yaptılar. ‹‹Bir kez daha yapın›› dedi. Üçüncü kez aynı şeyi yaptılar. 
11O 018:035 O zaman sunağın çevresine akan su hendeği doldurdu. 
11O 018:036 Akşam sunusu saatinde, Peygamber İlyas sunağa yaklaşıp şöyle dua etti: ‹‹Ey İbrahimin, İshakın ve İsrailin Tanrısı olan RAB! Bugün bilinsin ki, sen İsrailin Tanrısısın, ben de senin kulunum ve bütün bunları senin buyruklarınla yaptım. 
11O 018:037 Ya RAB, bana yanıt ver! Yanıt ver ki, bu halk senin Tanrı olduğunu anlasın. Onların yine sana dönmelerini sağla.›› 
11O 018:038 O anda gökten RABbin ateşi düştü. Düşen ateş yakmalık sunuyu, odunları, taşları ve toprağı yakıp hendekteki suyu kuruttu. 
11O 018:039 Halk olanları görünce yüzüstü yere kapandı. ‹‹RAB Tanrıdır, RAB Tanrıdır!›› dediler. 
11O 018:040 İlyas, ‹‹Baalın peygamberlerini yakalayın, hiçbirini kaçırmayın›› diye onlara buyruk verdi. Peygamberler yakalandı, İlyas onları Kişon Vadisine götürüp orada öldürdü. 
11O 018:041 Sonra İlyas, Ahava, ‹‹Git, yemene içmene bak; çünkü güçlü bir yağmur sesi var›› dedi. 
11O 018:042 Ahav yiyip içmek üzere oradan ayrılınca, İlyas Karmel Dağının tepesine çıktı. Yere kapanarak başını dizlerinin arasına koydu. 
11O 018:043 Sonra uşağına, ‹‹Haydi git, denize doğru bak!›› dedi. Uşağı gidip denize baktı ve, ‹‹Hiçbir şey görmedim›› diye karşılık verdi. İlyas, uşağına yedi kez, ‹‹Git, bak›› dedi. 
11O 018:044 Yedinci kez gidip bakan uşak, ‹‹Denizden avuç kadar küçük bir bulut çıkıyor›› dedi. İlyas şöyle dedi: ‹‹Git, Ahava, ‹Yağmura yakalanmadan arabanı al ve geri dön› de.›› 
11O 018:045 Tam o sırada gökyüzü bulutlarla karardı, rüzgar çıktı, şiddetli bir yağmur başladı. Ahav hemen arabasına binip Yizreele gitti. 
11O 018:046 Üzerine RAB'bin gücü inen İlyas kemerini kuşanıp Yizreel'e kadar Ahav'ın önünde koştu. 
11O 019:001 Ahav, İlyasın bütün yaptıklarını, peygamberleri nasıl kılıçtan geçirdiğini İzebele anlattı. 
11O 019:002 İzebel, İlyasa, ‹‹Yarın bu saate kadar senin peygamberlere yaptığını ben de sana yapmazsam, ilahlar bana aynısını, hatta daha kötüsünü yapsın›› diye haber gönderdi. 
11O 019:003 İlyas can korkusuyla Yahudanın Beer-Şeva Kentine kaçıp uşağını orada bıraktı. 
11O 019:004 Bir gün boyunca çölde yürüdü, sonunda bir retem çalısının altına oturdu ve ölmek için dua etti: ‹‹Ya RAB, yeter artık, canımı al, ben atalarımdan daha iyi değilim.›› 
11O 019:005 Sonra retem çalısının altına yatıp uykuya daldı. Ansızın bir melek ona dokunarak, ‹‹Kalk yemek ye›› dedi. 
11O 019:006 İlyas çevresine bakınca yanıbaşında, kızgın taşların üstünde bir pideyle bir testi su gördü. Yiyip içtikten sonra yine uzandı. 
11O 019:007 RABbin meleği ikinci kez geldi, ona dokunarak, ‹‹Kalk yemeğini ye. Gideceğin yol çok uzun›› dedi. 
11O 019:008 İlyas kalktı, yiyip içti. Yediklerinden aldığı güçle kırk gün kırk gece Tanrı Dağı Horeve kadar yürüdü. 
11O 019:009 Geceyi orada bulunan bir mağarada geçirdi. RAB, ‹‹Burada ne yapıyorsun, İlyas?›› diye sordu. 
11O 019:010 İlyas, ‹‹RABbe, Her Şeye Egemen Tanrıya büyük bir istekle kulluk ettim›› diye karşılık verdi, ‹‹Ama İsrail halkı senin antlaşmanı reddetti, sunaklarını yıktı ve peygamberlerini kılıçtan geçirdi. Yalnız ben kaldım. Beni de öldürmeye çalışıyorlar.›› 
11O 019:011 RAB, ‹‹Dağa çık ve önümde dur, yanından geçeceğim›› dedi. RABbin önünde çok güçlü bir rüzgar dağları yarıp kayaları parçaladı. Ancak RAB rüzgarın içinde değildi. Rüzgarın ardından bir deprem oldu, RAB depremin içinde de değildi. 
11O 019:012 Depremden sonra bir ateş çıktı, ancak RAB ateşin içinde de değildi. Ateşten sonra ince, yumuşak bir ses duyuldu. 
11O 019:013 İlyas bu sesi duyunca, cüppesiyle yüzünü örttü, çıkıp mağaranın girişinde durdu. O sırada bir ses, ‹‹Burada ne yapıyorsun, İlyas?›› dedi. 
11O 019:014 İlyas, ‹‹RABbe, Her Şeye Egemen Tanrıya büyük bir istekle kulluk ettim›› diye karşılık verdi, ‹‹Ama İsrail halkı senin antlaşmanı reddetti, sunaklarını yıktı ve peygamberlerini kılıçtan geçirdi. Yalnız ben kaldım. Beni de öldürmeye çalışıyorlar.›› 
11O 019:015 -16 92100 RAB, ‹‹Geldiğin yoldan geri dön, Şam yakınındaki kırlara git›› dedi, ‹‹Oraya vardığında, Hazaeli Aram Kralı olarak, Nimşi oğlu Yehuyu İsrail Kralı olarak, Avel-Meholalı Şafatın oğlu Elişayı da kendi yerine peygamber olarak meshedeceksin. 
11O 019:017 Hazaelin kılıcından kurtulanı Yehu, Yehunun kılıcından kurtulanı Elişa öldürecek. 
11O 019:018 Ancak İsrailde Baalın önünde diz çöküp onu öpmemiş yedi bin kişiyi sağ bırakacağım.›› 
11O 019:019 İlyas oradan ayrılıp gitti, Şafat oğlu Elişayı buldu. Elişa, on iki çift öküzle saban sürenlerin ardından on ikinci çifti sürüyordu. İlyas Elişanın yanından geçerek kendi cüppesini onun üzerine attı. 
11O 019:020 Elişa öküzleri bırakıp İlyasın ardından koştu ve, ‹‹İzin ver, annemle babamı öpeyim, sonra seninle geleyim›› dedi. İlyas, ‹‹Geri dön, ben sana ne yaptım ki?›› diye karşılık verdi. 
11O 019:021 Böylece Elişa gidip sürdüğü çiftin öküzlerini kesti. Boyunduruklarıyla ateş yakıp etleri pişirdikten sonra, yesinler diye halka dağıttı. Sonra, İlyas'ın ardından gidip ona hizmet etti. 
11O 020:001 Aram Kralı Ben-Hadat bütün ordusunu topladı. Atları, savaş arabaları ve kendisini destekleyen otuz iki kralla birlikte Samiriyenin üzerine yürüyerek kenti kuşattı. 
11O 020:002 Ben-Hadat, kentte bulunan İsrail Kralı Ahava haberciler göndererek şöyle buyruk verdi: 
11O 020:003 ‹‹Ben-Hadat diyor ki, ‹Altınını, gümüşünü, karılarını ve en gürbüz çocuklarını bana teslim et.› ›› 
11O 020:004 İsrail Kralı, ‹‹Efendim kralın dediklerini kabul ediyorum›› diye karşılık verdi, ‹‹Beni ve sahip olduğum her şeyi alabilirsin.›› 
11O 020:005 Haberciler yine gelip Ahava şöyle dediler: ‹‹Ben-Hadat diyor ki, ‹Sana altınını, gümüşünü, karılarını ve çocuklarını bana vereceksin diye haber göndermiştim. 
11O 020:006 Ayrıca yarın bu saatlerde sarayında ve görevlilerinin evlerinde arama yapmak üzere kendi görevlilerimi göndereceğim. Değerli olan her şeyini alıp getirecekler.› ›› 
11O 020:007 İsrail Kralı ülkenin bütün ileri gelenlerini toplayarak, ‹‹Bakın, bu adam nasıl bela arıyor!›› dedi, ‹‹Bana haber gönderip altınımı, gümüşümü, karılarımı, çocuklarımı istedi, reddetmedim.›› 
11O 020:008 Bütün ileri gelenler ve halk, ‹‹Onu dinleme, isteklerini de kabul etme›› diye karşılık verdiler. 
11O 020:009 Böylece Ahav, Ben-Hadatın habercilerine, ‹‹Efendimiz krala ilk isteklerinin hepsini kabul edeceğimi, ama ikincisini kabul edemeyeceğimi söyleyin›› dedi. Haberciler gidip Ben-Hadata durumu bildirdiler. 
11O 020:010 O zaman Ben-Hadat Ahava başka bir haber gönderdi: ‹‹O kadar çok adamla senin üstüne yürüyeceğim ki, Samiriyeyi yerle bir edeceğim. Kentin tozları askerlerimin avuçlarını bile dolduramayacak. Eğer bunu yapmazsam, ilahlar bana aynısını, hatta daha kötüsünü yapsın!›› 
11O 020:011 İsrail Kralı şöyle karşılık verdi: ‹‹Kralınıza deyin ki, ‹Zırhını kuşanmadan önce değil, kuşandıktan sonra övünsün.› ›› 
11O 020:012 Ben-Hadat bunu duyduğunda, kendisini destekleyen krallarla birlikte çadırda içki içiyordu. Hemen adamlarına buyruk verdi: ‹‹Saldırıya hazırlanın.›› Böylece Samiriyeye karşı saldırı hazırlıklarına giriştiler. 
11O 020:013 O sırada bir peygamber gelip İsrail Kralı Ahava şöyle dedi: ‹‹RAB diyor ki, ‹Bu büyük orduyu görüyor musun? Onları bugün senin eline teslim edeceğim. O zaman benim RAB olduğumu anlayacaksın.› ›› 
11O 020:014 Ahav, ‹‹Kimin aracılığıyla olacak bu?›› diye sordu. Peygamber şu karşılığı verdi: ‹‹RAB diyor ki, ‹İlçe komutanlarının genç askerleri bunu başaracak.› ›› Ahav, ‹‹Savaşa kim başlayacak?›› diye sordu. Peygamber, ‹‹Sen başlayacaksın›› dedi. 
11O 020:015 Ahav ilçe komutanlarının genç askerlerini çağırıp saydı. İki yüz otuz iki kişiydiler. Sonra bütün İsrail ordusunu toplayıp saydı, onlar da yedi bin kişiydiler. 
11O 020:016 Öğleyin Ben-Hadat ile kendisini destekleyen otuz iki kral çadırlarda içip sarhoş olmuşken İsrail saldırısı başladı. 
11O 020:017 Önce genç askerler saldırıya geçti. Ben-Hadatın gönderdiği gözcüler, ‹‹Samiriyeliler geliyor›› diye ona haber getirdiler. 
11O 020:018 Ben-Hadat, ‹‹İster barış, ister savaş için gelsinler, onları canlı yakalayın›› dedi. 
11O 020:019 Genç askerler arkalarındaki İsrail ordusuyla birlikte kentten çıkıp saldırıya geçtiler. 
11O 020:020 Herkes önüne geleni öldürdü. Aramlılar kaçmaya başlayınca, İsrailliler peşlerine düştü. Ama Aram Kralı Ben-Hadat, atına binerek atlılarla birlikte kaçıp kurtuldu. 
11O 020:021 İsrail Kralı atlarla savaş arabalarına büyük zararlar vererek Aramlıları ağır bir yenilgiye uğrattı. 
11O 020:022 Daha sonra peygamber gelip İsrail Kralına, ‹‹Git, gücünü pekiştir ve neler yapman gerektiğini iyi düşün›› dedi, ‹‹Çünkü önümüzdeki ilkbaharda Aram Kralı sana yine saldıracak.›› 
11O 020:023 Bu arada görevlileri Aram Kralının kendisine, ‹‹İsrailin ilahı dağ ilahıdır›› dediler, ‹‹Bu nedenle bizden güçlü çıktılar. Ama ovada savaşırsak, onları kesinlikle yeneriz. 
11O 020:024 Şimdi bütün kralları görevlerinden al, onların yerine yeni komutanlar ata. 
11O 020:025 Kaybettiğin kadar at ve savaş arabası toplayarak kendine yeni bir ordu kur. İsraillilerle ovada savaşalım. O zaman onları kesinlikle yeneriz.›› Aram Kralı Ben-Hadat bütün söylenenleri kabul edip yerine getirdi. 
11O 020:026 İlkbaharda Aramlıları toplayıp İsraillilerle savaşmak üzere Afek Kentine gitti. 
11O 020:027 İsrail halkı da toplanıp yiyeceğini hazırladı. Aramlılarla savaşmak üzere yola çıkıp onların karşısına ordugah kurdu. Ülkeyi dolduran Aramlıların karşısında İsrailliler iki küçük oğlak sürüsü gibi kalıyordu. 
11O 020:028 Bir Tanrı adamı gidip İsrail Kralı Ahava şöyle dedi: ‹‹RAB diyor ki, ‹Aramlılar, RAB dağların Tanrısıdır, ovaların değil, dedikleri için bu güçlü ordunun tümünü senin eline teslim edeceğim. O zaman benim RAB olduğumu anlayacaksın.› ›› 
11O 020:029 Birbirlerine karşı ordugah kuran Aramlılarla İsrailliler yedi gün beklediler. Yedinci gün savaş başladı. İsrailliler bir gün içinde yüz bin Aramlı yaya asker öldürdü. 
11O 020:030 Sağ kalanlar Afek Kentine kaçtılar. Orada da yirmi yedi bin kişinin üstüne surlar yıkıldı. Ben-Hadat kentin içine kaçıp bir iç odaya saklandı. 
11O 020:031 Görevlileri Ben-Hadata şöyle dediler: ‹‹Duyduğumuza göre, İsrail kralları iyi yürekli krallarmış. Haydi bellerimize çul kuşanıp başlarımıza ip saralım ve İsrail Kralının huzuruna çıkalım. Belki senin canını bağışlar.›› 
11O 020:032 Bellerine çul kuşanıp başlarına da ip bağladılar ve İsrail Kralının huzuruna çıkarak, ‹‹Kulun Ben-Hadat ‹Canımı bağışla› diye yalvarıyor›› dediler. Ahav, ‹‹Ben-Hadat hâlâ yaşıyor mu? O benim kardeşim sayılır›› diye karşılık verdi. 
11O 020:033 Adamlar bunu olumlu bir belirti sayarak hemen sözü ağzından aldılar ve, ‹‹Evet, Ben-Hadat kardeşin sayılır!›› dediler. Kral, ‹‹Gidin, onu getirin›› diye buyruk verdi. Ben-Hadat gelince, Ahav onu kendi savaş arabasına aldı. 
11O 020:034 Ben-Hadat, ‹‹Babamın babandan almış olduğu kentleri geri vereceğim›› dedi, ‹‹Babam nasıl Samiriyede çarşılar kurduysa, sen de Şamda çarşılar kurabilirsin.›› Bunun üzerine Ahav, ‹‹Ben de bu şartlara dayanarak sana özgürlüğünü veriyorum›› dedi. Böylece onunla bir antlaşma yaparak gitmesine izin verdi. 
11O 020:035 Peygamberlerden biri, RABbin sözüne uyarak arkadaşına, ‹‹Lütfen, beni vur!›› dedi. Ama arkadaşı onu vurmak istemedi. 
11O 020:036 O zaman peygamber arkadaşına şöyle dedi: ‹‹Sen RABbin buyruğunu dinlemediğin için, yanımdan ayrılır ayrılmaz bir aslan seni öldürecek.›› Adam oradan ayrıldıktan sonra aslan onu yakalayıp öldürdü. 
11O 020:037 Bunun üzerine aynı peygamber, başka bir adama giderek, ‹‹Lütfen beni vur!›› dedi. Adam da onu vurup yaraladı. 
11O 020:038 Peygamber gitti, kılığını değiştirmek için gözlerini bağladı. Yol kenarında kralın geçmesini beklemeye başladı. 
11O 020:039 Kral oradan geçerken, peygamber ona şöyle seslendi: ‹‹Ben kulun, tam savaşın içindeyken, askerin biri bana bir tutsak getirip, ‹Bu adamı iyi koru› dedi, ‹Kaçacak olursa, karşılığını ya canınla, ya da bir talant gümüşle ödersin.› 
11O 020:040 Ama ben oraya buraya bakarken, adam kayboldu.›› verdi, ‹‹Cezanı çekeceksin.›› 
11O 020:041 Peygamber, hemen gözlerindeki sargıyı çıkardı. O zaman İsrail Kralı onun bir peygamber olduğunu anladı. 
11O 020:042 Bunun üzerine peygamber krala şöyle dedi: ‹‹RAB diyor ki, ‹Ölüme mahkûm ettiğim adamı salıverdiğin için onun yerine sen öleceksin. Onun halkının başına gelecekler senin halkının başına gelecek.› ›› 
11O 020:043 Keyfi kaçan İsrail Kralı öfkeyle Samiriye'deki sarayına döndü. 
11O 021:001 -2 92590 Yizreelde Samiriye Kralı Ahavın sarayının yanında Yizreelli Navotun bir bağı vardı. Bir gün Ahav, Navota şunu önerdi: ‹‹Bağını bana ver. Sarayıma yakın olduğu için orayı sebze bahçesi olarak kullanmak istiyorum. Karşılığında ben de sana daha iyi bir bağ vereyim, ya da istersen değerini gümüş olarak ödeyeyim.›› 
11O 021:003 Ama Navot, ‹‹Atalarımın bana bıraktığı mirası sana vermekten RAB beni esirgesin›› diye karşılık verdi. 
11O 021:004 ‹‹Atalarımın bana bıraktığı mirası sana vermem›› diyen Yizreelli Navotun bu sözlerine sıkılıp öfkelenen Ahav sarayına döndü. Asık bir yüzle yatağına uzanıp hiçbir şey yemedi. 
11O 021:005 Karısı İzebel yanına gelip, ‹‹Neden bu kadar sıkılıyorsun? Neden yemek yemiyorsun?›› diye sordu. 
11O 021:006 Ahav karısına şöyle karşılık verdi: ‹‹Yizreelli Navota, ‹Sen bağını gümüş karşılığında bana sat, istersen ben de onun yerine sana başka bir bağ vereyim› dedim. Ama o, ‹Hayır, bağımı sana vermem› dedi.›› 
11O 021:007 İzebel, ‹‹Sen İsraile böyle mi krallık yapıyorsun?›› dedi, ‹‹Kalk, yemeğini ye, keyfini bozma. Yizreelli Navotun bağını sana ben vereceğim.›› 
11O 021:008 İzebel Ahavın mührünü kullanarak onun adına mektuplar yazdı, Navotun yaşadığı kentin ileri gelenleriyle soylularına gönderdi. 
11O 021:009 Mektuplarda şunları yazdı: 
11O 021:010 Karşısına da, ‹Navot Tanrıya ve krala sövdü› diyen iki yalancı tanık koyun. Sonra onu dışarı çıkarıp taşlayarak öldürün.›› 
11O 021:011 Navotun yaşadığı kentin ileri gelenleriyle soyluları İzebelin gönderdiği mektuplarda yazdıklarını uyguladılar. 
11O 021:012 Oruç ilan edip Navotu halkın önüne oturttular. 
11O 021:013 Sonra iki kötü adam gelip Navotun karşısına oturdu ve halkın önünde: ‹‹Navot, Tanrıya ve krala sövdü›› diyerek yalan yere tanıklık etti. Bunun üzerine onu kentin dışına çıkardılar ve taşlayarak öldürdüler. 
11O 021:014 Sonra İzebele, ‹‹Navot taşlanarak öldürüldü›› diye haber gönderdiler. 
11O 021:015 İzebel, Navotun taşlanıp öldürüldüğünü duyar duymaz, Ahava, ‹‹Kalk, Yizreelli Navotun sana gümüş karşılığında satmak istemediği bağını sahiplen›› dedi, ‹‹Çünkü o artık yaşamıyor, öldü.›› 
11O 021:016 Ahav, Yizreelli Navotun öldüğünü duyunca, onun bağını almaya gitti. 
11O 021:017 O zaman RAB, Tişbeli İlyasa şöyle dedi: 
11O 021:018 ‹‹Kalk, Samiriyeli İsrail Kralı Ahavı karşılamaya git. Şu anda Navotun bağındadır. Orayı almaya gitti. 
11O 021:019 Ona de ki, RAB şöyle diyor: ‹Hem adamı öldürdün, hem de bağını aldın, değil mi? Navotun kanını köpekler nerede yaladıysa, senin kanını da orada yalayacak.› ›› 
11O 021:020 Ahav, İlyasa, ‹‹Ey düşmanım, beni buldun, değil mi?›› dedi. İlyas şöyle karşılık verdi: ‹‹Evet, buldum. Çünkü sen RABbin gözünde kötü olanı yaparak kendini sattın. 
11O 021:021 RAB diyor ki, ‹Seni sıkıntılara sokacak ve yok edeceğim. İsrailde senin soyundan gelen genç yaşlı bütün erkeklerin kökünü kurutacağım. 
11O 021:022 Beni öfkelendirip İsraili günaha sürüklediğin için senin ailen de Nevat oğlu Yarovamın ve Ahiya oğlu Baaşanın ailelerinin akıbetine uğrayacak.› 
11O 021:023 ‹‹RAB İzebel için de, ‹İzebeli Yizreel Kentinin surları dibinde köpekler yiyecek› diyor. 
11O 021:024 ‹Ahavın ailesinden kentte ölenleri köpekler, kırda ölenleri yırtıcı kuşlar yiyecek.› ›› 
11O 021:025 -Ahav kadar, RABbin gözünde kötü olanı yaparak kendini satan hiç kimse olmadı. Karısı İzebel onu her konuda kışkırtıyordu. 
11O 021:026 Ahav RABbin İsrail halkının önünden kovduğu Amorluların her yaptığına uyarak putların ardınca yürüdü ve iğrenç işler yaptı.- 
11O 021:027 Ahav bu sözleri dinledikten sonra, giysilerini yırttı, çula sarınıp oruç tutmaya başladı. Çul içinde yatıp kalkarak, alçakgönüllü bir yol tuttu. 
11O 021:028 RAB, Tişbeli İlyasa şöyle dedi: 
11O 021:029 ‹‹Ahav'ın önümde ne denli alçakgönüllü davrandığını gördün mü? Bu alçakgönüllülüğünden ötürü yaşamı boyunca ben de onu sıkıntıya sokmayacağım. Ama oğlunun zamanında ailesine sıkıntı vereceğim.›› 
11O 022:001 Üç yıl boyunca Aram ile İsrail arasında savaş çıkmadı. 
11O 022:002 Üçüncü yıl Yahuda Kralı Yehoşafat, İsrail Kralını görmeye gitti. 
11O 022:003 İsrail Kralı Ahav, görevlilerine, ‹‹Ramot-Gilatın bize ait olduğunu bilmiyor musunuz?›› dedi, ‹‹Biz onu Aram Kralından geri almak için bir şey yapmadık.›› 
11O 022:004 Sonra Yehoşafata, ‹‹Ramot-Gilata karşı benimle birlikte savaşır mısın?›› diye sordu. Yehoşafat, ‹‹Beni kendin, halkımı halkın, atlarımı atların say›› diye yanıtladı, 
11O 022:005 ‹‹Ama önce RABbe danışalım›› diye ekledi. 
11O 022:006 İsrail Kralı dört yüz kadar peygamberi toplayıp, ‹‹Ramot-Gilata karşı savaşayım mı, yoksa vaz mı geçeyim?›› diye sordu. Peygamberler, ‹‹Savaş, çünkü Rab kenti senin eline teslim edecek›› diye yanıtladılar. 
11O 022:007 Ama Yehoşafat, ‹‹Burada danışabileceğimiz RABbin başka peygamberi yok mu?›› diye sordu. 
11O 022:008 İsrail Kralı, ‹‹Yimla oğlu Mikaya adında biri daha var›› diye yanıtladı, ‹‹Onun aracılığıyla RABbe danışabiliriz. Ama ben ondan nefret ederim. Çünkü benimle ilgili hiç iyi peygamberlik etmez, yalnız kötü şeyler söyler.›› Yehoşafat, ‹‹Böyle konuşmaman gerekir, ey kral!›› dedi. 
11O 022:009 İsrail Kralı bir görevli çağırıp, ‹‹Hemen Yimla oğlu Mikayayı getir!›› diye buyurdu. 
11O 022:010 İsrail Kralı Ahav ile Yahuda Kralı Yehoşafat kral giysileriyle Samiriye Kapısının girişinde, harman yerine konan tahtlarında oturuyorlardı. Bütün peygamberler de onların önünde peygamberlik ediyordu. 
11O 022:011 Kenaana oğlu Sidkiya, yaptığı demir boynuzları göstererek şöyle dedi: ‹‹RAB diyor ki, ‹Aramlıları yok edinceye dek onları bu boynuzlarla vuracaksın.› ›› 
11O 022:012 Öteki peygamberlerin hepsi de aynı şeyi söylediler: ‹‹Ramot-Gilata saldır, kazanacaksın! Çünkü RAB onları senin eline teslim edecek.›› 
11O 022:013 Mikayayı çağırmaya giden görevli ona, ‹‹Bak! Peygamberler bir ağızdan kral için olumlu şeyler söylüyorlar›› dedi, ‹‹Rica ederim, senin sözün de onlarınkine uygun olsun; olumlu bir şey söyle.›› 
11O 022:014 Mikaya, ‹‹Yaşayan RABbin hakkı için, RAB bana ne derse onu söyleyeceğim›› diye karşılık verdi. 
11O 022:015 Mikaya gelince kral, ‹‹Mikaya, Ramot-Gilata karşı savaşa gidelim mi, yoksa vaz mı geçelim?›› diye sordu. Mikaya, ‹‹Saldır, kazanacaksın! Çünkü RAB onları senin eline teslim edecek›› diye yanıtladı. 
11O 022:016 Bunun üzerine kral, ‹‹RABbin adına bana gerçeğin dışında bir şey söylemeyeceğine ilişkin sana kaç kez ant içireyim?›› diye sordu. 
11O 022:017 Mikaya şöyle karşılık verdi: ‹‹İsraillileri dağlara dağılmış çobansız koyunlar gibi gördüm. RAB, ‹Bunların sahibi yok. Herkes güvenlik içinde evine dönsün› dedi.›› 
11O 022:018 İsrail Kralı Yehoşafata, ‹‹Benimle ilgili iyi peygamberlik etmez, hep kötü şeyler söyler dememiş miydim?›› dedi. 
11O 022:019 Mikaya konuşmasını sürdürdü: ‹‹Öyleyse RABbin sözünü dinle! Gördüm ki, RAB tahtında oturuyor, bütün göksel varlıklar da sağında, solunda duruyordu. 
11O 022:020 RAB sordu: ‹Ramot-Gilata saldırıp ölsün diye Ahavı kim kandıracak?› ‹‹Kimi şöyle, kimi böyle derken, 
11O 022:021 bir ruh çıkıp RABbin önünde durdu ve, ‹Ben onu kandıracağım› dedi. ‹‹RAB, ‹Nasıl?› diye sordu. 
11O 022:022 ‹‹Ruh, ‹Aldatıcı ruh olarak gidip Ahavın bütün peygamberlerine yalan söyleteceğim› diye karşılık verdi. ‹‹RAB, ‹Onu kandırmayı başaracaksın!› dedi, ‹Git, dediğini yap.› 
11O 022:023 ‹‹İşte RAB bütün bu peygamberlerin ağzına aldatıcı bir ruh koydu. Çünkü sana kötülük etmeye karar verdi.›› 
11O 022:024 Kenaana oğlu Sidkiya yaklaşıp Mikayanın yüzüne bir tokat attı. ‹‹RABbin Ruhu nasıl benden çıkıp da seninle konuştu?›› dedi. 
11O 022:025 Mikaya, ‹‹Gizlenmek için bir iç odaya girdiğin gün göreceksin›› diye yanıtladı. 
11O 022:026 Bunun üzerine İsrail Kralı, ‹‹Mikayayı kentin yöneticisi Amona ve kralın oğlu Yoaşa götürün›› dedi, 
11O 022:027 ‹‹Ben güvenlik içinde dönünceye dek bu adamı cezaevinde tutmalarını, ona su ve ekmekten başka bir şey vermemelerini söyleyin!›› 
11O 022:028 Mikaya, ‹‹Eğer sen güvenlik içinde dönersen, RAB benim aracılığımla konuşmamış demektir›› dedi ve, ‹‹Herkes bunu duysun!›› diye ekledi. 
11O 022:029 İsrail Kralı Ahavla Yahuda Kralı Yehoşafat Ramot-Gilata saldırmak için yola çıktılar. 
11O 022:030 İsrail Kralı, Yehoşafata, ‹‹Ben kılık değiştirip savaşa öyle gireceğim, ama sen kral giysilerini giy›› dedi. Böylece İsrail Kralı kılığını değiştirip savaşa girdi. 
11O 022:031 Aram Kralı, savaş arabalarının otuz iki komutanına, ‹‹İsrail Kralı dışında, büyük küçük hiç kimseye saldırmayın!›› diye buyruk vermişti. 
11O 022:032 Savaş arabalarının komutanları Yehoşafatı görünce, İsrail Kralı sanıp saldırmak için ona döndüler. Yehoşafat yakarmaya başladı. 
11O 022:033 Komutanlar onun İsrail Kralı olmadığını anlayınca peşini bıraktılar. 
11O 022:034 O sırada bir asker rasgele attığı bir okla İsrail Kralını zırhının parçalarının birleştiği yerden vurdu. Kral arabacısına, ‹‹Dönüp beni savaş alanından çıkar, yaralandım›› dedi. 
11O 022:035 Savaş o gün şiddetlendi. İsrail Kralı, arabasında Aramlılara karşı akşama kadar dayandı ve akşamleyin öldü. Yarasından akan kanlar arabasının içinde kaldı. 
11O 022:036 Güneş batarken ordugahta, ‹‹Herkes kendi kentine, ülkesine dönsün!›› diye bağırdılar. 
11O 022:037 Kral ölmüştü. Onu Samiriyeye getirip orada gömdüler. 
11O 022:038 Arabası fahişelerin yıkandığı Samiriye Havuzunun kenarında temizlenirken RABbin sözü uyarınca köpekler kanını yaladı. 
11O 022:039 Ahavın krallığı dönemindeki öteki olaylar, bütün yaptıkları, yaptırdığı fildişi süslemeli saray ve bütün kentler İsrail krallarının tarihinde yazılıdır. 
11O 022:040 Ahav ölüp atalarına kavuşunca yerine oğlu Ahazya kral oldu. 
11O 022:041 İsrail Kralı Ahavın krallığının dördüncü yılında Asa oğlu Yehoşafat Yahuda Kralı oldu. 
11O 022:042 Yehoşafat otuz beş yaşında kral oldu ve Yeruşalimde yirmi beş yıl krallık yaptı. Annesi Şilhinin kızı Azuvaydı. 
11O 022:043 Babası Asanın bütün yollarını izleyen ve bunlardan sapmayan Yehoşafat RABbin gözünde doğru olanı yaptı. Ancak alışılagelen tapınma yerleri kaldırılmadı. Halk hâlâ oralarda kurban kesip buhur yakıyordu. 
11O 022:044 Yehoşafat İsrail Kralı ile barış yaptı. 
11O 022:045 Yehoşafatın krallığı dönemindeki öteki olaylar, başarıları ve savaşları Yahuda krallarının tarihinde yazılıdır. 
11O 022:046 Yehoşafat babası Asanın döneminden kalan, putperest törenlerinde fuhuş yapan kadın ve erkeklerin hepsini ülkeden süpürüp attı. 
11O 022:047 Edomda kral yoktu, yerine bir vekil bakıyordu. 
11O 022:048 Yehoşafat altın almak için Ofire gitmek üzere ticaret gemileri yaptırdı. Ancak gemiler oraya gidemeden Esyon-Geverde parçalandı. 
11O 022:049 O zaman Ahav oğlu Ahazya, Yehoşafata, ‹‹Benim adamlarım gemilerde seninkilerle birlikte gitsinler›› dedi. Ama Yehoşafat kabul etmedi. 
11O 022:050 Yehoşafat ölüp atalarına kavuştu ve atası Davutun Kentinde atalarının yanına gömüldü. Yerine oğlu Yehoram kral oldu. 
11O 022:051 Yahuda Kralı Yehoşafatın krallığının on yedinci yılında Ahav oğlu Ahazya Samiriyede İsrail Kralı oldu. İki yıl krallık yaptı. 
11O 022:052 RABbin gözünde kötü olanı yaptı. Babasının, annesinin ve İsraili günaha sürükleyen Nevat oğlu Yarovamın yolunda yürüdü. 
11O 022:053 Baal'a hizmet edip taptı. Babasının her yaptığına uyarak İsrail'in Tanrısı RAB'bi öfkelendirdi. 
12O 001:001 İsrail Kralı Ahavın ölümünden sonra Moavlılar İsraile karşı ayaklandı. 
12O 001:002 İsrail Kralı Ahazya Samiriyede yaşadığı sarayın üst katındaki kafesli pencereden düşüp yaralandı. Habercilerine, ‹‹Gidin, Ekron ilahı Baalzevuva danışın, yaralarımın iyileşip iyileşmeyeceğini öğrenin›› dedi. 
12O 001:003 Ama RABbin meleği, Tişbeli İlyasa şöyle dedi: ‹‹Kalk, Samiriye Kralının habercilerini karşıla ve onlara de ki, ‹İsrailde Tanrı yok mu ki Ekron ilahı Baalzevuva danışmaya gidiyorsunuz?› 
12O 001:004 Kralınıza deyin ki, ‹RAB, Yattığın yataktan kalkamayacak, kesinlikle öleceksin! diyor.› ›› Böylece İlyas oradan ayrıldı. 
12O 001:005 Haberciler kralın yanına döndüler. Kral, ‹‹Neden geri döndünüz?›› diye sordu. 
12O 001:006 Şöyle karşılık verdiler: ‹‹Yolda bir adamla karşılaştık. Bize dedi ki, ‹Gidin, sizi gönderen krala RAB şöyle diyor deyin: İsrailde Tanrı yok mu ki Ekron ilahı Baalzevuva danışmak için haberciler gönderdin? Bu yüzden yattığın yataktan kalkamayacak, kesinlikle öleceksin!› ›› 
12O 001:007 Kral, ‹‹Sizi karşılayıp bu sözleri söyleyen nasıl bir adamdı?›› diye sordu. 
12O 001:008 ‹‹Üzerinde tüylü bir giysi, belinde deri bir kuşak vardı›› diye yanıtladılar. Kral, ‹‹O Tişbeli İlyastır›› dedi. 
12O 001:009 Sonra bir komutanla birlikte elli adamını İlyasa gönderdi. Komutan tepenin üstünde oturan İlyasın yanına çıkıp ona, ‹‹Ey Tanrı adamı, kral aşağı inmeni istiyor›› dedi. 
12O 001:010 İlyas, ‹‹Eğer ben Tanrı adamıysam, şimdi göklerden ateş yağacak ve seninle birlikte elli adamını yok edecek!›› diye karşılık verdi. O anda göklerden ateş yağdı, komutanla birlikte elli adamını yakıp yok etti. 
12O 001:011 Bunun üzerine kral, İlyasa başka bir komutanla birlikte elli adam daha gönderdi. Komutan İlyasa, ‹‹Ey Tanrı adamı, kral hemen aşağı inmeni istiyor!›› dedi. 
12O 001:012 İlyas, ‹‹Eğer ben Tanrı adamıysam, göklerden ateş yağacak ve seninle birlikte elli adamını yok edecek!›› diye karşılık verdi. O anda göklerden ateş yağdı, komutanla birlikte elli adamını yakıp yok etti. 
12O 001:013 Kral üçüncü kez bir komutanla elli adam gönderdi. Üçüncü komutan çıkıp İlyasın önünde diz çöktü ve ona şöyle yalvardı: ‹‹Ey Tanrı adamı, lütfen bana ve adamlarıma acı, canımızı bağışla! 
12O 001:014 Göklerden yağan ateş daha önce gelen iki komutanla ellişer adamını yakıp yok etti, ama lütfen bana acı.›› 
12O 001:015 RABbin meleği, İlyasa, ‹‹Onunla birlikte aşağı in, korkma›› dedi. İlyas kalkıp komutanla birlikte kralın yanına gitti 
12O 001:016 ve ona şöyle dedi: ‹‹RAB diyor ki, ‹İsrailde danışacak Tanrı yok mu ki Ekron ilahı Baalzevuva danışmak için haberciler gönderdin? Bu yüzden yattığın yataktan kalkamayacak, kesinlikle öleceksin!› ›› 
12O 001:017 RABbin İlyas aracılığıyla söylediği söz uyarınca Kral Ahazya öldü. Oğlu olmadığı için yerine kardeşi Yoram geçti. Bu olay Yahuda Kralı Yehoşafat oğlu Yehoramın krallığının ikinci yılında oldu. 
12O 001:018 Ahazya'nın krallığı dönemindeki öteki olaylar ve yaptıkları İsrail krallarının tarihinde yazılıdır. 
12O 002:001 RAB İlyası kasırgayla göklere çıkarmadan önce, İlyas ile Elişa Gilgaldan ayrılıp yola çıkmışlardı. 
12O 002:002 İlyas Elişaya, ‹‹Lütfen sen burada kal, çünkü RAB beni Beytele gönderdi›› dedi. Elişa, ‹‹Yaşayan RABbin adıyla başın üzerine ant içerim ki, senden ayrılmam›› diye karşılık verdi. Böylece Beytele birlikte gittiler. 
12O 002:003 Beyteldeki peygamber topluluğu Elişanın yanına geldi. ‹‹RAB bugün efendini senin başından alacak, biliyor musun?›› diye ona sordular. Elişa, ‹‹Evet, biliyorum, konuşmayın!›› diye karşılık verdi. 
12O 002:004 İlyas, ‹‹Elişa, lütfen burada kal, çünkü RAB beni Erihaya gönderdi›› dedi. Elişa, ‹‹Yaşayan RABbin adıyla başın üzerine ant içerim ki, senden ayrılmam›› diye karşılık verdi. Böylece birlikte Erihaya gittiler. 
12O 002:005 Erihadaki peygamber topluluğu Elişanın yanına geldi. ‹‹RAB efendini bugün senin başından alacak, biliyor musun?›› diye ona sordular. Elişa, ‹‹Evet, biliyorum, konuşmayın›› diye karşılık verdi. 
12O 002:006 Sonra İlyas, ‹‹Lütfen, burada kal, çünkü RAB beni Şeria Irmağı kıyısına gönderdi›› dedi. Elişa, ‹‹Yaşayan RABbin adıyla başın üzerine ant içerim ki, senden ayrılmam›› diye karşılık verdi. Böylece ikisi birlikte yollarına devam etti. 
12O 002:007 Elli peygamber de onları Şeria Irmağına kadar izledi. İlyas ile Elişa Şeria Irmağının kıyısında durdular. Peygamberler de biraz ötede, onların karşısında durdu. 
12O 002:008 İlyas cüppesini dürüp sulara vurunca, sular ikiye ayrıldı. Elişa ile İlyas kuru toprağın üzerinden yürüyerek karşıya geçtiler. 
12O 002:009 Karşı yakaya geçtikten sonra İlyas Elişaya, ‹‹Söyle, yanından alınmadan önce senin için ne yapabilirim?›› dedi. Elişa, ‹‹İzin ver, senin ruhundan iki pay miras alayım›› diye karşılık verdi. (bkz. Yas.21:17). 
12O 002:010 İlyas, ‹‹Zor bir şey istedin›› dedi, ‹‹Eğer yanından alındığımı görürsen olur, yoksa olmaz.›› 
12O 002:011 Onlar yürüyüp konuşurlarken, ansızın ateşten bir atlı araba göründü, onları birbirinden ayırdı. İlyas kasırgayla göklere alındı. 
12O 002:012 Olanları gören Elişa şöyle bağırdı: ‹‹Baba, baba, İsrailin arabası ve atlıları!›› İlyası bir daha göremedi. Giysilerini yırtıp paramparça etti. 
12O 002:013 Sonra İlyasın üzerinden düşen cüppeyi alıp geri döndü ve Şeria Irmağının kıyısında durdu. 
12O 002:014 İlyasın üzerinden düşen cüppeyi sulara vurarak, ‹‹İlyasın Tanrısı RAB nerede?›› diye seslendi. Cüppeyi sulara vurunca ırmak ikiye ayrıldı, Elişa karşı yakaya geçti. 
12O 002:015 Erihalı peygamberler karşıdan Elişayı görünce, ‹‹İlyasın ruhu Elişanın üzerinde!›› dediler. Sonra onu karşılamaya giderek önünde yere kapandılar. 
12O 002:016 ‹‹Yanımızda elli güçlü adam var›› dediler, ‹‹İzin ver, gidip efendini arayalım. Belki RABbin Ruhu onu dağların ya da vadilerin birine atmıştır.›› Elişa, ‹‹Hayır, onları göndermeyin›› dedi. 
12O 002:017 Ama o kadar direttiler ki, sonunda Elişa dayanamadı, ‹‹Peki, gönderin›› dedi. Elli adam gidip üç gün İlyası aradılarsa da bulamadılar. 
12O 002:018 Sonra Erihaya, Elişanın yanına döndüler. Elişa onlara, ‹‹Ben size gitmeyin demedim mi?›› dedi. 
12O 002:019 Erihalılar Elişaya, ‹‹Efendimiz, gördüğün gibi bu kentin yeri iyi ama suyu kötü, toprağı da verimsiz›› dediler. 
12O 002:020 Elişa, ‹‹Yeni bir kabın içine tuz koyup bana getirin›› dedi. Kap getirilince, 
12O 002:021 Elişa suyun kaynağına çıktı, tuzu suya atıp şöyle dedi: ‹‹RAB diyor ki, ‹Bu suyu paklıyorum, artık onda ölüm ve verimsizlik olmayacak.› ›› 
12O 002:022 Elişanın söylediği gibi, su bugüne dek temiz kaldı. 
12O 002:023 Elişa oradan ayrılıp Beytele giderken kentin küçük çocukları yola döküldüler. ‹‹Defol, defol, kel kafalı!›› diyerek onunla alay ettiler. 
12O 002:024 Elişa arkasına dönüp çocuklara baktı ve RABbin adıyla onları lanetledi. Bunun üzerine ormandan çıkan iki dişi ayı çocuklardan kırk ikisini parçaladı. 
12O 002:025 Elişa oradan Karmel Dağı'na gitti, sonra Samiriye'ye döndü. 
12O 003:001 Yahuda Kralı Yehoşafatın krallığının on sekizinci yılında Ahav oğlu Yoram Samiriyede İsrail Kralı oldu ve on iki yıl krallık yaptı. 
12O 003:002 Yoram RABbin gözünde kötü olanı yaptıysa da annesiyle babası kadar kötü değildi. Çünkü babasının yaptırdığı Baalı simgeleyen dikili taşı kaldırıp attı. 
12O 003:003 Bununla birlikte Nevat oğlu Yarovamın İsraili sürüklediği günahlara o da katıldı ve bu günahlardan ayrılmadı. 
12O 003:004 Moav Kralı Meşa koyun yetiştirirdi. İsrail Kralına her yıl yüz bin kuzu, yüz bin de koç yünü sağlamak zorundaydı. 
12O 003:005 Ama Ahavın ölümünden sonra, Moav Kralı İsrail Kralına karşı ayaklandı. 
12O 003:006 O zaman Kral Yoram Samiriyeden ayrıldı ve bütün İsraillileri bir araya topladı. 
12O 003:007 Yahuda Kralı Yehoşafata da şu haberi gönderdi: ‹‹Moav Kralı bana başkaldırdı, benimle birlikte Moavlılara karşı savaşır mısın?›› Yehoşafat, ‹‹Evet, savaşırım. Beni kendin, halkımı halkın, atlarımı atların say›› dedi. 
12O 003:008 Sonra, ‹‹Hangi yönden saldıralım?›› diye sordu. Yoram, ‹‹Edom kırlarından›› diye karşılık verdi. 
12O 003:009 İsrail, Yahuda ve Edom kralları birlikte yola çıktılar. Dolambaçlı yollarda yedi gün ilerledikten sonra suları tükendi. Askerler ve hayvanlar susuz kaldı. 
12O 003:010 İsrail Kralı, ‹‹Eyvah!›› diye bağırdı, ‹‹RAB, Moavlıların eline teslim etmek için mi üçümüzü bir araya topladı?›› 
12O 003:011 Yehoşafat, ‹‹Burada RABbin peygamberi yok mu? Onun aracılığıyla RABbe danışalım›› dedi. İsrail Kralının adamlarından biri, ‹‹Şafat oğlu Elişa burada. İlyasın ellerine o su dökerdi›› diye yanıtladı. 
12O 003:012 Kral Yehoşafat, ‹‹O, RABbin ne düşündüğünü bilir›› dedi. Bunun üzerine Yehoşafat, İsrail ve Edom kralları birlikte Elişanın yanına gittiler. 
12O 003:013 Elişa İsrail Kralına, ‹‹Ne diye bana geldin?›› dedi, ‹‹Git, annenle babanın peygamberlerine danış.›› İsrail Kralı, ‹‹Olmaz! Demek RAB üçümüzü Moavlıların eline teslim etmek için bir araya toplamış›› diye karşılık verdi. 
12O 003:014 Elişa şöyle dedi: ‹‹Hizmetinde olduğum, Her Şeye Egemen, yaşayan RABbin adıyla derim ki, Yahuda Kralı Yehoşafata saygım olmasaydı, sana ne bakardım, ne de ilgilenirdim. 
12O 003:015 Şimdi bana lir çalan bir adam getirin.›› Getirilen adam lir çalarken, RABbin gücü Elişanın üzerine indi. 
12O 003:016 Elişa şöyle dedi: ‹‹RAB diyor ki, ‹Bu vadinin başından sonuna kadar hendekler kazın. 
12O 003:017 Ne rüzgar göreceksiniz, ne yağmur. Öyleyken vadi suyla dolup taşacak. Sizler, sürüleriniz ve öteki hayvanlarınız doyasıya içeceksiniz. 
12O 003:018 RAB için bunu yapmak kolaydır. O, Moavlıları da sizin elinize teslim edecek. 
12O 003:019 Onların önemli surlu kentlerinin tümünü ele geçireceksiniz. Meyve ağaçlarının hepsini kesecek, su kaynaklarını kurutacak, verimli tarlalarına taş dolduracaksınız.› ›› 
12O 003:020 Ertesi sabah, sununun sunulduğu saatte, Edom yönünden akan sular her yeri doldurdu. 
12O 003:021 Moavlılar kralların kendilerine saldırmak üzere yola çıktıklarını duydular. Genç, yaşlı eli silah tutan herkes bir araya toplanıp sınırda beklemeye başladı. 
12O 003:022 Ertesi sabah erkenden kalktılar. Güneş ışınlarının kızıllaştırdığı suyu kan sanarak, 
12O 003:023 ‹‹Kan bu!›› diye haykırdılar, ‹‹Krallar kendi aralarında savaşıp birbirlerini öldürmüş olsalar gerek. Haydi, Moavlılar, yağmaya!›› 
12O 003:024 Ama Moavlılar İsrail ordugahına vardıklarında, İsrailliler saldırıp onları püskürttü. Moavlılar kaçmaya başladı. İsrailliler peşlerine düşüp onları öldürdüler. 
12O 003:025 Kentlerini yıktılar. Her İsrailli verimli tarlalara taş attı. Bütün tarlalar taşla doldu. Su kaynaklarını kuruttular, meyve ağaçlarını kestiler. Yalnız Kîr-Heresetin taşları yerinde kaldı. Sapancılar kenti kuşatıp saldırıya geçti. 
12O 003:026 Moav Kralı, savaşı kaybettiğini anlayınca, yanına yedi yüz kılıçlı adam aldı; Edom kuvvetlerini yarıp kaçmak istediyse de başaramadı. 
12O 003:027 Bunun üzerine tahtına geçecek en büyük oğlunu surların üzerine götürüp yakmalık sunu olarak sundu. İsrailliler bu olaydan doğan büyük öfke karşısında oradan ayrılıp ülkelerine döndüler. 
12O 004:001 Bir gün, peygamber topluluğundan bir adamın karısı gidip Elişaya şöyle yakardı: ‹‹Efendim, kocam öldü! Bildiğin gibi RABbe tapınırdı. Şimdi bir alacaklısı geldi, iki oğlumu benden alıp köle olarak götürmek istiyor.›› 
12O 004:002 Elişa, ‹‹Senin için ne yapsam?›› diye karşılık verdi, ‹‹Söyle bana, evinde neler var?›› Kadın, ‹‹Azıcık zeytinyağı dışında, kulunun evinde hiçbir şey yok›› dedi. 
12O 004:003 Elişa, ‹‹Bütün komşularına git, ne kadar boş kapları varsa iste›› dedi, 
12O 004:004 ‹‹Sonra oğullarınla birlikte eve git. Kapıyı üzerinize kapayın ve bütün kapları yağla doldurun. Doldurduklarınızı bir kenara koyun.›› 
12O 004:005 Kadın oradan ayrılıp oğullarıyla birlikte evine gitti, kapıyı kapadı. Oğullarının getirdiği kapları doldurmaya başladı. 
12O 004:006 Bütün kaplar dolunca oğullarından birine, ‹‹Bana bir kap daha getir›› dedi. Oğlu, ‹‹Başka kap kalmadı›› diye karşılık verdi. O zaman zeytinyağının akışı durdu. 
12O 004:007 Kadın gidip durumu Tanrı adamı Elişaya bildirdi. Elişa, ‹‹Git, zeytinyağını sat, borcunu öde›› dedi, ‹‹Kalan parayla da oğullarınla birlikte yaşamını sürdür.›› 
12O 004:008 Elişa bir gün Şuneme gitti. Orada zengin bir kadın vardı. Elişayı yemeğe alıkoydu. O günden sonra Elişa ne zaman Şuneme gitse, yemek için oraya uğradı. 
12O 004:009 Kadın kocasına, ‹‹Bize sık sık gelen bu adamın kutsal bir Tanrı adamı olduğunu anladım›› dedi, 
12O 004:010 ‹‹Gel, damda onun için küçük bir oda yapalım; içine yatak, masa, sandalye, bir de kandil koyalım. Bize geldiğinde orada kalsın.›› 
12O 004:011 Bir gün Elişa geldi, yukarı odaya çıkıp uzandı. 
12O 004:012 Uşağı Gehaziye, ‹‹Şunemli kadını çağır›› dedi. Gehazi kadını çağırdı. Kadın gelince, 
12O 004:013 Elişa Gehaziye şöyle dedi: ‹‹Ona de ki, ‹Bizim için katlandığın bunca zahmetlere karşılık ne yapabilirim? Senin için kralla ya da ordu komutanıyla konuşayım mı?› ›› Kadın, ‹‹Ben halkımın arasında mutlu yaşıyorum›› diye karşılık verdi. 
12O 004:014 Elişa, ‹‹Öyleyse ne yapabilirim?›› diye sordu. Gehazi, ‹‹Kadının oğlu yok, kocası da yaşlı›› diye yanıtladı. 
12O 004:015 Bunun üzerine Elişa, ‹‹Kadını çağır›› dedi. Gehazi kadını çağırdı. Kadın gelip kapının eşiğinde durdu. 
12O 004:016 Elişa, kadına, ‹‹Gelecek yıl bu zaman kucağında bir oğlun olacak›› dedi. Kadın, ‹‹Olamaz, efendim!›› diye karşılık verdi, ‹‹Sen ki bir Tanrı adamısın, lütfen kuluna yalan söyleme!›› 
12O 004:017 Ama kadın gebe kaldı ve bir yıl sonra, Elişanın söylediği günlerde bir oğul doğurdu. 
12O 004:018 Çocuk büyüdü. Bir gün orakçıların başında bulunan babasının yanına gitti. 
12O 004:019 ‹‹Başım ağrıyor, başım!›› diye bağırmaya başladı. Babası uşağına, ‹‹Onu annesine götür›› dedi. 
12O 004:020 Uşak çocuğu alıp annesine götürdü. Çocuk öğlene kadar annesinin dizlerinde yattıktan sonra öldü. 
12O 004:021 Annesi onu yukarı çıkardı, Tanrı adamının yatağına yatırdı, sonra kapıyı kapayıp dışarıya çıktı. 
12O 004:022 Kocasını çağırıp şöyle dedi: ‹‹Lütfen bir eşekle birlikte uşaklarından birini bana gönder. Tanrı adamının yanına gitmeliyim. Hemen dönerim.›› 
12O 004:023 Kocası, ‹‹Neden bugün gidiyorsun?›› dedi, ‹‹Ne Yeni Ay, ne de Şabat bugün.›› Kadın, ‹‹Zarar yok›› karşılığını verdi. 
12O 004:024 Eşeğe palan vurup uşağına, ‹‹Haydi yürü, ben sana söylemedikçe yavaşlama›› dedi. 
12O 004:025 Karmel Dağına varıp Tanrı adamının yanına çıktı. Tanrı adamı, kadını uzaktan görünce, uşağı Gehaziye, ‹‹Bak, Şunemli kadın geliyor!›› dedi, 
12O 004:026 ‹‹Haydi koş, onu karşıla, ‹Nasılsın, kocanla oğlun nasıllar?› diye sor.›› Kadın Gehaziye, ‹‹Herkes iyi›› dedi. 
12O 004:027 Kadın dağa çıkıp Tanrı adamının yanına varınca, onun ayaklarına sarıldı. Gehazi kadını uzaklaştırmak istediyse de Tanrı adamı, ‹‹Kadını rahat bırak!›› dedi, ‹‹Çünkü acı çekiyor. RAB bunun nedenini benden gizledi, açıklamadı.›› 
12O 004:028 Kadın ona, ‹‹Efendim, ben senden çocuk istedim mi?›› dedi, ‹‹Beni umutlandırma demedim mi?›› 
12O 004:029 Elişa Gehaziye, ‹‹Hemen kemerini kuşan, değneğimi al, koş›› dedi, ‹‹Biriyle karşılaşırsan selam verme, biri seni selamlarsa karşılık verme. Git, değneğimi çocuğun yüzüne tut.›› 
12O 004:030 Çocuğun annesi, ‹‹Yaşayan RABbin adıyla başın üzerine ant içerim ki, senden ayrılmayacağım›› dedi. Sonra Gehaziyle birlikte yola çıktı. 
12O 004:031 Gehazi önden gidip değneği çocuğun yüzüne tuttu, ama ne bir ses vardı, ne de bir yanıt. Bunun üzerine Gehazi geri dönüp Elişayı karşıladı ve ona, ‹‹Çocuk dirilmedi›› diye haber verdi. 
12O 004:032 Elişa eve vardığında, çocuğu yatağında ölü buldu. 
12O 004:033 İçeri girdi, kapıyı kapayıp RABbe yalvarmaya başladı. 
12O 004:034 Sonra ağzı çocuğun ağzının, gözleriyle elleri de çocuğun gözleriyle ellerinin üzerine gelecek biçimde yatağa, çocuğun üzerine kapandı. Çocuğun bedeni ısınmaya başladı. 
12O 004:035 Elişa kalkıp odanın içinde sağa sola gezindi, sonra yine dönüp çocuğun üzerine kapandı. Çocuk yedi kez aksırdı ve gözlerini açtı. 
12O 004:036 Elişa Gehaziye, ‹‹Şunemli kadını çağır›› diye seslendi. Gehazi kadını çağırdı. Kadın gelince, Elişa, ‹‹Al oğlunu›› dedi. 
12O 004:037 Kadın Elişanın ayaklarına kapandı, yerlere kadar eğildi, sonra çocuğunu alıp gitti. 
12O 004:038 Elişa Gilgala döndü. Ülkede kıtlık vardı. Elişa bir peygamber topluluğuyla otururken uşağına, ‹‹Büyük tencereyi ateşe koy, peygamberlere çorba pişir›› dedi. 
12O 004:039 Biri ot toplamak için tarlaya gitti ve yabanıl bir bitki buldu. Bitkiden bir etek dolusu yaban kabağı topladı, getirip tencereye doğradı. Bunların ne olduğunu kimse bilmiyordu. 
12O 004:040 Çorba yenmek üzere boşaltıldı. Ama adamlar çorbayı tadar tatmaz, ‹‹Ey Tanrı adamı, zehirli bu!›› diye bağırdılar ve yiyemediler. 
12O 004:041 Elişa, ‹‹Biraz un getirin›› dedi. Unu tencereye atıp, ‹‹Koy önlerine, yesinler›› dedi. Tencerede zararlı bir şey kalmadı. 
12O 004:042 Baal-Şalişadan bir adam geldi. Tanrı adamına o yıl ilk biçilen arpadan yapılmış yirmi ekmekle taze buğday başağı getirdi. Elişa uşağına, ‹‹Bunları halka dağıt, yesinler›› dedi. 
12O 004:043 Uşak, ‹‹Nasıl olur, bu yüz kişinin önüne konur mu?›› diye sordu. Elişa, ‹‹Halka dağıt, yesinler›› diye karşılık verdi, ‹‹Çünkü RAB diyor ki, ‹Yiyecekler, birazı da artacak.› ›› 
12O 004:044 Bunun üzerine uşak yiyecekleri halkın önüne koydu. RAB'bin sözü uyarınca halk yedi, birazı da arttı. 
12O 005:001 Aram Kralının ordu komutanı Naaman efendisinin gözünde saygın, değerli bir adamdı. Çünkü RAB onun aracılığıyla Aramlıları zafere ulaştırmıştı. Naaman yiğit bir askerdi, ama bir deri hastalığına yakalanmıştı. 
12O 005:002 Aramlılar düzenledikleri akınlar sırasında İsrailden küçük bir kızı tutsak almışlardı. Bu kız Naamanın karısının hizmetine verilmişti. 
12O 005:003 Bir gün hanımına, ‹‹Keşke efendim Samiriyedeki peygamberin yanına gitse! Peygamber onu deri hastalığından kurtarırdı›› dedi. 
12O 005:004 Naaman gidip İsrailli kızın söylediklerini efendisi krala anlattı. 
12O 005:005 Aram Kralı şöyle karşılık verdi: ‹‹Kalk git, seninle İsrail Kralına bir mektup göndereceğim.›› Naaman yanına on talant gümüş, altı bin şekelfç altın ve on takım giysi alıp gitti. 
12O 005:006 Mektubu İsrail Kralına verdi. Mektupta şunlar yazılıydı: ‹‹Bu mektupla birlikte sana kulum Naamanı gönderiyorum. Onu deri hastalığından kurtarmanı dilerim.›› 
12O 005:007 İsrail Kralı mektubu okuyunca giysilerini yırtıp şöyle haykırdı: ‹‹Ben Tanrı mıyım, can alıp can vereyim? Nasıl bana bir adam gönderip onu deri hastalığından kurtar der? Görüyor musunuz, açıkça benimle kavga çıkarmaya çalışıyor!›› 
12O 005:008 İsrail Kralının giysilerini yırttığını duyan Tanrı adamı Elişa ona şu haberi gönderdi: ‹‹Neden giysilerini yırttın? Adam bana gelsin, İsrailde bir peygamber olduğunu anlasın!›› 
12O 005:009 Böylece Naaman atları ve savaş arabalarıyla birlikte gidip Elişanın evinin kapısı önünde durdu. 
12O 005:010 Elişa ona şu haberi gönderdi: ‹‹Git, Şeria Irmağında yedi kez yıkan. Tenin eski halini alacak, tertemiz olacaksın.›› 
12O 005:011 Gelgelelim Naaman oradan öfkeyle ayrıldı. ‹‹Sandım ki dışarı çıkıp yanıma gelecek, Tanrısı RABbi adıyla çağırarak eliyle hastalıklı derime dokunup beni iyileştirecek›› dedi, 
12O 005:012 ‹‹Şamın Avana ve Farpar ırmakları İsrailin bütün ırmaklarından daha iyi değil mi? Oralarda yıkanıp paklanamaz mıydım sanki?›› Sonra öfkeyle dönüp gitti. 
12O 005:013 Naamanın görevlileri yanına varıp, ‹‹Efendim, peygamber senden daha zor bir şey istemiş olsaydı, yapmaz mıydın?›› dediler, ‹‹Oysa o sana sadece, ‹Yıkan, temizlen› diyor.›› 
12O 005:014 Bunun üzerine Naaman Tanrı adamının sözü uyarınca gidip Şeria Irmağında yedi kez suya daldı. Teni eski haline döndü, bebek teni gibi tertemiz oldu. 
12O 005:015 Naaman adamlarıyla birlikte Tanrı adamının yanına döndü. Onun önünde durup şöyle dedi: ‹‹Şimdi anladım ki, İsrail dışında dünyanın hiçbir yerinde Tanrı yoktur. Lütfen, bu kulunun armağanını kabul et.›› 
12O 005:016 Elişa, ‹‹Hizmetinde olduğum yaşayan RABbin adıyla ant içerim ki, hiçbir şey alamam›› diye karşılık verdi. Naaman direttiyse de, Elişa almak istemedi. 
12O 005:017 Bunun üzerine Naaman, ‹‹Madem armağan istemiyorsun, öyleyse buradan iki katır yükü toprak almama izin ver›› dedi, ‹‹Çünkü bu kulun artık RABbin dışında başka ilahlara yakmalık sunu ve kurban sunmayacaktır. 
12O 005:018 Ama RAB kulunu bir konuda bağışlasın. Efendim tapınmak için Rimmon Tapınağına girip kendisine eşlik etmemi isteyince, tapınakta onunla birlikte yere kapandığımda RAB bu kulunu bağışlasın.›› 
12O 005:019 Elişa ona, ‹‹Esenlikle git›› dedi. Naaman oradan ayrılıp biraz uzaklaşınca, 
12O 005:020 Tanrı adamı Elişanın uşağı Gehazi, ‹‹Efendim, Aramlı Naamana çok yumuşak davrandı; getirdiği armağanları kabul etmedi›› dedi, ‹‹Yaşayan RABbin hakkı için, peşinden koşup ondan bir şey alacağım.›› 
12O 005:021 Böylece Gehazi Naamanın peşine düştü. Naaman ardından birinin koştuğunu görünce, arabasından inip onu karşıladı ve, ‹‹Ne oldu?›› diye sordu. 
12O 005:022 Gehazi, ‹‹Bir şey yok›› dedi, ‹‹Yalnız efendimin bir ricası var. Biraz önce Efrayimin dağlık bölgesinden iki genç peygamber geldi. Efendim onlara bir talant gümüşle iki takım giysi vermen için beni gönderdi.›› 
12O 005:023 Naaman, ‹‹Lütfen iki talant al!›› dedi ve ısrarla iki talant gümüşü iki torbaya koyup bağladı. Ayrıca iki uşağına da birer takım giysi verdi. Uşaklar Gehazinin önüsıra bunları taşıdılar. 
12O 005:024 Tepeye varınca Gehazi eşyaları ellerinden alıp eve koydu, adamları da geri gönderdi. 
12O 005:025 Sonra gidip efendisi Elişanın huzuruna çıktı. Elişa, ‹‹Neredeydin, Gehazi?›› diye sordu. Gehazi, ‹‹Kulun hiçbir yere gitmedi›› diye karşılık verdi. 
12O 005:026 Bunun üzerine Elişa, ‹‹O adam arabasından inip seni karşılarken ruhum seninle değil miydi?›› diye sordu, ‹‹Şimdi gümüş ya da giysi, zeytinlik, bağ, koyun, sığır, erkek ve kadın köle almanın zamanı mı? 
12O 005:027 Bu yüzden Naaman'ın deri hastalığı sonsuza dek senin ve soyunun üzerinde kalacak.›› Böylece Gehazi Elişa'nın huzurundan kar gibi beyaz bir deri hastalığıyla ayrıldı. 
12O 006:001 Bir gün peygamber topluluğu Elişaya, ‹‹Bak, yaşadığımız yer bize küçük geliyor›› dedi, 
12O 006:002 ‹‹Lütfen izin ver, Şeria Irmağı kıyısına gidelim, ağaç kesip kendimize ev yapalım.›› Elişa, ‹‹Gidin›› dedi. 
12O 006:003 Peygamberlerden biri, ‹‹Lütfen kullarınla birlikte sen de gel›› dedi. Elişa, ‹‹Olur, gelirim›› diye karşılık verdi 
12O 006:004 ve onlarla birlikte gitti. Şeria Irmağı kıyısına varınca ağaç kesmeye başladılar. 
12O 006:005 Biri ağaç keserken balta demirini suya düşürdü. ‹‹Eyvah, efendim! Onu ödünç almıştım›› diye bağırdı. 
12O 006:006 Tanrı adamı, ‹‹Nereye düştü?›› diye sordu. Adam ona demirin düştüğü yeri gösterdi. Elişa bir dal kesip oraya atınca, balta demiri su yüzüne çıktı. 
12O 006:007 Elişa, ‹‹Al onu!›› dedi. Adam elini uzatıp balta demirini aldı. 
12O 006:008 Aram Kralı İsraille savaş halindeydi. Görevlilerine danıştıktan sonra, ‹‹Ordugahımı kuracak bir yer seçtim›› dedi. 
12O 006:009 Tanrı adamı Elişa, İsrail Kralına şu haberi gönderdi: ‹‹Sakın oradan geçmeyin, çünkü Aramlılar oraya doğru iniyorlar.›› 
12O 006:010 İsrail Kralı adam gönderip oradaki durumu denetledi. Böylece Tanrı adamı İsrail Kralını birkaç kez uyardı. Kral da önlem aldı. 
12O 006:011 Bu durum Aram Kralını çok öfkelendirdi. Görevlilerini çağırıp, ‹‹İçinizden hanginizin İsrail Kralından yana olduğunu söylemeyecek misiniz?›› dedi. 
12O 006:012 Görevlilerden biri, ‹‹Hiçbirimiz, efendimiz kral›› diye karşılık verdi, ‹‹Yalnız İsrailde yaşayan Peygamber Elişa senin yatak odanda söylediklerini bile İsrail Kralına bildiriyor.›› 
12O 006:013 Aram Kralı şöyle buyurdu: ‹‹Gidip onun nerede olduğunu öğrenin. Adam gönderip onu yakalayacağım.›› Elişanın Dotanda olduğu bildirilince, 
12O 006:014 kral oraya atlılar, savaş arabaları ve büyük bir kuvvet gönderdi. Geceleyin varıp kenti kuşattılar. 
12O 006:015 Tanrı adamının uşağı erkenden kalktı. Dışarıya çıkınca kentin askerler, atlılar ve savaş arabalarınca kuşatıldığını gördü. Dönüp Elişaya, ‹‹Eyvah, efendim, ne yapacağız?›› diye sordu. 
12O 006:016 Elişa, ‹‹Korkma, çünkü bizim yandaşlarımız onlarınkinden daha çok›› diye karşılık verdi. 
12O 006:017 Sonra şöyle dua etti: ‹‹Ya RAB, lütfen onun gözlerini aç, görsün!›› RAB uşağın gözlerini açtı. Uşak Elişanın çevresindeki dağların atlılarla, ateşten savaş arabalarıyla dolu olduğunu gördü. 
12O 006:018 Aramlılar kendisine doğru ilerleyince Elişa RABbe şöyle yalvardı: ‹‹Ya RAB, lütfen bu halkı kör et.›› RAB Elişanın yalvarışını duydu ve onları kör etti. 
12O 006:019 Bunun üzerine Elişa onlara, ‹‹Yanlış yoldasınız›› dedi, ‹‹Aradığınız kent bu değil. Beni izleyin, sizi aradığınız adama götüreyim.›› Sonra onları Samiriyeye götürdü. 
12O 006:020 Samiriyeye girdiklerinde Elişa şöyle dua etti: ‹‹Ya RAB, bu adamların gözlerini aç, görsünler.›› RAB gözlerini açınca adamlar Samiriyenin ortasında olduklarını anladılar. 
12O 006:021 İsrail Kralı adamları görünce Elişaya, ‹‹Onları öldüreyim mi? Öldüreyim mi, baba?›› dedi. 
12O 006:022 Elişa, ‹‹Hayır, öldürme›› diye karşılık verdi, ‹‹Kendi kılıç ve yayınla tutsak aldığın insanları nasıl öldürürsün. Önlerine yiyecek içecek bir şeyler koy, yiyip içtikten sonra izin ver, krallarına dönsünler.›› 
12O 006:023 Bunun üzerine İsrail Kralı adamlara büyük bir şölen verdi, yedirip içirdikten sonra da onları krallarına gönderdi. Aramlı akıncılar bir daha İsrail topraklarına ayak basmadılar. 
12O 006:024 Bir süre sonra, Aram Kralı Ben-Hadat bütün ordusunu toplayıp İsraile girdi ve Samiriyeyi kuşattı. 
12O 006:025 Samiriyede büyük bir kıtlık oldu. Kuşatma sonunda bir eşek kellesinin fiyatı seksen şekel gümüşe, dörtte bir kav güvercin gübresinin fiyatı ise beş şekelfı gümüşe çıktı. 
12O 006:026 İsrail Kralı surların üzerinde yürürken, bir kadın, ‹‹Efendim kral, bana yardım et!›› diye seslendi. 
12O 006:027 Kral, ‹‹RAB sana yardım etmiyorsa, ben nasıl yardım edebilirim ki?›› diye karşılık verdi, ‹‹Buğday mı, yoksa şarap mı istersin? 
12O 006:028 Derdin ne?›› Kadın şöyle yanıtladı: ‹‹Geçen gün şu kadın bana dedi ki, ‹Oğlunu ver, bugün yiyelim, yarın da benim oğlumu yeriz.› 
12O 006:029 Böylece oğlumu pişirip yedik. Ertesi gün ona, ‹Oğlunu ver de yiyelim› dedim. Ama o, oğlunu gizledi.›› 
12O 006:030 Kadının bu sözlerini duyan kral giysilerini yırttı. Surların üzerinde yürürken, halk onun giysilerinin altına çul giydiğini gördü. 
12O 006:031 Kral, ‹‹Eğer bugün Şafat oğlu Elişanın başı yerinde kalırsa, Tanrı bana aynısını, hatta daha kötüsünü yapsın!›› dedi. 
12O 006:032 Elişa o sırada halkın ileri gelenleriyle birlikte evinde oturuyordu. Kral önden bir haberci gönderdi. Ama daha haberci gelmeden, Elişa ileri gelenlere, ‹‹Görüyor musunuz caniyi?›› dedi, ‹‹Kalkmış, başımı kestirmek için adam gönderiyor! Haberci geldiğinde kapıyı kapayın, onu içeri almayın. Çünkü ardından efendisi kral da gelecek.›› 
12O 006:033 Elişa konuşmasını bitirmeden, haberci yanına geldi ve, ‹‹Bu felaket RAB'dendir›› dedi, ‹‹Neden hâlâ RAB'bi bekleyeyim?›› 
12O 007:001 Elişa, ‹‹RABbin sözüne kulak verin!›› dedi, ‹‹RAB diyor ki, ‹Yarın bu saatlerde Samiriye Kapısında bir sea ince un da, iki sea arpa da birer şekele satılacak.› ›› 
12O 007:002 Kralın özel yardımcısı olan komutan, Tanrı adamına, ‹‹RAB göklerin kapaklarını açsa bile olacak şey değil bu!›› dedi. Elişa, ‹‹Sen herşeyi gözlerinle göreceksin, ama onlardan hiçbir şey yiyemeyeceksin!›› diye karşılık verdi. 
12O 007:003 Kent kapısının girişinde deri hastalığına yakalanmış dört adam vardı. Birbirlerine, ‹‹Ne diye ölene dek burada kalalım?›› diyorlardı, 
12O 007:004 ‹‹Kente girelim desek, orada kıtlık var, ölürüz; burada kalsak da öleceğiz. Bari gidip Aram ordugahına teslim olalım. Canımızı bağışlarlarsa yaşarız, öldürürlerse de öldürsünler.›› 
12O 007:005 Akşam karanlığında kalkıp Aram ordugahına doğru gittiler. Ordugaha yaklaştıklarında, orada kimseyi göremediler. 
12O 007:006 Çünkü Rab Aram ordugahında savaş arabalarıyla, atlarıyla yaklaşan büyük bir ordunun çıkardığı seslerin duyulmasını sağlamıştı. Aramlılar da birbirlerine, ‹‹Bakın, İsrail Kralı bize saldırmak için Hitit ve Mısır krallarını kiralamış!›› demişlerdi. 
12O 007:007 Böylece, gün batarken çadırlarını, atlarını, eşeklerini bırakıp kaçmışlar, canlarını kurtarmak için ordugahı olduğu gibi bırakmışlardı. 
12O 007:008 Deri hastalığına yakalanmış adamlar ordugaha varıp çadırların birine girdiler. Yiyip içtikten sonra oradaki altın, gümüş ve giysileri götürüp gizlediler. Sonra dönüp başka bir çadıra girdiler, orada bulduklarını da götürüp gizlediler. 
12O 007:009 Ardından birbirlerine, ‹‹Yaptığımız doğru değil›› dediler, ‹‹Bugün müjde günü. Oysa biz susuyoruz. Gün doğuncaya kadar beklersek, cezaya çarptırılacağımız kesin. Haydi saraya gidip durumu bildirelim.›› 
12O 007:010 Böylece gidip kent kapısındaki nöbetçilere seslendiler. ‹‹Aram ordugahına gittik›› dediler, ‹‹Hiç kimseyi göremedik; ne de bir insan sesi duyduk. Yalnızca bağlı atlar, eşekler vardı. Çadırları da olduğu gibi bırakıp gitmişler.›› 
12O 007:011 Kapı nöbetçileri haberi duyurdu. Haber kralın sarayına ulaştırıldı. 
12O 007:012 Kral gece kalkıp görevlilerine, ‹‹Aramlıların ne tasarladığını size söyleyeyim›› dedi, ‹‹Aç kaldığımızı biliyorlar. Onun için ordugahlarını bırakıp kırda gizlenmişler. Kentin dışına çıktığımızda, bizi canlı yakalayıp kenti ele geçirmeyi düşünüyorlar.›› 
12O 007:013 Görevlilerden biri, ‹‹Kentte kalan beş atla birkaç adam gönderelim, o zaman durumu anlarız›› dedi, ‹‹Nasıl olsa gidecek olanlar da burada, kentte kalan nice İsrailli gibi ölüme mahkûm!›› 
12O 007:014 Adamlar yanlarına iki atlı araba aldılar. Kral, ‹‹Gidin, ne olduğunu öğrenin›› diyerek onları Aram ordusunun ardından gönderdi. 
12O 007:015 Adamlar Şeria Irmağına kadar Aram ordusunu izlediler. Yol baştan sona kadar Aramlıların kaçarken attıkları giysi ve eşyalarla doluydu. Haberciler dönüp krala durumu bildirdiler. 
12O 007:016 Bunun üzerine halk kentten çıkıp Aram ordugahını yağmaladı. RABbin dediği gibi, bir sea ince unun da, iki sea arpanın da fiyatı bir şekele düştü. 
12O 007:017 Kral özel yardımcısı olan komutanı kentin kapısında bırakmıştı. Halk onu kapının ağzında çiğneyerek öldürdü. Kral Elişanın evine gittiğinde, Tanrı adamı ona olacakları önceden bildirmişti. 
12O 007:018 Her şey Tanrı adamının krala dediği gibi oldu. ‹‹Yarın bu saatlerde Samiriye Kapısında bir sea ince un da, iki sea arpa da birer şekele satılacak›› demişti. 
12O 007:019 Komutan da Tanrı adamına şöyle karşılık vermişti: ‹‹RAB göklerin kapaklarını açsa bile, olacak şey değil bu!›› Elişa, ‹‹Sen her şeyi gözlerinle görecek, ama onlardan hiçbir şey yiyemeyeceksin!›› demişti. 
12O 007:020 Tam dediği gibi oldu. Komutan kentin kapısında halk tarafından çiğnenerek öldü. 
12O 008:001 Elişa, oğlunu diriltmiş olduğu Şunemli kadına şöyle demişti: ‹‹Kalk, ailenle birlikte buradan git, geçici olarak kalabileceğin bir yer bul. Çünkü RAB ülkeye yedi yıl sürecek bir kıtlık göndermeye karar verdi.›› 
12O 008:002 Kadın Tanrı adamının öğüdüne uyarak ailesiyle birlikte kalkıp Filist ülkesine gitti ve orada yedi yıl kaldı. 
12O 008:003 Yedi yıl sonra Filistten döndü. Evini, tarlasını geri almak için kraldan yardım istemeye gitti. 
12O 008:004 O sırada kral Tanrı adamının uşağı Gehaziyle konuşuyor, ‹‹Bana Elişanın yaptığı bütün mucizeleri anlat›› diyordu. 
12O 008:005 İşte Gehazi tam Elişanın ölüyü nasıl dirilttiğini krala anlatırken, oğlu diriltilen kadın eviyle tarlasını geri almak için kraldan yardım istemeye geldi. Gehazi krala, ‹‹Efendim kral, sözünü ettiğim kadın budur. Yanındaki oğlu da Elişanın dirilttiği çocuktur›› dedi. 
12O 008:006 Kral kadına sorunca kadın her şeyi anlattı. Bunun üzerine kral bir görevli çağırtıp şu buyruğu verdi: ‹‹Bu kadına her şeyini, ülkeden ayrıldığı günden bugüne kadar biriken bütün geliriyle birlikte tarlasını geri verin.›› 
12O 008:007 Aram Kralı Ben-Hadat hastalandığı sırada Elişa Şama gitti. Tanrı adamının Şama geldiği krala bildirildi. 
12O 008:008 Kral, Hazaele, ‹‹Bir armağan al, Tanrı adamını karşılamaya git›› dedi, ‹‹Onun aracılığıyla RABbe danış, bu hastalıktan kurtulup kurtulamayacağımı sor.›› 
12O 008:009 Hazael, Şamın en iyi mallarından oluşan kırk deve yükü armağanı yanına alarak, Tanrı adamını karşılamaya gitti. Elişanın önünde durup şöyle dedi: ‹‹Kulun Aram Kralı Ben-Hadat, hastalığından kurtulup kurtulamayacağını sormam için beni gönderdi.›› 
12O 008:010 Elişa, ‹‹Git ona, ‹Kesinlikle iyileşeceksin› de; ama RAB bana onun kesinlikle öleceğini açıkladı›› diye karşılık verdi. 
12O 008:011 Tanrı adamı, Hazaeli utandırıncaya kadar dik dik yüzüne baktı. Ardından ağlamaya başladı. 
12O 008:012 Hazael, ‹‹Efendim, niçin ağlıyorsun?›› diye sordu. Elişa, ‹‹Senin İsrail halkına yapacağın kötülükleri biliyorum›› diye yanıtladı, ‹‹Kalelerini ateşe verecek, gençlerini kılıçtan geçirecek, çocuklarını yere çalıp öldürecek, gebe kadınlarının karınlarını deşeceksin.›› 
12O 008:013 Hazael, ‹‹Bir köpekten farksız olan bu kulun, bütün bu işleri nasıl yapabilir?›› dedi. Elişa, ‹‹RAB bana senin Aram Kralı olacağını gösterdi›› diye yanıtladı. 
12O 008:014 Bunun üzerine Hazael Elişadan ayrılıp efendisi Ben-Hadatın yanına döndü. Ben-Hadat ona, ‹‹Elişa sana ne söyledi?›› diye sordu. Hazael, ‹‹Kesinlikle iyileşeceğini söyledi›› diye yanıtladı. 
12O 008:015 Gelgelelim ertesi gün Hazael ıslattığı bir örtüyü kralın yüzüne kapatıp onu boğdu. Böylece kral öldü, yerine Hazael geçti. 
12O 008:016 İsrail Kralı Ahav oğlu Yoramın krallığının beşinci yılında, Yehoşafatın Yahuda Kralı olduğu sırada, Yehoşafatın oğlu Yehoram Yahudayı yönetmeye başladı. 
12O 008:017 Yehoram otuz iki yaşında kral oldu ve Yeruşalimde sekiz yıl krallık yaptı. 
12O 008:018 Karısı Ahavın kızı olduğu için, o da Ahavın ailesi gibi İsrail krallarının yolunu izledi ve RABbin gözünde kötü olanı yaptı. 
12O 008:019 Ama RAB kulu Davutun hatırı için Yahudayı yok etmek istemedi. Çünkü Davuta ve soyuna sönmeyen bir ışık vereceğine söz vermişti. 
12O 008:020 Yehoramın krallığı döneminde Edomlular Yahudalılara karşı ayaklanarak kendi krallıklarını kurdular. 
12O 008:021 Yehoram bütün savaş arabalarıyla Saire gitti. Edomlular onu ve savaş arabalarının komutanlarını kuşattılar. Ama Yehoram gece kalkıp kuşatmayı yararak kaçtı. Askerleri de kaçarak evlerine döndü. 
12O 008:022 O sırada Livna Kenti ayaklandı. Edomluların Yahudaya karşı başkaldırması bugün de sürüyor. 
12O 008:023 Yehoramın krallığı dönemindeki öteki olaylar ve bütün yaptıkları Yahuda krallarının tarihinde yazılıdır. 
12O 008:024 Yehoram ölüp atalarına kavuştu ve Davut Kentinde atalarının yanına gömüldü. Yerine oğlu Ahazya kral oldu. 
12O 008:025 İsrail Kralı Ahav oğlu Yoramın krallığının on ikinci yılında Yehoram oğlu Ahazya Yahuda Kralı oldu. 
12O 008:026 Ahazya yirmi iki yaşında kral oldu ve Yeruşalimde bir yıl krallık yaptı. Annesi İsrail Kralı Omrinin torunu Atalyaydı. 
12O 008:027 Ahazya evlilik yoluyla Ahava akraba olduğu için Ahav ailesinin yolunu izledi ve onlar gibi RABbin gözünde kötü olanı yaptı. 
12O 008:028 Ahazya, Aram Kralı Hazaelle savaşmak üzere Ahav oğlu Yoramla birlikte Ramot-Gilata gitti. Aramlılar Yoramı yaraladılar. 
12O 008:029 Kral Yoram Ramot-Gilat'ta Aram Kralı Hazael'le savaşırken aldığı yaraların iyileşmesi için Yizreel'e döndü. Yahuda Kralı Yehoram oğlu Ahazya da yaralanan Ahav oğlu Yoram'ı görmek için Yizreel'e gitti. 
12O 009:001 Peygamber Elişa, peygamberler topluluğundan bir adam çağırıp, ‹‹Kemerini kuşan, bu yağ kabını alıp Ramot-Gilata git›› dedi, 
12O 009:002 ‹‹Oraya varınca Nimşi oğlu, Yehoşafat oğlu Yehuyu ara. Onu kardeşlerinin arasından alıp başka bir odaya götür. 
12O 009:003 Zeytinyağını başına dök ve ona RAB şöyle diyor de: ‹Seni İsrail Kralı olarak meshettim.› Sonra kapıyı aç ve koş, oyalanma!›› 
12O 009:004 Böylece peygamberin uşağı Ramot-Gilata gitti. 
12O 009:005 Oraya vardığında ordu komutanlarının bir arada oturduklarını gördü. ‹‹Komutanım, sana bir haberim var›› dedi. Yehu, ‹‹Hangimize söylüyorsun?›› diye sordu. Uşak, ‹‹Sana, efendim›› diye yanıtladı. 
12O 009:006 Yehu kalkıp eve girdi. Uşak yağı Yehunun başına döküp ona şöyle dedi: ‹‹İsrailin Tanrısı RAB diyor ki, ‹Seni halkım İsrailin kralı olarak meshettim. 
12O 009:007 Efendin Ahavın ailesini öldüreceksin. Bana hizmet eden peygamberlerin ve bütün kullarımın dökülen kanının öcünü İzebelden alacağım. 
12O 009:008 Ahavın bütün soyu ortadan kalkacak. İsrailde genç yaşlı Ahavın soyundan gelen bütün erkeklerin kökünü kurutacağım. 
12O 009:009 Nevat oğlu Yarovamla Ahiya oğlu Baaşanın ailelerine ne yaptımsa, Ahavın ailesine de aynısını yapacağım. 
12O 009:010 Yizreel topraklarında İzebelin ölüsünü köpekler yiyecek ve onu gömen olmayacak.› ›› Uşak bunları söyledikten sonra kapıyı açıp kaçtı. 
12O 009:011 Yehu komutan arkadaşlarının yanına döndü. İçlerinden biri, ‹‹Her şey yolunda mı? O delinin seninle ne işi vardı?›› diye sordu. Yehu, ‹‹Onu tanıyorsunuz, neler saçmaladığını bilirsiniz›› diye karşılık verdi. 
12O 009:012 ‹‹Hayır, bilmiyoruz, ne söyledi? Anlat bize!›› dediler. Yehu şöyle yanıtladı: ‹‹Bana RAB şöyle diyor dedi: ‹Seni İsrail Kralı olarak meshettim.› ›› 
12O 009:013 Bunun üzerine hepsi hemen cüppelerini çıkarıp merdivenin başında duran Yehunun ayaklarına serdi. Boru çalarak, ‹‹Yehu kraldır!›› diye bağırdılar. 
12O 009:014 Nimşi oğlu Yehoşafat oğlu Yehu Yorama karşı bir düzen kurdu. O sıralarda Yoram ile İsrail halkı Aram Kralı Hazaele karşı Ramot-Gilatı savunuyordu. 
12O 009:015 Ancak Kral Yoram, Aram Kralı Hazaelle savaşırken Aramlılar onu yaralamıştı. Yoram da yaraların iyileşmesi için Yizreele dönmüştü. Yehu arkadaşlarına, ‹‹Eğer siz de benimle aynı görüşteyseniz, hiç kimsenin kentten kaçmasına ve gidip durumu Yizreele bildirmesine izin vermeyin›› dedi. 
12O 009:016 Yehu savaş arabasına binip Yizreele gitti. Çünkü Yoram orada hasta yatıyordu. Yahuda Kralı Ahazya da Yoramı görmek için oraya gitmişti. 
12O 009:017 Yizreelde kulede nöbet tutan gözcü, Yehunun ordusuyla yaklaştığını görünce, ‹‹Bir kalabalık görüyorum!›› diye bağırdı. Yoram, ‹‹Bir atlı gönder, onu karşılasın, barış için gelip gelmediğini sorsun›› dedi. 
12O 009:018 Atlı Yehuyu karşılamaya gitti ve ona, ‹‹Kralımız, ‹Barış için mi geldin?› diye soruyor›› dedi. Yehu, ‹‹Barıştan sana ne! Sen beni izle›› diye karşılık verdi. Gözcü durumu krala bildirdi: ‹‹Ulak onlara vardı, ama geri dönmedi.›› 
12O 009:019 Bu kez ikinci bir atlı gönderildi. Atlı onlara varıp, ‹‹Kralımız, ‹Barış için mi geldin?› diye soruyor›› dedi. Yehu, ‹‹Barıştan sana ne! Sen beni izle›› diye karşılık verdi. 
12O 009:020 Gözcü durumu krala bildirdi: ‹‹Ulak onlara vardı, ama geri dönmedi. Komutanları savaş arabasını Nimşi oğlu Yehu gibi delicesine sürüyor.›› 
12O 009:021 Kral Yoram, ‹‹Arabamı hazırlayın!›› diye buyruk verdi. Arabası hazırlandı. İsrail Kralı Yoram ile Yahuda Kralı Ahazya arabalarına binip Yehuyu karşılamaya gittiler. Yizreelli Navotun topraklarında onunla karşılaştılar. 
12O 009:022 Yoram Yehuyu görünce, ‹‹Barış için mi geldin?›› diye sordu. Yehu, ‹‹Annen İzebelin yaptığı bunca putperestlik ve büyücülük sürüp giderken barıştan söz edilir mi?›› diye karşılık verdi. 
12O 009:023 Yoram, ‹‹Hainlik bu, Ahazya!›› diye bağırdı ve arabasının dizginlerini çevirip kaçtı. 
12O 009:024 Yehu var gücüyle yayını çekip Yoramı sırtından vurdu. Ok Yoramın kalbini delip geçti. Yoram arabasının içine yığılıp kaldı. 
12O 009:025 Yehu yardımcısı Bidkara, ‹‹Onun cesedini al, Yizreelli Navotun toprağına at›› dedi, ‹‹Anımsa, senle ben birlikte Yoramın babası Ahavın ardından savaş arabasıyla giderken, RAB Ahava, 
12O 009:026 ‹Dün Navotla oğullarının kanını gördüm. Seni de bu topraklarda cezalandıracağım› demişti. Şimdi RABbin sözü uyarınca, Yoramın cesedini al, Navotun toprağına at!›› 
12O 009:027 Yahuda Kralı Ahazya olanları görünce Beythaggana doğru kaçmaya başladı. Yehu ardına takılıp, ‹‹Onu da öldürün!›› diye bağırdı. Ahazyayı Yivleam yakınlarında, Gur yolunda, arabasının içinde vurdular. Yaralı olarak Megiddoya kadar kaçıp orada öldü. 
12O 009:028 Adamları Ahazyanın cesedini bir savaş arabasına koyup Yeruşalime götürdüler. Onu Davut Kentinde atalarının yanına, kendi mezarına gömdüler. 
12O 009:029 Ahazya Ahav oğlu Yoramın krallığının on birinci yılında Yahuda Kralı olmuştu. 
12O 009:030 Sonra Yehu Yizreele gitti. İzebel bunu duyunca, gözlerine sürme çekti, saçlarını tarayıp pencereden dışarıyı gözlemeye başladı. 
12O 009:031 Yehu kentin kapısından içeri girince, İzebel, ‹‹Ey efendisini öldüren Zimri, barış için mi geldin?›› diye seslendi. 
12O 009:032 Yehu pencereye doğru bakıp, ‹‹Kim benden yana?›› diye bağırdı. İki üç görevli yukarıdan ona baktı. 
12O 009:033 Yehu, ‹‹Atın onu aşağı!›› dedi. Görevliler İzebeli aşağıya attılar. Kanı surların ve bedenini çiğneyen atların üzerine sıçradı. 
12O 009:034 Yehu içeri girip yedi, içti. Sonra, ‹‹O lanet olası kadını alıp gömün, ne de olsa bir kral kızıdır›› dedi. 
12O 009:035 Ama İzebeli gömmeye giden adamlar başından, ayaklarından, ellerinden başka bir şey bulamadılar. 
12O 009:036 Geri dönüp durumu Yehuya bildirdiler. Yehu onlara şöyle dedi: ‹‹Kulu Tişbeli İlyas aracılığıyla konuşan RABbin sözü yerine geldi. RAB, ‹Yizreel topraklarında İzebelin ölüsünü köpekler yiyecek› demişti. 
12O 009:037 ‹İzebel'in leşi Yizreel topraklarına gübre olacak ve kimse, bu İzebel'dir, diyemeyecek.› ›› 
12O 010:001 Ahavın Samiriyede yetmiş oğlu vardı. Yehu mektuplar yazıp Samiriyeye gönderdi. Yizreelin yöneticilerine, ileri gelenlere ve Ahavın çocuklarını koruyanlara yazdığı mektuplarda Yehu şöyle diyordu: 
12O 010:002 ‹‹Efendinizin oğulları sizinle birliktedir. Savaş arabalarınız, atlarınız, silahlarınız var. Surlu bir kentte yaşıyorsunuz. Bu mektup size ulaşır ulaşmaz, 
12O 010:003 efendinizin oğullarından en iyi ve en uygun olanı seçip babasının tahtına oturtun. Ve efendinizin ailesini korumak için savaşın.›› 
12O 010:004 Ama onlar dehşete düştüler. ‹‹İki kral Yehuyla başa çıkamadı, biz nasıl çıkarız?›› dediler. 
12O 010:005 Saray sorumlusu, kent valisi, ileri gelenler ve Ahavın çocuklarını koruyanlar Yehuya şu haberi gönderdi: ‹‹Biz senin kullarınız, söyleyeceğin her şeyi yapmaya hazırız. Kimseyi kral yapmaya niyetimiz yok. Kendin için en iyi olan neyse onu yap.›› 
12O 010:006 Yehu onlara ikinci bir mektup yazdı: ‹‹Eğer siz benden yana ve bana bağlıysanız, efendinizin oğullarının başını kesip yarın bu saatlerde Yizreele, bana getirin.›› Kral Ahavın yetmiş oğlu, onları yetiştirmekle görevli kent ileri gelenlerinin koruması altındaydı. 
12O 010:007 Yehunun mektubu kent ileri gelenlerine ulaşınca, Ahavın yetmiş oğlunu öldürüp başlarını küfelere koydular ve Yizreele, Yehuya gönderdiler. 
12O 010:008 Ulak gelip Yehuya, ‹‹Kral oğullarının başlarını getirdiler›› diye haber verdi. Yehu, ‹‹Onları iki yığın halinde kent kapısının girişine bırakın, sabaha kadar orada kalsınlar›› dedi. 
12O 010:009 Ertesi sabah Yehu halkın önüne çıkıp şöyle dedi: ‹‹Efendime düzen kurup onu öldüren benim, sizin suçunuz yok. Ama bunları kim öldürdü? 
12O 010:010 Bu olay gösteriyor ki, RABbin Ahavın ailesine ilişkin söylediği hiçbir söz boşa çıkmayacaktır. RAB, kulu İlyas aracılığıyla verdiği sözü yerine getirdi.›› 
12O 010:011 Sonra Yizreelde Ahavın öteki akrabalarının hepsini, bütün yüksek görevlilerini, yakın arkadaşlarını ve kâhinlerini öldürdü. Sağ kalan olmadı. 
12O 010:012 Yehu Yizreelden ayrılıp Samiriyeye doğru yola çıktı. Yolda çobanların Beyteket adını verdiği yerde, 
12O 010:013 Yahuda Kralı Ahazyanın akrabalarıyla karşılaştı. Onlara, ‹‹Siz kimsiniz?›› diye sordu. ‹‹Biz Ahazyanın akrabalarıyız›› diye karşılık verdiler, ‹‹Kralın ve ana kraliçe İzebelin çocuklarına saygılarımızı sunmaya gidiyoruz.›› 
12O 010:014 Yehu adamlarına, ‹‹Bunları diri yakalayın!›› diye buyruk verdi. Onları diri yakalayıp Beyteket Kuyusu yakınında kılıçtan geçirdiler. Öldürülenler kırk iki kişiydi. Sağ kalan olmadı. 
12O 010:015 Yehu oradan ayrıldı. Yolda kendisine doğru gelen Rekav oğlu Yehonadavla karşılaştı. Ona selam vererek, ‹‹Ben sana karşı iyi duygular besliyorum, sen de aynı duygulara sahip misin?›› diye sordu. Yehonadav, ‹‹Evet›› diye yanıtladı. Yehu, ‹‹Öyleyse elini ver›› dedi. Yehonadav elini uzattı. Yehu onu arabasına alarak, 
12O 010:016 ‹‹Benimle gel ve RAB için nasıl çaba harcadığımı gör›› dedi. Sonra onu arabasıyla Samiriyeye götürdü. 
12O 010:017 Samiriyeye varınca Yehu RABbin İlyas aracılığıyla söylediği söz uyarınca, Ahavın orada kalan akrabalarının hepsini öldürdü. 
12O 010:018 Yehu, bütün halkı toplayarak, ‹‹Ahav Baala az kulluk etti, ben daha çok edeceğim›› dedi, 
12O 010:019 ‹‹Baalın bütün peygamberlerini, kâhinlerini, ona tapan herkesi çağırın. Hiçbiri gelmemezlik etmesin. Çünkü Baala büyük bir kurban sunacağım. Kim gelmezse öldürülecek.›› Gerçekte Yehu Baala tapanları yok etmek için bir düzen kurmaktaydı. 
12O 010:020 Yehu, ‹‹Baalın onuruna bir toplantı yapılacağını duyurun›› dedi. Duyuru yapıldı. 
12O 010:021 Yehu bütün İsraile haber saldı. Baala tapanların hepsi geldi, gelmeyen kalmadı. Baalın tapınağı hıncahınç doldu. 
12O 010:022 Yehu, kutsal giysiler görevlisine, ‹‹Baala tapanların hepsine giysi çıkar›› diye buyruk verdi. Görevli herkese giysi getirdi. 
12O 010:023 O zaman Yehu Rekav oğlu Yehonadavla birlikte Baalın tapınağına girdi. İçerdekilere, ‹‹Çevrenize iyi bakın›› dedi, ‹‹Aranızda RABbe tapanlardan kimse olmasın, sadece Baala tapanlar olsun.›› 
12O 010:024 Ardından Yehuyla Yehonadav kurban ve yakmalık sunu sunmak üzere içeri girdiler. Yehu tapınağın çevresine seksen kişi yerleştirmiş ve onlara şu buyruğu vermişti: ‹‹Elinize teslim ettiğim bu adamlardan biri kaçarsa, bunu canınızla ödersiniz!›› 
12O 010:025 Yakmalık sununun sunulması biter bitmez, Yehu muhafızlarla komutanlara, ‹‹İçeriye girin, hepsini öldürün, hiçbiri kaçmasın!›› diye buyruk verdi. Muhafızlarla komutanlar hepsini kılıçtan geçirip ölülerini dışarı attılar. Sonra Baalın tapınağının iç bölümüne girdiler. 
12O 010:026 Baalın tapınağındaki dikili taşları çıkarıp yaktılar. 
12O 010:027 Baalın dikili taşını ve tapınağını ortadan kaldırdılar. Halk orayı helaya çevirdi. Orası bugüne kadar da öyle kaldı. 
12O 010:028 Böylece Yehu İsrailde Baala tapmaya son verdi. 
12O 010:029 Ne var ki, Nevat oğlu Yarovamın İsraili sürüklediği günahlardan -Beytel ve Dandaki altın buzağılara tapmaktan- vazgeçmedi. 
12O 010:030 RAB Yehuya, ‹‹Gözümde doğru olanı yaparak başarılı oldun›› dedi, ‹‹Ahavın ailesine istediğim her şeyi yaptın. Bunun için senin soyun dört kuşak İsrail tahtında oturacak.›› 
12O 010:031 Gelgelelim Yehu İsrailin Tanrısı RABbin yasasını yürekten izlemedi, önemsemedi. Yarovamın İsraili sürüklediği günahlardan ayrılmadı. 
12O 010:032 -33 96310 RAB o günlerde İsrail topraklarını küçültmeye başladı. Aram Kralı Hazael Şeria Irmağının doğusunda Gadlılar, Rubenliler ve Manaşşelilerin yaşadığı bütün Gilat bölgesini, Arnon Vadisindeki Aroerden Gilat ve Başana kadar bütün İsrail topraklarını ele geçirdi. 
12O 010:034 Yehunun krallığı dönemindeki öteki olaylar, bütün yaptıkları ve başarıları İsrail krallarının tarihinde yazılıdır. 
12O 010:035 Yehu ölüp atalarına kavuşunca, Samiriyede gömüldü. Yerine oğlu Yehoahaz kral oldu. 
12O 010:036 Yehu Samiriye'de yirmi sekiz yıl İsrail krallığı yaptı. 
12O 011:001 Ahazyanın annesi Atalya, oğlunun öldürüldüğünü duyunca, kral soyunun bütün bireylerini yok etmeye çalıştı. 
12O 011:002 Ne var ki, Kral Yehoramın kızı, Ahazyanın üvey kızkardeşi Yehoşeva, Ahazya oğlu Yoaşı kralın öldürülmek istenen öteki oğullarının arasından alıp kaçırdı ve dadısıyla birlikte yatak odasına gizledi. Çocuğu Atalyadan gizleyerek kurtarmış oldu. 
12O 011:003 Atalya ülkeyi yönetirken, çocuk altı yıl boyunca RABbin Tapınağında dadısıyla birlikte gizlendi. 
12O 011:004 Yedinci yıl Yehoyada haber gönderip Karyalılarınfö ve muhafızların yüzbaşılarını çağırttı. Onları RABbin Tapınağında toplayarak onlarla bir antlaşma yaptı. Hepsine RABbin Tapınağında ant içirdikten sonra kralın oğlu Yoaşı kendilerine gösterdi. 
12O 011:005 Onlara şu buyrukları verdi: ‹‹Şabat Günü göreve gidenlerin üçte biri kral sarayını koruyacak, 
12O 011:006 üçte biri Sur Kapısında, üçte biri de muhafızların arkasındaki kapıda bulunacak. Sırayla tapınak nöbeti tutacaksınız. 
12O 011:007 Şabat Günü görevleri biten öbür iki bölükteki askerlerin tümü RABbin Tapınağının çevresinde durup kralı koruyacak. 
12O 011:008 Herkes yalın kılıç kralın çevresini sarsın, yaklaşan olursa öldürün. Kral nereye giderse, ona eşlik edin.›› paralı askerler. 
12O 011:009 Yüzbaşılar Kâhin Yehoyadanın buyruklarını tam tamına uyguladılar. Şabat Günü göreve gidenlerle görevi biten adamlarını alıp Yehoyadanın yanına gittiler. 
12O 011:010 Kâhin RABbin Tapınağındaki Kral Davuttan kalan mızraklarla kalkanları yüzbaşılara dağıttı. 
12O 011:011 Kralı korumak için sunağın ve tapınağın çevresine tapınağın güneyinden kuzeyine kadar silahlı muhafızlar yerleştirildi. 
12O 011:012 Yehoyada kralın oğlu Yoaşı dışarı çıkarıp başına taç koydu. Tanrının Yasasını da ona verip krallığını ilan ettiler. Onu meshedip alkışlayarak, ‹‹Yaşasın kral!›› diye bağırdılar. 
12O 011:013 Atalya muhafızlarla halkın çıkardığı gürültüyü duyunca, RABbin Tapınağında toplananların yanına gitti. 
12O 011:014 Baktı, kral geleneğe uygun olarak sütunun yanında duruyor; yüzbaşılar, borazan çalanlar çevresine toplanmış. Ülke halkı sevinç içindeydi, borazanlar çalınıyordu. Atalya giysilerini yırtarak, ‹‹Hainlik! Hainlik!›› diye bağırdı. 
12O 011:015 Kâhin Yehoyada yüzbaşılara, ‹‹O kadını aradan çıkarın. Ardından kim giderse kılıçtan geçirin›› diye buyruk verdi. Çünkü kadının RABbin Tapınağında öldürülmesini istemiyordu. 
12O 011:016 Atalya yakalandı ve sarayın At Kapısına götürülüp öldürüldü. 
12O 011:017 Yehoyada RABbin halkı olmaları için RAB ile kral ve halk arasında bir antlaşma yaptı. Ayrıca halkla kral arasında da bir antlaşma yaptı. 
12O 011:018 Ülke halkı gidip Baalın tapınağını yıktı. Sunaklarını, putlarını parçaladılar; Baalın Kâhini Mattanı da sunakların önünde öldürdüler. Kâhin Yehoyada RABbin Tapınağına nöbetçiler yerleştirdi. 
12O 011:019 Sonra yüzbaşıları, Karyalıları, muhafızları ve halkı yanına aldı. Kralı RABbin Tapınağından getirdiler. Muhafızlar Kapısından geçerek sarayına götürdüler, kral tahtına oturttular. 
12O 011:020 Ülke halkı sevinç içindeydi, ancak kent suskundu. Çünkü Atalya sarayda kılıçla öldürülmüştü. 
12O 012:001 İsrail Kralı Yehunun krallığının yedinci yılında Yoaş Yahuda Kralı oldu. Yedi yaşında kral oldu ve Yeruşalimde kırk yıl krallık yaptı. Annesi Beer-Şevalı Sivyaydı. 
12O 012:002 Yoaş Kâhin Yehoyada yaşadığı sürece RABbin gözünde doğru olanı yaptı. Çünkü Kâhin Yehoyada ona yol gösteriyordu. 
12O 012:003 Ancak alışılagelen tapınma yerleri henüz kaldırılmamıştı ve halk oralarda hâlâ kurban kesip buhur yakıyordu. eklenmiştir. 
12O 012:004 Yoaş kâhinlere şöyle dedi: ‹‹RABbin Tapınağı için yapılan bağışları: Nüfus sayımından elde edilen geliri, kişi başına düşen vergiyi ve halkın gönüllü olarak RABbin Tapınağına sunduğu paraları toplayın. 
12O 012:005 Her kâhin bunları hazine görevlilerinden alsın. Tapınağın neresinde yıkık bir yer varsa, onarılsın.›› 
12O 012:006 Yoaşın krallığının yirmi üçüncü yılında kâhinler tapınağı hâlâ onarmamışlardı. 
12O 012:007 Bunun üzerine Kral Yoaş, Kâhin Yehoyada ile öbür kâhinleri çağırıp, ‹‹Neden RABbin Tapınağını onarmıyorsunuz?›› diye sordu, ‹‹Hazine görevlilerinden artık para almayın. Aldığınız paraları da RABbin Tapınağının onarımına devredin.›› 
12O 012:008 Böylece kâhinler halktan para toplamamayı ve tapınağın onarım işlerine karışmamayı kabul ettiler. 
12O 012:009 Kâhin Yehoyada bir sandık aldı. Kapağına bir delik açıp sunağın yanına, RABbin Tapınağına girenlerin sağına yerleştirdi. Kapıda görevli kâhinler RABbin Tapınağına getirilen bütün paraları sandığa atıyorlardı. 
12O 012:010 Sandıkta çok para biriktiğini görünce kralın yazmanıyla başkâhin RABbin Tapınağına getirilen paraları sayıp torbalara koyarlardı. 
12O 012:011 Sayılan paralar RABbin Tapınağındaki işlerin başında bulunan adamlara verilirdi. Onlar da paraları RABbin Tapınağında çalışan marangozlara, yapıcılara, 
12O 012:012 duvarcılara, taşçılara öder, tapınağı onarmak için kereste ve yontma taş alımında kullanır ve onarım için gereken öbür malzemelere harcarlardı. 
12O 012:013 RABbin Tapınağında toplanan paralar, tapınak için gümüş tas, fitil maşaları, çanak, borazan, altın ya da gümüş eşya yapımında kullanılmadı. 
12O 012:014 Bu para yalnız işçilere ödendi ve tapınağın onarımına harcandı. 
12O 012:015 Tapınakta çalışanlara para ödemekle görevli kişiler öyle dürüst insanlardı ki, onlara hesap bile sorulmazdı. 
12O 012:016 Suç ve günah sunusu olarak verilen paralarsa RABbin Tapınağına getirilmezdi; bunlar kâhinlere aitti. 
12O 012:017 O sırada Aram Kralı Hazael, Gat Kentine saldırıp kenti ele geçirdi. Sonra Yeruşalime saldırmaya karar verdi. 
12O 012:018 Yahuda Kralı Yoaş, ataları olan öbür Yahuda krallarından Yehoşafatın, Yehoramın, Ahazyanın ve kendisinin RABbe adamış olduğu bütün kutsal armağanları, RABbin Tapınağında ve sarayın hazinelerinde bulunan bütün altınları Aram Kralı Hazaele gönderdi. Bunun üzerine Hazael Yeruşalime saldırmaktan vazgeçti. 
12O 012:019 Yoaşın krallığı dönemindeki öteki olaylar ve bütün yaptıkları Yahuda krallarının tarihinde yazılıdır. 
12O 012:020 Kral Yoaşın görevlileri düzen kurup onu Sillaya inen yolda, Beytmilloda öldürdüler. 
12O 012:021 Yoaş'ı öldürenler, görevlilerinden Şimat oğlu Yozakar'la Şomer oğlu Yehozavat'tı. Yoaş Davut Kenti'nde atalarının yanına gömüldü. Yerine oğlu Amatsya kral oldu. 
12O 013:001 Yahuda Kralı Ahazya oğlu Yoaşın krallığının yirmi üçüncü yılında Yehu oğlu Yehoahaz Samiriyede İsrail Kralı oldu ve on yedi yıl krallık yaptı. 
12O 013:002 Yehoahaz RABbin gözünde kötü olanı yaptı ve Nevat oğlu Yarovamın İsraili sürüklediği günahlara katıldı. Bu günahlardan ayrılmadı. 
12O 013:003 İşte bu yüzden RABbin İsraile karşı öfkesi alevlendi ve RAB onları uzun süre Aram Kralı Hazaelle oğlu Ben-Hadatın egemenliği altına soktu. 
12O 013:004 Bunun üzerine Yehoahaz RABbe yakardı. RAB onun yakarışını kabul etti. Çünkü İsrailin çektiği sıkıntıyı, Aram Kralının onlara neler yaptığını görüyordu. 
12O 013:005 RAB İsraile bir kurtarıcı gönderdi. Böylece halk Aramlıların egemenliğinden kurtuldu ve önceki gibi evlerinde yaşamaya başladı. 
12O 013:006 Ne var ki Yarovam ailesinin İsraili sürüklediği günahları izlediler, bu günahlardan ayrılmadılar. Aşera putu da Samiriyede dikili kaldı. 
12O 013:007 Yehoahazın elli atlı, on savaş arabası, on bin de yaya asker dışında gücü kalmamıştı. Çünkü Aram Kralı ötekileri harman tozu gibi ezip yok etmişti. 
12O 013:008 Yehoahazın krallığı dönemindeki öteki olaylar, bütün yaptıkları ve başarıları İsrail krallarının tarihinde yazılıdır. 
12O 013:009 Yehoahaz ölüp atalarına kavuşunca, Samiriyede gömüldü ve yerine oğlu Yehoaş kral oldu. 
12O 013:010 Yahuda Kralı Yoaşın krallığının otuz yedinci yılında Yehoahaz oğlu Yehoaş Samiriyede İsrail Kralı oldu ve on altı yıl krallık yaptı. 
12O 013:011 RABbin gözünde kötü olanı yaptı ve Nevat oğlu Yarovamın İsraili sürüklediği günahlardan ayrılmadı; onun yolunu izledi. 
12O 013:012 Yehoaşın krallığı dönemindeki öteki olaylar, bütün yaptıkları, Yahuda Kralı Amatsya ile savaşırken gösterdiği başarılar İsrail krallarının tarihinde yazılıdır. 
12O 013:013 Yehoaş ölüp atalarına kavuşunca, Samiriyede İsrail krallarının yanına gömüldü ve tahtına Yarovam geçti. 
12O 013:014 Elişa ölümcül bir hastalığa yakalandı. İsrail Kralı Yehoaş gidip onu ziyaret etti, ‹‹Baba, baba, İsrailin arabası ve atlıları!›› diyerek ağladı. 
12O 013:015 Elişa ona, ‹‹Bir yayla birkaç ok al›› dedi. Kral yayla okları aldı. 
12O 013:016 Elişa, ‹‹Yayı hazırla›› dedi. Kral yayı hazırlayınca, Elişa ellerini kralın elleri üzerine koydu. 
12O 013:017 ‹‹Doğuya bakan pencereyi aç›› dedi. Kral pencereyi açtı. Elişa, ‹‹Oku at!›› dedi. Kral oku atınca, Elişa, ‹‹Bu ok Aramlılara karşı sizi zafere ulaştıracak RABbin kurtarış okudur›› dedi, ‹‹Afekte onları kesin bozguna uğratacaksınız.›› 
12O 013:018 Sonra, ‹‹Öbür okları al›› dedi. İsrail Kralı okları alınca, Elişa, ‹‹Onları yere vur›› dedi. Kral okları üç kez yere vurdu ve durdu. 
12O 013:019 Buna öfkelenen Tanrı adamı Elişa, ‹‹Beş altı kez vurmalıydın, o zaman Aramlılara karşı kesin bir zafer kazanırdın›› dedi, ‹‹Ama şimdi Aramlıları ancak üç kez bozguna uğratacaksın.›› 
12O 013:020 Elişa öldü ve gömüldü. Her ilkbaharda Moav akıncıları İsrail topraklarına girerlerdi. 
12O 013:021 Bir keresinde İsrailliler, ölü gömerken akıncıların geldiğini görünce, ölüyü Elişanın mezarına atıp kaçtılar. Ölü Elişanın kemiklerine dokununca dirilip ayağa kalktı. 
12O 013:022 Aram Kralı Hazael Yehoahazın krallığı boyunca İsraillilere baskı yaptı. 
12O 013:023 Ama RAB, İbrahim, İshak ve Yakupla yaptığı antlaşmadan ötürü, İsraillilere iyilik etti. Onlara acıyıp yardım etti. Yok olmalarına izin vermedi. Onları şimdiye kadar huzurundan atmadı. 
12O 013:024 Aram Kralı Hazael ölünce yerine oğlu Ben-Hadat kral oldu. 
12O 013:025 Bunun üzerine İsrail Kralı Yehoaş, babası Yehoahaz'ın krallığı döneminde Hazael oğlu Ben-Hadat'ın savaşta ele geçirmiş olduğu kentleri geri aldı. Onu üç kez bozguna uğratıp İsrail kentlerine yeniden sahip oldu. 
12O 014:001 İsrail Kralı Yehoahaz oğlu Yehoaşın krallığının ikinci yılında Yoaş oğlu Amatsya Yahuda Kralı oldu. 
12O 014:002 Amatsya yirmi beş yaşında kral oldu ve Yeruşalimde yirmi dokuz yıl krallık yaptı. Annesi Yeruşalimli Yehoaddandı. 
12O 014:003 Amatsya RABbin gözünde doğru olanı yaptıysa da atası Davut gibi değildi. Her konuda babası Yoaşı örnek aldı. 
12O 014:004 Ancak alışılagelen tapınma yerleri henüz kaldırılmamıştı ve halk oralarda hâlâ kurban kesip buhur yakıyordu. 
12O 014:005 Amatsya krallığını güçlendirdikten sonra, babasını öldüren görevlileri ortadan kaldırdı. 
12O 014:006 Ancak Musanın Kitabındaki yasaya uyarak katillerin çocuklarını öldürtmedi. Çünkü RAB, ‹‹Ne babalar çocuklarının yerine öldürülecek, ne de çocuklar babalarının yerine. Herkes kendi günahı için öldürülecek›› diye buyurmuştu. 
12O 014:007 Amatsya Tuz Vadisinde on bin Edomlu asker öldürdü. Savaşarak Selayı ele geçirdi ve oraya Yokteel adını verdi. Orası hâlâ aynı adla anılmaktadır. 
12O 014:008 Bundan sonra Amatsya, Yehu oğlu Yehoahaz oğlu İsrail Kralı Yehoaşa, ‹‹Gel, yüz yüze görüşelim›› diye haber gönderdi. 
12O 014:009 İsrail Kralı Yehoaş da karşılık olarak Yahuda Kralı Amatsyaya şu haberi gönderdi: ‹‹Lübnanda dikenli bir çalı, sedir ağacına, ‹Kızını oğluma eş olarak ver› diye haber yollar. O sırada oradan geçen yabanıl bir hayvan basıp çalıyı çiğner. 
12O 014:010 Edomluları bozguna uğrattın diye böbürleniyorsun. Bu zafer sana yeter. Otur evinde! Niçin bela arıyorsun? Kendi başını da, Yahuda halkının başını da derde sokacaksın.›› 
12O 014:011 Ne var ki, Amatsya dinlemek istemedi. Derken İsrail Kralı Yehoaş Yahuda Kralı Amatsyanın üzerine yürüdü. İki ordu Yahudanın Beytşemeş Kentinde karşılaştı. 
12O 014:012 İsraillilerin önünde bozguna uğrayan Yahudalılar evlerine kaçtı. 
12O 014:013 İsrail Kralı Yehoaş, Ahazya oğlu Yoaş oğlu Yahuda Kralı Amatsyayı Beytşemeşte yakaladı. Sonra Yeruşalime girip Efrayim Kapısından Köşe Kapısına kadar Yeruşalim surlarının dört yüz arşınlıkfş bölümünü yıktırdı. 
12O 014:014 RABbin Tapınağında ve sarayın hazinelerinde bulduğu altını, gümüşü ve bütün eşyaları aldı. Ayrıca bazı adamları da rehine olarak yanına alıp Samiriyeye döndü. 
12O 014:015 Yehoaşın krallığı dönemindeki öteki olaylar, yaptıkları ve Yahuda Kralı Amatsya ile savaşırken gösterdiği başarılar İsrail krallarının tarihinde yazılıdır. 
12O 014:016 Yehoaş ölüp atalarına kavuşunca, Samiriyede İsrail krallarının yanına gömüldü. Yerine oğlu Yarovam kral oldu. 
12O 014:017 Yahuda Kralı Yoaş oğlu Amatsya, İsrail Kralı Yehoahaz oğlu Yehoaşın ölümünden sonra on beş yıl daha yaşadı. 
12O 014:018 Amatsyanın krallığı dönemindeki öteki olaylar Yahuda krallarının tarihinde yazılıdır. 
12O 014:019 Yeruşalimde Amatsyaya bir düzen kurulmuştu. Amatsya Lakişe kaçtı. Ardından adam göndererek onu öldürttüler. 
12O 014:020 Ölüsü at sırtında Yeruşalime getirildi, Davut Kentinde atalarının yanına gömüldü. 
12O 014:021 Yahuda halkı Amatsyanın yerine on altı yaşındaki oğlu Azaryayı kral yaptı. 
12O 014:022 Babası Amatsya ölüp atalarına kavuştuktan sonra Azarya Eylat Kentini onarıp Yahuda topraklarına kattı. 
12O 014:023 Yahuda Kralı Yoaş oğlu Amatsyanın krallığının on beşinci yılında Yehoaş oğlu Yarovam Samiriyede İsrail Kralı oldu ve kırk bir yıl krallık yaptı. 
12O 014:024 Yarovam RABbin gözünde kötü olanı yaptı ve Nevat oğlu Yarovamın İsraili sürüklediği günahlardan ayrılmadı. 
12O 014:025 İsrailin Tanrısı RABbin, kulu Gat-Heferli Amittay oğlu Yunus Peygamber aracılığıyla söylediği söz uyarınca, Yarovam Levo-Hamattan Arava Gölünefü kadar İsrail topraklarını yeniden ele geçirdi. 
12O 014:026 RAB İsrailin çektiği sıkıntıyı görmüştü. Genç yaşlı herkes acı içinde kıvranıyordu. İsraile yardım edecek kimse yoktu. 
12O 014:027 RAB İsrailin adını yeryüzünden silmek istemiyordu. Onun için, Yehoaş oğlu Yarovam aracılığıyla onları kurtardı. 
12O 014:028 Yarovamın krallığı dönemindeki öteki olaylar, bütün yaptıkları, askeri başarıları, eskiden Yaudiye ait olan Şam ve Hama kentlerini yeniden İsrail topraklarına katışı İsrail krallarının tarihinde yazılıdır. 
12O 014:029 Yarovam ölüp ataları olan İsrail krallarına kavuştu. Yerine oğlu Zekeriya kral oldu. o dönemde topraklarının çoğu bugünkü Suriye'de bulunan küçük bir krallık. Başkenti Gaziantep İli İslahiye İlçesi'ne bağlı Zincirli Köyü'ydü. 
12O 015:001 İsrail Kralı Yarovamın krallığının yirmi yedinci yılında Amatsya oğlu Azarya Yahuda Kralı oldu. 
12O 015:002 Azarya on altı yaşında kral oldu ve Yeruşalimde elli iki yıl krallık yaptı. Annesi Yeruşalimli Yekolyaydı. 
12O 015:003 Babası Amatsya gibi, Azarya da RABbin gözünde doğru olanı yaptı. 
12O 015:004 Ancak alışılagelen tapınma yerleri henüz kaldırılmamıştı ve halk oralarda hâlâ kurban kesip buhur yakıyordu. 
12O 015:005 RAB Kral Azaryayı cezalandırdı. Kral ölünceye kadar deri hastalığından kurtulamadı. Bu yüzden ayrı bir evde yaşadı. Sarayı ve ülke halkını oğlu Yotam yönetti. 
12O 015:006 Azaryanın krallığı dönemindeki öteki olaylar ve bütün yaptıkları Yahuda krallarının tarihinde yazılıdır. 
12O 015:007 Azarya ölüp atalarına kavuşunca, Davut Kentinde atalarının yanına gömüldü. Yerine oğlu Yotam kral oldu. 
12O 015:008 Yahuda Kralı Azaryanın krallığının otuz sekizinci yılında Yarovam oğlu Zekeriya Samiriyede İsrail Kralı oldu ve altı ay krallık yaptı. 
12O 015:009 Ataları gibi, RABbin gözünde kötü olanı yaptı ve Nevat oğlu Yarovamın İsraili sürüklediği günahlardan ayrılmadı. 
12O 015:010 Yaveş oğlu Şallum Zekeriyaya bir düzen kurdu; halkın önünde saldırıp onu öldürdü, yerine kendisi kral oldu. 
12O 015:011 Zekeriyanın krallığı dönemindeki öteki olaylar İsrail krallarının tarihinde yazılıdır. 
12O 015:012 Böylece RABbin Yehuya, ‹‹Senin soyun dört kuşak İsrail tahtında oturacak›› diye verdiği söz yerine gelmiş oldu. 
12O 015:013 Yahuda Kralı Azaryanın krallığının otuz dokuzuncu yılında Yaveş oğlu Şallum İsrail Kralı oldu ve Samiriyede bir ay krallık yaptı. 
12O 015:014 Gadi oğlu Menahem Tirsadan Samiriyeye gelip Yaveş oğlu Şalluma saldırdı. Onu öldürüp yerine kendisi kral oldu. 
12O 015:015 Şallumun krallığı dönemindeki öteki olaylar ve kurduğu düzen İsrail krallarının tarihinde yazılıdır. 
12O 015:016 O sırada Menahem, Tirsa Kentinden başlayarak, Tifsah Kentine ve çevresinde yaşayan herkese saldırdı. Çünkü kentin kapısını kendisine açmamışlardı. Herkesi öldürüp gebe kadınların karınlarını bile yardı. 
12O 015:017 Yahuda Kralı Azaryanın krallığının otuz dokuzuncu yılında Gadi oğlu Menahem İsrail Kralı oldu ve Samiriyede on yıl krallık yaptı. 
12O 015:018 RABbin gözünde kötü olanı yaptı ve yaşamı boyunca Nevat oğlu Yarovamın İsraili sürüklediği günahlardan ayrılmadı. 
12O 015:019 Asur Kralı Tiglat-Pileser İsraile saldırdı. Menahem, Tiglat-Pileserin desteğini sağlayıp krallığını güçlendirmek için, ona bin talant gümüş verdi. 
12O 015:020 İsraildeki bütün zenginleri adam başı elli şekel gümüş ödemekle yükümlü kılarak Asur Kralına verilen gümüşü karşıladı. Böylece Asur Kralı İsrail topraklarından çekilip ülkesine döndü. (Tiglat-Pileserin Babilce adı.) 
12O 015:021 Menahemin krallığı dönemindeki öteki olaylar ve bütün yaptıkları İsrail krallarının tarihinde yazılıdır. 
12O 015:022 Menahem ölüp atalarına kavuşunca, yerine oğlu Pekahya kral oldu. 
12O 015:023 Yahuda Kralı Azaryanın krallığının ellinci yılında Menahem oğlu Pekahya Samiriyede İsrail Kralı oldu ve iki yıl krallık yaptı. 
12O 015:024 Pekahya RABbin gözünde kötü olanı yaptı ve Nevat oğlu Yarovamın İsraili sürüklediği günahlardan ayrılmadı. 
12O 015:025 Komutanlarından biri olan Remalyanın oğlu Pekah kendisine düzen kurdu. Argov ve Aryenin işbirliğiyle yanına Gilatlı elli adam alarak Pekahyayı Samiriyedeki sarayın kalesinde öldürdü, yerine kendisi kral oldu. 
12O 015:026 Pekahyanın krallığı dönemindeki öteki olaylar ve bütün yaptıkları İsrail krallarının tarihinde yazılıdır. 
12O 015:027 Yahuda Kralı Azaryanın krallığının elli ikinci yılında Remalya oğlu Pekah Samiriyede İsrail Kralı oldu ve yirmi yıl krallık yaptı. 
12O 015:028 RABbin gözünde kötü olanı yaptı ve Nevat oğlu Yarovamın İsraili sürüklediği günahlardan ayrılmadı. 
12O 015:029 İsrail Kralı Pekahın krallığı sırasında, Asur Kralı Tiglat-Pileser İsrailin İyon, Avel-Beytmaaka, Yanoah, Kedeş, Hasor kentleriyle Gilat, Celile ve Naftali bölgelerini ele geçirerek halkı Asura sürdü. 
12O 015:030 Yahuda Kralı Azarya oğlu Yotamın krallığının yirminci yılında Ela oğlu Hoşea, Remalya oğlu Pekaha düzen kurdu ve onu öldürüp yerine kendisi kral oldu. 
12O 015:031 Pekahın krallığı dönemindeki öteki olaylar ve bütün yaptıkları İsrail krallarının tarihinde yazılıdır. 
12O 015:032 İsrail Kralı Remalya oğlu Pekahın krallığının ikinci yılında Azarya oğlu Yotam Yahuda Kralı oldu. 
12O 015:033 Yotam yirmi beş yaşında kral oldu ve Yeruşalimde on altı yıl krallık yaptı. Annesi Sadokun kızı Yeruşaydı. 
12O 015:034 Babası Azarya gibi, Yotam da RABbin gözünde doğru olanı yaptı. 
12O 015:035 Ancak alışılagelen tapınma yerleri henüz kaldırılmamıştı ve halk oralarda hâlâ kurban kesip buhur yakıyordu. Yotam RABbin Tapınağının Yukarı Kapısını onardı. 
12O 015:036 Yotamın krallığı dönemindeki öteki olaylar ve yaptıkları Yahuda krallarının tarihinde yazılıdır. 
12O 015:037 RAB işte o günlerde Aram Kralı Resinle İsrail Kralı Remalya oğlu Pekahı Yahuda üzerine göndermeye başladı. 
12O 015:038 Yotam ölüp atalarına kavuşunca, atası Davut'un Kenti'nde atalarının yanına gömüldü. Yerine oğlu Ahaz kral oldu. 
12O 016:001 İsrail Kralı Remalya oğlu Pekahın krallığının on yedinci yılında Yotam oğlu Ahaz Yahuda Kralı oldu. 
12O 016:002 Ahaz yirmi yaşında kral oldu ve Yeruşalimde on altı yıl krallık yaptı. Tanrısı RABbin gözünde doğru olanı yapan atası Davut gibi davranmadı. 
12O 016:003 İsrail krallarının yolunu izledi; hatta RABbin İsrail halkının önünden kovmuş olduğu ulusların iğrenç törelerine uyarak oğlunu ateşte kurban etti. 
12O 016:004 Puta tapılan yerlerde, tepelerde, bol yapraklı her ağacın altında kurban kesip buhur yaktı. 
12O 016:005 Aram Kralı Resinle İsrail Kralı Remalya oğlu Pekah Yeruşalime yürüdüler. Kenti kuşattılarsa da Ahazı yenemediler. 
12O 016:006 O sırada Aram Kralı Resin Eylatı geri alıp Yahudalıları oradan sürdü. Edomlular Eylata yerleşti. Bugün de orada yaşıyorlar. 
12O 016:007 Ahaz, Asur Kralı Tiglat-Pilesere: ‹‹Senin kulun kölenim; gel, bana saldıran Aram ve İsrail krallarının elinden beni kurtar›› diye ulaklar gönderdi. 
12O 016:008 RABbin Tapınağında ve sarayın hazinelerinde bulunan altın ve gümüşü armağan olarak Asur Kralına gönderdi. 
12O 016:009 Asur Kralı Ahazın isteğini olumlu karşıladı, saldırıp Şamı ele geçirdi. Kent halkını Kîre sürüp Resini öldürdü. 
12O 016:010 Kral Ahaz, Asur Kralı Tiglat-Pileseri karşılamak için Şama gittiğinde, oradaki sunağı gördü. Aynısını yaptırmak için sunağın bütün ayrıntılarını gösteren bir planı ve maketi Kâhin Uriyaya gönderdi. 
12O 016:011 Kâhin Uriya, Kral Ahaz Şamdan dönünceye kadar, onun göndermiş olduğu maketin tıpkısı bir sunak yaptı. 
12O 016:012 Kral Şamdan dönünce sunağı gördü, yaklaşıp üzerinde sunular sundu. 
12O 016:013 Yakmalık sunuları ve tahıl sunularını sundu, dökmelik sunuyu boşalttı, esenlik sunusunun kanını sunağın üzerine döktü. 
12O 016:014 RABbin huzurundaki tunç sunağı tapınağın önünden, yeni sunakla tapınağın arasındaki yerinden getirtip yeni sunağın kuzeyine yerleştirdi. 
12O 016:015 Kral Ahaz Kâhin Uriyaya şu buyrukları verdi: ‹‹Sabahın yakmalık sunusuyla akşamın tahıl sunusunu, kralın yakmalık ve tahıl sunusunu, ayrıca ülke halkının yakmalık, tahıl ve dökmelik sunularını bu büyük sunağın üzerinde sun; yakmalık sunuların ve kurbanların kanını onun üzerine dök. Ama tunç sunağı geleceği bilmek için kendim kullanacağım.›› 
12O 016:016 Kâhin Uriya Kral Ahazın bütün buyruklarını yerine getirdi. 
12O 016:017 Kral Ahaz tapınaktaki kazanların üzerine oturduğu ayaklıkların yan aynalıklarını söküp kazanları kaldırdı. Havuzu tunç boğaların üzerinden indirip taş bir döşeme üzerine yerleştirdi. 
12O 016:018 Asur Kralını hoşnut etmek için RABbin Tapınağına konan kral kürsüsünün setini kaldırıp kralın tapınağa girmek için kullandığı özel kapıyı kapattı. seti››, Masoretik metin ‹‹Şabat günleri RABbin Tapınağına gitmek için kullanılan üstü kapalı yol.›› 
12O 016:019 Ahazın krallığı dönemindeki öteki olaylar ve yaptıkları Yahuda krallarının tarihinde yazılıdır. 
12O 016:020 Ahaz ölüp atalarına kavuşunca, Davut Kenti'nde atalarının yanına gömüldü. Yerine oğlu Hizkiya kral oldu. 
12O 017:001 Yahuda Kralı Ahazın krallığının on ikinci yılında Ela oğlu Hoşea Samiriyede İsrail Kralı oldu ve dokuz yıl krallık yaptı. 
12O 017:002 RABbin gözünde kötü olanı yaptı, ama kendisinden önceki İsrail kralları kadar kötü değildi. 
12O 017:003 Asur Kralı Şalmaneser Hoşeaya savaş açtı. Hoşea teslim olup haraç ödemeye başladı. 
12O 017:004 Ancak Asur Kralı Hoşeanın hainlik yaptığını öğrendi. Çünkü Hoşea Mısır Firavunu Sonun desteğini sağlamak için ona ulaklar göndermiş, üstelik her yıl ödemesi gereken haraçları da Asur Kralına ödememişti. Bunun üzerine Asur Kralı onu yakalayıp cezaevine kapadı. 
12O 017:005 Asur Kralı İsrail topraklarına saldırdı. Samiriyeyi kuşattı. Kuşatma üç yıl sürdü. 
12O 017:006 Hoşeanın krallığının dokuzuncu yılında Asur Kralı Samiriyeyi ele geçirdi. İsrail halkını Asura sürdü. Onları Halaha, Habur Irmağı kıyısındaki Gozana ve Med kentlerine yerleştirdi. 
12O 017:007 Bütün bunlar kendilerini Mısır Firavununun boyunduruğundan kurtarıp Mısırdan çıkaran Tanrıları RABbe karşı günah işledikleri için İsraillilerin başına geldi. Çünkü başka ilahlara tapmışlar, 
12O 017:008 RABbin İsrail halkının önünden kovmuş olduğu ulusların törelerine ve İsrail krallarının koyduğu kurallara göre yaşamışlardı. 
12O 017:009 Tanrıları RABbin onaylamadığı bu işleri gizlilik içinde yapmışlar, gözcü kulelerinden surlu kentlere kadar her yerde tapınma yerleri kurmuşlardı. 
12O 017:010 Her yüksek tepenin üzerine, bol yapraklı her ağacın altına dikili taşlar, Aşera putları diktiler. 
12O 017:011 RABbin onların önünden kovmuş olduğu ulusların yaptığı gibi, bütün tapınma yerlerinde buhur yaktılar. Yaptıkları kötülüklerle RABbi öfkelendirdiler. 
12O 017:012 RABbin, ‹‹Bunu yapmayacaksınız›› demiş olmasına karşın putlara taptılar. 
12O 017:013 RAB İsrail ve Yahuda halkını bütün peygamberler ve biliciler aracılığıyla uyarmış, onlara, ‹‹Bu kötü yollarınızdan dönün›› demişti, ‹‹Atalarınıza buyurduğum ve kullarım peygamberler aracılığıyla size gönderdiğim Kutsal Yasanın tümüne uyarak buyruklarımı, kurallarımı yerine getirin.›› 
12O 017:014 Ama dinlemediler, Tanrıları RABbe güvenmeyen ataları gibi inat ettiler. 
12O 017:015 Tanrının kurallarını, uyarılarını ve atalarıyla yaptığı antlaşmayı hiçe sayarak değersiz putların ardınca gittiler, böylece kendi değerlerini de yitirdiler. Çevrelerindeki uluslar gibi yaşamamaları için RAB kendilerine buyruk verdiği halde, ulusların törelerine göre yaşadılar. 
12O 017:016 Tanrıları RABbin bütün buyruklarını terk ettiler. Tapınmak için kendilerine iki dökme buzağı ve Aşera putu yaptırdılar. Gök cisimlerine taptılar. Baala kulluk ettiler. 
12O 017:017 Oğullarını, kızlarını ateşte kurban ettiler. Falcılık, büyücülük yaptılar. RABbin gözünde kötü olanı yaptılar, kendilerini kötülüğe adayarak Onu öfkelendirdiler. 
12O 017:018 RAB İsraillilere çok kızdı, Yahuda oymağı dışında hepsini huzurundan kovdu. 
12O 017:019 Yahudalılar bile Tanrıları RABbin buyruklarına uymadılar. İsraillilerin benimsediği törelere göre yaşadılar. 
12O 017:020 Bundan dolayı RAB İsrail soyundan olan herkesi reddetti. Çapulcuların eline teslim ederek onları cezalandırdı. Hepsini huzurundan kovdu. 
12O 017:021 RAB İsraili Davut soyunun elinden aldıktan sonra, İsrailliler Nevat oğlu Yarovamı kral yaptılar. Yarovam İsraillileri RABbin yolundan saptırarak büyük günaha sürükledi. 
12O 017:022 İsrailliler Yarovamın işlediği bütün günahlara katıldılar ve bunlardan ayrılmadılar. 
12O 017:023 Sonunda RAB kulları peygamberler aracılığıyla uyarmış olduğu gibi, onları huzurundan kovdu. İsrailliler kendi topraklarından Asura sürüldüler. Bugün de orada yaşıyorlar. 
12O 017:024 Asur Kralı İsraillilerin yerine Babil, Kuta, Avva, Hama ve Sefarvayimden insanlar getirtip Samiriye kentlerine yerleştirdi. Bunlar Samiriyeyi mülk edinip oradaki kentlerde yaşamaya başladılar. 
12O 017:025 Oralara ilk yerleştiklerinde RABbe tapınmadılar. Bu yüzden RAB aslanlar göndererek bazılarını öldürttü. 
12O 017:026 Asur Kralına, ‹‹Sürdüğün ve Samiriye kentlerine yerleştirdiğin uluslar Samiriye ilahının yasasını bilmiyorlar. O da üzerlerine aslanlar gönderiyor›› diye haber salındı, ‹‹Bu yüzden aslanlara yem oluyorlar. Çünkü ülke ilahının yasasından haberleri yok.›› 
12O 017:027 Bunun üzerine Asur Kralı şu buyruğu verdi: ‹‹Samiriyeden sürülen kâhinlerden birini geri gönderin, gidip orada yaşasın ve ülke ilahının yasasını onlara öğretsin.›› 
12O 017:028 Samiriyeden sürülen kâhinlerden biri gelip Beytele yerleşti ve RABbe nasıl tapınacaklarını onlara öğretmeye başladı. 
12O 017:029 Gelgelelim Samiriye kentlerine yerleşen her ulus kendi ilahlarını yaptı. Samiriyelilerin yapmış olduğu tapınma yerlerindeki yapılara bu ilahları koydular. 
12O 017:030 Babil halkı Sukkot-Benot, Kuta halkı Nergal, Hama halkı Aşima, 
12O 017:031 Avva halkı ise Nivhaz ve Tartak adındaki ilahlarını yaptılar. Sefarvayim halkı ise oğullarını ilahları Adrammelek ve Anammeleke yakarak kurban ettiler. 
12O 017:032 Bir yandan RABbe tapınıyor, öte yandan tapınma yerlerindeki yapılarda görev yapmak üzere aralarından rasgele kâhinler seçiyorlardı. 
12O 017:033 Böylece hem RABbe tapınıyorlar, hem de aralarından geldikleri ulusların törelerine göre kendi ilahlarına kulluk ediyorlardı. 
12O 017:034 Bugün de eski törelerine göre yaşıyorlar. Ne RABbe tapınıyorlar, ne de RABbin İsrail adını verdiği Yakupun oğulları için koymuş olduğu kurallara, ilkelere, yasalara, buyruklara uyuyorlar. 
12O 017:035 RAB Yakupoğullarıyla antlaşma yapmış ve onlara şöyle buyurmuştu: ‹‹Başka ilahlara tapmayacak, önlerinde eğilmeyecek, onlara kulluk etmeyecek, kurban kesmeyeceksiniz. 
12O 017:036 Yalnızca ulu gücüyle her yere erişen eliyle sizleri Mısırdan çıkaran RABbe tapınacaksınız. Onun önünde eğilip Ona kurban keseceksiniz. 
12O 017:037 Sizler için yazmış olduğu kuralları, ilkeleri, yasaları, buyrukları her zaman yerine getirmeye özen gösterecek ve başka ilahlara tapmayacaksınız. 
12O 017:038 Sizinle yaptığım antlaşmayı unutmayacak ve başka ilahlara tapmayacaksınız. 
12O 017:039 Yalnız Tanrınız RABbe tapacaksınız. O sizi bütün düşmanlarınızın elinden kurtaracak.›› 
12O 017:040 Ne var ki Samiriyeye yerleşenler buna kulak asmadılar ve eski törelerine göre yaşamaya devam ettiler. 
12O 017:041 Bu uluslar aynı zamanda hem RAB'be, hem de putlarına tapıyorlardı. Çocukları ve torunları da bugüne dek ataları gibi yaşıyorlar. 
12O 018:001 İsrail Kralı Ela oğlu Hoşeanın krallığının üçüncü yılında Ahaz oğlu Hizkiya Yahuda Kralı oldu. 
12O 018:002 Hizkiya yirmi beş yaşında kral oldu ve Yeruşalimde yirmi dokuz yıl krallık yaptı. Annesi Zekeriyanın kızı Aviyaydı. 
12O 018:003 Atası Davut gibi, o da RABbin gözünde doğru olanı yaptı. 
12O 018:004 Alışılagelen tapınma yerlerini kaldırdı, dikili taşları, Aşera putlarını parçaladı. Musanın yapmış olduğu Nehuştan adındaki tunç yılanı da parçaladı. Çünkü İsrailliler o güne kadar ona buhur yakıyorlardı. 
12O 018:005 Hizkiya İsrailin Tanrısı RABbe güvendi. Kendisinden önceki ve sonraki Yahuda kralları arasında onun gibisi yoktu. 
12O 018:006 RABbe çok bağlıydı, Onun yolundan ayrılmadı, RABbin Musaya vermiş olduğu buyrukları yerine getirdi. 
12O 018:007 RAB onunla birlikteydi. Yaptığı her işte başarılı oldu. Asur Kralına karşı ayaklandı ve ona kulluk etmedi. 
12O 018:008 Gazze ve çevresine, gözcü kulelerinden surlu kentlere kadar her yerde Filistlileri bozguna uğrattı. 
12O 018:009 Hizkiyanın krallığının dördüncü yılında -İsrail Kralı Ela oğlu Hoşeanın krallığının yedinci yılı- Asur Kralı Şalmaneser Samiriyeye yürüyerek kenti kuşattı. 
12O 018:010 Kuşatma üç yıl sürdü. Sonunda Samiriyeyi ele geçirdiler. Hizkiyanın krallığının altıncı yılı, İsrail Kralı Hoşeanın krallığının dokuzuncu yılında Samiriye alındı. 
12O 018:011 Asur Kralı İsraillileri Asura sürerek Halaha, Habur Irmağı kıyısındaki Gozana ve Med kentlerine yerleştirdi. 
12O 018:012 Çünkü Tanrıları RABbin sözünü dinlememişler, Onun antlaşmasını ve RABbin kulu Musanın buyruklarını çiğnemişlerdi. Ne kulak asmışlar, ne de buyrukları yerine getirmişlerdi. 
12O 018:013 Hizkiyanın krallığının on dördüncü yılında Asur Kralı Sanherib, Yahudanın surlu kentlerine saldırıp hepsini ele geçirdi. 
12O 018:014 Yahuda Kralı Hizkiya, Lakiş Kentindeki Asur Kralına şu haberi gönderdi: ‹‹Suçluyum, üzerimden kuvvetlerini çek, ne istersen ödeyeceğim.›› Asur Kralı Yahuda Kralı Hizkiyayı üç yüz talantfç gümüş ve otuz talant altın ödemekle yükümlü kıldı. 
12O 018:015 Hizkiya RABbin Tapınağında ve kral sarayının hazinelerinde bulunan bütün gümüşü ona verdi. 
12O 018:016 Daha önce yaptırmış olduğu RABbin Tapınağının kapılarıyla kapı pervazlarının üzerindeki altın kaplamaları da çıkarıp Asur Kralına verdi. 
12O 018:017 Asur Kralı başkomutan, askeri danışman ve komutanını büyük bir orduyla Lakişten Yeruşalime, Kral Hizkiyaya gönderdi. Yeruşalime varan ordu Çırpıcı Tarlası yolunda, Yukarı Havuzun su yolunun yanında durdu. 
12O 018:018 Haber gönderip Kral Hizkiyayı çağırdılar. Saray sorumlusu Hilkiya oğlu Elyakim, Yazman Şevna ve devlet tarihçisi Asaf oğlu Yoah Asurluları karşılamaya çıktı. 
12O 018:019 Komutan onlara şöyle dedi: ‹‹Hizkiyaya söyleyin. ‹Büyük kral, Asur Kralı diyor ki: Güvendiğin şey ne, neye güveniyorsun? 
12O 018:020 Savaş tasarıların ve gücün olduğunu söylüyorsun, ama bunlar boş sözler. Kime güveniyorsun da bana karşı ayaklanıyorsun? 
12O 018:021 İşte sen şu kırık kamış değneğe, Mısıra güveniyorsun. Bu değnek kendisine yaslanan herkesin eline batar, deler. Firavun da kendisine güvenenler için böyledir. 
12O 018:022 Yoksa bana, Tanrımız RABbe güveniyoruz mu diyeceksiniz? Hizkiyanın Yahuda ve Yeruşalim halkına, yalnız Yeruşalimde, bu sunağın önünde tapınacaksınız diyerek tapınma yerlerini, sunaklarını ortadan kaldırdığı Tanrı değil mi bu?› 
12O 018:023 ‹‹Haydi, efendim Asur Kralıyla bahse giriş. Binicileri sağlayabilirsen sana iki bin at veririm. 
12O 018:024 Mısırın savaş arabalarıyla atlıları sağlayacağına güvensen bile, efendimin en küçük rütbeli komutanlarından birini yenemezsin! 
12O 018:025 Dahası var: RABbin buyruğu olmadan mı saldırıp burayı yıkmak için yola çıktığımı sanıyorsun? RAB, ‹Git, o ülkeyi yık› dedi.›› 
12O 018:026 Hilkiya oğlu Elyakim, Şevna ve Yoah, ‹‹Lütfen biz kullarınla Aramice konuş›› diye karşılık verdiler, ‹‹Çünkü biz bu dili anlarız. Yahudi dilinde konuşma. Surların üzerindeki halk bizi dinliyor.›› 
12O 018:027 Komutan, ‹‹Efendim bu sözleri yalnız size ve efendinize söyleyeyim diye mi gönderdi beni?›› dedi, ‹‹Surların üzerinde oturan bu halka, sizin gibi dışkısını yemek, idrarını içmek zorunda kalacak olan herkese gönderdi.›› 
12O 018:028 Sonra ayağa kalkıp Yahudi dilinde bağırdı: ‹‹Büyük kralın, Asur Kralının söylediklerini dinleyin! 
12O 018:029 Kral diyor ki, ‹Hizkiya sizi aldatmasın, o sizi benim elimden kurtaramaz. 
12O 018:030 RAB bizi mutlaka kurtaracak, bu kent Asur Kralının eline geçmeyecek diyen Hizkiyaya kanmayın, RABbe güvenmeyin. 
12O 018:031 -32 98590 Hizkiyayı dinlemeyin.› Çünkü Asur Kralı diyor ki, ‹Teslim olun, bana gelin. Böylece ben gelip sizi zeytinyağı ve bal ülkesi olan kendi ülkeniz gibi bir ülkeye -tahıl ve yeni şarap, ekmek ve üzüm dolu bir ülkeye- götürene kadar herkes kendi asmasından, kendi incir ağacından yiyecek, kendi sarnıcından içecek. Yaşamı seçin, ölümü değil. RAB bizi kurtaracak diyerek sizi aldatmaya çalışan Hizkiyayı dinlemeyin. 
12O 018:033 Ulusların ilahları ülkelerini Asur Kralının elinden kurtarabildi mi? 
12O 018:034 Hani nerede Hamanın, Arpatın ilahları? Sefarvayimin, Hena ve İvvanın ilahları nerede? Samiriyeyi elimden kurtarabildiler mi? 
12O 018:035 Bütün ülkelerin ilahlarından hangisi ülkesini elimden kurtardı ki, RAB Yeruşalimi elimden kurtarabilsin?› ›› halk (bkz. 2Kr.17:24,31). 
12O 018:036 Halk sustu, komutana tek sözle bile karşılık veren olmadı. Çünkü Kral Hizkiya, ‹‹Karşılık vermeyin›› diye buyurmuştu. 
12O 018:037 Sonra saray sorumlusu Hilkiya oğlu Elyakim, Yazman Şevna ve devlet tarihçisi Asaf oğlu Yoah giysilerini yırttılar ve gidip komutanın söylediklerini Hizkiya'ya bildirdiler. 
12O 019:001 Kral Hizkiya olanları duyunca giysilerini yırttı, çul kuşanıp RABbin Tapınağına girdi. 
12O 019:002 Saray sorumlusu Elyakimi, Yazman Şevnayı ve ileri gelen kâhinleri Amots oğlu Peygamber Yeşayaya gönderdi. Hepsi çul kuşanmıştı. 
12O 019:003 Yeşayaya şöyle dediler: ‹‹Hizkiya diyor ki, ‹Bugün sıkıntı, azar ve utanç günü. Çünkü çocukların doğum vakti geldi, ama doğuracak güç yok. 
12O 019:004 Yaşayan Tanrıyı aşağılamak için efendisi Asur Kralının gönderdiği komutanın söylediklerini belki Tanrın RAB duyar da duyduğu sözlerden ötürü onları cezalandırır. Bu nedenle sağ kalanlarımız için dua et.› ›› 
12O 019:005 -6 98690 Yeşaya, Kral Hizkiyadan gelen görevlilere şöyle dedi: ‹‹Efendinize şunları söyleyin: ‹RAB diyor ki, Asur Kralının adamlarından benimle ilgili duyduğunuz küfürlerden korkma. 
12O 019:007 Onun içine öyle bir ruh koyacağım ki, bir haber üzerine kendi ülkesine dönecek. Orada onu kılıçla öldürteceğim.› ›› 
12O 019:008 Komutan, Asur Kralının Lakişten ayrılıp Livnaya karşı savaştığını duydu. Krala danışmak için oraya gitti. 
12O 019:009 Kûş Kralı Tirhakanın kendisiyle savaşmak üzere yola çıktığını haber alan Asur Kralı, Hizkiyaya yine ulaklar göndererek şöyle dedi: 
12O 019:010 ‹‹Yahuda Kralı Hizkiyaya deyin ki, ‹Güvendiğin Tanrın, Yeruşalim Asur Kralının eline teslim edilmeyecek diyerek seni aldatmasın. 
12O 019:011 Asur krallarının bütün ülkelere neler yaptığını, onları nasıl yerle bir ettiğini duymuşsundur. Sen kurtulacağını mı sanıyorsun? 
12O 019:012 Atalarımın yok ettiği ulusları -Gozanlıları, Harranlıları, Reseflileri, Telassarda yaşayan Edenlileri- ilahları kurtarabildi mi? 
12O 019:013 Hani nerede Hama ve Arpat kralları? Lair, Sefarvayim, Hena, İvva kralları nerede?› ›› 
12O 019:014 Hizkiya mektubu ulakların elinden alıp okuduktan sonra RABbin Tapınağına çıktı. RABbin önünde mektubu yere yayarak 
12O 019:015 şöyle dua etti: ‹‹Ey Keruvlar arasında taht kuran İsrailin Tanrısı RAB, bütün dünya krallıklarının tek Tanrısı sensin. Yeri, göğü sen yarattın. 
12O 019:016 Ya RAB, kulak ver de işit, gözlerini aç da gör, ya RAB; Sanheribin söylediklerini, yaşayan Tanrıyı nasıl aşağıladığını duy. 
12O 019:017 Ya RAB, gerçek şu ki, Asur kralları birçok ulusu ve ülkelerini viraneye çevirdiler. 
12O 019:018 İlahlarını yakıp yok ettiler. Çünkü onlar tanrı değil, insan eliyle biçimlendirilmiş tahta ve taşlardı. 
12O 019:019 Ya RAB Tanrımız, şimdi bizi Sanheribin elinden kurtar ki, bütün dünya krallıkları senin tek Tanrı olduğunu anlasın.›› 
12O 019:020 -21 98830 Bunun üzerine Amots oğlu Yeşaya, Hizkiyaya şu haberi gönderdi: ‹‹İsrailin Tanrısı RAB şöyle diyor: ‹Asur Kralı Sanherible ilgili olarak bana yalvardığın için diyorum ki,  ‹‹ ‹Erden kız Siyon seni hor görüyor,<br />Alay ediyor seninle.<br />Yeruşalim kızı ardından alayla baş sallıyor. 
12O 019:022 Sen kimi aşağıladın, kime küfrettin?<br />Kime sesini yükselttin?<br />İsrailin Kutsalına tepeden baktın! 
12O 019:023 Ulakların aracılığıyla Rabbi aşağıladın.<br />Bir sürü savaş arabamla dağların tepesine,<br />Lübnanın doruklarına çıktım, dedin.<br />Yüksek sedir ağaçlarını, seçme çamlarını kestim,<br />Lübnanın en iç noktalarına,<br />Gür ormanlarına ulaştım. 
12O 019:024 Yabancı ülkelerde kuyular kazdım, sular içtim,<br />Mısırın bütün kanallarını ayağımın tabanıyla kuruttum, dedin. 
12O 019:025 ‹‹ ‹Bütün bunları çoktan yaptığımı,<br />Çok önceden tasarladığımı duymadın mı?<br />Surlu kentleri enkaz yığınlarına çevirmeni<br />Şimdi ben gerçekleştirdim. 
12O 019:026 O kentlerde yaşayanların kolu kanadı kırıldı.<br />Yılgınlık ve utanç içindeydiler;<br />Kır otuna, körpe filizlere,<br />Damlarda büyümeden kavrulup giden ota döndüler. 
12O 019:027 Senin oturuşunu, kalkışını,<br />Ne zaman gidip geldiğini,<br />Bana nasıl öfkelendiğini biliyorum. 
12O 019:028 Bana duyduğun öfkeden,<br />Kulağıma erişen küstahlığından ötürü<br />Halkamı burnuna, gemimi ağzına takacak,<br />Seni geldiğin yoldan geri çevireceğim. 
12O 019:029 ‹‹ ‹Senin için belirti şu olacak, ey Hizkiya:<br />Bu yıl kendiliğinden yetişeni yiyeceksiniz,<br />İkinci yıl ise ardından biteni.<br />Üçüncü yıl ekip biçin,<br />Bağlar dikip ürününü yiyin. 
12O 019:030 Yahudalıların kurtulup sağ kalanları<br />Yine aşağıya doğru kök salacak,<br />Yukarıya doğru meyve verecek. 
12O 019:031 Çünkü sağ kalanlar Yeruşalimden,<br />Kurtulanlar Siyon Dağından çıkacak.<br />Her Şeye Egemen RABbin gayretiyle olacak bu.› 
12O 019:032 ‹‹Bundan dolayı RAB Asur Kralına ilişkin şöyle diyor:<br />‹Bu kente girmeyecek, ok atmayacak.<br />Kente kalkanla yaklaşmayacak,<br />Karşısında rampa kurmayacak. 
12O 019:033 Geldiği yoldan dönecek ve kente girmeyecek› diyor RAB, 
12O 019:034 ‹Kendim için ve kulum Davutun hatırı için<br />Bu kenti savunup kurtaracağım› diyor.›› 
12O 019:035 O gece RABbin meleği gidip Asur ordugahında yüz seksen beş bin kişiyi öldürdü. Ertesi sabah uyananlar salt cesetlerle karşılaştılar. 
12O 019:036 Bunun üzerine Asur Kralı Sanherib ordugahını bırakıp çekildi. Ninovaya döndü ve orada kaldı. 
12O 019:037 Bir gün ilahı Nisrok'un tapınağında tapınırken, oğullarından Adrammelek'le Şareser, onu kılıçla öldürüp Ararat ülkesine kaçtılar. Yerine oğlu Esarhaddon kral oldu. 
12O 020:001 O günlerde Hizkiya ölümcül bir hastalığa yakalandı. Amots oğlu Peygamber Yeşaya ona gidip şöyle dedi: ‹‹RAB diyor ki, ‹Ev işlerini düzene sok. Çünkü iyileşmeyecek, öleceksin.› ›› 
12O 020:002 Hizkiya yüzünü duvara dönüp RABbe yalvardı: 
12O 020:003 ‹‹Ya RAB, yürekten bir sadakatle önünde nasıl yaşadığımı, gözünde iyi olanı yaptığımı anımsa lütfen.›› Sonra acı acı ağlamaya başladı. 
12O 020:004 Yeşaya sarayın orta avlusundan çıkmadan önce RAB ona şöyle dedi: 
12O 020:005 ‹‹Geri dön ve halkımı yöneten Hizkiyaya şunu söyle: ‹Atan Davutun Tanrısı RAB diyor ki: Duanı işittim, gözyaşlarını gördüm, seni sağlığına kavuşturacağım. Üç gün içinde RABbin Tapınağına çıkacaksın. 
12O 020:006 Ömrünü on beş yıl daha uzatacağım. Seni de kenti de Asur Kralının elinden kurtaracağım. Kendim için ve kulum Davutun hatırı için bu kenti savunacağım.› ›› 
12O 020:007 Sonra Yeşaya, ‹‹İncir pestili getirin›› dedi. Getirip çıbanına koydular ve Hizkiya iyileşti. 
12O 020:008 Hizkiya Yeşayaya, ‹‹RABbin beni iyileştireceğine ve üç gün içinde RABbin Tapınağına çıkacağıma ilişkin belirti nedir?›› diye sormuştu. 
12O 020:009 Yeşaya şöyle karşılık vermişti: ‹‹RABbin verdiği sözü tutacağına ilişkin belirti şu olacak: Gölge on basamak uzasın mı, kısalsın mı?›› 
12O 020:010 Hizkiya, ‹‹Gölgenin on basamak uzaması kolaydır, on basamak kısalsın›› demişti. 
12O 020:011 Bunun üzerine Peygamber Yeşaya RABbe yakardı ve RAB Ahazın merdiveninden aşağı düşmüş olan gölgeyi on basamak kısaltmıştı. 
12O 020:012 O sırada Hizkiyanın hastalandığını duyan Baladan oğlu Babil Kralı Merodak-Baladan, ona mektuplarla birlikte bir armağan gönderdi. 
12O 020:013 Hizkiya elçileri kabul etti. Deposundaki bütün değerli eşyaları -altını, gümüşü, baharatı, değerli yağı, silah deposunu ve hazine odalarındaki her şeyi- elçilere gösterdi. Sarayında da krallığında da onlara göstermediği hiçbir şey kalmadı. 
12O 020:014 Peygamber Yeşaya Kral Hizkiyaya gidip, ‹‹Bu adamlar sana ne dediler, nereden gelmişler?›› diye sordu. Hizkiya, ‹‹Uzak bir ülkeden, Babilden gelmişler›› diye karşılık verdi. 
12O 020:015 Yeşaya, ‹‹Sarayında ne gördüler?›› diye sordu. Hizkiya, ‹‹Sarayımdaki her şeyi gördüler, hazinelerimde onlara göstermediğim hiçbir şey kalmadı›› diye yanıtladı. 
12O 020:016 Bunun üzerine Yeşaya şöyle dedi: ‹‹RABbin sözüne kulak ver. 
12O 020:017 RAB diyor ki, ‹Gün gelecek, sarayındaki her şey, atalarının bugüne kadar bütün biriktirdikleri Babile taşınacak. Hiçbir şey kalmayacak. 
12O 020:018 Soyundan gelen bazı çocuklar alınıp götürülecek, Babil Kralının sarayında hadım edilecek.› ›› 
12O 020:019 Hizkiya, ‹‹RABden ilettiğin bu söz iyi›› dedi. Çünkü, ‹‹Nasıl olsa yaşadığım sürece barış ve güvenlik olacak›› diye düşünüyordu. 
12O 020:020 Hizkiyanın krallığı dönemindeki öteki olaylar, bütün başarıları, bir havuz ve tünel yaparak suyu kente nasıl getirdiği, Yahuda krallarının tarihinde yazılıdır. 
12O 020:021 Hizkiya ölüp atalarına kavuşunca, yerine oğlu Manaşşe kral oldu. 
12O 021:001 Manaşşe on iki yaşında kral oldu ve Yeruşalimde elli beş yıl krallık yaptı. Annesinin adı Hefsivahtı. 
12O 021:002 RABbin İsrail halkının önünden kovmuş olduğu ulusların iğrenç törelerine uyarak RABbin gözünde kötü olanı yaptı. 
12O 021:003 Babası Hizkiyanın yok ettiği puta tapılan yerleri yeniden yaptırdı. İsrail Kralı Ahav gibi, Baal için sunaklar kurdu, Aşera putu yaptı. Gök cisimlerine taparak onlara kulluk etti. 
12O 021:004 RABbin, ‹‹Yeruşalimde bulunacağım›› dediği RABbin Tapınağında sunaklar kurdu. 
12O 021:005 Tapınağın iki avlusunda gök cisimlerine tapmak için sunaklar yaptırdı. 
12O 021:006 Oğlunu ateşte kurban etti; falcılık ve büyücülük yaptı. Medyumlara, ruh çağıranlara danıştı. RABbin gözünde çok kötülük yaparak Onu öfkelendirdi. 
12O 021:007 Manaşşe yaptırdığı Aşera putunu RABbin Tapınağına yerleştirdi. Oysa RAB tapınağa ilişkin Davutla oğlu Süleymana şöyle demişti: ‹‹Bu tapınakta ve İsrail oymaklarının yaşadığı kentler arasından seçtiğim Yeruşalimde adım sonsuza dek anılacak. 
12O 021:008 Buyruklarımı dikkatle yerine getirir ve kulum Musanın kendilerine verdiği Kutsal Yasayı tam uygularlarsa, İsrail halkının ayağını bir daha atalarına vermiş olduğum ülkenin dışına çıkarmayacağım.›› 
12O 021:009 Ama halk kulak asmadı. Manaşşe onları öylesine yoldan çıkardı ki, RABbin İsrail halkının önünde yok ettiği uluslardan daha çok kötülük yaptılar. 
12O 021:010 RAB, kulları peygamberler aracılığıyla şöyle dedi: 
12O 021:011 -12 99310 ‹‹Yahuda Kralı Manaşşe bu iğrenç işleri yaptığı, kendisinden önceki Amorlulardan daha çok kötülük ettiği, putlar dikerek Yahudalıları günaha sürüklediği için İsrailin Tanrısı RAB, ‹Yeruşalimin ve Yahudanın başına öyle bir felaket getireceğim ki, duyanların hepsi şaşkına dönecek› diyor, 
12O 021:013 ‹Samiriyeyi ve Ahavın soyunu nasıl cezalandırdımsa, Yeruşalimi cezalandırırken de aynı ölçü ipini, aynı çekülü kullanacağım. Bir adam tabağını nasıl temizler, silip yüzüstü kapatırsa, Yeruşalimi de öyle silip süpüreceğim. 
12O 021:014 Halkımdan sağ kalanları terk edeceğim ve düşmanlarının eline teslim edeceğim. Yeruşalim halkı yağmalanıp ganimet olarak götürülecek. 
12O 021:015 Çünkü gözümde kötü olanı yaptılar. Atalarının Mısırdan çıktığı günden bugüne kadar beni öfkelendirdiler.› ›› 
12O 021:016 Manaşşe RABbin gözünde kötü olanı yaparak Yahudalıları günaha sürüklemekle kalmadı, Yeruşalimi bir uçtan öbür uca dolduracak kadar çok sayıda suçsuzun kanını döktü. 
12O 021:017 Manaşşenin krallığı dönemindeki öteki olaylar, bütün yaptıkları ve işlediği günahlar Yahuda krallarının tarihinde yazılıdır. 
12O 021:018 Manaşşe ölüp atalarına kavuşunca, sarayının Uzza adındaki bahçesine gömüldü. Yerine oğlu Amon kral oldu. 
12O 021:019 Amon yirmi iki yaşında kral oldu ve Yeruşalimde iki yıl krallık yaptı. Annesi Yotvalı Harusun kızı Meşullemetti. 
12O 021:020 Amon da babası Manaşşe gibi RABbin gözünde kötü olanı yaptı. 
12O 021:021 Babasının yürüdüğü yollarda yürüdü, aynı putlara taptı ve hizmet etti. 
12O 021:022 Atalarının Tanrısı RABbi terk etti, Onun yolunda yürümedi. 
12O 021:023 Kral Amonun görevlileri düzen kurup onu sarayında öldürdüler. 
12O 021:024 Ülke halkı Amona düzen kuranların hepsini öldürdü. Yerine oğlu Yoşiyayı kral yaptı. 
12O 021:025 Amonun krallığı dönemindeki öteki olaylar ve yaptıkları Yahuda krallarının tarihinde yazılıdır. 
12O 021:026 Amon Uzza bahçesinde kendi mezarına gömüldü. Yerine oğlu Yoşiya kral oldu. 
12O 022:001 Yoşiya sekiz yaşında kral oldu ve Yeruşalimde otuz bir yıl krallık yaptı. Annesi Boskatlı Adayanın kızı Yedidaydı. 
12O 022:002 Yoşiya RABbin gözünde doğru olanı yaptı. Sağa sola sapmadan atası Davutun bütün yollarını izledi. 
12O 022:003 Kral Yoşiya, krallığının on sekizinci yılında Meşullam oğlu Asalya oğlu Yazman Şafanı RABbin Tapınağına gönderirken ona şöyle dedi: 
12O 022:004 ‹‹Başkâhin Hilkiyanın yanına çık. Kapı nöbetçilerinin halktan toplayıp RABbin Tapınağına getirdikleri paraları saysın. 
12O 022:005 -6 99500 RABbin Tapınağındaki işlerin başında bulunan denetçilere versin. Onlar da paraları RABbin Tapınağındaki çatlakları onaranlara, marangozlara, yapıcılara, duvarcılara ödesinler. Tapınağın onarımı için gerekli keresteyi, yontma taşı da bu parayla alsınlar. 
12O 022:007 Onlara verilen paranın hesabı sorulmasın, çünkü dürüstçe çalışıyorlar.›› 
12O 022:008 Başkâhin Hilkiya Yazman Şafana, ‹‹RABbin Tapınağında Yasa Kitabını buldum›› diyerek kitabı ona verdi. Şafan kitabı okudu. 
12O 022:009 Sonra krala giderek, ‹‹Görevlilerin tapınaktaki paraları alıp RABbin Tapınağındaki işlerin başında bulunan adamlara verdiler›› diye durumu bildirdi. 
12O 022:010 Ardından, ‹‹Kâhin Hilkiya bana bir kitap verdi›› diyerek kitabı krala okudu. 
12O 022:011 Kral Kutsal Yasadaki sözleri duyunca giysilerini yırttı. 
12O 022:012 Kâhin Hilkiyaya, Şafan oğlu Ahikama, Mikaya oğlu Akbora, Yazman Şafana ve kendi özel görevlisi Asayaya şöyle buyurdu: 
12O 022:013 ‹‹Gidin, bulunan bu kitabın sözleri hakkında benim için de, bütün Yahuda halkı için de RABbe danışın. RABbin bize karşı alevlenen öfkesi büyüktür. Çünkü atalarımız bu kitabın sözlerine kulak asmadılar, bizler için yazılan bu sözlere uymadılar.›› 
12O 022:014 Kâhin Hilkiya, Ahikam, Akbor, Şafan ve Asaya varıp tapınaktaki giysilerin nöbetçisi Harhas oğlu Tikva oğlu Şallumun karısı Peygamber Huldaya danıştılar. Hulda Yeruşalimde, İkinci Mahallede oturuyordu. 
12O 022:015 Hulda onlara şöyle dedi: ‹‹İsrailin Tanrısı RAB, ‹Sizi bana gönderen adama şunları söyleyin› diyor: 
12O 022:016 ‹Yahuda Kralının okuduğu kitapta yazılı olduğu gibi, buraya da, burada yaşayan halkın başına da felaket getireceğim. 
12O 022:017 Beni terk ettikleri, elleriyle yaptıkları başka ilahlara buhur yakıp beni kızdırdıkları için buraya karşı öfkem alevlenecek ve sönmeyecek.› 
12O 022:018 ‹‹RABbe danışmak için sizi gönderen Yahuda Kralına şöyle deyin: ‹İsrailin Tanrısı RAB duyduğun sözlere ilişkin diyor ki: 
12O 022:019 Madem yıkılıp lanetle anılacak olan burası ve burada yaşayanlarla ilgili sözlerimi duyunca yüreğin yumuşadı, önümde kendini alçalttın, giysilerini yırtıp huzurumda ağladın, ben de yalvarışını işittim. 
12O 022:020 Seni atalarına kavuşturacağım, esenlik içinde mezarına gömüleceksin. Buraya getireceğim büyük felaketi görmeyeceksin.› ›› Hilkiya ile yanındakiler bu sözleri krala ilettiler. 
12O 023:001 Kral Yoşiya haber gönderip Yahuda ve Yeruşalimin bütün ileri gelenlerini yanına topladı. 
12O 023:002 Sonra Yahudalılar, Yeruşalimde yaşayanlar, kâhinler, peygamberler, büyük küçük herkesle birlikte RABbin Tapınağına çıktı. RABbin Tapınağında bulunmuş olan Antlaşma Kitabını baştan sona kadar herkesin duyacağı biçimde okudu. 
12O 023:003 Sütunun yanında durarak RABbin yolunu izleyeceğine, buyruklarını, öğütlerini, kurallarını candan ve yürekten uygulayacağına, bu kitapta yazılı antlaşmanın koşullarını yerine getireceğine ilişkin RABbin huzurunda antlaşma yaptı. Bütün halk bu antlaşmayı onayladı. 
12O 023:004 Kral Yoşiya Baal, Aşera ve gök cisimleri için yapılmış olan bütün eşyaları RABbin Tapınağından çıkarmak üzere Başkâhin Hilkiyaya, kâhin yardımcılarına ve kapı nöbetçilerine buyruk verdi. Bunları Yeruşalimin dışına çıkarıp Kidron Vadisinde yaktı, küllerini Beytele götürdü. 
12O 023:005 Yahuda krallarının kentlerde ve Yeruşalimin çevresindeki tapınma yerlerinde buhur yaksınlar diye atamış olduğu putperest kâhinleri, Baala, güneşe, aya, takımyıldızlara -bütün gök cisimlerine- buhur yakanları ortadan kaldırdı. 
12O 023:006 Aşera putunu RABbin Tapınağından çıkarıp Yeruşalimin dışında Kidron Vadisinde yaktı, ezip toza çevirdi. Bu tozu sıradan halkın mezarlarına serpti. 
12O 023:007 Fuhuş yapan kadın ve erkeklerin RABbin Tapınağı alanındaki odalarını yıktı. Kadınlar orada Aşera için kumaş dokurlardı. 
12O 023:008 Yoşiya Yahuda kentlerinden bütün kâhinleri getirtti. Gevadan Beer-Şevaya kadar kâhinlerin buhur yaktıkları tapınma yerlerini kirletti. Adını kent yöneticisinden alan Yeşu Kapısının girişinde, kentin ana kapısının solunda kalan kapılardaki tapınma yerlerini de yıktı. 
12O 023:009 Tapınma yerlerinin kâhinleri, Yeruşalimdeki RABbin sunağına çıkmaz, ancak öbür kâhinlerle birlikte mayasız ekmek yerlerdi. 
12O 023:010 Yoşiya, kimse oğlunu ya da kızını ilah Molek için ateşte kurban etmesin diye, Ben-Hinnom Vadisindeki Tofeti kirletti. 
12O 023:011 Yahuda krallarının güneşe adamış olduğu atları RABbin Tapınağının girişinden kaldırdı. Atlar tapınağın avlusunda, hadım Natan-Melekin odasının yanındaydı. Yoşiya güneşe adanmış savaş arabalarını da ateşe verdi. 
12O 023:012 Ahazın yukarı odasının damında Yahuda krallarının yaptırdığı sunakları da, RABbin Tapınağının iki avlusunda Manaşşenin yaptırdığı sunakları da yıktı; onları kırıp parçalayarak tozlarını Kidron Vadisine saçtı. 
12O 023:013 Yeruşalimin doğusunda, Yıkım Dağının güneyinde İsrail Kralı Süleymanın Saydalıların iğrenç putu Aştoret, Moavlıların iğrenç putu Kemoş ve Ammonluların iğrenç putu Molek için yaptırmış olduğu tapınma yerlerini kirletti. 
12O 023:014 Dikili taşları, Aşera putlarını parçaladı; yerlerini insan kemikleriyle doldurdu. 
12O 023:015 Bundan başka İsraili günaha sürükleyen Nevat oğlu Yarovamın yaptırdığı Beyteldeki tapınma yerini ve sunağı bile yıktı. Tapınma yerini ateşe verip toz duman etti. Aşera putunu yaktı. 
12O 023:016 Yoşiya çevresine bakındı. Tepedeki mezarları görünce, adamlarını gönderip mezarlardaki kemikleri çıkarttı. Olacakları önceden bildiren Tanrı adamının açıkladığı RABbin sözü uyarınca, kemikleri sunağın üzerinde yakarak sunağı kirletti. 
12O 023:017 Kral, ‹‹Orada görünen anıt nedir?›› diye sordu. Kent halkı, ‹‹Orası Yahudadan gelen ve senin Beyteldeki sunağa yaptıklarını bildiren Tanrı adamının mezarıdır›› diye yanıtladı. 
12O 023:018 Kral, ‹‹Ona dokunmayın›› dedi, ‹‹Kimse onun kemiklerini rahatsız etmesin.›› Böylece Tanrı adamının kemiklerine de, Samiriyeden gelmiş olan peygamberin kemiklerine de dokunmadılar. 
12O 023:019 Yoşiya Beytelde yaptığı gibi, İsrail krallarının Samiriye kentlerinde yaptırdığı RABbi öfkelendiren tapınma yerlerindeki bütün yapıları ortadan kaldırdı. 
12O 023:020 O kentlerdeki tapınma yerlerinin bütün kâhinlerini sunakların üzerinde kurban etti. Sunakların üzerinde insan kemikleri yaktıktan sonra Yeruşalime döndü. 
12O 023:021 Kral, ‹‹Tanrınız RAB için Fısıh Bayramını bu Antlaşma Kitabında yazılanlara uygun biçimde kutlayın›› diye halka buyruk verdi. 
12O 023:022 İsraile önderlik etmiş olan hakimler döneminden bu yana, ne İsrail, ne de Yahuda kralları döneminde, böyle bir Fısıh Bayramı kutlanmamıştı. 
12O 023:023 RAB için düzenlenen bu Fısıh Bayramı Kral Yoşiyanın krallığının on sekizinci yılında Yeruşalimde kutlandı. 
12O 023:024 Bundan başka Yoşiya, Kâhin Hilkiyanın RABbin Tapınağında bulduğu kitapta yazılı yasanın ilkelerini yerine getirmek amacıyla, cincileri, ruhçuları, aile putlarını, öteki putları, ayrıca Yahuda ve Yeruşalimde görülen bütün iğrençlikleri silip süpürdü. 
12O 023:025 Ne ondan önce, ne de sonra onun gibi candan ve yürekten var gücüyle RABbe yönelen ve Musanın yasasına uyan bir kral çıktı. 
12O 023:026 Oysa Manaşşe işlediği suçlarla RABbi öyle öfkelendirmişti ki, RAB Yahudaya karşı alevlenen öfkesinden vazgeçmedi 
12O 023:027 ve ‹‹İsraili nasıl huzurumdan attımsa, Yahudayı da öyle atacağım›› dedi, ‹‹Seçtiğim bu kenti, Yeruşalimi ve ‹Orada bulunacağım› dediğim tapınağı kendimden uzaklaştıracağım.›› 
12O 023:028 Yoşiyanın krallığı dönemindeki öteki olaylar ve bütün yaptıkları Yahuda krallarının tarihinde yazılıdır. 
12O 023:029 Yoşiyanın krallığı sırasında Mısır Firavunu Neko Asur Kralına yardım etmek üzere Fırata doğru yola çıktı. Kral Yoşiya da Nekonun üzerine yürüdü. Megiddoda karşılaştılar. Neko Yoşiyayı öldürdü. 
12O 023:030 Görevlileri Yoşiyanın cesedini savaş arabasıyla Megiddodan Yeruşalime getirip mezarına gömdüler. Yahuda halkı Yoşiyanın oğlu Yehoahazı meshederek babasının yerine kral yaptı. 
12O 023:031 Yehoahaz yirmi üç yaşında kral oldu ve Yeruşalimde üç ay krallık yaptı. Annesi Livnalı Yeremyanın kızı Hamutaldı. 
12O 023:032 Yehoahaz ataları gibi RABbin gözünde kötü olanı yaptı. 
12O 023:033 Yeruşalimde krallık yapmasın diye, Firavun Neko, Hama ülkesinde, Rivlada Yehoahazı zincire vurdu. Ülke halkını yüz talant gümüş ve bir talant altın ödemekle yükümlü kıldı. 
12O 023:034 Firavun Neko Yoşiyanın oğlu Elyakimi babasının yerine kral yaptı ve adını değiştirip Yehoyakim koydu. Sonra Yehoahazı alıp Mısıra döndü. Yehoahaz orada öldü. 
12O 023:035 Yehoyakim firavunun istediği altın ve gümüşü ödedi. Bu parayı bulmak için firavunun buyruğuna uyarak ülkeyi vergiye bağladı. Firavun Nekoya verilmek üzere Yahuda halkından herkesin gücü oranında altın ve gümüş topladı. 
12O 023:036 Yehoyakim yirmi beş yaşında kral oldu ve Yeruşalimde on bir yıl krallık yaptı. Annesi Rumalı Pedayanın kızı Zevudaydı. 
12O 023:037 Yehoyakim ataları gibi RAB'bin gözünde kötü olanı yaptı. 
12O 024:001 Yahuda Kralı Yehoyakimin krallığı döneminde Babil Kralı Nebukadnessar Yahudaya saldırdı. Yehoyakim üç yıl ona boyun eğdiyse de sonradan fikrini değiştirerek Nebukadnessara başkaldırdı. 
12O 024:002 RAB, kulları peygamberler aracılığıyla söylediği söz uyarınca, Yahudayı yok etmek üzere Kildani, Aramlı, Moavlı ve Ammonlu akıncıları ona karşı gönderdi. 
12O 024:003 -4 100040 Bütün bunlar RABbin buyruğuyla Yahudalıların başına geldi. Manaşşenin işlediği bütün günahlar, döktüğü suçsuz kan yüzünden RAB Yahudalıları huzurundan atmak istedi. Çünkü Manaşşe Yeruşalimi suçsuzların kanıyla doldurmuştu ve RAB bunu bağışlamak niyetinde değildi. 
12O 024:005 Yehoyakimin krallığı dönemindeki öteki olaylar ve bütün yaptıkları Yahuda krallarının tarihinde yazılıdır. 
12O 024:006 Yehoyakim ölüp atalarına kavuşunca, yerine oğlu Yehoyakin kral oldu. 
12O 024:007 Mısır Kralı bir daha ülkesinden dışarı çıkamadı. Çünkü Babil Kralı Mısır Vadisinden Fırata kadar daha önce Mısır Firavununa ait olan bütün toprakları ele geçirmişti. 
12O 024:008 Yehoyakin on sekiz yaşında kral oldu ve Yeruşalimde üç ay krallık yaptı. Annesi Yeruşalimli Elnatanın kızı Nehuştaydı. 
12O 024:009 O da babası gibi RABbin gözünde kötü olanı yaptı. 
12O 024:010 O sırada Babil Kralı Nebukadnessarın askerleri Yeruşalimin üzerine yürüyüp kenti kuşattı. 
12O 024:011 Kuşatma sürerken Nebukadnessar geldi. 
12O 024:012 Yahuda Kralı Yehoyakin, annesi, görevlileri, yöneticileri ve hadımlarıyla birlikte, Nebukadnessara teslim oldu. Babil Kralı krallığının sekizinci yılında Yehoyakini tutsak etti. 
12O 024:013 RABbin sözü uyarınca, Nebukadnessar RABbin Tapınağının ve kral sarayının bütün hazinelerini boşalttı, İsrail Kralı Süleymanın RABbin Tapınağı için yaptırdığı altın eşyaların tümünü parçaladı. 
12O 024:014 Bütün Yeruşalim halkını, komutanları, yiğit savaşçıları, zanaatçıları, demircileri, toplam on bin kişiyi sürgün etti. Yahuda halkının en yoksul kesimi dışında kimse kalmadı. 
12O 024:015 -16 100150 Babil Kralı Nebukadnessar Yehoyakini tutsak olarak Babile götürdü. Onunla birlikte annesini, karılarını, hadımlarını ve ülkenin ileri gelenlerini de Yeruşalimden Babile sürdü. Ayrıca yedi bin deneyimli yiğit savaşçıyı ve bin zanaatçıyla demirciyi Babile sürgün etti. 
12O 024:017 Yehoyakinin yerine amcası Mattanyayı kral yaptı ve adını değiştirip Sidkiya koydu. 
12O 024:018 Sidkiya yirmi bir yaşında kral oldu ve Yeruşalimde on bir yıl krallık yaptı. Annesi Livnalı Yeremyanın kızı Hamutaldı. 
12O 024:019 Yehoyakim gibi Sidkiya da RABbin gözünde kötü olanı yaptı. 
12O 024:020 RAB Yeruşalim'le Yahuda'ya öfkelendiği için onları huzurundan attı. Sidkiya Babil Kralı'na karşı ayaklandı. 
12O 025:001 Sidkiyanın krallığının dokuzuncu yılında, onuncu ayın onuncu günü, Babil Kralı Nebukadnessar bütün ordusuyla Yeruşalim önlerine gelip ordugah kurdu. Kentin çevresine rampa yaptılar. 
12O 025:002 Kral Sidkiyanın krallığının on birinci yılına kadar kent kuşatma altında kaldı. 
12O 025:003 Dördüncü ayın dokuzuncu günü kentte kıtlık öyle şiddetlendi ki, halk bir lokma ekmek bulamaz oldu. 
12O 025:004 Sonunda kentin surlarında bir gedik açıldı. Kildaniler kenti çepeçevre kuşatmış olmasına karşın, bütün askerler gece kral bahçesinin yolundan iki duvarın arasındaki kapıdan kaçarak Arava yoluna çıktılar. 
12O 025:005 Ama Kildani ordusu kralın ardına düşerek Eriha ovalarında ona yetişti. Sidkiyanın bütün ordusu dağıldı. 
12O 025:006 Kral Sidkiya yakalanıp Rivlada Babil Kralının huzuruna çıkarıldı ve hakkında karar verildi. 
12O 025:007 Sidkiyanın gözü önünde oğullarını öldürdüler; kendisinin de gözlerini oydular, zincire vurup Babile götürdüler. 
12O 025:008 Babil Kralı Nebukadnessarın krallığının on dokuzuncu yılında, beşinci ayın yedinci günü muhafız birliği komutanı, Babil Kralının görevlisi Nebuzaradan Yeruşalime girdi. 
12O 025:009 RABbin Tapınağını, sarayı ve Yeruşalimdeki bütün evleri ateşe verip önemli yapıları yaktı. 
12O 025:010 Muhafız birliği komutanı önderliğindeki Kildani ordusu Yeruşalimi çevreleyen surları yıktı. 
12O 025:011 Komutan Nebuzaradan kentte sağ kalanları, Babil Kralının safına geçen kaçakları ve geri kalan halkı sürgün etti. 
12O 025:012 Ancak bağcılık, çiftçilik yapsınlar diye bazı yoksulları orada bıraktı. 
12O 025:013 Kildaniler RABbin Tapınağındaki tunç sütunları, ayaklıkları, tunç havuzu parçalayıp tunçları Babile götürdüler. 
12O 025:014 Tapınak törenlerinde kullanılan kovaları, kürekleri, fitil maşalarını, tabakları, bütün tunç eşyaları aldılar. 
12O 025:015 Muhafız birliği komutanı saf altın ve gümüş buhurdanları, çanakları alıp götürdü. 
12O 025:016 RABbin Tapınağı için Süleymanın yaptırmış olduğu iki sütun, havuz ve ayaklıklar için hesapsız tunç harcanmıştı. 
12O 025:017 Her sütun on sekiz arşınfı yüksekliğindeydi, üzerlerinde tunç birer başlık vardı. Başlığın yüksekliği üç arşındı, çevresi tunçtan ağ ve nar motifleriyle bezenmişti. Öbür sütun da ağ motifleriyle süslenmişti ve ötekine benziyordu. 
12O 025:018 Muhafız birliği komutanı Nebuzaradan Başkâhin Serayayı, Başkâhin Yardımcısı Sefanyayı ve üç kapı nöbetçisini tutsak aldı. 
12O 025:019 Kentte kalan askerlerin komutanını, kralın beş danışmanını, ayrıca ülke halkını askere yazan ordu komutanının yazmanını ve ülke halkından kentte bulunan altmış kişiyi tutsak etti. 
12O 025:020 Hepsini Rivlaya, Babil Kralının yanına götürdü. 
12O 025:021 Babil Kralı Hama ülkesinde, Rivlada onları idam etti. Böylece Yahuda halkı ülkesinden sürülmüş oldu. 
12O 025:022 Babil Kralı Nebukadnessar Yahudada kalan halkın üzerine Şafan oğlu Ahikam oğlu Gedalyayı vali atadı. 
12O 025:023 Ordu komutanlarıyla adamları, Babil Kralının Gedalyayı vali atadığını duyunca, Mispaya, Gedalyanın yanına geldiler. Gelenler Netanya oğlu İsmail, Kareah oğlu Yohanan, Netofalı Tanhumet oğlu Seraya, Maakalı oğlu Yaazanya ve adamlarıydı. 
12O 025:024 Gedalya onlara ve adamlarına ant içerek, ‹‹Kildani yetkililerden korkmayın›› dedi, ‹‹Ülkeye yerleşip Babil Kralına hizmet edin. Böylesi sizin için daha iyi olur.›› 
12O 025:025 O yılın yedinci ayında kral soyundan Elişama oğlu Netanya oğlu İsmail on adamıyla birlikte Mispaya gidip Gedalyayı öldürdü. Ayrıca, Gedalyayı destekleyen Yahudileri ve Kildanileri de kılıçtan geçirdi. 
12O 025:026 Bunun üzerine büyük küçük bütün halk ordu komutanlarıyla birlikte Mısıra kaçtı. Çünkü Kildanilerden korkuyorlardı. 
12O 025:027 Yahuda Kralı Yehoyakinin sürgündeki otuz yedinci yılı Evil-Merodak Babil Kralı oldu. Evil-Merodak o yılın on ikinci ayının yirmi yedinci günü, Yahuda Kralı Yehoyakini cezaevinden çıkardı. 
12O 025:028 Kendisiyle tatlı tatlı konuştu ve ona Babildeki öteki sürgün krallardan daha üstün bir yer verdi. 
12O 025:029 Yehoyakin cezaevi giysilerini üstünden çıkardı. Yaşadığı sürece Babil Kralının sofrasında yer aldı. 
12O 025:030 Yaşamı boyunca kral tarafından günlük yiyeceği sürekli karşılandı. 
13O 001:001 Adem, Şit, Enoş, 
13O 001:002 Kenan, Mahalalel, Yeret, 
13O 001:003 Hanok, Metuşelah, Lemek, 
13O 001:004 Nuh. Nuhun oğulları: Sam, Ham, Yafet. metinde geçmemektedir. 
13O 001:005 Yafetin oğulları: Gomer, Magog, Meday, Yâvan, Tuval, Meşek, Tiras. 
13O 001:006 Gomerin oğulları: Aşkenaz, Difat, Togarma. 
13O 001:007 Yâvanın oğulları: Elişa, Tarşiş, Kittim, Rodanim. 
13O 001:008 Hamın oğulları: Kûş, Misrayim, Pût, Kenan. 
13O 001:009 Kûşun oğulları: Seva, Havila, Savta, Raama, Savteka. Raamanın oğulları: Şeva, Dedan. 
13O 001:010 Kûşun Nemrut adında bir oğlu oldu. Yiğitliğiyle yeryüzüne ün saldı. 
13O 001:011 -12 100600 Misrayim Ludluların, Anamlıların, Lehavlıların, Maftuhluların, Patrusluların, Filistlilerin ataları olan Kasluhluların ve Kaftorluların atasıydı. 
13O 001:013 -16 100610 Kenan ilk oğlu Sidonun babası ve Hititlerin, Yevusluların, Amorluların, Girgaşlıların, Hivlilerin, Arklıların, Sinlilerin, Arvatlıların, Semarlıların, Hamalıların atasıydı. 
13O 001:017 Samın oğulları: Elam, Asur, Arpakşat, Lud, Aram, Ûs, Hul, Geter, Meşek. 
13O 001:018 Arpakşat Şelahın babasıydı. Şelahtan Ever oldu. 
13O 001:019 Everin iki oğlu oldu. Birinin adı Pelektifç, çünkü yeryüzündeki insanlar onun yaşadığı dönemde bölündü. Kardeşinin adı Yoktandı. Septuaginta ‹‹Arpakşat Kenanın babasıydı, Kenan Şelahın babasıydı.›› 
13O 001:020 -23 100650 Yoktan Almodatın, Şelefin, Hasarmavetin, Yerahın, Hadoramın, Uzalın, Diklanın, Evalın, Avimaelin, Şevanın, Ofirin, Havilanın, Yovavın atasıydı. Bunların hepsi Yoktanın soyundandı. 
13O 001:024 Sam, Arpakşat, Şelah, 
13O 001:025 Ever, Pelek, Reu, 
13O 001:026 Seruk, Nahor, Terah, 
13O 001:027 Avram -İbrahim-. 
13O 001:028 İbrahimin oğulları: İshak, İsmail. 
13O 001:029 İsmailoğullarının soyu: İsmailin ilk oğlu Nevayot. Sonra Kedar, Adbeel, Mivsam, 
13O 001:030 Mişma, Duma, Massa, Hadat, Tema, 
13O 001:031 Yetur, Nafiş, Kedema gelir. Bunlar İsmailin oğullarıydı. 
13O 001:032 İbrahimin cariyesi Keturanın oğulları: Zimran, Yokşan, Medan, Midyan, Yişbak, Şuah. Yokşanın oğulları: Şeva, Dedan. 
13O 001:033 Midyanın oğulları: Efa, Efer, Hanok, Avida, Eldaa. Bunların hepsi Keturanın soyundandı. 
13O 001:034 İshak İbrahimin oğluydu. İshakın oğulları: Esav, İsrail. 
13O 001:035 Esavın oğulları: Elifaz, Reuel, Yeuş, Yalam, Korah. 
13O 001:036 Elifazın oğulları: Teman, Omar, Sefi, Gatam, Kenaz ve Timnadan doğan Amalek. Masoretik metin ‹‹Timna ve Amalek›› (bkz. Yar.36:12). 
13O 001:037 Reuelin oğulları: Nahat, Zerah, Şamma, Mizza. 
13O 001:038 Seirin oğulları: Lotan, Şoval, Sivon, Âna, Dişon, Eser, Dişan. 
13O 001:039 Lotanın oğulları: Hori, Homam. Timna Lotanın kızkardeşiydi. 
13O 001:040 Şovalın oğulları: Alyan, Manahat, Eval, Şefi, Onam. Sivonun oğulları: Aya, Âna. 
13O 001:041 Ânanın oğlu: Dişon. Dişonun oğulları: Hamran, Eşban, Yitran, Keran. 
13O 001:042 Eserin oğulları: Bilhan, Zaavan, Yaakan. Dişanın oğulları şunlardı: Ûs, Aran. 
13O 001:043 İsraillileri yöneten bir kralın olmadığı dönemde, Edomu şu krallar yönetti: Beor oğlu Bala. Kentinin adı Dinhavaydı. 
13O 001:044 Bala ölünce, yerine Bosralı Zerah oğlu Yovav geçti. 
13O 001:045 Yovav ölünce, Temanlılar ülkesinden Huşam kral oldu. 
13O 001:046 Huşam ölünce, Midyanı Moav kırlarında bozguna uğratan Bedat oğlu Hadat kral oldu. Kentinin adı Avitti. 
13O 001:047 Hadat ölünce, yerine Masrekalı Samla geçti. 
13O 001:048 Samla ölünce, yerine Rehovot-Hannaharlı Şaul geçti. 
13O 001:049 Şaul ölünce, yerine Akbor oğlu Baal-Hanan geçti. 
13O 001:050 Baal-Hanan ölünce, yerine Hadat geçti. Kentinin adı Paiydi. Karısı, Me-Zahav kızı Matretin kızı Mehetaveldi. 
13O 001:051 Sonunda Hadat da öldü. Edom beyleri şunlardı: Timna, Alva, Yetet, 
13O 001:052 Oholivama, Ela, Pinon, 
13O 001:053 Kenaz, Teman, Mivsar, 
13O 001:054 Magdiel, İram. Edom beyleri bunlardı. 
13O 002:001 İsrailin oğulları şunlardır: Ruben, Şimon, Levi, Yahuda, İssakar, Zevulun, 
13O 002:002 Dan, Yusuf, Benyamin, Naftali, Gad, Aşer. 
13O 002:003 Yahudanın oğulları: Er, Onan, Şela. Bu üç oğulu Yahudaya Kenanlı Şuanın kızı doğurdu. Yahudanın ilk oğlu Er, RABbin gözünde kötüydü. Bu yüzden RAB onu öldürdü. 
13O 002:004 Yahudanın gelini Tamar ona Peres ve Zerahı doğurdu. Yahudanın toplam beş oğlu vardı. 
13O 002:005 Peresin oğulları: Hesron, Hamul. 
13O 002:006 Zerahoğulları: Zimri, Etan, Heman, Kalkol, Darda. Toplam beş kişiydi. 
13O 002:007 Karminin oğlu: Yok edilmeye adanmış eşyalar konusunda RABbe ihanet etmekle İsraili yıkıma sürükleyen Akan. 
13O 002:008 Etamın oğlu: Azarya. 
13O 002:009 Hesronun oğulları: Yerahmeel, Ram, Kalev. 
13O 002:010 Amminadav Ramın oğluydu.<br />Yahudalıların önderi Nahşon Amminadavın oğluydu. 
13O 002:011 Salma Nahşonun oğluydu.<br />Boaz Salmanın, 
13O 002:012 Ovet Boazın,<br />İşay Ovetin oğluydu. 
13O 002:013 İşayın yedi oğlu oldu: Birincisi Eliav, ikincisi Avinadav, üçüncüsü Şima, 
13O 002:014 dördüncüsü Netanel, beşincisi Radday, 
13O 002:015 altıncısı Osem, yedincisi Davut. 
13O 002:016 Kızkardeşleri Seruya ile Avigayildi. Seruyanın üç oğlu vardı: Avişay, Yoav, Asahel. 
13O 002:017 İsmaili Yeterle evlenen Avigayil Amasayı doğurdu. 
13O 002:018 Hesron oğlu Kalevin, karısı Azuvadan ve Yeriottan oğulları oldu. Karısından doğan oğullar şunlardır: Yeşer, Şovav, Ardon. 
13O 002:019 Azuva ölünce, Kalev kendisine Huru doğuran Efratla evlendi. 
13O 002:020 Uri Hurun oğluydu,<br />Besalel Urinin oğluydu. 
13O 002:021 Daha sonra Hesron, Gilatın babası Makirin kızıyla yattı. Altmış yaşındayken evlendiği bu kadın ona Seguvu doğurdu. 
13O 002:022 Yair Seguvun oğluydu; Gilat ülkesinde yirmi üç kenti vardı. 
13O 002:023 Ama Geşurla Aram Havvot-Yairi ve Kenat ile çevresindeki köyleri, toplam altmış kenti ele geçirdiler. Buralarda yaşayan bütün halk Gilatın babası Makirin soyundandı. 
13O 002:024 Hesron Kalev-Efratada öldükten sonra, karısı Aviya Tekoanın kurucusu olan Aşhuru doğurdu. gelir. 
13O 002:025 Hesronun ilk oğlu Yerahmeelin oğulları: İlk oğlu Ram, Buna, Oren, Osem, Ahiya. 
13O 002:026 Yerahmeelin Atara adında başka bir karısı vardı; O da Onamın annesiydi. 
13O 002:027 Yerahmeelin ilk oğlu Ramın oğulları: Maas, Yamin, Eker. 
13O 002:028 Onamın oğulları: Şammay, Yada. Şammayın oğulları: Nadav, Avişur. 
13O 002:029 Avişurun Avihayil adında bir karısı vardı; ona Ahbanı ve Moliti doğurdu. 
13O 002:030 Nadavın oğulları: Selet, Appayim. Selet çocuksuz öldü. 
13O 002:031 Appayimin oğlu: Yişi. Yişinin oğlu: Şeşan. Şeşanın oğlu: Ahlay. 
13O 002:032 Şammayın kardeşi Yadanın oğulları: Yeter ve Yonatan. Yeter çocuksuz öldü. 
13O 002:033 Yonatanın oğulları: Pelet, Zaza. Bunlar Yerahmeelin soyundan geliyordu. 
13O 002:034 Şeşanın oğlu olmadıysa da kızları vardı. Şeşanın Yarha adında Mısırlı bir uşağı vardı. 
13O 002:035 Şeşan kızını uşağı Yarhayla evlendirdi. Kadın ona Attayı doğurdu. 
13O 002:036 Natan Attayın oğluydu.<br />Zavat Natanın, 
13O 002:037 Eflal Zavatın,<br />Ovet Eflalın, 
13O 002:038 Yehu Ovetin,<br />Azarya Yehunun, 
13O 002:039 Heles Azaryanın,<br />Elasa Helesin, 
13O 002:040 Sismay Elasanın,<br />Şallum Sismayın, 
13O 002:041 Yekamya Şallumun,<br />Elişama Yekamyanın oğluydu. 
13O 002:042 Yerahmeelin kardeşi Kalevin oğulları: İlk oğlu Zifin kurucusu Meşa ve Hevronun kurucusu Meraşa. 
13O 002:043 Hevronun oğulları: Korah, Tappuah, Rekem, Şema. 
13O 002:044 Raham Şemanın oğluydu.<br />Yorkoam Rahamın,<br />Şammay Rekemin, 
13O 002:045 Maon Şammayın oğluydu. Beytsurun kurucusu Maondu. 
13O 002:046 Kalevin cariyesi Efa ona Haranı, Mosayı ve Gazezi doğurdu. Gazez Haranın oğluydu. 
13O 002:047 Yahdayın oğulları: Regem, Yotam, Geşan, Pelet, Efa, Şaaf. 
13O 002:048 Kalevin öbür cariyesi Maaka ona Şeveri ve Tirhanayı doğurdu. 
13O 002:049 Maaka Madmannanın kurucusu Şaafı, Makbena ve Givanın kurucusu Şevayı da doğurdu. Kalevin Aksa adında bir de kızı oldu. 
13O 002:050 Kalevin soyundan gelenler: Efratın ilk oğlu Hurun oğulları:<br />Kiryat-Yearimin kurucusu Şoval, 
13O 002:051 Beytlehemin kurucusu Salma,<br />Beytgaderin kurucusu Haref. 
13O 002:052 Kiryat-Yearimin kurucusu Şoval, Haroelilerin ve Menuhotta yaşayan halkın yarısının atasıydı. 
13O 002:053 Kiryat-Yearimin boyları: Yeterliler, Pûtlular, Şumatlılar, Mişralılar. Soralılarla Eştaollular da bu boyların soyundan geldi. 
13O 002:054 Salmanın soyundan gelenler: Beytlehemliler, Netofalılar, Atrot-Beytyoavlılar, Manahatlıların yarısı ve Sorlular. 
13O 002:055 Yabes'te yaşayan yazmanların boyları: Tiratlılar, Şimatlılar, Sukatlılar. Bunlar Rekav halkının atası Hammat'ın soyundan gelen Kenliler'dir. 
13O 003:001 Davutun Hevronda doğan oğulları şunlardı: İlk oğlu Yizreelli Ahinoamdan Amnon, ikincisi Karmelli Avigayilden Daniel, 
13O 003:002 üçüncüsü Geşur Kralı Talmayın kızı Maakadan Avşalom, dördüncüsü Hagitten Adoniya, 
13O 003:003 beşincisi Avitaldan Şefatya, altıncısı karısı Egladan Yitream. 
13O 003:004 Davutun bu altı oğlu Hevronda doğdular. Davut orada yedi yıl altı ay, Yeruşalimde de otuz üç yıl krallık yaptı. 
13O 003:005 Davutun Yeruşalimde doğan oğulları: Şima, Şovav, Natan, Süleyman. Bu dördü Ammielin kızı Bat-Şevadan doğdular. 
13O 003:006 Öbür oğulları: Yivhar, Elişama, Elifelet, 
13O 003:007 Nogah, Nefek, Yafia, 
13O 003:008 Elişama, Elyada, Elifelet. Toplam dokuz kişiydiler. 
13O 003:009 Bütün bunlar, Davutun cariyelerinden doğanlar dışındaki oğullarıydı. Tamar onların kızkardeşidir. 
13O 003:010 Rehavam Süleymanın oğluydu.<br />Aviya Rehavamın,<br />Asa Aviyanın,<br />Yehoşafat Asanın, 
13O 003:011 Yehoram Yehoşafatın,<br />Ahazya Yehoramın,<br />Yoaş Ahazyanın, 
13O 003:012 Amatsya Yoaşın,<br />Azarya Amatsyanın,<br />Yotam Azaryanın, 
13O 003:013 Ahaz Yotamın,<br />Hizkiya Ahazın,<br />Manaşşe Hizkiyanın, 
13O 003:014 Amon Manaşşenin,<br />Yoşiya Amonun oğluydu. 
13O 003:015 Yoşiyanın oğulları:<br />İlk oğlu Yohanan,<br />İkincisi Yehoyakim,<br />Üçüncüsü Sidkiya,<br />Dördüncüsü Şallum. 
13O 003:016 Yehoyakimin oğulları: Yehoyakin ve Sidkiya. 
13O 003:017 Sürgün edilen Yehoyakinin torunları: Şealtiel, 
13O 003:018 Malkiram, Pedaya, Şenassar, Yekamya, Hoşama, Nedavya. 
13O 003:019 Pedayanın oğulları: Zerubbabil, Şimi. Zerubbabilin çocukları: Meşullam, Hananya ve kızkardeşleri Şelomit. 
13O 003:020 Zerubbabilin beş oğlu daha vardı: Haşuva, Ohel, Berekya, Hasadya, Yuşav-Heset. 
13O 003:021 Hananyanın oğulları: Pelatya, Yeşaya.<br />Yeşaya Refayanın,<br />Refaya Arnanın,<br />Arnan Ovadyanın,<br />Ovadya Şekanyanın babasıydı. 
13O 003:022 Şekanyanın oğlu: Şemaya. Şemayanın oğulları: Hattuş, Yigal, Bariah, Nearya, Şafat. Toplam altı kişiydi. 
13O 003:023 Nearyanın oğulları: Elyoenay, Hizkiya, Azrikam. Toplam üç kişiydi. 
13O 003:024 Elyoenay'ın oğulları: Hodavya, Elyaşiv, Pelaya, Akkuv, Yohanan, Delaya, Anani. Toplam yedi kişiydi. 
13O 004:001 Yahuda oğulları: Peres, Hesron, Karmi, Hur, Şoval. 
13O 004:002 Şoval oğlu Reaya Yahatın babasıydı. Yahat Ahumayın ve Lahatın babasıydı. Soralı boylar bunlardı. 
13O 004:003 Etamın oğulları: Yizreel, Yişma, Yidbaş. Kızkardeşlerinin adı Haselelponidir. 
13O 004:004 Penuel Gedorun babasıydı. Ezer Huşanın babasıydı. Bunlar Beytlehemin kurucusu ve Efratın ilk oğlu Hurun torunlarıydı. ya da ‹‹Kurucusu››. 
13O 004:005 Tekoanın kurucusu Aşhurun Helah ve Naara adında iki karısı vardı. 
13O 004:006 Naara ona Ahuzzam, Hefer, Temeni ve Haahaştariyi doğurdu. Bunlar Naaranın oğullarıydı. 
13O 004:007 Helahın oğulları: Seret, Yishar, Etnan 
13O 004:008 ve Anuvla Hassovevanın babası Kos. Kos Harum oğlu Aharhel boylarının atasıydı. 
13O 004:009 Yabesfı kardeşlerinden daha saygın biriydi. Annesi, ‹‹Onu acı çekerek doğurdum›› diyerek adını Yabes koymuştu. 
13O 004:010 Yabes, İsrailin Tanrısına, ‹‹Ne olur, beni kutsa, sınırlarımı genişlet!›› diye yakardı, ‹‹Elin üzerimde olsun, beni kötülükten koru. Öyle ki, acı çekmeyeyim.›› Tanrı onun yakarışını duydu. 
13O 004:011 Şuhanın kardeşi Keluv, Eştonun babası Mehirin babasıydı. 
13O 004:012 Eşton Beytrafanın, Paseahın ve İr-Nahaşın kurucusu Tehinnanın babasıydı. Bunlar Rekalılardır. 
13O 004:013 -14 101880 Kenazın oğulları: Otniel, Seraya. Otnielin oğulları: Hatat ve Meonotay. Meonotay Ofranın babasıydı. Seraya Ge-Haraşimin kurucusu Yoavın babasıydı. Bunlar el işlerinde becerikli kişilerdi. 
13O 004:015 Yefunne oğlu Kalevin oğulları: İru, Ela, Naam. Elanın oğlu: Kenaz. 
13O 004:016 Yehallelelin oğulları: Zif, Zifa, Tirya, Asarel. 
13O 004:017 Ezranın oğulları: Yeter, Meret, Efer, Yalon. Meretin karılarından biri Miryamı, Şammayı ve Eştemoanın kurucusu Yişbahı doğurdu. 
13O 004:018 Bunlar Meretin evlendiği firavunun kızı Bityanın doğurduğu çocuklardır. Meretin Yahudalı karısı, Gedorun kurucusu Yereti, Sokonun kurucusu Heveri, Zanoahın kurucusu Yekutieli doğurdu. 
13O 004:019 Hodiya Nahamın kızkardeşiyle evlendi. Ondan doğan oğulları Keilada yaşayan Garm ve Eştemoada yaşayan Maaka boylarının atasıydı. 
13O 004:020 Şimonun oğulları: Amnon, Rinna, Ben-Hanan, Tilon. Yişinin torunları: Zohet ve Ben-Zohet. 
13O 004:021 Yahuda oğlu Selanın oğulları: Lekanın kurucusu Er, Mareşanın kurucusu Lada, Beytaşbeada ince keten işinde çalışanların boyları, 
13O 004:022 Yokim, Kozevalılar, Moavlı kadınlarla evlenen Yoaşla Saraf ve Yaşuvi-Lehem. Bu kayıtlar eskidir. 
13O 004:023 Netayim ve Gederada oturur, çömlekçilik yapar ve kral için çalışırlardı. 
13O 004:024 Şimonoğulları: Nemuel, Yamin, Yariv, Zerah, Şaul. 
13O 004:025 Şallum Şaulun oğluydu. Mivsam Şallumun, Mişma da Mivsamın oğluydu. 
13O 004:026 Mişmanın torunları: Hammuel Mişmanın oğluydu. Zakkur Hammuelin, Şimi de Zakkurun oğluydu. 
13O 004:027 Şiminin on altı oğlu, altı kızı vardı. Ancak kardeşlerinin çok sayıda çocukları yoktu. Bu yüzden Şimon oymağı, sayıca Yahuda oymağı kadar artmadı. 
13O 004:028 -31 102020 Şimonoğulları Beer-Şeva, Molada, Hasar-Şual, Bilha, Esem, Tolat, Betuel, Horma, Ziklak, Beytmarkavot, Hasar-Susim, Beytbiri ve Şaarayim kentlerinde yaşadılar. Davut dönemine dek kentleri bunlardı. 
13O 004:032 Ayrıca şu beş ilçede de yaşadılar: Etam, Ayin, Rimmon, Token, Aşan. 
13O 004:033 Baalata kadar uzanan bu kentlerin çevresindeki bütün köyler Şimonoğullarına aitti. Ailelerinin soy kütüğünü de tuttular. ‹‹Baal›› (bkz. Yşu.19:8). 
13O 004:034 Meşovav, Yamlek, Amatsya oğlu Yoşa, 
13O 004:035 Yoel, Asiel oğlu Seraya oğlu Yoşivya oğlu Yehu, 
13O 004:036 Elyoenay, Yaakova, Yeşohaya, Asaya, Adiel, Yesimiel, Benaya 
13O 004:037 ve Şemaya oğlu Şimri oğlu Yedaya oğlu Allon oğlu Şifi oğlu Ziza. 
13O 004:038 Yukarıda adı geçenlerin her biri, ait olduğu boyun başıydı. Aileleri sayıca çoğaldılar. 
13O 004:039 Sürülerine otlak aramak için Gedor yakınlarına, vadinin doğusuna kadar gittiler. 
13O 004:040 Orada çok zengin otlaklar buldular. Ülke geniş, rahat ve huzur doluydu. Eskiden orada Hamın soyundan gelenler yaşardı. 
13O 004:041 Yukarıda adı yazılı olanlar, Yahuda Kralı Hizkiya döneminde geldiler. Hamlıların çadırlarına ve orada yaşayan Meunlulara saldırıp tümünü öldürdüler. Sonra ülkelerine yerleştiler. Bugün de oradalar. Çünkü orada sürüleri için otlak vardı. 
13O 004:042 Yişinin oğulları Pelatya, Nearya, Refaya, Uzziel önderliğinde Şimon oymağından beş yüz kişi Seir dağlık bölgesine gidip 
13O 004:043 Amalekliler'den sağ kalanları öldürdüler. Bugün de orada yaşıyorlar. 
13O 005:001 İsrailin ilk oğlu Rubenin oğulları. -Ruben ilk doğandır. Babasının yatağına yatıp onu kirlettiği için ilk oğulluk hakkı İsrail oğlu Yusufun oğullarına verildi. Bu yüzden Ruben soy kütüğüne ilk oğulluk hakkına göre yazılmadı. 
13O 005:002 Yahuda kardeşleri arasında en güçlü olandı, önderlik hep onun soyundan çıktı. Ama ilk oğulluk hakkı Yusufa aitti.- 
13O 005:003 İsrailin ilk oğlu Rubenin oğulları: Hanok, Pallu, Hesron, Karmi. 
13O 005:004 -6 102180 Yoelin soyu:<br />Şemaya Yoelin,<br />Gog Şemayanın,<br />Şimi Gogun,<br />Mika Şiminin,<br />Reaya Mikanın,<br />Baal Reayanın,<br />Beera Baalın oğluydu. Rubenlilerin önderiydi. 
13O 005:007 Boylarına göre aile soy kütüğüne yazılan akrabaları şunlardır: Önder Yeiel, Zekeriya, 
13O 005:008 Yoel oğlu Şema oğlu Azaz oğlu Bala. Bunlar Aroerde, Nevo ve Baal-Meona kadar uzanan topraklarda yaşadılar. 
13O 005:009 Doğuda Fırattan çöle kadar uzanan topraklara yayıldılar. Çünkü Gilat bölgesinde sığırları çoğalmıştı. 
13O 005:010 Rubenliler Saul döneminde Hacerlilere karşı savaş açtı. Onları yenilgiye uğratıp Gilatın doğusunda kalan topraklardaki çadırlarını ele geçirdiler. 
13O 005:011 Gadlılar, Başanda, Selkaya kadar uzanan topraklarda Rubenlilerin karşısında yaşadılar. 
13O 005:012 Önderleri Yoeldi; ikinci derecede önemli Şafam, Başanda ise Yanay ve Şafattı. 
13O 005:013 Boylarına göre akrabaları şunlardır: Mikael, Meşullam, Şeva, Yoray, Yakan, Zia, Ever. Toplam yedi kişiydi. 
13O 005:014 Bunlar Bûz oğlu Yahdo oğlu Yeşişay oğlu Mikael oğlu Gilat oğlu Yaroah oğlu Huri oğlu Avihayilin oğullarıydı. 
13O 005:015 Guni oğlu Avdiel oğlu Ahi bu boyların başıydı. 
13O 005:016 Gadlılar Gilatta, Başanda, çevredeki köylerde ve Şaronun bütün otlaklarında yaşadılar. 
13O 005:017 Bunların hepsi Yahuda Kralı Yotamın ve İsrail Kralı Yarovamın döneminde soy kütüğüne yazıldılar. 
13O 005:018 Rubenlilerin, Gadlıların ve Manaşşe oymağının yarısının kalkan ve kılıç kullanabilen, ok atabilen, savaş için eğitilmiş 44 760 yiğit askeri vardı. 
13O 005:019 Hacerlilere, Yetura, Nafişe, Nodava karşı savaş açtılar. 
13O 005:020 Onlarla savaşırken yardım gördüler. Tanrı Hacerlileri ve onlarla birlikte olanları ellerine teslim etti. Çünkü savaş sırasında Tanrıya yalvarmışlar, Ona güvenmişlerdi. Bu yüzden Tanrı yalvarışlarını yanıtladı. 
13O 005:021 Hacerlilerin hayvanlarını ele geçirdiler: Elli bin deve, iki yüz elli bin davar, iki bin eşek. Tutsak olarak da yüz bin kişi aldılar. 
13O 005:022 Savaş Tanrının isteğiyle olduğu için düşmandan birçok kişiyi öldürdüler. Sürgün dönemine dek Hacerlilerin topraklarında yaşadılar. 
13O 005:023 Manaşşe oymağının yarısı Başandan Baal-Hermona, Senir, yani Hermon Dağına kadar uzanan topraklarda yaşadı ve sayıca çoğaldı. 
13O 005:024 Boy başları şunlardı: Efer, Yişi, Eliel, Azriel, Yeremya, Hodavya, Yahdiel. Bunlar yiğit savaşçılar, ünlü kişiler ve boy başlarıydı. 
13O 005:025 Ne var ki atalarının Tanrısına bağlı kalmadılar. Tanrıya ihanet ederek önlerinden yok ettiği ulusların ilahlarına yöneldiler. 
13O 005:026 Bu yüzden İsrail'in Tanrısı, Tiglat-Pileser diye bilinen Asur Kralı Pûl'u harekete geçirdi. Asur Kralı Rubenliler'i, Gadlılar'ı, Manaşşe oymağının yarısını tutsak edip Halah'a, Habur'a, Hara'ya, Gozan Irmağı'na sürdü. Onlar bugün de oralarda yaşıyorlar. 
13O 006:001 Levinin oğulları: Gerşon, Kehat, Merari. 
13O 006:002 Kehatın oğulları: Amram, Yishar, Hevron, Uzziel. 
13O 006:003 Amramın çocukları: Harun, Musa, Miryam. Harunun oğulları: Nadav, Avihu, Elazar, İtamar. 
13O 006:004 Pinehas Elazarın oğluydu.<br />Avişua Pinehasın, 
13O 006:005 Bukki Avişuanın,<br />Uzzi Bukkinin, 
13O 006:006 Zerahya Uzzinin,<br />Merayot Zerahyanın, 
13O 006:007 Amarya Merayotun,<br />Ahituv Amaryanın, 
13O 006:008 Sadok Ahituvun,<br />Ahimaas Sadokun, 
13O 006:009 Azarya Ahimaasın,<br />Yohanan Azaryanın, 
13O 006:010 Azarya Yohananın oğluydu. oydu.- 
13O 006:011 Amarya Azaryanın,<br />Ahituv Amaryanın, 
13O 006:012 Sadok Ahituvun,<br />Şallum Sadokun, 
13O 006:013 Hilkiya Şallumun,<br />Azarya Hilkiyanın, 
13O 006:014 Seraya Azaryanın,<br />Yehosadak Serayanın oğluydu. 
13O 006:015 RAB Nebukadnessar aracılığıyla Yahuda ve Yeruşalim halkını sürdüğünde Yehosadak da sürgüne gitmişti. 
13O 006:016 Levinin oğulları: Gerşon, Kehat, Merari. 
13O 006:017 Gerşonun oğulları: Livni, Şimi. 
13O 006:018 Kehatın oğulları: Amram, Yishar, Hevron, Uzziel. 
13O 006:019 Merarinin oğulları: Mahli, Muşi. Soylarına göre yazılan Levi oymağının boyları şunlardır: 
13O 006:020 Gerşonun soyu:<br />Livni Gerşonun,<br />Yahat Livninin,<br />Zimma Yahatın, 
13O 006:021 Yoah Zimmanın,<br />İddo Yoahın,<br />Zerah İddonun,<br />Yeateray Zerahın oğluydu. 
13O 006:022 Kehatın soyu:<br />Amminadav Kehatın,<br />Korah Amminadavın,<br />Assir Korahın, 
13O 006:023 Elkana Assirin,<br />Evyasaf Elkananın,<br />Assir Evyasafın, 
13O 006:024 Tahat Assirin,<br />Uriel Tahatın,<br />Uzziya Urielin,<br />Şaul Uzziyanın oğluydu. 
13O 006:025 Elkananın öbür oğulları: Amasay, Ahimot. 
13O 006:026 Elkana Ahimotun,<br />Sofay Elkananın,<br />Nahat Sofayın, 
13O 006:027 Eliav Nahatın,<br />Yeroham Eliavın,<br />Elkana Yerohamın,<br />Samuel Elkananın oğluydu. metinde geçmemektedir. 
13O 006:028 Samuelin oğulları: İlk oğlu Yoel, ikincisi Aviya. ad Masoretik metinde geçmemektedir. 
13O 006:029 Merarinin soyu:<br />Mahli Merarinin,<br />Livni Mahlinin,<br />Şimi Livninin,<br />Uzza Şiminin, 
13O 006:030 Şima Uzzanın,<br />Hagiya Şimanın,<br />Asaya Hagiyanın oğluydu. 
13O 006:031 Antlaşma Sandığı RABbin Tapınağına taşındıktan sonra Davutun orada görevlendirdiği ezgiciler şunlardır. 
13O 006:032 Bunlar Süleyman Yeruşalimde RABbin Tapınağını kurana dek Buluşma Çadırında ezgi okuyarak hizmet eder, belirlenmiş kurallar uyarınca görevlerini yerine getirirlerdi. 
13O 006:033 -38 102710 Oğullarıyla birlikte görev yapan kişiler şunlardır: Kehatoğullarından: Ezgici Heman. Heman, İsrail oğlu Levi oğlu Kehat oğlu Yishar oğlu Korah oğlu Evyasaf oğlu Assir oğlu Tahat oğlu Sefanya oğlu Azarya oğlu Yoel oğlu Elkana oğlu Amasay oğlu Mahat oğlu Elkana oğlu Suf oğlu Toah oğlu Eliel oğlu Yeroham oğlu Elkana oğlu Samuel oğlu Yoelin oğluydu. 
13O 006:039 -43 102720 Hemanın sağ yanında görev yapan akrabası Asaf. Asaf, Levi oğlu Gerşon oğlu Yahat oğlu Şimi oğlu Zimma oğlu Etan oğlu Adaya oğlu Zerah oğlu Etni oğlu Malkiya oğlu Baaseya oğlu Mikael oğlu Şima oğlu Berekyanın oğluydu. 
13O 006:044 -47 102730 Hemanın solunda görev yapan kardeşleri Merarioğullarından: Etan. Etan, Levi oğlu Merari oğlu Muşi oğlu Mahli oğlu Şemer oğlu Bani oğlu Amsi oğlu Hilkiya oğlu Amatsya oğlu Haşavya oğlu Malluk oğlu Avdi oğlu Kiyşinin oğluydu. 
13O 006:048 Bunların Levili akrabaları, çadırın, Tanrının Tapınağının bütün görevlerini yerine getirmek üzere atandılar. 
13O 006:049 Ancak, Tanrı kulu Musanın buyruğu uyarınca, yakmalık sunu sunağında ve buhur sunağında sunu sunanlar Harunla oğullarıydı. En Kutsal Yerde yapılan hizmetlerden ve İsraillilerin bağışlanması için sunulan kurbanlardan onlar sorumluydu. 
13O 006:050 Harunoğulları şunlardır: Harunun oğlu Elazar, onun oğlu Pinehas, onun oğlu Avişua, 
13O 006:051 onun oğlu Bukki, onun oğlu Uzzi, onun oğlu Zerahya, 
13O 006:052 onun oğlu Merayot, onun oğlu Amarya, onun oğlu Ahituv, 
13O 006:053 onun oğlu Sadok, onun oğlu Ahimaas. 
13O 006:054 İlk kurayı çeken Kehat boyundan Harunoğullarının sınırlarına göre yerleşim yerleri şunlardır: 
13O 006:055 Yahuda topraklarındaki Hevronla çevresindeki otlaklar onlara verildi. 
13O 006:056 Kentin tarlalarıyla köyleri ise Yefunne oğlu Kaleve verildi. 
13O 006:057 -59 102830 Sığınak kent seçilen Hevron, Livna, Yattir, Eştemoa, Hilen, Devir, Aşan, Yutta, Beytşemeş kentleriyle bunların otlakları Harunoğullarına verildi. 
13O 006:060 Benyamin oymağından da Givon, Geva, Alemet, Anatot ve bunların otlakları verildi. Kehat boylarına verilen bu kentlerin toplam sayısı on üçtü. geçmemektedir (bkz. Yşu.21:16). Yşu.21:17). 
13O 006:061 Geri kalan Kehatoğullarına Manaşşe oymağının yarısına ait boylardan alınan on kent kurayla verildi. 
13O 006:062 Gerşonoğullarına boy sayısına göre İssakar, Aşer, Naftali ve Başandaki Manaşşe oymağından alınan on üç kent verildi. 
13O 006:063 Merarioğullarına boy sayısına göre Ruben, Gad ve Zevulun oymaklarından alınan on iki kent kurayla verildi. 
13O 006:064 İsrailliler bu kentleri otlaklarıyla birlikte Levililere verdiler. 
13O 006:065 Yahuda, Şimon, Benyamin oymaklarından alınan ve yukarıda adları sayılan kentler kurayla verildi. 
13O 006:066 Kehat boyundan bazı ailelere Efrayim oymağından alınan kentler verildi. 
13O 006:067 -69 102910 Efrayim dağlık bölgesinde sığınak kent seçilen Şekem, Gezer, Yokmoam, Beythoron, Ayalon, Gat-Rimmon ve bunların otlakları verildi. 
13O 006:070 İsrailliler Manaşşe oymağının yarısından alınan Aner, Bilam ve bunların otlaklarını Kehat boyunun öbür ailelerine verdiler. 
13O 006:071 Aşağıdaki kentler Gerşonoğullarına verildi: Manaşşe oymağının yarısına ait Başandaki Golan, Aştarot ve bunların otlakları. 
13O 006:072 -73 102940 İssakar oymağından Kedeş, Daverat, Ramot, Anem ve bunların otlakları. 
13O 006:074 -75 102950 Aşer oymağından Maşal, Avdon, Hukok, Rehov ve bunların otlakları. 
13O 006:076 Naftali oymağından Celiledeki Kedeş, Hammon, Kiryatayim ve bunların otlakları. 
13O 006:077 Merarioğullarına -geri kalan Levililere- aşağıdaki kentler verildi: Zevulun oymağından Rimmono, Tavor ve bunların otlakları. 
13O 006:078 -79 102980 Ruben oymağından Erihanın ötesinde, Şeria Irmağının doğusundaki kırda bulunan Beser, Yahsa, Kedemot, Mefaat ve bunların otlakları. 
13O 006:080 Gad oymağından Gilat'taki Ramot, Mahanayim, Heşbon, Yazer ve bunların otlakları. 
13O 007:001 İssakarın dört oğlu vardı: Tola, Pua, Yaşuv, Şimron. 
13O 007:002 Tolanın oğulları: Uzzi, Refaya, Yeriel, Yahmay, Yivsam, Samuel. Bunlar Tola boyunun başlarıydı. Soy kütüğüne göre yiğit savaşçılardı. Davut döneminde sayıları 22 600dü. 
13O 007:003 Uzzinin oğlu: Yizrahya. Yizrahyanın oğulları: Mikael, Ovadya, Yoel, Yişşiya. Beşi de boy başıydı. 
13O 007:004 Soy kütüğüne göre, aralarında savaşa hazır 36 000 kişi vardı. Hepsinin çok sayıda karısı ve çocuğu vardı. 
13O 007:005 Soy kütüğüne göre İssakar boylarına bağlı akrabalarından savaşacak durumda olanların sayısı 87 000di. 
13O 007:006 Benyaminin üç oğlu vardı: Bala, Beker, Yediael. 
13O 007:007 Balanın beş oğlu vardı: Esbon, Uzzi, Uzziel, Yerimot, İyri. Bunlar boy başıydı. Soy kütüğüne kayıtlı yiğit savaşçıların sayısı 22 034 kişiydi. 
13O 007:008 Bekerin oğulları: Zemira, Yoaş, Eliezer, Elyoenay, Omri, Yeremot, Aviya, Anatot, Alemet. Hepsi Bekerin oğullarıydı. 
13O 007:009 Bunların soy kütüğüne kayıtlı aile başlarının ve yiğit savaşçıların sayısı 20 200dü. 
13O 007:010 Yediaelin oğlu: Bilhan. Bilhanın oğulları: Yeuş, Benyamin, Ehut, Kenaana, Zetan, Tarşiş, Ahişahar. 
13O 007:011 Yediaelin bütün oğulları boy başlarıydı. Aralarında savaşa hazır 17 200 yiğit savaşçı vardı. 
13O 007:012 Şuppim ve Huppim İrin, Huşim ise Aherin oğluydu. ‹‹Dan›› yerine kullanılmıştır. 
13O 007:013 Naftalinin oğulları: Yahasiel, Guni, Yeser, Şallum. Bunlar Bilhanın soyundandı. 
13O 007:014 Manaşşenin oğulları: Aramlı cariyenin doğurduğu Asriel, Makir. Makir Gilatın babasıydı. 
13O 007:015 Makir Huppimle Şuppimin kızkardeşi Maakayı karı olarak aldı. Makirin ikinci oğlunun adı Selofhattı. Selofhatın yalnız kızları oldu. 
13O 007:016 Makirin karısı Maaka, Pereş ve Şereş adında iki oğul doğurdu. Şereşin de Ulam ve Rekem adında iki oğlu oldu. 
13O 007:017 Ulamın oğlu: Bedan. Manaşşe oğlu Makir oğlu Gilatın oğulları bunlardır. 
13O 007:018 Gilatın kızkardeşi Hammoleket İşhotu, Aviezeri, Mahlayı doğurdu. 
13O 007:019 Şemidanın oğulları: Ahyan, Şekem, Likhi, Aniam. 
13O 007:020 -21 103190 Efrayimin oğulları: Şutelah, Ezer ve Elat.<br />Beret Şutelahın,<br />Tahat Beretin,<br />Elada Tahatın,<br />Tahat Eladanın,<br />Zavat Tahatın,<br />Şutelah da Zavatın oğluydu. onların sürülerini çalmaya gitmişlerdi. 
13O 007:022 Babaları Efrayim günlerce yas tuttu. Akrabaları onu avutmaya geldiler. 
13O 007:023 Efrayim karısıyla yine yattı. Kadın gebe kalıp bir oğul doğurdu. Evinde talihsizlik var diye babası oğlana Beria adını verdi. 
13O 007:024 Kızı Aşağı ve Yukarı Beythoronu, Uzzen-Şeerayı kuran Şeeraydı. 
13O 007:025 -27 103230 Berianın Refah adında bir oğlu vardı.<br />Refah Berianın,<br />Reşef Refahın,<br />Telah Reşefin,<br />Tahan Telahın,<br />Ladan Tahanın,<br />Ammihut Ladanın,<br />Elişama Ammihutun,<br />Nun Elişamanın,<br />Yeşu da Nunun oğluydu. 
13O 007:028 Efrayimlilerin yerleştikleri topraklar Beyteli ve çevresindeki köyleri, doğuda Naaranı, batıda Gezeri ve köylerini, Şekem, Aya ve köylerini kapsıyordu. 
13O 007:029 Manaşşe oymağının sınırında Beytşean, Taanak, Megiddo, Dor ve bunlara ait köyler vardı. İsrail oğlu Yusufun soyu buralarda yaşadı. 
13O 007:030 Aşerin oğulları: Yimna, Yişva, Yişvi, Beria; kızkardeşleri Serah. 
13O 007:031 Beriaoğulları: Hever ve Birzayitin kurucusu Malkiel. 
13O 007:032 Hever Yaflet, Şomer, Hotam ve kızkardeşleri Şuanın babasıydı. 
13O 007:033 Yafletoğulları: Pasak, Bimhal, Aşvat. Yafletin oğulları bunlardı. 
13O 007:034 Şomeroğulları: Ahi, Rohga, Yehubba, Aram. 
13O 007:035 Kardeşi Helemin oğulları: Sofah, Yimna, Şeleş, Amal. 
13O 007:036 Sofahoğulları: Suah, Harnefer, Şual, Beri, Yimra, 
13O 007:037 Beser, Hod, Şamma, Şilşa, Yitran, Beera. 
13O 007:038 Yeteroğulları: Yefunne, Pispa, Ara. 
13O 007:039 Ullanın oğulları: Arah, Hanniel, Risya. 
13O 007:040 Bunların hepsi Aşer soyundandı. Boy başları, seçkin kişiler, yiğit savaşçılar ve tanınmış önderlerdi. Soy kütüğüne kayıtlı savaşa hazır olanların sayısı yirmi altı bindi. 
13O 008:001 Benyaminin ilk oğlu Bala,<br />İkinci oğlu Aşbel,<br />Üçüncü oğlu Ahrah, 
13O 008:002 Dördüncü oğlu Noha,<br />Beşinci oğlu Rafaydı. 
13O 008:003 Balanın oğulları: Addar, Gera, Avihut, 
13O 008:004 Avişua, Naaman, Ahoah, 
13O 008:005 Gera, Şefufan, Huram. 
13O 008:006 Ehutoğulları Gevada yaşayan ailelerin başlarıydı. Oradan Manahata sürüldüler. Adları şunlardır: 
13O 008:007 Naaman, Ahiya ve onları sürgüne gönderen Gera. Gera Uzzayla Ahihutun babasıydı. 
13O 008:008 Şaharayim, karıları Huşimle Baarayı boşadıktan sonra, Moav kırında çocuk sahibi oldu. 
13O 008:009 Yeni karısı Hodeşten doğan oğulları şunlardır: Yovav, Sivya, Meşa, Malkam, 
13O 008:010 Yeus, Sakeya, Mirma. Bunlar Şaharayimin oğullarıydı. Hepsi de boy başlarıydı. 
13O 008:011 Şaharayimin karısı Huşimden de Avituv ve Elpaal adında iki oğlu vardı. 
13O 008:012 -13 103480 Elpaalın oğulları: Ever, Mişam, Ono ve Lod kentleriyle çevrelerindeki köyleri yeniden kuran Şemet, Beria, Şema. Beriayla Şema Ayalonda yaşayan halkın boy başlarıydı. Bunlar Gatta yaşayan halkı sürdüler. 
13O 008:014 Ahyo, Şaşak, Yeremot, 
13O 008:015 Zevadya, Arat, Eder, 
13O 008:016 Mikael, Yişpa ve Yoha Berianın oğullarıydı. 
13O 008:017 Zevadya, Meşullam, Hizki, Hever, 
13O 008:018 Yişmeray, Yizliya ve Yovav Elpaalın oğullarıydı. 
13O 008:019 Yakim, Zikri, Zavdi, 
13O 008:020 Elienay, Silletay, Eliel, 
13O 008:021 Adaya, Beraya ve Şimrat Şiminin oğullarıydı. 
13O 008:022 Şaşakın oğulları: Yişpan, Ever, Eliel, 
13O 008:023 Avdon, Zikri, Hanan, 
13O 008:024 Hananya, Elam, Antotiya, 
13O 008:025 Yifdeya, Penuel. 
13O 008:026 Yerohamın oğulları: Şamşeray, Şeharya, Atalya, 
13O 008:027 Yaareşya, Eliya, Zikri. 
13O 008:028 Bunların hepsi soy kütüğüne göre boy başları ve önderlerdi. Yeruşalimde yaşadılar. 
13O 008:029 Givonun kurucusu Yeielfö Givonda yaşadı. Karısının adı Maakaydı. 
13O 008:030 Yeielin ilk oğlu Avdondu. Öbürleri şunlardı: Sur, Kiş, Baal, Ner, Nadav, 
13O 008:031 Gedor, Ahyo, Zeker 
13O 008:032 ve Şimanın babası Miklot. Bunlar Yeruşalimdeki akrabalarının yanında yaşarlardı. 
13O 008:033 Ner Kişin, Kiş Saulun babasıydı.<br />Saul Yonatan, Malkişua, Avinadav ve Eşbaalın babasıydı. 
13O 008:034 Yonatan Merib-Baalın, Merib-Baal Mikanın babasıydı. 
13O 008:035 Mikanın oğulları: Piton, Melek, Tarea, Ahaz. 
13O 008:036 Ahaz Yehoaddanın babasıydı.<br />Yehoadda Alemet, Azmavet, Zimrinin,<br />Zimri Mosanın, 
13O 008:037 Mosa Bineanın,<br />Binea Rafanın,<br />Rafa Elasanın,<br />Elasa da Aselin babasıydı. geçmemektedir (bkz. 9:35). 9:36). 
13O 008:038 Aselin altı oğlu vardı. Adları şöyledir: Azrikam, Bokeru, İsmail, Şearya, Ovadya, Hanan. Bütün bunlar Aselin oğullarıydı. 
13O 008:039 Aselin kardeşi Esekin oğulları: İlk oğlu Ulam, ikincisi Yeuş, üçüncüsü Elifelet. 
13O 008:040 Ulamoğulları ok atmakta usta, yiğit savaşçılardı. Ulam'ın birçok oğlu, torunu vardı. Sayıları yüz elli kişiydi. Hepsi Benyamin soyundandı. 
13O 009:001 Bütün İsrailliler soylarına göre kaydedilmiştir. Bu kayıtlar İsrail krallarının tarihinde yazılıdır. Yahudalılar RABbe ihanet ettikleri için Babile sürüldüler. 
13O 009:002 Kentlerindeki mülklerine dönüp ilk yerleşenler bazı İsrailliler, kâhinler, Levililer ve tapınak görevlileriydi. 
13O 009:003 Yahuda, Benyamin, Efrayim ve Manaşşe soyundan Yeruşalimde yaşayanlar şunlardır: 
13O 009:004 Yahuda oğlu Peres soyundan Bani oğlu İmri oğlu Omri oğlu Ammihut oğlu Utay. 
13O 009:005 Şelaoğullarından: İlk oğlu Asaya ve oğulları. 
13O 009:006 Zerahoğullarından: Yeuel. Yahudalıların toplamı 690 kişiydi. 
13O 009:007 Benyamin soyundan gelenler: Hassenua oğlu Hodavya oğlu Meşullam oğlu Sallu, 
13O 009:008 Yeroham oğlu Yivneya, Mikri oğlu Uzzi oğlu Ela, Yivniya oğlu Reuel oğlu Şefatya oğlu Meşullam. 
13O 009:009 Soylarına göre kaydedilenlerin toplamı 956 kişiydi. Bunların hepsi aile başlarıydı. 
13O 009:010 Kâhinler: Yedaya, Yehoyariv, Yakin, 
13O 009:011 Ahituv oğlu Merayot oğlu Sadok oğlu Meşullam oğlu Hilkiya oğlu tapınak baş görevlisi Azarya, 
13O 009:012 Malkiya oğlu Paşhur oğlu Yeroham oğlu Adaya, İmmer oğlu Meşillemit oğlu Meşullam oğlu Yahzera oğlu Adiel oğlu Maasay. 
13O 009:013 Aile başları olan kâhin kardeşlerinin toplamı 1 760tı. Tanrının Tapınağındaki hizmetlerden sorumlu yetenekli kişilerdi. 
13O 009:014 Levililer: Merarioğullarından Haşavya oğlu Azrikam oğlu Haşşuv oğlu Şemaya, 
13O 009:015 Bakbakkar, Hereş, Galal, Asaf oğlu Zikri oğlu Mika oğlu Mattanya, 
13O 009:016 Yedutun oğlu Galal oğlu Şemaya oğlu Ovadya ve Netofalıların köylerinde yaşayan Elkana oğlu Asa oğlu Berekya. 
13O 009:017 Tapınak kapı nöbetçileri: Şallum, Akkuv, Talmon, Ahiman ve kardeşleri. Şallum başlarıydı. 
13O 009:018 Bugüne kadar doğuya bakan Kral Kapısında görevlidirler. Levili bölüklere bağlı kapı nöbetçileri bunlardı. 
13O 009:019 Korah oğlu Evyasaf oğlu Kore oğlu Şallum ve ailesinden -Korahoğullarından- olan çalışma arkadaşları Çadırınfş giriş kapısının nöbetçileriydi. Bunların ataları da RABbin ordugahının giriş kapısının nöbetçileriydi. 
13O 009:020 Önceleri Elazar oğlu Pinehas onların başıydı. RAB onunlaydı. 
13O 009:021 Buluşma Çadırının kapısında Meşelemya oğlu Zekeriya nöbet tutardı. de geçmektedir. 
13O 009:022 Giriş kapısına nöbetçi seçilenlerin toplamı 212ydi. Bunlar, köylerinde bağlı oldukları soy kütüğüne yazılıdır. Davutla Bilici Samuel tarafından bu göreve atanmışlardı. 
13O 009:023 Oğullarıyla birlikte RABbin Tapınağının, yani Çadırın kapılarında nöbet tutarlardı. 
13O 009:024 Nöbetçiler dört yanda -doğuda, batıda, kuzeyde ve güneyde- nöbet tutardı. 
13O 009:025 Köylerdeki kardeşleri zaman zaman gelir, yedi günlük bir süre için görevi onlarla paylaşırdı. 
13O 009:026 Dört kapının baş nöbetçileri Leviliydi. Bunlar Tanrının Tapınağındaki odalardan ve hazinelerden sorumluydu. 
13O 009:027 Geceyi Tanrının Tapınağının çevresinde geçirirlerdi. Çünkü tapınağı koruma ve her sabah kapılarını açma görevi onlarındı. 
13O 009:028 Bazıları da tapınak hizmetinde kullanılan eşyalardan sorumluydu. Eşyaları sayarak içeri alır, sayarak dışarıya çıkarırlardı. 
13O 009:029 Öbürleri eşyalardan, kutsal yere ait nesnelerden, ince undan, şaraptan, zeytinyağından, günnükten, baharattan sorumluydu. 
13O 009:030 Ancak baharatı karıştırıp hazırlama görevi kâhinlerindi. 
13O 009:031 Korahoğullarından Şallumun ilk oğlu Levili Mattitya sacda pide pişirme görevine atanmıştı. 
13O 009:032 Kardeşleri Kehatoğullarından bazıları da her Şabat Günü adak ekmeklerini hazırlamakla görevliydi. 
13O 009:033 Levililerin boy başları olan ezgiciler tapınağın odalarında yaşardı. Başka iş yapmazlardı. Çünkü yaptıkları işten gece gündüz sorumluydular. 
13O 009:034 Bunların hepsi soy kütüğüne göre Levililerin boy başları, önderleriydi ve Yeruşalimde yaşarlardı. 
13O 009:035 Givonun kurucusu Yeiel, Givonda yaşadı. Karısının adı Maakaydı. 
13O 009:036 Yeielin ilk oğlu Avdondu. Öbürleri şunlardı: Sur, Kiş, Baal, Ner, Nadav, 
13O 009:037 Gedor, Ahyo, Zekeriya, Miklot. 
13O 009:038 Miklot Şimamın babasıydı. Bunlar Yeruşalimde akrabalarının yanında yaşarlardı. 
13O 009:039 Ner Kişin, Kiş Saulun babasıydı.<br />Saul Yonatan, Malkişua, Avinadav ve Eşbaalın babasıydı. 
13O 009:040 Yonatan Merib-Baalın, Merib-Baal Mikanın babasıydı. 
13O 009:041 Mikanın oğulları: Piton, Melek, Tahrea, Ahaz. 
13O 009:042 Ahaz Yadanın babasıydı.<br />Yada Alemet, Azmavet ve Zimrinin,<br />Zimri Mosanın, 
13O 009:043 Mosa Bineanın,<br />Binea Refayanın,<br />Refaya Elasanın,<br />Elasa da Aselin babasıydı. Süryanice ‹‹Ahaz››. Bu ad Masoretik metinde geçmemektedir. 
13O 009:044 Asel'in altı oğlu vardı. Adları şöyledir: Azrikam, Bokeru, İsmail, Şearya, Ovadya, Hanan. Bütün bunlar Asel'in oğullarıydı. 
13O 010:001 Filistliler İsraillilerle savaşa tutuştu. İsrailliler Filistlilerin önünden kaçtı. Birçoğu Gilboa Dağında ölüp yere serildi. 
13O 010:002 Filistliler Saulla oğullarının ardına düştüler. Saulun oğulları Yonatanı, Avinadavı ve Malkişuayı yakalayıp öldürdüler. 
13O 010:003 Saulun çevresinde savaş kızıştı. Derken Saul Filistli okçular tarafından vuruldu ve yaralandı. 
13O 010:004 Saul silahını taşıyan adama, ‹‹Kılıcını çek de bana sapla›› dedi, ‹‹Yoksa bu sünnetsizler gelip benimle alay edecekler.›› Ama silah taşıyıcısı büyük bir korkuya kapılarak bunu yapmak istemedi. Bunun üzerine Saul kılıcını çekip kendini üzerine attı. 
13O 010:005 Saulun öldüğünü görünce, silah taşıyıcısı da kendini kılıcının üzerine atıp öldü. 
13O 010:006 Böylece Saul, üç oğlu ve bütün ev halkı birlikte öldüler. 
13O 010:007 Vadide oturan İsrailliler, İsrail ordusunun kaçtığını, Saulla oğullarının öldüğünü anlayınca, kentlerini terk edip kaçmaya başladılar. Filistliler gelip bu kentlere yerleştiler. 
13O 010:008 Ertesi gün Filistliler, öldürülenleri soymak için geldiklerinde, Saulla oğullarının Gilboa Dağında öldüğünü gördüler. 
13O 010:009 Saulu soyduktan sonra başını kesip silahlarını aldılar. Sonra bu iyi haberi putlarına ve halka duyurmaları için Filist ülkesinin her yanına ulaklar gönderdiler. 
13O 010:010 Saulun silahlarını ilahlarının tapınağına koyup başını Dagon Tapınağına çaktılar. 
13O 010:011 Yaveş-Gilat halkı Filistlilerin Saula yaptıklarını duydu. 
13O 010:012 Bütün yiğitler gidip Saulla oğullarının cesetlerini Yaveşe getirdiler. Sonra kemiklerini Yaveşteki yabanıl fıstık ağacının altına gömdüler ve yedi gün oruç tuttular. 
13O 010:013 Saul RAB'be ihanet ettiği için öldü. RAB'bin sözünü yerine getirmedi. Yol göstermesi için RAB'be danışacağına bir cinciye danıştı. Bu yüzden RAB onu öldürdü. Krallığını da İşay oğlu Davut'a devretti. 
13O 011:001 İsraillilerin tümü Hevronda bulunan Davuta gelip şöyle dediler: ‹‹Biz senin etin, kemiğiniz. 
13O 011:002 Geçmişte Saul kralımızken, savaşta İsraile komuta eden sendin. Tanrın RAB sana, ‹Halkım İsraili sen güdecek, onlara sen önder olacaksın› diye söz verdi.›› 
13O 011:003 İsrailin bütün ileri gelenleri Hevrona, Kral Davutun yanına gelince, Davut RABbin önünde orada onlarla bir antlaşma yaptı. Onlar da RABbin Samuel aracılığıyla söylediği söz uyarınca, Davutu İsrail Kralı olarak meshettiler. 
13O 011:004 Kral Davutla İsrailliler Yevus diye bilinen Yeruşalime saldırmak için yola çıktılar. Orada yaşayan Yevuslular 
13O 011:005 Davuta, ‹‹Sen buraya giremezsin›› dediler. Ne var ki, Davut Siyon Kalesini, Davut Kentini ele geçirdi. 
13O 011:006 Davut, ‹‹Yevuslulara ilk saldıran kişi komutan ve önder olacak›› demişti. İlk saldırıyı Seruya oğlu Yoav yaptı, böylece ordu komutanı oldu. 
13O 011:007 Bundan sonra Davut kalede oturmaya başladı. Bunun için oraya ‹‹Davut Kenti›› adı verildi. 
13O 011:008 Çevredeki bölgeyi, Millodan çevre surlara kadar uzanan kesimi inşa etti. Yoav da kentin geri kalan bölümünü onardı. 
13O 011:009 Davut giderek güçleniyordu. Çünkü Her Şeye Egemen RAB onunlaydı. 
13O 011:010 RABbin İsraile verdiği söz uyarınca Davutun yiğit askerlerinin komutanları İsrail halkıyla birlikte Davutu kral yaptılar ve krallığının güçlenmesi için onu desteklediler. 
13O 011:011 Bunların adları şöyledir: Üçlerin önderi Hakmonlu Yaşovam, mızrağını üç yüz kişiye karşı kaldırıp bir saldırıda hepsini öldürdü. ‹‹Otuzlar››. 
13O 011:012 İkincisi, üç yiğitlerden biri olan Ahohlu Dodo oğlu Elazar. 
13O 011:013 Filistliler savaş için Pas-Dammimde toplandıklarında Elazar Davutun yanındaydı. Orada bir arpa tarlası vardı. İsrailliler Filistlilerin önünden kaçmıştı. 
13O 011:014 Ama Elazarla Davut tarlanın ortasında durup orayı savunmuş, Filistlileri öldürmüşlerdi. RAB onlara büyük bir zafer sağlamıştı. 
13O 011:015 Otuzlardan üçü Davutun yanına, Adullam Mağarasındaki kayaya gittiler. Bir Filist birliği Refaim Vadisinde ordugah kurmuştu. 
13O 011:016 Bu sırada Davut hisarda, başka bir Filist birliğiyse Beytlehemdeydi. 
13O 011:017 Davut özlemle, ‹‹Keşke biri Beytlehemde kapının yanındaki kuyudan bana su getirse!›› dedi. 
13O 011:018 Bu Üçler Filist ordugahının ortasından geçerek Beytlehemde kapının yanındaki kuyudan su çekip Davuta getirdiler. Ama Davut içmek istemedi; suyu yere dökerek RABbe sundu. 
13O 011:019 ‹‹Ey Tanrım, bunu yapmak benden uzak olsun!›› dedi, ‹‹Canlarını tehlikeye atıp giden bu üç kişinin kanını mı içeyim?›› Canlarını tehlikeye atarak suyu getirdikleri için Davut içmek istemedi. Bu üç kişinin yiğitliği işte böyleydi. 
13O 011:020 Yoavın kardeşi Avişay Üçlerin önderiydi. Mızrağını kaldırıp üç yüz kişiyi öldürdü. Bu yüzden Üçler kadar ünlendi. 
13O 011:021 Üçlerin en saygın kişisiydi ve onların önderi oldu. Ama Üçlerden sayılmadı. 
13O 011:022 Yehoyada oğlu Kavseelli Benaya yürekli bir savaşçıydı. Büyük işler başardı. Aslan yürekli iki Moavlıyı öldürdü. Ayrıca karlı bir gün çukura inip bir aslan öldürdü. 
13O 011:023 Beş arşınfü boyunda iri yarı bir Mısırlıyı da öldürdü. Mısırlının elinde dokumacı sırığı gibi bir mızrak vardı. Benaya sopayla onun üzerine yürüdü. Mızrağı elinden kaptığı gibi onu kendi mızrağıyla öldürdü. 
13O 011:024 Yehoyada oğlu Benayanın yaptıkları bunlardır. Bu sayede o da üç yiğitler kadar ünlendi. 
13O 011:025 Benaya Otuzlar arasında saygın bir yer edindiyse de, Üçlerden sayılmadı. Davut onu muhafız birliği komutanlığına atadı. 
13O 011:026 Öteki yiğitler şunlardır:  Yoavın kardeşi Asahel,  Beytlehemli Dodo oğlu Elhanan, 
13O 011:027 Harorlu Şammot, Pelonlu Heles, 
13O 011:028 Tekoalı İkkeş oğlu İra, Anatotlu Aviezer, 
13O 011:029 Huşalı Sibbekay, Ahohlu İlay, 
13O 011:030 Netofalı Mahray ve Baana oğlu Helet, 
13O 011:031 Benyaminoğullarından Givalı Rivay oğlu İttay, Piratonlu Benaya, 
13O 011:032 Gaaş vadilerinden Huray, Arvalı Aviel, 
13O 011:033 Baharumlu Azmavet, Şaalbonlu Elyahba, 
13O 011:034 Gizonlu Haşemin oğulları, Hararlı Şage oğlu Yonatan, 
13O 011:035 Hararlı Sakâr oğlu Ahiam, Ur oğlu Elifal, 
13O 011:036 Mekeralı Hefer, Pelonlu Ahiya, 
13O 011:037 Karmelli Hesro, Ezbay oğlu Naaray, 
13O 011:038 Natanın kardeşi Yoel, Hacer oğlu Mivhar, 
13O 011:039 Ammonlu Selek, Seruya oğlu Yoavın silah taşıyıcısı Berotlu Nahray, 
13O 011:040 Yattirli İra ve Garev, 
13O 011:041 Hititli Uriya, Ahlay oğlu Zavat, 
13O 011:042 Rubenlilerin önderi Rubenli Şiza oğlu Adina ve ona eşlik eden otuz kişi, 
13O 011:043 Maaka oğlu Hanan, Mitanlı Yoşafat, 
13O 011:044 Aşteralı Uzziya, Aroerli Hotamın oğulları Şama ve Yeiel, 
13O 011:045 Şimri oğlu Yediael ve kardeşi Tisli Yoha, 
13O 011:046 Mahavlı Eliel, Elnaamın oğulları Yerivay ve Yoşavya, Moavlı Yitma, 
13O 011:047 Eliel, Ovet, Mesovalı Yaasiel. 
13O 012:001 Davutun Kiş oğlu Sauldan gizlendiği Ziklakta yanına gelenler şunlardır. Bunlar savaşta onu destekleyen yiğitlerdi. 
13O 012:002 Benyamin oymağından, Saulun ailesindendiler. Yay taşır ve yayla ok, sapanla taş atmak için hem sağ, hem sol ellerini kullanabilirlerdi. 
13O 012:003 Givalı Şemaanın oğulları Ahiezerle Yoaşın komutası altındaydılar. Adları şunlardı: Azmavetin oğulları Yezielle Pelet, Beraka, Anatotlu Yehu, 
13O 012:004 Otuzlardan bir yiğit ve Otuzların önderi olan Givonlu Yişmaya, Yeremya, Yahaziel, Yohanan, Gederalı Yozavat, 
13O 012:005 Eluzay, Yerimot, Bealya, Şemarya, Haruflu Şefatya, 
13O 012:006 Elkana, Yişşiya, Azarel, Yoezer, Yaşovam, Korahlılar, 
13O 012:007 Yoela, Zevadya, Gedorlu Yerohamın oğulları. 
13O 012:008 Davut çölde saklandığı yerdeyken bazı Gadlılar da ona katıldı. Bunlar savaşa hazır, kalkan ve mızrak kullanabilen yiğit adamlardı. Yüzleri aslan yüzü gibiydi, dağlardaki ceylanlar kadar çeviktiler. 
13O 012:009 Önderleri Ezerdi. İkincisi Ovadya, üçüncüsü Eliav, 
13O 012:010 dördüncüsü Mişmanna, beşincisi Yeremya, 
13O 012:011 altıncısı Attay, yedincisi Eliel, 
13O 012:012 sekizincisi Yohanan, dokuzuncusu Elzavat, 
13O 012:013 onuncusu Yeremya, on birincisi de Makbannaydı. 
13O 012:014 Bu Gadlılar ordu komutanlarıydı. En güçsüzleri yüz, güçlüleri bin kişinin yerini tutardı. 
13O 012:015 Birinci ay, Şeria Irmağı her yana taşmışken, karşı yakaya geçtiler. Oradaki vadilerde oturanların tümünü doğuya, batıya kaçırdılar. 
13O 012:016 Benyamin ve Yahudaoğullarından bazı kişiler de Davutun yanına, saklandığı yere gittiler. 
13O 012:017 Onları karşılamaya çıkan Davut şöyle dedi: ‹‹Eğer bana yardım etmek için esenlikle geldiyseniz, buyrun bize katılın. Ama ben haksızlık yapmamışken beni düşmanlarımın eline teslim etmeye geldiyseniz, atalarımızın Tanrısı bunu görsün ve sizi yargılasın.›› 
13O 012:018 Tanrının Ruhu Otuzların önderi Amasayın üzerine indi. Amasay şöyle dedi:  ‹‹Ey Davut, seniniz biz!<br />Ey İşay oğlu, seninleyiz!<br />Esenlik olsun sana, esenlik!<br />Seni destekleyenlere de esenlik olsun!<br />Tanrın sana yardım edecektir.›› Davut onları iyi karşıladı ve akıncıların başı yaptı. 
13O 012:019 Davut Filistlilerle birlikte Saula karşı savaşmaya gidince, Manaşşe oymağından da bazı kişiler onun yanına geçtiler. Ne var ki Davutla adamları Filistlilere yardım etmediler. Çünkü Filist beyleri birbirlerine danışıp, ‹‹Davut efendisi Saula dönerse başımızdan oluruz›› diyerek onu geri göndermişlerdi. 
13O 012:020 Davut Ziklaka gittiğinde yanına geçen Manaşşeliler şunlardır: Adna, Yozavat, Yediael, Mikael, Yozavat, Elihu, Silletay. Bunlar Manaşşede bin kişilik birliklerin komutanlarıydı. 
13O 012:021 Düşman akıncılarına karşı Davuta yardım ettiler. Hepsi de yiğit savaşçılar, ordu komutanlarıydı. 
13O 012:022 Her gün insanlar Davuta yardım etmeye geliyorlardı. Davut büyük, güçlü bir orduya sahip oluncaya dek bu böyle sürdü. 
13O 012:023 RABbin sözü uyarınca Saulun krallığını Davuta vermek için Hevrona, Davutun yanına gelen savaşçıların sayısı şudur: 
13O 012:024 Savaşa hazır, kalkan ve mızrak taşıyan Yahudaoğullarından 6 800 kişi. 
13O 012:025 Savaşa hazır, yiğit Şimonoğullarından 7 100 kişi. 
13O 012:026 Levioğullarından 4 600 kişi. 
13O 012:027 Harun ailesinin başı Yehoyada ve onunla birlikte olanlar 3 700 kişi. 
13O 012:028 Genç yiğit Sadokla ailesinden 22 subay. 
13O 012:029 Saulun soyu Benyaminlilerden 3 000 kişi. Benyaminlilerin çoğu o zamana dek Saulun ailesine bağlı kalmışlardı. 
13O 012:030 Efrayimoğullarından yiğit savaşçı ve boylarında ün salmış 20 800 kişi. 
13O 012:031 Davutu kral yapmak için Manaşşe oymağının yarısından özel olarak seçilip gelenler 18 000 kişi. 
13O 012:032 İssakaroğullarından 200 kişi. Bunlar İsraillilerin ne zaman ne yapması gerektiğini bilen kişilerdi. Boy başlarıydı ve bütün akrabalarını yönetirlerdi. 
13O 012:033 Zevulundan 50 000 kişi. Bunlar savaşa hazır, deneyimli askerlerdi. Her tür silahı kullanmada ustaydılar. Davuta candan ve yürekten yardım ettiler. 
13O 012:034 Naftaliden 1 000 subay ile kalkan ve mızrak taşıyan 37 000 kişi. 
13O 012:035 Danlılardan savaşa hazır 28 600 kişi. 
13O 012:036 Aşerden savaşa hazır, deneyimli 40 000 asker. 
13O 012:037 Şeria Irmağının doğusunda yaşayan, savaş için her tür silahla donatılmış Rubenlilerden, Gadlılardan ve Manaşşe oymağının yarısından 120 000 kişi. 
13O 012:038 Bunların hepsi savaşa hazır yiğit askerlerdi. Büyük bir kararlılıkla Davutu bütün İsrailin kralı yapmak için Hevrona geldiler. Geri kalan İsrailliler de Davutu kral yapma konusunda aynı düşüncedeydiler. 
13O 012:039 Adamlar Davutun yanında üç gün kaldılar. Orada yiyip içtiler. Gereksinimlerini yakınları sağlamıştı. 
13O 012:040 İssakar, Zevulun ve Naftali'ye kadar yayılmış olan yakınları da yiyecek yüklü eşeklerle, develerle, katırlarla, öküzlerle geldiler. Bol miktarda un, incir pestili, kuru üzüm salkımları, şarap, zeytinyağı, çok sayıda sığır ve davar getirdiler. Çünkü İsrail'de sevinç vardı. 
13O 013:001 Davut binbaşılara, yüzbaşılara ve subaylarına danıştı. 
13O 013:002 Sonra bütün İsrail topluluğuna şöyle seslendi: ‹‹Eğer onaylarsanız ve Tanrımız RABbin isteğiyse, İsrail ülkesinin her yanına yayılmış öbür soydaşlarımıza ve onlarla birlikte kendi kentlerinde ve otlaklarında yaşayan kâhinlerle Levililere haberciler gönderelim. Onlar da gelip bize katılsınlar. 
13O 013:003 Tanrımızın Sandığını geri getirelim. Çünkü Saulun krallığı döneminde ona gereken önemi vermedik.›› 
13O 013:004 Topluluk bu öneriyi benimseyerek sandığı geri getirmeye karar verdi. 
13O 013:005 Davut Tanrının Antlaşma Sandığını Kiryat-Yearimden geri getirmek için Mısırdaki Şihor Irmağından Levo-Hamata kadar bütün İsraillileri topladı. 
13O 013:006 Böylece Davutla İsrailliler Keruvlar arasında taht kuran RAB Tanrının adıyla anılan Tanrının Antlaşma Sandığını getirmek için Yahudadaki Baala Kentine -Kiryat-Yearime- gittiler. 
13O 013:007 Tanrının Sandığını Avinadavın evinden alıp yeni bir arabaya koydular. Arabayı Uzzayla Ahyo sürüyordu. 
13O 013:008 Bu arada Davutla bütün İsrail halkı da Tanrının önünde lir, çenk, tef, zil ve borazanlar eşliğinde ezgiler okuyarak, var güçleriyle bu olayı kutluyorlardı. 
13O 013:009 Kidonun harman yerine vardıklarında öküzler tökezledi. Bu nedenle Uzza elini uzatıp sandığı tuttu. 
13O 013:010 RAB sandığa elini uzatan Uzzaya öfkelenerek onu yere çaldı. Uzza orada, Tanrının önünde öldü. 
13O 013:011 Davut, RABbin Uzzayı cezalandırmasına öfkelendi. O günden bu yana oraya Peres-Uzza denilir. 
13O 013:012 Davut o gün Tanrıdan korkarak, ‹‹Tanrının Sandığını nasıl yanıma getirsem?›› diye düşündü. 
13O 013:013 Sandığı yanına, Davut Kentine götüreceğine Gatlı Ovet-Edomun evine götürdü. 
13O 013:014 Tanrı'nın Sandığı Gatlı Ovet-Edom'un evinde üç ay kaldı. RAB Ovet-Edom'un ailesini ve ona ait her şeyi kutsadı. 
13O 014:001 Sur Kralı Hiram Davuta ulaklar ve bir saray yapmak için sedir tomrukları, taşçılar, marangozlar gönderdi. 
13O 014:002 Böylece Davut RABbin kendisini İsrail Kralı atadığını ve halkı İsrailin hatırı için krallığını çok yücelttiğini anladı. 
13O 014:003 Davut Yeruşalimde kendine daha birçok karı aldı; bunlardan erkek ve kız çocukları oldu. 
13O 014:004 Davutun Yeruşalimde doğan çocuklarının adları şunlardı: Şammua, Şovav, Natan, Süleyman, 
13O 014:005 Yivhar, Elişua, Elpelet, 
13O 014:006 Nogah, Nefek, Yafia, 
13O 014:007 Elişama, Beelyada, Elifelet. 
13O 014:008 Filistliler Davutun İsrail Kralı olarak meshedildiğini duyunca, bütün Filist ordusu onu aramak için yola çıktı. Bunu duyan Davut onları karşılamaya gitti. 
13O 014:009 Filistliler gelip Refaim Vadisinde baskın yapmışlardı. 
13O 014:010 Davut Tanrıya danıştı: ‹‹Filistlilere saldırayım mı? Onları elime teslim edecek misin?›› RAB, ‹‹Saldır›› dedi, ‹‹Onları eline teslim edeceğim.›› 
13O 014:011 Bunun üzerine Davutla adamları Baal-Perasime gittiler. Davut orada Filistlileri bozguna uğrattı. Sonra, ‹‹Her şeyi yarıp geçen sular gibi, Tanrı düşmanlarımı benim elimle yarıp geçti›› dedi. Bundan ötürü oraya Baal-Perasim adı verildi. 
13O 014:012 Filistliler putlarını orada bıraktılar. Davutun buyruğu uyarınca putlar yakıldı. 
13O 014:013 Filistliler bir kez daha gelip vadiye baskın yaptılar. 
13O 014:014 Davut yine Tanrıya danıştı. Tanrı şöyle karşılık verdi: ‹‹Buradan saldırma! Onları arkadan çevirip pelesenk ağaçlarının önünden saldır. 
13O 014:015 Pelesenk ağaçlarının tepesinden yürüyüş sesi duyar duymaz, saldırıya geç. Çünkü ben Filist ordusunu bozguna uğratmak için önünsıra gitmişim demektir.›› 
13O 014:016 Davut Tanrının kendisine buyurduğu gibi yaptı ve Filist ordusunu Givondan Gezere kadar bozguna uğrattı. 
13O 014:017 Böylece Davut'un ünü her yana yayıldı. RAB bütün ulusların ondan korkmasını sağladı. 
13O 015:001 Davut kendisine Davut Kentinde evler yaptı. Ardından Tanrının Antlaşma Sandığı için bir yer hazırlayıp çadır kurdu. 
13O 015:002 Sonra, ‹‹Tanrının Antlaşma Sandığını yalnız Levililer taşıyacak›› dedi, ‹‹Çünkü sandığı taşımak ve sonsuza dek kendisine hizmet etmek için RAB Levilileri seçti.›› 
13O 015:003 Davut RABbin Antlaşma Sandığını hazırlamış olduğu yere getirmek için bütün İsraillileri Yeruşalimde topladı. 
13O 015:004 Sonra Harunoğullarıyla Levilileri bir araya getirdi: 
13O 015:005 Kehatoğullarından: Önder Urielle 120 yakını, 
13O 015:006 Merarioğullarından: Önder Asayayla 220 yakını, 
13O 015:007 Gerşonoğullarından: Önder Yoelle 130 yakını, 
13O 015:008 Elisafanoğullarından: Önder Şemayayla 200 yakını, 
13O 015:009 Hevronoğullarından: Önder Elielle 80 yakını, 
13O 015:010 Uzzieloğullarından: Önder Amminadavla 112 yakını. 
13O 015:011 Bundan sonra Davut Kâhin Sadokla Kâhin Aviyatarı, Levili Urieli, Asayayı, Yoeli, Şemayayı, Elieli, Amminadavı yanına çağırdı. 
13O 015:012 Onlara şöyle dedi: ‹‹Siz Levili boyların başlarısınız. Levili kardeşlerinizle birlikte kendinizi kutsayın, sonra İsrailin Tanrısı RABbin Antlaşma Sandığını hazırlamış olduğum yere getirin. 
13O 015:013 Çünkü geçen sefer sandığı siz taşımadığınız ve biz de kurala uygun davranmadığımız için Tanrımız RAB bize öfkelendi.›› 
13O 015:014 Böylece kâhinlerle Levililer İsrailin Tanrısı RABbin Antlaşma Sandığını getirmek için kendilerini kutsadılar. 
13O 015:015 RABbin sözü uyarınca ve Musanın onlara buyurduğu gibi, Tanrının Sandığının sırıklarını omuzları üzerinde taşıdılar. 
13O 015:016 Davut Levili önderlere, kardeşlerinden çenk, lir ve zil gibi çalgılar eşliğinde yüksek sesle sevinçli ezgiler okuyacak ezgiciler atamalarını söyledi. 
13O 015:017 Levililer de Yoel oğlu Hemanı, akrabalarından Berekya oğlu Asafı, akrabaları Merarioğullarından Kuşaya oğlu Etanı atadılar. 
13O 015:018 Onlara yardımcı olarak da kapı nöbetçileri kardeşlerinden Zekeriyayı, Yaazieli, Şemiramotu, Yehieli, Unniyi, Eliavı, Benayayı, Maaseyayı, Mattityayı, Elifelehuyu, Mikneyayı, Ovet-Edomu, Yeieli atadılar. 
13O 015:019 Ezgicilerden Heman, Asaf, Etan tunç zil; 
13O 015:020 Zekeriya, Aziel, Şemiramot, Yehiel, Unni, Eliav, Maaseya, Benaya tiz perdeli çenk çalmak; 
13O 015:021 Mattitya, Elifelehu, Mikneya, Ovet-Edom, Yeiel, Azazya sekiz telli lirle önderlik yapmak üzere seçildiler. 
13O 015:022 Levililerin önderi Kenanya ise ezgilerden sorumluydu. Bu konuda yetenekliydi. ‹‹Oktavlı›› anlamına da gelebilir. 
13O 015:023 Berekya ile Elkana Antlaşma Sandığının bulunduğu yerin kapı nöbetçileriydi. 
13O 015:024 Şevanya, Yoşafat, Netanel, Amasay, Zekeriya, Benaya, Eliezer adındaki kâhinler Tanrının Antlaşma Sandığı önünde borazan çalıyordu. Ovet-Edom ile Yehiya da Antlaşma Sandığının bulunduğu yerin kapı nöbetçileriydi. 
13O 015:025 Böylece Davut, İsrail ileri gelenleri ve binbaşılar RABbin Antlaşma Sandığını Ovet-Edomun evinden sevinçle getirmeye gittiler. 
13O 015:026 Tanrı, RABbin Antlaşma Sandığını taşıyan Levililere yardım ettiği için, yedi boğa ile yedi koç kurban ettiler. 
13O 015:027 Davut, sandığı taşıyan Levililer, ezgiciler ve ezgilerden sorumlu olan Kenanya ince ketenden cüppeler giyinmişlerdi. Davut ince keten efod da kuşanmıştı. 
13O 015:028 Böylece İsrailliler sevinç naraları atarak, boru, borazan, zil, çenk ve lirler çalarak RABbin Antlaşma Sandığını getiriyorlardı. 
13O 015:029 RAB'bin Antlaşma Sandığı Davut Kenti'ne varınca, Saul'un kızı Mikal pencereden baktı. Oynayıp zıplayan Kral Davut'u görünce, onu içinden küçümsedi. 
13O 016:001 Tanrının Antlaşma Sandığını getirip Davutun bu amaçla kurduğu çadırın içine koydular. Tanrıya yakmalık sunular ve esenlik sunuları sundular. 
13O 016:002 Davut yakmalık sunuları ve esenlik sunularını sunmayı bitirince, RABbin adıyla halkı kutsadı. 
13O 016:003 Ardından erkek, kadın her İsrailliye birer somun ekmekle birer hurma ve üzüm pestili dağıttı. 
13O 016:004 RABbin Antlaşma Sandığı önünde hizmet etmek, İsrailin Tanrısı RABbi anmak, Ona şükretmek ve övgüler sunmak için bazı Levilileri atadı. 
13O 016:005 Bunların önderi Asaf, yardımcısı Zekeriyaydı. Öbürleri Yeiel, Şemiramot, Yehiel, Mattitya, Eliav, Benaya, Ovet-Edom ve Yeieldi. Bunlar çenk ve lir, Asaf yüksek sesli zil, 
13O 016:006 Kâhin Benaya ile Yahaziel de Tanrının Antlaşma Sandığı önünde sürekli borazan çalacaklardı. 
13O 016:007 O gün Davut RABbe şükretme işini ilk kez Asafla kardeşlerine verdi. 
13O 016:008 RABbe şükredin, Onu adıyla çağırın,<br />Halklara duyurun yaptıklarını! 
13O 016:009 Onu ezgilerle, ilahilerle övün,<br />Bütün harikalarını anlatın! 
13O 016:010 Kutsal adıyla övünün,<br />Sevinsin RABbe yönelenler! 
13O 016:011 RABbe ve Onun gücüne bakın,<br />Durmadan Onun yüzünü arayın! 
13O 016:012 -13 105910 Ey sizler, kulu İsrailin soyu,<br />Seçtiği Yakupoğulları,<br />Onun yaptığı harikaları,<br />Olağanüstü işlerini<br />Ve ağzından çıkan yargıları anımsayın! 
13O 016:014 Tanrımız RAB Odur,<br />Yargıları bütün yeryüzünü kapsar. 
13O 016:015 -16 105930 Onun antlaşmasını,<br />Bin kuşak için verdiği sözü,<br />İbrahimle yaptığı antlaşmayı,<br />İshak için içtiği andı sonsuza dek anımsayın. 
13O 016:017 -18 105940 ‹‹Hakkınıza düşen mülk olarak<br />Kenan ülkesini size vereceğim›› diyerek,<br />Bunu Yakup için bir kural,<br />İsraille sonsuza dek geçerli bir antlaşma yaptı. 
13O 016:019 O zaman bir avuç insandınız,<br />Sayıca az ve ülkeye yabancıydınız. 
13O 016:020 Bir ulustan öbürüne,<br />Bir ülkeden ötekine dolaşıp durdular. 
13O 016:021 RAB kimsenin onları ezmesine izin vermedi,<br />Onlar için kralları bile payladı: 
13O 016:022 ‹‹Meshettiklerime dokunmayın,<br />Peygamberlerime kötülük etmeyin!›› dedi. 
13O 016:023 Ey bütün dünya, ezgiler söyleyin RABbe!<br />Her gün duyurun kurtarışını! 
13O 016:024 Görkemini uluslara,<br />Harikalarını bütün halklara anlatın! 
13O 016:025 Çünkü RAB uludur, yalnız O övgüye değer,<br />İlahlardan çok Ondan korkulur. 
13O 016:026 Halkların bütün ilahları bir hiçtir,<br />Oysa gökleri yaratan RABdir. 
13O 016:027 Yücelik, ululuk Onun huzurundadır,<br />Güç ve sevinç Onun konutundadır. 
13O 016:028 Ey bütün halklar, RABbi övün,<br />RABbin gücünü, yüceliğini övün, 
13O 016:029 RABbin görkemini adına yaraşır biçimde övün,<br />Sunular getirip Onun önüne çıkın!<br />Kutsal giysiler içinde RABbe tapının! 
13O 016:030 Titreyin Onun önünde, ey bütün yeryüzündekiler!<br />Dünya sağlam kurulmuş, sarsılmaz. 
13O 016:031 Sevinsin gökler, coşsun yeryüzü,<br />Uluslar arasında, ‹‹RAB egemenlik sürüyor!›› densin. 
13O 016:032 Gürlesin deniz içindekilerle birlikte,<br />Bayram etsin kırlar ve üzerindekiler! 
13O 016:033 O zaman RABbin önünde ormanın ağaçları<br />Sevinçle haykıracak.<br />Çünkü O yeryüzünü yargılamaya geliyor. 
13O 016:034 RABbe şükredin, çünkü O iyidir,<br />Sevgisi sonsuzdur. 
13O 016:035 Şöyle seslenin:<br />‹‹Kurtar bizi, ey kurtarıcımız Tanrı,<br />Topla bizi, ulusların arasından çıkar.<br />Kutsal adına şükredelim,<br />Yüceliğinle övünelim. 
13O 016:036 İsrailin Tanrısı RABbe<br />Öncesizlikten sonsuza dek övgüler olsun!›› Bütün halk, ‹‹Amin!›› diyerek RABbe övgüler sundu. 
13O 016:037 Davut RABbin Antlaşma Sandığının önünde günlük işlerde sürekli hizmet etmeleri için Asafla Levili kardeşlerini atadı. 
13O 016:038 Onlarla birlikte hizmet etmeleri için Ovet-Edomla altmış sekiz Levili akrabasını da atadı. Yedutun oğlu Ovet-Edomla Hosa kapı nöbetçileriydi. 
13O 016:039 Davut Kâhin Sadokla öbür kâhin kardeşlerini Givondaki tapınma yerinde, RABbin Çadırının bulunduğu yerde görevlendirdi. 
13O 016:040 Bunlar RABbin İsraile verdiği yasada yazılanlar uyarınca, sabah akşam, düzenli olarak yakmalık sunu sunağında RABbe sunular sunacaklardı. 
13O 016:041 Onlarla birlikte Hemanla Yedutunu ve RABbin sonsuz sevgisi için şükretsinler diye özel olarak seçilen öbürlerini de görevlendirdi. 
13O 016:042 Hemanla Yedutun borazanlardan, zillerden ve Tanrıyı öven ezgiler için gereken öbür çalgılardan sorumluydu. Yedutunoğullarını da kapıda nöbetçi olarak görevlendirdi. 
13O 016:043 Sonra herkes evine döndü. Davut da ailesini kutsamak için evine döndü. 
13O 017:001 Davut sarayına yerleştikten sonra Peygamber Natana, ‹‹Bak, ben sedir ağacından yapılmış bir sarayda oturuyorum. Oysa RABbin Antlaşma Sandığı bir çadırın altında duruyor!›› dedi. 
13O 017:002 Natan, ‹‹Tasarladığın her şeyi yap, çünkü Tanrı seninledir›› diye karşılık verdi. 
13O 017:003 O gece Tanrı Natana şöyle seslendi: 
13O 017:004 ‹‹Git, kulum Davuta şöyle de: ‹RAB diyor ki, oturmam için bana tapınak yapmayacaksın. 
13O 017:005 İsrail halkını Mısırdan çıkardığım günden bu yana tapınakta oturmadım. Bir çadırdan öbür çadıra, orada burada konaklayarak dolaştım. 
13O 017:006 İsraillilerle birlikte dolaştığım yerlerin herhangi birinde, halkımı gütmesini buyurduğum İsrail önderlerinden birine, neden bana sedir ağacından bir konut yapmadınız diye hiç sordum mu?› 
13O 017:007 ‹‹Şimdi kulum Davuta şöyle diyeceksin: ‹Her Şeye Egemen RAB diyor ki: Halkım İsraile önder olasın diye seni otlaklardan ve koyun gütmekten aldım. 
13O 017:008 Her nereye gittiysen seninleydim. Önünden bütün düşmanlarını yok ettim. Adını dünyadaki büyük adamların adı gibi büyük kılacağım. 
13O 017:009 -10 106280 Halkım İsrail için bir yurt sağlayıp onları oraya yerleştireceğim. Bundan böyle kendi yurtlarında otursunlar, bir daha rahatsız edilmesinler. Kötü kişiler de halkım İsraile hakimler atadığım günden bu yana yaptıkları gibi, bir daha onlara baskı yapmasınlar. Bütün düşmanlarının sana boyun eğmesini sağlayacağım. RABbin senin için bir soy yetiştirecek, bilesin. 
13O 017:011 ‹‹ ‹Sen ölüp atalarına kavuşunca, senden sonra oğullarından birini ortaya çıkarıp krallığını pekiştireceğim. 
13O 017:012 Benim için tapınak kuracak olan odur. Ben de onun tahtını sonsuza dek sürdüreceğim. 
13O 017:013 Ben ona baba olacağım, o da bana oğul olacak. Senden önceki kraldan esirgediğim sevgiyi hiçbir zaman esirgemeyeceğim. 
13O 017:014 Onu sonsuza dek tapınağımın ve krallığımın üzerine atayacağım; tahtı sonsuza dek sürecektir.› ›› 
13O 017:015 Böylece Natan bütün bu sözleri ve görümleri Davuta aktardı. 
13O 017:016 Bunun üzerine Kral Davut gelip RABbin önünde oturdu ve şöyle dedi: ‹‹Ya RAB Tanrı, ben kimim, ailem nedir ki, beni bu duruma getirdin? 
13O 017:017 Ey Tanrı, sanki bu yetmezmiş gibi, kulunun soyunun geleceği hakkında da söz verdin. Benimle de büyük bir adammışım gibi ilgilendin, ya RAB Tanrı! 
13O 017:018 Kulunu onurlandırdın, ben sana başka ne diyebilirim ki! Çünkü sen kulunu tanıyorsun. 
13O 017:019 Ya RAB, kulunun hatırı için ve isteğin uyarınca bu büyüklüğü gösterdin ve bu büyük vaatleri bildirdin. 
13O 017:020 ‹‹Ya RAB, bir benzerin yok, senden başka tanrı da yok! Bunu kendi kulaklarımızla duyduk. 
13O 017:021 Halkın İsraile benzer tek bir ulus yok dünyada. Kendi halkın olsun diye onları kurtarmaya gittin. Büyük ve görkemli işler yapmakla ün saldın. Mısırdan kurtardığın halkın önünden ulusları kovdun. 
13O 017:022 Halkın İsraili sonsuza dek kendi halkın olarak seçtin ve sen de, ya RAB, onların Tanrısı oldun. 
13O 017:023 ‹‹Şimdi, ya RAB, kuluna ve onun soyuna ilişkin verdiğin sözü sonsuza dek tut, sözünü yerine getir. 
13O 017:024 Öyle ki, insanlar, ‹İsraili kayıran, Her Şeye Egemen RAB Tanrı İsrailin Tanrısıdır!› diyerek adını sonsuza dek ansınlar, yüceltsinler ve kulun Davutun soyu da önünde sürsün. 
13O 017:025 ‹‹Sen, ey Tanrım, ben kulun için bir soy çıkaracağını bana açıkladın. Bundan dolayı kulun önünde sana dua etme yürekliliğini buldu. 
13O 017:026 Ya RAB, sen Tanrısın! Kuluna bu iyi sözü verdin. 
13O 017:027 Şimdi önünde sonsuza dek sürmesi için kulunun soyunu kutsamayı uygun gördün. Çünkü, ya RAB, onu kutsadığın için sonsuza dek kutlu kılınacak.›› 
13O 018:001 Bir süre sonra, Davut Filistlileri yenip boyunduruğu altına aldı; Gatı ve çevresindeki köyleri Filistlilerin yönetiminden çıkardı. 
13O 018:002 Moavlıları da bozguna uğrattı. Onlar Davutun haraç ödeyen köleleri oldular. 
13O 018:003 Davut Fırata kadar krallığını pekiştirmeye giden Sova Kralı Hadadezeri de Hama yakınlarında yendi. 
13O 018:004 Bin savaş arabasını, yedi bin atlısını, yirmi bin yaya askerini ele geçirdi. Yüz savaş arabası için gereken atların dışındaki bütün atları da sakatladı. 
13O 018:005 Sova Kralı Hadadezere yardıma gelen Şam Aramlılarından yirmi iki bin kişiyi öldürdü. 
13O 018:006 Sonra Şam Aramlılarının ülkesine askeri birlikler yerleştirdi. Onlar da Davutun haraç ödeyen köleleri oldular. RAB Davutu gittiği her yerde zafere ulaştırdı. 
13O 018:007 Davut Hadadezerin komutanlarının taşıdığı altın kalkanları alıp Yeruşalime götürdü. 
13O 018:008 Ayrıca Hadadezerin yönetimindeki Tivhat ve Kun kentlerinden bol miktarda tunç aldı. Süleyman bunu havuz, sütunlar ve çeşitli eşyalar yapmak için kullandı. 
13O 018:009 Hama Kralı Tou, Davutun Sova Kralı Hadadezerin bütün ordusunu bozguna uğrattığını duydu. 
13O 018:010 Tou Kral Davutu selamlamak ve Hadadezerle savaşıp yendiği için kutlamak üzere oğlu Hadoramı ona gönderdi. Çünkü Tou Hadadezerle sürekli savaşmıştı. Hadoram Davuta her türlü altın, gümüş, tunç armağanlar getirdi. 
13O 018:011 Kral Davut bu armağanları bütün uluslardan -Edom, Moav, Ammonlular, Filistliler ve Amaleklilerden- ele geçirdiği altın ve gümüşle birlikte RABbe adadı. 
13O 018:012 Seruya oğlu Avişay Tuz Vadisinde on sekiz bin Edomlu öldürdü. 
13O 018:013 Edoma askeri birlikler yerleştirdi. Edomluların tümü Davutun köleleri oldular. RAB Davutu gittiği her yerde zafere ulaştırdı. 
13O 018:014 Bütün İsrailde krallık yapan Davut halkına doğruluk ve adalet sağladı. 
13O 018:015 Seruya oğlu Yoav ordu komutanı, Ahilut oğlu Yehoşafat devlet tarihçisiydi. 
13O 018:016 Ahituv oğlu Sadokla Aviyatar oğlu Ahimelek kâhin, Şavşa yazmandı. 
13O 018:017 Yehoyada oğlu Benaya Keretliler'le Peletliler'in komutanıydı. Davut'un oğulları da sarayda yüksek görevlere atanmışlardı. 
13O 019:001 Bir süre sonra Ammon Kralı Nahaş öldü, yerine oğlu kral oldu. 
13O 019:002 Davut, ‹‹Babası bana iyilik ettiği için ben de Nahaş oğlu Hanuna iyilik edeceğim›› diye düşünerek, babasının ölümünden dolayı baş sağlığı dilemek için Hanuna ulaklar gönderdi. Davutun ulakları Hanuna baş sağlığı dilemek için Ammonluların ülkesine varınca, 
13O 019:003 Ammon önderleri Hanuna şöyle dediler: ‹‹Davut sana baş sağlığı dileyen bu adamları gönderdi diye babana saygı duyduğunu mu sanıyorsun? Bu ulaklar ülkeyi araştırmak, casusluk etmek, yıkmak için buraya geldiler.›› 
13O 019:004 Bunun üzerine Hanun Davutun ulaklarını yakalattı. Sakallarını tıraş edip giysilerinin kalçayı kapatan kesimini ortadan kesti ve onları öylece gönderdi. 
13O 019:005 Davut bunu duyunca, ulakları karşılamak üzere adamlar gönderdi. Çünkü ulaklar çok utanıyorlardı. Kral, ‹‹Sakalınız uzayıncaya dek Erihada kalın, sonra dönün›› diye buyruk verdi. 
13O 019:006 Ammonlular Davutun nefretini kazandıklarını anlayınca, Hanunla Ammonlular Aram-Naharayim, Aram-Maaka ve Sovadan savaş arabalarıyla atlılar kiralamak için bin talant gümüş gönderdiler. 
13O 019:007 Otuz iki bin savaş arabası ve Maaka Kralıyla askerlerini kiraladılar. Maaka Kralıyla askerleri gelip Medevanın yakınında ordugah kurdular. Ammonlular da savaşmak üzere kentlerinden çıkıp bir araya geldiler. 
13O 019:008 Davut bunu duyunca, Yoavı ve güçlü adamlardan oluşan bütün ordusunu onlara karşı gönderdi. 
13O 019:009 Ammonlular çıkıp kent kapısında savaş düzeni aldılar. Yardıma gelen krallar da kırda savaş düzenine girdiler. 
13O 019:010 Önde, arkada düşman birliklerini gören Yoav, İsrailin en iyi askerlerinden bazılarını seçerek Aramlıların karşısına yerleştirdi. 
13O 019:011 Geri kalan birlikleri de kardeşi Avişayın komutasına vererek Ammonlulara karşı yerleştirdi. 
13O 019:012 Yoav, ‹‹Aramlılar benden güçlü çıkarsa, yardımıma gelirsin›› dedi, ‹‹Ama Ammonlular senden güçlü çıkarsa, ben sana yardıma gelirim. 
13O 019:013 Güçlü ol! Halkımızın ve Tanrımızın kentleri uğruna yürekli olalım! RAB gözünde iyi olanı yapsın.›› 
13O 019:014 Yoavla yanındakiler Aramlılara karşı savaşmak için ileri atılınca, Aramlılar onlardan kaçtı. 
13O 019:015 Aramlıların kaçıştığını gören Ammonlular da Yoavın kardeşi Avişaydan kaçarak kente girdiler. Yoav ise Yeruşalime döndü. 
13O 019:016 İsraillilerin önünde bozguna uğradıklarını gören Aramlılar, ulaklar gönderip Fırat Irmağının karşı yakasında, Hadadezerin ordu komutanı Şofakın komutasındaki Aramlıları çağırdılar. 
13O 019:017 Davut bunu duyunca, bütün İsrail ordusunu topladı. Şeria Irmağından geçerek onlara doğru ilerleyip karşılarında savaş düzeni aldı. Davut savaşmak için düzen alınca, Aramlılar onunla savaştılar. 
13O 019:018 Ne var ki, Aramlılar İsraillilerin önünden kaçtılar. Davut onlardan yedi bin savaş arabası sürücüsü ile kırk bin yaya asker öldürdü. Ordu komutanı Şofakı da öldürdü. 
13O 019:019 Hadadezer'in buyruğundaki krallar İsrailliler'in önünde bozguna uğradıklarını görünce, Davut'la barış yaparak ona boyun eğdiler. Aramlılar bundan böyle Ammonlular'a yardım etmekten kaçındılar. 
13O 020:001 İlkbaharda, kralların savaşa gittiği dönemde Yoav, komutasındaki orduyla birlikte yola çıktı. Ammonluların ülkesini yerle bir edip Rabba Kentini kuşatırken Davut Yeruşalimde kalıyordu. Yoav Rabba Kentine saldırıp onu yerle bir etti. 
13O 020:002 Davut Ammon Kralının başındaki tacı aldı. Değerli taşlarla süslü, ağırlığı bir talant altını bulan tacı Davutun başına koydular. Davut kentten çok miktarda mal yağmalayıp götürdü. 
13O 020:003 Orada yaşayan halkı dışarı çıkarıp testereyle, demir kazma ve baltayla yapılan işlerde çalıştırdıfç. Davut bunu bütün Ammon kentlerinde uyguladı. Sonra ordusuyla birlikte Yeruşalime döndü. Masoretik metin ‹‹Kesti››. 
13O 020:004 Bir süre sonra Filistlilerle Gezerde savaş çıktı. Bu savaş sırasında Huşalı Sibbekay, Rafa soyundan Sippayı öldürünce, Filistliler boyun eğdiler. 
13O 020:005 İsraillilerle Filistliler arasında çıkan bir başka savaşta Yair oğlu Elhanan, Gatlı Golyatın kardeşi Lahmiyi öldürdü. Golyatın mızrağının sapı dokumacı tezgahının sırığı gibiydi. 
13O 020:006 Gatta bir kez daha savaş çıktı. Orada dev gibi bir adam vardı. Elleri, ayakları altışar parmaklıydı. Toplam yirmi dört parmağı vardı. O da Rafa soyundandı. 
13O 020:007 Adam İsraillilere meydan okuyunca, Davutun kardeşi Şimanın oğlu Yonatan onu öldürdü. 
13O 020:008 Bunlar Gat'taki Rafa soyundandı. Davut'la adamları tarafından öldürüldüler. 
13O 021:001 Şeytan İsraillilere karşı çıkıp İsrailde sayım yapması için Davutu kışkırttı. 
13O 021:002 Davut Yoavla halkın önderlerine, ‹‹Gidin, Beer-Şevadan Dana dek İsraillileri sayın›› dedi, ‹‹Sonra bana bilgi verin ki, halkın sayısını bileyim.›› 
13O 021:003 Ama Yoav, ‹‹RAB halkını yüz kat daha çoğaltsın›› diye karşılık verdi, ‹‹Ey efendim kral, bunlar hepsi senin kulların değil mi? Efendim neden bunu istiyor? Neden İsraili suça sürüklüyor?›› 
13O 021:004 Gelgelelim kralın sözü Yoavın sözünden baskın çıktı. Böylece Yoav kralın yanından ayrılıp İsrailin her yanını dolaşmaya gitti. Sonra Yeruşalime dönerek 
13O 021:005 sayımın sonucunu Davuta bildirdi: İsrailde kılıç kuşanabilen bir milyon yüz bin, Yahudadaysa dört yüz yetmiş bin kişi vardı. 
13O 021:006 Yoav Levililerle Benyaminlileri saymadı; çünkü kralın bu konudaki buyruğunu benimsememişti. 
13O 021:007 Tanrı da yapılanı uygun görmedi ve bu yüzden İsraillileri cezalandırdı. 
13O 021:008 Davut Tanrıya, ‹‹Bunu yapmakla büyük günah işledim!›› dedi, ‹‹Lütfen kulunun suçunu bağışla. Çünkü çok akılsızca davrandım.›› 
13O 021:009 RAB Davutun bilicisi Gada şöyle dedi: 
13O 021:010 ‹‹Gidip Davuta de ki, ‹RAB şöyle diyor: Önüne üç seçenek koyuyorum. Bunlardan birini seç de sana onu yapayım.› ›› 
13O 021:011 Gad Davuta gidip şöyle dedi: ‹‹RAB diyor ki, ‹Hangisini istiyorsun? 
13O 021:012 Üç yıl kıtlık mı? Yoksa kılıçla seni kovalayan düşmanlarının önünde üç ay kaçıp yok olmak mı? Ya da RABbin kılıcının ve RABbin meleğinin bütün İsrail ülkesine üç gün salgın hastalık salmasını mı?› Beni gönderene ne yanıt vereyim, şimdi iyice düşün.›› 
13O 021:013 Davut, ‹‹Sıkıntım büyük›› diye yanıtladı, ‹‹İnsan eline düşmektense, RABbin eline düşeyim. Çünkü Onun acıması çok büyüktür.›› 
13O 021:014 Bunun üzerine RAB İsrail ülkesine salgın hastalık gönderdi. Yetmiş bin İsrailli öldü. 
13O 021:015 Tanrı Yeruşalimi yok etmek için bir melek gönderdi. Ama melek yıkıma başlayacağı sırada RAB onu gördü. Göndereceği yıkımdan vazgeçerek halkı yok eden meleğe, ‹‹Yeter artık! Elini çek›› dedi. RABbin meleği Yevuslu Ornanın harman yerinde duruyordu. 
13O 021:016 Davut başını kaldırıp baktı. Elinde yalın bir kılıç olan RABbin meleğini gördü. Melek elini Yeruşalimin üzerine uzatmış, yerle gök arasında duruyordu. Çula sarınmış Davutla halkın ileri gelenleri yüzüstü yere kapandılar. 
13O 021:017 Davut Tanrıya şöyle seslendi: ‹‹Halkın sayılmasını buyuran ben değil miydim? Günah işleyen benim, kötülük yapan benim. Ama bu koyunlar ne yaptı ki? Ya RAB Tanrım, ne olur beni ve babamın soyunu cezalandır. Bu salgın hastalığı halkın üzerinden kaldır.›› 
13O 021:018 RABbin meleği Gada, Davutun Yevuslu Ornanın harman yerine gidip RABbe bir sunak kurmasını buyurdu. 
13O 021:019 Davut RABbin adıyla konuşan Gadın sözü uyarınca oraya gitti. 
13O 021:020 Harman yerinde buğday döverken, Ornan arkasına dönüp meleği gördü. Yanındaki dört oğlu gizlendi. 
13O 021:021 Davutun yaklaştığını gören Ornan, harman yerinden çıktı, varıp Davutun önünde yüzüstü yere kapandı. 
13O 021:022 Davut Ornana, ‹‹RABbe bir sunak kurmak üzere harman yerini bana sat›› dedi, ‹‹Öyle ki, salgın hastalık halkın üzerinden kalksın. Harman yerini bana tam değerine satacaksın.›› 
13O 021:023 Ornan, ‹‹Senin olsun!›› diye karşılık verdi, ‹‹Efendim kral uygun gördüğünü yapsın. İşte yakmalık sunular için öküzleri, odun olarak dövenleri, tahıl sunusu olarak buğday veriyorum. Hepsini veriyorum.›› 
13O 021:024 Ne var ki, Kral Davut, ‹‹Olmaz!›› dedi, ‹‹Tam değerini ödeyip alacağım. Çünkü senin olanı RABbe vermem. Karşılığını ödemeden yakmalık sunu sunmam.›› 
13O 021:025 Böylece Davut harman yeri için Ornana altı yüz şekel altın ödedi. 
13O 021:026 Davut orada RABbe bir sunak kurup yakmalık sunuları ve esenlik sunularını sundu. RABbe yakardı. RAB yakmalık sunu sunağında gökten gönderdiği ateşle onu yanıtladı. 
13O 021:027 Bundan sonra RAB meleğe kılıcını kınına koymasını buyurdu. Melek buyruğa uydu. 
13O 021:028 RABbin kendisine Yevuslu Ornanın harman yerinde yanıt verdiğini gören Davut, orada kurbanlar kesti. 
13O 021:029 Musanın çölde RAB için yaptığı çadırla yakmalık sunu sunağı o sırada Givondaki tapınma yerindeydi. 
13O 021:030 Ama Davut Tanrı'ya danışmak için oraya gidemedi. Çünkü RAB'bin meleğinin kılıcından korkuyordu. 
13O 022:001 Davut, ‹‹RAB Tanrının Tapınağı ve İsrail için yakmalık sunu sunağı burada olacak›› dedi. 
13O 022:002 Davut İsrailde yaşayan yabancıların toplanmasını buyurdu. Tanrının Tapınağını kurmak için onları yontma taşlar hazırlamakla görevlendirdi. 
13O 022:003 Giriş kapılarının çivileri ve kenetleri için çok miktarda demir, tartılamayacak kadar çok tunç sağladı. 
13O 022:004 Ayrıca sayısız sedir tomruğu da sağladı. Çünkü Saydalılarla Surlular Davuta çok sedir tomruğu getirmişlerdi. 
13O 022:005 Davut, ‹‹Oğlum Süleyman genç ve deneyimsiz›› dedi, ‹‹RAB için kurulacak tapınak bütün ulusların gözünde çok büyük, ünlü ve görkemli olmalı. Onun için hazırlık yapmalıyım.›› Böylece, ölmeden önce, tapınağın yapımı için büyük hazırlık yaptı. 
13O 022:006 Davut, oğlu Süleymanı yanına çağırdı. Onu İsrailin Tanrısı RAB için bir tapınak kurmakla görevlendirdi. 
13O 022:007 Sonra Süleymana şöyle dedi: ‹‹Oğlum, Tanrım RABbin adına bir tapınak kurmak istedim. 
13O 022:008 Ama RAB bana, ‹Sen çok kan döktün, büyük savaşlara katıldın› dedi, ‹Benim adıma tapınak kurmayacaksın. Çünkü yeryüzünde gözümün önünde çok kan döktün. 
13O 022:009 Ama barışsever bir oğlun olacak. Onu her yandan kuşatan düşmanlarından kurtarıp rahata kavuşturacağım. Adı Süleyman olacak. Onun döneminde İsrailin barış ve güvenlik içinde yaşamasını sağlayacağım. 
13O 022:010 Adıma bir tapınak kuracak olan odur. O bana oğul olacak, ben de ona baba olacağım. Onun krallığının tahtını İsrailde sonsuza dek sürdüreceğim.› gelmektedir. 
13O 022:011 ‹‹Şimdi, oğlum, RAB seninle olsun; Tanrın RAB kendisine tapınak kurman için verdiği söz uyarınca, seni başarılı kılsın. 
13O 022:012 Tanrın RAB seni İsraile önder atadığı zaman yasasını yerine getirmen için sana sağgörü ve anlayış versin. 
13O 022:013 RABbin İsraile Musa aracılığıyla verdiği kurallara, ilkelere dikkatle uyarsan, başarılı olacaksın. Güçlü ve yürekli ol! Korkma, yılma! 
13O 022:014 ‹‹İşte sıkıntılar içinde RABbin Tapınağı için yüz bin talant altın, bir milyon talant gümüş, tartılamayacak kadar çok miktarda tunç, demir, tomruk ve taş sağladım. Sen de bunlara ekleyebilirsin. 
13O 022:015 Birçok işçin var. Taşçıların, duvarcıların, marangozların ve her tür işte hünerli adamların var. 
13O 022:016 Ölçülemeyecek kadar altının, gümüşün, tuncun, demirin de var. Haydi, işi başlat. RAB seninle olsun!›› 
13O 022:017 Davut bütün İsrail önderlerine oğlu Süleymana yardım etmelerini buyurdu. 
13O 022:018 Onlara, ‹‹Tanrınız RAB sizinle değil mi?›› dedi, ‹‹Her yanda sizi rahata kavuşturmadı mı? Çünkü bu ülkede yaşayanları elime teslim etti. Bu yüzden ülke RABbin ve halkının yönetimi altındadır. 
13O 022:019 Şimdi yüreğinizi ve canınızı Tanrınız RAB'be adayarak O'na yönelin. RAB Tanrı'nın Tapınağı'nı yapmaya başlayın. Öyle ki, RAB'bin adına kuracağınız tapınağa RAB'bin Antlaşma Sandığı'nı ve Tanrı'ya ait kutsal eşyaları getiresiniz.›› 
13O 023:001 Davut çok yaşlanınca, oğlu Süleymanı İsrail Kralı yaptı. 
13O 023:002 Davut İsrailin bütün önderlerini, kâhinleri, Levilileri bir araya topladı. 
13O 023:003 Otuz ve daha yukarı yaştaki Levililer sayıldı. Toplamı otuz sekiz bin erkekti. 
13O 023:004 Bunlardan yirmi dört bini RABbin Tapınağının işlerini gözetecek, altı bini memur ve yargıç olacaktı; 
13O 023:005 dört bini kapı nöbetçisi olacak, dört bini de Davutun RABbi övmek için sağladığı çalgıları çalacaktı. 
13O 023:006 Davut Levilileri Levinin oğullarına göre bölümlere ayırdı: Gerşon, Kehat, Merari. 
13O 023:007 Gerşonlular: Ladan, Şimi. 
13O 023:008 Ladanın oğulları: İlk oğlu Yehiel, Zetam, Yoel. Toplam üç kişiydi. 
13O 023:009 Bunlar Ladan boyunun boy başlarıydı. Şiminin oğulları: Şelomit, Haziel, Haran. Toplam üç kişiydi. 
13O 023:010 Şiminin öbür oğulları: Yahat, Ziza, Yeuş, Beria. Bu dördü Şiminin oğullarıydı. 
13O 023:011 Yahat ilk, Ziza ikinci oğuldu. Ancak Yeuşla Berianın çok sayıda oğulları olmadığı için bir boy sayıldılar. 
13O 023:012 Kehatın oğulları: Amram, Yishar, Hevron, Uzziel. Toplam dört kişi. 
13O 023:013 Amramın oğulları: Harun, Musa. Harunla oğulları en kutsal eşyaları korumak, RABbin önünde buhur yakmak, Ona hizmet etmek ve sonsuza dek Onun adına halkı kutsamak için atandılar. 
13O 023:014 Tanrı adamı Musanın oğulları da Levi oymağından sayıldı. 
13O 023:015 Musanın oğulları: Gerşom, Eliezer. 
13O 023:016 Gerşomun oğulları: Önder Şevuel. 
13O 023:017 Eliezerin oğlu: Önder Rehavya. Eliezerin başka oğlu yoktu. Rehavyanınsa birçok oğlu vardı. 
13O 023:018 Yisharın oğulları: Önder Şelomit. 
13O 023:019 Hevronun oğulları: İlk oğlu Yeriya, ikincisi Amarya, üçüncüsü Yahaziel, dördüncüsü Yekamam. 
13O 023:020 Uzzielin oğulları: İlk oğlu Mika, ikincisi Yişşiya. 
13O 023:021 Merarinin oğulları: Mahli, Muşi. Mahlinin oğulları: Elazar, Kiş. 
13O 023:022 Elazar oğul sahibi olmadan öldü. Ama kızları vardı. Amcaları Kişin oğulları onlarla evlendi. 
13O 023:023 Muşinin oğulları: Mahli, Eder, Yeremot. Toplam üç kişi. 
13O 023:024 Boylarına göre Levioğulları bunlardı. Boy başlarının her biri kendi adıyla sayıldı. Yirmi ve daha yukarı yaştaki Levililer, RABbin Tapınağının işlerinde görev aldılar. 
13O 023:025 Çünkü Davut, ‹‹İsrailin Tanrısı RAB halkını rahata kavuşturdu›› demişti, ‹‹Yeruşalimi de sonsuza dek kendine konut seçti. 
13O 023:026 Onun için Levililerin RABbin Çadırını ve tapınma hizmetinde kullanılan eşyaları taşımalarına artık gerek yok.›› 
13O 023:027 Davutun son buyruğu uyarınca, yirmi ve daha yukarı yaştaki Levililer sayıldı. 
13O 023:028 Levililerin görevi RABbin Tapınağının hizmetinde Harunoğullarına yardım etmekti: Avlulardan, odalardan, kutsal eşyaların arınmasından ve Tanrının Tapınağındaki öbür hizmetlerden sorumluydular. 
13O 023:029 Adak ekmeklerinden, tahıl sunusu için kullanılan ince undan, mayasız ince ekmekten, sacda pişirilen yiyeceklerden ve zeytinyağıyla karıştırılan sunulardan, her tür hacim ve uzunluk ölçülerinden onlar sorumluydu. 
13O 023:030 RABbe şükretmek, övgüler sunmak üzere her sabah ve akşam tapınakta hazır bulunacaklardı. 
13O 023:031 Şabat Günü, Yeni Ay Töreni ve öbür bayramlarda RABbe yakmalık sunular sunulduğunda da hazır bulunacaklardı. RABbin önünde, kendileri için belirlenen ilkeler uyarınca uygun sayıda sürekli hizmet edeceklerdi. 
13O 023:032 Böylece Levililer Buluşma Çadırı'na ve kutsal yere bakma, RAB'bin Tapınağı'nın hizmetinde kardeşleri Harunoğulları'na yardım etme görevini üstlendiler. 
13O 024:001 Harunoğullarının bağlı oldukları bölükler: Harunun oğulları: Nadav, Avihu, Elazar, İtamar. 
13O 024:002 Nadavla Avihu babalarından önce, oğul sahibi olamadan öldüler. Onun için Elazarla İtamar kâhinlik yaptılar. 
13O 024:003 Davut Elazar soyundan Sadokla İtamar soyundan Ahimelekin yardımıyla Harunoğullarını yaptıkları göreve göre bölüklere ayırdı. 
13O 024:004 Elazaroğulları arasında İtamaroğullarından daha çok önder olduğundan, buna göre bölündüler: Elazaroğullarından on altı boy başı, İtamaroğullarından ise sekiz boy başı çıktı. 
13O 024:005 Gerek Elazaroğulları, gerekse İtamaroğulları arasında kutsal yerden ve Tanrıyla ilgili hizmetlerden sorumlu önderler vardı. Bu yüzden atanmaları kayırılmaksızın kurayla yapıldı. 
13O 024:006 Levili Netanel oğlu Yazman Şemaya, kralın ve görevlileri Kâhin Sadok, Aviyatar oğlu Ahimelek, kâhinler ve Levililerin boy başlarının gözü önünde kura çekimini kaydetti. Kura sırayla, bir Elazar ailesinden, bir İtamar ailesinden çekildi. 
13O 024:007 Birinci kura Yehoyarive düştü,<br />İkincisi Yedayaya. 
13O 024:008 Üçüncüsü Harime,<br />Dördüncüsü Seorime, 
13O 024:009 Beşincisi Malkiyaya,<br />Altıncısı Miyamine, 
13O 024:010 Yedincisi Hakkosa,<br />Sekizincisi Aviyaya, 
13O 024:011 Dokuzuncusu Yeşuya,<br />Onuncusu Şekanyaya, 
13O 024:012 On birincisi Elyaşive,<br />On ikincisi Yakime, 
13O 024:013 On üçüncüsü Huppaya,<br />On dördüncüsü Yeşevava, 
13O 024:014 On beşincisi Bilgaya,<br />On altıncısı İmmere, 
13O 024:015 On yedincisi Hezire,<br />On sekizincisi Happisese, 
13O 024:016 On dokuzuncusu Petahyaya,<br />Yirmincisi Yehezkele, 
13O 024:017 Yirmi birincisi Yakine,<br />Yirmi ikincisi Gamula, 
13O 024:018 Yirmi üçüncüsü Delayaya,<br />Yirmi dördüncüsü Maazyaya düştü. 
13O 024:019 İsrailin Tanrısı RABbin buyruğu uyarınca ataları Harunun verdiği ilkelere göre RABbin Tapınağına gidip görev yapma sırası buydu. 
13O 024:020 Öbür Levililer: 
13O 024:021 Rehavyaoğullarından önder Yişşiya. 
13O 024:022 Yisharoğullarından Şelomot, 
13O 024:023 Hevronun oğulları: İlk oğlu Yeriya, ikincisi Amarya, üçüncüsü Yahaziel, dördüncüsü Yekamam. 
13O 024:024 Uzzielin oğlu: Mika. 
13O 024:025 Mikanın kardeşi: Yişşiya. 
13O 024:026 Merarioğulları: Mahli, Muşi, Yaaziya. 
13O 024:027 Merarinin torunlarından Yaaziyanın oğulları: Şoham, Zakkur, İvri. 
13O 024:028 Mahliden: Elazar. Elazarın oğlu olmadı. 
13O 024:029 Kişten: Kiş oğlu Yerahmeel. 
13O 024:030 Muşinin oğulları: Mahli, Eder, Yerimot. Levi soyundan gelen boylar bunlardır. 
13O 024:031 Bunlar da kardeşleri Harunoğulları gibi, Kral Davut'un, Sadok'un, Ahimelek'in, kâhinler ve Levililer'in boy başlarının gözü önünde kura çekti. Büyük boy başları da, kardeşleri olan küçük boy başları da kura çektiler. 
13O 025:001 Davutla ordu komutanları hizmet için Asafın, Hemanın, Yedutunun bazı oğullarını ayırdılar. Bunlar lir, çenk ve ziller eşliğinde peygamberlikte bulunacaklardı. Bu göreve atananların listesi şuydu: 
13O 025:002 Asafın oğullarından: Zakkur, Yusuf, Netanya, Aşarela. Bunlar kralın buyruğu uyarınca peygamberlikte bulunan Asafın yönetimi altındaydılar. 
13O 025:003 Yedutunun oğullarından: Gedalya, Seri, Yeşaya, Şimi, Haşavya, Mattitya. Toplam altı kişiydi. Lir eşliğinde peygamberlikte bulunan, RABbe şükür ve övgü sunan babaları Yedutunun sorumluluğu altındaydılar. 
13O 025:004 Hemanın oğullarından: Bukkiya, Mattanya, Uzziel, Şevuel, Yerimot, Hananya, Hanani, Eliata, Giddalti, Romamti-Ezer, Yoşbekaşa, Malloti, Hotir, Mahaziot. 
13O 025:005 Hepsi kralın bilicisi Hemanın oğullarıydı. Tanrının sözü uyarınca bu oğullar Hemanı güçlendirmek için ona verilmişti. Tanrı Hemana on dört oğulla üç kız verdi. 
13O 025:006 Bunların tümü babalarının sorumluluğu altında RAB Tanrının Tapınağında hizmet etmek için zil, çenk ve lirler eşliğinde ezgi söylerdi. Asaf, Yedutun, Heman kralın sorumluluğu altındaydı. 
13O 025:007 RABbe ezgi okumak için eğitilmiş yetenekli Levililerin toplamı 288 kişiydi. 
13O 025:008 Bunların her biri, büyük küçük, öğretmen öğrenci ayrımı yapılmaksızın, görev dağıtımı için kura çekti. 
13O 025:009 Birinci kura Asaf soyundan Yusufa düştü; oğulları ve kardeşleriyle birlikte 12 kişi. kişi››. Bu tümce Masoretik metinde geçmemektedir. İkincisi Gedalyaya; kendisi, kardeşleri ve oğullarıyla birlikte 12 kişi. 
13O 025:010 Üçüncüsü Zakkura; oğulları ve kardeşleriyle birlikte 12 kişi. 
13O 025:011 Dördüncüsü Yisriye; oğulları ve kardeşleriyle birlikte 12 kişi. 
13O 025:012 Beşincisi Netanyaya; oğulları ve kardeşleriyle birlikte 12 kişi. 
13O 025:013 Altıncısı Bukkiyaya; oğulları ve kardeşleriyle birlikte 12 kişi. 
13O 025:014 Yedincisi Yesarelaya; oğulları ve kardeşleriyle birlikte 12 kişi. 
13O 025:015 Sekizincisi Yeşayaya; oğulları ve kardeşleriyle birlikte 12 kişi. 
13O 025:016 Dokuzuncusu Mattanyaya; oğulları ve kardeşleriyle birlikte 12 kişi. 
13O 025:017 Onuncusu Şimiye; oğulları ve kardeşleriyle birlikte 12 kişi. 
13O 025:018 On birincisi Azarele; oğulları ve kardeşleriyle birlikte 12 kişi. 
13O 025:019 On ikincisi Haşavyaya; oğulları ve kardeşleriyle birlikte 12 kişi. 
13O 025:020 On üçüncüsü Şuvaele; oğulları ve kardeşleriyle birlikte 12 kişi. 
13O 025:021 On dördüncüsü Mattityaya; oğulları ve kardeşleriyle birlikte 12 kişi. 
13O 025:022 On beşincisi Yeremota; oğulları ve kardeşleriyle birlikte 12 kişi. 
13O 025:023 On altıncısı Hananyaya; oğulları ve kardeşleriyle birlikte 12 kişi. 
13O 025:024 On yedincisi Yoşbekaşaya; oğulları ve kardeşleriyle birlikte 12 kişi. 
13O 025:025 On sekizincisi Hananiye; oğulları ve kardeşleriyle birlikte 12 kişi. 
13O 025:026 On dokuzuncusu Mallotiye; oğulları ve kardeşleriyle birlikte 12 kişi. 
13O 025:027 Yirmincisi Eliataya; oğulları ve kardeşleriyle birlikte 12 kişi. 
13O 025:028 Yirmi birincisi Hotire; oğulları ve kardeşleriyle birlikte 12 kişi. 
13O 025:029 Yirmi ikincisi Giddaltiye; oğulları ve kardeşleriyle birlikte 12 kişi. 
13O 025:030 Yirmi üçüncüsü Mahaziota; oğulları ve kardeşleriyle birlikte 12 kişi. 
13O 025:031 Yirmi dördüncüsü Romamti-Ezer'e; oğulları ve kardeşleriyle birlikte 12 kişi. 
13O 026:001 Kapı nöbetçilerinin bölükleri: Korahlılardan: Asafoğullarından Kore oğlu Meşelemya. 
13O 026:002 Meşelemyanın oğulları: İlk oğlu Zekeriya, ikincisi Yediael, üçüncüsü Zevadya, dördüncüsü Yatniel, 
13O 026:003 beşincisi Elam, altıncısı Yehohanan, yedincisi Elyehoenay. 
13O 026:004 Ovet-Edomun oğulları: İlk oğlu Şemaya, ikincisi Yehozavat, üçüncüsü Yoah, dördüncüsü Sakâr, beşincisi Netanel, 
13O 026:005 altıncısı Ammiel, yedincisi İssakar, sekizincisi Peulletay. Çünkü Tanrı Ovet-Edomu kutsamıştı. 
13O 026:006 Ovet-Edomun oğlu Şemayanın oğulları vardı. Bunlar yetenekli olduklarından boy başlarıydılar. 
13O 026:007 Şemayanın oğulları: Otni, Refael, Ovet, Elzavat. Şemayanın akrabaları Elihu ile Şemakya da yiğit adamlardı. 
13O 026:008 Bunların tümü Ovet-Edom soyundandı. Onlar da, oğullarıyla akrabaları da yiğit, görevlerinde becerikli kişilerdi. Ovet-Edom soyundan 62 kişi vardı. 
13O 026:009 Meşelemyanın 18 becerikli oğlu ve akrabası vardı. 
13O 026:010 Merarioğullarından Hosanın oğulları: İlki Şimriydi. -Şimri ilk oğul olmadığı halde babası onu önder atamıştı.- 
13O 026:011 İkincisi Hilkiya, üçüncüsü Tevalya, dördüncüsü Zekeriya. Hosanın oğullarıyla akrabalarının toplamı 13 kişiydi. 
13O 026:012 RABbin Tapınağında Levili kardeşleri gibi görev yapan kapı nöbetçisi bölükler ve başlarındaki adamlar bunlardır. 
13O 026:013 Her kapı için her aile büyük, küçük ayırmadan kura çekti. 
13O 026:014 Kurada Doğu Kapısı Şelemyaya düştü. Sonra bilge bir danışman olan oğlu Zekeriya için kura çekildi. Ona Kuzey Kapısı düştü. 
13O 026:015 Güney Kapısı Ovet-Edoma, depo için çekilen kura da oğullarına düştü. 
13O 026:016 Batı Kapısı ile yukarı yol üzerindeki Şalleket Kapısı için çekilen kuralar Şuppimle Hosaya düştü. Her ailenin nöbet zamanları sırayla birbirini izliyordu. 
13O 026:017 Doğu Kapısında günde altı, Kuzey Kapısında dört, Güney Kapısında dört, depolarda da ikişerden dört Levili nöbetçi vardı. 
13O 026:018 Batı Kapısına bakan avlu içinse, yolda dört, avluda iki nöbetçi bekliyordu. 
13O 026:019 Korah ve Merari soyundan gelen kapı nöbetçilerinin bölükleri bunlardı. 
13O 026:020 Levili Ahiya Tanrının Tapınağının hazinelerinden ve Tanrıya adanmış armağanlardan sorumluydu. 
13O 026:021 Ladanoğulları: Ladan soyundan gelen Gerşonoğulları, Ladan boyunun boy başları Gerşonlu Yehieli ve oğullarıydı. 
13O 026:022 Yehielinin oğulları: Zetamla kardeşi Yoel. Bunlar RABbin Tapınağının hazinelerinden sorumluydu. 
13O 026:023 Amram, Yishar, Hevron, Uzziel soylarından şu kişilere görev verildi: 
13O 026:024 Musa oğlu Gerşomun soyundan Şevuel tapınak hazinelerinin baş sorumlusuydu. 
13O 026:025 Eliezer soyundan gelen kardeşleri: Rehavya Eliezerin oğluydu, Yeşaya Rehavyanın oğluydu, Yoram Yeşayanın oğluydu, Zikri Yoramın oğluydu, Şelomit Zikrinin oğluydu. 
13O 026:026 Şelomitle kardeşleri boy başlarının, Kral Davutun binbaşılarının, yüzbaşılarının ve öbür ordu komutanlarının verdiği armağanların saklandığı hazinelerden sorumluydular. 
13O 026:027 Bunlar savaşta yağmalanan mallardan bir kısmını RABbin Tapınağının onarımı için ayırdılar. 
13O 026:028 Bilici Samuelin, Kiş oğlu Saulun, Ner oğlu Avnerin, Seruya oğlu Yoavın verdiği armağanlarla öbür armağanlardan da Şelomitle kardeşleri sorumluydu. 
13O 026:029 Yisharlılardan: Kenanya ile oğulları İsrailde memur ve yargıç olarak tapınak dışındaki işlere bakmakla görevlendirildiler. 
13O 026:030 Hevronlulardan: Haşavya ile kardeşleri -bin yedi yüz yiğit adam- RABbin işlerine ve kralın hizmetine bakmak için İsrailin Şeria Irmağının batı yakasında kalan bölgesine atanmıştı. 
13O 026:031 Aile soy kütüğündeki kayıtlara göre Yeriya Hevronluların boy başıydı. Davutun krallığının kırkıncı yılında kayıtlar incelendi ve Gilattaki Yazerde Hevronlular arasında yiğit savaşçılar bulundu. 
13O 026:032 Yeriya'nın aile başları olan iki bin yedi yüz akrabası vardı. Kral Davut bu yiğit adamları Tanrı'nın ve kralın işlerine bakmaları için Rubenliler'e, Gadlılar'a, Manaşşe oymağının yarısına yönetici olarak atadı. 
13O 027:001 İsrailde görev yapan İsrailli boy başlarının, binbaşılarla yüzbaşıların ve görevlilerin listesi. Bunlar değişen birliklerde yıl boyunca aydan aya her konuda krala hizmet ederlerdi. Her birlik 24 000 kişiden oluşurdu. 
13O 027:002 Birinci ay için birinci birliğin komutanı Zavdiel oğlu Yaşovamdı. Komutasındaki birlik 24 000 kişiden oluşuyordu. 
13O 027:003 Birinci ay için görevlendirilen ordunun başkomutanı Yaşovam, Peres soyundandı. 
13O 027:004 İkinci ay için ikinci birliğin komutanı Ahohlu Dodaydı. Miklot bu birliğin baş görevlisiydi. Doday komutasındaki birlik 24 000 kişiden oluşuyordu. 
13O 027:005 Üçüncü ay için üçüncü birliğin komutanı Kâhin Yehoyada oğlu önder Benayaydı. Komutasındaki birlik 24 000 kişiden oluşuyordu. 
13O 027:006 Otuz yiğitlerden biri ve Otuzların önderi olan Benayaydı bu. Oğlu Ammizavat da onun birliğinde görevliydi. 
13O 027:007 Dördüncü ay için dördüncü birliğin komutanı Yoavın kardeşi Asaheldi. Sonradan yerine oğlu Zevadya geçti. Birliğinde 24 000 kişi vardı. 
13O 027:008 Beşinci ay için beşinci birliğin komutanı Yizrahlı Şamhuttu. Komutasındaki birlikte 24 000 kişi vardı. 
13O 027:009 Altıncı ay için altıncı birliğin komutanı Tekoalı İkkeş oğlu İraydı. Komutasındaki birlikte 24 000 kişi vardı. 
13O 027:010 Yedinci ay için yedinci birliğin komutanı Efrayimoğullarından Pelonlu Helesti. Komutasındaki birlikte 24 000 kişi vardı. 
13O 027:011 Sekizinci ay için sekizinci birliğin komutanı Zerahlılardan Huşalı Sibbekaydı. Komutasındaki birlikte 24 000 kişi vardı. 
13O 027:012 Dokuzuncu ay için dokuzuncu birliğin komutanı Benyaminoğullarından Anatotlu Aviezerdi. Komutasındaki birlikte 24 000 kişi vardı. 
13O 027:013 Onuncu ay için onuncu birliğin komutanı Zerahlılardan Netofalı Mahraydı. Komutasındaki birlikte 24 000 kişi vardı. 
13O 027:014 On birinci ay için on birinci birliğin komutanı Efrayimoğullarından Piratonlu Benayaydı. Komutasındaki birlikte 24 000 kişi vardı. 
13O 027:015 On ikinci ay için on ikinci birliğin komutanı Otniel soyundan Netofalı Heldaydı. Komutasındaki birlikte 24 000 kişi vardı. 
13O 027:016 İsrail oymaklarının yöneticileri:<br />Ruben oymağı: Zikri oğlu Eliezer.<br />Şimon oymağı: Maaka oğlu Şefatya. 
13O 027:017 Levi oymağı: Kemuel oğlu Haşavya.<br />Harunoğulları: Sadok. 
13O 027:018 Yahuda oymağı: Davutun kardeşlerinden Elihu.<br />İssakar oymağı: Mikael oğlu Omri. 
13O 027:019 Zevulun oymağı: Ovadya oğlu Yişmaya.<br />Naftali oymağı: Azriel oğlu Yerimot. 
13O 027:020 Efrayimoğulları: Azazya oğlu Hoşea.<br />Manaşşe oymağının yarısı: Pedaya oğlu Yoel. 
13O 027:021 Gilattaki Manaşşe oymağının öbür yarısı: Zekeriya oğlu Yiddo.<br />Benyamin oymağı: Avner oğlu Yaasiel. 
13O 027:022 Dan oymağı: Yeroham oğlu Azarel. 
13O 027:023 Davut yirmi ve daha aşağıdaki yaştakilerin sayımını yapmadı. Çünkü RAB İsraili gökteki yıldızlar kadar çoğaltacağına söz vermişti. 
13O 027:024 Seruya oğlu Yoav da başladığı sayımı bitirmedi. Bu sayımdan ötürü RAB İsraile öfkelendi. Bu yüzden sayımın sonucu Kral Davutun tarihinde yazılmadı. 
13O 027:025 Kralın hazinelerine yönetici olarak Adiel oğlu Azmavet atanmıştı. Açık bölgelerdeki, kentlerdeki, köylerdeki, kalelerdeki depolardan da Uzziya oğlu Yehonatan sorumluydu. 
13O 027:026 Toprağı süren tarım işçilerinden: Keluv oğlu Ezri, 
13O 027:027 Bağlardan: Ramalı Şimi,<br />Üzümlerden ve şarap mahzenlerinden: Şefamlı Zavdi, 
13O 027:028 Şefela bölgesindeki zeytinliklerden ve yabanıl incir ağaçlarından: Gederli Baal-Hanan,<br />Zeytinyağı depolarından: Yoaş, 
13O 027:029 Şaronda otlatılan sığırlardan: Şaronlu Şitray,<br />Vadilerdeki sığırlardan: Adlay oğlu Şafat, 
13O 027:030 Develerden: İsmaili Ovil,<br />Eşeklerden: Meronotlu Yehdeya, 
13O 027:031 Davarlardan: Hacerli Yaziz sorumluydu. Bunların hepsi Kral Davutun servetinden sorumlu yöneticilerdi. 
13O 027:032 Davutun amcası Yehonatan anlayışlı bir yazman ve danışmandı. Hakmoni oğlu Yehiel kralın oğullarına bakardı. 
13O 027:033 Ahitofel kralın danışmanıydı. Arklı Huşay kralın dostuydu. 
13O 027:034 Ahitofel'den sonra yerine Benaya oğlu Yehoyada'yla Aviyatar geçti. Yoav kralın ordu komutanıydı. 
13O 028:001 Davut İsraildeki bütün yöneticilerin -oymak başlarının, kralın hizmetindeki birlik komutanlarının, binbaşıların, yüzbaşıların, kralla oğullarına ait servetten ve sürüden sorumlu kişilerin, saray görevlilerinin, bütün güçlü adamların ve yiğit savaşçıların- Yeruşalimde toplanmasını buyurdu. 
13O 028:002 Kral Davut ayağa kalkıp onlara şöyle dedi: ‹‹Ey kardeşlerim ve halkım, beni dinleyin! RABbin Antlaşma Sandığı, Tanrımızın ayak basamağı için kalıcı bir yer yapmak istedim. Konutun yapımı için hazırlık yaptım. 
13O 028:003 Ama Tanrı bana, ‹Adıma bir tapınak kurmayacaksın› dedi, ‹Çünkü sen savaşçı birisin, kan döktün.› 
13O 028:004 ‹‹İsrailin Tanrısı RAB, sonsuza dek İsrail Kralı olmam için bütün ailem arasından beni seçti. Önder olarak Yahudayı, Yahuda oymağından da babamın ailesini seçti. Babamın oğulları arasından beni bütün İsrailin kralı yapmayı uygun gördü. 
13O 028:005 Bütün oğullarım arasından -RAB bana birçok oğul verdi- İsrailde RABbin krallığının tahtına oturtmak için oğlum Süleymanı seçti. 
13O 028:006 RAB bana şöyle dedi: ‹Tapınağımı ve avlularımı yapacak olan oğlun Süleymandır. Onu kendime oğul seçtim. Ben de ona baba olacağım. 
13O 028:007 Bugün yaptığı gibi buyruklarıma, ilkelerime dikkatle uyarsa, krallığını sonsuza dek sürdüreceğim.› 
13O 028:008 ‹‹Şimdi, Tanrımızın önünde, RABbin topluluğu olan bütün İsrailin gözü önünde size sesleniyorum: Tanrınız RABbin bütün buyruklarına uymaya dikkat edin ki, bu verimli ülkeyi mülk edinip sonsuza dek çocuklarınıza miras olarak veresiniz. 
13O 028:009 ‹‹Sen, ey oğlum Süleyman, babanın Tanrısını tanı. Bütün yüreğinle ve istekle Ona kulluk et. Çünkü RAB her yüreği araştırır, her düşüncenin ardındaki amacı saptar. Eğer Ona yönelirsen, kendisini sana buldurur. Ama Onu bırakırsan, seni sonsuza dek reddeder. 
13O 028:010 Şimdi dinle! Tapınağı yapmak için RAB seni seçti. Yürekli ol, işe başla!›› 
13O 028:011 Davut tapınağa ait eyvanın, binaların -hazine odalarının, yukarıyla iç odaların ve Bağışlanma Kapağının bulunduğu yerin- tasarılarını oğlu Süleymana verdi. 
13O 028:012 Ruh aracılığıyla kendisine açıklanan bütün tasarıları verdi: RABbin Tapınağının avlularıyla çevredeki bütün odaların, Tanrının Tapınağının hazinelerinin, adanmış armağanların konulacağı yerlerin ölçülerini verdi. 
13O 028:013 Kâhinlerle Levililerin bölüklerine ilişkin kuralları, RABbin Tapınağındaki hizmet ve hizmette kullanılan bütün eşyalarla ilgili ilkeleri, 
13O 028:014 değişik hizmetlerde kullanılan altın eşyalar için saptanan altın miktarını, değişik hizmetlerde kullanılan gümüş eşyalar için saptanan gümüş miktarını, 
13O 028:015 altın kandilliklerle kandiller -her bir altın kandillikle kandil- için saptanan altını, her kandilliğin kullanış biçimine göre gümüş kandilliklerle kandiller için saptanan gümüşü, 
13O 028:016 adak ekmeklerinin dizildiği masalar için belirlenen altını, gümüş masalar için gümüşü, 
13O 028:017 büyük çatallar, çanaklar ve testiler için belirlenen saf altını, her altın tas için saptanan altını, her gümüş tas için saptanan gümüşü, 
13O 028:018 buhur sunağı için saptanan saf altın miktarını bildirdi. Davut arabanın -RABbin Antlaşma Sandığına kanatlarını yayarak onu örten altın Keruvların- tasarısını da verdi. 
13O 028:019 ‹‹Bütün bunlar RABbin eli üzerimde olduğu için bana bildirildi›› dedi, ‹‹Ben de tasarının bütün ayrıntılarını yazılı olarak veriyorum.›› 
13O 028:020 Sonra oğlu Süleymana, ‹‹Güçlü ve yürekli ol!›› dedi, ‹‹İşe giriş. Korkma, yılma. Çünkü benim Tanrım, RAB Tanrı seninledir. RABbin Tapınağının bütün yapım işleri bitinceye dek seni başarısızlığa uğratmayacak, seni bırakmayacaktır. 
13O 028:021 Tanrı'nın Tapınağı'nın yapım işleri için kâhinlerle Levililer'in bölükleri burada hazır bekliyor. Her tür yapım işinde usta ve istekli adamlar sana yardım edecek. Önderler de bütün halk da senin buyruklarını bekliyor.›› 
13O 029:001 Kral Davut bütün topluluğa şöyle dedi: ‹‹Tanrının seçtiği oğlum Süleyman genç ve deneyimsizdir. İş büyüktür. Çünkü bu tapınak insan için değil, RAB Tanrı içindir. 
13O 029:002 Tanrımın Tapınağına gereç sağlamak için var gücümle çalıştım. Altın eşyalar için altın, gümüş için gümüş, tunç için tunç, demir için demir, ahşap için ağaç sağladım. Ayrıca oniks, kakma taşlar, süs taşları, çeşitli renklerde değerli taşlar ve çok miktarda mermer sağladım. 
13O 029:003 Bu kutsal tapınak için sağladıklarımın yanısıra, Tanrımın Tapınağına sevgim yüzünden, kişisel servetimden de altın ve gümüş de veriyorum: 
13O 029:004 Üç bin talantfı Ofir altını ve tapınağın duvarlarını kaplamak için yedi bin talant kaliteli gümüş. 
13O 029:005 Bunları altın, gümüş gerektiren işlerde ve sanatkârların el işçiliğinde kullanılmak üzere veriyorum. Kim bugün kendini RABbe adamak istiyor?›› 
13O 029:006 Bunun üzerine boy başları, İsrailin oymak önderleri, binbaşılar, yüzbaşılar ve saray yöneticileri gönülden armağanlar verdiler. 
13O 029:007 Tanrının Tapınağının yapımı için beş bin talant, on bin darik altın, on bin talant gümüş, on sekiz bin talant tunç, yüz bin talant demir bağışladılar. 
13O 029:008 Değerli taşları olanlar, Gerşonlu Yehielin denetiminde, bunları RABbin Tapınağının hazinesine verdi. 
13O 029:009 Halk verdiği armağanlar için seviniyordu. Çünkü herkes RABbe içtenlikle ve gönülden vermişti. Kral Davut da çok sevinçliydi. 
13O 029:010 Davut bütün topluluğun gözü önünde RABbi övdü. Şöyle dedi:  ‹‹Ey atamız İsrailin Tanrısı RAB,<br />Sonsuzluk boyunca sana övgüler olsun! 
13O 029:011 Ya RAB, büyüklük, güç, yücelik,<br />Zafer ve görkem senindir.<br />Gökte ve yerde olan her şey senindir.<br />Egemenlik senindir, ya RAB!<br />Sen her şeyden yücesin. 
13O 029:012 Zenginlik ve onur senden gelir.<br />Her şeye egemensin.<br />Güç ve yetki senin elindedir.<br />Birini yükseltmek ve güçlendirmek<br />Senin elindedir. 
13O 029:013 Şimdi, ey Tanrımız, sana şükrederiz,<br />Görkemli adını överiz. 
13O 029:014 ‹‹Ama ben kimim, halkım kim ki, böyle gönülden armağanlar verebilelim? Her şey sendendir. Biz ancak senin elinden aldıklarımızı sana verdik. 
13O 029:015 Senin önünde garibiz, yabancıyız atalarımız gibi. Yeryüzündeki günlerimiz bir gölge gibidir, kalıcı değildir. 
13O 029:016 Ya RAB Tanrımız, kutsal adına bir tapınak yapmak için sağladığımız bu büyük servet senin elindendir, hepsi senindir. 
13O 029:017 Yüreği sınadığını, doğruluktan hoşlandığını bilirim. Her şeyi içtenlikle, gönülden verdim. Şimdi burada olan halkının sana nasıl istekle bağışlar verdiğini sevinçle gördüm. 
13O 029:018 Ya RAB, atalarımız İbrahimin, İshakın, İsrailin Tanrısı, bu isteği sonsuza dek halkının yüreğinde ve düşüncesinde tut, onların sana bağlı kalmalarını sağla. 
13O 029:019 Oğlum Süleymana bütün buyruklarına, uyarılarına, kurallarına uymak, hazırlığını yaptığım tapınağı kurmak için istekli bir yürek ver.›› 
13O 029:020 Sonra Davut bütün topluluğa, ‹‹Tanrınız RABbi övün!›› dedi. Böylece hepsi atalarının Tanrısı RABbi övdü; Tanrının ve kralın önünde başlarını eğip yere kapandı. 
13O 029:021 Ertesi gün halk RABbe kurbanlar kesip yakmalık sunular sundu: Bin boğa, bin koç, bin kuzunun yanısıra, bütün İsrailliler için dökmelik sunular ve birçok başka kurban. 
13O 029:022 O gün İsrailliler büyük bir sevinçle RABbin önünde yiyip içtiler. Bundan sonra Davut oğlu Süleymanı ikinci kez kral olarak onayladılar. Süleymanı RABbin önünde önder, Sadoku da kâhin olarak meshettiler. 
13O 029:023 Böylece Süleyman babası Davutun yerine RABbin tahtına oturdu. Başarılı oldu. Bütün İsrail halkı onun sözüne uydu. 
13O 029:024 Yöneticilerin, güçlü kişilerin ve Davutun oğullarının tümü Kral Süleymana bağlı kalacaklarına söz verdiler. 
13O 029:025 RAB bütün İsraillilerin gözünde Süleymanı çok yükseltti ve daha önce İsrailde hiçbir kralın erişemediği bir krallık görkemiyle donattı. 
13O 029:026 İşay oğlu Davut bütün İsrailde krallık yaptı. 
13O 029:027 Yedi yıl Hevronda, otuz üç yıl Yeruşalimde olmak üzere toplam kırk yıl İsrailde krallık yaptı. 
13O 029:028 Güzel bir yaşlılık döneminde öldü. Zenginlik ve onur dolu günler yaşadı. Yerine oğlu Süleyman kral oldu. 
13O 029:029 Kral Davutun krallığı dönemindeki öteki olaylar, başından sonuna dek Bilici Samuelin, Peygamber Natanın, Bilici Gadın tarihinde yazılıdır. 
13O 029:030 Krallığı dönemindeki bütün ayrıntılar, ne denli güçlü olduğu, başından geçen olaylar, İsrail'de ve çevredeki ülkelerde olup bitenler bu tarihte yazılıdır. 
14O 001:001 Davut oğlu Süleyman krallığını sağlamlaştırdı. Çünkü Tanrısı RAB onunlaydı ve onu çok yüceltti. 
14O 001:002 Süleyman bütün İsraillileri -binbaşıları, yüzbaşıları, yargıçları, İsrailin boy başları olan önderleri- çağırttı. 
14O 001:003 Sonra bütün toplulukla birlikte Givondaki tapınma yerine gitti. Çünkü RABbin kulu Musanın çölde yaptığı Tanrıyla Buluşma Çadırı oradaydı. 
14O 001:004 Ancak Davut Tanrının Antlaşma Sandığını Kiryat-Yearimden getirip Yeruşalimde hazırladığı çadıra koymuştu. 
14O 001:005 Hur oğlu Uri oğlu Besalelin yaptığı tunç sunağı da Givonda RABbin Konutunun önüne yerleştirmişti. Süleymanla topluluk orada RABbe danıştılar. 
14O 001:006 Süleyman RABbin önüne, Buluşma Çadırının önündeki tunç sunağa çıkarak üzerinde bin yakmalık sunu sundu. 
14O 001:007 Tanrı o gece Süleymana görünüp, ‹‹Sana ne vermemi istersin?›› diye sordu. 
14O 001:008 Süleyman, ‹‹Babam Davuta büyük iyilikler yaptın›› diye karşılık verdi, ‹‹Beni de onun yerine kral atadın. 
14O 001:009 Ya RAB Tanrı, babam Davuta verdiğin söz yerine gelsin! Beni yeryüzünün tozu kadar çok olan bir halkın kralı yaptın. 
14O 001:010 Şimdi bu halkı yönetebilmem için bana bilgi ve bilgelik ver. Başka türlü senin bu büyük halkını kim yönetebilir!›› 
14O 001:011 Tanrı Süleymana, ‹‹Demek yüreğinin dileği bu›› dedi, ‹‹Zenginlik, mal mülk, onur ya da senden nefret edenlerin ölümünü istemedin, kendin için uzun ömür de istemedin. Bunların yerine seni başına kral yaptığım halkımı yönetmek için bilgi ve bilgelik istedin. 
14O 001:012 Sana bilgi ve bilgelik verilecektir. Sana ayrıca öyle bir zenginlik, mal mülk ve onur vereceğim ki, benzeri ne senden önceki krallarda görülmüştür, ne de senden sonrakilerde görülecektir.›› 
14O 001:013 Bundan sonra Süleyman Givondaki tapınma yerinden, Buluşma Çadırından ayrılıp Yeruşalime gitti. İsraili oradan yönetti. 
14O 001:014 Kral Süleyman savaş arabalarıyla atlarını topladı. Bin dört yüz savaş arabası, on iki bin atı vardı. Bunların bir kısmını savaş arabaları için ayrılan kentlere, bir kısmını da kendi yanına, Yeruşalime yerleştirdi. 
14O 001:015 Krallığı döneminde Yeruşalimde altın ve gümüş taş değerine düştü. Sedir ağaçları Şefeladaki yabanıl incir ağaçları kadar bollaştı. 
14O 001:016 Süleymanın atları Mısır ve Keveden getirilirdi. Kralın tüccarları atları Keveden satın alırdı. 
14O 001:017 Mısır'dan bir savaş arabası altı yüz, bir at yüz elli şekel gümüşe getirilirdi. Bunları bütün Hitit ve Aram krallarına satarlardı. bölgesi››. 
14O 002:001 Süleyman RAB adına bir tapınak, kendisi için de bir saray yaptırmaya karar verdi. 
14O 002:002 Yük taşımak için yetmiş bin, dağlarda taş kesmek için seksen bin, bunlara gözcülük etmek için de üç bin altı yüz kişi görevlendirdi. 
14O 002:003 Sur Kralı Hirama da şu haberi gönderdi: ‹‹Babam Davutun oturması için saray yapılırken kendisine gönderdiğin sedir tomruklarından bana da gönder. 
14O 002:004 Tanrım RABbe adamak üzere, Onun adına bir tapınak yapıyorum. Bu tapınakta hoş kokulu buhur yakıp adak ekmeklerini sürekli olarak masaya dizeceğiz. Sabah akşam, her Şabat Günü, her Yeni Ay ve Tanrımız RABbin belirlediği bayramlarda orada yakmalık sunular sunacağız. İsraile bunları sürekli yapması buyruldu. 
14O 002:005 ‹‹Yapacağım tapınak büyük olacak. Çünkü Tanrımız bütün tanrılardan büyüktür. 
14O 002:006 Ama Ona bir tapınak yapmaya kimin gücü yeter? Çünkü O göklere, göklerin göklerine bile sığmaz. Ben kimim ki Ona bir tapınak yapayım! Ancak önünde buhur yakılabilecek bir yer yapabilirim. 
14O 002:007 ‹‹Bana bir adam gönder; Yahuda ve Yeruşalimde babam Davutun yetiştirdiği ustalarımla çalışsın. Altın, gümüş, tunç ve demiri işlemede; mor, kırmızı, lacivert kumaş dokumada, oymacılıkta usta olsun. 
14O 002:008 ‹‹Bana Lübnandan sedir, çam, algumfç tomrukları da gönder. Adamlarının oradaki ağaçları kesmekte usta olduklarını biliyorum. Benim adamlarım da seninkilerle birlikte çalışsın. 
14O 002:009 Öyle ki, bana çok sayıda tomruk sağlayabilsinler. Çünkü yapacağım tapınak büyük ve görkemli olacak. 
14O 002:010 Ağaç kesen adamlarına yirmi bin kor bulgur, yirmi bin kor arpa, yirmi bin bat şarap, yirmi bin bat zeytinyağı vereceğim.›› ağacı olduğu sanılıyor. 
14O 002:011 Sur Kralı Hiram Süleymana mektupla şu yanıtı gönderdi: ‹‹RAB halkını sevdiği için, seni onların kralı yaptı.›› 
14O 002:012 Hiram mektubunu şöyle sürdürdü: ‹‹Yeri göğü yaratan İsrailin Tanrısı RABbe övgüler olsun! Kral Davuta bilge bir oğul verdi; RAB için bir tapınak, kendisi için de bir saray yapacak akıllı ve anlayışlı bir oğul. 
14O 002:013 ‹‹Sana Huram-Avi adında usta ve akıllı birini gönderiyorum. 
14O 002:014 Annesi Danlı, babası Surludur. Altın, gümüş, tunç, demir, taş ve tahta işlemekte; ince keten, mor, lacivert ve kırmızı kumaş dokumakta ustadır. Her türlü oymacılıkta usta olduğu gibi her tasarımı uygulayabilecek yetenektedir. Ustalarınla ve babanın, efendim Davutun yetiştirdiği ustalarla çalışacak. 
14O 002:015 ‹‹Efendim, sözünü ettiğin buğday, arpa, zeytinyağı ve şarabı kullarına gönder. 
14O 002:016 Biz de sana gereken bütün tomrukları Lübnanda keser, deniz yoluyla, sallarla Yafaya kadar yüzdürürüz. Sonra sen tomrukları alıp Yeruşalime götürürsün.›› 
14O 002:017 Babası Davutun yaptığı sayımdan sonra, Süleyman da İsrailde yaşayan bütün yabancılar arasında bir sayım yaptı. Yabancıların sayısı 153 600 kişi olarak belirlendi. 
14O 002:018 Bunlardan 70 000'ine yük taşıma, 80 000'ine dağlarda taş kesme, 3 600'üne de işçileri çalıştırma görevi verildi. 
14O 003:001 Süleyman bundan sonra RABbin Yeruşalimde babası Davuta göründüğü Moriya Dağında RABbin Tapınağını yaptırmaya başladı. Yevuslu Ornanın olan bu harman yerini Davut sağlamıştı. 
14O 003:002 Süleyman krallığının dördüncü yılının ikinci ayının ikinci gününde yapıyı başlattı. 
14O 003:003 Tanrının Tapınağı için attığı temel, eski ölçülere göre altmış arşın uzunluğunda, yirmi arşın genişliğindeydi. 
14O 003:004 Tapınağın ön cephesini boydan boya kaplayan eyvanının genişliği yirmi arşın, yüksekliği yüz yirmi arşındıfı. Süleyman iç duvarları saf altınla kaplattı. 
14O 003:005 Ana bölümün duvarlarını da önce çam tahtasıyla, sonra saf altınla kaplattı; hurma ağacı ve zincir motifleriyle süsletti. 
14O 003:006 Tapınağı değerli taşlarla bezetti. Kullanılan altın Parvayimden getirilmişti. 
14O 003:007 Kirişleri, kapı eşiklerini, duvarlarla kapıları altınla kaplattı. Duvarlara Keruvlar oydurdu. 
14O 003:008 En Kutsal Yeri yaptı: Uzunluğu tapınağın genişliğine eşitti; uzunluğu da genişliği de yirmişer arşındı. En Kutsal Yerin iç duvarlarını altı yüz talant saf altınla kaplattı. 
14O 003:009 Altın çivilerin ağırlığı elli şekeldi. Süleyman yukarı odaları da altınla kaplattı. 
14O 003:010 En Kutsal Yerde iki Keruv heykeli yaptırarak altınla kaplattı. 
14O 003:011 Keruvların kanatlarının uzunluğu yirmi arşındı. Keruvlardan birinin kanadı beş arşındı ve tapınağın duvarına erişiyordu. Öbür kanat da beş arşındı ve öteki Keruvun kanadına değiyordu. 
14O 003:012 Aynı şekilde öteki Keruvun da kanadı beş arşındı ve tapınağın duvarına erişiyordu. Öbür kanat da beş arşındı ve birinci Keruvun kanadına değiyordu. 
14O 003:013 Ayakta duran ve açılmış kanatlarının uzunluğu yirmi arşın olan Keruvların yüzü ana bölüme bakıyordu. 
14O 003:014 En Kutsal Yerin perdesi lacivert, mor, kırmızı kumaştan ve ince ketenden yapılmıştı. Üzerinde Keruv işlemeleri vardı. 
14O 003:015 Süleyman otuz beşer arşın yüksekliğinde iki sütun yaptırıp tapınağın önüne diktirdi. Sütun başlıkları beşer arşın yüksekliğindeydi. 
14O 003:016 Gerdanlığa benzerfö zincirler yaptırarak sütunların üzerine koydurdu. Yüz nar motifi yaptırıp zincirlere taktırdı. 
14O 003:017 Sütunları tapınağın önüne diktirip sağdakine Yakin, soldakine Boaz adını verdi. gelebilir. 
14O 004:001 Süleyman tunçtan bir sunak yaptırdı. Sunağın eniyle uzunluğu yirmişer arşın, yüksekliği on arşındıfş. 
14O 004:002 Dökme tunçtan on arşınfş çapında, beş arşın derinliğinde, çevresi otuz arşın yuvarlak bir havuz yaptırdı. 
14O 004:003 Havuzun dışı boğa kabartmalarıyla kuşatılmıştı. Her arşındafü onar tane olan bu kabartmalar iki sıra halindeydi ve gövdeyle birlikte dökülmüştü. 
14O 004:004 Havuz üçü kuzeye, üçü batıya, üçü güneye, üçü de doğuya bakan on iki boğa heykeli üzerine oturtulmuştu. Boğaların sağrıları içe dönüktü. 
14O 004:005 Havuzun çeperi dört parmak kalınlığındaydı; kenarları kâse kenarlarını, nilüferleri andırıyordu. Üç bin bat su alıyordu. 
14O 004:006 Süleyman yıkama işleri için on kazan yaptırdı. Beşini sunağın güneyine, beşini kuzeyine yerleştirdi. Yakmalık sunuların parçaları bunlarda yıkanırdı. Havuz ise kâhinlerin yıkanması içindi. 
14O 004:007 Süleyman tanıma uygun biçimde yaptırdığı on altın kandilliği tapınağın içine, beşi sağda, beşi solda olmak üzere yerleştirdi. 
14O 004:008 Yaptırdığı on masanın beşini de tapınağın sağına, beşini soluna yerleştirdi. Ayrıca yüz altın çanak yaptırdı. 
14O 004:009 Kâhinlerin avlusunu, büyük avluyla kapılarını yaptırdı. Kapıları tunçla kaplattı. 
14O 004:010 Havuzu ise tapınağın güneydoğu köşesine yerleştirdi. 
14O 004:011 Hiram kovalar, kürekler, çanaklar yaptı. Böylece Kral Süleyman için üstlenmiş olduğu Tanrının Tapınağıyla ilgili işleri tamamlamış oldu: 
14O 004:012 İki sütun ve iki yuvarlak sütun başlığı, bu başlıkları süsleyen iki örgülü ağ, 
14O 004:013 Sütunların yuvarlak başlıklarını süsleyen iki örgülü ağın üzerini ikişer sıra halinde süsleyen dört yüz nar motifi, 
14O 004:014 On kazan ve ayaklıkları, 
14O 004:015 Havuz ve havuzu taşıyan on iki boğa heykeli, 
14O 004:016 Kovalar, kürekler, büyük çatallar. Huram-Avinin Kral Süleyman için RABbin Tapınağına yaptığı bütün eşyalar parlak tunçtandı. 
14O 004:017 Kral bunları Şeria Ovasında, Sukkot ile Seredata arasındaki killi topraklarda döktürmüştü. 
14O 004:018 Süleymanın yaptırdığı eşyalar o kadar çoktu ki, kullanılan tuncun hesabı tutulmadı. 
14O 004:019 Süleymanın Tanrının Tapınağı için yaptırdığı altın eşyalar şunlardı: Altın sunak ve ekmeklerin Tanrının huzuruna konduğu masalar, 
14O 004:020 İç odanın önüne yerleştirilen ve kurala uygun olarak yakılan saf altından kandilliklerle kandilleri, 
14O 004:021 Çiçek süslemeleri, kandiller, maşalar. -Bunlar saf altındandı.- 
14O 004:022 Saf altın fitil maşaları, çanaklar, tabaklar, buhurdanlar ve tapınağın altın kapıları. En Kutsal Yer'in ve ana bölümün kapıları da altındandı. 
14O 005:001 RABbin Tapınağının yapımı tamamlanınca Süleyman, babası Davutun adadığı altın, gümüş ve öbür eşyaları getirip Tanrının Tapınağının hazine odalarına yerleştirdi. 
14O 005:002 Süleyman RABbin Antlaşma Sandığını Davut Kenti olan Siyondan getirmek üzere İsrail halkının ileri gelenleriyle bütün oymak ve boy başlarını Yeruşalime çağırdı. 
14O 005:003 Hepsi yedinci aydaki bayramda kralın önünde toplandı. 
14O 005:004 İsrailin bütün ileri gelenleri toplanınca, Levililer Antlaşma Sandığını yerden kaldırdılar. 
14O 005:005 Sandığı, Buluşma Çadırını ve çadırdaki bütün kutsal eşyaları Levili kâhinler tapınağa taşıdılar. 
14O 005:006 Kral Süleyman ve bütün İsrail topluluğu Antlaşma Sandığının önünde sayısız davar ve sığır kurban etti. 
14O 005:007 Kâhinler RABbin Antlaşma Sandığını tapınağın iç odasına, En Kutsal Yere taşıyıp Keruvların kanatlarının altına yerleştirdiler. 
14O 005:008 Keruvların kanatları sandığın konduğu yerin üstüne kadar uzanıyor ve sandığı da, sırıklarını da örtüyordu. 
14O 005:009 Sırıklar öyle uzundu ki, uçları iç odanın önünden görünüyordu. Ancak dışarıdan görünmüyordu. Bunlar hâlâ oradadır. 
14O 005:010 Sandığın içinde Musanın Horev Dağında koyduğu iki levhadan başka bir şey yoktu. Bunlar Mısırdan çıkışlarında RABbin İsraillilerle yaptığı antlaşmanın levhalarıydı. 
14O 005:011 Kâhinler Kutsal Yerden çıktılar. Orada bulunan kâhinlerin hepsi, bölüklerinin sırasını beklemeden, kendilerini kutsamışlardı. 
14O 005:012 Bütün Levili ezgiciler -Asaf, Heman, Yedutun, oğullarıyla kardeşleri- zillerle, çenk ve lirlerle, ince keten kuşanmış olarak sunağın doğusunda yerlerini almışlardı. Borazan çalan yüz yirmi kâhin onlara eşlik ediyordu. 
14O 005:013 Borazan çalanlarla ezgiciler tek ses halinde RABbe şükredip övgüler sunmaya başladılar. Borazan, zil ve çalgıların eşliğinde seslerini yükselterek RABbi şöyle övdüler:  ‹‹RAB iyidir;  Sevgisi sonsuza dek kalıcıdır.›› O anda RABbin Tapınağını bir bulut doldurdu. 
14O 005:014 Bu bulut yüzünden kâhinler görevlerini sürdüremediler. Çünkü RAB Tanrı'nın görkemi tapınağı doldurmuştu. 
14O 006:001 O zaman Süleyman şöyle dedi: ‹‹Ya RAB, karanlık bulutlarda otururum demiştin. 
14O 006:002 Senin için görkemli bir tapınak, sonsuza dek yaşayacağın bir konut yaptım.›› 
14O 006:003 Kral ayakta duran bütün İsrail topluluğuna dönerek onları kutsadıktan sonra 
14O 006:004 şöyle dedi: ‹‹Babam Davuta verdiği sözü tutan İsrailin Tanrısı RABbe övgüler olsun! RAB demişti ki, 
14O 006:005 ‹Halkımı Mısırdan çıkardığım günden bu yana, içinde bulunacağım bir tapınak yaptırmak için İsrail oymaklarına ait kentlerden hiçbirini seçmedim. İçlerinden halkım İsraili yönetecek birini de seçmedim. 
14O 006:006 Ancak adımın içinde bulunacağı yer olarak Yeruşalimi, halkım İsraili yönetmesi için Davutu seçtim.› Benzer ifadeler 6:6,20de de geçer. 
14O 006:007 ‹‹Babam Davut İsrailin Tanrısı RABbin adına bir tapınak yapmayı yürekten istiyordu. 
14O 006:008 Ama RAB, babam Davuta, ‹Adıma bir tapınak yapmayı yürekten istemen iyi bir şey› dedi, 
14O 006:009 ‹Ne var ki, adıma yapılacak bu tapınağı sen değil, öz oğlun yapacak.› 
14O 006:010 ‹‹RAB verdiği sözü yerine getirdi. RABbin sözü uyarınca, babam Davuttan sonra İsrail tahtına ben geçtim ve İsrailin Tanrısı RABbin adına tapınağı ben yaptırdım. 
14O 006:011 Ayrıca RABbin İsrail halkıyla yaptığı antlaşmanın içinde korunduğu sandığı oraya yerleştirdim.›› 
14O 006:012 Süleyman RABbin sunağının önünde, İsrail topluluğunun karşısında durup ellerini göklere açtı. 
14O 006:013 Beş arşın uzunluğunda, beş arşın eninde, üç arşın yüksekliğinde tunç bir kürsü yaptırıp avlunun ortasına kurdurmuştu. Bu kürsünün üstünde durdu, İsrail topluluğunun önünde diz çöküp ellerini göklere açtı. 
14O 006:014 ‹‹Ya RAB, İsrailin Tanrısı, yerde ve gökte sana benzer başka tanrı yoktur›› dedi, ‹‹Bütün yürekleriyle yolunu izleyen kullarınla yaptığın antlaşmaya bağlı kalırsın. 
14O 006:015 Ağzınla kulun babam Davuta verdiğin sözü bugün ellerinle yerine getirdin. 
14O 006:016 ‹‹Şimdi, ya RAB, İsrailin Tanrısı, kulun babam Davuta verdiğin öbür sözü de tutmanı istiyorum. Ona, ‹Senin soyundan İsrail tahtına oturacakların ardı arkası kesilmeyecektir; yeter ki, çocukların yasam uyarınca önümde senin gibi dikkatle yürüsünler› demiştin. 
14O 006:017 Ya RAB, İsrailin Tanrısı, şimdi kulun Davuta verdiğin sözü yerine getirmeni istiyorum. 
14O 006:018 ‹‹Tanrı gerçekten yeryüzünde, insanlar arasında yaşar mı? Sen göklere, göklerin göklerine bile sığmazsın. Benim yaptığım bu tapınak ne ki! 
14O 006:019 Ya RAB Tanrım, kulunun ettiği duayı, yalvarışı işit; duasına ve yakarışına kulak ver. 
14O 006:020 Gözlerin gece gündüz, ‹Adımı oraya yerleştireceğim!› dediğin bu tapınağın üzerinde olsun. Kulunun buraya yönelerek ettiği duayı işit. 
14O 006:021 Buraya yönelerek dua eden kulunun ve halkın İsrailin yakarışını işit. Göklerden, oturduğun yerden kulak ver; duyunca bağışla. 
14O 006:022 ‹‹Biri komşusuna karşı günah işleyip ant içmek zorunda kaldığında, gelip bu tapınakta, senin sunağının önünde ant içerse, 
14O 006:023 göklerden kulak ver ve gereğini yap. Suçluya karşılığını vererek, suçsuzu haklı çıkararak kullarını yargıla. 
14O 006:024 ‹‹Sana karşı günah işlediği için düşmanlarına yenik düşen halkın İsrail yine sana döner, adını anar, bu tapınakta dua edip yakararak önüne çıkarsa, 
14O 006:025 göklerden kulak ver, halkın İsrailin günahını bağışla. Onları kendilerine ve atalarına verdiğin ülkeye yine kavuştur. 
14O 006:026 ‹‹Halkın sana karşı günah işlediği için gökler kapanıp yağmur yağmazsa, sıkıntıya düşen halkın buraya yönelip dua eder, adını anar ve günahlarından dönerse, 
14O 006:027 göklerden kulak ver; kullarının, halkın İsrailin günahlarını bağışla. Onlara doğru yolda yürümeyi öğret, halkına mülk olarak verdiğin ülkene yağmurlarını gönder. 
14O 006:028 ‹‹Ülkeyi kıtlık, salgın hastalık, samyeli, küf, tırtıl ya da çekirgeler kavurduğunda, düşmanlar kentlerden birinde halkını kuşattığında, herhangi bir felaket ya da hastalık ortalığı sardığında, 
14O 006:029 halkından bir kişi ya da bütün halkın İsrail başına gelen felaketi, acıyı kavrar, dua edip yakararak ellerini bu tapınağa doğru açarsa, 
14O 006:030 göklerden, oturduğun yerden kulak ver ve bağışla. İnsanların yüreklerini yalnızca sen bilirsin. Onlara yaptıklarına göre davran ki, 
14O 006:031 atalarımıza verdiğin bu ülkede yaşadıkları sürece senden korksunlar ve senin yolunda yürüsünler. 
14O 006:032 ‹‹Halkın İsrailden olmayan, ama senin yüce adını, gücünü, kudretini duyup uzak ülkelerden gelen yabancılar bu tapınağa gelip dua ederlerse, 
14O 006:033 göklerden, oturduğun yerden kulak ver, yalvarışlarını yanıtla. Öyle ki, dünyanın bütün ulusları, halkın İsrail gibi, adını bilsin, senden korksun ve yaptırdığım bu tapınağın sana ait olduğunu öğrensin. çağrıldığını.›› 
14O 006:034 ‹‹Halkın, düşmanlarına karşı gösterdiğin yoldan savaşa giderken sana, seçtiğin bu kente ve adına yaptırdığım bu tapınağa yönelip dua ederse, 
14O 006:035 dualarına, yakarışlarına göklerden kulak ver ve onları kurtar. 
14O 006:036 ‹‹Sana karşı günah işlediklerinde -günah işlemeyen tek kişi yoktur- öfkelenip onları yakın ya da uzak bir ülkeye tutsak olarak götürecek düşmanlarının eline teslim edersen, 
14O 006:037 onlar da tutsak oldukları ülkede pişmanlık duyup günahlarından döner, ‹Günah işledik, yoldan sapıp kötülük yaptık› diyerek sana yakarırlarsa, 
14O 006:038 tutsak oldukları ülkede candan ve yürekten sana dönerlerse, atalarına verdiğin ülkelerine, seçtiğin kente ve adına yaptırdığım tapınağa yönelip dua ederlerse, 
14O 006:039 göklerden, oturduğun yerden dualarına, yakarışlarına kulak ver, onları kurtar. Sana karşı günah işlemiş olan halkını bağışla. 
14O 006:040 ‹‹Şimdi, ey Tanrım, bizi gör ve burada edilen duaya kulak ver. 
14O 006:041 ‹‹Çık, ya RAB Tanrı, yaşayacağın yere,<br />Gücünü simgeleyen Sandıkla birlikte.<br />Ya RAB Tanrı, kâhinlerin kurtuluşu kuşansın,<br />Sadık kulların iyiliklerinle sevinsinler. 
14O 006:042 Ya RAB Tanrı, meshettiğin krala yüz çevirme.<br />Kulun Davut'a yaptığın iyilikleri anımsa.›› Davut'un yaptığı iyilikleri anımsa››. 
14O 007:001 Süleyman duasını bitirince, gökten ateş yağdı; yakmalık sunularla kurbanları yiyip bitirdi. RABbin görkemi tapınağı doldurdu. 
14O 007:002 RABbin Tapınağı Onun görkemiyle dolunca kâhinler tapınağa giremediler. 
14O 007:003 Gökten yağan ateşi ve tapınağın üzerindeki RABbin görkemini gören İsrailliler avluda yüzüstü yere kapandılar; RABbe tapınarak Onu övdüler:  ‹‹RAB iyidir;<br />Sevgisi sonsuza dek kalıcıdır.›› 
14O 007:004 Kral ve bütün halk RABbin önünde kurban kestiler. 
14O 007:005 Kral Süleyman yirmi iki bin sığır, yüz yirmi bin davar kurban etti. Böylece kral ve halk Tanrının Tapınağını adamış oldular. 
14O 007:006 Kâhinler yerlerini almışlardı. Kral Davutun RABbi övmek için yaptırdığı ve ‹‹RABbin sevgisi sonsuza dek kalıcıdır›› diyerek överken kullandığı çalgıları alan Levililer de yerlerini almıştı. Levililerin karşısında duran kâhinler borazanlarını çalıyorlardı. Bu sırada bütün İsrailliler ayakta duruyordu. 
14O 007:007 Süleyman RABbin Tapınağının önündeki avlunun orta kısmını kutsadı. Yakmalık sunularla esenlik sunularının yağlı parçalarını orada sundu. Çünkü yaptırdığı tunç sunak yakmalık sunuları, tahıl sunularını ve yağlı parçaları almadı. 
14O 007:008 Süleyman, Levo-Hamattan Mısır Vadisine kadar her yerden gelen İsraillilerin oluşturduğu çok büyük bir toplulukla birlikte bayramı yedi gün kutladı. 
14O 007:009 Sekizinci gün kutsal bir toplantı yaptılar. Sunağı adamaya yedi gün, bayramı kutlamaya da yedi gün ayırdılar. 
14O 007:010 Kral yedinci ayın yirmi üçüncü günü halkı evlerine gönderdi. RABbin, Davut, Süleyman ve halkı İsrail için yapmış olduğu iyilikten dolayı hepsi mutluydu, sevinçle coşuyordu. 
14O 007:011 Süleyman RABbin Tapınağını, sarayı ve RABbin Tapınağıyla kendi sarayında yapmayı istediği bütün işleri başarıyla bitirince, 
14O 007:012 RAB geceleyin ona görünerek şöyle dedi: ‹‹Duanı duydum. Burayı kendime kurban sunulan tapınak olarak seçtim. 
14O 007:013 ‹‹Yağmur yağmasın diye göğü kapadığımda, toprağın ürününü yiyip bitirmesi için çekirgelere buyruk verdiğimde ya da halkımın arasına salgın hastalık gönderdiğimde, 
14O 007:014 adımla çağrılan halkım alçakgönüllülüğü takınır, bana yönelip dua eder, kötü yollarından dönerse, gökten onları duyacağım, günahlarını bağışlayıp ülkelerini sağlığa kavuşturacağım. 
14O 007:015 Gözlerim burada edilen duaya açık, kulaklarım işitici olacak. 
14O 007:016 Adım sürekli orada bulunsun diye bu tapınağı seçip kutsal kıldım. Gözlerim onun üstünde, yüreğim her zaman orada olacaktır. 
14O 007:017 Sana gelince, baban Davutun yaptığı gibi yollarımı izler, buyurduğum her şeyi yapar, kurallarıma ve ilkelerime uyarsan, 
14O 007:018 baban Davutla, ‹İsrail tahtından senin soyunun ardı arkası kesilmeyecektir› diye yaptığım antlaşmaya bağlı kalıp krallığını pekiştireceğim. 
14O 007:019 ‹‹Ama siz yollarımdan sapar, kurallarımı, buyruklarımı bırakır, gidip başka ilahlara kulluk eder, taparsanız, 
14O 007:020 size verdiğim ülkeden sizi söküp atacağım, adıma kutsal kıldığım bu tapınağı terk edeceğim; burayı bütün ulusların aşağılayıp alay ettiği bir yer durumuna getireceğim. 
14O 007:021 Bu gösterişli tapınağın önünden geçenler hayretle, ‹RAB bu ülkeyi ve tapınağı neden bu duruma getirdi?› diye soracaklar. 
14O 007:022 Ve diyecekler ki, ‹İsrail halkı, atalarını Mısır'dan çıkaran Tanrıları RAB'bi terk etti; başka ilahların ardından gitti, onlara tapıp kulluk etti. RAB bu yüzden bu kötülükleri başlarına getirdi.› ›› 
14O 008:001 Süleyman RABbin Tapınağıyla kendi sarayını yirmi yılda bitirdi. 
14O 008:002 Sonra Hiramın kendisine verdiği kentleri onarıp İsraillilerin buralara yerleşmesini sağladı. 
14O 008:003 Ardından Hamat-Sova üzerine yürüyerek orayı ele geçirdi. 
14O 008:004 Çölde Tadmor Kentini onardı. Hama yöresinde yaptırdığı bütün ambarlı kentlerin yapımını bitirdi. 
14O 008:005 Yukarı ve Aşağı Beythoronu yeniden kurup çevrelerini surlarla, sürgülü kapılarla sağlamlaştırdı. 
14O 008:006 Baalatı ve yönetimindeki bütün ambarlı kentleri, savaş arabalarıyla atların bulunduğu kentleri de onarıp güçlendirdi. Böylece Yeruşalimde, Lübnanda, yönetimi altındaki bütün topraklarda her istediğini yaptırmış oldu. 
14O 008:007 İsrail halkından olmayan Hititler, Amorlular, Perizliler, Hivliler ve Yevuslulardan artakalanlara gelince, 
14O 008:008 Süleyman İsrail halkının yok etmediği bu insanların soyundan gelip ülkede kalanları angaryaya koştu. Bu durum bugün de sürüyor. 
14O 008:009 Ancak İsrail halkından hiç kimseye kölelik yaptırmadı. Onlar savaşçı, birlik komutanı, savaş arabalarıyla atlıların komutanı olarak görev yaptılar. 
14O 008:010 Kral Süleyman adına halkı denetleyen iki yüz elli görevli de İsrail halkındandı. 
14O 008:011 Süleyman, ‹‹Karım İsrail Kralı Davutun sarayında kalmamalı. Çünkü RABbin Antlaşma Sandığının girdiği yerler kutsaldır›› diyerek firavunun kızını Davut Kentinden kendisi için yaptırdığı saraya getirtti. 
14O 008:012 Tapınağın eyvanının önünde, yaptırdığı sunakta RABbe yakmalık sunular sundu. 
14O 008:013 Şabat Günü, Yeni Ay, yılın üç bayramı -Mayasız Ekmek, Haftalar ve Çardak bayramları- için Musanın buyurduğu sunuları günü gününe sundu. 
14O 008:014 Babası Davutun koyduğu kural uyarınca, kâhin bölüklerine ayrı ayrı görevler verdi. Levilileri Tanrıyı övme ve her günün gerektirdiği işlerde kâhinlere yardım etme görevine atadı. Kapı nöbetçilerini de bölüklerine göre değişik kapılarda görevlendirdi. Çünkü Tanrı adamı Davut böyle buyurmuştu. 
14O 008:015 Bunlar, hazine odalarına ilişkin konular dahil, hiçbir konuda kralın kâhinlerle Levililere verdiği buyruklardan ayrılmadılar. 
14O 008:016 RABbin Tapınağının temelinin atıldığı günden bitimine dek Süleymanın yapmak istediği her iş yerine getirildi. Böylece RABbin Tapınağının yapımı tamamlanmış oldu. 
14O 008:017 Bundan sonra Süleyman Esyon-Gevere, Edom kıyısındaki Eylata gitti. 
14O 008:018 Hiram ona denizi bilen gemiciler ve kendi görevlileri aracılığıyla gemiler gönderdi. Kral Süleyman'ın adamlarıyla birlikte Ofir'e giden bu gemiciler, dört yüz elli talantfç altın getirdiler. 
14O 009:001 Saba Kraliçesi, Süleymanın ününü duyunca, onu çetin sorularla sınamak için Yeruşalime geldi. Çeşitli baharat, çok miktarda altın ve değerli taşlarla yüklü büyük bir kervan eşliğinde gelen kraliçe, aklından geçen her şeyi Süleymanla konuştu. 
14O 009:002 Süleyman onun bütün sorularına karşılık verdi. Kralın ona yanıt bulmakta güçlük çektiği hiçbir konu olmadı. 
14O 009:003 -4 111220 Süleymanın bilgeliğini, yaptırdığı sarayı, sofrasının zenginliğini, görevlilerinin oturup kalkışını, hizmetkârlarının ve sakilerinin özel giysileriyle yaptığı hizmeti, RABbin Tapınağında sunduğu yakmalık sunuları gören Saba Kraliçesi hayranlık içinde kaldı. 
14O 009:005 Krala, ‹‹Ülkemdeyken, yaptıklarınla ve bilgeliğinle ilgili duyduklarım doğruymuş›› dedi, 
14O 009:006 ‹‹Ama gelip kendi gözlerimle görünceye dek anlatılanlara inanmamıştım. Büyük bilgeliğinin yarısı bile bana anlatılmadı. Duyduklarımdan daha üstünsün. 
14O 009:007 Ne mutlu adamlarına! Ne mutlu sana hizmet eden görevlilere! Çünkü sürekli bilgeliğine tanık oluyorlar. 
14O 009:008 Senden hoşnut kalan, adına egemenlik sürmen için seni tahta oturtan Tanrın RABbe övgüler olsun! Tanrın İsraili sevdiği, sonsuza dek korumak istediği için, adaleti ve doğruluğu sağlaman için seni İsraile kral yaptı.›› 
14O 009:009 Saba Kraliçesi krala 120 talant altın, çok büyük miktarda baharat ve değerli taşlar armağan etti. Krala armağan ettiği baharatın benzeri yoktu. 
14O 009:010 Bu arada Hiramın adamlarıyla Süleymanın adamları Ofirden altın, algum kerestesiyle değerli taşlar getirdiler. 
14O 009:011 Kral, RABbin Tapınağıyla sarayın basamaklarını, çalgıcıların lirleriyle çenklerini bu algum kerestesinden yaptırdı. Yahuda bölgesinde daha önce böylesi görülmemişti. ardıç ağacı olduğu sanılıyor. 
14O 009:012 Kral Süleyman Saba Kraliçesinin her isteğini, her dileğini yerine getirdi. Kraliçenin kendisine getirdiklerinden daha fazlasını ona verdi. Bundan sonra kraliçe adamlarıyla birlikte oradan ayrılıp kendi ülkesine döndü. 
14O 009:013 Süleymana bir yılda gelen altının miktarı 666 talantı buluyordu. 
14O 009:014 Tüccarların ve alım satımla uğraşanların getirdiği altın bunun dışındaydı. Arabistanın bütün krallarıyla İsrail valileri de Süleymana altın, gümüş getiriyorlardı. 
14O 009:015 Kral Süleyman dövme altından her biri altı yüz şekel ağırlığında iki yüz büyük kalkan yaptırdı. 
14O 009:016 Ayrıca her biri üç yüz şekel ağırlığında dövme altından üç yüz küçük kalkan yaptırdı. Kral bu kalkanları Lübnan Ormanı adındaki saraya koydu. 
14O 009:017 Kral fildişinden büyük bir taht yaptırıp saf altınla kaplattı. 
14O 009:018 Tahtın altı basamağı, bir de altın ayak taburesi vardı. Bunlar tahta bağlıydı. Oturulan yerin iki yanında kollar, her kolun yanında birer aslan heykeli bulunuyordu. 
14O 009:019 Altı basamağın iki yanında on iki aslan heykeli vardı. Hiçbir krallıkta böylesi yapılmamıştı. 
14O 009:020 Kral Süleymanın kadehleriyle Lübnan Ormanı adındaki sarayın bütün eşyaları saf altından yapılmış, hiç gümüş kullanılmamıştı. Çünkü Süleymanın döneminde gümüşün değeri yoktu. 
14O 009:021 Kralın gemileri Hiramın adamlarının yönetiminde Tarşişefı giderdi. Bu gemiler üç yılda bir altın, gümüş, fildişi ve türlü maymunlarla yüklü olarak dönerlerdi. tavuskuşlarıyla››. 
14O 009:022 Kral Süleyman dünyanın bütün krallarından daha zengin, daha bilgeydi. 
14O 009:023 Tanrının Süleymana verdiği bilgeliği dinlemek için dünyanın bütün kralları onu görmek isterlerdi. 
14O 009:024 Onu görmeye gelenler her yıl armağan olarak altın ve gümüş eşya, giysi, silah, baharat, at, katır getirirlerdi. 
14O 009:025 Süleymanın atlarla savaş arabaları için dört bin ahırı, on iki bin atlısı vardı. Bunların bir kısmını savaş arabaları için ayrılan kentlere, bir kısmını da kendi yanına, Yeruşalime yerleştirdi. 
14O 009:026 Fırat Irmağından Filist bölgesine, oradan da Mısır sınırına dek uzanan bölgedeki bütün krallara egemendi. 
14O 009:027 Onun krallığı döneminde Yeruşalimde gümüş taş değerine düştü. Sedir ağaçları Şefeladaki yabanıl incir ağaçları kadar bollaştı. 
14O 009:028 Süleymanın atları Mısırdan ve bütün öbür ülkelerden getirilirdi. 
14O 009:029 Süleymanın yaptığı öbür işler, başından sonuna dek, Peygamber Natanın tarihinde, Şilolu Ahiyanın peygamberlik yazılarında ve Bilici İddonun Nevat oğlu Yarovama ilişkin görümlerinde yazılıdır. 
14O 009:030 Süleyman kırk yıl süreyle bütün İsraili Yeruşalimden yönetti. 
14O 009:031 Süleyman ölüp atalarına kavuşunca babası Davut'un Kenti'nde gömüldü. Yerine oğlu Rehavam kral oldu. 
14O 010:001 Rehavam Şekeme gitti. Çünkü bütün İsrailliler kendisini kral ilan etmek için orada toplanmışlardı. 
14O 010:002 Kral Süleymandan kaçıp Mısıra yerleşen Nevat oğlu Yarovam bunu duyunca Mısırdan döndü. 
14O 010:003 İsrailliler Yarovamı çağırttılar. Birlikte gidip Rehavama şöyle dediler: 
14O 010:004 ‹‹Baban üzerimize ağır bir boyunduruk koydu. Ama babanın üzerimize yüklediği ağır yükü ve boyunduruğu hafifletirsen sana kul köle oluruz.›› 
14O 010:005 Rehavam, ‹‹Üç gün sonra yine gelin›› yanıtını verince halk yanından ayrıldı. 
14O 010:006 Kral Rehavam, babası Süleymana sağlığında danışmanlık yapan ileri gelenlere, ‹‹Bu halka nasıl yanıt vermemi öğütlersiniz?›› diye sordu. 
14O 010:007 İleri gelenler, ‹‹Halka iyi davranır, onları hoşnut eder, olumlu yanıt verirsen, sana her zaman kul köle olurlar›› diye karşılık verdiler. 
14O 010:008 Ne var ki, Rehavam ileri gelenlerin öğüdünü reddederek birlikte büyüdüğü genç görevlilerine danıştı: 
14O 010:009 ‹‹Siz ne yapmamı öğütlersiniz? ‹Babanın üzerimize koyduğu boyunduruğu hafiflet› diyen bu halka nasıl bir yanıt verelim?›› 
14O 010:010 Birlikte büyüdüğü gençler ona şu karşılığı verdiler: ‹‹Sana, ‹Babanın üzerimize koyduğu boyunduruğu hafiflet› diyen halka de ki, ‹Benim küçük parmağım, babamın belinden daha kalındır. 
14O 010:011 Babam size ağır bir boyunduruk yüklediyse, ben boyunduruğunuzu daha da ağırlaştıracağım. Babam sizi kırbaçla yola getirdiyse, ben sizi akreplerle yola getireceğim.› ›› 
14O 010:012 Yarovamla bütün halk, kralın, ‹‹Üç gün sonra yine gelin›› sözü üzerine, üçüncü gün Rehavamın yanına geldiler. 
14O 010:013 -14 111620 İleri gelenlerin öğüdünü reddeden Kral Rehavam, gençlerin öğüdüne uyarak halka sert bir yanıt verdi: ‹‹Babamın size yüklediği boyunduruğu ben daha da ağırlaştıracağım. Babam sizi kırbaçla yola getirdiyse, ben sizi akreplerle yola getireceğim.›› 
14O 010:015 Kral halkı dinlemedi. Bu Tanrıdandı. Çünkü Şilolu Ahiya aracılığıyla Nevat oğlu Yarovama verdiği sözü yerine getirmek için RAB bu olayı düzenlemişti. 
14O 010:016 Kralın kendilerini dinlemediğini görünce, bütün İsrailliler,  ‹‹İşay oğlu Davutla ne ilgimiz,<br />Ne de payımız var!›› diye bağırdılar,<br />‹‹Ey İsrail halkı, haydi evimize dönelim!<br />Davutun soyu başının çaresine baksın.›› 
14O 010:017 Rehavam da yalnızca Yahuda kentlerinde yaşayan İsraillilere krallık yapmaya başladı. 
14O 010:018 İsrailliler Kral Rehavamın gönderdiği angaryacıbaşı Hadoramı taşa tutup öldürdüler. Bunun üzerine Kral Rehavam savaş arabasına atlayıp Yeruşalime kaçtı. 
14O 010:019 İsrail halkı, Davut soyundan gelenlere hep başkaldırdı. 
14O 011:001 Rehavam Yeruşalime varınca, İsraillilerle savaşıp onları yeniden egemenliği altına almak amacıyla Yahuda ve Benyamin oymaklarından yüz seksen bin seçkin savaşçı topladı. 
14O 011:002 Bu arada RAB, Tanrı adamı Şemayaya şöyle seslendi: 
14O 011:003 ‹‹Süleyman oğlu Yahuda Kralı Rehavama, Yahuda ve Benyamin bölgesinde yaşayan bütün İsraillilere şunu söyle: 
14O 011:004 ‹RAB diyor ki, İsrailli kardeşlerinize saldırmayın, onlarla savaşmayın. Herkes evine dönsün! Çünkü bu olayı ben düzenledim.› ›› RABbin bu sözlerini duyan halk Yarovama karşı savaşmaktan vazgeçti. 
14O 011:005 Rehavam Yeruşalimde yaşadı ve savunma amacıyla Yahudadaki şu kentleri onardı: 
14O 011:006 Beytlehem, Etam, Tekoa, 
14O 011:007 Beytsur, Soko, Adullam, 
14O 011:008 Gat, Mareşa, Zif, 
14O 011:009 Adorayim, Lakiş, Azeka, 
14O 011:010 Sora, Ayalon, Hevron. Bunlar Yahuda ve Benyamin bölgesinde surlu kentlerdi. 
14O 011:011 Rehavam bu kentlerin surlarını güçlendirerek buralara komutanlar atadı; yiyecek, zeytinyağı, şarap depoladı. 
14O 011:012 Her kent için kalkanlar, mızraklar sağladı. Kentleri iyice güçlendirdi. Böylece Yahuda ve Benyamin bölgeleri onun denetimi altında kaldı. 
14O 011:013 İsrailin her bölgesinden kâhinlerle Levililer Rehavamdan yana geçtiler. 
14O 011:014 Levililer otlaklarını, mallarını bırakıp Yahuda ve Yeruşalime gelmişlerdi. Çünkü Yarovamla oğulları onları RABbin kâhinliğinden uzaklaştırmıştı. 
14O 011:015 Yarovam tapınma yerleri ve yaptırdığı teke ve buzağı biçimindeki putlar için kâhinler atamıştı. 
14O 011:016 İsrailin her oymağından RABbe, İsrailin Tanrısına yönelmeye yürekten kararlı olanlar ise, atalarının Tanrısı RABbe kurban sunmak için kâhinlerle Levililerin ardından Yeruşalime geldiler. 
14O 011:017 Üç yıl Davutla Süleymanın izinde yürüyen bu kişiler, Süleyman oğlu Rehavamı destekleyerek Yahuda Krallığını güçlendirdiler. 
14O 011:018 Rehavam Davut oğlu Yerimotun kızı Mahalatla evlendi. Mahalatın annesi Avihayil, İşay oğlu Eliavın kızıydı. 
14O 011:019 Mahalat Rehavama şu oğulları doğurdu: Yeuş, Şemarya, Zaham. 
14O 011:020 Rehavam Mahalattan sonra Avşalomun kızı Maaka ile evlendi. Maaka ona Aviyayı, Attayı, Zizayı, Şelomiti doğurdu. 
14O 011:021 Rehavam Avşalomun kızı Maakayı öbür eşleriyle cariyelerinin hepsinden daha çok severdi. Rehavamın on sekiz karısı, altmış cariyesi vardı. Bunlardan yirmi sekiz erkek, altmış kız çocuğu oldu. 
14O 011:022 Rehavam Maakadan doğan Aviyayı kral yapmak amacıyla onu kardeşleri arasında önder ve tahta geçecek aday atadı. 
14O 011:023 Bilgece davranarak oğullarının bazılarını Yahuda ve Benyamin topraklarına, surlu kentlere dağıttı. Onlara bol yiyecek sağladı ve birçok kadınla evlendirdi. 
14O 012:001 Rehavam krallığını pekiştirip güçlenince, İsrail halkıyla birlikte RABbin Yasasına sırt çevirdi. 
14O 012:002 Rehavamın krallığının beşinci yılında Mısır Kralı Şişak Yeruşalime saldırdı. Çünkü Rehavamla halk RABbe ihanet etmişti. 
14O 012:003 Şişakın bin iki yüz savaş arabası, altmış bin atlısı ve Mısırdan onunla birlikte gelen Luvlu, Suklu, Kûşlu sayısız askeri vardı. 
14O 012:004 Şişak Yahudanın surlu kentlerini ele geçirerek Yeruşalime kadar geldi. 
14O 012:005 Bu sırada Peygamber Şemaya, Rehavama ve Şişak yüzünden Yeruşalimde toplanan Yahuda önderlerine gelip şöyle dedi: ‹‹RAB, ‹Siz beni bıraktınız. Ben de sizi bırakıp Şişakın eline teslim ettim› diyor.›› 
14O 012:006 İsrail önderleriyle kral alçakgönüllü bir tutum takınarak, ‹‹RAB adildir›› dediler. 
14O 012:007 RAB onların alçakgönüllü bir tutum takındıklarını görünce, Şemayaya şöyle dedi: ‹‹Madem alçakgönüllü bir tutum takındılar, onları yok etmeyeceğim; biraz da olsa onları huzura kavuşturacağım. Öfkemi Şişak aracılığıyla Yeruşalim üzerine boşaltmayacağım. 
14O 012:008 Ama onları Şişaka köle edeceğim. Öyle ki, bana hizmet etmekle öbür ulusların krallarına hizmet etmek arasındaki farkı anlayabilsinler.›› 
14O 012:009 Mısır Kralı Şişak Yeruşalime saldırdığında, Süleymanın yaptırmış olduğu altın kalkanlar dahil RABbin Tapınağının ve sarayın bütün hazinelerini boşaltıp götürdü. 
14O 012:010 Kral Rehavam bunların yerine tunç kalkanlar yaptırarak sarayın kapı muhafızlarının komutanlarına emanet etti. 
14O 012:011 Kral RABbin Tapınağına her gittiğinde, muhafızlar bu kalkanları taşıyarak ona eşlik eder, sonra muhafız odasına götürürlerdi. 
14O 012:012 Rehavamın alçakgönüllü bir tutum takınması üzerine RABbin öfkesi dindi, onu büsbütün yok etmekten vazgeçti. Yahudada bazı iyi davranışlar da vardı. 
14O 012:013 Kral Rehavam Yeruşalimde krallığını pekiştirerek sürdürdü. Kral olduğunda kırk bir yaşındaydı. RABbin adını yerleştirmek için bütün İsrail oymaklarının yaşadığı kentler arasından seçtiği Yeruşalim Kentinde on yedi yıl krallık yaptı. Annesi Ammonlu Naamaydı. 
14O 012:014 Rehavam RABbe yönelmeye yürekten kararlı olmadığı için kötülük yaptı. 
14O 012:015 Rehavamın yaptığı işler, başından sonuna dek, Peygamber Şemaya ve Bilici İddonun soyla ilgili tarihinde yazılıdır. Rehavamla Yarovam arasında sürekli savaş vardı. 
14O 012:016 Rehavam ölüp atalarına kavuşunca, Davut Kenti'nde gömüldü. Rehavam'ın yerine oğlu Aviya kral oldu. 
14O 013:001 İsrail Kralı Yarovamın krallığının on sekizinci yılında Aviya Yahuda Kralı oldu. 
14O 013:002 Yeruşalimde üç yıl krallık yaptı. Annesi Givalı Urielin kızı Mikayaydı. Aviyayla Yarovam arasında savaş vardı. 
14O 013:003 Aviya seçme yiğit askerlerden oluşan dört yüz bin kişilik bir orduyla savaşa çıktı. Yarovam da sekiz yüz bin seçme yiğit savaşçıdan oluşan bir orduyla ona karşı savaş düzenine girdi. 
14O 013:004 Aviya Efrayim dağlık bölgesindeki Semarayim Dağına çıkıp şöyle seslendi: ‹‹Ey Yarovam ve bütün İsrailliler, beni dinleyin! 
14O 013:005 İsrailin Tanrısı RABbin bozulmaz bir antlaşmayla İsrail Krallığını sonsuza dek Davuta ve soyuna verdiğini bilmiyor musunuz? 
14O 013:006 Nevat oğlu Yarovam efendisi Davut oğlu Süleymana başkaldırdı. 
14O 013:007 Bir takım işe yaramaz kötü kişiler çevresinde toplanıp Süleyman oğlu Rehavama baskı yaptılar. O sırada Rehavam onlara karşı koyamayacak kadar genç ve deneyimsizdi. 
14O 013:008 ‹‹Şimdi de siz Davut soyunun elindeki RABbin Krallığına karşı gelmeyi tasarlıyorsunuz. Büyük bir ordusunuz. Üstelik Yarovamın ilahlarınız olsun diye yaptırdığı altın buzağılar da yanınızda. 
14O 013:009 RABbin kâhinlerini, Harunoğullarıyla Levilileri kovmadınız mı? Onların yerine öbür halklar gibi kendinize kâhinler atamadınız mı? Atanmak için bir boğa ve yedi koçla gelen herkes, tanrı olmayanlara kâhin olabiliyor. 
14O 013:010 ‹‹Ama bizim Tanrımız RABdir, Onu bırakmadık. RABbe hizmet eden kâhinler Harun soyundandır. Levililer de onlara yardımcıdır. 
14O 013:011 Onlar her sabah, her akşam RABbe yakmalık sunular sunar, hoş kokulu buhur yakar, dinsel açıdan temiz masanın üzerine adak ekmeklerini dizerler. Her akşam altın kandilliğin kandillerini yakarlar. Biz Tanrımız RABbin buyruklarını yerine getiriyoruz. Oysa siz Ona sırt çevirdiniz. 
14O 013:012 Tanrı bizimledir, O önderimizdir. Onun kâhinleri borazanlarla size karşı savaş çağrısı yapacaklar. Ey İsrail halkı, atalarınızın Tanrısı RABbe karşı savaşmayın; çünkü başaramazsınız.›› 
14O 013:013 Yarovam askerlerinin bir bölümüyle Yahudalıları önden karşılarken, öbür bölümünü arkalarında pusu kurmaya göndermişti. 
14O 013:014 Yahudalılar önden, arkadan kuşatıldıklarını görünce, RABbe yakardılar. Kâhinler borazanlarını çaldı. 
14O 013:015 Yahudalılar savaş çığlıkları attığı anda, Tanrı Yarovamla İsraillileri Aviyayla Yahudalıların önünde yenilgiye uğrattı. 
14O 013:016 İsrailliler Yahudalıların önünden kaçtı. Tanrı onları Yahudalıların eline teslim etti. 
14O 013:017 Aviyayla ordusu İsraillileri bozguna uğrattı. İsraillilerden beş yüz bin seçme asker öldürüldü. 
14O 013:018 Böylece İsrailliler yenilgiye uğradı, Yahudalılarsa zafer kazandı. Çünkü Yahudalılar atalarının Tanrısı RABbe güvenmişlerdi. 
14O 013:019 Aviya Yarovamı kovaladı. Yarovama ait Beytel, Yeşana, Efron kentleriyle çevrelerindeki köyleri ele geçirdi. 
14O 013:020 Aviyanın krallığı döneminde Yarovam bir daha eski gücünü toparlayamadı. Sonunda RAB onu cezalandırdı, Yarovam öldü. 
14O 013:021 Aviya ise gitgide krallığını güçlendirdi. On dört kadınla evlenip yirmi iki erkek, on altı kız babası oldu. 
14O 013:022 Aviya'nın yaptığı öbür işler, uygulamaları ve söyledikleri, Peygamber İddo'nun yorumunda yazılıdır. 
14O 014:001 Aviya ölüp atalarına kavuşunca, Davut Kentinde gömüldü, yerine oğlu Asa kral oldu. Ülke Asanın yönetimi altında on yıl barış içinde yaşadı. 
14O 014:002 Asa Tanrısı RABbin gözünde iyi ve doğru olanı yaptı. 
14O 014:003 Yabancı ilahların sunaklarını, puta tapılan yerleri kaldırdı. Dikili taşları parçaladı, Aşera putlarını devirdi. 
14O 014:004 Yahudalılardan atalarının Tanrısı RABbe yönelmelerini, Onun yasasına ve buyruklarına uymalarını istedi. 
14O 014:005 Yahudanın bütün kentlerinden puta tapılan yerlerle buhur sunaklarını kaldırdı. Ülke onun yönetimi altında barış içinde yaşadı. 
14O 014:006 Ülke barış içinde olduğu için Asa Yahudadaki bazı kentleri surlarla çevirdi. O yıllarda kimse ona karşı savaş açmadı. Çünkü RAB ona esenlik vermişti. 
14O 014:007 Asa Yahudalılara, ‹‹Bu kentleri onaralım›› dedi, ‹‹Onları surlarla kuşatıp kulelerle, kapılarla, sürgülerle güçlendirelim. Ülke hâlâ bizim elimizde, çünkü Tanrımız RABbe yöneldik, O da bizi her yandan esenlikle kuşattı.›› Böylece yapım işlerini başarıyla bitirdiler. 
14O 014:008 Asanın Yahudalılarla Benyaminlilerden oluşan bir ordusu vardı. Yahudalılar büyük kalkan ve mızraklarla donanmış üç yüz bin kişiydi. Benyaminliler ise küçük kalkan ve yay taşıyan iki yüz seksen bin kişiydi. Bunların hepsi yiğit savaşçılardı. 
14O 014:009 Kûşlu Zerah binlerce asker ve üç yüz savaş arabasıyla Mareşaya ilerledi. 
14O 014:010 Asa ona karşı durmak için yola çıktı. İki ordu Mareşa yakınlarında Sefata Vadisinde savaş düzeni aldı. 
14O 014:011 Asa, Tanrısı RABbe, ‹‹Ya RAB, güçlünün karşısında güçsüze yardım edebilecek senden başka kimse yoktur›› diye yakardı, ‹‹Ey Tanrımız RAB, bize yardım et, çünkü sana güveniyoruz. Senin adınla bu kalabalığa karşı çıktık. Ya RAB, sen bizim Tanrımızsın. İnsanlar sana karşı zafer kazanmasın.›› 
14O 014:012 RAB Kûşluları Asayla Yahudalıların önünde bozguna uğrattı. Kûşlular kaçmaya başladı. 
14O 014:013 Asa ordusuyla onları Gerara kadar kovaladı. Kûşlulardan kurtulan olmadı. RABbin ve ordusunun önünde kırıldılar. Yahudalılar çok miktarda mal yağmalayıp götürdüler. 
14O 014:014 Gerarın çevresindeki bütün köyleri yerle bir ettiler. Çünkü RABbin dehşeti onları sarmıştı. Bu köylerde çok mal olduğundan onları yağmaladılar. 
14O 014:015 Çobanların çadırlarına da saldırdılar. Çok sayıda davar ve deveyi alıp Yeruşalim'e döndüler. 
14O 015:001 Tanrının Ruhu Odet oğlu Azaryanın üzerine indi. 
14O 015:002 Azarya, Kral Asaya gidip şöyle dedi: ‹‹Ey Asa, ey Yahuda ve Benyamin halkı, beni dinleyin! RABle birlikte olduğunuz sürece, O da sizinle olacaktır. Onu ararsanız bulursunuz. Ama Onu bırakırsanız, O da sizi bırakır. 
14O 015:003 İsrail halkı uzun süre gerçek Tanrıdan, eğitici kâhinlerden ve yasadan uzak yaşadı. 
14O 015:004 Ama sıkıntıya düştüklerinde İsrailin Tanrısı RABbe döndüler, Onu arayıp buldular. 
14O 015:005 O günlerde yolcuların güvenliği yoktu. Çünkü çevre ülkelerde yaşayanların tümü büyük kargaşa içindeydi. 
14O 015:006 Ulus ulusu, kent kenti ezmeye çalışıyordu. Çünkü Tanrı onları çeşitli sıkıntılarla tedirgin ediyordu. 
14O 015:007 Ama siz güçlü olun, cesaretinizi yitirmeyin. Yaptıklarınızın karşılığını alacaksınız.›› 
14O 015:008 Asa bu sözleri, Peygamber Odetin oğlu Azaryanın peygamberliğini duyunca, cesaret buldu. Yahuda ve Benyamin topraklarından, Efrayimin dağlık bölgesinde ele geçirdiği kentlerden iğrenç putları kaldırdı. RABbin Tapınağının eyvanının önündeki RABbin sunağını onardı. Azaryanın››, Masoretik metin ‹‹Peygamber Odetin›› (bkz. 15:1). 
14O 015:009 Efrayimden, Manaşşeden, Şimondan gelen birçok İsrailli, Tanrısı RABbin Asayla birlikte olduğunu görünce onun tarafına geçti. Asa bu gelenlerle Yahuda ve Benyamin halkını bir araya topladı. 
14O 015:010 Asanın krallığının on beşinci yılının üçüncü ayında Yeruşalimde toplandılar. 
14O 015:011 Yağmalamış oldukları hayvanlardan yedi yüz sığırla yedi bin davarı o gün RABbe kurban ettiler. 
14O 015:012 Bütün yürekleriyle, bütün canlarıyla atalarının Tanrısı RABbe yönelmek için antlaşma yaptılar. 
14O 015:013 Büyük küçük, kadın erkek, kim İsrailin Tanrısı RABbe yönelmezse öldürülecekti. 
14O 015:014 Yüksek sesle bağırarak, borazan ve boru çalarak RABbin önünde ant içtiler. 
14O 015:015 Yahudalılar bütün yürekleriyle içtikleri ant için sevindiler. RABbi istekle arayıp buldular. O da onları her yandan esenlikle kuşattı. 
14O 015:016 Kral Asa annesi Maakanın kraliçeliğini elinden aldı. Çünkü o Aşera için iğrenç bir put yaptırmıştı. Asa bu iğrenç putu kesip parçaladıktan sonra Kidron Vadisinde yaktı. 
14O 015:017 Ancak İsrailden puta tapılan yerleri kaldırmadı. Ama yaşamı boyunca yüreğini RABbe adadı. 
14O 015:018 Babasının ve kendisinin adadığı altını, gümüşü ve eşyaları Tanrının Tapınağına getirdi. 
14O 015:019 Asa'nın krallığının otuz beşinci yılına kadar savaş olmadı. 
14O 016:001 Yahuda Kralı Asanın krallığının otuz altıncı yılında İsrail Kralı Baaşa Yahudaya saldırmaya hazırlanıyordu. Asanın topraklarına giriş çıkışı engellemek amacıyla, Rama Kentini güçlendirmeye başladı. 
14O 016:002 Bunun üzerine Asa, RABbin Tapınağının ve sarayın hazinelerindeki altın ve gümüşü çıkararak şu haberle birlikte Şamda oturan Aram Kralı Ben-Hadata gönderdi: 
14O 016:003 ‹‹Babamla baban arasında olduğu gibi seninle benim aramızda da bir antlaşma olsun. Sana gönderdiğim bu altınlara, gümüşlere karşılık, sen de İsrail Kralı Baaşa ile yaptığın antlaşmayı boz, topraklarımdan askerlerini çeksin.›› 
14O 016:004 Kral Asanın önerisini kabul eden Ben-Hadat, ordu komutanlarını İsrail kentlerinin üzerine gönderdi. İyonu, Danı, Avel-Mayimi, Naftalinin bütün ambarlı kentlerini ele geçirdiler. 
14O 016:005 Baaşa bunu duyunca Ramanın yapımını durdurup işe son verdi. 
14O 016:006 Kral Asa bütün Yahudalıları çağırttı; Baaşanın Ramanın yapımında kullandığı taşlarla keresteleri alıp götürdüler. Asa bunlarla Geva ve Mispa kentlerini onardı. 
14O 016:007 O sırada Bilici Hanani Yahuda Kralı Asaya gelip şöyle dedi: ‹‹Tanrın RABbe güveneceğine Aram Kralına güvendin. Bu yüzden Aram Kralının ordusu elinden kurtuldu. 
14O 016:008 Kûşlularla Luvlular, çok sayıda savaş arabaları, atlılarıyla büyük bir ordu değil miydiler? Ama sen RABbe güvendin, O da onları eline teslim etti. 
14O 016:009 RABbin gözleri bütün yürekleriyle kendisine bağlı olanlara güç vermek için her yeri görür. Akılsızca davrandın. Bundan böyle hep savaş içinde olacaksın.›› 
14O 016:010 Asa biliciye öfkelenip onu cezaevine attırdı. Çünkü söyledikleri onu kızdırmıştı. Halktan bazı kişilere de baskı yaptı. 
14O 016:011 Asanın yaptığı işler, başından sonuna dek, Yahuda ve İsrail krallarının tarihinde yazılıdır. 
14O 016:012 Asa, krallığının otuz dokuzuncu yılında ayaklarından hastalandı. Durumu çok ağırdı. Hastalığında RABbe yöneleceğine hekimlere başvurdu. 
14O 016:013 Asa krallığının kırk birinci yılında ölüp atalarına kavuştu. 
14O 016:014 Onu özel olarak hazırlanmış, güzel kokulu çeşit çeşit baharat dolu bir sedyeye yatırarak Davut Kenti'nde kendisi için yaptırdığı mezara gömdüler. Onuruna çok büyük bir ateş yaktılar. 
14O 017:001 Asanın yerine oğlu Yehoşafat kral oldu. Yehoşafat İsraile karşı krallığını pekiştirdi. 
14O 017:002 Yahudanın bütün surlu kentlerine askeri birlikler yerleştirdi; Yahudaya ve babası Asanın ele geçirmiş olduğu Efrayim kentlerine de asker yerleştirdi. 
14O 017:003 RAB Yehoşafatlaydı. Çünkü Yehoşafat atası Davutun başlangıçtaki yollarını izledi; Baallara yöneleceğine, 
14O 017:004 babasının Tanrısına yöneldi; İsrail halkının yaptıklarına değil, Tanrının buyruklarına uydu. 
14O 017:005 RAB onun yönetimi altındaki krallığı pekiştirdi. Bütün Yahudalılar ona armağanlar getirdi. Böylece Yehoşafat büyük zenginliğe ve onura kavuştu. 
14O 017:006 Yüreği RABde cesaret buldu, puta tapılan yerleri ve Aşera putlarını Yahudadan kaldırdı. 
14O 017:007 Yehoşafat krallığının üçüncü yılında halka öğretmek amacıyla görevlilerinden Ben-Hayili, Ovadyayı, Zekeriyayı, Netaneli, Mikayayı Yahuda kentlerine gönderdi. 
14O 017:008 Onlarla birlikte şu Levilileri de gönderdi: Şemaya, Netanya, Zevadya, Asahel, Şemiramot, Yehonatan, Adoniya, Toviya, Tov-Adoniya. Kâhinlerden Elişama ile Yehoramı gönderdi. 
14O 017:009 RABbin Yasa Kitabını yanlarına alıp Yahudada halka öğrettiler. Bütün Yahuda kentlerini dolaşarak halka ders verdiler. 
14O 017:010 Yahudayı çevreleyen ülkelerin krallıklarını RAB korkusu sardı. Bu yüzden Yehoşafata karşı savaşamadılar. 
14O 017:011 Bazı Filistliler Yehoşafata haraç olarak armağanlar ve gümüş verdiler. Araplar da ona davar getirdiler: Yedi bin yedi yüz koçla yedi bin yedi yüz teke. 
14O 017:012 Yehoşafat giderek güçlendi. Yahudada kaleler, ambarlı kentler yaptırdı. 
14O 017:013 Yahuda kentlerinde birçok işler yaptı. Yeruşalime deneyimli yiğit savaşçılar yerleştirdi. 
14O 017:014 Bunlar boylarına göre şöyle kaydedilmişlerdi:  Yahudadan binbaşılar: Komutan Adna ve komutasında 300 000 yiğit asker; 
14O 017:015 Yanında Komutan Yehohanan ve komutasında 280 000 asker; 
14O 017:016 Onun yanında kendini RABbin hizmetine adayan Zikri oğlu Amatsya ve komutasında 200 000 yiğit asker. 
14O 017:017 Benyamin oymağından: Yiğit bir savaşçı olan Elyada ile komutasında yay ve kalkanla silahlanmış 200 000 asker; 
14O 017:018 Yanında Yehozavat ve komutasında savaşmak üzere donatılmış 180 000 asker. 
14O 017:019 Bunlar kralın surlu Yahuda kentlerine yerleştirdiği askerlerin yanısıra, ona hizmet ediyorlardı. 
14O 018:001 Büyük bir zenginlik ve onura kavuşan Yehoşafat, evlilik bağıyla Ahava akraba oldu. 
14O 018:002 Birkaç yıl sonra Samiriye Kentinde yaşayan Ahavı görmeye gitti. Ahav onun ve yanındakilerin onuruna birçok davar, sığır keserek Ramot-Gilata saldırmak için onu kışkırttı. 
14O 018:003 İsrail Kralı Ahav, Yahuda Kralı Yehoşafata, ‹‹Ramot-Gilata karşı benimle birlikte savaşır mısın?›› diye sordu. Yehoşafat, ‹‹Beni kendin, halkımı halkın say. Savaşta sana eşlik edeceğiz›› diye yanıtladı, 
14O 018:004 ‹‹Ama önce RABbe danışalım›› diye ekledi. 
14O 018:005 İsrail Kralı Ahav dört yüz peygamber toplayıp, ‹‹Ramot-Gilata karşı savaşalım mı, yoksa vaz mı geçeyim?›› diye sordu. Peygamberler, ‹‹Savaş, çünkü Tanrı kenti senin eline teslim edecek›› diye yanıtladılar. 
14O 018:006 Ama Yehoşafat, ‹‹Burada danışabileceğimiz RABbin başka peygamberi yok mu?›› diye sordu. 
14O 018:007 İsrail Kralı, ‹‹Yimla oğlu Mikaya adında biri daha var›› diye yanıtladı, ‹‹Onun aracılığıyla RABbe danışabiliriz. Ama ben ondan nefret ederim. Çünkü benimle ilgili hiç iyi peygamberlik etmez, hep kötü şeyler söyler.›› Yehoşafat, ‹‹Böyle konuşmaman gerekir, ey kral!›› dedi. 
14O 018:008 İsrail Kralı bir görevli çağırıp, ‹‹Hemen Yimla oğlu Mikayayı getir!›› diye buyurdu. 
14O 018:009 İsrail Kralı Ahav ile Yahuda Kralı Yehoşafat kral giysileriyle Samiriye Kapısının girişinde, harman yerine konan tahtlarında oturuyorlardı. Bütün peygamberler de onların önünde peygamberlik ediyordu. 
14O 018:010 Kenaana oğlu Sidkiya, yaptığı demir boynuzları göstererek şöyle dedi: ‹‹RAB diyor ki, ‹Aramlıları yok edinceye dek onları bu boynuzlarla vuracaksın.› ›› 
14O 018:011 Öteki peygamberlerin hepsi de aynı şeyi söylediler: ‹‹Ramot- Gilata saldır, kazanacaksın! Çünkü RAB onları senin eline teslim edecek.›› 
14O 018:012 Mikayayı çağırmaya giden görevli ona, ‹‹Bak! Peygamberler bir ağızdan kral için olumlu şeyler söylüyorlar›› dedi, ‹‹Rica ederim, senin sözün de onlarınkine uygun olsun; olumlu bir şey söyle.›› 
14O 018:013 Mikaya, ‹‹Yaşayan RABbin hakkı için, Tanrım ne derse onu söyleyeceğim›› diye karşılık verdi. 
14O 018:014 Mikaya gelince kral, ‹‹Mikaya, Ramot-Gilata karşı savaşa gidelim mi, yoksa vaz mı geçeyim?›› diye sordu. Mikaya, ‹‹Saldırın, kazanacaksınız! Çünkü onlar sizin elinize teslim edilecek›› diye yanıtladı. 
14O 018:015 Bunun üzerine kral, ‹‹RABbin adına bana gerçeğin dışında bir şey söylemeyeceğine ilişkin sana kaç kez ant içireyim?›› diye sordu. 
14O 018:016 Mikaya şöyle karşılık verdi: ‹‹İsraillileri dağlara dağılmış çobansız koyunlar gibi gördüm. RAB, ‹Bunların sahibi yok. Herkes güvenlik içinde evine dönsün› dedi.›› 
14O 018:017 İsrail Kralı Ahav Yehoşafata, ‹‹Benimle ilgili iyi peygamberlik etmez, hep kötü şeyler söyler dememiş miydim?›› dedi. 
14O 018:018 Mikaya konuşmasını sürdürdü: ‹‹Öyleyse RABbin sözünü dinleyin! Gördüm ki, RAB tahtında oturuyor, bütün göksel varlıklar da sağında, solunda duruyordu. 
14O 018:019 RAB sordu: ‹Ramot-Gilata saldırıp ölsün diye İsrail Kralı Ahavı kim kandıracak?› ‹‹Kimi şöyle, kimi böyle derken, 
14O 018:020 bir ruh çıkıp RABbin önünde durdu ve, ‹Ben onu kandıracağım› dedi. ‹‹RAB, ‹Nasıl?› diye sordu. 
14O 018:021 ‹‹Ruh, ‹Aldatıcı ruh olarak gidip Ahavın bütün peygamberlerine yalan söyleteceğim› diye karşılık verdi. ‹‹RAB, ‹Onu kandırmayı başaracaksın› dedi, ‹Git, dediğini yap.› 
14O 018:022 ‹‹İşte RAB bu peygamberlerinin ağzına aldatıcı bir ruh koydu. Çünkü sana kötülük etmeye karar verdi.›› 
14O 018:023 Kenaana oğlu Sidkiya yaklaşıp Mikayanın yüzüne bir tokat attı. ‹‹RABbin Ruhu nasıl benden çıkıp da seninle konuştu?›› dedi. 
14O 018:024 Mikaya, ‹‹Gizlenmek için bir iç odaya girdiğin gün göreceksin›› diye yanıtladı. 
14O 018:025 Bunun üzerine İsrail Kralı, ‹‹Mikayayı kentin yöneticisi Amona ve kralın oğlu Yoaşa götürün›› dedi, 
14O 018:026 ‹‹Ben güvenlik içinde dönünceye dek bu adamı cezaevinde tutmalarını, ona su ve ekmekten başka bir şey vermemelerini söyleyin!›› 
14O 018:027 Mikaya, ‹‹Eğer sen güvenlik içinde dönersen, RAB benim aracılığımla konuşmamış demektir›› dedi ve, ‹‹Herkes bunu duysun!›› diye ekledi. 
14O 018:028 İsrail Kralı Ahavla Yahuda Kralı Yehoşafat Ramot-Gilata saldırmak için yola çıktılar. 
14O 018:029 İsrail Kralı, Yehoşafata, ‹‹Ben kılık değiştirip savaşa öyle gireceğim, ama sen kral giysilerini giy›› dedi. Böylece İsrail Kralı kılığını değiştirdi, sonra savaşa girdiler. 
14O 018:030 Aram Kralı, savaş arabalarının komutanlarına, ‹‹İsrail Kralı dışında, büyük küçük hiç kimseye saldırmayın!›› diye buyruk vermişti. 
14O 018:031 Savaş arabalarının komutanları Yehoşafatı görünce, İsrail Kralı sanıp saldırmak için ona döndüler. Yehoşafat yakarmaya başladı. RAB Tanrı ona yardım edip saldıranların yönünü değiştirdi. 
14O 018:032 Komutanlar onun İsrail Kralı olmadığını anlayınca peşini bıraktılar. 
14O 018:033 O sırada bir asker rasgele attığı bir okla İsrail Kralını zırhının parçalarının birleştiği yerden vurdu. Kral arabacısına, ‹‹Dönüp beni savaş alanından çıkar, yaralandım›› dedi. 
14O 018:034 Savaş o gün şiddetlendi. Arabasında Aramlılar'a karşı akşama kadar dayanan İsrail Kralı gün batımında öldü. 
14O 019:001 Yahuda Kralı Yehoşafat ise Yeruşalimdeki sarayına güvenlik içinde döndü. 
14O 019:002 Hanani oğlu Bilici Yehu, Kral Yehoşafatı karşılamaya giderek ona şöyle dedi: ‹‹Kötülere yardım edip RABden nefret edenleri mi sevmen gerekir? Bunun için RABbin öfkesi senin üstünde olacak. 
14O 019:003 Ancak, bazı iyi yönlerin de var. Ülkeden Aşera putlarını kaldırıp attın ve yürekten Tanrıya yönelmeye karar verdin.›› 
14O 019:004 Yehoşafat Yeruşalimde yaşadı. Beer-Şevadan Efrayim dağlık bölgesine kadar yine halkın arasında dolaşarak onları atalarının Tanrısı RABbe döndürdü. 
14O 019:005 Ülkeye, Yahudanın bütün surlu kentlerine yargıçlar atadı. 
14O 019:006 Onlara, ‹‹Yaptıklarınıza dikkat edin›› dedi, ‹‹Çünkü insan adına değil, yargı verirken sizinle olan RAB adına yargılayacaksınız. 
14O 019:007 Onun için RABden korkun, dikkatle yargılayın. Çünkü Tanrımız RAB kimsenin haksızlık yapmasına, kimseyi kayırmasına, rüşvet almasına göz yummaz.›› 
14O 019:008 RABbin yargılarını uygulamak, davalara bakmak için Yehoşafat Yeruşalime de bazı Levilileri, kâhinleri, İsrail boy başlarını atadı. Bunlar Yeruşalimde yaşadılarfö. 
14O 019:009 Yehoşafat onlara şu buyrukları verdi: ‹‹Görevinizi RAB korkusuyla, bağlılıkla, bütün yüreğinizle yapmalısınız. 
14O 019:010 Kentlerde yaşayan kardeşlerinizden gelen her davada -kan davası, Kutsal Yasa, buyruklar, kurallar ya da ilkelerle ilgili her konuda- onları RABbe karşı suç işlememeleri için uyarın; öyle ki RAB size de kardeşlerinize de öfkelenmesin. Böyle yaparsanız suç işlememiş olursunuz. döndüler››. 
14O 019:011 ‹‹RAB'be ilişkin her konuda Başkâhin Amarya, krala ilişkin her konuda ise Yahuda oymağının önderi İsmail oğlu Zevadya size başkanlık edecek. Levililer de görevli olarak size yardımcı olacaklar. Yürekli olun, bu buyrukları uygulayın. RAB doğru kişiyle olsun!›› 
14O 020:001 Bundan sonra Moavlılar, Ammonlular ve Meunluların bir kısmı Yehoşafatla savaşmak için yola çıktılar. 
14O 020:002 Birkaç kişi Yehoşafata gidip, ‹‹Gölün öbür yakasından, Edomdan sana saldırmak için büyük bir ordu geliyor. Şu anda Haseson-Tamarda -Eyn-Gedide-›› dediler. 
14O 020:003 Korkuya kapılan Yehoşafat RABbe danışmaya karar verdi ve bütün Yahudada oruç ilan etti. 
14O 020:004 RABbe yönelmek için Yahudanın bütün kentlerinden gelen halk toplanıp RABden yardım diledi. (bkz. 26:7). 
14O 020:005 Yehoşafat RABbin Tapınağında, yeni avlunun önünde, Yahuda ve Yeruşalim topluluğunun arasına gidip durdu. 
14O 020:006 ‹‹Ey atalarımızın Tanrısı RAB, sen göklerde oturan Tanrı değil misin?›› dedi, ‹‹Ulusların bütün krallıklarını yöneten sensin. Güç, kudret senin elinde. Kimse sana karşı duramaz. 
14O 020:007 Ey Tanrımız, bu ülkede yaşayanları halkın İsrailin önünden kovan ve ülkeyi sonsuza dek dostun İbrahimin soyuna veren sen değil misin? 
14O 020:008 Onlar orada yaşadılar, adına bir tapınak kurdular ve, 
14O 020:009 ‹Başımıza bela, savaş, yargı, salgın hastalık, kıtlık gelirse, adının bulunduğu bu tapınağın ve senin önünde duracağız› dediler, ‹Sıkıntıya düştüğümüzde sana yakaracağız, sen de duyup bizi kurtaracaksın.› 
14O 020:010 ‹‹İşte Ammonlular, Moavlılar ve Seir dağlık bölgesinde yaşayanlar! Mısırdan çıktıktan sonra İsraillilerin onların ülkesine girmelerine izin vermedin. Bu yüzden atalarımız başka yöne döndü, onları yok etmedi. 
14O 020:011 Ama bak, bunun karşılığını bize nasıl ödüyorlar! Bize miras olarak vermiş olduğun mülkünden bizi kovmaya geliyorlar. 
14O 020:012 Ey Tanrımız, onları yargılamayacak mısın? Çünkü bize saldıran bu büyük orduya karşı koyacak gücümüz yok. Ne yapacağımızı bilemiyoruz. Gözümüz sende.›› 
14O 020:013 Bütün Yahudalılar, çoluk çocuklarıyla birlikte RABbin önünde duruyordu. 
14O 020:014 RABbin Ruhu topluluğun ortasında duran Asaf soyundan Mattanya oğlu Yeiel oğlu Benaya oğlu Zekeriya oğlu Levili Yahazielin üzerine indi. 
14O 020:015 Yahaziel şöyle dedi: ‹‹Ey Kral Yehoşafat, ey Yahuda halkı ve Yeruşalimde oturanlar, dinleyin! RAB size şöyle diyor: ‹Bu büyük ordudan korkmayın, yılmayın! Çünkü savaş sizin değil, Tanrınındır. 
14O 020:016 Yarın onlarla savaşmaya çıkın. Onları vadinin sonunda, Yeruel kırlarında, Sits Yokuşunu çıkarlarken bulacaksınız. 
14O 020:017 Bu kez savaşmak zorunda kalmayacaksınız. Yerinizde durup bekleyin, RABbin size sağlayacağı kurtuluşu görün, ey Yahuda ve Yeruşalim halkı! Korkmayın, yılmayın. Yarın onlara karşı savaşa çıkın. RAB sizinle olacak!› ›› 
14O 020:018 Yehoşafat yüzüstü yere kapandı. Yahuda halkıyla Yeruşalimde oturanlar da RABbin önünde yere kapanıp Ona tapındılar. 
14O 020:019 Sonra Kehatoğullarından ve Korahoğullarından bazı Levililer ayağa kalkıp İsrailin Tanrısı RABbi yüksek sesle övdüler. 
14O 020:020 Ertesi sabah erkenden kalkıp Tekoa kırlarına doğru yola çıktılar. Yola koyulduklarında Yehoşafat durup şöyle dedi: ‹‹Beni dinleyin, ey Yahuda halkı ve Yeruşalimde oturanlar! Tanrınız RABbe güvenin, güvenlikte olursunuz. Onun peygamberlerine güvenin, başarılı olursunuz.›› 
14O 020:021 Yehoşafat halka danıştıktan sonra RABbe ezgi okumak, Onun kutsallığının görkemini övmek için adamlar atadı. Bunlar ordunun önünde yürüyerek şöyle diyorlardı:  ‹‹RABbe şükredin,  Çünkü sevgisi sonsuza dek kalıcıdır!›› 
14O 020:022 Onlar ezgi okuyup övgüler sunmaya başladığında, RAB Yahudaya saldıran Ammonlulara, Moavlılara ve Seir dağlık bölgesinde yaşayanlara pusu kurmuştu. Hepsi bozguna uğratıldı. 
14O 020:023 Ammonlularla Moavlılar, Seir dağlık bölgesinde yaşayan halkı büsbütün yok etmek için onlara saldırdılar. Seirlileri yok ettikten sonra da birbirlerini öldürmeye başladılar. 
14O 020:024 Yahudalılar kırdaki gözcü kulesine varınca, o büyük orduya baktılar, ama sadece yere serilmiş cesetler gördüler. Tek kişi kurtulmamıştı. 
14O 020:025 Malları yağmalamaya giden Yehoşafatla askerleri, ölülerin arasında çok miktarda mal, giysi ve değerli eşya buldular. Taşıyabileceklerinden çok mal topladılar. Yağma edilecek o kadar çok mal vardı ki, toplama işi üç gün sürdü. 
14O 020:026 Dördüncü gün Beraka Vadisinde toplanarak RABbe övgüler sundular. Bu yüzden oranın adı bugün de Beraka Vadisi olarak kaldı. 
14O 020:027 Bundan sonra bütün Yahuda ve Yeruşalim halkı Yehoşafatın önderliğinde sevinçle Yeruşalime döndü. Çünkü RAB düşmanlarını bozguna uğratarak onları sevindirmişti. 
14O 020:028 Çenk, lir ve borazan çalarak Yeruşalime, RABbin Tapınağına gittiler. 
14O 020:029 RABbin İsrailin düşmanlarına karşı savaştığını duyan ülkelerin krallıklarını Tanrı korkusu sardı. 
14O 020:030 Yehoşafatın ülkesi ise barış içindeydi. Çünkü Tanrısı her yandan onu esenlikle kuşatmıştı. 
14O 020:031 Yehoşafat Yahudayı yönetti. Otuz beş yaşında kral oldu ve Yeruşalimde yirmi beş yıl krallık yaptı. Annesi Şilhinin kızı Azuvaydı. 
14O 020:032 Babası Asanın yollarını izleyen ve bunlardan sapmayan Yehoşafat RABbin gözünde doğru olanı yaptı. 
14O 020:033 Ancak alışılagelen tapınma yerleri kaldırılmadı. Halk hâlâ atalarının Tanrısına bütün yüreğiyle yönelmemişti. 
14O 020:034 Yehoşafatın yaptığı öbür işler, başından sonuna dek, İsrail kralları tarihinin bir bölümü olan Hanani oğlu Yehunun tarihinde yazılıdır. 
14O 020:035 Yahuda Kralı Yehoşafat bir süre sonra kendini günaha veren İsrail Kralı Ahazya ile anlaşmaya vardı. 
14O 020:036 Tarşişe gidecek gemiler yapmak için anlaştılar. Gemileri Esyon-Geverde yaptılar. 
14O 020:037 Mareşalı Dodavahu oğlu Eliezer, Yehoşafat'a karşı şöyle peygamberlik etti: ‹‹Ahazya ile anlaşmaya vardığın için RAB işini bozacak.›› Gemiler Tarşiş'efş gidemeden parçalandı. 
14O 021:001 Yehoşafat ölüp atalarına kavuştu ve Davut Kentinde atalarının yanına gömüldü. Yerine oğlu Yehoram kral oldu. 
14O 021:002 Yehoşafat oğlu Yehoramın kardeşleri şunlardı: Azarya, Yehiel, Zekeriya, Azaryahu, Mikael, Şefatya. Bunların tümü İsrail Kralı Yehoşafatın oğullarıydı. 
14O 021:003 Babaları onlara çok miktarda altın, gümüş, değerli eşyalar armağan etmiş, ayrıca Yahudada surlu kentler vermişti. Ancak, Yehoram ilk oğlu olduğundan, krallığı ona bırakmıştı. 
14O 021:004 Babasının yerine geçen Yehoram güçlenince, bütün kardeşlerini ve bazı İsrail önderlerini kılıçtan geçirtti. 
14O 021:005 Yehoram otuz iki yaşında kral oldu ve Yeruşalimde sekiz yıl krallık yaptı. 
14O 021:006 Karısı Ahavın kızı olduğu için, o da Ahavın ailesi gibi İsrail krallarının yolunu izledi ve RABbin gözünde kötü olanı yaptı. 
14O 021:007 Ama RAB Davutla yaptığı antlaşmadan ötürü onun soyunu yok etmek istemedi. Çünkü Davuta ve soyuna sönmeyen bir ışık vereceğine söz vermişti. 
14O 021:008 Yehoramın krallığı döneminde Edomlular Yahudalılara karşı ayaklanarak kendi krallıklarını kurdular. 
14O 021:009 Yehoram komutanları ve bütün savaş arabalarıyla oraya gitti. Edomlular onu ve savaş arabalarının komutanlarını kuşattılar. Ama Yehoram gece kalkıp kuşatmayı yararak kaçtı. 
14O 021:010 Edomluların Yahudaya karşı başkaldırması bugün de sürüyor. O sırada Livna Kenti de ayaklandı. Çünkü Yehoram atalarının Tanrısı RABbi bırakmıştı. 
14O 021:011 Yahuda tepelerinde puta tapılan yerler bile yapmış, Yeruşalim halkının putlara bağlanmasına önayak olmuş, Yahuda halkını günaha sürüklemişti. 
14O 021:012 Yehoram Peygamber İlyastan bir mektup aldı. Mektup şöyleydi: ‹‹Atan Davutun Tanrısı RAB şöyle diyor: ‹Baban Yehoşafatın ve Yahuda Kralı Asanın yollarını izlemedin. 
14O 021:013 İsrail krallarının yolunu izledin. Ahavın ailesinin yaptığı gibi Yahuda ve Yeruşalim halkının putlara bağlanmasına önayak oldun. Üstelik kendi ailenden, senden daha iyi olan kardeşlerini öldürttün. 
14O 021:014 Bu yüzden RAB halkını, oğullarını, karılarını ve senin olan her şeyi büyük bir yıkımla vuracak. 
14O 021:015 Sen de korkunç bir bağırsak hastalığına yakalanacaksın. Bu hastalık yüzünden bağırsakların dışarı dökülene dek günlerce sürüneceksin.› ›› 
14O 021:016 RAB Filistlileri ve Kûşluların yanında yaşayan Arapları Yehorama karşı kışkırttı. 
14O 021:017 Saldırıp Yahudaya girdiler. Sarayda bulunan her şeyi, kralın oğullarıyla karılarını alıp götürdüler. Kralın en küçük oğlu Yehoahazdan başka oğlu kalmadı. 
14O 021:018 Sonra RAB Yehoramı iyileşmez bir bağırsak hastalığıyla cezalandırdı. 
14O 021:019 Zaman geçti, ikinci yılın sonunda hastalık yüzünden bağırsakları dışarı döküldü. Şiddetli acılar içinde öldü. Halkı ataları için ateş yaktığı gibi onun onuruna ateş yakmadı. 
14O 021:020 Yehoram otuz iki yaşında kral oldu ve Yeruşalim'de sekiz yıl krallık yaptı. Ölümüne kimse üzülmedi. Onu Davut Kenti'nde gömdülerse de, kralların mezarlığına gömmediler. 
14O 022:001 Yeruşalim halkı Yehoramın en küçük oğlu Ahazyayı babasının yerine kral yaptı. Çünkü Araplarla ordugaha gelen akıncılar büyük kardeşlerinin hepsini öldürmüştü. Dolayısıyla Yehoram oğlu Ahazya Yahuda Kralı oldu. 
14O 022:002 Ahazya yirmi ikifü yaşında kral oldu ve Yeruşalimde bir yıl krallık yaptı. Annesi Omrinin torunu Atalyaydı. ‹‹Yirmi iki››, Masoretik metin ‹‹Kırk iki››. 
14O 022:003 Ahazya da Ahav ailesinin yollarını izledi. Annesi onu kötülüğe itiyordu. 
14O 022:004 Ahav ailesi gibi RABbin gözünde kötü olanı yaptı. Çünkü babasının ölümünden beri Ahav ailesi onu yıkıma götürecek öğütler veriyordu. 
14O 022:005 Ahazya onların öğütlerine uyarak, Aram Kralı Hazaelle savaşmak üzere İsrail Kralı Ahav oğlu Yoramla birlikte Ramot-Gilata gitti. Aramlılar Yoramı yaraladılar. 
14O 022:006 Yoram Ramot-Gilatta Aram Kralı Hazaelle savaşırken aldığı yaraların iyileşmesi için Yizreele döndü. Yahuda Kralı Yehoram oğlu Ahazya da yaralanan Ahav oğlu Yoramı görmek için Yizreele gitti. 
14O 022:007 Yoramı ziyaret eden Ahazyayı Tanrı yıkıma uğrattı. Ahazya oraya varınca, Yoramla birlikte Nimşi oğlu Yehuyu karşılamaya gitti; RAB Yehuyu Ahav soyunu ortadan kaldırmak için meshetmişti. 
14O 022:008 Yehu, Ahav soyunu cezalandırırken, Ahazyaya hizmet eden Yahuda önderleriyle Ahazyanın yeğenlerini bulup hepsini öldürdü. 
14O 022:009 Sonra Ahazyayı aramaya koyuldu. Onu Samiriyede gizlenirken yakalayıp Yehuya getirdiler, sonra öldürdüler. Ahazyayı, ‹‹Bütün yüreğiyle RABbe yönelen Yehoşafatın torunudur›› diyerek gömdüler. Böylece Ahazyanın soyunda krallığı yönetebilecek güçte kimse kalmadı. 
14O 022:010 Ahazyanın annesi Atalya, oğlunun öldürüldüğünü duyunca, Yahudada kral soyunun bütün bireylerini yok etmeye çalıştı. 
14O 022:011 Ne var ki, Kral Yehoramın kızı Yehoşavat, Ahazya oğlu Yoaşı kralın öldürülmek istenen öteki oğullarının arasından alıp kaçırdı ve dadısıyla birlikte yatak odasına gizledi. Yehoşavat Kral Yehoramın kızı, Kâhin Yehoyadanın karısı, Ahazyanın da üvey kızkardeşiydi. Öldürülmesin diye çocuğu Atalyadan gizledi. 
14O 022:012 Atalya ülkeyi yönetirken, çocuk altı yıl boyunca Tanrı'nın Tapınağı'nda onların yanında gizlendi. 
14O 023:001 Yedinci yıl gücünü gösteren Yehoyada yüzbaşı olan Yeroham oğlu Azarya, Yehohanan oğlu İsmail, Ovet oğlu Azarya, Adaya oğlu Maaseya, Zikri oğlu Elişafatla bir antlaşma yaptı. 
14O 023:002 Yahudayı dolaşarak bütün kentlerden Levililerle İsrail boy başlarını topladılar. Yeruşalime dönen 
14O 023:003 topluluk Tanrının Tapınağında kralla bir antlaşma yaptı. Yehoyada onlara şöyle dedi: ‹‹Davutun soyuna ilişkin RABbin verdiği söz uyarınca, kralın oğlu kral olacak. 
14O 023:004 Siz şunları yapacaksınız: Şabat Günü göreve giden kâhinlerle Levililerin üçte biri kapılarda nöbet tutacak, 
14O 023:005 üçte biri sarayda, üçte biri de Temel Kapısında duracak. Bütün halk RABbin Tapınağının avlularında toplanacak. 
14O 023:006 Kâhinlerle görevli Levililerin dışında RABbin Tapınağına kimse girmesin. Onlar kutsal oldukları için girebilirler. Halk da RABbin buyruğunu yerine getirmeye özen gösterecek. 
14O 023:007 Levililer yalın kılıç kralın çevresini saracaklar. Tapınağa yaklaşan olursa öldürün. Kral nereye giderse, ona eşlik edin.›› 
14O 023:008 Levililerle Yahudalılar Kâhin Yehoyadanın buyruklarını tam tamına uyguladılar. Şabat Günü göreve gidenlerle görevi biten adamlarını aldılar. Çünkü Kâhin Yehoyada bölüklere izin vermemişti. 
14O 023:009 Kâhin Yehoyada Tanrının Tapınağındaki Kral Davuttan kalan mızrakları ve büyük küçük kalkanları yüzbaşılara dağıttı. 
14O 023:010 Kralı korumak için sunağın ve tapınağın çevresine tapınağın güneyinden kuzeyine kadar bütün silahlı adamları yerleştirdi. 
14O 023:011 Yehoyadayla oğulları kralın oğlu Yoaşı dışarı çıkarıp başına taç koydular. Tanrının Yasasını da ona verip krallığını ilan ettiler. Onu meshederek, ‹‹Yaşasın kral!›› diye bağırdılar. 
14O 023:012 Atalya koşuşan, kralı öven halkın çıkardığı gürültüyü duyunca, RABbin Tapınağında toplananların yanına gitti. 
14O 023:013 Baktı, kral tapınağın girişinde sütunun yanında duruyor; yüzbaşılar, borazan çalanlar çevresine toplanmış. Ülke halkı sevinç içindeydi, borazanlar çalınıyor, ezgiciler çalgılarıyla övgüleri yönetiyordu. Atalya giysilerini yırtarak, ‹‹Hainlik! Hainlik!›› diye bağırdı. 
14O 023:014 Kâhin Yehoyada yüzbaşıları çağırarak, ‹‹O kadını aradan çıkarın. Ardından kim giderse kılıçtan geçirin›› diye buyruk verdi. Çünkü, ‹‹Onu RABbin Tapınağında öldürmeyin›› demişti. 
14O 023:015 Atalya yakalandı ve sarayın At Kapısına varır varmaz öldürüldü. 
14O 023:016 Yehoyada RABbin halkı olmaları için kendisiyle halk ve kral arasında bir antlaşma yaptı. 
14O 023:017 Bütün halk gidip Baalın tapınağını yıktı. Sunaklarını, putlarını parçaladılar; Baalın Kâhini Mattanı da sunakların önünde öldürdüler. 
14O 023:018 Yehoyada Levili kâhinleri RABbin Tapınağındaki işin başına getirdi. Onları Davut tarafından atanmış oldukları görevleri yerine getirmek, Musanın Yasasında yazılanlar uyarınca RABbe yakmalık sunular sunmak ve Davutun koyduğu düzene göre sevinçle ezgiler okumakla görevlendirdi. 
14O 023:019 Ayrıca dinsel açıdan herhangi bir nedenle kirli birinin içeri girmemesi için RABbin Tapınağının kapılarına da nöbetçiler yerleştirdi. 
14O 023:020 Sonra yüzbaşıları, soyluları, halkın yöneticilerini ve ülke halkını yanına alarak kralı RABbin Tapınağından getirdi. Yukarı Kapıdan geçip saraya girerek kralı tahta oturttular. 
14O 023:021 Ülke halkı sevinç içindeydi, ancak kent suskundu. Çünkü Atalya kılıçla öldürülmüştü. 
14O 024:001 Yoaş yedi yaşında kral oldu ve Yeruşalimde kırk yıl krallık yaptı. Annesi Beer-Şevalı Sivyaydı. 
14O 024:002 Yoaş Kâhin Yehoyada yaşadığı sürece RABbin gözünde doğru olanı yaptı. 
14O 024:003 Yehoyada onu iki kadınla evlendirdi. Yoaşın onlardan oğulları, kızları oldu. 
14O 024:004 Bir süre sonra Yoaş RABbin Tapınağını onarmaya karar verdi. 
14O 024:005 Kâhinlerle Levilileri toplayarak şöyle dedi: ‹‹Yahuda kentlerine gidip Tanrınızın Tapınağını onarmak için gerekli yıllık parayı bütün İsrail halkından toplayın. Bunu hemen yapın.›› Ama Levililer hemen işe girişmediler. 
14O 024:006 Bunun üzerine kral, Başkâhin Yehoyadayı çağırıp, ‹‹RABbin kulu Musanın ve İsrail topluluğunun Levha Sandığının bulunduğu çadır için koyduğu vergiyi Yahuda ve Yeruşalimden toplasınlar diye Levilileri neden uyarmadın?›› diye sordu. 
14O 024:007 Çünkü o kötü kadının, Atalyanın oğulları, RAB Tanrının Tapınağına zorla girerek bütün adanmış eşyaları Baallar için kullanmışlardı. 
14O 024:008 Kralın buyruğu uyarınca bir sandık yapılarak RABbin Tapınağının kapısının dışına yerleştirildi. 
14O 024:009 Tanrının kulu Musanın çölde İsrail halkına koyduğu vergiyi RABbe getirmeleri için Yahuda ve Yeruşalim halkına bir çağrı yapıldı. 
14O 024:010 Bütün önderlerle halk vergilerini sevinçle getirdiler, doluncaya dek sandığın içine attılar. 
14O 024:011 Levililer, sandığı kralın görevlilerine getiriyorlardı. Çok para biriktiğini görünce kralın yazmanıyla başkâhinin görevlisine haber veriyor, onlar da gelip sandığı boşaltıyor, sonra yine yerine koyuyorlardı. Bunu her gün yaptılar ve çok para topladılar. 
14O 024:012 Kral Yoaşla Yehoyada parayı RABbin Tapınağında yapılan işlerden sorumlu olanlara veriyorlardı. RABbin Tapınağını onarmak için ücretle taşçılar, marangozlar, demir ve tunç işçileri tuttular. 
14O 024:013 İşten sorumlu kişiler çalışkandı, onarım işi onlar sayesinde ilerledi. Tanrının Tapınağını eski durumuna getirip sağlamlaştırdılar. 
14O 024:014 Onarım işi bitince, geri kalan parayı krala ve Yehoyadaya getirdiler. Bununla RABbin Tapınağındaki hizmet ve yakmalık sunuları sunmak için gereçler, tabaklar, altın ve gümüş eşyalar yaptılar. Yehoyada yaşadığı sürece RABbin Tapınağında sürekli yakmalık sunu sunuldu. 
14O 024:015 Yehoyada uzun yıllar yaşadıktan sonra yüz otuz yaşında öldü. 
14O 024:016 İsrailde Tanrıya ve Tanrının Tapınağına yaptığı yararlı hizmetlerden dolayı kendisini Davut Kentinde kralların yanına gömdüler. 
14O 024:017 Yehoyadanın ölümünden sonra Yahuda önderleri gelip kralın önünde eğildiler. Kral da onları dinledi. 
14O 024:018 Atalarının Tanrısı RABbin Tapınağını terk ederek Aşera putlarıyla öbür putlara taptılar. Suçları yüzünden RAB Yahuda ve Yeruşalim halkına öfkelendi. 
14O 024:019 Kendisine dönmeleri için aralarına peygamberler gönderdi. Bu peygamberler halkı uyardılarsa da, onlara kulak asmadılar. 
14O 024:020 O zaman Tanrının Ruhu Kâhin Yehoyada oğlu Zekeriyanın üzerine indi. Zekeriya, halkın önünde durup seslendi: ‹‹Tanrı şöyle diyor: ‹Niçin buyruklarıma karşı geliyorsunuz? İşleriniz iyi gitmeyecek. Çünkü siz beni bıraktınız, ben de sizi bıraktım.› ›› kuşandı››. 
14O 024:021 Bunun üzerine Zekeriyaya düzen kurdular. Kralın buyruğuyla RABbin Tapınağının avlusunda taşa tutup onu öldürdüler. 
14O 024:022 Kral Yoaş Zekeriyanın babası Yehoyadanın kendisine yaptığı iyiliği unutup oğlunu öldürdü. Zekeriya ölürken, ‹‹RAB bu yaptığınızı görüp hesabını sorsun›› dedi. 
14O 024:023 Yıl sonunda Aram ordusu Yoaşa saldırıp Yahuda ve Yeruşalime girdi. Halkın bütün önderlerini öldürdüler. Yağmaladıkları malların hepsini Şam Kralına gönderdiler. 
14O 024:024 Aram ordusu küçük bir ordu olmasına karşın, RAB çok büyük bir orduyu ellerine teslim etmişti. Çünkü Yahuda halkı, atalarının Tanrısı RABbi bırakmıştı. Böylece Aram ordusu Yoaşı cezalandırmış oldu. 
14O 024:025 Aramlılar Yoaşı ağır yaralı durumda bırakıp gittiler. Yoaşın görevlileri, Kâhin Yehoyadanın oğlunun kanını döktüğü için, düzen kurup onu yatağında öldürdüler. Yoaşı Davut Kentinde gömdülerse de, kralların mezarlığına gömmediler. göre ya ‹‹Sonbahar›› ya da ‹‹İlkbahar›› olabilir. 
14O 024:026 Yoaşa düzen kuranlar şunlardı: Ammonlu Şimat adlı kadının oğlu Zavat, Moavlı Şimrit adlı kadının oğlu Yehozavat. 
14O 024:027 Yoaş'ın oğullarının öyküsü, kendisine Tanrı'dan defalarca gelen bildiriler, Tanrı'nın Tapınağı'nın onarımıyla ilgili konular kralların tarihine ilişkin yorumda yazılıdır. Yerine oğlu Amatsya kral oldu. 
14O 025:001 Amatsya yirmi beş yaşında kral oldu ve Yeruşalimde yirmi dokuz yıl krallık yaptı. Annesi Yeruşalimli Yehoaddandı. 
14O 025:002 Amatsya RABbin gözünde doğru olanı yaptıysa da bütün yüreğiyle yapmadı. 
14O 025:003 Krallığını güçlendirdikten sonra, babasını öldüren görevlileri öldürttü. 
14O 025:004 Ancak Musanın kitabındaki yasaya uyarak çocuklarını öldürtmedi. Çünkü RAB, ‹‹Ne babalar çocuklarının günahından ötürü öldürülecek, ne de çocuklar babalarının. Herkes kendi günahı için öldürülecek›› diye buyurmuştu. 
14O 025:005 Amatsya Yahudalıları topladı. Bütün Yahudalılarla Benyaminlileri boylarına göre binbaşıların ve yüzbaşıların denetimine verdi. Yaşları yirmi ve yirminin üstünde olanların sayımını yaptı. Savaşa hazır, mızrak ve kalkan kullanabilen üç yüz bin seçme asker olduğunu saptadı. 
14O 025:006 Ayrıca İsrailden yüz talant gümüş karşılığında, yüz bin yiğit savaşçı tuttu. 
14O 025:007 Bu sırada bir Tanrı adamı gelip krala şöyle dedi: ‹‹Ey kral, İsrailden gelen askerler seninle savaşa gitmesin. Çünkü RAB İsraillilerle, yani Efrayimlilerle birlikte değil. 
14O 025:008 Gidersen, yiğitçe savaşsan bile Tanrı seni düşmanın önünde bozguna uğratacak. Tanrının yardım etmeye de, bozguna uğratmaya da gücü vardır.›› 
14O 025:009 Amatsya, ‹‹Ya İsrail askerleri için ödediğim yüz talant ne olacak?›› diye sordu. Tanrı adamı, ‹‹RAB sana bundan çok daha fazlasını verebilir›› diye karşılık verdi. 
14O 025:010 Bunun üzerine Amatsya Efrayimden gelen askerlerin evlerine dönmelerini buyurdu. Yahudalılara çok kızan askerler büyük bir öfke içinde evlerine döndüler. 
14O 025:011 Amatsya cesaretini toplayarak ordusunu Tuz Vadisine götürdü. Yahudalılar orada on bin Seirliyi öldürdü. 
14O 025:012 Sağ olarak ele geçirdikleri on bin kişiyi de uçurumun kenarına götürüp oradan aşağıya attılar. Hepsi paramparça oldu. 
14O 025:013 Bu arada Amatsyanın kendisiyle birlikte savaşa katılmamaları için geri gönderdiği askerler, Samiriye ile Beythoron arasındaki Yahuda kentlerine saldırdılar. Üç bin kişi öldürüp çok miktarda mal yağmaladılar. 
14O 025:014 Amatsya, Edomluları bozguna uğrattıktan sonra, dönüşte Seir halkının putlarını yanında getirdi. Kendisine ilah olarak diktiği putlara taptı ve buhur yaktı. 
14O 025:015 RAB Amatsyaya öfkelendi. Ona bir peygamber göndererek, ‹‹Halkını senin elinden kurtaramayan bu halkın ilahlarına neden tapıyorsun?›› diye sordu. 
14O 025:016 Peygamber konuşmasını sürdürmekteyken Amatsya ona, ‹‹Seni krala danışman mı atadık? Sus! Yoksa öldürüleceksin›› dedi. Peygamber, ‹‹Tanrının seni yok etmeye karar verdiğini biliyorum. Çünkü sen bu kötülüğü yaptın, öğüdüme de aldırış etmedin!›› dedikten sonra sustu. 
14O 025:017 Yahuda Kralı Amatsya, danışmanlarıyla konuştuktan sonra Yehu oğlu Yehoahaz oğlu İsrail Kralı Yehoaşa, ‹‹Gel, yüz yüze görüşelim›› diye haber gönderdi. 
14O 025:018 İsrail Kralı Yehoaş da karşılık olarak Yahuda Kralı Amatsyaya şu haberi gönderdi: ‹‹Lübnanda dikenli bir çalı, sedir ağacına, ‹Kızını oğluma eş olarak ver› diye haber yollar. O sırada oradan geçen yabanıl bir hayvan basıp çalıyı çiğner. 
14O 025:019 İşte Edomluları bozguna uğrattın diye böbürleniyorsun. Otur evinde! Niçin bela arıyorsun? Kendi başını da, Yahuda halkının başını da derde sokacaksın.›› 
14O 025:020 Ne var ki, Amatsya dinlemek istemedi. Bunun böyle olması Tanrının isteğiydi. Edomun ilahlarına taptıkları için Tanrı onları düşmanın eline teslim etmeye karar vermişti. 
14O 025:021 Derken İsrail Kralı Yehoaş Yahuda Kralı Amatsyanın üzerine yürüdü. İki ordu Yahudanın Beytşemeş Kentinde karşılaştı. 
14O 025:022 İsraillilerin önünde bozguna uğrayan Yahudalılar evlerine kaçtı. 
14O 025:023 İsrail Kralı Yehoaş, Yehoahaz oğlu Yoaş oğlu Yahuda Kralı Amatsyayı Beytşemeşte yakalayıp Yeruşalime götürdü. Efrayim Kapısından Köşe Kapısına kadar Yeruşalim surlarının dört yüz arşınlık bölümünü yıktırdı. 
14O 025:024 Tanrının Tapınağında Ovet-Edom soyunun gözetimi altındaki altını, gümüşü, eşyaları, sarayın hazinelerini ve bazı adamları da rehine olarak yanına alıp Samiriyeye döndü. 
14O 025:025 Yahuda Kralı Yoaş oğlu Amatsya, İsrail Kralı Yehoahaz oğlu Yehoaşın ölümünden sonra on beş yıl daha yaşadı. 
14O 025:026 Amatsyanın yaptığı öbür işler, başından sonuna dek, Yahuda ve İsrail krallarının tarihinde yazılıdır. 
14O 025:027 RABbin ardınca yürümekten vazgeçtiği andan başlayarak Yeruşalimde Amatsyaya bir düzen kurulmuştu. Amatsya Lakişe kaçtı. Ardından adam göndererek onu öldürttüler. 
14O 025:028 Ölüsü at sırtında getirildi, Yahuda Kenti'ndefç atalarının yanına gömüldü. 
14O 026:001 Yahuda halkı Amatsyanın yerine on altı yaşındaki oğlu Uzziyayı kral yaptı. 
14O 026:002 Babası Amatsya ölüp atalarına kavuştuktan sonra Uzziya Eylat Kentini onarıp Yahuda topraklarına kattı. 
14O 026:003 Uzziya on altı yaşında kral oldu ve Yeruşalimde elli iki yıl krallık yaptı. Annesi Yeruşalimli Yekolyaydı. 
14O 026:004 Babası Amatsya gibi, Uzziya da RABbin gözünde doğru olanı yaptı. 
14O 026:005 Kendisine Tanrı korkusunu öğreten Zekeriyanın günlerinde Tanrıya yöneldi. RABbe yöneldiği sürece Tanrı onu başarılı kıldı. 
14O 026:006 Uzziya Filistlilere savaş açtı. Gat, Yavne ve Aşdotun surlarını yıktırdı. Sonra Aşdot yakınlarında ve Filist bölgesinde kentler kurdu. 
14O 026:007 Filistlilere, Gur-Baalda yaşayan Araplara ve Meunlulara karşı Tanrı ona yardım etti. 
14O 026:008 Ammonlular Uzziyaya haraç vermeye başladılar. Gitgide güçlenen Uzziyanın ünü Mısır sınırına dek ulaştı. 
14O 026:009 Uzziya Yeruşalimde Köşe Kapısı, Dere Kapısı ve surun köşesi üzerinde kuleler kurup bunları sağlamlaştırdı. 
14O 026:010 Şefelada ve ovada çok sayıda hayvanı olduğundan, kırda gözetleme kuleleri yaptırarak birçok sarnıç açtırdı. Dağlık bölgelerde, verimli topraklarda da ırgatları, bağcıları vardı; çünkü toprağı severdi. 
14O 026:011 Uzziyanın savaşa hazır bir ordusu vardı. Kralın komutanlarından Hananyanın denetiminde Yazman Yeielle görevli Maaseyanın yaptığı sayımın sonuçlarına göre, bu ordu bölük bölük savaşa girerdi. 
14O 026:012 Yiğit savaşçıları yöneten boy başlarının sayısı 2 600dü. 
14O 026:013 Bunların komutası altında krala yardım etmek için düşmanla yiğitçe savaşacak 307 500 askerden oluşan bir ordu vardı. 
14O 026:014 Uzziya bütün ordu için kalkan, mızrak, miğfer, zırh, yay, sapan taşı sağladı. 
14O 026:015 Yeruşalimde becerikli adamlarca tasarlanmış gereçler yaptırdı. Okları, büyük taşları fırlatmak için bu gereçleri kulelere ve köşelere yerleştirdi. Uzziyanın ünü uzaklara kadar yayıldı; çünkü gördüğü olağanüstü yardım sayesinde büyük güce kavuşmuştu. 
14O 026:016 Ne var ki, güçlenince kendisini yıkıma sürükleyecek bir gurura kapıldı. Tanrısı RABbe ihanet etti. Buhur sunağı üzerinde buhur yakmak için RABbin Tapınağına girdi. 
14O 026:017 Kâhin Azarya ile RABbin yürekli seksen kâhini de ardısıra tapınağa girdiler. 
14O 026:018 Kral Uzziyaya karşı durarak, ‹‹Ey Uzziya, RABbe buhur yakmaya hakkın yok!›› dediler, ‹‹Ancak Harun soyundan kutsanmış kâhinler buhur yakabilir. Tapınaktan çık! Çünkü sen RABbe ihanet ettin; RAB Tanrı da seni onurlandırmayacak!›› 
14O 026:019 Buhur yakmak için elinde buhurdan tutan Uzziya kâhinlere öfkelendi. Öfkelenir öfkelenmez de kâhinlerin önünde, RABbin Tapınağındaki buhur sunağının yanında duran Uzziyanın alnında deri hastalığı belirdi. 
14O 026:020 Başkâhin Azarya ile öbür kâhinler ona bakınca alnında deri hastalığı belirdiğini gördüler. Onu çabucak oradan çıkardılar. Uzziya da çıkmaya istekliydi, çünkü RAB onu cezalandırmıştı. 
14O 026:021 Kral Uzziya ölünceye kadar deri hastalığından kurtulamadı. Bu yüzden ayrı bir evde yaşadı ve RABbin Tapınağına sokulmadı. Sarayı ve ülke halkını oğlu Yotam yönetti. 
14O 026:022 Uzziyanın yaptığı öbür işleri, başından sonuna dek, Amots oğlu Peygamber Yeşaya yazmıştır. 
14O 026:023 Uzziya ölüp atalarına kavuşunca, deri hastalığına yakalandığı için onu atalarının yanına, kral mezarlığının ayrı bir yerine gömdüler. Yerine oğlu Yotam kral oldu. 
14O 027:001 Yotam yirmi beş yaşında kral oldu ve Yeruşalimde on altı yıl krallık yaptı. Annesi Sadokun kızı Yeruşaydı. 
14O 027:002 Babası Uzziya gibi, Yotam da RABbin gözünde doğru olanı yaptı. Ancak RABbin Tapınağına girmedi. Ne var ki, halk kötülük yapmayı sürdürmekteydi. 
14O 027:003 Yotam RABbin Tapınağının Yukarı Kapısını onardı. Ofel Tepesindeki surun üzerinde de birçok iş yaptı. 
14O 027:004 Yahudanın dağlık bölgesinde kentler, ormanlık tepelerinde kaleler ve kuleler kurdu. 
14O 027:005 Ammon Kralıyla savaşarak Ammonluları yendi. Ammonlular o yıl için kendisine yüz talant gümüş, on bin kor buğday, on bin kor arpa verdiler. İkinci ve üçüncü yıllar için de aynı miktarı ödediler. 
14O 027:006 Tanrısı RABbin önünde kararlı bir şekilde yürüyen Yotam giderek güçlendi. 
14O 027:007 Yotamın yaptığı öbür işler, bütün savaşları ve uygulamaları, İsrail ve Yahuda krallarının tarihinde yazılıdır. 
14O 027:008 Yotam yirmi beş yaşında kral oldu ve Yeruşalimde on altı yıl krallık yaptı. 
14O 027:009 Yotam ölüp atalarına kavuşunca, onu Davut Kenti'nde gömdüler. Yerine oğlu Ahaz kral oldu. 
14O 028:001 Ahaz yirmi yaşında kral oldu ve Yeruşalimde on altı yıl krallık yaptı. RABbin gözünde doğru olanı yapan atası Davut gibi davranmadı. 
14O 028:002 İsrail krallarının yollarını izledi; Baallara tapmak için dökme putlar bile yaptırdı. 
14O 028:003 Ben-Hinnom Vadisinde buhur yaktı. RABbin İsrail halkının önünden kovmuş olduğu ulusların iğrenç törelerine uyarak oğullarını ateşte kurban etti. 
14O 028:004 Puta tapılan yerlerde, tepelerde, bol yapraklı her ağacın altında kurban kesip buhur yaktı. 
14O 028:005 İşte bu nedenle Tanrısı RAB Ahazı Aram Kralının eline teslim etti. Aramlılar onu bozguna uğrattılar, halkından birçoğunu tutsak alıp Şama götürdüler. Ayrıca onu ağır bir yenilgiye uğratan İsrail Kralının eline de teslim edildi. 
14O 028:006 Remalya oğlu İsrail Kralı Pekah, Yahudada bir günde yüz yirmi bin yiğit askeri öldürttü. Çünkü Yahuda halkı atalarının Tanrısı RABbe sırt çevirmişti. 
14O 028:007 Efrayimli yiğit Zikri, kralın oğlu Maaseyayı, saray sorumlusu Azrikamı ve kraldan sonra ikinci adam olan Elkanayı öldürdü. 
14O 028:008 İsrailliler kardeşleri olan Yahudalılardan iki yüz bin kadınla çocuğu tutsak aldı. Bu arada çok miktarda malı da yağmalayıp Samiriyeye taşıdılar. 
14O 028:009 Orada RABbin Odet adında bir peygamberi vardı. Odet Samiriyeye dönmekte olan ordunun karşısına çıkıp şöyle dedi: ‹‹Atalarınızın Tanrısı RAB, Yahuda halkına öfkelendiği için onları elinize teslim etti. Ama siz göklere erişen bir öfkeyle onları öldürdünüz. 
14O 028:010 Şimdi de Yahuda ve Yeruşalim halkını kendinize kadın ve erkek köleler yapmayı düşünüyorsunuz. Tanrınız RABbe karşı siz hiç suç işlemediniz mi? 
14O 028:011 Şimdi beni dinleyin! Kardeşlerinizden aldığınız tutsakları geri gönderin, çünkü RABbin kızgın öfkesi üzerinizdedir.›› 
14O 028:012 Efrayim halkının önderlerinden Yehohanan oğlu Azarya, Meşillemot oğlu Berekya, Şallum oğlu Yehizkiya ve Hadlay oğlu Amasa savaştan dönenlerin karşısına çıkarak, 
14O 028:013 ‹‹Tutsakları buraya getirmeyin, yoksa RABbe karşı suç işlemiş olacağız›› dediler, ‹‹Suçlarımızı, günahlarımızı çoğaltmak mı istiyorsunuz? Şimdiden yeterince suçumuz var zaten. RABbin kızgın öfkesi İsrail halkının üzerindedir.›› 
14O 028:014 Bunun üzerine savaşçılar tutsaklarla yağmalanan malları önderlerin ve topluluğun önüne bıraktılar. 
14O 028:015 Görevlendirilen belirli kişiler tutsakları aldılar, yağmalanmış giysilerle aralarındaki çıplakların hepsini giydirdiler. Onlara giysi, çarık, yiyecek, içecek sağladılar. Yaralarına zeytinyağı sürdüler. Yürüyemeyecek durumda olanları eşeklere bindirdiler. Onları hurma kenti Erihaya, kardeşlerine geri götürdükten sonra Samiriyeye döndüler. 
14O 028:016 O sırada Kral Ahaz yardım istemek için Asur Kralına haber gönderdi. 
14O 028:017 Edomlular yine Yahudaya saldırmış, onları yenip tutsak almışlardı. 
14O 028:018 Filistliler ise Şefela bölgesiyle Yahudanın Negev bölgesindeki kentlere akınlar düzenleyip Beytşemeş, Ayalon, Gederot ile Soko, Timna, Gimzo ve çevre köylerini ele geçirerek buralara yerleşmişlerdi. 
14O 028:019 RAB İsrail Kralı Ahaz yüzünden Yahuda halkını bu ezik duruma düşürmüştü. Çünkü Ahaz Yahudayı günaha özendirmiş ve RABbe ihanet etmişti. 
14O 028:020 Asur Kralı Tiglat-Pileser Ahaza geldi, ama yardım edeceğine onu sıkıntıya düşürdü. 
14O 028:021 Ahaz RABbin Tapınağından, saraydan ve önderlerden aldıklarını Asur Kralına armağan ettiyse de ona yaranamadı. 
14O 028:022 İşte Ahaz denen bu kral, sıkıntılı günlerinde RABbe ihanetini artırdı. 
14O 028:023 Daha önce kendisini bozguna uğratan Şam ilahlarına kurbanlar sundu. ‹‹Madem ilahları Aram krallarına yardım etti, onlara kurban sunayım da bana da yardım etsinler›› diye düşünüyordu. Ne var ki, bu ilahlar onun da, bütün İsrail halkının da yıkımına neden oldu. 
14O 028:024 Ahaz Tanrının Tapınağındaki eşyaları toplayıp parçaladı. RABbin Tapınağının kapılarını kapatıp Yeruşalimin her köşesinde sunaklar yaptırdı. 
14O 028:025 Başka ilahlara buhur yakmak için Yahudanın her kentinde tapınma yerleri yaparak atalarının Tanrısı RABbi öfkelendirdi. 
14O 028:026 Ahazın yaptığı öbür işler ve bütün uygulamaları, başından sonuna dek, Yahuda ve İsrail krallarının tarihinde yazılıdır. 
14O 028:027 Ahaz ölüp atalarına kavuşunca, onu İsrail krallarının mezarlığına gömeceklerine Yeruşalim Kenti'nde gömdüler. Yerine oğlu Hizkiya kral oldu. 
14O 029:001 Hizkiya yirmi beş yaşında kral oldu ve Yeruşalimde yirmi dokuz yıl krallık yaptı. Annesi Zekeriyanın kızı Aviyaydı. 
14O 029:002 Atası Davut gibi, o da RABbin gözünde doğru olanı yaptı. 
14O 029:003 Hizkiya krallığının birinci yılının birinci ayında RABbin Tapınağının kapılarını açıp onardı. 
14O 029:004 Sonra kâhinlerle Levilileri çağırıp tapınağın doğusundaki alanda topladı. 
14O 029:005 Onlara, ‹‹Ey Levililer, beni dinleyin!›› dedi, ‹‹Şimdi kendinizi kutsayın; atalarınızın Tanrısı RABbin Tapınağını da kutsayın. İğrenç olan her şeyi kutsal yerden çıkarın. 
14O 029:006 Atalarımız Tanrıya ihanet ettiler. Tanrımız RABbin gözünde kötü olanı yaparak Onu bıraktılar. Yüzlerini RABbin Konutundan ayırıp ona sırt çevirdiler. 
14O 029:007 Tapınağın eyvana açılan kapılarını kapattılar, kandilleri sönmeye bıraktılar. Kutsal yerde İsrailin Tanrısına buhur yakmadılar, yakmalık sunu da sunmadılar. 
14O 029:008 Yahuda ve Yeruşalim halkı bu yüzden RABbin öfkesine uğradı. Gözlerinizle gördüğünüz gibi, RABbin onlara yaptığı, başkalarını korkuya, dehşete düşürdü. Alay konusu oldular. 
14O 029:009 İşte bu yüzden, babalarımız kılıçtan geçirildi; oğullarımız, kızlarımız, karılarımız tutsak alındı. 
14O 029:010 Şimdi, bize duyduğu kızgın öfkeyi yatıştırmak için, İsrailin Tanrısı RABle bir antlaşma yapmayı tasarlıyorum. 
14O 029:011 Oğullarım, artık işi savsaklamayın! Çünkü RAB önünde durmanız, hizmet etmeniz, hizmetkârları olmanız ve buhur yakmanız için sizi seçti.›› 
14O 029:012 İşe başlayan Levililer şunlardı:  Kehat boyundan Amasay oğlu Mahat, Azarya oğlu Yoel;  Merari boyundan Avdi oğlu Kiş, Yehallelel oğlu Azarya;  Gerşon boyundan Zimma oğlu Yoah, Yoah oğlu Eden; 
14O 029:013 Elisafan soyundan Şimri, Yeiel;  Asaf soyundan Zekeriya, Mattanya; 
14O 029:014 Heman soyundan Yehiel, Şimi;  Yedutun soyundan Şemaya ve Uzziel. 
14O 029:015 Bu Levililer kardeşlerini topladılar. Kendilerini kutsadıktan sonra, RABbin sözü uyarınca kralın buyruğuyla RABbin Tapınağını dinsel açıdan arındırmak için içeri girdiler. 
14O 029:016 RABbin Tapınağını arındırmak için içeri giren kâhinler tapınakta buldukları bütün kirli sayılan şeyleri tapınağın avlusuna çıkardılar. Levililer bunları dışarı çıkarıp Kidron Vadisine götürdüler. 
14O 029:017 Birinci ayın ilk günü kutsamaya başladılar; ayın sekizinci günü tapınağın eyvanına vardılar. Tapınağı kutsamayı sekiz gün daha sürdürerek, birinci ayın on altıncı günü işi bitirdiler. 
14O 029:018 Sonra Kral Hizkiyaya giderek, ‹‹Bütün RABbin Tapınağını, yakmalık sunu sunağıyla takımlarını, adak ekmeklerinin dizildiği masayla takımlarını arındırdık›› dediler, 
14O 029:019 ‹‹Ayrıca krallığı döneminde ihanet eden Ahazın attırdığı bütün takımları da hazırlayıp kutsadık. Hepsi RABbin sunağının önünde duruyor.›› 
14O 029:020 Ertesi gün Kral Hizkiya erkenden kentin ileri gelenlerini toplayıp onlarla birlikte RABbin Tapınağına gitti. 
14O 029:021 Kral ailesi, tapınak ve Yahuda halkı için günah sunusu olarak yedi boğa, yedi koç, yedi kuzu, yedi teke getirdiler. Hizkiya bunları RABbin sunağının üzerinde sunmaları için Harun soyundan gelen kâhinlere buyruk verdi. 
14O 029:022 Önce boğalar kesildi, kâhinler boğaların kanını sunağın üzerine döktüler. Sonra sırasıyla koçları ve kuzuları keserek kanlarını sunağın üzerine döktüler. 
14O 029:023 Tekeleri günah sunusu olarak kralla topluluğun önüne getirdiler. Kralla topluluk ellerini tekelerin üzerine koydu. 
14O 029:024 Sonra kâhinler tekeleri kestiler. Bütün İsrail halkının günahlarını bağışlatmak için tekelerin kanını sunağın üzerinde günah sunusu olarak sundular. Çünkü kral yakmalık sunu ve günah sunusunu bütün İsrail halkı adına sunmaları için buyruk vermişti. 
14O 029:025 Sonra kral Davutun, bilicisi Gadın ve Peygamber Natanın düzenine göre Levilileri ziller, çenkler ve lirlerle RABbin Tapınağına yerleştirdi. RAB bu düzeni peygamberleri aracılığıyla vermişti. 
14O 029:026 Böylece Levililer Davutun çalgılarıyla, kâhinler de borazanlarıyla yerlerini aldılar. 
14O 029:027 Hizkiya yakmalık sununun sunağın üzerinde yakılmasını buyurdu. Sunu sunulmaya başlayınca, borazanlar ve İsrail Kralı Davutun çalgıları eşliğinde RABbe ezgiler okumaya koyuldular. 
14O 029:028 Ezgiciler ezgi söylüyor, borazancılar borazan çalıyor, bütün topluluk tapınıyordu. Yakmalık sunu bitinceye dek bu böyle sürüp gitti. 
14O 029:029 Yakmalık sunular sunulduktan sonra, kralla yanındakiler yere kapanıp tapındılar. 
14O 029:030 Kral Hizkiya ile önderler, Levililere Davutun ve Bilici Asafın sözleriyle RABbi övmelerini söylediler. Onlar da sevinçle övgüler sundular, başlarını eğip tapındılar. 
14O 029:031 Hizkiya, ‹‹Artık kendinizi RABbe adamış bulunuyorsunuz›› dedi, ‹‹Gelin, RABbin Tapınağına kurbanlar, şükran sunuları getirin.›› Bunun üzerine topluluk kurban ve şükran sunuları getirdi. İçlerindeki istekli kişiler de yakmalık sunular getirdiler. 
14O 029:032 Topluluğun yakmalık sunu olarak getirdiği hayvanların sayısı yetmiş sığır, yüz koç, iki yüz kuzuydu. Bunların tümü RABbe yakmalık sunu olarak sunulmak içindi. 
14O 029:033 Kurban olarak adanan hayvanlar altı yüz sığır, üç bin davardı. 
14O 029:034 Yakmalık sunu olarak kesilen hayvanların derilerini yüzecek kâhinlerin sayısı yetersizdi. Bu nedenle kardeşleri Levililer iş bitene ve öbür kâhinler kutsanana dek onlara yardım etti. Çünkü Levililer kendilerini kutsamaya kâhinlerden daha çok özen göstermişlerdi. 
14O 029:035 Çok sayıda yakmalık sununun yanısıra esenlik sunularının yağı ve yakmalık sunularla birlikte sunulan dökmelik sunular da vardı. Böylece RABbin Tapınağındaki hizmet düzeni yeniden kurulmuş oldu. 
14O 029:036 Hizkiya'yla bütün halk, Tanrı'nın halk için yaptıkları karşısında sevinç içindeydi; çünkü her şey çabucak tamamlanmıştı. 
14O 030:001 Hizkiya, bütün İsrail ve Yahuda halkına haber göndererek, Efrayim ve Manaşşe halkına da mektup yazarak, İsrailin Tanrısı RAB için Fısıh Bayramını kutlamak amacıyla Yeruşalimdeki RABbin Tapınağına gelmelerini bildirdi. 
14O 030:002 Kralla önderleri ve Yeruşalimdeki topluluk Fısıh Bayramını ikinci ay kutlamaya karar verdiler. 
14O 030:003 Bayramı zamanında kutlayamamışlardı; çünkü ne kendini kutsamış yeterli sayıda kâhin vardı, ne de halk Yeruşalimde toplanabilmişti. 
14O 030:004 Bu tasarı krala da topluluğa da uygun göründü. 
14O 030:005 Herkes Yeruşalime gelip İsrailin Tanrısı RAB için Fısıh Bayramını kutlasın diye Beer-Şevadan Dana kadar bütün İsrail ülkesine duyuru yapmaya karar verdiler. Çünkü bayram, yazılı olduğu gibi çok sayıda insanla kutlanmamıştı. 
14O 030:006 Kralın buyruğu uyarınca ulaklar, kral ve önderlerinden aldıkları mektuplarla bütün İsrail ve Yahudayı koşa koşa dolaşarak şu duyuruyu yaptılar: ‹‹Ey İsrail halkı! İbrahimin, İshakın ve İsrailin Tanrısı RABbe dönün. Öyle ki, O da sağ kalanlarınıza, Asur krallarının elinden kurtulanlarınıza dönsün. 
14O 030:007 Atalarının Tanrısı RABbe ihanet eden atalarınıza, kardeşlerinize benzemeyin; gördüğünüz gibi RAB onları dehşet verici bir duruma düşürdü. 
14O 030:008 Atalarınız gibi inatçı olmayın, RABbe boyun eğin. Onun sonsuza dek kutsal kıldığı tapınağa gelin. Kızgın öfkesinin sizden uzaklaşması için Tanrınız RABbe kulluk edin. 
14O 030:009 RABbe dönerseniz, kardeşlerinizi, oğullarınızı tutsak edenler onlara acıyıp bu ülkeye dönmelerine izin vereceklerdir. Çünkü Tanrınız RAB lütfeden, acıyan bir Tanrıdır. Ona dönerseniz, O da yüzünü sizden çevirmeyecektir.›› 
14O 030:010 Ulaklar Efrayim ve Manaşşe bölgelerinde Zevuluna dek kent kent dolaştılar. Ne var ki, halk gülerek onlarla alay etti. 
14O 030:011 Ama Aşer, Manaşşe ve Zevulun halkından bazıları alçakgönüllü bir tutum takınarak Yeruşalime gitti. 
14O 030:012 Birlik ruhu vermek için Tanrının eli Yahudanın üzerindeydi. Öyle ki, Tanrı kral ve önderlerin RABbin sözü uyarınca verdikleri buyruğa halkın uymasını sağladı. 
14O 030:013 İkinci ay Mayasız Ekmek Bayramını kutlamak için çok büyük bir topluluk Yeruşalimde toplandı. 
14O 030:014 İşe Yeruşalimdeki sunakları kaldırmakla başladılar. Bütün buhur sunaklarını kaldırıp Kidron Vadisine attılar. 
14O 030:015 İkinci ayın on dördüncü günü Fısıh kurbanını kestiler. Kâhinlerle Levililer utanarak kendilerini kutsadılar, sonra RABbin Tapınağına yakmalık sunular getirdiler. 
14O 030:016 Bunun ardından, Tanrı adamı Musanın Yasası uyarınca, geleneksel yerlerini aldılar. Kâhinler Levililerin elinden aldıkları kurban kanını sunağın üstüne döktüler. 
14O 030:017 Topluluk arasında kendini kutsamamış birçok kişi vardı; bu nedenle arınmamış olanların Fısıh kurbanını kesme ve RABbe adama görevini Levililer üstlendi. 
14O 030:018 -19 115980 Çok sayıda insan, Efrayim, Manaşşe, İssakar ve Zevulundan gelen halkın birçoğu kendisini dinsel açıdan arındırmamıştı; öyleyken yazılana ters düşerek Fısıh kurbanını yediler. Hizkiya onlar için şöyle dua etti: ‹‹Kutsal yerin kuralları uyarınca arınmamış bile olsa, RAB Tanrıya, atalarının Tanrısına yönelmeye yürekten kararlı olan herkesi iyi olan RAB bağışlasın.›› 
14O 030:020 RAB Hizkiyanın yakarışını duydu ve halkı bağışladıfı. 7:14). 
14O 030:021 Yeruşalimdeki İsrailliler Mayasız Ekmek Bayramını yedi gün büyük sevinçle kutladılar. Levililerle kâhinler RABbi yüceltmek amacıyla kullanılan yüksek sesli çalgılarla her gün Onu övüyorlardı. 
14O 030:022 Hizkiya RABbe hizmetlerini başarıyla yerine getiren Levilileri övdü. Yedi gün boyunca herkes esenlik kurbanlarını kesip atalarının Tanrısı RABbe şükrederek bayramda kendisine ayrılan paydan yedi. 
14O 030:023 Topluluk bayramı yedi gün daha kutlamaya karar verdi. Böylece herkes bayramı yedi gün daha sevinçle kutladı. 
14O 030:024 Yahuda Kralı Hizkiya topluluğa bin boğayla yedi bin davar sağladı; önderler de topluluğa bin boğayla on bin davar daha verdiler. Birçok kâhin kendini kutsadı. 
14O 030:025 Bütün Yahuda topluluğu, kâhinler, Levililer, İsrailden gelen topluluk, İsrailden gelip Yahudaya yerleşen yabancılar sevindi. 
14O 030:026 Yeruşalimde büyük sevinç vardı. Çünkü İsrail Kralı Davut oğlu Süleymanın günlerinden bu yana Yeruşalimde böylesi bir olay yaşanmamıştı. 
14O 030:027 Levili kâhinler ayağa kalkıp halkı kutsadılar. Tanrı onları duydu. Çünkü duaları O'nun kutsal konutuna, göklere erişmişti. 
14O 031:001 Bütün bunlar sona erince, oradaki İsrailliler Yahuda kentlerine giderek dikili taşları parçalayıp Aşera putlarını devirdiler. Yahuda, Benyamin, Efrayim ve Manaşşe bölgelerindeki puta tapılan yerlerin ve sunakların hepsini yıktılar. Sonra herkes kendi kentine, toprağına döndü. 
14O 031:002 Hizkiya kâhinlerle Levilileri görevlerine göre bölüklere ayırdı. Kimine yakmalık sunuları ve esenlik sunularını sunma, kimine hizmet etme, kimine de RABbin Konutunun kapılarında şükredip övgüler söyleme görevini verdi. 
14O 031:003 Kral da RABbin Yasası uyarınca sabah akşam sunulmak üzere yakmalık sunular, Şabat günleri, Yeni Ay ve bayramlarda sunulacak yakmalık sunular için sürüsünden hayvanlar verdi. 
14O 031:004 Yeruşalimde yaşayan halka da kâhinlerle Levililerin paylarına düşeni vermelerini buyurdu; öyle ki, RABbin Yasasına kendilerini adayabilsinler. 
14O 031:005 Kralın bu buyruğunu duyar duymaz İsrailliler ilk yetişen tahıl, yeni şarap, zeytinyağı, bal ve bütün tarla ürünlerinden bol bol verdiler. Bunun yanısıra her şeyin ondalığını da bol bol getirdiler. 
14O 031:006 Yahuda kentlerinde yaşayan İsraillilerle Yahudalılar da sığırlarının, davarlarının, Tanrıları RABbe adamış oldukları kutsal armağanların ondalığını getirip bir araya yığdılar. 
14O 031:007 Ondalıkların toplanması üçüncü aydan yedinci aya kadar sürdü. 
14O 031:008 Hizkiya ile önderler gelip yığınları görünce, RABbe övgüler sunup halkı İsraili kutsadılar. 
14O 031:009 Hizkiya kâhinlerle Levililere yığınları sorunca, 
14O 031:010 Sadok soyundan Başkâhin Azarya şu yanıtı verdi: ‹‹Halk RABbin Tapınağına bağış getirmeye başladıktan bu yana yiyip doyduk; üstelik artırdık da. Çünkü RAB halkını kutsadı. Bu büyük yığın da artakalandır.›› 
14O 031:011 Hizkiya RABbin Tapınağındaki depoların hazırlanması için buyruk verdi. Depolar hazırlandı. 
14O 031:012 Bağışlar, ondalıklar, adanan armağanlar sadakatle içeri getirildi. Bütün bu işlerin sorumlusu olarak Levili Konanya atandı; kardeşi Şimi de yardımcısı oldu. 
14O 031:013 Kral Hizkiya ile Tanrının Tapınağının sorumlusu Azarya, Konanya ile kardeşi Şiminin yönetimindeki şu denetçileri atadılar: Yehiel, Azazya, Nahat, Asahel, Yerimot, Yozavat, Eliel, Yismakya, Mahat, Benaya. 
14O 031:014 Tapınağın Doğu Kapısının nöbetçisi Yimnanın oğlu Levili Kore, Tanrıya gönülden verilen sunuların sorumlusuydu. RABbe adanan bağışları ve kutsal yiyecekleri dağıtmak için bu göreve getirilmişti. 
14O 031:015 Eden, Minyamin, Yeşua, Şemaya, Amarya ve Şekanya kâhinlerin yaşadıkları kentlerde bölükleri uyarınca büyük küçük bütün kardeşlerine bağışları dağıtma işinde Koreye sadakatle yardım ettiler. 
14O 031:016 -18 116220 Ayrıca soyağacında adı kayıtlı üç ve daha yukarı yaştaki erkeklere, bölüklerine ve sorumluluklarına göre RABbin Tapınağına girip günün gerektirdiği değişik görevleri yapanların tümüne; bağlı oldukları boylara göre kütüğe kayıtlı kâhinlere, bölüklerine ve sorumluluklarına göre yirmi ve daha yukarı yaştaki Levililere; kâhinlerle Levililerin soyağacında kayıtlı küçük çocuklara, kadınlara, oğullarla kızlara, yani topluluğa yiyecek dağıtıyorlardı. Çünkü kendilerini sadakatle Tanrıya adamışlardı. 
14O 031:019 Kentlerinin çevresindeki kırlarda ya da herhangi bir kentte yaşayan Harun soyundan kâhinlere gelince, onlardan olan bütün erkeklere ve Levililerin soyağacında kayıtlı herkese yiyecek dağıtmak için belirli kişiler atanmıştı. 
14O 031:020 Hizkiya bütün Yahudada böyle davrandı; Tanrısı RABbin önünde iyi, doğru ve hakça olanı yaptı. 
14O 031:021 Tanrı'nın Tapınağı'nda üstlendiği görevi bütün yüreğiyle yerine getirdi; Kutsal Yasa'ya, buyruklara uydu; Tanrısı'na yöneldi. Bu sayede başarılı oldu. 
14O 032:001 Hizkiyanın RABbe bağlılıkla yaptığı bu hizmetlerden sonra Asur Kralı Sanherib gelip Yahudaya saldırdı. Surlu kentleri ele geçirmek amacıyla onları kuşattı. 
14O 032:002 Sanheribin Yeruşalimle savaşmaya hazırlandığını duyan Hizkiya, 
14O 032:003 kentin dışındaki pınarları kapatma konusunda önderlerine ve ordu komutanlarına danıştı. Onlar da onu desteklediler. 
14O 032:004 Böylece birçok kişi toplandı. ‹‹Neden Asur Kralı gelip bol su bulsun?›› diyerek bütün pınarları ve ülkenin ortasından akan dereyi kapadılar. 
14O 032:005 Hizkiya gücünü toplayarak surun yıkılmış bölümlerini onarttı, üstüne kuleler yaptırdı. Dışardan bir sur daha yaptırarak Davut Kentinde Milloyu sağlamlaştırdı. Bunların yanısıra, çok sayıda silah ve kalkan hazırlattı. 
14O 032:006 Halka komutanlar atadı. Sonra onları kent kapısı yakınındaki alanda toplayarak şöyle yüreklendirdi: 
14O 032:007 ‹‹Güçlü ve yürekli olun! Asur Kralından ve yanındaki büyük ordudan korkmayın, yılmayın. Çünkü bizimle olan onunla olandan daha üstündür. 
14O 032:008 Ondaki güç insansaldır; bizdeki güç ise bize yardım eden ve bizden yana savaşan Tanrımız RABdir.›› Yahuda Kralı Hizkiyanın bu sözleri halka güven verdi. 
14O 032:009 Asur Kralı Sanherib, bütün ordusuyla Lakiş Kentini kuşatırken, subayları aracılığıyla Yahuda Kralı Hizkiyaya ve Yeruşalimde yaşayan Yahuda halkına şu haberi gönderdi: 
14O 032:010 ‹‹Asur Kralı Sanherib şöyle diyor: ‹Neye güvenerek Yeruşalimde kuşatma altında kalıyorsunuz?› 
14O 032:011 Hizkiya, ‹Tanrımız RAB bizi Asur Kralının elinden kurtaracak› diyerek sizi kandırıyor. Sizi kıtlığa ve susuzluğa terk edip ölüme sürüklüyor. 
14O 032:012 Tanrının tapınma yerlerini, sunaklarını ortadan kaldıran, Yahuda ve Yeruşalim halkına, ‹Tek bir sunağın önünde tapınacak, onun üzerinde buhur yakacaksınız› diyen Hizkiya değil mi bu? 
14O 032:013 Benim ve atalarımın öbür ülkelerin halklarına neler yaptığımızı bilmiyor musunuz? Ulusların ilahlarından hangisi ülkesini benim elimden kurtarabildi? 
14O 032:014 Atalarımın büsbütün yok ettiği bu ulusların ilahlarından hangisi halkını elimden kurtarabildi ki, Tanrınız sizi elimden kurtarabilsin? 
14O 032:015 Hizkiyanın sizi kandırıp aldatmasına izin vermeyin! Ona güvenmeyin! Çünkü hiçbir ulusun, krallığın ilahlarından bir teki bile halkını elimden ya da atalarımın elinden kurtaramamıştır! Tanrınız kim ki sizi elimden kurtarsın?›› 
14O 032:016 Sanheribin subayları RAB Tanrıya ve kulu Hizkiyaya karşı daha birçok şey söylediler. 
14O 032:017 Sanherib İsrailin Tanrısı RABbi aşağılamak için yazdığı mektuplarda da şöyle diyordu: ‹‹Öteki ulusların tanrıları halklarını elimden kurtaramadıkları gibi, Hizkiyanın Tanrısı da halkını elimden kurtaramayacak.›› 
14O 032:018 Sonra kenti ele geçirmek amacıyla surun üstündeki Yeruşalim halkını korkutup yıldırmak için Yahudi dilinde bağırdılar. 
14O 032:019 Üstelik dünyanın öteki uluslarının insan eliyle yapılmış ilahlarından söz edercesine Yeruşalimin Tanrısından söz ettiler. 
14O 032:020 Bunun üzerine Kral Hizkiya ile Amots oğlu Peygamber Yeşaya dua edip Tanrıya yalvardılar. 
14O 032:021 RAB bir melek göndererek Asur Kralının ordugahındaki bütün yiğit savaşçıları, önderleri, komutanları yok etti. Asur Kralı utanç içinde ülkesine döndü. Bir gün kendi ilahının tapınağına girdiğinde de oğullarından bazıları onu orada kılıçla öldürdüler. 
14O 032:022 Böylece RAB Hizkiyayla Yeruşalimde yaşayanları Asur Kralı Sanheribin ve öbür düşmanlarının elinden kurtararak her yanda güvenlik içinde yaşamalarını sağladı. 
14O 032:023 Yeruşalime gelen birçok kişi RABbe sunular, Yahuda Kralı Hizkiyaya da değerli armağanlar getirdi. O günden sonra Hizkiya bütün uluslar arasında saygınlık kazandı. 
14O 032:024 O günlerde Hizkiya ölümcül bir hastalığa yakalanınca, RABbe yalvardı. RAB yakarışını duyarak ona bir belirti verdi. 
14O 032:025 Ne var ki, Hizkiya kendisine yapılan bu iyiliğe yaraşır biçimde davranmayıp büyüklendi. Bu yüzden RAB hem ona, hem Yahudaya, hem de Yeruşalime öfkelendi. 
14O 032:026 Hizkiya ile Yeruşalimde yaşayanlar gururu bırakıp alçakgönüllü davranmaya başladılar. Bu sayede Hizkiyanın krallığı boyunca RABbin öfkesine uğramadılar. 
14O 032:027 Hizkiya çok zengin ve onurlu biriydi. Altını, gümüşü, değerli taşları, baharatı, kalkanları ve çeşit çeşit değerli eşyası için hazineler yaptırdı. 
14O 032:028 Ayrıca tahıl ambarları, yeni şarap ve zeytinyağı depoları, sığırlar için ahırlar, sürüler için ağıllar yaptırdı. 
14O 032:029 Bunların yanısıra kendisi için kentler kurdurdu ve çok sayıda davar, sığır edindi. Tanrı ona çok büyük zenginlik vermişti. 
14O 032:030 Gihon Pınarının yukarı ağzını kapayıp suyun Davut Kentinin batı yakasından aşağıya akmasını sağlayan da Hizkiyadır. Üstlendiği her işte başarılı oldu. 
14O 032:031 Ama Babil önderlerinin ülkede gerçekleştirilen belirtiyi araştırmak için gönderdiği elçiler gelince, Tanrı Hizkiyayı denemek ve aklından geçenlerin hepsini öğrenmek için onu bıraktı. 
14O 032:032 Hizkiyanın yaptığı öbür işler ve RABbe bağlılığı Amots oğlu Peygamber Yeşayanın Yahuda ve İsrail krallarının tarihindeki görümünde yazılıdır. 
14O 032:033 Hizkiya ölüp atalarına kavuşunca, Davutoğulları'nın mezarlarının üst kesimine gömüldü. Bütün Yahuda ve Yeruşalim halkı onu saygıyla andı. Yerine oğlu Manaşşe kral oldu. 
14O 033:001 Manaşşe on iki yaşında kral oldu ve Yeruşalimde elli beş yıl krallık yaptı. 
14O 033:002 RABbin İsrail halkının önünden kovmuş olduğu ulusların iğrenç törelerine uyarak RABbin gözünde kötü olanı yaptı. 
14O 033:003 Babası Hizkiyanın ortadan kaldırdığı puta tapılan yerleri yeniden yaptırdı. Baallar için sunaklar kurdu, Aşera putları yaptı. Gök cisimlerine taparak onlara kulluk etti. 
14O 033:004 RABbin, ‹‹Adım sonsuza dek Yeruşalimde bulunacaktır›› dediği RABbin Tapınağında sunaklar kurdu. 
14O 033:005 Tapınağın iki avlusunda gök cisimlerine tapmak için sunaklar yaptırdı. 
14O 033:006 Oğullarını Ben-Hinnom Vadisinde ateşte kurban etti; falcılık ve büyücülük yaptı. Medyumlara, ruh çağıranlara danıştı. RABbin gözünde çok kötülük yaparak Onu öfkelendirdi. 
14O 033:007 Manaşşe yaptırdığı putu Tanrının Tapınağına yerleştirdi. Oysa Tanrı tapınağa ilişkin Davutla oğlu Süleymana şöyle demişti: ‹‹Bu tapınakta ve İsrail oymaklarının yaşadığı kentler arasından seçtiğim Yeruşalimde adım sonsuza dek anılacak. 
14O 033:008 Kendilerine Musa aracılığıyla buyurduğum Kutsal Yasayı, kuralları, ilkeleri dikkatle yerine getirirlerse, İsrail halkının ayağını bir daha atalarına vermiş olduğum ülkenin dışına çıkarmayacağım.›› 
14O 033:009 Ancak Manaşşe Yahudalılarla Yeruşalimde yaşayanları öylesine yoldan çıkardı ki, RABbin İsrail halkının önünde yok ettiği uluslardan daha çok kötülük yaptılar. 
14O 033:010 RAB Manaşşeyle halkını uyardıysa da aldırış etmediler. 
14O 033:011 Bunun üzerine RAB Asur Kralının ordu komutanlarını onların üzerine gönderdi. Manaşşeyi tutsak alıp burnuna çengel taktılar; tunç zincirlerle bağlayıp Babile götürdüler. 
14O 033:012 Ne var ki, Manaşşe sıkıntısında Tanrısı RABbe yakardı ve atalarının Tanrısı önünde son derece alçakgönüllü davrandı. 
14O 033:013 RABbe yalvarınca RAB yakarışını, duasını duydu ve onu yine Yeruşalime, krallığına getirdi. İşte o zaman Manaşşe RABbin Tanrı olduğunu anladı. 
14O 033:014 Sonra Davut Kenti için vadideki Gihon Pınarının batısından Balık Kapısının girişine kadar yüksek bir dış sur yaptı; Ofel Tepesini de bu surla çevirdi. Yahudanın bütün surlu kentlerine komutanlar yerleştirdi. 
14O 033:015 RABbin Tapınağından yabancı ilahları ve diktirdiği putu çıkardı; tapınağın bulunduğu tepede ve Yeruşalimde yaptırdığı bütün sunakları kaldırıp kentin dışına attı. 
14O 033:016 RABbin sunağını yeniden kurup üzerinde esenlik ve şükran kurbanları kesti; Yahuda halkına İsrailin Tanrısı RABbe kulluk etmeleri için buyruk verdi. 
14O 033:017 Ne var ki, halk tapınma yerlerinde kurban sunmayı sürdürdü; ancak yalnız Tanrıları RABbe kurban sunuyorlardı. 
14O 033:018 Manaşşenin yaptığı öbür işler, Tanrısına yakarışı ve İsrailin Tanrısı RABbin adına onu uyaran bilicilerin sözleri, İsrail krallarının tarihinde yazılıdır. 
14O 033:019 Duası, Tanrının ona yanıtı, gururundan dönmeden önce işlediği bütün günahlar, ihaneti, yaptırdığı tapınma yerleri, Aşera putlarıyla öbür putları diktirdiği yerler Hozayın tarihinde yazılıdır. 
14O 033:020 Manaşşe ölüp atalarına kavuşunca, kendi sarayına gömüldü. Yerine oğlu Amon kral oldu. Septuaginta ‹‹Bilicilerin››. 
14O 033:021 Amon yirmi iki yaşında kral oldu ve Yeruşalimde iki yıl krallık yaptı. 
14O 033:022 Amon da babası Manaşşe gibi RABbin gözünde kötü olanı yaptı. Babası Manaşşenin yaptırdığı putlara kurban sundu, onlara taptı. 
14O 033:023 Ancak RABbin önünde alçakgönüllülüğü takınan babası Manaşşenin tersine, giderek suçunu artırdı. 
14O 033:024 Görevlileri düzen kurup onu sarayında öldürdüler. 
14O 033:025 Ülke halkı Kral Amon'a düzen kuranların hepsini öldürdü. Yerine oğlu Yoşiya'yı kral yaptı. 
14O 034:001 Yoşiya sekiz yaşında kral oldu ve Yeruşalimde otuz bir yıl krallık yaptı. 
14O 034:002 RABbin gözünde doğru olanı yaptı. Sağa sola sapmadan atası Davutun yollarını izledi. 
14O 034:003 Yoşiya krallığının sekizinci yılında, daha gençken, atası Davutun Tanrısına yönelmeye başladı. Krallığının on ikinci yılında da Yahuda ve Yeruşalimi puta tapılan yerlerden, Aşera putlarından, oyma ve dökme putlardan arındırmaya başladı. 
14O 034:004 Yoşiyanın gözetiminde Baalların sunaklarını yıktırıp üzerlerindeki buhur sunaklarını parçalattı. Aşera putlarını, oyma ve dökme putları da parçalayıp ezdikten sonra tozlarını onlara kurban sunanların mezarlarına serpti. 
14O 034:005 Kâhinlerin kemiklerini kendi sunaklarının üstünde yaktı. Böylece Yahuda ve Yeruşalimi arındırdı. 
14O 034:006 Naftaliye dek Manaşşe, Efrayim ve Şimon oymaklarının kentleriyle çevredeki yıkıntılarda bulunan 
14O 034:007 sunakları, Aşera putlarını yıktı; toz haline gelinceye dek putları ezdi. İsrail ülkesinin her yanındaki buhur sunaklarını paramparça etti. Sonra Yeruşalime döndü. 
14O 034:008 Yoşiya ülkeyi ve tapınağı arındırdıktan sonra, krallığının on sekizinci yılında Asalya oğlu Şafanı, kent yöneticisi Maaseyayı ve Yoahaz oğlu devlet tarihçisi Yoahı Tanrısı RABbin Tapınağını onarmaya gönderdi. 
14O 034:009 Bunlar Tanrının Tapınağına getirilen paraları götürüp Başkâhin Hilkiyaya verdiler. Kapı nöbetçileri olan Levililer bu parayı Manaşşe ve Efrayim halkından, İsrailin geri kalanından, bütün Yahudalılarla Benyaminlilerden, Yeruşalimde yaşayanlardan toplamışlardı. 
14O 034:010 Paraları RABbin Tapınağındaki işlerin başında bulunan denetçilere verdiler. Onlar da tapınağı yenileme ve onarma işinde çalışan işçilere ödediler. 
14O 034:011 Yontma taş, Yahuda krallarının yıkılmaya terk ettiği yapıların kiriş ve bağlantı yerlerinin onarımı için kereste almaları için marangozlara, yapıcılara ödeme yapıldı. 
14O 034:012 -13 116950 Çalışanlar işi özenle yaptılar. Başlarında yönetici olarak Levililerden şu denetçiler vardı: Merari boyundan Yahatla Ovadya, Kehat boyundan Zekeriyayla Meşullam. Çalgı çalmakta usta olan Levililer yük taşıyan işçilerin sorumluluğunu aldılar ve her işi yapan işçileri denetlediler. Levililerden bazıları da yazman, görevli, kapı nöbetçisi olarak çalıştılar. 
14O 034:014 RABbin Tapınağına getirilen parayı çıkarırlarken, Kâhin Hilkiya Musa aracılığıyla verilmiş olan RABbin Yasa Kitabını buldu. 
14O 034:015 Yazman Şafana, ‹‹RABbin Tapınağında Yasa Kitabını buldum›› diyerek kitabı ona verdi. 
14O 034:016 Şafan kitabı krala götürerek, ‹‹Görevlilerin kendilerine verilen her işi yapıyorlar›› diye haber verdi, 
14O 034:017 ‹‹RABbin Tapınağındaki paraları alıp denetçilerle işçilere verdiler.›› 
14O 034:018 Ardından, ‹‹Kâhin Hilkiya bana bir kitap verdi›› diyerek kitabı krala okudu. 
14O 034:019 Kral Kutsal Yasadaki sözleri duyunca giysilerini yırttı. 
14O 034:020 Hilkiyaya, Şafan oğlu Ahikama, Mika oğlu Avdona, Yazman Şafana ve kendi özel görevlisi Asayaya şöyle buyurdu: 
14O 034:021 ‹‹Gidin, bulunan bu kitabın sözleri hakkında benim için de, İsrail ve Yahuda halkının geri kalanı için de RABbe danışın. RABbin bize karşı alevlenen öfkesi büyüktür. Çünkü atalarımız RABbin sözüne kulak asmadılar, bu kitapta yazılanlara uymadılar.›› 
14O 034:022 Hilkiya ile kralın gönderdiği adamlar varıp tapınaktaki giysilerin nöbetçisi Hasra oğlu Tokhat oğlu Şallumun karısı Peygamber Huldaya danıştılar. Hulda Yeruşalimde, İkinci Mahallede oturuyordu. 
14O 034:023 Hulda onlara şöyle dedi: ‹‹İsrailin Tanrısı RAB, ‹Sizi bana gönderen adama şunları söyleyin› diyor: 
14O 034:024 ‹Yahuda Kralının önünde okunan kitapta yazılı bütün lanetleri, felaketi buraya da, burada yaşayan halkın başına da getireceğim. 
14O 034:025 Beni terk ettikleri, elleriyle yaptıkları başka ilahlara buhur yakıp beni kızdırdıkları için buraya karşı öfkem alevlenecek ve sönmeyecek.› 
14O 034:026 ‹‹RABbe danışmak için sizi gönderen Yahuda Kralına şöyle deyin: ‹İsrailin Tanrısı RAB duyduğun sözlere ilişkin diyor ki: 
14O 034:027 Madem burası ve burada yaşayanlarla ilgili sözlerimi duyunca yüreğin yumuşadı, kendini alçalttın, evet, önümde kendini alçalttın, giysilerini yırtıp huzurumda ağladın, ben de yalvarışını işittim. Böyle diyor RAB. 
14O 034:028 Seni atalarına kavuşturacağım, esenlik içinde mezarına gömüleceksin. Buraya ve burada yaşayanlara getireceğim büyük felaketi görmeyeceksin.› ›› Hilkiya ile yanındakiler bu sözleri krala ilettiler. 
14O 034:029 Kral Yoşiya haber gönderip Yahuda ve Yeruşalimin bütün ileri gelenlerini topladı. 
14O 034:030 Sonra Yahudalılar, Yeruşalimde yaşayanlar, kâhinler, Levililer, büyük küçük herkesle birlikte RABbin Tapınağına çıktı. RABbin Tapınağında bulunmuş olan Antlaşma Kitabını baştan sona kadar herkesin duyacağı biçimde okudu. 
14O 034:031 Özel yerinde durarak RABbin yolunu izleyeceğine, buyruklarını, öğütlerini, kurallarını candan ve yürekten uygulayacağına, bu kitapta yazılı antlaşmanın koşullarını yerine getireceğine ilişkin RABbin huzurunda antlaşma yaptı. 
14O 034:032 Sonra oradaki Yeruşalim ve Benyamin halkına bu antlaşmaya bağlı kalacaklarına ilişkin ant içirtti. Yeruşalimde yaşayanlar Tanrının, atalarının Tanrısının antlaşmasına bağlı kaldılar. 
14O 034:033 Yoşiya İsrail topraklarından bütün iğrenç putları kaldırttı. İsrail'de kalan halkın Tanrıları RAB'be kulluk etmelerini sağladı. Kral yaşadığı sürece halk atalarının Tanrısı RAB'bin ardınca yürümekten vazgeçmedi. 
14O 035:001 Yoşiya Yeruşalimde RAB için Fısıh Bayramını kutladı. Birinci ayın on dördüncü günü Fısıh kurbanı kesildi. 
14O 035:002 Yoşiya kâhinleri görevlerine atayarak RABbin Tapınağında hizmet etmeleri için yüreklendirdi. 
14O 035:003 Bütün İsrail halkını eğiten RABbe adanmış Levililere, ‹‹Kutsal sandığı İsrail Kralı Davut oğlu Süleymanın yaptırdığı tapınağa koyun›› dedi, ‹‹Bundan böyle onu omuzlarınızın üzerinde taşımayacaksınız. Şimdi Tanrınız RABbe ve halkı İsraile hizmet edin. 
14O 035:004 İsrail Kralı Davutla oğlu Süleymanın yazılı düzeni uyarınca, boylarınıza, bölüklerinize göre hazırlanın. 
14O 035:005 Kardeşleriniz olan halkın boylarına bağlı bölüklere yardım etmek üzere siz Levililer takımlar halinde kutsal yerde durun. 
14O 035:006 Kendinizi kutsayın ve RABbin Musa aracılığıyla buyurduğu gibi Fısıh kurbanlarını kesip kardeşleriniz için hazırlayın.›› 
14O 035:007 Yoşiya Fısıh kurbanını sunmaları için oradaki halka sürüsünden otuz bin kuzuyla oğlak, üç bin de sığır bağışladı. 
14O 035:008 Kralın önderleri de halka, kâhinlere ve Levililere gönülden bağışta bulundular. Tanrı Tapınağının yöneticileri olan Hilkiya, Zekeriya, Yehiel de Fısıh kurbanı olarak kâhinlere iki bin altı yüz kuzuyla oğlak, üç yüz sığır verdiler. 
14O 035:009 Konanya, kardeşleri Şemaya ile Netanel, Levililerin önderleri Haşavya, Yeiel ve Yozavat da Fısıh kurbanı olarak Levililere beş bin kuzuyla oğlak, beş yüz de sığır bağışladılar. 
14O 035:010 Hizmetle ilgili hazırlıklar tamamlanınca, kralın buyruğu uyarınca kâhinlerle bölüklerine göre Levililer yerlerini aldılar. 
14O 035:011 Fısıh kurbanları kesildi. Kâhinler kendilerine verilen kanı sunağın üzerine döktüler; Levililer de hayvanların derisini yüzdüler. 
14O 035:012 Musanın kitabında yazılanlar uyarınca, RABbe sunsunlar diye yakmalık sunular halk boylarının bölüklerine verilmek üzere bir yana koyuldu. Sığırlara da aynısını yaptılar. 
14O 035:013 Kural uyarınca, Fısıh kurbanlarını ateşte kızarttılar; kutsal sunuları da tencerelerde, kazanlarda, tavalarda haşlayıp çabucak halka dağıttılar. 
14O 035:014 Bundan sonra Levililer hem kendileri, hem de kâhinler adına hazırlık yaptılar. Çünkü Harun soyundan kâhinler akşam geç vakte kadar yakmalık sunu ve yağ sunmakla uğraşıyorlardı. Bu nedenle Levililer hem kendileri, hem de Harun soyundan gelen kâhinler için hazırlık yaptılar. 
14O 035:015 Asaf soyundan gelen ezgiciler Davut, Asaf, Heman ve kralın bilicisi Yedutunun buyruğu uyarınca yerlerinde durdular. Kapı nöbetçileri de görevlerini bırakmak zorunda kalmadı, çünkü onlar için hazırlığı kardeşleri Levililer yapmıştı. 
14O 035:016 Böylece o gün Kral Yoşiyanın buyruğu doğrultusunda Fısıh Bayramını kutlamak ve RABbin sunağı üzerinde yakmalık sunular sunmak için RABbin hizmetiyle ilgili bütün çalışmalar tamamlandı. 
14O 035:017 O gün orada bulunan İsrail halkı Fısıh Bayramını kutladı. Mayasız Ekmek Bayramını da yedi gün boyunca kutladılar. 
14O 035:018 Peygamber Samuelin döneminden bu yana, İsrailde böyle bir Fısıh Bayramı kutlanmamıştı. Hiçbir İsrail kralı da Yoşiyanın, kâhinlerin, Levililerin, bütün Yahuda halkıyla oradaki İsraillilerin ve Yeruşalimde yaşayanların kutladığı gibi bir Fısıh Bayramı kutlamamıştı. 
14O 035:019 Bu Fısıh Bayramı Yoşiyanın krallığının on sekizinci yılında kutlandı. 
14O 035:020 Yoşiyanın tapınağı düzenlemesinden sonra, Mısır Kralı Neko savaşmak üzere Fırat kıyısındaki Karkamışa yürüdü. Yoşiya da onunla savaşmak için yola çıktı. 
14O 035:021 Ama Neko ulaklar aracılığıyla şu haberi gönderdi: ‹‹Benimle senin aranda bir anlaşmazlık yok, ey Yahuda Kralı! Bugün sana değil, savaş açtığım ülkeye karşı savaşmaya geldim. Tanrı ivedi davranmamı buyurdu. Benden yana olan Tanrıdan sakın. Yoksa seni yok eder!›› 
14O 035:022 Ne var ki, Yoşiya onunla savaşmaktan vazgeçmediği gibi, Tanrının Neko aracılığıyla söylediği sözlere de aldırış etmedi. Kılık değiştirip Megiddo Ovasında Neko ile savaşmak üzere yola çıktı. 
14O 035:023 Okçular Kral Yoşiyayı vurunca, kral görevlilerine, ‹‹Beni buradan götürün, ağır yaralıyım!›› dedi. 
14O 035:024 Görevlileri onu savaş arabasından çıkarıp kendisine ait başka bir arabaya koyarak Yeruşalime götürdüler. Yoşiya öldü ve atalarının mezarlığına gömüldü. Bütün Yahuda ve Yeruşalim halkı onun için yas tuttu. 
14O 035:025 Yeremya Yoşiya için bir ağıt yazdı. Kadın, erkek bütün ozanlar bugüne dek ağıtlarında Yoşiyayı anarlar. İsrailde bir gelenek haline gelen bu ağıtlar Ağıtlar Kitabında yazılıdır. 
14O 035:026 Yoşiyanın yaptığı öbür işler, RABbin Yasasında yazılanlara uygun bağlılığı, 
14O 035:027 uygulamaları, başından sonuna dek İsrail ve Yahuda krallarının tarihinde yazılıdır. 
14O 036:001 Yahuda halkı babası Yoşiyanın yerine oğlu Yehoahazı Yeruşalime kral yaptı. 
14O 036:002 Yehoahaz yirmi üç yaşında kral oldu ve Yeruşalimde üç ay krallık yaptı. 
14O 036:003 -4 117450 Mısır Kralı Neko Yeruşalimde onu tahttan indirerek ülke halkını yüz talant gümüş ve bir talant altın ödemekle yükümlü kıldı. Yehoahazın ağabeyi Elyakimi de Yahudayla Yeruşalim Kralı yaptı ve adını değiştirip Yehoyakim koydu. Sonra kardeşi Yehoahazı alıp Mısıra döndü. 
14O 036:005 Yehoyakim yirmi beş yaşında kral oldu ve Yeruşalimde on bir yıl krallık yaptı. Tanrısı RABbin gözünde kötü olanı yaptı. 
14O 036:006 Yehoyakime saldıran Babil Kralı Nebukadnessar Babile götürmek için onu tunç zincirlerle bağladı. 
14O 036:007 RABbin Tapınağındaki bazı eşyaları da alıp Babilde kendi tapınağına yerleştirdi. 
14O 036:008 Yehoyakimin yaptığı öbür işler, iğrençlikleri, onunla ilgili açığa çıkan kötülükler İsrail ve Yahuda krallarının tarihinde yazılıdır. Yerine oğlu Yehoyakin kral oldu. 
14O 036:009 Yehoyakin on sekiz yaşında kral oldu ve Yeruşalimde üç ay on gün krallık yaptı. O da RABbin gözünde kötü olanı yaptı. 
14O 036:010 İlkbaharda Kral Nebukadnessar onu ve RABbin Tapınağındaki bazı değerli eşyaları Babile getirtti. Yehoyakinin yerine akrabası Sidkiyayı Yahuda ve Yeruşalim Kralı yaptı. 
14O 036:011 Sidkiya yirmi bir yaşında kral oldu ve Yeruşalimde on bir yıl krallık yaptı. 
14O 036:012 Tanrısı RABbin gözünde kötü olanı yaptı. RABbin sözünü bildiren Peygamber Yeremyanın karşısında alçakgönüllü davranmadı. 
14O 036:013 Sidkiya Tanrı adıyla kendisine bağlı kalacağına ant içiren Kral Nebukadnessara karşı ayaklandı. İsrailin Tanrısı RABbe dönmemek için direnerek inat etti. 
14O 036:014 Üstelik kâhinlerin ve halkın önderleri de öteki ulusların iğrenç törelerine uyarak ihanetlerini gitgide artırdılar ve RABbin Yeruşalimde kutsal kıldığı tapınağını kirlettiler. 
14O 036:015 Atalarının Tanrısı RAB, halkına ve konutuna acıdığı için onları ulakları aracılığıyla defalarca uyardı. 
14O 036:016 Ama onlar Tanrının ulaklarıyla alay ederek sözlerini küçümsediler, peygamberlerini aşağıladılar. Sonunda RABbin halkına karşı öfkesi kurtuluş yolu bırakmayacak kadar alevlendi. 
14O 036:017 RAB Kildan Kralını onların üzerine saldırttı. Kildani ordusu gençlerini tapınakta kılıçtan geçirdi. Ne delikanlıya, ne genç kıza, ne yaşlıya, ne aksaçlıya acıdı. RAB hepsini Kildan Kralının eline teslim etti. 
14O 036:018 Kral, RAB Tanrının Tapınağındaki büyük küçük bütün eşyaları, tapınağın, Yahuda Kralının ve önderlerinin hazinelerini Babile taşıttı. 
14O 036:019 Tanrının Tapınağını ateşe verdiler, Yeruşalim surlarını yıkıp bütün sarayları yaktılar, değerli olan herşeyi yok ettiler. 
14O 036:020 Kildan Kralı kılıçtan kurtulanları Babile sürdü. Bunlar Pers krallığı egemen oluncaya dek onun ve oğullarının köleleri olarak yaşadılar. 
14O 036:021 Böylece RABbin Yeremya aracılığıyla söylediği söz yerine geldi: ‹‹Ülke tutulmayan Şabat yıllarını tamamlayıncaya, yetmiş yıl doluncaya kadar ıssız kalıp dinlenecek.›› topraklarını bir yıl dinlendirmesini buyurdu. Halk buna uymadı (bkz. Lev.26:33-35; Yer.25:8-11). 
14O 036:022 Pers Kralı Koreşin krallığının birinci yılında RAB, Yeremya aracılığıyla bildirdiği sözü yerine getirmek amacıyla, Pers Kralı Koreşi harekete geçirdi. Koreş yönetimi altındaki bütün halklara şu yazılı bildiriyi duyurdu: 
14O 036:023 ‹‹Pers Kralı Koreş şöyle diyor: ‹Göklerin Tanrısı RAB yeryüzünün bütün krallıklarını bana verdi. Beni Yahuda'daki Yeruşalim Kenti'nde kendisi için bir tapınak yapmakla görevlendirdi. Aranızda O'nun halkından kim varsa oraya gitsin. Tanrısı RAB onunla olsun!› ›› 
15O 001:001 Pers Kralı Koreşin krallığının birinci yılında RAB, Yeremya aracılığıyla bildirdiği sözünü yerine getirmek amacıyla, Pers Kralı Koreşi harekete geçirdi. Koreş yönetimi altındaki bütün halklara şu yazılı bildiriyi duyurdu: 
15O 001:002 ‹‹Pers Kralı Koreş şöyle diyor: ‹Göklerin Tanrısı RAB yeryüzünün bütün krallıklarını bana verdi. Beni Yahudadaki Yeruşalim Kentinde kendisi için bir tapınak yapmakla görevlendirdi. 
15O 001:003 Aranızda Onun halkından kim varsa Tanrısı onunla olsun. Yahudadaki Yeruşalim Kentine gidip İsrailin Tanrısı RABbin, Yeruşalimdeki Tanrının Tapınağını yeniden yapsınlar. 
15O 001:004 Krallığımda yaşayan yerliler, sürgün oldukları yerlerde sağ kalmış olanlara altın, gümüş, mal ve hayvanlar sağlamakla birlikte Yeruşalimdeki Tanrının Tapınağına gönülden sunular sunsun.› ›› 
15O 001:005 Böylece Yahuda ve Benyamin oymaklarının boy başları, kâhinler, Levililer ve ruhları Tanrı tarafından harekete geçirilen herkes, RABbin Yeruşalimdeki Tapınağını yeniden yapmak için gidiş hazırlıklarına girişti. 
15O 001:006 Komşuları gönülden verdikleri armağanların yanısıra, altın, gümüş kaplar, mal, hayvan ve değerli armağanlarla onları desteklediler. 
15O 001:007 -8 117710 Pers Kralı Koreş de Nebukadnessarın Yeruşalimdeki RABbin Tapınağından alıp kendi ilahının tapınağına koymuş olduğu kapları çıkardı. Bunları hazine görevlisi Mitredata getirterek sayımını yaptırdı ve Yahuda önderi Şeşbassara verdi. 
15O 001:009 Sayım sonucu şuydu: 
15O 001:010 30 altın tas 
15O 001:011 Altın ve gümüş eşyaların toplamı 5 400 parçaydı. Sürgünler Babil'den Yeruşalim'e dönerken Şeşbassar bunların hepsini birlikte getirdi. 
15O 002:001 Babil Kralı Nebukadnessarın Babile sürgün ettiği insanlar yaşadıkları ilden Yeruşalim ve Yahudadaki kendi kentlerine döndü. 
15O 002:002 Bunlar Zerubbabil, Yeşu, Nehemya, Seraya, Reelaya, Mordekay, Bilşan, Mispar, Bigvay, Rehum ve Baananın önderliğinde geldiler. Sürgünden dönen İsraillilerin sayıları şöyleydi: 
15O 002:003 Paroşoğulları: 2172 
15O 002:004 Şefatyaoğulları: 372 
15O 002:005 Arahoğulları: 775 
15O 002:006 Yeşu ve Yoav soyundan Pahat-Moavoğulları: 2812 
15O 002:007 Elamoğulları: 1254 
15O 002:008 Zattuoğulları: 945 
15O 002:009 Zakkayoğulları: 760 
15O 002:010 Banioğulları: 642 
15O 002:011 Bevayoğulları: 623 
15O 002:012 Azgatoğulları: 1222 
15O 002:013 Adonikamoğulları: 666 
15O 002:014 Bigvayoğulları: 2056 
15O 002:015 Adinoğulları: 454 
15O 002:016 Hizkiya soyundan Ateroğulları: 98 
15O 002:017 Besayoğulları: 323 
15O 002:018 Yoraoğulları: 112 
15O 002:019 Haşumoğulları: 223 
15O 002:020 Gibbaroğulları: 95 
15O 002:021 Beytlehemliler: 123 
15O 002:022 Netofalılar: 56 
15O 002:023 Anatotlular: 128 
15O 002:024 Azmavetliler: 42 
15O 002:025 Kiryat-Yearimliler, Kefiralılar ve Beerotlular: 743 
15O 002:026 Ramalılar ve Gevalılar: 621 
15O 002:027 Mikmaslılar: 122 
15O 002:028 Beytel ve Ay kentlerinden olanlar: 223 
15O 002:029 Nevolular: 52 
15O 002:030 Magbişliler: 156 
15O 002:031 Öbür Elam Kentinden olanlar: 1254 
15O 002:032 Harimliler: 320 
15O 002:033 Lod, Hadit ve Ono kentlerinden olanlar: 725 
15O 002:034 Erihalılar: 345 
15O 002:035 Senaalılar: 3630. 
15O 002:036 Kâhinler:  Yeşu soyundan Yedayaoğulları: 973 
15O 002:037 İmmeroğulları: 1052 
15O 002:038 Paşhuroğulları: 1247 
15O 002:039 Harimoğulları: 1017. 
15O 002:040 Levililer:  Hodavya soyundan Yeşu ve Kadmieloğulları: 74. 
15O 002:041 Ezgiciler:  Asafoğulları: 128. 
15O 002:042 Tapınak kapı nöbetçileri:  Şallumoğulları, Ateroğulları,  Talmonoğulları, Akkuvoğulları,  Hatitaoğulları, Şovayoğulları, toplam 139. 
15O 002:043 Tapınak görevlileri:  Sihaoğulları, Hasufaoğulları, Tabbaotoğulları, 
15O 002:044 Kerosoğulları, Siahaoğulları, Padonoğulları, 
15O 002:045 Levanaoğulları, Hagavaoğulları, Akkuvoğulları, 
15O 002:046 Hagavoğulları, Şalmayoğulları, Hananoğulları, 
15O 002:047 Giddeloğulları, Gaharoğulları, Reayaoğulları, 
15O 002:048 Resinoğulları, Nekodaoğulları, Gazzamoğulları, 
15O 002:049 Uzzaoğulları, Paseahoğulları, Besayoğulları, 
15O 002:050 Asnaoğulları, Meunimoğulları, Nefusimoğulları, 
15O 002:051 Bakbukoğulları, Hakufaoğulları, Harhuroğulları, 
15O 002:052 Baslutoğulları, Mehidaoğulları, Harşaoğulları, 
15O 002:053 Barkosoğulları, Siseraoğulları, Temahoğulları, 
15O 002:054 Nesiahoğulları, Hatifaoğulları. 
15O 002:055 Süleymanın kullarının soyu:  Sotayoğulları, Hassoferetoğulları, Perudaoğulları, 
15O 002:056 Yalaoğulları, Darkonoğulları, Giddeloğulları, 
15O 002:057 Şefatyaoğulları, Hattiloğulları,  Pokeret-Hassevayimoğulları, Amioğulları. 
15O 002:058 Tapınak görevlileriyle Süleymanın kullarının soyundan olanlar: 392. 
15O 002:059 Tel-Melah, Tel-Harşa, Keruv, Addan ve İmmerden dönen, ancak hangi aileden olduklarını ve soylarının İsrailden geldiğini kanıtlayamayanlar şunlardır: 
15O 002:060 Delayaoğulları, Toviyaoğulları, Nekodaoğulları: 652. 
15O 002:061 Kâhinlerin soyundan: Hovayaoğulları, Hakkosoğulları ve Gilatlı Barzillayın kızlarından biriyle evlenip kayınbabasının adını alan Barzillayın oğulları. 
15O 002:062 Bunlar soy kütüklerini aradılar. Ama yazılı bir kayıt bulamayınca, kâhinlik görevi ellerinden alındı. 
15O 002:063 Vali, Urim ile Tummimi kullanan bir kâhin çıkıncaya dek en kutsal yiyeceklerden yememelerini buyurdu. 
15O 002:064 Bütün halk toplam 42 360 kişiydi. 
15O 002:065 -67 118390 Ayrıca 7 337 erkek ve kadın köle,  kadınlı erkekli 200 ezgici,  736 at,  245 katır,  435 deve,  6 720 eşek vardı. 
15O 002:068 Bazı aile başları Yeruşalimdeki RAB Tanrının Tapınağına varınca, tapınağın bulunduğu yerde yeniden kurulması için gönülden armağanlar verdiler. 
15O 002:069 Her biri gücü oranında hazineye bu iş için toplam 61 000 darik altın, 5 000 mina gümüş, 100 kâhin mintanı bağışladı. 
15O 002:070 Kâhinler, Levililer, halktan bazı kişiler -ezgiciler, tapınak görevlileri ve kapı nöbetçileri- kendi kentlerine yerleştiler. Böylece bütün İsrailliler kentlerinde yaşamaya başladılar. 
15O 003:001 İsrailliler kendi kentlerine yerleştikten sonra, yedinci ay Yeruşalimde tek vücut halinde toplandılar. 
15O 003:002 Yosadak oğlu Yeşu ve kâhin olan kardeşleri, Şealtiel oğlu Zerubbabille kardeşleri İsrailin Tanrısının sunağını yeniden kurdular. Amaçları, Tanrı adamı Musanın yasası uyarınca, sunağın üzerinde yakmalık sunular sunmaktı. 
15O 003:003 Çevrelerinde yaşayan halklardan korkmalarına karşın, sunağı eski temeli üzerine yeniden kurdular. Üzerinde RABbe sabah, akşam öngörülen yakmalık sunuları sundular. 
15O 003:004 Sonra yazılanlara uygun biçimde Çardak Bayramını kutladılar. Kural uyarınca, her gün için belirlenen sayıya göre, yakmalık sunuları sundular. 
15O 003:005 Bundan sonra da günlük yakmalık sunuyu, Yeni Ay sunularını, RABbin belirlediği bütün kutsal bayramların sunularını ve RABbe gönülden verilen sunuları sundular. 
15O 003:006 RABbin Tapınağının temeli henüz atılmadığı halde, yedinci ayın birinci günü RABbe yakmalık sunular sunmaya başladılar. 
15O 003:007 İsrailliler taşçılarla marangozlara para ödediler. Ayrıca sedir tomruklarını Lübnandan denize indirerek Yafaya getirmeleri için Saydalılara ve Surlulara yiyecek, içecek, zeytinyağı sağladılar. Bütün bunlara Pers Kralı Koreş izin vermişti. 
15O 003:008 Tanrının Yeruşalimdeki Tapınağına vardıktan sonra, ikinci yılın ikinci ayında Şealtiel oğlu Zerubbabil, Yosadak oğlu Yeşu ve bütün öteki kardeşleri, kâhinler, Levililer ve sürgünden Yeruşalime dönenlerin tümü işe başladılar. RABbin Tapınağının yapımını denetlemek için yirmi ve daha yukarı yaştaki Levilileri görevlendirdiler. 
15O 003:009 Levililerden Yeşu, oğulları ve kardeşleri, Yahuda soyundan Kadmiel ile oğulları, Henadatın oğullarıyla torunları Tanrının Tapınağının yapımında çalışanları denetleme işini hep birlikte yüklendiler. 
15O 003:010 Yapıcılar RABbin Tapınağının temelini atınca, İsrail Kralı Davutun kuralı uyarınca kâhinler RABbi övmek için tören giysilerini giymiş olarak ellerinde borazanlarla, Levili Asafoğulları da zillerle yerlerini aldılar. 
15O 003:011 RABbe övgüler, şükranlar sunarak ezgi okudular:  ‹‹RAB iyidir;  İsraile sevgisi sonsuzdur.›› RABbin Tapınağının temeli atıldığı için herkes yüksek sesle RABbi övmeye başladı. 
15O 003:012 Eski tapınağı görmüş birçok yaşlı kâhin, Levili ve boy başı tapınağın temelinin atıldığını görünce hıçkıra hıçkıra ağladılar. Birçokları da sevinç çığlıkları attı. 
15O 003:013 Sevinç çığlıkları ağlama sesinden ayırt edilemiyordu. Çünkü halk avaz avaz bağırıyordu. Ses uzak yerlerden bile duyuluyordu. 
15O 004:001 Yahudalılarla Benyaminlilerin düşmanları, sürgünden dönenlerin İsrailin Tanrısı RAB için bir tapınak yaptığını duyunca, 
15O 004:002 Zerubbabilin ve boy başlarının yanına vardılar. ‹‹Tapınağı sizinle birlikte kuralım›› dediler, ‹‹Çünkü biz de, sizin gibi Tanrınıza tapıyoruz; bizi buraya getiren Asur Kralı Esarhaddonun döneminden bu yana sizin Tanrınıza kurban sunuyoruz.›› 
15O 004:003 Ne var ki Zerubbabil, Yeşu ve İsrailin öteki boy başları, ‹‹Tanrımıza bir tapınak kurmak size düşmez›› diye karşılık verdiler, ‹‹Pers Kralı Koreşin buyruğu uyarınca, İsrailin Tanrısı RAB için tapınağı yalnız biz kuracağız.›› 
15O 004:004 Bunun üzerine çevre halkı Yahudalıları tapınağın yapımından caydırmak için korkutmaya, cesaretlerini kırmaya girişti. 
15O 004:005 Tasarılarına engel olmak için Pers Kralı Koreşin döneminden Pers Kralı Dariusun krallığına dek rüşvetle danışmanlar tuttular. 
15O 004:006 Ahaşveroşunfç krallığının başlangıcında, Yahudalıların düşmanları Yahuda ve Yeruşalimde yaşayanları suçlayan bir belge düzenlediler. 
15O 004:007 Pers Kralı Artahşastanın krallığı döneminde, Bişlam, Mitredat, Taveel ve öbür çalışma arkadaşları Artahşastaya bir mektup yazdılar. Mektup Aramice yazılıp çevrildi. yazılmıştır. 
15O 004:008 Vali Rehum ile Yazman Şimşay Kral Artahşastaya Yeruşalimi suçlayan bir mektup yazdılar. Mektup şöyleydi: 
15O 004:009 ‹‹Vali Rehum, Yazman Şimşay ve öbür çalışma arkadaşları, yargıçlar, yöneticiler, görevliler, Persler, Erekliler, Babilliler, Elam topraklarından gelen Sus halkı, 
15O 004:010 büyük ve onurlu Asurbanipalın sürüp Samiriye Kentiyle Fıratın batı yakasındaki bölgeye yerleştirdiği öbür halklarından.›› 
15O 004:011 İşte Kral Artahşastaya gönderilen mektubun örneği: ‹‹Kral Artahşastaya, ‹‹Fıratın batı yakasındaki bölgede yaşayan kullarından: 
15O 004:012 ‹‹Yönetimindeki öbür bölgelerden çıkıp bize gelen Yahudiler Yeruşalime yerleşerek o asi ve kötü kenti yeniden kurmaya başladılar. Bunu bilgine sunuyoruz. Temelini pekiştiriyor, surlarını tamamlıyorlar. 
15O 004:013 Ey kral, bilmelisin ki, bu kent yeniden kurulur, surları tamamlanırsa, Yahudiler yine vergi ödemeyecek; krallığının geliri de azalacak. 
15O 004:014 Biz sarayının ekmeğini yedik. Sana zarar gelmesine izin veremeyiz. Bunun için, haberin olsun diye bu mektubu gönderiyoruz. 
15O 004:015 Atalarının belgeleri araştırılsın. Kayıtlarda bu kentin asi, krallara, valilere zarar veren bir kent olduğunu göreceksin. Bu kent öteden beri başkaldıran bir kenttir. Yerle bir edilmesinin nedeni de budur. 
15O 004:016 Bu yüzden, ey kral, sana bildiriyoruz: Bu kent yeniden kurulur, surları tamamlanırsa, Fıratın batı yakasındaki bölgede hiçbir payın kalmayacak.›› yedik.›› 
15O 004:017 Kral şu yanıtı gönderdi: ‹‹Samiriyede ve Fıratın batı yakasındaki öbür yerlerde yaşayan Vali Rehuma, Yazman Şimşaya ve öbür çalışma arkadaşlarına selamlar. 
15O 004:018 ‹‹Bize gönderdiğiniz mektup çevrilip bana okundu. 
15O 004:019 Buyruğum üzerine araştırma yapıldı. Bu kentin öteden beri krallara başkaldırdığı, isyan ettiği, ayaklandığı saptandı. 
15O 004:020 Yeruşalimi güçlü krallar yönetti. Fıratın batı yakasındaki bütün bölgede egemenlik sürdüler. Oradaki halktan vergi topladılar. 
15O 004:021 Şimdi işi durdurmaları için bu adamlara bir buyruk çıkarın. Öyle ki, ben buyruk vermedikçe kent yeniden kurulmasın. 
15O 004:022 Bu konuya özen gösterin; krallığıma daha fazla zarar gelmesin.›› 
15O 004:023 Kral Artahşastanın mektubunun örneği kendilerine okunur okunmaz, Rehum, Yazman Şimşay ve öbür çalışma arkadaşları hemen Yeruşalime Yahudilerin yanına gittiler ve zorla onları durdurdular. 
15O 004:024 Böylece Tanrı'nın Yeruşalim'deki Tapınağı'nın yapımı, Pers Kralı Darius'un krallığının ikinci yılına dek askıda kaldı. 
15O 005:001 O sırada Peygamber Hagay ile İddo oğlu Peygamber Zekeriya, Yahuda ve Yeruşalimdeki Yahudilere İsrail Tanrısının adıyla peygamberlikte bulundular. 
15O 005:002 Bunun üzerine Şealtiel oğlu Zerubbabil ile Yosadak oğlu Yeşu Tanrının Yeruşalimdeki Tapınağını yeniden kurmaya giriştiler. Tanrının peygamberleri de onlarla birlikteydi ve onlara yardım ediyordu. 
15O 005:003 Fıratın batı yakasındaki bölgenin valisi Tattenay, Şetar-Bozenay ve çalışma arkadaşları onlara gidip, ‹‹Bu tapınağı yeniden kurmak ve yapımını tamamlamak için size kim yetki verdi?›› diye sordular. 
15O 005:004 Yapıyı kuranların adlarını da sordular. 
15O 005:005 Ama Tanrıları Yahudi ileri gelenlerini koruyordu. Bu yüzden, Dariusa bir haber gönderilip ondan yazılı bir yanıt alınıncaya dek Yahudiler durdurulmadı. 
15O 005:006 Fıratın batı yakasındaki bölgenin valisi Tattenay, Şetar-Bozenay, çalışma arkadaşları ve oradaki görevlilerin Kral Dariusa gönderdikleri mektubun örneği aşağıdadır. 
15O 005:007 Gönderdikleri belge şöyleydi: ‹‹Kral Dariusa candan selamlar. 
15O 005:008 Yahuda İline, yüce Tanrının Tapınağına gittiğimizi krala bildiririz. Tapınağı büyük taşlarla kuruyor, duvarlarına kirişler yerleştiriyorlar. Tapınağın yapımında canla başla çalışılıyor ve yapım işi başarıyla ilerliyor. 
15O 005:009 ‹‹Halkın ileri gelenlerine, ‹Bu tapınağı yeniden kurmak ve yapımını tamamlamak için size kim yetki verdi?› diye sorduk. 
15O 005:010 Bilgine sunmak üzere önderlerinin kim olduklarını sana yazabilmek için adlarını da sorduk. 
15O 005:011 ‹‹İşte bize verdikleri yanıt: ‹‹ ‹Biz yerin ve göğün Tanrısının kullarıyız. Uzun yıllar önce İsrailin büyük bir kralının kurup yapımını tamamladığı tapınağı yeniden kuruyoruz. 
15O 005:012 Ama atalarımız Göklerin Tanrısını öfkelendirdi. Bu yüzden Tanrı onları Babil Kralı Kildani Nebukadnessarın eline teslim etti. Nebukadnessar tapınağı yıktı, halkı da Babile sürdü. 
15O 005:013 Ama Babil Kralı Koreş, krallığının birinci yılında Tanrının Tapınağının yeniden yapılması için buyruk verdi. 
15O 005:014 Ayrıca Nebukadnessarın Tanrının Yeruşalimdeki Tapınağından çıkarıp Babildeki tapınağa götürdüğü altın ve gümüş kapları da oradan çıkararak vali atadığı Şeşbassar adlı kişiye verdi. 
15O 005:015 Koreş ona, Bu kapları al, gidip Yeruşalimdeki tapınağa yerleştir dedi, Tanrının Tapınağını eski yerinde yeniden kur. 
15O 005:016 Böylece Şeşbassar gelip Tanrının Yeruşalimdeki Tapınağının temelini attı. O günden bu yana yapım işleri sürmekte, ama daha bitmedi.› 
15O 005:017 ‹‹Kral uygun görüyorsa, Babil Sarayı'ndaki arşivde bir araştırma yapılsın. Tanrı'nın Yeruşalim'deki Tapınağı'nın yeniden kurulması için Kral Koreş'in bir buyruk verip vermediği saptansın. Sonra kral bu konuya ilişkin kararını bize bildirsin.›› 
15O 006:001 Kral Dariusun buyruğu uyarınca, Babilde kayıtların saklandığı odada araştırma yapıldı. 
15O 006:002 Medya İlindeki Ahmeta Kalesinde bir tomar bulundu. Tomarın içinde şunlar yazılıydı: 
15O 006:003 -4 118990 ‹‹Kral Koreş, krallığının birinci yılında, Tanrının Yeruşalimdeki Tapınağına ilişkin şöyle buyruk verdi: ‹Kurban kesmek üzere bu tapınağın yeniden kurulması için temel atılsın. Üç sıra büyük taş, bir sıra kiriş döşensin. Yüksekliği ve genişliği altmışar arşınfı olsun. Giderler saraydan karşılansın. 
15O 006:005 Nebukadnessarın Yeruşalimdeki Tanrının Tapınağından çıkarıp Babile getirdiği altın ve gümüş kaplar da geri verilsin. Yeruşalimdeki tapınakta özel yerlerine götürülsün. Hepsi Tanrının Tapınağına konsun.› ›› 
15O 006:006 ‹‹Onun için siz, Fıratın batı yakasındaki bölge valisi Tattenay, Şetar-Bozenay, çalışma arkadaşları ve oranın görevlileri, tapınaktan uzak durun! 
15O 006:007 Tanrının Tapınağının yapım işlerine karışmayın. Bırakın, Yahudilerin valisiyle ileri gelenleri Tanrının Tapınağını eski yerinde yeniden kursunlar. 
15O 006:008 Ayrıca Tanrının Tapınağının yeniden kurulması için Yahudi ileri gelenlerine neler yapmanız gerektiğini de size buyuruyorum: Bu adamların bütün giderleri kralın hazinesinden, Fıratın batı yakasındaki bölgeden toplanan vergilerden ödensin. Öyle ki, yapım işleri aksamasın. 
15O 006:009 Yeruşalimdeki kâhinlerin bütün gereksinimlerini hiç aksatmadan her gün vereceksiniz: Göklerin Tanrısına sunulacak yakmalık sunular için genç boğalar, koçlar, kuzular ve buğday, tuz, şarap, zeytinyağı. 
15O 006:010 Öyle ki, Göklerin Tanrısını hoşnut eden sunular sunsunlar, ben ve oğullarım sağ kalalım diye dua etsinler. 
15O 006:011 Bundan başka buyuruyorum ki, bu kararı değiştirenin evinden bir kiriş çıkarılacak ve o kişi kirişin üzerine asılacak. Evi de bu suçtan ötürü çöplüğe çevrilecek. 
15O 006:012 Yeruşalimi adına konut seçen Tanrı, bu kararı değiştirmeye, oradaki Tanrı Tapınağını yıkmaya kalkışan her kralı ve ulusu yok etsin. Ben Darius böyle buyurdum. Buyruğum özenle yerine getirilsin.›› 
15O 006:013 Fıratın batı yakasındaki bölge valisi Tattenay, Şetar-Bozenay ve çalışma arkadaşları Kral Dariusun buyruğunu özenle yerine getirdiler. 
15O 006:014 Peygamber Hagay ile İddo oğlu Zekeriyanın yaptıkları peygamberlik sayesinde Yahudi ileri gelenleri yapım işlerini başarıyla ilerlettiler. İsrail Tanrısının buyruğu ve Pers kralları Koreşin, Dariusun, Artahşastanın buyrukları uyarınca tapınağın yapımını bitirdiler. 
15O 006:015 Tapınak Kral Dariusun krallığının altıncı yılı, Adar ayının üçüncü günü tamamlandı. 
15O 006:016 İsrail halkı -kâhinler, Levililer ve sürgünden dönenlerin tümü- Tanrının Tapınağının adanmasını sevinçle kutladılar. 
15O 006:017 Tanrının Tapınağının adanması için yüz boğa, iki yüz koç, dört yüz kuzu kurban ettiler. Oymakların sayısına göre, bütün İsrailliler için günah sunusu olarak on iki teke sundular. 
15O 006:018 Musanın Kitabındaki kural uyarınca Tanrının Yeruşalimdeki hizmeti için kâhinlerle Levilileri bağlı oldukları bölüklere göre görevlere atadılar. 
15O 006:019 Sürgünden dönenler birinci ayın on dördüncü günü Fısıh Bayramını kutladılar. 
15O 006:020 Kâhinlerle Levililer hep birlikte kendilerini arındırdılar; dinsel açıdan hepsi arındı. Levililer sürgünden dönenlerin tümü, kardeşleri olan kâhinler ve kendileri için Fısıh kurbanını kestiler. 
15O 006:021 Sürgünden dönen İsraillilerle İsrailin Tanrısı RABbe yönelmek amacıyla kendilerini çevredeki halkların kötü alışkanlıklarından ayırıp onlara katılanların hepsi kurban etinden yedi. 
15O 006:022 Mayasız Ekmek Bayramı'nı yedi gün sevinçle kutladılar. Çünkü RAB onları sevindirdi ve Asur Kralı'nın onlara iyi davranmasını, İsrail'in Tanrısı Tanrı'nın Tapınağı'nın yapım işlerinde onlara yardım etmesini sağladı. 
15O 007:001 -6 119180 Bu olaylardan sonra, Pers Kralı Artahşastanın krallığı döneminde, Başkâhin Harun oğlu Elazar oğlu Pinehas oğlu Avişua oğlu Bukki oğlu Uzzi oğlu Zerahya oğlu Merayot oğlu Azarya oğlu Amarya oğlu Ahituv oğlu Sadok oğlu Şallum oğlu Hilkiya oğlu Azarya oğlu Seraya oğlu Ezra adında biri Babilden geldi. Ezra İsrailin Tanrısı RABbin Musaya verdiği yasayı iyi bilen bir bilgindi. Tanrısı RABbin yardımıyla kral ona her istediğini verdi. 
15O 007:007 Kral Artahşastanın krallığının yedinci yılında İsrail halkından, kâhinlerden, Levililerden, ezgicilerden, tapınak görevlilerinden ve kapı nöbetçilerinden bazıları Yeruşalime gitti. 
15O 007:008 Ezra, Artahşastanın krallığının yedinci yılının beşinci ayında Yeruşalime vardı. 
15O 007:009 Birinci ayın birinci günü Babilden ayrılmıştı. Tanrısının koruyucu eli sayesinde beşinci ayın birinci günü Yeruşalime vardı. 
15O 007:010 Ezra kendini RABbin Yasasını inceleyip uygulamaya ve İsrailde kuralları, ilkeleri öğretmeye adamıştı. 
15O 007:011 Kral Artahşastanın RABbin buyruklarını, İsrail için koyduğu kuralları iyi bilen Kâhin ve Bilgin Ezraya verdiği mektubun bir örneği şudur: 
15O 007:012 ‹‹Kralların Kralı Artahşastadan Gökler Tanrısının Yasasının bilgini Kâhin Ezraya selamlar! 
15O 007:013 ‹‹Krallığımda yaşayan İsrail halkından, kâhinlerden ve Levililerden Yeruşalime gitmek isteyen herkesin seninle gidebilmesi için buyruk veriyorum. 
15O 007:014 Elindeki Tanrının Yasasının uygulanıp uygulanmadığı konusunda Yahuda ve Yeruşalimde araştırma yapman için, ben ve yedi danışmanım seni görevlendirdik. 
15O 007:015 Benim ve danışmanlarımın Yeruşalimde konut kuran İsrailin Tanrısına gönülden verdiğimiz altını, gümüşü birlikte götürmelisin. 
15O 007:016 Babil İlinden elde edeceğin altının, gümüşün tümünü, halkın ve kâhinlerin Tanrılarının Yeruşalimdeki Tapınağına gönülden verdikleri armağanları da alıp götürmelisin. 
15O 007:017 ‹‹Bu parayla hemen boğalar, koçlar, kuzular, tahıl sunuları ve dökmelik sunular satın alacak ve hepsini Tanrının Yeruşalimdeki Tapınağının sunağı üzerinde sunacaksın. 
15O 007:018 Sen ve kardeşlerin artan altını, gümüşü Tanrınızın isteği uyarınca dilediğiniz gibi kullanın. 
15O 007:019 Tanrının Tapınağının hizmetinde kullanılmak üzere sana verilen kapların hepsini Yeruşalimin Tanrısına sun. 
15O 007:020 Tanrının Tapınağı için ödemen gereken başka bir şey varsa, giderleri kralın hazinesinden karşılarsın. 
15O 007:021 ‹‹Ben, Kral Artahşasta, Fıratın batı yakasındaki bölgenin bütün hazine görevlilerine buyruk veriyorum: Gökler Tanrısının Yasasının bilgini Kâhin Ezranın sizden her istediğini özenle yerine getirin. 
15O 007:022 Kendisine gerektiğinde yüz talanta kadar gümüş, yüz kor buğday, yüz bat şarap, yüz bat zeytinyağı ve istediği kadar tuz sağlayın. 
15O 007:023 Göklerin Tanrısı kendi tapınağı için ne buyurursa, özenle yerine getirin. Öyle ki, bana ve oğullarıma öfkelenmesin. 
15O 007:024 Şunu da bilesiniz ki, kâhinlerden, Levililerden, ezgicilerden, tapınak görevlilerinden ve kapı nöbetçilerinden, Tanrının Tapınağının öbür hizmetkârlarından vergi almaya yetkiniz yoktur. 
15O 007:025 ‹‹Sana gelince, Ezra, sendeki Tanrı bilgeliği uyarınca yargıçlar ata. Bunlar Fıratın batı yakasındaki bölgede yaşayan bütün halka, Tanrının yasalarını bilenlerin hepsine adalet sağlasınlar. Yasayı bilmeyenlere de siz öğreteceksiniz. 
15O 007:026 Tanrının Yasasına ve kralın buyruklarına uymayanlar ya ölümle, ya sürgünle, ya mallarına el konarak, ya da hapsedilerek cezalandırılsın.›› 
15O 007:027 Atalarımızın Tanrısı RABbe övgüler olsun! Kralın yüreğine Yeruşalimdeki tapınağını onurlandırma isteğini koydu. 
15O 007:028 Kralın, danışmanlarının, güçlü komutanlarının bana iyi davranmalarını sağladı. Tanrım RAB'bin eli üzerimde olduğundan yüreklendim. İsrail ileri gelenlerinin bazılarını toplayıp benimle Yeruşalim'e dönmelerini sağladım. 
15O 008:001 Artahşastanın krallığı döneminde ben Ezrayla birlikte Babilden dönen boy başlarının ve onlarla birlikte kayıtlı olanların listesi: 
15O 008:002 Pinehasoğullarından Gerşom,  İtamaroğullarından Daniel,  Davutoğullarından Hattuş. 
15O 008:003 Şekanyaoğullarından, Paroşoğullarından Zekeriya ve onunla birlikte bu boydan kaydedilen 150 erkek. 
15O 008:004 Pahat-Moavoğullarından Zerahya oğlu Elyehoenay ve onunla birlikte 200 erkek. 
15O 008:005 Yahaziel oğlu Şekanyanın oğullarından 300 erkek. 
15O 008:006 Adinoğullarından Yonatan oğlu Ebet ve onunla birlikte 50 erkek. 
15O 008:007 Elamoğullarından Atalya oğlu Yeşaya ve onunla birlikte 70 erkek. 
15O 008:008 Şefatyaoğullarından Mikael oğlu Zevadya ve onunla birlikte 80 erkek. 
15O 008:009 Yoavoğullarından Yehiel oğlu Ovadya ve onunla birlikte 218 erkek. 
15O 008:010 Yosifya oğlu Şelomitin oğullarından 160 erkek. 
15O 008:011 Bevayoğullarından Bevay oğlu Zekeriya ve onunla birlikte 28 erkek. 
15O 008:012 Azgatoğullarından Hakkatan oğlu Yohanan ve onunla birlikte 110 erkek. 
15O 008:013 Adonikamın küçük oğullarından adları Elifelet, Yeiel, Şemaya olanlar ve onlarla birlikte 60 erkek. 
15O 008:014 Bigvayoğullarından Utay, Zakkur ve onlarla birlikte 70 erkek. 
15O 008:015 Onları Ahava Kentine doğru uzanan kanalın yanına topladım. Orada üç gün konakladık. Halkın ve kâhinlerin arasında yoklama yaptığımda orada Levililerden kimse olmadığını gördüm. 
15O 008:016 Bunun üzerine Eliezer, Ariel, Şemaya, Elnatan, Yariv, Elnatan, Natan, Zekeriya, Meşullam adındaki önderleri, Öğretmen Yoyarivi ve Elnatanı çağırttım. 
15O 008:017 Sonra onları Kasifyada bulunan Önder İddoya gönderdim. İddoya ve tapınak görevlisi olan kardeşlerine neler söylemeleri gerektiğini bildirdim. Öyle ki, bize Tanrımızın Tapınağında görev yapacak adamlar göndersinler. 
15O 008:018 Tanrımızın iyiliği sayesinde İsrail oğlu Levi oğlu Mahlioğullarından Şerevya adında bilge bir kişiyi bize gönderdiler. Kendisiyle birlikte oğulları ve kardeşleri toplam on sekiz kişi geldi. 
15O 008:019 Haşavyayı, Merarioğullarından Yeşayayı ve kardeşleriyle oğullarını, toplam yirmi kişiyi de gönderdiler. 
15O 008:020 Ayrıca Levililere yardım etmek üzere Davutla görevlilerinin atadığı tapınak görevlilerinden iki yüz yirmi kişi gönderdiler. Hepsinin adı listeye yazılmıştı. 
15O 008:021 Tanrımızın önünde alçakgönüllü davranmak, Ondan kendimiz, çocuklarımız, mallarımız için güvenli bir yolculuk dilemek üzere orada, Ahava Kanalı yanında oruç ilan ettim. 
15O 008:022 Yolculuğumuz sırasında herhangi bir düşmandan bizi korumaları için, kraldan asker ve atlı istemeye utanıyordum. Çünkü krala, ‹‹Tanrımız kendisine yönelenlerin hepsine iyilik eder, ama kızgın öfkesi kendisini bırakanların üzerindedir›› demiştik. 
15O 008:023 Oruç tuttuk ve bu konuda Tanrımıza yakardık. O da yakarışımızı yanıtladı. 
15O 008:024 Şerevya, Haşavya ve kardeşlerinden on kişiyle birlikte on iki önde gelen kâhin seçtim. 
15O 008:025 Kralın, danışmanlarının, komutanlarının ve orada bulunan İsraillilerin Tanrımızın Tapınağına bağışladığı altını, gümüşü, kapları tartıp onlara verdim. 
15O 008:026 Tartıp verdiklerim şunlardır:  650 talant gümüş,  100 talant gümüş kap,  100 talant altın, 
15O 008:027 bin dariklik yirmi altın tas ve altın kadar değerli, kaliteli, parlak tunçtan iki kap. 
15O 008:028 Onlara, ‹‹Siz RAB için kutsalsınız, bu kaplar da öyle›› dedim, ‹‹Altın ve gümüş, atalarınızın Tanrısı RABbe gönülden sunulan sunudur. 
15O 008:029 RABbin Yeruşalimdeki Tapınağının odalarında, önde gelen kâhinlerin, Levililerin, İsrailin boy başlarının önünde tartıncaya dek bunları iyi koruyun.›› 
15O 008:030 Böylece kâhinlerle Levililer Yeruşalime, Tanrımızın Tapınağına götürülmek için tartılan altını, gümüşü, kapları aldılar. 
15O 008:031 Birinci ayın on ikinci günü Yeruşalime gitmek üzere Ahava Kanalından ayrıldık. Tanrımızın eli üzerimizdeydi; yol boyunca düşmandan, pusuya yatanların saldırısından bizi korudu. 
15O 008:032 Sonunda Yeruşalime vardık. Orada üç gün kaldık. 
15O 008:033 Dördüncü gün, Tanrımızın Tapınağına gidip altını, gümüşü, kapları tarttık ve Uriya oğlu Kâhin Meremota verdik. Pinehas oğlu Elazar, Levili Yeşu oğlu Yozavat ve Binnuy oğlu Noadya da onunla birlikteydi. 
15O 008:034 Her şey sayıldı, tartıldı; tartılanların tümü anında kayda geçirildi. 
15O 008:035 Sürgünden dönenler İsrailin Tanrısına yakmalık sunular sundular: Bütün İsrail için on iki boğa, doksan altı koç, yetmiş yedi kuzu ve günah sunusu olarak on iki teke. Bütün bunlar RABbe yakmalık sunu olarak sunuldu. 
15O 008:036 Ayrıca kralın buyruklarını içeren belgeyi kralın satraplarına ve Fırat'ın batı yakasındaki valilere verdiler. Bunlar İsrail halkına ve Tanrı'nın Tapınağı'na yardım etmişlerdi. 
15O 009:001 Bütün bunlardan sonra, önderler yanıma gelerek şöyle dediler: ‹‹İsrail halkı, kâhinlerle Levililer dahil, çevredeki halkların -Kenanlıların, Hititlerin, Perizlilerin, Yevusluların, Ammonluların, Moavlıların, Mısırlıların, Amorluların- iğrenç alışkanlıklarından kendilerini ayrı tutmadı. 
15O 009:002 Kendilerine ve oğullarına bu halklardan kız aldılar. Böylece kutsal soy çevredeki halklarla karıştı. Önderlerle görevliler bu hainlikte öncülük etti.›› 
15O 009:003 Bunu duyunca giysimi ve cüppemi yırttım, saçımı sakalımı yoldum, dehşet içinde oturakaldım. 
15O 009:004 Sürgünden dönenlerin bu hainliğinden ötürü İsrailin Tanrısının sözlerinden titreyenlerin hepsi çevremde toplandı. Bense akşam sunusu sunulana dek dehşet içinde kaldım. 
15O 009:005 Akşam sunusu saati gelince üzüntümü bir yana bırakıp kalktım. Giysimle cüppem hâlâ yırtıktı. Diz çöküp ellerimi Tanrım RABbe açtım. 
15O 009:006 Şöyle dua ettim: ‹‹Ey Tanrım, yüzümü sana çevirmeye utanıyorum, sıkılıyorum. Ey Tanrım, günahlarımız başımızdan aşkın. Suçlarımız göklere ulaştı. 
15O 009:007 Atalarımızın günlerinden bugüne dek suçlarımız içinde boğulduk. Günahlarımız yüzünden biz de, krallarımızla kâhinlerimiz de yabancı kralların eline teslim edildik. Kılıçtan geçirildik, sürgüne gönderildik. Yağmalandık. Bugün de olduğu gibi aşağılandık. 
15O 009:008 ‹‹Şimdiyse Tanrımız RAB bir an için bize acıdı. Sürgünden kurtulan bir azınlık bıraktı bize. Kutsal yerinde bize sarsılmaz bir destek verdi. Gözlerimizi aydınlattı. Köleliğimizde bize yenilenme fırsatı sağladı. 
15O 009:009 Köle olduğumuz halde Tanrımız bizi köle bırakmadı. Pers krallarının bize iyi davranmalarını sağladı: Tanrımızın Tapınağını yeniden kurmak, yıkık yerleri onarmak için bize yenilenme fırsatı verdi. Yeruşalimde ve Yahudada bize bir korunma duvarı verdi. 
15O 009:010 -11 119860 ‹‹Ey Tanrımız, bundan başka ne diyebiliriz? Kulların peygamberler aracılığıyla verdiğin buyruklara uymadık. Şöyle demiştin: ‹Mülk edinmek için gitmekte olduğunuz ülke, orada yaşayan halkların iğrençlikleriyle kirlenmiştir. İğrençlikleri yüzünden ülke baştan başa murdarlıklarla doldu. 
15O 009:012 Bunun için kızlarınızı onların oğullarına vermeyin. Onların kızlarını da oğullarınıza almayın. Hiçbir zaman onların esenliği ve iyiliği için çalışmayın. Öyle ki, güç bulasınız, ülkenin iyi ürünlerini yiyesiniz ve ülkeyi sonsuza dek oğullarınıza miras bırakasınız.› 
15O 009:013 ‹‹Başımıza gelenlere yaptığımız kötülükler ve büyük suçumuz neden oldu. Sen, ey Tanrımız, bizi hak ettiğimizden daha az cezalandırdın ve bize sürgünden kurtulan böyle bir azınlık bıraktın. 
15O 009:014 ‹‹Yine buyruklarına karşı gelecek miyiz? Bu iğrençlikleri yapan halklarla evlilik bağıyla karışacak mıyız? Bunu yaparsak, tek kişi sağ kalmadan yok edinceye dek bize öfkelenmeyecek misin? 
15O 009:015 Ey İsrail'in Tanrısı RAB, sen adilsin! Bugün sürgünden kurtulan bir azınlık olarak bırakıldık. Senin önünde durmaya hakkımız olmadığı halde, suçlarımızın içinde önünde duruyoruz.›› 
15O 010:001 Ağlayarak kendini Tanrının Tapınağının önünde yere atan Ezra dua edip günahlarını açıkladı. Bu arada erkek, kadın, çocuk, İsraillilerden çok büyük bir topluluk Ezranın çevresine toplandı. Onlar da hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. 
15O 010:002 Elamoğullarından Yehiel oğlu Şekanya, Ezraya şöyle dedi: ‹‹Çevremizdeki halklardan yabancı karılar aldığımız için Tanrımıza ihanet ettik. Buna karşın İsrail için hâlâ umut var. 
15O 010:003 Senin ve Tanrımızın buyrukları karşısında titreyenlerin öğütleri uyarınca, bütün yabancı kadınları ve çocuklarını uzaklaştırmak için Tanrımızla şimdi bir antlaşma yapalım. Bu antlaşma yasaya uygun olsun. 
15O 010:004 Haydi kalk! Sorumluluk senin üzerinde. Biz seni destekleyeceğiz. Güçlü ol ve gerekeni yap!›› 
15O 010:005 Bunun üzerine yerden kalkan Ezra önde gelen Levili kâhinlere ve öbür İsraillilere söyleneni yapmaları için ant içirdi. Hepsi ant içti. 
15O 010:006 Sonra Ezra Tanrının Tapınağının önünden ayrılıp Elyaşiv oğlu Yehohananın odasına gitti. Orada gecelerken ne yemek yedi, ne su içti. Sürgünden dönenler Tanrıya bağlı kalmadığı için yas tutuyordu. 
15O 010:007 Sürgünden dönenlerin hepsinin Yeruşalimde toplanması için Yahuda ve Yeruşalimde bir duyuru yapıldı: 
15O 010:008 Halkın önderlerinin ve ileri gelenlerinin kararı uyarınca, üç gün içinde gelmeyenin bütün malına el konulacak, kendisi de sürgünden dönenler topluluğundan atılacaktı. 
15O 010:009 Bütün Yahudalı ve Benyaminli erkekler üç gün içinde Yeruşalimde toplandılar. Dokuzuncu ayın yirminci günü hepsi Tanrının Tapınağının önündeki alandaydı. Hem durumun öneminden, hem de yağmurdan ötürü herkes titriyordu. 
15O 010:010 Kâhin Ezra kalkıp, ‹‹Siz Tanrıya ihanet ettiniz›› dedi, ‹‹Yabancı kadınlarla evlendiniz. İsrailin suçuna suç kattınız. 
15O 010:011 Şimdi atalarınızın Tanrısı RABbe suçunuzu açıklayın. Onun istediğini yapın. Çevredeki halklardan ve yabancı karılardan ayrılın.›› 
15O 010:012 Topluluk yüksek sesle şöyle karşılık verdi: ‹‹Bütün söylediklerini yapacağız. 
15O 010:013 Yalnız kalabalık çok, üstelik hava da yağmurlu. Dışarda duracak gücümüz kalmadı. Hem bu bir iki günde çözülecek iş değil. Çünkü bu konuda çok günah işledik. 
15O 010:014 Bütün topluluk adına önderlerimiz bu konuyla ilgilensin. Sonra kentlerimizde yabancı kadınla evli olan herkes saptanan bir zamanda kentin ileri gelenleri ve yargıçlarıyla birlikte gelsin. Yeter ki, Tanrımızın bu konudaki kızgın öfkesi üzerimizden kalksın.›› 
15O 010:015 Ancak, Asahel oğlu Yonatan, Tikva oğlu Yahzeya ve onları destekleyen Meşullam ile Levili Şabbetay buna karşı çıktılar. 
15O 010:016 Sürgünden dönenler bu öneriye göre davrandılar. Kâhin Ezra adlarını belirterek her boydan boy başlarını seçti. Onuncu ayın birinci günü oturup konuyu incelemeye başladılar. 
15O 010:017 Birinci ayın birinci günü yabancı kadınlarla evlenen bütün erkeklerin durumunu incelemeyi bitirdiler. 
15O 010:018 Kâhinlerin soyundan gelip yabancı kadınlarla evlenenler şunlardı: Yosadak oğlu Yeşunun oğullarından ve kardeşlerinin soyundan Maaseya, Eliezer, Yariv, Gedalya. 
15O 010:019 Bunlar karılarını kovacaklarına söz verdiler. İşledikleri suç için suç sunusu olarak sürüden bir koç sundular. 
15O 010:020 İmmeroğullarından: Hanani, Zevadya. 
15O 010:021 Harimoğullarından: Maaseya, Eliya, Şemaya, Yehiel, Uzziya. 
15O 010:022 Paşhuroğullarından: Elyoenay, Maaseya, İsmail, Netanel, Yozavat, Elasa. 
15O 010:023 Levililerden: Yozavat, Şimi, Kelaya -Kelita- Petahya, Yahuda, Eliezer. 
15O 010:024 Ezgicilerden: Elyaşiv. Tapınak kapı nöbetçilerinden: Şallum, Telem, Uri. 
15O 010:025 Öbür İsraillilerden: Paroşoğullarından: Ramya, Yizziya, Malkiya, Miyamin, Elazar, Malkiya, Benaya. 
15O 010:026 Elamoğullarından: Mattanya, Zekeriya, Yehiel, Avdi, Yeremot, Eliya. 
15O 010:027 Zattuoğullarından: Elyoenay, Elyaşiv, Mattanya, Yeremot, Zavat, Aziza. 
15O 010:028 Bevayoğullarından: Yehohanan, Hananya, Zabbay, Atlay. 
15O 010:029 Banioğullarından: Meşullam, Malluk, Adaya, Yaşuv, Şeal, Yeremot. 
15O 010:030 Pahat-Moavoğullarından: Adna, Kelal, Benaya, Maaseya, Mattanya, Besalel, Binnuy, Manaşşe. 
15O 010:031 Harimoğullarından: Eliezer, Yişşiya, Malkiya, Şemaya, Şimon, 
15O 010:032 Benyamin, Malluk, Şemarya. 
15O 010:033 Haşumoğullarından: Mattenay, Mattatta, Zavat, Elifelet, Yeremay, Manaşşe, Şimi. 
15O 010:034 Banioğullarından: Maaday, Amram, Uel, 
15O 010:035 Benaya, Bedeya, Keluhu, 
15O 010:036 Vanya, Meremot, Elyaşiv, 
15O 010:037 Mattanya, Mattenay, Yaasay, 
15O 010:038 Bani, Binnuy, Şimi, 
15O 010:039 Şelemya, Natan, Adaya, 
15O 010:040 Maknadvay, Şaşay, Şaray, 
15O 010:041 Azarel, Şelemya, Şemarya, 
15O 010:042 Şallum, Amarya, Yusuf. 
15O 010:043 Nevooğullarından: Yeiel, Mattitya, Zavat, Zevina, Yadday, Yoel, Benaya. 
15O 010:044 Bunların hepsi yabancı kadınlarla evlenmişti. Bazılarının bu kadınlardan çocukları da vardı. 
16O 001:001 Hakalya oğlu Nehemyanın anlattıkları: Pers Kralı Artahşastanın krallığının yirminci yılı, Kislev ayında Sus Kalesindeydim. 
16O 001:002 Kardeşlerimden Hanani ve bazı Yahudalılar yanıma geldi. Onlara sürgünden kurtulup sağ kalan Yahudileri ve Yeruşalimin durumunu sordum. 
16O 001:003 ‹‹Sürgünden kurtulup Yahuda İline dönenler büyük sıkıntı ve utanç içinde›› diye karşılık verdiler, ‹‹Üstelik Yeruşalim surları yıkılmış, kapıları yakılmış.›› 
16O 001:004 Bunları duyunca oturup ağladım, günlerce yas tuttum. Oruç tutup Göklerin Tanrısına dua ettim: 
16O 001:005 ‹‹Ey Göklerin Tanrısı RAB! Yüce ve görkemli Tanrı! Seni sevenlerle, buyruklarına uyanlarla yaptığın antlaşmaya bağlı kalırsın. 
16O 001:006 Ya RAB, halimi gör, gece gündüz kulların İsrail halkı için ettiğim duaya kulak ver. İtiraf ediyorum, İsrail halkı günah işledi, ben ve atalarım günah işledik. 
16O 001:007 Sana çok kötülük yaptık. Kulun Musaya verdiğin buyruklara, kurallara, ilkelere uymadık. 
16O 001:008 ‹‹Kulun Musaya söylediklerini anımsa. Dedin ki, ‹Eğer bana ihanet ederseniz, sizi ulusların arasına dağıtacağım. 
16O 001:009 Ama bana döner, buyruklarımı özenle yerine getirirseniz, dünyanın öbür ucuna sürülmüş olsanız bile sizleri toplayıp seçtiğim yere, bulunacağım yere getireceğim.› 
16O 001:010 ‹‹Onlar senin kulların, kendi halkındır. Yüce kudretin ve güçlü elinle onları kurtardın. 
16O 001:011 Ya Rab, bu kulunun, adını yüceltmekten sevinç duyan öbür kullarının dualarına kulak ver. Beni bugün başarılı kıl ve kralın önerimi kabul etmesini sağla.›› O günlerde kralın sakisiydim. 
16O 002:001 Kral Artahşastanın krallığının yirminci yılı, Nisan ayıydı. Krala getirilen şarabı alıp kendisine sundum. O güne kadar beni hiç üzgün görmemişti. 
16O 002:002 Bu yüzden, ‹‹Neden böyle üzgün görünüyorsun?›› diye sordu, ‹‹Hasta olmadığına göre, bir derdin olmalı.›› kapsardı. Çok korktum. 
16O 002:003 Krala, ‹‹Tanrı sana uzun ömürler versin›› dedim, ‹‹Atalarımın gömüldüğü kent yıkıldı, kapıları yakıldı. Nasıl üzülmem?›› 
16O 002:004 -5 120490 Kral, ‹‹Dileğin ne?›› diye sordu. Göklerin Tanrısına dua edip krala şöyle dedim: ‹‹Eğer uygun görüyorsan, benden hoşnut kaldınsa, lütfen beni Yahudaya, atalarımın gömüldüğü kente gönder; kenti onarayım.›› 
16O 002:006 Kral kraliçeyle birlikte oturuyordu. ‹‹Yolculuğun ne kadar sürer?›› diye sordu, ‹‹Ne zaman dönersin?›› Böylece kral dileğimi uygun buldu ve beni göndermeyi kabul etti. Ona ne zaman döneceğimi söyledim. 
16O 002:007 Sonra şöyle dedim: ‹‹Uygun görüyorsan, Yahudaya varmamı sağlamaları için, Fıratın batı yakasındaki valilere birer mektup yazılsın. 
16O 002:008 Bir de kralın orman sorumlusu Asafa bir mektup götürmek istiyorum. Tapınağın yanındaki kalenin kapıları, kent surları ve oturacağım evin yapımı için bana kereste versin.›› Tanrım bana destek olduğu için kral dileklerimi yerine getirdi. 
16O 002:009 Fıratın batı yakasındaki valilere gidip kralın mektuplarını verdim. Kral benimle birlikte komutanlar ve atlılar göndermişti. 
16O 002:010 Horonlu Sanballat ile Ammonlu görevlilerden Toviya, İsrail halkının iyiliği için birinin çalışmaya geldiğini duyunca çok sıkıldılar. 
16O 002:011 Yeruşalime gittim. Orada üç gün kaldıktan sonra, 
16O 002:012 gece kalkıp birkaç adamla birlikte işe koyuldum. Yeruşalim için yapacaklarıma ilişkin Tanrıdan aldığım esini kimseye açıklamadım. Bindiğim hayvandan başka hayvan götürmemiştim. 
16O 002:013 Hâlâ karanlıktı. Dere Kapısından Ejder Pınarına, oradan Gübre Kapısına gittim. Yeruşalimin yıkılan surlarını, yanıp kül olan kapılarını gözden geçirdim. 
16O 002:014 Sonra Pınar Kapısına, Kral Havuzuna doğru gittim. Ne var ki, yol bindiğim hayvanın geçmesine uygun değildi. 
16O 002:015 Gece karanlığında dere boyunca ilerledim, surları gözden geçirip geri geldim. Sonunda Dere Kapısından girip yerime döndüm. 
16O 002:016 Yetkililer nereye gittiğimi, ne yaptığımı bilmiyorlardı. Çünkü Yahudilere, kâhinlere, soylulara, yetkililere ve öteki görevlilere henüz hiçbir şey söylememiştim. 
16O 002:017 Sonra onlara, ‹‹İçine düştüğümüz yıkımı görüyorsunuz›› dedim, ‹‹Yeruşalim yıkılmış, kapıları ateşe verilmiş. Gelin, Yeruşalim surlarını onaralım, utancımıza son verelim.›› 
16O 002:018 Onlara Tanrının bana nasıl destek olduğunu ve kralın söylediklerini anlattım. Onlar da, ‹‹Haydi, onarmaya başlayalım›› dediler. Var güçleriyle bu hayırlı işe başladılar. 
16O 002:019 Ama Horonlu Sanballat, Ammonlu görevlilerden Toviya, Arap Geşem yapacaklarımızı duyunca, bizi küçümseyip alay ettiler. ‹‹Ne yapıyorsunuz? Krala baş mı kaldırıyorsunuz?›› dediler. 
16O 002:020 Onları şöyle yanıtladım: ‹‹Göklerin Tanrısı bizi başarılı kılacaktır. Biz O'nun kulları olarak onarımı başlatacağız. Ama sizin Yeruşalim üzerinde ne hakkınız, ne de payınız olacak, adınız bile anılmayacak.›› 
16O 003:001 Başkâhin Elyaşiv ile öbür kâhinler işe koyulup Koyun Kapısını onardılar, kapı kanatlarını kutsayıp yerine taktılar. Hammea Kulesine ve Hananel Kulesine kadar surları kutsadılar. 
16O 003:002 Bitişik bölümü Erihalılar, onun yanındakini de İmri oğlu Zakkur onardı. 
16O 003:003 Balık Kapısını Senaalılar onardı. Kirişleri yerleştirip kapı kanatlarını yerine koydular, sürgülerle kapı kollarını taktılar. 
16O 003:004 Bitişik bölümü Hakkos oğlu Uriya oğlu Meremot onardı. Onun yanındakini Meşezavel oğlu Berekya oğlu Meşullam onardı. Onun yanındakini Baana oğlu Sadok onardı. 
16O 003:005 Onun yanındakini Tekoalılar onardı; ama soylular efendilerinin buyurduğu işlere el atmadılar. 
16O 003:006 Eski Kapıyı Paseah oğlu Yoyada ile Besodya oğlu Meşullam onardı. Kirişleri yerleştirip kapı kanatlarını yerine koydular, sürgülerle kapı kollarını taktılar. 
16O 003:007 Bitişik bölümü Givonlu Melatya, Meronotlu Yadon ve Fıratın batı yakasındaki bölge valisinin yönetiminde yaşayan Givonlularla Mispalılar onardı. 
16O 003:008 Onların yanındakini kuyumculardan biri olan Harhaya oğlu Uzziel onardı. Onun yanındakini baharatçı Hananya onardı. Yeruşalim surlarını Geniş Duvara kadar onardılar. 
16O 003:009 Onların yanındaki bölümü Yeruşalimin yarısını yöneten Hur oğlu Refaya onardı. 
16O 003:010 Bunun yanındaki bölüm Harumaf oğlu Yedayanın evinin karşısına düşüyordu. O bölümü Yedaya onardı. Onun yanındakini Haşavneya oğlu Hattuş onardı. 
16O 003:011 Harim oğlu Malkiya ile Pahat-Moav oğlu Haşşuv başka bir bölümü ve Fırınlar Kulesini onardılar. 
16O 003:012 Onların yanındaki bölümü Yeruşalimin öbür yarısını yöneten Halloheş oğlu Şallum kızlarıyla birlikte onardı. 
16O 003:013 Dere Kapısını Hanun ve Zanoahta yaşayanlar onardı. Kapı kanatlarını yerlerine yerleştirip sürgülerle kapı kollarını taktılar. Ayrıca Gübre Kapısına kadar uzanan surlarda bin arşınlıkfç yer onardılar. 
16O 003:014 Gübre Kapısını Beythakkerem bölgesini yöneten Rekav oğlu Malkiya onardı. Kapı kanatlarını yerine yerleştirip sürgülerle kapı kollarını taktılar. 
16O 003:015 Çeşme Kapısını Mispa bölgesini yöneten Kol-Hoze oğlu Şallun onardı. Üzerini bir saçakla kapadı. Kapı kanatlarını yerine yerleştirip sürgülerle kapı kollarını taktı. Kral Bahçesinin yanındaki Şelah Havuzunun duvarını Davut Kentinden inen merdivenlere kadar onardı. 
16O 003:016 Oradan ötesini Beytsur bölgesinin yarısını yöneten Azbuk oğlu Nehemya, Davutun aile mezarlığından yapay havuza ve Yiğitler Evine kadar onardı. 
16O 003:017 Surların sonraki bölümünü aşağıdaki Levililer onardı: Bani oğlu Rehum bir sonraki bölümü onardı. Bitişiğini Keila bölgesinin yarısını yöneten Haşavya kendi bölgesi adına onardı. 
16O 003:018 Ondan sonraki bölümü, Keila bölgesinin öbür yarısını yöneten Henadat oğlu Bavvay yönetiminde kardeşleri onardılar. 
16O 003:019 Onun bitişiğini -silah deposuna, surun döndüğü yere kadar çıkan yolun karşısını- Mispayı yöneten Yeşu oğlu Ezer onardı. 
16O 003:020 Ondan sonraki, surun döndüğü yerden Başkâhin Elyaşivin evinin kapısına kadar uzanan bölümü büyük çaba harcayarak Zakkay oğlu Baruk onardı. 
16O 003:021 Ondan sonrasını, Elyaşivin evinin kapısından evin sonuna kadar uzanan bölümü Hakkos oğlu Uriya oğlu Meremot onardı. 
16O 003:022 Surların sonraki bölümünü çevrede yaşayan kâhinler onardı. 
16O 003:023 Evlerinin karşısına düşen bölümü Benyamin ile Haşşuv onardılar. Onlardan sonra, evinin bitişiği olan bölümü Ananya oğlu Maaseya oğlu Azarya onardı. 
16O 003:024 Ondan sonraki, Azaryanın evinden surun döndüğü köşeye kadar uzanan bölümü Henadat oğlu Binnuy onardı. 
16O 003:025 Uzay oğlu Palal surun döndüğü köşeden sonraki bölümü ve yukarı saray muhafız avlusunun yanındaki gözetleme kulesini onardı. Ondan sonraki bölümü Paroş oğlu Pedaya onardı; 
16O 003:026 Pedaya ile Ofel Tepesinde yaşayan tapınak görevlileri doğuya doğru Su Kapısının önüne ve gözetleme kulesine kadarki bölümü onardılar. 
16O 003:027 Ondan sonraki, büyük gözetleme kulesinden Ofel surlarına kadar uzanan bölümü Tekoalılar onardı. 
16O 003:028 At Kapısının yukarısını kâhinler onardı. Her biri kendi evinin karşısını yaptı. 
16O 003:029 Onlardan sonra, evinin karşısına düşen bölümü İmmer oğlu Sadok onardı. Ondan sonrasını Doğu Kapısının nöbetçisi Şekanya oğlu Şemaya onardı. 
16O 003:030 Ondan sonraki bölümü Şelemya oğlu Hananya ile Salafın altıncı oğlu Hanun onardı. Ondan sonra, odasının karşısına düşen bölümü Berekya oğlu Meşullam onardı. 
16O 003:031 Ondan sonraki bölümü, tapınak görevlileriyle tüccarların kaldığı eve, oradan Mifkat Kapısına, surun yukarı köşesindeki odaya kadar, kuyumculardan biri olan Malkiya onardı. 
16O 003:032 Surun köşesindeki odayla Koyun Kapısı arasındaki bölümü kuyumcularla tüccarlar onardılar. 
16O 004:001 Sanballat surları onardığımızı duyunca öfkeden deliye döndü. Bizimle alay etmeye başladı. 
16O 004:002 Dostlarının ve Samiriye ordusunun önünde, ‹‹Bu zavallı Yahudiler ne yaptıklarını sanıyorlar?›› dedi, ‹‹Onlara izin verirler mi? Kurban mı kesecekler? Bir günde mi bitirecekler? Küle dönmüş molozların arasından taşları mı canlandıracaklar?›› 
16O 004:003 Yanında duran Ammonlu Toviya, ‹‹Yaptıkları şu taş duvara bak!›› dedi, ‹‹Üzerine bir tilki çıksa yıkılır.›› 
16O 004:004 O zaman şöyle dua ettim: ‹‹Ey Tanrımız, bize kulak ver! Hor görüyorlar bizi. Onların aşağılamalarını kendi başlarına döndür. Sürüldükleri ülkede yağmaya uğrasınlar. 
16O 004:005 Suçlarını bağışlama, günahlarını unutma. Çünkü biz çalışanları aşağıladılar.›› 
16O 004:006 Surun onarımına devam ettik; yarı yüksekliğe kadar suru tamamladık. Çünkü herkes canla başla çalışıyordu. 
16O 004:007 Sanballat, Toviya, Araplar, Ammonlular ve Aşdotlular Yeruşalim surlarındaki onarımın ilerlediğini, gediklerin kapanmaya başladığını duyunca çok öfkelendiler. 
16O 004:008 Hepsi bir araya gelerek Yeruşalime karşı savaşmak ve kentte karışıklık çıkarmak için düzen kurdular. 
16O 004:009 Ama biz Tanrımıza dua ettik ve gece gündüz onları gözetlesinler diye nöbetçiler diktik. 
16O 004:010 O sırada Yahudalılar, ‹‹Yük taşıyanların gücü tükendi›› dediler, ‹‹O kadar moloz var ki, artık surların onarımını sürdüremiyoruz.›› 
16O 004:011 Düşmanlarımız ise, ‹‹Onlar anlamadan, bizi görmeden aralarına girip hepsini öldürerek bu işe son verelim›› diye düşünüyorlardı. 
16O 004:012 Çevrede yaşayan Yahudiler gelip on kez bizi uyardılar. ‹‹Yanımıza gelin, yoksa size her yönden saldıracaklar›› dediler. 
16O 004:013 Bu yüzden, surların en alçak yerlerinin arkasına, tamamlanmamış yerlere, çeşitli boylardan kılıçlı, mızraklı, yaylı adamlar yerleştirdim. 
16O 004:014 Durumu görünce ayağa kalktım; soylulara, görevlilere ve geri kalan herkese, ‹‹Onlardan korkmayın!›› dedim, ‹‹Yüce ve görkemli Rabbi anımsayın. Kardeşleriniz, oğullarınız, kızlarınız, karılarınız, evleriniz için savaşın.›› 
16O 004:015 Kurdukları düzeni anladığımız düşmanlarımızın kulağına gitti. Tanrı düzenlerini boşa çıkarmıştı. O zaman hepimiz surlara, işimizin başına döndük. 
16O 004:016 O günden sonra adamlarımın yarısı çalışırken öbür yarısı mızraklı, kalkanlı, yaylı ve zırhlı olarak nöbet tuttu. Önderler Yahudalıların arkasında yer almıştı. 
16O 004:017 Duvarcılar, yükleri taşıyanlar, yükleyenler bir eliyle çalışıyor, bir eliyle silah tutuyordu. 
16O 004:018 Yapıcılar kılıç kuşanmış, öyle çalışıyorlardı. Boru çalansa benim yanımdaydı. 
16O 004:019 Soylulara, görevlilere ve geri kalan herkese, ‹‹İş çok büyük ve dağınık›› dedim, ‹‹Surların üzerinde her birimiz ayrı yerde, birbirimizden uzaktayız. 
16O 004:020 Nereden boru sesini işitirseniz, orada bize katılın. Tanrımız bizim için savaşacak.›› 
16O 004:021 İşte böyle çalışıyorduk. Yarımız gün doğumundan yıldızlar görünene kadar mızraklarla nöbet tutuyordu. 
16O 004:022 O sırada halka, ‹‹Herkes geceyi yardımcısıyla birlikte Yeruşalimde geçirsin›› dedim, ‹‹Gece bizim için nöbet tutsunlar, gündüz de çalışsınlar.›› 
16O 004:023 Ne ben, ne kardeşlerim, ne adamlarım, ne de yanımdaki nöbetçiler, giysilerimizi çıkarmadık. Herkes suya bile silahıyla gitti. 
16O 005:001 Bir süre sonra kadınlı erkekli halk Yahudi kardeşlerinden şiddetle yakınmaya başladı. 
16O 005:002 Bazıları, ‹‹Biz kalabalığız›› diyordu, ‹‹Oğullarımız, kızlarımız çok. Yaşamak için buğdaya ihtiyacımız var.›› 
16O 005:003 Bazıları da, ‹‹Kıtlıkta buğday almak için tarlalarımızı, bağlarımızı, evlerimizi ipotek ediyoruz›› diyordu. 
16O 005:004 Bazıları ise, ‹‹Krala vergi ödemek için tarlalarımızı, bağlarımızı karşılık gösterip borç para aldık›› diyordu, 
16O 005:005 ‹‹Yahudi kardeşlerimizle aynı kanı taşımıyor muyuz? Bizim çocuklarımızın onlarınkinden ne farkı var? Oğullarımızı kızlarımızı köle olarak satmak zorunda kaldık. Kızlarımızdan bazıları cariye olarak satıldı bile. Çaresiz kaldık. Çünkü tarlalarımız, bağlarımız başkalarının elinde.›› 
16O 005:006 Onların bu dertlerini, yakınmalarını duyunca çok öfkelendim. 
16O 005:007 Düşününce soylularla yetkilileri suçlu buldum. Onlara, ‹‹Kardeşlerinizden faiz alıyorsunuz!›› dedim. Onlara karşı herkesi bir araya topladım. Sonra şöyle dedim: 
16O 005:008 ‹‹Biz yabancılara satılan Yahudi kardeşlerimizi elimizden geldiğince geri almaya çalışırken siz kardeşlerinizi satıyorsunuz. Yine bize satılsınlar diye mi?›› Sustular, söyleyecek söz bulamadılar. 
16O 005:009 Sonra, ‹‹Yaptığınız doğru değil›› dedim, ‹‹Düşmanlarımız olan öteki ulusların aşağılamalarından kaçınmak için Tanrı korkusuyla yaşamanız gerekmez mi? 
16O 005:010 Kardeşlerim, adamlarım ve ben ödünç olarak halka para ve buğday veriyoruz. Lütfen faiz almaktan vazgeçelim! 
16O 005:011 Tarlalarını, bağlarını, zeytinliklerini, evlerini onlara hemen geri verin. Bir de faiz olarak aldığınız gümüşün, buğdayın, yeni şarabın, zeytinyağının yüzde birini verin.›› 
16O 005:012 ‹‹Veririz›› dediler, ‹‹Artık onlardan hiçbir şey istemeyeceğiz. Ne diyorsan öyle yapacağız.›› Kâhinleri çağırdım ve yetkililere kâhinlerin önünde verdikleri sözü tutacaklarına ilişkin ant içirdim. 
16O 005:013 Sonra eteğimi silktim ve dedim ki, ‹‹Kim verdiği sözü tutmazsa, Tanrı da onu böyle silksin; malını mülkünü elinden alsın; tamtakır bıraksın.›› Herkes buna, ‹‹Amin›› dedi ve RABbe övgüler sundu. Ve sözlerini tuttular. 
16O 005:014 Yahudada valilik yaptığım on iki yıl boyunca, ilk atandığım günden son güne kadar, Artahşastanın krallığının yirminci yılından otuz ikinci yılına dek, ne ben, ne kardeşlerim valiliğe ayrılan yiyecek bütçesine dokunmadık. 
16O 005:015 Benden önce görev yapan valiler halka yük oldular. Onlardan kırk şekel gümüşün yanısıra yiyecek ve şarap da aldılar. Uşakları bile halkı ezdi. Ama ben Tanrıdan korktuğum için böyle davranmadım. 
16O 005:016 Surların onarımını sürdürdüm. Adamlarımın hepsi işin başında durdu. Bir tarla bile satın almadık. 
16O 005:017 Çevremizdeki uluslardan bize gelenlerin dışında Yahudilerden ve yetkililerden yüz elli kişi soframa otururdu. 
16O 005:018 Benim için her gün bir boğa, altı seçme koyun, tavuklar kesilir, on günde bir de her türden bolca şarap hazırlanırdı. Bütün bunlara karşın valiliğin yiyecek bütçesine dokunmadım. Çünkü halk ağır yük altındaydı. 
16O 005:019 Ey Tanrım, bu halk uğruna yaptıklarım için beni iyilikle an. 
16O 006:001 Surları onardığım, gediklerini kapadığım haberi Sanballata, Toviyaya, Arap Geşeme ve öbür düşmanlarımıza ulaştı. O sırada kapı kanatlarını henüz takmamıştım. 
16O 006:002 Sanballat ile Geşem bana haber göndererek, ‹‹Gel, Ono Ovasındaki köylerden birinde buluşalım›› dediler. Bana kötülük yapmayı düşünüyorlardı. 
16O 006:003 Onlara haberciler göndererek, ‹‹Büyük bir iş yapıyorum, gelemem›› dedim, ‹‹Yanınıza gelirsem işi bırakmış olurum; niçin iş dursun?›› 
16O 006:004 Bana dört kez bu haberi gönderdiler, ben de hep aynı yanıtı verdim. 
16O 006:005 Sanballat beşinci kez aynı öneriyle habercisini gönderdi. Habercinin elinde açık bir mektup vardı. 
16O 006:006 İçinde şunlar yazılıydı: ‹‹Çevredeki uluslar arasında Geşemin de doğruladığı bir söylenti var. Sen ve Yahudiler ayaklanmayı düşündüğünüz için surları onarıyormuşsunuz. Anlatılanlara göre kral olmak üzeresin. 
16O 006:007 Yahuda Kralı olduğunu Yeruşalime duyurmak için peygamberler bile atamışsın. Bütün bunlar kralın kulağına gidecek. Onun için, gel de görüşelim.›› 
16O 006:008 Ona şu yanıtı gönderdim: ‹‹Söylediklerinin hiçbiri doğru değil. Hepsini kendin uyduruyorsun.›› 
16O 006:009 Hepsi bizi korkutmaya çalışıyorlardı. ‹‹İşi bırakacaklar, onarım duracak›› diye düşünüyorlardı. Ama ben, ‹‹Tanrım, ellerime güç ver›› diye dua ettim. 
16O 006:010 Bir gün Mehetavel oğlu Delaya oğlu Şemayanın evine gittim. Evine kapanmıştı. Bana, ‹‹Tanrının evinde, tapınakta buluşalım›› dedi, ‹‹Tapınağın kapılarını kapatalım, çünkü seni öldürmeye gelecekler. Gece seni öldürmeye gelecekler.›› 
16O 006:011 Ona, ‹‹Ben kaçacak adam değilim›› dedim, ‹‹Benim gibi biri canını kurtarmak için tapınağa sığınır mı? Gelmeyeceğim.›› 
16O 006:012 Anladım ki, onu Tanrı göndermemiş. Bu sözleri bir peygamber gibi, benim kötülüğüm için söylemişti. Toviya ile Sanballat onu satın almışlardı. 
16O 006:013 Bu yolla gözümü korkutup bana günah işleteceklerini düşünüyorlardı. Böylece beni kötülemek için ellerine fırsat geçmiş olacaktı. 
16O 006:014 ‹‹Ey Tanrım, Toviyayla Sanballatın yaptığı kötülüğü unutma›› diye dua ettim, ‹‹Beni korkutmak isteyen kadın peygamber Noadyayla öbür peygamberlerin yaptıklarını da unutma.›› 
16O 006:015 Surların onarımı elli iki günde, yirmi beş Elulda bitti. 
16O 006:016 Bütün düşmanlarımız bunu duydu, çevremizdeki ulusları korku sardı. Böylece düşmanlarımız özgüvenlerini büsbütün yitirdiler. Çünkü bu işi Tanrımızın yardımıyla başardığımızı anladılar. kapsardı. 
16O 006:017 O günlerde Yahuda soylularıyla Toviya sık sık yazışıyorlardı. 
16O 006:018 Birçok Yahudalı Toviyaya bağlı kalacağına ant içmişti. Çünkü Toviya, Arah oğlu Şekanyanın damadıydı. Oğlu Yehohanan da Berekya oğlu Meşullamın kızını almıştı. 
16O 006:019 Soylular Toviya'nın iyiliklerini bana anlatıyor, benim söylediklerimi de ona iletiyorlardı. Toviya beni yıldırmak için sürekli mektup gönderiyordu. 
16O 007:001 Surların onarımı bitip kapılar yerine takıldıktan sonra, kapı nöbetçileri, ezgiciler ve Levililer göreve atandı. 
16O 007:002 Kardeşim Hananiyle kale komutanı Hananyayı Yeruşalime yönetici atadım. Hananya güvenilir bir kişiydi. Çoğu insandan daha çok Tanrıdan korkardı. 
16O 007:003 Onlara, ‹‹Güneş ortalığı ısıtıncaya kadar Yeruşalim kapıları açılmasın›› dedim, ‹‹Kapı nöbetçileri görev başındayken kapıları kapalı tutsunlar. Kapıları siz sürgüleyin ve Yeruşalimde oturanlara nöbet görevi verin. Bazıları bu görevi yapsın, bazıları da evlerinin çevresinde nöbet tutsun.›› 
16O 007:004 Yeruşalim geniş, büyük bir kentti, ama nüfusu azdı. İçindeki evler henüz onarılmamıştı. 
16O 007:005 Tanrım soylarına göre halkın sayımı yapılabilsin diye soyluları, yetkilileri ve bütün halkı toplamamı istedi. Sürgünden ilk dönenlerin soy kütüğünü buldum. İçinde şunlar yazılıydı: 
16O 007:006 Babil Kralı Nebukadnessarın sürgün ettiği insanlar yaşadıkları ilden Yeruşalim ve Yahudadaki kendi kentlerine döndü. 
16O 007:007 Bunlar Zerubbabil, Yeşu, Nehemya, Azarya, Raamya, Nahamani, Mordekay, Bilşan, Misperet, Bigvay, Nehum ve Baananın önderliğinde geldiler. Sürgünden dönen İsraillilerin sayıları şöyleydi: 
16O 007:008 Paroşoğulları: 2172 
16O 007:009 Şefatyaoğulları: 372 
16O 007:010 Arahoğulları: 652 
16O 007:011 Yeşu ve Yoav soyundan Pahat-Moavoğulları: 2818 
16O 007:012 Elamoğulları: 1254 
16O 007:013 Zattuoğulları: 845 
16O 007:014 Zakkayoğulları: 760 
16O 007:015 Binnuyoğulları: 648 
16O 007:016 Bevayoğulları: 628 
16O 007:017 Azgatoğulları: 2322 
16O 007:018 Adonikamoğulları: 667 
16O 007:019 Bigvayoğulları: 2067 
16O 007:020 Adinoğulları: 655 
16O 007:021 Hizkiya soyundan Ateroğulları: 98 
16O 007:022 Haşumoğulları: 328 
16O 007:023 Besayoğulları: 324 
16O 007:024 Harifoğulları: 112 
16O 007:025 Givonlular: 95 
16O 007:026 Beytlehemliler ve Netofalılar: 188 
16O 007:027 Anatotlular: 128 
16O 007:028 Beytazmavetliler: 42 
16O 007:029 Kiryat-Yearimliler, Kefiralılar ve Beerotlular: 743 
16O 007:030 Ramalılar ve Gevalılar: 621 
16O 007:031 Mikmaslılar: 122 
16O 007:032 Beytel ve Ay kentlerinden olanlar: 123 
16O 007:033 Öbür Nevo Kentinden olanlar: 52 
16O 007:034 Öbür Elam Kentinden olanlar: 1254 
16O 007:035 Harimliler: 320 
16O 007:036 Erihalılar: 345 
16O 007:037 Lod, Hadit ve Ono kentlerinden olanlar: 721 
16O 007:038 Senaalılar: 3930 
16O 007:039 Kâhinler:  Yeşu soyundan Yedayaoğulları: 973 
16O 007:040 İmmeroğulları: 1052 
16O 007:041 Paşhuroğulları: 1247 
16O 007:042 Harimoğulları: 1017 
16O 007:043 Levililer:  Kadmiel ve Hodeva soyundan gelen Yeşuoğulları: 74 
16O 007:044 Ezgiciler:  Asafoğulları: 148 
16O 007:045 Tapınak kapı nöbetçileri:  Şallumoğulları, Ateroğulları,  Talmonoğulları, Akkuvoğulları,  Hatitaoğulları, Şovayoğulları: 138 
16O 007:046 Tapınak görevlileri:  Sihaoğulları, Hasufaoğulları, Tabbaotoğulları, 
16O 007:047 Kerosoğulları, Siaoğulları, Padonoğulları, 
16O 007:048 Levanaoğulları, Hagavaoğulları, Şalmayoğulları, 
16O 007:049 Hananoğulları, Giddeloğulları, Gaharoğulları, 
16O 007:050 Reayaoğulları, Resinoğulları, Nekodaoğulları, 
16O 007:051 Gazzamoğulları, Uzzaoğulları, Paseahoğulları, 
16O 007:052 Besayoğulları, Meunimoğulları, Nefişesimoğulları, 
16O 007:053 Bakbukoğulları, Hakufaoğulları, Harhuroğulları, 
16O 007:054 Baslitoğulları, Mehidaoğulları, Harşaoğulları, 
16O 007:055 Barkosoğulları, Siseraoğulları, Temahoğulları, 
16O 007:056 Nesiahoğulları, Hatifaoğulları. 
16O 007:057 Süleymanın kullarının soyu:  Sotayoğulları, Soferetoğulları, Peridaoğulları, 
16O 007:058 Yalaoğulları, Darkonoğulları, Giddeloğulları, 
16O 007:059 Şefatyaoğulları, Hattiloğulları,  Pokeret-Hassevayimoğulları, Amonoğulları. 
16O 007:060 Tapınak görevlileriyle Süleymanın kullarının soyundan olanlar: 392 
16O 007:061 Tel-Melah, Tel-Harşa, Keruv, Addon ve İmmerden dönen, ancak hangi aileden olduklarını ve soylarının İsrailden geldiğini kanıtlayamayanlar şunlardır: 
16O 007:062 Delayaoğulları, Toviyaoğulları, Nekodaoğulları: 642 
16O 007:063 Kâhinlerin soyundan: Hovayaoğulları, Hakkosoğulları ve Gilatlı Barzillayın kızlarından biriyle evlenip kayınbabasının adını alan Barzillayın oğulları. 
16O 007:064 Bunlar soy kütüklerini aradılar. Ama yazılı bir kayıt bulamayınca, kâhinlik görevi ellerinden alındı. 
16O 007:065 Vali, Urim ile Tummimi kullanan bir kâhin çıkıncaya dek en kutsal yiyeceklerden yememelerini buyurdu. 
16O 007:066 Bütün halk toplam 42 360 kişiydi. 
16O 007:067 -69 122240 Ayrıca 7 337 erkek ve kadın köle,  kadınlı erkekli 245 ezgici,  736 at,  245 katır,  435 deve,  6 720 eşek vardı. 
16O 007:070 Bazı aile başları onarım işi için bağışta bulundu: Vali hazineye 1 000 darik altın, 50 çanak, 530 kâhin mintanı bağışladı. 
16O 007:071 Bazı aile başları da iş için hazineye 20 000 darikfı altın, 2 200 mina gümüş verdiler. 
16O 007:072 Halkın geri kalanı ise, toplam 20 000 darikfı altın, 2 000 mina gümüş ve 67 kâhin mintanı verdi. 
16O 007:073 Kâhinler, Levililer, tapınak görevlileri ve kapı nöbetçileri, ezgiciler, sıradan insanlar ve bütün İsrailliler kentlerine yerleştiler. 
16O 008:001 İsrailliler kentlerine yerleştikten sonra, yedinci ay tek vücut halinde Su Kapısının karşısındaki alanda toplandılar. Bilgin Ezraya RABbin Musa aracılığıyla İsrail halkına verdiği buyrukları içeren Yasa Kitabını getirmesini söylediler. 
16O 008:002 Yedinci ayın birinci günü Kâhin Ezra Yasa Kitabını halkın toplandığı yere getirdi. Dinleyip anlayabilecek kadın erkek herkes oradaydı. 
16O 008:003 Ezra Su Kapısının karşısındaki alanda kadınların, erkeklerin ve anlayabilecek yaştaki çocukların önünde, sabahtan öğlene kadar Yasa Kitabını okudu. Herkes dikkatle dinledi. 
16O 008:004 Bilgin Ezra toplantı için hazırlanmış ahşap bir zemin üzerinde duruyordu. Sağında Mattitya, Şema, Anaya, Uriya, Hilkiya ve Maaseya vardı. Solunda ise Pedaya, Mişael, Malkiya, Haşum, Haşbaddana, Zekeriya ve Meşullam duruyordu. 
16O 008:005 Ezra halkın gözü önünde kitabı açtı. Halktan daha yüksek bir yerde duruyordu. Kitabı açar açmaz herkes ayağa kalktı. 
16O 008:006 Ezra yüce Tanrıya, RABbe övgüler sundu. Bütün halk ellerini kaldırarak, ‹‹Amin! Amin!›› diye karşılık verdi. Hep birlikte eğilip yere kapanarak RABbe tapındılar. 
16O 008:007 Levililerden Yeşu, Bani, Şerevya, Yamin, Akkuv, Şabbetay, Hodiya, Maaseya, Kelita, Azarya, Yozavat, Hanan ve Pelaya ayakta duran halka yasayı anlattılar. 
16O 008:008 Tanrının Yasa Kitabını okuyup açıkladılar, herkesin anlamasını sağlayacak biçimde yorumladılar. 
16O 008:009 Vali Nehemya, Kâhin ve Bilgin Ezra ve halka öğretmenlik yapan Levililer, ‹‹Bugün Tanrınız RAB için kutsal bir gündür. Yas tutup ağlamayın›› dediler. Çünkü bütün halk Kutsal Yasayı dinlerken ağlıyordu. 
16O 008:010 Nehemya da, ‹‹Gidin, yağlı yiyip tatlı için›› dedi, ‹‹Hazırlığı olmayanlara da bir pay gönderin. Çünkü bugün Rabbimiz için kutsal bir gündür. Üzülmeyin. RABbin verdiği sevinç sizi güçlü kılar.›› 
16O 008:011 Levililer, ‹‹Sakin olun, bugün kutsal bir gündür, üzülmeyin›› diyerek halkı yatıştırdılar. 
16O 008:012 Böylece herkes yiyip içmek, yiyeceklerini başkalarıyla paylaşmak ve büyük şenlik yapmak üzere evinin yolunu tuttu. Çünkü kendilerine okunanları anlamışlardı. 
16O 008:013 Ertesi gün bütün aile başları, kâhinler ve Levililer Kutsal Yasanın buyruklarını öğrenmek için Bilgin Ezranın çevresine toplandılar. 
16O 008:014 Yasada RABbin Musa aracılığıyla verdiği şu buyruğu buldular: Yedinci ayda kutlanan bayramda İsrailliler çardaklarda oturmalı. 
16O 008:015 Bütün kentlerde ve Yeruşalimde şu duyuru yapılsın: ‹‹Dağlara çıkın; yasada yazılana uygun olarak, çardak yapmak üzere zeytin, iğde, mersin ve hurma dalları, sık yapraklı ağaç dalları getirin.›› 
16O 008:016 Böylece halk dalları getirip damlarında, evlerinin ve Tanrı Tapınağının avlularında, Su Kapısı ve Efrayim Kapısı alanlarında çardaklar yaptı. 
16O 008:017 Sürgünden dönen herkes yaptığı çardakta oturdu. İsrailliler Nun oğlu Yeşunun döneminden beri böyle bir kutlama yapmamışlardı. Herkes büyük sevinç içindeydi. 
16O 008:018 Ezra ilk günden son güne kadar, her gün Tanrı'nın Yasa Kitabı'nı okudu. Yedi gün bayram yaptılar. Sekizinci gün kural uyarınca kutsal toplantı yapıldı. 
16O 009:001 Aynı ayın yirmi dördüncü günü İsrailliler toplandı. Hepsi oruç tutmuş, çul kuşanmış, başına toprak serpmişti. 
16O 009:002 İsrail soyundan gelenler bütün yabancılardan ayrılmıştı. Günahlarını ve atalarının yaptığı kötülükleri ayakta itiraf ettiler. 
16O 009:003 Oldukları yerde durup günün dörtte biri boyunca Tanrıları RABbin Yasa Kitabını okudular. Günün öbür dörtte birindeyse günahlarını itiraf ederek Tanrıları RABbe tapındılar. 
16O 009:004 Levililere yüksekçe bir yer ayrılmıştı. Yeşu, Bani, Kadmiel, Şevanya, Bunni, Şerevya, Bani ve Kenani orada oturuyordu. Ayağa kalkıp yüksek sesle Tanrıları RABbe yakardılar. 
16O 009:005 Levililerden Yeşu, Kadmiel, Bani, Haşavneya, Şerevya, Hodiya, Şevanya ve Petahya halka, ‹‹Ayağa kalkın!›› dediler, ‹‹Başlangıçtan sonsuza kadar var olan Tanrınız RABbe övgüler olsun. ‹Ya Rab senin kutsal adın öyle yücedir ki, bizim yüceltmelerimiz, övgülerimiz yetersiz kalır.› ›› 
16O 009:006 Halk şöyle dua etti: ‹‹Tek RAB sensin. Gökleri, göklerin göklerini, bütün gök cisimlerini, yeryüzünü ve içindeki her şeyi, denizleri ve içlerindeki her şeyi sen yarattın. Hepsine sen can verdin. Bütün gök cisimleri sana tapınır. 
16O 009:007 ‹‹Ya RAB, Avramı seçen, onu Kildanilerin Ur Kentinden çıkaran, ona İbrahim adını veren Tanrı sensin. 
16O 009:008 Onu kendine yürekten bağlı buldun ve onunla bir antlaşma yaptın. Kenanlı, Hitit, Amorlu, Perizli, Yevus ve Girgaş topraklarını onun soyuna vereceğim deyip sözünü tuttun. Çünkü sen doğrusun. 
16O 009:009 ‹‹Atalarımızın Mısırda çektiklerini gördün, Kızıldenizde yakarışlarını işittin. 
16O 009:010 Firavuna, görevlilerine ve ülkesinin halkına karşı mucizeler, harikalar yarattın. Çünkü atalarımızı nasıl ezdiklerini biliyordun. Bugün olduğu gibi ün kazandın. 
16O 009:011 Denizi yararak atalarımıza yol açtın. Denizin ortasından, kuru topraktan geçip gittiler. Onları kovalayanları ise bir taş gibi azgın derin sulara fırlattın. 
16O 009:012 Gündüzün bir bulut sütunuyla, geceleyin yollarına ışık tutmak için bir ateş sütunuyla atalarımıza yol gösterdin. 
16O 009:013 ‹‹Sina Dağına indin, onlarla göklerden konuştun. Onlara doğru ilkeler, adil yasalar, iyi kurallar, buyruklar verdin. 
16O 009:014 Kutsal Şabat Gününü bildirdin. Kulun Musa aracılığıyla buyruklar, kurallar, yasalar verdin. 
16O 009:015 Acıktıklarında gökten ekmek verdin, susadıklarında kayadan su çıkardın. Onlara vermeye ant içtiğin ülkeye girmelerini, orayı mülk edinmelerini buyurdun. 
16O 009:016 ‹‹Ama atalarımız gurura kapıldı; dikbaşlılık edip buyruklarına uymadılar. 
16O 009:017 Söz dinlemek istemediler, aralarında yaptığın harikaları unuttular. Dikbaşlılık ettiler, eski kölelik yaşamlarına dönmek için kendilerine bir önder bularak başkaldırdılar. Ama sen bağışlayan, iyilik yapan, acıyan, tez öfkelenmeyen, sevgisi engin bir Tanrısın. Onları terk etmedin. 
16O 009:018 Kendilerine buzağı biçiminde dökme bir put yaptılar, ‹Sizi Mısırdan çıkaran Tanrınız budur!› diyerek seni çok aşağıladılar. 
16O 009:019 Yine de, yüce merhametinden ötürü onları çölde bırakmadın. Gündüzün yol göstermek için bulut sütununu, geceleyin yollarına ışık tutmak için ateş sütununu önlerinden eksik etmedin. 
16O 009:020 Onları eğitmek için iyi Ruhunu verdin. Ağızlarından manı eksiltmedin. Susadıklarında onlara su verdin. 
16O 009:021 Kırk yıl onları çölde besledin. Hiç eksikleri olmadı. Ne giysileri eskidi, ne de ayakları şişti. 
16O 009:022 ‹‹Onlara ülkeler, uluslar verdin, aralarında bölüştürdün. Heşbon Kralı Sihonun, Başan Kralı Ogun ülkesini mülk edindiler. 
16O 009:023 Onlara gökteki yıldızlar kadar çocuk verdin. Onları, mülk edinmek üzere atalarına söz verdiğin ülkeye getirdin. 
16O 009:024 Çocukları Kenan ülkesini ele geçirip mülk edindiler. Ülke halkının onlara boyun eğmesini sağladın. Krallarını ve ülkedeki halkları istediklerini yapsınlar diye ellerine teslim ettin. 
16O 009:025 Surlu kentler, verimli topraklar ele geçirdiler. Güzel eşyalarla dolu evlere, kazılmış sarnıçlara, bağlara, zeytinliklere, çok sayıda meyve ağacına sahip oldular. Yediler, doydular, beslendiler ve onlara yaptığın büyük iyiliklere sevindiler. 
16O 009:026 ‹‹Ama halkın söz dinlemedi, sana başkaldırdı. Yasana sırt çevirdiler, sana dönmeleri için kendilerini uyaran peygamberleri öldürdüler. Seni çok aşağıladılar. 
16O 009:027 Bu yüzden onları düşmanlarının eline teslim ettin. Düşmanları onları ezdi. Sıkıntıya düşünce sana feryat ettiler. Onları göklerden duydun, yüce merhametinden ötürü kurtarıcılar gönderdin. Bunlar halkı düşmanlarının elinden kurtardı. 
16O 009:028 ‹‹Ne var ki İsrail halkı rahata kavuşunca yine senin gözünde kötü olanı yaptı. Bu yüzden onları düşmanlarının eline terk ettin. Düşmanları onlara egemen oldu. Yine sana yönelip feryat ettiler. Onları göklerden duydun ve merhametinden ötürü defalarca kurtardın. 
16O 009:029 ‹‹Onları Kutsal Yasana dönmeleri için uyardınsa da, gurura kapılarak buyruklarına karşı geldiler. Kurallarını çiğneyip günah işlediler. Oysa kim kurallarına bağlı kalırsa yaşam bulur. İnatla sana sırt çevirdiler, dinlemek istemediler. 
16O 009:030 Yıllarca onlara katlandın. Ruhunla, peygamberlerin aracılığıyla onları uyardın. Ama kulak asmadılar. Bunun üzerine onları çeşitli ülke halklarının ellerine teslim ettin. 
16O 009:031 Yüce merhametinden ötürü yok olmalarına izin vermedin. Onları terk etmedin. Çünkü sen iyilik yapan, acıyan bir Tanrısın. 
16O 009:032 ‹‹Ey Tanrımız! Sen antlaşmana bağlı kalırsın. Güçlü, görkemli, yüce bir Tanrısın. Asur krallarının döneminden bugüne kadar krallarımız, önderlerimiz, kâhinlerimiz, peygamberlerimiz, atalarımız ve bütün halk acı çekti. Çektiklerimizi küçümseme. 
16O 009:033 Başımıza gelen bütün olaylarda sen hep adil davrandın, doğru olanı yaptın, bizse kötülük yaptık. 
16O 009:034 Krallarımız, önderlerimiz, kâhinlerimiz, atalarımız yasana göre yaşamadılar. Verdiğin buyrukları, yaptığın uyarıları dinlemediler. 
16O 009:035 Ülkelerinde onlara sağladığın bolluk içinde, önlerine serdiğin geniş, verimli topraklarda sana kulluk etmediler, kötülüklerinden dönmediler. 
16O 009:036 ‹‹Bak, bugün köleyiz. Meyvelerini, iyi ürünlerini yesinler diye atalarımıza verdiğin ülkede köle olduk. 
16O 009:037 Günahlarımız yüzünden ürünlerimizin çoğunu başımıza getirdiğin krallara veriyoruz. Bizi de, hayvanlarımızı da istedikleri gibi kullanıyorlar. Büyük sıkıntı içindeyiz.›› 
16O 009:038 ‹‹Bütün bu olanlardan ötürü biz İsrail halkı olarak kesin bir yazılı antlaşma yapıyoruz. Önderlerimiz, Levililerimiz ve kâhinlerimiz de antlaşmayı mühürlüyor.›› 
16O 010:001 Antlaşmayı mühürleyenler şunlardı: 
16O 010:002 Kâhinler: Seraya, Azarya, Yeremya, 
16O 010:003 Paşhur, Amarya, Malkiya, 
16O 010:004 Hattuş, Şevanya, Malluk, 
16O 010:005 Harim, Meremot, Ovadya, 
16O 010:006 Daniel, Ginneton, Baruk, 
16O 010:007 Meşullam, Aviya, Miyamin, 
16O 010:008 Maazya, Bilgay, Şemaya. 
16O 010:009 Levililer: Azanya oğlu Yeşu, Henadat oğullarından Binnuy, Kadmiel; 
16O 010:010 arkadaşları Şevanya, Hodiya, Kelita, Pelaya, Hanan, 
16O 010:011 Mika, Rehov, Haşavya, 
16O 010:012 Zakkur, Şerevya, Şevanya, 
16O 010:013 Hodiya, Bani, Beninu. 
16O 010:014 Halk önderleri: Paroş, Pahat-Moav, Elam, Zattu, Bani, 
16O 010:015 Bunni, Azgat, Bevay, 
16O 010:016 Adoniya, Bigvay, Adin, 
16O 010:017 Ater, Hizkiya, Azzur, 
16O 010:018 Hodiya, Haşum, Besay, 
16O 010:019 Harif, Anatot, Nevay, 
16O 010:020 Magpiaş, Meşullam, Hezir, 
16O 010:021 Meşezavel, Sadok, Yaddua, 
16O 010:022 Pelatya, Hanan, Anaya, 
16O 010:023 Hoşea, Hananya, Haşşuv, 
16O 010:024 Halloheş, Pilha, Şovek, 
16O 010:025 Rehum, Haşavna, Maaseya, 
16O 010:026 Ahiya, Hanan, Anan, 
16O 010:027 Malluk, Harim, Baana. 
16O 010:028 ‹‹Halkın geri kalanı, kâhinler, Levililer, tapınak görevlileri ve kapı nöbetçileri, ezgiciler, Tanrının Yasası uğruna çevre halklardan ayrılmış olan herkes, karıları ve anlayıp kavrayacak yaştaki oğullarıyla, kızlarıyla birlikte 
16O 010:029 soylu kardeşlerine katıldılar. Tanrının, kulu Musa aracılığıyla verdiği yasaya göre yaşamak, Egemenimiz RABbin bütün buyruklarına, ilkelerine, kurallarına uymak üzere ant içtiler, uymayacaklara lanet okudular. 
16O 010:030 ‹‹Çevremizdeki halklara kız verip kız almayacağız. 
16O 010:031 ‹‹Çevre halklardan Şabat Günü ya da kutsal bir gün eşya veya tahıl satmak isteyen olursa almayacağız. Yedi yılda bir toprağı sürmeyeceğiz ve bütün alacaklarımızı sileceğiz. 
16O 010:032 -33 123160 ‹‹Tanrımızın Tapınağının giderlerini karşılamak üzere hepimiz sorumluluk alıyoruz. Her yıl şekelin üçte birini vereceğiz. Bu para adak ekmekleri, günlük tahıl sunusu ve yakmalık sunular, Şabat günleri, Yeni Aylar ve öbür bayramlarda sunulan kurbanlar, kutsal sunular, İsrailin günahlarını bağışlatacak sunular ve Tanrımızın Tapınağının öteki işleri için harcanacak. 
16O 010:034 ‹‹Kâhinler, Levililer ve halk hep birlikte kura çektik. Aileler her yıl Kutsal Yasaya uygun olarak Tanrımız RABbin sunağında yakılmak üzere belirli zamanlarda odun getirecek. 
16O 010:035 ‹‹Ayrıca her yıl toprağımızın ve meyve ağaçlarımızın ilk ürününü RABbin Tapınağına götüreceğiz. 
16O 010:036 ‹‹Yasaya uygun olarak, ilk doğan oğullarımızı, hayvanlarımızı, ilk doğan sığırlarımızı ve davarlarımızı Tanrımızın Tapınağına, tapınakta hizmet eden kâhinlere götüreceğiz. 
16O 010:037 ‹‹Hamurlu yiyeceklerimizin, kaldırdığımız ürünlerin, bütün ağaçlarımızın meyvelerinin, yeni şarabımızın, zeytinyağımızın ilkini Tanrımızın Tapınağının depolarına getirip kâhinlere vereceğiz. Toprağımızın ondalığını Levililere vereceğiz, çünkü çalıştığımız bütün kentlerde ondalıkları onlar topluyor. 
16O 010:038 Levililer ondalıkları toplarken Harun soyundan bir kâhin yanlarında bulunacak. Levililer topladıkları ondalığın onda birini Tanrımızın Tapınağındaki depolara, hazine odalarına bırakacak. 
16O 010:039 İsrail halkıyla Levililer, buğdaydan, yeni şaraptan, zeytinyağından verilen armağanları, tapınak eşyalarının, kâhinlerin, tapınak kapı nöbetçilerinin ve ezgicilerin bulunduğu odalara koyacaklar. ‹‹Artık Tanrımız'ın Tapınağı'nı göz ardı etmeyeceğiz.›› 
16O 011:001 Halkın önderleri Yeruşalime yerleşti. Geri kalanlar aralarında kura çektiler. Her on kişiden biri kutsal kente, Yeruşalime yerleşecek, öteki dokuz kişiyse kendi kentlerinde kalacaklardı. 
16O 011:002 Halk Yeruşalimde yaşamaya gönüllü olanların hepsini kutladı. 
16O 011:003 Yeruşalime yerleşen bölge önderleri şunlardır: -Ancak bazı İsrailliler, kâhinler, Levililer, tapınak görevlileri, Süleymanın kullarının soyundan gelenler Yahuda kentlerine, her biri kendi kentindeki kendi mülküne yerleşti. 
16O 011:004 Yahuda ve Benyamin halkından bazılarıysa Yeruşalimde kaldı.- Yahuda soyundan gelenler: Peres soyundan Mahalalel oğlu Şefatya oğlu Amarya oğlu Zekeriya oğlu Uzziya oğlu Ataya, 
16O 011:005 Şela soyundan Zekeriya oğlu Yoyariv oğlu Adaya oğlu Hazaya oğlu Kol-Hoze oğlu Baruk oğlu Maaseya. 
16O 011:006 Peresoğullarından Yeruşalime 468 yiğit yerleşti. 
16O 011:007 Benyamin soyundan gelenler: Yeşaya oğlu İtiel oğlu Maaseya oğlu Kolaya oğlu Pedaya oğlu Yoet oğlu Meşullam oğlu Sallu. 
16O 011:008 Onu Gabbay ve Sallay izledi; toplam 928 yiğit. 
16O 011:009 Zikri oğlu Yoel onlara önderlik ediyordu, Hassenua oğlu Yahuda ise kentte vali yardımcısıydı. 
16O 011:010 Kâhinler: Yoyariv oğlu Yedaya, Yakin, 
16O 011:011 Ahituv oğlu Merayot oğlu Sadok oğlu Meşullam oğlu Hilkiya oğlu tapınak baş görevlisi Seraya 
16O 011:012 ve tapınağa hizmet eden kardeşleri; toplam 822 kişi. Malkiya oğlu Paşhur oğlu Zekeriya oğlu Amsi oğlu Pelalya oğlu Yeroham oğlu Adaya 
16O 011:013 ve aile başları olan kardeşleri; toplam 242 kişi. İmmer oğlu Meşillemot oğlu Ahzay oğlu Azarel oğlu Amaşsay ve 
16O 011:014 kardeşlerinden oluşan 128 cesur yiğit. Haggedolim oğlu Zavdiel onlara önderlik ediyordu. 
16O 011:015 Levililer: Bunni oğlu Haşavya oğlu Azrikam oğlu Haşşuv oğlu Şemaya. 
16O 011:016 Levililerin önderlerinden Şabbetayla Yozavat Tanrı Tapınağının dış işlerini yönetiyordu. 
16O 011:017 Asaf oğlu Zavdi oğlu Mika oğlu Mattanya şükran duasını okuyan tapınak korosunu yönetiyordu. Kardeşlerinden Bakbukya ise ikinci derecede görevliydi. Ayrıca Yedutun oğlu Galal oğlu Şammua oğlu Avda vardı. 
16O 011:018 Kutsal kentte yaşayan Levililer 284 kişiydi. 
16O 011:019 Tapınak kapı nöbetçileri: Kapılarda Akkuv, Talmon ve kardeşleri nöbet tutardı. Toplam 172 kişiydiler. 
16O 011:020 İsraillilerin geri kalanı, kâhinlerle Levililer ise Yahudanın öbür kentlerine dağılmıştı. Herkes kendi mülküne yerleşmişti. 
16O 011:021 Tapınak görevlileri Ofelde yaşıyordu. Önderleri Siha ile Gişpa idi. 
16O 011:022 Tanrının Tapınağında ezgi söyleyenlere Asaf soyundan gelenler önderlik ediyordu. Bu soydan Mika oğlu Mattanya oğlu Haşavya oğlu Bani oğlu Uzzi Yeruşalimde, Levililerin başında bulunuyordu. 
16O 011:023 Pers Kralının ezgicilerle ilgili buyruğu vardı. Düzenli olarak her gün ücretlerini alacaklardı. 
16O 011:024 Yahuda oğlu Zerahın soyundan Meşezavel oğlu Petahya İsrail halkının genel temsilcisi olarak Pers Kralına yardımcı oluyordu. 
16O 011:025 Kırsal bölgelerde, köylerde yaşayanlara gelince: Bazı Yahudalılar Kiryat-Arba ve köylerinde, bazıları Divon ve köylerinde, bazıları Yekavseel ve köylerinde, 
16O 011:026 bazıları Yeşuada, Moladada, Beytpelette, 
16O 011:027 Hasar-Şualda, Beer-Şeva ve köylerinde, 
16O 011:028 bazıları Ziklakta, Mekona ve köylerinde, 
16O 011:029 bazıları Eyn-Rimmonda, Sorada, Yarmutta, 
16O 011:030 Zanoahta, Adullam ve köylerinde, bazıları Lakiş ve çevresinde, bazıları da Azeka ve köylerinde yaşıyordu. Yahudalıların yaşadığı bu yerler Beer-Şeva ile Hinnom Vadisi arasındaki toprakları kapsıyordu. 
16O 011:031 Benyamin soyundan olanlar Gevada, Mikmasta, Ayada, Beytel ve köylerinde, 
16O 011:032 Anatotta, Novda, Ananyada, 
16O 011:033 Hasorda, Ramada, Gittayimde, 
16O 011:034 Haditte, Sevoimde, Nevallatta, 
16O 011:035 Lodda, Onoda ve Esnaf Vadisinde yaşıyordu. 
16O 011:036 Bölükler halinde Yahuda'dan gelen bazı Levililer de Benyamin'e yerleşti. 
16O 012:001 Şealtiel oğlu Zerubbabil ve Yeşu ile birlikte sürgünden dönen kâhinlerle Levililer şunlardır: Kâhinler: Seraya, Yeremya, Ezra, 
16O 012:002 Amarya, Malluk, Hattuş, 
16O 012:003 Şekanya, Rehum, Meremot, 
16O 012:004 İddo, Ginneton, Aviya, 
16O 012:005 Miyamin, Maadya, Bilga, 
16O 012:006 Şemaya, Yoyariv, Yedaya, 
16O 012:007 Sallu, Amok, Hilkiya, Yedaya. Bunlar Yeşunun döneminde kâhinlere ve öbür kardeşlerine önderlik ediyorlardı. 
16O 012:008 Levililer: Yeşu, Binnuy, Kadmiel, Şerevya, Yahuda ve şükran ezgileri sorumlusu Mattanya ile kardeşleri. 
16O 012:009 Öbür kardeşleri Bakbukya ile Unni ezgiler söylenirken onların karşısında dururdu. 
16O 012:010 Yeşu Yoyakimin babasıydı. Yoyakim Elyaşivin babası, Elyaşiv Yoyadanın babası, 
16O 012:011 Yoyada Yonatanın babası, Yonatan Yadduanın babasıydı. 
16O 012:012 Yoyakimin döneminde, kâhin ailelerinin başları şunlardı: Seraya ailesinin başında Meraya, Yeremyanın Hananya, 
16O 012:013 Ezranın Meşullam, Amaryanın Yehohanan, 
16O 012:014 Melikunun Yonatan, Şevanyanın Yusuf, 
16O 012:015 Harimin Adna, Merayotun Helkay, 
16O 012:016 İddonun Zekeriya, Ginnetonun Meşullam, 
16O 012:017 Aviyanın Zikri, Minyaminin, Moadyanın Piltay, 
16O 012:018 Bilganın Şammua, Şemayanın Yehonatan, 
16O 012:019 Yoyarivin Mattenay, Yedayanın Uzzi, 
16O 012:020 Sallayın Kallay, Amokun Ever, 
16O 012:021 Hilkiyanın Haşavya, Yedayanın Netanel. 
16O 012:022 Levililerden Elyaşiv, Yoyada, Yohanan ve Yadduanın yaşadığı günlerde, Pers Kralı Dariusun döneminde, Levili aile başlarının ve kâhinlerin kaydı tutuldu. 
16O 012:023 Levili aile başlarının listesi Elyaşiv oğlu Yohananın yaşadığı döneme kadar tarihler kitabına yazıldı. 
16O 012:024 Levili önderlerden Haşavya, Şerevya ve Kadmiel oğlu Yeşu bir yanda, kardeşleri öbür yanda durur, Tanrı adamı Davutun buyruğu uyarınca karşılıklı övgüler ve şükürler sunarlardı. 
16O 012:025 Mattanya, Bakbukya, Ovadya, Meşullam, Talmon ve Akkuv kapılarda nöbet tutarak kapılara yakın ambarları korumakla görevliydiler. 
16O 012:026 Yosadak oğlu Yeşu oğlu Yoyakimin ve Vali Nehemya ile Kâhin ve Bilgin Ezranın yaşadığı dönemde bu insanlar görev yaptı. 
16O 012:027 Yeruşalim surları Tanrıya adanacağı zaman, nerede bir Levili varsa aranıp bulundu ve Yeruşalime getirildi. Çünkü surları sevinçle, şükranla, ezgilerle, zil, çenk ve lirlerle adamak istiyorlardı. 
16O 012:028 -29 123860 Ezgiciler Yeruşalim çevresindeki bölgelerden, Netofalıların köylerinden, Beytgilgaldan, Geva ve Azmavet çevresinden toplandı. Yeruşalim çevresinde köyler kurmuşlardı. 
16O 012:030 Kâhinlerle Levililer önce kendilerini, sonra halkı, kapıları ve surları paklama görevini yerine getirdiler. 
16O 012:031 Yahudalı önderleri surların üzerine çıkardım. Şükrederek yürüsünler diye iki büyük gruba ayırdım. Birinci grup sağdan Gübre Kapısına doğru yürüdü. 
16O 012:032 Arkalarından Hoşaya ve Yahudalı önderlerin yarısı, 
16O 012:033 Azarya, Ezra, Meşullam, 
16O 012:034 Yahuda, Benyamin, Şemaya, Yeremya 
16O 012:035 ve borazan çalan bazı kâhinler izliyordu. Asaf oğlu Zakkur oğlu Mikaya oğlu Mattanya oğlu Şemaya oğlu Yonatan oğlu Zekeriya 
16O 012:036 ve kardeşleri Şemaya, Azarel, Milalay, Gilalay, Maay, Netanel, Yahuda ve Hanani Tanrı adamı Davut gibi çalgılarıyla yürüyorlardı. Bilgin Ezra onlara öncülük ediyordu. 
16O 012:037 Pınar Kapısından Davut Kentinin merdivenlerinden dosdoğru surlara çıktılar; Davutun sarayının üst tarafından geçerek doğuya doğru, Su Kapısına kadar yürüdüler. 
16O 012:038 Şükürler sunarak yürüyen öbür grupsa surların üzerinde sola doğru ilerliyordu. Halkın yarısıyla birlikte ben de onları izledim. Fırınlar Kulesinden geçip Geniş Duvara kadar yürüdük. 
16O 012:039 Efrayim Kapısını, Eski Kapıyı, Balık Kapısını, Hananel Kulesini, Hammea Kulesini geçip Koyun Kapısına kadar gittik. Muhafızlar Kapısında durduk. 
16O 012:040 Şükürler sunarak yürüyen bu iki grup Tanrı Tapınağında durdu. Görevlilerin yarısıyla birlikte ben de durdum. 
16O 012:041 Benim grubumda borazan çalan şu kâhinler vardı: Elyakim, Maaseya, Minyamin, Mikaya, Elyoenay, Zekeriya, Hananya. 
16O 012:042 Ayrıca Maaseya, Şemaya, Elazar, Uzzi, Yehohanan, Malkiya, Elam, Ezer. Ezgiciler Yizrahyanın öncülüğünde yüksek sesle ezgiler söylediler. 
16O 012:043 O gün pek çok kurban kesildi. Halk coşku içindeydi, çünkü Tanrı onlara büyük sevinç vermişti. Kadınlarla çocuklar da bu sevince katıldılar. Yeruşalimden gelen sevinç sesleri uzaklardan duyulabiliyordu. 
16O 012:044 Bu arada bağışların, ilk ürünlerin ve ondalıkların konacağı ambarları gözetecek bazı kişiler görevlendirildi. Bunlar Kutsal Yasanın kâhinler ve Levililer için öngördüğü yardımları kentlerin çevresindeki kırsal bölgelerden toplayıp ambarlara getirmekle sorumluydu. Yahudalılar kâhinlerle Levililerin hizmetinden hoşnuttu. 
16O 012:045 Çünkü onlar Tanrılarının hizmetini ve paklama görevini yerine getiriyorlardı. Ezgicilerle kapı nöbetçileri de Davutla oğlu Süleymanın buyruğuna uygun olarak sorumluluklarını yerine getirdiler. 
16O 012:046 Çünkü eskiden, Davutun ve Asafın yaşadığı yıllarda, ezgicileri yönetenler vardı. Tanrıya övgü ve şükür ezgileri söylenirdi. 
16O 012:047 Zerubbabil'in ve Nehemya'nın yaşadığı dönemde bütün İsrail halkı bağışlarıyla ezgicilerin ve kapı nöbetçilerinin ücretlerini gününde karşıladı. Levililer'in hakkını ayırdılar, Levililer de Harun soyundan gelenlerin hakkını ayırdı. 
16O 013:001 O gün Musanın Kitabı halka okundu. Kitapta Ammonlularla Moavlıların sonsuza dek Tanrının topluluğuna giremeyeceği yazılıydı. 
16O 013:002 Çünkü onlar İsrail halkına ekmek ve su vermemekle kalmamış, İsraillilere lanet okuması için Balama da para vermişlerdi. Ancak Tanrımız laneti kutsamaya çevirmişti. 
16O 013:003 İsrail halkı bu yasayı duyunca, bütün yabancıları ayrı tutmaya başladı. 
16O 013:004 Tanrımızın Tapınağının ambarlarına Kâhin Elyaşiv bakıyordu. Elyaşiv Toviyanın akrabasıydı. 
16O 013:005 Bu yüzden ona büyük bir oda vermişti. Eskiden bu odaya tahıl sunuları, günnük, tapınak eşyaları, ayrıca Kutsal Yasa uyarınca Levililere, ezgicilere, tapınak kapı nöbetçilerine verilen buğdayın, yeni şarabın, zeytinyağının ondalıkları ve kâhinlere verilen bağışlar konulurdu. 
16O 013:006 Ama bütün bunlar olup biterken ben Yeruşalimde değildim. Babil Kralı Artahşastanın krallığının otuz ikinci yılında, onun yanına gitmiştim. Bir süre sonra yine izin istedim 
16O 013:007 ve Yeruşalime döndüm. O zaman Elyaşivin yaptığı kötülüğü öğrendim. Tanrı Tapınağının avlusunda Toviyaya oda vermişti. 
16O 013:008 Buna çok canım sıkıldı. Toviyanın bütün eşyalarını odadan attım. 
16O 013:009 Odaları temizlemeleri için buyruk verdim. Tanrı Tapınağının eşyalarını, tahıl sunularını, günnüğü yine oraya koydurdum. 
16O 013:010 Ayrıca öğrendim ki, Levililerin alacakları verilmemiş. Hizmeti yürüten Levililerle ezgiciler tarlalarına geri dönmüşler. 
16O 013:011 Görevlileri azarladım. ‹‹Tanrının Tapınağı neden ihmal edilmiş?›› diye sordum. Sonra bütün gidenleri toplayıp işlerinin başına koydum. 
16O 013:012 Bütün Yahuda halkı buğdayın, yeni şarabın, zeytinyağının ondalığını yine ambarlara getirmeye başladı. 
16O 013:013 Bu kez ambarların başına Kâhin Şelemyayı, Bilgin Sadoku ve Levililerden Pedayayı koydum. Mattanya oğlu Zakkur oğlu Hanan onların yardımcısıydı. Bunlar güvenilir insanlardı. Görevleri kardeşlerinin paylarını bölüştürmekti. 
16O 013:014 Ey Tanrım, beni anımsa. Tapınağın için ve oradaki hizmetler için yaptığım iyi işleri hiçe sayma. 
16O 013:015 O günlerde Yahudada bazı adamların Şabat Günü üzüm sıktıklarını gördüm. Bazıları da demet demet tahıllarını eşeklere yüklüyor, şarap, üzüm, incir ve çeşitli yüklerle birlikte Şabat Günü Yeruşalime getiriyorlardı. Şabat Günü bunları sattıkları için onları azarladım. 
16O 013:016 Yeruşalimde yaşayan Surlular balık ve çeşitli mallar getirip Şabat Günü kentte Yahudalılara satıyorlardı. 
16O 013:017 Yahudalı soyluları azarlayarak, ‹‹Yaptığınız kötülüğe bakın!›› dedim, ‹‹Şabat Gününü hiçe sayıyorsunuz. 
16O 013:018 Atalarınız da aynı şeyi yapmadı mı? Bu yüzden Tanrımız başımıza ve bu kente bela yağdırmadı mı? Siz Şabat Gününü hiçe sayarak Tanrının öfkesini İsraile karşı alevlendiriyorsunuz.›› 
16O 013:019 Şabattan önceki akşam Yeruşalim kapılarına gölge düşünce, kapıların kapatılması ve Şabat sona erinceye kadar açılmaması için buyruk verdim. Şabat Günü kente yük sokulmasın diye bazı adamlarımı kapılara yerleştirdim. 
16O 013:020 Tüccarlarla çeşitli eşya satıcıları bir iki kez geceyi Yeruşalimin dışında geçirdiler. 
16O 013:021 Onları uyardım: ‹‹Niçin surun dibinde geceliyorsunuz? Bir daha yaparsanız size karşı zor kullanacağım.›› Bir daha Şabat Günü gelmediler. 
16O 013:022 Şabat Gününün kutsallığını korumak için Levililere kendilerini paklasınlar ve gidip kapılarda nöbet tutsunlar diye buyruk verdim. Ey Tanrım, bunun için de beni anımsa ve yüce sevgin uyarınca bana merhamet et. 
16O 013:023 Ayrıca o günlerde Aşdotlu, Ammonlu, Moavlı kadınlarla evlenmiş Yahudiler gördüm. 
16O 013:024 Çocuklarının yarısı Aşdot dilini ya da öbür halkların dilini konuşuyor, Yahudi dilini bilmiyorlardı. 
16O 013:025 Adamları azarladım, lanet okudum. Bazılarını dövüp saçlarını yoldum. Tanrının adıyla onlara ant içirdim ve, ‹‹Yabancılara kız verip kız almayacaksınız›› dedim, 
16O 013:026 ‹‹Kral Süleyman bu yabancı kadınlar yüzünden günaha girmedi mi? Onca ulusun kralları arasında Süleyman gibisi yoktu. Tanrı onu öyle sevdi ki, bütün İsraile kral yaptı. Ama yabancı kadınlar onu bile günaha sürükledi. 
16O 013:027 Şimdi de siz yabancı kadınlarla evlenerek Tanrımıza ihanet ediyorsunuz. Yaptığınız bu büyük kötülüğe göz mü yumalım?›› 
16O 013:028 Başkâhin Elyaşiv oğlu Yoyadanın oğullarından biri Horonlu Sanballatın kızıyla evliydi. Bu yüzden onu yanımdan kovdum. 
16O 013:029 Ey Tanrım, onları anımsa; çünkü kâhinliği lekelediler, kâhinlerle ve Levililerle yaptığın antlaşmayı bozdular. 
16O 013:030 Halkı bütün yabancılardan arındırdım. Kâhinlerle Levililere görevlerini tek tek bildirdim. 
16O 013:031 Belirli zamanlarda yakılmak için armağan edilen odunları, getirilen ilk ürünleri düzene koydum. Ey Tanrım, bütün bunları iyiliğim için anımsa. 
17O 001:001 Ahaşveroş Hoddudan Kûşa uzanan bölgedeki yüz yirmi yedi ilin kralıydı. 
17O 001:002 O sırada ülkeyi Sus Kalesindeki tahtından yönetiyordu. 
17O 001:003 Krallığının üçüncü yılında bütün önderlerinin ve görevlilerinin onuruna bir şölen verdi. Pers ve Med ordu komutanları, ileri gelenler ve il valileri de oradaydı. 
17O 001:004 Ahaşveroş tam yüz seksen gün süren şenliklerle krallığının sonsuz zenginliğini, büyüklüğünün görkemini ve yüceliğini gösterdi. 
17O 001:005 Bunun ardından, sarayının avlusunda küçük büyük ayırmadan, Sus Kalesinde bulunan bütün halka yedi gün süren bir şölen verdi. 
17O 001:006 Mermer sütunlar üzerindeki gümüş çemberlere mor ve beyaz renkli iplikten yapılmış sicimlerle bağlanmış beyaz ve lacivert kumaşlar asılmıştı. Somaki, mermer, sedef ve pahalı taşlar döşenmiş avluya altın ve gümüş sedirler yerleştirilmişti. 
17O 001:007 Sarayın en iyi şarabı kralın cömertliğine yaraşır biçimde bol bol ve her biri değişik altın kupalar içinde sunuluyordu. 
17O 001:008 Kralın buyruğu uyarınca, konuklar içki içmeye zorlanmadı. Kral saray hizmetkârlarına konukların dileklerini yerine getirmeleri için buyruk vermişti. 
17O 001:009 O sırada Kraliçe Vaşti de Kral Ahaşveroşun sarayındaki kadınlara bir şölen veriyordu. 
17O 001:010 -11 124450 Yedinci gün, şarabın etkisiyle keyiflenen Kral Ahaşveroş, hizmetindeki yedi haremağasına -Mehuman, Bizta, Harvona, Bigta, Avagta, Zetar ve Karkasa- Kraliçe Vaştiyi başında tacıyla huzuruna getirmelerini buyurdu. Kraliçe Vaşti güzeldi. Kral halka ve önderlere onun ne kadar güzel olduğunu göstermek istiyordu. 
17O 001:012 Ama Kraliçe Vaşti haremağalarının kraldan getirdiği buyruğu reddedip gitmedi. Bunun üzerine kral çok kızdı, öfkesinden küplere bindi. 
17O 001:013 Kral yasaları bilen bilge kişilerle görüştü. Çünkü kralın, yasaları ve adaleti bilen kişilere danışması gelenektendi. 
17O 001:014 Kendisine en yakın olan Karşena, Şetar, Admata, Tarşiş, Meres, Marsena ve Memukan onunla yüzyüze görüşebiliyorlardı. Pers ve Med İmparatorluğunun bu yedi önderi krallığın en üst yöneticileriydi. 
17O 001:015 Kral Ahaşveroş onlara, ‹‹Kralın haremağaları aracılığıyla gönderdiği buyruğa uymayan Kraliçe Vaştiye yasaya göre ne yapmalı?›› diye sordu. 
17O 001:016 Memukan, kralın ve önderlerin önünde şu yanıtı verdi: ‹‹Kraliçe Vaşti yalnız krala karşı değil, bütün önderlere ve kralın bütün illerindeki halklara karşı suç işledi. 
17O 001:017 Bütün kadınlar, kraliçenin davranışıyla ilgili haberi duyunca, ‹Kral Ahaşveroş Kraliçe Vaştinin huzuruna getirilmesini buyurdu, ama kraliçe gitmedi› diyerek kocalarını küçümsemeye başlayacaklar. 
17O 001:018 Bugün kraliçenin davranışını öğrenen Pers ve Medli soylu kadınlar da kralın soylu adamlarına aynı biçimde davranacak. Bu da alabildiğine kadınların küçümsemesine, erkeklerin de öfkelenmesine yol açacak. 
17O 001:019 Kral uygun görüyorsa ferman çıkarsın; bu ferman Perslerle Medlerin değişmeyen yasalarına eklensin. Buna göre Vaşti bir daha Kral Ahaşveroşun huzuruna çıkmasın ve kral ondan daha iyi birini kraliçeliğe seçsin. 
17O 001:020 Kralın fermanı büyük krallığının dört bir yanına ulaşınca, ister soylu ister halktan olsun, bütün kadınlar kocalarına saygı gösterecektir.›› 
17O 001:021 Bu sözler kralın ve önderlerinin hoşuna gitti. Kral, Memukanın önerisine uyarak, 
17O 001:022 krallığın bütün illerine yazılı buyruklar gönderdi. Her ile kendi işaretleriyle ve her halka kendi diliyle yazıldı. Her erkeğin kendi evinin egemeni olduğu her dilde vurgulandı. 
17O 002:001 Bu olaylardan sonra öfkesi dinen Kral Ahaşveroş, Vaştiyi, yaptıklarını ve ona karşı alınan kararı anımsadı. 
17O 002:002 Kralın özel hizmetkârları, ‹‹Kral için genç, güzel, el değmemiş kızlar aransın›› dediler, 
17O 002:003 ‹‹Kral, egemen olduğu bütün illerde görevliler atasın. Bu görevliler bütün genç, güzel, el değmemiş kızları toplayıp Sus Kalesindeki hareme getirsinler, kralın kızlardan sorumlu haremağası Hegaya teslim etsinler. Güzelleşmeleri için ne gerekiyorsa verilsin. 
17O 002:004 Sonunda kralın hoşuna giden kız, Vaştinin yerine kraliçe olsun.›› Kral bu öneriyi beğendi ve söyleneni yaptı. 
17O 002:005 Sus Kalesinde Mordekay adında bir Yahudi vardı. Benyamin oymağından olan Mordekay, Kiş oğlu Şimi oğlu Yairin oğluydu. 
17O 002:006 Kiş, Babil Kralı Nebukadnessarın Yahuda Kralı Yehoyakin ile birlikte Yeruşalimden sürgün ettiği kişilerden biriydi. 
17O 002:007 Mordekayın Hadassa adında bir amca kızı vardı. Annesiyle babasını yitiren Hadassayı Mordekay evlat edinip büyütmüştü. Hadassanın öbür adı Esterdi; endamı ve yüzü güzeldi. 
17O 002:008 Kralın buyruğu ve fermanı yayınlandıktan sonra çok sayıda genç kız Sus Kalesine getirilip harem sorumlusu Hegaya teslim edildi. Saraya getirilen kızlar arasında Ester de vardı. 
17O 002:009 Hegay Esteri beğendi ve ona ayrıcalık tanıdı. En iyi biçimde beslenip güzelleşmesi için ne gerekiyorsa hemen sağladı; ayrıca kralın sarayından seçilen yedi hizmetçiyi buyruğuna verdi. Sonra onu hizmetçileriyle birlikte haremin en güzel bölümüne yerleştirdi. 
17O 002:010 Ester halkını da, soyunu da açıklamadı. Çünkü Mordekay bunları açıklamasını yasaklamıştı. 
17O 002:011 Mordekay, Esterin nasıl olduğunu ve ona nasıl davranıldığını öğrenmek için her gün haremin avlusunun önünde gezinip dururdu. 
17O 002:012 Her genç kız sırası geldiğinde Kral Ahaşveroşun huzuruna çıkacaktı. Ama kızlarla ilgili kurallar uyarınca, önce on iki ay süren güzellik bakımını tamamlaması gerekiyordu. Altı ay süreyle her kıza mür yağı sürülüyor, altı ay da kremler, losyonlar uygulanıyordu. 
17O 002:013 Kralın yanına girme sırası gelen genç kız, haremden her istediğini alıp birlikte saraya götürürdü. 
17O 002:014 Akşam kralın yanına giren kız, ertesi sabah ikinci hareme, cariyelerden sorumlu haremağası Şaaşgazın yönetimindeki hareme dönerdi. Yalnız kralın beğendiği, adıyla çağırdığı kız yeniden onun yanına girebilirdi. 
17O 002:015 Kralın yanına girme sırası Mordekayın evlat edindiği Estere -Mordekayın amcası Avihayilin kızına- gelince, Ester, kralın kızlardan sorumlu haremağası Hegayın kendisine önerdiklerinden başka bir şey istemedi. Kendisini gören herkesin beğenisini kazandı. 
17O 002:016 Ahaşveroşun krallığının yedinci yılında, Tevet diye adlandırılan onuncu ayda, Ester saraya, kralın yanına götürüldü. 
17O 002:017 Kral Esteri öbür kızlardan daha çok sevdi, en çok ondan hoşlandı, en çok ona ayrıcalık tanıdı. Kraliçelik tacını ona giydirip Vaştinin yerine kraliçe yaptı. 
17O 002:018 Ardından Esterin onuruna büyük bir şölen verdi. Bu şölende bütün önderler ve görevliler hazır bulundu. Kral bütün illerde bayram ilan etti ve krallara yaraşır cömertlikle armağanlar dağıttı. 
17O 002:019 Kızlar ikinci kez toplandıklarında Mordekay, kralın kapı görevlilerinden biri olmuştu. 
17O 002:020 Ester, Mordekayın verdiği buyruk uyarınca, soyunu ve halkını henüz açıklamamıştı; kendisini büyüttüğü günlerde olduğu gibi, Mordekayın sözünü dinlemeye devam etti. 
17O 002:021 Mordekay kralın kapı görevlisiyken, kapı nöbetçilerinden ikisi, Bigtan ve Tereş, Kral Ahaşveroşa öfkelendiler; onu öldürmek için fırsat kollamaya başladılar. 
17O 002:022 Durumu öğrenen Mordekay bunu Kraliçe Estere iletti; o da Mordekay adına krala bildirdi. 
17O 002:023 Durum araştırıldı; doğru olduğu anlaşılınca da iki adam darağacına asıldı ve olay kralın önünde tarih kayıtlarına geçirildi. 
17O 003:001 Bu olaylardan sonra Kral Ahaşveroş, Agaklı Hammedatanın oğlu Hamanı yüksek bir göreve atayıp onurlandırdı. Onu bütün önderlerden daha yetkili kıldı. 
17O 003:002 Kralın buyruğu üzerine saray kapısında çalışan herkes Hamanın önünde eğilip yere kapanırdı. Ama Mordekay ne eğildi, ne de yere kapandı. 
17O 003:003 Kralın kapı görevlileri Mordekaya, ‹‹Kralın buyruğuna neden karşı geliyorsun?›› diye sordular. 
17O 003:004 Görevliler ona bu soruyu her gün sordularsa da Mordekay onlara kulak asmadı. Bunun üzerine durumu Hamana bildirdiler. Çünkü Mordekay onlara kendisinin Yahudi olduğunu söylemişti ve böyle davranmaya devam edip etmeyeceğini görmek istiyorlardı. 
17O 003:005 Haman, Mordekayın eğilip yere kapanmadığını görünce öfkeden kudurdu. 
17O 003:006 Yalnız onu öldürmeyi düşünmekle kalmadı, onun hangi halktan geldiğini bildiği için bütün halkını, Ahaşveroşun egemenliğinde yaşayan bütün Yahudileri ortadan kaldırmaya karar verdi. 
17O 003:007 Bu işe en uygun ayı ve günü belirlemek için Ahaşveroşun krallığının on ikinci yılında, birinci ay olan Nisanfç ayında Hamanın önünde pur, yani kura çekildi. Kura, on ikinci ay olan Adar ayına düştü. kapsardı. 
17O 003:008 Haman Kral Ahaşveroşa şöyle dedi: ‹‹Krallığının bütün illerinde, öbür halkların arasına dağılmış, onlardan ayrı yaşayan bir halk var. Yasaları bütün öbür halklarınkinden farklı; kendileri de kralın yasalarına uymazlar. Onları kendi hallerine bırakmak kralın çıkarlarına uygun düşmez. 
17O 003:009 Kral uygun görüyorsa, yok edilmeleri için yazılı bir buyruk verilsin. Ben de hazineye ödenmek üzere kralın memurlarına on bin talant gümüş vereceğim.›› 
17O 003:010 Bunun üzerine kral mühür yüzüğünü parmağından çıkartıp Agaklı Hammedatanın oğlu Yahudi düşmanı Hamana verdi. 
17O 003:011 Ona, ‹‹Para sende kalsın; o halka da ne istersen yap›› dedi. 
17O 003:012 Birinci ayın on üçüncü günü kralın yazmanları çağrıldı ve Hamanın buyruğu her ile kendi işaretleriyle ve her halka kendi diliyle yazılarak satraplara, il valilerine ve bütün halk önderlerine gönderildi. Buyruk Kral Ahaşveroşun adını ve yüzüğünün mührünü taşıyordu. 
17O 003:013 Krallığın bütün illerine ulaklar aracılığıyla mektuplar gönderildi. Bu mektuplar, on ikinci ay olan Adar ayının on üçüncü günü, genç, yaşlı, kadın, çocuk, bütün Yahudilerin bir günde öldürülüp yok edilmesini, kökünün kurutulup mal mülklerinin de yağmalanmasını buyuruyordu. 
17O 003:014 Bu fermanın metni her ilde yasa olarak duyurulacak ve bütün halklara bildirilecekti. Öyle ki, herkes belirlenen gün için hazır olsun. 
17O 003:015 Ulaklar kralın buyruğuyla hemen yola çıktılar. Ferman Sus Kalesi'nde de duyuruldu. Sus halkı şaşkınlık içindeyken kral ile Haman oturmuş içki içiyorlardı. 
17O 004:001 Mordekay olup bitenleri öğrenince giysilerini yırttı, çula sarınıp başından aşağı kül döktü, yüksek sesle ve acıyla feryat ederek kent merkezine geldi. 
17O 004:002 Varıp sarayın kapısında durdu. Çünkü çula sarınmış hiç kimse bu kapıdan içeri giremezdi. 
17O 004:003 Kralın buyruğunun ve fermanının ulaştığı her ilde Yahudiler büyük yas tuttular, ağlayıp feryat ettiler, oruç tuttular. Birçoğu da çula sarınıp kül içinde yattı. 
17O 004:004 Hizmetçileriyle haremağaları gelip Mordekayın durumunu anlatınca, Kraliçe Ester çok sarsıldı. Çulunu çıkartıp giyinmesi için Mordekaya giysiler gönderdi, ama Mordekay bunları kabul etmedi. 
17O 004:005 Bunun üzerine Ester kralın kendi hizmetine atadığı haremağalarından biri olan Hatakı çağırttı; Mordekaydan ne olup bittiğini ve nedenini öğrenmesini buyurdu. 
17O 004:006 Hatak saray kapısının açıldığı kent meydanına, Mordekayın yanına gitti. 
17O 004:007 Mordekay başına gelen her şeyi ona anlattı. Yahudilerin yok edilmesi için Hamanın saray hazinesine vaat ettiği paranın miktarını bile tam tamına ona bildirdi. 
17O 004:008 Estere gösterip açıklaması için Susta yayımlanan, Yahudilerin kökünün kurutulmasını isteyen fermanın bir kopyasını da ona verdi. Esterin krala çıkmasını, ondan merhamet dileyip kendi halkı için yalvarmasını istedi. 
17O 004:009 Hatak geri dönüp Mordekayın söylediklerini Estere bildirdi. 
17O 004:010 Ester Mordekaya şu haberi götürmesini buyurdu: 
17O 004:011 ‹‹Kralın bütün adamları ve illerinde yaşayan halk biliyor ki, çağrılmadan sarayın iç avlusuna girip kralın yanına yaklaşan her erkek ya da kadın için tek bir ceza vardır. Kral altın asasını uzatıp canlarını bağışlamadıkça bu kişiler ölüme çarptırılır. Ben de otuz gündür kralın huzuruna çağrılmış değilim.›› 
17O 004:012 Esterin bu sözleri kendisine iletilince, 
17O 004:013 Mordekay ona şu yanıtı götürmelerini istedi: ‹‹Sarayda yaşadığın için bütün Yahudiler içinde kurtulacak tek kişinin sen olacağını sanma. 
17O 004:014 Şu anda susarsan, Yahudilere yardım ve kurtuluş başka yerden gelecektir; ama sen ve babanın ev halkı yok olacaksınız. Kim bilir, belki de böyle bir gün için kraliçe oldun.›› 
17O 004:015 Bunun üzerine Ester Mordekaya şu yanıtı gönderdi: 
17O 004:016 ‹‹Git, Sustaki bütün Yahudileri topla; benim için oruç tutun; üç gün, üç gece hiçbir şey yemeyin, içmeyin. Hizmetçilerimle ben de sizin gibi oruç tutacağız. Ardından, kurala aykırı olduğu halde kralın huzuruna çıkacağım; ölürsem ölürüm.›› 
17O 004:017 Mordekay oradan ayrıldı ve Ester'in söylediği her şeyi yaptı. 
17O 005:001 Üçüncü gün Ester kraliçe giysilerini kuşanıp sarayın iç avlusunda, taht odasının önünde durdu. Kral bu odanın giriş kapısının karşısındaki tahtında oturuyordu. 
17O 005:002 Avluda bekleyen Kraliçe Esteri görünce onu hoşgörüyle karşılayıp elindeki altın asayı ona doğru uzattı. Ester yaklaşıp asanın ucuna dokundu. 
17O 005:003 Kral ona, ‹‹Ne istiyorsun Kraliçe Ester, dileğin ne?›› diye sordu. ‹‹Krallığın yarısını bile istesen sana verilecektir.›› 
17O 005:004 Ester, ‹‹Kral uygun görüyorsa, bugün kendisi için vereceğim şölene Hamanla birlikte gelsin›› diye karşılık verdi. 
17O 005:005 Kral adamlarına, ‹‹Esterin isteğini yerine getirmek için Hamanı hemen çağırın›› dedi. Böylece kralla Haman Esterin verdiği şölene gittiler. 
17O 005:006 Şarap içerlerken kral yine Estere sordu: ‹‹Söyle, ne istiyorsun? Ne istersen verilecek. Dileğin nedir? Krallığın yarısını bile istesen sana bağışlanacak.›› 
17O 005:007 Ester, ‹‹İsteğim ve dileğim şu›› diye yanıtladı, 
17O 005:008 ‹‹Kral benden hoşnutsa, istediğimi vermek, dileğimi yerine getirmek istiyorsa, kral ve Haman yarın kendileri için vereceğim şölene gelsinler, o zaman kralın sorusunu yanıtlarım.›› 
17O 005:009 Haman o gün şölenden mutlu ve sevinçli ayrıldı. Ama Mordekayı sarayın kapısında görünce ve onun ayağa kalkmadığını, kendisine saygı göstermediğini farkedince öfkeden kudurdu. 
17O 005:010 Yine de kendini tuttu ve evine gitti. Sonra dostlarını ve eşi Zereşi çağırttı. 
17O 005:011 Onlara sonsuz zenginliğinden, çok sayıdaki oğullarından, kralın, kendisini nasıl onurlandırdığından, öbür önderlerinden ve görevlilerinden üstün tuttuğundan söz etti. 
17O 005:012 ‹‹Üstelik, Kraliçe Ester, verdiği şölene kralın yanısıra yalnız beni çağırdı›› diye ekledi, ‹‹Yarınki şölene de kralla birlikte beni davet etti. 
17O 005:013 Ne var ki, o Yahudi Mordekayı sarayın kapısında otururken gördükçe bunlardan hiçbirinin gözümde değeri kalmıyor.›› 
17O 005:014 Karısı Zereş ve bütün dostları Haman'a şöyle dediler: ‹‹Elli arşın yüksekliğinde bir darağacı kurulsun. Sabah olunca kraldan Mordekay'ı oraya astırmasını iste. Sonra da sevinç içinde kralla birlikte şölene gidersin.›› Haman öneriyi beğendi ve darağacını hemen kurdurdu. 
17O 006:001 O gece kralın uykusu kaçtı; tarih kayıtlarının getirilip kendisine okunmasını buyurdu. 
17O 006:002 Kayıtlar Kral Ahaşveroşu öldürmeyi tasarlamış olan iki görevliden söz ediyordu. Kapı nöbetçisi olarak görev yapmış olan Bigtan ve Tereş adındaki bu iki adamı Mordekay ele vermişti. 
17O 006:003 Kral, ‹‹Bu yaptıklarından dolayı Mordekay nasıl onurlandırıldı, ona ne ödül verildi?›› diye sordu. Hizmetkârlar, ‹‹Onun için hiçbir şey yapılmadı›› diye yanıtladılar. 
17O 006:004 Kral, ‹‹Avluda kim var?›› diye sordu. O sırada Haman sarayın dış avlusuna yeni girmişti. Kraldan, hazırlattığı darağacına Mordekayın asılmasını isteyecekti. 
17O 006:005 Hizmetkârlar krala, ‹‹Haman avluda bekliyor›› dediler. Kral, ‹‹Buraya gelsin›› dedi. 
17O 006:006 -8 125310 Haman içeri girince kral ona, ‹‹Kralın onurlandırmak istediği biri için ne yapılmalı?›› diye sordu. ‹‹Kral benden başka kimi onurlandırmak isteyebilir ki?›› diye düşünen Haman şu yanıtı verdi: ‹‹Kral onurlandırmak istediği kişi için kendi giydiği bir kral giysisini ve üzerine bindiği sorguçlu atı getirtir, 
17O 006:009 giysiyi ve atı en üst yöneticilerinden birine verir; o da kralın onurlandırmak istediği kişiyi giydirip atın üstünde kent meydanında gezdirir. Önden giderek, ‹Kralın onurlandırmak istediği kişiye böyle davranılır› diye bağırır.›› 
17O 006:010 Kral Hamana, ‹‹Hemen git›› dedi, ‹‹Giysiyle atı al ve söylediklerini kralın kapı görevlisi Yahudi Mordekay için yap. Söylediklerinin hiçbirinde kusur etme.›› 
17O 006:011 Böylece Haman giysiyi ve atı aldı, Mordekayı giydirip atın üstünde kent meydanında gezdirmeye başladı. Önden giderek, ‹‹Kralın onurlandırmak istediği kişiye böyle davranılır›› diye bağırıyordu. 
17O 006:012 Sonra Mordekay saray kapısına döndü. Haman ise utanç içinde başını örterek çabucak evine gitti. 
17O 006:013 Başına gelenleri karısı Zereşe ve bütün dostlarına anlattı. Karısı Zereş ve danışmanları ona şöyle dediler: ‹‹Önünde gerilemeye başladığın Mordekay Yahudi soyundansa, ona gücün yetmeyecek, önünde yok olup gideceksin.›› 
17O 006:014 Onlar daha konuşurken, kralın haremağaları gelip Haman'ı apar topar Ester'in vereceği şölene götürdüler. 
17O 007:001 Böylece kral ve Haman, Kraliçe Esterin şölenine gittiler. 
17O 007:002 O gün şarap içerlerken kral Estere yine sordu: ‹‹İsteğin nedir, Kraliçe Ester? Ne istersen verilecek. Dileğin nedir? Krallığın yarısını bile istesen sana bağışlanacak.›› 
17O 007:003 Kraliçe Ester şöyle yanıtladı: ‹‹Ey kralım, eğer benden hoşnutsan ve uygun görüyorsan, isteğim canımı bağışlaman, dileğim de halkımı esirgemendir. 
17O 007:004 Çünkü ben ve halkım öldürülüp yok edilmek, yeryüzünden silinmek üzere satıldık. Eğer köle ve cariye olarak satılmış olsaydık sesimi çıkartmazdım; böyle bir sorun için kralı rahatsız etmek uygun olmazdı.›› 
17O 007:005 Kral Ahaşveroş Kraliçe Estere, ‹‹Böyle bir şeyi yapmaya cüret eden kim, nerede bu adam?›› diye sordu. 
17O 007:006 Ester, ‹‹Düşmanımız, hasmımız, işte bu kötü Hamandır!›› dedi. Haman kralla kraliçenin önünde dehşete kapıldı. 
17O 007:007 Kral öfkeyle içki masasından kalkıp sarayın bahçesine çıktı. Haman ise Kraliçe Esterden canını bağışlamasını istemek için içerde kaldı. Çünkü kralın kendisini yok etmeye kararlı olduğunu anlamıştı. 
17O 007:008 Kral sarayın bahçesinden şölen salonuna dönünce, Hamanı Esterin uzandığı sedire kapanmış olarak gördü ve, ‹‹Bu adam sarayda, gözümün önünde kraliçeye bile el uzatmaya mı kalkıyor?›› diye bağırdı. Kral sözlerini bitirir bitirmez Hamanın yüzünü örttüler. 
17O 007:009 Krala hizmet eden haremağalarından biri olan Harvona şöyle dedi: ‹‹Bakın, kralı uyarıp hayatını kurtaran Mordekay için Hamanın hazırlattığı elli arşın yüksekliğindeki darağacı Hamanın evinin önünde hazır duruyor.›› Kral, ‹‹Haman o darağacına asılsın!›› diye buyurdu. 
17O 007:010 Böylece Haman Mordekay için hazırlattığı darağacına asıldı; kralın öfkesi de yatıştı. 
17O 008:001 O gün Kral Ahaşveroş Yahudi düşmanı Hamanın malını mülkünü Kraliçe Estere verdi. Esterin Mordekaya yakınlığını açıklaması üzerine Mordekay kralın huzuruna kabul edildi. 
17O 008:002 Kral, Hamandan geri almış olduğu mühür yüzüğünü parmağından çıkarıp Mordekaya verdi. Ester de onu Hamanın malının mülkünün yöneticisi atadı. 
17O 008:003 Ester yine kralla görüştü. Ağlayarak onun ayaklarına kapandı. Agaklı Hamanın Yahudilere karşı kurduğu düzene ve kötü tasarıya engel olması için yalvardı. 
17O 008:004 Kral altın asasını Estere doğru uzatınca Ester ayağa kalkıp kralın önünde durdu 
17O 008:005 ve şöyle dedi: ‹‹Kral benden hoşnutsa ve uygun görüyorsa, benden hoşlanıyorsa ve dileğimi uygun buluyorsa, Agaklı Hammedata oğlu Hamanın krallığın bütün illerinde yaşayan Yahudilerin yok edilmesini buyurmak için yazdırdığı mektupları yazılı olarak geçersiz kılsın. 
17O 008:006 Halkımın felakete uğradığını görmeye nasıl dayanırım? Soydaşlarımın öldürülmesine tanık olmaya nasıl dayanırım?›› 
17O 008:007 Kral Ahaşveroş, Kraliçe Estere ve Yahudi Mordekaya, ‹‹Bakın›› dedi, ‹‹Hamanın malını mülkünü Estere verdim ve Yahudileri yok etmeyi tasarladığı için Hamanı darağacına astırdım. 
17O 008:008 Ama kral adına yazılmış ve onun yüzüğüyle mühürlenmiş yazıyı kimse geçersiz kılamaz. Bunun için, uygun gördüğünüz biçimde kral adına Yahudi sorunu konusunda şimdi siz yazın ve kralın yüzüğüyle mühürleyin.›› 
17O 008:009 Bunun üzerine üçüncü ay olan Sivan ayının yirmi üçüncü günü kralın yazmanları çağrıldı. Mordekayın buyurduğu her şey, Hoddudan Kûşa dek uzanan bölgedeki yüz yirmi yedi ilde yaşayan Yahudilere, satraplara, vali ve önderlere yazıldı. Her il için kendi işaretleri, her halk için kendi dili kullanıldı. Yahudilere de kendi alfabelerinde ve kendi dillerinde yazıldı. 
17O 008:010 Mordekay Kral Ahaşveroş adına yazdırdığı mektupları kralın yüzüğüyle mühürledi ve kralın hizmetinde kullanılmak üzere yetiştirilen atlara binmiş ulaklarla her yere gönderdi. 
17O 008:011 Kral mektuplarda Yahudilere bütün kentlerde toplanma ve kendilerini koruma hakkını veriyordu. Ayrıca kendilerine, çocuklarına ve kadınlarına saldırabilecek herhangi bir düşman halkın ya da ilin silahlı güçlerini öldürüp yok etmelerine, kökünü kurutmalarına ve mallarını mülklerini yağmalamalarına izin veriyordu. 
17O 008:012 Bu izin Kral Ahaşveroşun bütün illerinde tek bir gün -on ikinci ayın, yani Adar ayının on üçüncü günü- geçerli olacaktı. 
17O 008:013 Bütün halklara duyurulan bu fermanın metni her ilde yasa yerine geçecekti. Böylece Yahudiler belirlenen gün düşmanlarından öç almaya hazır olacaklardı. 
17O 008:014 Kralın hizmetindeki atlara binen ulaklar, kralın buyruğuna uyarak hemen dörtnala yola koyuldular. Ferman Sus Kalesinde de okundu. 
17O 008:015 Mordekay, lacivert ve beyaz bir krallık giysisiyle, başında büyük bir altın taç ve sırtında ince ketenden mor bir pelerinle kralın huzurundan ayrıldı. Sus Kenti sevinç çığlıklarıyla yankılandı. 
17O 008:016 Yahudiler için aydınlık ve sevinç, mutluluk ve onur dolu günler başlamıştı. 
17O 008:017 Kralın buyruğu ve fermanı ulaştığı her ilde ve her kentte Yahudiler arasında sevinç ve mutluluğa yol açtı. Şölenler düzenlendi, bir bayram havası doğdu. Ülkedeki halklardan çok sayıda kişi Yahudi oldu; çünkü Yahudi korkusu hepsini sarmıştı. 
17O 009:001 Kralın buyruğu ve fermanı, on ikinci ay olan Adar ayının on üçüncü günü yerine getirilecekti. Yahudi düşmanları o gün Yahudileri alt etmeyi ummuşlardı, ama tam tersi oldu; Yahudiler kendilerinden nefret edenleri alt ettiler. 
17O 009:002 Yahudiler kendilerini yok etmeyi tasarlayanlara saldırmak üzere Kral Ahaşveroşun bütün illerindeki kentlerde bir araya geldiler. Hiç kimse onlara karşı koyamadı. Çünkü Yahudi korkusu bütün halkları sarmıştı. 
17O 009:003 İl önderleri, satraplar, valiler ve kralın memurları, Mordekaydan korktukları için Yahudileri desteklediler. 
17O 009:004 Mordekay sarayda güçlü biriydi artık; ünü bütün illere ulaşmıştı. Gücü gittikçe artıyordu. 
17O 009:005 Yahudiler bütün düşmanlarını kılıçtan geçirdiler, öldürdüler, yok ettiler. Kendilerinden nefret edenlere dilediklerini yaptılar. 
17O 009:006 Sus Kalesinde beş yüz kişiyi öldürüp yok ettiler. 
17O 009:007 -10 125710 Yahudi düşmanı Hammedata oğlu Hamanın on oğlunu -Parşandata, Dalfon, Aspata, Porata, Adalya, Aridata, Parmaşta, Arisay, Ariday ve Vayzatayı- öldürdüler. Ama yağmaya girişmediler. 
17O 009:011 Sus Kalesinde öldürülenlerin sayısı aynı gün krala bildirildi. 
17O 009:012 O da Kraliçe Estere, ‹‹Yahudiler Sus Kalesinde Hamanın on oğlu dahil beş yüz kişiyi öldürüp yok etmişler›› dedi, ‹‹Kim bilir, öbür illerimde neler yapmışlardır? İstediğin nedir, sana vereyim; başka dileğin var mı, yerine getirilecektir.›› 
17O 009:013 Ester, ‹‹Eğer kral uygun görüyorsa, Sustaki Yahudiler bugünkü fermanını yarın da uygulasınlar›› dedi, ‹‹Hamanın on oğlunun cesetleri de darağacına asılsın.›› 
17O 009:014 Kral bu isteklerin yerine getirilmesini buyurdu. Susta ferman çıkarıldı ve Hamanın on oğlu asıldı. 
17O 009:015 Sustaki Yahudiler Adar ayının on dördüncü günü yeniden toplanarak kentte üç yüz kişi daha öldürdüler; ama yağmaya girişmediler. 
17O 009:016 Krallığın illerinde yaşayan öbür Yahudiler de canlarını korumak ve düşmanlarından kurtulmak için bir araya geldiler. Kendilerinden nefret edenlerden yetmiş beş bin kişiyi öldürdüler, ama yağmaya girişmediler. 
17O 009:017 Bütün bunlar Adar ayının on üçüncü günü oldu. Yahudiler on dördüncü gün dinlendiler ve o günü şölen ve eğlence günü ilan ettiler. 
17O 009:018 Sustaki Yahudiler ise kendilerini savunmak için on üçüncü ve on dördüncü günler bir araya geldiler. On beşinci gün de dinlendiler. O günü şölen ve eğlence günü ilan ettiler. 
17O 009:019 Taşradaki kentlerde yaşayan Yahudiler işte bu nedenle Adar ayının on dördüncü gününü şölen ve eğlence günü olarak kutlarlar ve birbirlerine yemek sunarlar. 
17O 009:020 Mordekay bu olayları kayda geçirdi. Ardından Kral Ahaşveroşun uzak, yakın bütün illerinde yaşayan Yahudilere mektuplar gönderdi. 
17O 009:021 Her yıl Adar ayının on dördüncü ve on beşinci günlerini kutlamalarını buyurdu. 
17O 009:022 Çünkü o günler, Yahudilerin düşmanlarından kurtulduğu günlerdir. O ay kederlerinin sevince, yaslarının mutluluğa dönüştüğü aydır. Mordekay o günlerde şölenler düzenleyip eğlenmelerini, birbirlerine yemek sunmalarını, yoksullara armağanlar vermelerini buyurdu. 
17O 009:023 Böylece Yahudiler, Mordekayın buyruğunu kabul ederek başlattıkları kutlamaları sürdürdüler. 
17O 009:024 Çünkü bütün Yahudilerin düşmanı Agaklı Hammedata oğlu Haman onları yok etmek için düzen kurmuştu. Onları ezip yok etmek için pur, yani kura çekmişti. 
17O 009:025 Ama kral durumu öğrenince, Hamanın Yahudilere karşı kurduğu düzen geri tepti; kral, Hamanın ve oğullarının darağacına asılmaları için yazılı buyruklar verdi. 
17O 009:026 -27 125870 Pur sözcüğünden ötürü bu günlere Purim adı verildi. Böylece Yahudiler, Mordekayın mektubunda yazılı olanlardan, görüp geçirdiklerinden ve başlarına gelenlerden ötürü bu iki günü buyrulduğu biçimde ve günlerde her yıl kutlamayı kabul ettiler. Bu gelenek kendileri için, soylarından olanlar ve onlara katılan herkes için geçerli olacaktı. 
17O 009:028 Böylece bu günler her ilde, her kentte ve her ailede kuşaktan kuşağa anımsanacak ve kutlanacaktı. Purim günleri Yahudiler için son bulmayacak ve bu günlerin anısı kuşaklar boyu sürecekti. 
17O 009:029 Avihayilin kızı Kraliçe Ester ve Yahudi Mordekay Purimle ilgili bu ikinci mektubu tam yetkiyle yazıp uygulamaya koydular. 
17O 009:030 Mordekay, Ahaşveroşun egemenliği altındaki yüz yirmi yedi ilde yaşayan Yahudilere esenlik ve güvenlik dilekleriyle dolu mektuplar gönderdi. 
17O 009:031 Kraliçe Esterle birlikte daha önce kararlaştırdıkları gibi, Purim günlerini belirlenen tarihte kutlamalarını buyuruyordu. Bu kutlamalara kendilerinin de, soylarından gelenlerin de katılmalarını, oruç tutmada ve ağıt yakmada belirlenen kurallara uymalarını istedi. 
17O 009:032 Purim'e ilişkin bu düzenlemeler Ester'in buyruğuyla onaylandı ve kayda geçirildi. 
17O 010:001 Kral Ahaşveroş ülkeyi en uzak kıyılarına dek haraca bağlamıştı. 
17O 010:002 Büyüklüğü, kahramanlıkları ve Mordekayı her bakımdan nasıl onurlandırdığı Pers ve Med krallarının tarihinde yazılıdır. 
17O 010:003 Yahudi Mordekay, Kral Ahaşveroş'tan sonra ikinci adam olmuştu. Yahudi soydaşları arasında saygı gören ve çoğunluk tarafından sevilen biriydi. Çünkü halkının iyiliğini düşünüyor, bütün soydaşlarının esenliği için çaba gösteriyordu. 
18O 001:001 Ûs ülkesinde Eyüp adında bir adam yaşardı. Kusursuz, doğru bir adamdı. Tanrıdan korkar, kötülükten kaçınırdı. 
18O 001:002 Yedi oğlu, üç kızı vardı. 
18O 001:003 Yedi bin koyuna, üç bin deveye, beş yüz çift öküze, beş yüz çift eşeğe ve pek çok köleye sahipti. Doğudaki insanların en zengini oydu. 
18O 001:004 Oğulları sırayla evlerinde şölen verir, birlikte yiyip içmek için üç kızkardeşlerini de çağırırlardı. 
18O 001:005 Bu şölen dönemi bitince Eyüp onları çağırtıp kutsardı. Sabah erkenden kalkar, ‹‹Çocuklarım günah işlemiş, içlerinden Tanrıya sövmüş olabilirler›› diyerek her biri için yakmalık sunu sunardı. Eyüp hep böyle yapardı. 
18O 001:006 Bir gün ilahi varlıklar RABbin huzuruna çıkmak için geldiklerinde, Şeytan da onlarla geldi. 
18O 001:007 RAB Şeytana, ‹‹Nereden geliyorsun?›› dedi. Şeytan, ‹‹Dünyada gezip dolaşmaktan›› diye yanıtladı. 
18O 001:008 RAB, ‹‹Kulum Eyüpe bakıp da düşündün mü?›› dedi, ‹‹Çünkü dünyada onun gibisi yoktur. Kusursuz, doğru bir adamdır. Tanrıdan korkar, kötülükten kaçınır.›› 
18O 001:009 Şeytan, ‹‹Eyüp Tanrıdan boşuna mı korkuyor?›› diye yanıtladı. 
18O 001:010 ‹‹Onu, ev halkını, sahip olduğu her şeyi sen çitle çevirip korumadın mı? Elleriyle yaptığı her şeyi bereketli kıldın. Sürüleri bütün ülkeye yayıldı. 
18O 001:011 Ama elini uzatır da sahip olduğu her şeyi yok edersen, yüzüne karşı sövecektir.›› 
18O 001:012 RAB Şeytana, ‹‹Peki›› dedi, ‹‹Sahip olduğu her şeyi senin eline bırakıyorum, yalnız kendisine dokunma.›› Böylece Şeytan RABbin huzurundan ayrıldı. 
18O 001:013 Bir gün Eyüpün oğullarıyla kızları ağabeylerinin evinde yemek yiyip şarap içerken 
18O 001:014 bir ulak gelip Eyüpe şöyle dedi: ‹‹Öküzler çift sürüyor, eşekler onların yanında otluyordu. 
18O 001:015 Sabalılar baskın yaptı, hepsini alıp götürdü. Uşakları kılıçtan geçirdiler. Yalnız ben kaçıp kurtuldum sana durumu bildirmek için.›› 
18O 001:016 O daha sözünü bitirmeden başka bir ulak gelip, ‹‹Tanrı ateş yağdırdı›› dedi, ‹‹Koyunlarla uşakları yakıp küle çevirdi. Yalnızca ben kaçıp kurtuldum durumu sana bildirmek için.›› 
18O 001:017 O daha sözünü bitirmeden başka bir ulak gelip, ‹‹Kildaniler üç bölük halinde develere saldırdı›› dedi, ‹‹Hepsini alıp götürdüler, uşakları kılıçtan geçirdiler. Yalnızca ben kurtuldum durumu sana bildirmek için.›› 
18O 001:018 O daha sözünü bitirmeden başka bir ulak gelip, ‹‹Oğullarınla kızların ağabeylerinin evinde yemek yiyip şarap içerken 
18O 001:019 ansızın çölden şiddetli bir rüzgar esti›› dedi, ‹‹Evin dört köşesine çarptı; ev gençlerin üzerine yıkıldı, hepsi öldü. Yalnız ben kurtuldum durumu sana bildirmek için.›› 
18O 001:020 Bunun üzerine Eyüp kalktı, kaftanını yırtıp saçını sakalını kesti, yere kapanıp tapındı. 
18O 001:021 Dedi ki,  ‹‹Bu dünyaya çıplak geldim, çıplak gideceğim.<br />RAB verdi, RAB aldı,<br />RABbin adına övgüler olsun!›› 
18O 001:022 Bütün bu olaylara karşın Eyüp günah işlemedi ve Tanrı'yı suçlamadı. 
18O 002:001 Başka bir gün ilahi varlıklar RABbin huzuruna çıkmak için geldiklerinde Şeytan da RABbin huzuruna çıkmak için onlarla gelmişti. 
18O 002:002 RAB Şeytana, ‹‹Nereden geliyorsun?›› dedi. Şeytan, ‹‹Dünyada gezip dolaşmaktan›› diye yanıtladı. 
18O 002:003 RAB, ‹‹Kulum Eyüpe bakıp da düşündün mü?›› dedi, ‹‹Çünkü dünyada onun gibisi yoktur. Kusursuz, doğru bir adamdır. Tanrıdan korkar, kötülükten kaçınır. Onu boş yere yok etmek için beni kışkırttın, ama o doğruluğunu hâlâ sürdürüyor.›› 
18O 002:004 ‹‹Cana can!›› diye yanıtladı Şeytan, ‹‹İnsan canı için her şeyini verir. 
18O 002:005 Elini uzat da, onun etine, kemiğine dokun, yüzüne karşı sövecektir.›› 
18O 002:006 RAB, ‹‹Peki›› dedi, ‹‹Onu senin eline bırakıyorum. Yalnız canına dokunma.›› 
18O 002:007 Böylece Şeytan RABbin huzurundan ayrıldı. Eyüpün bedeninde tepeden tırnağa kadar kötü çıbanlar çıkardı. 
18O 002:008 Eyüp çıbanlarını kaşımak için bir çömlek parçası aldı. Kül içinde oturuyordu. 
18O 002:009 Karısı, ‹‹Hâlâ doğruluğunu sürdürüyor musun?›› dedi, ‹‹Tanrıya söv de öl bari!›› 
18O 002:010 Eyüp, ‹‹Aptal kadınlar gibi konuşuyorsun›› diye karşılık verdi, ‹‹Nasıl olur? Tanrıdan gelen iyiliği kabul edelim de kötülüğü kabul etmeyelim mi?›› Bütün bu olaylara karşın Eyüpün ağzından günah sayılabilecek bir söz çıkmadı. 
18O 002:011 Eyüpün üç dostu -Temanlı Elifaz, Şuahlı Bildat, Naamalı Sofar- Eyüpün başına gelen bunca kötülüğü duyunca kalkıp bir araya geldiler. Acısını paylaşmak, onu avutmak için yanına gitmek üzere anlaştılar. 
18O 002:012 Uzaktan onu tanıyamadılar; yüksek sesle ağlayıp kaftanlarını yırtarak başlarına toprak saçtılar. 
18O 002:013 Yedi gün yedi gece onunla birlikte yere oturdular. Kimse ağzını açmadı, çünkü ne denli acı çektiğini görüyorlardı. 
18O 003:001 -2 126310 Sonunda Eyüp ağzını açtı ve doğduğu güne lanet edip şöyle dedi: 
18O 003:003 ‹‹Doğduğum gün yok olsun,<br />‹Bir oğul doğdu› denen gece yok olsun! 
18O 003:004 Karanlığa bürünsün o gün,<br />Yüce Tanrı onunla ilgilenmesin,<br />Üzerine ışık doğmasın. 
18O 003:005 Karanlık ve ölüm gölgesi sahip çıksın o güne,<br />Bulut çöksün üzerine;<br />Işığını karanlık söndürsün. 
18O 003:006 Zifiri karanlık yutsun o geceyi,<br />Yılın günleri arasında sayılmasın,<br />Aylardan hiçbirine girmesin. 
18O 003:007 Kısır olsun o gece,<br />Sevinç sesi duyulmasın içinde. 
18O 003:008 Günleri lanetleyenler,<br />Livyatanı uyandırmaya hazır olanlar,<br />O günü lanetlesin. 
18O 003:009 Akşamının yıldızları kararsın,<br />Boş yere aydınlığı beklesin,<br />Tan atışını görmesin. 
18O 003:010 Çünkü sıkıntı yüzü görmemem için<br />Anamın rahminin kapılarını üstüme kapamadı. 
18O 003:011 ‹‹Neden doğarken ölmedim,<br />Rahimden çıkarken son soluğumu vermedim? 
18O 003:012 Neden beni dizler,<br />Emeyim diye memeler karşıladı? 
18O 003:013 Çünkü şimdi huzur içinde yatmış,<br />Uyuyup dinlenmiş olurdum; 
18O 003:014 Yaptırdıkları kentler şimdi viran olan<br />Dünya kralları ve danışmanlarıyla birlikte, 
18O 003:015 Evlerini gümüşle dolduran<br />Altın sahibi önderlerle birlikte. 
18O 003:016 Neden düşük bir çocuk gibi,<br />Gün yüzü görmemiş yavrular gibi toprağa gömülmedim? 
18O 003:017 Orada kötüler kargaşayı bırakır,<br />Yorgunlar rahat eder. 
18O 003:018 Tutsaklar huzur içinde yaşar,<br />Angaryacının sesini duymazlar. 
18O 003:019 Küçük de büyük de oradadır,<br />Köle efendisinden özgürdür. 
18O 003:020 ‹‹Niçin sıkıntı çekenlere ışık,<br />Acı içindekilere yaşam verilir? 
18O 003:021 Oysa onlar gelmeyen ölümü özler,<br />Onu define arar gibi ararlar; 
18O 003:022 Mezara kavuşunca<br />Neşeden coşar, sevinç bulurlar. 
18O 003:023 Neden yaşam verilir nereye gideceğini bilmeyen insana,<br />Çevresini Tanrının çitle çevirdiği kişiye? 
18O 003:024 Çünkü iniltim ekmekten önce geliyor,<br />Su gibi dökülmekte feryadım. 
18O 003:025 Korktuğum,<br />Çekindiğim başıma geldi. 
18O 003:026 Huzur yok, sükûnet yok, rahat yok,<br />Yalnız kargaşa var.›› 
18O 004:001 Temanlı Elifaz şöyle yanıtladı: 
18O 004:002 ‹‹Biri sana bir şey söylemeye çalışsa gücenir misin?<br />Kim konuşmadan durabilir? 
18O 004:003 Evet, pek çoklarına sen ders verdin,<br />Zayıf elleri güçlendirdin, 
18O 004:004 Tökezleyeni senin sözlerin ayakta tuttu,<br />Titreyen dizleri sen pekiştirdin. 
18O 004:005 Ama şimdi senin başına gelince gücüne gidiyor,<br />Sana dokununca yılgınlığa düşüyorsun. 
18O 004:006 Senin güvendiğin Tanrıdan korkun değil mi,<br />Umudun kusursuz yaşamında değil mi? 
18O 004:007 ‹‹Düşün biraz: Hangi suçsuz yok oldu,<br />Nerede doğrular yıkıma uğradı? 
18O 004:008 Benim gördüğüm kadarıyla, fesat sürenler,<br />Kötülük tohumu ekenler ektiklerini biçiyor. 
18O 004:009 Tanrının soluğuyla yok oluyor,<br />Öfkesinin rüzgarıyla tükeniyorlar. 
18O 004:010 Aslanın kükremesi, homurtusu kesildi,<br />Dişleri kırıldı genç aslanların. 
18O 004:011 Aslan av bulamadığı için yok oluyor,<br />Dişi aslanın yavruları dağılıyor. 
18O 004:012 ‹‹Bir söz gizlice erişti bana,<br />Fısıltısı kulağıma ulaştı. 
18O 004:013 Gece rüyaların doğurduğu düşünceler içinde,<br />İnsanları ağır uyku bastığı zaman, 
18O 004:014 Beni dehşet ve titreme aldı,<br />Bütün kemiklerimi sarstı. 
18O 004:015 Önümden bir ruh geçti,<br />Tüylerim ürperdi. 
18O 004:016 Durdu, ama ne olduğunu seçemedim.<br />Bir suret duruyordu gözümün önünde,<br />Çıt çıkmazken bir ses duydum: 
18O 004:017 ‹Tanrı karşısında insan doğru olabilir mi?<br />Kendisini yaratanın karşısında temiz çıkabilir mi? 
18O 004:018 Bakın, Tanrı kullarına güvenmez,<br />Meleklerinde hata bulur da, 
18O 004:019 Çamur evlerde oturanlara,<br />Mayası toprak olanlara,<br />Güveden kolay ezilenlere mi güvenir? 
18O 004:020 Ömürleri sabahtan akşama varmaz,<br />Kimse farkına varmadan sonsuza dek yok olurlar. 
18O 004:021 İçlerindeki çadır ipleri çekilince,<br />Bilgelikten yoksun olarak ölüp giderler.› 
18O 005:001 ‹‹Haydi çağır, seni yanıtlayan çıkacak mı?<br />Meleklerin hangisine yöneleceksin? 
18O 005:002 Aptalı üzüntü öldürür,<br />Budalayı kıskançlık bitirir. 
18O 005:003 Ben aptalın kök saldığını görünce,<br />Hemen yurduna lanet ettim. 
18O 005:004 Çocukları güvenlikten uzak,<br />Mahkeme kapısında ezilir,<br />Savunan çıkmaz. 
18O 005:005 Ürününü açlar yer,<br />Dikenler arasındakini bile toplarlar;<br />Mallarını susamışlar yutmak ister. ‹‹Tuzak››. 
18O 005:006 Çünkü dert topraktan çıkmaz,<br />Sıkıntı yerden bitmez. 
18O 005:007 Havaya uçuşan kıvılcımlar gibi<br />Sıkıntı çekmek için doğar insan. 
18O 005:008 ‹‹Oysa ben Tanrıya yönelir,<br />Davamı Ona bırakırdım. 
18O 005:009 Anlayamadığımız büyük işler,<br />Sayısız şaşılası işler yapan Odur. 
18O 005:010 Yeryüzüne yağmur yağdırır,<br />Tarlalara sular gönderir. 
18O 005:011 Düşkünleri yükseltir,<br />Yaslıları esenliğe çıkarır. 
18O 005:012 Kurnazların oyununu bozar,<br />Düzenlerini gerçekleştiremesinler diye. 
18O 005:013 Bilgeleri kurnazlıklarında yakalar,<br />Düzenbazların oyunu son bulur. 
18O 005:014 Gündüz karanlığa toslar,<br />Öğlen, geceymiş gibi el yordamıyla ararlar. 
18O 005:015 Yoksulu onların kılıç gibi ağzından<br />Ve güçlünün elinden O kurtarır. 
18O 005:016 Yoksul umutlanır,<br />Haksızlık ağzını kapar. 
18O 005:017 ‹‹İşte, ne mutlu Tanrının eğittiği insana!<br />Bu yüzden Her Şeye Gücü Yetenin yola getirişini küçümseme. 
18O 005:018 Çünkü O hem yaralar hem sarar,<br />O incitir, ama elleri sağaltır. 
18O 005:019 Altı kez sıkıntıya düşsen seni kurtarır,<br />Yedinci kez de sana zarar vermez. 
18O 005:020 Kıtlıkta ölümden,<br />Savaşta kılıçtan seni O koruyacak. 
18O 005:021 Kamçılayan dillerden uzak kalacak,<br />Yıkım gelince korkmayacaksın. 
18O 005:022 Yıkıma, açlığa gülüp geçecek,<br />Yabanıl hayvanlardan ürkmeyeceksin. 
18O 005:023 Çünkü tarladaki taşlarla anlaşacaksın,<br />Yabanıl hayvanlar seninle barışacak. 
18O 005:024 Çadırının güvenlik içinde olduğunu bilecek,<br />Yurdunu yoklayınca eksik bulmayacaksın. 
18O 005:025 Çocuklarının çoğalacağını bileceksin,<br />Soyun ot gibi bitecek. 
18O 005:026 Zamanında toplanan demetler gibi,<br />Mezara dinç gireceksin. 
18O 005:027 ‹‹İşte araştırdık, doğrudur,<br />Onun için bunu dinle ve belle.›› 
18O 006:001 Eyüp şöyle yanıtladı: 
18O 006:002 ‹‹Keşke üzüntüm tartılabilse,<br />Acım teraziye konabilseydi! 
18O 006:003 Denizlerin kumundan ağır gelirdi,<br />Bu yüzden abuk sabuk konuştum. 
18O 006:004 Çünkü Her Şeye Gücü Yetenin okları içimde,<br />Ruhum onların zehirini içiyor,<br />Tanrının dehşetleri karşıma dizildi. 
18O 006:005 Otu olan yaban eşeği anırır mı,<br />Yemi olan öküz böğürür mü? 
18O 006:006 Tatsız bir şey tuzsuz yenir mi,<br />Yumurta akında tat bulunur mu? 
18O 006:007 Böyle yiyeceklere dokunmak istemiyorum,<br />Beni hasta ediyorlar. 
18O 006:008 ‹‹Keşke dileğim yerine gelse,<br />Tanrı özlediğimi bana verse! 
18O 006:009 Kerem edip beni ezse,<br />Elini çabuk tutup yaşam bağımı kesse! 
18O 006:010 Yine avunur,<br />Amansız derdime karşın sevinirdim,<br />Çünkü Kutsal Olanın sözlerini yadsımadım. 
18O 006:011 Gücüm nedir ki, bekleyeyim?<br />Sonum nedir ki, sabredeyim? 
18O 006:012 Taş kadar güçlü müyüm,<br />Etim tunçtan mı? 
18O 006:013 Çaresiz kalınca<br />Kendimi kurtaracak gücüm mü olur? 
18O 006:014 ‹‹Kederli insana dost sevgisi gerekir,<br />Her Şeye Gücü Yetenden korkmaktan vaz geçse bile. 
18O 006:015 Kardeşlerim kuru bir dere gibi beni aldattı;<br />Hani gürül gürül akan dereler vardır, 
18O 006:016 Eriyen buzlarla taşan,<br />Kar sularıyla beslenen, 
18O 006:017 Ama kurak mevsimde akmayan,<br />Sıcakta yataklarında tükenen dereler...<br />İşte öyle aldattılar beni. 
18O 006:018 -19 127210 O dereler için kervanlar yolundan sapar,<br />Çöle çıkıp yok olurlar.<br />Temanın kervanları su arar,<br />Sabadan gelen yolcular umutla bakar. 
18O 006:020 Ama oraya varınca umut bağladıkları için utanır,<br />Hayal kırıklığına uğrarlar. 
18O 006:021 Artık siz de bir hiç oldunuz,<br />Dehşete kapılıp korkuyorsunuz. 
18O 006:022 -23 127240 ‹Benim için bir şey verin›<br />Ya da, ‹Rüşvet verip<br />Beni düşmanın elinden kurtarın,<br />Acımasızların elinden alın› dedim mi? 
18O 006:024 ‹‹Bana öğretin, susayım,<br />Yanlışımı gösterin. 
18O 006:025 Doğru söz acıdır!<br />Ama tartışmalarınız neyi kanıtlıyor? 
18O 006:026 Sözlerimi düzeltmek mi istiyorsunuz?<br />Çaresizin sözlerini boş laf mı sayıyorsunuz? 
18O 006:027 Öksüzün üzerine kura çeker,<br />Arkadaşınızın üzerine pazarlık ederdiniz. 
18O 006:028 ‹‹Şimdi lütfedip bana bakın,<br />Yüzünüze karşı yalan söyleyecek değilim ya. 
18O 006:029 Bırakın artık, haksızlık etmeyin,<br />Bir daha düşünün, davamda haklıyım. 
18O 006:030 Ağzımdan haksız bir söz çıkıyor mu,<br />Damağım kötü niyeti ayırt edemiyor mu? 
18O 007:001 ‹‹Yeryüzünde insan yaşamı savaşı andırmıyor mu,<br />Günleri gündelikçinin günlerinden farklı mı? 
18O 007:002 Gölgeyi özleyen köle,<br />Ücretini bekleyen gündelikçi gibi, 
18O 007:003 Miras olarak bana boş aylar verildi,<br />Payıma sıkıntılı geceler düştü. 
18O 007:004 Yatarken, ‹Ne zaman kalkacağım› diye düşünüyorum,<br />Ama gece uzadıkça uzuyor,<br />Gün doğana dek dönüp duruyorum. 
18O 007:005 Bedenimi kurt, kabuk kaplamış,<br />Çatlayan derimden irin akıyor. 
18O 007:006 ‹‹Günlerim dokumacının mekiğinden hızlı,<br />Umutsuz tükenmekte. 
18O 007:007 Ey Tanrı, yaşamımın bir soluk olduğunu anımsa,<br />Gözüm bir daha mutluluk yüzü görmeyecek. 
18O 007:008 Şu anda bana bakan gözler bir daha beni görmeyecek,<br />Senin gözlerin üzerimde olacak,<br />Ama ben yok olacağım. 
18O 007:009 Bir bulutun dağılıp gitmesi gibi,<br />Ölüler diyarına inen bir daha çıkmaz. 
18O 007:010 Bir daha evine dönmez,<br />Bulunduğu yer artık onu tanımaz. 
18O 007:011 ‹‹Bu yüzden sessiz kalmayacak,<br />İçimdeki sıkıntıyı dile getireceğim;<br />Canımın acısıyla yakınacağım. 
18O 007:012 Ben deniz ya da deniz canavarı mıyım ki,<br />Başıma bekçi koydun? 
18O 007:013 Yatağım beni rahatlatır,<br />Döşeğim acılarımı dindirir diye düşündüğümde, 
18O 007:014 Beni düşlerle korkutuyor,<br />Görümlerle yıldırıyorsun. 
18O 007:015 Öyle ki, boğulmayı,<br />Ölmeyi şu yaşama yeğliyorum. 
18O 007:016 Yaşamımdan tiksiniyor,<br />Sonsuza dek yaşamak istemiyorum;<br />Çek elini benden, çünkü günlerimin anlamı kalmadı. 
18O 007:017 ‹‹İnsan ne ki, onu büyütesin,<br />Üzerinde kafa yorasın, 
18O 007:018 Her sabah onu yoklayasın,<br />Her an onu sınayasın? 
18O 007:019 Gözünü üzerimden hiç ayırmayacak mısın,<br />Tükürüğümü yutacak kadar bile beni rahat bırakmayacak mısın? 
18O 007:020 Günah işledimse, ne yaptım sana,<br />Ey insan gözcüsü?<br />Niçin beni kendine hedef seçtin?<br />Sana yük mü oldum? 
18O 007:021 Niçin isyanımı bağışlamaz,<br />Suçumu affetmezsin?<br />Çünkü yakında toprağa gireceğim,<br />Beni çok arayacaksın, ama ben artık olmayacağım.›› 
18O 008:001 Şuahlı Bildat şöyle yanıtladı: 
18O 008:002 ‹‹Ne zamana dek böyle konuşacaksın?<br />Sözlerin sert rüzgar gibi. 
18O 008:003 Tanrı adaleti saptırır mı,<br />Her Şeye Gücü Yeten doğru olanı çarpıtır mı? 
18O 008:004 Oğulların ona karşı günah işlediyse,<br />İsyanlarının cezasını vermiştir. 
18O 008:005 Ama sen gayretle Tanrıyı arar,<br />Her Şeye Gücü Yetene yalvarırsan, 
18O 008:006 Temiz ve doğruysan,<br />O şimdi bile senin için kolları sıvayıp<br />Seni hak ettiğin yere geri getirecektir. 
18O 008:007 Başlangıcın küçük olsa da,<br />Sonun büyük olacak. 
18O 008:008 ‹‹Lütfen, önceki kuşaklara sor,<br />Atalarının neler öğrendiğini iyice araştır. 
18O 008:009 Çünkü biz daha dün doğduk, bir şey bilmeyiz,<br />Yeryüzündeki günlerimiz sadece bir gölge. 
18O 008:010 Onlar sana anlatıp öğretmeyecek,<br />İçlerindeki sözleri dile getirmeyecek mi? 
18O 008:011 ‹‹Bataklık olmayan yerde kamış biter mi?<br />Susuz yerde saz büyür mü? 
18O 008:012 Henüz yeşilken, kesilmeden,<br />Otlardan önce kururlar. 
18O 008:013 Tanrıyı unutan herkesin sonu böyledir,<br />Tanrısız insanın umudu böyle yok olur. 
18O 008:014 Onun güvendiği şey kırılır,<br />Dayanağı ise bir örümcek ağıdır. 
18O 008:015 Örümcek ağına yaslanır, ama ağ çöker,<br />Ona tutunur, ama ağ taşımaz. 
18O 008:016 Tanrısızlar güneşte iyi sulanmış bitkiyi andırır,<br />Dalları bahçenin üzerinden aşar; 
18O 008:017 Kökleri taş yığınına sarılır,<br />Çakılların arasında yer aranır. 
18O 008:018 Ama yerinden sökülürse,<br />Yeri, ‹Seni hiç görmedim› diyerek onu yadsır. 
18O 008:019 İşte sevinci böyle son bulur,<br />Yerinde başka bitkiler biter. 
18O 008:020 ‹‹Tanrı kusursuz insanı reddetmez,<br />Kötülük edenlerin elinden tutmaz. 
18O 008:021 O senin ağzını yine gülüşle,<br />Dudaklarını sevinç haykırışıyla dolduracaktır. 
18O 008:022 Düşmanlarını utanç kaplayacak,<br />Kötülerin çadırı yok olacaktır.›› 
18O 009:001 Eyüp şöyle yanıtladı: 
18O 009:002 ‹‹Biliyorum, gerçekten öyledir,<br />Ama Tanrının önünde insan nasıl haklı çıkabilir? 
18O 009:003 Biri Onunla tartışmak istese,<br />Binde bir bile Ona yanıt veremez. 
18O 009:004 Onun bilgisi derin, gücü eşsizdir,<br />Kim Ona direndi de ayakta kaldı? 
18O 009:005 O dağları yerinden oynatır da,<br />Dağlar farkına varmaz,<br />Öfkeyle altüst eder onları. 
18O 009:006 Dünyayı yerinden oynatır,<br />Direklerini titretir. 
18O 009:007 Güneşe buyruk verir, doğmaz güneş,<br />Yıldızları mühürler. 
18O 009:008 Odur tek başına gökleri geren,<br />Denizin dalgaları üzerinde yürüyen. 
18O 009:009 Büyük Ayıyı, Oryonu, Ülkeri,<br />Güney takımyıldızlarını yaratan Odur. 
18O 009:010 Anlayamadığımız büyük işler,<br />Sayısız şaşılası işler yapan Odur. 
18O 009:011 İşte, yanımdan geçer, Onu göremem,<br />Geçip gider, farkına bile varmam. 
18O 009:012 Evet, O avını kaparsa, kim Onu durdurabilir?<br />Kim Ona, ‹Ne yapıyorsun› diyebilir? 
18O 009:013 Tanrı öfkesini dizginlemez,<br />Rahavın yardımcıları bile<br />Onun ayağına kapanır. güçlerini simgeleyen bir deniz canavarı. 
18O 009:014 ‹‹Nerde kaldı ki, ben Ona yanıt vereyim,<br />Onunla tartışmak için söz bulayım? 
18O 009:015 Haklı olsam da Ona yanıt veremez,<br />Merhamet etmesi için yargıcıma yalvarırdım ancak. 
18O 009:016 Onu çağırsam, O da bana yanıt verseydi,<br />Yine de inanmazdım sesime kulak verdiğine. 
18O 009:017 O beni kasırgayla eziyor,<br />Nedensiz yaralarımı çoğaltıyor. 
18O 009:018 Soluk almama izin vermiyor,<br />Ancak beni acıya doyuruyor. 
18O 009:019 Sorun güç sorunuysa, O güçlüdür!<br />Adalet sorunuysa, kim Onu mahkemeye çağırabilir? 
18O 009:020 Suçsuz olsam ağzım beni suçlar,<br />Kusursuz olsam beni suçlu çıkarır. 
18O 009:021 ‹‹Kusursuz olsam da kendime aldırdığım yok,<br />Yaşamımı hor görüyorum. 
18O 009:022 Hepsi bir, bu yüzden diyorum ki,<br />‹O suçluyu da suçsuzu da yok ediyor.› 
18O 009:023 Kırbaç ansızın ölüm saçınca,<br />O suçsuzların sıkıntısıyla eğlenir. 
18O 009:024 Dünya kötülerin eline verilmiş,<br />Yargıçların gözünü kapayan Odur.<br />O değilse, kimdir? 
18O 009:025 ‹‹Günlerim koşucudan çabuk,<br />İyilik görmeden geçmekte. 
18O 009:026 Kamış sandal gibi kayıp gidiyor,<br />Avının üstüne süzülen kartal gibi. 
18O 009:027 ‹Acılarımı unutayım,<br />Üzgün çehremi değiştirip gülümseyeyim› desem, 
18O 009:028 Bütün dertlerimden yılarım,<br />Çünkü beni suçsuz saymayacağını biliyorum. 
18O 009:029 Madem suçlanacağım,<br />Neden boş yere uğraşayım? 
18O 009:030 Sabun otuyla yıkansam,<br />Ellerimi kül suyuyla temizlesem, 
18O 009:031 Beni yine pisliğe batırırsın,<br />Giysilerim bile benden tiksinir. 
18O 009:032 O benim gibi bir insan değil ki,<br />Ona yanıt vereyim,<br />Birlikte mahkemeye gideyim. 
18O 009:033 Keşke aramızda bir hakem olsa da,<br />Elini ikimizin üstüne koysa! 
18O 009:034 Tanrı sopasını üzerimden kaldırsın,<br />Dehşeti beni yıldırmasın. 
18O 009:035 O zaman konuşur, O'ndan korkmazdım,<br />Ama bu durumda bir şey yapamam. 
18O 010:001 ‹‹Yaşamımdan usandım,<br />Özgürce yakınacak,<br />İçimdeki acıyla konuşacağım. 
18O 010:002 Tanrıya: Beni suçlama diyeceğim,<br />Ama söyle, niçin benimle çekişiyorsun. 
18O 010:003 Hoşuna mı gidiyor gaddarlık etmek,<br />Kendi ellerinin emeğini reddedip<br />Kötülerin tasarılarını onaylamak? 
18O 010:004 Sende insan gözü mü var?<br />İnsanın gördüğü gibi mi görüyorsun? 
18O 010:005 Günlerin ölümlü birinin günleri gibi,<br />Yılların insanın yılları gibi mi ki, 
18O 010:006 Suçumu arıyor,<br />Günahımı araştırıyorsun? 
18O 010:007 Kötü olmadığımı,<br />Senin elinden beni kimsenin kurtaramayacağını biliyorsun. 
18O 010:008 ‹‹Senin ellerin bana biçim verdi, beni yarattı,<br />Şimdi dönüp beni yok mu edeceksin? 
18O 010:009 Lütfen anımsa, balçık gibi bana sen biçim verdin,<br />Beni yine toprağa mı döndüreceksin? 
18O 010:010 Beni süt gibi dökmedin mi,<br />Peynir gibi katılaştırmadın mı? 
18O 010:011 Bana et ve deri giydirdin,<br />Beni kemiklerle, sinirlerle ördün. 
18O 010:012 Bana yaşam verdin, sevgi gösterdin,<br />İlgin ruhumu korudu. 
18O 010:013 ‹‹Ama bunları yüreğinde gizledin,<br />Biliyorum aklındakini: 
18O 010:014 Günah işleseydim, beni gözlerdin,<br />Suçumu cezasız bırakmazdın. 
18O 010:015 Suçluysam, vay başıma!<br />Suçsuzken bile başımı kaldıramıyorum,<br />Çünkü utanç doluyum, çaresizim. 
18O 010:016 Başımı kaldırsam, aslan gibi beni avlar,<br />Şaşılası gücünü yine gösterirsin üstümde. 
18O 010:017 Bana karşı yeni tanıklar çıkarır,<br />Öfkeni artırırsın.<br />Orduların dalga dalga üzerime geliyor. 
18O 010:018 ‹‹Niçin doğmama izin verdin?<br />Keşke ölseydim, hiçbir göz beni görmeden! 
18O 010:019 Hiç var olmamış olurdum,<br />Rahimden mezara taşınırdım. 
18O 010:020 Birkaç günlük ömrüm kalmadı mı?<br />Beni rahat bırak da biraz yüzüm gülsün; 
18O 010:021 Dönüşü olmayan yere gitmeden önce,<br />Karanlık ve ölüm gölgesi diyarına, 
18O 010:022 Zifiri karanlık diyarına,<br />Ölüm gölgesi, kargaşa diyarına,<br />Aydınlığın karanlığı andırdığı yere.›› 
18O 011:001 Naamalı Sofar şöyle yanıtladı: 
18O 011:002 ‹‹Bunca söz yanıtsız mı kalsın?<br />Çok konuşan haklı mı sayılsın? 
18O 011:003 Saçmalıkların karşısında sussun mu insanlar?<br />Sen alay edince kimse seni utandırmasın mı? 
18O 011:004 Tanrıya, ‹İnancım arıdır› diyorsun,<br />‹Senin gözünde temizim.› 
18O 011:005 Ama keşke Tanrı konuşsa,<br />Sana karşı ağzını açsa da, 
18O 011:006 Bilgeliğin sırlarını bildirse!<br />Çünkü bilgelik çok yönlüdür.<br />Bil ki, Tanrı günahlarından bazılarını unuttu bile. 
18O 011:007 ‹‹Tanrının derin sırlarını anlayabilir misin?<br />Her Şeye Gücü Yetenin sınırlarına ulaşabilir misin? 
18O 011:008 Onlar gökler kadar yüksektir, ne yapabilirsin?<br />Ölüler diyarından derindir, nasıl anlayabilirsin? 
18O 011:009 Ölçüleri yeryüzünden uzun,<br />Denizden geniştir. 
18O 011:010 ‹‹Gelip seni hapsetse, mahkemeye çağırsa,<br />Kim Ona engel olabilir? 
18O 011:011 Çünkü O yalancıları tanır,<br />Kötülüğü görür de dikkate almaz mı? 
18O 011:012 Ne zaman yaban eşeği insan doğurursa,<br />Aptal da o zaman sağduyulu olur. 
18O 011:013 ‹‹Ona yüreğini adar,<br />Ellerini açarsan, 
18O 011:014 İşlediğin günahı kendinden uzaklaştırır,<br />Çadırında haksızlığa yer vermezsen, 
18O 011:015 Utanmadan başını kaldırır,<br />Sağlam ve korkusuz olabilirsin. 
18O 011:016 Sıkıntılarını unutur,<br />Akıp gitmiş sular gibi anarsın onları. 
18O 011:017 Yaşamın öğlen güneşinden daha parlak olur,<br />Karanlık sabaha döner. 
18O 011:018 Güven duyarsın, çünkü umudun olur,<br />Çevrene bakıp güvenlik içinde yatarsın. 
18O 011:019 Uzanırsın, korkutan olmaz,<br />Birçokları senden lütuf diler. 
18O 011:020 Ama kötülerin gözlerinin feri sönecek,<br />Kaçacak yer bulamayacaklar,<br />Tek umutları son soluklarını vermek olacak.›› 
18O 012:001 Eyüp şöyle yanıtladı: 
18O 012:002 ‹‹Kendinizi birşey sandığınız belli,<br />Ama bilgelik de sizinle birlikte ölecek! 
18O 012:003 Sizin kadar benim de aklım var,<br />Sizden aşağı kalmam.<br />Kim bilmez bunları? 
18O 012:004 ‹‹Gülünç oldum dostlarıma,<br />Ben ki, Tanrıya yakarırdım, yanıtlardı beni.<br />Doğru ve kusursuz adam gülünç oldu. 
18O 012:005 Kaygısızlar felaketi küçümser,<br />Ayağı kayanı umursamaz. 
18O 012:006 Soyguncuların çadırlarında rahatlık var,<br />Tanrıyı gazaba getirenler güvenlik içinde,<br />Tanrıya değil, kendi bileklerine güveniyorlar. 
18O 012:007 ‹‹Ama şimdi sor hayvanlara, sana öğretsinler,<br />Gökte uçan kuşlara sor, sana anlatsınlar, 
18O 012:008 Toprağa söyle, sana öğretsin,<br />Denizdeki balıklara sor, sana bilgi versinler. 
18O 012:009 Hangisi bilmez<br />Bunu RABbin yaptığını? 
18O 012:010 Her yaratığın canı,<br />Bütün insanlığın soluğu Onun elindedir. 
18O 012:011 Damağın yemeği tattığı gibi<br />Kulak da sözleri denemez mi? 
18O 012:012 Bilgelik yaşlılarda,<br />Akıl uzun yaşamdadır. 
18O 012:013 ‹‹Bilgelik ve güç Tanrıya özgüdür,<br />Ondadır öğüt ve akıl. 
18O 012:014 Onun yıktığı onarılamaz,<br />Onun hapsettiği kişi özgür olamaz. 
18O 012:015 Suları tutarsa, kuraklık olur,<br />Salıverirse dünyayı sel götürür. 
18O 012:016 Güç ve zafer Ona aittir,<br />Aldanan da aldatan da Onundur. 
18O 012:017 Danışmanları çaresiz kılar,<br />Yargıçları çıldırtır. 
18O 012:018 Kralların bağladığı bağı çözer,<br />Bellerine kuşak bağlar. 
18O 012:019 Kâhinleri çaresiz kılar,<br />Koltuklarında yıllananları devirir. 
18O 012:020 Güvenilir danışmanları susturur,<br />Yaşlıların aklını alır. 
18O 012:021 Rezalet saçar soylular üzerine,<br />Güçlülerin kuşağını gevşetir. 
18O 012:022 Karanlıkların derin sırlarını açar,<br />Ölüm gölgesini aydınlığa çıkarır. 
18O 012:023 Ulusları büyütür, ulusları yok eder,<br />Ulusları genişletir, ulusları sürgün eder. 
18O 012:024 Dünya önderlerinin aklını başından alır,<br />Yolu izi belirsiz bir çölde dolaştırır onları. 
18O 012:025 Karanlıkta el yordamıyla yürür, ışık yüzü görmezler;<br />Sarhoş gibi dolaştırır onları. 
18O 013:001 ‹‹İşte, gözlerim her şeyi gördü,<br />Kulağım duydu, anladı. 
18O 013:002 Sizin bildiğinizi ben de biliyorum,<br />Sizden aşağı kalmam. 
18O 013:003 Ama ben Her Şeye Gücü Yetenle konuşmak,<br />Davamı Tanrıyla tartışmak istiyorum. 
18O 013:004 Sizlerse yalan düzüyorsunuz,<br />Hepiniz değersiz hekimlersiniz. 
18O 013:005 Keşke büsbütün sussanız!<br />Sizin için bilgelik olurdu bu. 
18O 013:006 Şimdi davamı dinleyin,<br />Yakınmama kulak verin. 
18O 013:007 Tanrı adına haksızlık mı edeceksiniz?<br />Onun adına yalan mı söyleyeceksiniz? 
18O 013:008 Onun tarafını mı tutacaksınız?<br />Tanrının davasını mı savunacaksınız? 
18O 013:009 Sizi sorguya çekerse, iyi mi olur?<br />İnsanları aldattığınız gibi Onu da mı aldatacaksınız? 
18O 013:010 Gizlice Onun tarafını tutarsanız,<br />Kuşkusuz sizi azarlar. 
18O 013:011 Onun görkemi sizi yıldırmaz mı?<br />Dehşeti üzerinize düşmez mi? 
18O 013:012 Anlattıklarınız kül kadar değersizdir,<br />Savunduklarınızsa çamurdan farksız. 
18O 013:013 ‹‹Susun, bırakın ben konuşayım,<br />Başıma ne gelirse gelsin. 
18O 013:014 Hayatım tehlikeye girecekse girsin,<br />Canım zora düşecekse düşsün. 
18O 013:015 Beni öldürecek, umudum kalmadıfç,<br />Hiç olmazsa yürüdüğüm yolun doğruluğunu yüzüne karşı savunayım. bile Ona güvenim sarsılmaz.›› 
18O 013:016 Aslında bu benim kurtuluşum olacak,<br />Çünkü tanrısız bir adam Onun karşısına çıkamaz. 
18O 013:017 Sözlerimi iyi dinleyin,<br />Kulaklarınızdan çıkmasın söyleyeceklerim. 
18O 013:018 İşte davamı hazırladım,<br />Haklı çıkacağımı biliyorum. 
18O 013:019 Kim suçlayacak beni?<br />Biri varsa susar, son soluğumu veririm. 
18O 013:020 ‹‹Yalnız şu iki şeyi lütfet, Tanrım,<br />O zaman kendimi senden gizlemeyeceğim: 
18O 013:021 Elini üstümden çek<br />Ve dehşetinle beni yıldırma. 
18O 013:022 Sonra beni çağır, yanıtlayayım,<br />Ya da bırak ben konuşayım, sen yanıtla. 
18O 013:023 Suçlarım, günahlarım ne kadar?<br />Bana suçumu, günahımı göster. 
18O 013:024 Niçin yüzünü gizliyorsun,<br />Beni düşman gibi görüyorsun? çağrıştırıyor, bu yolla bir söz sanatı yapılmış. 
18O 013:025 Rüzgarın sürüklediği yaprağa dönmüşüm,<br />Beni mi korkutacaksın?<br />Kuru samanı mı kovalayacaksın? 
18O 013:026 Çünkü hakkımda acı şeyler yazıyor,<br />Gençliğimde işlediğim günahları bana miras veriyorsun. 
18O 013:027 Ayaklarımı tomruğa vuruyor,<br />Yollarımı gözetliyor,<br />İzimi sürüyorsun. 
18O 013:028 ‹‹Oysa insan telef olmuş, çürük bir şey,<br />Güve yemiş giysi gibidir. 
18O 014:001 ‹‹İnsanı kadın doğurur,<br />Günleri sayılı ve sıkıntı doludur. 
18O 014:002 Çiçek gibi açıp solar,<br />Gölge gibi gelip geçer. 
18O 014:003 Gözlerini böyle birine mi dikiyorsun,<br />Yargılamak için önüne çağırıyorsun? 
18O 014:004 Kim temizi kirliden çıkarabilir?<br />Hiç kimse! 
18O 014:005 Madem insanın günleri belirlenmiş,<br />Aylarının sayısı saptanmış,<br />Sınır koymuşsun, öteye geçemez; 
18O 014:006 Gözünü ondan ayır da,<br />Çalışma saatini dolduran gündelikçi gibi rahat etsin. 
18O 014:007 ‹‹Oysa bir ağaç için umut vardır,<br />Kesilse, yeniden sürgün verir,<br />Eksilmez filizleri. 
18O 014:008 Kökü yerde kocasa,<br />Kütüğü toprakta ölse bile, 
18O 014:009 Su kokusu alır almaz filizlenir,<br />Bir fidan gibi dal budak salar. 
18O 014:010 İnsan ise ölüp yok olur,<br />Son soluğunu verir ve her şey biter. 
18O 014:011 Suyu akıp giden göl<br />Ya da kuruyan ırmak nasıl çöle dönerse, 
18O 014:012 İnsan da öyle, yatar, bir daha kalkmaz,<br />Gökler yok oluncaya dek uyanmaz,<br />Uyandırılmaz. 
18O 014:013 ‹‹Keşke beni ölüler diyarına gizlesen,<br />Öfken geçinceye dek saklasan,<br />Bana bir süre versen de, beni sonra anımsasan. 
18O 014:014 İnsan ölür de dirilir mi?<br />Başka biri nöbetimi devralıncaya dek<br />Savaş boyunca umutla beklerdim. 
18O 014:015 Sen çağırırdın, ben yanıtlardım,<br />Ellerinle yaptığın yaratığı özlerdin. 
18O 014:016 O zaman adımlarımı sayar,<br />Günahımın hesabını tutmazdın. 
18O 014:017 İsyanımı torbaya koyup mühürler,<br />Suçumu örterdin. 
18O 014:018 ‹‹Ama dağın yıkılıp çöktüğü,<br />Kayanın yerinden taşındığı, 
18O 014:019 Suyun taşı aşındırdığı,<br />Selin toprağı sürükleyip götürdüğü gibi,<br />İnsanın umudunu yok ediyorsun. 
18O 014:020 Onu hep yenersin, yok olup gider,<br />Çehresini değiştirir, uzağa gönderirsin. 
18O 014:021 Oğulları saygı görür, onun haberi olmaz,<br />Aşağılanırlar, anlamaz. 
18O 014:022 Ancak kendi canının acısını duyar,<br />Yalnız kendisi için yas tutar.›› 
18O 015:001 Temanlı Elifaz şöyle yanıtladı: 
18O 015:002 ‹‹Bilge kişi boş sözlerle yanıtlar mı,<br />Karnını doğu rüzgarıyla doldurur mu? 
18O 015:003 Boş sözlerle tartışır,<br />Yararsız söylevler verir mi? 
18O 015:004 Tanrı korkusunu bile ortadan kaldırıyor,<br />Tanrının huzurunda düşünmeyi engelliyorsun. 
18O 015:005 Çünkü suçun ağzını kışkırtıyor,<br />Hilekârların diliyle konuşuyorsun. 
18O 015:006 Kendi ağzın seni suçluyor, ben değil,<br />Dudakların sana karşı tanıklık ediyor. 
18O 015:007 ‹‹İlk doğan insan sen misin?<br />Yoksa dağlardan önce mi var oldun? 
18O 015:008 Tanrının sırrını mı dinledin de,<br />Yalnız kendini bilge görüyorsun? 
18O 015:009 Senin bildiğin ne ki, biz bilmeyelim?<br />Senin anladığın ne ki, bizde olmasın? 
18O 015:010 Bizde ak saçlı da yaşlı da var,<br />Babandan bile yaşlı. 
18O 015:011 Az mı geliyor Tanrının avutması sana,<br />Söylediği yumuşak sözler? 
18O 015:012 Niçin yüreğin seni sürüklüyor,<br />Gözlerin parıldıyor, 
18O 015:013 Tanrıya öfkeni gösteriyorsun,<br />Ağzından böyle sözler dökülüyor? 
18O 015:014 ‹‹İnsan gerçekten temiz olabilir mi?<br />Kadından doğan biri doğru olabilir mi? 
18O 015:015 Tanrı meleklerine güvenmiyorsa,<br />Gökler bile Onun gözünde temiz değilse, 
18O 015:016 Haksızlığı su gibi içen<br />İğrenç, bozuk insana mı güvenecek? 
18O 015:017 ‹‹Dinle beni, sana açıklayayım,<br />Gördüğümü anlatayım, 
18O 015:018 Bilgelerin atalarından öğrenip bildirdiği,<br />Gizlemediği gerçekleri; 
18O 015:019 O atalar ki, ülke yalnız onlara verilmişti,<br />Aralarına henüz yabancı girmemişti. 
18O 015:020 Kötü insan yaşamı boyunca kıvranır,<br />Zorbaya ayrılan yıllar sayılıdır. 
18O 015:021 Dehşet sesleri kulağından eksilmez,<br />Esenlik içindeyken soyguncunun saldırısına uğrar. 
18O 015:022 Karanlıktan kurtulabileceğine inanmaz,<br />Kılıç onu gözler. 
18O 015:023 ‹Nerede?› diyerek ekmek ardınca dolaşır,<br />Karanlık günün yanıbaşında olduğunu bilir. 
18O 015:024 Acı ve sıkıntı onu yıldırır,<br />Savaşa hazır bir kral gibi onu yener. 
18O 015:025 Çünkü Tanrıya el kaldırmış,<br />Her Şeye Gücü Yetene meydan okumuş, 
18O 015:026 Kalın, yumrulu kalkanıyla<br />Ona inatla saldırmıştı. 
18O 015:027 ‹‹Yüzü semirdiği,<br />Göbeği yağ bağladığı halde, 
18O 015:028 Yıkılmış kentlerde,<br />Taş yığınına dönmüş oturulmaz evlerde oturacak, 
18O 015:029 Zengin olmayacak, serveti tükenecek,<br />Malları ülkeye yayılmayacaktır. 
18O 015:030 Karanlıktan kaçamayacak,<br />Filizlerini alev kurutacak,<br />Tanrının ağzından çıkan solukla yok olacaktır. 
18O 015:031 Boş şeye güvenerek kendini aldatmasın,<br />Çünkü ödülü boşluk olacaktır. 
18O 015:032 Gününden önce işi tamamlanacak,<br />Dalı yeşermeyecektir. 
18O 015:033 Asma gibi koruğunu dökecek,<br />Zeytin ağacı gibi çiçeğini dağıtacaktır. 
18O 015:034 Çünkü tanrısızlar sürüsü kısır olur,<br />Rüşvetçilerin çadırlarını ateş yakıp yok eder. 
18O 015:035 Fesada gebe kalıp kötülük doğururlar,<br />İçleri yalan doludur.›› 
18O 016:001 Eyüp şöyle yanıtladı: 
18O 016:002 ‹‹Buna benzer çok şey duydum,<br />Oysa siz avutmuyor, sıkıntı veriyorsunuz. 
18O 016:003 Boş sözleriniz hiç sona ermeyecek mi?<br />Nedir derdiniz, boyuna karşılık veriyorsunuz? 
18O 016:004 Yerimde siz olsaydınız,<br />Ben de sizin gibi konuşabilirdim;<br />Size karşı güzel sözler dizer,<br />Başımı sallayabilirdim. 
18O 016:005 Ağzımdan çıkan sözlerle yüreklendirir,<br />Dudaklarımdan dökülen avutucu sözlerle yatıştırırdım sizi. 
18O 016:006 ‹‹Konuşsam bile acım dinmez,<br />Sussam ne değişir? 
18O 016:007 Ey Tanrı, beni tükettin,<br />Bütün ev halkımı dağıttın. 
18O 016:008 Beni sıkıp buruşturdun, bana karşı tanık oldu bu;<br />Zayıflığım kalkmış tanıklık ediyor bana karşı. 
18O 016:009 Tanrı öfkeyle saldırıp parçalıyor beni,<br />Dişlerini gıcırdatıyor bana,<br />Düşmanım gözlerini üzerime dikiyor. 
18O 016:010 İnsanlar bana dudak büküyor,<br />Aşağılayarak tokat atıyor,<br />Birleşiyorlar bana karşı. 
18O 016:011 Tanrı haksızlara teslim ediyor beni,<br />Kötülerin kucağına atıyor. 
18O 016:012 Ben rahat yaşıyordum, ama Tanrı paraladı beni,<br />Boynumdan tutup yere çaldı.<br />Beni hedef yaptı kendine. 
18O 016:013 Okçuları beni kuşatıyor,<br />Acımadan böbreklerimi deşiyor,<br />Ödümü yerlere döküyor. 
18O 016:014 Bedenimde gedik üstüne gedik açıyor,<br />Dev gibi üzerime saldırıyor. 
18O 016:015 ‹‹Giymek için çul diktim,<br />Gururumu ayak altına aldım. 
18O 016:016 Ağlamaktan yüzüm kızardı,<br />Gözlerimin altı morardı. 
18O 016:017 Yine de ellerim şiddetten uzak,<br />Duam içtendir. 
18O 016:018 ‹‹Ey toprak, kanımı örtme,<br />Feryadım asla dinmesin. 
18O 016:019 Daha şimdiden tanığım göklerde,<br />Beni savunan yücelerdedir. 
18O 016:020 Dostlarım benimle eğleniyor,<br />Gözlerim Tanrıya yaş döküyor; 
18O 016:021 Tanrı kendisiyle insan arasında<br />İnsanoğluyla komşusu arasında hak arasın diye. 
18O 016:022 ‹‹Çünkü birkaç yıl sonra,<br />Dönüşü olmayan yolculuğa çıkacağım. 
18O 017:001 ‹‹Yaşama gücüm tükendi, günlerim kısaldı,<br />Mezar gözlüyor beni. 
18O 017:002 Çevremi alaycılar kuşatmış,<br />Gözümü onların aşağılamasıyla açıp kapıyorum. 
18O 017:003 ‹‹Ey Tanrı, kefilim ol kendine karşı,<br />Başka kim var bana güvence verecek? 
18O 017:004 Çünkü onların aklını anlayışa kapadın,<br />Bu yüzden onları zafere kavuşturmayacaksın. 
18O 017:005 Para için dostlarını satan adamın<br />Çocuklarının gözünün feri söner. 
18O 017:006 ‹‹Tanrı beni insanların diline düşürdü,<br />Yüzüme tükürmekteler. 
18O 017:007 Kederden gözümün feri söndü,<br />Kollarım bacaklarım çırpı gibi. 
18O 017:008 Dürüst insanlar buna şaşıyor,<br />Suçsuzlar tanrısızlara saldırıyor. 
18O 017:009 Doğrular kendi yolunu tutuyor,<br />Elleri temiz olanlar gittikçe güçleniyor. 
18O 017:010 ‹‹Ama siz, hepiniz gelin yine deneyin!<br />Aranızda bir bilge bulamayacağım. 
18O 017:011 Günlerim geçti, tasarılarım,<br />Dileklerim suya düştü. 
18O 017:012 Bu insanlar geceyi gündüze çeviriyorlar,<br />Karanlığa ‹Işık yakındır› diyorlar. 
18O 017:013 Ölüler diyarını evim diye gözlüyorsam,<br />Yatağımı karanlığa seriyorsam, 
18O 017:014 Çukura ‹Babam›,<br />Kurda ‹Annem, kızkardeşim› diyorsam, 
18O 017:015 Umudum nerede?<br />Kim benim için umut görebilir? 
18O 017:016 Umut benimle ölüler diyarına mı inecek?<br />Toprağa birlikte mi gireceğiz?›› 
18O 018:001 Şuahlı Bildat şöyle yanıtladı: 
18O 018:002 ‹‹Ne zaman bitecek bu sözler?<br />Biraz anlayışlı olun da konuşalım. 
18O 018:003 Niçin hayvan yerine konuyoruz,<br />Gözünüzde aptal sayılıyoruz? 
18O 018:004 Sen kendini öfkenle paralıyorsun,<br />Senin uğruna dünyadan vaz mı geçilecek?<br />Kayalar yerini mi değiştirecek? 
18O 018:005 ‹‹Evet, kötünün ışığı sönecek,<br />Ateşinin alevi parlamayacak. 
18O 018:006 Çadırındaki ışık karanlığa dönecek,<br />Yanındaki kandil sönecek. 
18O 018:007 Adımlarının gücü zayıflayacak,<br />Kurduğu düzene kendi düşecek. 
18O 018:008 Ayakları onu ağa götürecek,<br />Kendi ayağıyla tuzağa basacak. 
18O 018:009 Topuğu kapana girecek,<br />Tuzak onu kapacak. 
18O 018:010 Toprağa gizlenmiş bir ilmek,<br />Yoluna koyulmuş bir kapan bekliyor onu. 
18O 018:011 Dehşet saracak onu her yandan,<br />Her adımında onu kovalayacak. 
18O 018:012 Gücünü kıtlık kemirecek,<br />Tökezleyince, felaket yanında bitiverecek. 
18O 018:013 Derisini hastalık yiyecek,<br />Kollarıyla bacaklarını ölüm yutacak. 
18O 018:014 Güvenli çadırından atılacak,<br />Dehşet kralının önüne sürüklenecek. 
18O 018:015 Çadırında ateş oturacak,<br />Yurdunun üzerine kükürt saçılacak. 
18O 018:016 Kökleri dipten kuruyacak,<br />Dalları üstten solacak. 
18O 018:017 Ülkede anısı yok olacak,<br />Adı dünyadan silinecek. 
18O 018:018 Işıktan karanlığa sürülecek,<br />Dünyadan kovulacak. 
18O 018:019 Ne çocuğu ne torunu kalacak halkı arasında,<br />Yaşadığı yerde kimsesi kalmayacak. 
18O 018:020 Batıdakiler onun yıkımına şaşacak,<br />Doğudakiler dehşet içinde bakacak. 
18O 018:021 Evet, kötülerin yaşamı işte böyle son bulur,<br />Tanrı'yı tanımayanların varacağı yer budur.›› 
18O 019:001 Eyüp şöyle yanıtladı: 
18O 019:002 ‹‹Ne zamana dek beni üzecek,<br />Sözlerinizle ezeceksiniz? 
18O 019:003 On kez oldu beni aşağılıyor,<br />Hiç utanmadan saldırıyorsunuz. 
18O 019:004 Yanlış yola sapmışsam,<br />Bu benim suçum. 
18O 019:005 Kendinizi gerçekten benden üstün görüyor,<br />Utancımı bana karşı kullanıyorsanız, 
18O 019:006 Bilin ki, Tanrı bana haksızlık yaptı,<br />Beni ağıyla kuşattı. 
18O 019:007 ‹‹İşte, ‹Zorbalık bu!› diye haykırıyorum, ama yanıt yok,<br />Yardım için bağırıyorum, ama adalet yok. 
18O 019:008 Yoluma set çekti, geçemiyorum,<br />Yollarımı karanlığa boğdu. 
18O 019:009 Üzerimden onurumu soydu,<br />Başımdaki tacı kaldırdı. 
18O 019:010 Her yandan yıktı beni, tükendim,<br />Umudumu bir ağaç gibi kökünden söktü. 
18O 019:011 Öfkesi bana karşı alev alev yanıyor,<br />Beni hasım sayıyor. 
18O 019:012 Orduları üstüme üstüme geliyor,<br />Bana karşı rampalar yapıyor,<br />Çadırımın çevresinde ordugah kuruyorlar. 
18O 019:013 ‹‹Kardeşlerimi benden uzaklaştırdı,<br />Tanıdıklarım bana büsbütün yabancılaştı. 
18O 019:014 Akrabalarım uğramaz oldu,<br />Yakın dostlarım beni unuttu. 
18O 019:015 Evimdeki konuklarla hizmetçiler<br />Beni yabancı sayıyor,<br />Garip oldum gözlerinde. 
18O 019:016 Kölemi çağırıyorum, yanıtlamıyor,<br />Dil döksem bile. 
18O 019:017 Soluğum karımı tiksindiriyor,<br />Kardeşlerim benden iğreniyor. 
18O 019:018 Çocuklar bile beni küçümsüyor,<br />Ayağa kalksam benimle eğleniyorlar. 
18O 019:019 Bütün yakın dostlarım benden iğreniyor,<br />Sevdiklerim yüz çeviriyor. 
18O 019:020 Bir deri bir kemiğe döndüm,<br />Ölümün eşiğine geldim. 
18O 019:021 ‹‹Ey dostlarım, acıyın bana, siz acıyın,<br />Çünkü Tanrının eli vurdu bana. 
18O 019:022 Neden Tanrı gibi siz de beni kovalıyor,<br />Etime doymuyorsunuz? 
18O 019:023 ‹‹Keşke şimdi sözlerim yazılsa,<br />Kitaba geçseydi, 
18O 019:024 Demir kalemle, kurşunla<br />Sonsuza dek kalsın diye kayaya kazılsaydı! 
18O 019:025 Oysa ben kurtarıcımın yaşadığını,<br />Sonunda yeryüzüne geleceğini biliyorum. 
18O 019:026 Derim yok olduktan sonra,<br />Yeni bedenimle Tanrıyı göreceğim. 
18O 019:027 Onu kendim göreceğim,<br />Kendi gözlerimle, başkası değil.<br />Yüreğim bayılıyor bağrımda! 
18O 019:028 Eğer, ‹Sıkıntının kökü onda olduğu için<br />Onu kovalım› diyorsanız, 
18O 019:029 Kılıçtan korkmalısınız,<br />Çünkü kılıç cezası öfkeli olur,<br />O zaman adaletin var olduğunu göreceksiniz.›› 
18O 020:001 Naamalı Sofar şöyle yanıtladı: 
18O 020:002 ‹‹Sıkıntılı düşüncelerim beni yanıt vermeye zorluyor,<br />Bu yüzden çok heyecanlıyım. 
18O 020:003 Beni utandıran bir azar işitiyorum,<br />Anlayışım yanıt vermemi gerektiriyor. 
18O 020:004 ‹‹Bilmiyor musun eskiden beri,<br />İnsan dünyaya geldiğinden beri, 
18O 020:005 Kötünün zafer çığlığı kısadır,<br />Tanrısızın sevinciyse bir anlıktır. 
18O 020:006 Boyu göklere erişse,<br />Başı bulutlara değse bile, 
18O 020:007 Sonsuza dek yok olacak, kendi pisliği gibi;<br />Onu görmüş olanlar, ‹Nerede o?› diyecekler. 
18O 020:008 Düş gibi uçacak, bir daha bulunamayacak,<br />Gece görümü gibi yok olacak. 
18O 020:009 Kendisini görmüş olan gözler bir daha onu görmeyecek,<br />Yaşadığı yerde artık görünmeyecektir. 
18O 020:010 Çocukları yoksulların lütfunu dileyecek,<br />Malını kendi eliyle geri verecektir. 
18O 020:011 Kemiklerini dolduran gençlik ateşi<br />Kendisiyle birlikte toprakta yatacak. 
18O 020:012 ‹‹Kötülük ağzında tatlı gözükse,<br />Onu dilinin altına gizlese bile, 
18O 020:013 Tutsa, bırakmasa,<br />Damağının altına saklasa bile, 
18O 020:014 Yediği yiyecek midesinde ekşiyecek,<br />İçinde kobra zehirine dönüşecek. 
18O 020:015 Yuttuğu servetleri kusacak,<br />Tanrı onları midesinden çıkaracak. 
18O 020:016 Kobra zehiri emecek,<br />Engereğin zehir dişi onu öldürecek. 
18O 020:017 Akarsuların, bal ve ayran akan derelerin<br />Sefasını süremeyecek. 
18O 020:018 Zahmetle kazandığını<br />Yemeden geri verecek,<br />Elde ettiği kazancın tadını çıkaramayacak. 
18O 020:019 Çünkü yoksulları ezip yüzüstü bıraktı,<br />Kendi yapmadığı evi zorla aldı. 
18O 020:020 ‹‹Hırsı yüzünden rahat nedir bilmedi,<br />Serveti onu kurtaramayacak. 
18O 020:021 Yediğinden artakalan olmadı,<br />Bu yüzden bolluğu uzun sürmeyecek. 
18O 020:022 Varlık içinde yokluk çekecek,<br />Sıkıntı tepesine binecek. 
18O 020:023 Karnını tıka basa doyurduğunda,<br />Tanrı kızgın öfkesini ondan çıkaracak,<br />Üzerine gazap yağdıracak. 
18O 020:024 Demir silahtan kaçacak olsa,<br />Tunç ok onu delip geçecek. 
18O 020:025 Çekilince ok sırtından,<br />Parıldayan ucu ödünden çıkacak,<br />Dehşet çökecek üzerine. 
18O 020:026 Koyu karanlık onun hazinelerini gözlüyor.<br />Körüklenmemiş ateş onu yiyip bitirecek,<br />Çadırında artakalanı tüketecek. 
18O 020:027 Suçunu gökler açığa çıkaracak,<br />Yeryüzü ona karşı ayaklanacak. 
18O 020:028 Varlığını seller,<br />Azgın sular götürecek Tanrının öfkelendiği gün. 
18O 020:029 Budur kötünün Tanrı'dan aldığı pay,<br />Budur Tanrı'nın ona verdiği miras.›› 
18O 021:001 Eyüp şöyle yanıtladı: 
18O 021:002 ‹‹Sözümü dikkatle dinleyin,<br />Bana verdiğiniz avuntu bu olsun. 
18O 021:003 Bırakın ben de konuşayım,<br />Ben konuştuktan sonra alay edin. 
18O 021:004 ‹‹Yakınmam insana mı karşı?<br />Niçin sabırsızlanmayayım? 
18O 021:005 Bana bakın da şaşın,<br />Elinizi ağzınıza koyun. 
18O 021:006 Bunu düşündükçe içimi korku sarıyor,<br />Bedenimi titreme alıyor. 
18O 021:007 Kötüler niçin yaşıyor,<br />Yaşlandıkça güçleri artıyor? 
18O 021:008 Çocukları sapasağlam çevrelerinde,<br />Soyları gözlerinin önünde. 
18O 021:009 Evleri güvenlik içinde, korkudan uzak,<br />Tanrının sopası onlara dokunmuyor. 
18O 021:010 Boğalarının çiftleşmesi hiç boşa çıkmaz,<br />İnekleri hep doğurur, hiç düşük yapmaz. 
18O 021:011 Çocuklarını sürü gibi salıverirler,<br />Yavruları oynaşır. 
18O 021:012 Tef ve lir eşliğinde şarkı söyler,<br />Ney sesiyle eğlenirler. 
18O 021:013 Ömürlerini bolluk içinde geçirir,<br />Esenlik içinde ölüler diyarına inerler. 
18O 021:014 Tanrıya, ‹Bizden uzak dur!› derler,<br />‹Yolunu öğrenmek istemiyoruz. 
18O 021:015 Her Şeye Gücü Yeten kim ki, Ona kulluk edelim?<br />Ne kazancımız olur Ona dua etsek?› 
18O 021:016 Ama zenginlikleri kendi ellerinde değil.<br />Kötülerin öğüdü benden uzak olsun. 
18O 021:017 ‹‹Kaç kez kötülerin kandili söndü,<br />Başlarına felaket geldi,<br />Tanrı öfkelendiğinde paylarına düşen kederi verdi? 
18O 021:018 Kaç kez rüzgarın sürüklediği saman gibi,<br />Kasırganın uçurduğu saman çöpü gibi oldular? 
18O 021:019 ‹Tanrı babaların cezasını çocuklarına çektirir› diyorsunuz,<br />Kendilerine çektirsin de bilsinler nasıl olduğunu. 
18O 021:020 Yıkımlarını kendi gözleriyle görsünler,<br />Her Şeye Gücü Yetenin gazabını içsinler. 
18O 021:021 Çünkü sayılı ayları sona erince<br />Geride bıraktıkları aileleri için niye kaygı çeksinler? 
18O 021:022 ‹‹En yüksektekileri bile yargılayan Tanrıya<br />Kim akıl öğretebilir? 
18O 021:023 Biri gücünün doruğunda ölür,<br />Büsbütün rahat ve kaygısız. 
18O 021:024 Bedeni iyi beslenmiş,<br />İlikleri dolu. 
18O 021:025 Ötekiyse acı içinde ölür,<br />İyilik nedir hiç tatmamıştır. 
18O 021:026 Toprakta birlikte yatarlar,<br />Üzerlerini kurt kaplar. 
18O 021:027 ‹‹Bakın, düşüncelerinizi,<br />Bana zarar vermek için kurduğunuz düzenleri biliyorum. 
18O 021:028 ‹Büyük adamın evi nerede?› diyorsunuz,<br />‹Kötülerin çadırları nerede?› 
18O 021:029 Yolculara hiç sormadınız mı?<br />Anlattıklarına kulak asmadınız mı? 
18O 021:030 Felaket günü kötü insan esirgenir,<br />Gazap günü ona kurtuluş yolu gösterilir. 
18O 021:031 Kim davranışını onun yüzüne vurur?<br />Kim yaptığının karşılığını ona ödetir? 
18O 021:032 Mezarlığa taşınır,<br />Kabri başında nöbet tutulur. 
18O 021:033 Vadi toprağı tatlı gelir ona,<br />Herkes ardından gider,<br />Önüsıra gidenlerse sayısızdır. 
18O 021:034 ‹‹Boş laflarla beni nasıl avutursunuz?<br />Yanıtlarınızdan çıkan tek sonuç yalandır.›› 
18O 022:001 Temanlı Elifaz şöyle yanıtladı: 
18O 022:002 ‹‹İnsan Tanrıya yararlı olabilir mi?<br />Bilge kişinin bile Ona yararı dokunabilir mi? 
18O 022:003 Doğruluğun Her Şeye Gücü Yetene ne zevk verebilir,<br />Kusursuz yaşamın Ona ne kazanç sağlayabilir? 
18O 022:004 Seni azarlaması, dava etmesi<br />Ondan korktuğun için mi? 
18O 022:005 Kötülüğün büyük,<br />Günahların sonsuz değil mi? 
18O 022:006 Çünkü kardeşlerinden nedensiz rehin alıyor,<br />Onları soyuyordun. 
18O 022:007 Yorguna su içirmedin,<br />Açtan ekmeği esirgedin; 
18O 022:008 Ülkeye bileğinle sahip oldun,<br />Saygın biri olarak orada yaşadın. 
18O 022:009 Dul kadınları eli boş çevirdin,<br />Öksüzlerin kolunu kanadını kırdın. 
18O 022:010 Bu yüzden her yanın tuzaklarla çevrili,<br />Ansızın gelen korkuyla yılıyorsun, 
18O 022:011 Her şey kararıyor, göremez oluyorsun,<br />Seller altına alıyor seni. 
18O 022:012 ‹‹Tanrı göklerin yükseklerinde değil mi?<br />Yıldızlara bak, ne kadar yüksekteler! 
18O 022:013 Sen ise, ‹Tanrı ne bilir?› diyorsun,<br />‹Zifiri karanlığın içinden yargılayabilir mi? 
18O 022:014 Koyu bulutlar Ona engeldir, göremez,<br />Gökkubbenin üzerinde dolaşır.› 
18O 022:015 Kötülerin yürüdüğü<br />Eski yolu mu tutacaksın? 
18O 022:016 Onlar ki, vakitleri gelmeden çekilip alındılar,<br />Temellerini sel bastı. 
18O 022:017 Tanrıya, ‹Bizden uzak dur!› dediler,<br />‹Her Şeye Gücü Yeten bize ne yapabilir?› 
18O 022:018 Ama onların evlerini iyilikle dolduran Oydu.<br />Bunun için kötülerin öğüdü benden uzak olsun. 
18O 022:019 ‹‹Doğrular onların yıkımını görüp sevinir,<br />Suçsuzlar şöyle diyerek eğlenir: 
18O 022:020 ‹Düşmanlarımız yok edildi,<br />Malları yanıp kül oldu.› 
18O 022:021 ‹‹Tanrıyla dost ol, barış ki,<br />Bolluğa eresin. 
18O 022:022 Ağzından çıkan öğretiyi benimse,<br />Sözlerini yüreğinde tut. 
18O 022:023 Her Şeye Gücü Yetene dönersen, eski haline kavuşursun.<br />Kötülüğü çadırından uzak tutar, 
18O 022:024 Altınını yere,<br />Ofir altınını vadideki çakılların arasına atarsan, 
18O 022:025 Her Şeye Gücü Yeten senin altının,<br />Değerli gümüşün olur. 
18O 022:026 O zaman Her Şeye Gücü Yetenden zevk alır,<br />Yüzünü Tanrıya kaldırırsın. 
18O 022:027 Ona dua edersin, dinler seni,<br />Adaklarını yerine getirirsin. 
18O 022:028 Neye karar verirsen yapılır,<br />Yollarını ışık aydınlatır. 
18O 022:029 İnsanlar seni alçaltınca, güvenini yitirme,<br />Çünkü Tanrı alçakgönüllüleri kurtarır. 
18O 022:030 O suçsuz olmayanı bile kurtarır,<br />Senin ellerinin temizliği sayesinde kurtulur suçlu.›› 
18O 023:001 Eyüp şöyle yanıtladı: 
18O 023:002 ‹‹Bugün de acı acı yakınacağım,<br />İniltime karşın Tanrının üzerimdeki eli ağırdır. 
18O 023:003 Keşke Onu nerede bulacağımı bilseydim,<br />Tahtına varabilseydim! 
18O 023:004 Davamı önünde dile getirir,<br />Kanıtlarımı art arda sıralardım. 
18O 023:005 Bana vereceği yanıtı öğrenir,<br />Ne diyeceğini anlardım. 
18O 023:006 Eşsiz gücüyle bana karşı mı çıkardı?<br />Hayır, yalnızca dinlerdi beni. 
18O 023:007 Haklı kişi davasını oraya, Onun önüne getirebilirdi,<br />Ben de yargılanmaktan sonsuza dek kurtulurdum. 
18O 023:008 ‹‹Doğuya gitsem orada değil,<br />Batıya gitsem Onu bulamıyorum. 
18O 023:009 Kuzeyde iş görse Onu seçemiyorum,<br />Güneye dönse Onu göremiyorum. 
18O 023:010 Ama O tuttuğum yolu biliyor,<br />Beni sınadığında altın gibi çıkacağım. 
18O 023:011 Adımlarını yakından izledim,<br />Sapmadan yolunu tuttum. 
18O 023:012 Ağzından çıkan buyruklardan ayrılmadım,<br />Günlük ekmeğimden çok ağzından çıkan sözlere değer verdim. 
18O 023:013 ‹‹O tek başınadır, kim Onu caydırabilir?<br />Canı ne isterse onu yapar. 
18O 023:014 Benimle ilgili kararını yerine getirir,<br />Daha nice tasarısı vardır. 
18O 023:015 Bu yüzden dehşete düşerim huzurunda,<br />Düşündükçe korkarım Ondan. 
18O 023:016 Tanrı cesaretimi kırdı,<br />Her Şeye Gücü Yeten beni yıldırdı. 
18O 023:017 Karanlık beni susturamadı,<br />Yüzümü örten koyu karanlık. 
18O 024:001 ‹‹Niçin Her Şeye Gücü Yeten yargı için vakit saptamıyor?<br />Neden Onu tanıyanlar bu günleri görmesin? 
18O 024:002 İnsanlar sınır taşlarını kaldırıyor,<br />Çaldıkları sürüleri otlatıyorlar. 
18O 024:003 Öksüzlerin eşeğini kovuyor,<br />Dul kadının öküzünü rehin alıyorlar. 
18O 024:004 Yoksulları yoldan saptırıyor,<br />Ülkenin düşkünlerini gizlenmeye zorluyorlar. 
18O 024:005 Bakın, yoksullar çöldeki yaban eşekleri gibi<br />Yiyecek bulmak için erkenden işe çıkıyorlar,<br />Çocuklarına yiyeceği kırlar sağlıyor. 
18O 024:006 Yemlerini tarlalardan topluyor,<br />Kötülerin bağındaki artıkları eşeliyorlar. 
18O 024:007 Geceyi giysisiz, çıplak geçiriyorlar,<br />Örtünecek şeyleri yok soğukta. 
18O 024:008 Dağlara yağan sağanaktan ıslanıyor,<br />Sığınakları olmadığı için kayalara sarılıyorlar. 
18O 024:009 Öksüz memeden uzaklaştırılıyor,<br />Düşkünün bebeği rehin alınıyor. 
18O 024:010 Giysisiz, çıplak dolaşıyor,<br />Aç karnına demet taşıyorlar. 
18O 024:011 Teraslar arasında zeytin eziyor,<br />Susuzluktan kavrulurken<br />Şarap için üzüm sıkıyorlar. 
18O 024:012 Kentlerden insan iniltileri yükseliyor,<br />Yaralı canlar feryat ediyor,<br />Ama Tanrı haksızlığı önemsemiyor. 
18O 024:013 ‹‹Bunlar ışığa başkaldıranlardır;<br />Onun yolunu tanımaz,<br />İzinde yürümezler. 
18O 024:014 Gün kararınca katil kalkar,<br />Düşkünü, yoksulu öldürür,<br />Hırsız gibi sıvışır geceleyin. 
18O 024:015 Zina edenin gözü alaca karanlıktadır,<br />‹Beni kimse görmez› diye düşünür,<br />Yüzünü örtüyle gizler. 
18O 024:016 Hırsızlar karanlıkta evleri deler,<br />Gündüz gizlenir, ışık nedir bilmezler. 
18O 024:017 Çünkü zifiri karanlık, sabahıdır onların,<br />Karanlığın dehşetiyle dostturlar. 
18O 024:018 ‹‹Diyorsunuz ki, ‹Suyun üstündeki köpüktür onlar,<br />Lanetlidir ülkedeki payları,<br />Kimse bağlara gitmez. 
18O 024:019 Kuraklık ve sıcağın eriyen karı alıp götürdüğü gibi<br />Ölüler diyarı da günahlıları alıp götürür. 
18O 024:020 Rahim onları unutacak,<br />Kurtlara yem olacak,<br />Bir daha anılmayacaklar.<br />Haksızlık bir ağaç gibi kırılacak. 
18O 024:021 Onlar çocuğu olmayan kısır kadınları yolar,<br />Dul kadına iyilik etmezler. 
18O 024:022 Tanrı, gücüyle zorbaları yok eder,<br />Harekete geçince zorbaların yaşama umudu kalmaz. 
18O 024:023 Tanrı onlara güven verir, Ona güvenirler,<br />Ama gözü yürüdükleri yoldadır. 
18O 024:024 Kısa süre yükselir, sonra yok olurlar,<br />Düşerler, tıpkı ötekiler gibi alınıp götürülür,<br />Başak başı gibi kesilirler.› 
18O 024:025 ‹‹Böyle değilse, kim beni yalancı çıkarabilir,<br />Söylediklerimin boş olduğunu gösterebilir?›› 
18O 025:001 Şuahlı Bildat şöyle yanıtladı: 
18O 025:002 ‹‹Egemenlik ve heybet Tanrıya özgüdür,<br />Yüce göklerde düzen kuran Odur. 
18O 025:003 Orduları sayılabilir mi?<br />Işığı kimin üzerine doğmaz? 
18O 025:004 İnsan Tanrının önünde nasıl doğru olabilir?<br />Kadından doğan biri nasıl temiz olabilir? 
18O 025:005 Onun gözünde ay parlak,<br />Yıldızlar temiz değilse, 
18O 025:006 Nerede kaldı bir kurtçuk olan insan,<br />Bir böcek olan insanoğlu!›› 
18O 026:001 Eyüp şöyle yanıtladı: 
18O 026:002 ‹‹Çaresize nasıl yardım ettin!<br />Güçsüz pazıyı nasıl kurtardın! 
18O 026:003 Bilge olmayana ne öğütler verdin!<br />Sağlam bilgiyi pek güzel öğrettin! 
18O 026:004 Bu sözleri kime söyledin?<br />Senin ağzından konuşan ruh kimin? 
18O 026:005 ‹‹Suların ve sularda yaşayanların altında<br />Ölüler titriyor. 
18O 026:006 Tanrının önünde ölüler diyarı çıplaktır,<br />Yıkım diyarı örtüsüz. 
18O 026:007 O boşluğun üzerine kuzey göklerini yayar,<br />Hiçliğin üzerine dünyayı asar. 
18O 026:008 Bulutların içine suları sarar,<br />Bulutlar yırtılmaz onların ağırlığı altında. 
18O 026:009 Dolunayın yüzünü örter,<br />Üstüne bulutlarını serper. 
18O 026:010 Suların yüzeyine sınır çizer<br />Işıkla karanlığın ayrıldığı yerde. 
18O 026:011 Göklerin direkleri sarsılır,<br />Şaşkına dönerler O azarlayınca. 
18O 026:012 Gücüyle denizi çalkalar,<br />Ustaca Rahavı vurur. güçlerini simgeleyen bir deniz canavarı. 
18O 026:013 Gökler Onun soluğuyla açılır,<br />Onun eli parçalar kaçan yılanı. 
18O 026:014 Bunlar yaptıklarının küçücük parçaları,<br />O'ndan duyduğumuz hafif bir fısıltıdır.<br />Gürleyen gücünü kim anlayabilir?››fı sözleridir. 
18O 027:001 Eyüp anlatmaya devam etti: 
18O 027:002 ‹‹Hakkımı elimden alan Tanrının varlığı hakkı için,<br />Bana acı çektiren Her Şeye Gücü Yetenin hakkı için, 
18O 027:003 İçimde yaşam belirtisi olduğu sürece,<br />Tanrının soluğu burnumda olduğu sürece, 
18O 027:004 Ağzımdan kötü söz çıkmayacak,<br />Dilimden yalan dökülmeyecek. 
18O 027:005 Size asla hak vermeyecek,<br />Son soluğumu verene dek suçsuz olduğumu söyleyeceğim. 
18O 027:006 Doğruluğuma sarılacak, onu bırakmayacağım,<br />Yaşadığım sürece vicdanım beni suçlamayacak. 
18O 027:007 ‹‹Düşmanlarım kötüler gibi,<br />Bana saldıranlar haksızlar gibi cezalandırılsın. 
18O 027:008 Tanrısız insanın umudu nedir<br />Tanrı onu yok ettiğinde, canını aldığında? 
18O 027:009 Başına sıkıntı geldiğinde,<br />Tanrı feryadını duyar mı? 
18O 027:010 Her Şeye Gücü Yetenden zevk alır mı?<br />Her zaman Tanrıya yakarır mı? 
18O 027:011 ‹‹Tanrının gücünü size öğreteceğim,<br />Her Şeye Gücü Yetenin tasarısını gizlemeyeceğim. 
18O 027:012 Aslında siz, hepiniz gördünüz bunu,<br />Öyleyse ne diye boş boş konuşuyorsunuz? 
18O 027:013 ‹‹Kötünün Tanrıdan alacağı pay,<br />Zorbanın Her Şeye Gücü Yetenden alacağı miras şudur: 
18O 027:014 Çocukları ne kadar çok olursa olsun, kılıçla öldürülecek,<br />Soyu yeterince ekmek bulamayacaktır. 
18O 027:015 Sağ kalanlar hastalıktan ölüp gömülecek,<br />Dul karıları ağlamayacaktır. 
18O 027:016 Kötü insan kum gibi gümüş yığsa,<br />Yığınla giysi biriktirse, 
18O 027:017 Onun biriktirdiğini doğru insan giyecek,<br />Gümüşü suçsuz paylaşacak. 
18O 027:018 Evini güve kozası gibi inşa eder,<br />Bekçinin kurduğu çardak gibi. 
18O 027:019 Zengin olarak yatar, ama bu öyle sürmez,<br />Gözlerini açtığında hepsi yok olup gitmiştir. 
18O 027:020 Dehşet onu sel gibi basar,<br />Kasırga gece kapar götürür. 
18O 027:021 Doğu rüzgarı onu uçurup götürür,<br />Yerinden silip süpürür. 
18O 027:022 Acımasızca üzerine eser,<br />Elinden kaçmaya çalışırken. 
18O 027:023 Onunla alay ederek el çırpar,<br />Yerinden ıslık çalar.›› sözleridir. 
18O 028:001 Gümüş maden ocağından elde edilir,<br />Altını arıtmak için de bir yer vardır. 
18O 028:002 Demir topraktan çıkarılır,<br />Bakırsa taştan. 
18O 028:003 İnsan karanlığa son verir,<br />Koyu karanlığın, ölüm gölgesinin taşlarını<br />Son sınırına kadar araştırır. 
18O 028:004 Maden kuyusunu insanların oturduğu yerden uzakta açar,<br />İnsan ayağının unuttuğu yerlerde,<br />Herkesten uzak iplere sarılıp sallanır. 
18O 028:005 Ekmek topraktan çıkar,<br />Toprağın altı ise yanmış, altüst olmuştur. 
18O 028:006 Kayalarından laciverttaşı çıkar,<br />Yüzeyi altın tozunu andırır. 
18O 028:007 Yırtıcı kuş yolu bilmez,<br />Doğanın gözü onu görmemiştir. 
18O 028:008 Güçlü hayvanlar oraya ayak basmamış,<br />Aslan oradan geçmemiştir. 
18O 028:009 Madenci elini çakmak taşına uzatır,<br />Dağları kökünden altüst eder. 
18O 028:010 Kayaların içinden tüneller açar,<br />Gözleri değerli ne varsa görür. 
18O 028:011 Irmakların kaynağını tıkar,<br />Gizli olanı ışığa çıkarır. 
18O 028:012 Ama bilgelik nerede bulunur?<br />Aklın yeri neresi? 
18O 028:013 İnsan onun değerini bilmez,<br />Yaşayanlar diyarında ona rastlanmaz. 
18O 028:014 Engin, ‹‹Bende değil›› der,<br />Deniz, ‹‹Yanımda değil.›› 
18O 028:015 Onun bedeli saf altınla ödenmez,<br />Değeri gümüşle ölçülmez. 
18O 028:016 Ona Ofir altınıyla, değerli oniksle,<br />Laciverttaşıyla değer biçilmez. 
18O 028:017 Ne altın ne cam onunla karşılaştırılabilir,<br />Saf altın kaplara değişilmez. 
18O 028:018 Yanında mercanla billurun sözü edilmez,<br />Bilgeliğin değeri mücevherden üstündür. 
18O 028:019 Kûş topazı onunla denk sayılmaz,<br />Saf altınla ona değer biçilmez. 
18O 028:020 Öyleyse bilgelik nereden geliyor?<br />Aklın yeri neresi? 
18O 028:021 O bütün canlıların gözünden uzaktır,<br />Gökte uçan kuşlardan bile saklıdır. 
18O 028:022 Yıkımla Ölüm:<br />‹‹Kulaklarımız ancak fısıltısını duydu›› der. 
18O 028:023 Onun yolunu Tanrı anlar,<br />Yerini bilen Odur. 
18O 028:024 Çünkü O yeryüzünün uçlarına kadar bakar,<br />Göklerin altındaki her şeyi görür. 
18O 028:025 Rüzgara güç verdiği,<br />Suları ölçtüğü, 
18O 028:026 Yağmura kural koyduğu,<br />Yıldırıma yol açtığı zaman, 
18O 028:027 Bilgeliği görüp değerini biçti,<br />Onu onaylayıp araştırdı. 
18O 028:028 İnsana, ‹‹İşte Rab korkusu, bilgelik budur›› dedi,<br />‹‹Kötülükten kaçınmak akıllılıktır.›› 
18O 029:001 Eyüp yine anlatmaya başladı: 
18O 029:002 ‹‹Keşke geçen aylar geri gelseydi,<br />Tanrının beni kolladığı, 
18O 029:003 Kandilinin başımın üstünde parladığı,<br />Işığıyla karanlıkta yürüdüğüm günler, 
18O 029:004 Keşke olgunluk günlerim geri gelseydi,<br />Tanrının çadırımı dostça koruduğu, 
18O 029:005 Her Şeye Gücü Yetenin henüz benimle olduğu,<br />Çocuklarımın çevremde bulunduğu, 
18O 029:006 Yollarımın sütle yıkandığı,<br />Yanımdaki kayanın zeytinyağı akıttığı günler! 
18O 029:007 ‹‹Kent kapısına gidip<br />Kürsümü meydana koyduğumda, 
18O 029:008 Gençler beni görüp gizlenir,<br />Yaşlılar kalkıp ayakta dururlardı; 
18O 029:009 Önderler konuşmaktan çekinir,<br />Elleriyle ağızlarını kaparlardı; 
18O 029:010 Soyluların sesi kesilir,<br />Dilleri damaklarına yapışırdı. 
18O 029:011 Beni duyan kutlar,<br />Beni gören överdi; 
18O 029:012 Çünkü yardım isteyen yoksulu,<br />Desteği olmayan öksüzü kurtarırdım. 
18O 029:013 Ölmekte olanın hayır duasını alır,<br />Dul kadının yüreğini sevinçten coştururdum. 
18O 029:014 Doğruluğu giysi gibi giyindim,<br />Adalet kaftanım ve sarığımdı sanki. 
18O 029:015 Körlere göz,<br />Topallara ayaktım. 
18O 029:016 Yoksullara babalık eder,<br />Garibin davasını üstlenirdim. 
18O 029:017 Haksızın çenesini kırar,<br />Avını dişlerinin arasından kapardım. 
18O 029:018 ‹‹ ‹Son soluğumu yuvamda vereceğim› diye düşünüyordum,<br />‹Günlerim kum taneleri kadar çok. 
18O 029:019 Köküm sulara erişecek,<br />Çiy geceyi dallarımda geçirecek. 
18O 029:020 Aldığım övgüler tazelenecek,<br />Elimdeki yay yenilenecek.› 
18O 029:021 ‹‹İnsanlar beni saygıyla dinler,<br />Öğüdümü sessizce beklerlerdi. 
18O 029:022 Ben konuştuktan sonra onlar konuşmazdı,<br />Sözlerim üzerlerine damlardı. 
18O 029:023 Yağmuru beklercesine beni bekler,<br />Son yağmurları içercesine sözlerimi içerlerdi. 
18O 029:024 Kendilerine gülümsediğimde gözlerine inanmazlardı,<br />Güler yüzlülüğüm onlara cesaret verirdi. 
18O 029:025 Onların yolunu ben seçer, başlarında dururdum,<br />Askerlerinin ortasında kral gibi otururdum,<br />Yaslıları avutan biri gibiydim. 
18O 030:001 ‹‹Ama şimdi, yaşı benden küçük olanlar<br />Benimle alay etmekte,<br />Oysa babalarını sürümün köpeklerinin<br />Yanına koymaya tenezzül etmezdim. 
18O 030:002 Çünkü güçleri tükenmişti,<br />Bileklerinin gücü ne işime yarardı? 
18O 030:003 Yoksulluktan, açlıktan bitkindiler,<br />Akşam çölde, ıssız çorak yerlerde kök kemiriyorlardı. 
18O 030:004 Çalılıklarda karapazı topluyor,<br />Retem kökü yiyorlardı. 
18O 030:005 Toplumdan kovuluyorlardı,<br />İnsanlar hırsızmışlar gibi onlara bağırıyordu. 
18O 030:006 Korkunç vadilerde, yerdeki deliklerde,<br />Kaya kovuklarında yaşıyorlardı. 
18O 030:007 Çalıların arasında anırır,<br />Çalı altında birbirine sokulurlardı. 
18O 030:008 Aptalların, adı sanı belirsiz insanların çocuklarıydılar,<br />Ülkeden kovulmuşlardı. 
18O 030:009 ‹‹Şimdiyse destan oldum dillerine,<br />Ağızlarına doladılar beni. 
18O 030:010 Benden tiksiniyor, uzak duruyorlar,<br />Yüzüme tükürmekten çekinmiyorlar. 
18O 030:011 Tanrı ipimi çözüp beni alçalttığı için<br />Dizginsiz davranmaya başladılar bana. 
18O 030:012 Sağımdaki ayak takımı üzerime yürüyor,<br />Ayaklarımı kaydırıyor,<br />Bana karşı rampalar kuruyorlar. 
18O 030:013 Yolumu kesiyor,<br />Kimseden yardım görmeden<br />Beni yok etmeye çalışıyorlar. 
18O 030:014 Koca bir gedikten girer gibi ilerliyor,<br />Yıkıntılar arasından üzerime yuvarlanıyorlar. 
18O 030:015 Dehşet çöktü üzerime,<br />Onurum rüzgara kapılmış gibi uçtu,<br />Mutluluğum bulut gibi geçip gitti. 
18O 030:016 ‹‹Şimdi tükeniyorum,<br />Acı günler beni ele geçirdi. 
18O 030:017 Geceleri kemiklerim sızlıyor,<br />Beni kemiren acılar hiç durmuyor. 
18O 030:018 Tanrının şiddeti<br />Üzerimdeki giysiye dönüştü,<br />Gömleğimin yakası gibi beni sıkıyor. 
18O 030:019 Beni çamura fırlattı,<br />Toza, küle döndüm. 
18O 030:020 ‹‹Sana yakarıyorum, ama yanıt vermiyorsun,<br />Ayağa kalktığımda gözünü bana dikiyorsun. 
18O 030:021 Bana acımasız davranıyor,<br />Bileğinin gücüyle beni eziyorsun. 
18O 030:022 Beni kaldırıp rüzgara bindiriyorsun,<br />Fırtınanın içinde darma duman ediyorsun. 
18O 030:023 Biliyorum, beni ölüme,<br />Bütün canlıların toplanacağı yere götüreceksin. 
18O 030:024 ‹‹Kuşkusuz düşenin dostu olmaz,<br />Felakete uğrayıp yardım istediğinde. 
18O 030:025 Sıkıntıya düşenler için ağlamaz mıydım?<br />Yoksullar için üzülmez miydim? 
18O 030:026 Ama ben iyilik beklerken kötülük geldi,<br />Işık umarken karanlık geldi. 
18O 030:027 İçim kaynıyor, rahatım yok,<br />Önümde acı günler var. 
18O 030:028 Yaslı yaslı dolaşıyorum, güneş yok,<br />Topluluk içinde kalkıp feryat ediyorum. 
18O 030:029 Çakallarla kardeş,<br />Baykuşlarla arkadaş oldum. 
18O 030:030 Derim karardı, soyuluyor,<br />Kemiklerim ateşten yanıyor. 
18O 030:031 Lirimin sesi yas feryadına,<br />Neyimin sesi ağlayanların sesine döndü. 
18O 031:001 ‹‹Gözlerimle antlaşma yaptım<br />Şehvetle bir kıza bakmamak için. 
18O 031:002 Çünkü insanın yukarıdan, Tanrıdan payı nedir,<br />Yücelerden, Her Şeye Gücü Yetenden mirası ne? 
18O 031:003 Kötüler için felaket,<br />Haksızlık yapanlar için bela değil mi? 
18O 031:004 Yürüdüğüm yolları görmüyor mu,<br />Attığım her adımı saymıyor mu? 
18O 031:005 ‹‹Eğer yalan yolunda yürüdümse,<br />Ayağım hileye seğirttiyse, 
18O 031:006 -Tanrı beni doğru teraziyle tartsın,<br />Kusursuz olduğumu görsün- 
18O 031:007 Adımım yoldan saptıysa,<br />Yüreğim gözümü izlediyse,<br />Ellerim pisliğe bulaştıysa, 
18O 031:008 Ektiğimi başkaları yesin,<br />Ekinlerim kökünden sökülsün. 
18O 031:009 ‹‹Eğer gönlümü bir kadına kaptırdıysam,<br />Komşumun kapısında pusuya yattıysam, 
18O 031:010 Karım başkasının buğdayını öğütsün,<br />Onunla başka erkekler yatsın. 
18O 031:011 Çünkü bu utanç verici,<br />Yargılanması gereken bir suç olurdu. 
18O 031:012 Yıkım diyarına dek yakan bir ateştir o,<br />Bütün ürünümü kökünden kavururdu. 
18O 031:013 ‹‹Benimle ters düştüklerinde<br />Kölemin ve hizmetçimin hakkını yemişsem, 
18O 031:014 Tanrı yargıladığında ne yaparım?<br />Hesap sorduğunda ne yanıt veririm? 
18O 031:015 Beni ana karnında yaratan onu da yaratmadı mı?<br />Rahimde bize biçim veren O değil mi? 
18O 031:016 ‹‹Eğer yoksulların dileğini geri çevirdimse,<br />Dul kadının umudunu kırdımsa, 
18O 031:017 Ekmeğimi yalnız yedim,<br />Öksüzle paylaşmadımsa, 
18O 031:018 Gençliğimden beri öksüzü baba gibi büyütmedimse,<br />Doğduğumdan beri dul kadına yol göstermedimse, 
18O 031:019 Giysisi olmadığı için can çekişen birini<br />Ya da örtüsü olmayan bir yoksulu gördüm de, 
18O 031:020 Koyunlarımın yünüyle ısıtmadıysam,<br />O da içinden beni kutsamadıysa, 
18O 031:021 Mahkemede sözümün geçtiğini bilerek<br />Öksüze el kaldırdımsa, 
18O 031:022 Kolum omuzumdan düşsün,<br />Kol kemiğim kırılsın. 
18O 031:023 Çünkü Tanrıdan gelecek beladan korkarım,<br />Onun görkeminden ötürü böyle bir şey yapamam. 
18O 031:024 ‹‹Eğer umudumu altına bağladımsa,<br />Saf altına, ‹Güvencim sensin› dedimse, 
18O 031:025 Servetim çok,<br />Varlığımı bileğimle kazandım diye sevindimse, 
18O 031:026 Işıldayan güneşe,<br />Parıldayarak hareket eden aya bakıp da, 
18O 031:027 İçimden ayartıldımsa,<br />Elim onlara taptığımı gösteren bir öpücük yolladıysa, 
18O 031:028 Bu da yargılanacak bir suç olurdu,<br />Çünkü yücelerdeki Tanrıyı yadsımış olurdum. 
18O 031:029 ‹‹Eğer düşmanımın yıkımına sevindim,<br />Başına kötülük geldi diye keyiflendimse, 
18O 031:030 -Kimsenin canına lanet ederek<br />Ağzımın günah işlemesine izin vermedim- 
18O 031:031 Evimdeki insanlar, ‹Eyüpün verdiği etle<br />Karnını doyurmayan var mı?› diye sormadıysa, 
18O 031:032 -Hiçbir yabancı geceyi sokakta geçirmezdi,<br />Çünkü kapım her zaman yolculara açıktı- 
18O 031:033 -34 133440 Kalabalıktan çok korktuğum,<br />Boyların aşağılamasından yıldığım,<br />Susup dışarı çıkmadığım için<br />Suçumu bağrımda gizleyip<br />Adem gibi isyanımı örttümse, 
18O 031:035 -‹‹Keşke beni dinleyen biri olsa!<br />İşte savunmamı imzalıyorum,<br />Her Şeye Gücü Yeten bana yanıt versin!<br />Hasmımın yazdığı tomar elimde olsa, 
18O 031:036 Kuşkusuz onu omuzumda taşır,<br />Taç gibi başıma koyardım. 
18O 031:037 Attığım her adımı ona bildirir,<br />Kendisine bir önder gibi yaklaşırdım.- 
18O 031:038 ‹‹Toprağım bana feryat ediyorsa,<br />Sabanın açtığı yarıklar bir ağızdan ağlıyorsa, 
18O 031:039 Ürününü para ödemeden yedimse<br />Ya da üzerinde oturanların kalbini kırdımsa, 
18O 031:040 Orada buğday yerine diken,<br />Arpa yerine delice bitsin.››  Eyüp'ün konuşması sona erdi. 
18O 032:001 Böylece bu üç kişi Eyüpe yanıt vermekten vaz geçti, çünkü Eyüp kendi doğruluğundan emindi. 
18O 032:002 Ram ailesinden Bûzlu Barakel oğlu Elihu Eyüpe çok öfkelendi. Çünkü Eyüp kendini Tanrıdan haklı görüyordu. 
18O 032:003 Elihu Eyüpün üç arkadaşına da öfkelendi, çünkü Eyüpü suçlamalarına karşın sağlam bir yanıt bulamamışlardı. 
18O 032:004 Elihu Eyüple konuşmak için sırasını beklemişti, çünkü ötekiler yaşça kendisinden büyüktü. 
18O 032:005 Bu üç kişinin başka bir şey söyleyemeyeceğini görünce öfkesi alevlendi. ‹‹Tanrıyı››. 
18O 032:006 Bûzlu Barakel oğlu Elihu şöyle konuştu:  ‹‹Ben yaşça küçüğüm, sizse yaşlısınız.<br />Bu yüzden çekindim, bildiğimi söylemekten korktum. 
18O 032:007 ‹Çok gün görenler konuşsun› dedim,<br />‹Çok yıl yaşayanlar bilgeliği öğretsin.› 
18O 032:008 Oysa insana ruh,<br />Her Şeye Gücü Yetenin soluğu akıl verir. 
18O 032:009 Akıl yaşta değil baştadır.<br />Adaleti anlamak yaşa bakmaz. 
18O 032:010 ‹‹Bu yüzden, ‹Beni dinleyin› diyorum,<br />Ben de bildiğimi söyleyeyim. 
18O 032:011 Siz konuşurken ben bekledim,<br />Siz ne diyeceğinizi araştırırken<br />Düşüncelerinizi dinledim. 
18O 032:012 Bütün dikkatimi size çevirdim.<br />Ama hiçbiriniz Eyüpün haksızlığını kanıtlayamadı,<br />Onun söylediklerine karşılık veremedi. 
18O 032:013 ‹Biz bilgeliğe eriştik,<br />Bırakın Tanrı onu haksız çıkarsın, insan değil› demeyin. 
18O 032:014 Ama Eyüpün sözlerinin hedefi ben değildim,<br />Bu yüzden onu sizin sözlerinizle yanıtlamayacağım. 
18O 032:015 ‹‹Onlar yıldı, yanıt veremiyorlar artık,<br />Söyleyecek şeyleri kalmadı. 
18O 032:016 Onlar konuşmuyor diye ben beklemeli miyim,<br />Duruyor, yanıt vermiyorlar diye? 
18O 032:017 Benim de söyleyecek sözüm var,<br />Ben de bildiğimi söyleyeceğim. 
18O 032:018 Çünkü içim dolu,<br />İçimdeki ruh beni zorluyor. 
18O 032:019 İçim açılmamış şarap gibi,<br />Yeni şarap tulumları gibi patlamak üzere. 
18O 032:020 Konuşup rahatlamalıyım,<br />Ağzımı açıp yanıtlamalıyım. 
18O 032:021 Kimseye ayrıcalık göstermeyecek,<br />Kimseye yaltaklanmayacağım. 
18O 032:022 Çünkü yaltaklanmayı bilsem,<br />Yaratıcım beni hemen yok ederdi. 
18O 033:001 ‹‹Ama şimdi lütfen sözümü dinle, Eyüp,<br />Söyleyeceğim her şeye kulak ver. 
18O 033:002 Ağzımı açtım açacağım,<br />Söyleyeceklerim dilimin ucunda. 
18O 033:003 Sözlerim temiz bir yürekten çıkıyor,<br />Dudaklarım bildiklerini içtenlikle söylüyor. 
18O 033:004 Beni Tanrının Ruhu yarattı,<br />Her Şeye Gücü Yetenin soluğu yaşam veriyor bana. 
18O 033:005 Elinden gelirse beni yanıtla,<br />Kendini hazırla, karşımda dur. 
18O 033:006 Tanrının önünde ben de tıpkı senin gibiyim,<br />Ben de balçıktan yaratıldım. 
18O 033:007 Onun için dehşetim seni yıldırmasın,<br />Baskım sana ağır gelmesin. 
18O 033:008 ‹‹Sesin hâlâ kulaklarımda,<br />Şöyle demiştin: 
18O 033:009 ‹Ben kusursuz ve günahsızım,<br />Temiz ve suçsuzum. 
18O 033:010 Yine de Tanrı bana karşı bahane arıyor,<br />Beni düşman görüyor. 
18O 033:011 Ayaklarımı tomruğa vuruyor,<br />Yollarımı gözetliyor.› 
18O 033:012 ‹‹Ama sana şunu söyleyeyim,<br />Bu konuda haksızsın.<br />Çünkü Tanrı insandan büyüktür. 
18O 033:013 İnsanın hiçbir sözünü yanıtlamıyor diye<br />Niçin Onunla çekişiyorsun? 
18O 033:014 Çünkü insan anlamasa da,<br />Tanrı şu ya da bu yolla konuşur. 
18O 033:015 Rüyada, geceleyin görümde,<br />İnsanları ağır uyku basınca,<br />Yatakta yatarlarken, 
18O 033:016 Kulaklarına konuşur,<br />Uyarısıyla onları korkutur; 
18O 033:017 Onları yaptıkları kötülükten döndürmek,<br />Gururdan uzak tutmak, 
18O 033:018 Canlarını çukurdan,<br />Hayatlarını ölümden kurtarmak için. 
18O 033:019 İnsan yatağında acılarla,<br />Kemiklerinde dinmez sızılarla yola getirilir. 
18O 033:020 Öyle ki, içi yemek kaldırmaz,<br />En lezzetli yiyecekten tiksinir. 
18O 033:021 Eti erir, görünmez olur,<br />Gözükmeyen kemikleri ortaya çıkar. 
18O 033:022 Canı çukura,<br />Hayatı ölüm meleklerine yaklaşır. 
18O 033:023 ‹‹Yine de insana doğruyu bildirmek için<br />Yanında bir melek, bin melekten biri<br />Arabulucu olarak bulunursa, 
18O 033:024 Ona lütfeder de,<br />‹Onu ölüm çukuruna inmekten kurtar,<br />Ben fidyeyi buldum› derse, 
18O 033:025 Eti çocuk eti gibi yenilenir,<br />Gençlik günlerine döner. 
18O 033:026 Dua ettiğinde Tanrı ondan hoşnut kalır,<br />O da Tanrının yüzünü görüp sevinir.<br />Tanrı onun durumunu düzeltir. 
18O 033:027 Sonra insanların önünde türkü çağırır:<br />‹Günah işleyip doğru yoldan saptım,<br />Ama Tanrı hak ettiğim cezayı vermedi bana, 
18O 033:028 Canımı çukura inmekten O kurtardı,<br />Işığı görmek için yaşayacağım.› 
18O 033:029 -30 134010 ‹‹İşte, insanın canını çukurdan çıkarmak,<br />Onu yaşam ışığıyla aydınlatmak için<br />Tanrı bütün bunları iki kez,<br />Hatta üç kez yapar. 
18O 033:031 ‹‹İyi dinle, Eyüp, kulak ver,<br />Sen sus, ben konuşacağım. 
18O 033:032 Söyleyeceğin bir şey varsa söyle,<br />Çünkü seni haklı çıkarmak isterim. 
18O 033:033 Yoksa, beni dinle,<br />Sus da sana bilgelik öğreteyim.›› 
18O 034:001 Elihu konuşmasına şöyle devam etti: 
18O 034:002 ‹‹Ey bilgeler, sözlerimi dinleyin,<br />Kulak verin bana, ey bilgi sahipleri. 
18O 034:003 Çünkü damak nasıl yemeği tadarsa,<br />Kulak da sözleri sınar. 
18O 034:004 Gelin, doğruyu seçelim,<br />İyiyi birlikte öğrenelim. 
18O 034:005 ‹‹Çünkü Eyüp, ‹Ben suçsuzum› diyor,<br />‹Tanrı hakkımı elimden aldı. 
18O 034:006 Haklı olduğum halde yalancı sayılıyorum,<br />Suçsuz olduğum halde okunla yaraladın beni.› 
18O 034:007 Eyüp gibisi var mı?<br />Alayı su gibi içiyor! 
18O 034:008 Kötülük yapanlarla dostluk edip geziyor,<br />Kötülerle aynı yolda yürüyor. 
18O 034:009 Çünkü, ‹Tanrıyı hoşnut etmeye çalışmak<br />İnsana yarar getirmez› diyor. 
18O 034:010 ‹‹Bu yüzden, ey sağduyulu insanlar, beni dinleyin!<br />Tanrı kötülük yapar mı,<br />Her Şeye Gücü Yeten haksızlık eder mi? Asla! 
18O 034:011 Çünkü O herkese yaptığının karşılığını öder,<br />Hak ettiğini başına getirir. 
18O 034:012 Tanrı kesinlikle kötülük etmez,<br />Her Şeye Gücü Yeten adaleti saptırmaz. 
18O 034:013 Kim yeryüzünü Ona emanet etti?<br />Kim Onu bütün dünyanın başına atadı? 
18O 034:014 Eğer niyet eder de<br />Ruhunu ve soluğunu geri çekerse, 
18O 034:015 Bütün insanlık bir anda yok olur,<br />İnsan yine toprağa döner. 
18O 034:016 ‹‹Aklın varsa dinle,<br />Kulak ver sözlerime. 
18O 034:017 Adaletten nefret eden hiç hüküm sürebilir mi?<br />Adil ve güçlü olanı suçlayacak mısın? 
18O 034:018 Krallara, ‹Değersizsiniz›,<br />Soylulara, ‹Kötüsünüz› diyen, 
18O 034:019 Önderlere ayrıcalık tanımayan,<br />Zengini yoksuldan çok önemsemeyen O değil mi?<br />Çünkü hepsi Onun ellerinin işidir. 
18O 034:020 Gece yarısı bir anda ölürler,<br />Herkes sarsılır, ölüp gider,<br />Güçlüler de insan eli değmeden alınıp götürülür. 
18O 034:021 ‹‹Tanrının gözleri insanların yolundan ayrılmaz,<br />Attıkları her adımı görür. 
18O 034:022 Kötülük yapanların gizlenebileceği<br />Ne karanlık bir yer vardır, ne de ölüm gölgesi. 
18O 034:023 Yargılanmak için önüne gelsinler diye,<br />Tanrı insanları sorgulamaya pek gerek duymaz. 
18O 034:024 Araştırmadan güçlü insanları kırar,<br />Onların yerine başkalarını diker. 
18O 034:025 Çünkü ne yaptıklarını bilir,<br />Gece onları deviriverir, ezilirler. 
18O 034:026 Herkesin gözü önünde<br />Kötülükleri yüzünden onları cezalandırır; 
18O 034:027 Artık Onun ardından gitmedikleri,<br />Yollarının hiçbirini dikkate almadıkları için. 
18O 034:028 Yoksulun feryadını Ona duyurdular;<br />Düşkünlerin feryadını işitti. 
18O 034:029 Ama Tanrı sessiz kalırsa kim Onu suçlayabilir?<br />Yüzünü gizlerse kim Onu görebilir?<br />Bir ulusa karşı da bir insana karşı da O hep aynıdır, 
18O 034:030 Tanrısız insan krallık etmesin,<br />Halka tuzak kurmasın diye. 
18O 034:031 ‹‹Kimse Tanrıya,<br />‹Suçluyum, artık kötülük yapmayacağım› dedi mi, 
18O 034:032 ‹Göremediğimi sen bana öğret,<br />Haksızlık ettimse, bir daha etmem?› 
18O 034:033 Onu reddettiğin halde,<br />Senin keyfince mi seni ödüllendirmeli?<br />Çünkü karar verecek olan sensin, ben değil,<br />Öyleyse anlat bana bildiğini. 
18O 034:034 ‹‹Sağduyulu insanlar,<br />Beni dinleyen bilgeler diyecekler ki, 
18O 034:035 ‹Eyüp bilgisizce konuşuyor,<br />Sözlerinin değeri yok.› 
18O 034:036 Kötü biri gibi yanıtladığı için<br />Keşke Eyüpün sınanması sonsuza dek sürse! 
18O 034:037 Çünkü günahına isyan da ekliyor,<br />Önümüzde alay edercesine el çırpıyor,<br />Tanrı'ya karşı konuştukça konuşuyor.›› 
18O 035:001 Elihu konuşmasına şöyle devam etti: 
18O 035:002 ‹‹ ‹Tanrının önünde haklıyım› diyorsun.<br />Doğru buluyor musun bunu? 
18O 035:003 Ama hâlâ, ‹Günah işlemezsem<br />Yararım ne, kazancım ne?› diye soruyorsun. 
18O 035:004 ‹‹Ben yanıtlayayım seni<br />Ve arkadaşlarını. 
18O 035:005 Göklere bak da gör,<br />Üzerinde yükselen bulutlara göz gezdir. 
18O 035:006 Günah işlersen, Tanrıya ne zararı olur?<br />İsyanların çoksa ne olur Ona? 
18O 035:007 Doğruysan, Ona verdiğin nedir,<br />Ya da ne alır O senin elinden? 
18O 035:008 Kötülüğün ancak senin gibi birine zarar verir,<br />Doğruluğun ise yalnız insanoğlu içindir. 
18O 035:009 ‹‹İnsanlar ağır baskı altında feryat ediyor,<br />Güçlülere karşı yardım istiyor. 
18O 035:010 Ama kimse, ‹Nerede Yaratıcım Tanrı?› demiyor;<br />O Tanrı ki, gece bize ezgiler verir, 
18O 035:011 Yeryüzündeki hayvanlardan çok bize öğretir<br />Ve bizi gökteki kuşlardan daha bilge kılar. 
18O 035:012 Kötülerin gururu yüzünden insanlar feryat ediyor,<br />Ama yanıtlayan yok. 
18O 035:013 Gerçek şu ki, Tanrı boş feryadı dinlemez,<br />Her Şeye Gücü Yeten bunu önemsemez. 
18O 035:014 Onu görmediğini söylediğin zaman bile<br />Davan Onun önündedir, bekle; 
18O 035:015 Madem bu öfkeyle şimdi cezalandırmadı,<br />İsyana da pek aldırmaz diyorsun. 
18O 035:016 Bu yüzden Eyüp ağzını boş yere açıyor,<br />Bilgisizce konuştukça konuşuyor.›› 
18O 036:001 Elihu konuşmasına şöyle devam etti: 
18O 036:002 ‹‹Biraz bekle, sana açıklayayım,<br />Çünkü Tanrı için söylenecek daha çok söz var. 
18O 036:003 Bilgimi geniş kaynaklardan toplayacağım,<br />Yaratıcıma hak vereceğim. 
18O 036:004 Kuşkusuz söylediğim hiçbir şey yalan değil,<br />Karşında bilgide yetkin biri var. 
18O 036:005 ‹‹Tanrı güçlüdür, ama kimseyi hor görmez,<br />Güçlü ve amacında kararlı. 
18O 036:006 Kötüleri yaşatmaz,<br />Ezilenin hakkını verir. 
18O 036:007 Gözlerini doğru kişiden ayırmaz,<br />Onu krallarla birlikte tahta oturtur,<br />Sonsuza dek yükseltir. 
18O 036:008 Ama insanlar zincire vurulur,<br />Baskı altında tutulurlarsa, 
18O 036:009 Onlara yaptıklarını,<br />Gurura kapılıp isyan ettiklerini bildirir. 
18O 036:010 Öğüdünü dinletir,<br />Kötülükten dönmelerini buyurur. 
18O 036:011 Eğer dinler ve Ona kulluk ederlerse,<br />Kalan günlerini bolluk,<br />Yıllarını rahatlık içinde geçirirler. 
18O 036:012 Ama dinlemezlerse ölür,<br />Ders almadan yok olurlar. 
18O 036:013 ‹‹Tanrısızlar öfkelerini içlerinde gizler,<br />Kendilerini bağladığında Tanrıdan yardım istemezler. 
18O 036:014 Genç yaşta ölüp giderler,<br />Yaşamları putperest tapınaklarında fuhşu iş edinmiş erkekler arasında sona erer. 
18O 036:015 Ama Tanrı acı çekenleri acı çektikleri için kurtarır,<br />Düşkünlere kendini dinletir. 
18O 036:016 ‹‹Evet, seni sıkıntıdan çeker çıkarırdı;<br />Darlığın olmadığı geniş bir yere,<br />Zengin yiyeceklerle bezenmiş bir sofraya. 
18O 036:017 Oysa şimdi kötülerin hak ettiği cezayı çekiyorsun,<br />Yargı ve adalet yakalamış seni. 
18O 036:018 Dikkat et, para seni baştan çıkarmasın,<br />Büyük bir rüşvet seni saptırmasın. 
18O 036:019 Zenginliğin ya da bütün gücün yeter mi<br />Sıkıntı çekmeni önlemeye? 
18O 036:020 Halkların yeryüzünden<br />Yok edildiği geceyi özleme. 
18O 036:021 Dikkat et, kötülüğe dönme,<br />Çünkü sen onu düşkünlüğe yeğledin. 
18O 036:022 ‹‹İşte Tanrı gücüyle yükselir,<br />Onun gibi öğretmen var mı? 
18O 036:023 Kim Ona ne yapması gerektiğini söyleyebilir?<br />Kim Ona, ‹Haksızlık ettin› diyebilir? 
18O 036:024 Onun işlerini yüceltmelisin, anımsa bunu,<br />İnsanların ezgilerle övdüğü işlerini. 
18O 036:025 Bütün insanlar bunları görmüştür,<br />Herkes onları uzaktan izler. 
18O 036:026 Evet, Tanrı öyle büyüktür ki, Onu anlayamayız,<br />Varlığının süresi hesaplanamaz. 
18O 036:027 ‹‹Su damlalarını yukarı çeker,<br />Buharından yağmur damlatır. 
18O 036:028 Bulutlar nemini döker,<br />İnsanların üzerine bol yağmur yağdırır. 
18O 036:029 Bulutları nasıl yaydığını,<br />Göksel konutundan nasıl gürlediğini kim anlayabilir? 
18O 036:030 Şimşekleri çevresine nasıl yaydığına,<br />Denizin dibine dek nasıl ulaştırdığına bakın. 
18O 036:031 Tanrı halkları böyle yönetir,<br />Bol yiyecek sağlar. 
18O 036:032 Şimşeği elleriyle tutar,<br />Hedefine vurmasını buyurur. 
18O 036:033 O'nun gürleyişi fırtınayı haber verir,<br />Sığırlar bile fırtına kopacağını bildirir. 
18O 037:001 ‹‹Yüreğim titrer buna,<br />Yerinden oynar. 
18O 037:002 Dinleyin, gürleyen sesini dinleyin,<br />Ağzından çıkan sesi! 
18O 037:003 Şimşeğini göğün altındaki her yere,<br />Yeryüzünün dört bucağına salar. 
18O 037:004 Ardından bir ses gümbürder,<br />Görkemli sesiyle gürler.<br />Sesi duyulunca şimşekleri alıkoymaz. 
18O 037:005 Tanrının sesi şaşılacak biçimde gürler,<br />O, anlayışımızın ötesinde büyük işler yapar. 
18O 037:006 Çünkü kara, ‹Yere düş› der,<br />Sağanağa, ‹Bütün şiddetinle boşal.› 
18O 037:007 Yarattığı bütün insanlar ne yaptığını bilsin diye,<br />Herkese işini bıraktırır. 
18O 037:008 Hayvanlar kovuklarına girer,<br />İnlerinde otururlar. 
18O 037:009 Kasırga yuvasından kopar,<br />Soğuk saçılan rüzgarlardan. 
18O 037:010 Tanrının soluğu suları dondurur,<br />Geniş sular buz tutar. 
18O 037:011 Bulutlara nem yükler,<br />Şimşeğini her yana yayar. 
18O 037:012 Yeryüzünde ne buyurursa yapmak üzere<br />Bulutlar Onun istediği yönde döner durur. 
18O 037:013 Ya insanları cezalandırmak<br />Ya da yeryüzünü sulayıp sevgisini göstermek için<br />Yağmur gönderir. 
18O 037:014 ‹‹Dinle, Eyüp,<br />Dur da düşün Tanrının şaşılası işlerini. 
18O 037:015 Tanrının bulutları nasıl düzenlediğini,<br />Şimşeğini nasıl çaktırdığını biliyor musun? 
18O 037:016 Bulutların dengesini,<br />Bilgisi kusursuz olanın şaşılası işlerini biliyor musun? 
18O 037:017 Dünyanın soluğu kesildiğinde<br />Güneyin kavurucu rüzgarı altında<br />Giysilerin seni terletmez mi? 
18O 037:018 Dökme tunç bir ayna kadar sert olan gökkubbeyi<br />Onunla birlikte yayabilir misin? 
18O 037:019 ‹‹Ona ne söyleyeceğimizi öğret bize,<br />Çünkü karanlık yüzünden sözümüze düzen veremiyoruz. 
18O 037:020 Konuşmak istediğim Ona söylenebilir mi?<br />Kimse yutulmak ister mi? 
18O 037:021 Rüzgar geçip göğü temizlediğinde<br />Gökte parıldayan ışığa kimse bakamaz. 
18O 037:022 Altın parıltısı geliyor kuzeyden,<br />Tanrı korkunç görkeme bürünmüş. 
18O 037:023 Her Şeye Gücü Yetene biz ulaşamayız.<br />Gücü yücedir,<br />Adaleti ve eşsiz doğruluğuyla kimseyi ezmez. 
18O 037:024 Bu yüzden insanlar O'na saygı duyar,<br />Çünkü O, bilgeleri dikkate almaz.›› 
18O 038:001 RAB kasırganın içinden Eyüpü şöyle yanıtladı: 
18O 038:002 ‹‹Bilgisizce sözlerle<br />Tasarımı karartan bu adam kim? 
18O 038:003 Şimdi erkek gibi kuşağını beline vur da,<br />Ben sorayım, sen anlat. 
18O 038:004 ‹‹Ben dünyanın temelini atarken sen neredeydin?<br />Anlıyorsan söyle. 
18O 038:005 Kim saptadı onun ölçülerini? Kuşkusuz biliyorsun!<br />Kim çekti ipi üzerine? 
18O 038:006 Neyin üstüne yapıldı temelleri?<br />Kim koydu köşe taşını, 
18O 038:007 Sabah yıldızları birlikte şarkı söylerken,<br />İlahi varlıklar sevinçle çığrışırken? 
18O 038:008 ‹‹Denizin ardından kapıları kim kapadı,<br />Ana rahminden fışkırdığı zaman; 
18O 038:009 Ona bulutları giysi,<br />Koyu karanlığı kundak yaptığım, 
18O 038:010 Sınırını koyduğum,<br />Kapılarıyla sürgülerini yerleştirdiğim, 
18O 038:011 ‹Buraya kadar gelip öteye geçmeyeceksin,<br />Gururlu dalgaların şurada duracak› dediğim zaman? 
18O 038:012 ‹‹Sen ömründe sabaha buyruk verdin mi,<br />Şafağa yerini gösterdin mi; 
18O 038:013 Yeryüzünün uçlarını tutsun,<br />Oradaki kötüler silkilip atılsın diye? 
18O 038:014 Mühür basılan balçık gibi biçim değiştirir yeryüzü,<br />Giysi kıvrımları gibi göze çarpar. 
18O 038:015 Kötülerin ışıkları alınır,<br />Kalkan kolları kırılır. 
18O 038:016 ‹‹Denizin kaynaklarına vardın mı,<br />Gezdin mi enginin diplerinde? 
18O 038:017 Ölüm kapıları sana gösterildi mi?<br />Gördün mü ölüm gölgesinin kapılarını? 
18O 038:018 Dünyanın genişliğini kavradın mı?<br />Anlat bana, bütün bunları biliyorsan. 
18O 038:019 ‹‹Işığın bulunduğu yerin yolu nerede?<br />Ya karanlık, onun yeri neresi? 
18O 038:020 Onları yerlerine götürebilir misin?<br />Evlerinin yolunu biliyor musun? 
18O 038:021 Bilmediğin şey yok zaten,<br />Çünkü onlarla aynı zamanda doğmuştun!<br />O kadar yaşlısın! 
18O 038:022 ‹‹Karın ambarlarına girdin mi,<br />Dolunun ambarlarını gördün mü? 
18O 038:023 Ben onları sıkıntılı günler için,<br />Kavga ve savaş günleri için saklıyorum. 
18O 038:024 Nerede ışığın dağıtıldığı,<br />Doğu rüzgarının yeryüzüne saçıldığı yere giden yol? 
18O 038:025 Kim sellere kanal,<br />Yıldırımlara yol açtı; 
18O 038:026 Kimsenin yaşamadığı toprakları,<br />İnsanın bulunmadığı çölü sulasın diye; 
18O 038:027 Kurak ve ıssız yeri doyursun,<br />Ot bitirsin diye? 
18O 038:028 Yağmurun babası var mı?<br />Çiy damlalarını kim yarattı? 
18O 038:029 Buz kimin rahminden çıktı?<br />Göklerden düşen kırağıyı kim doğurdu, 
18O 038:030 Sular taş gibi katılaşıp<br />Enginin yüzü donunca? 
18O 038:031 ‹‹Ülker yıldızlarını bağlayabilir misin?<br />Oryonun bağlarını çözebilir misin? 
18O 038:032 Mevsimlerinde çıkartabilir misin takımyıldızları?<br />Büyük ve Küçük Ayıya yol gösterebilir misin? 
18O 038:033 Biliyor musun göklerin yasalarını?<br />Tanrının yönetimini yeryüzünde kurabilir misin? 
18O 038:034 ‹‹Başına bol yağmur yağsın diye<br />Bulutlara sesini duyurabilir misin? 
18O 038:035 Varıp da, ‹Buradayız› desinler diye,<br />Şimşekleri gönderebilir misin? 
18O 038:036 Kim mısırturnasına bilgelik,<br />Horoza anlayış verdi? sezdikleri sanılırdı. Bu iki sözcük ‹‹yüreğimiz›› ve ‹‹aklımız›› anlamına da gelebilir. 
18O 038:037 Kimin bulutları sayacak bilgisi var?<br />Kim göklerin tulumlarını boşaltabilir, 
18O 038:038 Toprak sertleşip<br />Parçaları birbirine yapışınca? 
18O 038:039 ‹‹Dişi aslanlar için sen avlanabilir misin,<br />Genç aslanların karnını doyurabilir misin, 
18O 038:040 İnlerine sindikleri,<br />Çalılıkta pusuya yattıkları zaman? 
18O 038:041 Kuzguna yiyeceğini kim sağlıyor,<br />Yavruları Tanrı'ya feryat edip<br />Açlıktan kıvrandığı zaman? 
18O 039:001 ‹‹Dağ keçilerinin ne zaman doğurduğunu biliyor musun?<br />Geyiklerin yavruladığı zamanı sen mi gözlüyorsun? 
18O 039:002 Sen mi sayıyorsun doğuruncaya dek geçirdikleri ayları?<br />Doğurdukları zamanı biliyor musun? 
18O 039:003 Çöküp yavrularını doğurur,<br />Kurtulurlar sancılarından. 
18O 039:004 Güçlenir, kırda büyür yavrular,<br />Gider, bir daha dönmezler. 
18O 039:005 ‹‹Kim yaban eşeğini başı boş gönderdi,<br />Kim bağlarını çözdü? 
18O 039:006 Yurt olarak ona bozkırı,<br />Barınak olarak tuzlayı verdim. 
18O 039:007 Kentteki kargaşaya güler o,<br />Sürücünün bağırdığını duymaz. 
18O 039:008 Otlamak için tepeleri dolaşır,<br />Yeşillik arar. 
18O 039:009 ‹‹Yaban öküzü sana kulluk etmek ister mi?<br />Geceyi senin yemliğinin yanında geçirir mi? 
18O 039:010 Sabanla yarık açsın diye ona bağ vurabilir misin?<br />Arkanda, ovalarda tırmık çeker mi? 
18O 039:011 Çok güçlü diye ona bel bağlayabilir misin?<br />Ağır işini ona bırakabilir misin? 
18O 039:012 Ekinini getireceğine,<br />Buğdayını harman yerinde toplayacağına güvenir misin? 
18O 039:013 ‹‹Devekuşunun kanatları sevinçle dalgalanır,<br />Ama leyleğin kanatları ve tüyleriyle kıyaslanamaz. 
18O 039:014 Devekuşu yumurtalarını yere bırakır,<br />Onları kumda ısıtır, 
18O 039:015 Ayak altında ezilebileceklerini,<br />Yabanıl hayvanlarca çiğnenebileceklerini düşünmez. 
18O 039:016 Yavrularına sert davranır, kendinin değilmiş gibi,<br />Çektiği zahmetin boşa gideceğine üzülmez. 
18O 039:017 Çünkü Tanrı ona bilgelik bağışlamamış,<br />Anlayıştan pay vermemiştir. 
18O 039:018 Yine de koşmak için kabarınca<br />Ata ve binicisine güler. 
18O 039:019 ‹‹Sen mi ata güç verdin,<br />Dalgalanan yeleyi boynuna giydirdin? 
18O 039:020 Sen misin onu çekirge gibi sıçratan,<br />Gururlu kişnemesiyle korku saçtıran? 
18O 039:021 Ayakları toprağı şiddetle eşer,<br />Gücünden ötürü sevinçle coşar,<br />Savaşçının üstüne yürür. 
18O 039:022 Korkuya güler, hiçbir şeyden yılmaz,<br />Kılıç önünde geri adım atmaz. 
18O 039:023 Ok kılıfı, parıldayan mızrak ve pala<br />Üzerinde takırdar atın. 
18O 039:024 Coşku ve heyecanla uzaklıkları yutar,<br />Boru çalınca duramaz yerinde. 
18O 039:025 Boru çaldıkça, ‹Hi!› diye kişner,<br />Savaş kokusunu, komutanların gürleyen sesini,<br />Savaş çığlıklarını uzaklardan duyar. 
18O 039:026 ‹‹Atmaca senin bilgeliğinle mi süzülüyor,<br />Kanatlarını güneye doğru açıyor? 
18O 039:027 Kartal senin buyruğunla mı yükseliyor,<br />Yuvasını yükseklere kuruyor? 
18O 039:028 Uçurum kenarlarında konaklıyor,<br />Sivri kayalar onun kalesi. 
18O 039:029 Oradan gözetliyor yiyeceğini,<br />Gözleri avını uzaktan seçiyor. 
18O 039:030 Onun yavruları kanla beslenir,<br />Leşler neredeyse, o da oradadır.›› 
18O 040:001 RAB Eyüpe şöyle dedi: 
18O 040:002 ‹‹Her Şeye Gücü Yetenle çatışan Onu yola getirebilir mi?<br />Tanrıyı suçlayan yanıtlasın.›› 
18O 040:003 O zaman Eyüp RABbi şöyle yanıtladı: 
18O 040:004 ‹‹Bak, ben değersiz biriyim,<br />Sana nasıl yanıt verebilirim?<br />Ağzımı elimle kapıyorum. 
18O 040:005 Bir kez konuştum, yanıt almadım,<br />İkinci kez konuşamam artık.›› 
18O 040:006 RAB kasırganın içinden Eyüpü şöyle yanıtladı: 
18O 040:007 ‹‹Şimdi erkek gibi kuşağını beline vur da,<br />Ben sorayım, sen anlat. 
18O 040:008 ‹‹Adaletimi boşa mı çıkaracaksın?<br />Kendini haklı çıkarmak için beni mi suçlayacaksın? 
18O 040:009 Sende Tanrının bileği gibi bilek var mı?<br />Sesin Onunki gibi gürleyebilir mi? 
18O 040:010 Öyleyse şan ve şerefe bürün,<br />Görkem ve yücelik kuşan. 
18O 040:011 Gazabının ateşini saç,<br />Gururluya bakıp onu alçalt. 
18O 040:012 Gururluya bakıp onu çökert,<br />Kötüleri bulundukları yerde ez. 
18O 040:013 Hepsini birlikte toprağa göm,<br />Mezarda yüzlerini kefenle sar. 
18O 040:014 O zaman sağ kolunun seni kurtarabileceğini<br />Ben de kabul ederim. 
18O 040:015 ‹‹Seninle birlikte yarattığım Behemota bak,<br />Sığır gibi ot yiyor. bilinmiyor. Su aygırı, fil, timsah ya da soyu tükenmiş bir hayvan olduğu sanılıyor. 
18O 040:016 Bak, ne güç var belinde,<br />Karnının kasları ne güçlü! 
18O 040:017 Kuyruğunu sedir ağacı gibi sallıyor,<br />Sımsıkıdır uyluk lifleri. 
18O 040:018 Kemikleri tunç borular,<br />Kaburgaları demir çubuklar gibidir. 
18O 040:019 Tanrının yapıtları arasında ilk sırayı alır,<br />Yalnız Yaratıcısı ona kılıçla yaklaşır. 
18O 040:020 Tepeler ürünlerini ona getirir,<br />Bütün yabanıl hayvanlar yanında oynaşır. 
18O 040:021 Hünnap çalıları altında,<br />Kamışlarla örtülü bir bataklıkta yatar. 
18O 040:022 Hünnaplar onu gölgelerinde saklar,<br />Vadideki kavaklar kuşatır. 
18O 040:023 Irmak coşsa bile o ürkmez,<br />Güvenlik içindedir,<br />Şeria Irmağı boğazına dayansa bile. 
18O 040:024 Gözleri açıkken kim onu tutabilir,<br />Kim kancayla burnunu delebilir? 
18O 041:001 ‹‹Livyatanı çengelle çekebilir misin,<br />Dilini halatla bağlayabilir misin? olarak bilinmiyor. Timsah ya da soyu tükenmiş bir hayvan olduğu sanılıyor. 
18O 041:002 Burnuna sazdan ip takabilir misin,<br />Kancayla çenesini delebilir misin? 
18O 041:003 Yalvarıp yakarır mı sana,<br />Tatlı tatlı konuşur mu? 
18O 041:004 Seninle antlaşma yapar mı,<br />Onu ömür boyu köle edesin diye? 
18O 041:005 Kuşla oynar gibi onunla oynayabilir misin,<br />Hizmetçilerin eğlensin diye ona tasma takabilir misin? 
18O 041:006 Balıkçılar onun üzerine pazarlık eder mi?<br />Tüccarlar aralarında onu böler mi? 
18O 041:007 Derisini zıpkınlarla,<br />Başını mızraklarla doldurabilir misin? 
18O 041:008 Elini üzerine koy da, çıkacak çıngarı gör,<br />Bir daha yapmayacaksın bunu. 
18O 041:009 Onu yakalamak için umutlanma,<br />Görünüşü bile insanın ödünü patlatır. 
18O 041:010 Onu uyandıracak kadar yürekli adam yoktur.<br />Öyleyse benim karşımda kim durabilir? 
18O 041:011 Kim benden hesap vermemi isteyebilir?<br />Göklerin altında ne varsa bana aittir. 
18O 041:012 ‹‹Onun kolları, bacakları,<br />Zorlu gücü, güzel yapısı hakkında<br />Konuşmadan edemeyeceğim. 
18O 041:013 Onun giysisinin önünü kim açabilir?<br />Kim onun iki katlı zırhını delebilir? (bkz. Septuaginta), Masoretik metin ‹‹Kim çift gem takmak için ona yaklaşabilir?›› 
18O 041:014 Ağzının kapılarını açmaya kim yeltenebilir,<br />Dehşet verici dişleri karşısında? 
18O 041:015 Sımsıkı kenetlenmiştir<br />Sırtındakifö sıra sıra pullar, Masoretik metin ‹‹Gurur duyduğu››. 
18O 041:016 Öyle yakındır ki birbirine<br />Aralarından hava bile geçmez. 
18O 041:017 Birbirlerine geçmişler,<br />Yapışmış, ayrılmazlar. 
18O 041:018 Aksırması ışık saçar,<br />Gözleri şafak gibi parıldar. 
18O 041:019 Ağzından alevler fışkırır,<br />Kıvılcımlar saçılır. 
18O 041:020 Kaynayan kazandan,<br />Yanan sazdan çıkan duman gibi<br />Burnundan duman tüter. 
18O 041:021 Soluğu kömürleri tutuşturur,<br />Alev çıkar ağzından. 
18O 041:022 Boynu güçlüdür,<br />Dehşet önü sıra gider. 
18O 041:023 Etinin katmerleri birbirine yapışmış,<br />Sertleşmiş üzerinde, kımıldamazlar. 
18O 041:024 Göğsü taş gibi serttir,<br />Değirmenin alt taşı gibi sert. 
18O 041:025 Ayağa kalktı mı güçlüler dehşete düşer,<br />Çıkardığı gürültüden ödleri patlar. 
18O 041:026 Üzerine gidildi mi ne kılıç işler,<br />Ne mızrak, ne cirit, ne de kargı. 
18O 041:027 Demir saman gibi gelir ona,<br />Tunç çürük odun gibi. 
18O 041:028 Oklar onu kaçırmaz,<br />Anız gibi gelir ona sapan taşları. 
18O 041:029 Anız sayılır onun için topuzlar,<br />Vınlayan palaya güler. 
18O 041:030 Keskin çömlek parçaları gibidir karnının altı,<br />Döven gibi uzanır çamura. 
18O 041:031 Derin suları kaynayan kazan gibi fokurdatır,<br />Denizi merhem çömleği gibi karıştırır. 
18O 041:032 Ardında parlak bir iz bırakır,<br />İnsan enginin saçları ağarmış sanır. 
18O 041:033 Yeryüzünde bir eşi daha yoktur,<br />Korkusuz bir yaratıktır. 
18O 041:034 Kendini büyük gören her varlığı aşağılar,<br />Gururlu her varlığın kralı odur.›› 
18O 042:001 O zaman Eyüp RABbi şöyle yanıtladı: 
18O 042:002 ‹‹Senin her şeyi yapabileceğini biliyorum,<br />Hiçbir amacına engel olunmaz. 
18O 042:003 ‹Tasarımı bilgisizce karartan bu adam kim?› diye sordun.<br />Kuşkusuz anlamadığım şeyleri konuştum,<br />Beni aşan, bilmediğim şaşılası işleri. 
18O 042:004 ‹‹ ‹Dinle de konuşayım› dedin,<br />‹Ben sorayım, sen anlat.› 
18O 042:005 Kulaktan duymaydı bildiklerim senin hakkında,<br />Şimdiyse gözlerimle gördüm seni. 
18O 042:006 Bu yüzden kendimi hor görüyor,<br />Toz ve kül içinde tövbe ediyorum.›› 
18O 042:007 RAB Eyüple konuştuktan sonra, Temanlı Elifaza: ‹‹Sana ve iki dostuna karşı öfkem alevlendi›› dedi, ‹‹Çünkü kulum Eyüp gibi hakkımda doğruyu konuşmadınız. 
18O 042:008 Şimdi yedi boğa, yedi koç alıp kulum Eyüpün yanına gidin, kendiniz için yakmalık sunu sunun. Kulum Eyüp sizin için dua etsin. Çünkü onun duasını kabul eder, aptallığınızın karşılığını vermem. Kulum Eyüp gibi hakkımda doğruyu konuşmadınız.›› 
18O 042:009 Temanlı Elifaz, Şuahlı Bildat, Naamalı Sofar gidip RABbin söylediğini yaptılar. RAB de Eyüpün duasını kabul etti. 
18O 042:010 Eyüp dostları için dua ettikten sonra, RAB onu eski gönencine kavuşturup ona önceki varlığının iki katını verdi. 
18O 042:011 Bütün erkek ve kız kardeşleri, eski tanıdıklarının hepsi Eyüpün yanına gelip evinde onunla birlikte yemek yediler. Acısını paylaşıp RABbin başına getirmiş olduğu felaketlerden ötürü onu avuttular. Her biri ona bir parça gümüş, bir de altın halka verdi. 
18O 042:012 RAB Eyüpün sonunu başından bereketli kıldı. On dört bin koyuna, altı bin deveye, bin çift öküze, bin eşeğe sahip oldu. 
18O 042:013 Yedi oğlu, üç kızı oldu. 
18O 042:014 İlk kızının adını Yemima, ikincisinin Kesia, üçüncüsünün Keren-Happuk koydu. 
18O 042:015 Ülkenin hiçbir yerinde Eyüpün kızları kadar güzel kızlar yoktu. Babaları, kardeşlerinin yanısıra onlara da miras verdi. ağırlığı ve değeri bilinmeyen bir para birimiydi. 
18O 042:016 Bundan sonra Eyüp yüz kırk yıl daha yaşadı, oğullarını, dört göbek torunlarını gördü. 
18O 042:017 Kocayıp yaşama doyarak öldü. 
19O 001:001 Ne mutlu o insana ki, kötülerin öğüdüyle yürümez,<br />Günahkârların yolunda durmaz,<br />Alaycıların arasında oturmaz. 
19O 001:002 Ancak zevkini RABbin Yasasından alır<br />Ve gece gündüz onun üzerinde derin derin düşünür. 
19O 001:003 Böylesi akarsu kıyılarına dikilmiş ağaca benzer,<br />Meyvesini mevsiminde verir,<br />Yaprağı hiç solmaz.<br />Yaptığı her işi başarır. 
19O 001:004 Kötüler böyle değil,<br />Rüzgarın savurduğu saman çöpüne benzerler. 
19O 001:005 Bu yüzden yargılanınca aklanamaz,<br />Doğrular topluluğunda yer bulamaz günahkârlar. 
19O 001:006 Çünkü RAB doğruların yolunu gözetir,<br />Kötülerin yolu ise ölüme götürür. 
19O 002:001 Nedir uluslar arasındaki bu kargaşa,<br />Neden boş düzenler kurar bu halklar? 
19O 002:002 Dünyanın kralları saf bağlıyor,<br />Hükümdarlar birleşiyor<br />RABbe ve meshettiği krala karşı. 
19O 002:003 ‹‹Koparalım onların kayışlarını›› diyorlar,<br />‹‹Atalım üzerimizden bağlarını.›› 
19O 002:004 Göklerde oturan Rab gülüyor,<br />Onlarla eğleniyor. 
19O 002:005 Sonra öfkeyle uyarıyor onları,<br />Gazabıyla dehşete düşürüyor 
19O 002:006 Ve, ‹‹Ben kralımı<br />Kutsal dağım Siyona oturttum›› diyor. 
19O 002:007 RABbin bildirisini ilan edeceğim:<br />Bana, ‹‹Sen benim oğlumsun›› dedi,<br />‹‹Bugün ben sana baba oldum. 
19O 002:008 Dile benden, miras olarak sana ulusları,<br />Mülk olarak yeryüzünün dört bucağını vereyim. 
19O 002:009 Demir çomakla kıracaksın onları,<br />Çömlek gibi parçalayacaksın.›› ‹‹Güdeceksin››. 
19O 002:010 Ey krallar, akıllı olun!<br />Ey dünya önderleri, ders alın! 
19O 002:011 RABbe korkuyla hizmet edin,<br />Titreyerek sevinin. 
19O 002:012 Oğulu öpün ki öfkelenmesin,<br />Yoksa izlediğiniz yolda mahvolursunuz.<br />Çünkü öfkesi bir anda alevleniverir.<br />Ne mutlu O'na sığınanlara! 
19O 003:001 Ya RAB, düşmanlarım ne kadar çoğaldı,<br />Hele bana karşı ayaklananlar! 
19O 003:002 Birçoğu benim için:<br />‹‹Tanrı katında ona kurtuluş yok!›› diyor. |iSela sanılıyor. 
19O 003:003 Ama sen, ya RAB, çevremde kalkansın,<br />Onurum, başımı yukarı kaldıran sensin. 
19O 003:004 RABbe seslenirim,<br />Yanıtlar beni kutsal dağından. |iSela 
19O 003:005 Yatar uyurum,<br />Uyanır kalkarım, RAB destektir bana. 
19O 003:006 Korkum yok<br />Çevremi saran binlerce düşmandan. 
19O 003:007 Ya RAB, kalk, ey Tanrım, kurtar beni!<br />Vur bütün düşmanlarımın çenesine,<br />Kır kötülerin dişlerini. 
19O 003:008 Kurtuluş RAB'dedir,<br />Halkının üzerinde olsun bereketin! |iSela 
19O 004:001 Sana seslenince yanıtla beni,<br />Ey adil Tanrım!<br />Ferahlat beni sıkıntıya düştüğümde,<br />Lütfet bana, kulak ver duama. 
19O 004:002 Ey insanlar, ne zamana dek<br />Onurumu utanca çevireceksiniz?<br />Ne zamana dek boş şeylere gönül verecek,<br />Yalan peşinde koşacaksınız? |iSela 
19O 004:003 Bilin ki, RAB sadık kulunu kendine ayırmıştır,<br />Ne zaman seslensem, duyar beni. 
19O 004:004 Öfkelenebilirsiniz, ama günah işlemeyin;<br />İyi düşünün yatağınızda, susun. |iSela 
19O 004:005 Doğruluk kurbanları sunun RABbe,<br />Ona güvenin. 
19O 004:006 ‹‹Kim bize iyilik yapacak?›› diyen çok.<br />Ya RAB, yüzünün ışığıyla bizi aydınlat! 
19O 004:007 Öyle bir sevinç verdin ki bana,<br />Onların bol tahıl ve yeni şaraptan aldığı sevinçten fazla. 
19O 004:008 Esenlik içinde yatar uyurum,<br />Çünkü yalnız sen, ya RAB,<br />Güvenlik içinde tutarsın beni. 
19O 005:001 Sözlerime kulak ver, ya RAB,<br />İniltilerimi işit. 
19O 005:002 Feryadımı dinle, ey Kralım ve Tanrım!<br />Duam sanadır. 
19O 005:003 Sabah sesimi duyarsın, ya RAB,<br />Her sabah sana duamı sunar, umutla beklerim. 
19O 005:004 Çünkü sen kötülükten hoşlanan Tanrı değilsin,<br />Kötülük senin yanında barınmaz. 
19O 005:005 Böbürlenenler önünde duramaz,<br />Bütün suç işleyenlerden nefret duyar, 
19O 005:006 Yalan söyleyenleri yok edersin;<br />Ya RAB, sen eli kanlılardan,<br />Aldatıcılardan tiksinirsin. 
19O 005:007 Bense bol sevgin sayesinde<br />Kutsal tapınağına gireceğim;<br />Oraya doğru saygıyla eğileceğim. 
19O 005:008 Yol göster bana doğruluğunla, ya RAB,<br />Düşmanlarıma karşı!<br />Yolunu önümde düzle. 
19O 005:009 Çünkü onların sözüne güvenilmez,<br />Yürekleri yıkım dolu.<br />Ağızları açık birer mezardır,<br />Yaltaklanır dururlar. 
19O 005:010 Ey Tanrı, onları suçlu çıkar!<br />Kurdukları düzen yıkımlarına yol açsın.<br />Kov onları sayısız isyanları yüzünden.<br />Çünkü sana karşı ayaklandılar. 
19O 005:011 Sevinsin sana sığınan herkes,<br />Sevinç çığlıkları atsın sürekli,<br />Kanat ger üzerlerine;<br />Sevinçle coşsun adını sevenler sende. 
19O 005:012 Çünkü sen doğru kişiyi kutsarsın, ya RAB,<br />Çevresini kalkan gibi lütfunla sararsın. 
19O 006:001 Ya RAB, öfkeyle azarlama beni,<br /> Gazapla yola getirme. kesin olarak bilinmiyor. 
19O 006:002 Lütfet bana, ya RAB, bitkinim;<br />Şifa ver bana, ya RAB, kemiklerim sızlıyor, 
19O 006:003 Çok acı çekiyorum.<br />Ah, ya RAB!<br />Ne zamana dek sürecek bu? 
19O 006:004 Gel, ya RAB, kurtar beni,<br />Yardım et sevginden dolayı. 
19O 006:005 Çünkü ölüler arasında kimse seni anmaz,<br />Kim şükür sunar sana ölüler diyarından? 
19O 006:006 İnleye inleye bittim,<br />Döşeğim su içinde bütün gece ağlamaktan,<br />Yatağım sırılsıklam gözyaşlarımdan. 
19O 006:007 Kederden gözlerimin feri sönüyor,<br />Zayıflıyor gözlerim düşmanlarım yüzünden. 
19O 006:008 Ey kötülük yapanlar,<br />Uzak durun benden,<br />Çünkü RAB ağlayışımı işitti. 
19O 006:009 Yalvarışımı duydu,<br />Duamı kabul etti. 
19O 006:010 Bütün düşmanlarım utanacak,<br />Hepsini dehşet saracak,<br />Ansızın geri dönecekler utanç içinde. 
19O 007:001 Sana sığınıyorum, ya RAB Tanrım!<br />Peşime düşenlerden kurtar beni,<br />Özgür kıl. 
19O 007:002 Yoksa aslan gibi parçalayacaklar beni,<br />Kurtaracak biri yok diye,<br />Lime lime edecekler etimi. 
19O 007:003 Ya RAB Tanrım, eğer şunu yaptıysam:<br />Birine haksızlık ettiysem, 
19O 007:004 Dostuma ihanet ettiysem,<br />Düşmanımı nedensiz soyduysam, 
19O 007:005 Ardıma düşsün düşman,<br />Yakalasın beni,<br />Canımı yerde çiğnesin,<br />Ayak altına alsın onurumu. |iSela 
19O 007:006 Öfkeyle kalk, ya RAB!<br />Düşmanlarımın gazabına karşı çık!<br />Benim için uyan!<br />Buyur, adalet olsun. 
19O 007:007 Uluslar topluluğu çevreni sarsın,<br />Onları yüce katından yönet. 
19O 007:008 RAB halkları yargılar;<br />Beni de yargıla, ya RAB,<br />Doğruluğuma, dürüstlüğüme göre. 
19O 007:009 Ey adil Tanrım!<br />Kötülerin kötülüğü son bulsun,<br />Doğrular güvene kavuşsun,<br />Sen ki akılları, gönülleri sınarsın. 
19O 007:010 Tanrı kalkan gibi yanıbaşımda,<br />Temiz yüreklileri O kurtarır. 
19O 007:011 Tanrı adil bir yargıçtır,<br />Öyle bir Tanrı ki, her gün öfke saçar. 
19O 007:012 Kötüler yola gelmezse,<br />Tanrı kılıcını biler,<br />Yayını gerip hedefine kurar. 
19O 007:013 Hazır bekler ölümcül silahları,<br />Alevli okları. 
19O 007:014 İşte kötü insan kötülük sancıları çekiyor,<br />Fesada gebe kalmış,<br />Yalan doğuruyor. 
19O 007:015 Bir kuyu açıp kazıyor,<br />Kazdığı kuyuya kendisi düşüyor. 
19O 007:016 Kötülüğü kendi başına gelecek,<br />Zorbalığı kendi tepesine inecek. 
19O 007:017 Şükredeyim doğruluğu için RAB'be,<br />Yüce RAB'bin adını ilahilerle öveyim. 
19O 008:001 Ey Egemenimiz RAB,<br />Ne yüce adın var yeryüzünün tümünde!<br />Gökyüzünü görkeminle kapladın. okunan bir ilahi olabilir. 
19O 008:002 Çocukların, hatta emziktekilerin sesiyle<br />Set çektin hasımlarına,<br />Düşmanı, öç alanı yok etmek için. 
19O 008:003 Seyrederken ellerinin eseri olan gökleri,<br />Oraya koyduğun ayı ve yıldızları, 
19O 008:004 Soruyorum kendi kendime:<br />‹‹İnsan ne ki, onu anasın,<br />Ya da insanoğlu ne ki, ona ilgi gösteresin?›› 
19O 008:005 Nerdeyse bir tanrı yaptın onu,<br />Başına yücelik ve onur tacını koydun. (tanrılardan) pek aşağı yaratmadın›› (bkz. Yar.1:26-28; İbr.2:6-8). 
19O 008:006 Ellerinin yapıtları üzerine onu egemen kıldın,<br />Her şeyi ayaklarının altına serdin; 
19O 008:007 Davarları, sığırları,<br />Yabanıl hayvanları, 
19O 008:008 Gökteki kuşları, denizdeki balıkları,<br />Denizde kıpırdaşan bütün canlıları. 
19O 008:009 Ey Egemenimiz RAB,<br />Ne yüce adın var yeryüzünün tümünde! 
19O 009:001 Ya RAB, bütün yüreğimle sana şükredeceğim,<br />Yaptığın harikaların hepsini anlatacağım. yazılır. 
19O 009:002 Sende sevinç bulacak, coşacağım,<br />Adını ilahilerle öveceğim, ey Yüceler Yücesi! 
19O 009:003 Düşmanlarım geri çekilirken,<br />Sendeleyip ölüyorlar senin önünde. 
19O 009:004 Çünkü hakkımı, davamı sen savundun,<br />Adil yargıç olarak tahta oturdun. 
19O 009:005 Ulusları azarladın, kötüleri yok ettin,<br />Sonsuza dek adlarını sildin. 
19O 009:006 Yok olup gitti düşmanlar sonsuza dek,<br />Kökünden söktün kentlerini,<br />Anıları bile silinip gitti. 
19O 009:007 Oysa RAB sonsuza dek egemenlik sürer,<br />Yargı için kurmuştur tahtını; 
19O 009:008 O yönetir doğrulukla dünyayı,<br />O yargılar adaletle halkları. 
19O 009:009 RAB ezilenler için bir sığınak,<br />Sıkıntılı günlerde bir kaledir. 
19O 009:010 Seni tanıyanlar sana güvenir,<br />Çünkü sana yönelenleri hiç terk etmedin, ya RAB. 
19O 009:011 Siyonda oturan RABbi ilahilerle övün!<br />Yaptıklarını halklar arasında duyurun! 
19O 009:012 Çünkü dökülen kanın hesabını soran anımsar,<br />Ezilenlerin feryadını unutmaz. 
19O 009:013 Acı bana, ya RAB!<br />Ey beni ölümün eşiğinden kurtaran,<br />Benden nefret edenler yüzünden çektiğim sıkıntıya bak! 
19O 009:014 Öyle ki, övgüye değer işlerini anlatayım,<br />Siyon Kentinin kapılarında<br />Sağladığın kurtuluşla sevineyim. 
19O 009:015 Uluslar kendi kazdıkları kuyuya düştü,<br />Ayakları gizledikleri ağa takıldı. 
19O 009:016 Adil yargılarıyla RAB kendini gösterdi,<br />Kötüler kendi kurdukları tuzağa düştü. |iHigayon |isela terimi. 
19O 009:017 Kötüler ölüler diyarına gidecek,<br />Tanrıyı unutan bütün uluslar... 
19O 009:018 Ama yoksul büsbütün unutulmayacak,<br />Mazlumun umudu sonsuza dek kırılmayacak. 
19O 009:019 Kalk, ya RAB! İnsan galip çıkmasın,<br />Huzurunda yargılansın uluslar! 
19O 009:020 Onlara dehşet saç, ya RAB!<br />Sadece insan olduklarını bilsin uluslar. |iSela 
19O 010:001 Ya RAB, neden uzak duruyorsun,<br />Sıkıntılı günlerde kendini gizliyorsun? 
19O 010:002 Kötüler gururla mazlumları avlıyor,<br />Mazlumlar kötülerin kurduğu tuzağa düşüyor. 
19O 010:003 Kötü insan içindeki isteklerle övünür,<br />Açgözlü insan RABbe lanet okur, Onu hor görür. 
19O 010:004 Kendini beğenmiş kötü insan Tanrıya yönelmez,<br />Hep, ‹‹Tanrı yok!›› diye düşünür. 
19O 010:005 Kötülerin yolları her zaman başarıya götürür.<br />Öyle yücedir ki senin yargıların,<br />Kötüler anlayamaz, düşmanına burun kıvırır. 
19O 010:006 İçinden, ‹‹Ben sarsılmam›› der,<br />‹‹Hiçbir zaman sıkıntıya düşmem.›› 
19O 010:007 Ağzı lanet, hile ve zulüm dolu,<br />Dilinin altında kötülük ve fesat saklı. 
19O 010:008 Köylerin çevresinde pusu kurar,<br />Masumu gizli yerlerde öldürür,<br />Çaresizi sinsice gözler. 
19O 010:009 Gizli yerlerde pusuya yatar<br />Çalılıktaki aslan gibi,<br />Kapmak için mazlumu bekler<br />Ve ağına düşürüp yakalar. 
19O 010:010 Kurbanları çaresiz çöker,<br />Saldıranın üstün gücü altında ezilir. 
19O 010:011 Kötü insan içinden, ‹‹Tanrı unuttu›› der,<br />‹‹Örttü yüzünü, asla göremez.›› 
19O 010:012 Kalk, ya RAB, kaldır elini, ey Tanrı!<br />Mazlumları unutma! 
19O 010:013 Neden kötü insan seni hor görsün,<br />İçinden, ‹‹Tanrı hesap sormaz›› desin? 
19O 010:014 Oysa sen sıkıntı ve acı çekenleri görürsün,<br />Yardım etmek için onları izlersin;<br />Çaresizler sana dayanır,<br />Öksüzün yardımcısı sensin. 
19O 010:015 Kötünün, haksızın kolunu kır,<br />Sormadık hesap kalmasın yaptığı kötülükten. 
19O 010:016 RAB sonsuza dek kral kalacak,<br />Uluslar Onun ülkesinden temizlenecek. 
19O 010:017 Mazlumların dileğini duyarsın, ya RAB,<br />Yüreklendirirsin onları,<br />Kulağın hep üzerlerinde; 
19O 010:018 Öksüze, düşküne hakkını vermek için,<br />Bir daha dehşet saçmasın ölümlü insan. 
19O 011:001 Ben RABbe sığınırım,<br />Nasıl dersiniz bana,<br />‹‹Kuş gibi kaç dağlara. 
19O 011:002 Bak, kötüler yaylarını geriyor,<br />Temiz yürekli insanları<br />Karanlıkta vurmak için<br />Oklarını kirişine koyuyor. 
19O 011:003 Temeller yıkılırsa,<br />Ne yapabilir doğru insan?›› 
19O 011:004 RAB kutsal tapınağındadır,<br />Onun tahtı göklerdedir,<br />Bütün insanları görür,<br />Herkesi sınar. 
19O 011:005 RAB doğru insanı sınar,<br />Kötüden, zorbalığı sevenden tiksinir. 
19O 011:006 Kötülerin üzerine kızgın korlar ve kükürt yağdıracak,<br />Paylarına düşen kâse kavurucu rüzgar olacak. 
19O 011:007 Çünkü RAB doğrudur, doğruları sever;<br />Dürüst insanlar O'nun yüzünü görecek. kesin olarak bilinmiyor. 
19O 012:001 Kurtar beni, ya RAB, sadık kulun kalmadı,<br />Güvenilir insanlar yok oldu. 
19O 012:002 Herkes birbirine yalan söylüyor,<br />Dalkavukluk, ikiyüzlülük ediyor. 
19O 012:003 Sustursun RAB dalkavukların ağzını,<br />Büyüklenen dilleri. 
19O 012:004 Onlar ki, ‹‹Dilimizle kazanırız,<br />Dudaklarımız emrimizde,<br />Kim bize efendilik edebilir?›› derler. 
19O 012:005 ‹‹Şimdi kalkacağım›› diyor RAB,<br />‹‹Çünkü mazlumlar eziliyor,<br />Yoksullar inliyor,<br />Özledikleri kurtuluşu vereceğim onlara.›› 
19O 012:006 RABbin sözleri pak sözlerdir;<br />Toprak ocakta eritilmiş,<br />Yedi kez arıtılmış gümüşe benzer. 
19O 012:007 Sen onları koru, ya RAB,<br />Bu kötü kuşaktan hep uzak tut! 
19O 012:008 İnsanlar arasında alçaklık rağbet görünce,<br />Kötüler her yanda dolaşır oldu. 
19O 013:001 Ne zamana dek, ya RAB,<br />Sonsuza dek mi beni unutacaksın?<br />Ne zamana dek yüzünü benden gizleyeceksin? 
19O 013:002 Ne zamana dek içimde tasa,<br />Yüreğimde hep keder olacak?<br />Ne zamana dek düşmanım bana üstün çıkacak? 
19O 013:003 Gör halimi, ya RAB, yanıtla Tanrım,<br />Gözlerimi aç, ölüm uykusuna dalmayayım. 
19O 013:004 Düşmanlarım, ‹‹Onu yendik!›› demesin,<br />Sarsıldığımda hasımlarım sevinmesin. 
19O 013:005 Ben senin sevgine güveniyorum,<br />Yüreğim kurtarışınla coşsun. 
19O 013:006 Ezgiler söyleyeceğim sana, ya RAB,<br />Çünkü iyilik ettin bana. 
19O 014:001 Akılsız içinden, ‹‹Tanrı yok!›› der.<br />İnsanlar bozuldu, iğrençlik aldı yürüdü,<br />İyilik eden yok. 
19O 014:002 RAB göklerden bakar oldu insanlara,<br />Akıllı, Tanrıyı arayan biri var mı diye. 
19O 014:003 Hepsi saptı,<br />Tümü yozlaştı,<br />İyilik eden yok,<br />Bir kişi bile! 
19O 014:004 Suç işleyenlerin hiçbiri görmüyor mu?<br />Halkımı ekmek yer gibi yiyor,<br />RABbe yakarmıyorlar. 
19O 014:005 Dehşete düşecekler yeryüzünde,<br />Çünkü Tanrı doğruların yanındadır. 
19O 014:006 Mazlumun tasarılarını boşa çıkarırdınız,<br />Ama RAB onun sığınağıdır. 
19O 014:007 Keşke İsrail'in kurtuluşu Siyon'dan gelse!<br />RAB halkını eski gönencine kavuşturunca,<br />Yakup soyu sevinecek, İsrail halkı coşacak. 
19O 015:001 Ya RAB, çadırına kim konuk olabilir?<br />Kutsal dağında kim oturabilir? 
19O 015:002 Kusursuz yaşam süren, adil davranan,<br />Yürekten gerçeği söyleyen. 
19O 015:003 İftira etmez,<br />Dostuna zarar vermez,<br />Komşusuna kara çalmaz böylesi. 
19O 015:004 Aşağılık insanları hor görür,<br />Ama RABden korkanlara saygı duyar.<br />Kendi zararına ant içse bile, dönmez andından. 
19O 015:005 Parasını faize vermez,<br />Suçsuza karşı rüşvet almaz.<br />Böyle yaşayan asla sarsılmayacak. 
19O 016:001 Koru beni, ey Tanrı,<br />Çünkü sana sığınıyorum. 
19O 016:002 RABbe dedim ki, ‹‹Efendim sensin.<br />Senden öte mutluluk yok benim için.›› 
19O 016:003 Ülkedeki kutsallara gelince,<br />Soyludur onlar, biricik zevkim onlardır. 
19O 016:004 Başka ilahların ardınca koşanların derdi artacak.<br />Onların kan sunularını dökmeyeceğim,<br />Adlarını ağzıma almayacağım. 
19O 016:005 Benim payıma,<br />Benim kâseme düşen sensin, ya RAB;<br />Yaşamım senin ellerinde. 
19O 016:006 Payıma ne güzel yerler düştü,<br />Ne harika bir mirasım var! 
19O 016:007 Övgüler sunarım bana öğüt veren RABbe,<br />Geceleri bile vicdanım uyarır beni. 
19O 016:008 Gözümü RABden ayırmam,<br />Sağımda durduğu için sarsılmam. 
19O 016:009 Bu nedenle içim sevinç dolu, yüreğim coşuyor,<br />Bedenim güven içinde. 
19O 016:010 Çünkü sen beni ölüler diyarına terk etmezsin,<br />Sadık kulunun çürümesine izin vermezsin. kulunun ölüm çukurunu görmesine izin vermezsin.›› 
19O 016:011 Yaşam yolunu bana bildirirsin.<br />Bol sevinç vardır senin huzurunda,<br />Sağ elinden mutluluk eksilmez. 
19O 017:001 Haklı davamı dinle, ya RAB,<br />Feryadımı işit!<br />Hilesiz dudaklardan çıkan duama kulak ver! 
19O 017:002 Haklı çıkar beni,<br />Çünkü sen gerçeği görürsün. 
19O 017:003 Yüreğimi yokladın,<br />Gece denedin,<br />Sınadın beni,<br />Kötü bir şey bulmadın;<br />Kararlıyım, ağzımdan kötü söz çıkmaz, 
19O 017:004 Başkalarının yaptıklarına gelince,<br />Ben senin sözlerine uyarak<br />Şiddet yollarından kaçındım. 
19O 017:005 Sıkı adımlarla senin yollarını tuttum,<br />Kaymadı ayaklarım. 
19O 017:006 Sana yakarıyorum, ey Tanrı,<br />Çünkü beni yanıtlarsın;<br />Kulak ver bana, dinle söylediklerimi! 
19O 017:007 Göster harika sevgini,<br />Ey sana sığınanları saldırganlardan sağ eliyle kurtaran! 
19O 017:008 Koru beni gözbebeği gibi;<br />Kanatlarının gölgesine gizle 
19O 017:009 Kötülerin saldırısından,<br />Çevremi saran ölümcül düşmanlarımdan. 
19O 017:010 Yürekleri yağ bağlamış,<br />Ağızları büyük laflar ediyor. 
19O 017:011 İzimi buldular, üzerime geliyorlar,<br />Yere vurmak için gözetliyorlar. 
19O 017:012 Tıpkı parçalamak için sabırsızlanan bir aslan,<br />Pusuya yatan genç bir aslan gibi. 
19O 017:013 Kalk, ya RAB, kes önlerini, eğ başlarını!<br />Kılıcınla kurtar canımı kötülerden, 
19O 017:014 Elinle bu insanlardan, ya RAB,<br />Yaşam payı bu dünyada olan insanlardan.<br />Varsın karınları vereceğin cezalara doysun,<br />Çocukları da yiyip doysun,<br />Artanı torunlarına kalsın! 
19O 017:015 Ama ben doğruluk sayesinde yüzünü göreceğim senin,<br />Uyanınca suretini görmeye doyacağım. 
19O 018:001 Seni seviyorum, gücüm sensin, ya RAB! 
19O 018:002 RAB benim kayam, sığınağım, kurtarıcımdır,<br />Tanrım, kayam, sığınacak yerimdir,<br />Kalkanım, güçlü kurtarıcım, korunağımdır! 
19O 018:003 Övgüye değer RABbe seslenir,<br />Kurtulurum düşmanlarımdan. 
19O 018:004 Ölüm iplerine dolanmıştım,<br />Yıkım selleri basmıştı beni, 
19O 018:005 Ölüler diyarının bağları sarmıştı,<br />Ölüm tuzakları çıkmıştı karşıma. 
19O 018:006 Sıkıntı içinde RABbe yakardım,<br />Yardıma çağırdım Tanrımı.<br />Tapınağından sesimi duydu,<br />Haykırışım kulaklarına ulaştı. 
19O 018:007 O zaman yeryüzü sarsılıp sallandı,<br />Titreyip sarsıldı dağların temelleri,<br />Çünkü RAB öfkelenmişti. 
19O 018:008 Burnundan duman yükseldi,<br />Ağzından kavurucu ateş<br />Ve korlar fışkırdı. 
19O 018:009 Kara buluta basarak<br />Gökleri yarıp indi. 
19O 018:010 Bir Keruva binip uçtu,<br />Rüzgar kanatlar takarak hızla geldi. 
19O 018:011 Karanlığı örtündü,<br />Kara bulutları kendine çardak yaptı. 
19O 018:012 Varlığının parıltısından,<br />Bulutlardan dolu ve korlar savruluyordu. 
19O 018:013 RAB göklerden gürledi,<br />Duyurdu sesini Yüceler Yücesi,<br />Dolu ve alevli korlarla. 
19O 018:014 Savurup oklarını düşmanlarını dağıttı,<br />Şimşek çaktırarak onları şaşkına çevirdi. 
19O 018:015 Denizin dibi göründü,<br />Yeryüzünün temelleri açığa çıktı, ya RAB,<br />Senin azarlamandan,<br />Burnundan çıkan güçlü soluktan. 
19O 018:016 RAB yukarıdan elini uzatıp tuttu,<br />Çıkardı beni derin sulardan. 
19O 018:017 Beni zorlu düşmanımdan,<br />Benden nefret edenlerden kurtardı,<br />Çünkü onlar benden güçlüydü. 
19O 018:018 Felaket günümde karşıma dikildiler,<br />Ama RAB bana destek oldu. 
19O 018:019 Beni huzura kavuşturdu,<br />Kurtardı, çünkü benden hoşnut kaldı. 
19O 018:020 RAB doğruluğumun karşılığını verdi,<br />Beni temiz ellerime göre ödüllendirdi. 
19O 018:021 Çünkü RABbin yolunda yürüdüm,<br />Tanrımdan uzaklaşarak kötülük yapmadım. 
19O 018:022 Onun bütün ilkelerini göz önünde tuttum,<br />Kurallarından ayrılmadım. 
19O 018:023 Onun gözünde kusursuzdum,<br />Suç işlemekten sakındım. 
19O 018:024 Bu yüzden RAB beni doğruluğuma<br />Ve gözünde pak olan ellerime göre ödüllendirdi. 
19O 018:025 Sadık kuluna sadakat gösterir,<br />Kusursuz olana kusursuz davranırsın. 
19O 018:026 Pak olanla pak olur,<br />Eğriye eğri davranırsın. 
19O 018:027 Alçakgönüllüleri kurtarır,<br />Gururluların başını eğersin. 
19O 018:028 Işığımın kaynağı sensin, ya RAB, Tanrım!<br />Karanlığımı aydınlatırsın. 
19O 018:029 Desteğinle akıncılara saldırır,<br />Seninle surları aşarım, Tanrım. 
19O 018:030 Tanrının yolu kusursuzdur,<br />RABbin sözü arıdır.<br />O kendisine sığınan herkesin kalkanıdır. 
19O 018:031 Var mı RABden başka tanrı?<br />Tanrımızdan başka kaya var mı? 
19O 018:032 Tanrı beni güçle donatır,<br />Yolumu kusursuz kılar. 
19O 018:033 Ayaklar verdi bana, geyiklerinki gibi,<br />Doruklarda tutar beni. 
19O 018:034 Bana savaşmayı öğretti,<br />Kollarımla tunç bir yayı gereyim diye. 
19O 018:035 Bana zafer kalkanını bağışlarsın,<br />Sağ elin destekler,<br />Alçakgönüllülüğün yüceltir beni. 
19O 018:036 Bastığım yerleri genişletirsin,<br />Burkulmaz bileklerim. 
19O 018:037 Kovalayıp yetiştim düşmanlarıma,<br />Hepsi yok olmadan geri dönmedim. 
19O 018:038 Ezdim onları, kalkamaz oldular,<br />Ayaklarımın altına serildiler. 
19O 018:039 Savaş için beni güçle donattın,<br />Bana başkaldıranları önümde yere serdin. 
19O 018:040 Düşmanlarımı kaçmak zorunda bıraktın,<br />Benden nefret edenleri yok ettim. 
19O 018:041 Feryat ettiler, ama kurtaran çıkmadı;<br />RABbi çağırdılar, ama O yanıt vermedi. 
19O 018:042 Ezdim onları, rüzgarın savurduğu toza döndüler,<br />Sokak çamuru gibi savurup attım. 
19O 018:043 Halkımın çekişmelerinden beni kurtardın,<br />Ulusların önderi yaptın,<br />Tanımadığım halklar bana kulluk ediyor. 
19O 018:044 Duyar duymaz sözümü dinlediler,<br />Yabancılar bana yaltaklandılar. 
19O 018:045 Yabancıların betleri benizleri attı,<br />Titreyerek çıktılar kalelerinden. 
19O 018:046 RAB yaşıyor! Kayama övgüler olsun!<br />Yücelsin kurtarıcım Tanrı! 
19O 018:047 Odur öcümü alan,<br />Halkları bana bağımlı kılan. 
19O 018:048 Düşmanlarımdan kurtarır,<br />Başkaldıranlardan üstün kılar beni,<br />Zorbaların elinden alır. 
19O 018:049 Bunun için uluslar arasında sana şükredeceğim, ya RAB,<br />Adını ilahilerle öveceğim. 
19O 018:050 RAB kralını büyük zaferlere ulaştırır,<br />Meshettiği krala, Davut'a ve soyuna<br />Sonsuza dek sevgi gösterir. 
19O 019:001 Gökler Tanrının görkemini açıklamakta,<br />Gökkubbe ellerinin eserini duyurmakta. 
19O 019:002 Gün güne söz söyler,<br />Gece geceye bilgi verir. 
19O 019:003 Ne söz geçer orada, ne de konuşma,<br />Sesleri duyulmaz. 
19O 019:004 Ama sesleri yeryüzünü dolaşır,<br />Sözleri dünyanın dört bucağına ulaşır.  Güneş için göklerde çadır kurdu Tanrı. 
19O 019:005 Gerdekten çıkan güveye benzer güneş,<br />Koşuya çıkacak atlet gibi sevinir. 
19O 019:006 Göğün bir ucundan çıkar,<br />Öbür ucuna döner,<br />Hiçbir şey gizlenmez sıcaklığından. 
19O 019:007 RABbin yasası yetkindir, cana can katar,<br />RABbin buyrukları güvenilirdir,<br />Saf adama bilgelik verir, 
19O 019:008 RABbin kuralları doğrudur, yüreği sevindirir,<br />RABbin buyrukları arıdır, gözleri aydınlatır. 
19O 019:009 RAB korkusu paktır, sonsuza dek kalır,<br />RABbin ilkeleri gerçek, tamamen adildir. 
19O 019:010 Onlara altından, bol miktarda saf altından çok istek duyulur,<br />Onlar baldan, süzme petek balından tatlıdır. 
19O 019:011 Uyarırlar kulunu,<br />Onlara uyanların ödülü büyüktür. 
19O 019:012 Kim yanlışlarını görebilir?<br />Bağışla göremediğim kusurlarımı, 
19O 019:013 Bilerek işlenen günahlardan koru kulunu,<br />İzin verme bana egemen olmalarına!<br />O zaman büyük isyandan uzak,<br />Kusursuz olurum. 
19O 019:014 Ağzımdan çıkan sözler,<br />Yüreğimdeki düşünceler,<br />Kabul görsün senin önünde,<br />Ya RAB, kayam, kurtarıcım benim! ‹‹Goel›› sözcüğü ‹‹Yakın akraba›› anlamına gelir (bkz. Rut 2:20). 
19O 020:001 Sıkıntılı gününde RAB seni yanıtlasın,<br />Yakupun Tanrısının adı seni korusun! 
19O 020:002 Yardım göndersin sana kutsal yerden,<br />Siyondan destek versin. 
19O 020:003 Bütün tahıl sunularını anımsasın,<br />Yakmalık sunularını kabul etsin! |iSela 
19O 020:004 Gönlünce versin sana,<br />Bütün tasarılarını gerçekleştirsin! 
19O 020:005 O zaman zaferini sevinç çığlıklarıyla kutlayacağız,<br />Tanrımızın adıyla sancaklarımızı dikeceğiz.<br />RAB senin bütün dileklerini yerine getirsin. 
19O 020:006 Şimdi anladım ki, RAB meshettiği kralı kurtarıyor,<br />Sağ elinin kurtarıcı gücüyle<br />Kutsal göklerinden ona yanıt veriyor. 
19O 020:007 Bazıları savaş arabalarına,<br />Bazıları atlarına güvenir,<br />Bizse Tanrımız RABbin adına güveniriz. 
19O 020:008 Onlar çöküyor, düşüyorlar;<br />Bizse kalkıyor, dimdik duruyoruz. 
19O 020:009 Ya RAB, kralı kurtar!<br />Yanıtla bizi sana yakardığımız gün! 
19O 021:001 Ya RAB, kral seviniyor gösterdiğin güce.<br />Sevinçten coşuyor verdiğin zaferle! 
19O 021:002 Gönlünün istediğini verdin,<br />Ağzından çıkan dileği geri çevirmedin. |iSela 
19O 021:003 Onu güzel armağanlarla karşıladın,<br />Başına saf altından taç koydun. 
19O 021:004 Senden yaşam istedi, verdin ona:<br />Uzun, sonsuz bir ömür. 
19O 021:005 Sağladığın zaferle büyük yüceliğe erişti,<br />Onu görkem ve büyüklükle donattın. 
19O 021:006 Üzerine sürekli bereket yağdırdın,<br />Varlığınla onu sevince boğdun. 
19O 021:007 Çünkü kral RABbe güvenir,<br />Yüceler Yücesinin sevgisi sayesinde sarsılmaz. 
19O 021:008 Elin bütün düşmanlarına erişecek,<br />Sağ elin senden nefret edenlere uzanacak. 
19O 021:009 Öfkelendiğin an, ya RAB,<br />Kızgın fırına döndüreceksin onları;<br />Gazapla yutacak,<br />Ateşle tüketeceksin. 
19O 021:010 Yok edeceksin çocuklarını yeryüzünden,<br />Soylarını insanlar arasından. 
19O 021:011 Düzenler kursalar sana,<br />Aldatmaya çalışsalar,<br />Yine de başarılı olamazlar. 
19O 021:012 Çünkü sırtlarını döndüreceksin,<br />Yayını yüzlerine doğru gerince. 
19O 021:013 Yüceliğini göster, ya RAB, gücünle!<br />Ezgiler söyleyip ilahilerle öveceğiz kudretini. 
19O 022:001 Tanrım, Tanrım, beni neden terk ettin?<br />Niçin bana yardım etmekten,<br />Haykırışıma kulak vermekten uzak duruyorsun? 
19O 022:002 Ey Tanrım, gündüz sesleniyorum, yanıt vermiyorsun,<br />Gece sesleniyorum, yine rahat yok bana. 
19O 022:003 Oysa sen kutsalsın,<br />İsrailin övgüleri üzerine taht kuran sensin. 
19O 022:004 Sana güvendiler atalarımız,<br />Sana dayandılar, onları kurtardın. 
19O 022:005 Sana yakarıp kurtuldular,<br />Sana güvendiler, aldanmadılar. 
19O 022:006 Ama ben insan değil, toprak kurduyum,<br />İnsanlar beni küçümsüyor, halk hor görüyor. 
19O 022:007 Beni gören herkes alay ediyor,<br />Sırıtıp baş sallayarak diyorlar ki, 
19O 022:008 ‹‹Sırtını RABbe dayadı, kurtarsın bakalım onu,<br />Madem onu seviyor, yardım etsin!›› 
19O 022:009 Oysa beni ana rahminden çıkaran,<br />Ana kucağındayken sana güvenmeyi öğreten sensin. 
19O 022:010 Doğuşumdan beri sana teslim edildim,<br />Ana rahminden beri Tanrım sensin. 
19O 022:011 Benden uzak durma! Çünkü sıkıntı yanıbaşımda,<br />Yardım edecek kimse yok. 
19O 022:012 Boğalar kuşatıyor beni,<br />Azgın Başan boğaları sarıyor çevremi. 
19O 022:013 Kükreyerek avını parçalayan aslanlar gibi<br />Ağızlarını açıyorlar bana. 
19O 022:014 Su gibi dökülüyorum,<br />Bütün kemiklerim oynaklarından çıkıyor;<br />Yüreğim balmumu gibi içimde eriyor. 
19O 022:015 Gücüm çömlek parçası gibi kurudu,<br />Dilim damağıma yapışıyor;<br />Beni ölüm toprağına yatırdın. 
19O 022:016 Köpekler kuşatıyor beni,<br />Kötüler sürüsü çevremi sarıyor,<br />Ellerimi, ayaklarımı deliyorlar. 
19O 022:017 Bütün kemiklerimi sayar oldum,<br />Gözlerini dikmiş, bana bakıyorlar. 
19O 022:018 Giysilerimi aralarında paylaşıyor,<br />Elbisem için kura çekiyorlar. 
19O 022:019 Ama sen, ya RAB, uzak durma;<br />Ey gücüm benim, yardımıma koş! 
19O 022:020 Canımı kılıçtan,<br />Biricik hayatımı köpeğin pençesinden kurtar! 
19O 022:021 Kurtar beni aslanın ağzından,<br />Yaban öküzlerinin boynuzundan.<br />Yanıt ver bana! 
19O 022:022 Adını kardeşlerime duyurayım,<br />Topluluğun ortasında sana övgüler sunayım: 
19O 022:023 Ey sizler, RABden korkanlar, Ona övgüler sunun!<br />Ey Yakup soyu, Onu yüceltin!<br />Ey İsrail soyu, Ona saygı gösterin! 
19O 022:024 Çünkü O mazlumun çektiği sıkıntıyı hafife almadı,<br />Ondan tiksinmedi, yüz çevirmedi;<br />Kendisini yardıma çağırdığında ona kulak verdi. 
19O 022:025 Övgü konum sen olacaksın büyük toplulukta,<br />Senden korkanların önünde yerine getireceğim adaklarımı. 
19O 022:026 Yoksullar yiyip doyacak,<br />RABbe yönelenler Ona övgü sunacak.<br />Sonsuza dek ömrünüz tükenmesin! 
19O 022:027 Yeryüzünün dört bucağı anımsayıp RABbe dönecek,<br />Ulusların bütün soyları Onun önünde yere kapanacak. 
19O 022:028 Çünkü egemenlik RABbindir,<br />Ulusları O yönetir. 
19O 022:029 Yeryüzündeki bütün zenginler doyacak<br />Ve Onun önünde yere kapanacak,<br />Toprağa gidenler,<br />Ölümlerine engel olamayanlar,<br />Eğilecekler Onun önünde. 
19O 022:030 Gelecek kuşaklar Ona kulluk edecek,<br />Rab yeni kuşaklara anlatılacak. 
19O 022:031 O'nun kurtarışını,<br />‹‹Rab yaptı bunları›› diyerek,<br />Henüz doğmamış bir halka duyuracaklar. 
19O 023:001 RAB çobanımdır,<br />Eksiğim olmaz. 
19O 023:002 Beni yemyeşil çayırlarda yatırır,<br />Sakin suların kıyısına götürür. 
19O 023:003 İçimi tazeler,<br />Adı uğruna bana doğru yollarda öncülük eder. 
19O 023:004 Karanlık ölüm vadisinden geçsem bile,<br />Kötülükten korkmam.<br />Çünkü sen benimlesin.<br />Çomağın, değneğin güven verir bana. 
19O 023:005 Düşmanlarımın önünde bana sofra kurarsın,<br />Başıma yağ sürersin,<br />Kâsem taşıyor. 
19O 023:006 Ömrüm boyunca yalnız iyilik ve sevgi izleyecek beni,<br />Hep RAB'bin evinde oturacağım. 
19O 024:001 RABbindir yeryüzü ve içindeki her şey,<br />Dünya ve üzerinde yaşayanlar; 
19O 024:002 Çünkü Odur denizler üzerinde onu kuran,<br />Sular üzerinde durduran. 
19O 024:003 RABbin dağına kim çıkabilir,<br />Kutsal yerinde kim durabilir? 
19O 024:004 Elleri pak, yüreği temiz olan,<br />Gönlünü putlara kaptırmayan,<br />Yalan yere ant içmeyen. 
19O 024:005 RAB kutsar böylesini,<br />Kurtarıcısı Tanrı aklar. 
19O 024:006 Ona yönelenler,<br />Yakupun Tanrısının yüzünü arayanlar<br />İşte böyledir. |iSela 
19O 024:007 Kaldırın başınızı, ey kapılar!<br />Açılın, ey eski kapılar!<br />Yüce Kral girsin içeri! 
19O 024:008 Kimdir bu Yüce Kral?<br />O RABdir, güçlü ve yiğit,<br />Savaşta yiğit olan RAB. 
19O 024:009 Kaldırın başınızı, ey kapılar!<br />Açılın, ey eski kapılar!<br />Yüce Kral girsin içeri! 
19O 024:010 Kimdir bu Yüce Kral?<br />Her Şeye Egemen<br />RAB'dir bu Yüce Kral! |iSela 
19O 025:001 Ya RAB, bütün varlığımla sana yaklaşıyorum, 
19O 025:002 Ey Tanrım, sana güveniyorum, utandırma beni,<br />Düşmanlarım zafer kahkahası atmasın! 
19O 025:003 Sana umut bağlayan hiç kimse utanca düşmez;<br />Nedensiz hainlik edenler utanır. 
19O 025:004 Ya RAB, yollarını bana öğret,<br />Yönlerini bildir. 
19O 025:005 Bana gerçek yolunda öncülük et, eğit beni;<br />Çünkü beni kurtaran Tanrı sensin.<br />Bütün gün umudum sende. 
19O 025:006 Ya RAB, sevecenliğini ve sevgini anımsa;<br />Çünkü onlar öncesizlikten beri aynıdır. 
19O 025:007 Gençlik günahlarımı, isyanlarımı anımsama,<br />Sevgine göre anımsa beni,<br />Çünkü sen iyisin, ya RAB. 
19O 025:008 RAB iyi ve doğrudur,<br />Onun için günahkârlara yol gösterir. 
19O 025:009 Alçakgönüllülere adalet yolunda öncülük eder,<br />Kendi yolunu öğretir onlara. 
19O 025:010 RABbin bütün yolları sevgi ve sadakate dayanır<br />Antlaşmasındaki buyruklara uyanlar için. 
19O 025:011 Ya RAB, adın uğruna<br />Suçumu bağışla, çünkü suçum büyük. 
19O 025:012 Kim RABden korkarsa,<br />RAB ona seçeceği yolu gösterir. 
19O 025:013 Gönenç içinde yaşayacak o insan,<br />Soyu ülkeyi sahiplenecek. 
19O 025:014 RAB kendisinden korkanlarla paylaşır sırrını,<br />Onlara açıklar antlaşmasını. 
19O 025:015 Gözlerim hep RABdedir,<br />Çünkü ayaklarımı ağdan O çıkarır. 
19O 025:016 Halime bak, lütfet bana;<br />Çünkü garip ve mazlumum. 
19O 025:017 Yüreğimdeki sıkıntılar artıyor,<br />Kurtar beni dertlerimden! 
19O 025:018 Üzüntüme, acılarıma bak,<br />Bütün günahlarımı bağışla! 
19O 025:019 Düşmanlarıma bak, ne kadar çoğaldılar,<br />Nasıl da benden nefret ediyorlar! 
19O 025:020 Canımı koru, kurtar beni!<br />Hayal kırıklığına uğratma, çünkü sana sığınıyorum! 
19O 025:021 Dürüstlük, doğruluk korusun beni,<br />Çünkü umudum sendedir. 
19O 025:022 Ey Tanrı, kurtar İsrail'i<br />Bütün sıkıntılarından! 
19O 026:001 Beni haklı çıkar, ya RAB,<br />Çünkü dürüst bir yaşam sürdüm;<br />Sarsılmadan RABbe güvendim. 
19O 026:002 Dene beni, ya RAB, sına;<br />Duygularımı, düşüncelerimi yokla. 
19O 026:003 Çünkü sevgini hep göz önünde tutuyor,<br />Senin gerçeğini yaşıyorum ben. 
19O 026:004 Yalancılarla oturmam,<br />İkiyüzlülerin suyuna gitmem. 
19O 026:005 Kötülük yapanlar topluluğundan nefret ederim,<br />Fesatçıların arasına girmem. 
19O 026:006 Suçsuzluğumu göstermek için ellerimi yıkar,<br />Sunağının çevresinde dönerim, ya RAB, 
19O 026:007 Yüksek sesle şükranımı duyurmak<br />Ve bütün harikalarını anlatmak için. 
19O 026:008 Severim, ya RAB, yaşadığın evi,<br />Görkeminin bulunduğu yeri. 
19O 026:009 Günahkârların,<br />Eli kanlı adamların yanısıra canımı alma. 
19O 026:010 Onların elleri kötülük aletidir,<br />Sağ elleri rüşvet doludur. 
19O 026:011 Ama ben dürüst yaşarım,<br />Kurtar beni, lütfet bana! 
19O 026:012 Ayağım emin yerde duruyor.<br />Topluluk içinde sana övgüler sunacağım, ya RAB. 
19O 027:001 RAB benim ışığım, kurtuluşumdur,<br />Kimseden korkmam.<br />RAB yaşamımın kalesidir,<br />Kimseden yılmam. 
19O 027:002 Hasımlarım, düşmanlarım olan kötüler,<br />Beni yutmak için üzerime gelirken<br />Tökezleyip düşerler. 
19O 027:003 Karşımda bir ordu konaklasa,<br />Kılım kıpırdamaz,<br />Bana karşı savaş açılsa,<br />Yine güvenimi yitirmem. 
19O 027:004 RABden tek dileğim, tek isteğim şu:<br />RABbin güzelliğini seyretmek,<br />Tapınağında Ona hayran olmak için<br />Ömrümün bütün günlerini Onun evinde geçirmek. 
19O 027:005 Çünkü O kötü günde beni çardağında gizleyecek,<br />Çadırının emin yerinde saklayacak,<br />Yüksek bir kaya üzerine çıkaracak beni. 
19O 027:006 O zaman çevremi saran düşmanlarıma karşı<br />Başım yukarı kalkacak,<br />Sevinçle haykırarak kurbanlar sunacağım Onun çadırında,<br />Onu ezgilerle, ilahilerle öveceğim. 
19O 027:007 Sana yakarıyorum, ya RAB, kulak ver sesime,<br />Lütfet, yanıtla beni! 
19O 027:008 Ya RAB, içimden bir ses duydum:<br />‹‹Yüzümü ara!›› dedin,<br />İşte yüzünü arıyorum. 
19O 027:009 Yüzünü benden gizleme,<br />Kulunu öfkeyle geri çevirme!<br />Bana hep yardımcı oldun;<br />Bırakma, terk etme beni,<br />Ey beni kurtaran Tanrı! 
19O 027:010 Annemle babam beni terk etseler bile,<br />RAB beni kabul eder. 
19O 027:011 Ya RAB, yolunu öğret bana,<br />Düşmanlarıma karşı<br />Düz yolda bana öncülük et. 
19O 027:012 Beni hasımlarımın keyfine bırakma,<br />Çünkü yalancı tanıklar dikiliyor karşıma,<br />Ağızları şiddet saçıyor. 
19O 027:013 Yaşam diyarında<br />RABbin iyiliğini göreceğimden kuşkum yok. 
19O 027:014 Umudunu RAB'be bağla,<br />Güçlü ve yürekli ol;<br />Umudunu RAB'be bağla! 
19O 028:001 Ya RAB, sana yakarıyorum,<br />Kayam benim, kulak tıkama sesime;<br />Çünkü sen sessiz kalırsan,<br />Ölüm çukuruna inen ölülere dönerim ben. 
19O 028:002 Seni yardıma çağırdığımda,<br />Ellerimi kutsal konutuna doğru açtığımda,<br />Kulak ver yalvarışlarıma. 
19O 028:003 Beni kötülerle, haksızlık yapanlarla<br />Aynı kefeye koyup cezalandırma.<br />Onlar komşularıyla dostça konuşur,<br />Ama yüreklerinde kötülük beslerler. 
19O 028:004 Eylemlerine, yaptıkları kötülüklere göre onları yanıtla;<br />Yaptıklarının, hak ettiklerinin karşılığını ver. 
19O 028:005 Onlar RABbin yaptıklarına,<br />Ellerinin eserine önem vermezler;<br />Bu yüzden RAB onları yıkacak,<br />Bir daha ayağa kaldırmayacak. 
19O 028:006 RABbe övgüler olsun!<br />Çünkü yalvarışımı duydu. 
19O 028:007 RAB benim gücüm, kalkanımdır,<br />Ona yürekten güveniyor ve yardım görüyorum.<br />Yüreğim coşuyor,<br />Ezgilerimle Ona şükrediyorum. 
19O 028:008 RAB halkının gücüdür,<br />Meshettiği kralın zafer kalesidir. 
19O 028:009 Halkını kurtar, kendi halkını kutsa;<br />Çobanlık et onlara, sürekli destek ol! 
19O 029:001 Ey ilahi varlıklar, RABbi övün,<br />RABbin gücünü, yüceliğini övün, 
19O 029:002 RABbin görkemini adına yaraşır biçimde övün,<br />Kutsal giysiler içinde RABbe tapının! 
19O 029:003 RABbin sesi sulara hükmediyor,<br />Yüce Tanrı gürlüyor,<br />RAB engin sulara hükmediyor. 
19O 029:004 RABbin sesi güçlüdür,<br />RABbin sesi görkemlidir. 
19O 029:005 RABbin sesi sedir ağaçlarını kırar,<br />Lübnan sedirlerini parçalar. 
19O 029:006 Lübnanı buzağı gibi,<br />Siryon Dağını yabanıl öküz yavrusu gibi sıçratır. 
19O 029:007 RABbin sesi şimşek gibi çakar, 
19O 029:008 RABbin sesi çölü titretir,<br />RAB Kadeş Çölünü sarsar. 
19O 029:009 RABbin sesi geyikleri doğurtur,<br />Ormanları çıplak bırakır.<br />Onun tapınağında herkes ‹‹Yücesin!›› diye haykırır. eğer››. 
19O 029:010 RAB tufan üstünde taht kurdu,<br />O sonsuza dek kral kalacak. 
19O 029:011 RAB halkına güç verir,<br />Halkını esenlikle kutsar! 
19O 030:001 Seni yüceltmek istiyorum, ya RAB,<br />Çünkü beni kurtardın,<br />Düşmanlarımı bana güldürmedin. 
19O 030:002 Ya RAB Tanrım,<br />Sana yakardım, bana şifa verdin. 
19O 030:003 Ya RAB, beni ölüler diyarından çıkardın,<br />Yaşam verdin bana, ölüm çukuruna düşürmedin. 
19O 030:004 Ey RABbin sadık kulları, Onu ilahilerle övün,<br />Kutsallığını anarak Ona şükredin. 
19O 030:005 Çünkü öfkesi bir an sürer,<br />Lütfu ise bir ömür;<br />Gözyaşlarınız belki bir gece akar,<br />Ama sabahla sevinç doğar. 
19O 030:006 Huzur duyunca dedim ki,<br />‹‹Asla sarsılmayacağım!›› 
19O 030:007 Ya RAB, lütfunla beni güçlü bir dağ gibi<br />Sarsılmaz kıldın;<br />Ama sen yüzünü gizleyince,<br />Dehşete düştüm. 
19O 030:008 Ya RAB, sana sesleniyorum,<br />Rabbe yalvarıyorum: 
19O 030:009 ‹‹Ne yararı olur senin için dökülen kanımın,<br />Ölüm çukuruna inersem?<br />Toprak sana övgüler sunar mı,<br />Senin sadakatini ilan eder mi? 
19O 030:010 Dinle, ya RAB, acı bana;<br />Yardımcım ol, ya RAB!›› 
19O 030:011 Yasımı şenliğe döndürdün,<br />Çulumu çıkarıp beni sevinçle kuşattın. 
19O 030:012 Öyle ki, gönlüm seni ilahilerle övsün, susmasın!<br />Ya RAB Tanrım, sana sürekli şükredeceğim. 
19O 031:001 Ya RAB, sana sığınıyorum.<br />Utandırma beni hiçbir zaman!<br />Adaletinle kurtar beni! 
19O 031:002 Kulak ver bana,<br />Çabuk yetiş, kurtar beni;<br />Bir kaya ol bana sığınmam için,<br />Güçlü bir kale ol kurtulmam için! 
19O 031:003 Madem kayam ve kalem sensin,<br />Öncülük et, yol göster bana<br />Kendi adın uğruna. 
19O 031:004 Bana kurdukları tuzaktan uzak tut beni,<br />Çünkü sığınağım sensin. 
19O 031:005 Ruhumu ellerine bırakıyorum,<br />Ya RAB, sadık Tanrı, kurtar beni. 
19O 031:006 Değersiz putlara bel bağlayanlardan tiksinirim,<br />RABbe güvenirim ben. 
19O 031:007 Sadakatinden ötürü sevinip coşacağım,<br />Çünkü düşkün halimi görüyor,<br />Çektiğim sıkıntıları biliyorsun, 
19O 031:008 Beni düşman eline düşürmedin,<br />Bastığım yerleri genişlettin. 
19O 031:009 Acı bana, ya RAB, sıkıntıdayım,<br />Üzüntü gözümü, canımı, içimi kemiriyor. 
19O 031:010 Ömrüm acıyla,<br />Yıllarım iniltiyle tükeniyor,<br />Suçumdan ötürü gücüm zayıflıyor,<br />Kemiklerim eriyor. 
19O 031:011 Düşmanlarım yüzünden rezil oldum,<br />Özellikle komşularıma.<br />Tanıdıklarıma dehşet salar oldum;<br />Beni sokakta görenler benden kaçar oldu. 
19O 031:012 Gönülden çıkmış bir ölü gibi unutuldum,<br />Kırılmış bir çömleğe döndüm. 
19O 031:013 Birçoğunun fısıldaştığını duyuyorum,<br />Her yer dehşet içinde,<br />Bana karşı anlaştılar,<br />Canımı almak için düzen kurdular. 
19O 031:014 Ama ben sana güveniyorum, ya RAB,<br />‹‹Tanrım sensin!›› diyorum. 
19O 031:015 Hayatım senin elinde,<br />Kurtar beni düşmanlarımın pençesinden,<br />Ardıma düşenlerden. 
19O 031:016 Yüzün kulunu aydınlatsın,<br />Sevgi göster, kurtar beni! 
19O 031:017 Utandırma beni, ya RAB, sana sesleniyorum;<br />Kötüler utansın, ölüler diyarında sesleri kesilsin. 
19O 031:018 Sussun o yalancı dudaklar;<br />Doğru insana karşı<br />Gururla, tepeden bakarak,<br />Küçümseyerek konuşan dudaklar. 
19O 031:019 İyiliğin ne büyüktür, ya RAB,<br />Onu senden korkanlar için saklarsın,<br />Herkesin gözü önünde,<br />Sana sığınanlara iyi davranırsın. 
19O 031:020 İnsanların düzenlerine karşı,<br />Koruyucu huzurunla üzerlerine kanat gerersin;<br />Saldırgan dillere karşı<br />Onları çardağında gizlersin. 
19O 031:021 RABbe övgüler olsun,<br />Kuşatılmış bir kentte<br />Sevgisini bana harika biçimde gösterdi. 
19O 031:022 Telaş içinde demiştim ki,<br />‹‹Huzurundan atıldım!››<br />Ama yardıma çağırınca seni,<br />Yalvarışımı işittin. 
19O 031:023 RABbi sevin, ey Onun sadık kulları!<br />RAB kendisine bağlı olanları korur,<br />Büyüklenenlerin ise tümüyle hakkından gelir. 
19O 031:024 Ey RAB'be umut bağlayanlar,<br />Güçlü ve yürekli olun! 
19O 032:001 Ne mutlu isyanı bağışlanan,<br />Günahı örtülen insana! edebiyat terimi. ‹‹Didaktik şiir›› anlamına gelebilir. 
19O 032:002 Suçu RAB tarafından sayılmayan,<br />Ruhunda hile bulunmayan insana ne mutlu! 
19O 032:003 Sustuğum sürece<br />Kemiklerim eridi,<br />Gün boyu inlemekten. 
19O 032:004 Çünkü gece gündüz<br />Elin üzerimde ağırlaştı.<br />Dermanım tükendi yaz sıcağında gibi. |iSela 
19O 032:005 Günahımı açıkladım sana,<br />Suçumu gizlemedim.<br />‹‹RABbe isyanımı itiraf edeceğim›› deyince,<br />Günahımı, suçumu bağışladın. |iSela 
19O 032:006 Bu nedenle her sadık kulun<br />Ulaşılır olduğun zaman sana dua etsin.<br />Engin sular taşsa bile ona erişemez. 
19O 032:007 Sığınağım sensin,<br />Beni sıkıntıdan korur,<br />Çevremi kurtuluş ilahileriyle kuşatırsın. |iSela 
19O 032:008 Eğiteceğim seni, gideceğin yolu göstereceğim,<br />Öğüt vereceğim sana,<br />Gözüm sendedir. 
19O 032:009 At ya da katır gibi anlayışsız olmayın;<br />Onları idare etmek için gem ve dizgin gerekir,<br />Yoksa sana yaklaşmazlar. 
19O 032:010 Kötülerin acısı çoktur,<br />Ama RABbe güvenenleri Onun sevgisi kuşatır. 
19O 032:011 Ey doğru insanlar, sevinç kaynağınız RAB olsun, coşun;<br />Ey yüreği temiz olanlar,<br />Hepiniz sevinç çığlıkları atın! 
19O 033:001 Ey doğru insanlar, RABbe sevinçle haykırın!<br />Dürüstlere Onu övmek yaraşır. 
19O 033:002 Lir çalarak RABbe şükredin,<br />On telli çenk eşliğinde Onu ilahilerle övün. 
19O 033:003 Ona yeni bir ezgi söyleyin,<br />Sevinç çığlıklarıyla sazınızı konuşturun. 
19O 033:004 Çünkü RABbin sözü doğrudur,<br />Her işi sadakatle yapar. 
19O 033:005 Doğruluğu, adaleti sever,<br />RABbin sevgisi yeryüzünü doldurur. 
19O 033:006 Gökler RABbin sözüyle,<br />Gök cisimleri ağzından çıkan solukla yaratıldı. 
19O 033:007 Deniz sularını bir araya toplar,<br />Engin suları ambarlara depolar. 
19O 033:008 Bütün yeryüzü RABden korksun,<br />Dünyada yaşayan herkes Ona saygı duysun. 
19O 033:009 Çünkü O söyleyince, her şey var oldu;<br />O buyurunca, her şey belirdi. 
19O 033:010 RAB ulusların planlarını bozar,<br />Halkların tasarılarını boşa çıkarır. 
19O 033:011 Ama RABbin planları sonsuza dek sürer,<br />Yüreğindeki tasarılar kuşaklar boyunca değişmez. 
19O 033:012 Ne mutlu Tanrısı RAB olan ulusa,<br />Kendisi için seçtiği halka! 
19O 033:013 RAB göklerden bakar,<br />Bütün insanları görür. 
19O 033:014 Oturduğu yerden,<br />Yeryüzünde yaşayan herkesi gözler. 
19O 033:015 Herkesin yüreğini yaratan,<br />Yaptıkları her şeyi tartan Odur. 
19O 033:016 Ne büyük ordularıyla zafer kazanan kral var,<br />Ne de büyük gücüyle kurtulan yiğit. 
19O 033:017 Zafer için at boş bir umuttur,<br />Büyük gücüne karşın kimseyi kurtaramaz. 
19O 033:018 Ama RABbin gözü kendisinden korkanların,<br />Sevgisine umut bağlayanların üzerindedir; 
19O 033:019 Böylece onları ölümden kurtarır,<br />Kıtlıkta yaşamalarını sağlar. 
19O 033:020 Umudumuz RABdedir,<br />Yardımcımız, kalkanımız Odur. 
19O 033:021 Onda sevinç bulur yüreğimiz,<br />Çünkü Onun kutsal adına güveniriz. 
19O 033:022 Madem umudumuz sende,<br />Sevgin üzerimizde olsun, ya RAB! 
19O 034:001 Her zaman RABbe övgüler sunacağım,<br />Övgüsü dilimden düşmeyecek. 
19O 034:002 RABle övünürüm,<br />Mazlumlar işitip sevinsin! 
19O 034:003 Benimle birlikte RABbin büyüklüğünü duyurun,<br />Adını birlikte yüceltelim. 
19O 034:004 RABbe yöneldim, yanıt verdi bana,<br />Bütün korkularımdan kurtardı beni. 
19O 034:005 Ona bakanların yüzü ışıl ışıl parlar,<br />Yüzleri utançtan kızarmaz. 
19O 034:006 Bu mazlum yakardı, RAB duydu,<br />Bütün sıkıntılarından kurtardı onu. 
19O 034:007 RABbin meleği Ondan korkanların çevresine ordugah kurar,<br />Kurtarır onları. 
19O 034:008 Tadın da görün, RAB ne iyidir,<br />Ne mutlu Ona sığınan adama! 
19O 034:009 RABden korkun, ey Onun kutsalları,<br />Çünkü Ondan korkanın eksiği olmaz. 
19O 034:010 Genç aslanlar bile aç ve muhtaç olur;<br />Ama RABbe yönelenlerden hiçbir iyilik esirgenmez. 
19O 034:011 Gelin, ey çocuklar, dinleyin beni:<br />Size RAB korkusunu öğreteyim. 
19O 034:012 Kim yaşamdan zevk almak,<br />İyi günler görmek istiyorsa, 
19O 034:013 Dilini kötülükten,<br />Dudaklarını yalandan uzak tutsun. 
19O 034:014 Kötülükten sakının, iyilik yapın;<br />Esenliği amaçlayın, ardınca gidin. 
19O 034:015 RABbin gözleri doğru kişilerin üzerindedir,<br />Kulakları onların yakarışına açıktır. 
19O 034:016 RAB kötülük yapanlara karşıdır,<br />Onların anısını yeryüzünden siler. 
19O 034:017 Doğrular yakarır, RAB duyar;<br />Bütün sıkıntılarından kurtarır onları. 
19O 034:018 RAB gönlü kırıklara yakındır,<br />Ruhu ezginleri kurtarır. 
19O 034:019 Doğrunun dertleri çoktur,<br />Ama RAB hepsinden kurtarır onu. 
19O 034:020 Bütün kemiklerini korur,<br />Hiçbiri kırılmaz. 
19O 034:021 Kötü insanın sonu kötülükle biter,<br />Cezasını bulur doğrulardan nefret edenler. 
19O 034:022 RAB kullarını kurtarır,<br />O'na sığınanların hiçbiri ceza görmez. 
19O 035:001 Ya RAB, benimle uğraşanlarla sen uğraş,<br />Benimle savaşanlarla sen savaş! 
19O 035:002 Al küçük kalkanla büyük kalkanı,<br />Yardımıma koş! 
19O 035:003 Kaldır mızrağını, kargını beni kovalayanlara,<br />‹‹Seni ben kurtarırım›› de bana! 
19O 035:004 Canıma kastedenler utanıp rezil olsun!<br />Utançla geri çekilsin bana kötülük düşünenler! 
19O 035:005 Rüzgarın sürüklediği saman çöpüne dönsünler,<br />RABbin meleği artlarına düşsün! 
19O 035:006 Karanlık ve kaygan olsun yolları,<br />RABbin meleği kovalasın onları! 
19O 035:007 Madem neden yokken bana gizli ağlar kurdular,<br />Nedensiz çukur kazdılar, 
19O 035:008 Başlarına habersiz felaket gelsin,<br />Gizledikleri ağa kendileri tutulsun,<br />Felakete uğrasınlar. 
19O 035:009 O zaman RABde sevinç bulacağım,<br />Beni kurtardığı için coşacağım. 
19O 035:010 Bütün varlığımla şöyle diyeceğim:<br />‹‹Senin gibisi var mı, ya RAB,<br />Mazlumu zorbanın elinden,<br />Mazlumu ve yoksulu soyguncudan kurtaran?›› 
19O 035:011 Kötü niyetli tanıklar türüyor,<br />Bilmediğim konuları soruyorlar. 
19O 035:012 İyiliğime karşı kötülük ediyor,<br />Yalnızlığa itiyorlar beni. 
19O 035:013 -14 141440 Oysa onlar hastalanınca ben çula sarınır,<br />Oruç tutup alçakgönüllü olurdum.<br />Duam yanıtsız kalınca,<br />Bir dost, bir kardeş yitirmiş gibi dolaşırdım.<br />Kederden belim bükülürdü,<br />Annesi için yas tutan biri gibi. 
19O 035:015 Ama ben sendeleyince toplanıp sevindiler,<br />Toplandı bana karşı tanımadığım alçaklar,<br />Durmadan didiklediler beni. 
19O 035:016 Tanrıtanımaz, alaycı soytarılar gibi,<br />Diş gıcırdattılar bana. 
19O 035:017 Ne zamana dek seyirci kalacaksın, ya Rab?<br />Kurtar canımı bunların saldırısından,<br />Hayatımı bu genç aslanlardan! 
19O 035:018 Büyük toplantıda sana şükürler sunacağım,<br />Kalabalığın ortasında sana övgüler dizeceğim. 
19O 035:019 Sevinmesin boş yere bana düşman olanlar,<br />Göz kırpmasınlar birbirlerine<br />Nedensiz benden nefret edenler. 
19O 035:020 Çünkü barış sözünü etmez onlar,<br />Kurnazca düzen kurarlar ülkenin sakin insanlarına. 
19O 035:021 Beni suçlamak için ağızlarını ardına kadar açtılar:<br />‹‹Oh! Oh!›› diyorlar, ‹‹İşte kendi gözümüzle gördük yaptıklarını!›› 
19O 035:022 Olup biteni sen de gördün, ya RAB, sessiz kalma,<br />Ya Rab, benden uzak durma! 
19O 035:023 Uyan, kalk savun beni,<br />Uğraş hakkım için, ey Tanrım ve Rabbim! 
19O 035:024 Adaletin uyarınca haklı çıkar beni, ya RAB, Tanrım benim!<br />Gülmesinler halime! 
19O 035:025 Demesinler içlerinden:<br />‹‹Oh! İşte buydu dileğimiz!››,<br />Konuşmasınlar ardımdan:<br />‹‹Yedik başını!›› diye. 
19O 035:026 Utansın kötü halime sevinenler,<br />Kızarsın yüzleri hepsinin;<br />Gururla karşıma dikilenler<br />Utanca, rezalete bürünsün. 
19O 035:027 Benim haklı çıkmamı isteyenler,<br />Sevinç çığlıkları atıp coşsunlar;<br />Şöyle desinler sürekli:<br />‹‹Kulunun esenliğinden hoşlanan RAB yücelsin!›› 
19O 035:028 O zaman gün boyu adaletin,<br />Övgülerin dilimden düşmeyecek. 
19O 036:001 Günah fısıldar kötü insana,<br />Yüreğinin dibinden:<br />Tanrı korkusu yoktur onda. 
19O 036:002 Kendini öyle beğenmiş ki,<br />Suçunu görmez, ondan tiksinmez. 
19O 036:003 Ağzından kötülük ve yalan akar,<br />Akıllanmaktan, iyilik yapmaktan vazgeçmiş. 
19O 036:004 Yatağında bile fesat düşünür,<br />Olumsuz yolda direnir, reddetmez kötülüğü. 
19O 036:005 Ya RAB, sevgin göklere,<br />Sadakatin gökyüzüne erişir. 
19O 036:006 Doğruluğun ulu dağlara benzer,<br />Adaletin uçsuz bucaksız enginlere.<br />İnsanı da, hayvanı da koruyan sensin, ya RAB. 
19O 036:007 Sevgin ne değerli, ey Tanrı!<br />Kanatlarının gölgesine sığınır insanoğlu. 
19O 036:008 Evindeki bolluğa doyarlar,<br />Zevklerinin ırmağından içirirsin onlara. 
19O 036:009 Çünkü yaşam kaynağı sensin,<br />Senin ışığınla aydınlanırız. 
19O 036:010 Sürekli göster<br />Seni tanıyanlara sevgini,<br />Yüreği temiz olanlara doğruluğunu. 
19O 036:011 Gururlunun ayağı bana varmasın,<br />Kötülerin eli beni kovmasın. 
19O 036:012 Kötülük yapanlar oracıkta düştüler,<br />Yıkıldılar, kalkamazlar artık. 
19O 037:001 Kötülük edenlere kızıp üzülme,<br />Suç işleyenlere özenme! 
19O 037:002 Çünkü onlar ot gibi hemen solacak,<br />Yeşil bitki gibi kuruyup gidecek. 
19O 037:003 Sen RABbe güven, iyilik yap,<br />Ülkede otur, sadakatle çalış. 
19O 037:004 RABden zevk al,<br />O senin içindeki istekleri yerine getirecektir. 
19O 037:005 Her şeyi RABbe bırak,<br />Ona güven, O gerekeni yapar. 
19O 037:006 O senin doğruluğunu ışık gibi,<br />Hakkını öğle güneşi gibi<br />Aydınlığa çıkarır. 
19O 037:007 RABbin önünde sakin dur, sabırla bekle;<br />Kızıp üzülme işi yolunda olanlara,<br />Kötü amaçlarına kavuşanlara. 
19O 037:008 Kızmaktan kaçın, bırak öfkeyi,<br />Üzülme, yalnız kötülüğe sürükler bu seni. 
19O 037:009 Çünkü kötülerin kökü kazınacak,<br />Ama RABbe umut bağlayanlar ülkeyi miras alacak. 
19O 037:010 Yakında kötünün sonu gelecek,<br />Yerini arasan da bulunmayacak. 
19O 037:011 Ama alçakgönüllüler ülkeyi miras alacak,<br />Derin bir huzurun zevkini tadacak. 
19O 037:012 Kötü insan doğru insana düzen kurar,<br />Diş gıcırdatır. 
19O 037:013 Ama Rab kötüye güler,<br />Çünkü bilir onun sonunun geldiğini. 
19O 037:014 Kılıç çekti kötüler, yaylarını gerdi,<br />Mazlumu, yoksulu yıkmak,<br />Doğru yolda olanları öldürmek için. 
19O 037:015 Ama kılıçları kendi yüreklerine saplanacak,<br />Yayları kırılacak. 
19O 037:016 Doğrunun azıcık varlığı,<br />Pek çok kötünün servetinden iyidir. 
19O 037:017 Çünkü kötülerin gücü kırılacak,<br />Ama doğrulara RAB destek olacak. 
19O 037:018 RAB yetkinlerin her gününü gözetir,<br />Onların mirası sonsuza dek sürecek. 
19O 037:019 Kötü günde utanmayacaklar,<br />Kıtlıkta karınları doyacak. 
19O 037:020 Ama kötüler yıkıma uğrayacak;<br />RABbin düşmanları kır çiçekleri gibi kuruyup gidecek,<br />Duman gibi dağılıp yok olacak. 
19O 037:021 Kötüler ödünç alır, geri vermez;<br />Doğrularsa cömertçe verir. 
19O 037:022 RABbin kutsadığı insanlar ülkeyi miras alacak,<br />Lanetlediği insanların kökü kazınacak. 
19O 037:023 RAB insana sağlam adım attırır,<br />İnsanın yolundan hoşnut olursa. 
19O 037:024 Düşse bile yıkılmaz insan,<br />Çünkü elinden tutan RABdir. 
19O 037:025 Gençtim, ömrüm tükendi,<br />Ama hiç görmedim doğru insanın terk edildiğini,<br />Soyunun ekmek dilendiğini. 
19O 037:026 O hep cömertçe ödünç verir,<br />Soyu kutsanır. 
19O 037:027 Kötülükten kaç, iyilik yap;<br />Sonsuz yaşama kavuşursun. 
19O 037:028 Çünkü RAB doğruyu sever,<br />Sadık kullarını terk etmez.<br />Onlar sonsuza dek korunacak,<br />Kötülerinse kökü kazınacak. 
19O 037:029 Doğrular ülkeyi miras alacak,<br />Orada sonsuza dek yaşayacak. 
19O 037:030 Doğrunun ağzından bilgelik akar,<br />Dilinden adalet damlar. 
19O 037:031 Tanrısının yasası yüreğindedir,<br />Ayakları kaymaz. 
19O 037:032 Kötü, doğruya pusu kurar,<br />Onu öldürmeye çalışır. 
19O 037:033 Ama RAB onu kötünün eline düşürmez,<br />Yargılanırken mahkûm etmez. 
19O 037:034 RABbe umut bağla, Onun yolunu tut,<br />Ülkeyi miras almak üzere seni yükseltecektir.<br />Kötülerin kökünün kazındığını göreceksin. 
19O 037:035 Kötü ve acımasız adamı gördüm,<br />İlk dikildiği toprakta yeşeren ağaç gibi<br />Dal budak salıyordu; 
19O 037:036 Geçip gitti, yok oldu,<br />Aradım, bulunmaz oldu. 
19O 037:037 Yetkin adamı gözle, doğru adama bak,<br />Çünkü yarınlar barışseverindir. 
19O 037:038 Ama başkaldıranların hepsi yok olacak,<br />Kötülerin kökü kazınacak. 
19O 037:039 Doğruların kurtuluşu RABden gelir,<br />Sıkıntılı günde onlara kale olur. 
19O 037:040 RAB onlara yardım eder, kurtarır onları,<br />Kötülerin elinden alıp özgür kılar,<br />Çünkü kendisine sığınırlar. 
19O 038:001 Ya RAB, öfkelenip azarlama beni,<br />Gazapla yola getirme! 
19O 038:002 Okların içime saplandı,<br />Elin üzerime indi. 
19O 038:003 Öfken yüzünden sağlığım bozuldu,<br />Günahım yüzünden rahatım kaçtı. 
19O 038:004 Çünkü suçlarım başımdan aştı,<br />Taşınmaz bir yük gibi sırtımda ağırlaştı. 
19O 038:005 Akılsızlığım yüzünden<br />Yaralarım iğrenç, irinli. 
19O 038:006 Eğildim, iki büklüm oldum,<br />Gün boyu yaslı dolaşıyorum. 
19O 038:007 Çünkü belim ateş içinde,<br />Sağlığım bozuk. 
19O 038:008 Tükendim, ezildim alabildiğine,<br />İnliyorum yüreğimin acısından. 
19O 038:009 Ya Rab, bütün özlemlerimi bilirsin,<br />İniltilerim senden gizli değil. 
19O 038:010 Yüreğim çarpıyor, gücüm tükeniyor,<br />Gözlerimin feri bile söndü. 
19O 038:011 Eşim dostum kaçar oldu derdimden,<br />Yakınlarım uzak duruyor benden. 
19O 038:012 Canıma susayanlar bana tuzak kuruyor,<br />Zararımı isteyenler kuyumu kazıyor,<br />Gün boyu hileler düşünüyorlar. 
19O 038:013 Ama ben bir sağır gibi duymuyorum,<br />Bir dilsiz gibi ağzımı açmıyorum; 
19O 038:014 Duymaz,<br />Ağzında yanıt bulunmaz bir adama döndüm. 
19O 038:015 Umudum sende, ya RAB,<br />Sen yanıtlayacaksın, ya Rab, Tanrım benim! 
19O 038:016 Çünkü dua ediyorum: ‹‹Halime sevinmesinler,<br />Ayağım kayınca böbürlenmesinler!›› 
19O 038:017 Düşmek üzereyim,<br />Acım hep içimde. 
19O 038:018 Suçumu itiraf ediyorum,<br />Günahım yüzünden kaygılanıyorum. 
19O 038:019 Ama düşmanlarım güçlü ve dinç,<br />Yok yere benden nefret edenler çok. 
19O 038:020 İyiliğe karşı kötülük yapanlar bana karşı çıkar,<br />İyiliğin peşinde olduğum için. 
19O 038:021 Beni terk etme, ya RAB!<br />Ey Tanrım, benden uzak durma! 
19O 038:022 Yardımıma koş,<br />Ya Rab, kurtuluşum benim! 
19O 039:001 Karar verdim: ‹‹Adımlarıma dikkat edeceğim,<br />Dilimi günahtan sakınacağım;<br />Karşımda kötü biri oldukça,<br />Ağzıma gem vuracağım.›› 
19O 039:002 Dilimi tutup sustum,<br />Hep kaçındım konuşmaktan, yararı olsa bile.<br />Acım alevlendi, 
19O 039:003 Yüreğim tutuştu içimde,<br />Ateş aldı derin derin düşünürken,<br />Şu sözler döküldü dilimden: 
19O 039:004 ‹‹Bildir bana, ya RAB, sonumu,<br />Sayılı günlerimi;<br />Bileyim ömrümün ne kadar kısa olduğunu! 
19O 039:005 Yalnız bir karış ömür verdin bana,<br />Hiç kalır hayatım senin önünde.<br />Her insan bir soluktur sadece,<br />En güçlü çağında bile. |iSela 
19O 039:006 ‹‹Bir gölge gibi dolaşır insan,<br />Boş yere çırpınır,<br />Mal biriktirir, kime kalacağını bilmeden. 
19O 039:007 ‹‹Ne bekleyebilirim şimdi, ya Rab?<br />Umudum sende. 
19O 039:008 Kurtar beni bütün isyanlarımdan,<br />Aptalların hakaretine izin verme. 
19O 039:009 Sustum, açmayacağım ağzımı;<br />Çünkü sensin bunu yapan. 
19O 039:010 Uzaklaştır üzerimden yumruklarını,<br />Tokadının altında mahvoldum. 
19O 039:011 Sen insanı suçundan ötürü<br />Azarlayarak yola getirirsin,<br />Güve gibi tüketirsin sevdiği şeyleri.<br />Her insan bir soluktur sadece. |iSela 
19O 039:012 ‹‹Duamı işit, ya RAB,<br />Kulak ver yakarışıma,<br />Gözyaşlarıma kayıtsız kalma!<br />Çünkü ben bir garibim senin yanında,<br />Bir yabancı, atalarım gibi. 
19O 039:013 Uzaklaştır üzerimden bakışlarını,<br />Göçüp yok olmadan mutlu olayım!›› 
19O 040:001 RABbi sabırla bekledim;<br />Bana yönelip yakarışımı duydu. 
19O 040:002 Ölüm çukurundan,<br />Balçıktan çıkardı beni,<br />Ayaklarımı kaya üzerinde tuttu,<br />Kaymayayım diye. 
19O 040:003 Ağzıma yeni bir ezgi,<br />Tanrımıza bir övgü ilahisi koydu.<br />Çokları görüp korkacak<br />Ve RABbe güvenecekler. 
19O 040:004 Ne mutlu RABbe güvenen insana,<br />Gururluya, yalana sapana ilgi duymayana. 
19O 040:005 Ya RAB, Tanrım,<br />Harikaların, düşüncelerin ne çoktur bizim için;<br />Sana eş koşulmaz!<br />Duyurmak, anlatmak istesem yaptıklarını,<br />Saymakla bitmez. 
19O 040:006 Kurbandan, sunudan hoşnut olmadın,<br />Ama kulaklarımı açtın.<br />Yakmalık sunu, günah sunusu da istemedin. 
19O 040:007 -8 142520 O zaman şöyle dedim: ‹‹İşte geldim;<br />Kutsal Yazı tomarında benim için yazılmıştır.<br />Ey Tanrım, senin isteğini yapmaktan zevk alırım ben,<br />Yasan yüreğimin derinliğindedir.›› 
19O 040:009 Büyük toplantıda müjdelerim senin zaferini,<br />Sözümü esirgemem,<br />Ya RAB, bildiğin gibi! 
19O 040:010 Zaferini içimde gizlemem,<br />Bağlılığını ve kurtarışını duyururum,<br />Sevgini, sadakatini saklamam büyük topluluktan. 
19O 040:011 Ya RAB, esirgeme sevecenliğini benden!<br />Sevgin, sadakatin hep korusun beni! 
19O 040:012 Sayısız belalar çevremi sardı,<br />Suçlarım bana yetişti, önümü göremiyorum;<br />Başımdaki saçlardan daha çoklar,<br />Çaresiz kaldım. 
19O 040:013 Ne olur, ya RAB, kurtar beni!<br />Yardımıma koş, ya RAB! 
19O 040:014 Utansın canımı almaya çalışanlar,<br />Yüzleri kızarsın!<br />Geri dönsün zararımı isteyenler,<br />Rezil olsunlar! 
19O 040:015 Bana, ‹‹Oh! Oh!›› çekenler<br />Dehşete düşsün utançlarından! 
19O 040:016 Sende neşe ve sevinç bulsun<br />Bütün sana yönelenler!<br />‹‹RAB yücedir!›› desin hep<br />Senin kurtarışını özleyenler! 
19O 040:017 Bense mazlum ve yoksulum,<br />Düşün beni, ya Rab.<br />Yardımcım ve kurtarıcım sensin,<br />Geç kalma, ey Tanrım! 
19O 041:001 Ne mutlu yoksulu düşünene!<br />RAB kurtarır onu kötü günde. 
19O 041:002 Korur RAB, yaşatır onu,<br />Ülkede mutlu kılar,<br />Terk etmez düşmanlarının eline. 
19O 041:003 Destek olur RAB ona<br />Yatağa düşünce;<br />Hastalandığında sağlığa kavuşturur onu. 
19O 041:004 ‹‹Acı bana, ya RAB!›› dedim,<br />‹‹Şifa ver bana, çünkü sana karşı günah işledim!›› 
19O 041:005 Kötü konuşuyor düşmanlarım ardımdan:<br />‹‹Ne zaman ölecek adı batası?›› diyorlar. 
19O 041:006 Biri beni görmeye geldi mi, boş laf ediyor,<br />Fesat topluyor içinde,<br />Sonra dışarı çıkıp fesadı yayıyor. 
19O 041:007 Benden nefret edenlerin hepsi<br />Fısıldaşıyor aralarında bana karşı,<br />Zararımı düşünüyorlar, 
19O 041:008 ‹‹Başına öyle kötü bir şey geldi ki›› diyorlar,<br />‹‹Yatağından kalkamaz artık.›› 
19O 041:009 Ekmeğimi yiyen, güvendiğim yakın dostum bile<br />İhanet etti bana. 
19O 041:010 Bari sen acı bana, ya RAB, kaldır beni.<br />Bunların hakkından geleyim. 
19O 041:011 Düşmanım zafer çığlığı atmazsa,<br />O zaman anlarım benden hoşnut kaldığını. 
19O 041:012 Dürüstlüğümden ötürü bana destek olur,<br />Sonsuza dek beni huzurunda tutarsın. 
19O 041:013 Öncesizlikten sonsuza dek,<br />Övgüler olsun İsrail'in Tanrısı RAB'be!<br />Amin! Amin! 
19O 042:001 Geyik akarsuları nasıl özlerse,<br />Canım da seni öyle özler, ey Tanrı! yazılır. 
19O 042:002 Canım Tanrıya, yaşayan Tanrıya susadı;<br />Ne zaman görmeye gideceğim Tanrının yüzünü? 
19O 042:003 Gözyaşlarım ekmeğim oldu gece gündüz,<br />Gün boyu, ‹‹Nerede senin Tanrın?›› dedikleri için. 
19O 042:004 Anımsayınca içim içimi yiyor,<br />Nasıl toplulukla birlikte yürür,<br />Tanrının evine kadar alaya öncülük ederdim,<br />Sevinç ve şükran sesleri arasında,<br />Bayram eden bir kalabalıkla birlikte. 
19O 042:005 Neden üzgünsün, ey gönlüm,<br />Neden içim huzursuz?<br />Tanrıya umut bağla,<br />Çünkü Ona yine övgüler sunacağım;<br />O benim kurtarıcım ve Tanrımdır. 
19O 042:006 -7 142800 Gönlüm üzgün,<br />Bu yüzden seni anımsıyorum, ey Tanrım.<br />Şeria yöresinde, Hermon ve Misar dağlarında<br />Çağlayanların gümbürdeyince,<br />Enginler birbirine sesleniyor,<br />Bütün dalgaların, sellerin üzerimden geçiyor. 
19O 042:008 Gündüz RAB sevgisini gösterir,<br />Gece ilahi söyler, dua ederim<br />Yaşamımın Tanrısına. 
19O 042:009 Kayam olan Tanrıma diyorum ki,<br />‹‹Neden beni unuttun?<br />Niçin düşmanlarımın baskısı altında<br />Yaslı gezeyim?›› 
19O 042:010 Gün boyu hasımlarım: ‹‹Nerede senin Tanrın?›› diyerek<br />Bana sataştıkça,<br />Kemiklerim kırılıyor sanki. 
19O 042:011 Neden üzgünsün, ey gönlüm,<br />Neden içim huzursuz?<br />Tanrı'ya umut bağla,<br />Çünkü O'na yine övgüler sunacağım;<br />O benim kurtarıcım ve Tanrım'dır. 
19O 043:001 Hakkımı ara, ey Tanrı,<br />Savun beni vefasız ulusa karşı,<br />Kurtar hileci, haksız insandan. 
19O 043:002 Çünkü sen Tanrım, kalemsin;<br />Neden beni reddettin?<br />Niçin düşmanlarımın baskısı altında<br />Yaslı gezeyim? 
19O 043:003 Gönder ışığını, gerçeğini,<br />Yol göstersinler bana,<br />Senin kutsal dağına, konutuna götürsünler beni. 
19O 043:004 O zaman Tanrının sunağına,<br />Neşe, sevinç kaynağım Tanrıya gideceğim<br />Ve sana, ey Tanrı, Tanrım benim,<br />Lirle şükredeceğim. 
19O 043:005 Neden üzgünsün, ey gönlüm,<br />Neden içim huzursuz?<br />Tanrı'ya umut bağla,<br />Çünkü O'na yine övgüler sunacağım;<br />O benim kurtarıcım ve Tanrım'dır. 
19O 044:001 Ey Tanrı, kulaklarımızla duyduk,<br />Atalarımız anlattı bize,<br />Neler yaptığını onların gününde, eski günlerde. 
19O 044:002 Elinle ulusları kovdun,<br />Ama atalarımıza yer verdin;<br />Halkları kırdın,<br />Ama atalarımızın yayılmasını sağladın. 
19O 044:003 Onlar ülkeyi kılıçla kazanmadılar,<br />Kendi bilekleriyle zafere ulaşmadılar.<br />Senin sağ elin, bileğin, yüzünün ışığı sayesinde oldu bu;<br />Çünkü sen onları sevdin. 
19O 044:004 Ey Tanrı, kralım sensin,<br />Buyruk ver de Yakup soyu kazansın! 
19O 044:005 Senin sayende düşmanlarımızı püskürteceğiz,<br />Senin adınla karşıtlarımızı ezeceğiz. 
19O 044:006 Çünkü ben yayıma güvenmem,<br />Kılıcım da beni kurtarmaz; 
19O 044:007 Ancak sensin bizi düşmanlarımızdan kurtaran,<br />Bizden nefret edenleri utanca boğan. 
19O 044:008 Her gün Tanrıyla övünür,<br />Sonsuza dek adına şükran sunarız. |iSela 
19O 044:009 Ne var ki, reddettin bizi, aşağıladın,<br />Artık ordularımızla savaşa çıkmıyorsun. 
19O 044:010 Düşman karşısında bizi gerilettin,<br />Bizden tiksinenler bizi soydu. 
19O 044:011 Kasaplık koyuna çevirdin bizi,<br />Ulusların arasına dağıttın. 
19O 044:012 Yok pahasına sattın halkını,<br />Üstelik satıştan hiçbir şey kazanmadan. 
19O 044:013 Bizi komşularımızın yüzkarası,<br />Çevremizdekilerin eğlencesi, alay konusu ettin. 
19O 044:014 Ulusların diline düşürdün bizi,<br />Gülüyor halklar halimize. 
19O 044:015 Rezilliğim gün boyu karşımda,<br />Utancımdan yerin dibine geçtim 
19O 044:016 Hakaret ve sövgü duya duya,<br />Öç almak isteyen düşman karşısında. 
19O 044:017 Bütün bunlar başımıza geldi,<br />Yine de seni unutmadık,<br />Antlaşmana ihanet etmedik, 
19O 044:018 Döneklik etmedik,<br />Adımlarımız senin yolundan sapmadı. 
19O 044:019 Oysa sen bizi ezdin, ülkemizi çakalların uğrağı ettin,<br />Üstümüzü koyu karanlıkla örttün. 
19O 044:020 Eğer Tanrımızın adını unutsaydık,<br />Yabancı bir ilaha ellerimizi açsaydık, 
19O 044:021 Tanrı bunu ortaya çıkarmaz mıydı?<br />Çünkü O yürekteki gizleri bilir. 
19O 044:022 Senin uğruna her gün öldürülüyoruz,<br />Kasaplık koyun sayılıyoruz. 
19O 044:023 Uyan, ya Rab! Niçin uyuyorsun?<br />Kalk! Sonsuza dek terk etme bizi! 
19O 044:024 Niçin yüzünü gizliyorsun?<br />Neden mazlum halimizi, üzerimizdeki baskıyı unutuyorsun? 
19O 044:025 Çünkü yere serildik,<br />Bedenimiz toprağa yapıştı. 
19O 044:026 Kalk, yardım et bize!<br />Kurtar bizi sevgin uğruna! 
19O 045:001 Yüreğimden güzel sözler taşıyor,<br />Kral için söylüyorum şiirlerimi,<br />Dilim usta bir yazarın kalemi gibi olsun. 
19O 045:002 Sen insanların en güzelisin,<br />Lütuf saçılmış dudaklarına.<br />Çünkü Tanrı seni sonsuza dek kutsamış. 
19O 045:003 Ey yiğit savaşçı, kuşan kılıcını beline,<br />Görkemine, yüceliğine bürün. 
19O 045:004 At sırtında görkeminle, zaferle ilerle,<br />Gerçek ve adalet uğruna<br />Sağ elin korkunç işler göstersin. ‹‹Gerçek ve alçakgönüllülük, adalet uğruna››. 
19O 045:005 Okların sivridir,<br />Kral düşmanlarının yüreğine saplanır,<br />Halklar ayaklarının altına serilir. 
19O 045:006 Ey Tanrı, tahtın sonsuzluklar boyunca kalıcıdırfö,<br />Krallığının asası adalet asasıdır. da ‹‹Tanrının sana armağan ettiği krallık sonsuzluklar boyunca kalıcıdır››. 
19O 045:007 Doğruluğu sever, kötülükten nefret edersin.<br />Bunun için Tanrı, senin Tanrın,<br />Seni sevinç yağıyla<br />Arkadaşlarından daha çok meshetti. 
19O 045:008 Giysilerinin tümü mür, öd, tarçın kokuyor;<br />Fildişi saraylardan gelen çalgı sesleri seni eğlendiriyor! 
19O 045:009 Kral kızları senin saygın kadınların arasında,<br />Kraliçe, Ofir altınları içinde senin sağında duruyor. 
19O 045:010 Dinle, ey kral kızı, bak, kulak ver,<br />Halkını, baba evini unut. 
19O 045:011 Kral senin güzelliğine vuruldu,<br />Efendin olduğu için önünde eğil. 
19O 045:012 Sur halkı armağan getirecek,<br />Halkın zenginleri lütfunu kazanmak isteyecek. 
19O 045:013 Kral kızı odasında ışıl ışıl parıldıyor,<br />Giysisi altınla dokunmuş. 
19O 045:014 İşlemeli giysiler içinde kralın önüne çıkarılacak,<br />Arkadaşları, ona eşlik eden kızlar sana getirilecek. 
19O 045:015 Sevinç ve coşkuyla götürülecek,<br />Kralın sarayına girecekler. 
19O 045:016 Atalarının yerini oğulların alacak,<br />Onları önder yapacaksın bütün ülkeye. 
19O 045:017 Adını kuşaklar boyunca yaşatacağım,<br />Böylece halklar sonsuza dek övecek seni. 
19O 046:001 Tanrı sığınağımız ve gücümüzdür,<br />Sıkıntıda hep yardıma hazırdır. bilinmeyen bir müzik terimi. 
19O 046:002 Bu yüzden korkmayız yeryüzü altüst olsa,<br />Dağlar denizlerin bağrına devrilse, 
19O 046:003 Sular kükreyip köpürse,<br />Kabaran deniz dağları titretse bile. |iSela 
19O 046:004 Bir ırmak var ki, suları sevinç getirir Tanrı kentine,<br />Yüceler Yücesinin kutsal konutuna. 
19O 046:005 Tanrı onun ortasındadır,<br />Sarsılmaz o kent.<br />Gün doğarken Tanrı ona yardım eder. 
19O 046:006 Uluslar kükrüyor, krallıklar sarsılıyor,<br />Tanrı gürleyince yeryüzü eriyip gidiyor. 
19O 046:007 Her Şeye Egemen RAB bizimledir,<br />Yakupun Tanrısı kalemizdir. |iSela 
19O 046:008 Gelin, görün RABbin yaptıklarını,<br />Yeryüzüne getirdiği yıkımları. 
19O 046:009 Savaşları durdurur yeryüzünün dört bucağında,<br />Yayları kırar, mızrakları parçalar,<br />Kalkanları yakar. 
19O 046:010 ‹‹Sakin olun, bilin ki, Tanrı benim!<br />Uluslar arasında yüceleceğim,<br />Yeryüzünde yüceleceğim!›› 
19O 046:011 Her Şeye Egemen RAB bizimledir,<br />Yakup'un Tanrısı kalemizdir. |iSela 
19O 047:001 Ey bütün uluslar, el çırpın!<br />Sevinç çığlıkları atın Tanrının onuruna! 
19O 047:002 Ne müthiştir yüce RAB,<br />Bütün dünyanın ulu Kralı. 
19O 047:003 Halkları altımıza,<br />Ulusları ayaklarımızın dibine serer. 
19O 047:004 Sevdiği Yakupun gururu olan mirasımızı<br />O seçti bizim için. |iSela 
19O 047:005 RAB Tanrı sevinç çığlıkları,<br />Boru sesleri arasında yükseldi. 
19O 047:006 Ezgiler sunun Tanrıya, ezgiler;<br />Ezgiler sunun Kralımıza, ezgiler! 
19O 047:007 Çünkü Tanrı bütün dünyanın kralıdır,<br />Maskil sunun! edebiyat terimi. ‹‹Didaktik şiir›› anlamına gelebilir. 
19O 047:008 Tanrı kutsal tahtına oturmuş,<br />Krallık eder uluslara. 
19O 047:009 Ulusların önderleri<br />İbrahim'in Tanrısı'nın halkıyla bir araya gelmiş;<br />Çünkü Tanrı'ya aittir yeryüzü kralları.<br />O çok yücedir. 
19O 048:001 RAB büyüktür ve yalnız O övülmeye değer<br />Tanrımızın kentinde, kutsal dağında. 
19O 048:002 Yükselir zarafetle,<br />Bütün yeryüzünün sevinci Siyon Dağı,<br />Safonunfş doruğu, ulu Kralın kenti. 
19O 048:003 Tanrı onun kalelerinde<br />Sağlam kule olarak gösterdi kendini. 
19O 048:004 Krallar toplandı,<br />Birlikte Siyonun üzerine yürüdüler. 
19O 048:005 Ama onu görünce şaşkına döndüler,<br />Dehşete düşüp kaçtılar. 
19O 048:006 Doğum sancısı tutan kadın gibi,<br />Bir titreme aldı onları orada. 
19O 048:007 Doğu rüzgarının parçaladığı ticaret gemileri gibi<br />Yok ettin onları. 
19O 048:008 Her Şeye Egemen RABbin kentinde,<br />Tanrımızın kentinde,<br />Nasıl duyduksa, öyle gördük.<br />Tanrı onu sonsuza dek güvenlik içinde tutacak. |iSela 
19O 048:009 Ey Tanrı, tapınağında,<br />Ne kadar vefalı olduğunu düşünüyoruz. 
19O 048:010 Adın gibi, ey Tanrı, övgün de<br />Dünyanın dört bucağına varıyor.<br />Sağ elin zafer dolu. 
19O 048:011 Sevinsin Siyon Dağı,<br />Coşsun Yahuda beldeleri<br />Senin yargılarınla! 
19O 048:012 Siyonun çevresini gezip dolanın,<br />Kulelerini sayın, 
19O 048:013 Surlarına dikkatle bakın,<br />Kalelerini yoklayın ki,<br />Gelecek kuşağa anlatasınız: 
19O 048:014 Bu Tanrı sonsuza dek bizim Tanrımız olacak,<br />Bize hep yol gösterecektir. 
19O 049:001 Ey bütün halklar, dinleyin!<br />Kulak verin hepiniz, ey dünyada yaşayanlar, 
19O 049:002 Halk çocukları, bey çocukları,<br />Zenginler, yoksullar! 
19O 049:003 Bilgelik dökülecek ağzımdan,<br />Anlayış sağlayacak içimdeki düşünceler, 
19O 049:004 Kulak vereceğim özdeyişlere,<br />Lirle yorumlayacağım bilmecemi. 
19O 049:005 Niçin korkayım kötü günlerde<br />Niyeti bozuk düşmanlarım çevremi sarınca? 
19O 049:006 Onlar varlıklarına güvenir,<br />Büyük servetleriyle böbürlenirler. 
19O 049:007 Kimse kimsenin hayatının bedelini ödeyemez,<br />Tanrıya fidye veremez. 
19O 049:008 Çünkü hayatın fidyesi büyüktür,<br />Kimse ödemeye yeltenmemeli. 
19O 049:009 Böyle olmasa,<br />Sonsuza dek yaşar insan,<br />Mezar yüzü görmez. 
19O 049:010 Kuşkusuz herkes biliyor bilgelerin öldüğünü,<br />Aptallarla budalaların yok olduğunu.<br />Mallarını başkalarına bırakıyorlar. 
19O 049:011 Mezarları, sonsuza dek evleri,<br />Kuşaklar boyu konutları olacak,<br />Topraklarına kendi adlarını verseler bile. evleri, kuşaklar boyu konutları olacak››, Masoretik metin ‹‹ ‹Evlerimiz sonsuza dek kalacak› diye düşünüyorlar››. 
19O 049:012 Bütün gösterişine karşın geçicidir insan,<br />Ölüp giden hayvanlar gibi. 
19O 049:013 Budalaların yolu,<br />Onların sözünü onaylayanların sonu budur. |iSela 
19O 049:014 Sürü gibi ölüler diyarına sürülecekler,<br />Ölüm güdecek onları.<br />Tan ağarınca doğrular onlara egemen olacak,<br />Cesetleri çürüyecek,<br />Ölüler diyarı onlara konut olacak. 
19O 049:015 Ama Tanrı beni<br />Ölüler diyarının pençesinden kurtaracak<br />Ve yanına alacak. |iSela 
19O 049:016 Korkma biri zenginleşirse,<br />Evinin görkemi artarsa. 
19O 049:017 Çünkü ölünce hiçbir şey götüremez,<br />Görkemi onunla mezara gitmez. 
19O 049:018 Yaşarken kendini mutlu saysa bile,<br />Başarılı olunca övülse bile. 
19O 049:019 Atalarının kuşağına katılacak,<br />Onlar ki asla ışık yüzü görmeyecekler. 
19O 049:020 Bütün gösterişine karşın anlayışsızdır insan,<br />Ölüp giden hayvanlar gibi. 
19O 050:001 Güçlü olan Tanrı, RAB konuşuyor;<br />Güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar<br />Yeryüzünün tümüne sesleniyor. 
19O 050:002 Güzelliğin doruğu Siyondan<br />Parıldıyor Tanrı. 
19O 050:003 Tanrımız geliyor, sessiz kalmayacak,<br />Önünde yanan ateş her şeyi kül ediyor,<br />Çevresinde şiddetli bir fırtına esiyor. 
19O 050:004 Halkını yargılamak için<br />Yere göğe sesleniyor: 
19O 050:005 ‹‹Toplayın önüme sadık kullarımı,<br />Kurban keserek benimle antlaşma yapanları.›› 
19O 050:006 Gökler Onun doğruluğunu duyuruyor,<br />Çünkü yargıç Tanrının kendisidir. |iSela 
19O 050:007 ‹‹Ey halkım, dinle de konuşayım,<br />Ey İsrail, sana karşı tanıklık edeyim:<br />Ben Tanrıyım, senin Tanrınım! 
19O 050:008 Kurbanlarından ötürü seni azarlamıyorum,<br />Yakmalık sunuların sürekli önümde. 
19O 050:009 Ne evinden bir boğa,<br />Ne de ağıllarından bir teke alacağım. 
19O 050:010 Çünkü bütün orman yaratıkları,<br />Dağlardaki bütün hayvanlar benimdir. 
19O 050:011 Dağlardaki bütün kuşları korurum,<br />Kırlardaki bütün yabanıl hayvanlar benimdir. 
19O 050:012 Acıksam sana söylemezdim,<br />Çünkü bütün dünya ve içindekiler benimdir. 
19O 050:013 Ben boğa eti yer miyim?<br />Ya da keçi kanı içer miyim? 
19O 050:014 Tanrıya şükran kurbanı sun,<br />Yüceler Yücesine adadığın adakları yerine getir. 
19O 050:015 Sıkıntılı gününde seslen bana,<br />Seni kurtarırım, sen de beni yüceltirsin. 
19O 050:016 Ama Tanrı kötüye şöyle diyor:<br />‹‹Kurallarımı ezbere okumaya<br />Ya da antlaşmamı ağzına almaya ne hakkın var? 
19O 050:017 Çünkü yola getirilmekten nefret ediyor,<br />Sözlerimi arkana atıyorsun. 
19O 050:018 Hırsız görünce onunla dost oluyor,<br />Zina edenlere ortak oluyorsun. 
19O 050:019 Ağzını kötülük için kullanıyor,<br />Dilini yalana koşuyorsun. 
19O 050:020 Oturup kardeşine karşı konuşur,<br />Annenin oğluna kara çalarsın. 
19O 050:021 Sen bunları yaptın, ben sustum,<br />Beni kendin gibi sandın.<br />Seni azarlıyorum,<br />Suçlarını gözünün önüne seriyorum. 
19O 050:022 ‹‹Dikkate alın bunu, ey Tanrıyı unutan sizler!<br />Yoksa parçalarım sizi, kurtaran olmaz. 
19O 050:023 Kim şükran kurbanı sunarsa beni yüceltir;<br />Yolunu düzeltene kurtarışımı göstereceğim.›› 
19O 051:001 Ey Tanrı, lütfet bana,<br />Sevgin uğruna;<br />Sil isyanlarımı,<br />Sınırsız merhametin uğruna. 
19O 051:002 Tümüyle yıka beni suçumdan,<br />Arıt beni günahımdan. 
19O 051:003 Çünkü biliyorum isyanlarımı,<br />Günahım sürekli karşımda. 
19O 051:004 Sana karşı, yalnız sana karşı günah işledim,<br />Senin gözünde kötü olanı yaptım.<br />Öyle ki, konuşurken haklı,<br />Yargılarken adil olasın. 
19O 051:005 Nitekim suç içinde doğdum ben,<br />Günah içinde annem bana hamile kaldı. 
19O 051:006 Madem sen gönülde sadakat istiyorsun,<br />Bilgelik öğret bana yüreğimin derinliklerinde. 
19O 051:007 Beni mercanköşkotuyla arıt, paklanayım,<br />Yıka beni, kardan beyaz olayım. 
19O 051:008 Neşe, sevinç sesini duyur bana,<br />Bayram etsin ezdiğin kemikler. 
19O 051:009 Bakma günahlarıma,<br />Sil bütün suçlarımı. 
19O 051:010 Ey Tanrı, temiz bir yürek yarat,<br />Yeniden kararlı bir ruh var et içimde. 
19O 051:011 Beni huzurundan atma,<br />Kutsal Ruhunu benden alma. 
19O 051:012 Geri ver bana sağladığın kurtuluş sevincini,<br />Bana destek ol, istekli bir ruh ver. 
19O 051:013 Başkaldıranlara senin yollarını öğreteyim,<br />Günahkârlar geri dönsün sana. 
19O 051:014 Kurtar beni kan dökme suçundan,<br />Ey Tanrı, beni kurtaran Tanrı,<br />Dilim senin kurtarışını ilahilerle övsün. 
19O 051:015 Ya Rab, aç dudaklarımı,<br />Ağzım senin övgülerini duyursun. 
19O 051:016 Çünkü sen kurbandan hoşlanmazsın,<br />Yoksa sunardım sana,<br />Yakmalık sunudan hoşnut kalmazsın. 
19O 051:017 Senin kabul ettiğin kurban alçakgönüllü bir ruhtur,<br />Alçakgönüllü ve pişman bir yüreği hor görmezsin, ey Tanrı. 
19O 051:018 Lütfet, Siyona iyilik yap,<br />Yeruşalimin surlarını onar. 
19O 051:019 O zaman doğru sunulan kurbanlar,<br />Yakmalık sunular, tümüyle yakmalık sunular,<br />Seni hoşnut kılar;<br />O zaman sunağında boğalar sunulur. 
19O 052:001 -2 144290 Niçin kötülüğünle böbürlenirsin, ey kabadayı,<br />Tanrının sadık kullarına karşı<br />Bütün gün dilin yıkım tasarlar<br />Keskin ustura gibi, ey hilekâr. 
19O 052:003 İyilikten çok kötülüğü,<br />Doğru konuşmaktan çok yalanı seversin. |iSela 
19O 052:004 Seni hileli dil seni!<br />Her yıkıcı sözü seversin. 
19O 052:005 Ama Tanrı seni sonsuza dek yıkacak,<br />Seni kapıp çadırından fırlatacak,<br />Yaşam diyarından kökünü sökecek. |iSela 
19O 052:006 Doğrular bunu görünce korkacak,<br />Gülerek şöyle diyecekler: 
19O 052:007 ‹‹İşte bu adam, Tanrıya sığınmak istemedi,<br />Servetinin bolluğuna güvendi,<br />Başkalarını yıkarak güçlendi!›› 
19O 052:008 Ama ben Tanrının evinde yeşeren zeytin ağacı gibiyim,<br />Sonsuza dek Tanrının sevgisine güvenirim. 
19O 052:009 Sürekli sana şükrederim yaptıkların için,<br />Sadık kullarının önünde umut bağlarım,<br />Çünkü adın iyidir. 
19O 053:001 Akılsız içinden, ‹‹Tanrı yok!›› der.<br />İnsanlar bozuldu, iğrençlik aldı yürüdü,<br />İyilik eden yok. sazlar››. 
19O 053:002 Tanrı göklerden bakar oldu insanlara,<br />Akıllı, Tanrıya yönelen biri var mı diye. 
19O 053:003 Hepsi saptı,<br />Tümü yozlaştı,<br />İyilik eden yok,<br />Bir kişi bile! 
19O 053:004 Suç işleyenler görmüyor mu?<br />Halkımı ekmek yer gibi yiyor,<br />Tanrıya yakarmıyorlar. 
19O 053:005 Ama korkulmayacak yerde korkacaklar,<br />Çünkü Tanrı seni kuşatanların kemiklerini dağıtacak,<br />Onları reddettiği için hepsini utandıracak. 
19O 053:006 Keşke İsrail'in kurtuluşu Siyon'dan gelse!<br />Tanrı halkını eski gönencine kavuşturunca,<br />Yakup soyu sevinecek, İsrail halkı coşacak. 
19O 054:001 Ey Tanrı, beni adınla kurtar,<br />Gücünle akla beni! 
19O 054:002 Ey Tanrı, duamı dinle,<br />Kulak ver ağzımdan çıkan sözlere. 
19O 054:003 Çünkü küstahlar bana saldırıyor,<br />Zorbalar canımı almak istiyor,<br />Tanrıya aldırmıyorlar. |iSela 
19O 054:004 İşte Tanrı benim yardımcımdır,<br />Tek desteğim Rabdir. 
19O 054:005 Düşmanlarım yaptıkları kötülüğün cezasını bulsun,<br />Sadakatin uyarınca yok et onları. 
19O 054:006 Ya RAB, sana gönülden bir kurban sunacağım,<br />Adına şükredeceğim, çünkü adın iyidir. 
19O 054:007 Beni bütün sıkıntılarımdan kurtardın,<br />Gözlerim düşmanlarımın yok oluşunu gördü. 
19O 055:001 Ey Tanrı, kulak ver duama,<br />Sırt çevirme yalvarışıma! 
19O 055:002 Dikkatini çevir, yanıt ver bana.<br />Düşüncelerim beni rahatsız ediyor, şaşkınım 
19O 055:003 Düşman sesinden, kötünün baskısından;<br />Çünkü sıkıntıya sokuyorlar beni,<br />Öfkeyle üstüme üstüme geliyorlar. 
19O 055:004 Yüreğim sızlıyor içimde,<br />Ölüm dehşeti çöktü üzerime. 
19O 055:005 Korku ve titreme sardı beni,<br />Ürperti kapladı içimi. 
19O 055:006 ‹‹Keşke güvercin gibi kanatlarım olsaydı!››<br />Dedim kendi kendime, ‹‹Uçar, rahatlardım. 
19O 055:007 Uzaklara kaçar,<br />Çöllerde konaklardım. |iSela 
19O 055:008 Sert rüzgara, kasırgaya karşı<br />Hemen bir barınak bulurdum.›› 
19O 055:009 Şaşkına çevir kötüleri, ya Rab, karıştır dillerini,<br />Çünkü kentte şiddet ve çatışma görüyorum. 
19O 055:010 Gece gündüz kent surları üzerinde dolaşırlar,<br />Haksızlık, fesat dolu kentin içi. 
19O 055:011 Yıkıcılık kentin göbeğinde,<br />Zorbalık, hile eksilmez meydanından. 
19O 055:012 Beni aşağılayan bir düşman olsaydı,<br />Katlanabilirdim;<br />Bana küstahlık eden bir hasım olsaydı,<br />Gizlenebilirdim. 
19O 055:013 Ama sensin, bana denk,<br />Yoldaşım, yakın arkadaşım. 
19O 055:014 Birlikte tatlı tatlı yarenlik eder,<br />Toplulukla Tanrının evine giderdik. 
19O 055:015 Ölüm yakalasın düşmanlarımı ansızın,<br />Diri diri ölüler diyarına insinler;<br />Çünkü içleri ve evleri kötülük dolu. 
19O 055:016 Bense Tanrıya seslenirim,<br />RAB kurtarır beni. 
19O 055:017 Sabah, öğlen, akşam kederimden feryat ederim,<br />O işitir sesimi. 
19O 055:018 Bana karşı girişilen savaştan<br />Esenlikle kurtarır canımı,<br />Sayısı çok da olsa karşıtlarımın. 
19O 055:019 Öncesizlikten bu yana tahtında oturan Tanrı,<br />Duyacak ve ezecek onları. |iSela<br />Çünkü hiç değişmiyor<br />Ve Tanrıdan korkmuyorlar. 
19O 055:020 Yoldaşım dostlarına saldırarak<br />Yaptığı antlaşmayı bozdu. 
19O 055:021 Ağzından bal damlar,<br />Ama yüreğinde savaş var.<br />Sözleri yağdan yumuşak,<br />Ama yalın birer kılıçtır. 
19O 055:022 Yükünü RABbe bırak,<br />O sana destek olur.<br />Asla izin vermez<br />Doğru insanın sarsılmasına. 
19O 055:023 Ama sen, ey Tanrı, ölüm çukuruna atacaksın kötüleri,<br />Günlerinin yarısını görmeyecek katillerle hainler;<br />Bense sana güveniyorum. 
19O 056:001 Acı bana, ey Tanrı,<br />Çünkü ayak altında çiğniyor insanlar beni,<br />Gün boyu saldırıp eziyorlar. 
19O 056:002 Düşmanlarım ayak altında çiğniyor beni her gün,<br />Küstahça saldırıyor çoğu. 
19O 056:003 Sana güvenirim korktuğum zaman. 
19O 056:004 Tanrıya, sözünü övdüğüm Tanrıya<br />Güvenirim ben, korkmam.<br />İnsan bana ne yapabilir? 
19O 056:005 Gün boyu sözlerimi çarpıtıyorlar,<br />Hakkımda hep kötülük tasarlıyorlar. 
19O 056:006 Fesatlık için uğraşıyor, pusuya yatıyor,<br />Adımlarımı gözlüyor, canımı almak istiyorlar. 
19O 056:007 Kötülüklerinin cezasından kurtulacaklar mı?<br />Ey Tanrı, halkları öfkeyle yere çal! 
19O 056:008 Çektiğim acıları kaydettin,<br />Gözyaşlarımı tulumunda biriktirdin!<br />Bunlar defterinde yazılı değil mi? 
19O 056:009 Seslendiğim zaman,<br />Düşmanlarım geri çekilecek.  Biliyorum, Tanrı benden yana. 
19O 056:010 Sözünü övdüğüm Tanrıya,<br />Sözünü övdüğüm RABbe, 
19O 056:011 Tanrıya güvenirim ben, korkmam;<br />İnsan bana ne yapabilir? 
19O 056:012 Ey Tanrı, sana adaklar adamıştım,<br />Şükran kurbanları sunmalıyım şimdi. 
19O 056:013 Çünkü canımı ölümden kurtardın,<br />Ayaklarımı tökezlemekten korudun;<br />İşte yaşam ışığında, Tanrı huzurunda yürüyorum. 
19O 057:001 Acı bana, ey Tanrı, acı,<br />Çünkü sana sığınıyorum;<br />Felaket geçinceye kadar,<br />Kanatlarının gölgesine sığınacağım. 
19O 057:002 Yüce Tanrıya,<br />Benim için her şeyi yapan Tanrıya sesleniyorum. 
19O 057:003 Gökten gönderip beni kurtaracak,<br />Beni ezmek isteyenleri azarlayacak, |iSela<br />Sevgisini, sadakatini gösterecektir. 
19O 057:004 Aslanların arasındayım,<br />Alev kusan insanlar arasında yatarım,<br />Mızrak gibi, ok gibi dişleri,<br />Keskin kılıç gibi dilleri. 
19O 057:005 Yüceliğini göster göklerin üstünde, ey Tanrı,<br />Görkemin bütün yeryüzünü kaplasın! 
19O 057:006 Ayaklarım için ağ serdiler,<br />Çöktüm;<br />Yoluma çukur kazdılar,<br />İçine kendileri düştüler. |iSela 
19O 057:007 Kararlıyım, ey Tanrı, kararlıyım,<br />Ezgiler, ilahiler söyleyeceğim. 
19O 057:008 Uyan, ey canım,<br />Uyan, ey lir, ey çenk,<br />Seheri ben uyandırayım! 
19O 057:009 Halkların arasında sana şükürler sunayım, ya Rab,<br />Ulusların arasında seni ilahilerle öveyim. 
19O 057:010 Çünkü sevgin göklere erişir,<br />Sadakatin gökyüzüne ulaşır. 
19O 057:011 Yüceliğini göster göklerin üstünde, ey Tanrı,<br />Görkemin bütün yeryüzünü kaplasın! 
19O 058:001 Ey yöneticilerfü, gerçekten adil mi karar verirsiniz?<br />Doğru mu yargılarsınız insanları? 
19O 058:002 Hayır! Hep haksızlık tasarlarsınız içinizde,<br />Zorbalık saçar elleriniz yeryüzüne. 
19O 058:003 Kötüler daha ana rahmindeyken yoldan çıkar,<br />Doğdu doğalı yalan söyleyerek sapar. 
19O 058:004 Zehirleri yılan zehiri gibidir.<br />Kulakları tıkalı bir kobrayı andırırlar, 
19O 058:005 Usta büyücülerin,<br />Afsuncuların sesini duymak istemeyen bir kobrayı. 
19O 058:006 Ey Tanrı, kır onların ağzında dişlerini,<br />Sök genç aslanların azı dişlerini, ya RAB! 
19O 058:007 Akıp giden su gibi yok olsunlar.<br />Yaylarını gerince oklarının ucu kırılsın. 
19O 058:008 Süründükçe eriyen sümüklüböceğe dönsünler.<br />Düşük çocuk gibi güneş yüzü görmesinler. 
19O 058:009 Kazanlarınız diken ateşini daha duymadan,<br />Yaşı da kurusu da kasırgayla savrulacak kötülerin. 
19O 058:010 Doğru adam alınan öcü görünce sevinecek<br />Ve ayaklarını kötünün kanında yıkayacak. 
19O 058:011 O zaman insanlar, ‹‹Gerçekten doğrulara ödül var›› diyecek,<br />‹‹Gerçekten dünyayı yargılayan bir Tanrı var.›› 
19O 059:001 Kurtar beni düşmanlarımdan, ey Tanrım,<br />Kalem ol hasımlarıma karşı. 
19O 059:002 Kurtar beni suç işleyenlerden,<br />Uzak tut kanlı katillerden. 
19O 059:003 Bak, canımı almak için pusu kuruyorlar,<br />Güçlüler bana karşı birleşiyorlar,<br />Oysa başkaldırmadım, günahım yok, ya RAB. 
19O 059:004 Suç işlemediğim halde,<br />Koşuşup hazırlanıyorlar.<br />Kalk bana yardım etmek için, halime bak! 
19O 059:005 Sen, ya RAB, Her Şeye Egemen Tanrı,<br />İsrailin Tanrısı,<br />Uyan bütün ulusları cezalandırmak için,<br />Acıma bu suçlu hainlere! |iSela 
19O 059:006 Akşam döner, köpek gibi hırlayıp<br />Sinsi sinsi kenti dolaşırlar. 
19O 059:007 Bak, neler dökülür ağızlarından,<br />Kılıç çıkar dudaklarından.<br />‹‹Kim duyacak?›› derler. 
19O 059:008 Ama sen onlara gülersin, ya RAB,<br />Bütün uluslarla eğlenirsin. 
19O 059:009 Gücüm sensin, seni gözlüyorum,<br />Çünkü kalemsin, ey Tanrı. 
19O 059:010 Tanrım sevgisiyle karşılar beni,<br />Bana düşmanlarımın yıkımını gösterir. 
19O 059:011 Onları öldürme, yoksa halkım unutur,<br />Gücünle dağıt ve alçalt onları,<br />Ya Rab, kalkanımız bizim. 
19O 059:012 Ağızlarının günahı, dudaklarından çıkan söz yüzünden,<br />Gururlarının tuzağına düşsünler.<br />Okudukları lanet, söyledikleri yalan yüzünden 
19O 059:013 Yok et onları gazabınla, yok et, tükensinler;<br />Bilsinler ki, Tanrının egemenliği Yakup soyundan<br />Yeryüzünün ucuna kadar ulaşır. |iSela 
19O 059:014 Akşam döner, köpek gibi hırlayıp<br />Sinsi sinsi kenti dolaşırlar. 
19O 059:015 Yiyecek bulmak için gezerler,<br />Doymazlarsa ulurlar. 
19O 059:016 Bense gücün için sabah ezgiler söyleyecek,<br />Sevgini sevinçle dile getireceğim.<br />Çünkü sen bana kale,<br />Sıkıntılı günümde sığınak oldun. 
19O 059:017 Gücüm sensin, seni ilahilerle öveceğim,<br />Çünkü kalem, beni seven Tanrı sensin. 
19O 060:001 Bizi reddettin, parladın bize karşı, ey Tanrı,<br />Öfkelendin; eski halimize döndür bizi! 
19O 060:002 Salladın yeri, yarıklar açtın;<br />Onar çatlaklarını, çünkü yer sarsılıyor. 
19O 060:003 Halkına sıkıntı çektirdin,<br />Sersemletici bir şarap içirdin bize. 
19O 060:004 Sancak verdin senden korkanlara,<br />Okçulara karşı açsınlar diye. |iSela 
19O 060:005 Kurtar bizi sağ elinle, yardım et,<br />Sevdiklerin özgürlüğe kavuşsun diye! 
19O 060:006 Tanrı şöyle konuştu kutsal yerinde:<br />‹‹Şekemi sevinçle bölüştürecek,<br />Sukkot Vadisini ölçeceğim. 
19O 060:007 Gilat benimdir, Manaşşe de benim,<br />Efrayim miğferim,<br />Yahuda asam. 
19O 060:008 Moav yıkanma leğenim,<br />Edomun üzerine çarığımı fırlatacağım,<br />Filiste zaferle haykıracağım.›› fırlatılması, bir yerin sahiplenilmesi anlamına geliyordu. 
19O 060:009 Kim beni surlu kente götürecek?<br />Kim bana Edoma kadar yol gösterecek? 
19O 060:010 Ey Tanrı, sen bizi reddetmedin mi?<br />Ordularımıza öncülük etmiyor musun artık? 
19O 060:011 Yardım et bize düşmana karşı,<br />Çünkü boştur insan yardımı. 
19O 060:012 Tanrı'yla zafer kazanırız,<br />O çiğner düşmanlarımızı. 
19O 061:001 Ey Tanrı, yakarışımı işit,<br />Duama kulak ver! 
19O 061:002 Sana seslenirim yeryüzünün öbür ucundan,<br />Yüreğime hüzün çökünce.  Erişemeyeceğim yüksek bir kayaya çıkar beni, 
19O 061:003 Çünkü sen benim için sığınak,<br />Düşmana karşı güçlü bir kule oldun. 
19O 061:004 Çadırında sonsuza dek oturmak<br />Ve kanatlarının gölgesine sığınmak isterim. |iSela 
19O 061:005 Çünkü sen, ey Tanrı, adaklarımı duydun,<br />Adından korkanların mirasını bana verdin. 
19O 061:006 Kralın günlerine gün kat,<br />Yılları yüzyıllar olsun! 
19O 061:007 Tanrının huzurunda sonsuza dek tahtında otursun;<br />Onu sevgin ve sadakatinle koru! 
19O 061:008 O zaman adını hep ilahilerle öveceğim,<br />Her gün adaklarımı yerine getireceğim. 
19O 062:001 Canım yalnız Tanrıda huzur bulur,<br />Kurtuluşum Ondan gelir. 
19O 062:002 Tek kayam, kurtuluşum,<br />Kalem Odur, asla sarsılmam. 
19O 062:003 Birini ezmek için daha ne vakte kadar<br />Hep birlikte üstüne saldıracaksınız,<br />Eğri bir duvara,<br />Yerinden oynamış bir çite saldırır gibi? 
19O 062:004 Tek düşünceleri onu doruktan indirmektir.<br />Yalandan zevk alırlar.<br />Ağızlarıyla hayırdua ederken,<br />İçlerinden lanet okurlar. |iSela 
19O 062:005 Ey canım, yalnız Tanrıda huzur bul,<br />Çünkü umudum Ondadır. 
19O 062:006 Tek kayam, kurtuluşum,<br />Kalem Odur, sarsılmam. 
19O 062:007 Kurtuluşum ve onurum Tanrıya bağlıdır,<br />Güçlü kayam, sığınağım Odur. 
19O 062:008 Ey halkım, her zaman Ona güven,<br />İçini dök Ona,<br />Çünkü Tanrı sığınağımızdır. |iSela 
19O 062:009 Sıradan insan ancak bir soluk,<br />Soylu insansa bir yalandır.<br />Tartıya konduğunda ikisi birlikte soluktan hafiftir. 
19O 062:010 Zorbalığa güvenmeyin, yağma malla övünmeyin;<br />Varlığınız artsa bile, ona gönül bağlamayın. 
19O 062:011 Tanrı bir şey söyledi,<br />Ben iki şey duydum:<br />Güç Tanrınındır, 
19O 062:012 Sevgi de senin, ya Rab!<br />Çünkü sen herkese, yaptığının karşılığını verirsin. 
19O 063:001 Ey Tanrı, sensin benim Tanrım,<br />Seni çok özlüyorum,<br />Canım sana susamış,<br />Kurak, yorucu, susuz bir diyarda,<br />Bütün varlığımla seni arıyorum. 
19O 063:002 Kutsal yerde baktım sana,<br />Gücünü, görkemini görmek için. 
19O 063:003 Senin sevgin yaşamdan iyidir,<br />Bu yüzden dudaklarım seni yüceltir. 
19O 063:004 Ömrümce sana övgüler sunacağım,<br />Senin adınla ellerimi kaldıracağım. 
19O 063:005 Zengin yiyeceklere doyarcasına doyacağım sana,<br />Şakıyan dudaklarla ağzım sana övgüler sunacak. 
19O 063:006 Yatağıma uzanınca seni anarım,<br />Gece boyunca derin derin seni düşünürüm. 
19O 063:007 Çünkü sen bana yardımcı oldun,<br />Kanatlarının gölgesinde sevincimi dile getiririm. 
19O 063:008 Canım sana sımsıkı sarılır,<br />Sağ elin bana destek olur. 
19O 063:009 Ama canımı almak isteyenler,<br />Yerin derinliklerine inecek, 
19O 063:010 Kılıcın ağzına atılacak,<br />Çakallara yem olacak. 
19O 063:011 Kralsa Tanrı'da sevinç bulacak.<br />Tanrı'nın adıyla ant içenlerin hepsi övünecek,<br />Yalancıların ağzıysa kapanacak. 
19O 064:001 Ey Tanrı, kulak ver sesime yakındığım zaman,<br />Hayatımı düşman korkusundan koru. 
19O 064:002 Kötülerin gizli tasarılarından,<br />O suçlu güruhun şamatasından esirge beni. 
19O 064:003 Onlar dillerini kılıç gibi bilemiş,<br />Acı sözlerini ok gibi hedefe yöneltmişler, 
19O 064:004 Pusularından masum insanın üzerine atmak için.<br />Ansızın vururlar, hiç çekinmeden. 
19O 064:005 Birbirlerini kötülük yapmaya iter,<br />Gizli tuzaklar tasarlarken,<br />‹‹Kim görecek?›› derler. 
19O 064:006 Haksızlık yapmayı düşünür,<br />‹‹Kusursuz bir plan yaptık!›› derler.<br />İnsanın içi ve yüreği derin bir sırdır, bilinmez. 
19O 064:007 Ama Tanrı onlara ok atacak,<br />Ansızın yaralanacaklar. 
19O 064:008 Dilleri yüzünden yıkıma uğrayacaklar,<br />Hallerini gören herkes alayla baş sallayacak. 
19O 064:009 Bütün insanlar korkuya kapılacak,<br />Tanrının işini duyuracak,<br />Onun yaptıkları üzerinde düşünecekler. 
19O 064:010 Doğru insan RAB'de sevinç bulacak,<br />O'na sığınacak,<br />Bütün temiz yürekliler O'nu övecek. 
19O 065:001 Ey Tanrı, Siyonda seni övgü bekliyor,<br />Yerine getirilecek sana adanan adaklar. Masoretik metin ‹‹Senin için sessizlik övgü››. 
19O 065:002 Ey sen, duaları işiten,<br />Bütün insanlar sana gelecek. 
19O 065:003 Suçlarımızın altında ezildik,<br />Ama sen isyanlarımızı bağışlarsın. 
19O 065:004 Ne mutlu avlularında otursun diye<br />Seçip kendine yaklaştırdığın kişiye!<br />Evinin, kutsal tapınağının<br />Nimetlerine doyacağız. 
19O 065:005 Ey bizi kurtaran Tanrı,<br />Müthiş işler yaparak<br />Zaferle yanıtlarsın bizi.<br />Sen yeryüzünün dört bucağında,<br />Uzak denizlerdekilerin umudusun; 
19O 065:006 Kudret kuşanan,<br />Gücüyle dağları kuran, 
19O 065:007 Denizlerin kükremesini,<br />Dalgaların gümbürtüsünü,<br />Halkların kargaşasını yatıştıran sensin. 
19O 065:008 Dünyanın öbür ucunda yaşayanlar<br />Korkuya kapılır senin belirtilerin karşısında.<br />Doğudan batıya kadar insanlara<br />Sevinç çığlıkları attırırsın. 
19O 065:009 Toprağa bakar, çok verimli kılarsın,<br />Onu zenginliğe boğarsın.<br />Ey Tanrı, ırmakların suyla doludur,<br />İnsanlara tahıl sağlarsın,<br />Çünkü sen toprağı şöyle hazırlarsın: 
19O 065:010 Sabanın açtığı yarıkları bolca sular,<br />Sırtlarını düzlersin.<br />Yağmurla toprağı yumuşatır,<br />Ürünlerine bereket katarsın. 
19O 065:011 İyiliklerinle yılı taçlandırırsın,<br />Arabalarının geçtiği yollardan bolluk akar, 
19O 065:012 Otlaklar yeşillenir,<br />Tepeler sevince bürünür, 
19O 065:013 Çayırlar sürülerle bezenir,<br />Vadiler ekinle örtünür,<br />Sevinçten haykırır, ezgi söylerler. 
19O 066:001 Ey yeryüzündeki bütün insanlar,<br />Tanrıya sevinç çığlıkları atın! 
19O 066:002 Adının yüceliğine ilahiler söyleyin,<br />Ona görkemli övgüler sunun! 
19O 066:003 ‹‹Ne müthiş işlerin var!›› deyin Tanrıya,<br />‹‹Öyle büyük gücün var ki,<br />Düşmanların eğiliyor önünde. 
19O 066:004 Bütün yeryüzü sana tapınıyor,<br />İlahiler okuyor, adını ilahilerle övüyor.›› |iSela 
19O 066:005 Gelin, bakın Tanrının neler yaptığına!<br />Ne müthiş işler yaptı insanlar arasında: 
19O 066:006 Denizi karaya çevirdi,<br />Atalarımız yaya geçtiler ırmaktan.<br />Yaptığına sevindik orada. 
19O 066:007 Kudretiyle sonsuza dek egemenlik sürer,<br />Gözleri ulusları süzer;<br />Başkaldıranlar gurura kapılmasın! |iSela 
19O 066:008 Ey halklar, Tanrımıza şükredin,<br />Övgülerini duyurun. 
19O 066:009 Hayatımızı koruyan,<br />Ayaklarımızın kaymasına izin vermeyen Odur. 
19O 066:010 Sen bizi sınadın, ey Tanrı,<br />Gümüş arıtır gibi arıttın. 
19O 066:011 Ağa düşürdün bizi,<br />Sırtımıza ağır yük vurdun. 
19O 066:012 İnsanları başımıza çıkardın,<br />Ateşten, sudan geçtik.<br />Ama sonra bizi bolluğa kavuşturdun. 
19O 066:013 Yakmalık sunularla evine gireceğim,<br />Adaklarımı yerine getireceğim, 
19O 066:014 Sıkıntı içindeyken dudaklarımdan dökülen,<br />Ağzımdan çıkan adakları. 
19O 066:015 Yakılan koçların dumanıyla semiz hayvanlardan<br />Sana yakmalık sunular sunacağım,<br />Tekeler, sığırlar kurban edeceğim. |iSela 
19O 066:016 Gelin, dinleyin, ey sizler, Tanrıdan korkanlar,<br />Benim için neler yaptığını size anlatayım. 
19O 066:017 Ağzımla Ona yakardım,<br />Övgüsü dilimden düşmedi. 
19O 066:018 Yüreğimde kötülüğe yer verseydim,<br />Rab beni dinlemezdi. 
19O 066:019 Oysa Tanrı dinledi beni,<br />Kulak verdi duamın sesine. 
19O 066:020 Övgüler olsun Tanrı'ya,<br />Çünkü duamı geri çevirmedi,<br />Sevgisini benden esirgemedi. 
19O 067:001 Tanrı bize lütfetsin, bolluk versin,<br />Yüzünün ışığı üzerimize parlasın. |iSela 
19O 067:002 Öyle ki, yeryüzünde yolun,<br />Bütün uluslar arasında kurtarıcı gücün bilinsin. 
19O 067:003 Halklar sana şükretsin, ey Tanrı,<br />Bütün halklar sana şükretsin! 
19O 067:004 Uluslar sevinsin, sevinçten çığlık atsın,<br />Çünkü sen halkları adaletle yargılarsın,<br />Yeryüzündeki uluslara yol gösterirsin. |iSela 
19O 067:005 Halklar sana şükretsin, ey Tanrı,<br />Bütün halklar sana şükretsin! 
19O 067:006 Toprak ürününü verdi,<br />Tanrı, Tanrımız, bizi bolluğa kavuştursun. 
19O 067:007 Tanrı bize bolluk versin,<br />Dünyanın dört bucağındakiler O'ndan korksun! 
19O 068:001 Kalksın Tanrı, dağılsın düşmanları,<br />Kaçsın önünden Ondan nefret edenler! 
19O 068:002 Dağıtsın onları dağılan duman gibi;<br />Ateşin karşısında eriyen balmumu gibi<br />Yok olsun kötüler Tanrının önünde! 
19O 068:003 Ancak doğrular sevinsin,<br />Bayram etsinler Tanrının önünde,<br />Neşeyle coşsunlar. 
19O 068:004 Tanrıya ezgiler söyleyin, adını ilahilerle övün,<br />Çölleri geçecek biniciye yol hazırlayın;<br />Onun adı RABdir, bayram edin önünde! ‹‹Bulutlara binmiş olana ezgiler sunun››. 
19O 068:005 Kutsal konutundaki Tanrı,<br />Öksüzlerin babası, dul kadınların savunucusudur. 
19O 068:006 Tanrı kimsesizlere ev verir,<br />Tutsakları özgürlüğe ve gönence kavuşturur,<br />Ama başkaldıranlar kurak yerde oturur. 
19O 068:007 Ey Tanrı, sen halkına öncülük ettiğinde,<br />Çölde yürüdüğünde, |iSela 
19O 068:008 Yer sarsıldı,<br />Göklerden yağmur boşandı Tanrının önünde,<br />Sina Dağı sarsıldı<br />Tanrının, İsrailin Tanrısının önünde. 
19O 068:009 Bol yağmurlar yağdırdın, ey Tanrı,<br />Canlandırdın yorgun düşen yurdunu. 
19O 068:010 Halkın oraya yerleşti,<br />İyiliğinle mazlumların geçimini sağladın, ey Tanrı. 
19O 068:011 Rab buyruk verdi,<br />Büyük bir kadın topluluğu duyurdu müjdeyi: 
19O 068:012 ‹‹Kaçıyor, kaçıyor orduların kralları!<br />Evi bekleyen kadınlar ganimeti paylaşıyor. 
19O 068:013 Ağılların arasında uyurken,<br />Kanatları gümüş, tüyleri pırıl pırıl altınla kaplı<br />Bir güvercine benzersiniz.›› 
19O 068:014 Her Şeye Gücü Yeten, kralları dağıtırken,<br />Sanki Salmon Dağına kar yağıyordu. 
19O 068:015 Ey Başan Dağı, Tanrı Dağı!<br />Ey Başan Dağı, dorukları ulu dağ! 
19O 068:016 Ey ulu dağlar, niçin yan gözle bakıyorsunuz<br />Tanrının yerleşmek için seçtiği dağa?<br />Evet, RAB orada sonsuza dek oturacaktır. 
19O 068:017 Tanrının savaş arabaları sayısızdır,<br />Rab kutsallık içinde Sinadan geldi. 
19O 068:018 Sen yükseğe çıktın, tutsakları peşine taktın,<br />İnsanlardan, başkaldıranlardan bile armağanlar aldın,<br />Oraya yerleşmek için, ya RAB Tanrı. 
19O 068:019 Her gün yükümüzü taşıyan Rabbe,<br />Bizi kurtaran Tanrıya övgüler olsun. |iSela 
19O 068:020 Tanrımız kurtarıcı bir Tanrıdır,<br />Ölümden kurtarış yalnız Egemen RABbe özgüdür. 
19O 068:021 Kuşkusuz Tanrı düşmanlarının başını,<br />Suçlu yaşayanların kıllı kafasını ezer. 
19O 068:022 Rab, ‹‹Onları Başandan,<br />Denizin derinliklerinden geri getireceğim›› der, 
19O 068:023 ‹‹Öyle ki, ayaklarını düşmanlarının kanına batırasın,<br />Köpeklerinin dili de onlardan payını alsın.›› 
19O 068:024 Ey Tanrı, senin zafer alayını,<br />Tanrımın, Kralımın kutsal yere törenle gelişini gördüler: 
19O 068:025 Başta okuyucular, arkada çalgıcılar,<br />Ortada tef çalan genç kızlar. 
19O 068:026 ‹‹Ey sizler, İsrail soyundan gelenler,<br />Toplantılarınızda Tanrıya, RABbe övgüler sunun!›› 
19O 068:027 Önde en küçük oymak Benyamin,<br />Kalabalık halinde Yahuda önderleri,<br />Zevulun ve Naftali önderleri oradalar! 
19O 068:028 -29 146450 Ey Tanrı, Yeruşalimdeki tapınağından göster gücünü,<br />Bizim için kullandığın gücünü, ey Tanrı.<br />Krallar sana armağanlar sunacak. 
19O 068:030 Azarla kamışlar arasında yaşayan hayvanı,<br />Halkların buzağılarıyla boğalar sürüsünü,<br />Çiğne ayaklarınla gümüşe gönül verenleri,<br />Dağıt savaştan zevk alan halkları! boğalar›› ise irili ufaklı ulusları simgelemektedir. 
19O 068:031 Mısırdan elçiler gelecek,<br />Kûşlular ellerini Tanrıya doğru kaldırıverecek. 
19O 068:032 Ey yeryüzünün krallıkları, Tanrıya ezgiler söyleyin,<br />İlahilerle övün Rabbi, |iSela 
19O 068:033 Göklere, kadim göklere binmiş olanı.<br />İşte sesiyle, güçlü sesiyle gürlüyor! 
19O 068:034 Tanrının gücünü tanıyın;<br />Onun yüceliği İsrailin üzerinde,<br />Gücü göklerdedir. 
19O 068:035 Ne heybetlisin, ey Tanrı, tapınağında!<br />İsrail'in Tanrısı'na,<br />Halkına güç, kudret veren Tanrı'ya övgüler olsun! 
19O 069:001 Kurtar beni, ey Tanrı,<br />Sular boyuma ulaştı. 
19O 069:002 Dipsiz batağa gömülüyorum,<br />Basacak yer yok.<br />Derin sulara battım,<br />Sellere kapıldım. 
19O 069:003 Tükendim feryat etmekten,<br />Boğazım kurudu;<br />Gözlerimin feri sönüyor<br />Tanrımı beklemekten. 
19O 069:004 Yok yere benden nefret edenler<br />Saçlarımdan daha çok.<br />Kalabalıktır canıma kasteden haksız düşmanlarım.<br />Çalmadığım malı nasıl geri verebilirim? 
19O 069:005 Akılsızlığımı biliyorsun, ey Tanrı,<br />Suçlarım senden gizli değil. 
19O 069:006 Ya Rab, Her Şeye Egemen RAB,<br />Utanmasın sana umut bağlayanlar benim yüzümden!<br />Ey İsrailin Tanrısı,<br />Benim yüzümden sana yönelenler rezil olmasın! 
19O 069:007 Senin uğruna hakarete katlandım,<br />Utanç kapladı yüzümü. 
19O 069:008 Kardeşlerime yabancı,<br />Annemin öz oğullarına uzak kaldım. 
19O 069:009 Çünkü evin için gösterdiğim gayret beni yiyip bitirdi,<br />Sana edilen hakaretlere ben uğradım. 
19O 069:010 Oruç tutup ağlayınca,<br />Yine hakarete uğradım. 
19O 069:011 Çula büründüğüm zaman<br />Alay konusu oldum. 
19O 069:012 Kent kapısında oturanlar beni çekiştiriyor,<br />Sarhoşların türküsü oldum. 
19O 069:013 Ama benim duam sanadır, ya RAB.<br />Ey Tanrı, sevginin bolluğuyla,<br />Güvenilir kurtarışınla uygun gördüğünde<br />Yanıtla beni. 
19O 069:014 Beni çamurdan kurtar,<br />İzin verme batmama;<br />Benden nefret edenlerden,<br />Derin sulardan kurtulayım. 
19O 069:015 Seller beni sürüklemesin,<br />Engin beni yutmasın,<br />Ölüm çukuru ağzını üstüme kapamasın. 
19O 069:016 Yanıt ver bana, ya RAB,<br />Çünkü sevgin iyidir.<br />Yüzünü çevir bana büyük merhametinle! 
19O 069:017 Kulundan yüzünü gizleme,<br />Çünkü sıkıntıdayım, hemen yanıtla beni! 
19O 069:018 Yaklaş bana, kurtar canımı,<br />Al başımdan düşmanlarımı. 
19O 069:019 Bana nasıl hakaret edildiğini,<br />Utandığımı, rezil olduğumu biliyorsun;<br />Düşmanlarımın hepsi senin önünde. 
19O 069:020 Hakaret kalbimi kırdı, dertliyim,<br />Acılarımı paylaşacak birini bekledim, çıkmadı,<br />Avutacak birini aradım, bulamadım. 
19O 069:021 Yiyeceğime zehir kattılar,<br />Sirke içirdiler susadığımda. 
19O 069:022 Önlerindeki sofra tuzak olsun onlara,<br />Yandaşları için kapan olsun! 
19O 069:023 Gözleri kararsın, göremesinler!<br />Bellerini hep bükük tut! 
19O 069:024 Gazabını yağdır üzerlerine,<br />Öfkenin ateşi yapışsın yakalarına! 
19O 069:025 Issız kalsın konakları,<br />Çadırlarında oturan olmasın! 
19O 069:026 Çünkü senin vurduğun insanlara zulmediyor,<br />Yaraladığın insanların acısını konuşuyorlar. 
19O 069:027 Ceza yağdır başlarına,<br />Senin tarafından aklanmasınlar! 
19O 069:028 Yaşam kitabından silinsin adları,<br />Doğrularla yan yana yazılmasınlar! 
19O 069:029 Bense ezilmiş ve kederliyim,<br />Senin kurtarışın, ey Tanrı, bana bir kale olsun! 
19O 069:030 Tanrının adını ezgilerle öveceğim,<br />Şükranlarımla Onu yücelteceğim. 
19O 069:031 RABbi bir öküzden,<br />Boynuzlu, tırnaklı bir boğadan<br />Daha çok hoşnut eder bu. 
19O 069:032 Mazlumlar bunu görünce sevinsin,<br />Ey Tanrıya yönelen sizler, yüreğiniz canlansın. 
19O 069:033 Çünkü RAB yoksulları işitir,<br />Kendi tutsak halkını hor görmez. 
19O 069:034 Ona övgüler sunun, ey yer, gök,<br />Denizler ve onlardaki bütün canlılar! 
19O 069:035 Çünkü Tanrı Siyonu kurtaracak,<br />Yahuda kentlerini onaracak;<br />Halk oraya yerleşip sahibi olacak. 
19O 069:036 Kullarının çocukları orayı miras alacak,<br />O'nun adını sevenler orada oturacak. 
19O 070:001 Ey Tanrı, kurtar beni!<br />Yardımıma koş, ya RAB! 
19O 070:002 Utansın canımı almaya çalışanlar,<br />Yüzleri kızarsın!<br />Geri dönsün zararımı isteyenler,<br />Rezil olsunlar! 
19O 070:003 Bana, ‹‹Oh! Oh!›› çekenler<br />Geri çekilsin utançlarından! 
19O 070:004 Sende neşe ve sevinç bulsun<br />Bütün sana yönelenler!<br />‹‹Tanrı yücedir!›› desin hep<br />Senin kurtarışını özleyenler! 
19O 070:005 Bense, mazlum ve yoksulum,<br />Ey Tanrı, yardımıma koş!<br />Yardımcım ve kurtarıcım sensin,<br />Geç kalma, ya RAB! 
19O 071:001 Ya RAB, sana sığınıyorum,<br />Utandırma beni hiçbir zaman! 
19O 071:002 Adaletinle kurtar beni, tehlikeden uzaklaştır,<br />Kulak ver bana, kurtar beni! 
19O 071:003 Sığınacak kayam ol,<br />Her zaman başvurabileceğim;<br />Buyruk ver, kurtulayım,<br />Çünkü kayam ve kalem sensin. 
19O 071:004 Ey Tanrım, kurtar beni<br />Kötünün elinden, haksızın, gaddarın pençesinden! 
19O 071:005 Çünkü umudum sensin, ey Egemen RAB,<br />Gençliğimden beri dayanağım sensin. 
19O 071:006 Doğduğum günden beri sana güveniyorum,<br />Beni ana rahminden çıkaran sensin.<br />Övgülerim hep sanadır. 
19O 071:007 Birçokları için iyi bir örnek oldum,<br />Çünkü sen güçlü sığınağımsın. 
19O 071:008 Ağzımdan sana övgü eksilmez,<br />Gün boyu yüceliğini anarım. 
19O 071:009 Yaşlandığımda beni reddetme,<br />Gücüm tükendiğinde beni terk etme! 
19O 071:010 Çünkü düşmanlarım benden söz ediyor,<br />Beni öldürmek isteyenler birbirine danışıyor, 
19O 071:011 ‹‹Tanrı onu terk etti›› diyorlar,<br />‹‹Kovalayıp yakalayın,<br />Kurtaracak kimsesi yok!›› 
19O 071:012 Ey Tanrı, benden uzak durma,<br />Tanrım, yardımıma koş! 
19O 071:013 Utansın, yok olsun beni suçlayanlar,<br />Utanca, rezalete bürünsün kötülüğümü isteyenler. 
19O 071:014 Ama ben her zaman umutluyum,<br />Sana övgü üstüne övgü dizeceğim. 
19O 071:015 Gün boyu senin zaferini,<br />Kurtarışını anlatacağım,<br />Ölçüsünü bilmesem de. 
19O 071:016 Ey Egemen RAB, gelip yiğitliklerini,<br />Senin, yalnız senin zaferini duyuracağım. 
19O 071:017 Ey Tanrı, çocukluğumdan beri beni sen yetiştirdin,<br />Senin harikalarını hâlâ anlatıyorum. 
19O 071:018 Yaşlanıp saçlarıma ak düşse bile<br />Terk etme beni, ey Tanrı,<br />Gücünü gelecek kuşağa,<br />Kudretini sonrakilere anlatana dek. 
19O 071:019 Ey Tanrı, doğruluğun göklere erişiyor,<br />Büyük işler yaptın,<br />Senin gibisi var mı, ey Tanrı? 
19O 071:020 Sen ki, bana birçok kötü sıkıntı gösterdin,<br />Bana yeniden yaşam verecek,<br />Beni toprağın derinliklerinden çıkaracaksın. 
19O 071:021 Saygınlığımı artıracak,<br />Yine beni avutacaksın. 
19O 071:022 Ben de seni,<br />Senin sadakatini çenkle öveceğim, ey Tanrım,<br />Lir çalarak seni ilahilerle öveceğim,<br />Ey İsrailin Kutsalı! 
19O 071:023 Seni ilahilerle överken,<br />Dudaklarımla, varlığımla sevincimi dile getireceğim,<br />Çünkü sen beni kurtardın. 
19O 071:024 Dilim gün boyu senin zaferinden söz edecek,<br />Çünkü kötülüğümü isteyenler<br />Utanıp rezil oldu. 
19O 072:001 Ey Tanrı, adaletini krala,<br />Doğruluğunu kral oğluna armağan et. 
19O 072:002 Senin halkını doğrulukla,<br />Mazlum kullarını adilce yargılasın! 
19O 072:003 Dağlar, tepeler,<br />Halka adilce gönenç getirsin! 
19O 072:004 Mazlumlara hakkını versin,<br />Yoksulların çocuklarını kurtarsın,<br />Zalimleriyse ezsin! 
19O 072:005 Güneş ve ay durdukça,<br />Kral kuşaklar boyunca yaşasın; metin ‹‹Kuşaklar boyunca senden korksunlar.›› 
19O 072:006 Yeni biçilmiş çayıra düşen yağmur gibi,<br />Toprağı sulayan bereketli yağmurlar gibi olsun! 
19O 072:007 Onun günlerinde doğruluk serpilip gelişsin,<br />Ay ışıdığı sürece esenlik artsın! 
19O 072:008 Egemenlik sürsün denizden denize,<br />Fırattan yeryüzünün ucuna dek! 
19O 072:009 Çöl kabileleri diz çöksün önünde,<br />Düşmanları toz yalasın. 
19O 072:010 Tarşişin ve kıyı ülkelerinin kralları<br />Ona haraç getirsin,<br />Saba ve Seva kralları armağanlar sunsun! 
19O 072:011 Bütün krallar önünde yere kapansın,<br />Bütün uluslar ona kulluk etsin! 
19O 072:012 Çünkü yardım isteyen yoksulu,<br />Dayanağı olmayan düşkünü o kurtarır. 
19O 072:013 Yoksula, düşküne acır,<br />Düşkünlerin canını kurtarır. 
19O 072:014 Baskıdan, zorbalıktan özgür kılar onları,<br />Çünkü onun gözünde onların kanı değerlidir. 
19O 072:015 Yaşasın kral!<br />Ona Saba altını versinler;<br />Durmadan dua etsinler onun için,<br />Gün boyu onu övsünler! 
19O 072:016 Ülkede bol buğday olsun,<br />Dağ başlarında dalgalansın!<br />Başakları Lübnan gibi verimli olsun,<br />Kent halkı ot gibi serpilip çoğalsın! 
19O 072:017 Kralın adı sonsuza dek yaşasın,<br />Güneş durdukça adı var olsun,<br />Onun aracılığıyla insanlar kutsansın,<br />Bütün uluslar ‹‹Ne mutlu ona›› desin! 
19O 072:018 RAB Tanrıya, İsrailin Tanrısına övgüler olsun,<br />Harikalar yaratan yalnız Odur. 
19O 072:019 Yüce adına sonsuza dek övgüler olsun,<br />Bütün yeryüzü Onun yüceliğiyle dolsun!<br />Amin! Amin! 
19O 072:020 İşay oğlu Davut'un duaları burada bitiyor. 
19O 073:001 Tanrı gerçekten İsraile,<br />Yüreği temiz olanlara karşı iyidir. 
19O 073:002 Ama benim ayaklarım neredeyse tökezlemiş,<br />Adımlarım az kalsın kaymıştı. 
19O 073:003 Çünkü kötülerin gönencini gördükçe,<br />Küstahları kıskanıyordum. 
19O 073:004 Onlar acı nedir bilmezler,<br />Bedenleri sağlıklı ve semizdirfç. semizdir›› ya da ‹‹Ölürken acı çekmezler, bedenleri semizdir››. 
19O 073:005 Başkalarının derdini bilmez,<br />Onlar gibi çile çekmezler. 
19O 073:006 Bu yüzden gurur onların gerdanlığı,<br />Zorbalık onları örten bir giysi gibidir. 
19O 073:007 Şişmanlıktan gözleri dışarı fırlar,<br />İçleri kötülük kazanı gibi kaynar. 
19O 073:008 İnsanlarla eğlenir, kötü niyetle konuşur,<br />Tepeden bakar, baskıyla tehdit ederler. 
19O 073:009 Göklere karşı ağızlarını açarlar,<br />Boş sözleri yeryüzünü dolaşır. 
19O 073:010 Bu yüzden halk onlardan yana döner,<br />Sözlerini ağzı açık dinler. 
19O 073:011 Derler ki, ‹‹Tanrı nasıl bilir?<br />Bilgisi var mı Yüceler Yücesinin?›› 
19O 073:012 İşte böyledir kötüler,<br />Hep tasasız, sürekli varlıklarını artırırlar. 
19O 073:013 Anlaşılan boş yere yüreğimi temiz tutmuşum,<br />Ellerimi yıkamışım suçsuzum diye. 
19O 073:014 Gün boyu içim içimi yiyor,<br />Her sabah azap çekiyorum. 
19O 073:015 ‹‹Ben de onlar gibi konuşayım›› deseydim,<br />Senin çocuklarına ihanet etmiş olurdum. 
19O 073:016 Bunu anlamak için düşündüğümde,<br />Zor geldi bana, 
19O 073:017 Tanrının Tapınağına girene dek;<br />O zaman anladım sonlarının ne olacağını. 
19O 073:018 Gerçekten onları kaygan yere koyuyor,<br />Yıkıma sürüklüyorsun. 
19O 073:019 Nasıl da bir anda yok oluyor,<br />Siliniveriyorlar dehşet içinde! 
19O 073:020 Uyanan birisi için rüya nasılsa,<br />Sen de uyanınca, ya Rab,<br />Hor göreceksin onların görüntüsünü. 
19O 073:021 Kalbim kırıldığında,<br />İçim acı dolduğunda, 
19O 073:022 Akılsız ve bilgisizdim,<br />Karşında bir hayvan gibi. 
19O 073:023 Yine de sürekli seninleyim,<br />Sağ elimden tutarsın beni. 
19O 073:024 Öğütlerinle yol gösterir,<br />Beni sonunda yüceliğe eriştirirsin. 
19O 073:025 Senden başka kimim var göklerde?<br />İstemem senden başkasını yeryüzünde. 
19O 073:026 Bedenim ve yüreğim tükenebilir,<br />Ama Tanrı yüreğimde güç,<br />Bana düşen paydır sonsuza dek. 
19O 073:027 Kuşkusuz yok olacak senden uzak duranlar,<br />Ortadan kaldıracaksın sana vefasızlık edenleri. 
19O 073:028 Ama benim için en iyisi Tanrı'ya yakın olmaktır;<br />Bütün işlerini duyurayım diye<br />Sığınak yaptım Egemen RAB'bi kendime. 
19O 074:001 Ey Tanrı, neden bizi sonsuza dek reddettin?<br />Niçin otlağının koyunlarına karşı öfken tütmekte? 
19O 074:002 Anımsa geçmişte sahiplendiğin topluluğu,<br />Kendi halkın olsun diye kurtardığın oymağı<br />Ve üzerine konut kurduğun Siyon Dağını. 
19O 074:003 Yönelt adımlarını şu onarılmaz yıkıntılara doğru,<br />Düşman kutsal yerdeki her şeyi yıktı. 
19O 074:004 Düşmanların bizimle buluştuğun yerde kükredi,<br />Zafer simgesi olarak kendi bayraklarını dikti. 
19O 074:005 Gür bir ormana<br />Baltayla dalar gibiydiler. 
19O 074:006 Baltayla, balyozla kırdılar,<br />Bütün oymaları. 
19O 074:007 Ateşe verdiler tapınağını,<br />Yerle bir edip kutsallığını bozdular<br />Adının yaşadığı konutun. 
19O 074:008 İçlerinden, ‹‹Hepsini ezelim!›› dediler.<br />Ülkede Tanrıyla buluşma yerlerinin tümünü yaktılar. 
19O 074:009 Artık kutsal simgelerimizi görmüyoruz,<br />Peygamberler de yok oldu,<br />İçimizden kimse bilmiyor ne zamana dek... 
19O 074:010 Ey Tanrı, ne zamana dek düşman sana sövecek,<br />Hasmın senin adını hor görecek? 
19O 074:011 Niçin geri çekiyorsun elini?<br />Çıkar sağ elini bağrından, yok et onları! 
19O 074:012 Ama geçmişten bu yana kralım sensin, ey Tanrı,<br />Yeryüzünde kurtuluş sağladın. 
19O 074:013 Gücünle denizi yardın,<br />Canavarların kafasını sularda parçaladın. 
19O 074:014 Livyatanın başlarını ezdin,<br />Çölde yaşayanlara onu yem ettin. 
19O 074:015 Kaynaklar, dereler fışkırttın,<br />Sürekli akan ırmakları kuruttun. 
19O 074:016 Gün senindir, gece de senin,<br />Ay ve güneşi sen yerleştirdin, kastediyor. 
19O 074:017 Yeryüzünün bütün sınırlarını sen saptadın,<br />Yazı da kışı da yaratan sensin. 
19O 074:018 Anımsa, ya RAB, düşmanın sana nasıl sövdüğünü,<br />Akılsız bir halkın, adını nasıl hor gördüğünü. 
19O 074:019 Canavara teslim etme kumrunun canını,<br />Asla unutma düşkün kullarının yaşamını. 
19O 074:020 Yaptığın antlaşmayı gözönüne al,<br />Çünkü ülkenin her karanlık köşesi<br />Zorbaların inleriyle dolmuş. 
19O 074:021 Düşkünler boynu bükük geri çevrilmesin,<br />Mazlumlar, yoksullar adına övgüler dizsin. 
19O 074:022 Kalk, ey Tanrı, davanı savun!<br />Anımsa akılsızların gün boyu sana nasıl sövdüğünü! 
19O 074:023 Unutma hasımlarının yaygarasını,<br />Sana başkaldıranların durmadan yükselen patırtısını! 
19O 075:001 Sana şükrederiz, ey Tanrı,<br />Şükrederiz, çünkü sen yakınsın,<br />Harikaların bunu gösterir. 
19O 075:002 ‹‹Belirlediğim zaman gelince,<br />Doğrulukla yargılayacağım›› diyor Tanrı, 
19O 075:003 ‹‹Yeryüzü altüst olunca üzerindekilerle,<br />Ben pekiştireceğim onun direklerini. |iSela 
19O 075:004 Övünenlere, ‹Övünmeyin artık!› dedim;<br />Kötülere, ‹Kaldırmayın başınızı! 
19O 075:005 Kaldırmayın başınızı!<br />Tepeden konuşmayın!› ›› simgesidir). 
19O 075:006 Çünkü ne doğudan, ne batıdan,<br />Ne de çöldeki dağlardan doğar yargı. 
19O 075:007 Yargıç ancak Tanrıdır,<br />Birini alçaltır, birini yükseltir. 
19O 075:008 RAB elinde dolu bir kâse tutuyor,<br />Köpüklü, baharat karıştırılmış şarap döküyor;<br />Yeryüzünün bütün kötüleri<br />Tortusuna dek yalayıp onu içiyor. 
19O 075:009 Bense sürekli duyuracağım bunu,<br />Yakupun Tanrısını ilahilerle öveceğim: 
19O 075:010 ‹‹Kıracağım kötülerin bütün gücünü,<br />Doğruların gücüyse yükseltilecek.›› 
19O 076:001 Yahudada Tanrı bilinir,<br />İsrailde adı uludur; 
19O 076:002 Konutu Şalemdedir,<br />Yaşadığı yer Siyonda. 
19O 076:003 Orada kırdı alevli okları,<br />Kalkanı, kılıcı, savaş silahlarını. |iSela 
19O 076:004 Işıl ışıl parıldıyorsun,<br />Avı bol dağlardan daha görkemli. 
19O 076:005 Yağmaya uğradı yiğitler,<br />Uykularına daldılar,<br />En güçlüleri bile elini kıpırdatamaz oldu. 
19O 076:006 Ey Yakupun Tanrısı, sen kükreyince,<br />Atlarla atlılar son uykularına daldılar. 
19O 076:007 Yalnız sensin korkulması gereken,<br />Öfkelenince kim durabilir karşında? 
19O 076:008 Yargını göklerden açıkladın,<br />Yeryüzü korkup sessizliğe büründü, 
19O 076:009 Ey Tanrı, sen yargılamaya,<br />Ülkedeki mazlumları kurtarmaya kalkınca. |iSela 
19O 076:010 İnsanların gazabı bile sana övgüler doğuruyor,<br />Gazabından kurtulanları çevrene topluyorsun. 
19O 076:011 Adaklar adayın Tanrınız RABbe,<br />Yerine getirin adaklarınızı,<br />Armağanlar sunun korkulması gereken Tanrıya,<br />Bütün çevresindekiler. 
19O 076:012 RAB önderlerin soluğunu keser,<br />Korku salar yeryüzü krallarına. 
19O 077:001 Yüksek sesle Tanrıya yakarıyorum,<br />Haykırıyorum beni duysun diye. 
19O 077:002 Sıkıntılı günümde Rabbe yönelir,<br />Gece hiç durmadan ellerimi açarım,<br />Gönlüm avunmaz bir türlü. 
19O 077:003 Tanrıyı anımsayınca inlerim,<br />Düşündükçe içim daralır. |iSela 
19O 077:004 Açık tutuyorsun göz kapaklarımı,<br />Sıkıntıdan konuşamıyorum. 
19O 077:005 Geçmiş günleri,<br />Yıllar öncesini düşünüyorum. 
19O 077:006 Gece ilahilerimi anacağım,<br />Kendi kendimle konuşacağım,<br />İnceden inceye soracağım: 
19O 077:007 ‹‹Rab sonsuza dek mi bizi reddedecek?<br />Lütfunu bir daha göstermeyecek mi? 
19O 077:008 Sevgisi sonsuza dek mi yok oldu?<br />Sözü geçerli değil mi artık? 
19O 077:009 Tanrı unuttu mu acımayı?<br />Sevecenliğinin yerini öfke mi aldı?›› |iSela 
19O 077:010 Sonra kendi kendime, ‹‹İşte benim derdim bu!›› dedim,<br />‹‹Yüceler Yücesi gücünü göstermiyor artık.›› 
19O 077:011 RABbin işlerini anacağım,<br />Evet, geçmişteki harikalarını anacağım. 
19O 077:012 Yaptıkları üzerinde derin derin düşüneceğim,<br />Bütün işlerinin üzerinde dikkatle duracağım. 
19O 077:013 Ey Tanrı, yolun kutsaldır!<br />Hangi ilah Tanrı kadar uludur? 
19O 077:014 Harikalar yaratan Tanrı sensin,<br />Halklar arasında gücünü gösterdin. 
19O 077:015 Güçlü bileğinle kendi halkını,<br />Yakup ve Yusuf oğullarını kurtardın. |iSela 
19O 077:016 Sular seni görünce, ey Tanrı,<br />Sular seni görünce çalkalandı,<br />Enginler titredi. 
19O 077:017 Bulutlar suyunu boşalttı,<br />Gökler gürledi,<br />Her yanda okların uçuştu. 
19O 077:018 Kasırgada gürleyişin duyuldu,<br />Şimşekler dünyayı aydınlattı,<br />Yer titreyip sarsıldı. 
19O 077:019 Kendine denizde,<br />Derin sularda yollar açtın,<br />Ama ayak izlerin belli değildi. 
19O 077:020 Musa ve Harun'un eliyle<br />Halkını bir sürü gibi güttün. 
19O 078:001 Dinle, ey halkım, öğrettiklerimi,<br />Kulak ver ağzımdan çıkan sözlere. 
19O 078:002 Özdeyişlerle söze başlayacağım,<br />Eski sırları anlatacağım, 
19O 078:003 Duyduğumuzu, bildiğimizi,<br />Atalarımızın bize anlattığını. 
19O 078:004 Torunlarından bunları gizlemeyeceğiz;<br />RABbin övgüye değer işlerini,<br />Gücünü, yaptığı harikaları<br />Gelecek kuşağa duyuracağız. 
19O 078:005 RAB Yakup soyuna koşullar bildirdi,<br />İsraile yasa koydu.<br />Bunları çocuklarına öğretsinler diye<br />Atalarımıza buyruk verdi. 
19O 078:006 Öyle ki, gelecek kuşak, yeni doğacak çocuklar bilsinler,<br />Onlar da kendi çocuklarına anlatsınlar, 
19O 078:007 Tanrıya güven duysunlar,<br />Tanrının yaptıklarını unutmasınlar,<br />Onun buyruklarını yerine getirsinler; 
19O 078:008 Ataları gibi inatçı, başkaldırıcı,<br />Yüreği kararsız,<br />Tanrıya sadakatsiz bir kuşak olmasınlar. 
19O 078:009 Oklarla, yaylarla kuşanmış Efrayimoğulları<br />Savaş günü sırtlarını döndüler. 
19O 078:010 Tanrının antlaşmasına uymadılar,<br />Onun yasasına göre yaşamayı reddettiler. 
19O 078:011 Unuttular Onun işlerini,<br />Kendilerine gösterdiği harikaları. 
19O 078:012 Mısırda, Soan bölgesinde<br />Tanrı harikalar yapmıştı atalarının önünde. 
19O 078:013 Denizi yarıp geçirmişti onları,<br />Bir duvar gibi ayakta tutmuştu suları. 
19O 078:014 Gündüz bulutla,<br />Gece ateş ışığıyla onlara yol göstermişti. 
19O 078:015 Çölde kayaları yarmış,<br />Sanki dipsiz kaynaklardan<br />Onlara kana kana su içirmişti. 
19O 078:016 Kayadan akarsular fışkırtmış,<br />Suları ırmak gibi akıtmıştı. 
19O 078:017 Ama onlar çölde Yüceler Yücesine başkaldırarak<br />Günah işlemeye devam ettiler. 
19O 078:018 Canlarının çektiği yiyeceği isteyerek<br />İçlerinde Tanrıyı denediler. 
19O 078:019 ‹‹Tanrı çölde sofra kurabilir mi?›› diyerek,<br />Tanrıya karşı konuştular. 
19O 078:020 ‹‹Bak, kayaya vurunca sular fışkırdı,<br />Dereler taştı.<br />Peki, ekmek de verebilir mi,<br />Et sağlayabilir mi halkına?›› 
19O 078:021 RAB bunu duyunca çok öfkelendi,<br />Yakupa ateş püskürdü,<br />Öfkesi tırmandı İsraile karşı; 
19O 078:022 Çünkü Tanrıya inanmıyorlardı,<br />Onun kurtarıcılığına güvenmiyorlardı. 
19O 078:023 Yine de RAB buyruk verdi bulutlara,<br />Kapaklarını açtı göklerin; 
19O 078:024 Man yağdırdı onları beslemek için,<br />Göksel tahıl verdi onlara. 
19O 078:025 Meleklerinfı ekmeğini yedi her biri,<br />Doyasıya yiyecek gönderdi onlara. 
19O 078:026 Doğu rüzgarını estirdi göklerde,<br />Gücüyle güney rüzgarına yol gösterdi. 
19O 078:027 Toz gibi et yağdırdı başlarına,<br />Deniz kumu kadar kuş; 
19O 078:028 Ordugahlarının ortasına,<br />Konakladıkları yerin çevresine düşürdü. 
19O 078:029 Yediler, tıka basa doydular,<br />İsteklerini yerine getirdi Tanrı. 
19O 078:030 Ancak onlar isteklerine doymadan,<br />Daha ağızları doluyken, 
19O 078:031 Tanrının öfkesi parladı üzerlerine.<br />En güçlülerini öldürdü,<br />Yere serdi İsrail yiğitlerini. 
19O 078:032 Yine de günah işlemeye devam ettiler,<br />Onun harikalarına inanmadılar. 
19O 078:033 Bu yüzden Tanrı onların günlerini boşluk,<br />Yıllarını dehşet içinde bitirdi. 
19O 078:034 Tanrı onları öldürdükçe Ona yönelmeye,<br />İstekle Onu yeniden aramaya başlıyorlardı. 
19O 078:035 Tanrının kayaları olduğunu,<br />Yüce Tanrının kurtarıcıları olduğunu anımsıyorlardı. 
19O 078:036 Oysa ağızlarıyla Ona yaltaklanıyor,<br />Dilleriyle yalan söylüyorlardı. 
19O 078:037 Ona yürekten bağlı değillerdi,<br />Antlaşmasına sadık kalmadılar. 
19O 078:038 Yine de Tanrı sevecendi,<br />Suçlarını bağışlıyor, onları yok etmiyordu;<br />Çok kez öfkesini tuttu,<br />Bütün gazabını göstermedi. 
19O 078:039 Onların yalnızca insan olduğunu anımsadı,<br />Geçip giden, dönmeyen bir rüzgar gibi. 
19O 078:040 Çölde kaç kez Ona başkaldırdılar,<br />Issız yerlerde Onu gücendirdiler! 
19O 078:041 Defalarca denediler Tanrıyı,<br />İncittiler İsrailin Kutsalını. 
19O 078:042 Anımsamadılar Onun güçlü elini,<br />Kendilerini düşmandan kurtardığı günü, 
19O 078:043 Mısırda gösterdiği belirtileri,<br />Soan bölgesinde yaptığı şaşılası işleri. 
19O 078:044 Mısırın kanallarını kana çevirdi,<br />Sularını içemediler. 
19O 078:045 Gönderdiği at sinekleri yedi halkı,<br />Gönderdiği kurbağalar yok etti ülkeyi. 
19O 078:046 Ekinlerini tırtıllara,<br />Emeklerinin ürününü çekirgelere verdi. 
19O 078:047 Asmalarını doluyla,<br />Yabanıl incir ağaçlarını iri dolu taneleriyle yok etti. 
19O 078:048 Büyükbaş hayvanlarını kırgına,<br />Küçükbaş hayvanlarını yıldırıma teslim etti. 
19O 078:049 Üzerlerine kızgın öfkesini,<br />Gazap, hışım, bela<br />Ve bir alay kötülük meleği gönderdi. 
19O 078:050 Yol verdi öfkesine,<br />Canlarını ölümden esirgemedi,<br />Onları salgın hastalığın pençesine düşürdü. 
19O 078:051 Mısırda bütün ilk doğanları,<br />Hamın çadırlarında bütün ilk çocukları vurdu. 
19O 078:052 Kendi halkını davar gibi götürdü,<br />Çölde onları bir sürü gibi güttü. 
19O 078:053 Onlara güvenlik içinde yol gösterdi, korkmadılar;<br />Düşmanlarınıysa deniz yuttu. 
19O 078:054 Böylece onları kendi kutsal topraklarının sınırına,<br />Sağ elinin kazandığı dağlık bölgeye getirdi. 
19O 078:055 Önlerinden ulusları kovdu,<br />Mülk olarak topraklarını<br />İsrail oymakları arasında bölüştürdü.<br />Halkını konutlarına yerleştirdi. 
19O 078:056 Ama onlar yüce Tanrıyı denediler,<br />Ona başkaldırdılar,<br />Koşullarına uymadılar. 
19O 078:057 Döneklik edip ataları gibi ihanet ettiler,<br />Güvenilmez bir yay gibi bozuk çıktılar. 
19O 078:058 Puta taptıkları yerlerle Onu kızdırdılar,<br />Putlarıyla Onu kıskandırdılar. 
19O 078:059 Tanrı bunları duyunca çok öfkelendi,<br />İsraili büsbütün reddetti. 
19O 078:060 İnsanlar arasında kurduğu çadırı,<br />Şilodaki konutunu terk etti. 
19O 078:061 Kudretini tutsaklığa,<br />Görkemini düşman eline teslim etti. Antlaşma Sandığını kastetmektedir. 
19O 078:062 Halkını kılıç önüne sürdü,<br />Öfkesini kendi halkından çıkardı. 
19O 078:063 Gençlerini ateş yuttu,<br />Kızlarına düğün türküsü söylenmez oldu. 
19O 078:064 Kâhinleri kılıç altında öldü,<br />Dul kadınları ağlayamadı. 
19O 078:065 O zaman Rab uykudan uyanır gibi,<br />Şarabın rehavetinden ayılan bir yiğit gibi oldu. 
19O 078:066 Düşmanlarını püskürttü,<br />Onları sonsuz utanca boğdu. 
19O 078:067 Tanrı Yusuf soyunu reddetti,<br />Efrayim oymağını seçmedi; 
19O 078:068 Ancak Yahuda oymağını,<br />Sevdiği Siyon Dağını seçti. 
19O 078:069 Tapınağını doruklar gibi,<br />Sonsuzluk için kurduğu yeryüzü gibi yaptı. 
19O 078:070 Kulu Davutu seçti,<br />Onu koyun ağılından aldı. 
19O 078:071 Halkı Yakupu, kendi halkı İsraili gütmek için,<br />Onu yavru kuzuların ardından getirdi. 
19O 078:072 Böylece Davut onlara dürüstçe çobanlık etti,<br />Becerikli elleriyle onlara yol gösterdi. 
19O 079:001 Ey Tanrı, uluslar senin yurduna saldırdı,<br />Kutsal tapınağını kirletti,<br />Yeruşalimi taş yığınına çevirdi. 
19O 079:002 Kullarının ölülerini yem olarak yırtıcı kuşlara,<br />Sadık kullarının etini yabanıl hayvanlara verdiler. 
19O 079:003 Kanlarını su gibi akıttılar Yeruşalimin çevresine,<br />Onları gömecek kimse yok. 
19O 079:004 Komşularımıza yüzkarası,<br />Çevremizdekilere eğlence ve oyuncak olduk. 
19O 079:005 Ne zamana dek, ya RAB?<br />Sonsuza dek mi sürecek öfken,<br />Alev gibi yanan kıskançlığın? 
19O 079:006 Öfkeni seni tanımayan ulusların,<br />Adını anmayan ülkelerin üzerine dök. 
19O 079:007 Çünkü onlar Yakup soyunu yiyip bitirdiler,<br />Yurdunu viraneye çevirdiler. 
19O 079:008 Atalarımızın suçlarını artık önümüze sürme,<br />Sevecenliğini hemen göster bize,<br />Çünkü tükendikçe tükendik. 
19O 079:009 Yardım et bize yüce adın uğruna, ey bizi kurtaran Tanrı,<br />Kurtar bizi adın uğruna, bağışla günahlarımızı! 
19O 079:010 Niçin uluslar, ‹‹Nerede onların Tanrısı?›› diye konuşsun,<br />Kullarının dökülen kanının öcünü alacağını bilsinler,<br />Gözlerimizle bunu görelim! 
19O 079:011 Tutsakların iniltisi senin katına erişsin,<br />Koru büyük gücünle ölüme mahkûm olanları. 
19O 079:012 Komşularımızın sana ettikleri hakareti<br />Yedi kat iade et bağırlarına, ya Rab! 
19O 079:013 Bizler, kendi halkın, otlağının koyunları<br />Sonsuza dek şükredeceğiz sana,<br />Kuşaklar boyunca övgülerini dilimizden düşürmeyeceğiz. 
19O 080:001 Kulak ver, ey İsrailin çobanı,<br />Ey Yusufu bir sürü gibi güden,<br />Keruvlar arasında taht kuran,<br />Saç ışığını, 
19O 080:002 Efrayim, Benyamin, Manaşşe önünde<br />Uyandır gücünü,<br />Gel, kurtar bizi! 
19O 080:003 Bizi eski halimize kavuştur, ey Tanrı,<br />Yüzünün ışığıyla aydınlat, kurtulalım! 
19O 080:004 Ya RAB, Her Şeye Egemen Tanrı,<br />Ne zamana dek halkının dualarına ateş püsküreceksin? 
19O 080:005 Onlara ekmek yerine gözyaşı verdin,<br />Ölçekler dolusu gözyaşı içirdin. 
19O 080:006 Kavga nedeni ettin bizi komşularımıza,<br />Düşmanlarımız alay ediyor bizimle. 
19O 080:007 Bizi eski halimize kavuştur,<br />Ey Her Şeye Egemen Tanrı,<br />Yüzünün ışığıyla aydınlat, kurtulalım! 
19O 080:008 Mısırdan bir asma çubuğu getirdin,<br />Ulusları kovup onu diktin. 
19O 080:009 Onun için toprağı hazırladın,<br />Kök saldı, bütün ülkeye yayıldı. 
19O 080:010 Gölgesi dağları,<br />Dalları koca sedir ağaçlarını kapladı. 
19O 080:011 Sürgünleri Akdenize,<br />Filizleri Fırata dek uzandı. 
19O 080:012 Niçin yıktın bağın duvarlarını?<br />Yoldan geçen herkes üzümünü koparıyor, 
19O 080:013 Orman domuzları onu yoluyor,<br />Yabanıl hayvanlar onunla besleniyor. 
19O 080:014 Ey Her Şeye Egemen Tanrı, ne olur, dön bize!<br />Göklerden bak ve gör,<br />İlgilen bu asmayla. 
19O 080:015 İlgilen sağ elinin diktiği filizle,<br />Kendine seçtiğin oğulla! 
19O 080:016 Asman kesilmiş, yakılmış,<br />Öfkeli bakışların yok etsin düşmanlarını! 
19O 080:017 Elin, sağ kolun olan adamın üzerinde,<br />Kendine seçtiğin insanın üzerinde olsun! 
19O 080:018 O zaman senden asla ayrılmayacağız;<br />Yaşam ver bize, adını analım! 
19O 080:019 Ya RAB, ey Her Şeye Egemen Tanrı,<br />Bizi eski halimize kavuştur,<br />Yüzünün ışığıyla aydınlat, kurtulalım! 
19O 081:001 Sevincinizi dile getirin gücümüz olan Tanrıya,<br />Sevinç çığlıkları atın Yakupun Tanrısına! 
19O 081:002 Çalgıya başlayın, tef çalın,<br />Tatlı sesli lir ve çenk çınlatın. 
19O 081:003 Yeni Ayda, dolunayda,<br />Boru çalın bayram günümüzde. 
19O 081:004 Çünkü bu İsrail için bir kuraldır,<br />Yakupun Tanrısının ilkesidir. 
19O 081:005 Tanrı Mısıra karşı yürüdüğünde,<br />Yusuf soyuna koydu bu koşulu.  Orada tanımadığım bir ses işittim: 
19O 081:006 ‹‹Sırtındaki yükü kaldırdım,<br />Ellerin küfeden kurtuldu›› diyordu, 
19O 081:007 ‹‹Sıkıntıya düşünce seslendin, seni kurtardım,<br />Gök gürlemesinin ardından sana yanıt verdim,<br />Meriva sularında seni sınadım. |iSela 
19O 081:008 ‹‹Dinle, ey halkım, seni uyarıyorum;<br />Ey İsrail, keşke beni dinlesen! 
19O 081:009 Aranızda yabancı ilah olmasın,<br />Başka bir ilaha tapmayın! 
19O 081:010 Seni Mısırdan çıkaran<br />Tanrın RAB benim.<br />Ağzını iyice aç, doldurayım! 
19O 081:011 ‹‹Ama halkım sesimi dinlemedi,<br />İsrail bana boyun eğmek istemedi. 
19O 081:012 Ben de onları inatçı yürekleriyle baş başa bıraktım,<br />Bildikleri gibi yaşasınlar diye. 
19O 081:013 Keşke halkım beni dinleseydi,<br />İsrail yollarımda yürüseydi! 
19O 081:014 Düşmanlarını hemen yere serer,<br />Hasımlarına el kaldırırdım! 
19O 081:015 Benden nefret edenler bana boyun eğerdi,<br />Bu böyle sonsuza dek sürerdi. 
19O 081:016 Oysa sizleri en iyi buğdayla besler,<br />Kayadan akan balla doyururdum.›› 
19O 082:001 Tanrı yerini aldı tanrısal kurulda,<br />Yargısını açıklıyor ilahların ortasında: 
19O 082:002 ‹‹Ne zamana dek haksız karar verecek,<br />Kötüleri kayıracaksınız? |iSela 
19O 082:003 Zayıfın, öksüzün davasını savunun,<br />Mazlumun, yoksulun hakkını arayın. 
19O 082:004 Zayıfı, düşkünü kurtarın,<br />Onları kötülerin elinden özgür kılın.›› 
19O 082:005 Bilmiyor, anlamıyorlar,<br />Karanlıkta dolaşıyorlar.  Yeryüzünün temelleri sarsılıyor. 
19O 082:006 ‹‹ ‹Siz ilahlarsınız› diyorum,<br />‹Yüceler Yücesinin oğullarısınız hepiniz!› 
19O 082:007 Yine de insanlar gibi öleceksiniz,<br />Sıradan bir önder gibi düşeceksiniz!›› 
19O 082:008 Kalk, ey Tanrı, yargıla yeryüzünü!<br />Çünkü bütün uluslar senindir. 
19O 083:001 Ey Tanrı, susma,<br />Sessiz, hareketsiz kalma! 
19O 083:002 Bak, düşmanların kargaşa çıkarıyor,<br />Senden nefret edenler boy gösteriyor. 
19O 083:003 Halkına karşı kurnazlık peşindeler,<br />Koruduğun insanlara dolap çeviriyorlar. 
19O 083:004 ‹‹Gelin, bu ulusun kökünü kazıyalım›› diyorlar,<br />‹‹İsrailin adı bir daha anılmasın!›› 
19O 083:005 Hepsi sözbirliği etmiş, düzen kuruyor,<br />Sana karşı anlaşmaya vardı: 
19O 083:006 Edomlular, İsmaililer,<br />Moavlılar, Hacerliler, 
19O 083:007 Geval, Ammon, Amalek,<br />Filist ve Sur halkı. 
19O 083:008 Asur da onlara katıldı,<br />Lutoğullarına güç verdiler. |iSela 
19O 083:009 Onlara Midyana,<br />Kişon Vadisinde Siseraya ve Yavine yaptığını yap: 
19O 083:010 Onlar Eyn-Dorda yok oldular,<br />Toprak için gübreye döndüler. 
19O 083:011 Onların soylularına Orev ve Zeeve yaptığını,<br />Beylerine Zevah ve Salmunnaya yaptığını yap. 
19O 083:012 Onlar: ‹‹Gelin, sahiplenelim<br />Tanrının otlaklarını›› demişlerdi. 
19O 083:013 Ey Tanrım, savrulan toza,<br />Rüzgarın sürüklediği saman çöpüne çevir onları! 
19O 083:014 Orman yangını gibi,<br />Dağları tutuşturan alev gibi, 
19O 083:015 Fırtınanla kovala,<br />Kasırganla dehşete düşür onları! 
19O 083:016 Utançla kapla yüzlerini,<br />Sana yönelsinler, ya RAB. 
19O 083:017 Sonsuza dek utanç ve dehşet içinde kalsınlar,<br />Rezil olup yok olsunlar. 
19O 083:018 Senin adın RAB'dir,<br />Anlasınlar yalnız senin yeryüzüne egemen en yüce Tanrı olduğunu. 
19O 084:001 Ey Her Şeye Egemen RAB,<br />Ne kadar severim konutunu! 
19O 084:002 Canım senin avlularını özlüyor,<br />İçim çekiyor,<br />Yüreğim, bütün varlığım<br />Sana, yaşayan Tanrıya sevinçle haykırıyor. 
19O 084:003 Kuşlar bile bir yuva,<br />Kırlangıç, yavrularını koyacak bir yer buldu<br />Senin sunaklarının yanında,<br />Ey Her Şeye Egemen RAB, Kralım ve Tanrım! 
19O 084:004 Ne mutlu senin evinde oturanlara,<br />Seni sürekli överler! |iSela 
19O 084:005 Ne mutlu gücünü senden alan insana!<br />Aklı hep Siyonu ziyaret etmekte. 
19O 084:006 Baka Vadisinden geçerken,<br />Pınar başına çevirirler orayı,<br />İlk yağmurlar orayı berekete boğar. 
19O 084:007 Gittikçe güçlenir,<br />Siyonda Tanrının huzuruna çıkarlar. 
19O 084:008 Ya RAB, Her Şeye Egemen Tanrı, duamı dinle,<br />Kulak ver, ey Yakupun Tanrısı! |iSela 
19O 084:009 Ey Tanrı, kalkanımıza bak,<br />Meshettiğin krala lütfet! 
19O 084:010 Senin avlularında bir gün,<br />Başka yerdeki bin günden iyidir;<br />Kötülerin çadırında yaşamaktansa,<br />Tanrımın evinin eşiğinde durmayı yeğlerim. 
19O 084:011 Çünkü RAB Tanrı bir güneş, bir kalkandır.<br />Lütuf ve yücelik sağlar;<br />Dürüstçe yaşayanlardan hiçbir iyiliği esirgemez. 
19O 084:012 Ey Her Şeye Egemen RAB,<br />Ne mutlu sana güvenen insana! 
19O 085:001 Ya RAB, ülkenden hoşnut kaldın,<br />Yakup soyunu eski gönencine kavuşturdun. 
19O 085:002 Halkının suçlarını bağışladın,<br />Bütün günahlarını yok saydın. |iSela 
19O 085:003 Bütün gazabını bir yana koydun,<br />Kızgın öfkenden vazgeçtin. 
19O 085:004 Ey bizi kurtaran Tanrı, bizi eski halimize getir,<br />Bize karşı öfkeni dindir! 
19O 085:005 Sonsuza dek mi öfkeleneceksin bize?<br />Kuşaktan kuşağa mı sürdüreceksin öfkeni? 
19O 085:006 Halkın sende sevinç bulsun diye<br />Bize yeniden yaşam vermeyecek misin? 
19O 085:007 Ya RAB, sevgini göster bize,<br />Kurtarışını bağışla! 
19O 085:008 Kulak vereceğim RAB Tanrının ne diyeceğine;<br />Halkına, sadık kullarına esenlik sözü verecek,<br />Yeter ki, bir daha akılsızlık etmesinler. 
19O 085:009 Evet, O kendisinden korkanları kurtarmak üzeredir,<br />Görkemi ülkemizde yaşasın diye. 
19O 085:010 Sevgiyle sadakat buluşacak,<br />Doğrulukla esenlik öpüşecek. 
19O 085:011 Sadakat yerden bitecek,<br />Doğruluk gökten bakacak. 
19O 085:012 Ve RAB iyi olan neyse, onu verecek,<br />Toprağımızdan ürün fışkıracak. 
19O 085:013 Doğruluk önüsıra yürüyecek,<br />Adımları için yol yapacak. 
19O 086:001 Kulak ver, ya RAB, yanıtla beni,<br />Çünkü mazlum ve yoksulum. 
19O 086:002 Koru canımı, çünkü senin sadık kulunum.<br />Ey Tanrım, kurtar sana güvenen kulunu! 
19O 086:003 Acı bana, ya Rab,<br />Çünkü gün boyu sana yakarıyorum. 
19O 086:004 Sevindir kulunu, ya Rab,<br />Çünkü dualarımı sana yükseltiyorum. 
19O 086:005 Sen iyi ve bağışlayıcısın, ya Rab,<br />Sana yakaran herkese bol sevgi gösterirsin. 
19O 086:006 Kulak ver duama, ya RAB,<br />Yalvarışlarımı dikkate al! 
19O 086:007 Sıkıntılı günümde sana yakarırım,<br />Çünkü yanıtlarsın beni. 
19O 086:008 İlahlar arasında senin gibisi yok, ya Rab,<br />Eşsizdir işlerin. 
19O 086:009 Yarattığın bütün uluslar gelip<br />Sana tapınacaklar, ya Rab,<br />Adını yüceltecekler. 
19O 086:010 Çünkü sen ulusun, harikalar yaratırsın,<br />Tek Tanrı sensin. 
19O 086:011 Ya RAB, yolunu bana öğret,<br />Senin gerçeğine göre yürüyeyim,<br />Kararlı kıl beni, yalnız senin adından korkayım. 
19O 086:012 Ya Rab Tanrım, bütün yüreğimle sana şükredeceğim,<br />Adını sonsuza dek yücelteceğim. 
19O 086:013 Çünkü bana sevgin büyüktür,<br />Canımı ölüler diyarının derinliklerinden sen kurtardın. 
19O 086:014 Ey Tanrı, küstahlar bana saldırıyor,<br />Zorbalar sürüsü, sana aldırmayanlar<br />Canımı almak istiyor, 
19O 086:015 Oysa sen, ya Rab,<br />Sevecen, lütfeden, tez öfkelenmeyen,<br />Sevgisi ve sadakati bol bir Tanrısın. 
19O 086:016 Yönel bana, acı halime,<br />Kuluna kendi gücünü ver,<br />Kurtar hizmetçinin oğlunu. 
19O 086:017 İyiliğinin bir belirtisini göster bana;<br />Benden nefret edenler görüp utansın;<br />Çünkü sen, ya RAB, bana yardım ettin,<br />Beni avuttun. 
19O 087:001 RAB Siyonu kutsal dağlar üzerine kurdu. 
19O 087:002 Siyonun kapılarını<br />Yakup soyunun bütün konutlarından daha çok sever. 
19O 087:003 Ey Tanrı kenti, senin için ne yüce sözler söylenir: |iSela 
19O 087:004 ‹‹Beni tanıyanlar arasında<br />Rahav ve Babili anacağım,<br />Filisti, Suru, Kûşu da;<br />‹Bu da Siyonda doğdu› diyeceğim.›› 
19O 087:005 Evet, Siyon için şöyle denecek:<br />‹‹Şu da orada doğmuş, bu da,<br />Yüceler Yücesi onu sarsılmaz kılacak.›› 
19O 087:006 RAB halkları kaydederken,<br />‹‹Bu da Siyonda doğmuş›› diye yazacak. |iSela 
19O 087:007 Okuyucular, kavalcılar,<br />‹‹Bütün kaynaklarım sendedir!›› diyecek. 
19O 088:001 Ya RAB, beni kurtaran Tanrı,<br />Gece gündüz sana yakarıyorum. 
19O 088:002 Duam sana erişsin,<br />Kulak ver yakarışıma. 
19O 088:003 Çünkü sıkıntıya doydum,<br />Canım ölüler diyarına yaklaştı. 
19O 088:004 Ölüm çukuruna inenler arasında sayılıyorum,<br />Tükenmiş gibiyim; 
19O 088:005 Ölüler arasına atılmış,<br />Artık anımsamadığın,<br />İlginden yoksun,<br />Mezarda yatan cesetler gibiyim. 
19O 088:006 Beni çukurun dibine,<br />Karanlıklara, derinliklere attın. 
19O 088:007 Öfken üzerime çöktü,<br />Dalga dalga kızgınlığınla beni ezdin. |iSela 
19O 088:008 Yakınlarımı benden uzaklaştırdın,<br />İğrenç kıldın beni gözlerinde.<br />Kapalı kaldım, çıkamıyorum. 
19O 088:009 Üzüntüden gözlerimin feri sönüyor,<br />Her gün sana yakarıyorum, ya RAB,<br />Ellerimi sana açıyorum. 
19O 088:010 Harikalarını ölülere mi göstereceksin?<br />Ölüler mi kalkıp seni övecek? |iSela 
19O 088:011 Sevgin mezarda,<br />Sadakatin yıkım diyarında duyurulur mu? 
19O 088:012 Karanlıklarda harikaların,<br />Unutulmuşluk diyarında doğruluğun bilinir mi? 
19O 088:013 Ama ben, ya RAB, yardıma çağırıyorum seni,<br />Sabah duam sana varıyor. 
19O 088:014 Niçin beni reddediyorsun, ya RAB,<br />Neden yüzünü benden gizliyorsun? 
19O 088:015 Düşkünüm, gençliğimden beri ölümle burun burunayım,<br />Dehşetlerinin altında tükendim. 
19O 088:016 Şiddetli gazabın üzerimden geçti,<br />Saçtığın dehşet beni yedi bitirdi. 
19O 088:017 Bütün gün su gibi kuşattılar beni,<br />Çevremi tümüyle sardılar. 
19O 088:018 Eşi dostu benden uzaklaştırdın,<br />Tek dostum karanlık kaldı. 
19O 089:001 RABbin sevgisini sonsuza dek ezgilerle öveceğim,<br />Sadakatini bütün kuşaklara bildireceğim. 
19O 089:002 Sevgin sonsuza dek ayakta kalır diyeceğim,<br />Sadakatini gökler kadar kalıcı kıldın. 
19O 089:003 Dedin ki, ‹‹Seçtiğim adamla antlaşma yaptım,<br />Kulum Davuta şöyle ant içtim: 
19O 089:004 ‹Soyunu sonsuza dek sürdüreceğim,<br />Tahtını kuşaklar boyunca sürekli kılacağım.› ›› |iSela 
19O 089:005 Ya RAB, gökler över harikalarını,<br />Kutsallar topluluğunda övülür sadakatin. 
19O 089:006 Çünkü göklerde RABbe kim eş koşulur?<br />Kim benzer RABbe ilahi varlıklar arasında? 
19O 089:007 Kutsallar topluluğunda Tanrı korku uyandırır,<br />Çevresindekilerin hepsinden ulu ve müthiştir. 
19O 089:008 Ya RAB, Her Şeye Egemen Tanrı,<br />Senin gibi güçlü RAB var mı?<br />Sadakatin çevreni sarar. 
19O 089:009 Sen kudurmuş denizler üzerinde egemenlik sürer,<br />Dalgalar kabardıkça onları dindirirsin. 
19O 089:010 Sen Rahavı leş ezer gibi ezdin,<br />Güçlü kolunla düşmanlarını dağıttın. düşmanları kastediyor. 
19O 089:011 Gökler senindir, yeryüzü de senin;<br />Dünyanın ve içindeki her şeyin temelini sen attın. 
19O 089:012 Kuzeyi, güneyi sen yarattın,<br />Tavor ve Hermon dağları<br />Sana sevincini dile getiriyor. 
19O 089:013 Kolun güçlüdür,<br />Elin kudretli, sağ elin yüce. 
19O 089:014 Tahtın adalet ve doğruluk üzerine kurulu,<br />Sevgi ve sadakat önünsıra gider. 
19O 089:015 Ne mutlu sevinç çığlıkları atmasını bilen halka, ya RAB!<br />Yüzünün ışığında yürürler. 
19O 089:016 Gün boyu senin adınla sevinir,<br />Doğruluğunla yücelirler. 
19O 089:017 Çünkü sen onların gücü ve yüceliğisin,<br />Lütfun sayesinde gücümüz artar. 
19O 089:018 Kalkanımız RABbe,<br />Kralımız İsrailin Kutsalına aittir. 
19O 089:019 Geçmişte bir görüm aracılığıyla,<br />Sadık kullarına şöyle dedin:<br />‹‹Bir yiğide yardım ettim,<br />Halkın içinden bir genci yükselttim. 
19O 089:020 Kulum Davutu buldum,<br />Kutsal yağımla onu meshettim. 
19O 089:021 Elim ona destek olacak,<br />Kolum güç verecek. 
19O 089:022 Düşman onu haraca bağlayamayacak,<br />Kötüler onu ezmeyecek. 
19O 089:023 Düşmanlarını onun önünde kıracağım,<br />Ondan nefret edenleri vuracağım. 
19O 089:024 Sadakatim, sevgim ona destek olacak,<br />Benim adımla gücü yükselecek. 
19O 089:025 Sağ elini denizin,<br />Irmakların üzerine egemen kılacağım. 
19O 089:026 ‹Babam sensin› diye seslenecek bana,<br />‹Tanrım, kurtuluşumun kayası.› 
19O 089:027 Ben de onu ilk oğlum,<br />Dünyadaki kralların en yücesi kılacağım. 
19O 089:028 Sonsuza dek ona sevgi göstereceğim,<br />Onunla yaptığım antlaşma hiç bozulmayacak. 
19O 089:029 Soyunu sonsuza dek,<br />Tahtını gökler durduğu sürece sürdüreceğim. 
19O 089:030 ‹‹Çocukları yasamdan ayrılır,<br />İlkelerime göre yaşamazsa; 
19O 089:031 Kurallarımı bozar,<br />Buyruklarıma uymazsa, 
19O 089:032 İsyanlarını sopayla,<br />Suçlarını dayakla cezalandıracağım. 
19O 089:033 Ama onu sevmekten vazgeçmeyecek,<br />Sadakatime sırt çevirmeyeceğim. 
19O 089:034 Antlaşmamı bozmayacak,<br />Ağzımdan çıkan sözü değiştirmeyeceğim. 
19O 089:035 Bir kez kutsallığım üstüne ant içtim,<br />Davuta yalan söylemeyeceğim. 
19O 089:036 Onun soyu sonsuza dek sürecek,<br />Tahtı karşımda güneş gibi duracak, 
19O 089:037 Göklerde güvenilir bir tanık olan ay gibi<br />Sonsuza dek kalacak.›› |iSela 
19O 089:038 Ama sen reddettin, sırt çevirdin,<br />Çok öfkelendin meshettiğin krala. 
19O 089:039 Kulunla yaptığın antlaşmadan vazgeçtin,<br />Onun tacını yere atıp kirlettin. 
19O 089:040 Yıktın bütün surlarını,<br />Viran ettin kalelerini. 
19O 089:041 Yoldan geçen herkes onu yağmaladı,<br />Yüzkarası oldu komşularına. 
19O 089:042 Hasımlarının sağ elini onun üstüne kaldırdın,<br />Bütün düşmanlarını sevindirdin. 
19O 089:043 Kılıcının ağzını başka yöne çevirdin,<br />Savaşta ona yan çıkmadın. 
19O 089:044 Görkemine son verdin,<br />Tahtını yere çaldın. 
19O 089:045 Gençlik günlerini kısalttın,<br />Onu utanca boğdun. |iSela 
19O 089:046 Ne zamana dek, ya RAB?<br />Sonsuza dek mi gizleneceksin?<br />Ne zamana dek öfken alev alev yanacak? 
19O 089:047 Anımsa ömrümün ne çabuk geçtiğini,<br />Ne boş yaratmışsın insanoğlunu! 
19O 089:048 Var mı yaşayıp da ölümü görmeyen,<br />Ölüler diyarının pençesinden canını kurtaran? |iSela 
19O 089:049 Ya Rab, nerede o eski sevgin?<br />Davuta göstereceğine ant içtiğin o sadık sevgin! 
19O 089:050 -51 150920 Anımsa, ya Rab, kullarının nasıl rezil olduğunu,<br />Bütün halkların hakaretini bağrımda nasıl taşıdığımı,<br />Düşmanlarının hakaretini, ya RAB,<br />Meshettiğin kralın attığı adıma edilen hakaretleri. 
19O 089:052 Sonsuza dek övgüler olsun RAB'be!<br />Amin! Amin! 
19O 090:001 Ya Rab, barınak oldun bize<br />Kuşaklar boyunca. 
19O 090:002 Dağlar var olmadan,<br />Daha evreni ve dünyayı yaratmadan,<br />Öncesizlikten sonsuzluğa dek Tanrı sensin. 
19O 090:003 İnsanı toprağa döndürürsün,<br />‹‹Ey insanoğulları, toprağa dönün!›› diyerek. 
19O 090:004 Çünkü senin gözünde bin yıl<br />Geçmiş bir gün, dün gibi,<br />Bir gece nöbeti gibidir. 
19O 090:005 İnsanları bir düş gibi siler, süpürürsün,<br />Sabah biten ot misali: 
19O 090:006 Sabah filizlenir, büyür,<br />Akşam solar, kurur. 
19O 090:007 Eriyip bitiyoruz senin öfkenden,<br />Kızgınlığından dehşete düşüyoruz. 
19O 090:008 Suçlarımızı önüne,<br />Gizli günahlarımızı yüzünün ışığına çıkardın. 
19O 090:009 Gazabından kısalıyor günlerimiz,<br />Bir soluk gibi tükeniyor yıllarımız. 
19O 090:010 Ömrümüz yetmiş yıl sürüyor,<br />Bilemedin seksen, o da sağlıklıysak;<br />En güzel yıllar da zahmetle, kederle geçiyor,<br />Çabucak bitiyor, uçup gidiyoruz. 
19O 090:011 Kim bilir gazabının gücünü?<br />Çünkü öfken sana duyulan korku kadar güçlüdür. 
19O 090:012 Bu yüzden günlerimizi saymayı bize öğret ki,<br />Bilgelik kazanalım. 
19O 090:013 Vazgeç, ya RAB! Öfken ne zamana dek sürecek?<br />Acı kullarına! 
19O 090:014 Sabah bizi sevginle doyur,<br />Ömrümüz boyunca sevinçle haykıralım. 
19O 090:015 Kaç gün bizi sıkıntıya soktunsa,<br />Kaç yıl çile çektirdinse,<br />O kadar sevindir bizi. 
19O 090:016 Yaptıkların kullarına,<br />Görkemin onların çocuklarına görünsün. 
19O 090:017 Tanrımız Rab bizden hoşnut kalsın.<br />Ellerimizin emeğini boşa çıkarma.<br />Evet, ellerimizin emeğini boşa çıkarma. 
19O 091:001 Yüceler Yücesinin barınağında oturan,<br />Her Şeye Gücü Yetenin gölgesinde barınır. 
19O 091:002 ‹‹O benim sığınağım, kalemdir›› derim RAB için,<br />‹‹Tanrımdır, Ona güvenirim.›› 
19O 091:003 Çünkü O seni avcı tuzağından,<br />Ölümcül hastalıktan kurtarır. 
19O 091:004 Seni kanatlarının altına alır,<br />Onların altına sığınırsın.<br />Onun sadakati senin kalkanın, siperin olur. 
19O 091:005 -6 151150 Ne gecenin dehşetinden korkarsın,<br />Ne gündüz uçan oktan,<br />Ne karanlıkta dolaşan hastalıktan,<br />Ne de öğleyin yok eden kırgından. 
19O 091:007 Yanında bin kişi,<br />Sağında on bin kişi kırılsa bile,<br />Sana dokunmaz. 
19O 091:008 Sen yalnız kendi gözlerinle seyredecek,<br />Kötülerin cezasını göreceksin. 
19O 091:009 Sen RABbi kendine sığınak,<br />Yüceler Yücesini konut edindiğin için, 
19O 091:010 Başına kötülük gelmeyecek,<br />Çadırına felaket yaklaşmayacak. 
19O 091:011 Çünkü Tanrı meleklerine buyruk verecek,<br />Gideceğin her yerde seni korusunlar diye. 
19O 091:012 Elleri üzerinde taşıyacaklar seni,<br />Ayağın bir taşa çarpmasın diye. 
19O 091:013 Aslanın, kobranın üzerine basıp geçeceksin,<br />Genç aslanı, yılanı çiğneyeceksin. 
19O 091:014 ‹‹Beni sevdiği için<br />Onu kurtaracağım›› diyor RAB,<br />‹‹Beni iyi tanıdığı için<br />Ona kale olacağım. 
19O 091:015 Bana seslenince onu yanıtlayacağım,<br />Sıkıntıda onun yanında olacağım,<br />Kurtarıp yücelteceğim onu. 
19O 091:016 Onu uzun ömürle doyuracak,<br />Ona kurtarışımı göstereceğim.›› 
19O 092:001 -3 151260 Ya RAB, sana şükretmek,<br />Ey Yüceler Yücesi, adını ilahilerle övmek,<br />Sabah sevgini,<br />Gece sadakatini,<br />On telli sazla, çenk ve lirle duyurmak ne güzel! 
19O 092:004 Çünkü yaptıklarınla beni sevindirdin, ya RAB,<br />Ellerinin işi karşısında sevinç ilahileri okuyorum. 
19O 092:005 Yaptıkların ne büyüktür, ya RAB,<br />Düşüncelerin ne derin! 
19O 092:006 Aptal insan bilemez,<br />Budala akıl erdiremez: 
19O 092:007 Kötüler mantar gibi bitse,<br />Suçlular pıtrak gibi açsa bile,<br />Bu onların sonsuza dek yok oluşu demektir. 
19O 092:008 Ama sen sonsuza dek yücesin, ya RAB. 
19O 092:009 Ya RAB, düşmanların kesinlikle,<br />Evet, kesinlikle yok olacak,<br />Suç işleyen herkes dağılacak. 
19O 092:010 Beni yaban öküzü kadar güçlü kıldın,<br />Taze zeytinyağını başıma döktün. 
19O 092:011 Gözlerim düşmanlarımın bozgununu gördü,<br />Kulaklarım bana saldıran kötülerin sonunu duydu. 
19O 092:012 Doğru insan hurma ağacı gibi serpilecek,<br />Lübnan sediri gibi yükselecek. 
19O 092:013 RABbin evinde dikilmiş,<br />Tanrımızın avlularında serpilecek. 
19O 092:014 Böyleleri yaşlanınca da meyve verecek,<br />Taptaze ve yeşil kalacaklar. 
19O 092:015 ‹‹RAB doğrudur! Kayamdır benim!<br />O'nda haksızlık bulunmaz!›› diye duyuracaklar. 
19O 093:001 RAB egemenlik sürüyor, görkeme bürünmüş,<br />Kudret giyinip kuşanmış.<br />Dünya sağlam kurulmuş, sarsılmaz. 
19O 093:002 Ya RAB, tahtın öteden beri kurulmuş,<br />Varlığın öncesizliğe uzanır. 
19O 093:003 Denizler gürlüyor, ya RAB,<br />Denizler gümbür gümbür gürlüyor,<br />Denizler dalgalarını çınlatıyor. 
19O 093:004 Yücelerdeki RAB engin suların gürleyişinden,<br />Denizlerin azgın dalgalarından<br />Daha güçlüdür. 
19O 093:005 Koşulların hep geçerlidir;<br />Tapınağına kutsallık yaraşır<br />Sonsuza dek, ya RAB. 
19O 094:001 Ya RAB, öç alıcı Tanrı,<br />Saç ışığını, ey öç alıcı Tanrı! 
19O 094:002 Kalk, ey yeryüzünün yargıcı,<br />Küstahlara hak ettikleri cezayı ver! 
19O 094:003 Kötüler ne zamana dek, ya RAB,<br />Ne zamana dek sevinip coşacak? 
19O 094:004 Ağızlarından küstahlık dökülüyor,<br />Suç işleyen herkes övünüyor. 
19O 094:005 Halkını eziyorlar, ya RAB,<br />Kendi halkına eziyet ediyorlar. 
19O 094:006 Dulu, garibi boğazlıyor,<br />Öksüzleri öldürüyorlar. 
19O 094:007 ‹‹RAB görmez›› diyorlar,<br />‹‹Yakupun Tanrısı dikkat etmez.›› 
19O 094:008 Ey halkın içindeki budalalar, dikkat edin;<br />Ey aptallar, ne zaman akıllanacaksınız? 
19O 094:009 Kulağı yaratan işitmez mi?<br />Göze biçim veren görmez mi? 
19O 094:010 Ulusları yola getiren yargılamaz mı?<br />İnsanı eğiten bilmez mi? 
19O 094:011 RAB insanın düşüncelerinin<br />Boş olduğunu bilir. 
19O 094:012 Ne mutlu, ya RAB, yola getirdiğin,<br />Yasanı öğrettiğin insana! 
19O 094:013 Kötüler için çukur kazılıncaya dek,<br />Onu sıkıntılı günlerden kurtarıp rahatlatırsın. 
19O 094:014 Çünkü RAB halkını reddetmez,<br />Kendi halkını terk etmez. 
19O 094:015 Adalet yine doğruluk üzerine kurulacak,<br />Yüreği temiz olan herkes ona uyacak. 
19O 094:016 Kötülere karşı beni kim savunacak?<br />Kim benim için suçlulara karşı duracak? 
19O 094:017 RAB yardımcım olmasaydı,<br />Şimdiye dek sessizlik diyarına göçmüştüm bile. 
19O 094:018 ‹‹Ayağım kayıyor›› dediğimde,<br />Sevgin ayakta tutar beni, ya RAB. 
19O 094:019 Kaygılar içimi sarınca,<br />Senin avutmaların gönlümü sevindirir. 
19O 094:020 Yasaya dayanarak haksızlık yapan koltuk sahibi<br />Seninle bağdaşır mı? 
19O 094:021 Onlar doğruya karşı birleşiyor,<br />Suçsuzu ölüme mahkûm ediyorlar. 
19O 094:022 Ama RAB bana kale oldu,<br />Tanrım sığındığım kaya oldu. 
19O 094:023 Tanrımız RAB yaptıkları kötülüğü<br />Kendi başlarına getirecek,<br />Kötülükleri yüzünden köklerini kurutacak,<br />Evet, köklerini kurutacak. 
19O 095:001 Gelin, RABbe sevinçle haykıralım,<br />Bizi kurtaran kayaya sevinç çığlıkları atalım, 
19O 095:002 Şükranla huzuruna çıkalım,<br />Ona sevinç ilahileri yükseltelim! 
19O 095:003 Çünkü RAB ulu Tanrıdır,<br />Bütün ilahların üstünde ulu kraldır. 
19O 095:004 Yerin derinlikleri Onun elindedir,<br />Dağların dorukları da Onun. 
19O 095:005 Deniz Onundur, çünkü O yarattı,<br />Karaya da Onun elleri biçim verdi. 
19O 095:006 Gelin, tapınalım, eğilelim,<br />Bizi yaratan RABbin önünde diz çökelim. 
19O 095:007 Çünkü O Tanrımızdır,<br />Bizse Onun otlağının halkı,<br />Elinin altındaki koyunlarız.  Bugün sesini duyarsanız, 
19O 095:008 Merivada, o gün çölde, Massadafö olduğu gibi,<br />Yüreklerinizi nasırlaştırmayın. 
19O 095:009 Yaptıklarımı görmelerine karşın,<br />Atalarınız orada beni sınayıp denediler. 
19O 095:010 Kırk yıl o kuşaktan hep iğrendim,<br />‹‹Yüreği kötü yola sapan bir halktır›› dedim,<br />‹‹Yollarımı bilmiyorlar.›› 
19O 095:011 Bu yüzden öfkeyle ant içtim:<br />‹‹Huzur diyarıma asla girmeyecekler!›› Say.14:26-35; İbr.4:1-7). 
19O 096:001 Yeni bir ezgi söyleyin RABbe!<br />Ey bütün dünya, RABbe ezgiler söyleyin! 
19O 096:002 Ezgi söyleyin, RABbin adını övün,<br />Her gün duyurun kurtarışını! 
19O 096:003 Görkemini uluslara,<br />Harikalarını bütün halklara anlatın! 
19O 096:004 Çünkü RAB uludur, yalnız O övgüye değer,<br />İlahlardan çok Ondan korkulur. 
19O 096:005 Halkların bütün ilahları bir hiçtir,<br />Oysa gökleri yaratan RABdir. 
19O 096:006 Yücelik, ululuk Onun huzurundadır,<br />Güç ve güzellik Onun tapınağındadır. 
19O 096:007 Ey bütün halklar, RABbi övün,<br />RABbin gücünü, yüceliğini övün, 
19O 096:008 RABbin görkemini adına yaraşır biçimde övün,<br />Sunular getirip avlularına girin! 
19O 096:009 Kutsal giysiler içinde RABbe tapının!<br />Titreyin Onun önünde, ey bütün yeryüzündekiler! 
19O 096:010 Uluslara, ‹‹RAB egemenlik sürüyor›› deyin.<br />Dünya sağlam kurulmuş, sarsılmaz.<br />O halkları adaletle yargılar. 
19O 096:011 Sevinsin gökler, coşsun yeryüzü!<br />Gürlesin deniz içindekilerle birlikte! 
19O 096:012 Bayram etsin kırlar ve üzerindekiler!<br />O zaman RAB'bin önünde bütün orman ağaçları<br />Sevinçle haykıracak.<br />Çünkü O geliyor!<br />Yeryüzünü yargılamaya geliyor.<br />Dünyayı adaletle,<br />Halkları kendi gerçeğiyle yönetecek. 
19O 097:001 RAB egemenlik sürüyor, coşsun yeryüzü,<br />Bütün kıyı halkları sevinsin! 
19O 097:002 Bulut ve zifiri karanlık sarmış çevresini,<br />Doğruluk ve adalettir tahtının temeli. 
19O 097:003 Ateş yürüyor Onun önünde,<br />Düşmanlarını yakıyor çevrede. 
19O 097:004 Şimşekleri dünyayı aydınlatır,<br />Yeryüzü görüp titrer. 
19O 097:005 Dağlar balmumu gibi erir,<br />RABbin, bütün yeryüzünün Rabbi önünde. 
19O 097:006 Gökler Onun doğruluğunu duyurur,<br />Bütün halklar görkemini görür. 
19O 097:007 Utansın puta tapanlar,<br />Değersiz putlarla övünenler!<br />RABbe tapın, ey bütün ilahlar! 
19O 097:008 Siyon seviniyor yargılarını duyunca, ya RAB,<br />Yahuda kentleri coşuyor. 
19O 097:009 Çünkü sensin, ya RAB, bütün yeryüzünün en yücesi,<br />Bütün ilahların üstündesin, çok ulusun. 
19O 097:010 Ey sizler, RABbi sevenler, kötülükten tiksinin.<br />O sadık kullarının canını korur,<br />Onları kötülerin elinden kurtarır. 
19O 097:011 Doğrulara ışık,<br />Temiz yüreklilere sevinç saçar. 
19O 097:012 Ey doğrular, RAB'de sevinç bulun,<br />Kutsallığını anarak O'na şükredin! 
19O 098:001 Yeni bir ezgi söyleyin RABbe.<br />Çünkü harikalar yaptı,<br />Zaferler kazandı sağ eli ve kutsal koluyla. 
19O 098:002 RAB ulusların gözü önüne serdi kurtarışını,<br />Zaferini bildirdi. 
19O 098:003 İsrail halkına sevgisini,<br />Sadakatini anımsadı;<br />Tanrımızın zaferini gördü dünyanın dört bucağı. 
19O 098:004 Sevinç çığlıkları yükseltin RABbe, ey yeryüzündekiler!<br />Sevinç ilahileriyle yeri göğü çınlatın! 
19O 098:005 Lirle ezgiler sunun RABbe,<br />Lir ve müzik eşliğinde! 
19O 098:006 Boru ve borazan eşliğinde<br />Sevinç çığlıkları atın Kral olan RABbin önünde. 
19O 098:007 Gürlesin deniz ve içindekiler,<br />Gürlesin yeryüzü ve üzerindekiler. 
19O 098:008 El çırpsın ırmaklar,<br />Sevinçle haykırsın dağlar<br />RAB'bin önünde!<br />Çünkü O geliyor<br />Yeryüzünü yönetmeye.<br />Dünyayı adaletle,<br />Halkları doğrulukla yönetecek. 
19O 099:001 RAB egemenlik sürüyor, titresin halklar!<br />Keruvlar arasında tahtına oturmuş,<br />Sarsılsın yeryüzü! 
19O 099:002 RAB Siyonda uludur,<br />Yücedir O, bütün halklara egemendir. 
19O 099:003 Övsünler büyük, müthiş adını!<br />O kutsaldır. 
19O 099:004 Ey adaleti seven güçlü kral,<br />Eşitliği sen sağladın,<br />Yakup soyunda doğru ve adil olanı sen yaptın. 
19O 099:005 Yüceltin Tanrımız RABbi,<br />Ayaklarının taburesi önünde tapının!<br />O kutsaldır. 
19O 099:006 Musayla Harun Onun kâhinlerindendi,<br />Samuel de Onu adıyla çağıranlar arasındaydı.<br />RABbe seslenirlerdi,<br />O da yanıtlardı. 
19O 099:007 Bulut sütunu içinden onlarla konuştu,<br />Uydular Onun buyruklarına,<br />Kendilerine verdiği kurallara. 
19O 099:008 Ya RAB Tanrımız, yanıt verdin onlara;<br />Bağışlayıcı bir Tanrı oldun,<br />Ama yaptıkları kötülüğü cezasız bırakmadın. 
19O 099:009 Tanrımız RAB'bi yüceltin,<br />Tapının O'na kutsal dağında!<br />Çünkü Tanrımız RAB kutsaldır. 
19O 100:001 Ey bütün dünya, RABbe sevinç çığlıkları yükseltin! 
19O 100:002 Ona neşeyle kulluk edin,<br />Sevinç ezgileriyle çıkın huzuruna! 
19O 100:003 Bilin ki RAB Tanrıdır.<br />Bizi yaratan Odur, biz de Onunuz,<br />Onun halkı, otlağının koyunlarıyız. 
19O 100:004 Kapılarına şükranla,<br />Avlularına övgüyle girin!<br />Şükredin Ona, adına övgüler sunun! 
19O 100:005 Çünkü RAB iyidir,<br />Sevgisi sonsuzdur.<br />Sadakati kuşaklar boyunca sürer. 
19O 101:001 Sevgini ve adaletini ezgilerle anacağım,<br />Seni ilahilerle öveceğim, ya RAB. 
19O 101:002 Dürüst davranmaya özen göstereceğim,<br />Ne zaman geleceksin bana?  Temiz bir yaşam süreceğim evimde, 
19O 101:003 Önümde alçaklığa izin vermeyeceğim.<br />Tiksinirim döneklerin işinden,<br />Etkilemez beni. 
19O 101:004 Uzak olsun benden sapıklık,<br />Tanımak istemem kötülüğü. 
19O 101:005 Yok ederim dostunu gizlice çekiştireni,<br />Katlanamam tepeden bakan, gururlu insana. 
19O 101:006 Gözüm ülkenin sadık insanları üzerinde olacak,<br />Yanımda oturmalarını isterim;<br />Bana dürüst yaşayan kişi hizmet edecek. 
19O 101:007 Dolap çeviren evimde oturmayacak,<br />Yalan söyleyen gözümün önünde durmayacak. 
19O 101:008 Her sabah ülkedeki kötüleri yok ederek<br />Bütün haksızları RAB'bin kentinden söküp atacağım. 
19O 102:001 Ya RAB, duamı işit,<br />Yakarışım sana erişsin. 
19O 102:002 Sıkıntılı günümde yüzünü benden gizleme,<br />Kulak ver sesime,<br />Seslenince yanıt ver bana hemen. 
19O 102:003 Çünkü günlerim duman gibi yok oluyor,<br />Kemiklerim ateş gibi yanıyor. 
19O 102:004 Yüreğim kırgın yemiş ot gibi kurudu,<br />Ekmek yemeyi bile unuttum. 
19O 102:005 Bir deri bir kemiğe döndüm<br />Acı acı inlemekten. 
19O 102:006 Issız yerlerdeki ishakkuşunu andırıyorum,<br />Viranelerdeki kukumav gibiyim. 
19O 102:007 Gözüme uyku girmiyor,<br />Damda yalnız kalmış bir kuş gibiyim. 
19O 102:008 Düşmanlarım bütün gün bana hakaret ediyor,<br />Bana dil uzatanlar adımı lanet için kullanıyor. 
19O 102:009 -10 152400 Kızıp öfkelendiğin için<br />Külü ekmek gibi yiyor,<br />İçeceğime gözyaşı katıyorum.<br />Beni kaldırıp bir yana attın. 
19O 102:011 Günlerim akşam uzayan gölge gibi yitmekte,<br />Ot gibi sararmaktayım. 
19O 102:012 Ama sen, sonsuza dek tahtında oturursun, ya RAB,<br />Ünün kuşaklar boyu sürer. 
19O 102:013 Kalkıp Siyona sevecenlik göstereceksin,<br />Çünkü onu kayırmanın zamanıdır, beklenen zaman geldi. 
19O 102:014 Kulların onun taşlarından hoşlanır,<br />Tozunu bile severler. 
19O 102:015 Uluslar RABbin adından,<br />Yeryüzü kralları görkeminden korkacak. 
19O 102:016 Çünkü RAB Siyonu yeniden kuracak,<br />Görkem içinde görünecek. 
19O 102:017 Yoksulların duasına kulak verecek,<br />Yalvarışlarını asla hor görmeyecek. 
19O 102:018 Bunlar gelecek kuşak için yazılsın,<br />Öyle ki, henüz doğmamış insanlar<br />RABbe övgüler sunsun. 
19O 102:019 RAB yücelerdeki kutsal katından aşağı baktı,<br />Göklerden yeryüzünü gözetledi, 
19O 102:020 Tutsakların iniltisini duymak,<br />Ölüm mahkûmlarını kurtarmak için. 
19O 102:021 -22 152510 Böylece halklar ve krallıklar<br />RABbe tapınmak için toplanınca,<br />Onun adı Siyonda,<br />Övgüsü Yeruşalimde duyurulacak. 
19O 102:023 RAB gücümü kırdı yaşam yolunda,<br />Ömrümü kısalttı. 
19O 102:024 ‹‹Ey Tanrım, ömrümün ortasında canımı alma!›› dedim.<br />‹‹Senin yılların kuşaklar boyu sürer! 
19O 102:025 ‹‹Çok önceden attın dünyanın temellerini,<br />Gökler de senin ellerinin yapıtıdır. 
19O 102:026 Onlar yok olacak, ama sen kalıcısın.<br />Hepsi bir giysi gibi eskiyecek.<br />Onları bir kaftan gibi değiştireceksin,<br />Geçip gidecekler. 
19O 102:027 Ama sen hep aynısın,<br />Yılların tükenmeyecek. 
19O 102:028 Gözetiminde yaşayacak kullarının çocukları,<br />Senin önünde duracak soyları.›› 
19O 103:001 RABbe övgüler sun, ey gönlüm!<br />Onun kutsal adına övgüler sun, ey bütün varlığım! 
19O 103:002 RABbe övgüler sun, ey canım!<br />İyiliklerinin hiçbirini unutma! 
19O 103:003 Bütün suçlarını bağışlayan,<br />Bütün hastalıklarını iyileştiren, 
19O 103:004 Canını ölüm çukurundan kurtaran,<br />Sana sevgi ve sevecenlik tacı giydiren, 
19O 103:005 Yaşam boyu seni iyiliklerle doyuran Odur,<br />Bu nedenle gençliğin kartalınki gibi tazelenir. 
19O 103:006 RAB bütün düşkünlere<br />Hak ve adalet sağlar. 
19O 103:007 Kendi yöntemlerini Musaya,<br />İşlerini İsraillilere açıkladı. 
19O 103:008 RAB sevecen ve lütfedendir,<br />Tez öfkelenmez, sevgisi engindir. 
19O 103:009 Sürekli suçlamaz,<br />Öfkesini sonsuza dek sürdürmez. 
19O 103:010 Bize günahlarımıza göre davranmaz,<br />Suçlarımızın karşılığını vermez. 
19O 103:011 Çünkü gökler yeryüzünden ne kadar yüksekse,<br />Kendisinden korkanlara karşı sevgisi de o kadar büyüktür. 
19O 103:012 Doğu batıdan ne kadar uzaksa,<br />O kadar uzaklaştırdı bizden isyanlarımızı. 
19O 103:013 Bir baba çocuklarına nasıl sevecen davranırsa,<br />RAB de kendisinden korkanlara öyle sevecen davranır. 
19O 103:014 Çünkü mayamızı bilir,<br />Toprak olduğumuzu anımsar. 
19O 103:015 İnsana gelince, ota benzer ömrü,<br />Kır çiçeği gibi serpilir; 
19O 103:016 Rüzgar üzerine esince yok olur gider,<br />Bulunduğu yer onu tanımaz. 
19O 103:017 -18 152740 Ama RAB kendisinden korkanları sonsuza dek sever,<br />Antlaşmasına uyan<br />Ve buyruklarına uymayı anımsayan soylarına adil davranır. 
19O 103:019 RAB tahtını göklere kurmuştur,<br />Onun egemenliği her yeri kapsar. 
19O 103:020 RABbe övgüler sunun, ey sizler, Onun melekleri,<br />Onun sözünü dinleyen,<br />Söylediklerini yerine getiren güç sahipleri! 
19O 103:021 RABbe övgüler sunun, ey sizler,<br />Onun bütün göksel orduları,<br />İsteğini yerine getiren kulları! 
19O 103:022 RAB'be övgüler sunun,<br />Ey O'nun egemen olduğu yerlerdeki bütün yaratıklar!<br />RAB'be övgüler sun, ey gönlüm! 
19O 104:001 RABbe övgüler sun, ey gönlüm!<br />Ya RAB Tanrım, ne ulusun!<br />Görkem ve yücelik kuşanmışsın, 
19O 104:002 Bir kaftana bürünür gibi ışığa bürünmüşsün.<br />Gökleri bir çadır gibi geren, 
19O 104:003 Evini yukarıdaki sular üzerine kuran,<br />Bulutları kendine savaş arabası yapan,<br />Rüzgarın kanatları üzerinde gezen, 
19O 104:004 Rüzgarları kendine haberci,<br />Yıldırımları hizmetkâr eden sensin. eden sensin›› ya da ‹‹Meleklerini rüzgarlar, hizmetkârlarını ateş alevleri yapan sensin››. 
19O 104:005 Yeryüzünü temeller üzerine kurdun,<br />Asla sarsılmasın diye. 
19O 104:006 Engini ona bir giysi gibi giydirdin,<br />Sular dağların üzerinde durdu. 
19O 104:007 Sen kükreyince sular kaçtı,<br />Göğü gürletince hemen çekildi. 
19O 104:008 Dağları aşıp derelere aktı,<br />Onlar için belirlediğin yerlere doğru. 
19O 104:009 Bir sınır koydun önlerine,<br />Geçmesinler, gelip yeryüzünü bir daha kaplamasınlar diye. 
19O 104:010 Vadilerde fışkırttığın pınarlar,<br />Dağların arasından akar. 
19O 104:011 Bütün kır hayvanlarını suvarır,<br />Yaban eşeklerinin susuzluğunu giderirler. 
19O 104:012 Kuşlar yanlarında yuva kurar,<br />Dalların arasında ötüşürler. 
19O 104:013 Gökteki evinden dağları sularsın,<br />Yeryüzü işlerinin meyvesine doyar. 
19O 104:014 Hayvanlar için ot,<br />İnsanların yararı için bitkiler yetiştirirsin;<br />İnsanlar ekmeğini topraktan çıkarsın diye, 
19O 104:015 Yüreklerini sevindiren şarabı,<br />Yüzlerini güldüren zeytinyağını,<br />Güçlerini artıran ekmeği hep sen verirsin. 
19O 104:016 RABbin ağaçları,<br />Kendi diktiği Lübnan sedirleri suya doyar. 
19O 104:017 Kuşlar orada yuva yapar,<br />Leyleğin evi ise çamlardadır. 
19O 104:018 Yüksek dağlar dağ keçilerinin uğrağı,<br />Kayalar kaya tavşanlarının sığınağıdır. 
19O 104:019 Mevsimleri göstersin diye ayı,<br />Batacağı zamanı bilen güneşi yarattın. 
19O 104:020 Karartırsın ortalığı, gece olur,<br />Başlar kıpırdamaya orman hayvanları. 
19O 104:021 Genç aslan av peşinde kükrer,<br />Tanrıdan yiyecek ister. 
19O 104:022 Güneş doğunca<br />İnlerine çekilir, yatarlar. 
19O 104:023 İnsan işine gider,<br />Akşama dek çalışmak için. 
19O 104:024 Ya RAB, ne çok eserin var!<br />Hepsini bilgece yaptın;<br />Yeryüzü yarattıklarınla dolu. 
19O 104:025 İşte uçsuz bucaksız denizler,<br />İçinde kaynaşan sayısız canlılar,<br />Büyük küçük yaratıklar. 
19O 104:026 Orada gemiler dolaşır,<br />İçinde oynaşsın diye yarattığın Livyatan da orada. 
19O 104:027 Hepsi seni bekliyor,<br />Yiyeceklerini zamanında veresin diye. 
19O 104:028 Sen verince onlar toplar,<br />Sen elini açınca onlar iyiliğe doyar. 
19O 104:029 Yüzünü gizleyince dehşete kapılırlar,<br />Soluklarını kesince ölüp toprak olurlar. 
19O 104:030 Ruhunu gönderince var olurlar,<br />Yeryüzüne yeni yaşam verirsin. 
19O 104:031 RABbin görkemi sonsuza dek sürsün!<br />Sevinsin RAB yaptıklarıyla! 
19O 104:032 O bakınca yeryüzü titrer,<br />O dokununca dağlar tüter. 
19O 104:033 Ömrümce RABbe ezgiler söyleyecek,<br />Var oldukça Tanrımı ilahilerle öveceğim. 
19O 104:034 Düşüncem ona hoş görünsün,<br />Sevincim RAB olsun! 
19O 104:035 Tükensin dünyadaki günahlılar,<br />Yok olsun artık kötüler!<br />RAB'be övgüler sun, ey gönlüm!<br />RAB'be övgüler sunun! 
19O 105:001 RABbe şükredin, Onu adıyla çağırın,<br />Halklara duyurun yaptıklarını! 
19O 105:002 Onu ezgilerle, ilahilerle övün,<br />Bütün harikalarını anlatın! 
19O 105:003 Kutsal adıyla övünün,<br />Sevinsin RABbe yönelenler! 
19O 105:004 RABbe ve Onun gücüne bakın,<br />Durmadan Onun yüzünü arayın! 
19O 105:005 -6 153180 Ey sizler, kulu İbrahimin soyu,<br />Seçtiği Yakupoğulları,<br />Onun yaptığı harikaları,<br />Olağanüstü işlerini<br />Ve ağzından çıkan yargıları anımsayın! 
19O 105:007 Tanrımız RAB Odur,<br />Yargıları bütün yeryüzünü kapsar. 
19O 105:008 -9 153200 O antlaşmasını,<br />Bin kuşak için verdiği sözü,<br />İbrahimle yaptığı antlaşmayı,<br />İshak için içtiği andı sonsuza dek anımsar. 
19O 105:010 -11 153210 ‹‹Hakkınıza düşen mülk olarak<br />Kenan ülkesini size vereceğim›› diyerek,<br />Bunu Yakup için bir kural,<br />İsraille sonsuza dek geçerli bir antlaşma yaptı. 
19O 105:012 O zaman bir avuç insandılar,<br />Sayıca az ve ülkeye yabancıydılar. 
19O 105:013 Bir ulustan öbürüne,<br />Bir ülkeden ötekine dolaşıp durdular. 
19O 105:014 RAB kimsenin onları ezmesine izin vermedi,<br />Onlar için kralları bile payladı: 
19O 105:015 ‹‹Meshettiklerime dokunmayın,<br />Peygamberlerime kötülük etmeyin!›› dedi. 
19O 105:016 Ülkeye kıtlık gönderdi,<br />Bütün yiyeceklerini yok etti. 
19O 105:017 Önlerinden bir adam göndermişti,<br />Köle olarak satılan Yusuftu bu. 
19O 105:018 Zincir vurup incittiler ayaklarını,<br />Demir halka geçirdiler boynuna, 
19O 105:019 Söyledikleri gerçekleşinceye dek,<br />RABbin sözü onu sınadı. 
19O 105:020 Kral adam gönderip Yusufu salıverdi,<br />Halklara egemen olan onu özgür kıldı. 
19O 105:021 Onu kendi sarayının efendisi,<br />Bütün varlığının sorumlusu yaptı; 
19O 105:022 Önderlerini istediği gibi eğitsin,<br />İleri gelenlerine akıl versin diye. 
19O 105:023 O zaman İsrail Mısıra gitti,<br />Yakup Ham ülkesine yerleşti. 
19O 105:024 RAB halkını alabildiğine çoğalttı,<br />Düşmanlarından sayıca artırdı onları. 
19O 105:025 Sonunda tutumunu değiştirdi düşmanlarının:<br />Halkından tiksindiler,<br />Kullarına kurnazca davrandılar. 
19O 105:026 Kulu Musayı,<br />Seçtiği Harunu gönderdi aralarına. 
19O 105:027 Onlar gösterdiler RABbin belirtilerini,<br />Ham ülkesinde şaşılası işlerini. 
19O 105:028 Karanlık gönderip ülkeyi karanlığa bürüdü RAB,<br />Çünkü Mısırlılar Onun sözlerine karşı gelmişti. 
19O 105:029 Kana çevirdi sularını,<br />Öldürdü balıklarını. 
19O 105:030 Ülkede kurbağalar kaynaştı<br />Krallarının odalarına kadar. 
19O 105:031 RAB buyurunca sinek sürüleri,<br />Sivrisinekler üşüştü ülkenin her yanına. 
19O 105:032 Dolu yağdırdı yağmur yerine,<br />Şimşekler çaktırdı ülkelerinde. 
19O 105:033 Bağlarını, incir ağaçlarını vurdu,<br />Parçaladı ülkenin ağaçlarını. 
19O 105:034 O buyurunca çekirgeler,<br />Sayısız yavrular kaynadı. 
19O 105:035 Ülkenin bütün bitkilerini yediler,<br />Toprağın ürününü yiyip bitirdiler. 
19O 105:036 RAB ülkede ilk doğanların hepsini,<br />İlk çocuklarını öldürdü. 
19O 105:037 İsraillileri ülkeden altın ve gümüşle çıkardı,<br />Oymaklarından tek kişi bile tökezlemedi. 
19O 105:038 Onlar gidince Mısır sevindi,<br />Çünkü İsrail korkusu çökmüştü Mısırın üzerine. 
19O 105:039 RAB bulutu bir örtü gibi yaydı üzerlerine,<br />Gece ateş verdi yollarını aydınlatsın diye. 
19O 105:040 İstediler, bıldırcın gönderdi,<br />Göksel ekmekle doyurdu karınlarını. 
19O 105:041 Kayayı yardı, sular fışkırdı,<br />Çorak topraklarda bir ırmak gibi aktı. 
19O 105:042 Çünkü kutsal sözünü,<br />Kulu İbrahime verdiği sözü anımsadı. 
19O 105:043 Halkını sevinç içinde,<br />Seçtiklerini sevinç çığlıklarıyla ülkeden çıkardı. 
19O 105:044 Ulusların topraklarını verdi onlara.<br />Halkların emeğini miras aldılar; 
19O 105:045 Kurallarını yerine getirsinler,<br />Yasalarına uysunlar diye.<br />RAB'be övgüler sunun! 
19O 106:001 Övgüler sunun, RABbe!<br />RABbe şükredin, çünkü O iyidir,<br />Sevgisi sonsuzdur. 
19O 106:002 RABbin büyük işlerini kim anlatabilir,<br />Kim Ona yeterince övgü sunabilir? 
19O 106:003 Ne mutlu adalete uyanlara,<br />Sürekli doğru olanı yapanlara! 
19O 106:004 Ya RAB, halkına lütfettiğinde anımsa beni,<br />Onları kurtardığında ilgilen benimle. 
19O 106:005 Öyle ki, seçtiklerinin gönencini göreyim,<br />Ulusunun sevincini,<br />Kendi halkının kıvancını paylaşayım. 
19O 106:006 Atalarımız gibi biz de günah işledik,<br />Suç işledik, kötülük ettik. 
19O 106:007 Atalarımız Mısırdayken<br />Yaptığın harikaları anlamadı,<br />Çok kez gösterdiğin sevgiyi anımsamadı,<br />Denizde, Kızıldenizde başkaldırdılar. 
19O 106:008 Buna karşın RAB gücünü göstermek için,<br />Adı uğruna kurtardı onları. 
19O 106:009 Kızıldenizi azarladı, kurudu deniz,<br />Yürüdüler enginde Onun öncülüğünde,<br />Çölde yürür gibi. 
19O 106:010 Kendilerinden nefret edenlerin elinden aldı onları,<br />Düşmanlarının pençesinden kurtardı. 
19O 106:011 Sular yuttu hasımlarını,<br />Hiçbiri kurtulmadı. 
19O 106:012 O zaman atalarımız Onun sözlerine inandılar,<br />Ezgiler söyleyerek Onu övdüler. 
19O 106:013 Ne var ki, RABbin yaptıklarını çabucak unuttular,<br />Öğüt vermesini beklemediler. 
19O 106:014 Özlemle kıvrandılar çölde,<br />Tanrıyı denediler ıssız yerlerde. 
19O 106:015 Tanrı onlara istediklerini verdi,<br />Ama üzerlerine yıpratıcı bir hastalık gönderdi. 
19O 106:016 Onlar ordugahlarında Musayı,<br />RABbin kutsal kulu Harunu kıskanınca, 
19O 106:017 Yer yarıldı ve Datanı yuttu,<br />Aviramla yandaşlarının üzerine kapandı. 
19O 106:018 Ateş kavurdu onları izleyenleri,<br />Alev yaktı kötüleri. 
19O 106:019 Bir buzağı heykeli yaptılar Horevde,<br />Dökme bir puta tapındılar. 
19O 106:020 Tanrının yüceliğini,<br />Ot yiyen öküz putuna değiştirdiler. 
19O 106:021 Unuttular kendilerini kurtaran Tanrıyı,<br />Mısırda yaptığı büyük işleri, 
19O 106:022 Ham ülkesinde yarattığı harikaları,<br />Kızıldeniz kıyısında yaptığı müthiş işleri. 
19O 106:023 Bu yüzden onları yok edeceğini söyledi Tanrı,<br />Ama seçkin kulu Musa Onun önündeki gedikte durarak,<br />Yok edici öfkesinden vazgeçirdi Onu. 
19O 106:024 Ardından hor gördüler güzelim ülkeyi,<br />Tanrının verdiği söze inanmadılar. 
19O 106:025 Çadırlarında söylendiler,<br />Dinlemediler RABbin sesini. 
19O 106:026 -27 153810 Bu yüzden RAB elini kaldırdı<br />Ve çölde onları yere sereceğine,<br />Soylarını ulusların arasına saçacağına,<br />Onları öteki ülkelere dağıtacağına ant içti. 
19O 106:028 Sonra Baal-Peora bel bağladılar,<br />Ölülere sunulan kurbanları yediler. 
19O 106:029 Öfkelendirdiler RABbi yaptıklarıyla,<br />Salgın hastalık çıktı aralarında. 
19O 106:030 Ama Pinehas kalkıp araya girdi,<br />Felaketi önledi. 
19O 106:031 Bu doğruluk sayıldı ona,<br />Kuşaklar boyu, sonsuza dek sürecek bu. 
19O 106:032 Yine RABbi öfkelendirdiler Meriva suları yanında,<br />Musanın başına dert açıldı onlar yüzünden; 
19O 106:033 Çünkü onu sinirlendirdiler,<br />O da düşünmeden konuştu. 
19O 106:034 RABbin onlara buyurduğu gibi<br />Yok etmediler halkları, 
19O 106:035 Tersine öteki uluslara karıştılar,<br />Onların törelerini öğrendiler. 
19O 106:036 Putlarına taptılar,<br />Bu da onlara tuzak oldu. 
19O 106:037 Oğullarını, kızlarını<br />Cinlere kurban ettiler. 
19O 106:038 Kenan putlarına kurban olsun diye<br />Oğullarının, kızlarının kanını,<br />Suçsuzların kanını döktüler;<br />Ülke onların kanıyla kirlendi. 
19O 106:039 Böylece yaptıklarıyla kirli sayıldılar,<br />Vefasız duruma düştüler töreleriyle. 
19O 106:040 RABbin öfkesi parladı halkına karşı,<br />Tiksindi kendi halkından. 
19O 106:041 Onları ulusların eline teslim etti.<br />Onlardan nefret edenler onlara egemen oldu. 
19O 106:042 Düşmanları onları ezdi,<br />Boyun eğdirdi hepsine. 
19O 106:043 RAB onları birçok kez kurtardı,<br />Ama akılları fikirleri başkaldırmaktaydı<br />Ve alçaltıldılar suçları yüzünden. 
19O 106:044 RAB yine de ilgilendi sıkıntılarıyla<br />Yakarışlarını duyunca. 
19O 106:045 Antlaşmasını anımsadı onlar uğruna,<br />Eşsiz sevgisinden ötürü vazgeçti yapacaklarından. 
19O 106:046 Merhamet koydu onları tutsak alanların yüreğine. 
19O 106:047 Kurtar bizi, ey Tanrımız RAB,<br />Topla bizi ulusların arasından.<br />Kutsal adına şükredelim,<br />Yüceliğinle övünelim. 
19O 106:048 Öncesizlikten sonsuza dek,<br />İsrail'in Tanrısı RAB'be övgüler olsun!<br />Bütün halk, ‹‹Amin!›› desin.<br />RAB'be övgüler olsun! 
19O 107:001 RABbe şükredin, çünkü O iyidir,<br />Sevgisi sonsuzdur. 
19O 107:002 Böyle desin RABbin kurtardıkları,<br />Düşman pençesinden özgür kıldıkları, 
19O 107:003 Doğudan, batıdan, kuzeyden, güneydenfş,<br />Bütün ülkelerden topladıkları. 
19O 107:004 Issız çöllerde dolaştılar,<br />Yerleşecekleri kente giden bir yol bulamadılar. 
19O 107:005 Aç, susuz,<br />Sefil oldular. 
19O 107:006 O zaman sıkıntı içinde RABbe yakardılar,<br />RAB kurtardı onları dertlerinden. 
19O 107:007 Yerleşecekleri bir kente varıncaya dek,<br />Onlara doğru yolda öncülük etti. 
19O 107:008 Şükretsinler RABbe sevgisi için,<br />İnsanlar yararına yaptığı harikalar için. 
19O 107:009 Çünkü O susamış canın susuzluğunu giderir,<br />Aç canı iyiliklerle doyurur. 
19O 107:010 Zincire vurulmuş, acıyla kıvranan tutsaklar,<br />Karanlıkta, zifiri karanlıkta oturmuştu. 
19O 107:011 Çünkü Tanrının buyruklarına karşı çıkmışlardı,<br />Küçümsemişlerdi Yüceler Yücesinin öğüdünü. 
19O 107:012 Ağır işlerle hayatı onlara zehir etti,<br />Çöktüler, yardım eden olmadı. 
19O 107:013 O zaman sıkıntı içinde RABbe yakardılar,<br />RAB kurtardı onları dertlerinden; 
19O 107:014 Çıkardı karanlıktan, zifiri karanlıktan,<br />Kopardı zincirlerini. 
19O 107:015 Şükretsinler RABbe sevgisi için,<br />İnsanlar yararına yaptığı harikalar için! 
19O 107:016 Çünkü tunç kapıları kırdı,<br />Demir kapı kollarını parçaladı O. 
19O 107:017 Cezalarını buldu aptallar,<br />Suçları, isyanları yüzünden. 
19O 107:018 İğrenir olmuşlardı bütün yemeklerden,<br />Ölümün kapılarına yaklaşmışlardı. 
19O 107:019 O zaman sıkıntı içinde RABbe yakardılar,<br />RAB kurtardı onları dertlerinden. 
19O 107:020 Sözünü gönderip iyileştirdi onları,<br />Kurtardı ölüm çukurundan. 
19O 107:021 Şükretsinler RABbe sevgisi için,<br />İnsanlar yararına yaptığı harikalar için! 
19O 107:022 Şükran kurbanları sunsunlar<br />Ve sevinç çığlıklarıyla duyursunlar Onun yaptıklarını! 
19O 107:023 Gemilerle denize açılanlar,<br />Okyanuslarda iş yapanlar, 
19O 107:024 RABbin işlerini,<br />Derinliklerde yaptığı harikaları gördüler. 
19O 107:025 Çünkü O buyurunca şiddetli bir fırtına koptu,<br />Dalgalar şaha kalktı. 
19O 107:026 Göklere yükselip diplere indi gemiler,<br />Sıkıntıdan canları burunlarına geldi gemicilerin, 
19O 107:027 Sarhoş gibi sallanıp sendelediler,<br />Ustalıkları işe yaramadı. 
19O 107:028 O zaman sıkıntı içinde RABbe yakardılar,<br />RAB kurtardı onları dertlerinden. 
19O 107:029 Fırtınayı limanlığa çevirdi,<br />Yatıştı dalgalar; 
19O 107:030 Rahatlayınca sevindiler,<br />Diledikleri limana götürdü RAB onları. 
19O 107:031 Şükretsinler RABbe sevgisi için,<br />İnsanlar yararına yaptığı harikalar için! 
19O 107:032 Yüceltsinler Onu halk topluluğunda,<br />Övgüler sunsunlar ileri gelenlerin toplantısında. 
19O 107:033 Irmakları çöle çevirir,<br />Pınarları kurak toprağa, 
19O 107:034 Verimli toprağı çorak alana,<br />Orada yaşayanların kötülüğü yüzünden. 
19O 107:035 Çölü su birikintisine çevirir,<br />Kuru toprağı pınara. 
19O 107:036 Açları yerleştirir oraya;<br />Oturacak bir kent kursunlar, 
19O 107:037 Tarlalar ekip bağlar diksinler,<br />Bol ürün alsınlar diye. 
19O 107:038 RABbin kutsamasıyla,<br />Çoğaldılar alabildiğine,<br />Eksiltmedi hayvanlarını. 
19O 107:039 Sonra azaldılar, alçaldılar,<br />Baskı, sıkıntı ve acı yüzünden. 
19O 107:040 RAB rezalet saçtı soylular üzerine,<br />Yolu izi belirsiz bir çölde dolaştırdı onları. 
19O 107:041 Ama yoksulu sefaletten kurtardı,<br />Davar sürüsü gibi çoğalttı ailelerini. 
19O 107:042 Doğru insanlar görüp sevinecek,<br />Kötülerse ağzını kapayacak. 
19O 107:043 Aklı olan bunları göz önünde tutsun,<br />RAB'bin sevgisini dikkate alsın. 
19O 108:001 Kararlıyım, ey Tanrı,<br />Bütün varlığımla sana ezgiler, ilahiler söyleyeceğim! 
19O 108:002 Uyan, ey lir, ey çenk,<br />Seheri ben uyandırayım! 
19O 108:003 Halkların arasında sana şükürler sunayım, ya RAB,<br />Ulusların arasında seni ilahilerle öveyim. 
19O 108:004 Çünkü sevgin göklere erişir,<br />Sadakatin gökyüzüne ulaşır. 
19O 108:005 Yüceliğini göster göklerin üstünde, ey Tanrı,<br />Görkemin bütün yeryüzünü kaplasın! 
19O 108:006 Kurtar bizi sağ elinle, yardım et,<br />Sevdiklerin özgürlüğe kavuşsun diye! 
19O 108:007 Tanrı şöyle konuştu kutsal yerinde:<br />‹‹Şekemi sevinçle bölüştürecek,<br />Sukkot Vadisini ölçeceğim. 
19O 108:008 Gilat benimdir, Manaşşe de benim,<br />Efrayim miğferim,<br />Yahuda asam. 
19O 108:009 Moav yıkanma leğenim,<br />Edomun üzerine çarığımı fırlatacağım,<br />Filiste zaferle haykıracağım.›› fırlatılması, bir yerin sahiplenilmesi anlamına geliyordu. 
19O 108:010 Kim beni surlu kente götürecek?<br />Kim bana Edoma kadar yol gösterecek? 
19O 108:011 Ey Tanrı, sen bizi reddetmedin mi?<br />Ordularımıza öncülük etmiyor musun artık? 
19O 108:012 Yardım et bize düşmana karşı,<br />Çünkü boştur insan yardımı. 
19O 108:013 Tanrı'yla zafer kazanırız,<br />O çiğner düşmanlarımızı. 
19O 109:001 Ey övgüler sunduğum Tanrı,<br />Sessiz kalma! 
19O 109:002 Çünkü kötüler, yalancılar<br />Bana karşı ağzını açtı,<br />Karalıyorlar beni. 
19O 109:003 Nefret dolu sözlerle beni kuşatıp<br />Yok yere bana savaş açtılar. 
19O 109:004 Sevgime karşılık bana düşman oldular,<br />Bense dua etmekteyim. 
19O 109:005 İyiliğime kötülük,<br />Sevgime nefretle karşılık verdiler. 
19O 109:006 Kötü bir adam koy düşmanın başına,<br />Sağında onu suçlayan biri dursun! 
19O 109:007 Yargılanınca suçlu çıksın,<br />Duası bile günah sayılsın! 
19O 109:008 Ömrü kısa olsun,<br />Görevini bir başkası üstlensin! 
19O 109:009 Çocukları öksüz,<br />Karısı dul kalsın! 
19O 109:010 Çocukları avare gezip dilensin,<br />Yıkık evlerinden uzakta yiyecek arasın! 
19O 109:011 Bütün malları tefecinin ağına düşsün,<br />Emeğini yabancılar yağmalasın! 
19O 109:012 Kimse ona sevgi göstermesin,<br />Öksüzlerine acıyan olmasın! 
19O 109:013 Soyu kurusun,<br />Bir kuşak sonra adı silinsin! 
19O 109:014 Atalarının suçları RABbin önünde anılsın,<br />Annesinin günahı silinmesin! 
19O 109:015 Günahları hep RABbin önünde dursun,<br />RAB anılarını yok etsin yeryüzünden! 
19O 109:016 Çünkü düşmanım sevgi göstermeyi düşünmedi,<br />Ölesiye baskı yaptı mazluma, yoksula,<br />Yüreği kırık insana. 
19O 109:017 Sevdiği lanet başına gelsin!<br />Madem kutsamaktan hoşlanmıyor,<br />Uzak olsun ondan kutsamak! 
19O 109:018 Laneti bir giysi gibi giydi,<br />Su gibi içine, yağ gibi kemiklerine işlesin lanet! 
19O 109:019 Bir giysi gibi onu örtünsün,<br />Bir kuşak gibi hep onu sarsın! düşmanlarının konuşmasıdır. 
19O 109:020 Düşmanlarıma, beni kötüleyenlere,<br />RAB böyle karşılık versin! 
19O 109:021 Ama sen, ey Egemen RAB,<br />Adın uğruna bana ilgi göster;<br />Kurtar beni, iyiliğin, sevgin uğruna! 
19O 109:022 Çünkü düşkün ve yoksulum,<br />Yüreğim yaralı içimde. 
19O 109:023 Batan güneş gibi geçip gidiyorum,<br />Çekirge gibi silkilip atılıyorum. 
19O 109:024 Dizlerim titriyor oruç tutmaktan;<br />Bir deri bir kemiğe döndüm. 
19O 109:025 Düşmanlarıma yüzkarası oldum;<br />Beni görünce kafalarını sallıyorlar! 
19O 109:026 Yardım et bana, ya RAB Tanrım;<br />Kurtar beni sevgin uğruna! 
19O 109:027 Bilsinler bu işte senin elin olduğunu,<br />Bunu senin yaptığını, ya RAB! 
19O 109:028 Varsın lanet etsin onlar, sen kutsa beni,<br />Bana saldıranlar utanacak,<br />Ben kulunsa sevineceğim. 
19O 109:029 Rezilliğe bürünsün beni suçlayanlar,<br />Kaftan giyer gibi utançlarıyla örtünsünler! 
19O 109:030 RABbe çok şükredeceğim,<br />Kalabalığın arasında Ona övgüler dizeceğim; 
19O 109:031 Çünkü O yoksulun sağında durur,<br />Onu yargılayanlardan kurtarmak için. 
19O 110:001 RAB efendime:<br />‹‹Ben düşmanlarını ayaklarının altına serinceye dekfü<br />Sağımda otur›› diyor. ‹‹Ayaklarına tabure yapıncaya dek››. 
19O 110:002 RAB Siyondan uzatacak kudret asanı,<br />Düşmanlarının ortasında egemenlik sür! 
19O 110:003 Savaşacağın gün<br />Gönüllü gidecek askerlerin.<br />Seherin bağrından doğan çiy gibi<br />Kutsal giysiler içinde<br />Sana gelecek gençlerin. 
19O 110:004 RAB ant içti, kararından dönmez:<br />‹‹Melkisedek düzeni uyarınca<br />Sonsuza dek kâhinsin sen!›› dedi. 
19O 110:005 Rab senin sağındadır,<br />Kralları ezecek öfkelendiği gün. 
19O 110:006 Ulusları yargılayacak, ortalığı cesetler dolduracak,<br />Dünyanın dört bucağında başları ezecek. 
19O 110:007 Yol kenarındaki dereden su içecek;<br />Bu yüzden başını dik tutacak. 
19O 111:001 Övgüler sunun RABbe!  Doğru insanların toplantısında,<br />Topluluk içinde,<br />Bütün yüreğimle RABbe şükredeceğim. 
19O 111:002 RABbin işleri büyüktür,<br />Onlardan zevk alanlar hep onları düşünür. 
19O 111:003 Onun yaptıkları yüce ve görkemlidir,<br />Doğruluğu sonsuza dek sürer. 
19O 111:004 RAB unutulmayacak harikalar yaptı,<br />O sevecen ve lütfedendir. 
19O 111:005 Kendisinden korkanları besler,<br />Antlaşmasını sonsuza dek anımsar. 
19O 111:006 Ulusların topraklarını kendi halkına vermekle<br />Gösterdi onlara işlerinin gücünü. 
19O 111:007 Yaptığı her işte sadık ve adildir,<br />Bütün koşulları güvenilirdir; 
19O 111:008 Sonsuza dek sürer,<br />Sadakat ve doğrulukla yapılır. 
19O 111:009 O halkının kurtuluşunu sağladı,<br />Antlaşmasını sonsuza dek geçerli kıldı.<br />Adı kutsal ve müthiştir. 
19O 111:010 Bilgeliğin temeli RAB korkusudur,<br />O'nun kurallarını yerine getiren herkes<br />Sağduyu sahibi olur.<br />O'na sonsuza dek övgü sunulur! 
19O 112:001 Övgüler sunun RABbe!  Ne mutlu RABden korkan insana,<br />Onun buyruklarından büyük zevk alana! 
19O 112:002 Soyu yeryüzünde güç kazanacak,<br />Doğruların kuşağı kutsanacak. 
19O 112:003 Bolluk ve zenginlik eksilmez evinden,<br />Sonsuza dek sürer doğruluğu. 
19O 112:004 Karanlıkta ışık doğar dürüstler için,<br />Lütfeden, sevecen, doğru insanlar için. 
19O 112:005 Ne mutlu eli açık olan, ödünç veren,<br />İşlerini adaletle yürüten insana! 
19O 112:006 Asla sarsılmaz,<br />Sonsuza dek anılır doğru insan. 
19O 112:007 Kötü haberden korkmaz,<br />Yüreği sarsılmaz, RABbe güvenir. 
19O 112:008 Gözü pektir, korku nedir bilmez,<br />Sonunda düşmanlarının yenilgisini görür. 
19O 112:009 Armağanlar dağıttı, yoksullara verdi;<br />Doğruluğu sonsuza dek kalıcıdır,<br />Gücü ve saygınlığı artar. 
19O 112:010 Kötü kişi bunu görünce kudurur,<br />Dişlerini gıcırdatır, kendi kendini yer, bitirir.<br />Kötülerin dileği boşa çıkar. 
19O 113:001 Övgüler sunun RABbe!  Övgüler sunun, ey RABbin kulları,<br />RABbin adına övgüler sunun! 
19O 113:002 Şimdiden sonsuza dek<br />RABbin adına şükürler olsun! 
19O 113:003 Güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar<br />RABbin adına övgüler sunulmalı! 
19O 113:004 RAB bütün uluslara egemendir,<br />Görkemi gökleri aşar. 
19O 113:005 Var mı Tanrımız RAB gibi,<br />Yücelerde oturan, 
19O 113:006 Göklerde ve yeryüzünde olanlara<br />Bakmak için eğilen? 
19O 113:007 Düşkünü yerden kaldırır,<br />Yoksulu çöplükten çıkarır; 
19O 113:008 Soylularla,<br />Halkının soylularıyla birlikte oturtsun diye. 
19O 113:009 Kısır kadını evde oturtur,<br />Çocuk sahibi mutlu bir anne kılar.  RAB'be övgüler sunun! 
19O 114:001 İsrail Mısırdan çıktığında,<br />Yakupun soyu yabancı dil konuşan bir halktan ayrıldığında, 
19O 114:002 Yahuda Rabbin kutsal yeri oldu,<br />İsrail de Onun krallığı. 
19O 114:003 Deniz olanı görüp geri çekildi,<br />Şeria Irmağı tersine aktı. 
19O 114:004 Dağlar koç gibi,<br />Tepeler kuzu gibi sıçradı. 
19O 114:005 Ey deniz, sana ne oldu da kaçtın?<br />Ey Şeria, neden tersine aktın? 
19O 114:006 Ey dağlar, niçin koç gibi,<br />Ey tepeler, niçin kuzu gibi sıçradınız? 
19O 114:007 Titre, ey yeryüzü,<br />Kayayı havuza,<br />Çakmaktaşını pınara çeviren Rab'bin önünde,<br />Yakup'un Tanrısı'nın huzurunda. 
19O 115:001 Bizi değil, ya RAB, bizi değil,<br />Sevgin ve sadakatin uğruna,<br />Kendi adını yücelt! 
19O 115:002 Niçin uluslar:<br />‹‹Hani, nerede onların Tanrısı?›› desin. 
19O 115:003 Bizim Tanrımız göklerdedir,<br />Ne isterse yapar. 
19O 115:004 Oysa onların putları altın ve gümüşten yapılmış,<br />İnsan elinin eseridir. 
19O 115:005 Ağızları var, konuşmazlar,<br />Gözleri var, görmezler, 
19O 115:006 Kulakları var, duymazlar,<br />Burunları var, koku almazlar, 
19O 115:007 Elleri var, hissetmezler,<br />Ayakları var, yürümezler,<br />Boğazlarından ses çıkmaz. 
19O 115:008 Onları yapan, onlara güvenen herkes<br />Onlar gibi olacak! 
19O 115:009 Ey İsrail halkı, RABbe güven,<br />Odur yardımcınız ve kalkanınız! 
19O 115:010 Ey Harun soyu, RABbe güven,<br />Odur yardımcınız ve kalkanınız! 
19O 115:011 Ey RABden korkanlar, RABbe güvenin,<br />Odur yardımcınız ve kalkanınız! 
19O 115:012 RAB bizi anımsayıp kutsayacak,<br />İsrail halkını,<br />Harun soyunu kutsayacak. 
19O 115:013 Küçük, büyük,<br />Kendisinden korkan herkesi kutsayacak. 
19O 115:014 RAB sizi,<br />Sizi ve çocuklarınızı çoğaltsın! 
19O 115:015 Yeri göğü yaratan RAB<br />Sizleri kutsasın. 
19O 115:016 Göklerin öteleri RABbindir,<br />Ama yeryüzünü insanlara vermiştir. 
19O 115:017 Ölüler, sessizlik diyarına inenler,<br />RABbe övgüler sunmaz; 
19O 115:018 Biziz RAB'bi öven,<br />Şimdiden sonsuza dek.  RAB'be övgüler sunun! 
19O 116:001 RABbi seviyorum,<br />Çünkü O feryadımı duyar. 
19O 116:002 Bana kulak verdiği için,<br />Yaşadığım sürece Ona sesleneceğim. 
19O 116:003 Ölüm iplerine dolaşmıştım,<br />Ölüler diyarının kâbusu yakama yapışmıştı,<br />Sıkıntıya, acıya gömülmüştüm. 
19O 116:004 O zaman RABbi adıyla çağırdım,<br />‹‹Aman, ya RAB, kurtar canımı!›› dedim. 
19O 116:005 RAB lütufkâr ve adildir,<br />Sevecendir Tanrımız. 
19O 116:006 RAB saf insanları korur,<br />Tükendiğim zaman beni kurtardı. 
19O 116:007 Ey canım, yine huzura kavuş,<br />Çünkü RAB sana iyilik etti. 
19O 116:008 Sen, ya RAB, canımı ölümden,<br />Gözlerimi yaştan,<br />Ayaklarımı sürçmekten kurtardın. 
19O 116:009 Yaşayanların diyarında,<br />RABbin huzurunda yürüyeceğim. 
19O 116:010 İman ettim,<br />‹‹Büyük acı çekiyorum›› dediğim zaman bile. bile›› ya da ‹‹İman ettim, bu nedenle konuştum. Büyük acı çekiyorum›› (bkz. 2Ko.4:13). 
19O 116:011 Şaşkınlık içinde,<br />‹‹Bütün insanlar yalancı›› dedim. 
19O 116:012 Ne karşılık verebilirim RABbe,<br />Bana yaptığı onca iyilik için? 
19O 116:013 Kurtuluş sunusu olarak kadeh kaldırıp<br />RABbi adıyla çağıracağım. 
19O 116:014 Bütün halkının önünde,<br />RABbe adadıklarımı yerine getireceğim. 
19O 116:015 RABbin gözünde değerlidir<br />Sadık kullarının ölümü. 
19O 116:016 Ya RAB, ben gerçekten senin kulunum;<br />Kulun, hizmetçinin oğluyum,<br />Sen çözdün bağlarımı. 
19O 116:017 Ya RAB, seni adınla çağırıp<br />Şükran kurbanı sunacağım. 
19O 116:018 RABbe adadıklarımı yerine getireceğim<br />Bütün halkının önünde, 
19O 116:019 RAB'bin Tapınağı'nın avlularında,<br />Senin orta yerinde, ey Yeruşalim!  RAB'be övgüler sunun! 
19O 117:001 Ey bütün uluslar, RABbe övgüler sunun!<br />Ey bütün halklar, Onu yüceltin! 
19O 117:002 Çünkü bize beslediği sevgi büyüktür,<br />RAB'bin sadakati sonsuza dek sürer.  RAB'be övgüler sunun! 
19O 118:001 RABbe şükredin, çünkü O iyidir,<br />Sevgisi sonsuzdur. 
19O 118:002 ‹‹Sonsuzdur sevgisi!›› desin İsrail halkı. 
19O 118:003 ‹‹Sonsuzdur sevgisi!›› desin Harunun soyu. 
19O 118:004 ‹‹Sonsuzdur sevgisi!›› desin RABden korkanlar. 
19O 118:005 Sıkıntı içinde RABbe seslendim;<br />Yanıtladı, rahata kavuşturdu beni. 
19O 118:006 RAB benden yana, korkmam;<br />İnsan bana ne yapabilir? 
19O 118:007 RAB benden yana, benim yardımcım,<br />Benden nefret edenlerin sonuna zaferle bakacağım. 
19O 118:008 RABbe sığınmak<br />İnsana güvenmekten iyidir. 
19O 118:009 RABbe sığınmak<br />Soylulara güvenmekten iyidir. 
19O 118:010 Bütün uluslar beni kuşattı,<br />RABbin adıyla püskürttüm onları. 
19O 118:011 Kuşattılar, sardılar beni,<br />RABbin adıyla püskürttüm onları. 
19O 118:012 Arılar gibi sardılar beni,<br />Ama diken ateşi gibi sönüverdiler;<br />RABbin adıyla püskürttüm onları. 
19O 118:013 İtilip kakıldım, düşmek üzereydim,<br />Ama RAB yardım etti bana. metin ‹‹Beni itip kaktın››. 
19O 118:014 RAB gücüm ve ezgimdir,<br />O kurtardı beni. 
19O 118:015 Sevinç ve zafer çığlıkları<br />Çınlıyor doğruların çadırlarında:<br />‹‹RABbin sağ eli güçlü işler yapar! 
19O 118:016 RABbin sağ eli üstündür,<br />RABbin sağ eli güçlü işler yapar!›› 
19O 118:017 Ölmeyecek, yaşayacağım,<br />RABbin yaptıklarını duyuracağım. 
19O 118:018 RAB beni şiddetle yola getirdi,<br />Ama ölüme terk etmedi. 
19O 118:019 Açın bana adalet kapılarını,<br />Girip RABbe şükredeyim. 
19O 118:020 İşte budur RABbin kapısı!<br />Doğrular girebilir oradan. 
19O 118:021 Sana şükrederim, çünkü bana yanıt verdin,<br />Kurtarıcım oldun. 
19O 118:022 Yapıcıların reddettiği taş,<br />Köşenin baş taşı oldu. 
19O 118:023 RABbin işidir bu,<br />Gözümüzde harika bir iş! 
19O 118:024 Bugün RABbin yarattığı gündür,<br />Onun için sevinip coşalım! 
19O 118:025 Ne olur, ya RAB, kurtar bizi,<br />Ne olur, başarılı kıl bizi! 
19O 118:026 Kutsansın RABbin adıyla gelen!<br />Kutsuyoruz sizi RABbin evinden. 
19O 118:027 RAB Tanrıdır, aydınlattı bizi.<br />İplerle bağlayın bayram kurbanını,<br />İlerleyin sunağın boynuzlarına kadar. dallarla bayramı kutlayın››. 
19O 118:028 Tanrım sensin, şükrederim sana,<br />Tanrım sensin, yüceltirim seni. 
19O 118:029 RAB'be şükredin, çünkü O iyidir,<br />Sevgisi sonsuzdur. 
19O 119:001 Ne mutlu yolları temiz olanlara,<br />RABbin yasasına göre yaşayanlara! 119. Mezmur akrostiş biçimde yazılmış bir şiirdir. 
19O 119:002 Ne mutlu Onun öğütlerine uyanlara,<br />Bütün yüreğiyle Ona yönelenlere! 
19O 119:003 Hiç haksızlık etmezler,<br />Onun yolunda yürürler. 
19O 119:004 Koyduğun koşullara<br />Dikkatle uyulmasını buyurdun. 
19O 119:005 Keşke kararlı olsam<br />Senin kurallarına uymakta! 
19O 119:006 Hiç utanmayacağım,<br />Bütün buyruklarını izledikçe. 
19O 119:007 Şükredeceğim sana temiz yürekle,<br />Adil hükümlerini öğrendikçe. 
19O 119:008 Kurallarını yerine getireceğim,<br />Bırakma beni hiçbir zaman! 
19O 119:009 Genç insan yolunu nasıl temiz tutar?<br />Senin sözünü tutmakla. 
19O 119:010 Bütün yüreğimle sana yöneliyorum,<br />İzin verme buyruklarından sapmama! 
19O 119:011 Aklımdan çıkarmam sözünü,<br />Sana karşı günah işlememek için. 
19O 119:012 Övgüler olsun sana, ya RAB,<br />Bana kurallarını öğret. 
19O 119:013 Ağzından çıkan bütün hükümleri<br />Dudaklarımla yineliyorum. 
19O 119:014 Sevinç duyuyorum öğütlerini izlerken,<br />Sanki benim oluyor bütün hazineler. 
19O 119:015 Koşullarını derin derin düşünüyorum,<br />Yollarını izlerken. 
19O 119:016 Zevk alıyorum kurallarından,<br />Sözünü unutmayacağım. 
19O 119:017 Ben kuluna iyilik et ki yaşayayım,<br />Sözüne uyayım. 
19O 119:018 Gözlerimi aç,<br />Yasandaki harikaları göreyim. 
19O 119:019 Garibim bu dünyada,<br />Buyruklarını benden gizleme! 
19O 119:020 İçim tükeniyor,<br />Her an hükümlerini özlemekten. 
19O 119:021 Buyruklarından sapan<br />Lanetli küstahları azarlarsın. 
19O 119:022 Uzaklaştır benden küçümsemeleri, hakaretleri,<br />Çünkü öğütlerini tutuyorum. 
19O 119:023 Önderler toplanıp beni kötüleseler bile,<br />Ben kulun senin kurallarını derin derin düşüneceğim. 
19O 119:024 Öğütlerin benim zevkimdir,<br />Bana akıl verirler. 
19O 119:025 Toza toprağa serildim,<br />Sözün uyarınca yaşam ver bana. 
19O 119:026 Yaptıklarımı açıkladım, beni yanıtladın;<br />Kurallarını öğret bana! 
19O 119:027 Koşullarını anlamamı sağla ki,<br />Harikalarının üzerinde düşüneyim. 
19O 119:028 İçim eriyor kederden,<br />Sözün uyarınca güçlendir beni! 
19O 119:029 Yalan yoldan uzaklaştır,<br />Yasan uyarınca lütfet bana. 
19O 119:030 Ben sadakat yolunu seçtim,<br />Hükümlerini uygun gördüm. 
19O 119:031 Öğütlerine dört elle sarıldım, ya RAB,<br />Utandırma beni! 
19O 119:032 İçime huzur verdiğin için<br />Buyrukların doğrultusunda koşacağım. 
19O 119:033 Kurallarını nasıl izleyeceğimi öğret bana, ya RAB,<br />Öyle ki, onları sonuna kadar izleyeyim. 
19O 119:034 Anlamamı sağla, yasana uyayım,<br />Bütün yüreğimle onu yerine getireyim. 
19O 119:035 Buyrukların doğrultusunda yol göster bana,<br />Çünkü yolundan zevk alırım. 
19O 119:036 Yüreğimi haksız kazanca değil,<br />Kendi öğütlerine yönelt. 
19O 119:037 Gözlerimi boş şeylerden çevir,<br />Beni kendi yolunda yaşat. 
19O 119:038 Senden korkulması için<br />Ben kuluna verdiğin sözü yerine getir. 
19O 119:039 Korktuğum hakaretten uzak tut beni,<br />Çünkü senin ilkelerin iyidir. 
19O 119:040 Çok özlüyorum senin koşullarını!<br />Beni doğruluğunun içinde yaşat! 
19O 119:041 Bana sevgini göster, ya RAB,<br />Sözün uyarınca kurtar beni! 
19O 119:042 O zaman beni aşağılayanlara<br />Gereken yanıtı verebilirim,<br />Çünkü senin sözüne güvenirim. 
19O 119:043 Gerçeğini ağzımdan düşürme,<br />Çünkü senin hükümlerine umut bağladım. 
19O 119:044 Yasana sürekli,<br />Sonsuza dek uyacağım. 
19O 119:045 Özgürce yürüyeceğim,<br />Çünkü senin koşullarına yöneldim ben. 
19O 119:046 Kralların önünde senin öğütlerinden söz edecek,<br />Utanç duymayacağım. 
19O 119:047 Senin buyruklarından zevk alıyor,<br />Onları seviyorum. 
19O 119:048 Saygı ve sevgi duyuyorum buyruklarına,<br />Derin derin düşünüyorum kurallarını. 
19O 119:049 Kuluna verdiğin sözü anımsa,<br />Bununla umut verdin bana. 
19O 119:050 Acı çektiğimde beni avutan budur,<br />Sözün bana yaşam verir. 
19O 119:051 Çok eğlendiler küstahlar benimle,<br />Yine de yasandan şaşmadım. 
19O 119:052 Geçmişte verdiğin hükümleri anımsayınca,<br />Avundum, ya RAB. 
19O 119:053 Çileden çıkıyorum,<br />Yasanı terk eden kötüler yüzünden. 
19O 119:054 Senin kurallarındır ezgilerimin konusu,<br />Konuk olduğum bu dünyada. 
19O 119:055 Gece adını anarım, ya RAB,<br />Yasana uyarım. 
19O 119:056 Tek yaptığım,<br />Senin koşullarına uymak. 
19O 119:057 Benim payıma düşen sensin, ya RAB,<br />Sözlerini yerine getireceğim, dedim. 
19O 119:058 Bütün yüreğimle sana yakardım.<br />Lütfet bana, sözün uyarınca. 
19O 119:059 Tuttuğum yolları düşündüm,<br />Senin öğütlerine göre adım attım. 
19O 119:060 Buyruklarına uymak için<br />Elimi çabuk tuttum, oyalanmadım. 
19O 119:061 Kötülerin ipleri beni sardı,<br />Yasanı unutmadım. 
19O 119:062 Doğru hükümlerin için<br />Gece yarısı kalkıp sana şükrederim. 
19O 119:063 Dostuyum bütün senden korkanların,<br />Koşullarına uyanların. 
19O 119:064 Yeryüzü sevginle dolu, ya RAB,<br />Kurallarını öğret bana! 
19O 119:065 Ya RAB, iyilik ettin kuluna,<br />Sözünü tuttun. 
19O 119:066 Bana sağduyu ve bilgi ver,<br />Çünkü inanıyorum buyruklarına. 
19O 119:067 Acı çekmeden önce yoldan sapardım,<br />Ama şimdi sözüne uyuyorum. 
19O 119:068 Sen iyisin, iyilik edersin;<br />Bana kurallarını öğret. 
19O 119:069 Küstahlar yalanlarla beni lekeledi,<br />Ama ben bütün yüreğimle senin koşullarına uyarım. 
19O 119:070 Onların yüreği yağ bağladı,<br />Bense zevk alırım yasandan. 
19O 119:071 İyi oldu acı çekmem;<br />Çünkü kurallarını öğreniyorum. 
19O 119:072 Ağzından çıkan yasa benim için<br />Binlerce altın ve gümüşten daha değerlidir. 
19O 119:073 Senin ellerin beni yarattı, biçimlendirdi.<br />Anlamamı sağla ki buyruklarını öğreneyim. 
19O 119:074 Senden korkanlar beni görünce sevinsin,<br />Çünkü senin sözüne umut bağladım. 
19O 119:075 Biliyorum, ya RAB, hükümlerin adildir;<br />Bana acı çektirirken bile sadıksın. 
19O 119:076 Ben kuluna verdiğin söz uyarınca,<br />Sevgin beni avutsun. 
19O 119:077 Sevecenlik göster bana, yaşayayım,<br />Çünkü yasandan zevk alıyorum. 
19O 119:078 Utansın küstahlar beni yalan yere suçladıkları için.<br />Bense senin koşullarını düşünüyorum. 
19O 119:079 Bana dönsün senden korkanlar,<br />Öğütlerini bilenler. 
19O 119:080 Yüreğim kusursuz uysun kurallarına,<br />Öyle ki, utanç duymayayım. 
19O 119:081 İçim tükeniyor senin kurtarışını özlerken,<br />Senin sözüne umut bağladım ben. 
19O 119:082 Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten,<br />‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum. 
19O 119:083 Dumandan kararmış tuluma döndüm,<br />Yine de unutmuyorum kurallarını. 
19O 119:084 Daha ne kadar bekleyecek kulun?<br />Ne zaman yargılayacaksın bana zulmedenleri? 
19O 119:085 Çukur kazdılar benim için<br />Yasana uymayan küstahlar. 
19O 119:086 Bütün buyrukların güvenilirdir;<br />Haksız yere zulmediyorlar, yardım et bana! 
19O 119:087 Nerdeyse sileceklerdi beni yeryüzünden,<br />Ama ben senin koşullarından ayrılmadım. 
19O 119:088 Koru canımı sevgin uyarınca,<br />Tutayım ağzından çıkan öğütleri. 
19O 119:089 Ya RAB, sözün<br />Göklerde sonsuza dek duruyor. 
19O 119:090 Sadakatin kuşaklar boyu sürüyor,<br />Kurduğun yeryüzü sapasağlam duruyor. 
19O 119:091 Bugün hükümlerin uyarınca ayakta duran her şey<br />Sana kulluk ediyor. 
19O 119:092 Eğer yasan zevk kaynağım olmasaydı,<br />Çektiğim acılardan yok olurdum. 
19O 119:093 Koşullarını asla unutmayacağım,<br />Çünkü onlarla bana yaşam verdin. 
19O 119:094 Kurtar beni, çünkü seninim,<br />Senin koşullarına yöneldim. 
19O 119:095 Kötüler beni yok etmeyi beklerken,<br />Ben senin öğütlerini inceliyorum. 
19O 119:096 Kusursuz olan her şeyin bir sonu olduğunu gördüm,<br />Ama senin buyruğun sınır tanımaz. 
19O 119:097 Ne kadar severim yasanı!<br />Bütün gün düşünürüm onun üzerinde. 
19O 119:098 Buyrukların beni düşmanlarımdan bilge kılar,<br />Çünkü her zaman aklımdadır onlar. 
19O 119:099 Bütün öğretmenlerimden daha akıllıyım,<br />Çünkü öğütlerin üzerinde düşünüyorum. 
19O 119:100 Yaşlılardan daha bilgeyim,<br />Çünkü senin koşullarına uyuyorum. 
19O 119:101 Sakınırım her kötü yoldan,<br />Senin sözünü tutmak için. 
19O 119:102 Ayrılmam hükümlerinden,<br />Çünkü bana sen öğrettin. 
19O 119:103 Ne tatlı geliyor verdiğin sözler damağıma,<br />Baldan tatlı geliyor ağzıma! 
19O 119:104 Senin koşullarına uymakla bilgelik kazanıyorum,<br />Bu yüzden nefret ediyorum her yanlış yoldan. 
19O 119:105 Sözün adımlarım için çıra,<br />Yolum için ışıktır. 
19O 119:106 Adil hükümlerini izleyeceğime ant içtim,<br />Andımı tutacağım. 
19O 119:107 Çok sıkıntı çektim, ya RAB;<br />Koru hayatımı sözün uyarınca. 
19O 119:108 Ağzımdan çıkan içten övgüleri<br />Kabul et, ya RAB,<br />Bana hükümlerini öğret. 
19O 119:109 Hayatım her an tehlikede,<br />Yine de unutmam yasanı. 
19O 119:110 Kötüler tuzak kurdu bana,<br />Yine de sapmadım senin koşullarından. 
19O 119:111 Öğütlerin sonsuza dek mirasımdır,<br />Yüreğimin sevincidir onlar. 
19O 119:112 Kararlıyım<br />Sonuna kadar senin kurallarına uymaya. 
19O 119:113 Döneklerden tiksinir,<br />Senin yasanı severim. 
19O 119:114 Sığınağım ve kalkanım sensin,<br />Senin sözüne umut bağlarım. 
19O 119:115 Ey kötüler, benden uzak durun,<br />Tanrımın buyruklarını yerine getireyim. 
19O 119:116 Sözün uyarınca destek ol bana, yaşam bulayım;<br />Umudumu boşa çıkarma! 
19O 119:117 Sıkı tut beni, kurtulayım,<br />Her zaman kurallarını dikkate alayım. 
19O 119:118 Kurallarından sapan herkesi reddedersin,<br />Çünkü onların hileleri boştur. 
19O 119:119 Dünyadaki kötüleri cüruf gibi atarsın,<br />Bu yüzden severim senin öğütlerini. 
19O 119:120 Bedenim ürperiyor dehşetinden,<br />Korkuyorum hükümlerinden. 
19O 119:121 Adil ve doğru olanı yaptım,<br />Gaddarların eline bırakma beni! 
19O 119:122 Güven altına al kulunun mutluluğunu,<br />Baskı yapmasın bana küstahlar. 
19O 119:123 Gözümün feri sönüyor,<br />Beni kurtarmanı,<br />Adil sözünü yerine getirmeni beklemekten. 
19O 119:124 Kuluna sevgin uyarınca davran,<br />Bana kurallarını öğret. 
19O 119:125 Ben senin kulunum, bana akıl ver ki,<br />Öğütlerini anlayabileyim. 
19O 119:126 Ya RAB, harekete geçmenin zamanıdır,<br />Yasanı çiğniyorlar. 
19O 119:127 Bu yüzden senin buyruklarını,<br />Altından, saf altından daha çok seviyorum; 
19O 119:128 Koyduğun koşulların hepsini doğru buluyorum,<br />Her yanlış yoldan tiksiniyorum. 
19O 119:129 Harika öğütlerin var,<br />Bu yüzden onlara candan uyuyorum. 
19O 119:130 Sözlerinin açıklanışı aydınlık saçar,<br />Saf insanlara akıl verir. 
19O 119:131 Ağzım açık, soluk soluğayım,<br />Çünkü buyruklarını özlüyorum. 
19O 119:132 Bana lütufla bak,<br />Adını sevenlere her zaman yaptığın gibi. 
19O 119:133 Adımlarımı pekiştir verdiğin söz uyarınca,<br />Hiçbir suç bana egemen olmasın. 
19O 119:134 Kurtar beni insan baskısından,<br />Koşullarına uyabileyim. 
19O 119:135 Yüzün aydınlık saçsın kulunun üzerine,<br />Kurallarını öğret bana. 
19O 119:136 Oluk oluk yaş akıyor gözlerimden,<br />Çünkü uymuyorlar yasana. 
19O 119:137 Sen adilsin, ya RAB,<br />Hükümlerin doğrudur. 
19O 119:138 Buyurduğun öğütler doğru<br />Ve tam güvenilirdir. 
19O 119:139 Gayretim beni tüketti,<br />Çünkü düşmanlarım unuttu senin sözlerini. 
19O 119:140 Sözün çok güvenilirdir,<br />Kulun onu sever. 
19O 119:141 Önemsiz ve horlanan biriyim ben,<br />Ama koşullarını unutmuyorum. 
19O 119:142 Adaletin sonsuza dek doğrudur,<br />Yasan gerçektir. 
19O 119:143 Sıkıntıya, darlığa düştüm,<br />Ama buyrukların benim zevkimdir. 
19O 119:144 Öğütlerin sonsuza dek doğrudur;<br />Bana akıl ver ki, yaşayayım. 
19O 119:145 Bütün yüreğimle haykırıyorum,<br />Yanıtla beni, ya RAB!<br />Senin kurallarına uyacağım. 
19O 119:146 Sana sesleniyorum,<br />Kurtar beni,<br />Öğütlerine uyayım. 
19O 119:147 Gün doğmadan kalkıp yardım dilerim,<br />Senin sözüne umut bağladım. 
19O 119:148 Verdiğin söz üzerinde düşüneyim diye,<br />Gece boyunca uyku girmiyor gözüme. 
19O 119:149 Sevgin uyarınca sesime kulak ver,<br />Hükümlerin uyarınca, ya RAB, yaşam ver bana! 
19O 119:150 Yaklaşıyor kötülük ardınca koşanlar,<br />Yasandan uzaklaşıyorlar. 
19O 119:151 Oysa sen yakınsın, ya RAB,<br />Bütün buyrukların gerçektir. 
19O 119:152 Çoktan beri anladım<br />Öğütlerini sonsuza dek verdiğini. 
19O 119:153 Çektiğim sıkıntıyı gör, kurtar beni,<br />Çünkü yasanı unutmadım. 
19O 119:154 Davamı savun, özgür kıl beni,<br />Sözün uyarınca koru canımı. 
19O 119:155 Kurtuluş kötülerden uzaktır,<br />Çünkü senin kurallarına yönelmiyorlar. 
19O 119:156 Çok sevecensin, ya RAB,<br />Hükümlerin uyarınca koru canımı. 
19O 119:157 Bana zulmedenler, düşmanlarım çok,<br />Yine de sapmadım senin öğütlerinden. 
19O 119:158 Tiksinerek bakıyorum hainlere,<br />Çünkü uymuyorlar senin sözüne. 
19O 119:159 Bak, ne kadar seviyorum koşullarını,<br />Sevgin uyarınca, ya RAB, koru canımı. 
19O 119:160 Sözlerinin temeli gerçektir,<br />Doğru hükümlerinin tümü sonsuza dek sürecektir. 
19O 119:161 Yok yere zulmediyor bana önderler,<br />Oysa yüreğim senin sözünle titrer. 
19O 119:162 Ganimet bulan biri gibi<br />Verdiğin sözlerde sevinç bulurum. 
19O 119:163 Tiksinir, iğrenirim yalandan,<br />Ama senin yasanı severim. 
19O 119:164 Doğru hükümlerin için<br />Seni günde yedi kez överim. 
19O 119:165 Yasanı sevenler büyük esenlik bulur,<br />Hiçbir şey sendeletmez onları. 
19O 119:166 Ya RAB, kurtarışına umut bağlar,<br />Buyruklarını yerine getiririm. 
19O 119:167 Öğütlerine candan uyar,<br />Onları çok severim. 
19O 119:168 Öğütlerini, koşullarını uygularım,<br />Çünkü bütün davranışlarımı görürsün sen. 
19O 119:169 Feryadım sana erişsin, ya RAB,<br />Sözün uyarınca akıl ver bana! 
19O 119:170 Yalvarışım sana ulaşsın;<br />Verdiğin söz uyarınca kurtar beni! 
19O 119:171 Dudaklarımdan övgüler aksın,<br />Çünkü bana kurallarını öğretiyorsun. 
19O 119:172 Dilimde sözün ezgilere dönüşsün,<br />Çünkü bütün buyrukların doğrudur. 
19O 119:173 Elin bana yardıma hazır olsun,<br />Çünkü senin koşullarını seçtim ben. 
19O 119:174 Kurtarışını özlüyorum, ya RAB,<br />Yasan zevk kaynağımdır. 
19O 119:175 Beni yaşat ki, sana övgüler sunayım,<br />Hükümlerin bana yardımcı olsun. 
19O 119:176 Kaybolmuş koyun gibi avare dolaşıyordum;<br />Kulunu ara,<br />Çünkü buyruklarını unutmadım ben. 
19O 120:001 Sıkıntıya düşünce RABbe seslendim;<br />Yanıtladı beni. 
19O 120:002 Ya RAB, kurtar canımı yalancı dudaklardan,<br />Aldatıcı dillerden! için Yeruşalime çıkarken söylenen ezgi. 
19O 120:003 Ey aldatıcı dil,<br />RAB ne verecek sana,<br />Daha ne verecek? 
19O 120:004 Yiğidin sivri oklarıyla<br />Retem çalısından alevli korlar! 
19O 120:005 Vay bana, Meşekte garip kaldım sanki,<br />Kedar çadırları arasında oturdum. 
19O 120:006 Fazla kaldım<br />Barıştan nefret edenler arasında. 
19O 120:007 Ben barış yanlısıyım,<br />Ama söze başladığımda,<br />Onlar savaşa kalkıyor! 
19O 121:001 Gözlerimi dağlara kaldırıyorum,<br />Nereden yardım gelecek? 
19O 121:002 Yeri göğü yaratan<br />RABden gelecek yardım. 
19O 121:003 O ayaklarının kaymasına izin vermez,<br />Seni koruyan uyuklamaz. 
19O 121:004 İsrailin koruyucusu ne uyur ne uyuklar. 
19O 121:005 Senin koruyucun RABdir,<br />O sağ yanında sana gölgedir. 
19O 121:006 Gündüz güneş,<br />Gece ay sana zarar vermez. 
19O 121:007 RAB her kötülükten seni korur,<br />Esirger canını. 
19O 121:008 Şimdiden sonsuza dek<br />RAB koruyacak gidişini, gelişini. 
19O 122:001 Bana: ‹‹RABbin evine gidelim›› dendikçe<br />Sevinirim. 
19O 122:002 Ayaklarımız senin kapılarında,<br />Ey Yeruşalim! 
19O 122:003 Bitişik nizamda kurulmuş bir kenttir<br />Yeruşalim! 
19O 122:004 Oymaklar çıkar oraya, RABbin oymakları,<br />İsraile verilen öğüt uyarınca,<br />RABbin adına şükretmek için. 
19O 122:005 Çünkü orada yargı tahtları,<br />Davut soyunun tahtları kurulmuştur. 
19O 122:006 Esenlik dileyin Yeruşalime:<br />‹‹Huzur bulsun seni sevenler! 
19O 122:007 Surlarına esenlik,<br />Saraylarına huzur egemen olsun!›› 
19O 122:008 Kardeşlerim, dostlarım için,<br />‹‹Esenlik olsun sana!›› derim. 
19O 122:009 Tanrımız RAB'bin evi için<br />İyilik dilerim sana. 
19O 123:001 Gözlerimi sana kaldırıyorum,<br />Ey göklerde taht kuran! 
19O 123:002 Nasıl kulların gözleri efendilerinin,<br />Hizmetçinin gözleri hanımının eline bakarsa,<br />Bizim gözlerimiz de RAB Tanrımıza öyle bakar,<br />O bize acıyıncaya dek. 
19O 123:003 Acı bize, ya RAB, acı;<br />Gördüğümüz hakaret yeter de artar. 
19O 123:004 Rahat yaşayanların alayları,<br />Küstahların hakareti<br />Canımıza yetti. 
19O 124:001 RAB bizden yana olmasaydı,<br />Desin şimdi İsrail: 
19O 124:002 RAB bizden yana olmasaydı,<br />İnsanlar bize saldırdığında, 
19O 124:003 Diri diri yutarlardı bizi,<br />Öfkeleri bize karşı alevlenince. 
19O 124:004 Sular silip süpürürdü bizleri,<br />Seller geçerdi üzerimizden. 
19O 124:005 Kabaran sular<br />Aşardı başımızdan. 
19O 124:006 Övgüler olsun<br />Bizi onların ağzına yem etmeyen RABbe! 
19O 124:007 Bir kuş gibi<br />Kurtuldu canımız avcının tuzağından,<br />Kırıldı tuzak, kurtulduk. 
19O 124:008 Yeri göğü yaratan<br />RAB'bin adı yardımcımızdır. 
19O 125:001 RABbe güvenenler Siyon Dağına benzer,<br />Sarsılmaz, sonsuza dek durur. 
19O 125:002 Dağlar Yeruşalimi nasıl kuşatmışsa,<br />RAB de halkını öyle kuşatmıştır,<br />Şimdiden sonsuza dek. 
19O 125:003 Kalmayacak kötülerin asası,<br />Doğruların payına düşen toprakta,<br />Yoksa doğrular haksızlığa el uzatabilir. 
19O 125:004 İyilik et, ya RAB,<br />İyilere, yüreği temiz olanlara. 
19O 125:005 Ama kendi halkından eğri yollara sapanları,<br />RAB kötü uluslarla birlikte kovacak.  İsrail'e esenlik olsun! 
19O 126:001 RAB sürgünleri Siyona geri getirince,<br />Rüya gibi geldi bize. Siyonu eski gönencine kavuşturunca››. 
19O 126:002 Ağzımız gülüşlerle,<br />Dilimiz sevinç çığlıklarıyla doldu.<br />‹‹RAB onlar için büyük işler yaptı››<br />Diye konuşuldu uluslar arasında. 
19O 126:003 RAB bizim için büyük işler yaptı,<br />Sevinç doldu içimiz. 
19O 126:004 Ya RAB, eski gönencimize kavuştur bizi,<br />Negevde suya kavuşan vadiler gibi. 
19O 126:005 Gözyaşları içinde ekenler,<br />Sevinç çığlıklarıyla biçecek; 
19O 126:006 Ağlayarak tohum çuvalını taşıyıp dolaşan,<br />Sevinç çığlıkları atarak demetlerle dönecek. 
19O 127:001 Evi RAB yapmazsa,<br />Yapıcılar boşuna didinir.<br />Kenti RAB korumazsa,<br />Bekçi boşuna bekler. 
19O 127:002 Boşuna erken kalkıp<br />Geç yatıyorsunuz.<br />Ey zahmetle kazanılan ekmeği yiyenler,<br />RAB sevdiklerinin rahat uyumasını sağlar. 
19O 127:003 Çocuklar RABbin verdiği bir armağandır,<br />Rahmin ürünü bir ödüldür. 
19O 127:004 Yiğidin elinde nasılsa oklar,<br />Öyledir gençlikte doğan çocuklar. 
19O 127:005 Ne mutlu ok kılıfı onlarla dolu insana!<br />Kent kapısında hasımlarıyla tartışırken<br />Utanç duymayacaklar. kapısında yapılırdı. 
19O 128:001 Ne mutlu RABden korkana,<br />Onun yolunda yürüyene! 
19O 128:002 Emeğinin ürününü yiyeceksin,<br />Mutlu ve başarılı olacaksın. 
19O 128:003 Eşin evinde verimli bir asma gibi olacak;<br />Çocukların zeytin filizleri gibi sofranın çevresinde. 
19O 128:004 İşte RABden korkan kişi<br />Böyle kutsanacak. 
19O 128:005 RAB seni Siyondan kutsasın!<br />Yeruşalimin gönencini göresin,<br />Bütün yaşamın boyunca! 
19O 128:006 Çocuklarının çocuklarını göresin!  İsrail'e esenlik olsun! 
19O 129:001 Gençliğimden beri bana sık sık saldırdılar;<br />Şimdi söylesin İsrail: 
19O 129:002 ‹‹Gençliğimden beri bana sık sık saldırdılar,<br />Ama yenemediler beni. 
19O 129:003 Çiftçiler saban sürdüler sırtımda,<br />Upuzun iz bıraktılar.›› 
19O 129:004 Ama RAB adildir,<br />Kesti kötülerin bağlarını. 
19O 129:005 Siyondan nefret eden herkes<br />Utanç içinde geri çekilsin. 
19O 129:006 Damlardaki ota,<br />Büyümeden kuruyan ota dönsünler. 
19O 129:007 Orakçı avucunu,<br />Demetçi kucağını dolduramaz onunla. 
19O 129:008 Yoldan geçenler de,<br />‹‹RAB sizi kutsasın,<br />RAB'bin adıyla sizi kutsarız›› demezler. 
19O 130:001 Derinliklerden sana sesleniyorum, ya RAB, 
19O 130:002 Sesimi işit, ya Rab,<br />Yalvarışıma iyi kulak ver! 
19O 130:003 Ya RAB, sen suçların hesabını tutsan,<br />Kim ayakta kalabilir, ya Rab? 
19O 130:004 Ama sen bağışlayıcısın,<br />Öyle ki senden korkulsun. 
19O 130:005 RABbi gözlüyorum,<br />Canım RABbi gözlüyor,<br />Umut bağlıyorum Onun sözüne. 
19O 130:006 Sabahı gözleyenlerden,<br />Evet, sabahı gözleyenlerden daha çok,<br />Canım Rabbi gözlüyor. 
19O 130:007 Ey İsrail, RABbe umut bağla!<br />Çünkü RABde sevgi,<br />Tam kurtuluş vardır. 
19O 130:008 İsrail'i bütün suçlarından<br />Fidyeyle O kurtaracaktır. 
19O 131:001 Ya RAB, yüreğimde gurur yok,<br />Gözüm yükseklerde değil.<br />Büyük işlerle,<br />Kendimi aşan harika işlerle uğraşmıyorum. 
19O 131:002 Tersine, ana kucağında sütten kesilmiş çocuk gibi,<br />Kendimi yatıştırıp huzur buldum,<br />Sütten kesilmiş çocuğa döndüm. 
19O 131:003 Ey İsrail, RAB'be umut bağla<br />Şimdiden sonsuza dek! 
19O 132:001 -2 158540 Ya RAB, Davutun hatırı için,<br />Çektiği bütün zorlukları,<br />Sana nasıl ant içtiğini,<br />Yakupun güçlü Tanrısına adak adadığını anımsa: 
19O 132:003 ‹‹Evime gitmeyeceğim,<br />Yatağıma uzanmayacağım, 
19O 132:004 Gözlerime uyku girmeyecek,<br />Göz kapaklarım kapanmayacak, 
19O 132:005 RABbe bir yer,<br />Yakupun güçlü Tanrısına bir konut buluncaya dek.›› 
19O 132:006 Antlaşma Sandığının Efratada olduğunu duyduk,<br />Onu Yaar kırlarında bulduk. 
19O 132:007 ‹‹RABbin konutuna gidelim,<br />Ayağının taburesi önünde tapınalım›› dedik. 
19O 132:008 Çık, ya RAB, yaşayacağın yere,<br />Gücünü simgeleyen sandıkla birlikte. 
19O 132:009 Kâhinlerin doğruluğu kuşansın,<br />Sadık kulların sevinç çığlıkları atsın. 
19O 132:010 Kulun Davutun hatırı için,<br />Meshettiğin krala yüz çevirme. 
19O 132:011 RAB Davuta kesin ant içti,<br />Andından dönmez:<br />‹‹Senin soyundan birini tahtına oturtacağım. 
19O 132:012 Eğer oğulların antlaşmama,<br />Vereceğim öğütlere uyarlarsa,<br />Onların oğulları da sonsuza dek<br />Senin tahtına oturacak.›› 
19O 132:013 Çünkü RAB Siyonu seçti,<br />Onu konut edinmek istedi. 
19O 132:014 ‹‹Sonsuza dek yaşayacağım yer budur›› dedi,<br />‹‹Burada oturacağım, çünkü bunu kendim istedim. 
19O 132:015 Çok bereketli kılacağım erzağını,<br />Yiyecekle doyuracağım yoksullarını. 
19O 132:016 Kurtuluşla donatacağım kâhinlerini;<br />Hep sevinç ezgileri söyleyecek sadık kulları. 
19O 132:017 Burada Davut soyundan güçlü bir kral çıkaracağım,<br />Meshettiğim kralın soyunu<br />Işık olarak sürdüreceğim. 
19O 132:018 Düşmanlarını utanca bürüyeceğim,<br />Ama onun başındaki taç parıldayacak.›› 
19O 133:001 Ne iyi, ne güzeldir,<br />Birlik içinde kardeşçe yaşamak! 
19O 133:002 Başa sürülen değerli yağ gibi,<br />Sakaldan, Harunun sakalından<br />Kaftanının yakasına dek inen yağ gibi. 
19O 133:003 Hermon Dağı'na yağan çiy<br />Siyon dağlarına yağıyor sanki.<br />Çünkü RAB orada bereketi,<br />Sonsuz yaşamı buyurdu. 
19O 134:001 Ey sizler, RABbin bütün kulları,<br />RABbin Tapınağında gece hizmet edenler,<br />Ona övgüler sunun! 
19O 134:002 Ellerinizi kutsal yere doğru kaldırıp<br />RABbe övgüler sunun! 
19O 134:003 Yeri göğü yaratan<br />RAB kutsasın sizi Siyon'dan. 
19O 135:001 -2 158770 RABbe övgüler sunun!<br />RABbin adına övgüler sunun,<br />Ey RABbin kulları!<br />Ey sizler, RABbin Tapınağında,<br />Tanrımızın Tapınağının avlularında hizmet edenler,<br />Övgüler sunun! 
19O 135:003 RABbe övgüler sunun,<br />Çünkü RAB iyidir.<br />Adını ilahilerle övün,<br />Çünkü hoştur bu. 
19O 135:004 RAB kendine Yakup soyunu,<br />Öz halkı olarak İsraili seçti. 
19O 135:005 Biliyorum, RAB büyüktür,<br />Rabbimiz bütün ilahlardan üstündür. 
19O 135:006 RAB ne isterse yapar,<br />Göklerde, yeryüzünde,<br />Denizlerde, bütün derinliklerde. 
19O 135:007 Yeryüzünün dört bucağından bulutlar yükseltir,<br />Yağmur için şimşek çaktırır,<br />Ambarlarından rüzgar estirir. 
19O 135:008 İnsanlardan hayvanlara dek<br />Mısırda ilk doğanları öldürdü. 
19O 135:009 Ey Mısır, senin orta yerinde,<br />Firavunla bütün görevlilerine<br />Belirtiler, şaşılası işler gösterdi. 
19O 135:010 Birçok ulusu bozguna uğrattı,<br />Güçlü kralları öldürdü: 
19O 135:011 Amorlu kral Sihonu,<br />Başan Kralı Ogu,<br />Bütün Kenan krallarını. 
19O 135:012 Topraklarını mülk,<br />Evet, mülk olarak halkı İsraile verdi. 
19O 135:013 Ya RAB, adın sonsuza dek sürecek,<br />Bütün kuşaklar seni anacak. 
19O 135:014 RAB halkını haklı çıkarır,<br />Kullarına acır. 
19O 135:015 Ulusların putları altın ve gümüşten yapılmış,<br />İnsan elinin eseridir. 
19O 135:016 Ağızları var, konuşmazlar,<br />Gözleri var, görmezler, 
19O 135:017 Kulakları var, duymazlar,<br />Soluk alıp vermezler. 
19O 135:018 Onları yapan, onlara güvenen herkes<br />Onlar gibi olacak! 
19O 135:019 Ey İsrail halkı, RABbe övgüler sun!<br />Ey Harun soyu, RABbe övgüler sun! 
19O 135:020 Ey Levi soyu, RABbe övgüler sun!<br />RABbe övgüler sunun, ey RABden korkanlar! 
19O 135:021 Yeruşalim'de oturan RAB'be<br />Siyon'dan övgüler sunulsun!  RAB'be övgüler sunun! 
19O 136:001 Şükredin RABbe, çünkü O iyidir,<br />|iSevgisi sonsuzdur; 
19O 136:002 Şükredin tanrılar Tanrısına,<br />|iSevgisi sonsuzdur; 
19O 136:003 Şükredin rabler Rabbine,<br />|iSevgisi sonsuzdur; 
19O 136:004 Büyük harikalar yapan tek varlığa,<br />|iSevgisi sonsuzdur; 
19O 136:005 Gökleri bilgece yaratana,<br />|iSevgisi sonsuzdur; 
19O 136:006 Yeri sular üzerine yayana,<br />|iSevgisi sonsuzdur; 
19O 136:007 Büyük ışıklar yaratana,<br />|iSevgisi sonsuzdur; 
19O 136:008 Gündüze egemen olsun diye güneşi,<br />|iSevgisi sonsuzdur; 
19O 136:009 Geceye egemen olsun diye ayı ve yıldızları yaratana,<br />|iSevgisi sonsuzdur; 
19O 136:010 Mısırda ilk doğanları öldürene,<br />|iSevgisi sonsuzdur; 
19O 136:011 -12 159070 Güçlü eli, kudretli koluyla<br />|iSevgisi sonsuzdur;<br />İsraili Mısırdan çıkarana,<br />|iSevgisi sonsuzdur; 
19O 136:013 Kızıldenizi ikiye bölene,<br />|iSevgisi sonsuzdur; 
19O 136:014 İsraili ortasından geçirene,<br />|iSevgisi sonsuzdur; 
19O 136:015 Firavunla ordusunu Kızıldenize dökene,<br />|iSevgisi sonsuzdur; 
19O 136:016 Kendi halkını çölde yürütene,<br />|iSevgisi sonsuzdur; 
19O 136:017 Büyük kralları vurana,<br />|iSevgisi sonsuzdur; 
19O 136:018 Güçlü kralları öldürene,<br />|iSevgisi sonsuzdur; 
19O 136:019 Amorlu kral Sihonu,<br />|iSevgisi sonsuzdur; 
19O 136:020 Başan Kralı Ogu öldürene,<br />|iSevgisi sonsuzdur; 
19O 136:021 -22 159160 Topraklarını mülk olarak,<br />|iSevgisi sonsuzdur;<br />Kulu İsraile mülk verene,<br />|iSevgisi sonsuzdur; 
19O 136:023 Düşkün günlerimizde bizi anımsayana,<br />|iSevgisi sonsuzdur; 
19O 136:024 Düşmanlarımızdan bizi kurtarana,<br />|iSevgisi sonsuzdur; 
19O 136:025 Bütün canlılara yiyecek verene,<br />|iSevgisi sonsuzdur; 
19O 136:026 Şükredin Göklerin Tanrısı'na,<br />|iSevgisi sonsuzdur. 
19O 137:001 Babil ırmakları kıyısında oturup<br />Siyonu andıkça ağladık; 
19O 137:002 Çevredeki kavaklara<br />Lirlerimizi astık. 
19O 137:003 Çünkü orada bizi tutsak edenler bizden ezgiler,<br />Bize zulmedenler bizden şenlik istiyor,<br />‹‹Siyon ezgilerinden birini okuyun bize!›› diyorlardı. 
19O 137:004 Nasıl okuyabiliriz RABbin ezgisini<br />El toprağında? 
19O 137:005 Ey Yeruşalim, seni unutursam,<br />Sağ elim kurusun. 
19O 137:006 Seni anmaz,<br />Yeruşalimi en büyük sevincimden üstün tutmazsam,<br />Dilim damağıma yapışsın! 
19O 137:007 Yeruşalimin düştüğü gün,<br />‹‹Yıkın onu, yıkın temellerine kadar!››<br />Diyen Edomluların tavrını anımsa, ya RAB. 
19O 137:008 Ey sen, yıkılası Babil kızı,<br />Bize yaptıklarını<br />Sana ödetecek olana ne mutlu! 
19O 137:009 Ne mutlu senin yavrularını tutup<br />Kayalarda parçalayacak insana! 
19O 138:001 Bütün yüreğimle sana şükrederim, ya RAB,<br />İlahlar önünde seni ilahilerle överim. 
19O 138:002 Kutsal tapınağına doğru eğilir,<br />Adına şükrederim,<br />Sevgin, sadakatin için.<br />Çünkü adını ve sözünü her şeyden üstün tuttun. 
19O 138:003 Seslendiğim gün bana yanıt verdin,<br />İçime güç koydun, beni yüreklendirdin. 
19O 138:004 Şükretsin sana, ya RAB, yeryüzü krallarının tümü,<br />Çünkü ağzından çıkan sözleri işittiler. 
19O 138:005 Yaptığın işleri ezgilerle övsünler, ya RAB,<br />Çünkü çok yücesin. 
19O 138:006 RAB yüksekse de,<br />Alçakgönüllüleri gözetir,<br />Küstahları uzaktan tanır. 
19O 138:007 Sıkıntıya düşersem, canımı korur,<br />Düşmanlarımın öfkesine karşı el kaldırırsın,<br />Sağ elin beni kurtarır. 
19O 138:008 Ya RAB, her şeyi yaparsın benim için.<br />Sevgin sonsuzdur, ya RAB,<br />Elinin eserini bırakma! 
19O 139:001 Ya RAB, sınayıp tanıdın beni. 
19O 139:002 Oturup kalkışımı bilirsin,<br />Niyetimi uzaktan anlarsın. 
19O 139:003 Gittiğim yolu, yattığım yeri inceden inceye elersin,<br />Bütün yaptıklarımdan haberin var. 
19O 139:004 Daha sözü ağzıma almadan,<br />Söyleyeceğim her şeyi bilirsin, ya RAB. 
19O 139:005 Beni çepeçevre kuşattın,<br />Elini üzerime koydun. 
19O 139:006 Kaldıramam böylesi bir bilgiyi,<br />Başa çıkamam, erişemem. 
19O 139:007 Nereye gidebilirim senin Ruhundan,<br />Nereye kaçabilirim huzurundan? 
19O 139:008 Göklere çıksam, oradasın,<br />Ölüler diyarına yatak sersem, yine oradasın. 
19O 139:009 Seherin kanatlarını alıp uçsam,<br />Denizin ötesine konsam, 
19O 139:010 Orada bile elin yol gösterir bana,<br />Sağ elin tutar beni. 
19O 139:011 Desem ki, ‹‹Karanlık beni kaplasın,<br />Çevremdeki aydınlık geceye dönsün.›› 
19O 139:012 Karanlık bile karanlık sayılmaz senin için,<br />Gece, gündüz gibi ışıldar,<br />Karanlıkla aydınlık birdir senin için. 
19O 139:013 İç varlığımı sen yarattın,<br />Annemin rahminde beni sen ördün. 
19O 139:014 Sana övgüler sunarım,<br />Çünkü müthiş ve harika yaratılmışım.<br />Ne harika işlerin var!<br />Bunu çok iyi bilirim. 
19O 139:015 Gizli yerde yaratıldığımda,<br />Yerin derinliklerinde örüldüğümde,<br />Bedenim senden gizli değildi. 
19O 139:016 Henüz döl yatağındayken gözlerin gördü beni;<br />Bana ayrılan günlerin hiçbiri gelmeden,<br />Hepsi senin kitabına yazılmıştı. 
19O 139:017 Hakkımdaki düşüncelerin ne değerli, ey Tanrı,<br />Sayıları ne çok! 
19O 139:018 Kum tanelerinden fazladır saymaya kalksam.<br />Uyanıyorum, hâlâ seninleyim. 
19O 139:019 Ey Tanrı, keşke kötüleri öldürsen!<br />Ey eli kanlı insanlar, uzaklaşın benden! 
19O 139:020 Çünkü senin için kötü konuşuyorlar,<br />Adını kötüye kullanıyor düşmanların. 
19O 139:021 Ya RAB, nasıl tiksinmem senden tiksinenlerden?<br />Nasıl iğrenmem sana başkaldıranlardan? 
19O 139:022 Onlardan tümüyle nefret ediyor,<br />Onları düşman sayıyorum. 
19O 139:023 Ey Tanrı, yokla beni, tanı yüreğimi,<br />Sına beni, öğren kaygılarımı. 
19O 139:024 Bak, seni gücendiren bir yönüm var mı,<br />Öncülük et bana sonsuz yaşam yolunda! 
19O 140:001 Ya RAB, kurtar beni kötü insandan,<br />Koru beni zorbadan. 
19O 140:002 Onlar yüreklerinde kötülük tasarlar,<br />Savaşı sürekli körükler, 
19O 140:003 Yılan gibi dillerini bilerler,<br />Engerek zehiri var dudaklarının altında. |iSela 
19O 140:004 Ya RAB, sakın beni kötünün elinden,<br />Koru beni zorbadan;<br />Bana çelme takmayı tasarlıyorlar. 
19O 140:005 Küstahlar benim için tuzak kurdu,<br />Haydutlar ağ gerdi;<br />Yol kenarına kapan koydular benim için. |iSela 
19O 140:006 Sana diyorum, ya RAB: ‹‹Tanrım sensin.››<br />Yalvarışıma kulak ver, ya RAB. 
19O 140:007 Ey Egemen RAB, güçlü kurtarıcım,<br />Savaş gününde başımı korudun. 
19O 140:008 Kötülerin dileklerini yerine getirme, ya RAB,<br />Tasarılarını ileri götürme!<br />Yoksa gurura kapılırlar. |iSela 
19O 140:009 Beni kuşatanların başını,<br />Dudaklarından dökülen fesat kaplasın. 
19O 140:010 Kızgın korlar yağsın üzerlerine!<br />Ateşe, dipsiz çukurlara atılsınlar,<br />Bir daha kalkamasınlar. 
19O 140:011 İftiracılara ülkede hayat kalmasın,<br />Felaket zorbaları amansızca avlasın. 
19O 140:012 Biliyorum, RAB mazlumun davasını savunur,<br />Yoksulları haklı çıkarır. 
19O 140:013 Kuşkusuz doğrular senin adına şükredecek,<br />Dürüstler senin huzurunda oturacak. 
19O 141:001 Seni çağırıyorum, ya RAB, yardımıma koş!<br />Sana yakarınca sesime kulak ver! 
19O 141:002 Duam önünde yükselen buhur gibi,<br />El açışım akşam sunusu gibi kabul görsün! 
19O 141:003 Ya RAB, ağzıma bekçi koy,<br />Dudaklarımın kapısını koru! 
19O 141:004 Yüreğim kötülüğe eğilim göstermesin,<br />Suç işleyenlerin fesadına bulaşmayayım;<br />Onların nefis yemeklerini tatmayayım. 
19O 141:005 Doğru insan bana vursa, iyilik sayılır,<br />Azarlasa, başa sürülen yağ gibidir,<br />Başım reddetmez onu.<br />Çünkü duam hep kötülere karşıdır. 
19O 141:006 Önderleri kayalardan aşağı atılınca,<br />Dinleyecekler tatlı sözlerimi. 
19O 141:007 Sabanla sürülüp yarılmış toprak gibi,<br />Saçılmış kemiklerimiz ölüler diyarının ağzına. 
19O 141:008 Ancak gözlerim sende, ey Egemen RAB,<br />Sana sığınıyorum, beni savunmasız bırakma! 
19O 141:009 Koru beni kurdukları tuzaktan,<br />Suç işleyenlerin kapanlarından. 
19O 141:010 Ben güvenlik içinde geçip giderken,<br />Kendi ağlarına düşsün kötüler. 
19O 142:001 Yüksek sesle yakarıyorum RABbe,<br />Yüksek sesle RABbe yalvarıyorum. 
19O 142:002 Önüne döküyorum yakınmalarımı,<br />Önünde anlatıyorum sıkıntılarımı. 
19O 142:003 Bunalıma düştüğümde,<br />Gideceğim yolu sen bilirsin.<br />Tuzak kurdular yürüdüğüm yola. 
19O 142:004 Sağıma bak da gör,<br />Kimse saymıyor beni,<br />Sığınacak yerim kalmadı,<br />Kimse aramıyor beni. 
19O 142:005 Sana haykırıyorum, ya RAB:<br />‹‹Sığınağım,<br />Yaşadığımız bu dünyada nasibim sensin›› diyorum. 
19O 142:006 Haykırışıma kulak ver,<br />Çünkü çok çaresizim;<br />Kurtar beni ardıma düşenlerden,<br />Çünkü benden güçlüler. 
19O 142:007 Çıkar beni zindandan,<br />Adına şükredeyim.<br />O zaman doğrular çevremi saracak,<br />Bana iyilik ettiğin için. 
19O 143:001 Duamı işit, ya RAB,<br />Yalvarışlarıma kulak ver!<br />Sadakatinle, doğruluğunla yanıtla beni! 
19O 143:002 Kulunla yargıya girme,<br />Çünkü hiçbir canlı senin karşında aklanmaz. 
19O 143:003 Düşman beni kovalıyor,<br />Ezip yere seriyor.<br />Çoktan ölmüş olanlar gibi,<br />Beni karanlıklarda oturtuyor. 
19O 143:004 Bu yüzden bunalıma düştüm,<br />Yüreğim perişan. 
19O 143:005 Geçmiş günleri anıyor,<br />Bütün yaptıklarını derin derin düşünüyor,<br />Ellerinin işine bakıp dalıyorum. 
19O 143:006 Ellerimi sana açıyorum,<br />Canım kurak toprak gibi sana susamış. |iSela 
19O 143:007 Çabuk yanıtla beni, ya RAB,<br />Tükeniyorum.<br />Çevirme benden yüzünü,<br />Yoksa ölüm çukuruna inen ölülere dönerim. 
19O 143:008 Sabahları duyur bana sevgini,<br />Çünkü sana güveniyorum;<br />Bana gideceğim yolu bildir,<br />Çünkü duam sanadır. 
19O 143:009 Düşmanlarımdan kurtar beni, ya RAB;<br />Sana sığınıyorum. 
19O 143:010 Bana istemini yapmayı öğret,<br />Çünkü Tanrımsın benim.<br />Senin iyi Ruhun<br />Düz yolda bana öncülük etsin! 
19O 143:011 Ya RAB, adın uğruna yaşam ver bana,<br />Doğruluğunla kurtar beni sıkıntıdan. 
19O 143:012 Sevginden ötürü,<br />Öldür düşmanlarımı,<br />Yok et bütün hasımlarımı,<br />Çünkü senin kulunum ben. 
19O 144:001 Ellerime vuruşmayı,<br />Parmaklarıma savaşmayı öğreten<br />Kayam RABbe övgüler olsun! 
19O 144:002 Odur benim vefalı dostum, kalem,<br />Kurtarıcım, kulem,<br />Kalkanım, Ona sığınırım;<br />Odur halkları bana boyun eğdiren! 
19O 144:003 Ya RAB, insan ne ki, onu gözetesin,<br />İnsan soyu ne ki, onu düşünesin? 
19O 144:004 İnsan bir soluğu andırır,<br />Günleri geçici bir gölge gibidir. 
19O 144:005 Ya RAB, gökleri yar, aşağıya in,<br />Dokun dağlara, tütsünler. 
19O 144:006 Şimşek çaktır, dağıt düşmanı,<br />Savur oklarını, şaşkına çevir onları. 
19O 144:007 Yukarıdan elini uzat, kurtar beni;<br />Çıkar derin sulardan,<br />Al eloğlunun elinden. 
19O 144:008 Onların ağzı yalan saçar,<br />Sağ ellerini kaldırır, yalan yere ant içerler. 
19O 144:009 Ey Tanrı, sana yeni bir ezgi söyleyeyim,<br />Seni on telli çenkle, ilahilerle öveyim. 
19O 144:010 Sensin kralları zafere ulaştıran,<br />Kulun Davutu kötülük kılıcından kurtaran. 
19O 144:011 Kurtar beni, özgür kıl<br />Eloğlunun elinden.<br />Onların ağzı yalan saçar,<br />Sağ ellerini kaldırır, yalan yere ant içerler. 
19O 144:012 O zaman gençliğinde<br />Sağlıklı yetişen fidan gibi olacak oğullarımız,<br />Sarayın oymalı sütunları gibi olacak kızlarımız. 
19O 144:013 Her türlü ürünle dolup taşacak ambarlarımız;<br />Binlerce, on binlerce yavrulayacak<br />Çayırlarda davarlarımız. 
19O 144:014 Semiz olacak sığırlarımız;<br />Surlarımıza gedik açılmayacak,<br />İnsanlarımız sürgün edilmeyecek,<br />Meydanlarımızda feryat duyulmayacak! 
19O 144:015 Ne mutlu bunlara sahip olan halka!<br />Ne mutlu Tanrısı RAB olan halka! 
19O 145:001 Ey Tanrım, ey Kral, seni yücelteceğim,<br />Adını sonsuza dek öveceğim. 
19O 145:002 Seni her gün övecek,<br />Adını sonsuza dek yücelteceğim. 
19O 145:003 RAB büyüktür, yalnız O övgüye yaraşıktır,<br />Akıl ermez büyüklüğüne. 
19O 145:004 Yaptıkların kuşaktan kuşağa şükranla anılacak,<br />Güçlü işlerin duyurulacak. 
19O 145:005 Düşüneceğim harika işlerini,<br />İnsanlar büyüklüğünü, yüce görkemini konuşacak. 
19O 145:006 Yaptığın müthiş işlerin gücünden söz edecekler,<br />Ben de senin büyüklüğünü duyuracağım. 
19O 145:007 Eşsiz iyiliğinin anılarını kutlayacak,<br />Sevinç ezgileriyle övecekler doğruluğunu. 
19O 145:008 RAB lütufkâr ve sevecendir,<br />Tez öfkelenmez, sevgisi engindir. 
19O 145:009 RAB herkese iyi davranır,<br />Sevecenliği bütün yapıtlarını kapsar. 
19O 145:010 Bütün yapıtların sana şükreder, ya RAB,<br />Sadık kulların sana övgüler sunar. 
19O 145:011 Krallığının yüceliğini anlatır,<br />Kudretini konuşur; 
19O 145:012 Herkes senin gücünü,<br />Krallığının yüce görkemini bilsin diye. 
19O 145:013 Senin krallığın ebedi krallıktır,<br />Egemenliğin kuşaklar boyunca sürer.  RAB verdiği bütün sözleri tutar,<br />Her davranışı sadıktır. 
19O 145:014 RAB her düşene destek olur,<br />İki büklüm olanları doğrultur. 
19O 145:015 Herkesin umudu sende,<br />Onlara yiyeceklerini zamanında veren sensin. 
19O 145:016 Elini açar,<br />Bütün canlıları doyurursun dilediklerince. 
19O 145:017 RAB bütün davranışlarında adil,<br />Yaptığı bütün işlerde sevecendir. 
19O 145:018 RAB kendisine yakaran,<br />İçtenlikle yakaran herkese yakındır. 
19O 145:019 Dileğini yerine getirir kendisinden korkanların,<br />Feryatlarını işitir, onları kurtarır. 
19O 145:020 RAB korur kendisini seven herkesi,<br />Yok eder kötülerin hepsini. 
19O 145:021 RAB'be övgüler sunsun ağzım!<br />Bütün canlılar O'nun kutsal adına,<br />Sonsuza dek övgüler dizsin. 
19O 146:001 RABbe övgüler sunun!<br />Ey gönlüm, RABbe övgüler sun. 
19O 146:002 Yaşadıkça RABbe övgüler sunacak,<br />Var oldukça Tanrıma ilahiler söyleyeceğim. 
19O 146:003 Önderlere,<br />Sizi kurtaramayacak insanlara güvenmeyin. 
19O 146:004 O son soluğunu verince toprağa döner,<br />O gün tasarıları da biter. 
19O 146:005 Ne mutlu yardımcısı Yakupun Tanrısı olan insana,<br />Umudu Tanrısı RABde olana! 
19O 146:006 Yeri göğü,<br />Denizi ve içindeki her şeyi yaratan,<br />Sonsuza dek sadık kalan, 
19O 146:007 Ezilenlerin hakkını alan,<br />Açlara yiyecek sağlayan Odur.  RAB tutsakları özgür kılar, 
19O 146:008 Körlerin gözünü açar,<br />İki büklüm olanları doğrultur,<br />Doğruları sever. 
19O 146:009 RAB garipleri korur,<br />Öksüze, dul kadına yardım eder,<br />Kötülerin yolunuysa saptırır. 
19O 146:010 RAB Tanrın sonsuza dek, ey Siyon,<br />Kuşaklar boyunca egemenlik sürecek.  RAB'be övgüler sunun! 
19O 147:001 RABbe övgüler sunun!<br />Ne güzel, ne hoş Tanrımızı ilahilerle övmek!<br />Ona övgü yaraşır. 
19O 147:002 RAB yeniden kuruyor Yeruşalimi,<br />Bir araya topluyor İsrailin sürgünlerini. 
19O 147:003 O kırık kalplileri iyileştirir,<br />Yaralarını sarar. 
19O 147:004 Yıldızların sayısını belirler,<br />Her birini adıyla çağırır. 
19O 147:005 Rabbimiz büyük ve çok güçlüdür,<br />Sınırsızdır anlayışı. 
19O 147:006 RAB mazlumlara yardım eder,<br />Kötüleri yere çalar. 
19O 147:007 RABbe şükran ezgileri okuyun,<br />Tanrımızı lirle, ilahilerle övün. 
19O 147:008 Odur gökleri bulutlarla kaplayan,<br />Yeryüzüne yağmur sağlayan,<br />Dağlarda ot bitiren. 
19O 147:009 O yiyecek sağlar hayvanlara,<br />Bağrışan kuzgun yavrularına. 
19O 147:010 Ne atın gücünden zevk alır,<br />Ne de insanın yiğitliğinden hoşlanır. 
19O 147:011 RAB kendisinden korkanlardan,<br />Sevgisine umut bağlayanlardan hoşlanır. 
19O 147:012 RABbi yücelt, ey Yeruşalim!<br />Tanrına övgüler sun, ey Siyon! 
19O 147:013 Çünkü senin kapılarının kol demirlerine güç katar,<br />İçindeki halkı kutsar. 
19O 147:014 Sınırlarını esenlik içinde tutar,<br />Seni en iyi buğdayla doyurur. 
19O 147:015 Yeryüzüne buyruğunu gönderir,<br />Sözü çarçabuk yayılır. 
19O 147:016 Yapağı gibi kar yağdırır,<br />Kırağıyı kül gibi saçar. 
19O 147:017 Aşağıya iri iri dolu savurur,<br />Kim dayanabilir soğuğuna? 
19O 147:018 Buyruk verir, eritir buzları,<br />Rüzgarını estirir, sular akmaya başlar. 
19O 147:019 Sözünü Yakup soyuna,<br />Kurallarını, ilkelerini İsraile bildirir. 
19O 147:020 Başka hiçbir ulus için yapmadı bunu,<br />Onlar O'nun ilkelerini bilmezler.  RAB'be övgüler sunun! 
19O 148:001 RABbe övgüler sunun!<br />Göklerden RABbe övgüler sunun,<br />Yücelerde Ona övgüler sunun! 
19O 148:002 Ey bütün melekleri, Ona övgüler sunun,<br />Övgüler sunun Ona, ey bütün göksel orduları! 
19O 148:003 Ey güneş, ay, Ona övgüler sunun,<br />Övgüler sunun Ona, ey ışıldayan bütün yıldızlar! 
19O 148:004 Ey göklerin gökleri<br />Ve göklerin üstündeki sular,<br />Ona övgüler sunun! 
19O 148:005 RABbin adına övgüler sunsunlar,<br />Çünkü O buyruk verince, var oldular; 
19O 148:006 Bozulmayacak bir kural koyarak,<br />Onları sonsuza dek yerlerine oturttu. 
19O 148:007 Yeryüzünden RABbe övgüler sunun,<br />Ey deniz canavarları, bütün enginler, 
19O 148:008 Şimşek, dolu, kar, bulutlar,<br />Onun buyruğuna uyan fırtınalar, 
19O 148:009 Dağlar, bütün tepeler,<br />Meyve ağaçları, sedir ağaçları, 
19O 148:010 Yabanıl ve evcil hayvanlar,<br />Sürüngenler, uçan kuşlar, 
19O 148:011 Yeryüzünün kralları, bütün halklar,<br />Önderler, yeryüzünün bütün yöneticileri, 
19O 148:012 Delikanlılar, genç kızlar,<br />Yaşlılar, çocuklar! 
19O 148:013 RABbin adına övgüler sunsunlar,<br />Çünkü yalnız Onun adı yücedir.<br />Onun yüceliği yerin göğün üstündedir. 
19O 148:014 RAB kendi halkını güçlü kıldı,<br />Bütün sadık kullarına,<br />Kendisine yakın olan halka,<br />İsrailliler'e ün kazandırdı.  RAB'be övgüler sunun! 
19O 149:001 RABbe övgüler sunun!<br />RABbe yeni bir ezgi söyleyin,<br />Sadık kullarının toplantısında<br />Onu ezgilerle övün! 
19O 149:002 İsrail Yaratıcısında sevinç bulsun,<br />Siyon halkı Krallarıyla coşsun! 
19O 149:003 Dans ederek övgüler sunsunlar Onun adına,<br />Tef ve lir çalarak Onu ilahilerle övsünler! 
19O 149:004 Çünkü RAB halkından hoşlanır,<br />Alçakgönüllüleri zafer tacıyla süsler. 
19O 149:005 Bu onurla mutlu olsun sadık kulları,<br />Sevinç ezgileri okusunlar yataklarında! 
19O 149:006 Ağızlarında Tanrıya yüce övgüler,<br />Ellerinde iki ağızlı kılıçla 
19O 149:007 Uluslardan öç alsınlar,<br />Halkları cezalandırsınlar, 
19O 149:008 Krallarını zincire,<br />Soylularını prangaya vursunlar! 
19O 149:009 Yazılan kararı onlara uygulasınlar!<br />Bütün sadık kulları için onurdur bu.  RAB'be övgüler sunun! 
19O 150:001 RABbe övgüler sunun!  Kutsal yerde Tanrıya övgüler sunun!<br />Gücünü gösteren göklerde övgüler sunun Ona! 
19O 150:002 Övgüler sunun Ona güçlü işleri için!<br />Övgüler sunun Ona eşsiz büyüklüğüne yaraşır biçimde! 
19O 150:003 Boru çalarak Ona övgüler sunun!<br />Çenkle ve lirle Ona övgüler sunun! 
19O 150:004 Tef ve dansla Ona övgüler sunun!<br />Saz ve neyle Ona övgüler sunun! 
19O 150:005 Zillerle Ona övgüler sunun!<br />Çınlayan zillerle Ona övgüler sunun! 
19O 150:006 Bütün canlı varlıklar RAB'be övgüler sunsun!  RAB'be övgüler sunun! 
20O 001:001 Davut oğlu İsrail Kralı Süleymanın özdeyişleri: 
20O 001:002 Bu özdeyişler, bilgeliğe ve terbiyeye ulaşmak,<br />Akıllıca sözleri anlamak, 
20O 001:003 Başarıya götüren terbiyeyi edinip<br />Doğru, haklı ve adil olanı yapmak, 
20O 001:004 Saf kişiyi ihtiyatlı,<br />Genç adamı bilgili ve sağgörülü kılmak içindir. 
20O 001:005 -6 161030 Özdeyişlerle benzetmeleri,<br />Bilgelerin sözleriyle bilmecelerini anlamak için<br />Bilge kişi dinlesin ve kavrayışını artırsın,<br />Akıllı kişi yaşam hüneri kazansın. 
20O 001:007 RAB korkusudur bilginin temeli.<br />Ahmaklarsa bilgeliği ve terbiyeyi küçümser. 
20O 001:008 Oğlum, babanın uyarılarına kulak ver,<br />Annenin öğrettiklerinden ayrılma. 
20O 001:009 Çünkü bunlar başın için sevimli bir çelenk,<br />Boynun için gerdanlık olacaktır. 
20O 001:010 Oğlum, seni ayartmaya çalışan günahkârlara teslim olma. 
20O 001:011 Şöyle diyebilirler:<br />‹‹Bizimle gel,<br />Adam öldürmek için pusuya yatalım,<br />Zevk uğruna masum kişileri tuzağa düşürelim. 
20O 001:012 Onları ölüler diyarı gibi diri diri,<br />Ölüm çukuruna inenler gibi<br />Bütünüyle yutalım. 
20O 001:013 Bir sürü değerli mal ele geçirir,<br />Evlerimizi ganimetle doldururuz. 
20O 001:014 Gel, sen de bize katıl,<br />Tek bir kesemiz olacak.›› 
20O 001:015 Oğlum, böyleleriyle gitme,<br />Onların tuttuğu yoldan uzak dur. 
20O 001:016 Çünkü ayakları kötülüğe koşar,<br />Çekinmeden kan dökerler. 
20O 001:017 Kuşların gözü önünde ağ sermek boşunadır. 
20O 001:018 Başkasına pusu kuran kendi kurduğu pusuya düşer.<br />Yalnız kendi canıdır tuzağa düşürdüğü. 
20O 001:019 Haksız kazanca düşkün olanların sonu böyledir.<br />Bu düşkünlük onları canlarından eder. 
20O 001:020 Bilgelik dışarıda yüksek sesle haykırıyor,<br />Meydanlarda sesleniyor. 
20O 001:021 Kalabalık sokak başlarında bağırıyor,<br />Kentin giriş kapılarında sözlerini duyuruyor: 
20O 001:022 ‹‹Ey budalalar, budalalığı ne zamana dek seveceksiniz?<br />Alaycılar ne zamana dek alay etmekten zevk alacak?<br />Akılsızlar ne zamana dek bilgiden nefret edecek? 
20O 001:023 Uyardığımda yola gelin, o zaman size yüreğimi açar,<br />Sözlerimi anlamanıza yardım ederim. 
20O 001:024 Ama sizi çağırdığım zaman beni reddettiniz.<br />Elimi uzattım, umursayan olmadı. 
20O 001:025 Duymazlıktan geldiniz bütün öğütlerimi,<br />Uyarılarımı duymak istemediniz. 
20O 001:026 -27 161230 Bu yüzden ben de felaketinize sevineceğim.<br />Belaya uğradığınızda,<br />Bela üzerinize bir fırtına gibi geldiğinde,<br />Bir kasırga gibi geldiğinde felaketiniz,<br />Sıkıntıya, kaygıya düştüğünüzde,<br />Sizinle alay edeceğim. 
20O 001:028 O zaman beni çağıracaksınız,<br />Ama yanıtlamayacağım.<br />Var gücünüzle arayacaksınız beni,<br />Ama bulamayacaksınız. 
20O 001:029 Çünkü bilgiden nefret ettiniz.<br />RABden korkmayı reddettiniz. 
20O 001:030 Öğütlerimi istemediniz,<br />Uyarılarımın tümünü küçümsediniz. 
20O 001:031 Bu nedenle tuttuğunuz yolun meyvesini yiyeceksiniz,<br />Kendi düzenbazlığınıza doyacaksınız. 
20O 001:032 Bön adamlar dönekliklerinin kurbanı olacak.<br />Akılsızlar kaygısızlıklarının içinde yok olup gidecek. 
20O 001:033 Ama beni dinleyen güvenlik içinde yaşayacak,<br />Kötülükten korkmayacak, huzur bulacak.›› 
20O 002:001 -2 161300 Oğlum, bilgeliğe kulak verip<br />Yürekten akla yönelerek<br />Sözlerimi kabul eder,<br />Buyruklarımı aklında tutarsan, 
20O 002:003 Evet, aklı çağırır,<br />Ona gönülden seslenirsen, 
20O 002:004 Gümüş ararcasına onu ararsan,<br />Onu ararsan define arar gibi, 
20O 002:005 RAB korkusunu anlar<br />Ve Tanrıyı yakından tanırsın. 
20O 002:006 Çünkü bilgeliğin kaynağı RABdir.<br />Onun ağzından bilgi ve anlayış çıkar. 
20O 002:007 Doğru kişileri başarıya ulaştırır,<br />Kalkanıdır dürüst yaşayanların. 
20O 002:008 Adil olanların adımlarını korur,<br />Sadık kullarının yolunu gözetir. 
20O 002:009 O zaman anlarsın her iyi yolu,<br />Neyin doğru, haklı ve adil olduğunu. 
20O 002:010 Çünkü yüreğin bilgelikle dolacak,<br />Zevk alacaksın bilgiden. 
20O 002:011 Sağgörü sana bekçilik edecek<br />Ve akıl seni koruyacak. 
20O 002:012 Bunlar seni kötü yoldan,<br />Ahlaksızın sözlerinden kurtaracak. 
20O 002:013 Onlar ki karanlık yollarda yürümek için<br />Doğru yoldan ayrılırlar. 
20O 002:014 Kötülük yapmaktan hoşlanır,<br />Zevk alırlar kötülüğün aşırısından. 
20O 002:015 Yolları dolambaçlı,<br />Yaşayışları çarpıktır. 
20O 002:016 -17 161440 Bilgelik, gençken evlendiği eşini terk eden,<br />Tanrının önünde içtiği andı unutan ahlaksız kadından,<br />Sözleriyle yaltaklanan<br />Vefasız kadından seni kurtaracak. 
20O 002:018 O kadının evi insanı ölüme,<br />Yolları ölülere götürür. 
20O 002:019 Ona gidenlerden hiçbiri geri dönmez,<br />Yaşam yollarına erişmez. 
20O 002:020 Bu nedenle sen iyilerin yolunda yürü,<br />Doğruların izinden git. 
20O 002:021 Çünkü ülkede yaşayacak olan doğrulardır,<br />Dürüst kişilerdir orada kalacak olan. 
20O 002:022 Kötüler ülkeden sürülecek,<br />Hainler sökülüp atılacak. 
20O 003:001 Oğlum, unutma öğrettiklerimi,<br />Aklında tut buyruklarımı. 
20O 003:002 Çünkü bunlar ömrünü uzatacak,<br />Yaşam yıllarını, esenliğini artıracaktır. 
20O 003:003 Sevgiyi, sadakati hiç yanından ayırma,<br />Bağla onları boynuna,<br />Yaz yüreğinin levhasına. 
20O 003:004 Böylece Tanrının ve insanların gözünde<br />Beğeni ve saygınlık kazanacaksın. 
20O 003:005 RABbe güven bütün yüreğinle,<br />Kendi aklına bel bağlama. 
20O 003:006 Yaptığın her işte RABbi an,<br />O senin yolunu düze çıkarır. 
20O 003:007 Kendini bilge biri olarak görme,<br />RABden kork, kötülükten uzak dur. 
20O 003:008 Böylece bedenin sağlık<br />Ve ferahlık bulur. 
20O 003:009 Servetinle ve ürününün turfandasıyla<br />RABbi onurlandır. 
20O 003:010 O zaman ambarların tıka basa dolar,<br />Teknelerin yeni şarapla dolup taşar. 
20O 003:011 Oğlum, RABbin terbiye edişini hafife alma,<br />Onun azarlamasından usanma. 
20O 003:012 Çünkü RAB, oğlundan hoşnut bir baba gibi,<br />Sevdiğini azarlar. 
20O 003:013 Bilgeliğe erişene,<br />Aklı bulana ne mutlu! 
20O 003:014 Gümüş kazanmaktansa onu kazanmak daha iyidir.<br />Onun yararı altından daha çoktur. 
20O 003:015 Daha değerlidir mücevherden,<br />Dileyeceğin hiçbir şey onunla kıyaslanamaz. 
20O 003:016 Sağ elinde uzun ömür,<br />Sol elinde zenginlik ve onur vardır. 
20O 003:017 Yolları sevinç yollarıdır,<br />Evet, bütün yolları esenliğe çıkarır. 
20O 003:018 Bilgelik yaşam ağacıdır ona sarılanlara,<br />Ne mutlu ona sımsıkı tutunanlara! 
20O 003:019 RAB dünyanın temelini bilgelikle attı,<br />Gökleri akıllıca yerleştirdi. 
20O 003:020 Bilgisiyle enginler yarıldı,<br />Bulutlar suyunu verdi. 
20O 003:021 Oğlum, sağlam öğüde, sağgörüye tutun.<br />Sakın gözünü ayırma onlardan. 
20O 003:022 Onlar sana yaşam verecek<br />Ve boynuna güzel bir süs olacak. 
20O 003:023 O zaman güvenlik içinde yol alırsın,<br />Sendelemeden. 
20O 003:024 Korkusuzca yatar,<br />Tatlı tatlı uyursun. 
20O 003:025 Beklenmedik felaketten,<br />Ya da kötülerin uğradığı yıkımdan korkma. 
20O 003:026 Çünkü senin güvencen RABdir,<br />Tuzağa düşmekten seni O koruyacaktır. 
20O 003:027 Elinden geldikçe,<br />İyiliğe hakkı olanlardan iyiliği esirgeme. 
20O 003:028 Elinde varken komşuna,<br />‹‹Bugün git, yarın gel, o zaman veririm›› deme. 
20O 003:029 Sana güvenerek yanında yaşayan komşuna<br />Kötülük tasarlama. 
20O 003:030 Sana kötülük etmemiş biriyle<br />Yok yere çekişme. 
20O 003:031 Zorba kişiye imrenme,<br />Onun yollarından hiçbirini seçme. 
20O 003:032 Çünkü RAB sapkınlardan tiksinir,<br />Ama doğruların candan dostudur. 
20O 003:033 RAB kötülerin evini lanetler,<br />Doğruların oturduğu yeriyse kutsar. 
20O 003:034 RAB alaycılarla alay eder,<br />Ama alçakgönüllülere lütfeder. 
20O 003:035 Bilge kişiler onuru miras alacak,<br />Akılsızlara yalnız utanç kalacak. 
20O 004:001 Çocuklarım, babanızın uyarılarına kulak verin.<br />Dikkat edin ki anlayışlı olasınız. 
20O 004:002 Çünkü size iyi ders veriyorum,<br />Ayrılmayın öğrettiğimden. 
20O 004:003 Ben bir çocukken babamın evinde,<br />Annemin körpecik tek yavrusuyken, 
20O 004:004 Babam bana şunu öğretti:<br />‹‹Söylediklerime yürekten sarıl,<br />Buyruklarımı yerine getir ki yaşayasın. 
20O 004:005 Bilgeliği ve aklı sahiplen,<br />Söylediklerimi unutma, onlardan sapma. 
20O 004:006 Bilgelikten ayrılma, o seni korur.<br />Sev onu, seni gözetir. 
20O 004:007 Bilgeliğe ilk adım onu sahiplenmektir.<br />Bütün servetine mal olsa da akla sahip çık. 
20O 004:008 Onu el üstünde tut, o da seni yüceltecek,<br />Ona sarılırsan seni onurlandıracak. 
20O 004:009 Başına zarif bir çelenk,<br />Görkemli bir taç giydirecektir.›› 
20O 004:010 Dinle oğlum, sözlerimi benimse ki,<br />Uzasın ömrün. 
20O 004:011 Seni bilgelik yolunda eğitir,<br />Doğru yollara yöneltirim. 
20O 004:012 Ayakların takılmadan yürür,<br />Sürçmeden koşarsın. 
20O 004:013 Aldığın terbiyeye sarıl, bırakma,<br />Onu uygula, çünkü odur yaşamın. 
20O 004:014 Kötülerin yoluna ayak basma,<br />Yürüme alçakların yolunda, 
20O 004:015 O yoldan sakın, yakınından bile geçme,<br />Yönünü değiştirip geç. 
20O 004:016 Çünkü kötülük etmedikçe uyuyamaz onlar,<br />Uykuları kaçar saptırmadıkça birilerini. 
20O 004:017 Yedikleri ekmek kötülük,<br />İçtikleri şarap zorbalık ürünüdür. 
20O 004:018 Oysa doğruların yolu şafak ışığı gibidir,<br />Giderek öğle güneşinin parlaklığına erişir. 
20O 004:019 Kötülerin yoluysa zifiri karanlık gibidir,<br />Neden tökezlediklerini bilmezler. 
20O 004:020 Oğlum, sözlerime dikkat et,<br />Dediklerime kulak ver. 
20O 004:021 Aklından çıkmasın bunlar,<br />Onları yüreğinde sakla. 
20O 004:022 Çünkü onları bulan için yaşam,<br />Bedeni için şifadır bunlar. 
20O 004:023 Her şeyden önce de yüreğini koru,<br />Çünkü yaşam ondan kaynaklanır. 
20O 004:024 Yalan çıkmasın ağzından,<br />Uzak tut dudaklarını sapık sözlerden. 
20O 004:025 Gözlerin hep ileriye baksın,<br />Dosdoğru önüne! 
20O 004:026 Gideceğin yolu düzle,<br />O zaman bütün işlerin sağlam olur. 
20O 004:027 Sapma sağa sola,<br />Ayağını kötülükten uzak tut. 
20O 005:001 Oğlum, bilgeliğime dikkat et,<br />Akıllıca sözlerime kulak ver. 
20O 005:002 Böylelikle her zaman sağgörülü olur,<br />Dudaklarınla bilgiyi korursun. 
20O 005:003 Zina eden kadının bal damlar dudaklarından,<br />Ağzı daha yumuşaktır zeytinyağından. 
20O 005:004 Ama sonu pelinotu kadar acı,<br />İki ağızlı kılıç kadar keskindir. 
20O 005:005 Ayakları ölüme gider,<br />Adımları ölüler diyarına ulaşır. 
20O 005:006 Yaşama giden yolu hiç düşünmez,<br />Yolları dolaşıktır, ama farkında değil. 
20O 005:007 Oğlum, şimdi beni dinle,<br />Ağzımdan çıkan sözlerden ayrılma. 
20O 005:008 Öyle kadınlardan uzak dur,<br />Yaklaşma evinin kapısına. 
20O 005:009 Yoksa onurunu başkalarına,<br />Yıllarını bir gaddara kaptırırsın. 
20O 005:010 Varını yoğunu yer bitirir yabancılar,<br />Emeğin başka birinin evini bayındır kılar. 
20O 005:011 Ah çekip inlersin ömrünün son günlerinde,<br />Etinle bedenin tükendiğinde. 
20O 005:012 ‹‹Eğitilmekten neden bu kadar nefret ettim,<br />Yüreğim uyarıları neden önemsemedi?›› dersin. 
20O 005:013 ‹‹Öğretmenlerimin sözünü dinlemedim,<br />Beni eğitenlere kulak vermedim. 
20O 005:014 Halkın ve topluluğun arasında<br />Tam bir yıkımın eşiğine gelmişim.›› 
20O 005:015 Suyu kendi sarnıcından,<br />Kendi kuyunun kaynağından iç. 
20O 005:016 Pınarların sokakları,<br />Akarsuların meydanları mı sulamalı? 
20O 005:017 Yalnız senin olsun onlar,<br />Paylaşma yabancılarla. 
20O 005:018 Çeşmen bereketli olsun<br />Ve gençken evlendiğin karınla mutlu ol. 
20O 005:019 Sevimli bir geyik, zarif bir ceylan gibi,<br />Hep seni doyursun memeleri.<br />Aşkıyla sürekli coş. 
20O 005:020 Oğlum, neden ahlaksız bir kadınla coşasın,<br />Neden başka birinin karısını koynuna alasın? 
20O 005:021 RAB insanın tuttuğu yolu gözler,<br />Attığı her adımı denetler. 
20O 005:022 Kötü kişiyi kendi suçları ele verecek,<br />Günahının kemendi kıskıvrak bağlayacak onu. 
20O 005:023 Aşırı ahmaklığı onu yoldan çıkaracak,<br />Terbiyeyi umursamadığı için ölecek. 
20O 006:001 Oğlum, eğer birine kefil oldunsa,<br />Onun borcunu yüklendinse, 
20O 006:002 Düştünse tuzağa kendi sözlerinle,<br />Ağzının sözleriyle yakalandınsa, 
20O 006:003 O kişinin eline düştün demektir.<br />Oğlum, şunu yap ve kendini kurtar:<br />Git, yere kapan onun önünde,<br />Ona yalvar yakar. 
20O 006:004 Gözlerine uyku girmesin,<br />Ağırlaşmasın göz kapakların. 
20O 006:005 Avcının elinden ceylan gibi,<br />Kuşbazın elinden kuş gibi kurtar kendini. 
20O 006:006 Ey tembel kişi, git, karıncalara bak,<br />Onların yaşamından bilgelik öğren. 
20O 006:007 Başkanları, önderleri ya da yöneticileri olmadığı halde, 
20O 006:008 Yazın erzaklarını biriktirirler,<br />Yiyeceklerini toplarlar biçim mevsiminde. 
20O 006:009 Ne zamana dek yatacaksın, ey tembel kişi?<br />Ne zaman kalkacaksın uykundan? 
20O 006:010 ‹‹Biraz kestireyim, biraz uyuklayayım,<br />Ellerimi kavuşturup şöyle bir uyuyayım›› demeye kalmadan, 
20O 006:011 Yokluk bir haydut gibi,<br />Yoksulluk bir akıncı gibi gelir üzerine. 
20O 006:012 Ağzında yalanla dolaşan kişi,<br />Soysuz ve fesatçıdır. 
20O 006:013 Göz kırpar, bir sürü ayak oyunu,<br />El kol hareketleri yapar, 
20O 006:014 Ahlaksız yüreğinde kötülük tasarlar,<br />Çekişmeler yaratır durmadan. 
20O 006:015 Bu yüzden ansızın yıkıma uğrayacak,<br />Birdenbire çaresizce yok olacak. 
20O 006:016 RABbin nefret ettiği altı şey,<br />İğrendiği yedi şey vardır: 
20O 006:017 Gururlu gözler,<br />Yalancı dil,<br />Suçsuz kanı döken eller, 
20O 006:018 Düzenbaz yürek,<br />Kötülüğe seğirten ayaklar, 
20O 006:019 Yalan soluyan yalancı tanık<br />Ve kardeşler arasında çekişme yaratan kişi. 
20O 006:020 Oğlum, babanın buyruklarına uy,<br />Annenin öğrettiklerinden ayrılma. 
20O 006:021 Bunlar sürekli yüreğinin bağı olsun,<br />Tak onları boynuna. 
20O 006:022 Yolunda sana rehber olacak,<br />Seni koruyacaklar yattığın zaman;<br />Söyleşecekler seninle uyandığında. 
20O 006:023 Bu buyruklar sana çıra,<br />Öğretilenler ışıktır.<br />Eğitici uyarılar yaşam yolunu gösterir. 
20O 006:024 Seni kötü kadından,<br />Başka birinin karısının yaltaklanan dilinden<br />Koruyacak olan bunlardır. 
20O 006:025 Böyle kadınların güzelliği seni ayartmasın,<br />Bakışları seni tutsak etmesin. 
20O 006:026 Çünkü fahişe yüzünden insan bir lokma ekmeğe muhtaç kalır,<br />Başkasının karısıyla yatmak da kişinin canına mal olur. kalır›› ya da ‹‹Çünkü fahişenin ücreti ancak bir somun ekmektir››. 
20O 006:027 İnsan koynuna ateş alır da,<br />Giysisi yanmaz mı? 
20O 006:028 Korlar üzerinde yürür de,<br />Ayakları kavrulmaz mı? 
20O 006:029 Başkasının karısıyla yatan adamın durumu budur.<br />Böyle bir ilişkiye giren cezasız kalmaz. 
20O 006:030 Aç hırsız karnını doyurmak için çalıyorsa,<br />Kimse onu hor görmez. 
20O 006:031 Ama yakalanırsa, çaldığının yedi katını ödemek zorunda;<br />Varını yoğunu vermek anlamına gelse bile. 
20O 006:032 Zina eden adam sağduyudan yoksundur.<br />Yaptıklarıyla kendini yok eder. 
20O 006:033 Payına düşen dayak ve onursuzluktur,<br />Asla kurtulamaz utançtan. 
20O 006:034 Çünkü kıskançlık kocanın öfkesini azdırır,<br />Öç alırken acımasız olur. 
20O 006:035 Hiçbir fidye kabul etmez,<br />Gönlünü alamazsın armağanların çokluğuyla. 
20O 007:001 Oğlum, sözlerimi yerine getir,<br />Aklında tut buyruklarımı. 
20O 007:002 Buyruklarımı yerine getir ki, yaşayasın.<br />Öğrettiklerimi gözünün bebeği gibi koru. 
20O 007:003 Onları yüzük gibi parmaklarına geçir,<br />Yüreğinin levhasına yaz. 
20O 007:004 Bilgeliğe, ‹‹Sen kızkardeşimsin››,<br />Akla, ‹‹Akrabamsın›› de. 
20O 007:005 Zina eden kadından,<br />Yaltaklanan ahlaksız kadından seni koruyacak olan bunlardır. 
20O 007:006 Evimin penceresinden,<br />Kafesin ardından dışarıyı seyrederken, 
20O 007:007 Bir sürü toy gencin arasında,<br />Sağduyudan yoksun bir delikanlı çarptı gözüme. 
20O 007:008 -9 162770 Akşamüzeri, alaca karanlıkta,<br />Akşam karanlığı çökerken,<br />O kadının oturduğu sokağa saptığını,<br />Onun evine yöneldiğini gördüm. 
20O 007:010 Derken kadın onu karşıladı,<br />Fahişe kılığıyla sinsice. 
20O 007:011 Yaygaracı, dik başlı biriydi kadın.<br />Bir an bile durmaz evde. 
20O 007:012 Kâh sokakta, kâh meydanlardadır.<br />Sokak başlarında pusuya yatar. 
20O 007:013 Delikanlıyı tutup öptü,<br />Yüzü kızarmadan ona şöyle dedi: 
20O 007:014 ‹‹Esenlik kurbanlarımı kesmek zorundaydım,<br />Adak sözümü bugün yerine getirdim. 
20O 007:015 Bunun için seni karşılamaya, seni aramaya çıktım,<br />İşte buldum seni! 
20O 007:016 Döşeğime Mısır ipliğinden dokunmuş<br />Renkli örtüler serdim. 
20O 007:017 Yatağıma mür, öd<br />Ve tarçın serptim. 
20O 007:018 Haydi gel, sabaha dek doya doya sevişelim,<br />Aşktan zevk alalım. 
20O 007:019 Kocam evde değil,<br />Uzun bir yolculuğa çıktı. 
20O 007:020 Yanına para torbasını aldı,<br />Dolunaydan önce eve dönmeyecek.›› 
20O 007:021 Onu bir sürü çekici sözlerle baştan çıkardı,<br />Tatlı diliyle peşinden sürükledi. 
20O 007:022 Kesimevine götürülen öküz gibi<br />Hemen izledi onu delikanlı;<br />Tuzağa düşen geyik gibi, 
20O 007:023 Ciğerini bir ok delene kadar;<br />Kapana koşan bir kuş gibi,<br />Bunun yaşamına mal olacağını bilmeden. 
20O 007:024 Çocuklarım, şimdi dinleyin beni,<br />Kulak verin söylediklerime, 
20O 007:025 Sakın o kadına gönül vermeyin,<br />Onun yolundan gitmeyin. 
20O 007:026 Yere serdiği bir sürü kurbanı var,<br />Öldürdüğü kişilerin sayısı pek çok. 
20O 007:027 Ölüler diyarına giden yoldur onun evi,<br />Ölüm odalarına götürür. 
20O 008:001 Bilgelik çağırıyor,<br />Akıl sesini yükseltiyor. 
20O 008:002 Yol kenarındaki tepelerin başında,<br />Yolların birleştiği yerde duruyor o. 
20O 008:003 Kentin girişinde, kapıların yanında,<br />Sesini yükseltiyor: 
20O 008:004 ‹‹Ey insanlar, size sesleniyorum,<br />Çağrım insan soyunadır! 
20O 008:005 Ey bön kişiler, ihtiyatlı olmayı öğrenin;<br />Sağduyulu olmayı öğrenin, ey akılsızlar! 
20O 008:006 Söylediğim yetkin sözleri dinleyin,<br />Ağzımı doğruları söylemek için açarım. 
20O 008:007 Ağzım gerçeği duyurur,<br />Çünkü dudaklarım kötülükten iğrenir. 
20O 008:008 Ağzımdan çıkan her söz doğrudur,<br />Yoktur eğri ya da sapık olanı. 
20O 008:009 Apaçıktır hepsi anlayana,<br />Bilgiye erişen, doğruluğunu bilir onların. 
20O 008:010 Gümüş yerine terbiyeyi,<br />Saf altın yerine bilgiyi edinin. 
20O 008:011 Çünkü bilgelik mücevherden değerlidir,<br />Dilediğin hiçbir şey onunla kıyaslanamaz. 
20O 008:012 Ben bilgelik olarak ihtiyatı kendime konut edindim.<br />Bilgi ve sağgörü bendedir. 
20O 008:013 RABden korkmak kötülükten nefret etmek demektir.<br />Kibirden, küstahlıktan,<br />Kötü yoldan, sapık ağızdan nefret ederim. 
20O 008:014 Öğüt ve sağlam karar bana özgüdür.<br />Akıl ve güç kaynağı benim. 
20O 008:015 Krallar sayemde egemenlik sürer,<br />Hükümdarlar adil kurallar koyar. 
20O 008:016 Önderler, adaletle yöneten soylular<br />Sayemde yönetirler. 
20O 008:017 Beni sevenleri ben de severim,<br />Gayretle arayan beni bulur. 
20O 008:018 Zenginlik ve onur,<br />Kalıcı değerler ve bolluk bendedir. 
20O 008:019 Meyvem altından, saf altından,<br />Ürünüm seçme gümüşten daha iyidir. 
20O 008:020 Doğruluk yolunda,<br />Adaletin izinden yürürüm. 
20O 008:021 Böylelikle, beni sevenleri servet sahibi yapar,<br />Hazinelerini doldururum. 
20O 008:022 RAB yaratma işine başladığında<br />İlk beni yarattı, 
20O 008:023 Dünya var olmadan önce,<br />Ta başlangıçta, öncesizlikte yerimi aldım. 
20O 008:024 Enginler yokken,<br />Suları bol pınarlar yokken doğdum ben. 
20O 008:025 -26 163200 Dağlar daha oluşmadan,<br />Tepeler belirmeden,<br />RAB dünyayı, kırları<br />Ve dünyadaki toprağın zerresini yaratmadan doğdum. 
20O 008:027 RAB gökleri yerine koyduğunda oradaydım,<br />Engin denizleri ufukla çevirdiğinde, 
20O 008:028 Bulutları oluşturduğunda,<br />Denizin kaynaklarını güçlendirdiğinde, 
20O 008:029 Sular buyruğundan öte geçmesinler diye<br />Denize sınır çizdiğinde,<br />Dünyanın temellerini pekiştirdiğinde, 
20O 008:030 Baş mimar olarak Onun yanındaydım.<br />Gün be gün sevinçle dolup taştım,<br />Huzurunda hep coştum. 
20O 008:031 Onun dünyası mutluluğum,<br />İnsanları sevincimdi. 
20O 008:032 Çocuklarım, şimdi beni dinleyin:<br />Yolumu izleyenlere ne mutlu! 
20O 008:033 Uyarılarımı dinleyin ve bilge kişiler olun,<br />Görmezlikten gelmeyin onları. 
20O 008:034 Beni dinleyen,<br />Her gün kapımı gözleyen,<br />Kapımın eşiğinden ayrılmayan kişiye ne mutlu! 
20O 008:035 Çünkü beni bulan yaşam bulur<br />Ve RABbin beğenisini kazanır. 
20O 008:036 Beni gözardı edense kendine zarar verir,<br />Benden nefret eden, ölümü seviyor demektir.›› 
20O 009:001 Bilgelik kendi evini yaptı,<br />Yedi direğini yonttu. 
20O 009:002 Hayvanlarını kesti,<br />Şarabını hazırlayıp sofrasını kurdu. 
20O 009:003 Kentin en yüksek noktalarına gönderdiği<br />Hizmetçileri aracılığıyla herkesi çağırıyor: 
20O 009:004 -5 163340 ‹‹Kim safsa buraya gelsin›› diyor.<br />Sağduyudan yoksun olanlara da,<br />‹‹Gelin, yiyeceklerimi yiyin,<br />Hazırladığım şaraptan için›› diyor. 
20O 009:006 ‹‹Saflığı bırakın da yaşayın,<br />Aklın yolunu izleyin. 
20O 009:007 ‹‹Alaycıyı paylayan aşağılanmayı hak eder,<br />Kötü kişiyi azarlayan hakarete uğrar. 
20O 009:008 Alaycıyı azarlama, yoksa senden nefret eder.<br />Bilge kişiyi azarlarsan, seni sever. 
20O 009:009 Bilge kişiyi eğitirsen<br />Daha bilge olur,<br />Doğru kişiye öğretirsen bilgisini artırır. 
20O 009:010 RAB korkusudur bilgeliğin temeli.<br />Akıl Kutsal Olanı tanımaktır. 
20O 009:011 Benim sayemde günlerin çoğalacak,<br />Ömrüne yıllar katılacak. 
20O 009:012 Bilgeysen, bilgeliğinin yararı sanadır,<br />Alaycı olursan acısını yalnız sen çekersin.›› 
20O 009:013 Akılsız kadın yaygaracı<br />Ve saftır, hiçbir şey bilmez. 
20O 009:014 -15 163430 Evinin kapısında,<br />Kentin en yüksek yerinde bir iskemleye oturur;<br />Yoldan geçenleri,<br />Kendi yollarından gidenleri çağırmak için, 
20O 009:016 ‹‹Kim safsa buraya gelsin›› der.<br />Sağduyudan yoksun olanlara da, 
20O 009:017 ‹‹Çalıntı su tatlı,<br />Gizlice yenen yemek lezzetlidir›› der. 
20O 009:018 Ne var ki, evine girenler ölüme gittiklerini,<br />Ona konuk olanlar<br />Ölüler diyarının dibine indiklerini bilmezler. 
20O 010:001 Süleymanın özdeyişleri:<br />Bilge çocuk babasını sevindirir,<br />Akılsız çocuk annesini üzer. 
20O 010:002 Haksızca kazanılan servetin yararı yoktur,<br />Ama doğruluk ölümden kurtarır. 
20O 010:003 RAB doğru kişiyi aç komaz,<br />Ama kötülerin isteğini boşa çıkarır. 
20O 010:004 Tembel eller insanı yoksullaştırır,<br />Çalışkan el zengin eder. 
20O 010:005 Aklı başında evlat ürünü yazın toplar,<br />Hasatta uyuyansa ailesinin yüzkarasıdır. 
20O 010:006 Bereket doğru kişinin başına yağar,<br />Kötülerse zorbalıklarını sözle gizler. 
20O 010:007 Doğrular övgüyle,<br />Kötüler nefretle anılır. 
20O 010:008 Bilge kişi buyrukları kabul eder,<br />Çenesi düşük ahmaksa yıkıma uğrar. 
20O 010:009 Dürüst kişi güvenlik içinde yaşar,<br />Ama hileli yoldan giden açığa vurulacaktır. 
20O 010:010 Sinsice göz kırpan, acılara neden olur.<br />Çenesi düşük ahmak da yıkıma uğrar. (bkz.10:8), Septuaginta ‹‹Cesaretle azarlayan esenlik sağlar››. 
20O 010:011 Doğru kişinin ağzı yaşam pınarıdır,<br />Kötülerse zorbalıklarını sözle gizlerler. 
20O 010:012 Nefret çekişmeyi azdırır,<br />Sevgi her suçu bağışlar. 
20O 010:013 Akıllı kişinin dudaklarından bilgelik akar,<br />Ama sağduyudan yoksun olan sırtına kötek yer. 
20O 010:014 Bilge kişi bilgi biriktirir,<br />Ahmağın ağzıysa onu yıkıma yaklaştırır. 
20O 010:015 Zenginin serveti onun kalesidir,<br />Fakirin yoksulluğu ise onu yıkıma götürür. 
20O 010:016 Doğru kişinin ücreti yaşamdır,<br />Kötünün geliriyse kendisine cezadır. 
20O 010:017 Terbiyeye kulak veren yaşam yolunu bulur.<br />Uyarıları reddedense başkalarını yoldan saptırır. 
20O 010:018 Nefretini gizleyen kişinin dudakları yalancıdır.<br />İftira yayan akılsızdır. 
20O 010:019 Çok konuşanın günahı eksik olmaz,<br />Sağduyulu kişiyse dilini tutar. 
20O 010:020 Doğru kişinin dili saf gümüş gibidir,<br />Kötünün niyetleriyse değersizdir. 
20O 010:021 Doğru kişinin sözleri birçoklarını besler,<br />Ahmaklarsa sağduyu yoksunluğundan ölür. 
20O 010:022 RABbin bereketidir kişiyi zengin eden,<br />RAB buna dert katmaz. 
20O 010:023 Kötülük akılsızlar için eğlence gibidir.<br />Aklı başında olanlar içinse bilgelik aynı şeydir. 
20O 010:024 Kötü kişinin korktuğu başına gelir,<br />Doğru kişiyse dileğine erişir. 
20O 010:025 Kasırga gelince kötü kişiyi silip götürür;<br />Ama doğru kişi sonsuza dek ayakta kalır. 
20O 010:026 Dişler için sirke,<br />Gözler için duman neyse,<br />Tembel ulak da kendisini gönderen için öyledir. 
20O 010:027 RAB korkusu ömrü uzatır,<br />Kötülerin yıllarıysa kısadır. 
20O 010:028 Doğrunun umudu onu sevindirir,<br />Kötünün beklentileriyse boşa çıkar. 
20O 010:029 RABbin yolu dürüst için sığınak,<br />Fesatçı içinse yıkımdır. 
20O 010:030 Doğru kişi hiçbir zaman sarsılmaz,<br />Ama kötüler ülkede kalamaz. 
20O 010:031 Doğru kişinin ağzı bilgelik üretir,<br />Sapık dilse kesilir. 
20O 010:032 Doğru kişinin dudakları söylenecek sözü bilir,<br />Kötünün ağzındansa sapık sözler çıkar. 
20O 011:001 RAB hileli teraziden iğrenir,<br />Hilesiz tartıdansa hoşnut kalır. 
20O 011:002 Küstahlığın ardından utanç gelir,<br />Ama bilgelik alçakgönüllülerdedir. 
20O 011:003 Erdemlinin dürüstlüğü ona yol gösterir,<br />Hainin yalancılığıysa yıkıma götürür. 
20O 011:004 Gazap günü servet işe yaramaz,<br />Oysa doğruluk ölümden kurtarır. 
20O 011:005 Dürüst insanın doğruluğu onun yolunu düzler,<br />Kötü kişiyse kötülüğü yüzünden yıkılıp düşer. 
20O 011:006 Erdemlinin doğruluğu onu kurtarır,<br />Ama haini kendi hırsı ele verir. 
20O 011:007 Kötü kişi öldüğünde umutları yok olur,<br />Güvendiği güç de biter. 
20O 011:008 Doğru kişi sıkıntıdan kurtulur,<br />Onun yerine sıkıntıyı kötü kişi çeker. 
20O 011:009 Tanrısız kişi başkalarını ağzıyla yıkıma götürür,<br />Oysa doğrular bilgi sayesinde kurtulur. 
20O 011:010 Doğruların başarısına kent bayram eder,<br />Kötülerin ölümüne sevinç çığlıkları atılır. 
20O 011:011 Dürüstlerin kutsamasıyla kent gelişir,<br />Ama kötülerin ağzı kenti yerle bir eder. 
20O 011:012 Başkasını küçük gören sağduyudan yoksundur,<br />Akıllı kişiyse dilini tutar. 
20O 011:013 Dedikoducu sır saklayamaz,<br />Oysa güvenilir insan sırdaş olur. 
20O 011:014 Yol göstereni olmayan ulus düşer,<br />Danışmanı bol olan zafere gider. 
20O 011:015 Yabancıya kefil olan mutlaka zarar görür,<br />Kefaletten kaçınan güvenlik içinde yaşar. 
20O 011:016 Sevecen kadın onurfç,<br />Zorbalarsa yalnızca servet kazanır. geçiyor: ‹‹Ama doğruluktan nefret eden kadın onursuzluk tahtıdır. Tembeller servetten yoksun olur.›› 
20O 011:017 İyilikseverin yararı kendinedir,<br />Gaddarsa kendi başına bela getirir. 
20O 011:018 Kötü kişinin kazancı aldatıcıdır,<br />Doğruluk ekenin ödülüyse güvenlidir. 
20O 011:019 Yürekten doğru olan yaşama kavuşur,<br />Kötülüğün ardından giden ölümünü hazırlar. 
20O 011:020 RAB sapık yürekliden iğrenir,<br />Dürüst yaşayandan hoşnut kalır. 
20O 011:021 Bilin ki, kötü kişi cezasız kalmaz,<br />Doğruların soyuysa kurtulur. 
20O 011:022 Sağduyudan yoksun kadının güzelliği,<br />Domuzun burnundaki altın halkaya benzer. 
20O 011:023 Doğruların isteği hep iyilikle sonuçlanır,<br />Kötülerin umutlarıysa gazapla. 
20O 011:024 Eliaçık olan daha çok kazanır,<br />Hak yiyenin sonuysa yoksulluktur. 
20O 011:025 Cömert olan bolluğa erecek,<br />Başkasına su verene su verilecek. 
20O 011:026 Halk buğday istifleyeni lanetler,<br />Ama buğday satanı kutsar. 
20O 011:027 İyiliği amaç edinen beğeni kazanır,<br />Kötülüğü amaç edinense kötülüğe uğrar. 
20O 011:028 Zenginliğine güvenen tepetaklak gidecek,<br />Oysa doğrular dalındaki yaprak gibi gelişecek. 
20O 011:029 Ailesine sıkıntı çektirenin mirası yeldir,<br />Ahmaklar da bilgelerin kulu olur. 
20O 011:030 Doğru kişinin işleri yaşam ağacının meyvesine benzer,<br />Bilge kişi insanları kazanır. 
20O 011:031 Bu dünyada doğru kişi bile cezalandırılırsa,<br />Kötülerle günahlıların cezalandırılacağı kesindir. 
20O 012:001 Terbiye edilmeyi seven bilgiyi de sever,<br />Azarlanmaktan nefret eden budaladır. 
20O 012:002 İyi kişi RABbin lütfuna erer,<br />Ama düzenbazı RAB mahkûm eder. 
20O 012:003 Kötülük kişiyi güvenliğe kavuşturmaz,<br />Ama doğruların kökü kazılamaz. 
20O 012:004 Erdemli kadın kocasının tacıdır,<br />Edepsiz kadınsa kocasını yer bitirir. 
20O 012:005 Doğruların tasarıları adil,<br />Kötülerin öğütleri aldatıcıdır. 
20O 012:006 Kötülerin sözleri ölüm tuzağıdır,<br />Doğruların konuşmasıysa onları kurtarır. 
20O 012:007 Kötüler yıkılıp yok olur,<br />Doğru kişinin evi ayakta kalır. 
20O 012:008 Kişi sağduyusu oranında övülür,<br />Çarpık düşünceliyse küçümsenir. 
20O 012:009 Köle sahibi olup aşağılanan<br />Büyüklük taslayıp ekmeğe muhtaç olandan yeğdir. 
20O 012:010 Doğru kişi hayvanıyla ilgilenir,<br />Ama kötünün sevecenliği bile zalimcedir. 
20O 012:011 Toprağını işleyenin ekmeği bol olur,<br />Hayal peşinde koşansa sağduyudan yoksundur. 
20O 012:012 Kötü kişi kötülerin ganimetini ister,<br />Ama doğru kişilerin kökü ürün verir. 
20O 012:013 Kötü kişinin günahlı sözleri kendisi için tuzaktır,<br />Ama doğru kişi sıkıntıyı atlatır. 
20O 012:014 İnsan ağzının ürünüyle iyiliğe doyar,<br />Elinin emeğine göre de karşılığını alır. 
20O 012:015 Ahmağın yolu kendi gözünde doğrudur,<br />Bilge kişiyse öğüde kulak verir. 
20O 012:016 Ahmak sinirlendiğini hemen belli eder,<br />Ama ihtiyatlı olan aşağılanmaya aldırmaz. 
20O 012:017 Dürüst tanık doğruyu söyler,<br />Yalancı tanıksa hile solur. 
20O 012:018 Düşünmeden söylenen sözler kılıç gibi keser,<br />Bilgelerin diliyse şifa verir. 
20O 012:019 Gerçek sözler sonsuza dek kalıcıdır,<br />Oysa yalanın ömrü bir anlıktır. 
20O 012:020 Kötülük tasarlayanın yüreği hileci,<br />Barışı öğütleyenin yüreğiyse sevinçlidir. 
20O 012:021 Doğru kişiye hiç zarar gelmez,<br />Kötünün başıysa beladan kurtulmaz. 
20O 012:022 RAB yalancı dudaklardan iğrenir,<br />Ama gerçeğe uyanlardan hoşnut kalır. 
20O 012:023 İhtiyatlı kişi bilgisini kendine saklar,<br />Oysa akılsızın yüreği ahmaklığını ilan eder. 
20O 012:024 Çalışkanların eli egemenlik sürer,<br />Tembellikse köleliğe götürür. 
20O 012:025 Kaygılı yürek insanı çökertir,<br />Ama güzel söz sevindirir. 
20O 012:026 Doğru kişi arkadaşına da yol gösterir,<br />Kötünün tuttuğu yolsa kendini saptırır. 
20O 012:027 Tembel kişi işini bitirmez,<br />Oysa çalışkan değerli bir servet kazanır. 
20O 012:028 Doğru yol yaşam kaynağıdır,<br />Bu yol ölümsüzlüğe götürür. 
20O 013:001 Bilge kişi terbiye edilmeyi sever,<br />Alaycı kişi azarlansa da aldırmaz. 
20O 013:002 İyi insan ağzından çıkan sözler için ödüllendirilir,<br />Ama hainlerin soluduğu zorbalıktır. 
20O 013:003 Dilini tutan canını korur,<br />Ama boşboğazın sonu yıkımdır. 
20O 013:004 Tembel canının çektiğini elde edemez,<br />Çalışkanın istekleriyse tümüyle yerine gelir. 
20O 013:005 Doğru kişi yalandan nefret eder,<br />Kötünün sözleriyse iğrençtir, yüzkarasıdır. 
20O 013:006 Doğruluk dürüst yaşayanı korur,<br />Kötülük günahkârı yıkar. 
20O 013:007 Kimi hiçbir şeyi yokken kendini zengin gösterir,<br />Kimi serveti çokken kendini yoksul gösterir. 
20O 013:008 Kişinin serveti gün gelir canına fidye olur,<br />Oysa yoksul kişi tehdide aldırmaz. 
20O 013:009 Doğruların ışığı parlak yanar,<br />Kötülerin çırası söner. 
20O 013:010 Kibirden ancak kavga çıkar,<br />Öğüt dinleyense bilgedir. 
20O 013:011 Havadan kazanılan para yok olur,<br />Azar azar biriktirenin serveti çok olur. 
20O 013:012 Ertelenen umut hayal kırıklığına uğratır,<br />Yerine gelen dilekse yaşam verir. 
20O 013:013 Uyarılara kulak asmayan bedelini öder,<br />Buyruklara saygılı olansa ödülünü alır. 
20O 013:014 Bilgelerin öğrettikleri yaşam kaynağıdır,<br />İnsanı ölüm tuzaklarından uzaklaştırır. 
20O 013:015 Sağduyulu davranış saygınlık kazandırır,<br />Hainlerin yoluysa yıkıma götürür. Masoretik metin ‹‹Sürer›› ya da ‹‹Çetindir››. 
20O 013:016 İhtiyatlı kişi işini bilerek yapar,<br />Akılsız kişiyse ahmaklığını sergiler. 
20O 013:017 Kötü ulak belaya düşer,<br />Güvenilir elçiyse şifa getirir. 
20O 013:018 Terbiye edilmeye yanaşmayanı<br />Yokluk ve utanç bekliyor,<br />Ama azara kulak veren onurlandırılır. 
20O 013:019 Yerine getirilen dilek mutluluk verir.<br />Akılsız kötülükten uzak kalamaz. 
20O 013:020 Bilgelerle oturup kalkan bilge olur,<br />Akılsızlarla dost olansa zarar görür. 
20O 013:021 Günahkârın peşini felaket bırakmaz,<br />Doğruların ödülüyse gönençtir. 
20O 013:022 İyi kişi torunlarına miras bırakır,<br />Günahkârın servetiyse doğru kişiye kalır. 
20O 013:023 Yoksulun tarlası bol ürün verebilir,<br />Ama haksızlık bunu alıp götürür. 
20O 013:024 Oğlundan değneği esirgeyen, onu sevmiyor demektir.<br />Seven baba özenle terbiye eder. 
20O 013:025 Doğru kişinin yeterince yiyeceği vardır,<br />Kötünün karnıysa aç kalır. 
20O 014:001 Bilge kadın evini yapar,<br />Ahmak kadın evini kendi eliyle yıkar. 
20O 014:002 Doğru yolda yürüyen, RABden korkar,<br />Yoldan sapan, RABbi hor görür. 
20O 014:003 Ahmağın sözleri sırtına kötektir,<br />Ama bilgenin dudakları kendisini korur. 
20O 014:004 Öküz yoksa yemlik boş kalır,<br />Çünkü bol ürünü sağlayan öküzün gücüdür. 
20O 014:005 Güvenilir tanık yalan söylemez,<br />Yalancı tanıksa yalan solur. 
20O 014:006 Alaycı bilgeliği arasa da bulamaz,<br />Akıllı içinse bilgi edinmek kolaydır. 
20O 014:007 Akılsız kişiden uzak dur,<br />Çünkü sana öğretecek bir şeyi yok. 
20O 014:008 İhtiyatlı kişinin bilgeliği, ne yapacağını bilmektir,<br />Akılsızların ahmaklığıysa aldanmaktır. 
20O 014:009 Ahmaklar suç sunusuyla alay eder,<br />Dürüstler ise iyi niyetlidir. 
20O 014:010 Yürek kendi acısını bilir,<br />Sevinciniyse kimse paylaşmaz. 
20O 014:011 Kötü kişinin evi yerle bir edilecek,<br />Doğru kişinin konutuysa bayındır olacak. 
20O 014:012 Öyle yol var ki, insana düz gibi görünür,<br />Ama sonu ölümdür. 
20O 014:013 Gülerken bile yürek sızlayabilir,<br />Sevinç bitince acı yine görünebilir. 
20O 014:014 Yüreği dönek olan tuttuğu yolun,<br />İyi kişi de yaptıklarının ödülünü alacaktır. 
20O 014:015 Saf kişi her söze inanır,<br />İhtiyatlı olansa attığı her adımı hesaplar. 
20O 014:016 Bilge kişi korktuğu için kötülükten uzaklaşır,<br />Akılsızsa büyüklük taslayıp kendine güvenir. 
20O 014:017 Çabuk öfkelenen ahmakça davranır,<br />Düzenbazdan herkes nefret eder. 
20O 014:018 Saf kişilerin mirası akılsızlıktır,<br />İhtiyatlı kişilerin tacı ise bilgidir. 
20O 014:019 Alçaklar iyilerin önünde,<br />Kötüler doğruların kapısında eğilirler. 
20O 014:020 Komşusu bile yoksulu sevmez,<br />Oysa zenginin dostu çoktur. 
20O 014:021 Komşuyu hor görmek günahtır,<br />Ne mutlu mazluma lütfedene! 
20O 014:022 Kötülük tasarlayan yolunu şaşırmaz mı?<br />Oysa iyilik tasarlayan sevgi ve sadakat kazanır. 
20O 014:023 Her emek kazanç getirir,<br />Ama boş lakırdı yoksulluğa götürür. 
20O 014:024 Bilgelerin tacı servetleridir,<br />Akılsızlarsa ahmaklıklarıyla tanınır. ‹‹Akılsızların çelengiyse ahmaklıktır››. 
20O 014:025 Dürüst tanık can kurtarır,<br />Yalancı tanık aldatıcıdır. 
20O 014:026 RABden korkan tam güvenliktedir,<br />RAB onun çocuklarına da sığınak olacaktır. 
20O 014:027 RAB korkusu yaşam kaynağıdır,<br />İnsanı ölüm tuzaklarından uzaklaştırır. 
20O 014:028 Kralın yüceliği halkının çokluğuna bağlıdır,<br />Halk yok olursa hükümdar da mahvolur. 
20O 014:029 Geç öfkelenen akıllıdır,<br />Çabuk sinirlenen ahmaklığını gösterir. 
20O 014:030 Huzurlu yürek bedenin yaşam kaynağıdır,<br />Hırs ise insanı için için yer bitirir. 
20O 014:031 Muhtacı ezen, Yaradanını hor görüyor demektir.<br />Yoksula acıyansa Yaradanı yüceltir. 
20O 014:032 Kötü kişi uğradığı felaketle yıkılır,<br />Doğru insanın ölümde bile sığınacak yeri var. 
20O 014:033 Bilgelik akıllı kişinin yüreğinde barınır,<br />Akılsızlar arasında bile kendini belli eder. 
20O 014:034 Doğruluk bir ulusu yüceltir,<br />Oysa günah herhangi bir halk için utançtır. 
20O 014:035 Kral sağduyulu kulunu beğenir,<br />Utanç getirene öfkelenir. 
20O 015:001 Yumuşak yanıt gazabı yatıştırır,<br />Oysa yaralayıcı söz öfkeyi alevlendirir. 
20O 015:002 Bilgenin dili bilgiyi iyi kullanır,<br />Akılsızın ağzındansa ahmaklık akar. 
20O 015:003 RABbin gözü her yerde olanı görür,<br />Kötüleri de iyileri de gözler. 
20O 015:004 Okşayıcı dil yaşam verirfı,<br />Çarpık dilse ruhu yaralar. 
20O 015:005 Ahmak babasının uyarılarını küçümser,<br />İhtiyatlı kişi azara kulak verir. 
20O 015:006 Doğru kişinin evi büyük hazine gibidir,<br />Kötünün geliriyse sıkıntı kaynağıdır. 
20O 015:007 Bilgelerin dudakları bilgi yayar,<br />Ama akılsızların yüreği öyle değildir. 
20O 015:008 RAB kötülerin kurbanından iğrenir,<br />Ama doğruların duası Onu hoşnut eder. 
20O 015:009 RAB kötü kişinin yolundan iğrenir,<br />Doğruluğun ardından gideni sever. 
20O 015:010 Yoldan sapan şiddetle cezalandırılır<br />Ve azarlanmaktan nefret eden ölüme gider. 
20O 015:011 RAB, ölüm ve yıkım diyarında olup biteni bilir,<br />Nerde kaldı ki insanın yüreği! 
20O 015:012 Alaycı kişi azarlanmaktan hoşlanmaz,<br />Bilgelere gidip danışmaz. 
20O 015:013 Mutlu yürek yüzü neşelendirir,<br />Acılı yürek ruhu ezer. 
20O 015:014 Akıllı yürek bilgi arar,<br />Akılsızın ağzıysa ahmaklıkla beslenir. 
20O 015:015 Mazlumun bütün günleri sıkıntı doludur,<br />Mutlu bir yürekse sahibine sürekli ziyafettir. 
20O 015:016 Yoksul olup RABden korkmak,<br />Zengin olup kaygı içinde yaşamaktan yeğdir. 
20O 015:017 Sevgi dolu bir ortamdaki sebze yemeği,<br />Nefret dolu bir ortamdaki besili danadan yeğdir. 
20O 015:018 Huysuz kişi çekişme yaratır,<br />Sabırlı kişi kavgayı yatıştırır. 
20O 015:019 Tembelin yolu dikenli çit gibidir,<br />Doğrunun yoluysa ana caddeye benzer. 
20O 015:020 Bilge çocuk babasını sevindirir,<br />Akılsız çocuksa annesini küçümser. 
20O 015:021 Sağduyudan yoksun kişi ahmaklığıyla sevinir,<br />Ama akıllı insan dürüst bir yaşam sürer. 
20O 015:022 Karşılıklı danışılmazsa tasarılar boşa çıkar,<br />Danışmanların çokluğuyla başarıya ulaşılır. 
20O 015:023 Uygun yanıt sahibini mutlu eder,<br />Yerinde söylenen söz ne güzeldir! 
20O 015:024 Sağduyulu kişi yukarıya, yaşama giden yoldadır,<br />Bu da ölüler diyarına inmesini önler. 
20O 015:025 RAB kibirlinin evini yıkar,<br />Dul kadının sınırını korur. 
20O 015:026 RAB kötünün tasarılarından iğrenir,<br />Temiz düşüncelerden hoşnut kalır. temizdir››. 
20O 015:027 Kazanca düşkün kişi kendi evine sıkıntı verir,<br />Rüşvetten nefret edense rahat yaşar. 
20O 015:028 Doğru kişinin aklı yanıtını iyi tartar,<br />Kötünün ağzı kötülük saçar. 
20O 015:029 RAB kötülerden uzak durur,<br />Oysa doğruların duasını duyar. 
20O 015:030 Gülen gözler yüreği sevindirir,<br />İyi haber bedeni ferahlatır. 
20O 015:031 Yaşam veren uyarıları dinleyen,<br />Bilgeler arasında konaklar. 
20O 015:032 Terbiyeden kaçan kendine zarar verir,<br />Azara kulak verense sağduyu kazanır. 
20O 015:033 RAB korkusu bilgelik öğretir,<br />Alçakgönüllülük de onurun önkoşuludur. 
20O 016:001 İnsan aklıyla çok şey tasarlayabilir,<br />Ama dilin vereceği yanıt RABdendir. 
20O 016:002 İnsan her yaptığını temiz sanır,<br />Ama niyetlerini tartan RABdir. 
20O 016:003 Yapacağın işleri RABbe emanet et,<br />O zaman tasarıların gerçekleşir. 
20O 016:004 RAB her şeyi amacına uygun yapar,<br />Kötü kişinin yıkım gününü de O hazırlar. 
20O 016:005 RAB yüreği küstah olandan iğrenir,<br />Bilin ki, öyleleri cezasız kalmaz. 
20O 016:006 Sevgi ve bağlılık suçları bağışlatır,<br />RAB korkusu insanı kötülükten uzaklaştırır. 
20O 016:007 RAB kişinin yaşayışından hoşnutsa<br />Düşmanlarını bile onunla barıştırır. 
20O 016:008 Doğrulukla kazanılan az şey<br />Haksızlıkla kazanılan büyük gelirden iyidir. 
20O 016:009 Kişi yüreğinde gideceği yolu tasarlar,<br />Ama adımlarını RAB yönlendirir. 
20O 016:010 Tanrı buyruklarını kralın ağzıyla açıklar,<br />Bu nedenle kral adaleti çiğnememelidir. 
20O 016:011 Doğru terazi ve baskül RABbindir,<br />Bütün tartı ağırlıklarını O belirler. 
20O 016:012 Krallar kötülükten iğrenir,<br />Çünkü tahtın güvencesi adalettir. 
20O 016:013 Kral doğru söyleyenden hoşnut kalır,<br />Dürüst konuşanı sever. 
20O 016:014 Kralın öfkesi ölüm habercisidir,<br />Ama bilge kişi onu yatıştırır. 
20O 016:015 Kralın yüzü gülüyorsa, yaşam demektir.<br />Lütfu son yağmuru getiren bulut gibidir. 
20O 016:016 Bilgelik kazanmak altından daha değerlidir,<br />Akla sahip olmak da gümüşe yeğlenir. 
20O 016:017 Dürüstlerin tuttuğu yol kötülükten uzaklaştırır,<br />Yoluna dikkat eden, canını korur. 
20O 016:018 Gururun ardından yıkım,<br />Kibirli ruhun ardından da düşüş gelir. 
20O 016:019 Mazlumlar arasında alçakgönüllü biri olmak,<br />Kibirlilerle çapul malı paylaşmaktan iyidir. 
20O 016:020 Öğüde kulak veren başarıya ulaşır,<br />RABbe güvenen mutlu olur. 
20O 016:021 Bilge yüreklilere akıllı denir,<br />Tatlı söz ikna gücünü artırır. 
20O 016:022 Sağduyu, sahibine yaşam kaynağı,<br />Ahmaklıksa ahmaklara cezadır. 
20O 016:023 Bilgenin aklı diline yön verir,<br />Dudaklarının ikna gücünü artırır. 
20O 016:024 Hoş sözler petek balı gibidir,<br />Cana tatlı ve bedene şifadır. 
20O 016:025 Öyle yol var ki, insana düz gibi görünür,<br />Ama sonu ölümdür. 
20O 016:026 Emekçinin iştahıdır onu çalıştıran,<br />Çünkü açlığı onu kamçılar. 
20O 016:027 Alçaklar başkalarına kötülük tasarlar,<br />Konuşmaları kavurucu ateş gibidir. 
20O 016:028 Huysuz kişi çekişmeyi körükler,<br />Dedikoducu can dostları ayırır. 
20O 016:029 Zorba kişi başkalarını ayartır<br />Ve onları olumsuz yola yöneltir. 
20O 016:030 Göz kırpmak düzenbazlığa,<br />Sinsi gülücükler kötülüğe işarettir. 
20O 016:031 Ağarmış saçlar onur tacıdır,<br />Doğru yaşayışla kazanılır. 
20O 016:032 Sabırlı kişi yiğitten üstündür,<br />Kendini denetleyen de kentler fethedenden üstündür. 
20O 016:033 İnsan kura atar,<br />Ama her kararı RAB verir. 
20O 017:001 Huzur içinde kuru bir lokma,<br />Kavga ve ziyafet dolu evden iyidir. 
20O 017:002 Sağduyulu köle,<br />Ailesini utanca sokan oğula egemen olur<br />Ve kardeşlerle birlikte mirastan pay alır. 
20O 017:003 Altın ocakta, gümüş potada arıtılır,<br />Yüreği arıtansa RABdir. 
20O 017:004 Kötü kişi fesat yüklü dudakları dinler,<br />Yalancı da yıkıcı dile kulak verir. 
20O 017:005 Yoksulla alay eden, onu yaratanı hor görür.<br />Felakete sevinen cezasız kalmaz. 
20O 017:006 Torunlar yaşlıların tacıdır,<br />Çocukların övüncü anne babalarıdır. 
20O 017:007 Kurumlu sözler ahmağa nasıl yakışmazsa,<br />Soyluya da yalancı dudaklar hiç yakışmaz. 
20O 017:008 Sahibinin gözünde rüşvet bir tılsımdır.<br />Ne yapsa başarılı olur. 
20O 017:009 Sevgi isteyen kişi suçları bağışlar,<br />Olayı diline dolayansa can dostları ayırır. 
20O 017:010 Akıllı kişiyi azarlamak,<br />Akılsıza yüz darbe vurmaktan etkilidir. 
20O 017:011 Kötü kişi ancak başkaldırmaya eğilimlidir,<br />Ona gönderilecek ulak acımasız olacaktır. 
20O 017:012 Azgınlığı üstünde bir akılsızla karşılaşmak,<br />Yavrularından edilmiş dişi ayıyla karşılaşmaktan beterdir. 
20O 017:013 İyiliğin karşılığını kötülükle ödeyenin<br />Evinden kötülük eksik olmaz. 
20O 017:014 Kavganın başlangıcı su sızıntısına benzer,<br />Bir patlamaya yol açmadan çekişmeyi bırak. 
20O 017:015 Kötüyü aklayan da, doğruyu mahkûm eden de<br />RABbi tiksindirir. 
20O 017:016 Akılsız biri bilgelik satın almak için niye para harcasın?<br />Zaten sağduyudan yoksun! 
20O 017:017 Dost her zaman sever,<br />Kardeş sıkıntılı günde belli olur. 
20O 017:018 Sağduyudan yoksun kişi el sıkışıp<br />Başkasına kefil olur. 
20O 017:019 Başkaldırıyı seven kavgayı sever,<br />Kapısını yüksek yapan yıkımına davetiye çıkarır. 
20O 017:020 Sapık yürekli kişi iyilik beklememeli.<br />Diliyle aldatan da belaya düşer. 
20O 017:021 Akılsız kendisini doğurana derttir,<br />Ahmağın babası sevinç nedir bilmez. 
20O 017:022 İç ferahlığı sağlık getirir,<br />Ezik ruh ise bedeni yıpratır. 
20O 017:023 Kötü kişi adaleti saptırmak için<br />Gizlice rüşvet alır. 
20O 017:024 Akıllı kişi gözünü bilgelikten ayırmaz,<br />Akılsızın gözüyse hep sağda soldadır. 
20O 017:025 Akılsız çocuk babasına üzüntü,<br />Annesine acı verir. 
20O 017:026 Ne suçsuza ceza kesmek iyidir,<br />Ne de görevliyi dürüst davrandığı için dövmek... 
20O 017:027 Bilgili kişi az konuşur,<br />Akıllı kişi sakin ruhludur. 
20O 017:028 Çenesini tutup susan ahmak bile<br />Bilge ve akıllı sayılır. 
20O 018:001 Geçimsiz kişi kendi çıkarı peşindedir,<br />İyi öğüde hep karşı çıkar. 
20O 018:002 Akılsız kişi bir şey anlamaktan çok<br />Kendi düşüncelerini açmaktan hoşlanır. 
20O 018:003 Kötülüğü aşağılanma,<br />Ayıbı utanç izler. 
20O 018:004 Bilge kişinin ağzından çıkan sözler derin sular gibidir,<br />Bilgelik pınarı da coşkun bir akarsu. 
20O 018:005 Kötüyü kayırmak da,<br />Suçsuzdan adaleti esirgemek de iyi değildir. 
20O 018:006 Akılsızın dudakları çekişmeye yol açar,<br />Ağzı da dayağı davet eder. 
20O 018:007 Akılsızın ağzı kendisini mahveder,<br />Dudakları da canına tuzaktır. 
20O 018:008 Dedikodu tatlı lokma gibidir,<br />İnsanın ta içine işler. 
20O 018:009 İşini savsaklayan kişi<br />Yıkıcıya kardeştir. 
20O 018:010 RABbin adı güçlü kuledir,<br />Ona sığınan doğru kişi için korunaktır. 
20O 018:011 Zengin servetini bir kale,<br />Aşılmaz bir sur sanır. 
20O 018:012 Yürekteki gururu düşüş,<br />Alçakgönüllülüğü ise onur izler. 
20O 018:013 Dinlemeden yanıt vermek<br />Ahmaklık ve utançtır. 
20O 018:014 İnsanın ruhu hastalıkta ona destektir.<br />Ama ezik ruh nasıl dayanabilir? 
20O 018:015 Akıllı kişi bilgiyi satın alır,<br />Bilgenin kulağı da bilgi peşindedir. 
20O 018:016 Armağan, verenin yolunu açar<br />Ve kendisini büyüklerin önüne çıkartır. 
20O 018:017 Duruşmada ilk konuşan haklı görünür,<br />Başkası çıkıp onu sorgulayana dek. 
20O 018:018 Kura çekişmeleri sona erdirir,<br />Güçlü rakipleri uzlaştırır. 
20O 018:019 Gücenmiş kardeş surlu kentten daha zor elde edilir.<br />Çekişme sürgülü kale kapısı gibidir. 
20O 018:020 İnsanın karnı ağzının meyvesiyle,<br />Dudaklarının ürünüyle doyar. 
20O 018:021 Dil ölüme de götürebilir, yaşama da;<br />Konuşmayı seven, dilin meyvesine katlanmak zorundadır. 
20O 018:022 İyi bir eş bulan iyilik bulur<br />Ve RABbin lütfuna erer. 
20O 018:023 Yoksul acınma dilenir,<br />Zenginin yanıtıysa serttir. 
20O 018:024 Yıkıma götüren dostlar vardır,<br />Ama öyle dost var ki, kardeşten yakındır insana. yıkıma gider››. 
20O 019:001 Dürüst yaşayan bir yoksul olmak,<br />Yalancı bir akılsız olmaktan yeğdir. 
20O 019:002 Bilgisiz heves işe yaramaz,<br />Acelecilik insanı yanılgıya düşürür. 
20O 019:003 İnsanın ahmaklığı yaşamını yıkar,<br />Yine de içinden RABbe öfkelenir. 
20O 019:004 Zenginlik dost üstüne dost kazandırır.<br />Oysa yoksulun dostu onu yüzüstü bırakır. 
20O 019:005 Yalancı tanık cezasız kalmaz,<br />Yalan soluyan kurtulamaz. 
20O 019:006 Birçokları önemli kişinin gözüne girmek<br />Ve eli açık olanın dostu olmak ister. 
20O 019:007 Yoksulun akrabaları bile onu sevmezse,<br />Dostlarının ondan uzak duracağı daha da kesindir.<br />Ne kadar yalvarsa ona yaklaşmazlar. 
20O 019:008 Sağduyulu olan canını sever,<br />Aklı izleyen bolluğa kavuşur. 
20O 019:009 Yalancı tanık cezasız kalmaz,<br />Yalan soluyan yok olur. 
20O 019:010 Akılsızın gösterişli bir yaşam sürmesi uygun değilse,<br />Kölelerin önderlere egemen olması<br />Hiç uygun değildir. 
20O 019:011 Sağduyulu kişi sabırlıdır,<br />Kusurları hoş görmesi ona onur kazandırır. 
20O 019:012 Kralın öfkesi genç aslanın kükreyişine benzer,<br />Lütfuysa otların üzerine düşen çiy gibidir. 
20O 019:013 Akılsız çocuk babasının başına beladır,<br />Dırdır eden kadın sürekli damlayan su gibidir. 
20O 019:014 Ev ve servet babadan mirastır,<br />Ama sağduyulu kadın RABbin armağanıdır. 
20O 019:015 Tembellik insanı uyuşukluğa iter,<br />Haylaz kişi de aç kalır. 
20O 019:016 Tanrı buyruğuna uyan canını korur,<br />Gitmesi gereken yolları umursamayan ölür. 
20O 019:017 Yoksula acıyan kişi RABbe ödünç vermiş olur,<br />Yaptığı iyilik için RAB onu ödüllendirir. 
20O 019:018 Henüz umut varken çocuğunu eğit,<br />Onun yıkımına neden olma. 
20O 019:019 Huysuz insan cezasını çekmelidir.<br />Onu bir kere kurtarsan da, hep aynı şeyi yapman gerekir. 
20O 019:020 Öğüde kulak ver, terbiyeyi kabul et ki,<br />Ömrünün kalan kısmı boyunca bilge olasın. 
20O 019:021 İnsan yüreğinde çok şey tasarlar,<br />Ama gerçekleşen, RABbin amacıdır. 
20O 019:022 İnsandan istenen vefadır,<br />Yoksul olmak yalancı olmaktan yeğdir. 
20O 019:023 RAB korkusu<br />Doygun ve dertsiz bir yaşama kavuşturur. 
20O 019:024 Tembel sahana daldırdığı elini<br />Ağzına geri götürmek bile istemez. 
20O 019:025 Alaycıyı döversen bön kişi ibret alır,<br />Akıllı kişiyi azarlarsan bilgisine bilgi katar. 
20O 019:026 Babasına saldıran, annesini kovan çocuk,<br />Ailesinin utancı ve yüzkarasıdır. 
20O 019:027 Oğlum, uyarılara kulağını tıkarsan,<br />Bilgi kaynağı sözlerden saparsın. 
20O 019:028 Niyeti bozuk tanık adaletle eğlenir,<br />Kötülerin ağzı fesatla beslenir. 
20O 019:029 Alaycılar için ceza,<br />Akılsızların sırtı için kötek hazırdır. 
20O 020:001 Şarap insanı alaycı, içki gürültücü yapar,<br />Onun etkisiyle yoldan sapan bilge değildir. 
20O 020:002 Kralın öfkesi genç aslanın kükreyişine benzer,<br />Onu kızdıran canından olur. 
20O 020:003 Kavgadan kaçınmak insan için onurdur,<br />Oysa her ahmak tartışmaya hazırdır. 
20O 020:004 Sonbaharda çift sürmeyen tembel,<br />Hasatta aradığını bulamaz. 
20O 020:005 İnsanın niyetleri derin bir kuyunun suları gibidir,<br />Akıllı kişi onları açığa çıkarır. 
20O 020:006 İnsanların çoğu, ‹‹Vefalıyım›› der.<br />Ama sadık birini kim bulabilir? 
20O 020:007 Doğru ve dürüst bir babaya<br />Sahip olan çocuklara ne mutlu! 
20O 020:008 Yargı kürsüsünde oturan kral,<br />Kötülüğü gözleriyle ayıklar. 
20O 020:009 Kim, ‹‹Yüreğimi pak kıldım,<br />Günahımdan arındım›› diyebilir? 
20O 020:010 RAB hileli tartıdan da, hileli ölçüden de tiksinir. 
20O 020:011 Çocuk bile eylemleriyle kendini belli eder,<br />Yaptıkları pak ve doğru mu, değil mi, anlaşılır. 
20O 020:012 İşiten kulağı da gören gözü de<br />RAB yaratmıştır. 
20O 020:013 Uykuyu seversen yoksullaşırsın,<br />Uyanık durursan ekmeğin bol olur. 
20O 020:014 Alıcı, ‹‹İşe yaramaz, işe yaramaz›› der,<br />Ama alıp gittikten sonra aldığıyla övünür. 
20O 020:015 Bol bol altının, mücevherin olabilir,<br />Ama bilgi akıtan dudaklar daha değerlidir. 
20O 020:016 Tanımadığı birine kefil olanın giysisini al;<br />Bir yabancı için yapıyorsa bunu,<br />Giysisini rehin tut. 
20O 020:017 Hileyle kazanılan yiyecek insana tatlı gelir,<br />Ama sonra ağza dolan çakıl gibidir. 
20O 020:018 Tasarılarını danışarak yap,<br />Yöntemlere uyarak savaş. 
20O 020:019 Dedikoducu sır saklayamaz,<br />Bu nedenle ağzı gevşek olanla arkadaşlık etme. 
20O 020:020 Annesine ya da babasına sövenin<br />Işığı zifiri karanlıkta sönecek. 
20O 020:021 Tez elde edilen mirasın<br />Sonu bereketli olmaz. 
20O 020:022 ‹‹Bu kötülüğü sana ödeteceğim›› deme;<br />RABbi bekle, O seni kurtarır. 
20O 020:023 RAB hileli tartıdan tiksinir,<br />Hileli teraziden hoşlanmaz. 
20O 020:024 İnsanın adımlarını RAB yönlendirir;<br />Öyleyse insan tuttuğu yolu nasıl anlayabilir? 
20O 020:025 Düşünmeden adakta bulunmak<br />Sakıncalıdır. 
20O 020:026 Bilge kral kötüleri ayıklar,<br />Harman döver gibi cezalandırır. 
20O 020:027 İnsanın ruhu RABbin ışığıdır,<br />İç varlığın derinliklerine işler. 
20O 020:028 Sevgi ve sadakat kralın güvencesidir.<br />Onun tahtını sağlamlaştıran sevgidir. 
20O 020:029 Gençlerin görkemi güçleri,<br />Yaşlıların onuru ağarmış saçlardır. 
20O 020:030 Yaralayan darbeler kötülüğü temizler,<br />Kötek iç varlığın derinliklerini paklar. 
20O 021:001 Kralın yüreği RABbin elindedir,<br />Kanaldaki su gibi onu istediği yöne çevirir. 
20O 021:002 İnsan izlediği her yolun doğru olduğunu sanır,<br />Ama niyetlerini tartan RABdir. 
20O 021:003 RAB kendisine kurban sunulmasından çok,<br />Doğruluğun ve adaletin yerine getirilmesini ister. 
20O 021:004 Küstah bakışlar ve kibirli yürek<br />Kötülerin çırası ve günahıdır. 
20O 021:005 Çalışkanın tasarıları hep bollukla,<br />Her türlü acelecilik hep yoklukla sonuçlanır. 
20O 021:006 Yalan dolanla yapılan servet,<br />Sis gibi geçicidir ve ölüm tuzağıdır. 
20O 021:007 Kötülerin zorbalığı kendilerini süpürüp götürür,<br />Çünkü doğru olanı yapmaya yanaşmazlar. 
20O 021:008 Suçlunun yolu dolambaçlı,<br />Pak kişinin yaptıklarıysa dosdoğrudur. 
20O 021:009 Kavgacı kadınla aynı evde oturmaktansa,<br />Damın köşesinde oturmak yeğdir. 
20O 021:010 Kötünün can attığı kötülüktür,<br />Hiç kimseye acımaz. 
20O 021:011 Alaycı cezalandırılınca bön kişi akıllanır,<br />Bilge olan öğretilenden bilgi kazanır. 
20O 021:012 Adil Olan, kötünün evini dikkatle gözler<br />Ve kötüleri yıkıma uğratır. 
20O 021:013 Yoksulun feryadına kulağını tıkayanın<br />Feryadına yanıt verilmeyecektir. 
20O 021:014 Gizlice verilen armağan öfkeyi,<br />Koyna sokuşturulan rüşvet de kızgın gazabı yatıştırır. 
20O 021:015 Hak yerine gelince doğru kişi sevinir,<br />Fesatçı dehşete düşer. 
20O 021:016 Sağduyudan uzaklaşan,<br />Kendini ölüler arasında bulur. 
20O 021:017 Zevkine düşkün olan yoksullaşır,<br />Şaraba ve zeytinyağına düşkün kişi de zengin olmaz. 
20O 021:018 Kötü kişi doğru kişinin fidyesidir,<br />Hain de dürüstün. 
20O 021:019 Çölde yaşamak,<br />Can sıkıcı ve kavgacı kadınla yaşamaktan yeğdir. 
20O 021:020 Bilgenin evi değerli eşya ve zeytinyağıyla doludur,<br />Akılsızsa malını har vurup harman savurur. 
20O 021:021 Doğruluğun ve sevginin ardından koşan,<br />Yaşam, gönenç ve onur bulur. 
20O 021:022 Bilge kişi güçlülerin kentine saldırıp<br />Güvendikleri kaleyi yıkar. 
20O 021:023 Ağzını ve dilini tutan<br />Başını beladan korur. 
20O 021:024 Gururlu, küstah ve alaycı:<br />Bunlar kas kas kasılan insanın adlarıdır. 
20O 021:025 Tembelin isteği onu ölüme götürür,<br />Çünkü elleri çalışmaktan kaçınır; 
20O 021:026 Bütün gün isteklerini sıralar durur,<br />Oysa doğru kişi esirgemeden verir. 
20O 021:027 Kötülerin sunduğu kurban iğrençtir,<br />Hele bunu kötü niyetle sunarlarsa. 
20O 021:028 Yalancı tanık yok olur,<br />Dinlemeyi bilenin tanıklığıysa inandırıcıdır. 
20O 021:029 Kötü kişi kendine güçlü bir görünüm verir,<br />Erdemli insansa tuttuğu yoldan emindir. 
20O 021:030 RABbe karşı başarılı olabilecek<br />Bilgelik, akıl ve tasarı yoktur. 
20O 021:031 At savaş günü için hazır tutulur,<br />Ama zafer sağlayan RAB'dir. 
20O 022:001 İyi ad büyük servetten,<br />Saygınlık gümüş ve altından yeğdir. 
20O 022:002 Zenginle yoksulun ortak yönü şu:<br />Her ikisini de RAB yarattı. 
20O 022:003 İhtiyatlı kişi tehlikeyi görünce saklanır,<br />Bönse öne atılır ve zarar görür. 
20O 022:004 Alçakgönüllülüğün ve RAB korkusunun ödülü,<br />Zenginlik, onur ve yaşamdır. 
20O 022:005 Kötünün yolu diken ve tuzakla doludur.<br />Canını korumak isteyen bunlardan uzak durur. 
20O 022:006 Çocuğu tutması gereken yola göre yetiştir,<br />Yaşlandığında o yoldan ayrılmaz. 
20O 022:007 Zengin yoksullara egemen olur,<br />Borç alan borç verenin kulu olur. 
20O 022:008 Fesat eken dert biçer,<br />Gazabının değneği yok olur. 
20O 022:009 Cömert olan kutsanır,<br />Çünkü yemeğini yoksullarla paylaşır. 
20O 022:010 Alaycıyı kov, kavga biter;<br />Çekişme ve aşağılamalar da sona erer. 
20O 022:011 Yürek temizliğini ve güzel sözleri seven,<br />Kralın dostluğunu kazanır. 
20O 022:012 RAB bilgiyi gözetip korur,<br />Hainin sözlerini ise altüst eder. 
20O 022:013 Tembel der ki, ‹‹Dışarda aslan var,<br />Sokağa çıksam beni parçalar.›› 
20O 022:014 Sokak kadınının ağzı dipsiz çukur gibidir,<br />RABbin gazabına uğrayan oraya düşer. 
20O 022:015 Akılsızlık çocuğun öz yapısındadır,<br />Değnekle terbiye edilirse akılsızlıktan uzaklaşır. 
20O 022:016 Servetini büyütmek için yoksulu ezenle<br />Zengine armağan verenin sonu yoksulluktur. 
20O 022:017 Kulak ver, bilgelerin sözlerini dinle,<br />Öğrettiğimi zihnine işle. 
20O 022:018 Sözlerimi yüreğinde saklarsan mutlu olursun,<br />Onlar hep hazır olsun dudaklarında. 
20O 022:019 RABbe güvenmen için<br />Bugün bunları sana, evet sana da bildiriyorum. 
20O 022:020 Senin için otuz söz yazdım,<br />Bilgi ve öğüt sözleri... 
20O 022:021 Öyle ki, güvenilir, doğru sözleri bilesin,<br />Böylece seni gönderene güvenilir yanıt verebilesin. 
20O 022:022 Yoksulu, yoksul olduğu için soymaya kalkma,<br />Düşkünü mahkemede ezme. Masoretik metinde geçmemektedir. 
20O 022:023 Çünkü onların davasını RAB yüklenecek<br />Ve onları soyanların canını alacak. 
20O 022:024 Huysuz kişiyle arkadaşlık etme;<br />Tez öfkelenenle yola çıkma. 
20O 022:025 Yoksa onun yollarına alışır,<br />Kendini tuzağa düşmüş bulursun. 
20O 022:026 El sıkışıp<br />Başkasının borcuna kefil olmaktan kaçın. 
20O 022:027 Ödeyecek paran olmazsa,<br />Altındaki döşeğe bile el koyarlar. 
20O 022:028 Atalarının belirlediği<br />Eski sınır taşlarının yerini değiştirme. 
20O 022:029 İşinde usta birini görüyor musun?<br />Öylesi sıradan kişilere değil,<br />Krallara bile hizmet eder. 
20O 023:001 Bir önderle yemeğe oturduğunda<br />Önüne konulana dikkat et. 
20O 023:002 İştahına yenilecek olursan,<br />Daya bıçağı kendi boğazına. 
20O 023:003 Onun lezzetli yemeklerini çekmesin canın,<br />Böyle yemeğin ardında hile olabilir. 
20O 023:004 Zengin olmak için didinip durma,<br />Çıkar bunu aklından. 
20O 023:005 Servet göz açıp kapayana dek yok olur,<br />Kanatlanıp kartal gibi göklere uçar. 
20O 023:006 Cimrinin verdiği yemeği yeme,<br />Lezzetli yemeklerini çekmesin canın. 
20O 023:007 Çünkü yediğin her şeyin hesabını tutar,<br />‹‹Ye, iç›› der sana,<br />Ama yüreği senden yana değildir. 
20O 023:008 Yediğin azıcık yemeği kusarsın,<br />Söylediğin güzel sözler de boşa gider. 
20O 023:009 Akılsıza öğüt vermeye kalkma,<br />Çünkü senin sözlerindeki sağduyuyu küçümser. 
20O 023:010 Eski sınır taşlarının yerini değiştirme,<br />Öksüzlerin toprağına el sürme. 
20O 023:011 Çünkü onların Velisi güçlüdür<br />Ve onların davasını sana karşı O yürütür. kurtarıcılığı vurguluyor. 
20O 023:012 Uyarıları zihnine işle,<br />Bilgi dolu sözlere kulak ver. 
20O 023:013 Çocuğunu terbiye etmekten geri kalma,<br />Onu değnekle dövsen de ölmez. 
20O 023:014 Onu değnekle döversen,<br />Canını ölüler diyarından kurtarırsın. 
20O 023:015 Oğlum, bilge yürekli olursan,<br />Benim yüreğim de sevinir. 
20O 023:016 Dudakların doğru konuştuğunda<br />Gönlüm de coşar. 
20O 023:017 Günahkârlara imrenmektense,<br />Sürekli RAB korkusunda yaşa. 
20O 023:018 Böylece bir geleceğin olur<br />Ve umudun boşa çıkmaz. 
20O 023:019 Oğlum, dinle ve bilge ol,<br />Yüreğini doğru yolda tut. 
20O 023:020 Aşırı şarap içenlerle,<br />Ete düşkün oburlarla arkadaşlık etme. 
20O 023:021 Çünkü ayyaş ve obur kişi yoksullaşır,<br />Uyuşukluk da insana paçavra giydirir. 
20O 023:022 Sana yaşam veren babanın sözlerine kulak ver,<br />Yaşlandığı zaman anneni hor görme. 
20O 023:023 Gerçeği satın al ve satma;<br />Bilgeliği, terbiyeyi, aklı da. 
20O 023:024 Doğru kişinin babası coştukça coşar,<br />Bilgece davranan oğulun babası sevinir. 
20O 023:025 Annenle baban seninle coşsun,<br />Seni doğuran sevinsin. 
20O 023:026 Oğlum, beni yürekten dinle,<br />Gözünü gittiğim yoldan ayırma. 
20O 023:027 Çünkü fahişe derin bir çukur,<br />Ahlaksız kadın dar bir kuyudur. 
20O 023:028 Evet, soyguncu gibi pusuda bekler<br />Ve birçok erkeği yoldan çıkarır. 
20O 023:029 Ah çeken kim? Vah çeken kim?<br />Kimdir çekişip duran?<br />Yakınan kim? Boş yere yaralanan kim?<br />Gözleri kanlı olan kim? 
20O 023:030 İçmeye oturup kalkamayanlar,<br />Karışık şarapları denemeye gidenlerdir. 
20O 023:031 Şarabın kızıl rengine,<br />Kadehte ışımasına,<br />Boğazdan aşağı süzülüvermesine bakma. 
20O 023:032 Sonunda yılan gibi ısırır,<br />Engerek gibi sokar. 
20O 023:033 Gözlerin garip şeyler görür,<br />Aklından ahlaksızlıklar geçer. 
20O 023:034 Kendini kâh denizin ortasında,<br />Kâh gemi direğinin tepesinde yatıyor sanırsın. 
20O 023:035 ‹‹Dövdüler beni ama incinmedim,<br />Vurdular ama farketmedim›› dersin,<br />‹‹Yeniden içmek için ne zaman ayılacağım?›› 
20O 024:001 Kötülere imrenme,<br />Onlarla birlikte olmayı isteme. 
20O 024:002 Çünkü yürekleri zorbalık tasarlar,<br />Dudakları belalardan söz eder. 
20O 024:003 Ev bilgelikle yapılır,<br />Akılla pekiştirilir. 
20O 024:004 Bilgi sayesinde odaları<br />Her türlü değerli, güzel eşyayla dolar. 
20O 024:005 Bilgelik güçten,<br />Bilgi kaba kuvvetten üstündür. üstündür›› (bkz. Septuaginta), Masoretik metin ‹‹Bilge güçlü olur, bilgi sahibi gücünü artırır.›› 
20O 024:006 Savaşmak için yöntem,<br />Zafer kazanmak için birçok danışman gerekli. 
20O 024:007 Ahmak için bilgelik ulaşılamayacak kadar yüksektir,<br />Kent kurulunda ağzını açamaz. 
20O 024:008 Kötülük tasarlayan kişi<br />Düzenbaz olarak bilinecektir. 
20O 024:009 Ahmakça tasarılar günahtır,<br />Alaycı kişiden herkes iğrenir. 
20O 024:010 Sıkıntılı günde cesaretini yitirirsen,<br />Gücün kıt demektir. 
20O 024:011 Ölüm tehlikesi içinde olanları kurtar,<br />Ölmek üzere olanları esirge. 
20O 024:012 ‹‹İşte bunu bilmiyordum›› desen de,<br />İnsanın yüreğindekini bilen sezmez mi?<br />Senin canını koruyan anlamaz mı?<br />Ödetmez mi herkese yaptığını? 
20O 024:013 Oğlum, bal ye, çünkü iyidir,<br />Süzme bal damağa tatlı gelir. 
20O 024:014 Bilgelik de canın için öyledir, bilmiş ol.<br />Bilgeliği bulursan bir geleceğin olur<br />Ve umudun boşa çıkmaz. 
20O 024:015 Ey kötü adam, doğru kişinin evine karşı pusuya yatma,<br />Konutunu yıkmaya kalkma. 
20O 024:016 Çünkü doğru kişi yedi kez düşse yine kalkar,<br />Ama kötüler felakette yıkılır. 
20O 024:017 Düşmanın düşüşüne keyiflenme,<br />Sendelemesine sevinme. 
20O 024:018 Yoksa RAB görür ve hoşnut kalmaz<br />Ve düşmanına duyduğu öfke yatışır. 
20O 024:019 Kötülük edenlere kızıp üzülme,<br />Onlara özenme. 
20O 024:020 Çünkü kötülerin geleceği yok,<br />Çırası sönecek onların. 
20O 024:021 Oğlum, RABbe ve krala saygı göster,<br />Onlara başkaldıranlarla arkadaşlık etme. 
20O 024:022 Çünkü onlar ansızın felakete uğrar,<br />İnsanın başına ne belalar getireceklerini kim bilir? 
20O 024:023 Şunlar da bilgelerin sözleridir:<br />Yargılarken yan tutmak iyi değildir. 
20O 024:024 Kötüye, ‹‹Suçsuzsun›› diyen yargıcı<br />Halklar lanetler, uluslar kınar. 
20O 024:025 Ne mutlu suçluyu mahkûm edene!<br />Herkes onu candan kutlar. 
20O 024:026 Dürüst yanıt<br />Gerçek dostluğun işaretidir. ‹‹Dürüst yanıt veren dudakları öper.›› 
20O 024:027 İlkin dışardaki işini bitirip tarlanı hazırla,<br />Ondan sonra evini yap. 
20O 024:028 Başkalarına karşı nedensiz tanıklık etme<br />Ve dudaklarınla aldatma. 
20O 024:029 ‹‹Bana yaptığını ben de ona yapacağım,<br />Ödeteceğim bana yaptığını›› deme. 
20O 024:030 Tembelin tarlasından,<br />Sağduyudan yoksun kişinin bağından geçtiğimde 
20O 024:031 Her yanı dikenlerin, otların<br />Kapladığını gördüm;<br />Taş duvar da yıkılmıştı. 
20O 024:032 Gördüklerimi derin derin düşündüm,<br />Seyrettiklerimden ibret aldım. 
20O 024:033 ‹‹Biraz kestireyim, biraz uyuklayayım,<br />Ellerimi kavuşturup şöyle bir uyuyayım›› demeye kalmadan, 
20O 024:034 Yokluk bir haydut gibi,<br />Yoksulluk bir akıncı gibi gelir üzerine. 
20O 025:001 Bundan sonrakiler de Süleymanın özdeyişleridir.<br />Bunları Yahuda Kralı Hizkiyanın adamları derledi. 
20O 025:002 Tanrıyı gizli tuttuğu şeyler için,<br />Krallarıysa açığa çıkardıkları için yüceltiriz. 
20O 025:003 Göğün yüksekliği, yerin derinliği gibi,<br />Kralların aklından geçen de kestirilemez. 
20O 025:004 Cürufu gümüşten ayırınca,<br />Kuyumcunun işleyeceği madde kalır. 
20O 025:005 Kötüleri kralın huzurundan uzaklaştırırsan<br />Kralın tahtı adaletle pekişir. 
20O 025:006 Kralın önünde kendini yüceltme,<br />Önemli kişiler arasında yer edinmeye çalışma. 
20O 025:007 Çünkü kralın seni bir soylunun önünde alaşağı etmesindense,<br />Sana, ‹‹Yukarıya gel›› demesi yeğdir. 
20O 025:008 Gördüklerinle hemencecik mahkemeye başvurma;<br />Çünkü başkası seni utandırabilir,<br />Sonra ne yapacağını bilemezsin. 
20O 025:009 Davanı doğrudan komşunla gör;<br />Başkasının sırrını açıklama. 
20O 025:010 Yoksa işiten seni utandırabilir<br />Ve bu kötü ün yakanı bırakmaz. 
20O 025:011 Yerinde söylenen söz,<br />Gümüş oymalardaki altın elmafö gibidir. 
20O 025:012 Altın küpe ya da altın bir süs neyse,<br />Dinleyen kulak için bilgenin azarlaması da öyledir. 
20O 025:013 Hasatta kar serinliği nasılsa,<br />Güvenilir ulak da kendisini gönderenler için öyledir.<br />Böyle biri efendilerinin canına can katar. 
20O 025:014 Yağmursuz bulut ve yel nasılsa,<br />Vermediği armağanla övünen kişi de öyledir. 
20O 025:015 Sabırla bir hükümdar bile ikna edilir,<br />Tatlı dil en güçlü direnci kırar. 
20O 025:016 Bal buldun mu yeteri kadar ye,<br />Fazla doyarsan kusarsın. 
20O 025:017 Başkalarının evine seyrek git,<br />Yoksa onları bezdirir, nefretini kazanırsın. 
20O 025:018 Başkasına karşı yalancı tanıklık eden<br />Topuz, kılıç ya da sivri ok gibidir. 
20O 025:019 Sıkıntılı günde haine güvenmek,<br />Çürük dişe ya da sakat ayağa güvenmek gibidir. 
20O 025:020 Dertli kişiye ezgi söylemek,<br />Soğuk günde giysilerini üzerinden almaya,<br />Ya da sodaya sirke katmaya benzer. 
20O 025:021 Düşmanın acıkmışsa doyur,<br />Susamışsa su ver. 
20O 025:022 Bunu yapmakla onu utanca boğarsın<br />Ve RAB seni ödüllendirir. 
20O 025:023 Kuzeyden esen rüzgar nasıl yağmur getirirse,<br />İftiracı dil de öfkeli bakışlara yol açar. 
20O 025:024 Kavgacı kadınla aynı evde oturmaktansa,<br />Damın köşesinde oturmak yeğdir. 
20O 025:025 Susamış kişi için soğuk su neyse,<br />Uzak ülkeden gelen iyi haber de öyledir. 
20O 025:026 Kötünün önünde pes eden doğru kişi,<br />Suyu bulanmış pınar, kirlenmiş kuyu gibidir. 
20O 025:027 Fazla bal yemek iyi değildir;<br />Hep yüceltilmeyi beklemek de... 
20O 025:028 Kendini denetleyemeyen kişi<br />Yıkılmış sursuz kent gibidir. 
20O 026:001 Yaz ortasında kar, hasatta yağmur uygun olmadığı gibi,<br />Akılsıza da onur yakışmaz. 
20O 026:002 Öteye beriye uçuşan serçe<br />Ve kırlangıç gibi,<br />Hak edilmemiş lanet de tutmaz. 
20O 026:003 Ata kırbaç, eşeğe gem,<br />Akılsızın sırtına da değnek gerek. 
20O 026:004 Akılsıza ahmaklığına göre karşılık verme,<br />Yoksa sen de onun düzeyine inersin. 
20O 026:005 Akılsıza ahmaklığına uygun karşılık ver,<br />Yoksa kendini bilge sanır. 
20O 026:006 Akılsızın eliyle haber gönderen,<br />Kendi ayaklarını kesen biri gibi,<br />Kendine zarar verir. 
20O 026:007 Akılsızın ağzında özdeyiş,<br />Kötürümün sarkan bacakları gibidir. 
20O 026:008 Akılsızı onurlandırmak,<br />Taşı sapana bağlamak gibidir. 
20O 026:009 Sarhoşun elindeki dikenli dal ne ise,<br />Akılsızın ağzında özdeyiş de odur. 
20O 026:010 Oklarını gelişigüzel fırlatan okçu neyse,<br />Yoldan geçen akılsızı ya da sarhoşu ücretle tutan da öyledir. 
20O 026:011 Ahmaklığını tekrarlayan akılsız,<br />Kusmuğuna dönen köpek gibidir. 
20O 026:012 Kendini bilge gören birini tanıyor musun?<br />Akılsız bile ondan daha umut vericidir. 
20O 026:013 Tembel, ‹‹Yolda aslan var,<br />Sokaklarda aslan dolaşıyor›› der. 
20O 026:014 Menteşeleri üzerinde dönen kapı gibi,<br />Tembel de yatağında döner durur. 
20O 026:015 Tembel elini sahana daldırır,<br />Yeniden ağzına götürmeye üşenir. 
20O 026:016 Tembel kendini,<br />Akıllıca yanıt veren yedi kişiden daha bilge sanır. 
20O 026:017 Kendini ilgilendirmeyen bir kavgaya bulaşan kişi,<br />Yoldan geçen köpeği kulaklarından tutana benzer. 
20O 026:018 -19 168490 Ateşli ve öldürücü oklar savuran bir deli neyse,<br />Komşusunu aldatıp, ‹‹Şaka yapıyordum››<br />Diyen de öyledir. 
20O 026:020 Odun bitince ateş söner,<br />Dedikoducu yok olunca kavga diner. 
20O 026:021 Kor için kömür, ateş için odun neyse,<br />Çekişmeyi alevlendirmek için kavgacı da öyledir. 
20O 026:022 Dedikodu tatlı lokma gibidir,<br />İnsanın ta içine işler. 
20O 026:023 Okşayıcı dudaklarla kötü yürek,<br />Sırlanmış toprak kaba benzer. 
20O 026:024 Yüreği nefret dolu kişi sözleriyle niyetini gizlemeye çalışır,<br />Ama içi hile doludur. 
20O 026:025 Güzel sözlerine kanma,<br />Çünkü yüreğinde yedi iğrenç şey vardır. 
20O 026:026 Nefretini hileyle örtse bile,<br />Kötülüğü toplumun önünde ortaya çıkar. 
20O 026:027 Başkasının kuyusunu kazan içine kendi düşer,<br />Taşı yuvarlayan altında kalır. 
20O 026:028 Yalancı dil incittiği kişilerden nefret eder,<br />Yaltaklanan ağızdan yıkım gelir. 
20O 027:001 Yarınla övünme,<br />Çünkü ne getireceğini bilemezsin. 
20O 027:002 Seni kendi ağzın değil, başkaları övsün,<br />Kendi dudakların değil, yabancı övsün. 
20O 027:003 Taş ağırdır, kum bir yüktür,<br />Ama ahmağın kışkırtması ikisinden de ağırdır. 
20O 027:004 Öfke zalim, hiddet azgındır,<br />Ama kıskançlığa kim dayanabilir? 
20O 027:005 Açık bir azar,<br />Gizli tutulan sevgiden iyidir. 
20O 027:006 Düşmanın öpücükleri aldatıcıdır,<br />Ama dostun seni iyiliğin için yaralar. 
20O 027:007 Tok insanın canı balı bile çekmez,<br />Aç kişiye en acı şey tatlı gelir. 
20O 027:008 Yuvasından uzak kalan kuş nasılsa,<br />Yurdundan uzak kalan insan da öyledir. 
20O 027:009 Güzel koku ve buhur canı ferahlatır,<br />Dostun verdiği öğüt insana tatlı gelir. 
20O 027:010 Kendi dostunu da babanın dostunu da bırakma<br />Ve felakete uğradığın gün kardeşinin evine gitme;<br />Yakın komşun uzaktaki kardeşten yeğdir. 
20O 027:011 Oğlum, bilgece davran ki yüreğim sevinsin,<br />Beni ayıplayana yanıt vereyim. 
20O 027:012 İhtiyatlı kişi tehlikeyi görünce saklanır,<br />Bönse öne atılır ve zarar görür. 
20O 027:013 Tanımadığı birine kefil olanın giysisini al;<br />Bir yabancı için yapıyorsa bunu,<br />Giysisini rehin tut. 
20O 027:014 Sabah sabah komşuya verilen gürültülü bir selam<br />Küfür sayılır. 
20O 027:015 Kavgacı kadının dırdırı<br />Yağmurlu günde damlaların dinmeyen sesi gibidir. 
20O 027:016 Böyle bir kadını dizginlemeye kalkmak,<br />Rüzgarı ya da yağı avuçta tutmaya çalışmak gibidir. 
20O 027:017 Demir demiri biler,<br />İnsan da insanı... 
20O 027:018 İncir ağacını budayan meyvesini yer,<br />Efendisine hizmet eden onurlandırılır. 
20O 027:019 Su görüntümüzü nasıl yansıtıyorsa,<br />Yürek de insanın içini yansıtır. 
20O 027:020 Ölüm ve yıkım diyarı insana doymaz,<br />İnsanın gözü de hiç doymaz. 
20O 027:021 Altın ocakta, gümüş potada sınanır,<br />İnsansa aldığı övgüyle sınanır. 
20O 027:022 Ahmağı buğdayla birlikte dibekte tokmakla dövsen bile,<br />Ahmaklığından kurtulmaz. 
20O 027:023 Davarına iyi bak,<br />Sığırlarına dikkat et. 
20O 027:024 Çünkü zenginlik kalıcı değildir<br />Ve taç kuşaktan kuşağa geçmez. 
20O 027:025 Çayır biçilince, yeni çimen çıkınca,<br />Dağlardaki otlar toplanınca, 
20O 027:026 Kuzular seni giydirir,<br />Tekeler tarlanın bedeli olur. 
20O 027:027 Keçilerin sütü yalnız seni değil,<br />Ev halkını, hizmetçilerini de doyurmaya yeter. 
20O 028:001 Kötü kişi kendisini kovalayan olmasa bile kaçar,<br />Doğrularsa genç aslan gibi yüreklidir. 
20O 028:002 Ayaklanan ülke çok başlı olur,<br />Ama akıllı, bilgili kişi düzeni sağlar. 
20O 028:003 Yoksulu ezen yoksul,<br />Ürünü harap eden sağanak yağmur gibidir. 
20O 028:004 Yasayı terk eden kötüyü över,<br />Yerine getirense kötüye karşı çıkar. 
20O 028:005 Kötüler adaletten anlamaz,<br />RABbe yönelenlerse her yönüyle anlar. 
20O 028:006 Dürüst bir yoksul olmak,<br />Yolsuzlukla zengin olmaktan yeğdir. 
20O 028:007 Kutsal Yasayı yerine getiren çocuk akıllıdır,<br />Oburlarla arkadaşlık edense babasını utandırır. 
20O 028:008 Faiz ve tefecilikle malına mal katan kişi,<br />Bunu yoksullara acıyan için biriktirir. 
20O 028:009 Yasaya kulağını tıkayanın<br />Duası da iğrençtir. 
20O 028:010 Dürüst kişileri kötü yola saptıran<br />Kendi kazdığı çukura düşer.<br />İyiliği, özü sözü bir olanlar miras alacak. 
20O 028:011 Zengin kendini bilge sanır,<br />Ama akıllı yoksul onun içini okur. 
20O 028:012 Doğruların zaferi coşkuyla kutlanır,<br />Ama kötüler egemen olunca insan kaçacak yer arar. 
20O 028:013 Günahlarını gizleyen başarılı olmaz,<br />İtiraf edip bırakansa merhamet bulur. 
20O 028:014 Günahtan çekinen ne mutludur!<br />İnatçılık edense belaya düşer. 
20O 028:015 Yoksul halkı yöneten kötü kişi<br />Kükreyen aslan, saldırgan ayı gibidir. 
20O 028:016 Gaddar önderin aklı kıttır;<br />Haksız kazançtan nefret edense uzun ömürlü olur. 
20O 028:017 Adam öldürmekten vicdan azabı çeken, mezara dek kaçacaktır;<br />Kimse ona yardım etmesin. 
20O 028:018 Alnı ak yaşayan kurtulur,<br />Yolsuzluk yapan ansızın yıkıma uğrar. 
20O 028:019 Toprağını işleyenin ekmeği bol olur,<br />Hayal peşinde koşansa yoksulluğa doyar. 
20O 028:020 Güvenilir kişi bolluğa erer,<br />Zengin olmaya can atansa beladan kurtulamaz. 
20O 028:021 Hatır gözetmek iyi değildir,<br />Çünkü insan bir lokma ekmek için bile suç işler. 
20O 028:022 Cimri servet peşinde koşar,<br />Yoksulluğa uğrayacağını düşünmez. 
20O 028:023 Başkasını azarlayan sonunda<br />Pohpohlayandan daha çok beğeni kazanır. 
20O 028:024 Annesini ya da babasını soymayı günah saymayan,<br />Haydutla birdir. 
20O 028:025 Açgözlü kavga çıkarır,<br />RABbe güvenense bolluk içinde yaşar. 
20O 028:026 Kendine güvenen akılsızdır,<br />Bilgece davranan güvenlikte olur. 
20O 028:027 Yoksula verenin eksiği olmaz,<br />Yoksulu görmezden gelense bir sürü lanete uğrar. 
20O 028:028 Kötüler egemen olunca insan kaçacak yer arar,<br />Ama kötüler yok olunca doğrular çoğalır. 
20O 029:001 Defalarca azarlandığı halde dikbaşlılık eden,<br />Ansızın yıkıma uğrayacak, çare yok. 
20O 029:002 Doğru kişiler çoğalınca halk sevinir,<br />Kötü kişi hükümdar olunca halk inler. 
20O 029:003 Bilgeliği seven babasını sevindirir,<br />Fahişelerle dostluk eden malını yitirir. 
20O 029:004 Adaletle yöneten kral ülkesini ayakta tutar,<br />Ağır vergiler koyansa çökertir. 
20O 029:005 Başkasını pohpohlayan kişi,<br />Ona tuzak kurar. 
20O 029:006 Kötünün başkaldırısı kendine tuzak olur,<br />Doğru kişiyse ezgi söyler ve sevinir. 
20O 029:007 Doğru kişi yoksulların hakkını verir,<br />Kötü kişi hak hukuk nedir bilmez. 
20O 029:008 Alaycı kişiler kentleri bile karıştırır,<br />Bilgelerse öfkeyi yatıştırır. 
20O 029:009 Bilge kişiyle davası olan ahmak<br />Kızar, alay eder ve rahat vermez. 
20O 029:010 Kana susamışlar dürüst kişiden nefret eder,<br />Doğrularsa onun canını korur. 
20O 029:011 Akılsız hep patlamaya hazırdır,<br />Bilgeyse öfkesini dizginler. 
20O 029:012 Hükümdar yalana kulak verirse,<br />Bütün görevlileri de kötü olur. 
20O 029:013 Zorbayla yoksulun ortak bir noktası var:<br />İkisinin de gözünü açan RABdir. 
20O 029:014 Yoksulları adaletle yöneten kralın<br />Tahtı hep güvenlikte olur. 
20O 029:015 Değnekle terbiye bilgelik kazandırır,<br />Kendi haline bırakılan çocuksa annesini utandırır. 
20O 029:016 Kötüler çoğalınca başkaldırı da çoğalır,<br />Ama doğrular onların düşüşünü görecektir. 
20O 029:017 Oğlunu terbiye et, o da sana huzur verecek<br />Ve gönlünü hoşnut edecektir. 
20O 029:018 Tanrısal esinden yoksun olan halk<br />Sınır tanımaz olur.<br />Ne mutlu Kutsal Yasayı yerine getirene! 
20O 029:019 Köle salt sözle terbiye edilemez,<br />Çünkü anlasa da kulak asmaz. 
20O 029:020 Sözünü tartmadan konuşan birini tanıyor musun?<br />Akılsızın durumu bile onunkinden daha umut vericidir. 
20O 029:021 Çocukluğundan beri kölesini şımartan,<br />Sonunda cezasını çeker. 
20O 029:022 Öfkeli kişi çekişme yaratır,<br />Huysuz kişinin başkaldırısı eksik olmaz. 
20O 029:023 Kibir insanı küçük düşürür,<br />Alçakgönüllülükse onur kazandırır. 
20O 029:024 Hırsızla ortak olanın düşmanı kendisidir,<br />Mahkemede yemin etse de bildiğini söylemez. 
20O 029:025 İnsandan korkmak tuzaktır,<br />Ama RABbe güvenen güvenlikte olur. 
20O 029:026 Hükümdarın gözüne girmek isteyen çoktur,<br />Ama RABdir insana adalet sağlayan. 
20O 029:027 Doğrular haksızlardan iğrenir,<br />Kötüler de dürüst yaşayanlardan. 
20O 030:001 Massalı Yake oğlu Agurun sözleri:<br />Bu adam şöyle diyor:<br />‹‹Yoruldum, ey Tanrım, yoruldum ve tükendim. ve tükendim› ›› ya da ‹‹Bu adam İtiele, İtiele ve Ukkala şöyle diyor››. 
20O 030:002 Gerçekten ben insanların en cahiliyim,<br />Bende insan aklı yok. 
20O 030:003 Bilgeliği öğrenmedim,<br />Kutsal Olana ilişkin bilgiden de yoksunum. 
20O 030:004 Kim göklere çıkıp indi?<br />Kim yeli avuçlarında topladı?<br />Suları giysisiyle sarıp sarmalayan kim?<br />Kim belirledi dünyanın sınırlarını?<br />Adı nedir, oğlunun adı nedir, biliyorsan söyle! 
20O 030:005 Tanrının her sözü güvenilirdir,<br />O kendisine sığınan herkese kalkandır. 
20O 030:006 Onun sözüne bir şey katma,<br />Yoksa seni azarlar, yalancı çıkarsın. 
20O 030:007 Ey Tanrı, iki şey diledim senden:<br />Ben ölmeden bunları esirgeme benden. 
20O 030:008 Sahtekârlığı, yalanı benden uzak tut,<br />Bana ne yoksulluk ne de zenginlik ver;<br />Payıma düşen ekmeği ver, yeter. 
20O 030:009 Yoksa bolluktan, ‹Kimmiş RAB?› diye seni yadsır,<br />Ya da yoksulluktan çalar<br />Ve Tanrımın adını lekelemiş olurum. 
20O 030:010 ‹‹Köleyi efendisine çekiştirme,<br />Yoksa sana lanet eder, sen de suçlu çıkarsın. 
20O 030:011 Öyleleri var ki, babalarına lanet eder,<br />Annelerine değer vermezler. 
20O 030:012 Öyleleri var ki, kendilerini tertemiz sanırlar,<br />Oysa kötülüklerinden arınmış değiller. 
20O 030:013 Öyleleri var ki, kendilerinden üstün kimse yok sanır,<br />Herkese tepeden bakarlar. 
20O 030:014 Öyleleri var ki, dişleri kılıç, çeneleri bıçaktır,<br />Mazlumlarla yoksulları yutup yeryüzünden yok ederler. 
20O 030:015 Sülüğün iki kızı vardır, adları ‹Ver, ver›dir.<br />Hiç doymayan üç şey,<br />‹Yeter› demeyen dört şey vardır: 
20O 030:016 Ölüler diyarı, kısır rahim,<br />Suya doymayan toprak ve ‹Yeter› demeyen ateş. 
20O 030:017 Babasıyla alay edenin, annesinin sözünü hor görenin<br />Gözünü vadideki kargalar oyacak;<br />O akbabalara yem olacak. 
20O 030:018 Aklımın ermediği üç şey,<br />Anlamadığım dört şey var: 
20O 030:019 Kartalın gökyüzünde,<br />Yılanın kayada,<br />Geminin denizde izlediği yol<br />Ve erkeğin genç kızla tuttuğu yol. 
20O 030:020 Zina eden kadının yolu da şöyledir:<br />Yer, ağzını siler,<br />Sonra da, ‹Suç işlemedim› der. 
20O 030:021 Yeryüzü üç şeyin altında sarsılır;<br />Katlanamadığı dört şey vardır: 
20O 030:022 Kölenin kral olması,<br />Budalanın doyması, 
20O 030:023 Nefret edilen kadının evlenmesi<br />Ve hizmetçinin hanımının yerine geçmesi. 
20O 030:024 ‹‹Dünyada dört küçük yaratık var ki,<br />Çok bilgece davranırlar: 
20O 030:025 Karıncalar güçlü olmayan bir topluluktur,<br />Ama yiyeceklerini yazdan biriktirirler. 
20O 030:026 Kaya tavşanları da güçsüz bir topluluktur,<br />Ama yuvalarını kaya kovuklarında yaparlar. 
20O 030:027 Çekirgelerin kralı yoktur,<br />Ama bölük bölük ilerlerler. 
20O 030:028 Kertenkele elle bile yakalanır,<br />Ama kral saraylarında bulunur. 
20O 030:029 ‹‹Yürüyüşü gösterişli üç yaratık,<br />Davranışı gösterişli dört yaratık var: 
20O 030:030 Hayvanların en güçlüsü olan<br />Ve hiçbir şeyin önünde pes etmeyen aslan, 
20O 030:031 Tazıfş, teke<br />Ve ordusunun başındaki kral. sözcüğün anlamı tam bilinmiyor. 
20O 030:032 ‹‹Eğer budala gibi kendini yücelttinse<br />Ya da kötülük tasarladınsa,<br />Dur ve düşün! 
20O 030:033 Çünkü nasıl sütü dövünce tereyağı,<br />Burnu sıkınca kan çıkarsa,<br />Öfkeyi kurcalayınca da kavga çıkar.›› 
20O 031:001 Massa Kralı Lemuelin sözleri,<br />Annesinin ona öğrettikleri: 
20O 031:002 ‹‹Oğlum, rahmimin ürünü, ne diyeyim?<br />Adaklarımın yanıtı oğlum, ne diyeyim? 
20O 031:003 Gücünü kadınlara,<br />Gençliğini kralları mahvedenlere kaptırma! 
20O 031:004 ‹‹Şarap içmek krallara yakışmaz, ey Lemuel,<br />Krallara yakışmaz!<br />İçkiyi özlemek hükümdarlara yaraşmaz. 
20O 031:005 Çünkü içince kuralları unutur,<br />Mazlumun hakkını yerler. 
20O 031:006 İçkiyi çaresize,<br />Şarabı kaygı çekene verin. 
20O 031:007 İçsin ki yoksulluğunu unutsun,<br />Artık sefaletini anmasın. 
20O 031:008 Ağzını hakkını savunamayan için,<br />Kimsesizin davasını gütmek için aç. 
20O 031:009 Ağzını aç ve adaletle yargıla,<br />Mazlumun, yoksulun hakkını savun.›› 
20O 031:010 Erdemli kadını kim bulabilir?<br />Onun değeri mücevherden çok üstündür. sırayla İbranice alfabenin değişik bir harfiyle başlar. 
20O 031:011 Kocası ona yürekten güvenir<br />Ve kazancı eksilmez. 
20O 031:012 Kadın ona kötülükle değil,<br />Yaşamı boyunca iyilikle karşılık verir. 
20O 031:013 Yün, keten bulur,<br />Zevkle elleriyle işler. 
20O 031:014 Ticaret gemileri gibidir,<br />Yiyeceğini uzaktan getirir. 
20O 031:015 Gün ağarmadan kalkar,<br />Ev halkına yiyecek, hizmetçilerine paylarını verir. 
20O 031:016 Bir tarlayı gözüne kestirip satın alır,<br />El emeğiyle kazandığı parayla bağ diker. 
20O 031:017 Giyinip kollarını sıvar,<br />Canla başla çalışır. 
20O 031:018 Ticaretinin kârlı olduğunu bilir,<br />Çırası gece boyunca yanar. 
20O 031:019 Eliyle örekeyi tutar,<br />Avucunda iği tutar. 
20O 031:020 Mazluma kollarını açar,<br />Yoksula elini uzatır. 
20O 031:021 Kar yağınca ev halkı için kaygılanmaz,<br />Çünkü hepsinin iki katfü giysisi vardır. 
20O 031:022 Yatak örtüleri dokur,<br />Kendi giysileri ince mor ketendendir. 
20O 031:023 Kocası ülkenin ileri gelenleriyle oturup kalkar,<br />Kent kurulunda iyi tanınır. 
20O 031:024 Kadın diktiği keten giysilerle<br />Ördüğü kuşakları tüccara satar. 
20O 031:025 Güç ve onurla kuşanmıştır,<br />Geleceğe güvenle bakar. 
20O 031:026 Ağzından bilgelik akar,<br />Dili iyilik öğütler. 
20O 031:027 Ev halkının işlerini yönetir,<br />Tembellik nedir bilmez. 
20O 031:028 Çocukları önünde ayağa kalkıp onu kutlar,<br />Kocası onu över. 
20O 031:029 ‹‹Soylu işler yapan çok kadın var,<br />Ama sen hepsinden üstünsün›› der. 
20O 031:030 Çekicilik aldatıcı, güzellik boştur;<br />Ama RABbe saygılı kadın övülmeye layıktır. 
20O 031:031 Ellerinin hak ettiğini verin kendisine,<br />Yaptıkları için kent kurulunda övülsün. 
21O 001:001 Bunlar Yeruşalimde krallık yapan Davut oğlu Vaizin sözleridir: 
21O 001:002 ‹‹Her şey boş, bomboş, bomboş!›› diyor Vaiz. 
21O 001:003 Ne kazancı var insanın<br />Güneşin altında harcadığı onca emekten? 
21O 001:004 Kuşaklar gelir, kuşaklar geçer,<br />Ama dünya sonsuza dek kalır. 
21O 001:005 Güneş doğar, güneş batar,<br />Hep doğduğu yere koşar. 
21O 001:006 Rüzgar güneye gider, kuzeye döner,<br />Döne döne eserek<br />Hep aynı yolu izler. 
21O 001:007 Bütün ırmaklar denize akar,<br />Yine de deniz dolmaz.<br />Irmaklar hep çıktıkları yere döner. 
21O 001:008 Her şey yorucu,<br />Sözcüklerle anlatılamayacak kadar.<br />Göz görmekle doymuyor,<br />Kulak işitmekle dolmuyor. 
21O 001:009 Önce ne olduysa, yine olacak.<br />Önce ne yapıldıysa, yine yapılacak.<br />Güneşin altında yeni bir şey yok. 
21O 001:010 Var mı kimsenin, ‹‹Bak bu yeni!›› diyebileceği bir şey?<br />Her şey çoktan, bizden yıllar önce de vardı. 
21O 001:011 Geçmiş kuşaklar anımsanmıyor,<br />Gelecek kuşaklar da kendilerinden sonra gelenlerce anımsanmayacak. 
21O 001:012 Ben Vaiz, Yeruşalimde İsrail kralıyken 
21O 001:013 kendimi göklerin altında yapılan her şeyi bilgece araştırıp incelemeye adadım. Tanrının uğraşsınlar diye insanlara verdiği çetin bir zahmettir bu. 
21O 001:014 Güneşin altında yapılan bütün işleri gördüm; hepsi boştur, rüzgarı kovalamaya kalkışmaktır! 
21O 001:015 Eğri olan doğrultulamaz, eksik olan sayılamaz. 
21O 001:016 Kendi kendime, ‹‹İşte, bilgeliğimi benden önce Yeruşalimde krallık yapan herkesten çok artırdım›› dedim, ‹‹Alabildiğine bilgi ve bilgelik edindim.›› 
21O 001:017 Kendimi bilgi ve bilgeliği, deliliği ve akılsızlığı anlamaya adadım. Gördüm ki, bu da yalnızca rüzgarı kovalamaya kalkışmakmış. 
21O 001:018 Çünkü çok bilgelik çok keder doğurur, bilgi arttıkça acı da artar. 
21O 002:001 Kendi kendime, ‹‹Gel, zevki tat. İyi mi, değil mi, gör›› dedim. Ama gördüm ki, o da boş. 
21O 002:002 Gülmeye, ‹‹Delilik››, zevke, ‹‹Ne işe yarar?›› dedim. 
21O 002:003 İnsanların göklerin altında geçirdiği birkaç günlük ömürleri boyunca, yapacakları iyi bir şey olup olmadığını görünceye dek, bilgeliğimin önderliğinde, bedenimi şarapla nasıl canlandırayım, akılsızlığı nasıl ele alayım diye düşündüm durdum. 
21O 002:004 Büyük işlere girdim. Kendime evler inşa ettim, bağlar diktim. 
21O 002:005 Bahçeler, parklar yaptım, oralara türlü türlü meyve ağaçları diktim. 
21O 002:006 Dal budak salan orman ağaçlarını sulamak için havuzlar yaptım. 
21O 002:007 Kadın, erkek köleler satın aldım; evimde doğan kölelerim de vardı. Ayrıca benden önce Yeruşalimde yaşayan herkesten çok sığıra, davara sahip oldum. 
21O 002:008 Altın, gümüş biriktirdim; kralların, illerin hazinelerini topladım. Kadın, erkek şarkıcılar ve erkeklerin özlemi olan bir harem edindim. 
21O 002:009 Böylece büyük üne kavuştum, benden önce Yeruşalimde yaşayanların hepsini aştım. Bilgeliğimden de bir şey yitirmedim. 
21O 002:010 Gözümün dilediği hiçbir şeyi kendimden esirgemedim.<br />Gönlümü hiçbir zevkten alıkoymadım.<br />Yaptığım her işten zevk aldı gönlüm.<br />Bütün emeğimin ödülü bu oldu. 
21O 002:011 Yaptığım bütün işlere,<br />Çektiğim bütün emeklere bakınca,<br />Gördüm ki, hepsi boş ve rüzgarı kovalamaya kalkışmakmış.<br />Güneşin altında hiçbir kazanç yokmuş. 
21O 002:012 Sonra bilgelik, delilik, akılsızlık nedir diye baktım;<br />Çünkü kralın yerine geçecek kişi<br />Zaten yapılanın ötesinde ne yapabilir ki? 
21O 002:013 Işığın karanlıktan üstün olduğu gibi<br />Bilgeliğin de akılsızlıktan üstün olduğunu gördüm. 
21O 002:014 Bilge nereye gittiğini görür,<br />Ama akılsız karanlıkta yürür.<br />İkisinin de aynı sonu paylaştığını gördüm. 
21O 002:015 ‹‹Akılsızın başına gelen, benim de başıma gelecek››<br />Dedim kendi kendime, ‹‹Öyleyse kazancım ne bilgelikten?››<br />‹‹Bu da boş›› dedim içimden. 
21O 002:016 Çünkü akılsız gibi, bilge de uzun süre anılmaz,<br />Gelecekte ikisi de unutulur.<br />Nitekim bilge de akılsız gibi ölür! 
21O 002:017 Böylece hayattan nefret ettim.<br />Çünkü güneşin altında yapılan iş çetindi bence.<br />Her şey boş ve rüzgarı kovalamaya kalkışmakmış. 
21O 002:018 Güneşin altında harcadığım bütün emekten nefret ettim. Çünkü her şeyi benden sonra gelecek olana bırakmak zorundayım. 
21O 002:019 Kim bilir, bilge mi olacak, akılsız mı? Güneşin altında bilgeliğimi kullanarak harcadığım bütün emek üzerinde saltanat sürecek. Bu da boş. 
21O 002:020 Bu yüzden güneşin altında harcadığım onca emeğe üzülmeye başladım. 
21O 002:021 Çünkü biri bilgelik, bilgi ve beceriyle çalışır, sonunda her şeyini hiç emek vermemiş başka birine bırakmak zorunda kalır. Bu da boş ve büyük bir hüsrandır. 
21O 002:022 Çünkü ne kazancı var adamın, güneşin altında harcadığı bunca emekten, bunca kafa yormaktan? 
21O 002:023 Günler boyunca çektiği zahmet acı ve dert doğurur. Gece bile içi rahat etmez. Bu da boş. 
21O 002:024 İnsan için yemekten, içmekten ve yaptığı işten zevk almaktan daha iyi bir şey yoktur. Gördüm ki, bu da Tanrıdandır. 
21O 002:025 Onsuz kim yiyebilir, kim zevk alabilir? 
21O 002:026 Çünkü Tanrı bilgiyi, bilgeliği, sevinci hoşnut kaldığı insana verir. Günahkâra ise, yığma, biriktirme zahmeti verir; biriktirdiklerini Tanrı'nın hoşnut kaldığı insanlara bıraksın diye. Bu da boş ve rüzgarı kovalamaya kalkışmakmış. 
21O 003:001 Her şeyin mevsimi, göklerin altındaki her olayın zamanı vardır. 
21O 003:002 Doğmanın zamanı var, ölmenin zamanı var.<br />Dikmenin zamanı var, sökmenin zamanı var. 
21O 003:003 Öldürmenin zamanı var, şifa vermenin zamanı var.<br />Yıkmanın zamanı var, yapmanın zamanı var. 
21O 003:004 Ağlamanın zamanı var, gülmenin zamanı var.<br />Yas tutmanın zamanı var, oynamanın zamanı var. 
21O 003:005 Taş atmanın zamanı var, taş toplamanın zamanı var.<br />Kucaklaşmanın zamanı var, kucaklaşmamanın zamanı var. 
21O 003:006 Aramanın zamanı var, vazgeçmenin zamanı var.<br />Saklamanın zamanı var, atmanın zamanı var. 
21O 003:007 Yırtmanın zamanı var, dikmenin zamanı var.<br />Susmanın zamanı var, konuşmanın zamanı var. 
21O 003:008 Sevmenin zamanı var, nefret etmenin zamanı var.<br />Savaşın zamanı var, barışın zamanı var. 
21O 003:009 Çalışanın harcadığı emekten ne kazancı var? 
21O 003:010 Tanrının uğraşsınlar diye insanlara verdiği zahmeti gördüm. 
21O 003:011 O her şeyi zamanında güzel yaptı. İnsanların yüreğine sonsuzluk kavramını koydu. Yine de insan Tanrının yaptığı işi başından sonuna dek anlayamaz. 
21O 003:012 İnsan için yaşamı boyunca mutlu olmaktan, iyi yaşamaktan daha iyi bir şey olmadığını biliyorum. 
21O 003:013 Her insanın yiyip içmesi, yaptığı her işle doyuma ulaşması bir Tanrı armağanıdır. 
21O 003:014 Tanrının yaptığı her şeyin sonsuza dek süreceğini biliyorum. Ona ne bir şey eklenebilir ne de ondan bir şey çıkarılabilir. Tanrı insanların kendisine saygı duymaları için bunu yapıyor. 
21O 003:015 Şimdi ne oluyorsa, geçmişte de oldu,<br />Ne olacaksa, daha önce de olmuştur.<br />Tanrı geçmiş olayların hesabını soruyor. 
21O 003:016 Güneşin altında bir şey daha gördüm:<br />Adaletin ve doğruluğun yerini kötülük almış. 
21O 003:017 İçimden ‹‹Tanrı doğruyu da, kötüyü de yargılayacaktır›› dedim,<br />‹‹Çünkü her olayın, her eylemin zamanını belirledi.›› 
21O 003:018 İnsanlara gelince, ‹‹Tanrı hayvan olduklarını görsünler diye insanları sınıyor›› diye düşündüm. 
21O 003:019 Çünkü insanların başına gelen hayvanların da başına geliyor. Aynı sonu paylaşıyorlar. Biri nasıl ölüyorsa, öbürü de öyle ölüyor. Hepsi aynı soluğu taşıyor. İnsanın hayvandan üstünlüğü yoktur. Çünkü her şey boş. 
21O 003:020 İkisi de aynı yere gidiyor; topraktan gelmiş, toprağa dönüyor. 
21O 003:021 Kim biliyor insan ruhunun yukarıya çıktığını, hayvan ruhunun aşağıya, yeraltına indiğini? 
21O 003:022 Sonuçta insanın yaptığı işten zevk almasından daha iyi bir şey olmadığını gördüm. Çünkü onun payına düşen budur. Kendisinden sonra olacakları görmesi için kim onu geri getirebilir? 
21O 004:001 Güneşin altında yapılan baskılara bir daha baktım,<br />Ezilenlerin gözyaşlarını gördüm;<br />Avutanları yok,<br />Güç ezenlerden yana,<br />Avutanları yok. 
21O 004:002 Çoktan ölmüş ölüleri,<br />Hâlâ sağ olan yaşayanlardan daha mutlu gördüm. 
21O 004:003 Ama henüz doğmamış,<br />Güneşin altında yapılan kötülükleri görmemiş olan<br />İkisinden de mutludur. 
21O 004:004 Harcanan her emeğin, yapılan her ustaca işin ardında kıskançlık olduğunu gördüm. Bu da boş ve rüzgarı kovalamaya kalkışmakmış. 
21O 004:005 Akılsız ellerini kavuşturup kendi kendini yer. 
21O 004:006 Rahat kazanılan bir avuç dolusu<br />Zahmetle, rüzgarı kovalamaya kalkışarak kazanılan<br />İki avuç dolusundan daha iyidir. 
21O 004:007 Güneşin altında bir boş şey daha gördüm: 
21O 004:008 Yalnız bir adam vardı,<br />Oğlu da kardeşi de yoktu.<br />Çabaları dinmek nedir bilmezdi,<br />Gözü zenginliğe doymazdı.<br />‹‹Kimin için çalışıyorum,<br />Neden kendimi zevkten yoksun bırakıyorum?›› diye sormazdı.<br />Bu da boş ve çetin bir zahmettir. 
21O 004:009 İki kişi bir kişiden iyidir,<br />Çünkü emeklerine iyi karşılık alırlar. 
21O 004:010 Biri düşerse, öteki kaldırır.<br />Ama yalnız olup da düşenin vay haline!<br />Onu kaldıran olmaz. 
21O 004:011 Ayrıca iki kişi birlikte yatarsa, birbirini ısıtır.<br />Ama tek başına yatan nasıl ısınabilir? 
21O 004:012 Yalnız biri yenik düşer,<br />Ama iki kişi direnebilir.<br />Üç kat iplik kolay kolay kopmaz. 
21O 004:013 Yoksul ama bilge bir genç artık öğüt almayı bilmeyen kocamış akılsız kraldan iyidir. 
21O 004:014 Çünkü genç, ülkesinde yoksulluk içinde doğsa bile cezaevinden krallığa yükselebilir. 
21O 004:015 Güneşin altında yaşayan herkesin kralın yerine geçen genci izlediğini gördüm. 
21O 004:016 Yeni kralın yönettiği halk sayısız olabilir. Yine de sonrakiler ondan hoşnut olmayabilir. Gerçekten bu da boş ve rüzgarı kovalamaya kalkışmaktır. 
21O 005:001 Tanrının evine gittiğinde davranışına dikkat et. Yaptıkları kötülüğün farkında olmayan akılsızlar gibi kurban sunmak için değil, dinlemek için yaklaş. 
21O 005:002 Ağzını çabuk açma,<br />Tanrının önünde hemen konuya girme,<br />Çünkü Tanrı gökte, sen yerdesin,<br />Bu yüzden, az konuş. 
21O 005:003 Çok tasa kötü düş,<br />Çok söz akılsızlık doğurur. 
21O 005:004 Tanrıya adak adayınca, yerine getirmekte gecikme. Çünkü O akılsızlardan hoşlanmaz. Adağını yerine getir! 
21O 005:005 Adamamak, adayıp da yerine getirmemekten iyidir. 
21O 005:006 Ağzının seni günaha sürüklemesine izin verme. Ulağın önünde: ‹‹Adağım yanlıştı›› deme. Tanrı niçin senin sözlerine öfkelensin, yaptığın işi yok etsin? 
21O 005:007 Çünkü çok düş kurmak hayalciliğe ve laf kalabalığına yol açar; Tanrıya saygı göster. anlamına gelebilir. 
21O 005:008 Bir yerde yoksullara baskı yapıldığını, adaletin ve doğruluğun çiğnendiğini görürsen şaşma; çünkü üstü gözeten daha üst biri var, onların da üstleri var. 
21O 005:009 Tarlaların sürülmesini isteyen bir kral ülke için her bakımdan yararlıdır. 
21O 005:010 Parayı seven paraya doymaz,<br />Zenginliği seven kazancıyla yetinmez.<br />Bu da boştur. 
21O 005:011 Mal çoğaldıkça yiyeni de çoğalır.<br />Sahibine ne yararı var, seyretmekten başka? 
21O 005:012 Az yesin, çok yesin işçi rahat uyur,<br />Ama zenginin malı zengini uyutmaz. 
21O 005:013 -14 170990 Güneşin altında acı bir kötülük gördüm:<br />Sahibinin zararına biriktirilen<br />Ve bir talihsizlikle yok olup giden servet.<br />Böyle bir servet sahibi baba olsa bile,<br />Oğluna bir şey bırakamaz. 
21O 005:015 Annesinin rahminden çıplak çıkar insan.<br />Dünyaya nasıl geldiyse öyle gider,<br />Emeğinden hiçbir şey götürmez elinde. 
21O 005:016 Dünyaya nasıl geldiyse öyle gider insan.<br />Bu da acı bir kötülüktür.<br />Ne kazancı var yel için zahmet çekmekten? 
21O 005:017 Ömrü boyunca büyük üzüntü, hastalık, öfke içinde<br />Karanlıkta yiyor. 
21O 005:018 Gördüm ki, iyi ve güzel olan şu: Tanrının insana verdiği birkaç günlük ömür boyunca yemek, içmek, güneşin altında harcadığı emekten zevk almak. Çünkü insanın payına düşen budur. 
21O 005:019 Üstelik Tanrı bir insana mal mülk veriyor, onu yemesi, ödülünü alması, yaptığı işten mutluluk duyması için ona güç veriyorsa, bu bir Tanrı armağanıdır. 
21O 005:020 Bu yüzden insan, geçen ömrünü pek düşünmez. Çünkü Tanrı onun yüreğini mutlulukla meşgul eder. 
21O 006:001 Güneşin altında insana ağır gelen bir kötülük gördüm: 
21O 006:002 Adam vardır, Tanrı kendisine mal, mülk, saygınlık verir, yerine gelmeyecek isteği yoktur. Ama Tanrı yemesine izin vermez; bir yabancı yer. Bu da boş ve acı bir derttir. 
21O 006:003 Bir adam yüz çocuk babası olup uzun yıllar yaşamış, ama uzun ömrüne karşılık, zenginliğin tadını çıkaramamış, bir mezara bile gömülmemişse, düşük çocuk ondan iyidir derim. 
21O 006:004 Çünkü düşük çocuk boş yere doğuyor, karanlık içinde geçip gidiyor, adı karanlığa gömülüyor. 
21O 006:005 -6 171100 Ne güneş yüzü görüyor, ne de bir şey tanıyor. Öbür adam iki kez biner yıl yaşasa bile mutluluk duymaz, düşük çocuk ondan rahattır. Hepsi aynı yere gitmiyor mu? 
21O 006:007 İnsan hep boğazı için çalışır,<br />Yine de doymaz. 
21O 006:008 Bilgenin akılsızdan ne üstünlüğü var?<br />Yoksul başkasına nasıl davranacağını bilmekle ne yarar sağlar? 
21O 006:009 Gözün gördüğü gönlün çektiğinden iyidir.<br />Bu da boş ve rüzgarı kovalamaya kalkışmaktır. 
21O 006:010 Ne varsa, adı çoktan konmuştur,<br />İnsanın da ne olduğu biliniyor.<br />Kimse kendinden güçlü olanla çekişemez. 
21O 006:011 Söz çoğaldıkça anlam azalır,<br />Bunun kime yararı olur? 
21O 006:012 Çünkü gölge gibi gelip geçen kısa ve boş ömründe insana neyin yararlı olduğunu kim bilebilir? Bir adama kendisinden sonra güneşin altında neler olacağını kim söyleyebilir? 
21O 007:001 İyi ad hoş kokulu yağdan,<br />Ölüm günü doğum gününden iyidir. 
21O 007:002 Yas evine gitmek, şölen evine gitmekten iyidir.<br />Çünkü her insanın sonu ölümdür,<br />Yaşayan herkes bunu aklında tutmalı. 
21O 007:003 Üzüntü gülmekten iyidir,<br />Çünkü yüz mahzun olunca yürek sevinir. 
21O 007:004 Bilge kişinin aklı yas evindedir,<br />Akılsızın aklıysa şenlik evinde. 
21O 007:005 Bilgenin azarını işitmek,<br />Akılsızın türküsünü işitmekten iyidir. 
21O 007:006 Çünkü akılsızın gülmesi,<br />Kazanın altındaki çalıların çatırtısı gibidir.<br />Bu da boştur. 
21O 007:007 Haksız kazanç bilgeyi delirtir,<br />Rüşvet karakteri bozar. 
21O 007:008 Bir olayın sonu başlangıcından iyidir.<br />Sabırlı kibirliden iyidir. 
21O 007:009 Çabuk öfkelenme,<br />Çünkü öfke akılsızların bağrında barınır. 
21O 007:010 ‹‹Neden geçmiş günler bugünlerden iyiydi?›› diye sorma,<br />Çünkü bu bilgece bir soru değil. 
21O 007:011 Bilgelik miras kadar iyidir,<br />Güneşi gören herkes için yararlıdır. 
21O 007:012 Bilgelik siperdir, para da siper,<br />Bilginin yararı ise şudur:<br />Bilgelik ona sahip olan kişinin yaşamını korur. 
21O 007:013 Tanrının yaptığını düşün:<br />Onun eğrilttiğini kim doğrultabilir? 
21O 007:014 İyi günde mutlu ol,<br />Ama kötü günde dikkatle düşün;<br />Tanrı birini öbürü gibi yaptı ki,<br />İnsan kendisinden sonra neler olacağını bilmesin. 
21O 007:015 Boş ömrümde şunları gördüm:<br />Doğru insan doğruluğuna karşın ölüyor,<br />Kötü insanın ise, kötülüğüne karşın ömrü uzuyor. 
21O 007:016 Ne çok doğru ol ne de çok bilge.<br />Niçin kendini yok edesin? 
21O 007:017 Ne çok kötü ol ne de akılsız.<br />Niçin vaktinden önce ölesin? 
21O 007:018 Birini tutman iyidir,<br />Öbüründen de elini çekme.<br />Çünkü Tanrıya saygı duyan ikisini de başarır. 
21O 007:019 Bilgelik, bilge kişiyi kentteki on yöneticiden daha güçlü kılar. 
21O 007:020 Çünkü yeryüzünde hep iyilik yapan,<br />Hiç günah işlemeyen doğru insan yoktur. 
21O 007:021 İnsanların söylediği her söze aldırma,<br />Yoksa uşağının bile sana sövdüğünü duyabilirsin. 
21O 007:022 Çünkü sen de birçok kez<br />Başkalarına sövdüğünü pekâlâ biliyorsun. 
21O 007:023 Bütün bunları bilgelikle denedim:<br />‹‹Bilge olacağım›› dedim.<br />Ama bu beni aşıyordu. 
21O 007:024 Bilgelik denen şey<br />Uzak ve çok derindir, onu kim bulabilir? 
21O 007:025 Böylece, bilgelik ve çözüm aramaya, incelemeye, kavramaya,<br />Kötülüğün akılsızlık, akılsızlığın delilik olduğunu anlamaya kafa yordum. 
21O 007:026 Kimi kadını ölümden acı buldum.<br />O kadın ki, kendisi tuzak, yüreği kapan, elleri zincirdir.<br />Tanrının hoşnut kaldığı insan ondan kaçar,<br />Günah işleyense ona tutsak olur. 
21O 007:027 Vaiz diyor ki, ‹‹Şunu gördüm:<br />Bir çözüm bulmak için<br />Bir şeyi öbürüne eklerken 
21O 007:028 -Araştırıp hâlâ bulamazken-<br />Binde bir adam buldum,<br />Ama aralarında bir kadın bulamadım. 
21O 007:029 Bulduğum tek şey:<br />Tanrı insanları doğru yarattı,<br />Oysa onlar hâlâ karmaşık çözümler arıyorlar.›› 
21O 008:001 Bilge insan gibisi var mı?<br />Kim olup bitenlerin anlamını bilebilir?<br />Bilgelik insanın yüzünü aydınlatır,<br />Sert görünüşünü değiştirir. 
21O 008:002 Kralın buyruğuna uy, diyorum. Çünkü Tanrının önünde ant içtin. 
21O 008:003 Kralın huzurundan ayrılmak için acele etme. Kötülüğe bulaşma. Çünkü o dilediği her şeyi yapar. 
21O 008:004 Kralın sözünde güç vardır. Kim ona, ‹‹Ne yapıyorsun?›› diyebilir? 
21O 008:005 Onun buyruğuna uyan zarar görmez.<br />Bilge kişi bunun zamanını ve yolunu bilir. 
21O 008:006 Çünkü her işin bir zamanı ve yolu vardır.<br />İnsanın derdi kendine yeter. 
21O 008:007 Kimse geleceği bilmez,<br />Kim kime geleceği bildirebilir? 
21O 008:008 Rüzgarı tutup ona egemen olmaya kimsenin gücü yetmediği gibi,<br />Ölüm gününe egemen olmaya da kimsenin gücü yetmez.<br />Savaştan kaçış olmadığı gibi, kötülük de sahibini kurtaramaz. 
21O 008:009 Bütün bunları gördüm ve güneşin altında yapılan her iş üzerinde kafa yordum. Gün gelir, insanın insana egemenliği kendine zarar verir. 
21O 008:010 Bir de kötülerin gömüldüğünü gördüm. Kutsal yere girip çıkar, kötülük yaptıkları kentte övülürlerdi. Bu da boş. 
21O 008:011 Suçlu çabuk yargılanmazsa, insanlar kötülük etmek için cesaret bulur. 
21O 008:012 Günahlı yüz kez kötülük edip uzun yaşasa bile, Tanrıdan korkanların, Onun önünde saygıyla duranların iyilik göreceğini biliyorum. 
21O 008:013 Oysa kötü, Tanrıdan korkmadığı için iyilik görmeyecek, gölge gibi olan ömrü uzamayacaktır. 
21O 008:014 Yeryüzünde boş bir şey daha var: Kötülerin hak ettiği doğruların, doğruların hak ettiğiyse kötülerin başına geliyor. Bu da boş, diyorum. 
21O 008:015 Mutluluğu övgüye değer buldum. Çünkü güneşin altında insan için yiyip içmekten, mutlu olmaktan daha iyi bir şey yoktur. Çünkü Tanrının güneşin altında kendisine verdiği ömür boyunca çektiği zahmetten insana kalacak olan budur. 
21O 008:016 Bilgeliği ve dünyada çekilen zahmeti anlamak için kafamı yorunca -öyleleri var ki, gece gündüz gözüne uyku girmez- 
21O 008:017 Tanrı'nın yaptığı her şeyi gördüm. İnsan güneşin altında olup bitenleri keşfedemez. Arayıp bulmak için ne kadar çaba harcarsa harcasın, yine de anlamını bulamaz. Bilge kişi anladığını söylese bile gerçekten kavrayamaz. 
21O 009:001 Böylece bütün bunları düşünüp taşındım ve şu sonuca vardım: Doğrular, bilgeler ve yaptıkları her şey Tanrının elindedir. Onları sevginin mi, nefretin mi beklediğini kimse bilmez. 
21O 009:002 Herkesin başına aynı şey geliyor. Doğrunun, iyinin, kötünün, temizin, kirlinin, kurban sunanla sunmayanın başına gelen şey aynı.  İyi insana ne oluyorsa, günahlıya da oluyor;<br />Ant içene ne oluyorsa, ant içmekten korkana da aynısı oluyor. 
21O 009:003 Güneşin altında yapılan işlerin tümünün kötü yanı şu ki, herkesin başına aynı şey geliyor. Üstelik insanların içi kötülük doludur, yaşadıkları sürece içlerinde delilik vardır. Ardından ölüp gidiyorlar. 
21O 009:004 Yaşayanlar arasındaki herkes için umut vardır. Evet, sağ köpek ölü aslandan iyidir! 
21O 009:005 Çünkü yaşayanlar öleceğini biliyor,<br />Ama ölüler hiçbir şey bilmiyor.<br />Onlar için artık ödül yoktur,<br />Anıları bile unutulmuştur. 
21O 009:006 Sevgileri, nefretleri,<br />Kıskançlıkları çoktan bitmiştir.<br />Güneşin altında yapılanlardan<br />Bir daha payları olmayacaktır. 
21O 009:007 Git, sevinçle ekmeğini ye, neşeyle şarabını iç. Çünkü yaptıkların baştan beri Tanrının hoşuna gitti. 
21O 009:008 Giysilerin hep ak olsun. Başından zeytinyağı eksilmesin. 
21O 009:009 Güneşin altında Tanrının sana verdiği boş ömrün bütün günlerini, bütün anlamsız günlerini sevdiğin karınla güzel güzel yaşayarak geçir. Çünkü hayattan ve güneşin altında harcadığın emekten payına düşecek olan budur. 
21O 009:010 Çalışmak için eline ne geçerse, var gücünle çalış. Çünkü gitmekte olduğun ölüler diyarında iş, tasarı, bilgi ve bilgelik yoktur. 
21O 009:011 Güneşin altında bir şey daha gördüm:<br />Yarışı hızlı koşanlar,<br />Savaşı yiğitler,<br />Ekmeği bilgeler,<br />Serveti akıllılar,<br />Beğeniyi bilgililer kazanmaz.<br />Ama zaman ve şans hepsinin önüne çıkar. 
21O 009:012 Dahası insan kendi vaktini bilmez:<br />Balığın acımasız ağa, kuşun kapana düştüğü gibi,<br />İnsanlar da üzerlerine ansızın çöken kötü zamana yakalanırlar. 
21O 009:013 Güneşin altında bilgelik olarak şunu da gördüm, beni çok etkiledi: 
21O 009:014 Çok az insanın yaşadığı küçük bir kent vardı. Güçlü bir kral saldırıp onu kuşattı. Karşısına büyük rampalar kurdu. 
21O 009:015 Kentte yoksul ama bilge bir adam vardı. Bilgeliğiyle kenti kurtardı. Ne var ki, kimse bu yoksul adamı anmadı. 
21O 009:016 Bunun üzerine, ‹‹Bilgelik güçten iyidir›› dedim, ‹‹Ne yazık ki, yoksul insanın bilgeliği küçümseniyor, söyledikleri dikkate alınmıyor.›› 
21O 009:017 Bilgenin sessizce söylediği sözler,<br />Akılsızlar arasındaki önderin bağırışından iyidir. 
21O 009:018 Bilgelik silahtan iyidir,<br />Ama bir deli çıkar, her şeyi berbat eder. 
21O 010:001 Ölü sinekler attarın ıtırını kokutur.<br />Biraz aptallık da bilgeliği ve saygınlığı bastırır. 
21O 010:002 Bilgenin yüreği hep doğruya eğilimlidir,<br />Akılsızın ise, hep yanlışa. 
21O 010:003 Yolda yürürken bile akılsızın aklı kıttır,<br />Akılsız olduğunu herkese gösterir. 
21O 010:004 Yöneticinin öfkesi sana karşı alevlenirse,<br />Yerinden ayrılma;<br />Çünkü serinkanlılık büyük yanlışları bastırır. 
21O 010:005 Güneşin altında gördüğüm bir haksızlık var,<br />Yöneticiden kaynaklanan bir yanlışı andırıyor: 
21O 010:006 Zenginler düşük makamlarda otururken,<br />Aptallar yüksek makamlara atanıyor. 
21O 010:007 Köleleri at sırtında,<br />Önderleri yerde köleler gibi yürürken gördüm. 
21O 010:008 Çukur kazan içine kendi düşer,<br />Duvarda gedik açanı yılan sokar. 
21O 010:009 Taş çıkaran taştan incinir,<br />Odun yaran tehlikeye girer. 
21O 010:010 Balta körse, ağzı bilenmemişse,<br />Daha çok güç gerektirir;<br />Ama bilgelik başarı doğurur. 
21O 010:011 Yılan büyü yapılmadan önce sokarsa,<br />Büyücünün yararı olmaz. 
21O 010:012 Bilgenin ağzından çıkan sözler benimsenir,<br />Oysa akılsız kendi ağzıyla yıkımına yol açar. 
21O 010:013 Sözünün başı aptallık,<br />Sonu zırdeliliktir. 
21O 010:014 Akılsız konuştukça konuşur.  Kimse ne olacağını bilmez.<br />Kim ona kendisinden sonra ne olacağını bildirebilir? 
21O 010:015 Akılsızın emeği kendini öylesine yıpratır ki,<br />Kente bile nasıl gideceğini bilemez. 
21O 010:016 Kralın bir çocuksafç,<br />Önderlerin sabah şölen veriyorsa, vay sana, ey ülke! 
21O 010:017 Kralın soyluysa,<br />Önderlerin sarhoşluk için değil<br />Güçlenmek için vaktinde yemek yiyorsa, ne mutlu sana, ey ülke! 
21O 010:018 Tembellikten dam çöker,<br />Miskinlikten çatı akar. 
21O 010:019 Şölen eğlenmek için yapılır,<br />Şarap yaşama sevinç katar,<br />Paraysa her ihtiyacı karşılar. 
21O 010:020 İçinden bile krala sövme,<br />Yatak odanda zengine lanet etme,<br />Çünkü gökte uçan kuşlar haber taşır,<br />Kanatlı varlıklar söylediğini aktarır. 
21O 011:001 Ekmeğini suya at,<br />Çünkü günler sonra onu bulursun. alıp paranı ticarete yatırarak geçimini sağla›› ya da ‹‹İhtiyacı olanlara ver›› anlamına gelir. 
21O 011:002 Yedi, hatta sekiz kişiye pay ver,<br />Çünkü ülkenin başına ne felaket geleceğini bilemezsin. 
21O 011:003 Bulutlar su yüklüyse,<br />Yeryüzüne döker yağmurlarını.<br />Ağaç ister güneye ister kuzeye devrilsin,<br />Devrildiği yerde kalır. 
21O 011:004 Rüzgarı gözeten ekmez,<br />Bulutlara bakan biçmez. 
21O 011:005 Ana rahmindeki çocuğun nasıl ruh ve beden aldığını bilmediğin gibi,<br />Her şeyi yaratan Tanrının yaptıklarını da bilemezsin. 
21O 011:006 Tohumunu sabah ek,<br />Akşam da elin boş durmasın.<br />Çünkü bu mu iyi, şu mu,<br />Yoksa ikisi de aynı sonucu mu verecek, bilemezsin. 
21O 011:007 Işık tatlıdır,<br />Güneşi görmek güzeldir. 
21O 011:008 Evet, insan uzun yıllar yaşarsa,<br />Sevinçle yaşasın.<br />Ama karanlık günleri unutmasın,<br />Çünkü onlar da az değil.<br />Gelecek her şey boştur. 
21O 011:009 Ey delikanlı, gençliğinle sevin,<br />Bırak gençlik günlerinde yüreğin sevinç duysun.<br />Gönlünün isteklerini, gözünün gördüklerini izle,<br />Ama bil ki, bütün bunlar için Tanrı seni yargılayacaktır. 
21O 011:010 Öyleyse at tasayı yüreğinden,<br />Uzaklaştır derdi bedeninden.<br />Çünkü gençlik de dinçlik de boştur. 
21O 012:001 -2 172110 Bu yüzden zor günler gelmeden,<br />‹‹Zevk almıyorum›› diyeceğin yıllar yaklaşmadan,<br />Güneş, ışık, ay ve yıldızlar kararmadan<br />Ve yağmurdan sonra bulutlar geri dönmeden,<br />Gençlik günlerinde seni yaratanı anımsa. 
21O 012:003 O gün, evi bekleyenler titreyecek,<br />Güçlüler eğilecek,<br />Öğütücüler azaldığı için duracak,<br />Pencereden bakanlar kararacak. 
21O 012:004 Değirmen sesi yavaşlayınca,<br />Sokağa açılan çift kapı kapanacak,<br />İnsanlar kuş sesiyle uyanacak,<br />Ama şarkıların sesini duyamayacaklar. 
21O 012:005 Dahası yüksek yerden,<br />Sokaktaki tehlikelerden korkacaklar;<br />Badem ağacı çiçek açacak,<br />Çekirge ağırlaşacak,<br />Tutku zayıflayacak.<br />Çünkü insan sonsuzluk evine gidecek,<br />Yas tutanlar sokakta dolaşacak. kuş gibi yükselecek››. 
21O 012:006 Gümüş tel kopmadan,<br />Altın tas kırılmadan,<br />Testi çeşmede parçalanmadan,<br />Kuyu makarası kırılmadan, 
21O 012:007 Toprak geldiği yere dönmeden,<br />Ruh onu veren Tanrıya dönmeden,<br />Seni yaratanı anımsa. 
21O 012:008 ‹‹Her şey boş›› diyor Vaiz, ‹‹Bomboş!›› 
21O 012:009 Vaiz yalnız bilge değildi, bildiklerini halka da öğretiyordu. Hesap etti, araştırdı ve birçok özdeyişi düzene soktu. 
21O 012:010 Güzel sözler bulmaya çalıştı. Yazdıkları gerçek ve doğrudur. 
21O 012:011 Bilgelerin sözleri üvendire gibidir, derledikleri özdeyişlerse, iyi çakılan çivi gibi; bir tek Çoban tarafından verilmişler. 
21O 012:012 Bunların dışındakilerden sakın, evladım. Çok kitap yazmanın sonu yoktur, fazla araştırma da bedeni yıpratır. 
21O 012:013 Her şey duyuldu, sonuç şu:<br />Tanrıya saygı göster, buyruklarını yerine getir,<br />Çünkü her insanın görevi budur. 
21O 012:014 Tanrı her işi, her gizli şeyi yargılayacaktır,<br />İster iyi ister kötü olsun. 
22O 001:001 Süleymanın Ezgiler Ezgisi. 
22O 001:002 Beni dudaklarıyla öptükçe öpsün!<br />Çünkü aşkın şaraptan daha tatlı. 
22O 001:003 Ne güzel kokuyor sürdüğün esans,<br />Dökülmüş esans sanki adın,<br />Kızlar bu yüzden seviyor seni. 
22O 001:004 Al götür beni, haydi koşalım!  Kral beni odasına götürsün.  Seninle coşup seviniriz,<br />Aşkını şaraptan çok överiz.  Ne kadar haklılar seni sevmekte! 
22O 001:005 Esmerim ben, ama güzelim,<br />Ey Yeruşalim kızları!<br />Kedarın çadırları gibi,<br />Süleymanın çadır bezleri gibi kara. 
22O 001:006 Bakmayın esmer olduğuma,<br />Güneş kararttı beni.<br />Çünkü kızdılar bana erkek kardeşlerim,<br />Bağlara bakmakla görevlendirdiler.<br />Ama kendi bağıma bakmadım. 
22O 001:007 Ey sevgilim, söyle bana, sürünü nerede otlatıyorsun,<br />Öğleyin nerede yatırıyorsun?<br />Neden arkadaşlarının sürüleri yanında<br />Yüzünü örten bir kadın durumuna düşeyim? gösterirdi. 
22O 001:008 Ey güzeller güzeli,<br />Bilmiyorsan,<br />Sürünün izine çık,<br />Çobanların çadırları yanında<br />Oğlaklarını otlat. 
22O 001:009 Firavunun arabalarına koşulu kısrağa benzetiyorum seni, aşkım benim! 
22O 001:010 Yanakların süslerle,<br />Boynun gerdanlıklarla ne güzel! 
22O 001:011 Sana gümüş düğmelerle altın süsler yapacağız. 
22O 001:012 Kral divandayken,<br />Hintsümbülümün güzel kokusu yayıldı. 
22O 001:013 Memelerim arasında yatan<br />Mür dolu bir kesedir benim için sevgilim; 
22O 001:014 Eyn-Gedi bağlarında<br />Bir demet kına çiçeğidir benim için sevgilim. 
22O 001:015 Ah, ne güzelsin, aşkım, ah, ne güzel!<br />Gözlerin tıpkı birer güvercin! 
22O 001:016 Ne yakışıklısın, sevgilim, ah, ne çekici!<br />Yeşilliktir yatağımız. 
22O 001:017 Sedir ağaçlarıdır evimizin kirişleri,<br />Tavanımızın tahtaları ardıçlar. 
22O 002:001 Ben Şaron çiğdemiyim,<br />Vadilerin zambağıyım. 
22O 002:002 Dikenlerin arasında bir zambağa benzer<br />Kızların arasında aşkım. 
22O 002:003 Orman ağaçları arasında bir elma ağacına benzer<br />Delikanlıların arasında sevgilim.<br />Onun gölgesinde oturmaktan zevk alırım,<br />Tadı damağımda kalır meyvesinin. 
22O 002:004 Ziyafet evine götürdü beni,<br />Üzerimdeki sancağı aşktı. 
22O 002:005 Güçlendirin beni üzüm pestiliyle,<br />Canlandırın elmayla,<br />Çünkü aşk hastasıyım ben. 
22O 002:006 Sol eli başımın altında,<br />Sağ eli sarsın beni. 
22O 002:007 Dişi ceylanlar,<br />Yabanıl dişi geyikler üstüne<br />Ant içiriyorum size, ey Yeruşalim kızları!<br />Aşkımı ayıltmayasınız, uyandırmayasınız diye,<br />Gönlü hoş olana dek. 
22O 002:008 İşte! Sevgilimin sesi!<br />Dağların üzerinden sekerek,<br />Tepelerin üzerinden sıçrayarak geliyor. 
22O 002:009 Sevgilim ceylana benzer, sanki bir geyik yavrusu.<br />Bakın, duvarımızın ardında duruyor,<br />Pencerelerden bakıyor,<br />Kafeslerden seyrediyor. 
22O 002:010 Sevgilim şöyle dedi:<br />‹‹Kalk, gel aşkım, güzelim. 
22O 002:011 Bak, kış geçti,<br />Yağmurların ardı kesildi, 
22O 002:012 Çiçekler açtı,<br />Şarkı mevsimi geldi,<br />Kumrular ötüşmeye başladı beldemizde. 
22O 002:013 İncir ağacı ilk meyvesini verdi,<br />Yeşeren asmalar mis gibi kokular saçmakta.<br />Kalk, gel aşkım, güzelim.›› 
22O 002:014 Kaya kovuklarında,<br />Uçurum kenarlarında gizlenen güvercinim!<br />Boyunu bosunu göster bana,<br />Sesini duyur;<br />Çünkü sesin tatlı, boyun bosun güzeldir. 
22O 002:015 Yakalayın tilkileri bizim için,<br />Bağları bozan küçük tilkileri;<br />Çünkü bağlarımız yeşerdi. 
22O 002:016 Sevgilim benimdir, ben de onun,<br />Zambaklar arasında gezinirfç durur. 
22O 002:017 Ey sevgilim, gün serinleyip gölgeler uzayana dek,<br />Engebeli dağlar üzerinde bir ceylan gibi,<br />Geyik yavrusu gibi ol! 
22O 003:001 Gece boyunca yatağımda<br />Sevgilimi aradım,<br />Aradım, ama bulamadım. 
22O 003:002 ‹‹Kalkıp kenti dolaşayım,<br />Sokaklarda, meydanlarda sevgilimi arayayım›› dedim,<br />Aradım, ama bulamadım. 
22O 003:003 Kenti dolaşan bekçiler buldu beni,<br />‹‹Sevgilimi gördünüz mü?›› diye sordum. 
22O 003:004 Onlardan ayrılır ayrılmaz<br />Sevgilimi buldum.<br />Tuttum onu, bırakmadım;<br />Annemin evine,<br />Beni doğuran kadının odasına götürünceye dek. 
22O 003:005 Dişi ceylanlar,<br />Yabanıl dişi geyikler üstüne<br />Ant içiriyorum size, ey Yeruşalim kızları!<br />Aşkımı ayıltmayasınız, uyandırmayasınız diye,<br />Gönlü hoş olana dek. 
22O 003:006 Kimdir bu kırdan çıkan,<br />Bir duman sütunu gibi,<br />Tüccarın türlü türlü baharatıyla,<br />Mür ve günnükle tütsülenmiş? 
22O 003:007 İşte Süleymanın tahtırevanı!<br />İsrailli yiğitlerden<br />Altmış kişi eşlik ediyor ona. 
22O 003:008 Hepsi kılıç kuşanmış, eğitilmiş savaşçı.<br />Gecenin tehlikelerine karşı,<br />Hepsinin kılıcı belinde. 
22O 003:009 Kral Süleyman tahtırevanı<br />Lübnan ağaçlarından yaptı. 
22O 003:010 Direklerini gümüşten,<br />Tabanını altından yaptı.<br />Koltuğu mor kumaşla kaplıydı.<br />İçini sevgiyle döşemişti Yeruşalim kızları. 
22O 003:011 Dışarı çıkın, ey Siyon kızları!<br />Düğününde, mutlu gününde<br />Annesinin verdiği tacı giymiş Kral Süleyman'ı görün. 
22O 004:001 Ah, ne güzelsin, aşkım, ah, ne güzel!<br />Peçenin ardındaki gözlerin güvercinler gibi.<br />Siyah saçların Gilat Dağının yamaçlarından inen<br />Keçi sürüsü sanki. 
22O 004:002 Yeni kırkılıp yıkanmış,<br />Sudan çıkmış koyun sürüsü gibi dişlerin,<br />Hepsinin ikizi var.<br />Yavrusunu yitiren yok aralarında. 
22O 004:003 Al kurdele gibi dudakların,<br />Ağzın ne güzel!<br />Peçenin ardındaki yanakların<br />Nar parçası sanki. 
22O 004:004 Boynun Davutun kulesi gibi,<br />Kakma taşlarla yapılmış,<br />Üzerine bin kalkan asılmış,<br />Hepsi de birer yiğit kalkanı. sözcüğün anlamı kesin olarak bilinmiyor. 
22O 004:005 Sanki bir çift geyik yavrusu memelerin<br />Zambaklar arasında otlayan<br />İkiz ceylan yavrusu. 
22O 004:006 Gün serinleyip gölgeler uzayınca,<br />Mür dağına,<br />Günnük tepesine gideceğim. 
22O 004:007 Tepeden tırnağa güzelsin, aşkım,<br />Hiç kusurun yok. 
22O 004:008 Benimle gel Lübnandan, yavuklum,<br />Benimle gel Lübnandan!<br />Amana doruğundan,<br />Senir ve Hermon doruklarından,<br />Aslanların inlerinden,<br />Parsların dağlarından geç. 
22O 004:009 Çaldın gönlümü kızkardeşim, yavuklum,<br />Bir bakışınla,<br />Gerdanlığının tek zinciriyle çaldın gönlümü! 
22O 004:010 Aşkın ne güzel, kızkardeşim, yavuklum,<br />Şaraptan çok daha tatlı;<br />Esansının kokusu her türlü baharattan güzel! 
22O 004:011 Ey yavuklum, bal damlar dudaklarından,<br />Bal ve süt var dilinin altında,<br />Lübnanın kokusu geliyor giysilerinden! 
22O 004:012 Kapalı bahçesin sen, kızkardeşim, yavuklum,<br />Kapalı bir kaynak, mühürlü bir pınar. 
22O 004:013 Fidanların nar bahçesidir;<br />Seçme meyvelerle,<br />Kına ve hintsümbülüyle, 
22O 004:014 Hintsümbülü ve safranla,<br />Güzel kokulu kamış ve tarçınla, her türlü günnük ağacıyla,<br />Mür ve ödle, her türlü seçme baharatla. 
22O 004:015 Sen bir bahçe pınarısın,<br />Bir taze su kuyusu,<br />Lübnandan akan bir dere. 
22O 004:016 Uyan, ey kuzey rüzgarı,<br />Sen de gel, ey güney rüzgarı!<br />Bahçemde es de güzel kokusu saçılsın.<br />Sevgilim bahçesine gelsin, seçme meyvelerini yesin! 
22O 005:001 Bahçeme girdim, kızkardeşim, yavuklum,<br />Mürümü topladım baharatımla,<br />Gümecimi, balımı yedim,<br />Şarabımı, sütümü içtim.  Yiyin, için, ey dostlar!<br />Mest olun aşktan, ey sevgililer! 
22O 005:002 Ben uyuyordum ama yüreğim uyanıktı.<br />Dinleyin! Sevgilim kapıyı vuruyor.<br />‹‹Aç bana, kızkardeşim, aşkım, eşsiz güvercinim!<br />Sırılsıklam oldu başım çiyden,<br />Kaküllerim gecenin neminden.›› 
22O 005:003 Entarimi çıkardım,<br />Yine giyinmeli miyim?<br />Ayaklarımı yıkadım,<br />Yine kirletmeli miyim? 
22O 005:004 Kapı deliğinden uzattı elini sevgilim,<br />Aşk duygularım kabardı onun için. 
22O 005:005 Kalktım, sevgilime kapıyı açayım diye,<br />Mür elimden damladı,<br />Parmaklarımdan aktı<br />Sürgü tokmakları üzerine. 
22O 005:006 Kapıyı açtım sevgilime,<br />Ama sevgilim yoktu, gitmişti!<br />Kendimden geçmişim o konuşurken.<br />Aradım onu, ama bulamadım,<br />Seslendim, ama yanıt vermedi. 
22O 005:007 Kenti dolaşan bekçiler buldu beni,<br />Dövüp yaraladılar.<br />Sur bekçileri alıp götürdü şalımı. 
22O 005:008 Size ant içiriyorum, ey Yeruşalim kızları!<br />Eğer sevgilimi bulursanız,<br />Söyleyin ona, aşk hastasıyım ben. 
22O 005:009 Farkı ne sevgilinin öbürlerinden,<br />Ey güzeller güzeli?<br />Farkı ne ki, bize böyle ant içiriyorsun? 
22O 005:010 Sevgilimin teni pembe-beyaz, ışıl ışıl yanıyor!<br />Göze çarpıyor on binler arasında. 
22O 005:011 Başı saf altın,<br />Kakülleri kıvır kıvır, kuzgun gibi siyah. 
22O 005:012 Akarsu kıyısındaki<br />Güvercinler gibi gözleri;<br />Sütle yıkanmış,<br />Yuvasındaki mücevher sanki. 
22O 005:013 Yanakları güzel kokulu tarhlar gibi,<br />Nefis kokular saçıyor.<br />Dudakları zambak gibi,<br />Mür yağı damlatıyor. 
22O 005:014 Elleri, üzerine sarı yakut kakılmış altın çubuklar,<br />Gövdesi laciverttaşıyla süslenmiş cilalı fildişi. 
22O 005:015 Mermer sütun bacakları<br />Saf altın ayaklıklar üzerine kurulmuş.<br />Boyu bosu Lübnan dağları gibi,<br />Lübnanın sedir ağaçları gibi eşsiz. 
22O 005:016 Ağzı çok tatlı,<br />Tepeden tırnağa güzel.<br />İşte böyledir sevgilim, böyledir yarim, ey Yeruşalim kızları! 
22O 006:001 Nereye gitti sevgilin,<br />Ey güzeller güzeli,<br />Ne yana yöneldi?<br />Biz de onu arayalım seninle birlikte! 
22O 006:002 Bahçesine indi sevgilim,<br />Güzel kokulu tarhlara,<br />Bahçede gezinmek, zambak toplamak için. 
22O 006:003 Ben sevgilime aitim, sevgilim de bana,<br />Gezinip duruyor zambaklar arasında. 
22O 006:004 Sevgilim, Tirsa kadar güzelsin,<br />Yeruşalim kadar şirin,<br />Sancak açmış bir ordu kadar görkemli. ‹‹Hoş, güzel›› anlamına gelir. 
22O 006:005 Çevir gözlerini benden,<br />Çünkü şaşırtıyorlar beni.<br />Gilat Dağının yamaçlarından inen<br />Keçi sürüsünü andırıyor siyah saçların. 
22O 006:006 Yeni yıkanmış, sudan çıkmış dişi koyun sürüsü gibi dişlerin,<br />Hepsinin ikizi var;<br />Yavrusunu yitiren yok aralarında. 
22O 006:007 Peçenin ardındaki yanakların<br />Nar parçası sanki. 
22O 006:008 Altmış kraliçe,<br />Seksen cariye,<br />Sayısız bakire kız olabilir; 
22O 006:009 Ama bir tanedir benim eşsiz güvercinim,<br />Biricik kızıdır annesinin,<br />Gözbebeği kendisini doğuranın.<br />Kızlar sevgilimi görünce, ‹‹Ne mutlu ona!›› dediler.<br />Kraliçeler, cariyeler onu övdüler. 
22O 006:010 Kimdir bu kadın?<br />Şafak gibi beliren,<br />Ay kadar güzel,<br />Güneş kadar parlak,<br />Sancak açmış bir ordu kadar görkemli. 
22O 006:011 Ceviz bahçesine indim,<br />Yeşermiş vadiyi göreyim diye;<br />Asma tomurcuk verdi mi,<br />Narlar çiçek açtı mı bakayım diye. 
22O 006:012 Nasıl oldu farkına varmadan,<br />Tutkum bindirdi beni soylu halkımın savaş arabalarına. 
22O 006:013 Dön, geri dön, ey Şulamlı kız,<br />Dön, geri dön de seni seyredelim.  Niçin Şulamlı kızı seyretmek istiyorsunuz,<br />Mahanayim oyununu seyredercesine? anlamına gelebilir. 
22O 007:001 Ne güzel sandaletli ayakların,<br />Ey soylu kız!<br />Mücevher gibi yuvarlak kalçaların,<br />Usta ellerin işi. 
22O 007:002 Karışık şarabın hiç eksilmediği<br />Yuvarlak bir tas gibi göbeğin.<br />Zambaklarla kuşanmış<br />Buğday yığını gibi karnın. 
22O 007:003 Sanki bir çift geyik yavrusu memelerin,<br />İkiz ceylan yavrusu. 
22O 007:004 Fildişi kule gibi boynun.<br />Bat-Rabim Kapısı yanındaki<br />Heşbon havuzları gibi gözlerin.<br />Şama bakan<br />Lübnan Kulesi gibi burnun. 
22O 007:005 Karmel Dağı gibi duruyor başın,<br />Pırıl pırıl mora çalar saçların.<br />Kaküllerine tutsak oldu kral. 
22O 007:006 Ne güzel, ne çekicidir aşk!<br />Zevkten zevke sürükler. 
22O 007:007 Hurma ağacına benziyor boyun,<br />Salkım salkım memelerin. 
22O 007:008 ‹‹Çıkayım hurma ağacına›› dedim,<br />‹‹Tutayım meyveli dallarını.››<br />Üzüm salkımları gibi olsun memelerin,<br />Elma gibi koksun soluğun, 
22O 007:009 En iyi şarap gibi ağzın.  Sevgilimin dudaklarına, dişlerine doğru kaysın. metin ‹‹Uyuyanların dudaklarına››. 
22O 007:010 Ben sevgilime aitim,<br />O da bana tutkun. 
22O 007:011 Gel, sevgilim, kıra çıkalım,<br />Köylerdefı geceleyelim. 
22O 007:012 Bağlara gidelim sabah erkenden,<br />Bakalım, asma tomurcuk verdi mi?<br />Dalları yeşerdi mi,<br />Narlar çiçek açtı mı,<br />Orada sevişeceğim seninle. 
22O 007:013 Mis gibi koku saçıyor adamotları,<br />Kapımızın yanıbaşında<br />Taze, kuru,<br />Her çeşit seçme meyve var.<br />Senin için sakladım onları, sevgilim. 
22O 008:001 Keşke kardeşim olsaydın,<br />Annemin memelerinden süt emmiş.<br />Dışarıda görünce öperdim seni,<br />Kimse de kınamazdı beni. 
22O 008:002 Önüne düşer,<br />Beni eğiten<br />Annemin evine götürürdüm seni;<br />Sana baharatlı şarapla<br />Kendi narlarımın suyundan içirirdim. 
22O 008:003 Sol eli başımın altında,<br />Sağ eli sarsın beni. 
22O 008:004 Ant içiriyorum size, ey Yeruşalim kızları!<br />Aşkımı ayıltmayasınız, uyandırmayasınız diye,<br />Gönlü hoş olana dek. 
22O 008:005 Kim bu,<br />Sevgilisine yaslanarak çölden çıkan?  Elma ağacı altında uyandırdım seni,<br />Orada doğum sancıları çekti annen,<br />Orada doğum sancıları çekip doğurdu seni. 
22O 008:006 Beni yüreğinin üzerine bir mühür gibi,<br />Kolunun üzerine bir mühür gibi yerleştir.<br />Çünkü sevgi ölüm kadar güçlü,<br />Tutku ölüler diyarı kadar katıdır.<br />Alev alev yanar,<br />Yakıp bitiren ateş gibi. 
22O 008:007 Sevgiyi engin sular söndüremez,<br />Irmaklar süpürüp götüremez.<br />İnsan varını yoğunu sevgi uğruna verse bile,<br />Yine de hor görülür! 
22O 008:008 Küçük bir kızkardeşimiz var,<br />Daha memeleri çıkmadı.<br />Ne yapacağız kızkardeşimiz için,<br />Söz kesileceği gün? 
22O 008:009 Eğer o bir sursa,<br />Üzerine gümüş mazgallı siper yaparız;<br />Eğer bir kapıysa,<br />Sedir tahtalarıyla onu kaplarız. 
22O 008:010 Ben bir surum, memelerim de kuleler gibi,<br />Böylece hoşnut eden biri oldum onun gözünde. 
22O 008:011 Süleymanın bağı vardı Baal-Hamonda,<br />Kiraya verdi bağını;<br />Her biri bin gümüş öderdi ürünü için. 
22O 008:012 Benim bağım kendi emrimde,<br />Bin gümüş senin olsun, ey Süleyman,<br />İki yüz gümüş de ürününe bakan kiracıların. 
22O 008:013 Ey sen, bahçelerde oturan kadın,<br />Arkadaşlar kulak veriyor sesine,<br />Bana da duyur onu. 
22O 008:014 Koş, sevgilim,<br />Mis kokulu dağların üzerinde bir ceylan gibi,<br />Geyik yavrusu gibi ol! 
23O 001:001 Yahuda kralları Uzziya, Yotam, Ahaz ve Hizkiya zamanında Amots oğlu Yeşayanın Yahuda ve Yeruşalimle ilgili görümü: 
23O 001:002 Ey gökler dinleyin, ey yeryüzü kulak ver!<br />Çünkü RAB konuşuyor:<br />‹‹Çocuklar yetiştirip büyüttüm,<br />Ama bana başkaldırdılar. 
23O 001:003 Öküz sahibini, eşek efendisinin yemliğini bilir,<br />Ama İsrail halkı bu kadarını bile bilmiyor,<br />Halkım anlamıyor.›› 
23O 001:004 Günahlı ulusun, suç yüklü halkın,<br />Kötülük yapan soyun,<br />Baştan çıkmış çocukların vay haline!<br />RABbi terk ettiler,<br />İsrailin Kutsalını hor gördüler,<br />Ona sırt çevirdiler. 
23O 001:005 Neden bir daha dövülesiniz?<br />Neden vefasızlığı sürdürüyorsunuz?<br />Baş büsbütün hasta, yürek büsbütün yaralı. 
23O 001:006 Bedeniniz tepeden tırnağa sağlıksız,<br />Taze darbe izleriyle, yara bereyle dolu,<br />Temizlenmemiş, yağla yumuşatılmamış, sarılmamış. 
23O 001:007 Ülkeniz ıssız, kentleriniz ateşe verilmiş.<br />Yabancılar topraklarınızı<br />Gözünüzün önünde yiyip bitiriyor!<br />Sanki ülkenin kökünü kazımışlar. 
23O 001:008 Siyon kızı bağdaki çardak,<br />Salatalık bostanındaki kulübe gibi,<br />Kuşatılmış bir kent gibi kalakalmış. 
23O 001:009 Her Şeye Egemen RAB bazılarımızı<br />Sağ bırakmamış olsaydı,<br />Sodom gibi olur, Gomoraya benzerdik. 
23O 001:010 Ey Sodom yöneticileri,<br />RABbin söylediklerini dinleyin;<br />Ey Gomora halkı,<br />Tanrımızın yasasına kulak verin. 
23O 001:011 ‹‹Kurbanlarınızın sayısı çokmuş,<br />Bana ne?›› diyor RAB,<br />‹‹Yakmalık koç sunularına,<br />Besili hayvanların yağına doydum.<br />Boğa, kuzu, teke kanı değil istediğim. 
23O 001:012 Huzuruma geldiğinizde<br />Avlularımı çiğnemenizi mi istedim sizden? 
23O 001:013 Anlamsız sunular getirmeyin artık.<br />Buhurdan iğreniyorum.<br />Kötülük dolu törenlere,<br />Yeni Ay, Şabat Günü kutlamalarına<br />Ve düzenlediğiniz toplantılara dayanamıyorum. 
23O 001:014 Yeni Ay törenlerinizden, bayramlarınızdan nefret ediyorum.<br />Bunlar bana yük oldu,<br />Onları taşımaktan yoruldum. 
23O 001:015 ‹‹Ellerinizi açıp bana yakardığınızda<br />Gözlerimi sizden kaçıracağım.<br />Ne kadar çok dua ederseniz edin dinlemeyeceğim.<br />Elleriniz kan dolu. 
23O 001:016 Yıkanıp temizlenin,<br />Kötülük yaptığınızı gözüm görmesin,<br />Kötülük etmekten vazgeçin. 
23O 001:017 İyilik etmeyi öğrenin,<br />Adaleti gözetin, zorbayı yola getirin,<br />Öksüzün hakkını verin,<br />Dul kadını savunun.›› 
23O 001:018 RAB diyor ki,<br />‹‹Gelin, şimdi davamızı görelim.<br />Günahlarınız sizi kana boyamış bile olsa<br />Kar gibi ak pak olacaksınız.<br />Elleriniz kırmız böceği gibi kızıl olsa da<br />Yapağı gibi bembeyaz olacak. 
23O 001:019 İstekli olur, söz dinlerseniz,<br />Ülkenin en iyi ürünlerini yiyeceksiniz. 
23O 001:020 Ama direnip başkaldırırsanız,<br />Kılıç sizi yiyip bitirecek.››<br />Bunu söyleyen RABdir. 
23O 001:021 Sadık kent nasıl da fahişe oldu!<br />Adaletle doluydu, doğruluğun barınağıydı,<br />Şimdiyse katillerle doldu. 
23O 001:022 Gümüşü cüruf oldu,<br />Şarabına su katıldı. 
23O 001:023 Yöneticileri asilerle hırsızların işbirlikçisi;<br />Hepsi rüşveti seviyor,<br />Armağan peşine düşmüş.<br />Öksüzün hakkını vermiyor,<br />Dul kadının davasını görmüyorlar. 
23O 001:024 Bu yüzden Rab, Her Şeye Egemen RAB,<br />İsrailin Güçlüsü şöyle diyor:<br />‹‹Hasımlarımı cezalandırıp rahata kavuşacağım,<br />Düşmanlarımdan öç alacağım. 
23O 001:025 Sana karşı duracak,<br />Kül suyuyla arıtır gibi seni cüruftan arıtıp temizleyeceğim. 
23O 001:026 Eskiden, başlangıçta olduğu gibi,<br />Sana yöneticiler, danışmanlar yetiştireceğim.<br />Ondan sonra ‹Doğruluk Kenti›,<br />‹Sadık Kent› diye adlandırılacaksın.›› 
23O 001:027 Siyon adalet sayesinde,<br />Tövbe edenleri de doğruluk sayesinde kurtulacak. 
23O 001:028 Ama başkaldıranlarla günahlılar<br />Birlikte yıkıma uğrayacaklar.<br />RABbi terk edenler yok olacak. 
23O 001:029 ‹‹Sevip altında tapındığınız yabanıl fıstık ağaçlarından utanacaksınız,<br />Putperest törenleriniz için seçtiğiniz bahçelerden ötürü yüzünüz kızaracak. 
23O 001:030 Yaprakları solmuş yabanıl fıstık ağacına,<br />Susuz bahçeye döneceksiniz. 
23O 001:031 Güçlü adamlarınız kıtık gibi,<br />Yaptıkları işler kıvılcım gibi olacak;<br />İkisi birlikte yanacak ve söndüren olmayacak.›› 
23O 002:001 Amots oğlu Yeşayanın Yahuda ve Yeruşalimle ilgili görümü: 
23O 002:002 RABbin Tapınağının kurulduğu dağ,<br />Son günlerde dağların en yücesi,<br />Tepelerin en yükseği olacak.<br />Oraya akın edecek ulusların hepsi. 
23O 002:003 Birçok halk gelecek,<br />‹‹Haydi, RABbin Dağına,<br />Yakupun Tanrısının Tapınağına çıkalım›› diyecekler,<br />‹‹O bize kendi yolunu öğretsin,<br />Biz de Onun yolundan gidelim.››<br />Çünkü yasa Siyondan,<br />RABbin sözü Yeruşalimden çıkacak. 
23O 002:004 RAB uluslar arasında yargıçlık edecek,<br />Birçok halkın arasındaki anlaşmazlıkları çözecek.<br />İnsanlar kılıçlarını çekiçle dövüp saban demiri,<br />Mızraklarını bağcı bıçağı yapacaklar.<br />Ulus ulusa kılıç kaldırmayacak,<br />Savaş eğitimi yapmayacaklar artık. 
23O 002:005 Ey Yakup soyu, gelin RABbin ışığında yürüyelim. 
23O 002:006 Ya RAB, halkını, Yakup soyunu terk ettin,<br />Çünkü yürekleri doğu kökenli inançlarla dolu.<br />Filistliler gibi falcılıkla uğraşıyor,<br />Yabancılarla el sıkışıyorlar. 
23O 002:007 Ülkeleri altınla, gümüşle dolu,<br />Hazinelerinin sonu yok,<br />Sayısız atları, savaş arabaları var. 
23O 002:008 Ülkeleri putlarla dolu;<br />Elleriyle yaptıkları,<br />Parmaklarıyla biçim verdikleri<br />Putların önünde eğiliyorlar. 
23O 002:009 Bu yüzden herkes alçaltılıp dize getirilecek.<br />Onları bağışlama, ya RAB! 
23O 002:010 RABbin dehşetinden,<br />Yüce görkeminden kaçmak için kayalıklara gidin,<br />Yerin altına saklanın. 
23O 002:011 İnsanın küstah bakışları alçaltılacak,<br />Gururu kırılacak.<br />O gün yalnız RAB yüceltilecek. 
23O 002:012 Çünkü Her Şeye Egemen RAB o gün<br />Kibirlileri, gururluları, kendini beğenmişleri alçaltacak; 
23O 002:013 Lübnanın bütün ulu, yüksek sedir ağaçlarını,<br />Başanın bütün meşelerini yok edecek; 
23O 002:014 Bütün ulu dağları, yüksek tepeleri, 
23O 002:015 Bütün yüksek kuleleri, güçlü surları<br />Yerle bir edecek; 
23O 002:016 Ticaret gemilerinin, güzel teknelerinin hepsini yok edecek. 
23O 002:017 İnsanların gururu, kibiri kırılacak,<br />O gün yalnız RAB yüceltilecek, 
23O 002:018 Putlar tümüyle ortadan kalkacak. 
23O 002:019 RAB kalkıp yeryüzünü sarsmaya başlayınca,<br />İnsanlar Onun dehşetinden<br />Ve yüce görkeminden kaçmak için<br />Kayalık mağaralara, yeraltı kovuklarına saklanacaklar. 
23O 002:020 -21 173910 O gün insanlar<br />Yeryüzünü sarsmak üzere harekete geçen RABbin dehşetinden<br />Ve yüce görkeminden kaçmak için<br />Tapmak amacıyla yaptıkları altın, gümüş putları<br />Köstebeklere, yarasalara atıp<br />Kaya kovuklarına, uçurumlardaki yarıklara saklanacaklar. 
23O 002:022 Ölümlü insana güvenmekten vazgeçin.<br />Onun ne değeri var ki? 
23O 003:001 -3 173930 Bakın, Rab, Her Şeye Egemen RAB,<br />Her türlü yardım ve desteği,<br />Yani ekmek ve suyu,<br />Yiğitlerle savaşçıları,<br />Yöneticilerle peygamberleri,<br />Falcılarla ileri gelenleri,<br />Takım komutanlarıyla soyluları, danışmanları,<br />Hünerli büyücülerle bilge muskacıları<br />Yeruşalimden ve Yahudadan çekip alacak. 
23O 003:004 Çocukları onlara yönetici atayacak,<br />Küçük çocuklar onlara egemen olacak. 
23O 003:005 İnsan insana, komşu komşuya haksızlık edecek.<br />Genç yaşlıya,<br />Sıradan adam onurlu kişiye<br />Hayasızca davranacak. 
23O 003:006 Ailede bir kardeş öbürüne sarılıp,<br />‹‹Hiç olmazsa senin bir üstlüğün var,<br />Önderimiz ol! Bu yıkıntıları sen yönet›› diyecek. 
23O 003:007 O zaman adam şöyle yanıtlayacak:<br />‹‹Ben yaranızı saramam.<br />Evimde ne yiyecek ne giyecek var.<br />Beni halkın önderi yapmayın.›› 
23O 003:008 Yeruşalim sendeledi, Yahuda düştü.<br />Çünkü söyledikleri de yaptıkları da RABbe karşı;<br />Onun yüce varlığını aşağılıyor. 
23O 003:009 Yüzlerindeki ifade onlara karşı tanıklık ediyor.<br />Sodom gibi günahlarını açıkça söylüyor, gizlemiyorlar.<br />Vay onların haline!<br />Çünkü bu felaketi başlarına kendileri getirdiler. 
23O 003:010 Doğru kişiye iyilik göreceğini söyleyin.<br />Çünkü iyiliklerinin meyvesini yiyecek. 
23O 003:011 Vay kötülerin haline!<br />Kötülük görecek, yaptıklarının karşılığını alacaklar. 
23O 003:012 Çocuklar halkımı eziyor,<br />Kadınlar onu yönetiyor.<br />Ey halkım, sana yol gösterenler<br />Seni saptırıyor, yolunu şaşırtıyorlar. da ‹‹Yetkililer halkımı eziyor, tefeciler başa geçti››. 
23O 003:013 RAB davasını görmek için yerini aldı,<br />Halkları yargılamak için ayağa kalkıyor. 
23O 003:014 -15 174040 RAB halkının ileri gelenleri ve önderleriyle davasını görecek.<br />Rab, Her Şeye Egemen RAB onlara diyor ki,<br />‹‹Bağları yiyip bitiren sizsiniz,<br />Evleriniz yoksullardan zorla aldığınız malla dolu.<br />Ne hakla halkımı eziyor,<br />Yoksulu sömürüyorsunuz?›› 
23O 003:016 RAB şöyle diyor: ‹‹Siyon kızları kibirlidir, burunları bir karış havada, göz kırparak geziyor, ayaklarındaki halhalları şıngırdatarak kırıtıyorlar. 
23O 003:017 Bu yüzden onların başlarında yaralar çıkaracağım, mahrem yerlerini açacağım.›› 
23O 003:018 -23 174070 O gün Rab güzel halhalları, alın çatkılarını, hilalleri, küpeleri, bilezikleri, peçeleri, başlıkları, ayak zincirlerini, kuşakları, koku şişelerini, muskaları, yüzükleri, burun halkalarını, bayramlık giysileri, pelerinleri, şalları, keseleri, el aynalarını, keten giysileri, baş sargılarını, tülbentleri ortadan kaldıracak. 
23O 003:024 O zaman güzel kokunun yerini pis koku,<br />Kuşağın yerini ip,<br />Lüleli saçın yerini kel kafa,<br />Süslü giysinin yerini çul,<br />Güzelliğin yerini dağlama izi alacak. 
23O 003:025 Erkekleri kılıçtan geçirilecek,<br />Yiğitleri savaşta yok olacak. 
23O 003:026 Siyon'un kapıları ah çekip yas tutacak;<br />Kent, yerde oturan,<br />Terk edilmiş bir kadın gibi olacak. 
23O 004:001 O gün yedi kadın bir erkeği tutup, ‹‹Kendi yemeğimizi de giysimizi de sağlarız; yeter ki senin adını alalım. Utancımızı gider!›› diyecekler. 
23O 004:002 O gün RABbin dalı, İsrail halkından sağ kalanların güzelliği ve görkemi olacak; ülkenin meyvesi de onların kıvancı ve övüncü olacak. 
23O 004:003 Siyonda, yani Yeruşalimde sağ kalanlara, ‹‹Yeruşalimde yaşıyor›› diye kaydedilenlere, ‹‹Kutsal›› denilecek. 
23O 004:004 Rab Siyon kızlarını pisliklerinden arındıracak. Yeruşalimde dökülen kanı adil ve ateşten bir ruhla temizleyecek. 
23O 004:005 Sonra RAB Siyon Dağının her yanını, orada toplananların üzerini gündüz bulutla, gece dumanla ve parlak alevle örtecek. Yüceliği onların üzerinde bir örtü olacak. 
23O 004:006 Bu, bir çardak, gündüzün sıcağına karşı gölge, yağmura, fırtınaya karşı sığınak ve korunak olacak. 
23O 005:001 Sevgilimin bağı için yaktığı ezgiyi sevgilim için okuyayım:<br />Toprağı verimli bir tepede<br />Sevgilimin bir bağı vardı. 
23O 005:002 Toprağı belleyip taşları ayıkladı,<br />Seçme asmalar dikip orta yere bir gözcü kulesi yaptı.<br />Üzüm sıkmak için bir çukur kazdı<br />Ve bağının üzüm vermesini bekledi.<br />Ama bağ yabanıl üzüm verdi. 
23O 005:003 Sevgilim diyor ki, ‹‹Ey Yeruşalimde yaşayanlar ve Yahuda halkı, lütfen benimle bağım arasında hakem olun! 
23O 005:004 Bağım için yapmadığım ne kaldı? Ben üzüm vermesini beklerken niçin yabanıl üzüm verdi? 
23O 005:005 Şimdi bağıma ne yapacağımı size söyleyeyim: Çitini söküp atacağım, varsın yiyip bitirsinler; duvarını yıkacağım, varsın çiğnesinler. 
23O 005:006 Viraneye çevireceğim onu; budanmayacak, çapalanmayacak; dikenli çalılar bitecek her yanında. Üzerine yağmur yağdırmasınlar diye bulutlara buyruk vereceğim.›› 
23O 005:007 Her Şeye Egemen RABbin bağı İsrail halkı,<br />Hoşlandığı fidan da Yahuda halkıdır.<br />RAB adalet bekledi,<br />Zorbalık gördü;<br />Doğruluk bekledi,<br />Feryatlar duydu. 
23O 005:008 Evlerine ev, tarlalarına tarla katanların vay haline!<br />Oturacak yer kalmadı,<br />Ülkede bir tek siz oturuyorsunuz. 
23O 005:009 Her Şeye Egemen RABbin şöyle ant içtiğini duydum:<br />‹‹Büyük ve gösterişli çok sayıda ev ıssız kalacak,<br />İçinde oturan olmayacak. 
23O 005:010 Çünkü on dönümlük bağ ancak bir bat şarap,<br />Bir homerfç tohum ancak bir efa tahıl üretecek.›› işleyebileceği alan›› anlamına gelir. 
23O 005:011 Sabah erkenden kalkıp içki peşinden koşanların, gece geç vakte kadar şarap içip kızışanların vay haline! 
23O 005:012 Onların şölenlerinde lir, çenk, tef ve kaval çalınır, şarap içilir. Ama RABbin yaptıklarına dikkat etmez, ellerinin yapıtına aldırmazlar. 
23O 005:013 Halkım bilgisizliği yüzünden sürgün edilecek; saygın kişileri kıtlıktan ölecek, kalabalıklar susuzluktan kırılacak. 
23O 005:014 Bu yüzden doymak bilmeyen ölüler diyarı ağzını ardına kadar açtı; Yeruşalimin soyluları, sıradan insanları ve gürültülü bir şekilde eğlenenleri oraya inecek. 
23O 005:015 Hepsi alçaltılacak; dize getirilecek, küstah bakışları alçaltılacak. 
23O 005:016 Ama Her Şeye Egemen RAB adaletinden ötürü yüceltilecek. Kutsal Tanrı doğruluğuyla kutsal olduğunu gösterecek. 
23O 005:017 Kuzular kendi otlaklarındaymış gibi otlayacak, zenginlerin ıssız kalan konutlarını yabancılar ele geçirecek. 
23O 005:018 Suçu yalanla örülmüş iplerle, günahı araba urganıyla çekenlerin vay haline! 
23O 005:019 Diyorlar ki, ‹‹Tanrı elini çabuk tutup işini hızlandırsın da görelim. İsrailin Kutsalı tasarladığını yapsın da görelim.›› 
23O 005:020 Kötüye iyi, iyiye kötü diyenlerin, karanlığı ışık, ışığı karanlık yerine koyanların, acıya tatlı, tatlıya acı diyenlerin vay haline! 
23O 005:021 Kendilerini bilge görenlerin, akıllı sananların vay haline! 
23O 005:022 -23 174380 Şarap içmekte sınır tanımayanların, içkileri karıştırıp içmekten çekinmeyenlerin, rüşvet uğruna kötüyü haklı çıkaranların, haklıların hakkını elinden alanların vay haline! 
23O 005:024 Alev alev yanan ateş, samanı nasıl yiyip bitirirse, kuru ot alevin içinde nasıl birden tutuşup yok olursa, onlar da kökten çürüyüp gidecek, çiçekleri toz gibi havaya savrulacak. Çünkü Her Şeye Egemen RABbin yasasını reddettiler, İsrailin Kutsalının sözlerini küçümsediler. 
23O 005:025 Bu yüzden RABbin halkına karşı öfkesi alevlendi, elini kaldırıp onları vurdu. Dağlar titriyor, cesetler çöp gibi sokaklara serildi. Bütün bunlara karşın RABbin öfkesi dinmedi, eli hâlâ kalkmış durumda. 
23O 005:026 RAB uzaktaki ulusları bir sancak işaretiyle, dünyanın en uzağındakileri ıslık sesiyle çağıracak; hızla, hemen gelecekler. 
23O 005:027 Aralarında yorulan, sendeleyen olmayacak; uyuklamayacak, uyumayacaklar. Gevşek kemer, kopuk çarık bağı olmayacak. 
23O 005:028 Okları sivri, yayları kuruludur. Atlarının toynakları çakmaktaşı, arabalarının tekerlekleri kasırga gibidir. 
23O 005:029 Askerleri dişi aslan gibi, genç aslanlar gibi kükrüyor, homurdanarak avlarını kapıp götürüyorlar. Kimse avlarını pençelerinden kurtaramıyor. 
23O 005:030 O gün İsrail'e karşı denizin gürleyişi gibi gürleyecekler. Karaya bakan biri karanlık ve sıkıntı görecek. Işık karanlık bulutlarla kaplanacak. 
23O 006:001 Kral Uzziyanın öldüğü yıl yüce ve görkemli Rabbi gördüm; tahtta oturuyordu, giysisinin etekleri tapınağı dolduruyordu. 
23O 006:002 Üzerinde Seraflar duruyordu; her birinin altı kanadı vardı; ikisiyle yüzlerini, ikisiyle ayaklarını örtüyor, öbür ikisiyle de uçuyorlardı. 
23O 006:003 Birbirlerine şöyle sesleniyorlardı:  ‹‹Her Şeye Egemen RAB<br />Kutsal, kutsal, kutsaldır.<br />Yüceliği bütün dünyayı dolduruyor.›› 
23O 006:004 Serafların sesinden kapı söveleriyle eşikler sarsıldı, tapınak dumanla doldu. 
23O 006:005 ‹‹Vay başıma! Mahvoldum›› dedim, ‹‹Çünkü dudakları kirli bir adamım, dudakları kirli bir halkın arasında yaşıyorum. Buna karşın Kralı, Her Şeye Egemen RABbi gözlerimle gördüm.›› 
23O 006:006 Seraflardan biri bana doğru uçtu, elinde sunaktan maşayla aldığı bir kor vardı; 
23O 006:007 onunla ağzıma dokunarak, ‹‹İşte bu kor dudaklarına değdi, suçun silindi, günahın bağışlandı›› dedi. 
23O 006:008 Sonra Rabbin sesini işittim: ‹‹Kimi göndereyim? Bizim için kim gidecek?›› diyordu. ‹‹Ben! Beni gönder›› dedim. 
23O 006:009 ‹‹Git, bu halka şunu duyur›› dedi,  ‹‹ ‹Duyacak duyacak, ama anlamayacaksınız,<br />Bakacak bakacak, ama görmeyeceksiniz! 
23O 006:010 Bu halkın yüreğini duygusuzlaştır,<br />Kulaklarını ağırlaştır,<br />Gözlerini kapat.<br />Öyle ki, gözleri görmesin,<br />Kulakları duymasın, yürekleri anlamasın<br />Ve bana dönüp şifa bulmasınlar.› ›› 
23O 006:011 ‹‹Ne vakte kadar, ya Rab?›› diye sordum. Rab yanıtladı:  ‹‹Kentler viraneye dönüp kimsesiz kalıncaya,<br />Evler ıpıssız oluncaya,<br />Toprak büsbütün kıraçlaşıncaya kadar. 
23O 006:012 İnsanları çok uzaklara süreceğim,<br />Ülke bomboş kalacak, 
23O 006:013 Halkın onda biri kalsa da ülke mahvolacak.<br />Ama devrildiği zaman kütüğü kalan<br />Yabanıl fıstık ve meşe ağacı gibi,<br />Kutsal soy kütüğünden çıkacak.›› 
23O 007:001 Uzziya oğlu Yotam oğlu Ahaz Yahuda Kralıyken, Aram Kralı Resinle Remalya oğlu İsrail Kralı Pekah Yeruşalime saldırdılar, ama ele geçiremediler. 
23O 007:002 Davutun torunları Aramın Efrayimlilerle güçbirliği ettiğini duydular. Ahazla halkının yürekleri rüzgarda sallanan orman ağaçları gibi titremeye başladı. 
23O 007:003 Bu arada RAB Yeşayaya şöyle seslendi: ‹‹Ahazı karşılamak için oğlun Şear-Yaşuvla birlikte Yukarı Havuzun su yolunun sonuna, Çırpıcı Tarlasına giden yola çık. 
23O 007:004 Ona de ki, ‹Dikkatli ve sakin ol, korkma! Şu tüten iki yanık odun parçasının -Aram Kralı Resinle Remalyanın oğlunun- öfkesinden korkma. 
23O 007:005 Aram, Efrayim ve Remalyanın oğlu sizin için kötü şeyler tasarlıyor. Diyorlar ki, 
23O 007:006 Haydi, Yahudaya saldıralım, halkı korkutup ülkeyi ele geçirelim, Tavealın oğlunu kral ilan edelim. 
23O 007:007 ‹‹ ‹Buna karşılık Egemen RAB diyor ki, bu tasarı asla gerçekleşmeyecek. 
23O 007:008 Çünkü Şam sadece Aramın başkenti, Resin de sadece Şamın başıdır. Efrayime gelince, altmış beş yıl içinde paramparça edilip halk olmaktan çıkacak. 
23O 007:009 Samiriye sadece Efrayimin başkenti, Remalyanın oğlu da sadece Samiriyenin başıdır. Bana güvenmezseniz, güvenlikte olamazsınız.› ›› 
23O 007:010 RAB Ahaza yine seslendi: 
23O 007:011 ‹‹Tanrın RABden bir işaret iste; ölüler diyarı kadar derin, gökler kadar yüksek olsun.›› 
23O 007:012 Ama Ahaz, ‹‹Hayır, istemem, RABbi sınamam›› dedi. 
23O 007:013 Bunun üzerine Yeşaya, ‹‹Dinleyin, ey Davutun torunları!›› dedi, ‹‹İnsanların sabrını taşırmanız yetmezmiş gibi şimdi de Tanrımın sabrını mı taşırıyorsunuz? 
23O 007:014 Bundan ötürü Rabbin kendisi size bir belirti verecek: İşte, kız gebe kalıp bir oğul doğuracak; adını İmmanuel koyacak. 
23O 007:015 Çocuk kötüyü reddedip iyiyi seçecek yaşa gelince tereyağı ve bal yiyecek. 
23O 007:016 Ama çocuk kötüyü reddedip iyiyi seçecek yaşa gelmeden, seni dehşete düşüren o iki kralın toprakları ıssız kalacak. 
23O 007:017 ‹‹RAB seni, halkını ve babanın soyunu Efrayimin Yahudadan ayrıldığı günden bu yana görülmemiş bir felakete uğratacak; üzerinize Asur Kralını saldırtacak. 
23O 007:018 ‹‹O gün RAB Mısır ırmaklarının ta uçlarından sinekleri, Asur topraklarından arıları ıslıkla çağıracak. 
23O 007:019 Akın akın gelip derin vadilerde, kaya kovuklarında, dikenli çalılıklarda, otlaklarda konaklayacaklar. 
23O 007:020 ‹‹O gün Rab Fıratın ötesinden kiraladığı usturayla -Asur Kralıyla- sakalınızı, saçlarınızı, beden kıllarınızı tıraş edecek. 
23O 007:021 O günlerde bir inekle bir çift koyun besleyen 
23O 007:022 aldığı bol süt sayesinde tereyağı yiyecek. Ülkede kalan herkes bal ve tereyağıyla beslenecek. 
23O 007:023 ‹‹O gün bin gümüş değerinde bin asmaya sahip olan her bağ dikenli çalılarla dolacak. 
23O 007:024 İnsanlar oralara okla, yayla gidecek. Çünkü ülkenin her yanı dikenli çalılarla kaplanacak. 
23O 007:025 Bir zamanlar çapalanıp ekin ekilen tepeler korkudan kimsenin giremeyeceği dikenliklere dönecek, sığırın gezindiği, davarın çiğnediği yerler olacak.›› 
23O 008:001 RAB bana şöyle dedi: ‹‹Büyük bir levha alıp okunaklı harflerle üzerine, ‹Maher-Şalal-Haş-Baz› yaz. 
23O 008:002 Kâhin Uriya ile Yeverekya oğlu Zekeriyayı kendime güvenilir tanık seçiyorum.›› anlamına gelir. 
23O 008:003 Peygamber olan karım bundan bir süre sonra gebe kaldı ve bir erkek çocuk doğurdu. RAB bana, ‹‹Adını ‹Maher-Şalal-Haş-Baz› koy›› dedi, 
23O 008:004 ‹‹Çocuk daha ‹Anne, baba› demesini öğrenmeden, Şamın serveti ve Samiriyenin ganimeti Asur Kralına götürülecek.›› 
23O 008:005 RAB bana yine seslenip dedi ki, 
23O 008:006 ‹‹Bu halk usul usul akan Şiloah sularını reddettiği, Resinle Remalyanın oğluyla mutlu olduğu için, 
23O 008:007 ben Rab, Fıratın kabaran güçlü sularını -bütün dehşetiyle Asur Kralını- üzerlerine salacağım. Yatağından taşan ırmak, kıyılarını su altında bırakacak. 
23O 008:008 Yahudayı kaplayan sular her şeyi silip süpürerek adam boyu yükselecek, ülkeni boydan boya dolduracak, ey İmmanuel!›› için››. 
23O 008:009 Ey halklar, yıkıma, bozguna uğrayacaksınız. Yeryüzünün en uç köşeleri, kulak verin. Savaşmaya, bozguna uğramaya hazırlanın. Evet, savaşa ve bozguna hazır olun. 
23O 008:010 İstediğinizi tasarlayın, hepsi boşa gidecek. İstediğiniz kadar konuşun, hiçbiri gerçekleşmeyecek. Çünkü Tanrı bizimledir. 
23O 008:011 RAB beni halkın tuttuğu yoldan gitmeme konusunda şiddetle uyararak şöyle dedi: 
23O 008:012 ‹‹Onların entrika dediği her şeye<br />Siz entrika demeyin;<br />Onların korktuğundan korkmayın, yılmayın. 
23O 008:013 ‹‹Her Şeye Egemen RABbi kutsal sayın.<br />Korkunuz, yılgınız Ondan olsun. 
23O 008:014 Tapınak O olacak.<br />İsrailin iki krallığı içinse<br />Sürçme taşı ve tökezleme kayası,<br />Yeruşalimde yaşayanlar için<br />Kapan ve tuzak olacak. 
23O 008:015 Birçokları sendeleyip düşecek, parçalanacak,<br />Tuzağa düşüp ele geçecek.›› 
23O 008:016 Ya RAB, öğrencilerim arasında bildirimi koru,<br />Öğretimi mühürle! 
23O 008:017 Kendini Yakupun soyundan gizleyen RABbi özlemle bekliyorum, umudum Onda. 
23O 008:018 Ben ve RABbin bana verdiği çocuklar, Siyon Dağında oturan Her Şeye Egemen RABbin İsraildeki belirtileri ve işaretleriyiz. 
23O 008:019 Birileri size, ‹‹Fısıldaşıp mırıldanan medyumlarla ruh çağıranlara danışın›› dediğinde, ‹‹Halk kendi Tanrısına danışmaz mı; yaşayanlar için ölülere mi danışılır?›› deyin. 
23O 008:020 Tanrının öğretisine ve bildirisine dönmek gerek! Böyle düşünmezlerse, onlar için hiç şafak sökmeyecek. 
23O 008:021 Aç ve çaresiz, ülkede dolanıp duracaklar. Aç kalınca öfkelenip krallarına, Tanrılarına lanet edecekler. Yukarıya da 
23O 008:022 dünyaya da baksalar sıkıntıdan, karanlıktan, korkunç karanlıktan başka bir şey görmeyecekler. Kovulacakları yer koyu karanlıktır. 
23O 009:001 Bununla birlikte sıkıntı çekmiş olan ülke karanlıkta kalmayacak. Geçmişte Zevulun ve Naftali bölgelerini alçaltan Tanrı, gelecekte Şeria Irmağının ötesinde, Deniz Yolunda, ulusların yaşadığı Celileyi onurlandıracak. 
23O 009:002 Karanlıkta yürüyen halk<br />Büyük bir ışık görecek;<br />Ölümün gölgelediği diyarda<br />Yaşayanların üzerine ışık parlayacak. 
23O 009:003 Ya RAB, ulusu çoğaltacak, sevincini artıracaksın.<br />Ekin biçenlerin neşelendiği,<br />Ganimet paylaşanların coştuğu gibi,<br />Onlar da sevinecek senin önünde. 
23O 009:004 Çünkü onlara yük olan boyunduruğu,<br />Omuzlarını döven değneği,<br />Onlara eziyet edenlerin sopasını paramparça edeceksin;<br />Tıpkı Midyanlıları yenilgiye uğrattığın günkü gibi. 
23O 009:005 Savaşta giyilen çizmeleri<br />Ve kana bulanmış giysileri<br />Yakılacak, ateşe yem olacak. 
23O 009:006 Çünkü bize bir çocuk doğacak,<br />Bize bir oğul verilecek.<br />Yönetim onun omuzlarında olacak.<br />Onun adı Harika Öğütçüfı, Güçlü Tanrı,<br />Ebedi Baba, Esenlik Önderi olacak. 
23O 009:007 Davutun tahtı ve ülkesi üzerinde egemenlik sürecek.<br />Egemenliğinin ve esenliğinin büyümesi son bulmayacak.<br />Egemenliğini adaletle, doğrulukla kuracak<br />Ve sonsuza dek sürdürecek.<br />Her Şeye Egemen RABbin gayreti bunu sağlayacak. 
23O 009:008 Rab İsrail için,<br />Yakup soyu için yargısını bildirdi.<br />Bu yargı yerine gelecek. 
23O 009:009 Bütün halk, Efrayim ve Samiriyede yaşayanlar,<br />Rabbin bu yargısını duyacak.<br />Gururlu ve küstah olan bu halk diyor ki, 
23O 009:010 ‹‹Kerpiç evler yıkıldı,<br />Ama yerlerine yontma taştan evler yapacağız.<br />Yabanıl incir ağaçları kesildi,<br />Ama yerlerine sedir ağaçları dikeceğiz.›› 
23O 009:011 -12 175160 Bundan dolayı RAB, Resinin hasımlarını<br />Halka karşı güçlendirecek;<br />Düşmanlarını, doğudan Aramlıları,<br />Batıdan Filistlileri ayaklandıracak.<br />Bunlar ağızlarını ardına kadar açıp İsraili yutacaklar.<br />Bütün bunlara karşın RABbin öfkesi dinmedi,<br />Eli hâlâ kalkmış durumda. 
23O 009:013 Halk kendisini cezalandıran RABbe dönmeyecek,<br />Her Şeye Egemen RABbi aramayacak. 
23O 009:014 Bunun için RAB İsrailden başı da kuyruğu da<br />Hurma dalını da sazı da<br />Bir günde kesip atacak. 
23O 009:015 Baş ileri gelen saygın kişi,<br />Kuyruksa öğretisi sahte olan peygamberdir. 
23O 009:016 Çünkü bu halkı saptıranlar ona yol gösterenlerdir.<br />Onları izleyenler de yem oluyor. 
23O 009:017 Bu yüzden Rab onların gençleri için sevinç duymayacak,<br />Öksüzlerine, dul kadınlarına acımayacak.<br />Çünkü hepsi tanrısızdır, kötülük yaparlar.<br />Her ağız saçmalıyor.<br />Bütün bunlara karşın RABbin öfkesi dinmedi,<br />Eli hâlâ kalkmış durumda. 
23O 009:018 Kötülük dikenli çalıları yiyip bitiren ateş gibidir.<br />Ormandaki çalılığı tutuşturur,<br />Duman sütunları yükseltir. 
23O 009:019 Her Şeye Egemen RABbin öfkesi<br />Ülkeyi ateş gibi sardı.<br />Halk ateşe yem olacak,<br />Kardeş kardeşini esirgemeyecek. 
23O 009:020 İnsanlar şurada burada bulduklarını yiyecekler,<br />Ama aç kalacak, doymayacaklar.<br />Herkes çocuğunun etini yiyecek: 
23O 009:021 Manaşşe Efrayim'i,<br />Efrayim Manaşşe'yi yiyecek,<br />Sonra birlikte Yahuda'nın üzerine yürüyecekler.<br />Bütün bunlara karşın RAB'bin öfkesi dinmedi,<br />Eli hâlâ kalkmış durumda. 
23O 010:001 -2 175260 Yoksullardan adaleti esirgemek,<br />Halkımın düşkünlerinin hakkını elinden almak,<br />Dulları avlamak,<br />Öksüzlerin malını yağmalamak için<br />Haksız kararlar alanların,<br />Adil olmayan yasalar çıkaranların vay haline! 
23O 010:003 Yargı günü<br />Uzaklardan başınıza felaket geldiğinde ne yapacaksınız?<br />Yardım için kime koşacaksınız,<br />Servetinizi nereye saklayacaksınız? 
23O 010:004 Tutsaklar arasında bir köşeye sinmek<br />Ya da savaşta ölmekten başka çareniz kalmayacak.<br />Bütün bunlara karşın RABbin öfkesi dinmedi,<br />Eli hâlâ kalkmış durumda. 
23O 010:005 ‹‹Vay haline Asur, öfkemin değneği!<br />Elindeki sopa benim gazabımdır. 
23O 010:006 Asuru tanrısız ulusa karşı salacağım;<br />Soyup yağma etmesi,<br />Sokaktaki çamur gibi onları çiğnemesi,<br />Öfkelendiğim halkın üzerine yürümesi için<br />Buyruk vereceğim.›› 
23O 010:007 Ama Asur Kralı bundan da kötüsünü düşünüyor.<br />Birçok ulusun kökünü kazıyıp yok etmeyi tasarlıyor. 
23O 010:008 ‹‹Komutanlarımın hepsi birer kral değil mi?›› diyor, 
23O 010:009 ‹‹Kalnoyu, Karkamış gibi ele geçirmedim mi?<br />Hamanın sonu Arpatınki,<br />Samiriyenin sonu Şamınki gibi olmadı mı? 
23O 010:010 Putları Yeruşalim ve Samiriyeninkinden daha çok olan putperest ülkeleri nasıl ele geçirdimse, 
23O 010:011 Samiriyeye ve putlarına ne yaptımsa,<br />Yeruşalime ve putlarına da yapamaz mıyım?›› 
23O 010:012 Rab Siyon Dağına ve Yeruşalime karşı tasarladıklarını yapıp bitirdikten sonra şöyle diyecek:<br />‹‹Asur Kralını kibirli yüreği,<br />Övüngen bakışları yüzünden cezalandıracağım. 
23O 010:013 Çünkü, ‹Her şeyi bileğimin gücüyle,<br />Bilgeliğimle yaptım› diyor,<br />‹Akıllıyım, ulusları ayıran sınırları yok ettim,<br />Hazinelerini yağmaladım,<br />Güçlü kralları tahtlarından indirdim. 
23O 010:014 Elimi yuvaya sokup kuş yumurtalarını toplar gibi<br />Ulusların varını yoğunu topladım.<br />Terk edilmiş yumurtaları nasıl toplarlarsa,<br />Ben de bütün ülkeleri öyle topladım.<br />Kanat çırpan, ağzını açan,<br />Sesini çıkaran olmadı.› ›› 
23O 010:015 Balta kendisini kullanana karşı övünür mü?<br />Testere kendisini kullanana karşı büyüklenir mi?<br />Sanki değnek kendisini kaldıranı sallayabilir,<br />Sopa sahibini kaldırabilirmiş gibi... 
23O 010:016 Rab, Her Şeye Egemen RAB,<br />Asurun güçlü adamlarını<br />Yıpratıcı hastalıkla cezalandıracak.<br />Orduları alev alev yanacak. 
23O 010:017 İsrailin Işığı ateş,<br />İsrailin Kutsalı alev olacak;<br />Asurun dikenli çalılarını<br />Bir gün içinde yakıp bitirecek. 
23O 010:018 Görkemli ormanıyla verimli tarlaları,<br />Ölümcül bir hastalığa yakalanmış insan gibi<br />Tümüyle harap olacak. 
23O 010:019 Ormanda artakalan ağaçlar<br />Bir çocuğun bile sayabileceği kadar az olacak. 
23O 010:020 O gün İsrailin sağ kalanları,<br />Yakupun kaçıp kurtulan torunları,<br />Kendilerini yok etmek isteyene değil,<br />Artık içtenlikle RABbe, İsrailin Kutsalına dayanacaklar. 
23O 010:021 Geriye kalanlar,<br />Yakup soyundan sağ kalanlar,<br />Güçlü Tanrıya dönecekler. 
23O 010:022 Ey İsrail, halkın denizin kumu kadar çok olsa da,<br />Ancak pek azı dönecek.<br />Tümüyle adil bir yıkım kararlaştırıldı. 
23O 010:023 Rab, Her Şeye Egemen RAB,<br />Kararlaştırılan yıkımı bütün yeryüzünde gerçekleştirecek. sözcükleri genellikle ‹‹Sağ kalanlar dönecek›› diye çevrildi. Yeşaya bu sözcükleri ilk oğluna ad olarak verdi (bkz. 7:3). 
23O 010:024 Bu nedenle Rab,<br />Her Şeye Egemen RAB şöyle diyor:<br />‹‹Ey sen, Siyonda yaşayan halkım,<br />Asurlular, Mısırlıların yaptığı gibi<br />Sana değnekle vurduklarında,<br />Sopalarını sana karşı kaldırdıklarında korkma. 
23O 010:025 Çünkü çok yakında gazabım sona erecek,<br />Öfkem Asurluların yıkımını sağlayacak. 
23O 010:026 Ben, Her Şeye Egemen RAB,<br />Midyanlıları Orev Kayasında alt ettiğim gibi,<br />Onları da kırbaçla alt edeceğim.<br />Değneğimi Mısıra karşı nasıl denizin üzerine uzattımsa,<br />Şimdi yine öyle yapacağım. 
23O 010:027 O gün Asurun yükü sırtınızdan,<br />Boyunduruğu boynunuzdan kalkacak;<br />Semirdiğiniz için boyunduruk kırılacak.›› 
23O 010:028 Ayat Kentine saldırdılar,<br />Migrondan geçip ağırlıklarını Mikmasta bıraktılar. 
23O 010:029 Geçidi aşarak Gevada konakladılar.<br />Rama Kenti korkudan titredi,<br />Saulun kenti Givada yaşayan halk kaçıştı. 
23O 010:030 Ey Gallim halkı, sesini yükselt!<br />Ey Layşa halkı, dinle!<br />Zavallı Anatot halkı! 
23O 010:031 Madmena halkı kaçıyor,<br />Hagevimde yaşayanlar sığınacak yer arıyor. 
23O 010:032 Düşman bugün Novda duracak;<br />Siyon Kentinin kurulduğu dağa,<br />Yeruşalim Tepesine yumruk sallayacak. 
23O 010:033 Rab, Her Şeye Egemen RAB düşmanı<br />Dal gibi kesip korkunç güçle yere çalacak.<br />Uzun boyluları devirecek,<br />Gururluları alçaltacak. 
23O 010:034 Ormandaki çalılıkları baltayla keser gibi<br />Kesip devirecek onları.<br />Lübnan, Güçlü Olan'ın önünde diz çökecek. 
23O 011:001 İşayın kütüğünden yeni bir filiz çıkacak,<br />Kökünden bir fidan meyve verecek. 
23O 011:002 RABbin Ruhu, bilgelik ve anlayış ruhu,<br />Öğüt ve güç ruhu, bilgi ve RAB korkusu ruhu<br />Onun üzerinde olacak. 
23O 011:003 RAB korkusu hoşuna gidecek.<br />Gözüyle gördüğüne göre yargılamayacak,<br />Kulağıyla işittiğine göre karar vermeyecek. 
23O 011:004 Yoksulları adaletle yargılayacak,<br />Yeryüzünde ezilenler için dürüstçe karar verecek.<br />Dünyayı ağzının değneğiyle cezalandıracak,<br />Kötüleri soluğuyla öldürecek. 
23O 011:005 Davranışının temeli adalet ve sadakat olacak. ‹‹Adalet ve sadakat belindeki kuşaktır››. 
23O 011:006 Onun döneminde kurtla kuzu bir arada yaşayacak,<br />Parsla oğlak birlikte yatacak,<br />Buzağı, genç aslan ve besili sığır yanyana duracak,<br />Onları küçük bir çocuk güdecek. 
23O 011:007 İnekle ayı birlikte otlayacak,<br />Yavruları bir arada yatacak.<br />Aslan sığır gibi saman yiyecek. 
23O 011:008 Emzikteki bebek kobra deliği üzerinde oynayacak,<br />Sütten kesilmiş çocuk elini engerek kovuğuna sokacak. 
23O 011:009 Kutsal dağımın hiçbir yerinde<br />Kimse zarar vermeyecek, yok etmeyecek.<br />Çünkü sular denizi nasıl dolduruyorsa,<br />Dünya da RABbin bilgisiyle dolacak. 
23O 011:010 O gün İşayın kökü ortaya çıkacak,<br />Halklara sancak olacak,<br />Uluslar ona yönelecek.<br />Kaldığı yer görkemli olacak. 
23O 011:011 O gün Rab, Asurdan,<br />Mısır, Patros, Kûş, Elam,<br />Şinar, Hama ve deniz kıyılarından<br />Halkının sağ kalanlarını kurtarmak için<br />İkinci kez elini uzatacak. 
23O 011:012 Uluslar için sancak kaldıracak,<br />Sürgün İsraillileri toplayacak,<br />Dağılmış Yahudalıları<br />Dünyanın dört bucağından bir araya getirecek. 
23O 011:013 Efrayim halkının kıskançlığı yok olacak,<br />Yahudalıları sıkıştıranlar ortadan kalkacak.<br />Efrayim Yahudayı kıskanmayacak,<br />Yahuda Efrayimi sıkıştırmayacak. 
23O 011:014 Batıdaki Filistlilere saldırıp<br />Hep birlikte doğudakilerin her şeyini yağmalayacaklar.<br />Edom ve Moav halklarının topraklarına el koyacak,<br />Ammonlulara boyun eğdirecekler. 
23O 011:015 RAB Mısırın Süveyş Körfezini tümüyle kurutacak.<br />Elinin bir sallayışıyla estireceği kavurucu rüzgarla<br />Fıratı süpürüp yedi dereye bölecek.<br />Öyle ki, insanlar ırmak yatağından çarıkla geçebilsin. 
23O 011:016 RAB'bin Asur'da sağ kalan halkı için<br />Bir çıkış yolu olacak;<br />Tıpkı Mısır'dan çıktıkları gün<br />İsrailliler'in de bir çıkış yolu olduğu gibi. 
23O 012:001 İsrail halkı o gün,<br />‹‹Ya RAB, sana şükrederiz›› diyecek,<br />‹‹Bize öfkelenmiştin ama öfken dindi,<br />Bizi avuttun. 
23O 012:002 Tanrı kurtuluşumuzdur.<br />Ona güvenecek, yılmayacağız.<br />Çünkü RAB gücümüz ve ezgimizdir.<br />O kurtardı bizi.›› 
23O 012:003 Kurtuluş pınarlarından sevinçle su alacaksınız. 
23O 012:004 O gün diyeceksiniz ki,<br />‹‹RABbe şükredin, Onu adıyla çağırın,<br />Halklara duyurun yaptıklarını,<br />Adının yüce olduğunu duyurun! 
23O 012:005 RABbe ezgiler söyleyin,<br />Çünkü görkemli işler yaptı.<br />Bütün dünya bilsin bunu. 
23O 012:006 Ey Siyon halkı, sesini yükselt, sevinçle haykır!<br />Çünkü aranızda bulunan İsrail'in Kutsalı büyüktür.›› 
23O 013:001 Amots oğlu Yeşayanın Babille ilgili bildirisi: 
23O 013:002 Çıplak dağın tepesine sancak dikin!<br />Savaşçıları yüksek sesle çağırıp<br />El sallayın ki<br />Soylulara ayrılan kapılardan içeri girsinler. 
23O 013:003 RAB seçtiklerine buyruk verdi,<br />Onun yüceliğiyle övünen yiğitleri<br />Öfkesinin gereğini yapmaya çağırdı. 
23O 013:004 Dağlardaki kalabalığın gürültüsünü dinleyin!<br />Büyük bir halkın sesini andırıyor.<br />Bir araya gelmiş ulusların<br />Ve krallıkların gümbürtüsünü dinleyin!<br />Her Şeye Egemen RAB bir orduyu savaşa hazırlıyor. 
23O 013:005 Öfkesinin araçlarıyla uzak bir ülkeden,<br />Dünyanın öbür ucundan<br />Bütün ülkeyi yerle bir etmek üzere geliyor. 
23O 013:006 Feryat edin! Çünkü RABbin günü yakındır.<br />Her Şeye Gücü Yetenin göndereceği yıkım gibi geliyor o gün. 
23O 013:007 Bu yüzden ellerde derman kalmayacak,<br />Her yürek eriyecek. 
23O 013:008 Herkesi dehşet saracak,<br />Hepsi acı ve ıstırap içinde boğulacak,<br />Doğuran kadın gibi kıvranacak,<br />Şaşkın şaşkın birbirlerine bakacaklar;<br />Yüzleri kızaracak. 
23O 013:009 İşte RABbin acımasız günü geliyor.<br />Ülkeyi viraneye çevirip<br />İçindeki günahkârları ortadan kaldıracağı<br />Gazap ve kızgın öfke dolu gün geliyor. 
23O 013:010 Gökteki yıldızlarla takımyıldızlar ışımayacak,<br />Doğan güneş kararacak, ay ışığını vermez olacak. 
23O 013:011 RAB diyor ki, ‹‹Kötülüğünden ötürü dünyayı,<br />Suçlarından ötürü kötüleri cezalandıracağım.<br />Kibirlilerin küstahlığını sona erdirecek,<br />Zalimlerin gururunu kıracağım. 
23O 013:012 İnsanı saf altından,<br />Ofir altınından daha ender kılacağım. 
23O 013:013 Ben, Her Şeye Egemen RAB,<br />Gazaba geldiğim, öfkemin alevlendiği gün<br />Gökleri titreteceğim, yer yerinden oynayacak. 
23O 013:014 ‹‹Herkes kovalanan ceylan gibi,<br />Çobansız koyunlar gibi halkına dönecek,<br />Ülkesine kaçacak. 
23O 013:015 Yakalananın bedeni delik deşik edilecek,<br />Ele geçen kılıçtan geçirilecek. 
23O 013:016 Yavruları gözleri önünde parçalanacak,<br />Evleri yağmalanacak,<br />Kadınlarının ırzına geçilecek. 
23O 013:017 ‹‹Gümüşe değer vermeyen,<br />Altını sevmeyen Medleri<br />Onlara karşı harekete geçireceğim. 
23O 013:018 Oklarıyla gençleri parçalayacak,<br />Bebeklere acımayacak,<br />Çocukları esirgemeyecekler. 
23O 013:019 Ben Tanrı, Sodom ve Gomorayı nasıl yerle bir ettimse,<br />Kildanilerin yüce gururu,<br />Krallıkların en güzeli olan Babili de yerle bir edeceğim. 
23O 013:020 Orada bir daha kimse yaşamayacak,<br />Kuşaklar boyu kimse oturmayacak,<br />Bedeviler çadır kurmayacak,<br />Çobanlar sürülerini dinlendirmeyecek. 
23O 013:021 Orası yabanıl hayvanlara barınak olacak,<br />Evler çakallarla dolacak,<br />Baykuşlar yuva yapacak, tekeler oynaşacak orada. (bkz. Lev.17:7). 
23O 013:022 Kalelerinde sırtlanlar,<br />Görkemli saraylarında çakallar uluyacak.<br />Babil'in sonu yaklaştı, günleri uzatılmayacak.›› 
23O 014:001 Çünkü RAB Yakup soyuna acıyacak,<br />İsrail halkını yine seçip<br />Topraklarına yerleştirecek.<br />Yabancılar da Yakup soyuna katılıp onlara bağlanacak. 
23O 014:002 Uluslar İsrail halkını<br />Kendi topraklarına götürecekler.<br />İsrail halkı RABbin verdiği topraklarda onları<br />Erkek ve kadın köle olarak sahiplenecek.<br />Kendisini tutsak edenleri tutsak edecek,<br />Kendisini ezenlere egemen olacak. 
23O 014:003 RAB İsrail halkını acıdan, sıkıntıdan<br />Ve yaptığı ağır işlerden kurtardığı gün 
23O 014:004 Babil Kralını alaya alarak,<br />‹‹Halkı ezenin nasıl da sonu geldi!›› diyecekler,<br />‹‹Zorbalığı nasıl da sona erdi!›› 
23O 014:005 RAB kötülerin değneğini,<br />Egemenlerin asasını kırdı. 
23O 014:006 O asa ki, halklara gazapla vurdukça vurdu,<br />Ulusları öfkeyle, dinmeyen zulümle yönetti. 
23O 014:007 Bütün dünya esenlik ve barış içinde<br />Sevinçle haykırıyor. 
23O 014:008 Lübnanın çam ve sedir ağaçları bile<br />Kralın yok oluşuna seviniyor.<br />‹‹Onun ölümünden beri kimse bizi kesmeye gelmiyor›› diyorlar. 
23O 014:009 Toprağın altındaki ölüler diyarı<br />Babil Kralını karşılamak için sabırsızlanıyor.<br />Onun gelişi ölüleri,<br />Dünyanın eski önderlerini heyecanlandırıyor;<br />Ulusları yönetmiş kralları<br />Tahtlarından ayağa kaldırıyor. 
23O 014:010 Hepsi ona seslenip diyecekler ki,<br />‹‹Sen de bizim gibi gücünü yitirdin,<br />Bize benzedin.›› 
23O 014:011 Görkemin de çenklerinin sesi de<br />Ölüler diyarına indirildi.<br />Altında kurtlar kaynaşacak,<br />Üstünü kurtçuklar kaplayacak. 
23O 014:012 Ey parlak yıldızfö, seherin oğlu,<br />Göklerden nasıl da düştün!<br />Ey ulusları ezip geçen,<br />Nasıl da yere yıkıldın! 
23O 014:013 İçinden, ‹‹Göklere çıkacağım›› dedin,<br />‹‹Tahtımı Tanrının yıldızlarından daha yükseğe koyacağım;<br />İlahların toplandığı dağda,<br />Safonun doruğunda oturacağım. 
23O 014:014 Bulutların üstüne çıkacak,<br />Kendimi Yüceler Yücesiyle eşit kılacağım.›› 
23O 014:015 Ancak ölüler diyarına,<br />Ölüm çukurunun dibine<br />İndirilmiş bulunuyorsun. 
23O 014:016 -17 176180 Seni görenler bakıp bakıp şöyle düşünecekler:<br />‹‹Dünyayı sarsan, ülkeleri titreten,<br />Yeryüzünü çöle çeviren,<br />Kentleri yerle bir eden,<br />Tutsakları evlerine salıvermeyen adam bu mu?›› 
23O 014:018 Ulusların bütün kralları tek tek,<br />Görkemli mezarlarda yatıyor. 
23O 014:019 Ama sen reddedilen bir dal gibi<br />Mezarından dışarı atıldın;<br />Bedenleri kılıçla delinip<br />Ölüm çukurunun dibine atılmış ölülerle örtülüsün;<br />Ayak altında çiğnenen leş gibisin. 
23O 014:020 Ülkeni harap edip halkını katlettiğin için<br />Başkaları gibi gömülmeyeceksin.  Kötülük yapan soy bir daha anılmayacak. 
23O 014:021 Atalarının suçundan ötürü<br />Babil Kralının oğullarını boğazlamak için yer hazırlayın.<br />Kalkıp dünyayı sahiplenmesinler,<br />Yeryüzünü kentlerle doldurmasınlar. 
23O 014:022 ‹‹Babil halkına karşı harekete geçeceğim››<br />Diyor Her Şeye Egemen RAB,<br />‹‹Babilin adını, sağ kalanlarını,<br />Oğullarını, torunlarını dünyadan sileceğim.››<br />Böyle diyor RAB. 
23O 014:023 ‹‹Babili baykuş yuvasına, bataklığa çevirecek,<br />Yıkım süpürgesiyle süpüreceğim››<br />Diyor Her Şeye Egemen RAB. 
23O 014:024 Her Şeye Egemen RAB ant içerek şöyle dedi:<br />‹‹Düşündüğüm gibi olacak,<br />Tasarladığım gibi gerçekleşecek. 
23O 014:025 Asurluları kendi ülkemde ezecek,<br />Dağlarımda çiğneyeceğim.<br />Halkım Asurun boyunduruğundan,<br />Omuzlarındaki yükten kurtulacak. 
23O 014:026 İşte bütün dünya için belirlenen tasarı budur.<br />Bütün uluslara karşı elim kalkmış durumda. 
23O 014:027 Her Şeye Egemen RABbin tasarısını kim boşa çıkarabilir?<br />Kalkmış durumdaki elini kim indirebilir?›› 
23O 014:028 Kral Ahazın öldüğü yıl gelen bildiri: 
23O 014:029 Ey Filistliler, sizi döven değnek kırıldı diye sevinmeyin.<br />Çünkü yılanın kökünden engerek türeyecek,<br />Onun ürünü uçan yılan olacak. 
23O 014:030 Yoksulların en yoksulu doyacak,<br />Düşkünler güvenlikte yatacak.<br />Ama sizin kökünüzü kıtlıkla kurutacağım,<br />Sağ kalanlarınız da ölecek. 
23O 014:031 Ulumaya başla ey kapı! Ey kent, feryat et!<br />Ey Filistliler, eridiniz baştan başa.<br />Kuzeyden toz duman yükseliyor,<br />Düşman askerleri sıra sıra geliyor. 
23O 014:032 O ulusun elçilerine ne yanıt verilecek?<br />‹‹RAB Siyon'un temelini attı,<br />Halkının düşkünleri oraya sığınacak›› denecek. 
23O 015:001 Moavla ilgili bildiri:  Moavın Ar Kenti bir gecede viraneye döndü, yok oldu,<br />Moavın Kîr Kenti bir gecede viraneye döndü, yok oldu. 
23O 015:002 Bu yüzden Divon halkı ağlamak için tapınağa,<br />Tapınma yerlerine çıktı.<br />Moav halkı, Nevo ve Medeva için feryat ediyor.<br />İnsanlar saçlarını sakallarını kesiyor. 
23O 015:003 Çul giyiyorlar sokaklarda,<br />Damlarda, meydanlarda herkes feryat ediyor,<br />Gözyaşları sel gibi. 
23O 015:004 Heşbon ve Elalenin haykırışları<br />Yahasa ulaşıyor.<br />Moav askerleri bu yüzden feryat ediyor,<br />Yürekleri korku içinde. 
23O 015:005 Yüreğim sızlıyor Moav için.<br />Kaçanlar Soara, Eglat-Şelişiyaya ulaştı,<br />Ağlaya ağlaya çıkıyorlar Luhit Yokuşundan,<br />Horonayim yolunda yıkımlarına ağıt yakıyorlar. 
23O 015:006 Nimrim suları kuruduğu için otlar sararıp soldu.<br />Taze ot kalmadı, yeşillik yok artık. 
23O 015:007 Bu yüzden halk kazanıp biriktirdiği ne varsa,<br />Kavak Vadisi üzerinden taşıyacak. 
23O 015:008 Haykırışları Moav topraklarında yankılanıyor,<br />Feryatları Eglayime, Beer-Elime dek ulaştı. 
23O 015:009 Çünkü Dimon suları kan dolu,<br />Ama başına daha beterini getireceğim.<br />Moav'dan kaçıp kurtulanların,<br />Ülkede sağ kalanların üzerine aslan salacağım. 
23O 016:001 Seladan çöl yoluyla Siyon Kentinin kurulduğu dağa,<br />Ülkenin hükümdarına kuzular gönderin. 
23O 016:002 Moavlı kızlar yuvalarından atılmış,<br />Öteye beriye uçuşan kuşlar gibi<br />Arnon Irmağının geçitlerinde dolaşıyor. 
23O 016:003 ‹‹Bize öğüt ver, bir karar al,<br />Öğle sıcağında gece gibi gölge sal üstümüze.<br />Kovulanları sakla, kaçakları ele verme›› diyorlar. 
23O 016:004 ‹‹Kovulanlarım seninle birlikte yaşasın.<br />Kırıp geçirenlere karşı<br />Biz Moavlılara sığınak ol.››<br />Baskı ve yıkım son bulduğunda,<br />Ülkeyi çiğneyenler yok olduğunda,<br />Sevgiye dayanan bir yönetim kurulacak, 
23O 016:005 Davut soyundan biri sadakatle krallık yapacak.<br />Yargılarken adaleti arayacak,<br />Doğru olanı yapmakta tez davranacak. 
23O 016:006 Moavın ne denli gururlanıp büyüklendiğini,<br />Kendini ne denli beğendiğini,<br />Kibirlenip küstahlaştığını duyduk.<br />Övünmesi boşunadır. 
23O 016:007 Bu yüzden Moavlılar Moav için feryat edecek,<br />Hepsi feryat edecek.<br />Kîr-Heresetin üzüm pestillerini<br />Anımsayıp üzülecek, yas tutacaklar. 
23O 016:008 Çünkü Heşbonun tarlaları,<br />Sivmanın asmaları kurudu.<br />Ulusların beyleri onların seçkin dallarını kırdılar.<br />O dallar ki, Yazere erişir, çöle uzanırdı,<br />Filizleri yayılır, gölü aşardı. 
23O 016:009 Bu yüzden Yazer için,<br />Sivmanın asmaları için acı acı ağlıyorum.<br />Sizleri gözyaşlarımla sulayacağım,<br />Ey Heşbon ve Elale!<br />Çünkü savaş çığlıkları yaz meyvelerinizin,<br />Biçtiğiniz ekinin üzerine düştü. 
23O 016:010 Meyve bahçelerindeki sevinç ve neşe yok oldu.<br />Bağlarda ne şarkı söyleyen olacak,<br />Ne sevinç çığlığı atan.<br />Üzüm sıkma çukurlarında çalışan kalmayacak,<br />Sevinç çığlıklarını susturdum. 
23O 016:011 Yüreğim bir lir gibi inliyor Moav için,<br />Kîr-Hereset için içim sızlıyor. 
23O 016:012 Moav halkı tapınma yerine çıkarak kendini yoruyor,<br />Dua etmek için tapınağa gidiyor, ama hepsi boşuna! 
23O 016:013 RABbin Moav için geçmişte söylediği budur. 
23O 016:014 RAB şimdi diyor ki, ‹‹Moav'ın övündükleri de kalabalık halkı da tam üç yıl sonra rezil olacak. Sağ kalan çok az sayıda kişiyse güçsüz olacak.›› 
23O 017:001 Şamla ilgili bildiri:  İşte Şam kent olmaktan çıkacak,<br />Enkaz yığınına dönecek. 
23O 017:002 Aroer kentleri terk edilecek,<br />Hayvan sürüleri orada yatacak,<br />Onları ürküten olmayacak. 
23O 017:003 Efrayimde surlu kent kalmayacak,<br />Şamın egemenliği yok olacak.<br />Sağ kalan Aramlıların onuru<br />İsrailin onuru gibi kırılacak.<br />Her Şeye Egemen RAB böyle diyor. 
23O 017:004 O gün Yakup soyunun görkemi sönecek,<br />Hepsi bir deri bir kemik kalacak. 
23O 017:005 İsrail, ekinin elle biçilip<br />Başakların devşirildiği bir tarla,<br />Refaim Vadisinde hasattan sonra<br />Başakların toplandığı bir tarla gibi olacak. 
23O 017:006 Çok az kişi kurtulacak.<br />Artakalanların sayısı, dövüldükten sonra tepesinde iki üç,<br />Dal uçlarında dört beş zeytin tanesi kalan<br />Zeytin ağacı gibi olacak.<br />İsrailin Tanrısı RAB böyle diyor. 
23O 017:007 O gün insanlar kendilerini yaratana bakacaklar, gözleri İsrailin Kutsalını görecek. 
23O 017:008 Elleriyle yaptıkları sunaklara, parmaklarıyla biçim verdikleri Aşera putlarına, buhur sunaklarına bakmayacaklar. 
23O 017:009 O gün İsrailin güçlü kentleri<br />İsraillilerden kaçan Amorlularla Hivlilerin<br />Terk ettiği kentler gibi ıssız olacak. ‹‹Orman ve dağ başı››. 
23O 017:010 Çünkü, ey İsrail, seni kurtaran Tanrıyı unuttun,<br />Sığındığın Kayayı anmaz oldun.<br />Bunun yerine, güzel fidanlar, ithal asmalar dikiyorsun. başka ulusların putları ya da başka uluslarla yapılan antlaşmalar kastediliyor. 
23O 017:011 Onlar diktiğin gün filizlenip<br />Ertesi sabah tomurcuklanabilir.<br />Ama hastalık ve dinmez acı gününde meyve vermeyecekler. 
23O 017:012 Eyvah, çok sayıda ulus kükrüyor,<br />Azgın deniz gibi gürlüyorlar.<br />Halklar güçlü sular gibi çağlıyor. 
23O 017:013 Halklar kabaran sular gibi çağlayabilir,<br />Ama Tanrı onları azarlayınca uzaklara kaçacaklar.<br />Rüzgarın önünde dağdaki saman ufağı gibi,<br />Kasırganın önünde diken yumağı gibi savrulacaklar. 
23O 017:014 Akşam dehşet saçıyorlardı,<br />Sabah olmadan yok olup gittiler.<br />Bizi yağmalayanların, bizi soyanların sonu budur. 
23O 018:001 Kûş ırmaklarının ötesinde,<br />Kanat vızıltılarının duyulduğu ülkenin vay haline! 
23O 018:002 O ülke ki, elçilerini<br />Sazdan kayıklarla Nil sularından gönderir.<br />Ey ayağına tez ulaklar,<br />Irmakların böldüğü ülkeye,<br />Her yana korku saçan halka,<br />Güçlü ve ezici ulusa,<br />O uzun boylu, pürüzsüz tenli ulusa gidin! 
23O 018:003 Ey sizler, dünyada yaşayan herkes,<br />Yeryüzünün ahalisi!<br />Sancak dağların tepesine dikilince dikkat edin.<br />Boru çalınınca dinleyin. 
23O 018:004 Çünkü RAB bana şöyle dedi:<br />‹‹Gün ışığında duru sıcaklık gibi,<br />Hasat döneminin sıcaklığındaki<br />Çiy bulutu gibi durgun olacak<br />Ve bulunduğum yerden seyredeceğim.›› 
23O 018:005 Bağbozumundan önce çiçekler düşüp<br />Üzümler olgunlaşmaya yüz tutunca,<br />Asmanın dalları bıçakla kesilecek,<br />Çubukları koparılıp atılacak. 
23O 018:006 Hepsi dağın yırtıcı kuşlarına,<br />Yerin yabanıl hayvanlarına terk edilecek.<br />Yazın yırtıcı kuşlara,<br />Kışın yabanıl hayvanlara yem olacaklar. 
23O 018:007 O zaman ırmakların böldüğü ülke,<br />Her yana korku saçan güçlü ve ezici halk,<br />O uzun boylu, pürüzsüz tenli ulus,<br />Her Şeye Egemen RAB'be armağanlar getirecek.<br />Her Şeye Egemen RAB'bin adını koyduğu<br />Siyon Dağı'na getirecekler armağanlarını. 
23O 019:001 Mısırla ilgili bildiri:  İşte RAB hızla yol alan buluta binmiş Mısıra geliyor!<br />Mısır putları Onun önünde titriyor,<br />Mısırlıların yüreği hopluyor. 
23O 019:002 RAB diyor ki,<br />‹‹Mısırlıları Mısırlılara karşı ayaklandıracağım;<br />Kardeş kardeşe, komşu komşuya, kent kente,<br />Ülke ülkeye karşı savaşacak. 
23O 019:003 Mısırlıların cesareti tükenecek,<br />Tasarılarını boşa çıkaracağım.<br />Yardım için putlara, ölülerin ruhlarına,<br />Medyumlarla ruh çağıranlara danışacaklar. 
23O 019:004 Mısırlıları acımasız bir efendiye teslim edeceğim,<br />Katı yürekli bir kral onlara egemen olacak.››<br />Rab, Her Şeye Egemen RAB böyle diyor. 
23O 019:005 Nilin suları çekilecek,<br />Kuruyup çatlayacak yatağı. 
23O 019:006 Su kanalları kokacak,<br />Kuruyacak ırmağın kolları,<br />Kamışlarla sazlar solacak. 
23O 019:007 Nil kıyısında, ırmağın ağzındaki sazlar,<br />Nil boyunca ekili tarlalar kuruyacak,<br />Savrulup yok olacak. 
23O 019:008 Balıkçılar yas tutacak,<br />Nile olta atanların hepsi ağlayacak,<br />Suyun yüzüne ağ atanlar perişan olacak. 
23O 019:009 Taranmış keten işleyenler,<br />Beyaz bez dokuyanlar umutsuzluğa kapılacak. 
23O 019:010 Dokumacılar bunalacak,<br />Ücretliler sıkıntıya düşecek. 
23O 019:011 Soanfş Kentinin önderleri ne kadar akılsız!<br />Firavunun bilge danışmanları<br />Saçma sapan öğütler veriyorlar.<br />Nasıl olur da firavuna,<br />‹‹Biz bilgelerin oğulları,<br />Eski zaman krallarının torunlarıyız›› diyorlar? 
23O 019:012 Ey firavun, hani nerede senin bilgelerin?<br />Her Şeye Egemen RAB Mısıra karşı neler tasarladı,<br />Bildirsinler bakalım sana eğer biliyorlarsa. 
23O 019:013 Soan Kentinin önderleri aptal olup çıktılar,<br />Nof önderleri aldandılar,<br />Mısır oymaklarının ileri gelenleri Mısırı saptırdılar. 
23O 019:014 RAB onların aklını karıştırdı;<br />Kendi kusmuğu içinde yalpalayan sarhoş nasılsa,<br />Mısırı da her alanda saptırdılar. 
23O 019:015 Mısırda kimsenin yapabileceği bir şey kalmadı;<br />Ne başın ne kuyruğun, ne hurma dalının ne de sazın. 
23O 019:016 O gün Mısırlılar kadın gibi olacaklar; Her Şeye Egemen RABbin kendilerine karşı kalkan elinin önünde titreyip dehşete kapılacaklar. 
23O 019:017 Yahuda Mısırı dehşete düşürecek. Yahuda dendi mi, Her Şeye Egemen RABbin Mısıra karşı tasarladıklarını anımsayan herkes dehşete kapılacak. 
23O 019:018 O gün Mısırda Kenan dilini konuşan beş kent olacak. Bu kentler Her Şeye Egemen RABbe bağlılık andı içecekler; içlerinden biri ‹Yıkım Kenti› diye adlandırılacak. Heliopolis anlamına gelebilir. 
23O 019:019 O gün Mısırın ortasında RAB için bir sunak, sınırında da bir sütun dikilecek. 
23O 019:020 Her Şeye Egemen RAB için Mısırda bir belirti ve tanık olacak bu. Halk kendine baskı yapanlardan ötürü RABbe yakarınca, RAB onları savunacak bir kurtarıcı gönderip özgür kılacak. 
23O 019:021 RAB kendini Mısırlılara tanıtacak, onlar da o gün RABbi tanıyacak, kurbanlarla, sunularla Ona tapınacaklar. RABbe adak adayacak ve adaklarını yerine getirecekler. 
23O 019:022 RAB Mısırlıları hastalıkla alabildiğine cezalandıracak, sonra iyileştirecek. RABbe yönelip yakaracaklar. RAB de onları iyileştirecek. 
23O 019:023 O gün Mısırla Asur arasında bir yol olacak. Asurlu Mısıra, Mısırlı Asura gidip gelecek. Mısırlılarla Asurlular birlikte tapınacaklar. 
23O 019:024 O gün Mısır ve Asurun yanısıra İsrail üçüncü ülke olacak. Dünya bu üçü sayesinde kutsanacak. 
23O 019:025 Her Şeye Egemen RAB, ‹‹Halkım Mısır, ellerimin işi Asur ve mirasım İsrail kutsansın›› diyerek dünyayı kutsayacak. 
23O 020:001 -2 177030 Asur ordusunun başkomutanı, Asur Kralı Sargonun buyruğuyla gelerek Aşdota saldırıp kenti ele geçirdiği yıl RAB Amots oğlu Yeşaya aracılığıyla şöyle dedi: ‹‹Git, belindeki çulu çöz, ayağındaki çarığı çıkar.›› Yeşaya denileni yaptı, çıplak ve yalınayak dolaşmaya başladı. 
23O 020:003 RAB dedi ki, ‹‹Mısıra ve Kûşa belirti ve ibret olsun diye kulum Yeşaya nasıl üç yıl çıplak ve yalınayak dolaştıysa, 
23O 020:004 Asur Kralı da Mısıra utanç olsun diye Mısırlı tutsaklarla Kûşlu sürgünleri genç yaşlı demeden, çıplak ve yalınayak, mahrem yerleri açık yürütecek. 
23O 020:005 Kûşa bel bağlayan, Mısırla övünen halk hüsrana uğrayacak, utanç içinde kalacak. 
23O 020:006 Bu kıyı bölgesinde yaşayanlar o gün, ‹‹Asur Kralı'nın elinden kurtulmak için yardımına sığındığımız, bel bağladığımız ulusların başına gelene bakın!›› diyecekler, ‹‹Biz nasıl kurtulacağız?›› 
23O 021:001 Deniz kıyısındaki çölle ilgili bildiri:  Negevden fırtınalar nasıl üst üste gelirse,<br />Çölden, korkunç ülkeden bir istilacı öyle geliyor. 
23O 021:002 Korkunç bir görüm gördüm:<br />Hain hainlik etmede,<br />Harap eden harap etmede.<br />Ey Elam, saldır!<br />Ey Meday, onu kuşat!<br />Onun neden olduğu iniltileri sona erdireceğim. 
23O 021:003 Gördüklerimden ötürü belime ağrı saplandı,<br />Doğuran kadının ağrıları gibi ağrılar tuttu beni.<br />Duyduklarımdan sarsıldım,<br />Gördüklerimden dehşete düştüm. 
23O 021:004 Şaşkınım, titremeler sardı beni.<br />Özlediğim alaca karanlık bana korku veriyor artık. 
23O 021:005 Gördüğüm görümde sofrayı hazırlıyor,<br />Halıları seriyor, yiyip içiyorlar.<br />Kalkın, ey önderler, kalkanları yağlayın! 
23O 021:006 Rab bana dedi ki,<br />‹‹Git, bir gözcü dik, gördüğünü bildirsin. 
23O 021:007 Savaş arabalarının,<br />Atlara, eşeklere, develere binmiş insanların<br />Çifter çifter geldiğini görünce dikkat kesilsin.›› 
23O 021:008 Gözcüfü, ‹‹Ey efendim,<br />Her gün aralıksız gözcü kulesinde duruyor,<br />Her gece yerimde nöbet tutuyorum›› diye bağırdı, 
23O 021:009 ‹‹Bak, savaş arabalarıyla atlılar<br />Çifter çifter geliyor!››<br />Sonra, ‹‹Yıkıldı, Babil yıkıldı!›› diye haber verdi,<br />‹‹Taptıkları bütün putlar yere çalınıp parçalandı!›› 
23O 021:010 Ey halkım, harman yerinde<br />Buğday gibi dövülmüş olan halkım!<br />Her Şeye Egemen RABden,<br />İsrailin Tanrısından duyduklarımı<br />Size bildirdim. 
23O 021:011 Duma ile ilgili bildiri: Arabistanda bir yer olduğu sanılıyor. ‹‹Sessizlik›› anlamına gelir. ‹‹Edom›› sözcüğünü çağrıştırıyor.  Biri Seirden bana sesleniyor:<br />‹‹Ey gözcü, geceden geriye ne kaldı?<br />Geceden geriye ne kaldı?›› 
23O 021:012 Yanıtım şöyle: ‹‹Sabah olmak üzere,<br />Ama yine gece olacak.<br />Soracaksanız sorun, yine gelin.›› 
23O 021:013 Arabistanla ilgili bildiri:  Arabistan çalılıklarında geceleyeceksiniz,<br />Ey Dedan kervanları! 
23O 021:014 Ey Temada oturanlar,<br />Su getirin, susamışları karşılayın,<br />Kaçıp kurtulana ekmek verin. 
23O 021:015 Çünkü onlar kılıçtan, yalın kılıçtan,<br />Gerilmiş yaydan, çetin çarpışmalardan kaçtılar. 
23O 021:016 Rab bana şöyle dedi: ‹‹Kedarın bütün övüncü tam bir yıl sonra sona erecek. 
23O 021:017 Okçulardan, Kedar savaşçılarından pek az sağ kalan olacak.›› Bunu söyleyen, İsrail'in Tanrısı RAB'dir. 
23O 022:001 -2 177250 Görüm Vadisiyle ilgili bildiri:  Gürültü patırtı içinde eğlenen kent halkı,<br />Ne oldu size, neden hepiniz damlara çıktınız?<br />Ölenleriniz ne kılıçtan geçirildi,<br />Ne de savaşta öldü. 
23O 022:003 Önderleriniz hep birlikte kaçtılar,<br />Yaylarını kullanmadan tutsak alındılar.<br />Uzağa kaçtığınız halde ele geçenlerin hepsi tutsak edildi. 
23O 022:004 Bunun için dedim ki,<br />‹‹Beni yalnız bırakın, acı acı ağlayayım.<br />Halkımın uğradığı yıkımdan ötürü<br />Beni avutmaya kalkmayın.›› 
23O 022:005 Çünkü Rabbin, Her Şeye Egemen RABbin<br />Görüm Vadisinde kargaşa, bozgun<br />Ve dehşet saçacağı gün,<br />Duvarların yıkılacağı,<br />Dağlara feryat edileceği gün geliyor. 
23O 022:006 Elamlılar ok kılıflarını sırtlanıp savaş arabalarıyla,<br />Atlılarıyla geldiler.<br />Kîr halkı kalkanlarını açtı. 
23O 022:007 Verimli vadileriniz savaş arabalarıyla doldu,<br />Atlılar kent kapılarının karşısına dizildi. 
23O 022:008 RABbin Yahudayı savunmasız bıraktığı gün<br />Orman Sarayındaki silahlara güvendiniz. 
23O 022:009 Davut Kentinin duvarlarında<br />Çok sayıda gedik olduğunu gördünüz,<br />Aşağı Havuzda su depoladınız, 
23O 022:010 Yeruşalimdeki evleri saydınız,<br />Surları onarmak için evleri yıktınız. 
23O 022:011 Eski Havuzun suları için<br />İki surun arasında bir depo yaptınız.<br />Ama bunu çok önceden tasarlayıp<br />Gerçekleştirmiş olan Tanrıya güvenmediniz,<br />Onu umursamadınız. 
23O 022:012 Rab, Her Şeye Egemen RAB<br />O gün sizi ağlayıp yas tutmaya,<br />Saçlarınızı kesip çul kuşanmaya çağırdı. 
23O 022:013 Oysa siz keyif çatıp eğlendiniz,<br />‹‹Yiyelim içelim, nasıl olsa yarın öleceğiz›› diyerek<br />Sığır, koyun kestiniz,<br />Et yiyip şarap içtiniz. 
23O 022:014 Her Şeye Egemen RAB bana,<br />‹‹Siz ölene dek bu suçunuz bağışlanmayacak›› diye seslendi.<br />Rab, Her Şeye Egemen RAB böyle diyor. 
23O 022:015 Rab, Her Şeye Egemen RAB diyor ki,<br />‹‹Haydi, o kâhyaya,<br />Sarayın sorumlusu Şevnaya git ve de ki, 
23O 022:016 ‹Burada ne işin var?<br />Kimin var ki, kendine burada mezar kazdın,<br />Yüksekte kendine mezar, kayada konut oydun? 
23O 022:017 Ey güçlü kişi,<br />RAB seni tuttuğu gibi şiddetle savuracak. 
23O 022:018 Top gibi evirip çevirip<br />Geniş bir ülkeye fırlatacak.<br />Orada öleceksin,<br />Gurur duyduğun arabaların orada kalacak.<br />Efendinin evi için utanç nedenisin! 
23O 022:019 Seni görevden alacak,<br />Makamından alaşağı edeceğim. 
23O 022:020 ‹‹ ‹O gün Hilkiya oğlu kulum Elyakimi çağırıp 
23O 022:021 Senin cüppeni ona giydireceğim.<br />Senin kuşağınla onu güçlendirip<br />Yetkini ona vereceğim.<br />Yeruşalimde yaşayanlara<br />Ve Yahuda halkına o babalık yapacak. 
23O 022:022 Davutun evinin anahtarını ona teslim edeceğim.<br />Açtığını kimse kapayamayacak,<br />Kapadığını kimse açamayacak. 
23O 022:023 Onu sağlam yere çakılmış çadır kazığı yapacağım,<br />Ailesi için onur kürsüsü olacak. 
23O 022:024 Ailenin ağırlığı -soyundan türeyen herkes-<br />Taslardan kâselere kadar her küçük kap ona asılacak.› ›› 
23O 022:025 Her Şeye Egemen RAB diyor ki, ‹‹O gün sağlam yere çakılmış kazık yerinden çıkacak, kırılıp düşecek, ona asılan yük de yok olacak.›› Çünkü RAB böyle diyor. 
23O 023:001 Sur Kentiyle ilgili bildiri:  Ey ticaret gemileri, feryat edin!<br />Çünkü Sur Kenti evleriyle,<br />Limanlarıyla birlikte yok oldu.<br />Kittimden size haber geldi. 
23O 023:002 Ey kıyı halkı ve denizcilerin zenginleştirdiği<br />Sayda tüccarları, susun! 
23O 023:003 Şihorun tahılı, Nilin ürünü<br />Denizleri aşar, Sura gelir sağlardı.<br />Ulusların kârı ona akardı. 
23O 023:004 Utan, ey Sayda, ey deniz kıyısındaki kale!<br />Çünkü deniz sana sesleniyor:<br />‹‹Ne doğum ağrısı çektim, ne de doğurdum.<br />Ne delikanlılar büyüttüm, ne de kızlar.›› 
23O 023:005 Surun haberi Mısıra ulaşınca,<br />Yüreği burkulacak insanların. 
23O 023:006 Tarşişe geçin, ey kıyıda oturanlar,<br />Feryat edin. 
23O 023:007 Uzak ülkeleri yurt edinmiş,<br />Eğlenceye düşkün halkınız,<br />Eski, tarihsel kentiniz bu mu? 
23O 023:008 Taçlar giydiren Sura karşı bu işi kim tasarladı?<br />O kent ki, tüccarları prenslerdi,<br />İş adamları dünyanın saygın kişileriydi. 
23O 023:009 Görkeminin sonucu olan gururunu kırmak,<br />Dünyaca ünlü bütün saygın kişilerini alçaltmak için<br />Her Şeye Egemen RAB tasarladı bunu. 
23O 023:010 Kendi topraklarını Nil gibi basıp geç,<br />Ey Tarşiş kızı, artık engel yok. 
23O 023:011 RAB denizin üzerine elini uzatıp ülkeleri titretti,<br />Kenan kalelerinin yıkılmasını buyurdu. 
23O 023:012 ‹‹Eğlencen sona erdi, ey Sayda, erden kız!›› dedi,<br />‹‹Kirletildin.<br />Kalk, Kittime geç,<br />Orada bile rahat yüzü görmeyeceksin.›› 
23O 023:013 Kildan ülkesine bak!<br />O halk yok artık.<br />Asurlular onların ülkesini yabanıl hayvanlara verdi,<br />Kuşatma kuleleri diktiler, saraylarını soydular,<br />Ülkeyi viraneye çevirdiler. 
23O 023:014 Feryat edin, ey ticaret gemileri!<br />Çünkü sığınağınız harap oldu. 
23O 023:015 Bundan sonra Sur Kenti yetmiş yıl, bir kralın ömrü süresince unutulacak. Yetmiş yıl bitince, fahişe için bestelenen türküdeki gibi Sura şöyle denecek: 
23O 023:016 ‹‹Bir lir al, dolaş kenti,<br />Ey sen, unutulmuş fahişe!<br />Güzel çal seni anımsamaları için,<br />Türkü üstüne türkü söyle.›› 
23O 023:017 Yetmiş yıl geçince RAB Surla ilgilenecek, ama Sur para için yine fahişeliğe dönecek. Dünyanın bütün krallıklarıyla fahişelik edecek. 
23O 023:018 Kentin ticaretten ve fuhuştan kazandıkları RAB'be adanacak. Bunlar biriktirilmeyecek, hazineye konmayacak. Ticaretten kazandıklarını doyuncaya dek yesinler, güzel güzel giyinsinler diye RAB'bin önünde yaşayanlara verilecek. 
23O 024:001 İşte RAB yeryüzünü harap edip viraneye çevirecek,<br />Yeryüzünü altüst edecek,<br />Üzerinde yaşayanları darmadağın edecek. 
23O 024:002 Ayrım yapılmayacak;<br />Ne halkla kâhin arasında,<br />Ne köleyle efendi arasında,<br />Ne hizmetçiyle hanım arasında,<br />Ne alıcıyla satıcı arasında,<br />Ne ödünç alanla ödünç veren arasında,<br />Ne faizciyle borç alan arasında. 
23O 024:003 Dünya tümüyle yağmalanıp viraneye çevrilecek.<br />RAB böyle söyledi. 
23O 024:004 Dünya kuruyup büzülüyor,<br />Yeryüzü solup büzülüyor,<br />Dünyadaki soylular güçlerini yitiriyor. 
23O 024:005 Dünyada yaşayanlar onu kirletti.<br />Çünkü Tanrının yasalarını çiğnediler,<br />Kurallarını ayaklar altına aldılar,<br />Ebedi antlaşmayı bozdular. 
23O 024:006 Bu yüzden lanet dünyayı yiyip bitirdi,<br />Orada yaşayanlar suçlarının cezasını çekiyorlar.<br />Yaşayanlar bu nedenle yanıyor, pek azı kurtulacak. 
23O 024:007 Yeni şarabın sonu geldi,<br />Asmalar soldu,<br />Bir zamanlar sevinçli olanların hepsi inliyor. 
23O 024:008 Tefin coşkun sesi kesildi,<br />Eğlenenlerin gürültüsü durdu,<br />Lirin coşkun sesi kesildi. 
23O 024:009 Ezgi eşliğinde şarap içilmiyor artık,<br />İçkinin tadı içene acı geliyor. 
23O 024:010 Yıkılan kent perişan durumda,<br />Kimse girmesin diye her evin girişi kapandı. 
23O 024:011 İnsanlar şarap özlemiyle sokaklarda bağrışıyor,<br />Sevinçten eser kalmadı,<br />Dünyanın coşkusu yok oldu. 
23O 024:012 Kent viraneye döndü,<br />Kapıları paramparça oldu. 
23O 024:013 Çünkü zeytinler dökülsün diye dövülen ağaç nasılsa,<br />Bağbozumundan artakalan üzümler nasılsa,<br />Dünyadaki bütün uluslar da öyle olacak. 
23O 024:014 Sağ kalanlar seslerini yükseltip<br />Sevinç çığlıkları atacak,<br />Batıda yaşayanlar RABbin büyüklüğü karşısında<br />Hayranlıkla bağıracak. 
23O 024:015 Onun için, doğuda yaşayanlar RABbi yüceltin,<br />Deniz kıyısındakiler,<br />İsrailin Tanrısı RABbin adını yüceltin. 
23O 024:016 Dünyanın en uzak köşelerinden ezgiler işitiyoruz:<br />‹‹Doğru Olana övgüler olsun!››  Ama ben, ‹‹Bittim, bittim! Vay halime!›› dedim,<br />‹‹Hainler hainliklerini sürdürüyor.<br />Evet, hainler sürekli hainlik ediyorlar.›› 
23O 024:017 Ey dünyada yaşayanlar,<br />Önünüzde dehşet, çukur ve tuzak var. 
23O 024:018 Dehşet haberinden kaçan çukura düşecek,<br />Çukurdan çıkan tuzağa yakalanacak.<br />Göklerin kapakları açılacak,<br />Dünyanın temelleri sarsılacak. 
23O 024:019 Yeryüzü büsbütün çatlayıp yarılacak,<br />Sarsıldıkça sarsılacak. 
23O 024:020 Dünya sarhoş gibi yalpalayacak,<br />Bir kulübe gibi sallanacak,<br />İsyanlarının ağırlığı altında çökecek<br />Ve bir daha kalkamayacak. 
23O 024:021 O gün RAB yukarıda, gökteki güçleri<br />Ve aşağıda, yeryüzündeki kralları cezalandıracak. 
23O 024:022 Zindana tıkılan tutsaklar gibi<br />Cezaevine kapatılacak<br />Ve uzun süre sonra cezalandırılacaklar. 
23O 024:023 Ayın yüzü kızaracak, güneş utanacak.<br />Çünkü Her Şeye Egemen RAB Siyon Dağı'nda,<br />Yeruşalim'de krallık edecek.<br />Halkın ileri gelenleri<br />O'nun yüceliğini görecek. 
23O 025:001 Ya RAB, sensin benim Tanrım,<br />Seni yüceltir, adını överim.<br />Çünkü sen eskiden beri tasarladığın harikaları<br />Tam bir sadakatle gerçekleştirdin. 
23O 025:002 Kenti bir taş yığınına,<br />Surlu kenti viraneye çevirdin.<br />Yabancıların kalesiydi, kent olmaktan çıktı.<br />Bir daha da onarılmayacak. 
23O 025:003 Bundan ötürü güçlü uluslar seni onurlandıracak,<br />Acımasız ulusların kentleri senden korkacak. 
23O 025:004 Çünkü onların öfkesi<br />Duvara çarpan sağanak gibi yükselince,<br />Sen yoksulun, sıkıntı içindeki düşkünün kalesi,<br />Sağanağa karşı sığınak,<br />Sıcağa karşı gölgelik oldun. 
23O 025:005 Yabancıların gürültüsünü çöl sıcağı gibi bastırırsın.<br />Bulutun gölgesi sıcağı nasıl kırarsa,<br />Bu acımasız adamların türküsü de öyle diniyor. 
23O 025:006 Her Şeye Egemen RAB bu dağda<br />Bütün uluslara yağlı yemeklerin<br />Ve dinlendirilmiş seçkin şarapların sunulduğu<br />Zengin bir şölen verecek. 
23O 025:007 Bütün halkların üzerindeki örtüyü,<br />Bütün ulusların üzerine örülmüş olan örtüyü<br />Bu dağda kaldıracak. 
23O 025:008 Ölümü sonsuza dek yutacak.<br />Egemen RAB bütün yüzlerden gözyaşlarını silecek.<br />Halkının utancını bütün yeryüzünden kaldıracak.<br />Çünkü RAB böyle diyor. 
23O 025:009 O gün diyecekler ki,<br />‹‹İşte Tanrımız budur;<br />Ona umut bağlamıştık, bizi kurtardı,<br />RAB Odur, Ona umut bağlamıştık,<br />Onun kurtarışıyla sevinip coşalım.›› 
23O 025:010 RABbin eli bu dağın üzerinde kalacak,<br />Ama Moav gübre çukurundaki saman gibi<br />Kendi yerinde çiğnenecek. 
23O 025:011 Oracıkta yüzmek isteyen biri gibi ellerini uzatacak,<br />Ama kurnazlığına karşın RAB onun gururunu kıracak. 
23O 025:012 RAB surlarındaki yüksek burçları<br />Devirip yıkacak, yerle bir edecek. 
23O 026:001 O gün Yahudada şu ilahi söylenecek:  Güçlü bir kentimiz var.<br />Çünkü Tanrının kurtarışı<br />Kente sur ve duvar gibidir. 
23O 026:002 Açın kentin kapılarını,<br />Sadık kalan doğru ulus içeri girsin. 
23O 026:003 Sana güvendiği için<br />Düşüncelerinde sarsılmaz olanı<br />Tam bir esenlik içinde korursun. 
23O 026:004 RABbe sonsuza dek güvenin,<br />Çünkü RAB, evet RAB sonsuza dek kalıcı kayadır. 
23O 026:005 Yüksekte oturanı alçaltır,<br />Yüce kenti yıkar,<br />Yerle bir eder. 
23O 026:006 O kent ayak altında,<br />Mazlumların ayakları,<br />Yoksulların adımları altında çiğnenecek. 
23O 026:007 Doğru adamın yolu düzdür,<br />Ey Dürüst Olan, doğru adamın yolunu sen düzlersin. 
23O 026:008 Evet, ya RAB, ilkelerinin çizdiği yolda sana umut bağladık,<br />Adın ve ünündür yüreğimizin dileği, 
23O 026:009 Geceleri canım sana susar,<br />Evet, içimde ruhum seni özler;<br />Çünkü senin ilkelerin yeryüzünde oldukça,<br />Orada oturanlar doğruluğu öğrenir. 
23O 026:010 Kötüler lütfedilse bile doğruluğu öğrenmez.<br />Dürüstlüğün egemen olduğu diyarda haksızlık eder,<br />RABbin büyüklüğünü görmezler. 
23O 026:011 Ya RAB, elin yükseldi, ama görmüyorlar,<br />Halkın için gösterdiğin gayreti görüp utansınlar.<br />Evet, düşmanların için yaktığın ateş onları yiyip bitirecek. 
23O 026:012 Ya RAB, bizi esenliğe çıkaracak sensin,<br />Çünkü ne yaptıysak hepsi senin başarındır. 
23O 026:013 Ey Tanrımız RAB, senden başka efendiler bizi yönetti,<br />Ama yalnız sana, senin adına yakaracağız. 
23O 026:014 O efendiler öldü, artık yaşamıyorlar,<br />Dirilmeyecek onlar.<br />Çünkü onları cezalandırıp yok ettin,<br />Anılmalarına son verdin. 
23O 026:015 Ulusu çoğalttın, ya RAB,<br />Evet, ulusu çoğalttın ve yüceltildin.<br />Her yönde ülkenin sınırlarını genişlettin. 
23O 026:016 Ya RAB, sıkıntıdayken seni aradılar.<br />Onları terbiye ettiğinde sessizce yakararak içlerini döktüler. 
23O 026:017 Doğum vakti yaklaşan gebe kadın<br />Çektiği sancıdan ötürü nasıl kıvranır, feryat ederse,<br />Senin önünde biz de öyle olduk, ya RAB. 
23O 026:018 Gebe kaldık, kıvrandık,<br />Rüzgardan başka bir şey doğurmadık sanki.<br />Ne dünyaya kurtuluş sağlayabildik,<br />Ne de dünyada yaşayanları yaşama kavuşturabildik. 
23O 026:019 Ama senin ölülerin yaşayacak,<br />Bedenleri dirilecek.<br />Ey sizler, toprak altında yatanlar,<br />Uyanın, ezgiler söyleyin.<br />Çünkü senin çiyin sabah çiyine benzer,<br />Toprak ölülerini yaşama kavuşturacak. 
23O 026:020 Haydi halkım, iç odalarınıza girip<br />Ardınızdan kapılarınızı kapatın,<br />RABbin öfkesi geçene dek kısa süre gizlenin. 
23O 026:021 Çünkü dünyada yaşayanları<br />Suçlarından ötürü cezalandırmak için<br />RAB bulunduğu yerden geliyor.<br />Dünya üzerine dökülen kanı açığa vuracak,<br />Öldürülenleri artık saklamayacak. 
23O 027:001 O gün RAB Livyatanı, o kaçan yılanı,<br />Evet Livyatanı, o kıvrıla kıvrıla giden yılanı<br />Acımasız, kocaman, güçlü kılıcıyla cezalandıracak,<br />Denizdeki canavarı öldürecek. 
23O 027:002 O gün RAB,<br />‹‹Sevdiğim bağ için ezgiler söyleyin›› diyecek, 
23O 027:003 ‹‹Ben RAB, bağın koruyucusuyum,<br />Onu sürekli sularım.<br />Kimse zarar vermesin diye<br />Gece gündüz beklerim. 
23O 027:004 Kızgın değilim.<br />Keşke karşıma dikenli çalılar çıksa!<br />Onların üzerine yürür,<br />Tümünü ateşe verirdim. 
23O 027:005 Ya da koruyuculuğuma sarılsınlar,<br />Barışsınlar benimle,<br />Evet, benimle barışsınlar.›› 
23O 027:006 Yakup soyu gelecekte kök salacak,<br />İsrail filizlenip çiçeklenecek,<br />Yeryüzünü meyvesiyle dolduracak. 
23O 027:007 RAB İsraillileri, kendilerini cezalandıranları cezalandırdığı gibi cezalandırdı mı?<br />Ya da İsraillileri başkalarını öldürdüğü gibi öldürdü mü? 
23O 027:008 RAB onları yargıladı,<br />Kovup sürgüne gönderdi.<br />Doğu rüzgarının estiği gün<br />Onları şiddetli soluğuyla savurdu. 
23O 027:009 Böylece Yakup soyunun suçu bağışlanacak.<br />Günahlarının kaldırılmasının sonucu şöyle olacak:<br />Sunağın taşlarını tebeşir taşı gibi un ufak ettiklerinde<br />Ne Aşera putu ne de buhur sunağı kalacak. 
23O 027:010 Surlu kent terk edildi,<br />Çöl kadar ıssız, sahipsiz bir yurt oldu.<br />Dana orada otlayıp uzanacak,<br />Filizlerini yiyip bitirecek. 
23O 027:011 Kuruyan dalları koparılacak,<br />Kadınlar gelip bunları yakacaklar.<br />Çünkü bu halk akıllı bir halk değil.<br />Bu yüzden onları yaratan kendilerine acımayacak,<br />Onlara biçim veren onları kayırmayacak. 
23O 027:012 Ey İsrailoğulları, o gün RAB gürül gürül akan Fırat ile Mısır Vadisi arasında harman döver gibi, sizi birer birer toplayacak. 
23O 027:013 Evet, o gün büyük bir boru çalınacak; Asur'da yitenlerle Mısır'a sürgün edilenler gelip kutsal dağda, Yeruşalim'de RAB'be tapınacaklar. 
23O 028:001 Vay haline verimli vadinin başındaki kentin, Efrayimli sarhoşların gurur tacının! Şaraba yenilmişlerin yüce ve görkemli tacı, solmakta olan çiçeği andırıyor. 
23O 028:002 Rabbin güçlü kudretli bir adamı var. Dolu fırtınası gibi, harap eden kasırga gibi, silip süpüren güçlü sel gibi o kenti şiddetle yere çalacak. 
23O 028:003 Efrayimli sarhoşların gurur tacı ayaklar altında çiğnenecek. 
23O 028:004 Verimli vadinin başındaki kent, yüce ve görkemli taç, artık solmakta olan çiçeği andıran kent, mevsiminden önce olgunlaşmış incir gibi görülür görülmez koparılıp yutulacak. 
23O 028:005 O gün Her Şeye Egemen RAB, halkından sağ kalanlar için yücelik tacı, güzellik çelengi olacak. 
23O 028:006 Yargı kürsüsünde oturanlar için adalet ruhu, kent kapılarında saldırıları geri püskürtenler için cesaret kaynağı olacak. 
23O 028:007 Kâhinlerle peygamberler bile şarabın ve içkinin etkisiyle yalpalayıp sendeliyor; içkinin etkisiyle yalpalayıp sendeliyorlar, şaraba yenik düşmüşler. Yanlış görümler görüyorlar, kararlarında tutarsızlar. 
23O 028:008 Sofralar kusmuk dolu, pisliğe bulaşmamış yer yok! 
23O 028:009 ‹‹Kimi eğitmeye çalışıyor?›› diyorlar, ‹‹Kime iletiyor bildirisini? Sütten yeni kesilmiş, memeden yeni ayrılmış çocuklara mı? 
23O 028:010 Çünkü bütün söylediği buyruk üstüne buyruk, buyruk üstüne buyruk, kural üstüne kural, kural üstüne kural, biraz şurdan, biraz burdan...›› ‹‹Sav lasav, sav lasav, kav lakav, kav lakav, zeer şam, zeer şam!›› 
23O 028:011 Öyle olsun, o zaman RAB bu halka yabancı dudaklarla, anlaşılmaz bir dille seslenecek. 
23O 028:012 Onlara, ‹‹Rahatlık budur, yorgunların rahat etmelerini sağlayın, huzur budur›› dedi, ama dinlemek istemediler. 
23O 028:013 Bu yüzden RABbin sözü onlar için ‹‹Buyruk üstüne buyruk, buyruk üstüne buyruk, kural üstüne kural, kural üstüne kural, biraz şurdan, biraz burdan››dır. Madem öyle, varsın sırtüstü düşüp yaralansınlar, kapana kısılıp tutsak olsunlar. 
23O 028:014 Bundan ötürü, ey alaycılar, Yeruşalimdeki bu halkı yöneten sizler, RABbin sözüne kulak verin. 
23O 028:015 Şöyle diyorsunuz: ‹‹Ölümle antlaşma yaptık, ölüler diyarıyla uyuştuk; öyle ki, büyük bela ülkeden geçerken bize zarar vermeyecek. Çünkü yalanları kendimize sığınak yaptık, hilenin ardına gizlendik.›› 
23O 028:016 Bu yüzden Egemen RAB diyor ki, ‹‹İşte Siyona sağlam temel olarak bir taş, denenmiş bir taş, değerli bir köşe taşı yerleştiriyorum. Ona güvenen yenilmeyecek. 
23O 028:017 Adaleti ölçü ipi, doğruluğu çekül yapacağım. Yalanlara dayanan sığınağı dolu süpürüp götürecek, gizlendiğiniz yerleri sel basacak. 
23O 028:018 Ölümle yaptığınız antlaşma yürürlükten kaldırılacak, ölüler diyarıyla uyuşmanız geçerli sayılmayacak. Büyük bela ülkeden geçerken sizi çiğneyecek. 
23O 028:019 Bu bela her geldiğinde sizi süpürüp götürecek. Her gün, gece gündüz gelecek. Bu bildiriyi anlayan dehşete kapılacak. 
23O 028:020 Yatak uzanamayacağınız kadar kısa, örtü sarınamayacağınız kadar dar olacak. 
23O 028:021 Çünkü RAB, Perasim Dağında olduğu gibi kalkacak, Givon Vadisinde olduğu gibi öfkelenecek. Ne kadar garip olsa da işini tamamlayacak, ne kadar tuhaf olsa da yapacağını yapacak. 
23O 028:022 Alay etmeyin artık, yoksa zincirleriniz daha da kalınlaşır. Çünkü bütün ülkenin kesin bir yıkıma uğrayacağını Rabden, Her Şeye Egemen RABden duydum. 
23O 028:023 Kulak verin, sesimi işitin, dikkat edin, ne söylediğimi dinleyin. 
23O 028:024 Çiftçi ekin ekmek için durmadan toprağı sürer mi, boyuna eşeleyip tırmıklar mı? 
23O 028:025 Toprağı düzledikten sonra çörekotunu, kimyonu serpmez mi? Buğdayı sıra sıra, arpayı ayırdığı yere, kızıl buğdayı da onun yanına ekmez mi? 
23O 028:026 Tanrısı ona uygun olanı gösterir, onu eğitir. 
23O 028:027 Çünkü çörekotu harmanda keskin aletle dövülmez, kimyonun üzerinden tekerlekle geçilmez. Çörekotu değnekle, kimyon çubukla dövülür. 
23O 028:028 Buğday ekmek yapmak için öğütülür, ama boyuna dövülmez. Harmanın üzerinden tekerlek ve atlar geçse de buğdayı ezmez. 
23O 028:029 Bu işteki bilgelik de Her Şeye Egemen RAB'den gelir. O'nun tasarıları harikadır, bilgelikte üstündür. 
23O 029:001 Ariel, Ariel,<br />Davutun ordugah kurduğu kent, vay haline!<br />Sen yıla yıl kat, bayramların süredursun. anlamına gelebilir. Yeruşalim Kentini simgeliyor. 
23O 029:002 Ama seni sıkıntıya sokacağım.<br />Feryat, figan edeceksin,<br />Benim için sunak ocağı gibi olacaksın. 
23O 029:003 Sana karşı çepeçevre ordugah kuracak,<br />Çevreni rampalarla, kulelerle kuşatacağım. 
23O 029:004 Alçaltılacaksın, yerin altından konuşacak,<br />Toz toprak içinden boğuk boğuk sesleneceksin.<br />Sesin ölü sesi gibi yerden,<br />Sözlerin fısıltı gibi toprağın içinden çıkacak. 
23O 029:005 Ama sayısız düşmanların ince toz,<br />Acımasız orduları savrulmuş saman ufağı gibi olacak.<br />Bir anda, ansızın, 
23O 029:006 Her Şeye Egemen RAB gök gürlemesiyle,<br />Depremle, büyük gümbürtü, kasırga ve fırtınayla,<br />Her şeyi yiyip bitiren ateş aleviyle seni cezalandıracak. 
23O 029:007 Sonra Ariele karşı savaşan çok sayıda ulus,<br />Ona ve kalesine saldıranların hepsi,<br />Onu sıkıntıya sokanlar bir rüya gibi,<br />Gece görülen görüm gibi yok olup gidecekler. 
23O 029:008 Rüyada yemek yediğini gören aç kişi,<br />Uyandığında hâlâ açtır;<br />Rüyada su içtiğini gören susuz kişi,<br />Uyandığında susuzluktan hâlâ baygındır.<br />İşte Siyon Dağına karşı savaşan<br />Kalabalık uluslar da böyle olacak. 
23O 029:009 Şaşırın, şaşkına dönün,<br />Kendinizi kör edin, görmez olun.<br />Şarap içmeden sarhoş olun,<br />İçki içmeden sendeleyin. 
23O 029:010 Çünkü RAB size uyuşukluk ruhu verdi;<br />Gözlerinizi mühürledi, ey peygamberler,<br />Başlarınızı örttü, ey biliciler. 
23O 029:011 Sizin için bütün görüm<br />Mühürlenmiş bir kitabın sözleri gibi oldu.<br />İnsanlar böyle bir kitabı<br />Okuma bilen birine verip,<br />‹‹Rica etsek şunu okur musun?›› diye sorduklarında,<br />‹‹Okuyamam, çünkü mühürlenmiş›› yanıtını alırlar. 
23O 029:012 Kitabı okuma bilmeyen birine verip,<br />‹‹Rica etsek şunu okur musun?›› diye sorduklarında ise,<br />‹‹Okuma bilmem›› yanıtını alırlar. 
23O 029:013 Rab diyor ki, ‹‹Bu halk bana yaklaşıp<br />Ağızlarıyla, dudaklarıyla beni sayar,<br />Ama yürekleri benden uzak.<br />Benden korkmaları da<br />İnsanlardan öğrendikleri buyrukların sonucudur. 
23O 029:014 Onun için ben de bu halkın arasında yine bir harika,<br />Evet, şaşılacak bir şey yapacağım.<br />Bilgelerin bilgeliği yok olacak,<br />Akıllının aklı duracak.›› 
23O 029:015 Tasarılarını RABden gizlemeye uğraşanların vay haline!<br />Karanlıkta iş gören bu adamlar,<br />‹‹Bizi kim görecek, kim tanıyacak?›› diye düşünürler. 
23O 029:016 Ne kadar ters düşünceler!<br />Çömlekçi balçıkla bir tutulur mu?<br />Yapı, kendini yapan için,<br />‹‹Beni o yapmadı›› diyebilir mi?<br />Çömlek kendine biçim veren için,<br />‹‹O bir şeyden anlamaz›› diyebilir mi? 
23O 029:017 Lübnan pek yakında meyve bahçesine,<br />Meyve bahçesi ormana dönmeyecek mi? 
23O 029:018 O gün sağırlar kitabın sözlerini işitecek,<br />Körler koyu karanlıkta görecek. 
23O 029:019 Düşkünlerin RABde buldukları sevinç artacak,<br />Yoksullar İsrailin Kutsalı sayesinde coşacak. 
23O 029:020 Çünkü acımasızlar yok olacak, alaycılar silinecek,<br />Kötülüğe fırsat kollayanların hepsi kesilip atılacak. 
23O 029:021 Onlar ki, insanı tek sözle davasında suçlu çıkarır,<br />Kent kapısında haksızı azarlayana tuzak kurar,<br />Yok yere haklının hakkını çiğnerler. 
23O 029:022 Bundan dolayı, İbrahimi kurtarmış olan RAB<br />Yakup soyuna diyor ki,<br />‹‹Yakup soyu artık utanmayacak,<br />Yüzleri korkudan sararmayacak. 
23O 029:023 Elimin yapıtı olan çocuklarını<br />Aralarında gördüklerinde<br />Adımı kutsal sayacaklar;<br />Evet, Yakupun Kutsalını kutsal sayacak,<br />İsrailin Tanrısından korkacaklar. 
23O 029:024 Yoldan sapmış olanlar kavrayışa,<br />Yakınıp duranlar bilgiye kavuşacak.›› 
23O 030:001 RAB, ‹‹Vay haline bu dikbaşlı soyun!›› diyor,<br />‹‹Benim değil, kendi tasarılarını yerine getirip<br />Ruhuma aykırı anlaşmalar yaparak<br />Günah üstüne günah işliyorlar. 
23O 030:002 Bana danışmadan firavunun koruması altına girmek,<br />Mısırın gölgesine sığınmak için oraya gidiyorlar. 
23O 030:003 Ne var ki, firavunun koruması onlar için utanç,<br />Mısırın gölgesine sığınmaları onlar için rezillik olacak. 
23O 030:004 Önderleri Soanda olduğu,<br />Elçileri Hanese ulaştığı halde, 
23O 030:005 Kendilerine yararı olmayan bir halk yüzünden hepsi utanacak.<br />O halkın onlara ne yardımı ne de yararı olacak,<br />Ancak onları utandırıp rezil edecek.›› 
23O 030:006 Negevdeki hayvanlara ilişkin bildiri:<br />‹‹Elçiler erkek ve dişi aslanların,<br />Engereklerin, uçan yılanların yaşadığı<br />Çetin ve sıkıntılı bir bölgeden geçerler.<br />Servetlerini eşeklerin sırtına,<br />Hazinelerini develerin hörgücüne yükleyip<br />Kendilerine hiç yararı olmayan halka taşırlar. 
23O 030:007 Mısırın yardımı boş ve yararsızdır,<br />Bu yüzden Mısıra ‹Haylaz Rahavfç› adını verdim. ‹‹Fırtına›› ya da ‹‹Küstah›› anlamına gelir. 
23O 030:008 ‹‹Şimdi git, söylediğimi onların önünde<br />Bir levhaya yazıp kitaba geçir ki,<br />Gelecekte kalıcı bir tanık olsun. 
23O 030:009 Çünkü o asi bir halk, yalancı bir soy,<br />RABbin yasasını duymak istemeyen bir soydur. 
23O 030:010 Bilicilere, ‹Artık görüm görmeyin›,<br />Görenlere, ‹Bizim için doğru şeyler görmeyin,<br />Bize güzel şeyler söyleyin, asılsız şeyler açıklayın› diyorlar, 
23O 030:011 ‹Yoldan çekilin, yolu açın,<br />Bizi İsrailin Kutsalıyla yüzleştirmekten vazgeçin.› ›› 
23O 030:012 Bu nedenle İsrailin Kutsalı diyor ki,<br />‹‹Madem bu bildiriyi reddettiniz,<br />Baskıya ve hileye güvenip dayandınız; 
23O 030:013 Bu suçunuz yüksek bir surda<br />Sırt veren çatlağa benziyor.<br />Böyle bir sur birdenbire yıkılıverir. 
23O 030:014 O, toprak çömlek gibi parçalanacak.<br />Parçalanması öyle şiddetli olacak ki,<br />Ocaktan ateş almaya ya da sarnıçtan su çıkarmaya<br />Yetecek büyüklükte bir parça kalmayacak.›› 
23O 030:015 Egemen RAB, İsrailin Kutsalı şöyle diyor:<br />‹‹Bana dönün, huzur bulun, kurtulursunuz.<br />Kaygılanmayın, bana güvenin, güçlü olursunuz.<br />Ama bunu yapmak istemiyorsunuz. 
23O 030:016 ‹Hayır, atlara binip kaçarız› diyorsunuz,<br />Bu yüzden kaçmak zorunda kalacaksınız.<br />‹Hızlı atlara bineriz› diyorsunuz,<br />Bu yüzden sizi kovalayanlar da hızlı olacak. 
23O 030:017 Bir kişinin tehdidiyle bin kişi kaçacak,<br />Beş kişinin tehdidiyle hepiniz kaçacaksınız;<br />Dağ başında bir gönder,<br />Tepede bir sancak gibi kalana dek kaçacaksınız. 
23O 030:018 ‹‹Yine de RAB size lütfetmeyi özlemle bekliyor,<br />Size merhamet göstermek için harekete geçiyor.<br />Çünkü RAB adil Tanrıdır.<br />Ne mutlu Onu özlemle bekleyenlere!›› 
23O 030:019 ‹‹Ey Yeruşalimde oturan Siyon halkı,<br />Artık ağlamayacaksın!<br />Feryat ettiğinde Rab sana nasıl da lütfedecek!<br />Feryadını duyar duymaz seni yanıtlayacak. 
23O 030:020 Rab ekmeği sıkıntıyla,<br />Suyu cefayla verse de,<br />Öğretmeniniz artık gizlenmeyecek,<br />Gözünüzle göreceksiniz onu. ‹‹Öğretmenlerinizi artık dışlamayacaksınız››. 
23O 030:021 Sağa ya da sola sapacağınız zaman,<br />Arkanızdan, ‹Yol budur, bu yoldan gidin›<br />Diyen sesini duyacaksınız. 
23O 030:022 Gümüş kaplı oyma putlarınızı,<br />Altın kaplama dökme putlarınızı<br />‹Kirli› ilan edecek,<br />Kirli bir âdet bezi gibi atıp<br />‹Defol› diyeceksiniz. 
23O 030:023 Rab toprağa ektiğiniz tohum için yağmur verecek,<br />Toprağın ürünü olan yiyecek bol ve zengin olacak.<br />O gün sığırlarınız geniş otlaklarda otlanacak. 
23O 030:024 Toprağı işleyen öküzlerle eşekler<br />Kürekle, yabayla savrulmuş,<br />Tuzlanmış yem yiyecekler. 
23O 030:025 Kalelerin düştüğü o büyük kıyım günü<br />Her yüksek dağda, her yüce tepede<br />Akarsular olacak. 
23O 030:026 RAB halkının kırıklarını sardığı,<br />Vuruşuyla açtığı yaraları iyileştirdiği gün,<br />Ay güneş gibi parlayacak,<br />Güneş yedi kat, yedi günün toplam parlaklığı kadar parlak olacak.›› 
23O 030:027 Bakın, RABbin kendisi uzaktan geliyor,<br />Kızgın öfkeyle kara bulut içinde.<br />Dudakları gazap dolu,<br />Dili her şeyi yiyip bitiren ateş sanki. 
23O 030:028 Soluğu adam boynuna dek yükselmiş taşkın ırmak gibi.<br />Ulusları elekten geçirecek, değersizleri ayıracak,<br />Halkların ağzına yoldan saptıran bir gem takacak. 
23O 030:029 Ama sizler bayram gecesini kutlar gibi<br />Ezgiler söyleyeceksiniz.<br />RABbin dağına, İsrailin Kayasına<br />Kaval eşliğinde çıktığınız gibi<br />İçten sevineceksiniz. 
23O 030:030 RAB heybetli sesini işittirecek;<br />Kızgın öfkeyle, her şeyi yiyip bitiren ateş aleviyle,<br />Sağanak yağmurla, fırtına ve doluyla<br />Bileğinin gücünü gösterecek. 
23O 030:031 Asur RABbin sesiyle dehşete düşecek,<br />Onun değneğiyle vurulacak. 
23O 030:032 RABbin terbiye değneğiyle onlara indirdiği her darbeye<br />Tef ve lir eşlik edecek.<br />RAB silahlarını savura savura onlarla savaşacak. 
23O 030:033 Tofet çoktan hazırlandı,<br />Evet, kral için hazırlandı.<br />Geniş ve yüksektir odun yığını,<br />Ateşi, odunu boldur.<br />RAB kızgın kükürt selini andıran<br />Soluğuyla tutuşturacak onu. 
23O 031:001 Vay haline yardım bulmak için Mısıra inenlerin!<br />Atlara, çok sayıdaki savaş arabalarına,<br />Kalabalık atlılara güveniyorlar,<br />Ama İsrailin Kutsalına güvenmiyor,<br />RABbe yönelmiyorlar. 
23O 031:002 Oysa bilge olan RABdir.<br />Felaket getirebilir ve sözünü geri almaz.<br />Kötülük yapan soya,<br />Suç işleyenlerin yardımına karşı çıkar. 
23O 031:003 Mısırlılar Tanrı değil, insandır,<br />Atları da ruh değil, et ve kemiktir.<br />RABbin eli kalkınca yardım eden tökezler,<br />Yardım gören düşer, hep birlikte yok olurlar. 
23O 031:004 Çünkü RAB bana dedi ki,<br />‹‹Avının başında homurdanan aslan<br />Bir araya çağrılan çobanlar topluluğunun<br />Bağırıp çağırmasından yılmadığı, gürültüsüne aldırmadığı gibi,<br />Her Şeye Egemen RAB de<br />Siyon Dağının doruğuna inip savaşacak. 
23O 031:005 Her Şeye Egemen RAB<br />Kanat açmış kuşlar gibi koruyacak Yeruşalimi.<br />Koruyup özgür kılacak, esirgeyip kurtaracak onu.›› 
23O 031:006 Ey İsrailoğulları,<br />Bunca vefasızlık ettiğiniz RABbe dönün. 
23O 031:007 Çünkü hepiniz günahkâr ellerinizle yaptığınız<br />Altın ve gümüş putları o gün reddedip atacaksınız. 
23O 031:008 Asur kılıca yenik düşecek,<br />Ama insan kılıcına değil.<br />Halkı kılıçtan geçirilecek,<br />Ama bu insan kılıcı olmayacak.<br />Kimileri kaçıp kurtulacak,<br />Gençleri de angaryaya koşulacak. 
23O 031:009 Asur Kralı dehşet içinde kaçacak,<br />Önderleri sancağı görünce dehşete kapılacak.<br />Siyon'da ateşi,<br />Yeruşalim'de ocağı bulunan RAB söylüyor bunları. 
23O 032:001 İşte kral doğrulukla krallık yapacak,<br />Önderler adaletle yönetecek. 
23O 032:002 Her biri rüzgara karşı bir sığınak,<br />Fırtınaya karşı bir barınak, çölde akarsu,<br />Çorak yerde gölge salan<br />Büyük bir kaya gibi olacak. 
23O 032:003 Artık görenlerin gözleri kapanmayacak,<br />Dinleyenler kulak kesilecek. 
23O 032:004 Düşüncesizin aklı bilgiye erecek,<br />Kekeme açık seçik, akıcı konuşacak. 
23O 032:005 Artık budalaya soylu,<br />Alçağa saygın denmeyecek. 
23O 032:006 Çünkü budala saçmalıyor,<br />Aklı fikri hep kötülükte.<br />İşi gücü fesat işlemek,<br />RABbe ilişkin yanlış sözler söylemek,<br />Açları aç bırakmak,<br />Susamışlardan suyu esirgemek. 
23O 032:007 Alçağın yöntemleri kötüdür;<br />Yoksul davasında haklı olsa da<br />Onu yalanlarla yok etmek için<br />Kötü düzenler tasarlar. 
23O 032:008 Soylu kişiyse soylu şeyler tasarlar,<br />Yaptığı soylu işlerle ayakta kalır. 
23O 032:009 Ey tasasızca yaşayan kadınlar,<br />Kalkın, sesimi işitin;<br />Ey kaygısız kızlar, sözüme kulak verin! 
23O 032:010 Bir yıl kadar sonra sarsılacaksınız,<br />Ey kaygısız kadınlar.<br />Çünkü bağbozumu olmayacak,<br />Devşirecek meyve bulunmayacak. 
23O 032:011 Titreyin, ey tasasızca yaşayan kadınlar,<br />Sarsılın, ey kaygısızlar.<br />Giysilerinizi çıkarın, soyunup belinize çul kuşanın. 
23O 032:012 -13 179420 Güzel tarlalar, verimli asmalar,<br />Halkımın diken ve çalı bitmiş toprakları için,<br />Neşeli kentteki mutluluk dolu evler için göğsünüzü dövün. 
23O 032:014 Çünkü saray ıssız,<br />Kalabalık kent bomboş kalacak.<br />Ofel Mahallesiyle gözcü kulesi<br />Bir çayırlığa dönecek;<br />Yaban eşeklerinin keyifle gezindiği,<br />Sürülerin otladığı bir yer olacak. 
23O 032:015 Ta ki yukarıdan üzerimize ruh dökülene dek;<br />O zaman çöl meyve bahçesine,<br />Meyve bahçesi ormana dönecek. 
23O 032:016 O zaman adalet çöle dek yayılacak,<br />Doğruluk meyve bahçesinde yurt bulacak. 
23O 032:017 Doğruluğun ürünü esenlik,<br />Sonucu, sürekli huzur ve güven olacaktır. 
23O 032:018 Halkım esenlik dolu evlerde,<br />Güvenli ve rahat yerlerde yaşayacak. 
23O 032:019 Dolu ormanları harap etse,<br />Kent yerle bir olsa da, 
23O 032:020 Sulak yerde tohum eken,<br />Sığırını, eşeğini özgürce çayıra salan sizlere ne mutlu! 
23O 033:001 Vay sana, yıkıp yok eden<br />Ama kendisi yıkılmamış olan!<br />Vay sana, ihanete uğramamış hain!<br />Yıkıma son verir vermez sen de yıkılacaksın,<br />İhanetin sona erer ermez sen de ihanete uğrayacaksın. 
23O 033:002 Ya RAB, lütfet bize,<br />Çünkü sana umut bağladık,<br />Gün be gün gücümüz ol!<br />Sıkıntıya düştüğümüzde bizi kurtar. 
23O 033:003 Kükreyişinden halklar kaçışır,<br />Sen ayağa kalkınca uluslar darmadağın olur. 
23O 033:004 Çekirgeler tarlayı nasıl yağmalarsa,<br />Ganimetiniz de öyle yağmalanacak, ey uluslar.<br />Malınızın üzerine çekirge sürüsü gibi saldıracaklar. 
23O 033:005 Yükseklerde oturan RAB yücedir,<br />Siyonu adalet ve doğrulukla doldurur. 
23O 033:006 Yaşadığınız sürenin güvencesi Odur.<br />Bol bol kurtuluş, bilgi ve bilgelik sağlayacak.<br />Halkın hazinesi RAB korkusudur. 
23O 033:007 İşte, en yiğitleri sokaklarda feryat ediyor,<br />Barış elçileri acı acı ağlıyor. 
23O 033:008 Anayollar bomboş,<br />Yolculuk eden kimse kalmadı.<br />Düşman antlaşmayı bozdu, kentleri hor gördü,<br />İnsanları hiçe saydı. 
23O 033:009 Ülke yas tutuyor, zayıflıyor.<br />Lübnan utancından soldu,<br />Şaron Ovası çöle döndü,<br />Başan ve Karmelde ağaçlar yaprak döküyor. 
23O 033:010 RAB diyor ki, ‹‹Şimdi harekete geçeceğim,<br />Ne denli yüce ve üstün olduğumu göstereceğim. 
23O 033:011 Samana gebe kalıp anız doğuracaksınız,<br />Soluğunuz sizi yiyip bitiren bir ateş olacak. 
23O 033:012 Halklar yanıp kül olacak,<br />Kesilip yakılan dikenli çalı gibi olacak. 
23O 033:013 ‹‹Ey uzaktakiler, ne yaptığımı işitin,<br />Ey yakındakiler, gücümü anlayın.›› 
23O 033:014 Siyondaki günahkârlar dehşet içinde,<br />Tanrısızları titreme aldı.<br />‹‹Her şeyi yiyip bitiren ateşin yanında<br />Hangimiz oturabilir?<br />Sonsuza dek sönmeyecek alevin yanında<br />Hangimiz yaşayabilir?›› diye soruyorlar. 
23O 033:015 Ama doğru yolda yürüyüp doğru dürüst konuşan,<br />Zorbalıkla edinilen kazancı reddeden,<br />Elini rüşvetten uzak tutan,<br />Kan dökenlerin telkinlerine kulak vermeyen,<br />Kötülük görmeye dayanamayan, 
23O 033:016 Yükseklerde oturacak;<br />Uçurumun başındaki kaleler onun korunağı olacak,<br />Ekmeği sağlanacak, hiç susuz kalmayacak. 
23O 033:017 Kralı bütün güzelliğiyle görecek,<br />Uçsuz bucaksız ülkeyi seyredeceksin. 
23O 033:018 ‹‹Haracı tartıp kaydeden nerede,<br />Kulelerden sorumlu olan nerede?›› diyerek<br />Geçmişteki dehşetli günleri düşüneceksin. 
23O 033:019 Garip, anlaşılmaz bir yabancı dil konuşan<br />O küstah halkı artık görmeyeceksin. 
23O 033:020 Bayramlarımızın kenti olan Siyona bak!<br />Yeruşalimi bir esenlik yurdu,<br />Kazıkları asla yerinden sökülmeyen,<br />Gergi ipleri hiç kopmayan,<br />Sarsılmaz bir çadır olarak görecek gözlerin. 
23O 033:021 Heybetli RAB orada bizden yana olacak.<br />Orası geniş ırmakların, çayların yeri olacak.<br />Bunların üzerinden ne kürekli tekneler,<br />Ne de büyük gemiler geçecek. 
23O 033:022 Çünkü yargıcımız RABdir;<br />Yasamızı koyan RABdir,<br />Kralımız RABdir, bizi O kurtaracak. 
23O 033:023 Senin gemilerinin halatları gevşedi,<br />Direklerinin dibini pekiştirmediler,<br />Yelkenleri açmadılar.<br />O zaman büyük ganimet paylaşılacak,<br />Topallar bile yağmaya katılacak. 
23O 033:024 Siyon'da oturan hiç kimse ‹‹Hastayım›› demeyecek,<br />Orada yaşayan halkın suçu bağışlanacak. 
23O 034:001 Ey uluslar, işitmek için yaklaşın!<br />Ey halklar, kulak verin!<br />Dünya ve üzerindeki herkes,<br />Yeryüzü ve ondan türeyenlerin hepsi işitsin! 
23O 034:002 RAB bütün uluslara öfkelendi,<br />Onların ordularına karşı gazaba geldi.<br />Onları tümüyle mahvolmaya,<br />Boğazlanmaya teslim edecek. 
23O 034:003 Ölüleri dışarı atılacak,<br />Pis kokacak cesetleri;<br />Dağlar kanlarıyla sulanacak. 
23O 034:004 Bütün gök cisimleri küçülecek,<br />Gökler bir tomar gibi dürülecek;<br />Gök cisimleri, asma yaprağı,<br />İncir yaprağı gibi dökülecek. 
23O 034:005 ‹‹Kılıcım göklerde kanıncaya kadar içti.<br />Şimdi de Edomun,<br />Tümüyle yıkmaya karar verdiğim halkın<br />Üzerine inecek›› diyor RAB. 
23O 034:006 RABbin kılıcı kana,<br />Kuzu ve teke kanına doydu;<br />Yağla, koç böbreklerinin yağıyla kaplandı.<br />Çünkü RABbin Bosrada bir kurbanı,<br />Edomda büyük bir kıyımı var. 
23O 034:007 Onlarla birlikte yaban öküzleri,<br />Körpe boğalarla güçlü boğalar da yere serilecek.<br />Toprakları kana doyacak, yağla sulanacak. 
23O 034:008 Çünkü RABbin bir öç günü, Siyonun davasını güdeceği bir karşılık yılı olacak. 
23O 034:009 Edom dereleri zifte, toprağı kükürde dönecek; ülkenin her yanı yanan zift olacak. 
23O 034:010 Zift gece gündüz sönmeyecek, dumanı hep tütecek. Ülke kuşaklar boyu ıssız kalacak, sonsuza dek oradan kimse geçmeyecek. 
23O 034:011 Baykuşların mülkü olacak orası, büyük baykuşlarla kargalar yaşayacak orada. RAB, Edomun üzerine kargaşa ipini, boşluk çekülünü gerecek. 
23O 034:012 Kral ilan edebilecekleri soylular kalmayacak, bütün önderlerinin sonu gelecek. 
23O 034:013 Saraylarında dikenler, kalelerinde ısırganlarla böğürtlenler bitecek. Orası çakalların barınağı, baykuşların yurdu olacak. 
23O 034:014 Yabanıl hayvanlarla sırtlanlar orada buluşacak, tekeler karşılıklı böğürecek. Lilitfı oraya yerleşip rahata kavuşacak. 
23O 034:015 Baykuşlar orada yuva kurup yumurtlayacak, kuluçkaya yatıp yavrularını kendi gölgelerinde toplayacak. Çaylaklar eşleşip orada toplanacaklar. Lev.17:7). 
23O 034:016 RABbin kitabını okuyup araştırın: Bunlardan hiçbiri eksik kalmayacak, eşten yoksun hiçbir hayvan olmayacak. Çünkü bu buyruk RABbin ağzından çıktı, Ruhu da onları toplayacak. 
23O 034:017 RAB onlar için kura çekti, ülkeyi ölçüp aralarında pay etti. Orayı sonsuza dek sahiplenip kuşaklar boyu orada yaşayacaklar. 
23O 035:001 Çöl ve kurak toprak sevinecek,<br />Bozkır coşup çiğdem gibi çiçeklenecek. 
23O 035:002 Her yanı çiçeklenip sevinçle coşacak,<br />Sevincini haykıracak.<br />Lübnanın yüceliği,<br />Karmel ve Şaronun görkemi ona verilecek.<br />İnsanlar RABbin yüceliğini,<br />Tanrımızın görkemini görecek. 
23O 035:003 Gevşek elleri güçlendirin,<br />Pekiştirin çözülen dizleri. 
23O 035:004 Yüreği kaygılı olanlara,<br />‹‹Güçlü olun, korkmayın›› deyin,<br />‹‹İşte Tanrınız geliyor!<br />Öç almaya, karşılık vermeye geliyor.<br />Sizi O kurtaracak.›› 
23O 035:005 O zaman körlerin gözleri,<br />Sağırların kulakları açılacak; 
23O 035:006 Topallar geyik gibi sıçrayacak,<br />Sevinçle haykıracak dilsizlerin dili.<br />Çünkü çölde sular fışkıracak,<br />Irmaklar akacak bozkırda. 
23O 035:007 Kızgın kum havuza,<br />Susuz toprak pınara dönüşecek.<br />Çakalların yattığı yerlerde<br />Kamış, saz ve ot bitecek. 
23O 035:008 Orada bir yol, bir anayol olacak,<br />‹‹Kutsal yol›› diye anılacak,<br />Murdar kişiler geçemeyecek oradan.<br />O yol kurtulmuş olanların yoludur.<br />O yolda yürüyenler, bön kişiler de olsa yoldan sapmayacak. 
23O 035:009 Aslan olmayacak orada,<br />Yırtıcı hayvan o yola çıkmayacak;<br />Orada bulunmayacaklar.<br />Ancak kurtulmuş olanlar yürüyecek o yolda. 
23O 035:010 RAB'bin kurtardıkları dönecek,<br />Sevinçle haykırarak Siyon'a varacaklar.<br />Yüzlerinde sonsuz sevinç olacak.<br />Onların olacak coşku ve sevinç,<br />Üzüntü ve inilti kaçacak. 
23O 036:001 Hizkiyanın krallığının on dördüncü yılında Asur Kralı Sanherib, Yahudanın surlu kentlerine saldırıp hepsini ele geçirdi. 
23O 036:002 Komutanını büyük bir orduyla Lakişten Yeruşalime, Kral Hizkiyaya gönderdi. Komutan Çırpıcı Tarlası yolunda, Yukarı Havuzun su yolunun yanında durdu. 
23O 036:003 Saray sorumlusu Hilkiya oğlu Elyakim, Yazman Şevna ve devlet tarihçisi Asaf oğlu Yoah onu karşılamaya çıktı. 
23O 036:004 Komutan onlara şöyle dedi: ‹‹Hizkiyaya söyleyin. ‹Büyük kral, Asur Kralı diyor ki: Güvendiğin şey ne, neye güveniyorsun? 
23O 036:005 Savaş tasarıların ve gücün boş laftan başka birşey değil diyorum. Kime güveniyorsun da bana karşı ayaklanıyorsun? 
23O 036:006 İşte sen şu kırık kamış değneğe, Mısıra güveniyorsun. Bu değnek kendisine yaslanan herkesin eline batar, deler. Firavun da kendisine güvenenler için böyledir. 
23O 036:007 Yoksa bana, Tanrımız RABbe güveniyoruz mu diyeceksiniz? Hizkiyanın Yahuda ve Yeruşalim halkına, yalnız bu sunağın önünde tapınacaksınız diyerek tapınma yerlerini, sunaklarını ortadan kaldırdığı Tanrı değil mi bu?› 
23O 036:008 ‹‹Haydi, efendim Asur Kralıyla bahse giriş. Binicileri sağlayabilirsen sana iki bin at veririm. 
23O 036:009 Mısırın savaş arabalarıyla atlıları sağlayacağına güvensen bile, efendimin en küçük rütbeli komutanlarından birini yenemezsin! 
23O 036:010 Dahası var: RABbin buyruğu olmadan mı saldırıp ülkeyi yıkmak için yola çıktığımı sanıyorsun? RAB, ‹Git, o ülkeyi yık› dedi.›› 
23O 036:011 Elyakim, Şevna ve Yoah, ‹‹Lütfen biz kullarınla Aramice konuş›› diye karşılık verdiler, ‹‹Çünkü biz bu dili anlarız. Yahudice konuşma. Surların üzerindeki halk bizi dinliyor.›› 
23O 036:012 Komutan, ‹‹Efendim bu sözleri yalnız size ve efendinize söyleyeyim diye mi gönderdi beni?›› dedi, ‹‹Surların üzerinde oturan bu halka, sizin gibi dışkısını yemek, idrarını içmek zorunda kalacak olan herkese gönderdi.›› 
23O 036:013 Sonra ayağa kalkıp Yahudi dilinde bağırdı: ‹‹Büyük kralın, Asur Kralının sözlerini dinleyin! 
23O 036:014 Kral diyor ki, ‹Hizkiya sizi aldatmasın, o sizi kurtaramaz. 
23O 036:015 RAB bizi mutlaka kurtaracak, bu kent Asur Kralının eline geçmeyecek diyen Hizkiyaya kanmayın, RABbe güvenmeyin. 
23O 036:016 -17 180160 Hizkiyayı dinlemeyin.› Çünkü Asur Kralı diyor ki, ‹Teslim olun, bana gelin. Böylece ben gelip sizi kendi ülkeniz gibi bir ülkeye -tahıl ve yeni şarap, ekmek ve üzüm dolu bir ülkeye- götürene kadar herkes kendi asmasından, kendi incir ağacından yiyecek, kendi sarnıcından içecek. 
23O 036:018 ‹‹ ‹Hizkiya, RAB bizi kurtaracak diyerek sizi aldatmasın. Ulusların ilahları ülkelerini Asur Kralının elinden kurtarabildi mi? 
23O 036:019 Hani nerede Hamanın, Arpatın ilahları? Sefarvayimin ilahları nerede? Samiriyeyi elimden kurtarabildiler mi? 
23O 036:020 Bütün bu ülkelerin ilahlarından hangisi ülkesini elimden kurtardı ki, RAB Yeruşalimi elimden kurtarabilsin?› ›› halk (bkz. 2Kr.17:24,31; 18:34). 
23O 036:021 Herkes sustu, komutana tek sözle bile karşılık veren olmadı. Çünkü Kral Hizkiya, ‹‹Karşılık vermeyin›› diye buyurmuştu. 
23O 036:022 Sonra saray sorumlusu Hilkiya oğlu Elyakim, Yazman Şevna ve devlet tarihçisi Asaf oğlu Yoah giysilerini yırttılar ve gidip komutanın söylediklerini Hizkiya'ya bildirdiler. 
23O 037:001 Kral Hizkiya olanları duyunca giysilerini yırttı, çul kuşanıp RABbin Tapınağına girdi. 
23O 037:002 Saray sorumlusu Elyakimi, Yazman Şevnayı ve ileri gelen kâhinleri Amots oğlu Peygamber Yeşayaya gönderdi. Hepsi çul kuşanmıştı. 
23O 037:003 Yeşayaya şöyle dediler: ‹‹Hizkiya diyor ki, ‹Bugün sıkıntı, azar ve utanç günü. Çünkü çocukların doğum vakti geldi, ama doğuracak güç yok. 
23O 037:004 Yaşayan Tanrıyı aşağılamak için efendisi Asur Kralının gönderdiği komutanın söylediklerini belki Tanrın RAB duyar da duyduğu sözlerden ötürü onları cezalandırır. Bu nedenle sağ kalanlarımız için dua et.› ›› 
23O 037:005 -6 180260 Yeşaya, Kral Hizkiyadan gelen görevlilere şöyle dedi: ‹‹Efendinize şunları söyleyin: ‹RAB diyor ki, Asur Kralının adamlarından benimle ilgili duyduğunuz küfürlerden korkma. 
23O 037:007 Onun içine öyle bir ruh koyacağım ki, bir haber üzerine kendi ülkesine dönecek. Orada onu kılıçla öldürteceğim.› ›› 
23O 037:008 Komutan, Asur Kralının Lakişten ayrılıp Livnaya karşı savaştığını duydu. Krala danışmak için oraya gitti. 
23O 037:009 Kûş Kralı Tirhakanın kendisiyle savaşmak üzere yola çıktığını haber alan Asur Kralı, Hizkiyaya ulaklar göndererek şöyle dedi: 
23O 037:010 ‹‹Yahuda Kralı Hizkiyaya deyin ki, ‹Güvendiğin Tanrın, Yeruşalim Asur Kralının eline teslim edilmeyecek diyerek seni aldatmasın. 
23O 037:011 Asur krallarının bütün ülkelere neler yaptığını, onları nasıl yerle bir ettiğini duymuşsundur. Sen kurtulacağını mı sanıyorsun? 
23O 037:012 Atalarımın yok ettiği ulusları -Gozanlıları, Harranlıları, Reseflileri, Telassarda yaşayan Edenlileri- ilahları kurtarabildi mi? 
23O 037:013 Hani nerede Hama ve Arpat kralları? Lair, Sefarvayim, Hena, İvva kralları nerede?› ›› 
23O 037:014 Hizkiya mektubu ulakların elinden alıp okuduktan sonra RABbin Tapınağına çıktı. RABbin önünde mektubu yere yayarak 
23O 037:015 şöyle dua etti: 
23O 037:016 ‹‹Ey Keruvlar arasında taht kuran İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB, bütün dünya krallıklarının tek Tanrısı sensin. Yeri, göğü sen yarattın. 
23O 037:017 Ya RAB, kulak ver de işit, gözlerini aç da gör, ya RAB; Sanheribin söylediklerini, yaşayan Tanrıyı nasıl aşağıladığını duy. 
23O 037:018 Ya RAB, gerçek şu ki, Asur kralları bütün ulusları ve ülkelerini viraneye çevirdiler. 
23O 037:019 İlahlarını yakıp yok ettiler. Çünkü onlar tanrı değil, insan eliyle biçimlendirilmiş tahta ve taşlardı. 
23O 037:020 Ya RAB Tanrımız, şimdi bizi Sanheribin elinden kurtar ki, bütün dünya krallıkları senin tek RAB olduğunu anlasın.›› 
23O 037:021 -22 180410 Bunun üzerine Amots oğlu Yeşaya, Hizkiyaya şu haberi gönderdi: ‹‹İsrailin Tanrısı RAB şöyle diyor: ‹Asur Kralı Sanherible ilgili olarak bana yalvardığın için diyorum ki,  ‹‹ ‹Erden kız Siyon seni hor görüyor,<br />Alay ediyor seninle.<br />Yeruşalim kızı ardından alayla baş sallıyor. 
23O 037:023 Sen kimi aşağıladın, kime küfrettin?<br />Kime sesini yükselttin?<br />İsrailin Kutsalına tepeden baktın! 
23O 037:024 Uşakların aracılığıyla Rabbi aşağıladın.<br />Bir sürü savaş arabamla dağların tepesine,<br />Lübnanın doruklarına çıktım, dedin.<br />Yüksek sedir ağaçlarını, seçme çamlarını kestim,<br />Lübnanın en uzak tepelerine,<br />Gür ormanlarına ulaştım. 
23O 037:025 Kuyular kazdım, sular içtim,<br />Mısırın bütün ırmaklarını ayağımın tabanıyla kuruttum, dedin. 
23O 037:026 ‹‹ ‹Bütün bunları çoktan yaptığımı,<br />Çok önceden tasarladığımı duymadın mı?<br />Surlu kentleri enkaz yığınlarına çevirmeni<br />Şimdi ben gerçekleştirdim. 
23O 037:027 O kentlerde yaşayanların kolu kanadı kırıldı.<br />Yılgınlık ve utanç içindeydiler;<br />Kır otuna, körpe filizlere,<br />Damlarda büyümeden kavrulup giden ota döndüler. 
23O 037:028 Senin oturuşunu, kalkışını,<br />Ne zaman gidip geldiğini,<br />Bana nasıl öfkelendiğini biliyorum. 
23O 037:029 Bana duyduğun öfkeden,<br />Kulağıma erişen küstahlığından ötürü<br />Halkamı burnuna, gemimi ağzına takacak,<br />Seni geldiğin yoldan geri çevireceğim. 
23O 037:030 ‹‹ ‹Senin için belirti şu olacak, ey Hizkiya:<br />Bu yıl kendiliğinden yetişeni yiyeceksiniz,<br />İkinci yıl ise ardından biteni.<br />Üçüncü yıl ekip biçin,<br />Bağlar dikip ürününü yiyin. 
23O 037:031 Yahudalıların kurtulup sağ kalanları<br />Yine aşağıya doğru kök salacak,<br />Yukarıya doğru meyve verecek. 
23O 037:032 Çünkü sağ kalanlar Yeruşalimden,<br />Kurtulanlar Siyon Dağından çıkacak.<br />Her Şeye Egemen RABbin gayretiyle olacak bu.› 
23O 037:033 ‹‹Bundan dolayı RAB Asur Kralına ilişkin şöyle diyor:<br />‹Bu kente girmeyecek, ok atmayacak.<br />Kente kalkanla yaklaşmayacak,<br />Karşısında rampa kurmayacak. 
23O 037:034 Geldiği yoldan dönecek ve kente girmeyecek› diyor RAB, 
23O 037:035 ‹Kendim için ve kulum Davutun hatırı için<br />Bu kenti savunup kurtaracağım› diyor.›› 
23O 037:036 RABbin meleği gidip Asur ordugahında yüz seksen beş bin kişiyi öldürdü. Ertesi sabah uyananlar salt cesetlerle karşılaştılar. 
23O 037:037 Bunun üzerine Asur Kralı Sanherib ordugahını bırakıp çekildi. Ninovaya döndü ve orada kaldı. 
23O 037:038 Bir gün ilahı Nisrok'un tapınağında tapınırken, oğullarından Adrammelek'le Şareser, onu kılıçla öldürüp Ararat ülkesine kaçtılar. Yerine oğlu Esarhaddon kral oldu. 
23O 038:001 O günlerde Hizkiya ölümcül bir hastalığa yakalandı. Amots oğlu Peygamber Yeşaya ona gidip şöyle dedi: ‹‹RAB diyor ki, ‹Ev işlerini düzene sok. Çünkü iyileşmeyecek, öleceksin.› ›› 
23O 038:002 Hizkiya yüzünü duvara dönüp RABbe yalvardı: 
23O 038:003 ‹‹Ya RAB, yürekten bir sadakatle önünde nasıl yaşadığımı, gözünde iyi olanı yaptığımı anımsa lütfen.›› Sonra acı acı ağlamaya başladı. 
23O 038:004 Bunun üzerine RAB Yeşayaya seslendi: 
23O 038:005 ‹‹Git, Hizkiyaya şunu söyle: ‹Atan Davutun Tanrısı RAB diyor ki: Duanı işittim, gözyaşlarını gördüm. Bak, ömrünü on beş yıl daha uzatacağım. 
23O 038:006 Bu kenti savunacak, seni de kenti de Asur Kralının elinden kurtaracağım. 
23O 038:007 Sözümü gerçekleştireceğime ilişkin sana vereceğim belirti şu olacak: 
23O 038:008 RAB, batmakta olan güneşin Ahazın inşa ettiği basamakların üzerine düşen gölgesini on basamak kısaltacak.› ›› Böylece batmakta olan güneşin gölgesi on basamak kısaldı. 
23O 038:009 Yahuda Kralı Hizkiya hastalanıp iyileştikten sonra şunları yazdı: 
23O 038:010 ‹‹Hayatımın baharında ölüler diyarının kapılarından geçip<br />Ömrümün geri kalan yıllarından yoksun mu kalmalıyım?›› demiştim, 
23O 038:011 ‹‹Yaşayanlar diyarında RABbi, evet, RABbi bir daha görmeyeceğim,<br />Bu dünyada yaşayanlar gibi insan yüzü görmeyeceğim bir daha. 
23O 038:012 Evim bir çoban çadırı gibi bozuldu, alındı elimden.<br />Dokumacı gibi dürdüm yaşamımı, RAB tezgahtan beni kesti,<br />Bir gün içinde sonumu getiriverdi. 
23O 038:013 Sabırla bekledim sabaha kadar,<br />RAB bir aslan gibi kırdı bütün kemiklerimi,<br />Bir gün içinde sonumu getiriverdi. 
23O 038:014 Kırlangıç gibi, turna gibi acı acı öttüm,<br />Güvercin gibi inledim, gözlerim yoruldu yukarı bakmaktan.<br />Ya Rab, eziyet çekiyorum,<br />Yardım et bana. 
23O 038:015 ‹‹Ne diyeyim? Bana seslenen de bunu yapan da Rabdir.<br />Tattığım bu acılardan sonra daha dikkatli yaşayacağım. 
23O 038:016 Ya Rab, insanlar bunlarla yaşarlar.<br />Canım da bunların sayesinde yaşıyor.<br />İyileştirdin, yaşattın beni! 
23O 038:017 Çektiğim bunca acı esenlik bulmam içindi.<br />Beni sevdiğin için yıkım çukuruna düşmekten alıkoydun,<br />Günahlarımı arkana attın. 
23O 038:018 Çünkü ölüler diyarı sana şükredemez,<br />Ölüm övgüler sunmaz sana.<br />Ölüm çukuruna inenler senin sadakatine umut bağlayamaz. 
23O 038:019 Diriler, yalnız diriler<br />Bugün benim yaptığım gibi sana şükreder;<br />Babalar senin sadakatini çocuklarına anlatır. 
23O 038:020 Beni kurtaracak olan RABdir.<br />Ömrümüz boyunca Onun tapınağında<br />Telli çalgılarımızı çalacağız.›› 
23O 038:021 Yeşaya, ‹‹İncir pestili getirin, Hizkiyanın çıbanına koyun, iyileşir›› demişti. 
23O 038:022 Hizkiya da, ‹‹RAB'bin Tapınağı'na çıkacağıma ilişkin belirti nedir?›› diye sormuştu. 
23O 039:001 O sırada Hizkiyanın hastalanıp iyileştiğini duyan Baladan oğlu Babil Kralı Merodak-Baladan, ona mektuplarla birlikte bir armağan gönderdi. 
23O 039:002 Bunlar Hizkiyayı sevindirdi. O da deposundaki bütün değerli eşyaları -altını, gümüşü, baharatı, değerli yağı, silah deposunu ve hazine odalarındaki her şeyi- elçilere gösterdi. Sarayında da krallığında da onlara göstermediği hiçbir şey kalmadı. 
23O 039:003 Peygamber Yeşaya Kral Hizkiyaya gidip, ‹‹Bu adamlar sana ne dediler, nereden gelmişler?›› diye sordu. Hizkiya, ‹‹Uzak bir ülkeden, Babilden gelmişler›› diye karşılık verdi. 
23O 039:004 Yeşaya, ‹‹Sarayında ne gördüler?›› diye sordu. Hizkiya, ‹‹Sarayımdaki her şeyi gördüler, hazinelerimde onlara göstermediğim hiçbir şey kalmadı›› diye yanıtladı. 
23O 039:005 Bunun üzerine Yeşaya şöyle dedi: ‹‹Her Şeye Egemen RABbin sözüne kulak ver. 
23O 039:006 RAB diyor ki, ‹Gün gelecek, sarayındaki her şey, atalarının bugüne kadar bütün biriktirdikleri Babile taşınacak. Hiçbir şey kalmayacak. 
23O 039:007 Soyundan gelen bazı çocuklar alınıp götürülecek, Babil Kralının sarayında hadım edilecek.› ›› 
23O 039:008 Hizkiya, ‹‹RAB'den ilettiğin bu söz iyi›› dedi. Çünkü, ‹‹Nasıl olsa yaşadığım sürece barış ve güvenlik olacak›› diye düşünüyordu. 
23O 040:001 ‹‹Avutun halkımı›› diyor Tanrınız,<br />‹‹Avutun! 
23O 040:002 Yeruşalim halkına dokunaklı sözler söyleyin.<br />Angaryanın bittiğini,<br />Suçlarının cezasını ödediklerini,<br />Günahlarının cezasını RABbin elinden<br />İki katıyla aldıklarını ilan edin.›› 
23O 040:003 Şöyle haykırıyor bir ses:<br />‹‹Çölde RABbin yolunu hazırlayın,<br />Bozkırda Tanrımız için düz bir yol açın. hazırlayın, bozkırda Tanrımız için düz bir yol açın› ›› ya da ‹‹Çölde haykıran, ‹RABbin yolunu hazırlayın, geçeceği patikaları düzleyin› diye sesleniyor››. 
23O 040:004 Her vadi yükseltilecek,<br />Her dağ, her tepe alçaltılacak.<br />Böylelikle engebeler düzleştirilecek,<br />Sarp yerler ovaya dönüştürülecek. 
23O 040:005 O zaman RABbin yüceliği görünecek,<br />Bütün insanlar hep birlikte onu görecek.<br />Bunu söyleyen RABdir.›› 
23O 040:006 Ses, ‹‹Duyur›› diyor.<br />‹‹Neyi duyurayım?›› diye soruyorum.<br />‹‹İnsan soyu ota benzer,<br />Bütün vefası kır çiçeği gibidir. metin ‹‹Sordu››. 
23O 040:007 RABbin soluğu esince üzerlerine,<br />Ot kurur, çiçek solar.<br />Gerçekten de halk ottan farksızdır. 
23O 040:008 Ot kurur, çiçek solar,<br />Ama Tanrımızın sözü sonsuza dek durur.›› 
23O 040:009 Ey Siyona müjde getiren,<br />Yüksek dağa çık!<br />Ey Yeruşalime müjde getiren,<br />Yükselt sesini, bağır,<br />Sesini yükselt, korkma.<br />Yahuda kentlerine, ‹‹İşte, Tanrınız!›› de. Ey Yeruşalime müjde getiren›› ya da ‹‹Ey müjde getiren Siyon halkı, yüksek dağa çık! Ey müjde getiren Yeruşalim halkı››. 
23O 040:010 İşte Egemen RAB gücüyle geliyor,<br />Kudretiyle egemenlik sürecek.<br />Ücreti kendisiyle birlikte,<br />Ödülü önündedir. 
23O 040:011 Sürüsünü çoban gibi güdecek,<br />Kollarına alacak kuzuları,<br />Bağrında taşıyacak;<br />Usul usul yol gösterecek emziklilere. 
23O 040:012 Kim denizleri avucuyla,<br />Gökleri karışıyla ölçebildi?<br />Yerin toprağını ölçeğe sığdıran,<br />Dağları kantarla,<br />Tepeleri teraziyle tartabilen var mı? 
23O 040:013 RABbin düşüncesine kim akıl erdirebildi?<br />Ona öğüt verip öğretebilen var mı? 
23O 040:014 Akıl almak, adalet yolunu öğrenmek için<br />RAB kime danıştı ki?<br />Ona bilgi veren, anlayış yolunu bildiren var mı? 
23O 040:015 RAB için uluslar kovada bir damla su,<br />Terazideki toz zerreciği gibidir.<br />Adaları ince toz gibi tartar. 
23O 040:016 Adakları yakmaya yetmez Lübnan ormanı,<br />Yakmalık sunu için az gelir hayvanları. 
23O 040:017 RABbin önünde bütün uluslar bir hiç gibidir,<br />Hiçten bile aşağı, değersiz sayılır. 
23O 040:018 Öyleyse Tanrıyı kime benzeteceksiniz?<br />Neyle karşılaştıracaksınız Onu? 
23O 040:019 Putu döküm işçisi yapar,<br />Kuyumcu altınla kaplar,<br />Gümüş zincirler döker. 
23O 040:020 Böyle bir sunuya gücü yetmeyen yoksul kişi<br />Çürümez bir ağaç parçası seçer.<br />Yerinden kımıldamaz bir put yapsın diye<br />Usta bir işçi arar. 
23O 040:021 Bilmiyor musunuz, duymadınız mı?<br />Başlangıçtan beri size bildirilmedi mi?<br />Dünyanın temelleri atılalı beri anlamadınız mı? 
23O 040:022 Gökkubbenin üstünde oturan RABdir,<br />Yeryüzünde yaşayanlarsa çekirge gibidir.<br />Gökleri perde gibi geren,<br />Oturmak için çadır gibi kuran Odur. 
23O 040:023 Odur önderleri bir hiç eden,<br />Dünyanın egemenlerini sıfıra indirgeyen. 
23O 040:024 O önderler ki, yeni dikilmiş, yeni ekilmiş ağaç gibi,<br />Gövdeleri yere yeni kök salmışken<br />RABbin soluğu onları kurutuverir,<br />Kasırga saman gibi savurur. 
23O 040:025 ‹‹Beni kime benzeteceksiniz ki,<br />Eşitim olsun?›› diyor Kutsal Olan. 
23O 040:026 Başınızı kaldırıp göklere bakın.<br />Kim yarattı bütün bunları?<br />Yıldızları sırayla görünür kılıyor,<br />Her birini adıyla çağırıyor.<br />Büyük kudreti, üstün gücü sayesinde hepsi yerli yerinde duruyor. 
23O 040:027 Ey Yakup soyu, ey İsrail!<br />Neden, ‹‹RAB başıma gelenleri görmüyor,<br />Tanrı hakkımı gözetmiyor?›› diye yakınıyorsun? 
23O 040:028 Bilmiyor musun, duymadın mı?<br />Ebedi Tanrı, RAB, bütün dünyayı yaratan,<br />Ne yorulur ne de zayıflar,<br />Onun bilgisi kavranamaz. 
23O 040:029 Yorulanı güçlendirir,<br />Takati olmayanın kudretini artırır. 
23O 040:030 Gençler bile yorulup zayıf düşer,<br />Yiğitler tökezleyip düşerler. 
23O 040:031 RAB'be umut bağlayanlarsa taze güce kavuşur,<br />Kanat açıp yükselirler kartallar gibi.<br />Koşar ama zayıf düşmez,<br />Yürür ama yorulmazlar. 
23O 041:001 RAB diyor ki, ‹‹Susun karşımda, ey kıyı halkları!<br />Halklar güçlerini tazelesin,<br />Öne çıkıp konuşsunlar.<br />Yargı için bir araya gelelim. 
23O 041:002 ‹‹Doğudan adaleti harekete geçiren,<br />Hizmete koşan kim?<br />Ulusları önüne katıyor, krallara baş eğdiriyor.<br />Kılıcıyla toz ediyor onları,<br />Yayıyla savrulan samana çeviriyor. simgeliyor (bkz. 45:1). 
23O 041:003 Kovalıyor onları,<br />Ayak basmadığı bir yoldan esenlikle geçiyor. 
23O 041:004 Bunları yapıp gerçekleştiren,<br />Kuşakları başlangıçtan beri çağıran kim?<br />Ben RAB, ilkim; sonuncularla da yine Ben olacağım.›› 
23O 041:005 Kıyı halkları bunu görüp korktu.<br />Dünyanın dört bucağı titriyor.<br />Yaklaşıyor, geliyorlar. 
23O 041:006 Herkes komşusuna yardım ediyor,<br />Kardeşine, ‹‹Güçlü ol›› diyor. 
23O 041:007 Zanaatçı kuyumcuyu yüreklendiriyor,<br />Madeni çekiçle düzleyen,<br />‹‹Lehim iyi oldu›› diyerek örse vuranı yüreklendiriyor.<br />Kımıldamasın diye putu yerine çiviliyor. 
23O 041:008 ‹‹Ama sen, ey kulum İsrail,<br />Seçtiğim Yakup soyu,<br />Dostum İbrahimin torunları! 
23O 041:009 Sizleri dünyanın dört bucağından topladım,<br />En uzak yerlerden çağırdım.<br />Dedim ki, ‹Sen kulumsun, seni seçtim,<br />Seni reddetmedim.› 
23O 041:010 Korkma, çünkü ben seninleyim,<br />Yılma, çünkü Tanrın benim.<br />Seni güçlendireceğim, evet, sana yardım edeceğim;<br />Zafer kazanan sağ elimle sana destek olacağım. 
23O 041:011 ‹‹Sana öfkelenenlerin hepsi utanacak, rezil olacak.<br />Sana karşı çıkanlar hiçe sayılıp yok olacak. 
23O 041:012 Seninle çekişenleri arasan da bulamayacaksın.<br />Seninle savaşanlar hiçten beter olacak. 
23O 041:013 Çünkü sağ elinden tutan,<br />‹Korkma, sana yardım edeceğim› diyen Tanrın RAB benim. 
23O 041:014 ‹‹Ey Yakup soyu, toprak kurdu,<br />Ey İsrail halkı, korkma!<br />Sana yardım edeceğim›› diyor RAB,<br />Seni kurtaran İsrailin Kutsalı. 
23O 041:015 ‹‹İşte, seni dişli, keskin, yepyeni bir harman döveni yaptım.<br />Harman edip ufalayacaksın dağları,<br />Tepeleri samana çevireceksin. 
23O 041:016 Onları savurduğunda rüzgar alıp götürecek,<br />Darmadağın edecek hepsini kasırga.<br />Sense RABde sevinç bulacak,<br />İsrailin Kutsalıyla övüneceksin. 
23O 041:017 ‹‹Düşkünlerle yoksullar su arıyor, ama yok.<br />Dilleri kurumuş susuzluktan.<br />Ben RAB, onları yanıtlayacağım,<br />Ben, İsrailin Tanrısı, onları bırakmayacağım. 
23O 041:018 Çıplak tepeler üzerinde ırmaklar,<br />Vadilerde su kaynakları yapacağım.<br />Çölü havuza,<br />Kurak toprağı pınara çevireceğim. 
23O 041:019 Çölü sedir, akasya,<br />Mersin ve iğde ağaçlarına kavuşturacağım.<br />Bozkıra çam, köknar<br />Ve selviyi bir arada dikeceğim. 
23O 041:020 Öyle ki, insanlar görüp bilsinler,<br />Hep birlikte düşünüp anlasınlar ki,<br />Bütün bunları RABbin eli yapmış,<br />İsrailin Kutsalı yaratmıştır.›› 
23O 041:021 ‹‹Davanızı sunun›› diyor RAB,<br />‹‹Kanıtlarınızı ortaya koyun›› diyor Yakupun Kralı, 
23O 041:022 ‹‹Putlarınızı getirin de olacakları bildirsinler bize.<br />Olup bitenleri bildirsinler ki düşünelim,<br />Sonuçlarını bilelim.<br />Ya da gelecekte olacakları duyursunlar bize. 
23O 041:023 Ey putlar, bundan sonra olacakları bize bildirin de,<br />İlah olduğunuzu bilelim!<br />Haydi bir iyilik ya da kötülük edin de,<br />Hepimiz korkup dehşete düşelim. 
23O 041:024 Siz de yaptıklarınız da hiçten betersiniz,<br />Sizi yeğleyen iğrençtir. 
23O 041:025 ‹‹Kuzeyden birini harekete geçirdim, geliyor,<br />Gün doğusundan beni adımla çağıran biri.<br />Çömlekçinin balçığı çiğnediği gibi,<br />Önderleri çamur gibi çiğneyecek ayağıyla. 
23O 041:026 Hanginiz bunu başlangıçtan bildirdi ki, bilelim,<br />Kim önceden bildirdi ki, ‹Haklısın› diyelim?<br />Konuştuğunuzu bildiren de<br />Duyuran da<br />Duyan da olmadı hiç. 
23O 041:027 Siyona ilk, ‹İşte, geldiler› diyen benim.<br />Yeruşalime müjdeci gönderdim. 
23O 041:028 Bakıyorum, aralarında öğüt verebilecek kimse yok ki,<br />Onlara danışayım, onlar da yanıtlasınlar. 
23O 041:029 Hepsi bomboş, yaptıkları da bir hiç.<br />Halkın putları yalnızca yeldir, sıfırdır.›› 
23O 042:001 ‹‹İşte kendisine destek olduğum,<br />Gönlümün hoşnut olduğu seçtiğim kulum!<br />Ruhumu onun üzerine koydum.<br />Adaleti uluslara ulaştıracak. 
23O 042:002 Bağırıp çağırmayacak,<br />Sokakta sesini yükseltmeyecek. 
23O 042:003 Ezilmiş kamışı kırmayacak,<br />Tüten fitili söndürmeyecek.<br />Adaleti sadakatle ulaştıracak. 
23O 042:004 Yeryüzünde adaleti sağlayana dek<br />Umudunu, cesaretini yitirmeyecek.<br />Kıyı halkları onun yasasına umut bağlayacak.›› 
23O 042:005 Gökleri yaratıp geren,<br />Yeryüzünü ve ürününü seren,<br />Dünyadaki insanlara soluk,<br />Orada yaşayanlara ruh veren RAB Tanrı diyor ki, 
23O 042:006 ‹‹Ben, RAB, seni doğrulukla çağırdım,<br />Elinden tutacak,<br />Seni koruyacağım.<br />Seni halka antlaşma,<br />Uluslara ışık yapacağım. 
23O 042:007 Öyle ki, kör gözleri açasın,<br />Zindandaki tutsakları,<br />Cezaevi karanlığında yaşayanları özgür kılasın. 
23O 042:008 ‹‹Ben RABbim, adım budur.<br />Onurumu bir başkasına,<br />Övgülerimi putlara bırakmam. 
23O 042:009 Bakın, önceden bildirdiklerim gerçekleşti.<br />Şimdi de yenilerini bildiriyorum;<br />Bunlar ortaya çıkmadan önce size duyuruyorum.›› 
23O 042:010 Ey denizlere açılanlar ve denizlerdeki her şey,<br />Kıyılar ve kıyı halkları,<br />RABbe yeni bir ilahi söyleyin,<br />Dünyanın dört bucağından Onu ezgilerle övün. 
23O 042:011 Bozkır ve bozkırdaki kentler,<br />Kedar köylerinde yaşayan halk<br />Sesini yükseltsin.<br />Selada oturanlar sevinçle haykırsın,<br />Bağırsın dağların doruklarından. 
23O 042:012 Hepsi RABbi onurlandırsın,<br />Kıyı halkları Onu övsün. 
23O 042:013 Yiğit gibi çıkagelecek RAB,<br />Savaşçı gibi gayrete gelecek.<br />Bağırıp savaş çığlığı atacak,<br />Düşmanlarına üstünlüğünü gösterecek. 
23O 042:014 ‹‹Uzun zamandır ses çıkarmadım,<br />Sustum, kendimi tuttum.<br />Ama şimdi feryat edeceğim doğuran kadın gibi,<br />Nefesim tutulacak, kesik kesik soluyacağım. 
23O 042:015 Harap edeceğim dağları, tepeleri,<br />Bütün yeşilliklerini kurutacağım.<br />Irmakları adalara çevirip havuzları kurutacağım. 
23O 042:016 Körlere bilmedikleri yolda rehberlik edeceğim,<br />Onlara kılavuz olacağım bilmedikleri yollarda,<br />Karanlığı önlerinde ışığa,<br />Engebeleri düzlüğe çevireceğim.<br />Yerine getireceğim sözler bunlardır.<br />Onlardan geri dönmem. 
23O 042:017 Oyma putlara güvenenler,<br />Dökme putlara, ‹İlahlarımız sizsiniz› diyenlerse<br />Geri döndürülüp büsbütün utandırılacaklar.›› 
23O 042:018 ‹‹Ey sağırlar, işitin,<br />Ey körler, bakın da görün! 
23O 042:019 Kulum kadar kör olan var mı?<br />Gönderdiğim ulak kadar sağır olan var mı?<br />Benimle barışık olan kadar,<br />RABbin kulu kadar kör olan kim var? 
23O 042:020 Pek çok şey gördünüz, ama aldırmıyorsunuz,<br />Kulaklarınız açık, ama işitmiyorsunuz.›› 
23O 042:021 Kendi doğruluğu uğruna Kutsal Yasayı<br />Büyük ve yüce kılmak RABbi hoşnut etti. 
23O 042:022 Ama bu yağmalanmış, soyulmuş bir halktır.<br />Hepsi deliklere, cezaevlerine kapatılmışlardır.<br />Yağmalanmak için varlar, kurtaran yok.<br />Soyulmak içinler, ‹‹Geri verin›› diyen yok. 
23O 042:023 Hanginiz kulak verecek?<br />Gelecekte kim can kulağıyla dinleyecek? 
23O 042:024 Yakup soyunun soyulmasına,<br />İsrailin yağmalanmasına kim olur verdi?<br />Kendisine karşı günah işlediğimiz RAB değil mi?<br />Çünkü Onun yolunda yürümek istemediler,<br />Yasasına kulak asmadılar. 
23O 042:025 Bu yüzden kızgın öfkesini,<br />Savaşın şiddetini üzerlerine yağdırdı.<br />Ama ateş çemberi içinde olduklarını farketmediler,<br />Aldırmadılar kendilerini yakıp bitiren ateşe. 
23O 043:001 Ey Yakup soyu, seni yaratan,<br />Ey İsrail, sana biçim veren RAB şimdi şöyle diyor:<br />‹‹Korkma, çünkü seni kurtardım,<br />Seni adınla çağırdım, sen benimsin. 
23O 043:002 Suların içinden geçerken seninle olacağım,<br />Irmakların içinden geçerken su boyunu aşmayacak.<br />Ateşin içinde yürürken yanmayacaksın,<br />Alevler seni yakmayacak. 
23O 043:003 Çünkü senin Tanrın, İsrailin Kutsalı,<br />Seni kurtaran RAB benim.<br />Fidyen olarak Mısırı,<br />Sana karşılık Kûş ve Seva diyarlarını verdim. 
23O 043:004 Gözümde değerli ve saygın olduğun,<br />Seni sevdiğim için, senin yerine insanlar,<br />Canın karşılığında halklar vereceğim. 
23O 043:005 Korkma, çünkü seninleyim,<br />Soyundan olanları doğudan getireceğim,<br />Sizleri de batıdan toplayacağım. 
23O 043:006 ‹‹Kuzeye, ‹Ver›, güneye, ‹Alıkoyma;<br />Oğullarımı uzaktan,<br />Kızlarımı dünyanın dört bucağından getir› diyeceğim. 
23O 043:007 ‹Yüceliğim için yaratıp biçim verdiğim,<br />Adımla çağrılan herkesi,<br />Evet, oluşturduğum herkesi getirin› diyeceğim.›› 
23O 043:008 Gözleri olduğu halde kör,<br />Kulakları olduğu halde sağır olan halkı öne getir. 
23O 043:009 Bütün uluslar bir araya gelsin, halklar toplansın.<br />İçlerinden hangisi bunları bildirebilir,<br />Olup bitenleri bize duyurabilir?<br />Tanıklarını çağırıp haklı olduklarını kanıtlasınlar,<br />Ötekiler de duyup, ‹‹Doğrudur›› desinler. 
23O 043:010 ‹‹Tanıklarım sizlersiniz›› diyor RAB,<br />‹‹Seçtiğim kullar sizsiniz.<br />Öyle ki beni tanıyıp bana güvenesiniz,<br />Benim O olduğumu anlayasınız.<br />Benden önce bir tanrı olmadı,<br />Benden sonra da olmayacak. 
23O 043:011 ‹‹Ben, yalnız ben RABbim,<br />Benden başka kurtarıcı yoktur. 
23O 043:012 Ben bildirdim, ben kurtardım, ben duyurdum,<br />Aranızdaki yabancı ilahlar değil.<br />Tanıklarım sizsiniz›› diyor RAB,<br />‹‹Tanrı benim, 
23O 043:013 Gün gün olalı ben Oyum.<br />Elimden kimse kurtaramaz.<br />Ben yaparım, kim engel olabilir?›› 
23O 043:014 Kurtarıcınız RAB, İsrailin Kutsalı diyor ki,<br />‹‹Uğrunuza Babil üzerine bir ordu göndereceğim.<br />Övündükleri gemilerle kaçan bütün Kildanilere<br />Boyun eğdireceğim. 
23O 043:015 Kutsalınız, İsrailin Yaratıcısı,<br />Kralınız RAB benim.›› 
23O 043:016 -17 181880 Denizde geçit, azgın sularda yol açan,<br />Atlarla savaş arabalarını,<br />Yiğit savaşçıları ve orduyu<br />Yola çıkaran RAB şöyle diyor:<br />‹‹Onlar yattı, kalkamaz oldu,<br />Fitil gibi bastırılıp söndürüldüler. 
23O 043:018 ‹‹Olup bitenlerin üzerinde durmayın,<br />Düşünmeyin eski olayları. 
23O 043:019 Bakın, yeni bir şey yapıyorum!<br />Olmaya başladı bile, farketmiyor musunuz?<br />Çölde yol, kurak topraklarda ırmaklar yapacağım. 
23O 043:020 Kır hayvanları, çakallarla baykuşlar beni yüceltecek.<br />Çünkü seçtiğim halkın içmesi için çölde su,<br />Kurak yerlerde ırmaklar sağladım. 
23O 043:021 Kendim için biçim verdiğim bu halk<br />Bana ait olan övgüleri ilan edecek.›› 
23O 043:022 ‹‹Ne var ki, ey Yakup soyu,<br />Yakardığın ben değildim,<br />Benden usandın, ey İsrail. 
23O 043:023 Yakmalık sunu için bana davar getirmediniz,<br />Kurbanlarınızla beni onurlandırmadınız.<br />Sizi sunularla uğraştırmadım,<br />Günnük isteyerek sizi usandırmadım. 
23O 043:024 Benim için güzel kokulu kamış satın almadınız,<br />Doyurmadınız beni kurbanlarınızın yağıyla.<br />Tersine, beni günahlarınızla uğraştırdınız,<br />Suçlarınızla usandırdınız. 
23O 043:025 Kendi uğruna suçlarınızı silen benim, evet benim,<br />Günahlarınızı anmaz oldum. 
23O 043:026 ‹‹Geçmişi bana anımsatın, hesaplaşalım,<br />Haklı çıkmak için davanızı anlatın. 
23O 043:027 İlk atanız günah işledi,<br />Sözcüleriniz bana başkaldırdı. 
23O 043:028 Bu yüzden tapınak görevlilerini bayağılaştırdım;<br />Yakup soyunu bütünüyle yıkıma,<br />İsrail'i rezilliğe mahkûm ettim.›› 
23O 044:001 ‹‹Şimdi, ey kulum Yakup soyu,<br />Seçtiğim İsrail halkı, dinle! 
23O 044:002 Seni yaratan, rahimde sana biçim veren,<br />Sana yardım edecek olan RAB şöyle diyor:<br />‹Korkma, ey kulum Yakup soyu,<br />Ey seçtiğim Yeşurun! verilen bir addır. 
23O 044:003 ‹‹ ‹Susamış toprağı sulayacak,<br />Kurumuş toprakta dereler akıtacağım.<br />Çocuklarının üzerine Ruhumu dökecek,<br />Soyunu kutsayacağım. 
23O 044:004 Akarsu kıyısında otlar arasında yükselen<br />Kavaklar gibi boy atacaklar.› 
23O 044:005 ‹‹Kimi, ‹Ben RABbe aitim› diyecek,<br />Kimi Yakup adını alacak,<br />Kimi de eline ‹RABbe ait› yazıp<br />İsrail adını benimseyecek.›› 
23O 044:006 RAB, İsrailin Kralı ve Kurtarıcısı,<br />Her Şeye Egemen RAB diyor ki,<br />‹‹İlk ve son benim,<br />Benden başka Tanrı yoktur. 
23O 044:007 Benim gibi olan var mı? Haber versin.<br />Ezeli halkımı var ettiğimden beri olup bitenleri,<br />Bundan sonra olacakları söyleyip sıralasın,<br />Evet, gelecek olayları bildirsin! 
23O 044:008 Yılmayın, korkmayın!<br />Size çok önceden beri söyleyip açıklamadım mı?<br />Tanıklarım sizsiniz.<br />Benden başka Tanrı var mı?<br />Hayır, başka Kaya yok;<br />Ben bir başkasını bilmiyorum.›› 
23O 044:009 Putlara biçim verenlerin hepsi boş insanlardır.<br />Değer verdikleri nesneler hiçbir işe yaramaz.<br />Putların tanıkları onlardır;<br />Ne bir şey görür ne de bir şey bilirler.<br />Bunun sonucunda utanç içinde kalacaklar. 
23O 044:010 Kim yararsız ilaha biçim vermek,<br />Dökme put yapmak ister? 
23O 044:011 Bakın, bu putlarla uğraşanların hepsi utanacak.<br />Onları yapanlar salt insan.<br />Hepsi toplanıp yargılanmaya gelsin.<br />Dehşete düşecek, utanacaklar birlikte. 
23O 044:012 Demirci aletini alır,<br />Kömür ateşinde çalışır,<br />Çekiçle demire biçim verir.<br />Güçlü koluyla onu işler.<br />Acıkır, güçsüz kalır, su içmeyince tükenir. 
23O 044:013 Marangoz iple ölçü alır,<br />Tahtayı tebeşirle çizer.<br />Raspayla tahtayı biçimlendirir,<br />Pergelle işaretler, insan biçimi verir.<br />İnsan güzelliğinde,<br />Evde duracak bir put yapar. 
23O 044:014 İnsan kendisi için sedir ağaçları keser,<br />Palamut, meşe ağaçları alır.<br />Ormanda kendine bir ağaç seçer.<br />Bir çam diker, ama ağacı büyüten yağmurdur. 
23O 044:015 Sonra ağaç odun olarak kullanılır.<br />İnsan aldığı odunla hem ısınır,<br />Hem tutuşturup ekmek pişirir,<br />Hem de bir ilah yapıp tapınır.<br />Yaptığı putun önünde yere kapanır. 
23O 044:016 Odunun bir kısmını yakar,<br />Ateşinde et kızartıp karnını doyurur.<br />Isınınca bir oh çeker,<br />‹‹Isındım, ateşin sıcaklığını duyuyorum›› der. 
23O 044:017 Artakalan odundan kendine bir ilah,<br />Oyma put yapar;<br />Önünde yere kapanıp ona tapınır,<br />‹‹Beni kurtar, çünkü ilahım sensin›› diye yakarır. 
23O 044:018 Böyleleri anlamaz, bilmez.<br />Çünkü gözleri de zihinleri de öylesine kapalı ki,<br />Görmez, anlamazlar. 
23O 044:019 Durup düşünmez, bilmez,<br />Anlamazlar ki şöyle desinler:<br />‹‹Odunun bir kısmını yakıp<br />Ateşinde ekmek pişirdim, et kızartıp yedim.<br />Artakalanından iğrenç bir şey mi yapayım?<br />Bir odun parçasının önünde yere mi kapanayım?›› 
23O 044:020 Külle besleniyorlar.<br />Aldanan yürekleri onları saptırıyor.<br />Canlarını kurtaramaz,<br />‹‹Sağ elimdeki şu nesne aldatıcı değil mi?›› diyemezler. 
23O 044:021 ‹‹Ey Yakup soyu, ey İsrail,<br />Söylediklerimi anımsayın, çünkü kulumsunuz.<br />Size ben biçim verdim, kulumsunuz;<br />Seni unutmam, ey İsrail. 
23O 044:022 İsyanlarınızı bulut gibi,<br />Günahlarınızı sis gibi sildim.<br />Bana dönün, çünkü sizi kurtardım.›› 
23O 044:023 Sevinçle haykırın, ey gökler,<br />Çünkü bunu RAB yaptı.<br />Haykırın, ey yerin derinlikleri.<br />Ey dağlar, ey orman, ormandaki her ağaç,<br />Sevinç çığlıklarına katılın.<br />Çünkü RAB Yakup soyunu kurtararak<br />İsrailde görkemini gösterdi. 
23O 044:024 Sizi kurtaran,<br />Size rahimde biçim veren RAB diyor ki,<br />‹‹Her şeyi yaratan,<br />Gökleri yalnız başına geren,<br />Yeryüzünü tek başına seren,<br />Sahte peygamberlerin belirtilerini boşa çıkaran,<br />Falcılarla alay eden,<br />Bilgeleri geri çeviren,<br />Bilgilerini saçmalığa dönüştüren,<br />Kulunun sözlerini yerine getiren,<br />Ulaklarının peygamberlik sözlerini gerçekleştiren,<br />Yeruşalim için, ‹İçinde oturulacak›,<br />Yahuda kentleri için, ‹Yeniden kurulacak,<br />Yıkıntılarını onaracağım› diyen;<br />Engine, ‹Kuru! Sularını kurutacağım› diyen,<br />Koreş için, ‹O çobanımdır,<br />Her istediğimi yerine getirecek›,<br />Yeruşalim için, ‹Yeniden kurulacak›,<br />Tapınak için, ‹Temeli atılacak› diyen RAB benim.›› 
23O 045:001 RAB meshettiği kişiye,<br />Sağ elinden tuttuğu Koreşe sesleniyor.<br />Uluslara onun önünde baş eğdirecek,<br />Kralları silahsızlandıracakfö,<br />Bir daha kapanmayacak kapılar açacak.<br />Ona şöyle diyor: 
23O 045:002 ‹‹Senin önünsıra gidip<br />Dağları düzleyecek,<br />Tunç kapıları kırıp<br />Demir sürgülerini parçalayacağım. 
23O 045:003 Seni adınla çağıranın<br />Ben RAB, İsrailin Tanrısı olduğumu anlayasın diye<br />Karanlıkta kalmış hazineleri,<br />Gizli yerlerde saklı zenginlikleri sana vereceğim. 
23O 045:004 Sen beni tanımadığın halde<br />Kulum Yakup soyu ve seçtiğim İsrail uğruna<br />Seni adınla çağırıp onurlu bir unvan vereceğim. 
23O 045:005 RAB benim, başkası yok,<br />Benden başka Tanrı yok.<br />Beni tanımadığın halde seni güçlü kılacağım. 
23O 045:006 Öyle ki, doğudan batıya dek<br />Benden başkası olmadığını herkes bilsin.<br />RAB benim, başkası yok. 
23O 045:007 Işığı biçimlendiren, karanlığı yapan,<br />Esenliği ve felaketi yaratan,<br />Bütün bunları yapan RAB benim. 
23O 045:008 Ey gökler, yukarıdan doğruluk damlatın,<br />Ey bulutlar, doğruluk yağdırın.<br />Toprak yarılsın, kurtuluş meyvesi versin,<br />Onunla birlikte doğruluk yetiştirsin.<br />Bunları yaratan RAB benim.›› 
23O 045:009 Kendine biçim verenle çekişenin vay haline!<br />Kil, topraktan yapılmış çömlek parçası,<br />Kendisine biçim verene, ‹‹Ne yapıyorsun?<br />Yarattığın nesnenin tutacağı yok›› diyebilir mi? 
23O 045:010 Babasına, ‹‹Dünyaya ne getirdin?››<br />Ya da annesine, ‹‹Ne biçim şey doğurdun?››<br />Diyenin vay haline! 
23O 045:011 İsrailin Kutsalı,<br />Ona biçim veren RAB diyor ki,<br />‹‹Çocuklarımın geleceği hakkında beni sorgulayabilir,<br />Ellerimin yapıtları hakkında bana buyruk verebilir misiniz? 
23O 045:012 Dünyayı ben yaptım,<br />Üzerindeki insanı ben yarattım.<br />Benim ellerim gerdi gökleri,<br />Bütün gök cisimleri benim buyruğumda. 
23O 045:013 Koreşi doğrulukla harekete geçirecek,<br />Yollarını düzleyeceğim.<br />Kentimi o onaracak,<br />Sürgünlerimi ücret ya da ödül almadan o özgür kılacak.››<br />Böyle diyor Her Şeye Egemen RAB. 
23O 045:014 RAB diyor ki,<br />‹‹Mısırın ürettikleri,<br />Kûşun ticaret gelirleri<br />Ve uzun boylu Sevalılar size gelecek, sizin olacak.<br />Zincire vurulmuş olarak ardınızsıra yürüyecekler.<br />Önünüzde yere kapanıp yalvaracaklar:<br />‹Tanrı yalnız sizinledir,<br />Başkası, başka Tanrı yok.› ›› 
23O 045:015 Gerçekten sen kendini gizleyen bir Tanrısın,<br />Ey İsrailin Tanrısı, ey Kurtarıcı! 
23O 045:016 Put yapanların hepsi utandırılacak, rezil olacak.<br />Utanç içinde uzaklaşacaklar. 
23O 045:017 Ama İsrail RAB tarafından kurtarılacak,<br />Sonsuza dek sürecek kurtuluşu.<br />Çağlar boyunca utandırılmayacak,<br />Asla rezil olmayacak. 
23O 045:018 Çünkü gökleri yaratan RAB,<br />Dünyayı yaratıp biçimlendiren, pekiştiren,<br />Üzerinde yaşanmasın diye değil, yaşansın diye<br />Biçimlendiren RAB -Tanrı Odur- şöyle diyor:<br />‹‹RAB benim, başkası yok. 
23O 045:019 Ben gizlide,<br />Karanlıklar ülkesinin bir köşesinde konuşmadım.<br />Yakup soyuna, ‹Beni olmayacak yerlerde arayın› demedim.<br />Doğru olanı söyleyen, adil olanı bildiren RAB benim.›› 
23O 045:020 ‹‹Ey sizler, uluslardan kaçıp kurtulanlar,<br />Toplanıp gelin, birlikte yaklaşın!<br />Tahtadan oyma putlar taşıyan,<br />Kurtaramayan ilahlara yakaranlar bilgisizdir. 
23O 045:021 Konuşun, davanızı sunun,<br />Birbirinize danışın.<br />Bunları çok önceden duyurup bildiren kim?<br />Ben RAB, bildirmedim mi?<br />Benden başka Tanrı yok, adil Tanrı ve Kurtarıcı benim.<br />Yok benden başkası. 
23O 045:022 ‹‹Ey dünyanın dört bucağındakiler,<br />Bana dönün, kurtulursunuz.<br />Çünkü Tanrı benim, başkası yok. 
23O 045:023 Kendi üzerime ant içtim,<br />Ağzımdan çıkan söz doğrudur, boşa çıkmaz:<br />Her diz önümde çökecek,<br />Her dil bana ant içecek. 
23O 045:024 ‹‹Benim için şöyle diyecekler:<br />‹Doğruluk ve güç yalnız RABdedir›,<br />İnsanlar Ona gelecek.<br />RABbe öfkelenenlerin hepsi utandırılacak. 
23O 045:025 Ama bütün İsrail soyu<br />RAB tarafından aklanacak,<br />O'nunla övünecek. 
23O 046:001 ‹‹İlah Bel diz çökmüş, ilah Nebo sinmiş,<br />Putları hayvanlara, öküzlere yüklenmiş gidiyor.<br />Taşınan bu nesneleriniz ağırlık,<br />Yorgun hayvana yük oldu. 
23O 046:002 Birlikte sinmiş, diz çökmüşler,<br />Putlarını yük olmaktan kurtaramıyorlar.<br />Sürgüne gidecek onlar. 
23O 046:003 ‹‹Ey Yakup soyu, İsrailin sağ kalanları,<br />Doğdunuz doğalı yüklendiğim,<br />Rahimden çıktınız çıkalı taşıdığım sizler,<br />Dinleyin beni: 
23O 046:004 Siz yaşlanıncaya dek ben Oyum;<br />Saçlarınız ağarıncaya dek<br />Ben yükleneceğim sizi.<br />Sizi ben yarattım, ben taşıyacağım,<br />Evet, sizi ben yüklenecek, ben kurtaracağım. 
23O 046:005 ‹‹Beni kime benzetecek,<br />Kime denk tutacaksınız?<br />Kiminle karşılaştıracaksınız ki, benzer olalım? 
23O 046:006 Kimisi bol keseden harcadığı altından,<br />Terazide tarttığı gümüşten<br />Ücret karşılığında kuyumcuya ilah yaptırır,<br />Önünde yere kapanıp tapınır. 
23O 046:007 Onu omuzlayıp taşır, yerine koyar.<br />Öylece durur put, yerinden kımıldamaz.<br />Kendisine yakarana yanıt veremez,<br />Onu sıkıntısından kurtaramaz. 
23O 046:008 ‹‹Bunu anımsayın, ey başkaldıranlar,<br />Adam olun, aklınızdan çıkarmayın! 
23O 046:009 Çok önceden beri olup bitenleri anımsayın.<br />Çünkü Tanrı benim, başkası yok.<br />Tanrı benim, benzerim yok. 
23O 046:010 Sonu ta başlangıçtan,<br />Henüz olmamış olayları çok önceden bildiren,<br />‹Tasarım gerçekleşecek,<br />İstediğim her şeyi yapacağım› diyen benim. 
23O 046:011 Doğudan yırtıcı kuşu,<br />Uzak bir ülkeden<br />Tasarımı gerçekleştirecek adamı çağıran benim.<br />Evet, bunları söyledim,<br />Kesinlikle yerine getirecek,<br />Tasarladığımı yapacağım mutlaka. 
23O 046:012 ‹‹Ey dikbaşlılar, doğruluktan uzak olanlar,<br />Dinleyin beni! 
23O 046:013 Zaferim yaklaştı, uzak değil;<br />Kurtarışım gecikmeyecek.<br />Güzelliğim olan İsrail için<br />Siyon'u kurtaracağım.›› 
23O 047:001 ‹‹Ey Babil, erden kız,<br />İn aşağı, toprağa otur.<br />Ey Kildani kızı,<br />Tahtın yok artık, yere otur.<br />Bundan böyle, ‹Nazik, narin› demeyecekler sana. 
23O 047:002 Bir çift değirmen taşı al da un öğüt,<br />Çıkar peçeni, kaldır eteğini.<br />Baldırını aç, ırmaklardan geç. 
23O 047:003 Çıplaklığın sergilenecek, mahrem yerlerin görünecek.<br />Öç alacağım, kimseyi esirgemeyeceğim.›› 
23O 047:004 Bizim kurtarıcımız<br />İsrailin Kutsalıdır.<br />Onun adı ‹‹Her Şeye Egemen RABdir!›› 
23O 047:005 RAB diyor ki, ‹‹Ey Kildani kızı,<br />Karanlığa çekilip sessizce otur.<br />Çünkü bundan böyle ‹Ülkeler kraliçesi› demeyecekler sana. 
23O 047:006 Halkıma öfkelenmiş,<br />Mirasım olduğu halde onu bayağılaştırıp<br />Eline teslim etmiştim.<br />Ama sen onlara acımadın,<br />Yaşlılara bile çok ağır bir boyunduruk yükledin. 
23O 047:007 ‹Sonsuza dek kraliçe olacağım› diye düşünüyordun,<br />Bunları aklına getirmedin, sonuçlarını düşünmedin. 
23O 047:008 ‹‹Ey şimdi güvenlikte yaşayan zevk düşkünü,<br />İçinden, ‹Kraliçe benim, başkası yok;<br />Hiç dul kalmayacak,<br />Evlat acısı görmeyeceğim› diyorsun.<br />Dinle şimdi: 
23O 047:009 Bir gün içinde ikisi birden başına gelecek:<br />Çok sayıda büyüye, etkili muskalarına karşın<br />Hem dul kalacak,<br />Hem evlat acısını alabildiğine yaşayacaksın. 
23O 047:010 ‹‹Kötülüğüne güvendin,<br />‹Beni gören yok› diye düşündün.<br />Bilgin ve bilgeliğin seni saptırdı.<br />İçinden, ‹Kraliçe benim, başkası yok› diyordun. 
23O 047:011 Ne var ki, felakete uğrayacaksın.<br />Onu durduracak büyü yok elinde,<br />Başına gelecek belayı önleyemeyeceksin.<br />Üzerine ansızın hiç beklemediğin bir yıkım gelecek. 
23O 047:012 Gençliğinden beri emek verdiğin<br />Muskalarına, çok sayıda büyüye devam et;<br />Belki yararını görür,<br />Kimilerini titretirsin. 
23O 047:013 Aldığın öğütlerin çokluğu<br />Seni tüketti.<br />Yıldız falcıların, yıldızbilimcilerin,<br />Ay başlarında ne olacağını bildirenlerin,<br />Şimdi kalksınlar da<br />Başına geleceklerden seni kurtarsınlar. 
23O 047:014 ‹‹Bak, hepsi anızdan farksız,<br />Ateş yakacak onları.<br />Canlarını alevden kurtaramayacaklar.<br />Ne ısınmak için kor,<br />Ne de karşısında oturulacak ateş olacak. 
23O 047:015 Emek verdiğin adamlar böyle olacak.<br />Gençliğinden beri alışveriş ettiğin herkes<br />Kendi yoluna gidecek,<br />Seni kurtaran olmayacak.›› 
23O 048:001 ‹‹Dinle, ey Yakup soyu!<br />İsrail adıyla anılan, Yahuda soyundan gelen,<br />RABbin adıyla ant içen sizler,<br />İsrailin Tanrısına yakarır,<br />Ama bunu doğrulukla, içtenlikle yapmazsınız. 
23O 048:002 Kutsal kentli olduğunuzu,<br />İsrailin Tanrısına dayandığınızı ileri sürersiniz.<br />Onun adı Her Şeye Egemen RABdir. 
23O 048:003 Olup bitenleri çok önceden bildirdim,<br />Ağzımı açıp duyurdum.<br />Ansızın yaptım ve gerçekleştiler. 
23O 048:004 İnatçı olduğunuzu,<br />Tunç alınlı, demir boyunlu olduğunuzu bildiğim için 
23O 048:005 Bunları size çok önceden bildirdim,<br />Olmadan önce duyurdum.<br />Yoksa, ‹Bunları yapan putlarımızdır,<br />Olmalarını buyuran<br />Oyma ve dökme putlarımızdır› derdiniz. 
23O 048:006 Bunları duydunuz, hepsini inceleyin.<br />Peki, kabul etmeyecek misiniz?<br />Şimdiden size yeni şeyler,<br />Bilmediğiniz gizli şeyler açıklayacağım. 
23O 048:007 Bunlar şimdi yaratılıyor,<br />Geçmişte değil;<br />Bugüne kadar duymadınız,<br />Yoksa, ‹Bunları biliyorduk› derdiniz. 
23O 048:008 Ne duydunuz, ne de anladınız,<br />Öteden beri kulaklarınız tıkalı.<br />Ne denli hain olduğunuzu biliyorum,<br />Doğuştan isyankâr olduğunuz biliniyor. 
23O 048:009 Adım uğruna öfkemi geciktiriyorum.<br />Ünümden ötürü kendimi tutuyorum,<br />Yoksa sizi yok ederdim. 
23O 048:010 Bakın, gümüşü arıtır gibi olmasa da sizleri arıttım,<br />Sıkıntı ocağında denedim. 
23O 048:011 Bunu kendim için, evet, kendim için yapıyorum.<br />Adımı bayağılaştırmanızı nasıl hoş görebilirim?<br />Bana ait olan onuru başkasına vermem.›› 
23O 048:012 ‹‹Ey Yakup soyu, çağırdığım İsrail, beni dinle:<br />Ben Oyum; ilk Benim, son da Benim. 
23O 048:013 Yeryüzünün temelini elimle attım,<br />Gökleri sağ elim gerdi.<br />Onları çağırdığımda<br />Birlikte önümde dikilirler. 
23O 048:014 ‹‹Toplanıp dinleyin hepiniz:<br />Putlardan hangisi bunları önceden bildirebildi?<br />RABbin sevdiği kişi<br />Onun Babile karşı tasarladığını yerine getirecek.<br />Gücünü Kildanilere karşı kullanacak. 
23O 048:015 Ben, evet, ben söyledim, onu ben çağırdım,<br />Onu getirdim, görevini başaracak. 
23O 048:016 ‹‹Yaklaşın bana, dinleyin söyleyeceklerimi:<br />Başlangıçtan beri açıkça konuştum,<br />O zamandan bu yana oradayım.››<br />Egemen RAB şimdi beni ve Ruhunu gönderiyor. 
23O 048:017 Sizleri kurtaran İsrailin Kutsalı RAB diyor ki,<br />‹‹Yararlı olanı size öğreten,<br />Gitmeniz gereken yolda sizi yürüten<br />Tanrınız RAB benim. 
23O 048:018 ‹‹Keşke buyruklarıma dikkat etseydiniz!<br />O zaman esenliğiniz ırmak gibi,<br />Doğruluğunuz denizin dalgaları gibi olurdu. 
23O 048:019 Soyunuz kum gibi,<br />Torunlarınız kum taneleri gibi olurdu.<br />Adları ne unutulur,<br />Ne de huzurumdan yok olurdu.›› 
23O 048:020 Babilden çıkın, Kildanilerden kaçın,<br />Sevinç çığlıklarıyla ilan edin bunu,<br />Haberini duyurun, dünyanın dört bucağına yayın.<br />‹‹RAB, kulu Yakupun soyunu kurtardı›› deyin. 
23O 048:021 Onları çöllerden geçirirken susuzluk çekmediler,<br />Onlar için sular akıttı kayadan,<br />Kayayı yardı, sular fışkırdı. 
23O 048:022 ‹‹Kötülere esenlik yoktur›› diyor RAB. 
23O 049:001 Ey kıyı halkları, işitin beni,<br />Uzaktaki halklar, iyi dinleyin.<br />RAB beni ana rahmindeyken çağırdı,<br />Annemin karnındayken adımı koydu. 
23O 049:002 Ağzımı keskin kılıç yaptı,<br />Elinin gölgesinde gizledi beni.<br />Beni keskin bir ok yaptı,<br />Kendi ok kılıfına sakladı. 
23O 049:003 Bana, ‹‹Kulumsun, ey İsrail,<br />Görkemimi senin aracılığınla göstereceğim›› dedi. 
23O 049:004 Ama ben, ‹‹Boşuna emek verdim›› dedim,<br />‹‹Gücümü boş yere, bir hiç için tükettim.<br />RAB yine de hakkımı savunur,<br />Tanrım yaptıklarımın karşılığını verir.›› 
23O 049:005 Kulu olmam için,<br />Yakup soyunu kendisine geri getirmem,<br />İsraili önünde toplamam için<br />Rahimde beni biçimlendiren RAB şimdi şöyle diyor:<br />-Onun gözünde onurluyum,<br />Tanrım bana güç kaynağı oldu.- 
23O 049:006 ‹‹Yakupun oymaklarını canlandırmak,<br />Sağ kalan İsraillileri geri getirmek için<br />Kulum olman yeterli değil.<br />Seni uluslara ışık yapacağım.<br />Öyle ki, kurtarışım yeryüzünün dört bucağına ulaşsın.›› 
23O 049:007 İnsanların hor gördüğüne,<br />Ulusların iğrendiğine,<br />Egemenlerin kulu olana<br />İsrailin Kurtarıcısı ve Kutsalı RAB diyor ki,<br />‹‹Seni seçmiş olan İsrailin Kutsalı sadık RABden ötürü<br />Krallar seni görünce ayağa kalkacak,<br />Önderler yere kapanacak.›› 
23O 049:008 RAB şöyle diyor:<br />‹‹Lütuf zamanında seni yanıtlayacağım,<br />Kurtuluş günü sana yardım edecek,<br />Seni koruyacağım.<br />Seni halka antlaşma olarak vereceğim.<br />Öyle ki, yıkık ülkeyi yeniden kurasın,<br />Mülk olarak yeni sahiplerine veresin. 
23O 049:009 Tutsaklara, ‹Çıkın›,<br />Karanlıktakilere, ‹Dışarı çıkın› diyeceksin.<br />Yol boyunca beslenecek,<br />Her çıplak tepede otlak bulacaklar. 
23O 049:010 Acıkmayacak, susamayacaklar,<br />Kavurucu sıcak ve güneş çarpmayacak onları.<br />Çünkü onlara merhamet eden kendilerine yol gösterecek<br />Ve onları pınarlara götürecek. 
23O 049:011 Bütün dağlarımı yola dönüştüreceğim,<br />Anayollarım yükseltilecek. 
23O 049:012 İşte halkım ta uzaklardan,<br />Kimi kuzeyden, kimi batıdan, kimi de Sinimden gelecek.›› 
23O 049:013 Ey gökler, sevinçle haykırın,<br />Neşeyle coş, ey yeryüzü!<br />Ey dağlar, sevinç çığlıklarına katılın,<br />Çünkü RAB halkını avutacak,<br />Ezilene merhamet gösterecek. 
23O 049:014 Oysa Siyon, ‹‹RAB beni terk etti,<br />Rab beni unuttu›› diyordu. 
23O 049:015 Ama RAB, ‹‹Kadın emzikteki çocuğunu unutabilir mi?›› diyor,<br />‹‹Rahminden çıkan çocuktan sevecenliği esirger mi?<br />Kadın unutabilir,<br />Ama ben seni asla unutmam. 
23O 049:016 Bak, adını avuçlarıma kazıdım,<br />Duvarlarını gözlüyorum sürekli. 
23O 049:017 Oğulların koşar adım geliyor,<br />Seni yıkıp viran edenlerse çıkıp gidecek. 
23O 049:018 Başını kaldır da çevrene bir bak:<br />Hepsi toplanmış sana geliyor.<br />Ben RAB, varlığım hakkı için diyorum ki,<br />Onların hepsi senin süsün olacak,<br />Bir gelin gibi takınacaksın onları. 
23O 049:019 ‹‹Çünkü yıkılmış, viraneye dönmüştün,<br />Ülken yerle bir olmuştu.<br />Ama şimdi halkına dar geleceksin,<br />Seni harap etmiş olanlar senden uzak duracaklar. 
23O 049:020 Yitirdiğini sandığın çocuklarının sesini yine duyacaksın:<br />‹Burası bize dar geliyor,<br />Yaşayacak bir yer ver bize› diyecekler. 
23O 049:021 O zaman içinden,<br />‹Kim doğurdu bunları bana?› diyeceksin,<br />‹Çocuklarımı yitirmiştim, doğuramıyordum.<br />Sürgüne gönderilmiş, dışlanmıştım.<br />Öyleyse bunları kim büyüttü?<br />Yapayalnız kalmıştım,<br />Nereden çıkıp geldi bunlar?› ›› 
23O 049:022 Egemen RAB diyor ki,<br />‹‹Bakın, uluslara elimle işaret verdiğimde,<br />Sancağımı yükselttiğimde halklara,<br />Senin oğullarını kucaklarında getirecek,<br />Kızlarını omuzlarında taşıyacaklar. 
23O 049:023 Krallar size babalık,<br />Prensesler sütannelik yapacak,<br />Yüzüstü yere kapanıp<br />Ayaklarının tozunu yalayacaklar.<br />O zaman benim RAB olduğumu anlayacaksın.<br />Bana umut bağlayan utandırılmayacak.›› 
23O 049:024 Güçlünün ganimeti elinden alınabilir mi?<br />Zorbanın elindeki tutsak kurtulabilir mi? ‹‹Doğru olanın›› (bkz. 25. ayet). 
23O 049:025 Ama RAB diyor ki,<br />‹‹Evet, güçlünün elindeki tutsaklar alınacak,<br />Zorbanın aldığı ganimet de kurtarılacak.<br />Seninle çekişenle ben çekişeceğim,<br />Senin çocuklarını ben kurtaracağım. 
23O 049:026 Sana zulmedenlere kendi etlerini yedireceğim,<br />Tatlı şarap içmiş gibi kendi kanlarıyla sarhoş olacaklar.<br />Böylece bütün insanlar bilecek ki<br />Seni kurtaran RAB benim;<br />Kurtarıcın, Yakup'un Güçlüsü benim.›› 
23O 050:001 RAB şöyle diyor:<br />‹‹Boşadığım annenizin boşanma belgesi nerede?<br />Hangi alacaklıma sattım sizi?<br />Suçlarınız yüzünden satıldınız,<br />Anneniz isyanlarınız yüzünden dışlandı. 
23O 050:002 Geldiğimde neden kimse yoktu,<br />Çağırdığımda niçin yanıt veren olmadı?<br />Sizi kurtaramayacak kadar kısa mı elim,<br />Ya da gücüm yok mu sizi özgür kılmaya?<br />Azarlayarak denizi kurutur,<br />Irmakları çöle çeviririm.<br />Su kalmayınca balıklar ölür ve kokar. 
23O 050:003 Göklere karalar giydirir,<br />Çul ederim onların örtüsünü.›› 
23O 050:004 Yorgunlara sözle destek olmayı bileyim diye<br />Egemen RAB bana eğitilmişlerin dilini verdi.<br />Eğitilenler gibi dinleyeyim diye kulağımı uyandırır her sabah. 
23O 050:005 Egemen RAB kulağımı açtı,<br />Karşı koymadım, geri çekilmedim. 
23O 050:006 Bana vuranlara sırtımı açtım,<br />Yanaklarımı uzattım sakalımı yolanlara.<br />Aşağılamalardan, tükürükten yüzümü gizlemedim. 
23O 050:007 Egemen RAB bana yardım ettiği için<br />Utanç duymam.<br />Kararımdan dönmemfş,<br />Utandırılmayacağımı bilirim. ettim››. 
23O 050:008 Beni haklı çıkaran yakınımda.<br />Benden davacı olan kim, yüzleşelim,<br />Kimdir hasmım, karşıma çıksın. 
23O 050:009 Bana yardım eden Egemen RABdir,<br />Kim suçlu çıkaracak beni?<br />Onların hepsi giysi gibi eskiyecek,<br />Tümünü güve yiyip bitirecek. 
23O 050:010 Aranızda RABden korkan,<br />Kulunun sözünü dinleyen kim var?<br />Karanlıkta yürüyen, ışığı olmayan,<br />RABbin adına güvensin, Tanrısına dayansın. 
23O 050:011 Ama ateş yakan,<br />Alevli oklar kuşanan sizler, hepiniz,<br />Ateşinizin aydınlığında,<br />Tutuşturduğunuz alevli okların arasında yürüyün.<br />Benden alacağınız şudur:<br />Azap içinde yatacaksınız. 
23O 051:001 ‹‹Doğruluğun ardından giden,<br />RABbe yönelen sizler, beni dinleyin:<br />Yontulduğunuz kayaya,<br />Çıkarıldığınız taş ocağına bakın. 
23O 051:002 Atanız İbrahime, sizi doğuran Saraya bakın.<br />Çağırdığımda tek kişiydi İbrahim,<br />Ama ben onu kutsayıp çoğalttım.›› 
23O 051:003 RAB Siyonu ve bütün yıkıntılarını avutacak.<br />Siyon çölünü Adene, bozkırı RABbin bahçesine döndürecek.<br />Orada coşku, sevinç,<br />Şükran ve ezgi olacak. 
23O 051:004 ‹‹Beni dinle, ey halkım,<br />Bana kulak ver, ey ulusum!<br />Yasa benden çıkacak,<br />Halklara ışık olarak adaletimi yerleştireceğim. 
23O 051:005 Zaferim yaklaştı,<br />Kurtarışım ortaya çıktı.<br />Halkları gücümle yöneteceğim.<br />Kıyı halkları bana umut bağladı,<br />Umutla gücümü bekliyorlar. 
23O 051:006 Başınızı kaldırıp göklere bakın,<br />Aşağıya, yeryüzüne bakın.<br />Çünkü bu gökler duman gibi dağılacak,<br />Giysi gibi eskiyecek yeryüzü;<br />Üzerinde yaşayanlar sinek gibi ölecek.<br />Ama benim kurtarışım sonsuz olacak,<br />Ardı kesilmeyecek zaferimin. 
23O 051:007 ‹‹Ey sizler, doğru olanı bilenler,<br />Yasamı yüreğinde taşıyan halk, dinleyin beni!<br />İnsanların aşağılamalarından korkmayın,<br />Yılmayın sövgülerinden. 
23O 051:008 Güvenin yediği giysi gibi,<br />Kurtçuğun yediği yapağı gibi yitecekler.<br />Oysa zaferim sonsuza dek kalacak,<br />Kurtarışım kuşaklar boyu sürecek.›› 
23O 051:009 Uyan, ey RABbin gücü, uyan, kudreti kuşan!<br />Eski günlerde, önceki kuşaklar döneminde olduğu gibi uyan!<br />Rahavı parçalayan,<br />Deniz canavarının bedenini deşen sen değil miydin? 
23O 051:010 Denizi, engin suların derinliklerini kurutan,<br />Kurtulanların geçmesi için<br />Denizin derinliklerini yola çeviren sen değil miydin? 
23O 051:011 RABbin kurtardıkları dönecek,<br />Sevinçle haykırarak Siyona varacaklar.<br />Yüzlerinde sonsuz sevinç olacak.<br />Onların olacak coşku ve sevinç,<br />Üzüntü ve inilti kaçacak. 
23O 051:012 RAB diyor ki,<br />‹‹Sizi avutan benim, evet benim.<br />Siz kimsiniz ki, ölümlü insandan,<br />Ottan farksız insanoğlundan korkarsınız? 
23O 051:013 Sizi yaratan, gökleri geren,<br />Dünyanın temellerini atan RABbi<br />Nasıl olur da unutursunuz?<br />Sizi yok etmeye hazırlanan zalimin öfkesinden<br />Neden gün boyu yılıp duruyorsunuz?<br />Hani nerede zalimin gazabı? 
23O 051:014 Zincire vurulmuş tutsaklar<br />Çok yakında özgürlüğe kavuşacak.<br />Ölüm çukuruna inmeyecek,<br />Aç kalmayacaklar. 
23O 051:015 Tanrınız RAB benim.<br />Dalgalar gürlesin diye denizi çalkalayan benim.››<br />Onun adı Her Şeye Egemen RABdir! 
23O 051:016 ‹‹Sözlerimi ağzına koydum,<br />Seni elimin gölgesiyle örttüm;<br />Gökleri yerleştirmen,<br />Yeryüzünün temellerini atman<br />Ve Siyona, ‹Halkım sensin› demen için...›› 
23O 051:017 Uyan, ey Yeruşalim, uyan, kalk ayağa!<br />Sen ki, RABbin gazap kâsesini Onun elinden içtin.<br />Tamamını içtin sersemleten kâsenin. 
23O 051:018 Doğurduğun bunca oğuldan sana yol gösteren yok,<br />Elinden tutan da yok büyüttüğün bunca oğuldan. 
23O 051:019 Başına çifte felaket geldi, kim başsağlığı dileyecek?<br />Yıkım ve kırım, kıtlık ve kılıç.<br />Nasıl avutayım seni? 
23O 051:020 Oğulların baygın, ağa düşmüş ahular gibi<br />Her sokak başında yatıyor.<br />RABbin öfkesine de<br />Tanrının azarlayışına da doymuşlar. 
23O 051:021 Bu nedenle, ey ezilmiş Yeruşalim,<br />Şarapsız sarhoş olmuş halk, şunu dinle! 
23O 051:022 Egemenin RAB, kendi halkını savunan Tanrın diyor ki,<br />‹‹Seni sersemleten kâseyi, gazabımın kâsesini<br />Elinden aldım.<br />Bir daha asla içmeyeceksin ondan. 
23O 051:023 Onu sana eziyet edenlerin eline vereceğim;<br />Onlar ki sana, ‹Yere yat da<br />Üzerinden geçelim› dediklerinde,<br />Sırtını toprak, yol ettin.›› 
23O 052:001 Uyan, ey Siyon, uyan, kudretini kuşan.<br />Ey Yeruşalim, kutsal kent, güzel giysilerini giy.<br />Çünkü sünnetsizlerle murdarlar<br />Kapılarından asla içeri girmeyecek artık. 
23O 052:002 Üzerindeki tozu silk!<br />Kalk, ey Yeruşalim, tahtına otur,<br />Boynundaki zinciri çöz,<br />Ey Siyon, tutsak kız. 
23O 052:003 RAB diyor ki,<br />‹‹Karşılıksız satılmıştınız,<br />Parasız kurtulacaksınız.›› 
23O 052:004 Egemen RAB diyor ki,<br />‹‹Halkım gurbette yaşamak için önce Mısıra inmişti.<br />Şimdi de Asurlular onları ezdi. 
23O 052:005 Halkım boş yere alınıp götürüldü,<br />Benim burayla ne ilgim kaldı?›› diyor RAB,<br />‹‹Yöneticileri feryat ediyor,<br />Adıma günboyu sövülüyor›› diyor RAB. 
23O 052:006 ‹‹Bundan ötürü halkım adımı bilecek,<br />O gün, ‹İşte ben› diyenin ben olduğumu anlayacak.›› 
23O 052:007 Dağları aşıp gelen müjdecinin ayakları ne güzeldir!<br />O müjdeci ki, esenlik duyuruyor.<br />İyilik müjdesi getiriyor, kurtuluş haberi veriyor.<br />Siyon halkına, ‹‹Tanrınız egemenlik sürüyor!›› diye ilan ediyor. 
23O 052:008 Dinleyin! Bekçileriniz seslerini yükseltiyor,<br />Hep birlikte sevinçle haykırıyorlar.<br />Çünkü RABbin Siyona dönüşünü gözleriyle görmekteler! 
23O 052:009 Ey Yeruşalim yıkıntıları,<br />Hep birlikte sevinçle haykırıp bağırın!<br />Çünkü RAB halkını avuttu,<br />Yeruşalimi kurtardı. 
23O 052:010 Bütün ulusların gözü önünde<br />Kutsal kolunu sıvadı,<br />Dünyanın dört bucağı<br />Tanrımızın kurtarışını görecek. 
23O 052:011 Çekilin, çekilin, oradan çıkın,<br />Murdara dokunmayın.<br />Oradan çıkıp temizlenin,<br />Ey RABbe tapınma araçlarını taşıyan sizler! 
23O 052:012 Aceleyle çıkmayacak,<br />Kaçıp gitmeyeceksiniz;<br />Çünkü RAB önünüzden gidecek,<br />İsrailin Tanrısı artçınız olacak. 
23O 052:013 Bakın, kulum başarılı olacak;<br />Üstün olacak, el üstünde tutulup alabildiğine yüceltilecek. 
23O 052:014 Birçokları onun karşısında dehşete düşüyor;<br />Biçimi, görünüşü öyle bozuldu ki,<br />İnsana benzer yanı kalmadı; 
23O 052:015 Pek çok ulus ona şaşacak,<br />Onun önünde kralların ağızları kapanacak.<br />Çünkü kendilerine anlatılmamış olanı görecek,<br />Duymadıklarını anlayacaklar. 
23O 053:001 Verdiğimiz habere kim inandı?<br />RABbin gücü kime açıklandı? 
23O 053:002 O RABbin önünde bir fidan gibi,<br />Kurak yerdeki kök gibi büyüdü.<br />Bakılacak biçimden, güzellikten yoksundu.<br />Gönlümüzü çeken bir görünüşü de yoktu. 
23O 053:003 İnsanlarca hor görüldü,<br />Yapayalnız bırakıldı.<br />Acılar adamıydı, hastalığı yakından tanıdı.<br />İnsanların yüz çevirdiği biri gibi hor görüldü,<br />Ona değer vermedik. 
23O 053:004 Aslında hastalıklarımızı o üstlendi,<br />Acılarımızı o yüklendi.<br />Bizse Tanrı tarafından cezalandırıldığını,<br />Vurulup ezildiğini sandık. 
23O 053:005 Oysa, bizim isyanlarımız yüzünden onun bedeni deşildi,<br />Bizim suçlarımız yüzünden o eziyet çekti.<br />Esenliğimiz için gerekli olan ceza<br />Ona verildi.<br />Bizler onun yaralarıyla şifa bulduk. 
23O 053:006 Hepimiz koyun gibi yoldan sapmıştık,<br />Her birimiz kendi yoluna döndü.<br />Yine de RAB hepimizin cezasını ona yükledi. 
23O 053:007 O baskı görüp eziyet çektiyse de<br />Ağzını açmadı.<br />Kesime götürülen kuzu gibi,<br />Kırkıcıların önünde sessizce duran koyun gibi<br />Açmadı ağzını. 
23O 053:008 Acımasızca yargılanıp ölüme götürüldü.<br />Halkımın isyanı ve hak ettiği ceza yüzünden<br />Yaşayanlar diyarından atıldı.<br />Onun kuşağından bunu düşünen oldu mu? 
23O 053:009 Şiddete başvurmadığı,<br />Ağzından hileli söz çıkmadığı halde,<br />Ona kötülerin yanında bir mezar verildi,<br />Ama öldüğünde zenginin yanındaydı. 
23O 053:010 Ne var ki, RAB onun ezilmesini uygun gördü,<br />Acı çekmesini istedi.<br />Canını suç sunusu olarak sunarsa<br />Soyundan gelenleri görecek ve günleri uzayacak.<br />RABbin istemi onun aracılığıyla gerçekleşecek. 
23O 053:011 Canını feda ettiği için<br />Gördükleriyle hoşnut olacak.<br />RABbin doğru kulu, kendisini kabul eden birçoklarını aklayacak.<br />Çünkü onların suçlarını o üstlendi. 
23O 053:012 Bundan dolayı ona ünlüler arasında bir pay vereceğim,<br />Ganimeti güçlülerle paylaşacak.<br />Çünkü canını feda etti, başkaldıranlarla bir sayıldı.<br />Pek çoklarının günahını o üzerine aldı,<br />Başkaldıranlar için de yalvardı. 
23O 054:001 ‹‹Çocuk doğurmayan ey kısır kadın,<br />Sevinç çığlıkları at;<br />Ey doğum ağrısı nedir bilmeyen sen,<br />Sevinçle haykır, bağır.<br />Çünkü terk edilmiş kadının,<br />Evli kadından daha çok çocuğu olacaktır›› diyor RAB. 
23O 054:002 ‹‹Çadırının alanını genişlet,<br />Perdelerini uzat, çekinme.<br />Gergi iplerini de uzat, kazıklarını sağlamlaştır. 
23O 054:003 Çünkü sağa sola yayılacaksın,<br />Soyundan gelenler ulusları mülk edinecek,<br />Issız kentlere yerleşecek. 
23O 054:004 ‹‹Korkma, ayıplanmayacaksın,<br />Utanma, aşağılanmayacaksın.<br />Unutacaksın gençliğinde yaşadığın utancı,<br />Dulluk ayıbını artık anmayacaksın. 
23O 054:005 Çünkü kocan, seni yaratandır.<br />Onun adı Her Şeye Egemen RABdir,<br />İsrailin Kutsalıdır seni kurtaran.<br />Ona bütün dünyanın Tanrısı denir.›› 
23O 054:006 Tanrın diyor ki, ‹‹RAB seni terk edilmiş,<br />Ruhu kederli bir kadın,<br />Genç yaşta evlenip sonra dışlanmış<br />Bir kadın olarak çağırıyor: 
23O 054:007 ‹Bir an için seni terk ettim,<br />Ama büyük sevecenlikle geri getireceğim. 
23O 054:008 Bir anlık taşkın öfkeyle senden yüz çevirmiştim,<br />Ama sonsuz sadakatle sana sevecenlik göstereceğim.› ››<br />Seni kurtaran RAB böyle diyor. 
23O 054:009 ‹‹Bu benim için Nuh tufanı gibidir.<br />Nuh tufanının bir daha yeryüzünü<br />Kaplamayacağına nasıl ant içtimse,<br />Sana öfkelenmeyeceğime,<br />Seni azarlamayacağıma da ant içiyorum. 
23O 054:010 Dağlar yerinden kalksa, tepeler sarsılsa da<br />Sadakatim senin üzerinden kalkmaz,<br />Esenlik antlaşmam sarsılmaz››<br />Diyor sana merhamet eden RAB. 
23O 054:011 ‹‹Ey kasırgaya tutulmuş,<br />Avuntu bulmamış ezik kent!<br />Taşlarını koyu harçla yerine koyacak,<br />Temellerini laciverttaşıyla atacağım. 
23O 054:012 Kale burçlarını yakuttan,<br />Kapılarını mücevherden,<br />Surlarını değerli taşlardan yapacağım. 
23O 054:013 Bütün çocuklarını ben RAB eğiteceğim,<br />Esenlikleri tam olacak. 
23O 054:014 Doğrulukla güçlenecek,<br />Baskıdan uzak olacak, korkmayacaksın.<br />Dehşet senden uzak kalacak, sana yaklaşmayacak. 
23O 054:015 Sana saldıran olursa, benden olmadığını bil.<br />Sana saldıran herkes önünde yenilgiye uğrayacak. 
23O 054:016 ‹‹İşte, kor halindeki ateşi üfleyen,<br />Amaca uygun silah yapan demirciyi ben yarattım.<br />Yok etsin diye yıkıcıyı da ben yarattım. 
23O 054:017 Ama sana karşı yapılan hiçbir silah işe yaramayacak,<br />Mahkemede seni suçlayan her dili<br />Suçlu çıkaracaksın.<br />RAB'be kulluk edenlerin mirası şudur:<br />Onların gönenci bendendir›› diyor RAB. 
23O 055:001 ‹‹Ey susamış olanlar, sulara gelin,<br />Parası olmayanlar, gelin, satın alın, yiyin.<br />Gelin, şarabı ve sütü parasız, bedelsiz alın. 
23O 055:002 Paranızı neden ekmek olmayana,<br />Emeğinizi doyurmayana harcıyorsunuz?<br />Beni iyi dinleyin ki, iyi olanı yiyesiniz,<br />Bolluğun tadını çıkarasınız! 
23O 055:003 ‹‹Kulak verin, bana gelin.<br />Dinleyin ki yaşayasınız.<br />Ben de sizinle sonsuz bir antlaşma,<br />Davuta söz verdiğim kalıcı iyilikleri içeren bir antlaşma yapayım. 
23O 055:004 Bakın, onu halklara tanık,<br />Önder ve komutan yaptım. 
23O 055:005 Tanımadığınız ulusları çağıracaksınız,<br />Sizi tanımayan uluslar koşa koşa size gelecek.<br />Tanrınız RABden,<br />İsrailin Kutsalından ötürü gelecekler.<br />Çünkü RAB sizleri yüceltecek.›› 
23O 055:006 Bulma fırsatı varken RABbi arayın,<br />Yakındayken Ona yakarın. 
23O 055:007 Kötü kişi yolunu,<br />Fesatçı düşüncelerini bıraksın;<br />RABbe dönsün, merhamet bulur,<br />Tanrımıza dönsün, bol bol bağışlanır. 
23O 055:008 ‹‹Çünkü benim düşüncelerim<br />Sizin düşünceleriniz değil,<br />Sizin yollarınız benim yollarım değil›› diyor RAB. 
23O 055:009 ‹‹Çünkü gökler nasıl yeryüzünden yüksekse,<br />Yollarım da sizin yollarınızdan,<br />Düşüncelerim düşüncelerinizden yüksektir. 
23O 055:010 Gökten inen yağmur ve kar,<br />Toprağı sulamadan, yeri yeşertmeden,<br />Ekinciye tohum, yiyene ekmek vermeden<br />Nasıl göğe dönmezse, 
23O 055:011 Ağzımdan çıkan söz de öyle olacaktır.<br />Bana boş dönmeyecek,<br />İstemimi yerine getirecek,<br />Yapması için onu gönderdiğim işi başaracaktır. 
23O 055:012 Sevinçle çıkacak,<br />Esenlikle geri götürüleceksiniz.<br />Dağlar, tepeler önünüzde sevinçle çığıracak,<br />Kırdaki bütün ağaçlar alkış tutacak. 
23O 055:013 Dikenli çalı yerine çam,<br />Isırgan yerine mersin ağacı bitecek.<br />Bunlar bana ün getirecek,<br />Yok olmayan sonsuz bir belirti olacak.›› 
23O 056:001 RAB şöyle diyor:<br />‹‹Adil ve doğru olanı koruyup yerine getirin.<br />Çünkü doğruluğum gelmek,<br />Adaletim görünmek üzeredir. 
23O 056:002 Bunu yapan insana,<br />Buna sımsıkı sarılan insanoğluna ne mutlu!<br />Şabat Gününü tutar, bayağılaştırmaz,<br />Her türlü kötülükten sakınır.›› 
23O 056:003 RABbe bağlanan hiçbir yabancı,<br />‹‹Kuşkusuz RAB beni halkından ayıracak››,<br />Hiçbir hadım da,<br />‹‹Ben kuru bir ağacım›› demesin. 
23O 056:004 Çünkü RAB diyor ki,<br />‹‹Şabat günlerimi tutan,<br />Beni hoşnut edeni seçen,<br />Antlaşmama sımsıkı bağlı kalan hadıma 
23O 056:005 Evimde, evimin dört duvarı arasında<br />Oğullardan da kızlardan da daha iyi bir anıt ve ad vereceğim;<br />Yok edilemez, ebedi bir ad olacak bu. 
23O 056:006 ‹‹RABbe hizmet etmek,<br />Onun adını sevmek,<br />Kulu olmak için Ona bağlanan yabancıları,<br />Şabat Gününü tutan, bayağılaştırmayan,<br />Antlaşmama sımsıkı bağlı kalan herkesi, 
23O 056:007 Kutsal dağıma getirip<br />Dua evimde sevindireceğim.<br />Yakmalık sunularıyla kurbanları<br />Sunağımda kabul edilecek,<br />Çünkü evime ‹Bütün ulusların dua evi› denecek.›› 
23O 056:008 İsrailin sürgünlerini toplayan Egemen RAB diyor ki,<br />‹‹Toplanmış olanlara katmak üzere<br />Daha başkalarını da toplayacağım.›› 
23O 056:009 Ey bütün kır hayvanları,<br />Ormanda yaşayan bütün hayvanlar,<br />Yiyip bitirmek için gelin! 
23O 056:010 İsrailin bekçileri kördür, hepsi bilgisizdir.<br />Havlayamayan dilsiz köpekler gibidirler.<br />Uzanıp düş görürler,<br />Uykuyu pek severler! 
23O 056:011 Doymak bilmeyen azgın köpeklere benzerler,<br />Aklı kıt çobanlar bunlar!<br />Kendi yollarına döndüler,<br />Her biri yalnız kendi çıkarını düşünüyor. 
23O 056:012 Birbirlerine, ‹‹Haydi, şarap getirelim,<br />Bol bol içki içelim!<br />Yarın da bugün gibi geçecek,<br />Hatta çok daha iyi olacak›› diyorlar. 
23O 057:001 Doğru kişi ölüp gidiyor,<br />Kimsenin umurunda değil.<br />Sadık adamlar da göçüp gidiyor;<br />Kimse doğru kişinin göçüp gitmekle<br />Kötülükten kurtulduğunun farkında değil. 
23O 057:002 Doğru kişi esenliğe kavuşur,<br />Doğru yolda yürümüş olan mezarındafü rahat uyur. 
23O 057:003 Ama siz, ey falcı kadının çocukları,<br />Fahişelik ve zina edenlerin soyu, buraya gelin! 
23O 057:004 -5 184310 Siz kiminle alay ediyorsunuz?<br />Kime dudak büküyor, dil çıkarıyorsunuz?<br />Ağaçlar arasında, bol yapraklı her ağacın altında<br />Şehvetle yanıp tutuşan,<br />Vadilerde, kaya kovuklarında çocuklarını kurban eden,<br />İsyan torunları, yalan soyu değil misiniz siz? 
23O 057:006 Sizin payınız<br />Vadinin düzgün taşlarından yapılan putlardır,<br />Evet, sizin nasibiniz onlardır!<br />Onlara dökmelik sunular döktünüz,<br />Tahıl sunuları sundunuz.<br />Bütün bunlardan sonra sizi cezalandırmaktan çekineceğimi mi sanıyorsunuz? 
23O 057:007 Yatağınızı ulu, yüksek dağa serdiniz,<br />Oraya bile kurban kesmeye gidiyorsunuz. 
23O 057:008 Kapılarınızın, sövelerinizin arkasına<br />İğrenç simgeler koydunuz.<br />Beni bıraktınız,<br />Yataklarınızı ardına kadar açıp içine girdiniz,<br />Oynaşlarınızla anlaşıp birlikte yatmaya can atıyorsunuz.<br />Onların çıplaklığını seyrettiniz. 
23O 057:009 Çeşit çeşit hoş kokular sürünüp ilah Moleke yağ götürdünüz.<br />Elçilerinizi ta uzaklara gönderdiniz,<br />Ölüler diyarına dek alçalttınız kendinizi. 
23O 057:010 Uzun yolculuklar sizi yorduğu halde,<br />‹‹Pes ettim›› demediniz.<br />Gücünüzü tazeleyip durdunuz,<br />Bu nedenle de tükenmediniz. 
23O 057:011 ‹‹Sizi kaygılandıran, korkutan kim ki,<br />Bana ihanet ediyor, beni anmıyor,<br />Yüreğinizde bana yer vermiyorsunuz?<br />Benden korkmamanızın nedeni<br />Uzun zamandır suskun kalışım değil mi? 
23O 057:012 Sözde doğruluğunuzu da yaptıklarınızı da ilan edeceğim,<br />Bunların size yararı olmayacak. 
23O 057:013 Feryat ettiğinizde<br />Topladığınız putlar sizi kurtarsın bakalım!<br />Rüzgar hepsini silip süpürecek,<br />Bir soluk onları alıp götürecek.<br />Bana sığınansa ülkeyi mülk edinecek,<br />Kutsal dağımı miras alacak.›› 
23O 057:014 RAB diyor ki,<br />‹‹Toprak yığıp yol yapın,<br />Halkımın yolundaki engelleri kaldırın.›› 
23O 057:015 Yüce ve görkemli Olan,<br />Sonsuzlukta yaşayan, adı Kutsal Olan diyor ki,<br />‹‹Yüksek ve kutsal yerde yaşadığım halde,<br />Alçakgönüllülerle, ezilenlerle birlikteyim.<br />Yüreklerini sevindirmek için ezilenlerin yanındayım. 
23O 057:016 Çünkü sonsuza dek davacı ve öfkeli olacak değilim,<br />Öyle olsa, yarattığım canlarla ruhlar karşımda dayanamazdı. 
23O 057:017 Haksız kazanç suçuna öfkelenip halkı cezalandırdım,<br />Öfkeyle yüzümü çevirdim onlardan.<br />Ne var ki, inatla kendi yollarından gittiler. 
23O 057:018 ‹‹Yaptıklarını gördüm,<br />Ama onları iyileştirip yol göstereceğim.<br />Karşılık olarak hem onları<br />Hem de aralarında yas tutanları avutacağım. 
23O 057:019 Dudaklardan övgü sözleri döktüreceğim.<br />Uzaktakine de yakındakine de<br />Tam esenlik olsun›› diyor RAB,<br />‹‹Hepsini iyileştireceğim.›› 
23O 057:020 Ama kötüler çalkalanan deniz gibidir,<br />O deniz ki, rahat duramaz, suları çamur ve pislik savurur. 
23O 057:021 ‹‹Kötülere esenlik yoktur›› diyor Tanrım. 
23O 058:001 ‹‹Avaz avaz bağırın, çekinmeyin,<br />Sesinizi boru sesi gibi yükseltin;<br />Halkıma isyanlarını,<br />Yakup soyuna günahlarını bildirin. 
23O 058:002 Bana her gün danışıyor,<br />Yollarımı öğrenmekten zevk duyuyorlarmış!<br />Doğru davranan,<br />Tanrısının buyruğundan ayrılmayan bir ulusmuş gibi...<br />Benden adil yargılar diliyor,<br />Bana yaklaşmaktan zevk alıyorlarmış. yakın olmamı istiyorlarmış››. 
23O 058:003 Diyorlar ki, ‹Oruç tuttuğumuzu neden görmüyor,<br />İsteklerimizi denetlediğimizi neden farketmiyorsun?›  ‹‹Bakın, oruç tuttuğunuz gün keyfinize bakıyor,<br />İşçilerinizi eziyorsunuz. 
23O 058:004 Orucunuz kavgayla, çekişmeyle,<br />Şiddetli yumruklaşmayla bitiyor.<br />Bugünkü gibi oruç tutmakla<br />Sesinizi yükseklere duyuramazsınız. 
23O 058:005 İstediğim oruç bu mu sanıyorsunuz?<br />İnsanın isteklerini denetlemesi gereken gün böyle mi olmalı?<br />Kamış gibi baş eğip çul ve kül üzerine mi oturmalı?<br />Siz buna mı oruç, RABbi hoşnut eden gün diyorsunuz? 
23O 058:006 Benim istediğim oruç,<br />Haksız yere zincire, boyunduruğa vurulanları salıvermek,<br />Ezilenleri özgürlüğe kavuşturmak,<br />Her türlü boyunduruğu kırmak değil mi? 
23O 058:007 Yiyeceğinizi açla paylaşmak değil mi?<br />Barınaksız yoksulları evinize alır,<br />Çıplak gördüğünüzü giydirir,<br />Yakınlarınızdan yardımınızı esirgemezseniz, 
23O 058:008 Işığınız tan gibi ağaracak,<br />Çabucak şifa bulacaksınız.<br />Doğruluğunuz önünüzden gidecek,<br />RABbin yüceliği artçınız olacak. 
23O 058:009 O zaman yardım çağrılarınızı RAB yanıtlayacak,<br />Feryat ettiğinizde, ‹İşte buradayım› diyecek.  ‹‹Eğer boyunduruğa, başkalarını suçlamaya,<br />Kötücül konuşmalara son verirseniz, 
23O 058:010 Açlar uğruna kendinizi feda eder,<br />Yoksulların gereksinimini karşılarsanız,<br />Işığınız karanlıkta parlayacak,<br />Karanlığınız öğlen gibi ışıyacak. 
23O 058:011 RAB her zaman size yol gösterecek,<br />Kurak topraklarda sizi doyurup güçlendirecek.<br />İyi sulanmış bahçe gibi,<br />Tükenmez su kaynağı gibi olacaksınız. 
23O 058:012 Halkınız eski yıkıntıları onaracak,<br />Geçmiş kuşakların temelleri üzerine<br />Yeni yapılar dikeceksiniz.<br />‹Duvardaki gedikleri onaran,<br />Sokakları oturulacak hale getiren› denecek sizlere. 
23O 058:013 ‹‹Kutsal günümde dilediğinizi yapmaz, Şabat Gününü çiğnemezseniz,<br />Şabat Gününe ‹Zevkli›,<br />RABbin kutsal gününe ‹Onurlu› derseniz,<br />Kendi yolunuzdan gitmez,<br />Keyfinize bakmayıp boş konulara dalmaz,<br />O günü yüceltirseniz, 
23O 058:014 RAB'den zevk alırsınız.<br />O zaman sizi yeryüzünün yüksek yerlerine çıkarır,<br />Atanız Yakup'un mirasıyla doyururum.››<br />Bunu söyleyen RAB'dir. 
23O 059:001 Bakın, RABbin eli kurtaramayacak kadar kısa,<br />Kulağı duyamayacak kadar sağır değildir. 
23O 059:002 Ama suçlarınız sizi Tanrınızdan ayırdı.<br />Günahlarınızdan ötürü Onun yüzünü göremez,<br />Sesinizi işittiremez oldunuz. 
23O 059:003 Çünkü elleriniz kanla,<br />Parmaklarınız suçla kirlendi.<br />Dudaklarınız yalan söyledi,<br />Diliniz kötülük mırıldanıyor. 
23O 059:004 Adaletle dava açan,<br />Davasını dürüstçe savunan yok.<br />Boş laflara güveniyor, yalan söylüyorlar.<br />Fesada gebe kalıp kötülük doğuruyorlar. 
23O 059:005 Engerek yumurtaları üzerinde kuluçkaya yatıyor,<br />Örümcek ağı dokuyorlar.<br />Onların yumurtalarından yiyen ölür,<br />Kırılan yumurtadan engerek yavrusu çıkar. 
23O 059:006 Dokudukları ağdan giysi olmaz,<br />Elleriyle yaptıklarıyla örtünemezler.<br />Eylemleri kötü eylemlerdir,<br />Elleri zorbalığın araçlarıdır. 
23O 059:007 Ayakları kötülüğe koşar,<br />Çekinmeden suçsuz kanı dökerler.<br />Akılları fikirleri hep kötülükte,<br />Şiddet ve yıkım var yollarında. 
23O 059:008 Esenlik yolunu bilmezler,<br />İzledikleri yolda adalet yoktur.<br />Kendilerine çarpık yollar yaptılar,<br />O yoldan gidenlerin hiçbiri esenlik nedir bilmez. 
23O 059:009 Diyorlar ki, ‹‹Bu yüzden adalet bizden uzak,<br />Doğruluk bize erişemiyor.<br />Işık bekliyoruz, yalnız karanlık var;<br />Parıltı bekliyor, koyu karanlıkta yürüyoruz. 
23O 059:010 Kör gibi duvarı el yordamıyla arıyor,<br />Yolumuzu bulmaya çalışıyoruz.<br />Öğle vakti alaca karanlıktaymış gibi tökezliyoruz,<br />Güçlüler arasında ölüler gibiyiz. 
23O 059:011 Hepimiz ayı gibi homurdanıyor,<br />Güvercin gibi inim inim inliyoruz.<br />Adalet bekliyoruz, ortada yok;<br />Kurtuluş bekliyoruz, bizden uzak. 
23O 059:012 Çünkü sana çok kez başkaldırdık,<br />Günahlarımız bize karşı tanıklık ediyor,<br />İsyanlarımız hep yanıbaşımızda.<br />Suçlarımızı kabul ediyoruz. 
23O 059:013 Başkaldırıp RABbi yadsıdık,<br />Tanrımızı izlemez olduk.<br />Zorbalık, isyan dolu sözler söyledik,<br />Yüreğimizde tasarladığımız yalanları mırıldandık. 
23O 059:014 Adalet püskürtüldü, doğruluk bizden uzak duruyor.<br />Çünkü gerçek, kent meydanında sendeleyip düştü,<br />Dürüstlük aramıza giremez oldu. 
23O 059:015 Hiçbir yerde gerçek yok,<br />Kötülükten çekinen soyuluyor!››  RAB olanları gördü ve adaletin yokluğuna üzüldü. 
23O 059:016 Kimsenin olmadığını gördü,<br />Aracılık edecek birinin olmadığına şaştı.<br />Kendi gücüyle kurtuluş sağladı,<br />Doğruluğu Ona destek oldu. 
23O 059:017 Doğruluğu göğüslük gibi kuşandı,<br />Kurtuluş miğferini başına taktı,<br />Öç giysisini giydi,<br />Gayreti kaftan gibi sarındı. 
23O 059:018 Herkese yaptıklarının karşılığını verecek.<br />Düşmanlarına öfkeyle,<br />Hasımlarına ve kıyı halklarına cezayla karşılık verecek. 
23O 059:019 Böylece batıdan doğuya kadar insanlar<br />RABbin adından ve yüceliğinden korkacak.<br />Çünkü düşman azgın bir ırmak gibi geldiğinde,<br />RABbin Ruhu onu kaçırtacak. ‹‹Soluk›› anlamına da gelir. 
23O 059:020 RAB diyor ki, ‹‹Kurtarıcı Siyona,<br />Yakup soyundan olup başkaldırmaktan vazgeçenlere gelecek. 
23O 059:021 Bana gelince, onlarla yapacağım antlaşma şudur:<br />Üzerindeki Ruhum, ağzına koyduğum sözler<br />Şimdiden sonsuza dek senin, çocuklarının,<br />Torunlarının ağzından düşmeyecek.›› 
23O 060:001 ‹‹Kalk, parla;<br />Çünkü Işığın geliyor,<br />RABbin yüceliği üzerine doğuyor. 
23O 060:002 Dünyayı karanlık, halkları koyu karanlık örtüyor;<br />Oysa RAB senin üzerine doğacak,<br />Yüceliği üzerinde görünecek. 
23O 060:003 Uluslar senin Işığına,<br />Krallar üzerine doğan aydınlığa gelecek. 
23O 060:004 ‹‹Başını kaldır da çevrene bir bak,<br />Hepsi toplanmış sana geliyor.<br />Oğulların uzaktan geliyor,<br />Kızların kucakta taşınıyor. 
23O 060:005 Bunu görünce yüzün parlayacak,<br />Yüreğin heyecandan hızlı hızlı çarpacak;<br />Çünkü denizin zenginlikleri senin olacak,<br />Ulusların serveti sana akacak. 
23O 060:006 ‹‹Deve sürüleri, Midyanın ve Efanın deve yavruları<br />Senin topraklarını dolduracak.<br />Bütün Saba halkı geliyor,<br />Altın ve günnük getiriyor,<br />RABbin erdemlerini ilan ediyorlar. 
23O 060:007 Kedarın bütün sürüleri sana gelecek,<br />Nevayotun koçları senin buyruğunda olacak,<br />Sunağımın üzerinde kabul edilen sunular olarak sunulacak.<br />Böylece görkemli tapınağımı daha görkemli kılacağım. 
23O 060:008 ‹‹Nedir bunlar, bulut gibi,<br />Yuvalarına yaklaşan güvercinler gibi süzülüp gelenler? 
23O 060:009 Bana umut bağlayan kıyı halklarının,<br />Ticaret gemileri öncülüğünde<br />Senin çocuklarını altınlarıyla, gümüşleriyle birlikte<br />Tanrın RABbin adı için, İsrailin Kutsalı için<br />Uzaktan getiren gemileridir bunlar.<br />RAB seni görkemli kıldı. 
23O 060:010 ‹‹Yabancılar senin surlarını onaracak,<br />Kralları sana hizmet edecek.<br />Öfkelendiğimde seni cezalandırdıysam da,<br />Kabul ettiğimde sana merhamet göstereceğim. 
23O 060:011 Kapıların hep açık duracak,<br />Ulusların serveti ve zafer alayları ardında yürütülen yenik krallar<br />Gece gündüz açık kalan bu kapılardan girsin diye. 
23O 060:012 Çünkü sana kulluk etmeyen ulus ya da krallık yok olacak,<br />Evet, o uluslar tam bir yıkıma uğrayacak. 
23O 060:013 ‹‹Lübnanın görkemi olan çam, köknar ve selvi ağaçları,<br />Tapınağımı süslemek için hep birlikte sana taşınacak.<br />Ayak bastığım yeri görkemli kılacağım. 
23O 060:014 Seni ezenlerin çocukları<br />Gelip önünde eğilecekler;<br />Seni hor görenlerin hepsi,<br />‹RABbin kenti, İsrailin Kutsalının Siyonu›<br />Diyerek ayaklarına kapanacaklar. 
23O 060:015 ‹‹Kimsenin uğramadığı, terk edilmiş,<br />Nefret edilen bir yer olduğun halde<br />Seni sonsuz bir övünç kaynağı,<br />Bütün kuşakların sevinci kılacağım. 
23O 060:016 Uluslar ve krallıklar<br />Bir anne gibi seni emzirecekler.<br />O zaman bileceksin ki, seni kurtaran RAB,<br />Seni fidyeyle kurtaran, Yakupun Güçlüsü benim. 
23O 060:017 Sana tunç yerine altın,<br />Demir yerine gümüş, ağaç yerine tunç,<br />Taş yerine demir getireceğim.<br />Barışı yöneticin, doğruluğu önderin yapacağım. 
23O 060:018 Ülkenden şiddet, sınır boylarından<br />Soygun ve yıkım haberleri duyulmayacak artık.<br />Surlarına Kurtuluş, kapılarına Övgü adını vereceksin. 
23O 060:019 ‹‹Gündüz ışığın güneş olmayacak artık,<br />Ay da aydınlatmayacak seni;<br />Çünkü RAB sonsuz ışığın,<br />Tanrın görkemin olacak. 
23O 060:020 Artık güneşin batmayacak, ayın çekilmeyecek,<br />Çünkü RAB sonsuz ışığın olacak,<br />Sona erecek yas günlerin. 
23O 060:021 Halkının hepsi doğru kişiler olacak;<br />El emeğim, görkemimi göstermek için diktiğim fidan,<br />Ülkeyi sonsuza dek mülk edinecek. 
23O 060:022 En küçük ailen bini bulacak,<br />Sayıca en az olanı koca bir ulus olacak.<br />Ben RAB, zamanı gelince bunu hızlandıracağım.›› 
23O 061:001 -3 185050 Egemen RABbin Ruhu üzerimdedir.<br />Çünkü O beni yoksullara müjde iletmek için meshetti.<br />Yüreği ezik olanların yaralarını sarmak için,<br />Tutsaklara serbest bırakılacaklarını,<br />Zindanlarda bulunanlara kurtulacaklarını,<br />RABbin lütuf yılını,<br />Tanrımızın öç alacağı günü ilan etmek,<br />Yas tutanların hepsini avutmak,<br />Siyonda yas tutanlara yardım sağlamak<br />-Kül yerine çelenk,<br />Yas yerine sevinç yağı,<br />Çaresizlik ruhu yerine<br />Onlara övgü giysisini vermek- için<br />RAB beni gönderdi.<br />Öyle ki, RABbin görkemini yansıtmak için,<br />Onlara ‹‹RABbin diktiği doğruluk ağaçları›› densin. 
23O 061:004 O zaman eski yıkıntıları yeniden inşa edecek,<br />Çoktan viraneye dönmüş yerleri yeniden kuracak,<br />Kuşaklar boyu yıkık kalmış kentleri onaracaklar. 
23O 061:005 Yabancılar sürülerinizi güdecek,<br />Irgatınız, bağcınız olacaklar. 
23O 061:006 Sizlerse RABbin kâhinleri,<br />Tanrımızın görevlileri diye çağrılacaksınız.<br />Ulusların servetiyle beslenecek,<br />Zenginlikleriyle övüneceksiniz. 
23O 061:007 Utanç yerine iki kat onur bulacaksınız,<br />Aşağılanma yerine payınızla sevineceksiniz,<br />Böylece ülkenizde iki kat mülk edineceksiniz;<br />Sevinciniz sonsuz olacak. 
23O 061:008 ‹‹Çünkü ben RAB adaleti severim,<br />Nefret ederim soygun ve haksızlıktan.<br />Sözümde durup hak ettiklerini verecek,<br />Onlarla ebedi bir antlaşma yapacağım. yakmalık sunulardan››. 
23O 061:009 Soylarından gelenler uluslar arasında,<br />Torunları halklar arasında tanınacak.<br />Onları gören herkes<br />RABbin kutsadığı soy olduklarını anlayacak.›› 
23O 061:010 RABde büyük sevinç bulacağım,<br />Tanrımla yüreğim coşacak.<br />Çünkü çelenkle süslenmiş güvey gibi,<br />Takılarını kuşanmış gelin gibi,<br />Bana kurtuluş giysisini giydirdi,<br />Beni doğruluk kaftanıyla örttü. 
23O 061:011 Toprak filizlerini nasıl çıkartır,<br />Bahçe ekilen tohumları nasıl yetiştirirse,<br />Egemen RAB de doğruluk ve övgüyü<br />Bütün ulusların önünde öyle yetiştirecek. 
23O 062:001 Zaferi ışık gibi parlayıncaya,<br />Kurtuluşu meşale gibi yanıncaya dek<br />Siyon uğruna susmayacak,<br />Yeruşalim uğruna sessiz kalmayacağım. 
23O 062:002 Uluslar senin zaferini,<br />Bütün krallar görkemini görecek.<br />RABbin kendi ağzıyla belirlediği yeni bir adla anılacaksın. 
23O 062:003 RABbin elinde güzellik tacı,<br />Tanrının elinde krallık sarığı olacaksın. 
23O 062:004 Artık sana ‹‹Terk edilmiş››,<br />Ülkene ‹‹Virane›› denmeyecek;<br />Bunun yerine sana ‹‹Sevdiğim››,<br />Ülkene ‹‹Evli›› denecek.<br />Çünkü RAB seni seviyor,<br />Ülken de evli sayılacak. 
23O 062:005 Bir delikanlı bir kızla nasıl evlenirse,<br />Oğulların da seninle öyle evlenecek.<br />Güvey gelinle nasıl sevinirse,<br />Tanrın da seninle öyle sevinecek. veren seninle evlenecek››. 
23O 062:006 -7 185190 Ey Yeruşalim, surlarına bekçiler diktim,<br />Gece gündüz hiç susmayacaklar.<br />Ey RABbe sözünü anımsatanlar, Yeruşalimi pekiştirene,<br />Onu yeryüzünün övüncü kılana dek<br />Durup dinlenmeden RABbe yakarın, Ona rahat vermeyin. 
23O 062:008 RAB sağ elini, güçlü kolunu kaldırıp ant içti:<br />‹‹Tahılını bir daha düşmanlarına yedirmeyeceğim,<br />Emek verdiğin yeni şarabı yabancılar içmeyecek. 
23O 062:009 Tahılı devşiren yiyecek<br />Ve RABbe övgüler sunacak.<br />Üzümü toplayan,<br />Şarabını kutsal avlularımda içecek.›› 
23O 062:010 Geçin, geçin kent kapılarından!<br />Halkın yolunu açın!<br />Toprak yığıp yol yapın,<br />Taşları ayıklayın, uluslar için sancak dikin! 
23O 062:011 RAB çağrısını dünyanın dört bucağına duyurdu:<br />‹‹Siyon kızına, ‹İşte kurtuluşun geliyor› deyin,<br />‹Ücreti kendisiyle birlikte, ödülü önündedir.› ›› 
23O 062:012 Siyon halkına, ‹‹RAB'bin fidyeyle kurtardığı kutsal halk›› diyecekler.<br />Ve sen Yeruşalim,<br />‹‹Aranan, terk edilmemiş kent›› diye anılacaksın. 
23O 063:001 Edomdanfç, Bosradanfç<br />Al giysiler içinde bu gelen kim?<br />Göz kamaştırıcı giysiler içinde,<br />Büyük güçle yürüyen kim?<br />‹‹O benim! Adaleti duyuran,<br />Kurtarmaya gücü olan.›› kentlerinden olan Bosra ise ‹‹Bağbozumu›› sözcüğünü çağrıştırıyor. 
23O 063:002 Giysilerin neden kırmızı?<br />Üstün başın neden çukurda üzüm çiğneyen biri gibi kızıla bulanmış? 
23O 063:003 ‹‹Çukurda üzümü tek başıma çiğnedim,<br />Yanımda halklardan kimse yoktu.<br />Öfkeyle çiğnedim onları,<br />Gazapla ayaklarımın altına aldım.<br />Kanları giysilerime sıçradı, bütün elbisemi kirletti. 
23O 063:004 Çünkü öç alma günü yüreğimdeydi,<br />Halkımı kurtaracağım yıl gelmişti. 
23O 063:005 Baktım, yardım edecek kimse yoktu,<br />Destek verecek kimsenin olmayışına şaştım;<br />Gücüm kurtuluş sağladı,<br />Gazabım bana destek oldu. 
23O 063:006 Öfkeyle halkları çiğnedim,<br />Onları gazapla sarhoş ettim,<br />Yere akıttım kanlarını.›› 
23O 063:007 Şefkati ve iyiliği uyarınca<br />Bizim için yaptıklarından, evet,<br />İsrail halkı için yaptığı bütün iyiliklerinden ötürü<br />RABbin iyiliklerini ve övülesi işlerini anacağım. 
23O 063:008 RAB dedi ki, ‹‹Onlar kuşkusuz benim halkım,<br />Beni aldatmayacak çocuklardır.››<br />Böylece onların Kurtarıcısı oldu. 
23O 063:009 Sıkıntı çektiklerinde O da sıkıntı çekti.<br />Huzurundan çıkan melek onları kurtardı.<br />Sevgisi ve merhametinden ötürü onları kurtardı,<br />Geçmişte onları sürekli yüklenip taşıdı. 
23O 063:010 Ama başkaldırıp Onun Kutsal Ruhunu incittiler.<br />O da düşmanları olup onlara karşı savaştı. 
23O 063:011 -13 185350 Sonra halkı eski günleri,<br />Musanın dönemini anımsadı.<br />‹‹Çobanlarıyla birlikte onları denizden geçiren,<br />Kutsal Ruhunu aralarına yerleştiren,<br />Görkemli gücüyle Musanın sağında yol alan,<br />Sonsuz onur kazanmak için önlerinde suları yaran,<br />Bir at nasıl tökezlemeden kırdan geçerse<br />Onları deniz yatağından öyle geçiren RAB nerede?››<br />Diye sordular. 
23O 063:014 Ovaya götürülen sürü gibi<br />RABbin Ruhu onları rahata kavuşturdu.<br />İşte adını onurlandırmak için<br />Halkına böyle yol gösterdi. 
23O 063:015 Ya RAB, gökten bak,<br />Kutsal, görkemli ve yüce yerinden bizi gör!<br />Gayretin, gücün nerede?<br />Gönlündeki özlem ve merhameti<br />Bizden esirgedin. 
23O 063:016 Babamız sensin.<br />İbrahim bizi tanımasa da,<br />İsrail bizi kabul etmese de,<br />Babamızsın, ya RAB,<br />Ezelden beri adın ‹‹Kurtarıcımız››dır. 
23O 063:017 Ya RAB, neden bizi yolundan saptırıyor,<br />İnatçı kılıyor,<br />Senden korkmamızı engelliyorsun?<br />Kulların uğruna,<br />Mirasın olan oymakların uğruna geri dön. 
23O 063:018 Kutsal halkın kısa süre tapınağına sahip oldu,<br />Ama düşmanlarımız onu çiğnedi. 
23O 063:019 Öteden beri yönetmediğin,<br />Sana ait olmayan bir halk gibi olduk. 
23O 064:001 -2 185420 Ya RAB, adını düşmanlarına duyurmak için<br />Keşke gökleri yarıp insen!<br />Dağlar önünde sarsılsa!<br />Gelişin, ateşin çalıları tutuşturmasına,<br />Suyu kaynatmasına benzese!<br />Uluslar senin önünde titrese! 
23O 064:003 Beklemediğimiz olağanüstü işler yaparak<br />Yeryüzüne indin, dağlar önünde sarsıldı. 
23O 064:004 Çünkü kendisine umut bağlayanlar için<br />Etkin olan tek Tanrı sensin;<br />Senden başkasını hiçbir zaman hiç kimse işitmedi,<br />Hiçbir kulak duymadı, hiçbir göz görmedi. 
23O 064:005 Doğru olanı sevinçle yapanların,<br />Senin yollarından yürüyüp seni unutmayanların yardımına koşarsın.<br />Ama onlara karşı uzun süre günah işlediğimizde öfkelendin.<br />Nasıl kurtuluruz? 
23O 064:006 Hepimiz murdar olanlara benzedik,<br />Bütün doğru işlerimiz kirli âdet bezi gibi.<br />Yaprak gibi soluyoruz,<br />Suçlarımız rüzgar gibi sürükleyip götürüyor bizi. 
23O 064:007 Adınla seni çağıran, sana tutunmak için çaba gösteren yok;<br />Çünkü bizden yüz çevirdin,<br />Suçlarımız yüzünden bizi tükettin. 
23O 064:008 Yine de Babamız sensin, ya RAB,<br />Biz kiliz, sen çömlekçisin.<br />Hepimiz senin ellerinin eseriyiz. 
23O 064:009 Ya RAB, fazla öfkelenme,<br />Suçlarımızı sonsuza dek anma.<br />Lütfen bak bize, hepimiz senin halkınız. 
23O 064:010 Kutsal kentlerin çölleşti,<br />Siyon çöl oldu,<br />Yeruşalim viraneye döndü. 
23O 064:011 Atalarımızın sana övgü sunduğu<br />Kutsal ve görkemli tapınağımız yandı,<br />Değer verdiğimiz her yer yıkıntıya döndü. 
23O 064:012 Bunlara karşın, ya RAB,<br />Hâlâ kendini tutacak mısın,<br />Suskun kalıp bize alabildiğine eziyet çektirecek misin? 
23O 065:001 ‹‹Beni sormayanlara göründüm,<br />Aramayanlar beni buldu.<br />Adımla anılmayan bir ulusa,<br />‹Buradayım, buradayım› dedim. 
23O 065:002 Kötü yolda yürüyen,<br />Kendi tasarılarının ardınca giden<br />Asi bir halka<br />Bütün gün ellerimi uzatıp durdum. 
23O 065:003 O halk ki, bahçelerde kurban keserek,<br />Tuğlalar üzerinde buhur yakarak<br />Gözümün içine baka baka boyuna öfkelendirir beni. 
23O 065:004 Mezarlıkta oturur,<br />Gizli yerlerde geceler,<br />Domuz eti yerler;<br />Kaplarında haram et var. 
23O 065:005 Birbirlerine, ‹Uzak dur, yaklaşma› derler,<br />‹Çünkü ben senden daha kutsalım.›<br />Böyleleri burnumda duman,<br />Bütün gün yanan ateştir. 
23O 065:006 -7 185580 ‹‹Bakın, yanıt önümde yazılı duruyor.<br />Susmayacak, suçlarının karşılığını vereceğim.<br />Onların da atalarının da suçlarının cezasını<br />Başlarına getireceğim›› diyor RAB.<br />‹‹Çünkü dağların üzerinde buhur yaktılar,<br />Tepelerin üzerinde beni aşağıladılar.<br />Bu nedenle eskiden yaptıklarının karşılığını<br />Başlarına getireceğim.›› 
23O 065:008 RAB diyor ki, ‹‹Taneleri sulu salkımı görünce,<br />Halk, ‹Salkımı yok etmeyin, bereket onda› diyor.<br />Kullarımın hatırı için ben de öyle yapacağım,<br />Onların hepsini yok etmeyeceğim. 
23O 065:009 Yakup soyunu sürdürecek,<br />Dağlarımı miras alacak olanları<br />Yahuda soyuna bırakacağım.<br />Seçtiklerim oraları miras alacak,<br />Kullarım orada yaşayacak. 
23O 065:010 Şaron, bana yönelen halkımın sürülerine ağıl,<br />Akor Vadisi sığırlarına barınak olacak. 
23O 065:011 ‹‹Ama sizler, RABbi terk edenler,<br />Kutsal dağımı unutanlar,<br />Talih ilahına sofra kuranlar,<br />Kısmet ilahına karışık şarap sunanlar, 
23O 065:012 Ben de sizi kılıca kısmet edeceğim,<br />Boğazlanmak üzere eğileceksiniz hepiniz.<br />Çünkü çağırdığımda yanıt vermediniz,<br />Konuştuğumda dinlemediniz;<br />Gözümde kötü olanı yaptınız,<br />Hoşlanmadığımı seçtiniz.›› 
23O 065:013 Bu yüzden Egemen RAB diyor ki,<br />‹‹Bakın, kullarım yemek yiyecek,<br />Ama siz aç kalacaksınız.<br />Kullarım içecek,<br />Ama siz susuz kalacaksınız.<br />Kullarım sevinecek,<br />Ama sizin yüzünüz kızaracak. 
23O 065:014 Kullarım mutluluk içinde ezgiler söyleyecek,<br />Ama siz yürek acısından feryat edecek,<br />Ezik bir ruhla haykıracaksınız. 
23O 065:015 Adınız seçtiklerimin ağzında ancak lanet olarak kalacak.<br />Egemen RAB sizi öldürecek,<br />Ama kullarına başka bir ad verecek. 
23O 065:016 Öyle ki, ülkede kim bereket istese<br />Sadık Tanrıdan isteyecek;<br />Ülkede kim ant içse,<br />Sadık Tanrı üzerine ant içecek.<br />Çünkü geçmiş sıkıntılar unutulup<br />Gözümden saklanacak.›› 
23O 065:017 ‹‹Çünkü bakın, yeni bir yeryüzü,<br />Yeni bir gök yaratmak üzereyim;<br />Geçmiştekiler anılmayacak, akla bile gelmeyecek. 
23O 065:018 Yaratacaklarımla sonsuza dek sevinip coşun;<br />Çünkü Yeruşalimi coşku,<br />Halkını sevinç kaynağı olarak yaratacağım. 
23O 065:019 Yeruşalim için sevinecek,<br />Halkım için coşacağım.<br />Orada ağlayış ve feryat duyulmayacak artık. 
23O 065:020 Orada birkaç gün yaşayıp ölen bebekler olmayacak,<br />Yaşını başını almadan kimse ölümü tatmayacak.<br />Yüz yaşında ölen genç,<br />Yüz yaşına basmayan kişi lanetli sayılacak. 
23O 065:021 Evler yapıp içlerinde yaşayacak,<br />Bağlar dikip meyvesini yiyecekler. 
23O 065:022 Yaptıkları evlerde başkası oturmayacak,<br />Diktikleri bağın meyvesini başkası yemeyecek.<br />Çünkü halkım ağaçlar gibi uzun yaşayacak,<br />Seçtiklerim, elleriyle ürettiklerinin tadını çıkaracaklar. 
23O 065:023 Emek vermeyecekler boş yere,<br />Felakete uğrayan çocuklar doğurmayacaklar.<br />Çünkü kendileri de çocukları da<br />RABbin kutsadığı soy olacak. 
23O 065:024 Onlar bana yakarmadan yanıt verecek,<br />Daha konuşurlarken işiteceğim onları. 
23O 065:025 Kurtla kuzu birlikte otlayacak,<br />Aslan sığır gibi saman yiyecek.<br />Yılanın yiyeceğiyse toprak olacak.<br />Kutsal dağımın hiçbir yerinde<br />Kimse zarar vermeyecek, yok etmeyecek.››<br />Böyle diyor RAB. 
23O 066:001 RAB diyor ki,<br />‹‹Gökler tahtım,<br />Yeryüzü ayaklarımın taburesidir.<br />Nerede benim için yapacağınız ev,<br />Neresi dinleneceğim yer? 
23O 066:002 Çünkü bütün bunları ellerim yaptı,<br />Hepsi böylece var oldu›› diyor RAB.  ‹‹Ancak ben alçakgönüllüye, ruhu ezik olana,<br />Sözümden titreyen kişiye değer veririm. 
23O 066:003 Sığır boğazlayan, adam öldüren gibidir,<br />Davar kurban eden, köpek boynu kıran,<br />Tahıl sunusu getiren, domuz kanı sunan,<br />Anma sunusu olarak günnük yakan, putperest gibidir.<br />Evet, bunlar kendi yollarını seçtiler,<br />Yaptıkları iğrençliklerden hoşlanıyorlar. 
23O 066:004 Ben de onlar için yıkımı seçecek,<br />Korktuklarını başlarına getireceğim.<br />Çünkü çağırdığımda yanıt veren olmadı,<br />Konuştuğumda dinlemediler,<br />Gözümde kötü olanı yaptılar,<br />Hoşlanmadığımı seçtiler.›› 
23O 066:005 RABbin sözünden titreyenler,<br />Kulak verin Onun söylediklerine:<br />‹‹Sizden nefret eden,<br />Adımdan ötürü sizi dışlayan kardeşleriniz,<br />‹RAB yüceltilsin de sevincinizi görelim!› diyorlar.<br />Utandırılacak olan onlardır. 
23O 066:006 Kentten gürültülü sesler,<br />Tapınaktan bir ses yükseliyor!<br />Düşmanlarına hak ettikleri karşılığı veren<br />RABbin sesidir bu. 
23O 066:007 ‹‹Doğum sancısı çekmeden doğurdu,<br />Sancısı tutmadan bir erkek çocuk doğurdu. 
23O 066:008 Kim böyle bir şey duydu?<br />Kim böyle şeyler gördü?<br />Bir ülke bir günde doğar mı,<br />Bir anda doğar mı bir ulus?<br />Ama Siyon, ağrısı tutar tutmaz çocuklarını doğurdu. 
23O 066:009 Doğum anına dek getiririm de<br />Doğuracak gücü vermez miyim?›› diyor RAB.<br />‹‹Doğuracak güç veren ben, rahmi kapatır mıyım?›› diyor Tanrın. 
23O 066:010 ‹‹Yeruşalimle birlikte sevinin,<br />Onu sevenler, hepiniz onun için coşun,<br />Yeruşalim için yas tutanlar, onunla sevinçle coşun. 
23O 066:011 Öyle ki, onun avutucu memelerini emip doyasınız,<br />Kana kana içip<br />Onun yüce bolluğundan zevk alasınız.›› 
23O 066:012 Çünkü RAB diyor ki,<br />‹‹Bakın, esenliği bir ırmak gibi,<br />Ulusların servetini taşkın bir ırmak gibi ona akıtacağım.<br />Ondan beslenecek, kucakta taşınacak,<br />Dizleri üzerinde sallanacaksınız. 
23O 066:013 Çocuğunu avutan bir anne gibi avutacağım sizi,<br />Yeruşalimde avuntu bulacaksınız. 
23O 066:014 Bunları gördüğünüzde yüreğiniz sevinecek,<br />Bedenleriniz körpe ot gibi tazelenecek.<br />Herkes bilecek ki, RABbin koruyucu eli kullarının,<br />Gazabı ise düşmanlarının üzerindedir.›› 
23O 066:015 Bakın, RAB ateşle geliyor,<br />Savaş arabaları kasırga gibi.<br />Şiddetli öfkesini,<br />Azarını alev alev dökmek üzere. 
23O 066:016 Çünkü O bütün insanlığı ateş ve kılıçla yargılayacak,<br />Pek çok kişiyi öldürecek. 
23O 066:017 ‹‹Bahçelere girmek için kendilerini arıtıp kutsayanlar, domuz, fare ve öteki iğrenç hayvanların etini yiyenlerin ortasında duranı izleyenler hep birlikte yok olacaklar›› diyor RAB, 
23O 066:018 ‹‹Çünkü ben onların eylemlerini de düşüncelerini de bilirim. Bütün ulusları ve dilleri bir araya toplayacağım an geliyor; gelip yüceliğimi görecekler. 
23O 066:019 ‹‹Aralarına bir belirti koyacağım. Onlardan kaçıp kurtulanları uluslara, Tarşişe, Pûla, Luda -yay gerenlere- Tuvala, Yâvana, ünümü duymamış, yüceliğimi görmemiş uzak kıyı halklarına göndereceğim. Uluslar arasında yüceliğimi ilan edecekler. 
23O 066:020 İsrailoğulları tahıl sunularını pak kaplar içinde RABbin Tapınağına nasıl getiriyorsa, onlar da bütün kardeşlerinizi uluslardan atlarla, savaş arabalarıyla, at arabalarıyla, katırlarla, develerle kutsal dağıma, Yeruşalime, RABbe sunu olarak getirecekler.›› Böyle diyor RAB. 
23O 066:021 ‹‹Onların arasından kimilerini kâhin ve Levili olarak seçeceğim›› diyor RAB. 
23O 066:022 ‹‹Çünkü yaratacağım yeni yer ve gök önümde nasıl duracaksa, soyunuz ve adınız da öyle duracak›› diyor RAB. 
23O 066:023 ‹‹Yeni Aydan Yeni Aya, Şabat Gününden Şabat Gününe bütün insanlar önüme gelip bana tapınacaklar›› diyor RAB. 
23O 066:024 ‹‹Dışarı çıktıklarında bana başkaldırmış olanların cesetlerini görecekler. Öylelerini kemiren kurt ölmez, yakan ateş sönmez. Bütün insanlar onlardan iğrenecek.›› 
24O 001:001 Benyamin topraklarında Anatot Kentindeki kâhinlerden Hilkiya oğlu Yeremyanın sözleri. 
24O 001:002 RAB, Yahuda Kralı Amon oğlu Yoşiyanın krallığının on üçüncü yılında Yeremyaya seslendi. 
24O 001:003 RABbin Yeremyaya seslenişi Yahuda Kralı Yoşiya oğlu Yehoyakimin döneminden, Yahuda Kralı Yoşiya oğlu Sidkiyanın krallığının on birinci yılının beşinci ayına dek, yani Yeruşalim halkının sürgüne gönderilmesine dek sürdü. 
24O 001:004 RAB bana şöyle seslendi: 
24O 001:005 ‹‹Ana rahminde sana biçim vermeden önce tanıdım seni.<br />Doğmadan önce seni ayırdım,<br />Uluslara peygamber atadım.›› 
24O 001:006 Bunun üzerine, ‹‹Ah, Egemen RAB, konuşmayı bilmiyorum, çünkü gencim›› diye karşı çıktım. 
24O 001:007 RAB, ‹‹ ‹Gencim› deme›› dedi, ‹‹Seni göndereceğim herkese gidecek, sana buyuracağım her şeyi söyleyeceksin. 
24O 001:008 Onlardan korkma, çünkü seni kurtarmak için ben seninleyim.›› Böyle diyor RAB. 
24O 001:009 Sonra RAB elini uzatıp ağzıma dokundu, ‹‹İşte sözlerimi ağzına koydum›› dedi, 
24O 001:010 ‹‹Bak, ulusların ve ülkelerin kökünden sökülmesi, yıkılıp yok olması, yerle bir edilmesi, kurulup dikilmesi için bugün sana yetki verdim.›› 
24O 001:011 RAB, ‹‹Yeremya, ne görüyorsun?›› diye seslendi. ‹‹Bir badem dalı görüyorum›› diye yanıtladım. 
24O 001:012 RAB, ‹‹Doğru gördün›› dedi, ‹‹Çünkü sözümü yerine getirmek için gözlemekteyim.›› birbirini çağrıştırıyor. 
24O 001:013 RAB yine, ‹‹Ne görüyorsun?›› diye seslendi. ‹‹Kuzeyden bu yöne bakan, kaynayan bir kazan görüyorum›› diye yanıtladım. 
24O 001:014 RAB şöyle dedi:  ‹‹Ülkede yaşayanların tümü üzerine<br />Kuzeyden felaket salıverilecek. birbirini çağrıştırıyor. 
24O 001:015 Çünkü kuzey krallıklarının bütün halklarını çağırıyorum›› diyor RAB.<br />‹‹Kralları gelip Yeruşalim surlarında,<br />Bütün Yahuda kentlerinin karşısında,<br />Yeruşalimin kapı girişlerinde<br />Tahtlarını kuracaklar. 
24O 001:016 Yaptıkları kötülükten ötürü<br />Halkımın cezasını bildireceğim:<br />Beni bıraktılar,<br />Başka ilahlara buhur yakıp<br />Elleriyle yaptıklarına tapındılar. 
24O 001:017 ‹‹Sen kalk, hazırlan! Sana buyuracağım her şeyi onlara söyle. Onlardan yılma! Yoksa onların önünde ben seni yıldırırım. 
24O 001:018 İşte, bütün ülkeye -Yahuda krallarına, önderlerine, kâhinlerine, ülke halkına- karşı bugün seni surlu bir kent, demir bir direk, tunç bir duvar kıldım. 
24O 001:019 Sana savaş açacak, ama seni yenemeyecekler. Çünkü seni kurtarmak için ben seninleyim.›› Böyle diyor RAB. 
24O 002:001 RAB bana şöyle seslendi: 
24O 002:002 ‹‹Git, şunları Yeruşalim halkına duyur. RAB diyor ki,  ‹‹ ‹Gençliğindeki bağlılığını,<br />Gelinliğindeki sevgini,<br />Çölde, ekilmemiş toprakta<br />Beni nasıl izlediğini anımsıyorum. 
24O 002:003 İsrail RAB için kutsal bir halk,<br />Hasadının ilk ürünüydü.<br />Onu yeren herkes suçlu sayılır,<br />Başına felaket gelirdi› ›› diyor RAB. 
24O 002:004 RABbin sözünü dinleyin,<br />Ey Yakup soyu,<br />İsrailin bütün boyları! 
24O 002:005 RAB diyor ki,<br />‹‹Atalarınız bende ne haksızlık buldular da<br />Benden uzaklaştılar?<br />Değersiz putları izleyerek<br />Kendileri de değersiz oldular. 
24O 002:006 ‹Mısırdan bizi çıkaran,<br />Çölde, çukurlarla dolu çorak toprakta,<br />Koyu karanlıkta kalan kurak toprakta,<br />Kimsenin geçmediği,<br />Kimsenin yaşamadığı toprakta<br />Bize yol gösteren RAB nerede?› diye sormadılar. 
24O 002:007 Meyvesini, en iyi ürününü yiyesiniz diye<br />Sizi verimli bir ülkeye getirdim.<br />Oysa siz gelir gelmez ülkemi kirlettiniz,<br />Mülkümü iğrenç bir yere çevirdiniz. 
24O 002:008 Kâhinler, ‹RAB nerede?› diye sormadılar,<br />Kutsal Yasa uzmanları beni tanımadılar,<br />Yöneticiler bana başkaldırdılar;<br />Peygamberler Baal adına peygamberlik edip<br />İşe yaramaz putların ardınca gittiler. 
24O 002:009 ‹‹Bu yüzden sizden yine davacı olacağım›› diyor RAB,<br />‹‹Torunlarınızdan da davacı olacağım. 
24O 002:010 Gidin de Kittim kıyılarına bakın!<br />Kedarfç ülkesine adam gönderip iyice inceleyin,<br />Hiç böyle bir şey oldu mu, olmadı mı görün. ülkeleri temsil ediyor. 
24O 002:011 Hiçbir ulus ilahlarını değiştirdi mi?<br />-Ki onlar zaten tanrı değildirler-<br />Ama benim halkım görkemini<br />İşe yaramaz putlara değişti. ‹‹Görkemimi››. 
24O 002:012 Ey gökler, şaşın buna,<br />Tir tir titreyin, şaşakalın›› diyor RAB. 
24O 002:013 ‹‹Çünkü halkım iki kötülük yaptı:<br />Beni, diri suların pınarını bıraktı,<br />Kendilerine sarnıçlar,<br />Su tutmayan çatlak sarnıçlar kazdılar. 
24O 002:014 -15 186330 İsrail uşak mı?<br />Köle olarak mı doğdu?<br />Öyleyse neden gümbür gümbür kükreyen<br />Genç aslanlara av oldu?<br />Ülkeyi viraneye çevirdiler,<br />Kentler yerle bir edildi, kimsesiz bırakıldı! 
24O 002:016 Nof ve Tahpanhes halkı<br />Kafanı kırdı. 
24O 002:017 Seni yolda yürüten Tanrın RABbi bırakmakla<br />Başına bunları getirdin. 
24O 002:018 Şimdi Şihor suyundan içmek için<br />Mısıra gitmek size yarar sağlar mı?<br />Fırat suyundan içmek için<br />Asura gitmek size ne sağlar? 
24O 002:019 Seni kendi kötülüğün yola getirecek,<br />Dönekliğin seni paylayacak.<br />Tanrın RABbi bırakmanın,<br />Benden korkmamanın<br />Ne kadar kötü, ne kadar acı olduğunu gör de anla.››<br />Her Şeye Egemen Egemen RAB böyle diyor. 
24O 002:020 ‹‹Boyunduruğunu çok önce kırdın,<br />Bağlarını kopardın.<br />‹Kulluk etmeyeceğim› dedin.<br />Gerçekten de her yüksek tepede,<br />Her bol yapraklı ağacın altında<br />Fahişe gibi yatıp kalktın. 
24O 002:021 Oysa ben seni en iyi cinsten<br />Seçme bir asma olarak dikmiştim.<br />Nasıl oldu da yozlaşıp yabanıl asmaya döndün? 
24O 002:022 Çamaşır sodasıyla yıkansan,<br />Bol kül suyu kullansan bile,<br />Suçun önümde yine leke gibi duruyor››<br />Diyor Egemen RAB. 
24O 002:023 ‹‹Öyleyken nasıl, ‹Ben kirlenmedim,<br />Baalları izlemedim› diyebilirsin?<br />Vadide nasıl davrandığına bak da<br />Ne yaptığını anla.<br />Sen orada burada dolaşan<br />Ayağı tez bir dişi devesin. 
24O 002:024 Kösnüyüp havayı koklayan<br />Kıra alışkın yaban eşeğisin.<br />Azgınken kim tutabilir onu?<br />Peşine düşenlerin yorulması gerekmez,<br />Çiftleşme zamanı gelince onu bulurlar. 
24O 002:025 Yalınayak koşmaktan sakın,<br />Susuzluktan boğazını koru.<br />Ama sen, ‹Boş ver!<br />Ben başka ilahları seviyorum,<br />Onları izleyeceğim› dedin. 
24O 002:026 ‹‹Hırsız yakalandığında nasıl utanırsa,<br />İsrailin halkı, kralları, önderleri,<br />Kâhinleri, peygamberleri de öyle utanacak. 
24O 002:027 Onlar ağaca, ‹Babamsın›,<br />Taşa, ‹Bizi sen doğurdun› derler.<br />Çünkü bana yüzlerini değil,<br />Sırtlarını çevirdiler.<br />Ama felakete uğrayınca,<br />‹Kalk da bizi kurtar› diye yakarırlar. 
24O 002:028 Hani nerede kendiniz için yaptığınız ilahlar?<br />Felakete uğradığınızda kurtarabiliyorlarsa,<br />Kalkıp gelsinler.<br />Kentlerinin sayısı kadar<br />İlahların var, ey Yahuda halkı.›› 
24O 002:029 ‹‹Neden bana dava açıyorsunuz?<br />Hepiniz bana başkaldırdınız›› diyor RAB. 
24O 002:030 ‹‹Halkınızı boşuna cezalandırdım, yola gelmediler.<br />Kılıcınız yırtıcı aslan gibi öldürdü peygamberlerinizi. 
24O 002:031 ‹‹Ey siz, bu kuşağın çocukları,<br />RABbin sözünü anlayın!<br />Ben İsrail için bir çöl,<br />Kapkaranlık bir ülke mi oldum?<br />Öyleyse halkım neden, ‹Başımıza buyruğuz,<br />Artık sana dönmeyeceğiz› diyor? 
24O 002:032 Erden kız takılarını,<br />Gelin çeyizini unutabilir mi?<br />Ama halkım sayısız günlerce unuttu beni. 
24O 002:033 Aşkı kovalamakta<br />Ne kadar beceriklisin!<br />Kötü kadınlara bile kendi yöntemlerini öğretebildin. 
24O 002:034 Eteğin suçsuz yoksulların kanıyla lekelenmiş,<br />Oysa ev soyarken yakalamadın onları.<br />Bütün bunlara karşın, 
24O 002:035 ‹Ben suçsuzum,<br />Kuşkusuz RABbin bana öfkesi dindi› diyorsun.<br />Ama ‹Günah işlemedim› dediğin için<br />Yargılayacağım seni. 
24O 002:036 Neden boyuna döneklik yapıp duruyorsun?<br />Asurda düşkırıklığına uğradığın gibi,<br />Mısırda da düşkırıklığına uğrayacaksın. 
24O 002:037 Oradan da ellerin başında çıkacaksın,<br />Çünkü RAB senin güvendiklerini reddetti;<br />Onlardan yarar sağlamayacaksın.›› 
24O 003:001 ‹‹Diyelim ki, bir adam karısını boşar,<br />Kadın da onu bırakıp başka biriyle evlenir.<br />Adam bir daha o kadına döner mi?<br />Bu davranış ülkeyi büsbütün kirletmez mi?<br />Oysa sen pek çok oynaşla fahişelik ettin,<br />Yine bana mı dönmek istiyorsun?›› diyor RAB. 
24O 003:002 ‹‹Çıplak tepelere bak da gör.<br />Sevişmediğin yer mi kaldı?<br />Çölde yaşayan bedevi gibi<br />Yol kenarlarında oynaşlarını bekleyip durdun.<br />Fahişeliğinle, kötülüklerinle ülkeyi kirlettin. 
24O 003:003 Bu yüzden yağmurların ardı kesildi,<br />Son yağmur yağmadı.<br />Yüzsüz bir fahişeye benzedin,<br />Utanç duymak istemedin. 
24O 003:004 ‹Baba, gençliğimden beri<br />Benim dostumsun› diye az önce bana seslenmedin mi? 
24O 003:005 ‹Sonsuza dek kızgın mı kalacaksın?<br />Öfken sonsuza dek mi sürecek?›<br />Evet, böyle konuşuyor,<br />Ama elinden gelen her kötülüğü yapıyorsun.›› 
24O 003:006 Kral Yoşiya döneminde RAB bana, ‹‹Dönek İsrailin yaptığını gördün mü?›› dedi, ‹‹Her yüksek tepenin üzerine, her bol yapraklı ağacın altına gidip fahişelik etti. 
24O 003:007 Bütün bunları yaptıktan sonra bana geri döneceğini düşündüm, ama dönmedi. Hain kızkardeşi Yahuda da gördü bunları. 
24O 003:008 Fahişeliği yüzünden dönek İsraili boşayıp ona boşanma belgesini verdiğim halde, kızkardeşi hain Yahudanın hiç korkmadığını, gidip fahişelik ettiğini gördüm. 
24O 003:009 Hiç umursamadan fahişeliğiyle ülkeyi kirletti; taşla, ağaçla zina etti. 
24O 003:010 Bütün bunlara karşın, hain kızkardeşi Yahuda içtenlikle değil, göstermelik olarak bana döndü.›› Böyle diyor RAB. 
24O 003:011 RAB bana, ‹‹Dönek İsrail hain Yahudadan daha doğru olduğunu gösterdi›› dedi, 
24O 003:012 ‹‹Git, bu sözleri kuzeye duyur. De ki,  ‹‹ ‹Ey dönek İsrail, geri dön› diyor RAB.<br />‹Size artık öfkeyle bakmayacağım,<br />Çünkü ben sevecenim› diyor RAB.<br />‹Öfkemi sonsuza dek sürdürmem. 
24O 003:013 Ancak suçunu kabul et:<br />Tanrın RABbe başkaldırdın,<br />Her bol yapraklı ağacın altında<br />Sevgini yabancı ilahlarla paylaştın,<br />Beni dinlemedin.› ››<br />Böyle diyor RAB. 
24O 003:014 ‹‹Geri dön, ey dönek halk›› diyor RAB, ‹‹Çünkü kocan benim. Birinizi kentten, ikinizi bir boydan alıp Siyona geri getireceğim. 
24O 003:015 Size gönlüme göre çobanlar vereceğim; sizi bilgiyle, sağduyuyla güdecekler. 
24O 003:016 Ülkede büyüyüp sayıca çoğaldığınız günlerde›› diyor RAB, ‹‹Halk artık, ‹RABbin Antlaşma Sandığı› demeyecek. Sandık bir daha kimsenin aklına gelmeyecek; anımsanmayacak, özlenmeyecek, bir yenisi de yapılmayacak. 
24O 003:017 O zaman Yeruşalime, ‹RABbin Tahtı› diyecekler. RABbin adını onurlandırmak için bütün uluslar Yeruşalimde toplanacak. Bundan böyle kötü yüreklerinin inadı uyarınca davranmayacaklar. 
24O 003:018 O günlerde Yahuda halkıyla İsrail halkı kuzeyde bir ülkeden birlikte yürüyecek, atalarına mülk olarak vermiş olduğum ülkede bir araya gelecekler. 
24O 003:019 ‹‹Ben RAB, demiştim ki,  ‹Ne kadar isterdim<br />Seni çocuklarımdan saymayı;<br />Sana güzel ülkeyi,<br />Ulusların en güzel mülkünü vermeyi!<br />Bana baba diyeceğini,<br />Benden hiç ayrılmayacağını sandım. 
24O 003:020 Ama bir kadın kocasına nasıl ihanet ederse,<br />Sen de bana öyle ihanet ettin, ey İsrail halkı!› ››<br />Böyle diyor RAB. 
24O 003:021 Çıplak tepelerde bir ses duyuluyor,<br />İsrail halkının ağlayışı ve yakarışı.<br />Çünkü doğru yoldan saptılar,<br />Tanrıları RABbi unuttular. 
24O 003:022 ‹‹Geri dönün, ey dönek çocuklar,<br />Dönekliğinizi iyileştireyim.››  Halk, ‹‹İşte buradayız, sana geliyoruz!›› diyor,<br />‹‹Çünkü Tanrımız RAB sensin. 
24O 003:023 Kuşkusuz dağlardan,<br />Tepelerden gelen tapınma sesleri aldatıcıdır.<br />Kuşkusuz İsrailin kurtuluşu Tanrımız RABdedir. 
24O 003:024 Gençliğimizden bu yana<br />Atalarımızın emeğinin ürününü,<br />Davarlarını, sığırlarını,<br />Oğullarını, kızlarını<br />Utanılası putlar yedi. 
24O 003:025 Utanç içinde yatalım,<br />Rezilliğimiz bizi örtsün!<br />Çünkü biz de atalarımız da<br />Gençliğimizden bu yana<br />Tanrımız RAB'be karşı günah işledik,<br />Tanrımız RAB'bin sesine kulak asmadık.›› 
24O 004:001 ‹‹Eğer geri dönersen, ey İsrail,<br />Eğer bana geri dönersen›› diyor RAB,<br />‹‹İğrenç putlarını gözümün önünden uzaklaştırır,<br />Bir daha yoldan sapmazsan; 
24O 004:002 ‹RABbin varlığı hakkı için› diyerek<br />Sadakatle, adaletle, doğrulukla ant içersen,<br />Uluslar Onun aracılığıyla kutsanacak,<br />Onunla övünecekler.›› 
24O 004:003 RAB Yahuda ve Yeruşalim halkına şöyle diyor:<br />‹‹İşletilmemiş toprağınızı sürün,<br />Dikenler arasına ekmeyin. 
24O 004:004 Ey sizler, Yahuda halkı ve Yeruşalimde yaşayanlar,<br />Kendinizi RABbe adayın,<br />Bunu engelleyen her şeyi yüreğinizden uzaklaştırın.<br />Yoksa yaptığınız kötülüklerden ötürü<br />Öfkem ateş gibi yağacak,<br />Her şeyi yiyip bitirecek<br />Ve söndüren olmayacak.›› yüreğinizden uzaklaştırın››: İbranice ‹‹Kendinizi de yüreğinizi de RAB için sünnet edin››. 
24O 004:005 ‹‹Yahudada duyurun,<br />Yeruşalimde ilan edin,<br />‹Ülkede boru çalın!› deyin,<br />‹Toplanın› diye haykırın,<br />‹Surlu kentlere kaçalım!› 
24O 004:006 Siyona giden yolu gösteren<br />Bir işaret koyun!<br />Güvenliğiniz için kaçın!<br />Durmayın!<br />Üzerinize kuzeyden felaket,<br />Büyük yıkım getirmek üzereyim.›› 
24O 004:007 Aslan ininden çıktı,<br />Ulusları yok eden yola koyuldu.<br />Ülkenizi viran etmek için<br />Yerinden ayrıldı.<br />Kentleriniz yerle bir edilecek,<br />İçlerinde yaşayan kalmayacak. 
24O 004:008 Onun için çula sarının,<br />Dövünüp haykırın,<br />Çünkü RABbin kızgın öfkesi üzerimizden kalkmadı. 
24O 004:009 ‹‹O gün›› diyor RAB,<br />‹‹Kral da önderler de yılacak,<br />Kâhinler şaşkına dönecek,<br />Peygamberler donakalacak.›› 
24O 004:010 O zaman, ‹‹Ah, Egemen RAB›› dedim, ‹‹ ‹Esenlikte olacaksınız› diyerek bu halkı da Yeruşalimi de tam anlamıyla aldattın. Çünkü kılıç boğazımıza dayandı.›› 
24O 004:011 O zaman bu halka ve Yeruşalime, ‹‹Çöldeki çıplak tepelerden halkıma doğru sıcak bir rüzgar esiyor, ama harman savurmak ya da ayırmak için değil›› denecek, 
24O 004:012 ‹‹Benden gelen bu rüzgar çok daha güçlü olacak. Şimdi bu halka yargılarımı bildiriyorum.›› 
24O 004:013 İşte düşman bulut gibi ilerliyor;<br />Savaş arabaları kasırga sanki,<br />Atları kartallardan daha çevik.<br />Vay başımıza! Mahvolduk! 
24O 004:014 Ey Yeruşalim, yüreğini kötülükten arındır ki,<br />Kurtulasın.<br />Ne zamana dek yüreğinde kötü düşünceler barındıracaksın? 
24O 004:015 Dandan bir ses bildiriyor,<br />Efrayim dağlarından kötü haber duyuruyor! 
24O 004:016 ‹‹Uluslara duyurun,<br />Yeruşalime bildirin:<br />‹Uzak bir ülkeden gelen ordu çevresini kuşatacak,<br />Yahuda kentlerine karşı<br />Savaş naraları atacaklar. 
24O 004:017 Bir tarlayı koruyanlar gibi<br />Kuşatacaklar Yeruşalimi.<br />Çünkü Yeruşalim bana başkaldırdı› ›› diyor RAB. 
24O 004:018 ‹‹Kendi davranışların, kendi yaptıkların<br />Başına gelmesine neden oldu bunların.<br />Cezan bu.<br />Ne acı!<br />Nasıl da yüreğine işliyor!›› 
24O 004:019 Ah, içim, içim!<br />Acıdan kıvranıyorum.<br />Ah, yüreğim, yüreğim çarpıyor.<br />Sessiz duramıyorum!<br />Çünkü boru sesini, savaş naralarını işittim! 
24O 004:020 Felaket felaketi izliyor,<br />Bütün ülke viran oldu.<br />Bir anda çadırlarım,<br />Perdelerim yok oldu. 
24O 004:021 Ne zamana dek düşman sancağını görmek,<br />Boru sesini duymak zorunda kalacağım? 
24O 004:022 ‹‹Halkım akılsızdır,<br />Beni tanımıyor.<br />Aptal çocuklardır,<br />Akılları yok.<br />Kötülük etmeyi iyi bilir,<br />İyilik etmeyi bilmezler›› diyor RAB. 
24O 004:023 Ben Yeremya yere baktım, şekilsizdi, boştu,<br />Göğe baktım, ışık yoktu. 
24O 004:024 Dağlara baktım, titriyorlardı,<br />Bütün tepeler sarsılıyordu. 
24O 004:025 Baktım, insan yoktu,<br />Gökte uçan bütün kuşlar kaçmıştı. 
24O 004:026 Baktım, verimli toprak çöle dönmüş,<br />Bütün kentler yıkılmıştı.<br />Bütün bunlar RABbin yüzünden,<br />Onun kızgın öfkesi yüzünden olmuştu. 
24O 004:027 RAB diyor ki,<br />‹‹Bütün ülke viran olacak,<br />Ama onu büsbütün yok etmeyeceğim. 
24O 004:028 Bu yüzden yeryüzü yasa gömülecek,<br />Gök kararacak;<br />Çünkü ben söyledim, ben tasarladım.<br />Fikrimi değiştirmeyecek,<br />Verdiğim karardan dönmeyeceğim.›› 
24O 004:029 Her kentin halkı,<br />Atlılarla okçuların gürültüsünden kaçıyor.<br />Kimi çalılıklara giriyor,<br />Kimi kayalıklara tırmanıyor.<br />Bütün kentler terk edildi,<br />Oralarda kimse yaşamıyor. 
24O 004:030 Ey sen, viran olmuş kent,<br />Kırmızı giysiler giymekle,<br />Altın süsler bezenmekle,<br />Gözüne sürme çekmekle ne elde edeceksin?<br />Kendini böyle güzelleştirmen boşuna.<br />Oynaşların seni küçümsüyor,<br />Canını almak istiyorlar. 
24O 004:031 Sancı çeken kadının haykırışını,<br />İlk çocuğunu doğuran kadının çektiği acıyı,<br />Ellerini uzatmış, soluğu kesilmiş Siyon kızının,<br />‹‹Eyvah! Katillerin karşısında bayılıyorum››<br />Diye haykırdığını işitir gibi oldum. 
24O 005:001 ‹‹Yeruşalim sokaklarında dolaşın,<br />Çevrenize bakıp düşünün,<br />Kent meydanlarını araştırın.<br />Eğer adil davranan,<br />Gerçeği arayan bir kişi bulursanız,<br />Bu kenti bağışlayacağım. 
24O 005:002 ‹RABbin varlığı hakkı için› deseler de,<br />Aslında yalan yere ant içiyorlar.›› 
24O 005:003 Ya RAB, gözlerin gerçeği arıyor.<br />Onları vurdun, ama incinmediler,<br />Onları yiyip bitirdin,<br />Ama yola gelmeyi reddettiler.<br />Yüzlerini kayadan çok sertleştirdiler,<br />Geri dönmek istemediler. 
24O 005:004 ‹‹Bunlar sadece yoksul kişiler,<br />Akılsızlar›› dedim,<br />‹‹Çünkü RABbin yolunu,<br />Tanrılarının buyruklarını bilmiyorlar. 
24O 005:005 Büyüklere gidip onlarla konuşayım.<br />RABbin yolunu,<br />Tanrılarının buyruklarını bilirler kuşkusuz.››<br />Gelgelelim onlar da boyunduruğu kırmış,<br />Bağları koparmıştı. 
24O 005:006 Bu yüzden ormandan bir aslan çıkıp onlara saldıracak,<br />Çölden gelen bir kurt onları parça parça edecek,<br />Bir pars kentlerinin önünde pusu kuracak,<br />Oradan çıkan herkes parçalanacak.<br />Çünkü isyanları çok,<br />Döneklikleri sayısızdır. 
24O 005:007 ‹‹Yaptıklarından ötürü neden bağışlayayım seni?<br />Çocukların beni terk etti,<br />Tanrı olmayan ilahların adıyla ant içtiler.<br />Onları doyurduğumda zina ettiler,<br />Fahişelerin evlerine doluştular. 
24O 005:008 Şehvet düşkünü, besili aygırlar!<br />Her biri komşusunun karısına kişniyor. 
24O 005:009 Bu yüzden onları cezalandırmayayım mı?›› diyor RAB,<br />‹‹Böyle bir ulustan öcümü almayayım mı? 
24O 005:010 ‹‹Bağlarını dolaşıp<br />Asmalarını kesin,<br />Ama büsbütün yok etmeyin.<br />Dallarını koparıp atın,<br />Çünkü onlar RABbe ait değil. 
24O 005:011 İsrail ve Yahuda halkı<br />Bana sürekli ihanet etti›› diyor RAB. 
24O 005:012 RAB için yalan söyleyerek,<br />‹‹O bir şey yapmaz.<br />Felaket bize uğramayacak,<br />Kılıç da kıtlık da görmeyeceğiz›› dediler. 
24O 005:013 Peygamberler lafebesidir,<br />Tanrının sözü onlarda değil.<br />Onlara böyle yapılacak. 
24O 005:014 Bu yüzden, Her Şeye Egemen RAB Tanrı diyor ki,<br />‹‹Madem böyle şeyler konuşuyorsunuz,<br />Ben de sözümü ağzınıza ateş,<br />Bu halkı da odun edeceğim;<br />Ateş onları yakıp yok edecek. 
24O 005:015 Ey İsrail halkı,<br />Uzaktan gelecek bir ulusu<br />Üzerinize saldırtacağım›› diyor RAB,<br />‹‹Köklü, eski bir ulus;<br />Sen onların dilini bilmez,<br />Ne dediklerini anlamazsın. 
24O 005:016 Oklarının kılıfı açık bir mezar gibidir,<br />Hepsi birer yiğittir. 
24O 005:017 Ürününü, yiyeceklerini tüketecek,<br />Oğullarını, kızlarını öldürecekler;<br />Davarlarını, sığırlarını,<br />Asmalarının, incir ağaçlarının meyvesini yiyecek,<br />Güvendiğin surlu kentlerini<br />Kılıçla yerle bir edecekler. 
24O 005:018 ‹‹Ama o günlerde bile sizi büsbütün yok etmeyeceğim›› diyor RAB. 
24O 005:019 ‹‹ ‹Tanrımız RAB neden bize bütün bunları yaptı?› diye sorduklarında, şöyle yanıtlayacaksın: ‹Beni nasıl bıraktınız, ülkenizde yabancı ilahlara nasıl kulluk ettinizse, siz de kendinize ait olmayan bir ülkede yabancılara öyle kulluk edeceksiniz.› 
24O 005:020 ‹‹Yakup soyuna bildirin,<br />Yahuda halkına duyurun: 
24O 005:021 Ey gözleri olan ama görmeyen,<br />Kulakları olan ama işitmeyen,<br />Sağduyudan yoksun akılsız halk,<br />Şunu dinle: 
24O 005:022 Benden korkman gerekmez mi?›› diyor RAB,<br />‹‹Huzurumda titremen gerekmez mi?<br />Ben ki, sonsuza dek geçerli bir kuralla<br />Denize sınır olarak kumu koydum.<br />Deniz sınırı geçemez;<br />Dalgalar kabarsa da üstün gelemez,<br />Kükrese de sınırı aşamaz. 
24O 005:023 Ama bu halkın yüreği asi ve inatçı.<br />Sapmışlar, kendi yollarına gitmişler. 
24O 005:024 İçlerinden,<br />‹İlk ve son yağmurları zamanında yağdıran,<br />Belli ürün biçme haftalarını bizim için koruyan<br />Tanrımız RABden korkalım› demiyorlar. 
24O 005:025 Bunları uzaklaştıran suçlarınızdı,<br />Bu iyilikten sizi yoksun bırakan günahlarınızdı. 
24O 005:026 ‹‹Halkım arasında kötü kişiler var.<br />Kuş avlamak için pusuya yatanlar gibi<br />Tuzak kuruyor, insan yakalıyorlar. 
24O 005:027 Kuş dolu bir kafes nasılsa,<br />Onların evleri de hileyle dolu.<br />Bu sayede güçlenip zengin oldular, 
24O 005:028 Semirip parladılar,<br />Yaptıkları kötülüklerle sınırı aştılar.<br />Kazanabilecekleri halde öksüzün davasına bakmıyor,<br />Yoksulun hakkını savunmuyorlar. 
24O 005:029 Bu yüzden onları cezalandırmayayım mı?›› diyor RAB,<br />‹‹Böyle bir ulustan öcümü almayayım mı? 
24O 005:030 ‹‹Ülkede korkunç, dehşet verici bir şey oldu: 
24O 005:031 Peygamberler yalan peygamberlik ediyor,<br />Halkı başına buyruk kâhinler yönetiyor,<br />Halkım da bunu benimsiyor.<br />Ama bunun sonunda ne yapacaksınız?›› 
24O 006:001 ‹‹Güvenliğiniz için kaçın, ey Benyamin halkı!<br />Yeruşalimden kaçın!<br />Tekoada boru çalın!<br />Beythakkereme bir işaret koyun.<br />Çünkü kuzeyden bir felaket,<br />Büyük bir yıkım gelecek gibi görünüyor. 
24O 006:002 Siyon kızını, o güzel, narin kızı yok edeceğim. 
24O 006:003 Çobanlar sürüleriyle ona geliyor,<br />Çevresinde çadırlarını kuracaklar.<br />Herkes kendi sürüsünü otlatacak.›› 
24O 006:004 ‹‹Yeruşalime karşı savaş hazırlığı yapın!<br />Kalkın, öğleyin saldırıya geçelim!<br />Vay halimize, gün kararıyor!<br />Akşamın gölgeleri gitgide uzuyor. 
24O 006:005 Haydi, gece saldırıya geçelim,<br />Kentin kalelerini yerle bir edelim.›› 
24O 006:006 Her Şeye Egemen RAB diyor ki,<br />‹‹Ağaçları kesin,<br />Yeruşalime karşı kuşatma rampaları yapın.<br />Bu kent cezalandırılmalı,<br />İçinde zorbalıktan başka bir şey yok. 
24O 006:007 Kuyu suyunu nasıl taze tutuyorsa,<br />Yeruşalim de kötülüğünü öyle taze tutuyor.<br />Şiddet ve yıkım yankılanıyor orada,<br />Karşımda hep hastalık ve yaralar var. 
24O 006:008 Uyarılara kulak ver, ey Yeruşalim!<br />Yoksa seni bırakacağım,<br />Seni bir viraneye,<br />Oturulmaz bir ülkeye çevireceğim.›› 
24O 006:009 Her Şeye Egemen RAB diyor ki,<br />‹‹Asmadan nasıl üzüm toplanırsa,<br />İsrail halkından geride kalanları da öyle toplayacaklar.<br />Üzüm toplayan biri gibi<br />Elini yine asma dallarına uzat.›› 
24O 006:010 İşitsinler diye kiminle konuşayım,<br />Kimi uyarayım?<br />Kulakları tıkalı, işitemiyorlar.<br />RABbin sözünü aşağılıyor,<br />Ondan hoşlanmıyorlar. 
24O 006:011 Bu yüzden RABbin öfkesiyle doluyum,<br />Kendimi tutmaktan yoruldum.<br />‹‹Sokaktaki çocukların,<br />Toplanan gençlerin üzerine boşalt öfkeni.<br />Nasıl olsa karı da koca da,<br />Yaşlı da yıllarca yaşamış olan da kurtulamayacak. 
24O 006:012 Evleri, tarlaları, karıları<br />Başkalarına verilecek,<br />Çünkü ülkede yaşayanlara karşı<br />Elimi kaldıracağım›› diyor RAB. 
24O 006:013 ‹‹Küçük büyük herkes kazanç peşinde,<br />Peygamberler, kâhinler, hepsi halkı aldatıyor. 
24O 006:014 Esenlik yokken,<br />‹Esenlik, esenlik› diyerek<br />Halkımın yarasını sözde iyileştirdiler. 
24O 006:015 Yaptıkları iğrençliklerden utandılar mı?<br />Hayır, ne utanması?<br />Kızarıp bozarmanın ne olduğunu bile bilmiyorlar.<br />Bu yüzden onlar da düşenlerin arasında yer alacak,<br />Onları cezalandırdığımda sendeleyip düşecekler›› diyor RAB. 
24O 006:016 RAB diyor ki,<br />‹‹Yol kavşaklarında durup bakın,<br />Eski yolları sorun,<br />İyi yol nerede, öğrenin,<br />O yolda yürüyün,<br />Canlarınız rahata kavuşur.<br />Ama onlar, ‹O yolda yürümeyiz› dediler. 
24O 006:017 Size bekçiler atayıp,<br />‹Boru sesini dinleyin› dedim,<br />Ama onlar, ‹Dinlemeyiz› dediler. 
24O 006:018 Bundan ötürü, ey uluslar,<br />Başlarına neler geleceğini işitin!<br />Sen de anla, ey topluluk! 
24O 006:019 Dinle, ey yeryüzü!<br />Bu halkın üzerine felaket,<br />Kendi kurduğu düzenin sonucunu getirmek üzereyim.<br />Çünkü sözlerime kulak asmadılar,<br />Kutsal Yasamı reddettiler. 
24O 006:020 Neden bana Sabadan günnük,<br />Uzak bir ülkeden güzel kokulu kamış getiriliyor?<br />Yakmalık sunularınızı kabul etmiyorum,<br />Kurbanlarınızdan hoşnut değilim.›› 
24O 006:021 Bu yüzden RAB diyor ki,<br />‹‹Bu halkın önüne tökezler koyacağım,<br />Babalar da oğullar da<br />Tökezleyip birlikte düşecek,<br />Komşu dostuyla birlikte yok olacak.›› 
24O 006:022 RAB diyor ki,<br />‹‹İşte kuzeyden bir ordu geliyor.<br />Dünyanın uçlarından<br />Büyük bir ulus harekete geçiyor. 
24O 006:023 Yay, pala kuşanmışlar,<br />Gaddar ve acımasızlar.<br />Atlara binmiş gelirken,<br />Kükreyen denizi andırıyor sesleri.<br />Savaşa hazır savaşçılar<br />Karşına dizilecekler, ey Siyon kızı!›› 
24O 006:024 Haberlerini aldık,<br />Ellerimizde derman kalmadı.<br />Doğuran kadın gibi<br />Üzüntü, sancı sardı bizi. 
24O 006:025 Kırlara çıkmayın,<br />Yolda yürümeyin!<br />Düşmanın kılıcı orada,<br />Her yer dehşet içinde. 
24O 006:026 Ey halkım, çula sarın,<br />Kül içinde yuvarlan.<br />Biricik oğul için yas tutar gibi<br />Acı acı dövün.<br />Çünkü yok edici ansızın gelecek üzerimize. 
24O 006:027 ‹‹Seni halkımı deneyesin diye atadım,<br />Öyle ki, onları tanıyıp yollarını sınayasın. 
24O 006:028 Hepsi de çok dikbaşlı,<br />Onu bunu çekiştirerek dolaşan insanlardır,<br />Tunç kadar, demir kadar katıdırlar.<br />Hepsi baştan çıkmıştır. 
24O 006:029 Körük üfürdükçe üfürüyor,<br />Kurşunu ateşte eritiyor,<br />Ama boşunadır yapılan işlem,<br />Çünkü kötüler arınmıyor. 
24O 006:030 Onlara gümüş artığı denecek,<br />Çünkü RAB onları reddetti.›› 
24O 007:001 RAB Yeremyaya şöyle seslendi: 
24O 007:002 ‹‹RABbin Tapınağının kapısında durup şu sözü duyur. De ki, ‹‹ ‹RABbin sözünü dinleyin, ey RABbe tapınmak için bu kapılardan giren Yahuda halkı! 
24O 007:003 İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB diyor ki: Yaşantınızı ve uygulamalarınızı düzeltin. O zaman burada kalmanızı sağlarımfı. 
24O 007:004 ‹‹RABbin Tapınağı, RABbin Tapınağı, RABbin Tapınağı buradadır!›› gibi aldatıcı sözlere güvenmeyin. 
24O 007:005 Eğer yaşantınızı ve uygulamalarınızı gerçekten düzeltir, birbirinize karşı adil davranır, 
24O 007:006 yabancıya, öksüze, dula haksızlık etmez, burada suçsuz kanı akıtmaz, sizi yıkıma götüren başka ilahların ardınca gitmezseniz, 
24O 007:007 burada, sonsuza dek atalarınıza vermiş olduğum ülkede kalmanızı sağlarımfı. 
24O 007:008 Ne var ki, sizler işe yaramaz aldatıcı sözlere güveniyorsunuz. 
24O 007:009 -10 187810 ‹‹ ‹Çalmak, adam öldürmek, zina etmek, yalan yere ant içmek, Baala buhur yakmak, tanımadığınız başka ilahların ardınca gitmek, bütün bu iğrençlikleri yapmak için mi bana ait olan tapınağa gelip önümde duruyor, güvenlikteyiz diyorsunuz? 
24O 007:011 Bana ait olan bu tapınak sizin için bir haydut ini mi oldu? Ama ben görüyorum neler yaptığınızı!› diyor RAB. 
24O 007:012 ‹‹ ‹Daha önce adımı yerleştirmiş olduğum Şilodaki yerime gidin. Halkım İsrailin kötülüğü yüzünden ona ne yaptığımı görün. 
24O 007:013 Bütün bunları yaptınız, diyor RAB, size defalarca seslendim ama dinlemediniz; sizi çağırdım ama yanıt vermediniz. 
24O 007:014 Bu yüzden Şiloya ne yaptımsa, bana ait olan, güvendiğiniz bu tapınağa da -sizlere, atalarınıza vermiş olduğum bu yere de- aynısını yapacağım. 
24O 007:015 Kardeşlerinizi, bütün Efrayim soyunu nasıl attıysam, sizleri de öyle atacağım huzurumdan.› 
24O 007:016 ‹‹Sana gelince, ey Yeremya, bu halk için yalvarma; onlar için ne yakar ne de dilekte bulun; bana yalvarıp yakarma, çünkü seni dinlemeyeceğim. 
24O 007:017 Onların Yahuda kentlerinde, Yeruşalim sokaklarında neler yaptıklarını görmüyor musun? 
24O 007:018 Çocuklar odun topluyor, babalar ateş yakıyor, kadınlar Gök Kraliçesine pide pişirmek için hamur yoğuruyor. Beni öfkelendirmek için başka ilahlara dökmelik sunular sunuyorlar. 
24O 007:019 İncittikleri ben miyim, diyor RAB. Hayır, kendilerini inciterek utanca boğuyorlar. 
24O 007:020 ‹‹Bu yüzden Egemen RAB diyor ki, ‹Buranın üzerine, insanın, hayvanın, kırdaki ağaçların, toprağın ürününün üzerine kızgın öfkemi yağdıracağım. Yakıp yok edecek her şeyi, sönmeyecek.› 
24O 007:021 ‹‹İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB diyor ki, ‹Yakmalık sunularınızı öbür kurbanlarınıza ekleyin de et yiyin. 
24O 007:022 Çünkü atalarınızı Mısırdan çıkardığımda, yakmalık sunularla kurbanlar hakkında onlara seslenip buyruk vermedim. 
24O 007:023 Onlara şunu buyurdum: Sözümü dinlerseniz, ben sizin Tanrınız, siz de benim halkım olursunuz. İyilik bulmanız için her konuda size buyurduğum yolda yürüyün. 
24O 007:024 Ne var ki, dinlemediler, kulak asmadılar; kendi isteklerinin, kötü yüreklerinin inadı doğrultusunda yürüdüler. İleri değil, geri gittiler. 
24O 007:025 Atalarınızın Mısırdan çıktığı günden bu yana, size her gün defalarca peygamber kullarımı gönderdim. 
24O 007:026 Ama beni dinlemediniz, kulak asmadınız. İnat ederek atalarınızdan daha çok kötülük yaptınız.› 
24O 007:027 ‹‹Onlara bütün bunları söyleyeceksin ama seni dinlemeyecekler. Onları çağıracaksın ama yanıt vermeyecekler. 
24O 007:028 Bunun için onlara de ki, ‹Tanrısı RABbin sözünü dinlemeyen, ders almayan ulus işte budur. Bana bağlılıkları yok oldu, bağlılıktan söz etmez oldular. 
24O 007:029 ‹‹ ‹Saçını kes ve at, ey Yeruşalim,<br />Çıplak tepeler üzerinde ağıt yak.<br />Çünkü RAB, öfkesine uğramış kuşağı<br />Reddedip terk etti.› ›› 
24O 007:030 ‹‹ ‹Yahuda halkı gözümde kötü olanı yaptı, diyor RAB. Bana ait olan bu tapınağa iğrenç putlarını yerleştirerek onu kirlettiler. 
24O 007:031 Oğullarını, kızlarını ateşte kurban etmek için Ben-Hinnom Vadisinde, Tofette puta tapılan yerler kurdular. Böyle bir şeyi ne buyurdum ne de aklımdan geçirdim. 
24O 007:032 Bundan ötürü oraya artık Tofet ya da Ben-Hinnom Vadisi değil, Kıyım Vadisi deneceği günler geliyor, diyor RAB. Tofette yer kalmayana dek gömecekler ölüleri. 
24O 007:033 Bu halkın ölüleri yırtıcı kuşlara, yabanıl hayvanlara yem olacak; onları korkutup kaçıran kimse olmayacak. 
24O 007:034 Yahuda kentlerinde, Yeruşalim sokaklarında sevinç ve neşe sesine, gelin güvey sesine son vereceğim; ülke viraneye dönecek. 
24O 008:001 ‹‹ ‹O zaman, diyor RAB, Yahuda krallarıyla önderlerinin, kâhinlerin, peygamberlerin, Yeruşalimde yaşamış olanların kemikleri mezarlarından çıkarılacak. 
24O 008:002 Toplanmayacak, gömülmeyecek kemikler, toprağın üzerinde gübre gibi olacaklar. Yeruşalim halkının sevdiği, kulluk ettiği, izlediği, danıştığı, taptığı güneşin, ayın, gök cisimlerinin önüne serilecekler. 
24O 008:003 Bu kötü ulustan bütün sağ kalanlar, kendilerini sürdüğüm yerlerde yaşayanlar, ölümü yaşama yeğleyecekler. Her Şeye Egemen RAB böyle diyor.› 
24O 008:004 ‹‹Onlara de ki, ‹RAB şöyle diyor:  ‹‹ ‹İnsan yere düşer de kalkmaz mı,<br />Yoldan sapar da geri dönmez mi? 
24O 008:005 Öyleyse neden bu halk yoldan saptı?<br />Neden Yeruşalim sürekli döneklik ediyor?<br />Hileye yapışıyor,<br />Geri dönmeyi reddediyorlar. 
24O 008:006 Dikkatle dinledim,<br />Ama doğru söylemiyorlar.<br />Kimse, ne yaptım, diyerek kötülüğünden pişmanlık duymuyor.<br />Savaşta seğirten at gibi<br />Herkes kendi yoluna gidiyor. 
24O 008:007 Gökteki leylek bile<br />Belli mevsimlerini bilir.<br />Kumru da kırlangıç da turna da<br />Göç etme zamanını gözetir.<br />Oysa halkım buyruklarımı bilmez. 
24O 008:008 ‹‹ ‹Nasıl, biz bilge kişileriz,<br />RABbin Yasası bizdedir, diyebiliyorsunuz?<br />İşte, bilginlerin yalancı kalemi<br />Yasayı yalana çevirmiş. 
24O 008:009 Bilgeler utandırıldı,<br />Yıldırılıp ele geçirildi.<br />RABbin sözünü reddettiler.<br />Nasıl bir bilgelikmiş onlarınki? 
24O 008:010 Bundan ötürü karılarını başkalarına,<br />Tarlalarını sahiplenecek yeni kişilere vereceğim.<br />Küçük büyük herkes kazanç peşinde,<br />Peygamberler, kâhinler, hepsi halkı aldatıyor. 
24O 008:011 Esenlik yokken,<br />Esenlik, esenlik, diyerek<br />Halkımın yarasını sözde iyileştirdiler. 
24O 008:012 Yaptıkları iğrençliklerden utandılar mı?<br />Hayır, ne utanması?<br />Kızarıp bozarmanın ne olduğunu bile bilmiyorlar.<br />Bu yüzden onlar da düşenlerin arasında yer alacak,<br />Cezalandırıldıklarında sendeleyip düşecekler› diyor RAB. 
24O 008:013 ‹‹ ‹Onları büsbütün yok edeceğim, diyor RAB,<br />Ne asmada üzüm kalacak,<br />Ne incir ağacında incir.<br />Yaprakları solup kuruyacak.<br />Onlara ne verdiysem,<br />Ellerinden alınacak.› ›› 
24O 008:014 ‹‹Neden burada oturup duruyoruz?<br />Toplanalım da surlu kentlere kaçalım,<br />Orada ölelim!<br />Tanrımız RAB bizi ölüme terk etti,<br />Bize zehirli su içirdi.<br />Çünkü Ona karşı günah işledik. 
24O 008:015 Esenlik bekledik, iyilik gelmedi.<br />Şifa umduk, yılgınlık bulduk. 
24O 008:016 Düşman atlarının hırıltısı<br />Dan bölgesinden duyuluyor,<br />Aygırlarının kişnemesinden<br />Bütün ülke titriyor.<br />Ülkeyi ve içindeki her şeyi,<br />Kenti ve orada yaşayanları<br />Yok etmeye geliyorlar.›› 
24O 008:017 ‹‹Bakın, aranıza yılanlar,<br />Büyüden etkilenmeyen engerekler göndereceğim,<br />Sizi sokacaklar›› diyor RAB. 
24O 008:018 Üzüntüm avutulamaz,<br />Yüreğim baygın, 
24O 008:019 Ülkenin en uzak köşelerinden<br />Halkımın feryadını dinleyin:<br />‹‹RAB Siyonda değil mi?<br />Kralı orada değil mi?››<br />RAB, ‹‹Putlarıyla,<br />İşe yaramaz yabancı ilahlarıyla<br />Neden öfkelendiriyorlar beni?›› diyor. 
24O 008:020 ‹‹Ürün biçme zamanı geçti,<br />Yaz sona erdi,<br />Biz ise kurtulmadık›› diye haykırıyorlar. 
24O 008:021 Halkımın yarasından ben de yaralandım.<br />Yasa büründüm, dehşete düştüm. 
24O 008:022 Gilat'ta merhem yok mu,<br />Hekim yok mu?<br />Öyleyse halkımın yarası neden iyi edilmedi? 
24O 009:001 Keşke başım bir pınar,<br />Gözlerim bir gözyaşı kaynağı olsa!<br />Halkımın öldürülenleri için<br />Ağlasam gece gündüz! 
24O 009:002 Keşke halkımı bırakabilmem,<br />Onlardan uzaklaşabilmem için<br />Çölde konaklayacak bir yerim olsa!<br />Hepsi zina ediyor,<br />Hain bir topluluk! 
24O 009:003 ‹‹Yalan söylemek için ülkede<br />Dillerini yay gibi geriyor,<br />Güçlerini gerçek yolunda kullanmıyorlar.<br />Kötülük üstüne kötülük yapıyor,<br />Beni tanımıyorlar›› diyor RAB. 
24O 009:004 ‹‹Herkes dostundan sakınsın,<br />Kardeşlerinizin hiçbirine güvenmeyin.<br />Çünkü her kardeş Yakup gibi aldatıcı,<br />Her dost iftiracıdır. 
24O 009:005 Dost dostu aldatıyor,<br />Kimse gerçeği söylemiyor.<br />Dillerine yalan söylemeyi öğrettiler,<br />Suç işleye işleye yorgun düştüler. 
24O 009:006 Sen, ey Yeremya,<br />Aldatıcılığın ortasında yaşıyorsun.<br />Aldatıcılıkları yüzünden<br />Beni tanımak istemiyorlar.››<br />Böyle diyor RAB. 
24O 009:007 Bundan ötürü Her Şeye Egemen RAB diyor ki,<br />‹‹İşte, onları arıtıp sınayacağım,<br />Halkımın günahı yüzünden<br />Başka ne yapabilirim ki? 
24O 009:008 Dilleri öldürücü bir ok,<br />Hep aldatıyor.<br />Komşusuna esenlik diliyor,<br />Ama içinden ona tuzak kuruyor. 
24O 009:009 Bu yüzden onları cezalandırmayayım mı?›› diyor RAB,<br />‹‹Böyle bir ulustan öcümü almayayım mı?›› 
24O 009:010 Dağlar için ağlayıp yas tutacağım,<br />Otlaklar için ağıt yakacağım.<br />Çöle dönüştüler,<br />Kimse geçmiyor oralardan.<br />Sığırların böğürmesi duyulmuyor,<br />Kuşlar, yabanıl hayvanlar kaçıp gitti. 
24O 009:011 ‹‹Yeruşalimi taş yığını,<br />Çakalların barınağı haline getireceğim.<br />Yahuda kentlerini<br />Kimsenin yaşayamayacağı bir viraneye döndüreceğim.›› 
24O 009:012 Hangi bilge kişi buna akıl erdirecek? RABbin seslendiği kişi kim ki, sözünü açıklayabilsin? Ülke neden yıkıldı? Neden kimsenin geçemediği bir çöle dönüştü? 
24O 009:013 RAB, ‹‹Kendilerine verdiğim yasayı bıraktılar, sözümü dinlemediler, yasamı izlemediler›› diyor, 
24O 009:014 ‹‹Onun yerine yüreklerinin inadını, atalarının öğrettiği gibi Baalları izlediler.›› 
24O 009:015 Bunun için İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB diyor ki, ‹‹Bu halka pelinotu yedirecek, zehirli su içireceğim. 
24O 009:016 Onları kendilerinin de atalarının da tanımadığı ulusların arasına dağıtacak, tümünü yok edene dek peşlerine kılıcı salacağım.›› 
24O 009:017 Her Şeye Egemen RAB diyor ki,<br />‹‹İyi düşünün!<br />Ağıt yakan kadınları çağırın gelsinler.<br />En iyilerini çağırın gelsinler. 
24O 009:018 Hemen gelip bizim için ağıt yaksınlar;<br />Gözlerimiz gözyaşı döksün,<br />Gözkapaklarımızdan sular aksın. 
24O 009:019 Siyondan ağlama sesi duyuluyor:<br />‹Yıkıma uğradık!<br />Büyük utanç içindeyiz,<br />Çünkü ülkemizi terk ettik,<br />Evlerimiz yerle bir oldu.› ›› 
24O 009:020 Ey kadınlar, RABbin sözünü dinleyin!<br />Ağzından çıkan her söze kulak verin.<br />Kızlarınıza yas tutmayı,<br />Komşunuza ağıt yakmayı öğretin. 
24O 009:021 Ölüm pencerelerimize tırmandı,<br />Kalelerimize girdi;<br />Sokakları çocuksuz,<br />Meydanları gençsiz bıraktı. 
24O 009:022 Onlara de ki, ‹‹RAB şöyle diyor:<br />‹İnsan cesetleri gübre gibi,<br />Biçicinin ardındaki demetler gibi toprağa serilecek.<br />Onları toplayacak kimse olmayacak.› ›› 
24O 009:023 RAB şöyle diyor:<br />‹‹Bilge kişi bilgeliğiyle,<br />Güçlü kişi gücüyle,<br />Zengin kişi zenginliğiyle övünmesin. 
24O 009:024 Dünyada iyilik yapanın,<br />Adaleti, doğruluğu sağlayanın<br />Ben RAB olduğumu anlamakla<br />Ve beni tanımakla övünsün övünen.<br />Çünkü ben bunlardan hoşlanırım›› diyor RAB. 
24O 009:025 ‹‹Yalnız bedence sünnetli olanları cezalandıracağım günler geliyor›› diyor RAB. 
24O 009:026 ‹‹Mısır'ı, Yahuda'yı, Edom'u, Ammon'u, Moav'ı, çölde yaşayan ve zülüflerini kesenlerin hepsini cezalandıracağım. Çünkü bütün bu uluslar gerçekte sünnetsiz, bütün İsrail halkı da yürekte sünnetsizdir.›› 
24O 010:001 RABbin sana ne söylediğini dinle, ey İsrail halkı! 
24O 010:002 RAB şöyle diyor:<br />‹‹Ulusların yolunu öğrenmeyin,<br />Gök belirtilerinden yılmayın;<br />Bu belirtilerden uluslar yılsa bile. 
24O 010:003 Ulusların töreleri yararsızdır.<br />Ormandan ağaç keserler,<br />Usta keskisiyle ona biçim verir. 
24O 010:004 Altınla, gümüşle süsler,<br />Çekiçle, çivilerle sağlamlaştırırlar;<br />Yerinden kımıldamasın diye. 
24O 010:005 Salatalık bostanındaki korkuluk gibidir putları,<br />Konuşamazlar;<br />Onları taşımak gerek, çünkü yürüyemezler.<br />Onlardan korkmayın, zarar veremezler;<br />İyilik de edemezler.›› 
24O 010:006 Senin gibisi yok, ya RAB,<br />Sen büyüksün,<br />Adın da büyüktür gücün sayesinde. 
24O 010:007 Senden kim korkmaz,<br />Ey ulusların kralı?<br />Bu sana yakışır.<br />Ulusların bilgeleri arasında,<br />Bütün ülkelerinde<br />Senin gibisi yok. 
24O 010:008 Hepsi budala ve akılsız.<br />Yararsız putlardan ne öğrenilebilir ki?<br />Ağaçtan yapılmış onlar! 
24O 010:009 Tarşişten dövme gümüş,<br />Ufazdan altın getirilir.<br />Ustayla kuyumcunun yaptığı nesnenin üzerine<br />Lacivert, mor giydirilir,<br />Hepsi usta işidir. 
24O 010:010 Ama gerçek Tanrı RABdir.<br />O yaşayan Tanrıdır,<br />Sonsuza dek kral Odur.<br />O öfkelenince yeryüzü titrer,<br />Uluslar dayanamaz gazabına. 
24O 010:011 ‹‹Onlara şunu diyeceksin,<br />‹Yeri, göğü yaratmayan bu ilahlar,<br />Yerden de göğün altından da yok olacaklar.› ›› 
24O 010:012 Gücüyle yeryüzünü yaratan,<br />Bilgeliğiyle dünyayı kuran,<br />Aklıyla gökleri yayan RABdir. 
24O 010:013 O gürleyince gökteki sular çağıldar,<br />Yeryüzünün dört bucağından bulutlar yükseltir,<br />Yağmur için şimşek çaktırır,<br />Ambarlarından rüzgar estirir. 
24O 010:014 Hepsi budala, bilgisiz,<br />Her kuyumcu yaptığı puttan utanacak.<br />O putlar yapmacıktır,<br />Soluk yoktur onlarda. 
24O 010:015 Yararsız, alay edilesi nesnelerdir,<br />Cezalandırılınca yok olacaklar. 
24O 010:016 Yakupun Payı onlara benzemez.<br />Her şeye biçim veren Odur,<br />Onun mirasıdır İsrail oymağı,<br />Her Şeye Egemen RABdir adı. 
24O 010:017 Kuşatma altında olan sizler,<br />Eşyalarınızı toplayın yerden. 
24O 010:018 RAB diyor ki,<br />‹‹İşte bu kez bu ülkede yaşayanları<br />Fırlatıp atacağım;<br />Ele geçirilmeleri için<br />Onları sıkıştıracağım.›› 
24O 010:019 Yaramdan ötürü vay başıma gelen!<br />Derdim iyileşmez!<br />Ama, ‹Dert benim derdim,<br />Dayanmalıyım› dedim. 
24O 010:020 Çadırım yıkıldı, ipleri koptu.<br />Çocuklarım benden ayrıldı,<br />Yok artık onlar.<br />Çadırımı kuracak,<br />Perdelerimi takacak kimse kalmadı. 
24O 010:021 Çobanlar budala,<br />RABbe danışmıyorlar.<br />Bu yüzden işleri yolunda gitmiyor,<br />Bütün sürüleri dağıldı. 
24O 010:022 Dinle! Haber geliyor!<br />Kuzey ülkesinden büyük patırtı geliyor!<br />Yahuda kentlerini viraneye çevirecek,<br />Çakallara barınak edecek. 
24O 010:023 İnsanın yaşamının kendi elinde olmadığını,<br />Adımlarına yön vermenin ona düşmediğini<br />Biliyorum, ya RAB. 
24O 010:024 Beni öfkenle değil,<br />Yalnız adaletinle yola getir, ya RAB,<br />Yoksa beni hiçe indirirsin. 
24O 010:025 Öfkeni seni tanımayan ulusların,<br />Adını anmayan toplulukların üzerine dök.<br />Çünkü onlar Yakup soyunu yiyip bitirdiler,<br />Onu tümüyle yok ettiler,<br />Yurdunu viraneye çevirdiler. 
24O 011:001 RAB Yeremyaya şöyle seslendi: 
24O 011:002 ‹‹Bu antlaşmanın koşullarını dinle. Yahuda halkına ve Yeruşalimde yaşayanlara açıkla. 
24O 011:003 Onlara diyeceksin ki, ‹İsrailin Tanrısı RAB şöyle diyor: Bu antlaşmanın koşullarına uymayan lanet altındadır! 
24O 011:004 Atalarınızı Mısırdan, demir eritme ocağından çıkardığımda bu antlaşmaya bağlı kalmalarını buyurdum. Onlara dedim ki: Sözümü dinleyin, buyurduğum her şeyi yerine getirin. Böylece siz benim halkım olursunuz, ben de sizin Tanrınız olurum. 
24O 011:005 İşte o zaman süt ve bal akan ülkeyi -bugün sizin olan ülkeyi- atalarınıza vereceğime ilişkin içtiğim andı yerine getirmiş olacağım.› ›› ‹‹Amin, ya RAB›› diye karşılık verdim. 
24O 011:006 RAB şöyle dedi: ‹‹Söyleyeceğim her şeyi Yahuda kentlerinde, Yeruşalim sokaklarında duyur: ‹Bu antlaşmanın koşullarını dinleyin, onlara uyun. 
24O 011:007 Atalarınızı Mısırdan çıkardığım günden bu yana sözümü dinlemeleri için onları defalarca uyardım. 
24O 011:008 Ama dinlemediler, kulak asmadılar. Bunun yerine kötü yüreklerinin inadı uyarınca davrandılar. Ben de uymalarını buyurduğum, ama uymadıkları bu antlaşmada açıklanan bütün lanetleri başlarına getirdim.› ›› 
24O 011:009 RAB bana dedi ki, ‹‹Yahuda halkıyla Yeruşalimde yaşayanlar bana düzen kuruyorlar. 
24O 011:010 Sözlerimi dinlemek istemeyen atalarının suçlarına döndüler. Başka ilahların ardınca gidip onlara taptılar. İsrail halkıyla Yahuda halkı, atalarıyla yaptığım antlaşmayı bozdu. 
24O 011:011 Bu yüzden RAB, ‹Kaçıp kurtulamayacakları bir yıkım getireceğim başlarına› diyor, ‹Bana yakarsalar da onları dinlemeyeceğim. 
24O 011:012 Yahuda kentlerinde oturan halk da Yeruşalimde yaşayanlar da gidip buhur yaktıkları ilahlara yalvaracaklar. Ama yıkım geldiğinde, bu ilahlar onlara yardım edemez. 
24O 011:013 Kentlerinin sayısı kadar ilahın var, ey Yahuda! O utanılası ilaha, Baala buhur yakmak için Yeruşalim sokaklarının sayısı kadar sunak kurdunuz. 
24O 011:014 ‹‹Sana gelince, ey Yeremya, bu halk için yalvarma; ne yakar ne de dilekte bulun. Sıkıntılı zamanlarında beni çağırdıklarında onları dinlemeyeceğim. 
24O 011:015 ‹‹Sevgilim kötü düzenler kuruyor,<br />Öyleyse tapınağımda işi ne?<br />Adaklar ve kutsanmış et uğrayacağın felaketi önleyebilir mi?<br />Felaket gelince sevinecek misin?›› 
24O 011:016 RAB sana meyvesi ve biçimi güzel,<br />Yaprağı bol zeytin ağacı adını vermişti.<br />Ama güçlü fırtına koptuğunda<br />Ağacı tutuşturacak;<br />Dalları kırılacak. 
24O 011:017 Seni dikmiş olan Her Şeye Egemen RAB,<br />Başına felaket getirmeye karar verdi.<br />Çünkü İsrail ve Yahuda halkları<br />Kötülük yaptı,<br />Baala buhur yakarak beni öfkelendirdiler. 
24O 011:018 Benim için kurdukları düzeni RAB bana açıkladı. Haberim vardı, çünkü ne yaptıklarını bana gösterdi. 
24O 011:019 Kesime götürülen uysal bir kuzu gibiydim. Bana düzen kurduklarını anlamamıştım. Şöyle diyorlardı:  ‹‹Ağacı da meyvesini de yok edelim,<br />Bir daha adı anılmasın diye<br />Onu yaşayanlar diyarından kesip atalım.›› 
24O 011:020 Adaletle yargılayan,<br />Yüreği ve düşünceyi sınayan,<br />Her Şeye Egemen RAB,<br />Davamı senin eline bırakıyorum.<br />Onlardan alacağın öcü göreyim! 
24O 011:021 ‹‹Seni öldürmek isteyen Anatot halkı için RAB diyor ki, ‹Onlar, RABbin adına peygamberlik etme, yoksa seni öldürürüz diyorlardı.› 
24O 011:022 Her Şeye Egemen RAB, ‹Onları cezalandıracağım› diyor, ‹Gençleri kılıçtan geçirilecek, oğullarıyla kızları kıtlıktan ölecek. 
24O 011:023 Sağ kalan olmayacak. Cezalandırılacakları yıl Anatot halkının başına felaket getireceğim.› ›› 
24O 012:001 Davamı önüne getirsem,<br />Haklı çıkarsın, ya RAB.<br />Ama adalet konusunda<br />Seninle tartışmak istiyorum.<br />Neden kötülerin işi iyi gidiyor?<br />Neden hainler tasasızca yaşıyor? 
24O 012:002 Onları sen diktin, kök saldılar,<br />Büyüyüp ürün verdiler.<br />Adın ağızlarından düşmüyor,<br />Yürekleriyse senden uzak. 
24O 012:003 Beni tanırsın, ya RAB,<br />Beni görür, yüreğimin seninle olduğunu bilirsin.<br />Kasaplık koyun gibi ayır onları,<br />Kesim gününe hazırla! 
24O 012:004 İçinde yaşayanların kötülüğü yüzünden,<br />Ülke ne zamana dek yas tutacak,<br />Otlar ne zamana dek sararıp solacak?<br />Hayvanlarla kuşlar yok oldu.<br />Çünkü bu halk,<br />‹‹O başımıza neler geleceğini görmüyor›› dedi. 
24O 012:005 ‹‹Ey Yeremya,<br />İnsanlarla yarışa girip yoruldunsa,<br />Atlarla nasıl yarışacaksın?<br />Güvenli bir ülkede sendelersen,<br />Şeria çalılıklarıyla nasıl başa çıkacaksın? 
24O 012:006 Kardeşlerin, öz ailen bile sana ihanet etti,<br />Arkandan seslerini yükselttiler.<br />Yüzüne karşı olumlu konuşsalar bile onlara güvenme. 
24O 012:007 Evimi terk ettim,<br />Mirasımı reddettim,<br />Sevgilimi düşmanlarının eline verdim. 
24O 012:008 Mirasım karşımda<br />Ormandaki aslan gibi oldu;<br />Kükreyip üzerime saldırdı.<br />Bu yüzden ondan nefret ediyorum. 
24O 012:009 Mirasım sırtlan ya da yırtıcı kuş mu oldu karşımda?<br />Çevresindeki yırtıcı kuşlar saldırıyor ona.<br />Gidin, bütün yabanıl hayvanları toplayıp getirin,<br />Yiyip bitirsinler onu. 
24O 012:010 Pek çok çoban bağımı bozdu,<br />Tarlamı çiğnedi,<br />Güzelim tarlamı ıssız çöle döndürdü. 
24O 012:011 Onu viraneye çevirdiler,<br />Önümde viran olmuş ağlıyor;<br />Bütün ülke viran olmuş,<br />Yine de aldıran yok. 
24O 012:012 Çöldeki çıplak tepelere<br />Yıkıcılar geldi.<br />RABbin kılıcı ülkeyi<br />Bir uçtan bir uca yiyip bitiriyor.<br />Kimse kavuşmayacak esenliğe. 
24O 012:013 Halkım buğday ekip diken biçti,<br />Emek verip yarar görmedi.<br />RABbin kızgın öfkesi yüzünden<br />Ürününüzden utanacaksınız.›› 
24O 012:014 RAB diyor ki, ‹‹Halkım İsraile verdiğim mülke el koyan bütün kötü komşularımı ülkelerinden söküp atacak, Yahuda halkını da atacağım. 
24O 012:015 Hepsini söküp attıktan sonra Yahudaya yine acıyacak, her birini kendi mülküne, kendi ülkesine geri getireceğim. 
24O 012:016 Halkıma Baalın adıyla ant içmeyi öğrettiler. Bunun gibi, halkımın yolunda yürümeyi ve ‹RABbin varlığı hakkı için› diyerek benim adımla ant içmeyi de iyice öğrenirlerse, halkımın arasında sağlam yerleri olacak. 
24O 012:017 Ama kulak asmayan her ulusu kökünden söküp atacak, yok edeceğim›› diyor RAB. 
24O 013:001 RAB bana, ‹‹Git, kendine keten bir kuşak satın alıp beline sar, ama suya sokma›› dedi. 
24O 013:002 RABbin buyruğu uyarınca bir kuşak satın alıp belime sardım. 
24O 013:003 RAB bana ikinci kez seslendi: 
24O 013:004 ‹‹Satın aldığın belindeki kuşağı al, Perata git. Kuşağı orada bir kaya kovuğuna gizle.›› 
24O 013:005 RABbin buyruğu uyarınca gidip kuşağı Perata yakın bir yere gizledim. 
24O 013:006 Uzun süre sonra RAB bana, ‹‹Kalk, Perata git, gizlemeni buyurduğum kuşağı al›› dedi. 
24O 013:007 Bunun üzerine Perata gittim, gizlediğim yeri kazıp kuşağı aldım. Ancak kuşak çürümüştü, hiçbir işe yaramazdı. 
24O 013:008 RAB bana şöyle seslendi: 
24O 013:009 ‹‹RAB diyor ki, ‹İşte Yahudanın gururunu da Yeruşalimin büyük gururunu da böyle çürüteceğim. 
24O 013:010 Sözümü dinlemek istemeyen, yüreklerinin inadı uyarınca davranan, başka ilahları izleyip onlara kulluk eden, tapan bu kötü halk, bu işe yaramaz kuşak gibi olacak. 
24O 013:011 Kuşak insanın beline nasıl yapışırsa, ben de İsrail ve Yahuda halklarını kendime öyle yapıştırdım› diyor RAB, ‹Öyle ki, bana ün, övgü, onur getirecek bir halk olsunlar. Ama dinlemediler.› ›› 
24O 013:012 ‹‹Onlara de ki, ‹İsrailin Tanrısı RAB, Her tulum şarapla dolacak, diyor.› Eğer sana, ‹Her tulumun şarapla dolacağını bilmiyor muyuz sanki?› derlerse, 
24O 013:013 onlara de ki, ‹Bu ülkede yaşayan herkesi -Davutun tahtında oturan kralları, kâhinleri, peygamberleri, Yeruşalimde yaşayanların tümünü- sarhoş olana dek şarapla dolduracağım› diyor RAB. 
24O 013:014 ‹Onları -babalarla çocukları- birbirlerine çarpacağım. Acımadan, esirgemeden, sevecenlik göstermeden hepsini yok edeceğim› diyor RAB.›› 
24O 013:015 Dinleyin, kulak verin,<br />Gururlanmayın,<br />Çünkü RAB konuştu. 
24O 013:016 Karanlık basmadan,<br />Kararan dağlarda<br />Ayaklarınız tökezlemeden<br />Tanrınız RABbi onurlandırın.<br />Siz ışık beklerken,<br />RAB onu kopkoyu, zifiri karanlığa çevirecek. 
24O 013:017 Ama bu uyarıyı dinlemezseniz,<br />Gururunuz yüzünden ağlayacağım gizlice,<br />Gözlerim acı acı gözyaşı dökecek,<br />Gözyaşlarım sel gibi akacak.<br />Çünkü RABbin sürüsü sürgüne gönderilecek. 
24O 013:018 Krala ve ana kraliçeye söyle:<br />‹‹Tahtlarınızdan inin,<br />Çünkü görkemli taçlarınız başınızdan düştü.›› 
24O 013:019 Negevdeki kentler kapanacak,<br />Onları açan olmayacak.<br />Sürgüne gönderilecek Yahuda,<br />Tamamı sürgüne gönderilecek. 
24O 013:020 Gözlerinizi kaldırıp bakın,<br />Kuzeyden gelenleri görün.<br />Nerede sana emanet edilen sürü?<br />Övündüğün kuzular nerede? 
24O 013:021 Sana dost olması için yetiştirdiğin kişileri<br />RAB başına yönetici atayınca ne diyeceksin?<br />Doğuran kadının çektiği sancı gibi<br />Seni de ağrı tutmayacak mı? 
24O 013:022 ‹‹Neden bütün bunlar başıma geldi?›› dersen,<br />Günahlarının çokluğu yüzünden eteklerin açıldı,<br />Tecavüze uğradın. 
24O 013:023 Kûşlu derisinin rengini,<br />Pars beneklerini değiştirebilir mi?<br />Kötülük etmeye alışmış olan sizler de iyilik edemezsiniz. 
24O 013:024 ‹‹Çöl rüzgarının savurduğu saman çöpü gibi<br />Dağıtacağım sizleri. 
24O 013:025 Payın, sana ayırdığım pay bu olacak›› diyor RAB.<br />‹‹Çünkü beni unuttun,<br />Sahte ilahlara güvendin. 
24O 013:026 Ayıbın ortaya çıksın diye<br />Eteklerini yüzüne dek kaldıracağım. 
24O 013:027 Kırdaki tepeler üzerinde<br />Yaptığın iğrençlikleri -zinalarını,<br />Çapkın çapkın kişneyişini, yüzsüz fahişeliklerini- gördüm.<br />Vay başına geleceklere, ey Yeruşalim!<br />Ne zamana dek böyle kirli kalacaksın?›› 
24O 014:001 RAB kuraklığa ilişkin Yeremyaya şöyle seslendi: 
24O 014:002 ‹‹Yahuda yas tutuyor,<br />Kentleri bitkin;<br />Halkı karalar giymiş, yerlere oturmuş,<br />Yeruşalimin haykırışı yükseliyor. 
24O 014:003 Soylular uşaklarını suya gönderiyorlar.<br />Sarnıçlara gidiyor, ama su bulamıyor,<br />Kapları boş dönüyorlar.<br />Aşağılanmış, utanç içinde,<br />Başlarını örtüyorlar. 
24O 014:004 Ülke yağmursuz, toprak çatlamış,<br />Irgatlar utanç içinde başlarını örtüyorlar. 
24O 014:005 Kırdaki geyik bile<br />Yeni doğmuş yavrusunu bırakıyor,<br />Çünkü ot yok. 
24O 014:006 Yaban eşekleri çıplak tepelerde durmuş,<br />Çakal gibi soluyorlar;<br />Gözlerinin feri sönmüş,<br />Çünkü otlak yok.›› 
24O 014:007 Suçlarımız bize karşı tanıklık etse de,<br />Adın uğruna bir şeyler yap, ya RAB!<br />Pek çok döneklik ettik,<br />Sana karşı günah işledik. 
24O 014:008 Ey İsrailin Umudu,<br />Sıkıntı anlarındaki Kurtarıcısı!<br />Neden ülkede bir yabancı,<br />Ancak bir gece konaklayan yolcu gibisin? 
24O 014:009 Neden şaşırmış biri gibi,<br />Kurtarmaya gücü yetmeyen savaşçı gibisin?<br />Aramızdasın sen, ya RAB,<br />Seniniz, bırakma bizi! 
24O 014:010 Bu halk için RAB diyor ki,<br />‹‹Gezip tozmayı pek sever,<br />Ayaklarını dolaşmaktan esirgemezler.<br />Bu yüzden RAB onlardan hoşnut değil,<br />Şimdi anımsayacak suçlarını,<br />Günahları için onları cezalandıracak.›› 
24O 014:011 Sonra RAB bana, ‹‹Bu halkın iyiliği için yalvarma›› dedi, 
24O 014:012 ‹‹Oruç tutsalar bile feryatlarına kulak vermeyeceğim. Yakmalık sunu, tahıl sunusu sunsalar bile kabul etmeyeceğim. Tersine, kılıçla, kıtlıkla, salgın hastalıkla yok edeceğim onları.›› 
24O 014:013 Bunun üzerine, ‹‹Ah, Egemen RAB, peygamberler bu halka, ‹Kılıç yüzü görmeyecek, kıtlık çekmeyeceksiniz; burada size kalıcı esenlik sağlayacağım› diyorlar›› dedim. 
24O 014:014 RAB, ‹‹Peygamberler benim adımla yalan peygamberlik ediyorlar›› dedi, ‹‹Onları ne gönderdim, ne onlara buyruk verdim, ne de seslendim. Size uydurma görümlerden, falcılıktan, boş şeylerden, akıllarından geçen hayallerden söz ediyorlar. 
24O 014:015 Adımla konuşan peygamberler için ben RAB diyorum ki, onları göndermediğim halde, ‹Bu ülkede kılıç da kıtlık da olmayacak› diyorlar. Ama kendileri de kılıçla, kıtlıkla yok olacaklar. 
24O 014:016 Peygamberlik ettikleri halk da kıtlık ve kılıç yüzünden Yeruşalim sokaklarına atılacak. Onları da karılarını, oğullarını, kızlarını da gömecek kimse olmayacak. Yaptıkları kötülüğü kendi başlarına getireceğim. 
24O 014:017 ‹‹Onlara de ki,  ‹‹ ‹Gözlerim gece gündüz<br />Durmadan gözyaşı döksün,<br />Çünkü erden kızım, halkım<br />Ağır bir yara aldı,<br />Ezici bir darbe yedi. 
24O 014:018 Kıra çıksam, kılıçtan geçirilenleri,<br />Kente girsem, kıtlıktan kırılanları görüyorum.<br />Olup bitenden habersiz peygamberlerle kâhinlerse<br />Ülkeyi dolaşıp duruyorlar.› ›› 
24O 014:019 Yahudayı büsbütün mü reddettin?<br />Siyondan tiksiniyor musun?<br />Neden şifa bulmayacak kadar yaraladın bizi?<br />Esenlik bekledik, iyilik gelmedi.<br />Şifa umduk, yılgınlık bulduk. 
24O 014:020 Yaptığımız kötülükleri,<br />Atalarımızın suçlarını biliyoruz, ya RAB;<br />Gerçekten sana karşı günah işledik. 
24O 014:021 Adın uğruna bizi küçümseme,<br />Görkemli tahtının hor görülmesine izin verme.<br />Bizimle yaptığın antlaşmayı anımsa,<br />Bozma onu. 
24O 014:022 Ulusların değersiz putlarından herhangi biri<br />Yağmur yağdırabilir mi?<br />Gökler kendiliğinden<br />Sağanak yağdırabilir mi?<br />Bunu yalnız sen yapabilirsin,<br />Ya RAB Tanrımız.<br />Umudumuz sende,<br />Çünkü bütün bunları yapan sensin. 
24O 015:001 RAB bana dedi ki, ‹‹Musayla Samuel önümde durup yalvarsalar bile, bu halka acımayacağım; kov onları önümden, gitsinler! 
24O 015:002 Sana, ‹Nereye gidelim?› diye sorarlarsa de ki, ‹RAB şöyle diyor:  ‹‹ ‹Ölüm için ayrılanlar ölüme,<br />Kılıç için ayrılanlar kılıca,<br />Kıtlık için ayrılanlar kıtlığa,<br />Sürgün için ayrılanlar sürgüne.› 
24O 015:003 ‹‹Onların başına dört tür yıkım getirmeye karar verdim›› diyor RAB, ‹‹Öldürmek için kılıcı, paralamak için köpekleri, yiyip bitirmek, yok etmek için yırtıcı kuşlarla yabanıl hayvanları salacağım üzerlerine. 
24O 015:004 Yahuda Kralı Hizkiya oğlu Manaşşenin Yeruşalimde yaptıkları yüzünden bütün yeryüzü krallıklarını dehşete düşüreceğim. 
24O 015:005 ‹‹Kim acıyacak sana, ey Yeruşalim?<br />Kim yas tutacak senin için?<br />Hal hatır sormak için<br />Kim yolundan dönüp sana gelecek? 
24O 015:006 Sen beni reddettin›› diyor RAB,<br />‹‹Gerisingeri gidiyorsun.<br />Ben de elimi sana karşı kaldıracak,<br />Seni yok edeceğim;<br />Merhamet ede ede yoruldum. 
24O 015:007 Ülkenin kapılarında,<br />Halkımı yabayla savuracak,<br />Çocuksuz bırakacak, yok edeceğim;<br />Çünkü yollarından dönmediler. 
24O 015:008 Dul kadınlarının sayısı denizin kumundan çok olacak.<br />Gençlerinin annelerine<br />Öğle vakti yok ediciyi göndereceğim;<br />Üzerlerine ansızın acı, dehşet salacağım. 
24O 015:009 Yedi çocuklu kadın<br />Bayılıp son soluğunu verecek;<br />Daha gündüzken güneşi batacak,<br />Utandırılıp alçaltılacak.<br />Sağ kalanları düşmanlarının önünde<br />Kılıca teslim edeceğim.››<br />Böyle diyor RAB. 
24O 015:010 Vay başıma!<br />Herkesle çekişip davacı olayım diye<br />Doğurmuşsun beni, ey annem!<br />Ne ödünç aldım, ne de verdim,<br />Yine de herkes lanet okuyor bana. 
24O 015:011 RAB şöyle dedi:<br />‹‹Kuşkun olmasın, iyilik için seni özgür kılacağım,<br />Yıkım ve sıkıntı zamanında<br />Düşmanlarını sana yalvartacağım. 
24O 015:012 ‹‹Demiri, kuzeyden gelen demiri<br />Ya da tuncu kimse kırabilir mi? 
24O 015:013 Ülkende işlenen günahlar yüzünden<br />Servetini de hazinelerini de karşılıksız,<br />Çapul malı olarak vereceğim. 
24O 015:014 Bilmediğin bir ülkede<br />Düşmanlarına köle edeceğim seni.<br />Çünkü size karşı öfkem<br />Ateş gibi tutuşup yanacak.›› ‹‹Geçireceğim›› (bkz. 17:4). 
24O 015:015 Sen bilirsin, ya RAB,<br />Beni anımsa, beni kolla.<br />Bana eziyet edenlerden öcümü al.<br />Sabrınla beni canımdan etme,<br />Senin uğruna aşağılandığımı unutma. 
24O 015:016 Sözlerini bulur bulmaz yuttum,<br />Bana neşe, yüreğime sevinç oldu.<br />Çünkü seninim ben,<br />Ya RAB, Her Şeye Egemen Tanrı! 
24O 015:017 Eğlenenlerin arasında oturmadım,<br />Onlarla sevinip coşmadım.<br />Elin üzerimde olduğu için<br />Tek başıma oturdum,<br />Çünkü beni öfkeyle doldurmuştun. 
24O 015:018 Neden sürekli acı çekiyorum?<br />Neden yaram ağır ve umarsız?<br />Benim için aldatıcı bir dere,<br />Güvenilmez bir pınar mı olacaksın? 
24O 015:019 Bu yüzden RAB diyor ki,<br />‹‹Eğer dönersen seni yine hizmetime alırım;<br />İşe yaramaz sözler değil,<br />Değerli sözler söylersen,<br />Benim sözcüm olursun.<br />Bu halk sana dönecek,<br />Ama sen onlara dönmemelisin. 
24O 015:020 Bu halkın karşısında<br />Sağlamlaştırılmış tunç bir duvar kılacağım seni;<br />Seninle savaşacak ama yenemeyecekler,<br />Çünkü yardım etmek, kurtarmak için<br />Ben seninleyim›› diyor RAB. 
24O 015:021 ‹‹Seni kötünün elinden kurtaracak,<br />Acımasızın avucundan kurtaracağım.›› 
24O 016:001 RAB bana şöyle seslendi: 
24O 016:002 ‹‹Kendine karı alma, burada oğulların, kızların olmasın.›› 
24O 016:003 Bu ülkede doğan oğullarla kızlar ve anne babaları için RAB diyor ki, 
24O 016:004 ‹‹Ölümcül hastalıklardan ölecekler. Onlar için yas tutulmayacak, gömülmeyecekler. Cesetleri toprağın üzerinde gübre gibi kalacak. Kılıçla, kıtlıkla yok olacaklar; cesetleri yırtıcı kuşlara, yabanıl hayvanlara yem olacak.›› 
24O 016:005 Çünkü RAB diyor ki, ‹‹Cenaze yemeğinin verildiği eve gitme, dövünmek için gitme, başsağlığı dileme. Çünkü ben bu halktan esenliğimi, sevgimi, sevecenliğimi geri çektim›› diyor RAB. 
24O 016:006 ‹‹Bu ülkede büyükler de küçükler de ölecek, gömülmeyecekler. Onlar için yas tutan, dövünüp bedenini yaralayan, başını tıraş eden olmayacak. 
24O 016:007 Ölene yas tutanı avutmak için kimse onunla yemek yemeyecek. Anne babasını yitirene kimse avunç kâsesini sunmayacak. 
24O 016:008 ‹‹Şölen evine de gitme, onlarla oturma, yiyip içme. 
24O 016:009 Çünkü İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB diyor ki, ‹Burada sevinç ve neşe sesine, gelin güvey sesine senin günlerinde gözünün önünde son vereceğim.› 
24O 016:010 ‹‹Bütün bunları bu halka bildirdiğinde, ‹RAB neden başımıza bu büyük felaketi getireceğini bildirdi? Suçumuz ne? Tanrımız RABbe karşı işlediğimiz günah ne?› diye sorarlarsa, 
24O 016:011 de ki, ‹Atalarınız beni terk etti› diyor RAB, ‹Başka ilahların ardınca gittiler, onlara kulluk edip taptılar. Beni terk ettiler, Kutsal Yasama uymadılar. 
24O 016:012 Sizse atalarınızdan daha çok kötülük yaptınız. Beni dinleyeceğinize, kötü yüreğinizin inadı uyarınca davrandınız. 
24O 016:013 Bu yüzden sizi bu ülkeden sizin de atalarınızın da bilmediği bir ülkeye atacağım. Orada gece gündüz başka ilahlara kulluk edeceksiniz, çünkü size lütfetmeyeceğim.› 
24O 016:014 ‹‹Artık insanların, ‹İsrail halkını Mısırdan çıkaran RABbin varlığı hakkı için› demeyeceği günler geliyor›› diyor RAB. 
24O 016:015 ‹‹Bunun yerine, ‹İsrail halkını kuzey ülkesinden ve sürdüğü bütün öbür ülkelerden geri getiren RABbin varlığı hakkı için› diyecekler. Çünkü atalarına vermiş olduğum topraklara onları geri getireceğim. 
24O 016:016 ‹‹Birçok balıkçı çağırmak üzereyim. Onları yakalayacaklar›› diyor RAB, ‹‹Ardından birçok avcı çağıracağım. Her dağın, her tepenin üzerinden, kaya kovuklarından avlayacaklar onları. 
24O 016:017 Bütün yaptıklarını görüyorum; hiçbiri benden gizli değil. Günahları da gözümden kaçmıyor. 
24O 016:018 İlkin suçlarını, günahlarını iki katıyla onlara ödeteceğim. Çünkü tiksindirici cansız ilahlarıyla ülkemi kirlettiler, mülkümü iğrenç putlarıyla doldurdular. 
24O 016:019 ‹‹Ya RAB, sen benim gücüm,<br />Kalem, sıkıntı gününde sığınağımsın.<br />Dünyanın dört bucağından<br />Uluslar sana gelip,<br />‹Atalarımız yalnız yalanları,<br />Kendilerine hiçbir yararı olmayan<br />Değersiz putları miras aldılar› diyecekler, 
24O 016:020 ‹İnsan kendine ilah yapar mı?<br />Onlar ilah değil ki!› 
24O 016:021 ‹‹Onun için bu kez onlara<br />Gücümü, kudretimi tanıtacağım.<br />O zaman adımın RAB olduğunu anlayacaklar.›› 
24O 017:001 ‹‹Yahudanın günahı demir kalemle yazıldı;<br />Yüreklerinin levhaları,<br />Sunaklarının boynuzları üzerine<br />Elmas uçlu aletle oyuldu. 
24O 017:002 Bol yapraklı her ağacın yanında,<br />Her yüksek tepedeki sunaklarla,<br />Aşera putlarıyla<br />Çocuklarıymış gibi ilgileniyorlar. 
24O 017:003 Ey kırdaki dağım, ülkende işlenen günahlar yüzünden<br />Servetini, bütün hazinelerini<br />Ve puta tapılan yerlerini bırakacağım, yağmalansın. 
24O 017:004 Sana verdiğim mülkü kendi suçunla yitireceksin.<br />Bilmediğin bir ülkede<br />Düşmanlarına köle edeceğim seni.<br />Çünkü öfkemi alevlendirdiniz,<br />Tutuşup sonsuza dek yanacak.›› 
24O 017:005 RAB diyor ki,<br />‹‹İnsana güvenen,<br />İnsanın gücüne dayanan,<br />Yüreği RABden uzaklaşan kişi lanetlidir. 
24O 017:006 Böylesi bozkırdaki çalı gibidir,<br />İyilik geldiği zaman görmeyecek;<br />Kurak çöle,<br />Kimsenin yaşamadığı tuzlaya yerleşecek. 
24O 017:007 ‹‹Ne mutlu RABbe güvenen insana,<br />Güveni yalnız RAB olana! 
24O 017:008 Böylesi su kıyılarına dikilmiş ağaca benzer,<br />Köklerini akarsulara salar.<br />Sıcak gelince korkmaz,<br />Yaprakları hep yeşildir.<br />Kuraklık yılında kaygılanmaz,<br />Meyve vermekten geri durmaz.›› 
24O 017:009 Yürek her şeyden daha aldatıcıdır, iyileşmez,<br />Onu kim anlayabilir? 
24O 017:010 ‹‹Ben RAB, herkesi davranışlarına,<br />Yaptıklarının sonucuna göre ödüllendirmek için<br />Yüreği yoklar, düşünceyi denerim.›› 
24O 017:011 Yumurtlamadığı yumurtaların üzerinde oturan keklik nasılsa,<br />Haksız servet edinen kişi de öyledir.<br />Yaşamının ortasında serveti onu bırakır,<br />Yaşamının sonunda kendisi aptal çıkar. 
24O 017:012 Tapınağımızın yeri<br />Başlangıçtan yüceltilmiş görkemli bir tahttır. 
24O 017:013 Ey İsrailin umudu RAB,<br />Seni bırakanların hepsi<br />Utanılacak duruma düşecek.<br />Sana sırtını dönenler toprağa yazılacak,<br />Çünkü RABbi, diri su pınarını bıraktılar. 
24O 017:014 Şifa ver bana, ya RAB,<br />O zaman iyi olurum;<br />Kurtar beni, kurtuluş bulurum,<br />Çünkü övgüm sensin. 
24O 017:015 Bana, ‹‹Hani, RABbin sözü nerede?<br />Haydi, gelsin yerine bakalım›› deyip duruyorlar. 
24O 017:016 Senin hizmetinde çoban olmaktan kaçınmadım,<br />Felaket gününü de ben istemedim.<br />Dudaklarımdan çıkan her sözü bilirsin, ya RAB.<br />O söz zaten senin ağzındaydı. 
24O 017:017 Dehşet verme bana,<br />Felaket gününde sığınağım sensin. 
24O 017:018 Bana eziyet edenler utandırılsın,<br />Ama beni utandırma;<br />Onları yılgınlığa düşür,<br />Ama beni düşürme.<br />Felaket gününü getir üzerlerine,<br />Onları iki kat yıkımla ez. 
24O 017:019 RAB bana şöyle dedi: ‹‹Yahuda krallarının girip çıktığı Halk Kapısına ve Yeruşalimin öbür kapılarına git, orada dur. 
24O 017:020 Halka de ki, ‹Ey Yahuda kralları, Yahuda halkı, Yeruşalimde oturup bu kapılardan girenler, RABbin sözünü dinleyin! 
24O 017:021 RAB diyor ki, Şabat Günü yük taşımamaya, Yeruşalim kapılarından içeri bir şey sokmamaya dikkat edin. 
24O 017:022 Şabat Günü evinizden yük çıkarmayın, hiç iş yapmayın. Atalarınıza buyurduğum gibi Şabat Gününü kutsal sayacaksınız. 
24O 017:023 Ne var ki, onlar sözümü dinlemediler, kulak asmadılar. Dikbaşlılık ederek beni dinlemediler, yola gelmek istemediler. 
24O 017:024 Beni iyi dinlerseniz, diyor RAB, Şabat Günü bu kentin kapılarından yük taşımayıp hiç iş yapmayarak Şabat Gününü kutsal sayarsanız, 
24O 017:025 Davutun tahtında oturan krallarla önderler savaş arabalarına, atlara binip Yahuda halkı ve Yeruşalimde yaşayanlarla birlikte bu kentin kapılarından girecekler. Bu kentte sonsuza dek insanlar yaşayacak. 
24O 017:026 Yahuda kentlerinden, Yeruşalim çevresinden, Benyamin topraklarından, Şefeladan, dağlık bölgeden, Negevden gelip RABbin Tapınağına yakmalık sunular, kurbanlar, tahıl sunuları, günnük ve şükran sunuları getirecekler. 
24O 017:027 Ancak beni dinlemez, Şabat Günü Yeruşalim kapılarından yük taşıyarak girer, o günü kutsal saymazsanız, kentin kapılarını ateşe vereceğim. Yeruşalim saraylarını yakıp yok edecek, hiç sönmeyecek ateş.› ›› 
24O 018:001 RAB Yeremyaya şöyle seslendi: 
24O 018:002 ‹‹Kalk, çömlekçinin işliğine git; orada sana sesleneceğim.›› 
24O 018:003 Bunun üzerine çömlekçinin işliğine gittim. Çark üzerinde çalışıyordu. 
24O 018:004 Yaptığı balçıktan kap elinde bozulunca çömlekçi balçığa istediği biçimi vererek başka bir kap yaptı. 
24O 018:005 RAB bana yine seslendi: 
24O 018:006 ‹‹Bu çömlekçinin yaptığını ben de size yapamaz mıyım, ey İsrail halkı? diyor RAB. Çömlekçinin elinde balçık neyse, siz de benim elimde öylesiniz, ey İsrail halkı! 
24O 018:007 Bir ulusun ya da krallığın kökünden söküleceğini, yıkılıp yok edileceğini duyururum da, 
24O 018:008 uyardığım ulus kötülüğünden dönerse, başına felaket getirme kararımdan vazgeçerim. 
24O 018:009 Öte yandan, bir ulusun ya da krallığın kurulup dikileceğini duyururum da, 
24O 018:010 o ulus sözümü dinlemeyip gözümde kötü olanı yaparsa, ona söz verdiğim iyiliği yapmaktan vazgeçerim. 
24O 018:011 ‹‹Bu nedenle Yahuda halkıyla Yeruşalimde yaşayanlara de ki, ‹RAB şöyle diyor: İşte size bir felaket tasarlıyor, size karşı bir düzen kuruyorum. Onun için her biriniz kötü yolundan dönsün, yaşantınızı da davranışlarınızı da düzeltin.› 
24O 018:012 Ama onlar, ‹Boş ver! Biz kendi tasarlarımızı sürdüreceğiz; her birimiz kötü yüreğinin inadı uyarınca davranacak› diyecekler.›› 
24O 018:013 Bu yüzden RAB diyor ki,<br />‹‹Uluslar arasında soruşturun:<br />Böylesini kim duydu?<br />Erden kız İsrail<br />Çok korkunç bir şey yaptı. 
24O 018:014 Kayalık bayırlardan<br />Lübnanın karı hiç eksik olur mu?<br />Uzaktan akan soğuk sular hiç kesilir mi? 
24O 018:015 Oysa halkım beni unuttu,<br />Değersiz ilahlara buhur yaktı.<br />Bu ilahlar gidecekleri yollarda,<br />Eski yollarda sendelemelerine neden oldu;<br />Onları sapa, bitmemiş yollarda yürüttü. 
24O 018:016 Ülkeleri viran edilecek,<br />Sürekli alay konusu olacak;<br />Oradan her geçen şaşkın şaşkın<br />Başını sallayacak. 
24O 018:017 Onları düşmanlarının önünde<br />Doğu rüzgarı gibi dağıtacağım;<br />Yıkım günü yüzümü değil,<br />Sırtımı çevireceğim onlara.›› 
24O 018:018 Bunun üzerine, ‹‹Haydi, Yeremyaya karşı bir düzen kuralım!›› dediler, ‹‹Çünkü yasayı öğretecek kâhin, öğüt verecek bilge, Tanrı sözünü bildirecek peygamber hiç eksik olmayacak. Gelin, ona sözle saldıralım, söylediklerini de dinlemeyelim.›› 
24O 018:019 Dinle beni, ya RAB,<br />Beni suçlayanların dediklerini işit! 
24O 018:020 İyiliğe karşı kötülük mü yapmalı?<br />Ama onlar bana çukur kazdılar.<br />Onlara duyduğun öfkeyi yatıştırmak,<br />Onların iyiliğini dilemek için<br />Senin önünde nasıl durduğumu anımsa. 
24O 018:021 Bu yüzden çocuklarını kıtlığa ver,<br />Kılıcın ağzına at.<br />Karıları çocuksuz, dul kalsın,<br />Erkeklerini ölüm alıp götürsün,<br />Gençleri savaşta kılıçtan geçirilsin. 
24O 018:022 Sen üzerlerine ansızın akıncılar gönderdiğinde,<br />Evlerinden çığlıklar duyulsun.<br />Çünkü beni yakalamak için çukur kazdılar,<br />Ayaklarıma gizli tuzak kurdular. 
24O 018:023 Beni öldürmek için kurdukları düzenlerin hepsini<br />Biliyorsun, ya RAB.<br />Bağışlama suçlarını,<br />Günahlarını önünden silme.<br />Yığılıp kalsınlar senin önünde.<br />Öfkeliyken uğraş onlarla. 
24O 019:001 RAB bana şöyle dedi: ‹‹Git, çömlekçiden bir çömlek satın al. Halkın ve kâhinlerin ileri gelenlerinden birkaçını yanına alıp 
24O 019:002 Harsit Kapısına yakın Ben-Hinnom Vadisine git. Sana söyleyeceklerimi orada duyur. 
24O 019:003 De ki, ‹RABbin sözünü dinleyin, ey Yahuda kralları ve Yeruşalimde yaşayanlar! İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB şöyle diyor: Dinleyin! Buraya, her duyanı şaşkına çevirecek bir felaket göndermek üzereyim. 
24O 019:004 Çünkü beni terk ettiler, burayı yabancı bir ülke haline getirdiler. Kendilerinin de atalarıyla Yahuda krallarının da tanımadığı başka ilahlara burada buhur yaktılar, burayı döktükleri suçsuz kanıyla doldurdular. 
24O 019:005 Çocuklarını ateşte Baala kurban etmek için tapınma yerleri kurdular. Böyle bir şey ne buyurdum ne sözünü ettim ne de aklımdan geçirdim. 
24O 019:006 Bundan ötürü buranın artık Tofet ya da Ben-Hinnom Vadisi değil, Kıyım Vadisi diye anılacağı günler geliyor, diyor RAB. 
24O 019:007 Yahuda ve Yeruşalimin tasarılarını burada boşa çıkaracağım. Onları canlarına susayanların eline verecek, düşmanlarının önünde kılıçla düşüreceğim. Cesetlerini yem olarak yırtıcı kuşlara, yabanıl hayvanlara vereceğim. 
24O 019:008 Bu kenti viraneye çevirecek, alay konusu edeceğim; oradan her geçen şaşkın şaşkın bakıp başına gelen belalardan ötürü onunla alay edecek. 
24O 019:009 Onlara oğullarının, kızlarının etini yedireceğim. Canlarına susamış düşmanları onları kuşattığında sıkıntıdan birbirlerini yiyecekler.› 
24O 019:010 ‹‹O zaman seninle gidenlerin önünde çömleği kır 
24O 019:011 ve onlara de ki, ‹Her Şeye Egemen RAB şöyle diyor: Çömlekçinin çömleği nasıl kırılıp bir daha onarılamazsa, ben de bu halkı ve bu kenti öyle kıracağım. Ölüleri yer kalmayana dek Tofette gömecekler. 
24O 019:012 Bu kente de içinde yaşayanlara da böyle davranacağım, diyor RAB. Bu kenti Tofet gibi yapacağım. 
24O 019:013 Yeruşalimin evleri de Yahuda krallarının sarayları da Tofet gibi kirli sayılacak. Çünkü bu evlerin damlarında gök cisimlerine buhur yaktılar, başka ilahlara dökmelik sunular sundular.› ›› 
24O 019:014 Peygamberlik etmesi için RABbin Tofete gönderdiği Yeremya oradan döndü. RABbin Tapınağının avlusunda durup halka şöyle dedi: 
24O 019:015 ‹‹İsrail'in Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB diyor ki, ‹İşte bu kente ve çevresindeki köylere sözünü ettiğim bütün felaketleri getireceğim. Çünkü dikbaşlılık edip sözümü dinlemediler.› ›› 
24O 020:001 RABbin Tapınağının baş görevlisi İmmer oğlu Kâhin Paşhur, Yeremyanın böyle peygamberlik ettiğini duyunca, 
24O 020:002 onun dövülüp RABbin Tapınağının Yukarı Benyamin Kapısındaki tomruğa vurulmasını buyurdu. 
24O 020:003 Ertesi gün Paşhur kendisini tomruktan salıverince, Yeremya ona, ‹‹RAB sana Paşhur değil, Magor-Missaviv adını verdi›› dedi, 
24O 020:004 ‹‹RAB diyor ki, ‹Seni de dostlarını da yıldıracağım. Dostlarının düşman kılıcıyla düştüğünü gözlerinle göreceksin. Bütün Yahudayı Babil Kralının eline teslim edeceğim; onları Babile sürecek ya da kılıçtan geçirecek. 
24O 020:005 Bu kentin bütün zenginliğini -ürününü, değerli eşyalarını, Yahuda krallarının hazinelerini- düşmanlarının eline vereceğim. Hepsini yağmalayıp Babile götürecekler. 
24O 020:006 Sana gelince, ey Paşhur, sen de evinde yaşayanların hepsi de Babile sürüleceksiniz. Sen de kendilerine yalan peygamberlik ettiğin bütün dostların da orada ölüp gömüleceksiniz.› ›› gelir. Aynı ifade 20:10da da geçer. 
24O 020:007 Beni kandırdın, ya RAB,<br />Ben de kandım.<br />Bana üstün geldin, beni yendin.<br />Bütün gün alay konusu oluyorum,<br />Herkes benimle eğleniyor. 
24O 020:008 Çünkü konuştukça feryat ediyor,<br />Şiddet diye, yıkım diye haykırıyorum.<br />RABbin sözü yüzünden bütün gün yeriliyor,<br />Gülünç duruma düşüyorum. 
24O 020:009 ‹‹Bir daha onu anmayacak,<br />Onun adına konuşmayacağım›› desem,<br />Sözü kemiklerimin içine hapsedilmiş,<br />Yüreğimde yanan bir ateş sanki.<br />Onu içimde tutmaktan yoruldum,<br />Yapamıyorum artık. 
24O 020:010 Birçoğunun, ‹‹Her yer dehşet içinde!<br />Suçlayın! Suçlayalım onu!›› diye fısıldaştığını duydum.<br />Bütün güvendiğim insanlar düşmemi gözlüyor,<br />‹‹Belki kanar, onu yeneriz,<br />Sonra da öcümüzü alırız›› diyorlar. 
24O 020:011 Ama RAB güçlü bir savaşçı gibi benimledir.<br />Bu yüzden bana eziyet edenler tökezleyecek,<br />Üstün gelemeyecek,<br />Başarısızlığa uğrayıp büyük utanca düşecekler;<br />Onursuzlukları sonsuza dek unutulmayacak. 
24O 020:012 Ey doğru kişiyi sınayan,<br />Yüreği ve düşünceyi gören Her Şeye Egemen RAB!<br />Davamı senin eline bırakıyorum.<br />Onlardan alacağın öcü göreyim! 
24O 020:013 Ezgiler okuyun RABbe!<br />Övün RABbi!<br />Çünkü yoksulun canını kötülerin elinden O kurtardı. 
24O 020:014 Lanet olsun doğduğum güne!<br />Kutlu olmasın annemin beni doğurduğu gün! 
24O 020:015 ‹‹Bir oğlun oldu!›› diyerek babama haber getiren,<br />Onu sevince boğan adama lanet olsun! 
24O 020:016 RABbin acımadan yerle bir ettiği<br />Kentler gibi olsun o adam!<br />Sabah feryatlar,<br />Öğlen savaş naraları duysun! 
24O 020:017 Çünkü beni annemin rahminde öldürmedi;<br />Annem mezarım olur,<br />Rahmi hep gebe kalırdı. 
24O 020:018 Neden ana rahminden çıktım?<br />Dert, üzüntü görmek,<br />Ömrümü utanç içinde geçirmek için mi? 
24O 021:001 Kral Sidkiya Malkiya oğlu Paşhurla Maaseya oğlu Kâhin Sefanyayı Yeremyaya gönderince, RAB Yeremyaya seslendi. Paşhurla Sefanya ona şöyle demişti: 
24O 021:002 ‹‹Lütfen bizim için RABbe danış. Çünkü Babil Kralı Nebukadnessar bize saldırıyor. Belki RAB bizim için şaşılacak işlerinden birini yapar da Nebukadnessar ülkemizden çekilir.›› 
24O 021:003 Yeremya şu karşılığı verdi: ‹‹Sidkiyaya deyin ki, 
24O 021:004 ‹İsrailin Tanrısı RAB şöyle diyor: Surların dışında sizi kuşatan Babil Kralı ve Kildanilerle savaşmakta kullandığınız silahları size karşı çevireceğim; hepsini bu kentin ortasına toplayacağım. 
24O 021:005 Ben de elimi size karşı kaldıracağım; kudretle, kızgınlıkla, gazapla, büyük öfkeyle sizinle savaşacağım. 
24O 021:006 Bu kentte yaşayanları yok edeceğim; insan da, hayvan da korkunç bir salgın hastalıktan ölecek. 
24O 021:007 Ondan sonra da, diyor RAB, Yahuda Kralı Sidkiyayla görevlilerini, bu kentte salgından, kılıçtan, kıtlıktan sağ çıkan halkı Babil Kralı Nebukadnessarın ve canlarına susamış düşmanlarının eline teslim edeceğim. Hepsini kılıçtan geçirecek, canlarını bağışlamayacak, merhamet etmeyecek, acımayacak.› 
24O 021:008 ‹‹Bunun yanısıra halka şunları da söyle: ‹RAB diyor ki: İşte yaşama giden yolu da ölüme giden yolu da önünüze koyuyorum. 
24O 021:009 Bu kentte kalan kılıçtan, kıtlıktan, salgından ölecek; dışarı çıkıp kenti kuşatan Kildanilere teslim olansa yaşayacak, hiç değilse canını kurtarmış olacak. 
24O 021:010 Bu kente iyilik değil, kötülük etmeye karar verdim, diyor RAB. Bu kenti Babil Kralı ele geçirip ateşe verecek.› ›› 
24O 021:011 ‹‹Yahuda Kralının ailesine de ki, ‹RABbin sözünü dinleyin: 
24O 021:012 RAB şöyle diyor, ey Davut soyu:  ‹‹ ‹Her sabah adaleti uygulayın,<br />Soyguna uğramış kişiyi zorbanın elinden kurtarın.<br />Yoksa yaptığınız kötülük yüzünden<br />Öfkem ateş gibi tutuşup yanacak,<br />Söndüren olmayacak. 
24O 021:013 Ey vadinin üstünde,<br />Kayalık ovada oturan Yeruşalim,<br />Sana karşıyım diyor RAB,<br />Siz ki, kim bize saldırabilir?<br />Sığınağımıza kim girebilir, diyorsunuz. 
24O 021:014 Sizi yaptıklarınıza göre cezalandıracağım, diyor RAB.<br />Bütün çevresini yakıp yok edecek<br />Bir ateş tutuşturacağım kentin ormanında.› ›› 
24O 022:001 RAB bana dedi ki, ‹‹Yahuda Kralının sarayına gidip şu haberi bildir: 
24O 022:002 ‹RABbin sözünü dinleyin, ey Davutun tahtında oturan Yahuda Kralıyla görevlileri ve bu kapılardan giren halk! 
24O 022:003 RAB diyor ki: Adil ve doğru olanı yapın. Soyguna uğrayanı zorbanın elinden kurtarın. Yabancıya, öksüze, dula haksızlık etmeyin, şiddete başvurmayın. Burada suçsuz kanı dökmeyin. 
24O 022:004 Bu buyrukları özenle yerine getirirseniz, Davutun tahtında oturan krallar savaş arabalarıyla, atlarıyla bu sarayın kapılarından girecekler; görevlileriyle halkları da onları izleyecek. 
24O 022:005 Ancak bu buyruklara uymazsanız, diyor RAB, adım üzerine ant içerim ki, bu saray viraneye dönecek.› ›› 
24O 022:006 Çünkü Yahuda Kralının sarayı için RAB diyor ki,  ‹‹Sen benim için Gilat gibisin,<br />Lübnanın doruğu gibi.<br />Ama hiç kuşkun olmasın, seni çöle döndürecek,<br />Kimsenin yaşamadığı kentlere çevireceğim. 
24O 022:007 Eli silahlı yok ediciler görevlendireceğim sana karşı.<br />En iyi sedir ağaçlarını kesecek,<br />Ateşe atacaklar. 
24O 022:008 ‹‹Bu kentten geçen birçok ulus birbirlerine, ‹RAB bu büyük kente neden bunu yaptı?› diye soracaklar. 
24O 022:009 ‹‹Yanıt şöyle olacak: ‹Çünkü Tanrıları RABbin antlaşmasını bıraktılar, başka ilahlara tapıp kulluk ettiler.› ›› 
24O 022:010 Ölen için ağlamayın, yasa bürünmeyin;<br />Ancak sürgüne giden için ağlayın acı acı.<br />Çünkü bir daha dönmeyecek,<br />Anayurdunu görmeyecek. 
24O 022:011 Babası Yoşiyanın yerine Yahuda Kralı olan ve buradan çıkıp giden Yoşiya oğlu Şallumfö için RAB diyor ki, ‹‹Bir daha dönmeyecek buraya. 
24O 022:012 Sürgüne gönderildiği yerde ölecek, bir daha bu ülkeyi görmeyecek.›› 30). 
24O 022:013 ‹‹Sarayını haksızlıkla,<br />Yukarı odalarını adaletsizlikle yapan,<br />Komşusunu parasız çalıştıran,<br />Ücretini ödemeyen adamın vay başına! 
24O 022:014 ‹Kendim için yukarı odaları havadar,<br />Geniş bir saray yapacağım› diyenin vay başına!<br />Sarayına büyük pencereler açar,<br />Sedir ağacıyla kaplar,<br />Kırmızıya boyar. 
24O 022:015 ‹‹Bol bol sedir ağacı kullandın diye<br />Kral mı oldun sanırsın?<br />Baban doyasıya yiyip içti,<br />Ama iyi ve doğru olanı yaptı;<br />Onun için de işleri iyi gitti. 
24O 022:016 Ezilenin, yoksulun davasını savundu,<br />Onun için de işleri iyi gitti.<br />Beni tanımak bu değil midir?›› diyor RAB. 
24O 022:017 ‹‹Seninse gözlerin de yüreğin de yalnız kazanca,<br />Suçsuz kanı dökmeye,<br />Baskı, zorbalık yapmaya yönelik.›› 
24O 022:018 Bu yüzden RAB Yahuda Kralı Yoşiya oğlu Yehoyakim için diyor ki,  ‹‹Onun için kimse, ‹Ah kardeşim!<br />Vah kızkardeşim!› diye dövünmeyecek.<br />Onun için kimse, ‹Ah efendim!<br />Vah onun görkemi!› diye dövünmeyecek. 
24O 022:019 Sürüklenip Yeruşalim kapılarından dışarı atılacak,<br />Eşek gömülür gibi gömülecek o.›› 
24O 022:020 ‹‹Lübnana git, feryat et,<br />Sesin Başandan duyulsun,<br />Haykır Avarimden,<br />Çünkü bütün oynaşların ezildi. 
24O 022:021 Kendini güvenlikte sandığında seni uyardım.<br />Ama, ‹Dinlemem› dedin.<br />Gençliğinden bu yana böyleydi tutumun,<br />Sözümü hiç dinlemedin. 
24O 022:022 Rüzgar bütün çobanlarını alıp götürecek,<br />Oynaşların sürgüne gidecek.<br />İşte o zaman yaptığın kötülükler yüzünden<br />Utanacak, aşağılanacaksın. 
24O 022:023 Ey sen, Lübnanda yaşayan,<br />Yuvasını sedir ağacından kuran adam!<br />Sana doğuran kadın gibi acılar, sancılar geldiğinde,<br />Nasıl da inleyeceksin!›› sanılıyor. Masoretik metin ‹‹Acınacaksın››. 
24O 022:024 ‹‹Varlığım hakkı için derim ki›› diyor RAB, ‹‹Ey Yahuda Kralı Yehoyakim oğlu Yehoyakin, sağ elimdeki mühür yüzüğü olsan bile, çıkarıp atardım seni. 
24O 022:025 Seni can düşmanlarının, korktuğun kişilerin, Babil Kralı Nebukadnessarla Kildanilerin eline teslim edeceğim. 
24O 022:026 Seni de seni doğuran anneni de doğmadığınız bir ülkeye atacağım; orada öleceksiniz. 
24O 022:027 Dönmeye can attığınız ülkeye bir daha dönemeyeceksiniz.›› 
24O 022:028 Bu mu Yehoyakin? Bu hor görülmüş kırık çömlek,<br />Kimsenin istemediği kap?<br />Neden kendisi de çocukları da<br />Bilmedikleri bir ülkeye atıldılar? 
24O 022:029 Ülke, ey ülke,<br />RABbin sözünü dinle, ey ülke! 
24O 022:030 RAB diyor ki,<br />‹‹Bu adamı çocuksuz,<br />Ömrünce başarısız biri olarak yazın.<br />Çünkü soyundan gelen hiç kimse başarılı olmayacak,<br />Soyundan gelen hiç kimse<br />Davut'un tahtında oturamayacak,<br />Yahuda'da bir daha krallık etmeyecek.›› 
24O 023:001 ‹‹Otlağımın koyunlarını yok edip dağıtan çobanların vay başına!›› diyor RAB. 
24O 023:002 Halkımı güden çobanlar için İsrailin Tanrısı RAB şöyle diyor: ‹‹Sürümü dağıtıp sürdünüz, onlarla ilgilenmediniz. Şimdi ben sizinle ilgileneceğim, yaptığınız kötülük yüzünden sizi cezalandıracağım.›› RAB böyle diyor. 
24O 023:003 ‹‹Sürmüş olduğum bütün ülkelerden sürümün sağ kalanlarını toplayıp otlaklarına geri getireceğim; orada verimli olup çoğalacaklar. 
24O 023:004 Onları güdecek çobanlar koyacağım başlarına. Bundan böyle korkmayacak, yılgınlığa düşmeyecekler. Bir tanesi bile eksilmeyecek›› diyor RAB. 
24O 023:005 ‹‹İşte Davut için doğru bir dal<br />Çıkaracağım günler geliyor›› diyor RAB.<br />‹‹Bu kral bilgece egemenlik sürecek,<br />Ülkede adil ve doğru olanı yapacak. 
24O 023:006 Onun döneminde Yahuda kurtulacak,<br />İsrail güvenlik içinde yaşayacak.<br />O, ‹Yahve sidkenufş› adıyla anılacak. 
24O 023:007 ‹‹Artık insanların, ‹İsrail halkını Mısırdan çıkaran RABbin varlığı hakkı için› demeyecekleri günler geliyor›› diyor RAB. 
24O 023:008 ‹‹Bunun yerine, ‹İsrail soyunu kuzey ülkesinden ve sürdüğü bütün öbür ülkelerden geri getiren RABbin varlığı hakkı için› diyecekler. Böylece kendi topraklarında yaşayacaklar.›› 
24O 023:009 Peygamberlere gelince,<br />Yüreğim paramparça,<br />Bütün kemiklerim titriyor.<br />RABbin yüzünden,<br />Onun kutsal sözleri yüzünden<br />Sarhoş gibi,<br />Şaraba yenik düşen bir adam gibiyim. 
24O 023:010 Çünkü ülke zina edenlerle dolu,<br />Lanet yüzünden yas tutuyor.<br />Otlaklar kurumuş.<br />İzledikleri yol kötü,<br />Güçlerini haksızca kullanıyorlar. 
24O 023:011 ‹‹Peygamber de kâhin de tanrısız;<br />Tapınağımda bile kötülüklerini gördüm›› diyor RAB. 
24O 023:012 ‹‹Bu yüzden izledikleri yol<br />Onlar için kaygan olacak;<br />Karanlığa sürülecek,<br />Orada tökezleyip düşecekler.<br />Çünkü cezalandırılacakları yıl<br />Başlarına felaket getireceğim›› diyor RAB. 
24O 023:013 ‹‹Samiriye peygamberleri arasında<br />Şu iğrençliği gördüm:<br />Baal adına peygamberlik ederek<br />Halkım İsraili baştan çıkarıyorlar. 
24O 023:014 Yeruşalim peygamberleri arasında<br />Şu korkunç şeyi gördüm:<br />Zina ediyorlar, yalan peşindeler.<br />Kötülük edenleri güçlendirdiklerinden,<br />Kimse kötülüğünden dönmüyor.<br />Benim için hepsi Sodom gibi,<br />Yeruşalim halkı Gomora gibi oldu.›› 
24O 023:015 Bu nedenle Her Şeye Egemen RAB peygamberler için şöyle diyor:  ‹‹Onlara pelinotu yedirecek,<br />Zehirli su içireceğim.<br />Çünkü Yeruşalim peygamberleri<br />Tanrısızlığın bütün ülkeye yayılmasına neden oldular.›› 
24O 023:016 Her Şeye Egemen RAB diyor ki,<br />‹‹Size peygamberlik eden peygamberlerin<br />Dediklerine kulak asmayın,<br />Onlar sizi aldatıyor.<br />RABbin ağzından çıkanları değil,<br />Kendi hayal ettikleri görümleri anlatıyorlar. 
24O 023:017 Beni küçümseyenlere sürekli,<br />‹RAB diyor ki: Size esenlik olacak!› diyorlar.<br />Yüreklerinin inatçılığı doğrultusunda davrananlara,<br />‹Başınıza felaket gelmeyecek› diyorlar. 
24O 023:018 RABbin sözünü duyup anlamak için<br />RABbin meclisinde kim bulundu ki?<br />Onun sözüne kulak verip duyan kim? 
24O 023:019 İşte, RABbin fırtınası öfkeyle kopacak,<br />Kasırgası döne döne kötülerin başına patlayacak. 
24O 023:020 Aklının tasarladığını tümüyle yapana dek<br />RABbin öfkesi dinmeyecek.<br />Son günlerde açıkça anlayacaksınız bunu. 
24O 023:021 Bu peygamberleri ben göndermedim,<br />Ama çabucak ortaya çıktılar.<br />Onlara hiç seslenmedim,<br />Yine de peygamberlik ettiler. 
24O 023:022 Ama meclisimde dursalardı,<br />Sözlerimi halkıma bildirir,<br />Onları kötü yollarından ve davranışlarından<br />Döndürürlerdi. 
24O 023:023 Ben yalnızca yakındaki Tanrı mıyım?<br />Uzaktaki Tanrı da değil miyim?›› diyor RAB, 
24O 023:024 ‹‹Kim gizli yere saklanır da<br />Onu görmem?›› diyor RAB,<br />‹‹Yeri göğü doldurmuyor muyum?›› diyor RAB. 
24O 023:025 ‹‹Adımla yalancı peygamberlik edenlerin ne dediklerini duydum. ‹Bir düş gördüm! Bir düş!› diyorlar. 
24O 023:026 Kafalarından uydurdukları hileleri aktaran bu yalancı peygamberler ne zamana dek sürdürecekler bunu? 
24O 023:027 Ataları nasıl Baal yüzünden adımı unuttuysa, onlar da birbirlerine düşlerini anlatarak halkıma adımı unutturmayı tasarlıyorlar. 
24O 023:028 Düşü olan peygamber düşünü anlatsın; ama sözümü alan onu sadakatle bildirsin. Buğdayın yanında saman nedir ki?›› diyor RAB. 
24O 023:029 ‹‹Benim sözüm ateş gibi değil mi? Kayaları paramparça eden balyoz gibi değil mi?›› RAB böyle diyor. 
24O 023:030 ‹‹İşte bunun için sözlerimi birbirlerinden çalan peygamberlere karşıyım›› diyor RAB. 
24O 023:031 ‹‹Evet, kendi sözlerini söyleyip, ‹RAB böyle diyor› diyen peygamberlere karşıyım›› diyor RAB. 
24O 023:032 ‹‹Uydurma düşler gören peygamberlere karşıyım›› diyor RAB. ‹‹Bu düşleri anlatıyor, yalanlarla, boş övünmelerle halkımı baştan çıkarıyorlar. Ben onları ne gönderdim, ne de atadım. Bu halka hiç mi hiç yararları yok›› diyor RAB. 
24O 023:033 ‹‹Halktan biri, bir peygamber ya da kâhin, ‹RABbin bildirisi nedir?› diye sorarsa, ‹Ne bildirisi?› diye karşılık vereceksin. Sizi başımdan atacağım›› diyor RAB. 
24O 023:034 ‹‹Eğer bir peygamber, kâhin ya da başka biri, ‹Bu RABbin bildirisidir› derse, onu da ailesini de cezalandıracağım. 
24O 023:035 Her biriniz komşunuza ve kardeşinize, ‹RAB ne yanıt verdi?› ya da, ‹RAB ne söyledi?› demelisiniz. 
24O 023:036 Bundan böyle, ‹RABbin bildirisi› lafını ağzınıza almayacaksınız. Herkesin sözü kendi bildirisi olacak. Yaşayan Tanrının, Her Şeye Egemen RABbin, Tanrımızın sözlerini çarpıtıyorsunuz siz. 
24O 023:037 Bir peygambere, ‹RAB sana ne yanıt verdi?› ya da, ‹RAB ne söyledi?› demelisiniz. 
24O 023:038 Ama, ‹RABbin bildirisidir› derseniz, RAB diyor ki, ‹RABbin bildirisidir› diyorsunuz. Oysa, ‹RABbin bildirisidir› demeyeceksiniz diye sizi uyarmıştım. 
24O 023:039 Bu yüzden sizi büsbütün unutacağım, sizi de size ve atalarınıza verdiğim kenti de önümden söküp atacağım. 
24O 023:040 Sizi hiç unutulmayacak bir utanca düşürecek, sürekli alay konusu edeceğim.›› 
24O 024:001 Babil Kralı Nebukadnessar Yahuda Kralı Yehoyakim oğlu Yehoyakinle Yahuda önderlerini, zanaatçıları, demircileri Yeruşalimden Babile sürdükten sonra, RAB bana tapınağının önüne konmuş iki sepet incir gösterdi. 
24O 024:002 Sepetlerin birinde ilk ürüne benzer çok iyi incirler vardı; ötekindeyse çok kötü, yenmeyecek kadar çürük incirler vardı. 
24O 024:003 RAB, ‹‹Yeremya, ne görüyorsun?›› diye sordu. ‹‹İncir›› diye yanıtladım, ‹‹İyi incirler çok iyi, öbürleriyse çok kötü, yenmeyecek kadar çürük.›› 
24O 024:004 Bunun üzerine RAB bana şöyle seslendi: 
24O 024:005 ‹‹İsrailin Tanrısı RAB diyor ki, ‹Buradan Kildan ülkesine sürgüne gönderdiğim Yahuda sürgünlerini bu iyi incirler gibi iyi sayacağım. 
24O 024:006 İyilik bulmaları için onları gözetecek, bu ülkeye geri getireceğim. Onları bina edeceğim, yıkmayacağım; onları dikeceğim, kökünden sökmeyeceğim. 
24O 024:007 Benim RAB olduğumu anlayacak bir yürek vereceğim onlara. Onlar benim halkım olacaklar, ben de onların Tanrısı olacağım. Çünkü bütün yürekleriyle bana dönecekler. 
24O 024:008 ‹‹ ‹Ama Yahuda Kralı Sidkiyayla önderlerini, Yeruşalimden sağ çıkıp da bu ülkede ya da Mısırda yaşayanları yenmeyecek kadar çürük incir gibi yapacağım› diyor RAB, 
24O 024:009 ‹Onları bütün ülkelerin gözünde iğrenç, korkunç bir duruma düşüreceğim. Onları sürdüğüm her yerde ayıplanacak, ibret olacak, alaya alınacak, lanetlenecekler. 
24O 024:010 Kendilerine ve atalarına verdiğim topraktan yok olana dek üzerlerine kılıç, kıtlık, salgın hastalık salacağım.› ›› 
24O 025:001 Yahuda Kralı Yoşiya oğlu Yehoyakimin döneminin dördüncü yılında, RAB Yahuda halkıyla ilgili olarak Yeremyaya seslendi. Nebukadnessarın Babil Kralı oluşunun birinci yılıydı bu. 
24O 025:002 Peygamber Yeremya Yahuda halkına ve Yeruşalimde yaşayanlara RABbin sözünü aktararak şöyle dedi: 
24O 025:003 Yirmi üç yıldır, Yahuda Kralı Amon oğlu Yoşiyanın döneminin on üçüncü yılından bugüne dek, RAB bana sesleniyor. Ben de RABbin sözünü defalarca size aktardım, ama dinlemediniz. 
24O 025:004 RAB peygamber kullarını defalarca size gönderdi, ama dinlemediniz, kulak asmadınız. 
24O 025:005 Sizi uyardılar, ‹‹Şimdi herkes kötü yolundan, kötü işlerinden dönsün ki, RABbin sonsuza dek size ve atalarınıza verdiği toprakta yaşayasınız›› dediler, 
24O 025:006 ‹‹Kulluk etmek, tapınmak için başka ilahların ardınca gitmeyin; elinizle yaptığınız putlarla beni öfkelendirmeyin ki, ben de size zarar vermeyeyim.›› 
24O 025:007 ‹‹Ama beni dinlemediniz›› diyor RAB, ‹‹Sonuç olarak elinizle yaptığınız putlarla beni öfkelendirip kendinizi zarara soktunuz.›› 
24O 025:008 Bunun için Her Şeye Egemen RAB diyor ki, ‹‹Madem sözlerimi dinlemediniz, 
24O 025:009 ben de bütün kuzeydeki halkları ve kulum Babil Kralı Nebukadnessarı çağırtacağım›› diyor RAB, ‹‹Onları bu ülkeye de burada yaşayanlarla çevresindeki bütün uluslara da karşı getireceğim. Bu halkı tamamen yok edeceğim, ülkelerini dehşet ve alay konusu edip sonsuz bir viraneye çevireceğim. 
24O 025:010 Sevinç ve neşe sesini, gelin güvey sesini, değirmen taşlarının sesini, kandil ışığını onlardan uzaklaştıracağım. 
24O 025:011 Bütün ülke bir virane, dehşet verici bir yer olacak. Bu uluslar Babil Kralına yetmiş yıl kulluk edecekler. 
24O 025:012 ‹‹Ama yetmiş yıl dolunca›› diyor RAB, ‹‹Suçları yüzünden Babil Kralıyla ulusunu, Kildan ülkesini cezalandıracak, sonsuz bir viranelik haline getireceğim. 
24O 025:013 O ülke için söylediklerimin hepsini, Yeremyanın uluslara ettiği bu kitapta yazılı bütün peygamberlik sözlerini ülkenin başına getireceğim. 
24O 025:014 Pek çok ulus, büyük krallar onları köle edinecek. Yaptıklarına ve ellerinden çıkan işe göre karşılık vereceğim onlara.›› 
24O 025:015 İsrailin Tanrısı RAB bana şöyle dedi: ‹‹Elimdeki öfke şarabıyla dolu kâseyi al, seni göndereceğim bütün uluslara içir. 
24O 025:016 Şarabı içince sendeleyecek, üzerlerine göndereceğim kılıç yüzünden çıldıracaklar.›› 
24O 025:017 Böylece kâseyi RABbin elinden alıp beni gönderdiği bütün uluslara içirdim: 
24O 025:018 Bugün olduğu gibi viranelik, dehşet ve alay konusu, lanetlik olsunlar diye Yeruşalime, Yahuda kentlerine, krallarıyla önderlerine; 
24O 025:019 Firavunla görevlilerine, önderlerine ve halkına, 
24O 025:020 Mısırda yaşayan bütün yabancılara; Ûs krallarına, Filist krallarına -Aşkelona, Gazzeye, Ekrona, Aşdottan sağ kalanlara- 
24O 025:021 Edoma, Moava, Ammona; 
24O 025:022 bütün Sur ve Sayda krallarına, deniz aşırı ülkelerin krallarına; 
24O 025:023 Dedana, Temaya, Bûza, zülüflerini kesen bütün halklara; 
24O 025:024 Arabistan krallarına, çölde yaşayan yabancı halkın krallarına; 
24O 025:025 Zimri, Elam, Med krallarına; 
24O 025:026 sırasıyla uzak yakın bütün kuzey krallarına, yeryüzündeki bütün ulusların krallarına içirdim. Hepsinden sonra Şeşak Kralı da içecektir. 
24O 025:027 ‹‹Sonra onlara de ki, ‹İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB şöyle diyor: Üzerinize salacağım kılıç yüzünden sarhoş olana dek için, kusun, düşüp kalkmayın.› 
24O 025:028 Eğer kâseyi elinden alır, içmek istemezlerse, de ki, ‹Her Şeye Egemen RAB şöyle diyor: Kesinlikle içeceksiniz! 
24O 025:029 Bana ait olan kentin üzerine felaket getirmeye başlıyorum. Cezasız kalacağınızı mı sanıyorsunuz? Sizi cezasız bırakmayacağım. İşte dünyada yaşayan herkesin üzerine kılıcı çağırıyorum. Her Şeye Egemen RAB böyle diyor.› 
24O 025:030 ‹‹Bütün bu peygamberlik sözlerini onlara ilet:  ‹‹ ‹Yükseklerden kükreyecek RAB,<br />Kutsal konutundan gürleyecek,<br />Ağılına şiddetle kükreyecek.<br />Dünyada yaşayanların tümüne<br />Üzüm ezenler gibi bağıracak. 
24O 025:031 Gürültü yeryüzünün dört yanında yankılanacak.<br />Çünkü RAB uluslara dava açacak;<br />Herkesi yargılayacak<br />Ve kötüleri kılıca teslim edecek› ›› diyor RAB. 
24O 025:032 Her Şeye Egemen RAB diyor ki,<br />‹‹İşte felaket ulustan ulusa yayılıyor!<br />Dünyanın dört bucağından büyük kasırga kopuyor.›› 
24O 025:033 O gün RAB dünyayı bir uçtan bir uca öldürülenlerle dolduracak. Onlar için yas tutulmayacak, toplanıp gömülmeyecekler. Toprağın üzerinde gübre gibi kalacaklar. 
24O 025:034 Haykırın, ey çobanlar,<br />Acı acı bağırın!<br />Toprakta yuvarlanın, ey sürü başları!<br />Çünkü boğazlanma zamanınız doldu,<br />Değerli bir kap gibi düşüp parçalanacaksınız. 
24O 025:035 Çobanlar kaçamayacak,<br />Sürü başları kurtulamayacak! 
24O 025:036 Duy çobanların haykırışını,<br />Sürü başlarının bağırışını!<br />RAB onların otlaklarını yok ediyor. 
24O 025:037 RABbin kızgın öfkesi yüzünden<br />Güvenlikte oldukları ağıllar yok oldu. 
24O 025:038 İnini terk eden genç aslan gibi,<br />RAB inini bıraktı.<br />Zorbanın kılıcı<br />Ve RAB'bin kızgın öfkesi yüzünden<br />Ülkeleri viraneye döndü. 
24O 026:001 Yahuda Kralı Yoşiya oğlu Yehoyakimin krallığının başlangıcında RAB şöyle seslendi: 
24O 026:002 ‹‹RAB diyor ki, RABbin Tapınağının avlusunda dur, tapınmak için Yahuda kentlerinden oraya gelen herkese seslen. Sana buyurduğum her şeyi tek söz eksiltmeden onlara bildir. 
24O 026:003 Belki dinler de kötü yollarından dönerler. O zaman ben de yaptıkları kötülükler yüzünden başlarına getirmeyi tasarladığım felaketten vazgeçerim. 
24O 026:004 Onlara de ki, ‹RAB şöyle diyor: Size verdiğim yasa uyarınca yürümez, beni dinlemez, 
24O 026:005 size defalarca gönderdiğim kullarım peygamberlerin sözlerine kulak vermezseniz, ki kulak vermiyorsunuz, 
24O 026:006 bu tapınağa Şilodakine yaptığımın aynısını yapar, bu kenti bütün dünya ulusları arasında lanetlik ederim.› ›› 
24O 026:007 Kâhinler, peygamberler ve bütün halk Yeremyanın RABbin Tapınağında söylediği bu sözleri duydular. 
24O 026:008 Yeremya Tanrının halka iletmesini buyurduğu sözleri bitirince, kâhinlerle peygamberler ve halk onu yakalayıp, ‹‹Ölmen gerek!›› dediler, 
24O 026:009 ‹‹Neden bu tapınak Şilodaki gibi olacak, bu kent de içinde kimsenin yaşamayacağı bir viraneye dönecek diyerek RABbin adıyla peygamberlik ediyorsun?›› Bütün halk RABbin Tapınağında Yeremyanın çevresinde toplanmıştı. 
24O 026:010 Yahuda önderleri olup bitenleri duyunca, saraydan RABbin Tapınağına gidip tapınağın Yeni Kapı girişinde yerlerini aldılar. 
24O 026:011 Bunun üzerine kâhinlerle peygamberler, önderlere ve halka, ‹‹Bu adam ölüm cezasına çarptırılmalı›› dediler, ‹‹Çünkü bu kente karşı peygamberlik etti. Kendi kulaklarınızla işittiniz bunu.›› 
24O 026:012 Bunun üzerine Yeremya önderlerle halka, ‹‹Bu tapınağa ve kente karşı işittiğiniz peygamberlik sözlerini iletmem için beni RAB gönderdi›› dedi, 
24O 026:013 ‹‹Şimdi yollarınızı, davranışlarınızı düzeltin, Tanrınız RABbin sözüne kulak verin. O zaman RAB başınıza getireceğini söylediği felaketten vazgeçecek. 
24O 026:014 Bana gelince, işte elinizdeyim! Gözünüzde iyi ve doğru olan neyse, bana öyle yapın. 
24O 026:015 Ancak şunu kesinlikle bilin ki, eğer beni öldürürseniz, siz de bu kent ve içinde yaşayanlar da suçsuz birinin kanını dökmekten sorumlu tutulacaksınız. Çünkü bütün bu sözleri bildirmem için beni gerçekten RAB size gönderdi.›› 
24O 026:016 Bunun üzerine önderlerle halk, kâhinlerle peygamberlere, ‹‹Bu adam ölüm cezasına çarptırılmamalı›› dediler, ‹‹Çünkü bizimle Tanrımız RABbin adına konuştu.›› 
24O 026:017 Halkın ileri gelenlerinden birkaçı öne çıkıp orada toplanmış halka, 
24O 026:018 ‹‹Moreşetli Mika Yahuda Kralı Hizkiya döneminde peygamberlik etti›› dediler, ‹‹Yahuda halkına dedi ki, Her Şeye Egemen RAB şöyle diyor,  ‹‹ ‹Siyon tarla gibi sürülecek,<br />Taş yığınına dönecek Yeruşalim,<br />Tapınağın kurulduğu dağ<br />Çalılarla kaplanacak.› 
24O 026:019 ‹‹Yahuda Kralı Hizkiya ya da Yahuda halkından biri onu öldürdü mü? Bunun yerine Hizkiya RABden korkarak Onun lütfunu diledi. RAB de onlara bildirdiği felaketten vazgeçti. Bizse, üzerimize büyük bir yıkım getirmek üzereyiz.›› 
24O 026:020 Kiryat-Yearimli Şemaya oğlu Uriya adında peygamberlik eden bir adam daha vardı. Tıpkı Yeremya gibi o da RABbin adına bu kente ve ülkeye karşı peygamberlik etti. 
24O 026:021 Kral Yehoyakimle askerleri ve komutanları Uriyanın sözlerini duydular. Kral onu öldürmek istedi. Bunu duyan Uriya korkuya kapılarak kaçıp Mısıra gitti. 
24O 026:022 Bunun üzerine Kral Yehoyakim peşinden adamlarını -Akbor oğlu Elnatanla başkalarını- Mısıra gönderdi. 
24O 026:023 Uriyayı Mısırdan çıkarıp Kral Yehoyakime getirdiler. Kral onu kılıçla öldürtüp cesedini sıradan halk mezarlığına attırdı. 
24O 026:024 Ancak Şafan oğlu Ahikam Yeremya'yı korudu. Böylece Yeremya öldürülmek üzere halkın eline teslim edilmedi. 
24O 027:001 Yahuda Kralı Yoşiya oğlu Sidkiyanın krallığının başlangıcında RAB Yeremyaya seslendi: 
24O 027:002 RAB bana dedi ki, ‹‹Kendine sırımla bağlanmış tahta bir boyunduruk yap, boynuna geçir. 
24O 027:003 Sonra Yeruşalime, Yahuda Kralı Sidkiyaya gelen ulaklar aracılığıyla Edom, Moav, Ammon, Sur ve Sayda krallarına haber gönder. 
24O 027:004 Efendilerine şunu bildirmelerini buyur: İsrailin Tanrısı Her Şeye Egemen RAB diyor ki, ‹Efendilerinize söyleyin: 
24O 027:005 Yeryüzünü de üstünde yaşayan insanlarla hayvanları da büyük gücümle, kudretli elimle ben yarattım. Onu uygun gördüğüm kişiye veririm. 
24O 027:006 Şimdi bütün bu ülkeleri Babil Kralı kulum Nebukadnessara vereceğim. Yabanıl hayvanları da kulluk etsinler diye ona vereceğim. 
24O 027:007 Ülkesi için saptanan zaman gelinceye dek bütün uluslar ona, oğluna, torununa kulluk edecek. Sonra birçok ulus, büyük krallar onu köle edecekler. 
24O 027:008 ‹‹ ‹Hangi ulus ya da krallık Babil Kralı Nebukadnessara kulluk edip boyunduruğuna girmezse, o ulusu onun eline teslim edene dekfü kılıçla, kıtlıkla, salgın hastalıkla cezalandıracağım, diyor RAB. 
24O 027:009 Size gelince, peygamberlerinizi, falcılarınızı, düş görenlerinizi, medyumlarınızı, büyücülerinizi dinlemeyin! Onlar size, Babil Kralına kulluk etmeyeceksiniz diyorlar. 
24O 027:010 Size yalan peygamberlik ediyorlar. Bunun sonucu sizi ülkenizden uzaklaştırmak oluyor. Sizi süreceğim, yok olacaksınız. 
24O 027:011 Ama Babil Kralının boyunduruğuna girip ona kulluk eden ulusu kendi toprağında bırakacağım, diyor RAB. O ulus toprağını işleyecek, orada yaşayacak.› ›› Masoretik metin ‹‹Onun eliyle yok edilişi tamamlanana dek››. 
24O 027:012 Yahuda Kralı Sidkiyaya bütün bu sözleri ilettim. Dedim ki, ‹‹Boyunlarınızı Babil Kralının boyunduruğu altına koyun. Ona ve halkına kulluk edin ki sağ kalasınız. 
24O 027:013 RABbin Babil Kralına kulluk etmeyen her ulus için dediği gibi, niçin sen ve halkın kılıç, kıtlık, salgın hastalık yüzünden ölesiniz? 
24O 027:014 Size, ‹Babil Kralına kulluk etmeyeceksiniz› diyen peygamberlerin sözlerine kulak asmayın. Onlar size yalan peygamberlik ediyorlar. 
24O 027:015 ‹Onları ben göndermedim› diyor RAB, ‹Adımla yalan peygamberlik ediyorlar. Bu yüzden sizi de size peygamberlik eden peygamberleri de süreceğim, hepiniz yok olacaksınız.› ›› 
24O 027:016 Sonra kâhinlerle halka şöyle dedim: ‹‹RAB diyor ki, ‹İşte RABbin Tapınağının eşyaları yakında Babilden geri getirilecek› diyen peygamberlerinize kulak asmayın. Onlar size yalan peygamberlik ediyorlar. 
24O 027:017 Onları dinlemeyin. Sağ kalmak için Babil Kralına kulluk edin. Bu kent neden viraneye çevrilsin? 
24O 027:018 Eğer bunlar peygamberse ve RABbin sözü onlardaysa, RABbin Tapınağında, Yahuda Kralının sarayında ve Yeruşalimde kalan eşyalar Babile götürülmesin diye Her Şeye Egemen RABbe yalvarsınlar. 
24O 027:019 -20 192670 ‹‹Çünkü Babil Kralı Nebukadnessar Yahuda Kralı Yehoyakim oğlu Yehoyakini Yahuda ve Yeruşalim soylularıyla birlikte Yeruşalimden Babile sürdüğünde alıp götürmediği sütunlar, havuz, ayaklıklar ve kentte kalan öbür eşyalar için Her Şeye Egemen RAB şöyle diyor. 
24O 027:021 Evet, RABbin Tapınağında, Yahuda Kralının sarayında ve Yeruşalimde kalan eşyalar için İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB şöyle diyor: 
24O 027:022 ‹Bunlar Babil'e taşınacak, aldıracağım güne dek de orada kalacaklar› diyor RAB, ‹O zaman onları alacak, yeniden buraya yerleştireceğim.› ›› 
24O 028:001 Aynı yıl Yahuda Kralı Sidkiyanın krallığının başlangıcında, dördüncü yılının beşinci ayında Givonlu Azzur oğlu Peygamber Hananya RABbin Tapınağında kâhinlerle bütün halkın önünde bana şöyle dedi: 
24O 028:002 ‹‹İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB diyor ki, ‹Babil Kralının boyunduruğunu kıracağım. 
24O 028:003 Babil Kralı Nebukadnessarın buradan alıp Babile götürdüğü RABbin Tapınağına ait bütün eşyaları iki yıl içinde buraya geri getireceğim. 
24O 028:004 Yahuda Kralı Yehoyakim oğlu Yehoyakinle Babile sürgüne giden bütün Yahudalıları buraya geri getireceğim› diyor RAB, ‹Çünkü Babil Kralının boyunduruğunu kıracağım.› ›› 
24O 028:005 Bunun üzerine Peygamber Yeremya, kâhinlerin ve RABbin Tapınağındaki halkın önünde Peygamber Hananyayı yanıtladı. 
24O 028:006 Yeremya şöyle dedi: ‹‹Amin! RAB aynısını yapsın! RAB, tapınağına ait eşyalarla bütün sürgünleri Babilden buraya geri getirerek ettiğin peygamberlik sözlerini gerçekleştirsin! 
24O 028:007 Yalnız şimdi sana ve halka söyleyeceğim şu sözü dinle: 
24O 028:008 Çok önce, benden de senden de önce yaşamış peygamberler birçok ülke ve büyük krallığın başına savaş, felaket, salgın hastalık gelecek diye peygamberlik ettiler. 
24O 028:009 Ancak esenlik olacağını söyleyen peygamberin sözü yerine gelirse, onun gerçekten RABbin gönderdiği peygamber olduğu anlaşılır.›› 
24O 028:010 Bunun üzerine Peygamber Hananya, Peygamber Yeremyanın boynundan boyunduruğu çıkarıp kırdı. 
24O 028:011 Sonra halkın önünde şöyle dedi: ‹‹RAB diyor ki, ‹Babil Kralı Nebukadnessarın bütün ulusların boynuna taktığı boyunduruğu iki yıl içinde işte böyle kıracağım.› ›› Böylece Peygamber Yeremya yoluna gitti. 
24O 028:012 Peygamber Hananya Peygamber Yeremyanın boynundaki boyunduruğu kırdıktan sonra RAB Yeremyaya şöyle seslendi: 
24O 028:013 ‹‹Git, Hananyaya de ki, ‹RAB şöyle diyor: Sen tahtadan yapılmış boyunduruğu kırdın, ama yerine demir boyunduruk yapacaksın! 
24O 028:014 Çünkü İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB diyor ki, Babil Kralı Nebukadnessara kulluk etmeleri için bütün bu ulusların boynuna demir boyunduruk geçirdim, ona kulluk edecekler. Yabanıl hayvanları da onun denetimine vereceğim.› ›› 
24O 028:015 Peygamber Yeremya Peygamber Hananyaya, ‹‹Dinle, ey Hananya!›› dedi, ‹‹Seni RAB göndermedi. Ama sen bu ulusu yalana inandırdın. 
24O 028:016 Bu nedenle RAB diyor ki, ‹Seni yeryüzünden silip atacağım. Bu yıl öleceksin. Çünkü halkı RABbe karşı kışkırttın.› ›› 
24O 028:017 Peygamber Hananya o yılın yedinci ayında öldü. 
24O 029:001 Peygamber Yeremyanın sürgünde sağ kalan halkın ileri gelenlerine, kâhinlerle peygamberlere ve Nebukadnessarın Yeruşalimden Babile sürdüğü bütün halka Yeruşalimden gönderdiği mektubun metni aşağıda yazılıdır. 
24O 029:002 Bu mektup Kral Yehoyakinin, ana kraliçenin, saray görevlilerinin, Yahuda ve Yeruşalim önderlerinin, zanaatçılarla demircilerin Yeruşalimden sürgüne gitmelerinden sonra, 
24O 029:003 Yahuda Kralı Sidkiyanın Babil Kralı Nebukadnessara gönderdiği Şafan oğlu Elasa ve Hilkiya oğlu Gemarya eliyle gönderildi: 
24O 029:004 İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB Yeruşalimden Babile sürdüğü herkese şöyle diyor: 
24O 029:005 ‹‹Evler yapıp içinde oturun, bahçe dikip ürününü yiyin. 
24O 029:006 Evlenin, oğullarınız, kızlarınız olsun; oğullarınızı, kızlarınızı evlendirin. Onların da oğulları, kızları olsun. Orada çoğalın, azalmayın. 
24O 029:007 Sizi sürmüş olduğum kentin esenliği için uğraşın. O kent için RABbe dua edin. Çünkü esenliğiniz onunkine bağlıdır.›› 
24O 029:008 Evet, İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB diyor ki, ‹‹Aranızdaki peygamberlerle falcılara aldanmayın. Düş görmeye özendirdiğiniz kişilere kulak asmayın. 
24O 029:009 Çünkü onlar adımı kullanarak size yalan peygamberlik ediyorlar. Onları ben göndermedim.›› RAB böyle diyor. 
24O 029:010 RAB diyor ki, ‹‹Babilde yetmiş yılınız dolunca sizinle ilgilenecek, buraya sizi geri getirmek için verdiğim iyi sözü tutacağım. 
24O 029:011 Çünkü sizin için düşündüğüm tasarıları biliyorum›› diyor RAB. ‹‹Kötü tasarılar değil, size umutlu bir gelecek sağlayan esenlik tasarıları bunlar. 
24O 029:012 O zaman beni çağıracak, gelip bana yakaracaksınız. Ben de sizi işiteceğim. 
24O 029:013 Beni arayacaksınız, bütün yüreğinizle arayınca beni bulacaksınız. 
24O 029:014 Kendimi size buldurtacağım›› diyor RAB. ‹‹Sizi eski gönencinize kavuşturacağım. Sizi sürdüğüm bütün yerlerden ve uluslardan toplayacağım›› diyor RAB. ‹‹Ve sizi sürgün ettiğim yerden geri getireceğim.›› 
24O 029:015 Madem, ‹‹RAB bizim için Babilde peygamberler çıkardı›› diyorsunuz, 
24O 029:016 Davutun tahtında oturan kral, bu kentte kalan halk ve sizinle sürgüne gitmeyen yurttaşlarınız için RAB şöyle diyor. 
24O 029:017 Evet, Her Şeye Egemen RAB diyor ki, ‹‹Üzerlerine kılıç, kıtlık, salgın hastalık göndereceğim. Onları yenilmeyecek kadar çürük, bozuk incir gibi edeceğim. 
24O 029:018 Kılıçla, kıtlıkla, salgın hastalıkla peşlerine düşeceğim. Yeryüzündeki bütün krallıklara dehşet saçacak, kendilerini sürdüğüm bütün ülkeler arasında lanetlenecek, dehşet ve alay konusu olacak, aşağılanacaklar. 
24O 029:019 Çünkü sözlerime kulak asmadılar›› diyor RAB. ‹‹Kullarım peygamberler aracılığıyla sözlerimi defalarca gönderdim, ama dinlemediniz.›› RAB böyle diyor. 
24O 029:020 Bunun için, ey sizler, Yeruşalimden Babile gönderdiğim sürgünler, RABbin sözüne kulak verin! 
24O 029:021 Adımı kullanarak size yalan peygamberlik eden Kolaya oğlu Ahavla Maaseya oğlu Sidkiya için İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB diyor ki, ‹‹Onları Babil Kralı Nebukadnessarın eline teslim edeceğim, gözünüzün önünde ikisini de öldürecek. 
24O 029:022 Onlardan ötürü Babildeki bütün Yahuda sürgünleri, ‹RAB seni Babil Kralının diri diri yaktırdığı Sidkiya ve Ahavla aynı duruma düşürsün› diye lanet edecek. 
24O 029:023 Çünkü İsrailde çirkin şeyler yaptılar; komşularının karılarıyla zina ettiler, onlara buyurmadığım halde adımla yalan sözler söylediler. Bunu biliyorum ve buna tanığım›› diyor RAB. 
24O 029:024 Nehelamlı Şemayaya diyeceksin ki, 
24O 029:025 ‹‹İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB şöyle diyor: Sen Yeruşalim halkına, Maaseya oğlu Kâhin Sefanyayla bütün öbür kâhinlere kendi adına mektuplar göndererek şöyle yazmıştın: 
24O 029:026 ‹‹ ‹RAB tapınağın sorumlusu olarak Yehoyada yerine seni kâhin atadı. Peygamber gibi davranan her deliyi tomruğa, demir boyunduruğa vurmak görevindir. 
24O 029:027 Öyleyse aranızda kendini peygamber ilan eden Anatotlu Yeremyayı neden azarlamadın? 
24O 029:028 Çünkü Yeremya biz Babildekilere şu haberi gönderdi: Sürgün uzun olacak. Onun için evler yapıp içinde oturun; bahçe dikip ürününü yiyin.› ›› 
24O 029:029 Kâhin Sefanya mektubu Peygamber Yeremyaya okuyunca, 
24O 029:030 RAB Yeremyaya şöyle seslendi: 
24O 029:031 ‹‹Bütün sürgünlere şu haberi gönder: ‹Nehelamlı Şemaya için RAB diyor ki: Madem ben göndermediğim halde Şemaya peygamberlik edip sizleri yalana inandırdı, 
24O 029:032 ben de Nehelamlı Şemaya'yı ve bütün soyunu cezalandıracağım: Bu halkın arasında soyundan kimse sağ kalmayacak, halkıma yapacağım iyiliği görmeyecek, diyor RAB. Çünkü o halkı bana karşı kışkırttı.› ›› 
24O 030:001 RAB Yeremyaya şöyle seslendi: 
24O 030:002 ‹‹İsrailin Tanrısı RAB diyor ki, ‹Sana bildirdiğim bütün sözleri bir kitaba yaz. 
24O 030:003 İşte halkım İsraili ve Yahudayı eski gönençlerine kavuşturacağım günler yaklaşıyor› diyor RAB, ‹Onları atalarına verdiğim topraklara geri getireceğim, orayı yurt edinecekler› diyor RAB.›› 
24O 030:004 İsrail ve Yahuda için RABbin bildirdiği sözler şunlardır: 
24O 030:005 ‹‹RAB diyor ki,<br />‹Korku sesi duyduk,<br />Esenlik değil, dehşet sesi. 
24O 030:006 Sorun da görün:<br />Erkek, çocuk doğurur mu?<br />Öyleyse neden doğuran kadın gibi<br />Her erkeğin ellerini belinde görüyorum?<br />Neden her yüz solmuş? 
24O 030:007 Ah, ne korkunç gün!<br />Onun gibisi olmayacak.<br />Yakup soyu için sıkıntı dönemi olacak,<br />Yine de sıkıntıdan kurtulacak. 
24O 030:008 ‹‹ ‹O gün› diyor Her Şeye Egemen RAB,<br />‹Boyunlarındaki boyunduruğu kıracak,<br />Bağlarını koparacağım.<br />Bundan böyle yabancılar onları<br />Kendilerine köle etmeyecekler. 
24O 030:009 Onun yerine Tanrıları RABbe<br />Ve başlarına atayacağım kralları Davuta<br />Kulluk edecekler. 
24O 030:010 ‹‹ ‹Korkma, ey kulum Yakup,<br />Yılma, ey İsrail› diyor RAB.<br />‹Çünkü seni uzak yerlerden,<br />Soyunu sürgün edildiği ülkeden kurtaracağım.<br />Yakup yine huzur ve güvenlik içinde olacak,<br />Kimse onu korkutmayacak. 
24O 030:011 Çünkü ben seninleyim,<br />Seni kurtaracağım› diyor RAB.<br />‹Seni aralarına dağıttığım bütün ulusları<br />Tümüyle yok etsem de,<br />Seni büsbütün yok etmeyecek,<br />Adaletle yola getirecek,<br />Hiç cezasız bırakmayacağım.› 
24O 030:012 ‹‹RAB diyor ki,<br />‹Senin yaran şifa bulmaz,<br />Beren iyileşmez. 
24O 030:013 Davanı görecek kimse yok,<br />Yaran umarsız, şifa bulmaz. 
24O 030:014 Bütün oynaşların unuttu seni,<br />Arayıp sormuyorlar.<br />Seni düşman vururcasına vurdum,<br />Acımasızca cezalandırdım.<br />Çünkü suçun çok,<br />Günahların sayısız. 
24O 030:015 Neden haykırıyorsun yarandan ötürü?<br />Yaran şifa bulmaz.<br />Suçlarının çokluğu ve sayısız günahın yüzünden<br />Getirdim bunları başına. 
24O 030:016 Ama seni yiyenlerin hepsi yem olacak,<br />Bütün düşmanların sürgüne gidecek.<br />Seni soyanlar soyulacak,<br />Yağmalayanlar yağmalanacak. 
24O 030:017 Ama ben seni sağlığına kavuşturacak,<br />Yaralarını iyileştireceğim› diyor RAB,<br />‹Çünkü Siyon itilmiş,<br />Onu arayan soran yok diyorlar.› 
24O 030:018 ‹‹RAB diyor ki,<br />‹Yakupun çadırlarını eski gönencine kavuşturacağım,<br />Konutlarına acıyacağım.<br />Yeruşalim höyük üzerinde yeniden kurulacak,<br />Saray kendi yerinde duracak. 
24O 030:019 Oralardan şükran ve sevinç sesleri duyulacak.<br />Sayılarını çoğaltacağım, azalmayacaklar,<br />Onları onurlandıracağım, küçümsenmeyecekler. 
24O 030:020 Çocukları eskisi gibi olacak,<br />Toplulukları önümde sağlam duracak;<br />Onlara baskı yapanların hepsini cezalandıracağım. 
24O 030:021 Önderleri kendilerinden biri olacak,<br />Yöneticileri kendi aralarından çıkacak.<br />Onu kendime yaklaştıracağım,<br />Bana yaklaşacak.<br />Kim canı pahasına yaklaşabilir bana?› diyor RAB. 
24O 030:022 ‹‹ ‹Böylece siz benim halkım olacaksınız,<br />Ben de sizin Tanrınız olacağım.› 
24O 030:023 İşte RABbin fırtınası öfkeyle kopacak,<br />Şiddetli kasırgası kötülerin başında patlayacak. 
24O 030:024 Aklının tasarladığını tümüyle yapana dek,<br />RAB'bin kızgın öfkesi dinmeyecek.<br />Son günlerde bunu anlayacaksınız.›› 
24O 031:001 ‹‹O zaman›› diyor RAB, ‹‹Bütün İsrail boylarının Tanrısı olacağım, onlar da benim halkım olacaklar.›› 
24O 031:002 RAB diyor ki,<br />‹‹Kılıçtan kaçıp kurtulan halk çölde lütuf buldu.<br />Ben İsraili rahata kavuşturmaya gelirken, 
24O 031:003 Ona uzaktan görünüp şöyle dedim:<br />Seni sonsuz bir sevgiyle sevdim,<br />Bu nedenle sevecenlikle seni kendime çektim. 
24O 031:004 Seni yeniden bina edeceğim,<br />Yeniden bina edileceksin, ey erden kız İsrail!<br />Yine teflerini alacak,<br />Sevinçle coşup oynayanlara katılacaksın. 
24O 031:005 Samiriye dağlarında yine bağ dikeceksin;<br />Bağ dikenler üzümünü yiyecekler. 
24O 031:006 Efrayimin dağlık bölgesindeki bekçilerin,<br />‹Haydi, Siyona, Tanrımız RABbe çıkalım<br />Diye bağıracakları bir gün var.›› 
24O 031:007 RAB diyor ki,<br />‹‹Yakup için sevinçle haykırın!<br />Ulusların başı olan için bağırın!<br />Övgülerinizi duyurun!<br />‹Ya RAB, halkını, İsrailden sağ kalanları kurtar› deyin. 
24O 031:008 İşte, onları kuzey ülkesinden<br />Geri getirmek üzereyim;<br />Onları dünyanın dört bucağından toplayacağım.<br />Aralarında kör, topal,<br />Gebe kadın da, doğuran kadın da olacak.<br />Büyük bir topluluk olarak buraya dönecekler. 
24O 031:009 Ağlaya ağlaya gelecekler,<br />Benden yardım dileyenleri geri getireceğim.<br />Akarsular boyunca tökezlemeyecekleri<br />Düz bir yolda yürüteceğim onları.<br />Çünkü ben İsrailin babasıyım,<br />Efrayim de ilk oğlumdur. 
24O 031:010 ‹‹RABbin sözünü dinleyin, ey uluslar!<br />Uzaktaki kıyılara duyurun:<br />‹İsraili dağıtan onu toplayacak,<br />Sürüsünü kollayan çoban gibi kollayacak onu› deyin. 
24O 031:011 Çünkü RAB Yakupu kurtaracak,<br />Onu kendisinden güçlü olanın elinden özgür kılacak. 
24O 031:012 Siyonun yüksek tepelerine gelip<br />Sevinçle haykıracaklar.<br />RABbin verdiği iyilikler karşısında<br />-Tahıl, yeni şarap, zeytinyağı,<br />Davar ve sığır yavruları karşısında-<br />Yüzleri sevinçle parlayacak.<br />Sulanmış bahçe gibi olacak,<br />Bir daha solmayacaklar. 
24O 031:013 O zaman erden kızlar, genç yaşlı erkekler<br />Hep birlikte oynayıp sevinecek.<br />Yaslarını coşkuya çevirecek,<br />Üzüntülerini avutup onları sevindireceğim. 
24O 031:014 Kâhinleri bol yiyecekle doyuracağım,<br />Halkım iyiliklerimle doyacak›› diyor RAB. 
24O 031:015 RAB diyor ki,<br />‹‹Ramada bir ses duyuldu,<br />Ağlayış ve acı feryat sesleri!<br />Çocukları için ağlayan Rahel avutulmak istemiyor.<br />Çünkü onlar yok artık!›› 
24O 031:016 RAB diyor ki,<br />‹‹Sesini ağlamaktan,<br />Gözlerini yaş dökmekten alıkoy.<br />Çünkü verdiğin emek ödüllendirilecek›› diyor RAB.<br />‹‹Halkım düşman ülkesinden geri dönecek. 
24O 031:017 Geleceğin için umut var›› diyor RAB.<br />‹‹Çocukların yurtlarına dönecekler. 
24O 031:018 ‹‹Efrayimin inlemelerini kuşkusuz duydum:<br />‹Beni eğitilmemiş dana gibi yola getirdin<br />Ve yola geldim.<br />Beni geri getir, döneyim.<br />Çünkü RAB Tanrım sensin. 
24O 031:019 Yanlış yola saptıktan sonra pişman oldum.<br />Aklım başıma gelince bağrımı dövdüm.<br />Gençliğimdeki ayıplarımdan utandım,<br />Rezil oldum.› 
24O 031:020 ‹‹Efrayim değerli oğlum değil mi?<br />Hoşnut olduğum çocuk değil mi?<br />Kendisi için ne dersem diyeyim,<br />Onu hiç unutmuyorum.<br />Bu yüzden yüreğim sızlıyor,<br />Çok acıyorum ona›› diyor RAB. 
24O 031:021 ‹‹Kendin için yol işaretleri koy,<br />Direkler dik.<br />Yolunu, gittiğin yolu iyi düşün.<br />Geri dön, ey erden kız İsrail, kentlerine dön! 
24O 031:022 Ne zamana dek bocalayıp duracaksın, ey dönek kız?<br />RAB dünyada yeni bir şey yarattı:<br />Kadın erkeği koruyacak.›› 
24O 031:023 İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB şöyle diyor: ‹‹Yahuda ve kentlerindeki halkı eski gönençlerine kavuşturduğum zaman yine şu sözleri söyleyecekler:  ‹RAB sizi kutsasın,<br />Ey doğruluk yurdu, ey kutsal dağ!› 
24O 031:024 Halk, ırgatlar, sürüleriyle dolaşan çobanlar Yahudada ve kentlerinde birlikte yaşayacak. 
24O 031:025 Yorgun cana kana kana içirecek, bitkin canı doyuracağım.›› 
24O 031:026 Bunun üzerine uyanıp baktım. Uykum bana tatlı geldi. 
24O 031:027 ‹‹İsrail ve Yahudada insan ve hayvan tohumu ekeceğim günler yaklaşıyor›› diyor RAB, 
24O 031:028 ‹‹Kökünden söküp yok etmek, yerle bir edip yıkmak, yıkıma uğratmak için onları nasıl gözledimse, kurup dikmek için de gözleyeceğim›› diyor RAB. 
24O 031:029 ‹‹O günler insanlar artık,  ‹Babalar koruk yedi,<br />Çocukların dişleri kamaştı 
24O 031:030 Herkes kendi suçu yüzünden ölecek. Koruk yiyenin dişleri kamaşacak. 
24O 031:031 ‹‹İsrail halkıyla ve Yahuda halkıyla<br />Yeni bir antlaşma yapacağım günler geliyor›› diyor RAB, 
24O 031:032 ‹‹Atalarını Mısırdan çıkarmak için<br />Ellerinden tuttuğum gün<br />Onlarla yaptığım antlaşmaya benzemeyecek.<br />Onların kocası olmama karşın,<br />Bozdular o antlaşmamı›› diyor RAB. 
24O 031:033 ‹‹Ama o günlerden sonra İsrail halkıyla<br />Yapacağım antlaşma şudur›› diyor RAB,<br />‹‹Yasamı içlerine yerleştirecek,<br />Yüreklerine yazacağım.<br />Ben onların Tanrısı olacağım,<br />Onlar da benim halkım olacak. 
24O 031:034 Bundan böyle kimse komşusunu ya da kardeşini,<br />‹RABbi tanıyın› diye eğitmeyecek.<br />Çünkü küçük büyük hepsi<br />Tanıyacak beni›› diyor RAB.<br />‹‹Çünkü suçlarını bağışlayacağım,<br />Günahlarını artık anmayacağım.›› 
24O 031:035 Gündüz ışık olsun diye güneşi sağlayan,<br />Gece ışık olsun diye ayı, yıldızları düzene koyan,<br />Dalgaları kükresin diye denizi kabartan RAB<br />-Onun adı Her Şeye Egemen RABdir- diyor ki, 
24O 031:036 ‹‹Eğer kurulan bu düzen önümden kalkarsa,<br />İsrail soyu sonsuza dek<br />Önümde ulus olmaktan çıkar›› diyor RAB. 
24O 031:037 RAB şöyle diyor:<br />‹‹Gökler ölçülebilse,<br />Dünyanın temelleri incelenip anlaşılabilse,<br />İsrail soyunu bütün yaptıkları yüzünden<br />Reddederim›› diyor RAB. 
24O 031:038 ‹‹Yeruşalim Kentinin Hananel Kulesinden Köşe Kapısına dek benim için yeniden kurulacağı günler geliyor›› diyor RAB, 
24O 031:039 ‹‹Ölçü ipi oradan Garev Tepesine doğru uzayıp Goaya dönecek. 
24O 031:040 Ölülerle küllerin atıldığı bütün vadi, Kidron Vadisi'ne dek uzanan tarlalar, doğuda At Kapısı'nın köşesine dek RAB için kutsal olacak. Kent bir daha kökünden sökülmeyecek, sonsuza dek yıkılmayacak.›› 
24O 032:001 Yahuda Kralı Sidkiyanın onuncu, Nebukadnessarın on sekizinci yılında RAB Yeremyaya seslendi. 
24O 032:002 O sırada Babil Kralının ordusu Yeruşalimi kuşatmaktaydı. Peygamber Yeremya Yahuda Kralının sarayındaki muhafız avlusunda tutukluydu. 
24O 032:003 Yahuda Kralı Sidkiya onu orada tutuklatmıştı. ‹‹Neden böyle peygamberlik ediyorsun?›› demişti, ‹‹Sen diyorsun ki, ‹RAB şöyle diyor: Bu kenti Babil Kralının eline teslim etmek üzereyim, onu ele geçirecek. 
24O 032:004 Yahuda Kralı Sidkiya Kildanilerin elinden kaçıp kurtulamayacak, kesinlikle Babil Kralının eline teslim edilecek; onunla yüzyüze konuşacak, onu gözleriyle görecek. 
24O 032:005 Sidkiya Babile götürülecek, ben onunla ilgilenene dek orada kalacak, Kildanilerle savaşsanız bile başarılı olamayacaksınız diyor RAB.› ›› 
24O 032:006 Yeremya, ‹‹RAB bana şöyle seslendi›› diye yanıtladı, 
24O 032:007 ‹‹Amcan Şallum oğlu Hanamel sana gelip, ‹Anatottaki tarlamı satın al. Çünkü en yakın akrabam olarak tarlayı satın alma hakkı senindir› diyecek. 
24O 032:008 ‹‹Sonra RABbin sözü uyarınca amcamın oğlu Hanamel muhafız avlusunda yanıma gelip, ‹Benyamin bölgesinde, Anatottaki tarlamı satın al› dedi, ‹Çünkü miras hakkı da en yakın akrabalık hakkı da senindir. Onu kendin için satın al.› ‹‹O zaman RABbin sözünün yerine geldiğini anladım. 
24O 032:009 Böylece Anatottaki tarlayı amcamın oğlu Hanamelden satın aldım. Tarlaya karşılık kendisine on yedi şekel gümüş tartıp ödedim. 
24O 032:010 Satış belgesini çağırdığım tanıkların önünde imzalayıp mühürledim, gümüşü terazide tarttım. 
24O 032:011 Satış belgesini -kural ve koşulları içeren mühürlenmiş kâğıdı ve açık sözleşme belgesini- aldım. 
24O 032:012 Amcamın oğlu Hanamelin, satış belgesini imzalayan tanıkların ve muhafız avlusunda oturan bütün Yahudilerin gözü önünde satış belgesini Mahseya oğlu Neriya oğlu Baruka verdim. 
24O 032:013 ‹‹Hepsinin gözü önünde Baruka şu buyrukları verdim: 
24O 032:014 ‹İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB diyor ki, Bu satış belgesini -mühürlenmiş, açık olanını- al, uzun süre durmak üzere bir çömleğe koy. 
24O 032:015 Çünkü İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB söz veriyor, bu ülkede yine evler, tarlalar, bağlar satın alınacak› diyor. 
24O 032:016 ‹‹Tarlanın satış belgesini Neriya oğlu Baruka verdikten sonra RABbe şöyle yakardım: 
24O 032:017 ‹‹Ey Egemen RAB! Büyük gücünle, kudretinle yeri göğü yarattın. Yapamayacağın hiçbir şey yok. 
24O 032:018 Binlerce insana sevgi gösterir, ama babaların işlediği günahların karşılığını çocuklarına ödetirsin. Ey büyük ve güçlü Tanrı! Her Şeye Egemen RABdir senin adın. 
24O 032:019 Tasarıların ne büyük, işlerin ne güçlü! Gözlerin insanların bütün yaptıklarına açıktır. Herkese davranışlarına, yaptıklarının sonucuna göre karşılığını verirsin. 
24O 032:020 Sen ki, Mısırda, İsrailde, bütün insanlar arasında bugüne dek mucizeler, harikalar yarattın. Bugün olduğu gibi ün kazandın. 
24O 032:021 Halkın İsraili belirtilerle, şaşılası işlerle, güçlü, kudretli elinle, büyük korku saçarak Mısırdan çıkardın. 
24O 032:022 Atalarına vereceğine ant içtiğin bu toprakları, süt ve bal akan ülkeyi onlara verdin. 
24O 032:023 Gelip ülkeyi mülk edindiler, ama senin sözünü dinlemediler, Kutsal Yasan uyarınca yürümediler. Yapmalarını buyurduğun şeylerin hiçbirini yapmadılar. Bu yüzden bütün bu felaketleri getirdin başlarına. 
24O 032:024 ‹‹İşte, kenti ele geçirmek için kuşatma rampaları yapıldı. Kılıç, kıtlık, salgın hastalık yüzünden kent saldıran Kildanilere teslim edilecek. Söylediklerin yerine geldi, sen de görüyorsun! 
24O 032:025 Yine de, Egemen RAB, kent Kildanilere teslim edileceği halde sen bana, ‹Tarlayı çağırdığın tanıklar önünde gümüşle satın al› dedin.›› 
24O 032:026 Bunun üzerine RAB Yeremyaya şöyle seslendi: 
24O 032:027 ‹‹Bütün insanlığın Tanrısı RAB benim. Var mı yapamayacağım bir şey? 
24O 032:028 Bu yüzden RAB diyor ki: Bak, bu kenti Kildanilerle Babil Kralı Nebukadnessarın eline vermek üzereyim; onu ele geçirsin. 
24O 032:029 Kente saldıran Kildaniler gelip onu ateşe verecekler. Kenti de damlarında Baalın onuruna buhur yakıp başka ilahlara dökmelik sunular sunarak beni öfkelendirdikleri evleri de yakacaklar. 
24O 032:030 ‹‹Çünkü İsrail ve Yahuda halkları gençliklerinden beri hep gözümde kötü olanı yapıyor; İsrail halkı ellerinin yaptıklarıyla beni sürekli öfkelendiriyor, diyor RAB. 
24O 032:031 Evet, bu kent kurulduğundan bu yana beni öyle öfkelendirdi, kızdırdı ki onu önümden söküp atacağım. 
24O 032:032 Çünkü İsrail ve Yahuda halklarının -kendilerinin, krallarının, önderlerinin, kâhinlerinin, peygamberlerinin, Yahuda ve Yeruşalimde yaşayanların- beni öfkelendirmek için yaptıkları kötülüklerin haddi hesabı yok. 
24O 032:033 Bana yüzlerini değil, sırtlarını çevirdiler. Onları defalarca uyarmama karşın dinlemediler, yola gelmediler. 
24O 032:034 Bana ait olan bu tapınağa iğrenç putlarını yerleştirerek onu kirlettiler. 
24O 032:035 Ben-Hinnom Vadisinde ilah Moleke sunu olarak oğullarını, kızlarını ateşte kurban etmek için Baalın tapınma yerlerini kurdular. Böyle iğrenç şeyler yaparak Yahudayı günaha sürüklemelerini ne buyurdum, ne de aklımdan geçirdim. 
24O 032:036 ‹‹Siz bu kent için, ‹Kılıçla, kıtlıkla, salgın hastalıkla Babil Kralının eline veriliyor› diyorsunuz. Ama şimdi İsrailin Tanrısı RAB diyor ki: 
24O 032:037 Kızgınlıkla, gazapla, büyük öfkeyle onları sürdüğüm ülkelerden hepsini toplayacağım. Onları buraya geri getirip güvenlik içinde yaşamalarını sağlayacağım. 
24O 032:038 Onlar benim halkım olacak, ben de onların Tanrısı olacağım. 
24O 032:039 Tek bir yürek, tek bir yaşam tarzı vereceğim onlara; gerek kendilerinin gerekse çocuklarının iyiliği için benden hep korksunlar. 
24O 032:040 Onlarla kalıcı bir antlaşma yapacağım: Onlara iyilik etmekten vazgeçmeyecek, benden hiç ayrılmasınlar diye yüreklerine Tanrı korkusu salacağım. 
24O 032:041 Onlara iyilik etmekten sevinç duyacağım; gerçekten bütün yüreğimle, bütün canımla onları bu ülkede dikeceğim. 
24O 032:042 ‹‹RAB diyor ki: Bu halkın başına bütün bu büyük felaketleri nasıl getirdiysem, onlara söz verdiğim bütün iyilikleri de öyle sağlayacağım. 
24O 032:043 Sizlerin, ‹Viran olmuş, insansız, hayvansız, Kildanilerin eline verilmiş› dediğiniz bu ülkede yine tarlalar satın alınacak. 
24O 032:044 Benyamin bölgesinde, Yeruşalim çevresindeki köylerde, Yahuda kentlerinde, dağlık bölgenin, Şefela'nın ve Negev'in kentlerinde gümüşle tarlalar satın alınacak, satış belgeleri tanıkların önünde imzalanıp mühürlenecek. Çünkü eski gönençlerine kavuşturacağım onları›› diyor RAB. 
24O 033:001 Yeremya muhafız avlusunda tutukluyken, RAB ona ikinci kez seslendi: 
24O 033:002 ‹‹Dünyayı yaratan, yerini alsın diye ona biçim veren, adı RAB olan şöyle diyor: 
24O 033:003 ‹Bana yakar da seni yanıtlayayım; bilmediğin büyük, akıl almaz şeyleri sana bildireyim.› 
24O 033:004 Kuşatma rampalarına, kılıca karşı siper olsun diye bu kentin yıkılmış olan evleriyle Yahuda krallarının sarayları için İsrailin Tanrısı RAB şöyle diyor: 
24O 033:005 ‹Kildaniler savaşmak, evleri öfke ve kızgınlıkla vurduğum insanların cesetleriyle doldurmak üzere gelecekler. O insanlar ki, yaptıkları kötülükler yüzünden bu kentten yüzümü çevirdim. ‹‹Kildanilerle››. 
24O 033:006 ‹‹ ‹Yine de bu kenti iyileştirip sağlığa kavuşturacağım. Halkına şifa verecek, bol esenlik, güvenlik içinde yaşamalarını sağlayacağım. 
24O 033:007 Yahudayı ve İsraili eski gönencine kavuşturacak, önceden olduğu gibi bina edeceğim. 
24O 033:008 Onları bana karşı işledikleri bütün günahlardan arındıracak, bana karşı işledikleri günahları da isyanlarını da bağışlayacağım. 
24O 033:009 Dünyadaki bütün ulusların önünde bu kent benim için sevinç, övgü ve onur kaynağı olacak. Bu uluslar Yeruşalim halkına yaptığım iyilikleri, sağladığım gönenci duyunca, korkuya kapılıp titreyecekler.› 
24O 033:010 -11 194360 ‹‹RAB şöyle diyor: ‹Bu kent viran olmuş, insansız, hayvansız kalmış diyorsunuz. Ne var ki, terk edilmiş, insansız, hayvansız Yahuda kentlerinde, Yeruşalim sokaklarında sevinç ve neşe sesi, gelin güvey sesi, RABbin Tapınağına şükran sunuları getirenlerin sesi yine duyulacak:  ‹Her Şeye Egemen RABbe şükredin,<br />Çünkü O iyidir,<br />Sevgisi sonsuza dek kalıcıdır. 
24O 033:012 ‹‹Her Şeye Egemen RAB diyor ki, ‹Viran olmuş, insansız, hayvansız kalmış bu ülkenin bütün kentlerinde çobanların sürülerini dinlendireceği otlaklar olacak yeniden. 
24O 033:013 Dağlık bölgede, Şefela, Negev, Benyamin bölgesindeki kentlerde, Yeruşalimin çevresindeki köylerde, Yahuda kentlerinde çoban değneğinin altından geçen sürüler olacak› diyor RAB. 
24O 033:014 ‹‹ ‹İsrail ve Yahuda halkına verdiğim güzel sözü yerine getireceğim günler geliyor› diyor RAB. 
24O 033:015 ‹‹ ‹O günlerde, o zamanda,<br />Davut için doğru bir dal yetiştireceğim;<br />Ülkede adil ve doğru olanı yapacak. 
24O 033:016 O günlerde Yahuda kurtulacak,<br />Yeruşalim güvenlik içinde yaşayacak.<br />O, Yahve sidkenu adıyla anılacak.› 
24O 033:017 RAB şöyle diyor: ‹İsrail tahtı üzerinde oturan Davut soyunun ardı arkası kesilmeyecek. 
24O 033:018 Levili kâhinlerden önümde yakmalık sunu sunacak, tahıl sunusu yakacak, kurban kesecek biri hiç eksik olmayacak.› ›› 
24O 033:019 RAB Yeremyaya şöyle seslendi: 
24O 033:020 -21 194450 ‹‹RAB diyor ki, ‹Eğer belirlenmiş zamanlarda gece ve gündüz olması için gece ve gündüzle yaptığım antlaşma bozulabilirse, tahtında oturan oğulları krallık yapsın diye kulum Davutla ve bana hizmet eden Levili kâhinlerle yaptığım antlaşma da ancak o zaman bozulabilir. 
24O 033:022 Kulum Davutun soyunu ve bana hizmet eden Levilileri sayılamaz gök cisimleri kadar, ölçülemez deniz kumu kadar çoğaltacağım.› ›› 
24O 033:023 RAB Yeremyaya şöyle seslendi: 
24O 033:024 ‹‹Bu halkın, ‹RAB seçtiği iki aileyi de reddetti› dediğini görmüyor musun? Halkımı öyle küçümsüyorlar ki, artık bir ulus saymıyorlar onu. 
24O 033:025 RAB diyor ki, ‹Gece ve gündüzle bir antlaşma yapıp yerin, göğün kurallarını saptamasaydım, 
24O 033:026 Yakup soyuyla kulum Davut'u da reddeder, Davut'un oğullarından birinin İbrahim, İshak, Yakup soyuna krallık etmesini sağlamazdım. Ama ben onları eski gönençlerine kavuşturacak, onlara acıyacağım.› ›› 
24O 034:001 Babil Kralı Nebukadnessarla bütün ordusu, krallığı altındaki bütün uluslarla halklar, Yeruşalim ve çevresindeki kentlere karşı savaşırken RAB Yeremyaya şöyle seslendi: 
24O 034:002 ‹‹İsrailin Tanrısı RAB diyor ki, ‹Git, Yahuda Kralı Sidkiyaya RAB şöyle diyor de: Bu kenti Babil Kralının eline teslim etmek üzereyim, onu ateşe verecek. 
24O 034:003 Ve sen Sidkiya, onun elinden kaçıp kurtulamayacaksın; kesinlikle yakalanacak, onun eline teslim edileceksin. Babil Kralını gözünle görecek, onunla yüzyüze konuşacaksın. Sonra Babile götürüleceksin. 
24O 034:004 ‹‹ ‹Ancak, ey Yahuda Kralı Sidkiya, RABbin sözünü dinle! RAB senin için şöyle diyor: Kılıçla ölmeyeceksin, 
24O 034:005 esenlikle öleceksin. Ataların olan senden önceki kralların onuruna ateş yaktıkları gibi, senin onuruna da ateş yakıp senin için ah efendimiz diyerek ağıt tutacaklar. Ben RAB söylüyorum bunu.› ›› 
24O 034:006 Peygamber Yeremya bütün bunları Yeruşalimde Yahuda Kralı Sidkiyaya söyledi. 
24O 034:007 O sırada Babil Kralının ordusu Yeruşalime ve Yahudanın henüz ele geçirilmemiş kentlerine -Lakişe, Azekaya- saldırmaktaydı. Yahudada surlu kent olarak yalnız bunlar kalmıştı. 
24O 034:008 Kral Sidkiya Yeruşalimdeki halkla kölelerin özgürlüğünü ilan eden bir antlaşma yaptıktan sonra RAB Yeremyaya seslendi. 
24O 034:009 Bu antlaşmaya göre herkes kadın, erkek İbrani kölelerini özgür bırakacak, hiç kimse Yahudi kardeşini yanında köle olarak tutmayacaktı. 
24O 034:010 Böylece bu antlaşmanın yükümlülüğü altına giren bütün önderlerle halk kadın, erkek kölelerini özgür bırakarak antlaşmaya uydular. Artık kimseyi köle olarak tutmadılar. Antlaşmaya uyarak köleleri özgür bıraktılar. 
24O 034:011 Ama sonra düşüncelerini değiştirerek özgür bıraktıkları kadın, erkek köleleri geri alıp zorla köleleştirdiler. 
24O 034:012 Bunun üzerine RAB Yeremyaya şöyle seslendi: 
24O 034:013 ‹‹İsrailin Tanrısı RAB diyor ki: Atalarınızı Mısırdan, köle oldukları ülkeden çıkardığımda onlarla bir antlaşma yaptım. Onlara dedim ki, 
24O 034:014 ‹Size satılıp altı yıl kölelik eden İbrani kardeşlerinizi yedinci yıl özgür bırakacaksınız.› Ama atalarınız beni dinlemediler, kulak asmadılar. 
24O 034:015 Sizse sonradan yola gelip gözümde doğru olanı yaptınız: Hepiniz İbrani kardeşlerinizin özgürlüğünü ilan ettiniz. Önümde, bana ait olan tapınakta bu doğrultuda bir antlaşma yapmıştınız. 
24O 034:016 Ama düşüncenizi değiştirerek adıma saygısızlık ettiniz. Kendi isteğinizle özgür bıraktığınız kadın, erkek kölelerinizi geri alıp zorla köleleştirdiniz. 
24O 034:017 ‹‹Bu nedenle RAB diyor ki, İbrani köle kardeşlerinizi, yurttaşlarınızı özgür bırakmayarak beni dinlemediniz. Şimdi ben size ‹özgürlük› -kılıç, kıtlık ve salgın hastalıkla yok olmanız için ‹özgürlük›- ilan edeceğim, diyor RAB. Sizi dünyadaki bütün krallıklara dehşet verici bir örnek yapacağım. 
24O 034:018 -19 194680 Antlaşmamı bozan, danayı ikiye ayırıp parçaları arasından geçerek önümde yaptıkları antlaşmanın koşullarını yerine getirmeyen bu adamları -Yahuda ve Yeruşalim önderlerini, saray görevlilerini, kâhinleri ve dana parçalarının arasından geçen bütün ülke halkını- 
24O 034:020 can düşmanlarının eline teslim edeceğim. Cesetleri yırtıcı kuşlara, yabanıl hayvanlara yem olacak. 
24O 034:021 ‹‹Yahuda Kralı Sidkiyayla önderlerini de can düşmanlarının eline, üzerinizden çekilen Babil ordusunun eline teslim edeceğim. 
24O 034:022 Buyruğu ben vereceğim diyor RAB. Babilliler'i bu kente geri getireceğim. Saldırıp kenti ele geçirecek, ateşe verecekler. Yahuda kentlerini içinde kimsenin yaşamayacağı bir viraneye çevireceğim.›› 
24O 035:001 Yahuda Kralı Yoşiya oğlu Yehoyakim döneminde RAB Yeremyaya şöyle seslendi: 
24O 035:002 ‹‹Rekavlıların evine gidip onlarla konuş. Onları RABbin Tapınağının odalarından birine götürüp şarap içir.›› 
24O 035:003 Bunun üzerine Havassinya oğlu Yirmeya oğlu Yaazanyayı, kardeşlerini, bütün çocuklarını ve Rekav ailesinin öbür üyelerini yanıma alıp 
24O 035:004 Tanrı adamı Yigdalya oğlu Hananın oğullarının RABbin Tapınağındaki odasına götürdüm. Bu oda önderlerin odasının bitişiğinde, kapı görevlisi Şallum oğlu Maaseyanın odasının üstündeydi. 
24O 035:005 Rekav ailesinin üyelerinin önüne şarap dolu testiler, kâseler koyarak, ‹‹Buyrun, şarap için›› dedim. 
24O 035:006 Ne var ki, ‹‹Biz şarap içmeyiz›› diye karşılık verdiler, ‹‹Çünkü atamız Rekav oğlu Yehonadav bize şu buyruğu verdi: ‹Siz de soyunuzdan gelenler de asla şarap içmeyeceksiniz! 
24O 035:007 Ayrıca ev yapmayacak, tohum ekmeyecek, bağ dikmeyeceksiniz. Böyle şeyler edinmeyecek, ömür boyu çadırlarda yaşayacaksınız. Öyle ki, göç ettiğiniz topraklarda uzun süre yaşayasınız.› 
24O 035:008 Atamız Rekav oğlu Yehonadavın bize buyurduğu her şeyi yaptık. Kendimiz de karılarımız, oğullarımız, kızlarımız da hiç şarap içmedik. 
24O 035:009 İçinde oturmak için evler yapmadık, bağlar, tarlalar, ekinler edinmedik. 
24O 035:010 Çadırlarda yaşadık; atamız Yehonadav ne buyurduysa hepsini yaptık. 
24O 035:011 Ama Babil Kralı Nebukadnessar bu ülkeye saldırınca, ‹Haydi, Kildan ve Aram ordusundan kaçmak için Yeruşalime gidelim› dedik. Bunun için Yeruşalimde kaldık.›› 
24O 035:012 Bundan sonra RAB Yeremyaya şöyle seslendi: 
24O 035:013 ‹‹İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB şöyle diyor: ‹Git, Yahuda halkına ve Yeruşalimde yaşayanlara şunları söyle: Sözlerimi dinleyerek hiç ders almayacak mısınız, diyor RAB. 
24O 035:014 Rekav oğlu Yehonadav, soyuna şarap içmemelerini buyurdu; buyruğuna uyuldu. Bugüne dek şarap içmediler. Çünkü atalarının buyruğuna uydular. Bense size defalarca seslendiğim halde beni dinlemediniz. 
24O 035:015 Defalarca size kullarım peygamberleri gönderdim. Kötü yolunuzdan dönmeniz, davranışlarınızı düzeltmeniz, başka ilahların ardınca gidip onlara tapınmamanız için hepinizi uyardılar. Ancak o zaman size ve atalarınıza verdiğim toprakta yaşayacaksınız. Ama kulak verip beni dinlemediniz. 
24O 035:016 Rekav oğlu Yehonadavın soyu atalarının verdiği buyruğu tuttu, ama bu halk beni dinlemedi.› 
24O 035:017 ‹‹Bu yüzden İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB diyor ki, ‹İşte, Yahuda ve Yeruşalimde yaşayan herkesin başına sözünü ettiğim her felaketi getirmek üzereyim. Çünkü onları uyardım, ama dinlemediler; onları çağırdım, ama yanıt vermediler.› ›› 
24O 035:018 Yeremya Rekav ailesine şöyle dedi: ‹‹İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB diyor ki, ‹Atanız Yehonadavın buyruğuna uydunuz, onun bütün uyarılarını dikkate aldınız, size buyurduğu her şeyi yaptınız.› 
24O 035:019 Bunun için İsrail'in Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB diyor ki, ‹Rekav oğlu Yehonadav'ın soyundan önümde hizmet edecek olanlar hiçbir zaman eksilmeyecek.› ›› 
24O 036:001 Yahuda Kralı Yoşiya oğlu Yehoyakimin krallığının dördüncü yılında RAB Yeremyaya şöyle seslendi: 
24O 036:002 ‹‹Bir tomar al, Yoşiyanın döneminden bu yana İsrail, Yahuda ve öteki uluslarla ilgili sana söylediğim her şeyi yaz. 
24O 036:003 Belki Yahuda halkı başına getirmeyi tasarladığım bütün felaketleri duyar da kötü yolundan döner; ben de suçlarını, günahlarını bağışlarım.›› 
24O 036:004 Yeremya Neriya oğlu Baruku çağırıp RABbin kendisine söylediği bütün sözleri tomara yazdırdı. 
24O 036:005 Sonra Baruka şu buyruğu verdi: ‹‹Ben tutukluyum, RABbin Tapınağına gidemem. 
24O 036:006 Sen oruç günü RABbin Tapınağına git. Oradaki halka sana yazdırdığım RABbin sözlerini tomardan oku. Yahuda kentlerinden gelen halka da oku. 
24O 036:007 Belki RABbe yalvarır, kötü yollarından dönerler. Çünkü RABbin bu halka karşı sözünü ettiği öfke ve kızgınlığı büyüktür.›› 
24O 036:008 Neriya oğlu Baruk, Peygamber Yeremyanın buyurduğu her şeyi yaptı. RABbin tomarda yazılı sözlerini tapınakta okudu. 
24O 036:009 Yahuda Kralı Yoşiya oğlu Yehoyakimin krallığının beşinci yılının dokuzuncu ayı, Yeruşalimde yaşayan bütün halk ve Yahuda kentlerinden Yeruşalime gelen herkes için RABbin önünde oruç ilan edildi. 
24O 036:010 Şafan oğlu Yazman Gemaryanın yukarı avluda, tapınağın Yeni Kapısının girişindeki odasında Baruk, Yeremyanın sözlerini tomardan RABbin Tapınağındaki bütün halka okudu. 
24O 036:011 Şafan oğlu Gemarya oğlu Mikaya tomardan okunan RABbin sözlerini duyunca, 
24O 036:012 aşağıya inip saraydaki yazman odasına gitti. Bütün önderler orada toplantı halindeydi: Yazman Elişama, Şemaya oğlu Delaya, Akbor oğlu Elnatan, Şafan oğlu Gemarya, Hananya oğlu Sidkiya ve öbürleri. 
24O 036:013 Mikaya Barukun halka okuduğu tomardan duyduğu her şeyi onlara iletti. 
24O 036:014 Bunun üzerine bütün önderler Kuşi oğlu Şelemya oğlu Netanya oğlu Yehudiyi Baruka gönderdiler. Yehudi Baruka, ‹‹Halka okuduğun tomarı al, gel›› dedi. Neriya oğlu Baruk tomarı alıp yanlarına gitti. 
24O 036:015 Önderler, ‹‹Lütfen otur, bize de oku›› dediler. Baruk da tomarı onlara okudu. 
24O 036:016 Bütün bu sözleri duyar duymaz, korkuyla birbirlerine bakıp Baruka, ‹‹Bütün bu sözleri kesinlikle krala bildirmemiz gerek›› dediler. 
24O 036:017 Sonra Baruka, ‹‹Söyle bize, bütün bunları nasıl yazdın? Yeremya mı yazdırdı sana?›› diye sordular. 
24O 036:018 Baruk, ‹‹Evet›› diye yanıtladı, ‹‹Bütün bu sözleri o söyledi. Ben de hepsini mürekkeple tomara yazdım.›› 
24O 036:019 Bunun üzerine Baruka, ‹‹Git, sen de Yeremya da gizlenin. Nerede olduğunuzu kimse bilmesin›› dediler. 
24O 036:020 Tomarı Yazman Elişamanın odasında bırakıp avluda bulunan kralın yanına gittiler. Ona duydukları her sözü ilettiler. 
24O 036:021 Kral tomarı alıp getirmesi için Yehudiyi gönderdi. Yehudi tomarı Yazman Elişamanın odasından getirdi. Krala ve yanındaki önderlere okudu. 
24O 036:022 Dokuzuncu aydı, kral kışlık sarayındaydı. Önünde mangalda ateş yanıyordu. 
24O 036:023 Yehudi tomardan üç dört sütun okur okumaz kral yazman çakısıyla onları kesip mangaldaki ateşe attı. Tomarın tümü yanıp bitene dek bu işi sürdürdü. 
24O 036:024 Tomardaki sözleri duyan kralla görevlileri ne korktular ne de giysilerini yırttılar. 
24O 036:025 Elnatan, Delaya ve Gemarya tomarı yakmaması için yalvardılarsa da kral onları dinlemedi. 
24O 036:026 Yazman Baruku ve Peygamber Yeremyayı tutuklamaları için oğlu Yerahmeele, Azriel oğlu Serayaya ve Avdeel oğlu Şelemyaya buyruk verdi. Oysa RAB onları gizlemişti. 
24O 036:027 Kral, Yeremyanın Baruka yazdırdığı sözleri içeren tomarı yaktıktan sonra, RAB Yeremyaya şöyle seslendi: 
24O 036:028 ‹‹Başka bir tomar al, Yahuda Kralı Yehoyakimin yaktığı ilk tomardaki bütün sözleri yazdır. 
24O 036:029 Yahuda Kralı Yehoyakim için de ki, ‹RAB şöyle diyor: Babil Kralının kesinlikle gelip bu ülkeyi viraneye çevireceğini, içindeki insanı da hayvanı da yok edeceğini neden tomara yazdın diye sorup tomarı yaktın. 
24O 036:030 Bu yüzden RAB Yahuda Kralı Yehoyakim için şöyle diyor: Davutun tahtında oturan kimsesi olmayacak; ölüsü gündüzün sıcağa, gece ayaza bırakılacak. 
24O 036:031 İşledikleri suçlar yüzünden kendisini de çocuklarıyla görevlilerini de cezalandıracağım. Onların, Yeruşalimde yaşayanların ve Yahuda halkının başına sözünü ettiğim bütün felaketleri getireceğim. Çünkü beni dinlemediler.› ›› 
24O 036:032 Bunun üzerine Yeremya başka bir tomar alıp Neriya oğlu Yazman Baruk'a verdi. Yahuda Kralı Yehoyakim'in ateşe atıp yaktığı tomardaki bütün sözleri Baruk Yeremya'nın ağzından tomara yazdı. Bu sözlere, benzer birçok söz daha eklendi. 
24O 037:001 Babil Kralı Nebukadnessarın Yahudaya atadığı Yoşiya oğlu Sidkiya, Yehoyakim oğlu Yehoyakinin yerine kral oldu. 
24O 037:002 Ama kendisi de görevlileriyle ülke halkı da RABbin Peygamber Yeremya aracılığıyla söylediği sözleri dikkate almadılar. 
24O 037:003 Kral Sidkiya, Şelemya oğlu Yehukalla Maaseya oğlu Kâhin Sefanyayı şu haberle Peygamber Yeremyaya gönderdi: ‹‹Lütfen bizim için Tanrımız RABbe yalvar.›› 
24O 037:004 O sırada Yeremya daha cezaevine konmamıştı, halk arasında dolaşıyordu. 
24O 037:005 Firavunun ordusu Mısırdan çıkmıştı. Yeruşalimi kuşatma altında tutan Kildaniler bu haberi duyunca Yeruşalimden çekildiler. 
24O 037:006 Derken RAB Peygamber Yeremyaya şöyle seslendi: 
24O 037:007 ‹‹İsrailin Tanrısı RAB diyor ki: Danışmak için sizi bana gönderen Yahuda Kralına şöyle deyin: ‹Size yardım etmek için Mısırdan çıkıp gelen firavunun ordusu ülkesine dönecek. 
24O 037:008 Kildaniler de dönecek; bu kentle savaşıp onu ele geçirecek, ateşe verecekler.› 
24O 037:009 ‹‹RAB diyor ki, ‹Kildaniler üzerimizden çekilip gidecek› diyerek kendinizi aldatmayın. Çünkü çekilip gitmeyecekler! 
24O 037:010 Sizinle savaşan bütün Babil ordusunu bozguna uğratsanız, çadırlarında yalnız yaralılar kalsa bile, bunlar çadırlardan çıkıp bu kenti ateşe verecekler.›› 
24O 037:011 Firavunun ordusu yüzünden Babil ordusu Yeruşalimden çekilince, 
24O 037:012 -13 195340 Peygamber Yeremya Benyamin topraklarındaki halkın arasında payına düşen mirası almak üzere Yeruşalimden gitmek istedi. Benyamin Kapısına vardığında, Hananya oğlu Şelemya oğlu bekçibaşı Yiriya, ‹‹Sen Kildanilerin tarafına geçiyorsun!›› diyerek onu tutukladı. 
24O 037:014 Yeremya, ‹‹Yalan!›› dedi, ‹‹Ben Kildanilerin tarafına geçmiyorum.›› Ama Yiriya onu dinlemedi. Yeremyayı tutuklayıp önderlere götürdü. 
24O 037:015 Yeremyaya öfkelenen önderler onu dövdürtüp cezaevine çevirdikleri Yazman Yonatanın evine kapattılar. 
24O 037:016 Böylece bodrumda bir hücreye kapatılan Yeremya uzun süre orada kaldı. 
24O 037:017 Sonra Kral Sidkiya Yeremyayı sarayına getirtti. Orada kendisine gizlice, ‹‹RABden bir söz var mı?›› diye sordu. ‹‹Evet›› diye yanıtladı Yeremya, ‹‹Babil Kralının eline verileceksin.›› 
24O 037:018 Sonra Kral Sidkiyaya şöyle dedi: ‹‹Sana, görevlilerine ve bu halka karşı ne günah işledim ki beni cezaevine kapattınız? 
24O 037:019 ‹Babil Kralı sana da bu ülkeye de saldırmayacak› diyen peygamberlerin hani nerede? 
24O 037:020 Şimdi lütfen beni dinle, ey efendim kral! Lütfen dileğimi kabul et. Beni Yazman Yonatanın evine geri gönderme. Orada ölmek istemiyorum.›› 
24O 037:021 Bunun üzerine Kral Sidkiya Yeremya'nın muhafız avlusuna kapatılmasını, kentteki ekmek bitene dek her gün fırıncılar sokağından kendisine bir ekmek verilmesini buyurdu. Böylece Yeremya muhafız avlusunda kaldı. 
24O 038:001 Mattan oğlu Şefatya, Paşhur oğlu Gedalya, Şelemya oğlu Yehukal ve Malkiya oğlu Paşhur Yeremyanın halka söylediği şu sözleri duydular: 
24O 038:002 ‹‹RAB diyor ki, ‹Bu kentte kalan kılıçtan, kıtlıktan, salgından ölecek. Kildanilere gidense sağ kalacak, canını kurtarıp yaşayacak.› 
24O 038:003 RAB diyor ki, ‹Bu kent kesinlikle Babil Kralının ordusuna teslim edilecek, Babil Kralı onu ele geçirecek.› ›› 
24O 038:004 Önderler krala, ‹‹Bu adam öldürülmeli›› dediler, ‹‹Çünkü söylediği bu sözlerle kentte kalan askerlerin ve halkın cesaretini kırıyor. Bu adam halkın yararını değil, zararını istiyor.›› 
24O 038:005 Kral Sidkiya, ‹‹İşte o sizin elinizde›› diye yanıtladı, ‹‹Kral size engel olamaz ki.›› 
24O 038:006 Böylece Yeremyayı alıp kralın oğlu Malkiyanın muhafız avlusundaki sarnıcına halatlarla sarkıtarak indirdiler. Sarnıçta su yoktu, yalnız çamur vardı. Yeremya çamura battı. 
24O 038:007 Sarayda görevli hadım Kûşlu Ebet-Melek Yeremyanın sarnıca atıldığını duydu. Kral Benyamin Kapısında otururken, 
24O 038:008 Ebet-Melek saraydan çıkıp kralın yanına gitti ve ona şöyle dedi: 
24O 038:009 ‹‹Efendim kral, bu adamların Peygamber Yeremyaya yaptıkları kötüdür. Onu sarnıca attılar, orada açlıktan ölecek. Çünkü kentte ekmek kalmadı.›› 
24O 038:010 Bunun üzerine kral, ‹‹Buradan yanına üçfç adam al, Peygamber Yeremyayı ölmeden sarnıçtan çıkarın›› diye ona buyruk verdi. 
24O 038:011 Ebet-Melek yanına adamları alarak saray hazinesinin alt odasına gitti. Oradan eski bezler, yırtık pırtık giysiler alıp halatlarla sarnıca, Yeremyaya sarkıttı. 
24O 038:012 Sonra Yeremyaya, ‹‹Bu eski bezleri, yırtık giysileri halatlarla bağlayıp koltuklarının altına geçir›› diye seslendi. Yeremya söyleneni yaptı. 
24O 038:013 Onu halatlarla çekip sarnıçtan çıkardılar. Yeremya muhafız avlusunda kaldı. 
24O 038:014 Kral Sidkiya Peygamber Yeremyayı RABbin Tapınağının üçüncü girişine getirterek, ‹‹Sana bir şey soracağım›› dedi, ‹‹Benden bir şey gizleme.›› 
24O 038:015 Yeremya, ‹‹Sana bir şey bildirirsem, beni öldürmeyecek misin?›› diye karşılık verdi, ‹‹Üstelik öğüt versem bile beni dinlemeyeceksin.›› 
24O 038:016 Kral Sidkiya, ‹‹Bize yaşam veren RABbin varlığı hakkı için seni öldürmeyeceğim, canının peşinde olan bu adamların eline seni teslim etmeyeceğim›› diyerek gizlice ant içti. 
24O 038:017 Bunun üzerine Yeremya Sidkiyaya şu karşılığı verdi: ‹‹İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB Tanrı diyor ki, ‹Babil Kralının komutanlarına teslim olursan, canın bağışlanacak, bu kent de ateşe verilmeyecek. Sen de ailen de sağ kalacaksınız. 
24O 038:018 Ama Babil Kralının komutanlarına teslim olmazsan, kent Kildanilere teslim edilecek, onu ateşe verecekler. Sen de onlardan kaçıp kurtulamayacaksın.› ›› 
24O 038:019 Kral Sidkiya, ‹‹Kildanilerin tarafına geçen Yahudilerden korkuyorum›› dedi, ‹‹Kildaniler beni onların eline verebilir, onlar da bana kötü davranırlar.›› 
24O 038:020 ‹‹Vermezler›› diye yanıtladı Yeremya, ‹‹Lütfen sana aktardığım RABbin sözünü işit. O zaman sağ kalır, iyilik görürsün. 
24O 038:021 Ama teslim olmak istemezsen, RAB bana şunu açıkladı: 
24O 038:022 Yahuda Kralının sarayında kalan bütün kadınlar Babil Kralının komutanlarına çıkarılacak. O kadınlar sana,  ‹‹ ‹Güvendiğin insanlar<br />Seni aldatıp yenilgiye uğrattı;<br />Çamura battı ayakların,<br />Güvendiğin insanlar seni bırakıp gitti› 
24O 038:023 ‹‹Bütün karıların, çocukların Kildanilere teslim edilecek. Sen de onlardan kaçıp kurtulamayacak, Babil Kralının eliyle yakalanacaksın. Bu kent ateşe verilecek.›› 
24O 038:024 Sidkiya, ‹‹Ölmek istemiyorsan, konuştuklarımızı kimse duymasın›› dedi, 
24O 038:025 ‹‹Görevliler seninle konuştuğumu duyup da gelir, ‹Krala ne söyledin, kral sana ne dedi, açıkla bize, bizden gizleme! Yoksa seni öldürürüz› derlerse, 
24O 038:026 ‹Beni Yonatanın evine geri gönderme, yoksa orada ölürüm diye krala yalvardım› dersin.›› 
24O 038:027 Bütün görevliler gelip Yeremyayı sorguya çektiler. Yeremya kralın kendisine söylemesini buyurduğu her şeyi onlara anlattı. Sorguyu bıraktılar. Çünkü kralla yaptığı konuşma duyulmamıştı. 
24O 038:028 Yeremya Yeruşalim'in ele geçirildiği güne dek muhafız avlusunda kaldı. 
24O 039:001 Yahuda Kralı Sidkiyanın dokuzuncu yılının onuncu ayında Babil Kralı Nebukadnessar bütün ordusuyla Yeruşalim önlerine gelerek kenti kuşattı. 
24O 039:002 Sidkiyanın krallığının on birinci yılında, dördüncü ayın dokuzuncu günü kent surlarında gedik açıldı. 
24O 039:003 Yeruşalim ele geçirilince Babil Kralının bütün komutanları -Samgarlı Nergal-Sareser, askeri danışman Nebo- Sarsekim, baş görevli Nergal-Sareser ve bütün öteki görevliler- içeri girip Orta Kapıda oturdular. 
24O 039:004 Yahuda Kralı Sidkiyayla askerler onları görünce kaçtılar. Gece kral bahçesinin yolundan iki duvarın arasındaki kapıdan kaçarak Arava yoluna çıktılar. 
24O 039:005 Ama artlarına düşen Kildani ordusu Eriha ovalarında Sidkiyaya yetişti, onu yakalayıp Hama topraklarında, Rivlada Babil Kralı Nebukadnessarın huzuruna çıkardılar. Nebukadnessar onun hakkında karar verdi: 
24O 039:006 Rivlada Sidkiyanın gözü önünde oğullarını, sonra da bütün Yahuda ileri gelenlerini öldürttü. 
24O 039:007 Sidkiyanın gözlerini oydu, zincire vurup Babile götürdü. 
24O 039:008 Kildaniler sarayla halkın evlerini ateşe verdiler, Yeruşalim surlarını yıktılar. 
24O 039:009 Komutan Nebuzaradan kentte sağ kalanları, kendi safına geçen kaçakları ve geri kalan halkı Babile sürgün etti. 
24O 039:010 Ancak hiçbir şeyi olmayan bazı yoksulları Yahudada bıraktı, onlara bağ ve tarla verdi. 
24O 039:011 Babil Kralı Nebukadnessar, muhafız birliği komutanı Nebuzaradan aracılığıyla Yeremyayla ilgili şu buyruğu verdi: 
24O 039:012 ‹‹Onu sorumluluğun altına al, ona iyi bak, hiç zarar verme, senden ne dilerse yap.›› 
24O 039:013 Bunun üzerine muhafız birliği komutanı Nebuzaradan, askeri danışman Nebuşazban, baş görevli Nergal-Sareser ve Babil Kralının öbür görevlileri 
24O 039:014 adam gönderip Yeremyayı muhafız avlusundan getirttiler. Evine geri götürmesi için Şafan oğlu Ahikam oğlu Gedalyanın koruyuculuğuna verdiler. Böylece Yeremya halkı arasında yaşamını sürdürdü. 
24O 039:015 Yeremya daha muhafız avlusunda tutukluyken RAB ona şöyle seslenmişti: 
24O 039:016 ‹‹Git, Kûşlu Ebet-Meleke de ki, ‹İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB şöyle diyor: Bu kent üzerine yarar değil, zarar verecek sözlerimi yerine getirmek üzereyim. O gün olanları sen de göreceksin. 
24O 039:017 Ama o gün seni kurtaracağım diyor RAB. Korktuğun adamların eline teslim edilmeyeceksin. 
24O 039:018 Seni kesinlikle kurtaracağım, kılıçla öldürülmeyeceksin. Hiç değilse canını kurtarmış olacaksın. Çünkü bana güvendin, diyor RAB.› ›› 
24O 040:001 Muhafız birliği komutanı Nebuzaradan Yeremyayı Ramada salıverdikten sonra RAB Yeremyaya seslendi. Nebuzaradan onu Babile sürülen Yeruşalim ve Yahuda halkıyla birlikte zincire vurulmuş olarak Ramaya götürmüştü. 
24O 040:002 Muhafız birliği komutanı Yeremyayı yanına çağırtıp, ‹‹Tanrın RAB buraya karşı bu felaketi belirledi›› dedi, 
24O 040:003 ‹‹Şimdi dediğini yaptı, yapacağını söylediği her şeyi yerine getirdi. Çünkü RABbe karşı günah işlediniz, Onun sözünü dinlemediniz. Bütün bunlar bu yüzden başınıza geldi. 
24O 040:004 İşte ellerindeki zincirleri çözüyorum. Benimle Babile gelmeyi yeğlersen gel, sana iyi bakarım; eğer benimle Babile gelmek istemezsen de sorun yok. Bak, bütün ülke önünde! İyi ve doğru bildiğin yere git. 
24O 040:005 Ama burada kalırsan Babil Kralının Yahuda kentlerine vali atadığı Şafan oğlu Ahikam oğlu Gedalyanın yanına dönüp onunla birlikte halkın arasında yaşa ya da istediğin yere git.›› ve››. Muhafız birliği komutanı Yeremyaya yiyecek ve armağan verip yoluna gönderdi. 
24O 040:006 Yeremya Mispaya, Ahikam oğlu Gedalyanın yanına gitti. Onunla ve ülkede kalan halkla birlikte orada yaşamaya başladı. 
24O 040:007 Kırdaki ordu komutanlarıyla adamları, Babil Kralının Ahikam oğlu Gedalyayı ülkeye vali atadığını, Babile sürülmemiş yoksul kadın, erkek ve çocukları ona emanet ettiğini duyunca, 
24O 040:008 Mispaya, Gedalyanın yanına geldiler. Gelenler Netanya oğlu İsmail, Kareahın oğulları Yohanan ve Yonatan, Tanhumet oğlu Seraya, Netofalı Efayın oğulları, Maakalı oğlu Yaazanya ve adamlarıydı. 
24O 040:009 Şafan oğlu Ahikam oğlu Gedalya onlara ve adamlarına ant içerek, ‹‹Kildanilere kulluk etmekten korkmayın›› dedi, ‹‹Ülkeye yerleşip Babil Kralına hizmet edin. Böylesi sizin için daha iyi olur. 
24O 040:010 Bana gelince, Mispada kalacağım, gelecek Kildanilerin önünde sizi temsil edeceğim. Siz şarap, yaz meyveleri, zeytinyağı toplayıp kaplarınızda depolayın ve aldığınız kentlerde yaşayın.›› 
24O 040:011 Moav, Ammon, Edom ve öbür ülkelerde yaşayan Yahudilerin hepsi, Babil Kralının Yahudada bir kesim halkı sağ bıraktığını ve Şafan oğlu Ahikam oğlu Gedalyayı onlara vali atadığını duyunca, 
24O 040:012 sürülmüş oldukları ülkelerden geri dönüp Yahudaya, Mispada bulunan Gedalyanın yanına geldiler. Sonra bol bol şarap ve yaz meyvesi topladılar. 
24O 040:013 Kareah oğlu Yohananla kırdaki bütün ordu komutanları da Mispada bulunan Gedalyanın yanına geldiler. 
24O 040:014 Ona, ‹‹Ammon Kralı Baalisin seni öldürmek için Netanya oğlu İsmaili gönderdiğini bilmiyor musun?›› dediler. Gelgelelim Ahikam oğlu Gedalya onlara inanmadı. 
24O 040:015 Kareah oğlu Yohanan Mispada Gedalyaya gizlice, ‹‹İzin ver de gidip Netanya oğlu İsmaili öldüreyim›› dedi, ‹‹Kimse bilmeyecek! Neden seni öldürsün de çevrende toplanan bütün Yahudiler dağılsın, Yahudada sağ kalmış olanlar yok olsun?›› 
24O 040:016 Ama Ahikam oğlu Gedalya, ‹‹Böyle birşey yapma! İsmail'le ilgili söylediklerin yalan›› dedi. 
24O 041:001 O yılın yedinci ayında kral soyundan ve kralın baş görevlilerinden Elişama oğlu Netanya oğlu İsmail, on adamıyla birlikte Mispaya, Ahikam oğlu Gedalyanın yanına gitti. Orada, Mispada birlikte yemek yerlerken, 
24O 041:002 Netanya oğlu İsmaille yanındaki on adam ayağa kalkıp Babil Kralının ülkeye vali atadığı Şafan oğlu Ahikam oğlu Gedalyayı kılıçla öldürdüler. 
24O 041:003 İsmail Mispada Gedalyayla birlikte olan bütün Yahudileri ve oradaki Kildan askerlerini de öldürdü. 
24O 041:004 Gedalya öldürüldükten bir gün sonra, ölüm haberi duyulmadan önce 
24O 041:005 Şekemden, Şilodan, Samiriyeden sakallarını tıraş etmiş, giysilerini yırtmış, bedenlerinde yaralar açmış seksen adam geldi. RABbin Tapınağında sunmak için yanlarında tahıl, günnük getirmişlerdi. 
24O 041:006 Netanya oğlu İsmail Mispadan ağlaya ağlaya onları karşılamaya çıktı. Onları görünce, ‹‹Ahikam oğlu Gedalyaya gelin›› dedi. 
24O 041:007 Kente girince, Netanya oğlu İsmail ve yanındakiler onları öldürüp bir sarnıca attılar. 
24O 041:008 Ancak onlardan on kişi İsmaile, ‹‹Bizi öldürme!›› dediler, ‹‹Tarlada saklı buğdayımız, arpamız, zeytinyağımız ve balımız var.›› Böylece İsmail vazgeçip onları öbürleriyle birlikte öldürmedi. 
24O 041:009 İsmailin öldürdüğü adamların bedenlerini atmış olduğu sarnıç büyüktü. Kral Asa, bu sarnıcı İsrail Kralı Baaşadan korunmak için kazmıştı. Netanya oğlu İsmail orayı ölülerle doldurdu. aracılığıyla››. 
24O 041:010 İsmail, muhafız birliği komutanı Nebuzaradanın Ahikam oğlu Gedalyanın sorumluluğuna bıraktığı Mispadaki bütün halkı ve kral kızlarını tutsak aldı. Netanya oğlu İsmail tümünü tutsak alıp Ammonlulara sığınmak üzere yola çıktı. 
24O 041:011 Kareah oğlu Yohanan ve yanındaki ordu komutanları, Netanya oğlu İsmailin işlediği cinayetleri duyunca, 
24O 041:012 bütün adamlarını alıp Netanya oğlu İsmaille savaşmaya gittiler. Givondaki büyük havuzun yakınında ona yetiştiler. 
24O 041:013 İsmailin yanındaki adamlar, Kareah oğlu Yohanan ve yanındaki ordu komutanlarını görünce sevindiler. 
24O 041:014 İsmailin Mispadan tutsak olarak götürdüğü herkes geri dönüp Kareah oğlu Yohanana katıldı. 
24O 041:015 Netanya oğlu İsmail ve sekiz adamıysa Yohanandan kaçıp Ammonlulara sığındılar. 
24O 041:016 Kareah oğlu Yohananla yanındaki ordu komutanları sağ kalanların hepsini -Ahikam oğlu Gedalyayı öldüren Netanya oğlu İsmailden kurtarıp Givondan geri getirdiği yiğit askerleri, kadınları, çocukları, saray görevlilerini- Mispadan alıp götürdüler. 
24O 041:017 Kildaniler'den kaçmak için Mısır'a doğru yola çıktılar. Beytlehem yakınında, Gerut-Kimham'da durdular. Kildaniler'den korkuyorlardı. Çünkü Netanya oğlu İsmail, Babil Kralı'nın ülkeye vali atadığı Ahikam oğlu Gedalya'yı öldürmüştü. 
24O 042:001 Ordu komutanları, Kareah oğlu Yohanan, Hoşaya oğlu Azarya ve küçük büyük bütün halk yaklaşıp 
24O 042:002 Peygamber Yeremyaya şöyle dediler: ‹‹Lütfen dileğimizi kabul et! Bizim için, bütün sağ kalan bu halk için Tanrın RABbe yakar. Çünkü bir zamanlar sayıca çok olan bizler gördüğün gibi şimdi azınlıkta kaldık. 
24O 042:003 Tanrın RAB nereye gideceğimizi, ne yapacağımızı bize bildirsin.›› 43:2). 
24O 042:004 Peygamber Yeremya, ‹‹Olur›› dedi, ‹‹İsteğiniz uyarınca Tanrınız RABbe yakaracağım. RAB bana ne yanıt verirse, bir şey saklamadan size bildireceğim.›› 
24O 042:005 Bunun üzerine, ‹‹Tanrın RABbin senin aracılığınla bize bildireceği her sözü yerine getirmezsek, RAB aramızda gerçek ve güvenilir tanık olsun›› dediler, 
24O 042:006 ‹‹Seni kendisine gönderdiğimiz Tanrımız RABbin sözünü beğensek de beğenmesek de dinleyeceğiz ki, üzerimize iyilik gelsin. Evet, Tanrımız RABbin sözünü dinleyeceğiz.›› 
24O 042:007 On gün sonra RAB Yeremyaya seslendi. 
24O 042:008 Yeremya, Kareah oğlu Yohananla yanındaki ordu komutanlarını ve küçük büyük bütün halkı çağırdı. 
24O 042:009 Onlara şöyle dedi: ‹‹Dileğinizi önüne sunmam için beni kendisine gönderdiğiniz İsrailin Tanrısı RAB diyor ki, 
24O 042:010 ‹Bu ülkede kalırsanız, sizi bina ederim, yıkmam; dikerim, sökmem. Çünkü başınıza getirdiğim felakete üzülüyorum. 
24O 042:011 Korktuğunuz Babil Kralından artık korkmayın, ondan korkmayın diyor RAB. Çünkü ben sizinleyim, sizi kurtaracak, onun elinden özgür kılacağım. 
24O 042:012 Size sevecenlik göstereceğim. Şöyle ki, Babil Kralı size acıyacak, sizi topraklarınıza geri gönderecek.› 
24O 042:013 ‹‹Ama, ‹Bu ülkede kalmayacağız› der, Tanrınız RABbin sözünü dinlemezseniz, 
24O 042:014 ‹Savaş görmeyeceğimiz, boru sesi duymayacağımız, açlık çekmeyeceğimiz Mısıra gidip orada yaşayacağız› derseniz, 
24O 042:015 RABbin sözünü dinleyin, ey Yahudadan sağ kalanlar! İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB şöyle diyor: ‹Eğer Mısıra gidip orada yerleşmeye kesin kararlıysanız, 
24O 042:016 korktuğunuz kılıç size orada yetişecek, tasalandığınız kıtlık Mısırda yakanıza yapışacak, orada öleceksiniz. 
24O 042:017 Yerleşmek üzere Mısıra gitmeye kararlı olan herkes kılıçtan, kıtlıktan, salgın hastalıktan ölecek. Başlarına getireceğim felaketten kurtulup sağ kalan olmayacak.› 
24O 042:018 ‹‹İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB diyor ki, ‹Öfkem, kızgınlığım Yeruşalimde yaşayanların üzerine döküldüğü gibi, siz Mısıra gidenlerin üzerine de dökülecek. Siz lanetlik, dehşet konusu olacak, aşağılanacak, yerileceksiniz. Burayı bir daha görmeyeceksiniz.› 
24O 042:019 Ey Yahudadan sağ kalanlar, RAB size, ‹Mısıra gitmeyin!› diye buyurmuştur. Bunu iyi bilin. Bugün sizi uyarıyorum: 
24O 042:020 Beni Tanrınız RABbe gönderip, ‹Bizim için Tanrımız RABbe yakar. Onun bize söyleyeceği her şeyi bildir, yapacağız› demekle kendinizi aldatıyorsunuz! 
24O 042:021 Bugün size bildirdim, ama Tanrınız RABbin benim aracılığımla size ilettiği sözlerin hiçbirini dinlemediniz. 
24O 042:022 Şimdi iyi bilin ki, yerleşmek üzere gitmeye can attığınız yerde kılıçtan, kıtlıktan, salgın hastalıktan öleceksiniz.›› 
24O 043:001 Yeremya Tanrıları RABbin bütün bu sözlerini -Tanrıları RABbin onun aracılığıyla kendilerine ilettiği her şeyi- halka bildirmeyi bitirince 
24O 043:002 Hoşaya oğlu Azarya, Kareah oğlu Yohanan ve bütün küstah adamlar ona, ‹‹Yalan söylüyorsun!›› dediler, ‹‹Tanrımız RAB, ‹Yerleşmek üzere Mısıra gitmeyin› demek için göndermedi seni bize. 
24O 043:003 Bizi öldürsünler, Babile sürsünler diye Kildanilerin eline teslim etmek için Neriya oğlu Baruk seni bize karşı kışkırtıyor.›› 
24O 043:004 Böylece Kareah oğlu Yohanan, bütün ordu komutanları ve halk RABbin Yahudada kalmalarına ilişkin buyruğuna karşı geldiler. 
24O 043:005 Kareah oğlu Yohananla bütün ordu komutanları, sürüldükleri uluslardan yerleşmek üzere Yahudaya geri dönen Yahuda halkını alıp götürdüler. 
24O 043:006 Muhafız birliği komutanı Nebuzaradanın Şafan oğlu Ahikam oğlu Gedalyanın sorumluluğuna bırakmış olduğu bütün kadınları, erkekleri, çocukları, kral kızlarını da götürdüler. Peygamber Yeremyayla Neriya oğlu Baruku da alıp 
24O 043:007 RABbin sözünü dinlemeyerek Mısıra gittiler. Tahpanhese vardılar. 
24O 043:008 Tahpanheste RAB Yeremyaya şöyle seslendi: 
24O 043:009 ‹‹Yahudilerin gözü önünde eline büyük taşlar al, Tahpanheste firavun sarayının girişindeki tuğla kaldırımın harcına göm. 
24O 043:010 Onlara de ki, ‹İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB şöyle diyor: İşte kulum Babil Kralı Nebukadnessarı buraya getirtip tahtını harca gömdüğüm bu taşların üzerine kuracağım. Nebukadnessar otağını bu taşların üzerine kuracak. 
24O 043:011 Gelip Mısırı bozguna uğratacak.  Ölüm için ayrılanlar ölüme,  Sürgün için ayrılanlar sürgüne,  Kılıç için ayrılanlar kılıca gidecek. 
24O 043:012 Mısır ilahlarının tapınaklarını ateşe verip yakacak, ilahları alıp götürecek. Çoban giysisiyle kendisini nasıl örterse, o da Mısırı öyle örtecek. Sonra oradan sağ salim çıkacak. 
24O 043:013 Mısır'daki Güneş Tapınağı'nın dikili taşlarını kıracak, Mısır ilahlarının tapınaklarını ateşe verecek.› ›› metin ‹‹Yakacağım››. 
24O 044:001 Mısırın Migdol, Tahpanhes, Noffı kentlerinde ve Patros bölgesinde yaşayan Yahudilere ilişkin RAB Yeremyaya şöyle seslendi: 
24O 044:002 -3 196580 ‹‹İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB diyor ki, Yeruşalim ve Yahuda kentlerine getirdiğim bütün felaketleri gördünüz. İşte yaptıkları kötülük yüzünden kentler bugün yıkık; içlerinde oturan yok. Sizin de kendilerinin ve atalarının da önceden tanımadığınız başka ilahlara buhur yakıp taparak beni öfkelendirdiler. 
24O 044:004 Peygamber kullarımı defalarca gönderip, ‹Nefret ettiğim bu iğrençlikleri yapmayın!› diyerek onları uyardım. 
24O 044:005 Ama dinlemediler, kulak asmadılar. Kötülüklerinden dönmediler, başka ilahlara buhur yakmaktan vazgeçmediler. 
24O 044:006 Bu yüzden kızgın öfkemi döktüm; Yahuda kentlerine, Yeruşalim sokaklarına karşı öfkem giderek şiddetlendi. Onlar bugün olduğu gibi yıkık ve ıssız bırakıldı. 
24O 044:007 ‹‹İsrailin Tanrısı RAB, Her Şeye Egemen Tanrı şöyle diyor: Neden bu büyük felaketi başınıza getiriyorsunuz? Kadın erkek, çoluk çocuk Yahuda halkından kesilip atılacak, sizden sağ kalan olmayacak. 
24O 044:008 Yerleşmek üzere geldiğiniz Mısırda ellerinizin yaptıklarıyla, başka ilahlara buhur yakmakla beni öfkelendiriyorsunuz. Başınıza felaket getiriyorsunuz. Dünyadaki uluslarca aşağılanacak, yerileceksiniz. 
24O 044:009 Yahudada, Yeruşalim sokaklarında atalarınızın, Yahuda krallarıyla karılarının, kendinizin, karılarınızın yaptığınız kötülükleri unuttunuz mu? 
24O 044:010 Bugüne dek pişmanlık duymadılar, benden korkmadılar. Size ve atalarınıza verdiğim yasa ve kurallar uyarınca yaşamadılar. 
24O 044:011 ‹‹Bu yüzden İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB diyor ki: Başınıza yıkım getirmeye, bütün Yahuda halkını yok etmeye kararlıyım. 
24O 044:012 Yerleşmek üzere Mısıra gelmeye kararlı olan Yahudanın sağ kalanlarını ele alacağım. Hepsi Mısırda yok olacak; kılıçtan geçirilecek ya da kıtlıktan ölecek. Küçük büyük hepsi kılıçtan, kıtlıktan ölecek. Lanetlenecek, dehşet konusu olacak, aşağılanacak, yerilecekler. 
24O 044:013 Yeruşalimi cezalandırdığım gibi, Mısırda yaşayanları da kılıçla, kıtlıkla, salgın hastalıkla cezalandıracağım. 
24O 044:014 Yerleşmek için Mısıra gelen Yahuda halkının sağ kalanlarından hiçbiri kurtulmayacak, hiç kimse sağ kalıp Yahudaya dönmeyecek. Yerleşmek üzere oraya dönmek isteseler de, kaçıp kurtulan birkaç kişi dışında dönen olmayacak.›› 
24O 044:015 Karılarının başka ilahlara buhur yaktığını bilen erkekler, orada duran kadınlar, Mısırın Patros bölgesinde yaşayan bütün halk -ki büyük bir topluluktu- Yeremyaya şu karşılığı verdi: 
24O 044:016 ‹‹RABbin adıyla bize söylediklerini dinlemeyeceğiz! 
24O 044:017 Tersine, yapacağımızı söylediğimiz her şeyi kesinlikle yapacağız: Gök Kraliçesine buhur yakacak, atalarımızın, krallarımızın, önderlerimizin ve kendimizin Yahuda kentlerinde, Yeruşalim sokaklarında yaptığımız gibi ona dökmelik sunular dökeceğiz. O zamanlar bol yiyeceğimiz vardı, her işimiz yolundaydı, sıkıntı çekmiyorduk. 
24O 044:018 Oysa Gök Kraliçesine buhur yakmayı, dökmelik sunular dökmeyi bıraktığımız günden bu yana her yönden yokluk çekiyoruz; kılıçtan, kıtlıktan yok oluyoruz.›› 
24O 044:019 Kadınlar, ‹‹Evet, Gök Kraliçesine buhur yakıp dökmelik sunular dökeceğiz! Ona benzer pideler pişirip kendisine dökmelik sunular döktüğümüzü kocalarımız bilmiyor muydu sanki?›› diye eklediler. 
24O 044:020 Bunun üzerine Yeremya ona karşılık veren kadın erkek bütün halka şöyle dedi: 
24O 044:021 ‹‹Sizin, atalarınızın, krallarınızın, önderlerinizin, ülke halkının Yahuda kentlerinde, Yeruşalim sokaklarında yaktığınız buhuru RAB unuttu mu? Haberi yok muydu? 
24O 044:022 RAB yaptığınız kötülüklere, iğrençliklere artık dayanamadığı için, bugün olduğu gibi ülkeniz aşağılanıp yerildi, kimsenin yaşamadığı dehşet verici bir viranelik oldu. 
24O 044:023 Siz başka ilahlara buhur yaktınız, RABbe karşı günah işlediniz; Onun sözünü dinlemediniz, yasasına, kurallarına, antlaşma koşullarına uymadınız. Bu yüzden bugün olduğu gibi başınıza felaket geldi.›› 
24O 044:024 Yeremya bütün halka, özellikle de kadınlara, ‹‹RABbin sözüne kulak verin, ey Mısırda yaşayan Yahudalılar›› dedi, 
24O 044:025 ‹‹İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB diyor ki, ‹Gök Kraliçesine buhur yakacağız, dökmelik sunular dökeceğiz, adaklarımızı kesinlikle yerine getireceğiz› diyerek siz de karılarınız da verdiğiniz sözü yerine getirdiniz. ‹‹Öyleyse verdiğiniz sözü tutun! Adadığınız adakları tümüyle yerine getirin! 
24O 044:026 Mısırda yaşayan Yahudiler, RABbin sözünü dinleyin! ‹Büyük adım üzerine ant içiyorum ki› diyor RAB, ‹Mısırda yaşayan Yahudilerden hiçbiri bundan böyle adımı ağzına alıp Egemen RABbin varlığı hakkı için diye ant içmeyecek. 
24O 044:027 Çünkü onların yararını değil, zararını gözlüyorum; Mısırda yaşayan Yahudiler yok olana dek kılıçtan, kıtlıktan ölecek. 
24O 044:028 Kılıçtan kurtulup da Mısırdan Yahudaya dönenlerin sayısı pek az olacak. Mısıra yerleşmeye gelen Yahuda halkından sağ kalanlar o zaman kimin sözünün yerine geldiğini anlayacak: Benim sözümün mü, yoksa onlarınkinin mi? 
24O 044:029 ‹‹ ‹Başınıza yıkım getireceğim; sözümün yerine geleceğini bilesiniz diye› diyor RAB, ‹Sizi burada cezalandıracağıma ilişkin belirti şu olacak.› 
24O 044:030 RAB diyor ki, ‹Yahuda Kralı Sidkiya'yı can düşmanı Babil Kralı Nebukadnessar'ın eline nasıl teslim ettimse, Mısır Firavunu Hofra'yı da can düşmanlarının eline öyle teslim edeceğim.› ›› 
24O 045:001 Yahuda Kralı Yoşiya oğlu Yehoyakimin dördüncü yılında Neriya oğlu Baruk, Peygamber Yeremyanın kendisine söylediği sözleri tomara yazdıktan sonra Yeremya ona şunları söyledi: 
24O 045:002 ‹‹Ey Baruk, İsrailin Tanrısı RAB sana şöyle diyor: 
24O 045:003 Sen, ‹Vay başıma! Çünkü RAB acıma acı kattı. İnlemekten bitkin düştüm, bana rahat yok› dedin. 
24O 045:004 ‹‹RAB bana, ‹Ona şöyle diyeceksin› dedi: ‹RAB diyor ki, bütün ülkeyi yıkacağım; bina ettiğimi yıkacak, diktiğimi sökeceğim. 
24O 045:005 Sana gelince, büyük şeyler peşinde mi koşuyorsun? Sakın koşma! Çünkü bütün halkın üzerine felaket getirmek üzereyim› diyor RAB, ‹Ama sen nereye gidersen git, canını bağışlayacağım.› ›› 
24O 046:001 RAB uluslara ilişkin Peygamber Yeremyaya şöyle seslendi: 
24O 046:002 Mısıra ilişkin: Yahuda Kralı Yoşiya oğlu Yehoyakimin dördüncü yılında, Babil Kralı Nebukadnessarın Fırat kıyısında, Karkamışta yenilgiye uğrattığı Firavun Nekonun ordusuyla ilgili bildiri: 
24O 046:003 ‹‹Küçük büyük kalkanları dizin,<br />Savaşmak için ilerleyin! 
24O 046:004 Atları koşun, beygirlere binin!<br />Miğferlerinizi takın, yerinizi alın!<br />Mızraklarınızı cilalayın,<br />Zırhlarınızı kuşanın! 
24O 046:005 Ne görüyorum?<br />Dehşete düştüler, geri çekiliyorlar!<br />Yiğitleri bozguna uğramış,<br />Arkalarına bakmadan kaçışıyorlar.<br />Her yer dehşet içinde›› diyor RAB. 
24O 046:006 ‹‹Ayağı tez olan kaçamıyor,<br />Yiğit kaçıp kurtulamıyor.<br />Kuzeyde, Fırat kıyısında<br />Tökezleyip düştüler. 
24O 046:007 Nil gibi yükselen,<br />Irmak gibi suları çalkalanan kim? 
24O 046:008 Mısırdır Nil gibi yükselen,<br />Irmak gibi suları çalkalanan.<br />‹Yükselip yeryüzünü kaplayacağım;<br />Kentleri de içlerinde oturanları da<br />Yok edeceğim› diyor Mısır. 
24O 046:009 Şahlanın, ey atlar!<br />Çılgınca saldırın, ey savaş arabaları!<br />Ey kalkan taşıyan Kûşlu, Pûtlu yiğitler,<br />Yay çeken Ludlular, ilerleyin! 
24O 046:010 ‹‹Çünkü o gün Her Şeye Egemen Egemen RABbin günüdür.<br />Düşmanlarından öç alması için<br />Öç günüdür.<br />Kılıç doyana dek yiyecek,<br />Kanlarını kana kana içecek.<br />Çünkü Rab, Her Şeye Egemen RAB<br />Kuzeyde, Fırat kıyısında kurban hazırlıyor. 
24O 046:011 ‹‹Ey erden kız Mısır,<br />Gilata git de merhem al!<br />Ama boşuna çok ilaç kullanıyorsun,<br />Senin için şifa yok. 
24O 046:012 Uluslar utancını duydu,<br />Feryadınla doldu yeryüzü.<br />Yiğit yiğide tökezleyip<br />İkisi birlikte yere seriliyor.›› 
24O 046:013 Babil Kralı Nebukadnessarın gelip Mısıra saldıracağına ilişkin RABbin Peygamber Yeremyaya bildirdiği söz şudur: 
24O 046:014 ‹‹Mısırda bildirin,<br />Migdolda duyurun,<br />Nofta, Tahpanheste duyurun:<br />‹Yerini al, hazırlan,<br />Çünkü çevrendekileri yiyip bitiriyor kılıç!› 
24O 046:015 İlahın Apis neden kaçtı?<br />Boğan neden ayakta kalamadı?<br />Çünkü RAB onu yere serdi! ayakta kalamadı? Çünkü RAB onu yere serdi!›› (bkz. Septuaginta), Masoretik metin ‹‹Yiğitlerin neden yere serildi? Ayakta duracak halleri yok, çünkü RAB onları yere serdi!›› 
24O 046:016 Boyuna tökezleyip birbirlerinin üzerine düşecekler.<br />‹Kalkın, acımasızların kılıcı yüzünden halkımıza,<br />Yurdumuza dönelim› diyecekler. 
24O 046:017 ‹Firavun yaygaracının biri,<br />Fırsatı kaçırdı› diyecekler. 
24O 046:018 ‹‹Varlığım hakkı için›› diyor Kral,<br />Adı Her Şeye Egemen RAB,<br />‹‹Dağlar arasında Tavor Dağı nasılsa,<br />Karmel Dağı deniz kıyısında nasılsa,<br />Size saldıracak kişi de öyledir. 
24O 046:019 Ey sizler, Mısırda yaşayanlar,<br />Toplayın eşyanızı, sürgüne gideceksiniz!<br />Nof öyle viran olup yanacak ki,<br />Kimse oturmayacak içinde. 
24O 046:020 ‹‹Mısır güzel bir düve,<br />Ama kuzeyden atsineği geliyor ona. 
24O 046:021 Ücretli askerleri besili danalar gibi.<br />Onlar da geri dönüp birlikte kaçacak,<br />Yerlerinde durmayacaklar.<br />Çünkü üzerlerine yıkım günü,<br />Cezalandırılacakları an gelecek. 
24O 046:022 Düşman ordusu ilerleyince,<br />Mısır yılan gibi tıslayarak kaçacak.<br />Ağaç kesen adamlar gibi<br />Baltalarla ona saldıracaklar. 
24O 046:023 Gür olsa bile kesecekler ormanını›› diyor RAB,<br />‹‹Çünkü çekirgelerden daha çok onlar,<br />Sayıya vurulamazlar. 
24O 046:024 Mısır utandırılacak,<br />Kuzey halkının eline teslim edilecek.›› 
24O 046:025 İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB diyor ki, ‹‹İşte No Kentinin ilahı Amonu, firavunu, Mısırla ilahlarını, krallarını ve firavuna güvenenleri cezalandırmak üzereyim. 
24O 046:026 Hepsini can düşmanları Babil Kralı Nebukadnessarla görevlilerinin eline teslim edeceğim. Ama sonra, eskiden olduğu gibi insanlar yine Mısırda yaşayacak›› diyor RAB. 
24O 046:027 ‹‹Korkma, ey kulum Yakup,<br />Yılma, ey İsrail.<br />Çünkü seni uzak yerlerden,<br />Soyunu sürgün edildiği ülkeden kurtaracağım.<br />Yakup yine huzur ve güvenlik içinde olacak,<br />Kimse onu korkutmayacak. 
24O 046:028 Korkma, ey kulum Yakup,<br />Çünkü ben seninleyim›› diyor RAB.<br />‹‹Seni aralarına sürdüğüm ulusların hepsini<br />Tümüyle yok etsem de,<br />Seni büsbütün yok etmeyeceğim.<br />Adaletle yola getirecek,<br />Hiç cezasız bırakmayacağım seni.›› 
24O 047:001 Firavun Gazzeye saldırmadan önce RABbin Peygamber Yeremyaya bildirdiği Filistlilere ilişkin söz şudur: 
24O 047:002 RAB diyor ki,<br />‹‹Bakın sular kuzeyden nasıl yükseliyor!<br />Taşkın bir ırmak olacak,<br />Ülkeyi ve içindeki her şeyi,<br />Kentleri ve içinde yaşayanları kaplayacak.<br />İnsanlar yakaracak,<br />Ülkede yaşayan herkes feryat edecek. 
24O 047:003 Dörtnala koşan aygırların<br />Toynak seslerinden,<br />Savaş arabalarının takırtısından,<br />Tekerleklerin gürültüsünden<br />Babalar dönüp çocuklarına bakmayacak;<br />Ellerinde derman kalmayacak. 
24O 047:004 Çünkü Filistlilerin yok edileceği gün geliyor.<br />Sur ve Saydaya yardım edebilecek<br />Sağ kalan herkes kesilip yok edilecek.<br />RAB Kaftor kıyısından gelen Filistlilerin<br />Sağ kalanlarını yok edecek. 
24O 047:005 Gazze yastan saçını yolacak,<br />Aşkelon susturulacak.<br />Ey ovada sağ kalanlar,<br />Ne zamana dek bedenlerinizi yaralayacaksınız? 
24O 047:006 Ah, RABbin kılıcı!<br />Yatışmana daha ne kadar zaman var?<br />Dön kınına! Dur ve sessiz ol! 
24O 047:007 Ama RAB ona buyruk vermişken,<br />Aşkelon'a, deniz kıyısına<br />Saldırmak üzere görevlendirmişken<br />Kılıç nasıl yatışabilir?›› 
24O 048:001 Moava ilişkin: İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB şöyle diyor:  ‹‹Vay Nevonun başına gelenlere!<br />Çünkü viraneye çevrilecek.<br />Kiryatayim utandırılacak, ele geçirilecek.<br />Misgav utandırılacak, kırılıp dökülecek. 
24O 048:002 Moav artık övülmeyecek,<br />Heşbonda onun yıkımı için düzen kuracak,<br />‹Haydi, şu Moav ulusuna son verelim› diyecekler.<br />Ey Madmenfö, sen de susturulacaksın,<br />Kılıç kovalayacak seni. çağrıştırıyor. 
24O 048:003 Horonayimden feryat duyulacak:<br />‹Kent mahvoldu, büyük yıkıma uğradı!› 
24O 048:004 ‹‹Moav yıkılacak,<br />Yavrularının ağlayışı duyulacak. 
24O 048:005 Ağlaya ağlaya çıkıyorlar Luhit Yokuşundan,<br />Horonayim inişinde<br />Yıkımın neden olduğu acı feryatlar duyuluyor. 
24O 048:006 Kaçın, canınızı kurtarın!<br />Çölde yaban eşeğifö gibi koşun! ağacı››. 
24O 048:007 ‹‹Evet, başarılarına, mal varlığına güvendiğin için<br />Sen de ele geçirileceksin.<br />İlahın Kemoş da kâhinleri ve görevlileriyle birlikte<br />Sürgün edilecek. 
24O 048:008 Yok edici her kente uğrayacak,<br />Tek kent kurtulmayacak.<br />Vadi yerle bir olacak,<br />Yayla altüst edilecek›› diyor RAB. 
24O 048:009 ‹‹Moav toprağına tuz dökün, kısırlaşsın,<br />Kentleri öyle viran olacak ki,<br />Kimse yaşamayacak oralarda. 
24O 048:010 Lanet olsun RABbin işini savsaklayana!<br />Kılıcını kan dökmekten alıkoyana lanet olsun! 
24O 048:011 Moav gençliğinden bu yana güvenlikteydi,<br />Şarap tortusu gibi durgun kaldı,<br />Bir kaptan öbürüne boşaltılmadı,<br />Sürgüne gönderilmedi.<br />O yüzden tadını yitirmedi, kokusu bozulmadı. 
24O 048:012 ‹‹Ama onu boşaltacak adamları göndereceğim günler geliyor›› diyor RAB, ‹‹Onu boşaltacaklar. Kaplarını boşaltacak, küplerini paramparça edecekler. 
24O 048:013 İsrail halkı güvendiği Beytelden nasıl utandıysa, Moav da Kemoş ilahından öyle utanacak. 
24O 048:014 ‹‹Nasıl, ‹Biz yiğidiz,<br />Savaşa hazır askerleriz› dersiniz? 
24O 048:015 Moav ve kentlerini yerle bir eden,<br />Saldırıya geçti.<br />En seçkin gençleri kesime gidecek.<br />Adı Her Şeye Egemen RAB olan Kral böyle diyor. 
24O 048:016 Moavın yıkımı yakında geliyor,<br />Uğrayacağı felaket hızla yaklaşıyor. 
24O 048:017 Dövünün onun için,<br />Ey çevresinde yaşayan, ününü bilen sizler!<br />‹Kudret asası,<br />Görkemli değnek nasıl da kırıldı!› deyin. 
24O 048:018 ‹‹Ey Divon Kentinde yaşayan halk,<br />Görkeminden in,<br />Kuru toprak üstünde otur.<br />Çünkü Moavı yerle bir eden sana da saldıracak,<br />Kalelerini yıkacak. 
24O 048:019 Ey sen, Aroerde oturan,<br />Yol kenarında dur da gözle!<br />Kaçan adama, kurtulan kadına,<br />‹Ne oldu?› diye sor. 
24O 048:020 Moav utandırıldı, darmadağın oldu.<br />Feryat et, haykır!<br />Moavın yıkıldığını Arnon Vadisinde duyur. 
24O 048:021 -24 197460 ‹‹Yayladaki kentler -Holan, Yahas, Mefaat, Divon, Nevo, Beytdivlatayim, Kiryatayim, Beytgamul, Beytmeon, Keriyot, Bosra, uzak yakın bütün Moav kentleri- yargılanacak. 
24O 048:025 Moavın boynuzu kesildi, kolu kırıldı›› diyor RAB. 
24O 048:026 ‹‹Moavı sarhoş edin,<br />Çünkü RABbe büyüklük tasladı.<br />Moav kendi kusmuğunda yuvarlanacak,<br />Alay konusu olacak. 
24O 048:027 İsrail senin için gülünesi bir ulus mu oldu?<br />Hırsızlar arasında mı yakalandı ki,<br />Ondan söz ettikçe baş sallıyorsun? 
24O 048:028 ‹‹Ey Moavda yaşayanlar,<br />Kentlerinizi terk edip kayalara sığının.<br />Uçurumun ağzında yuvasını yapan<br />Güvercin gibi olun. 
24O 048:029 Moavın ne denli gururlanıp büyüklendiğini,<br />Kendini ne denli beğendiğini,<br />Kibirlenip küstahlaştığını,<br />Övünüp kabardığını duyduk. 
24O 048:030 Küstahlığını biliyorum›› diyor RAB,<br />‹‹Övünmesi boşunadır, yaptıkları da. 
24O 048:031 Bu yüzden Moav için haykıracak,<br />Bütün Moav için feryat edeceğim.<br />Ağlayacağım Kîr-Hereset halkı için. 
24O 048:032 Ey Sivma asması,<br />Senin için Yazer halkından çok ağlayacağım.<br />Filizlerin gölü aşıp<br />Yazere ulaştı.<br />Yok edici yaz meyvelerini, üzümünü yok etti. 
24O 048:033 Moavın meyve bahçelerinden, tarlalarından<br />Sevinç ve neşe yok oldu.<br />Üzüm sıkma çukurlarından şarap akışını durdurdum;<br />Kimse sevinç çığlıklarıyla üzüm ezmiyor,<br />Çığlıklar var, ama sevinç çığlıkları değil. 
24O 048:034 ‹‹Heşbon ve Elalenin haykırışları<br />Yahasa ulaşıyor.<br />Soardan Horonayime,<br />Eglat-Şelişiyaya dek çığlıklar yükseliyor.<br />Çünkü Nimrim suları bile kurudu. 
24O 048:035 Moavda puta tapılan yerlerde<br />Sunu sunanları,<br />İlahlarına buhur yakanları<br />Yok edeceğim›› diyor RAB. 
24O 048:036 ‹‹Bu yüzden yüreğim ney gibi<br />İnliyor Moav için;<br />Kîr-Hereset halkı için ney gibi<br />İnliyor yüreğim.<br />Çünkü elde ettikleri zenginlik uçup gitti. 
24O 048:037 ‹‹Herkes saçını sakalını kesecek,<br />Elini yaralayacak,<br />Beline çul saracak. 
24O 048:038 Moav damlarında, meydanlarında<br />Yalnız ağlayış var.<br />Çünkü Moavı kimsenin beğenmediği<br />Bir kap gibi kırdım›› diyor RAB. 
24O 048:039 ‹‹Nasıl da darmadağın oldu Moav!<br />Nasıl acıyla feryat ediyor!<br />Nasıl da sırtını dönüyor utançtan!<br />Moav çevresindekilere alay konusu,<br />Dehşet verici bir örnek oldu.›› 
24O 048:040 RAB diyor ki,<br />‹‹Bakın! Düşman birden çullanan bir kartal gibi<br />Kanatlarını Moavın üzerine açacak. 
24O 048:041 Keriyot ele geçirilecek,<br />Kaleler alınacak.<br />O gün Moavlı askerlerin yüreği,<br />Doğum sancısı çeken kadının yüreği gibi olacak. 
24O 048:042 Moav yıkıma uğrayacak,<br />Halk olmaktan çıkacak;<br />Çünkü RABbe karşı büyüklük tasladı. 
24O 048:043 Önünde dehşet, çukur ve tuzak var,<br />Ey Moav halkı!›› diyor RAB. 
24O 048:044 ‹‹Dehşetten kaçan çukura düşecek,<br />Çukurdan çıkan tuzağa yakalanacak;<br />Çünkü Moavın üzerine<br />Cezalandırma yılını getireceğim›› diyor RAB. 
24O 048:045 ‹‹Heşbonun gölgesinde<br />Bitkin düşmüş kaçkınlar.<br />Çünkü Heşbondan ateş,<br />Sihonun ortasından alev çıktı;<br />Moavlıların alınlarını,<br />Kargaşa çıkaranların başlarını yakıp yok etti. 
24O 048:046 Vay sana, ey Moav!<br />İlah Kemoşun halkı yok oldu,<br />Oğulların sürgüne gönderildi,<br />Kızların tutsak alındı. 
24O 048:047 Ama son günlerde<br />Yine eski gönencine kavuşturacağım Moav'ı›› diyor RAB. Moav'ın yargısı burada sona eriyor. 
24O 049:001 RAB Ammonlulara ilişkin şöyle diyor:  ‹‹İsrailin çocukları yok mu?<br />Yok mu mirasçısı?<br />Öyleyse neden ilah Molek Gadı mülk edindi?<br />Neden onun halkı Gad kentlerinde oturuyor? 
24O 049:002 İşte bu nedenle›› diyor RAB,<br />‹‹Ammonluların Rabba Kentine karşı<br />Savaş narasını işittireceğim günler geliyor.<br />Rabba ıssız bir höyük olacak,<br />Köyleri ateşe verilecek.<br />Böylece İsrail, kendisini mülk edinenleri<br />Mülk edinecek›› diyor RAB. 
24O 049:003 ‹‹Haykır, ey Heşbon!<br />Ay Kenti yıkıldı!<br />Feryat edin, ey Rabba kızları!<br />Çul sarınıp yas tutun.<br />Duvarların arasında oraya buraya koşuşun.<br />Çünkü Molek kâhinleri ve görevlileriyle birlikte<br />Sürgüne gönderilecek. 
24O 049:004 Verimli vadilerinle ne kadar övünüyorsun,<br />Ey dönek kız!<br />Servetine güvenerek,<br />‹Bana kim saldırabilir?› diyorsun. 
24O 049:005 Bütün çevrenden<br />Dehşet saçacağım üzerine››<br />Diyor Her Şeye Egemen Egemen RAB.<br />‹‹Her biriniz apar topar sürülecek,<br />Kaçkınları toplayan olmayacak. 
24O 049:006 Ama sonra Ammonluları<br />Eski gönencine kavuşturacağım›› diyor RAB. 
24O 049:007 Her Şeye Egemen RAB Edoma ilişkin şöyle diyor:  ‹‹Teman Kentinde bilgelik kalmadı mı artık?<br />Akıllı kişilerde öğüt tükendi mi?<br />Bilgelikleri yozlaştı mı? 
24O 049:008 Kaçın, geri dönün, derinliklere sığının,<br />Ey Dedanda yaşayanlar!<br />Çünkü Esavı cezalandırdığımda<br />Başına felaket getireceğim. 
24O 049:009 Üzüm toplayanlar bağına girseydi,<br />Birkaç salkım bırakmazlar mıydı?<br />Gece hırsızlar gelselerdi,<br />Yalnızca gereksindiklerini çalmazlar mıydı? 
24O 049:010 Oysa ben Esavı çırılçıplak soyacak,<br />Gizli yerlerini açığa çıkaracağım,<br />Gizlenemeyecek.<br />Çocukları, akrabaları, komşuları<br />Yıkıma uğrayacak.<br />Kendisi de yok olacak! 
24O 049:011 Öksüz çocuklarını bırak,<br />Ben yaşatırım onları.<br />Dul kadınların da bana güvensinler.›› 
24O 049:012 RAB diyor ki,<br />‹‹Hak etmeyenler bile kâseyi içmek zorundayken,<br />Sen mi cezasız kalacaksın?<br />Hayır, cezasız kalmayacaksın,<br />Kesinlikle içeceksin kâseyi. 
24O 049:013 Adım üzerine ant içerim ki›› diyor RAB,<br />‹‹Bosra dehşet konusu olacak, yerilecek,<br />Viraneye dönecek, aşağılanacak.<br />Bütün kentleri sonsuza dek yıkık kalacak.›› 
24O 049:014 RABden bir haber aldım:<br />Uluslara gönderdiği haberci,<br />‹‹Edoma saldırmak için toplanın,<br />Savaşa hazırlanın!›› diyor. 
24O 049:015 ‹‹Bak, seni uluslar arasında küçük düşüreceğim,<br />İnsanlar seni hor görecek. 
24O 049:016 Saçtığın dehşet ve yüreğindeki gurur<br />Seni aldattı.<br />Sen ki, kaya kovuklarında yaşıyor,<br />Tepenin doruğunu elinde tutuyorsun.<br />Yuvanı kartal gibi yükseklerde kursan da,<br />Oradan indireceğim seni›› diyor RAB. Edomun başkentinin adıydı. 
24O 049:017 ‹‹Edom dehşet konusu olacak,<br />Oradan geçen herkes şaşkın şaşkın bakıp<br />Başına gelen belalardan ötürü<br />Onunla alay edecek. 
24O 049:018 Sodomla Gomorayı ve çevredeki köyleri<br />Nasıl yerle bir ettimse›› diyor RAB,<br />‹‹Orada da kimse oturmayacak,<br />İnsan oraya yerleşmeyecek. 
24O 049:019 ‹‹Şeria çalılıklarından<br />Sulak otlağa çıkan aslan gibi<br />Edomu bir anda yurdundan kovacağım.<br />Seçeceğim kişiyi ona yönetici atayacağım.<br />Var mı benim gibisi?<br />Var mı bana dava açacak biri,<br />Bana karşı duracak çoban?›› 
24O 049:020 Bu yüzden RABbin Edoma karşı ne tasarladığını,<br />Temanda yaşayanlara karşı ne amaçladığını işitin:<br />‹‹Sürünün küçükleri bile sürülecek,<br />Halkı yüzünden Edom otlakları çöle dönüştürülecek. 
24O 049:021 Yıkılışlarının gürültüsünden yeryüzü titreyecek,<br />Çığlıkları Kızıldenize dek duyulacak. 
24O 049:022 Düşman kartal gibi üzerlerine çullanacak,<br />Kanatlarını Bosraya karşı açacak.<br />O gün Edomlu askerlerin yüreği,<br />Doğum sancısı çeken kadının yüreği gibi olacak.›› 
24O 049:023 Şama ilişkin:  ‹‹Hama ve Arpat utanacak,<br />Çünkü kötü haber işittiler.<br />Korkudan eridiler,<br />Sessiz duramayan deniz gibi<br />Kaygıyla sarsıldılar. 
24O 049:024 ‹‹Şam güçsüz düştü,<br />Kaçmak için döndü;<br />Telaşa kapıldı,<br />Doğuran kadın gibi<br />Sancı ve acılar sardı onu. 
24O 049:025 Nasıl oldu da sevinç bulduğum ünlü kent<br />Terk edilmedi? 
24O 049:026 Bu yüzden gençleri meydanlarda düşecek,<br />Bütün savaşçıları susturulacak o gün››<br />Diyor Her Şeye Egemen RAB. 
24O 049:027 ‹‹Şam surlarını ateşe vereceğim,<br />Yakıp yok edecek Ben-Hadatın saraylarını.›› 
24O 049:028 Babil Kralı Nebukadnessarın bozguna uğrattığı Kedar ve Hasor krallıklarına ilişkin RAB şöyle diyor:  ‹‹Kalkın, Kedara saldırın,<br />Doğu halkını yok edin. 
24O 049:029 Çadırlarıyla sürüleri alınacak,<br />Çadır perdeleri,<br />Eşyalarıyla develeri alınıp götürülecek.<br />İnsanlar, ‹Her yer dehşet içinde!› diye bağıracaklar onlara. 
24O 049:030 Kaçın, uzaklaşın!<br />Derinliklere sığının,<br />Ey Hasorda oturanlar!›› diyor RAB.<br />‹‹Çünkü Babil Kralı Nebukadnessar<br />Size düzen kurdu;<br />Sizin için bir tasarısı var. 
24O 049:031 Kalkın, tasasız ve güvenlik içinde<br />Yaşayan ulusa saldırın›› diyor RAB.<br />‹‹Onun kent kapıları, sürgüleri yok,<br />Halkı tek başına yaşıyor. 
24O 049:032 Develeri yağma edilecek,<br />Sayısız sürüleri çapul malı olacak.<br />Zülüflerini kesenleri<br />Dört yana dağıtacağım,<br />Her yandan felaket getireceğim başlarına›› diyor RAB. 
24O 049:033 ‹‹Çakalların uğrağı Hasor,<br />Sonsuza dek viran kalacak,<br />Orada kimse oturmayacak,<br />İnsan oraya yerleşmeyecek.›› 
24O 049:034 Yahuda Kralı Sidkiyanın krallığının başlangıcında RABbin Peygamber Yeremyaya bildirdiği Elama ilişkin söz şudur: 
24O 049:035 Her Şeye Egemen RAB diyor ki,<br />‹‹Bakın, Elamın yayını,<br />Asıl gücünü kıracağım. 
24O 049:036 Üzerine göğün dört ucundan<br />Dört rüzgarı gönderecek,<br />Halkını bu rüzgarlara dağıtacağım.<br />Elam sürgünlerinin gitmediği<br />Bir ulus kalmayacak. 
24O 049:037 Düşmanlarının önünde,<br />Can düşmanlarının önünde<br />Elamı darmadağın edeceğim.<br />Başlarına felaket gönderecek,<br />Şiddetli öfkemi yağdıracağım›› diyor RAB,<br />‹‹Onları büsbütün yok edene dek<br />Peşlerine kılıcı salacağım. 
24O 049:038 Elamda tahtımı kuracak,<br />Elam Kralıyla önderlerini<br />Yok edeceğim›› diyor RAB. 
24O 049:039 ‹‹Ama son günlerde<br />Elam'ı eski gönencine kavuşturacağım›› diyor RAB. 
24O 050:001 RABbin Babil ve Kildan ülkesine ilişkin Peygamber Yeremya aracılığıyla bildirdiği söz şudur: 
24O 050:002 ‹‹Uluslara duyurun, haberi bildirin!<br />Sancak dikip duyurun, hiçbir şey gizlemeyin!<br />‹Babil ele geçirilecek› deyin,<br />‹İlahı Bel utandırılacak,<br />İlahı Marduk paramparça olacak.<br />Putları utandırılacak,<br />İlahları paramparça olacak.› 
24O 050:003 Çünkü kuzeyden gelen bir ulus ona saldıracak,<br />Ülkesini viran edecek.<br />Orada kimse yaşamayacak,<br />İnsan da hayvan da kaçıp gidecek. 
24O 050:004 O günlerde, o zamanda›› diyor RAB,<br />‹‹İsrail halkıyla Yahuda halkı birlikte gelecek;<br />Tanrıları RABbi aramak için<br />Ağlaya ağlaya gelecekler. 
24O 050:005 Yüzleri Siyona dönük,<br />Oraya giden yolu soracak,<br />Kalıcı, unutulmaz bir antlaşmayla<br />RABbe bağlanmak için gelecekler. 
24O 050:006 ‹‹Halkım yitik koyunlardır,<br />Çobanları onları baştan çıkardı.<br />Dağlarda başıboş dolandırdılar onları,<br />Dağ, tepe avare dolaştılar,<br />Kendi ağıllarını unuttular. 
24O 050:007 Kim bulduysa yedi onları.<br />Düşmanları, ‹Biz suçlu değiliz› dediler,<br />‹Çünkü onlar gerçek otlakları olan RABbe,<br />Atalarının umudu RABbe karşı günah işlediler.› 
24O 050:008 ‹‹Babilden kaçıp kurtulun!<br />Kildan ülkesini terk edin,<br />Sürüye yön veren teke gibi olun! 
24O 050:009 Çünkü birbiriyle anlaşmış büyük ulusları<br />Kuzeydeki topraklardan kışkırtıp<br />Babilin karşısına çıkaracağım.<br />Babille savaşmak üzere karşısına dizilecek,<br />Onu kuzeyden ele geçirecekler.<br />Okları usta savaşçı oku gibidir,<br />Hiçbiri boş dönmeyecek. 
24O 050:010 Kildan ülkesi yağmaya uğrayacak,<br />Onu yağmalayanlar mala doyacak›› diyor RAB. 
24O 050:011 ‹‹Ey mirasımı yağmalayan sizler!<br />Madem sevinip coşuyorsunuz,<br />Harman döven düve gibi sıçrıyor,<br />Aygır gibi kişniyorsunuz; 
24O 050:012 Anneniz büyük utanca boğulacak,<br />Sizi doğuranın yüzü kızaracak.<br />Ulusların en önemsizi,<br />Kurak, bozkır, çöl olacak. 
24O 050:013 RABbin öfkesi yüzünden kimse yaşamayacak orada,<br />Büsbütün ıssız kalacak.<br />Her geçen, Babilin aldığı yaraları görünce şaşacak,<br />Hayrete düşecek. 
24O 050:014 Babilin çevresinde savaşmak üzere dizilin,<br />Ey bütün yay çekenler!<br />Oklarla saldırın ona, oklarınızı esirgemeyin!<br />Çünkü o RABbe karşı günah işledi. 
24O 050:015 Her yandan ona karşı savaş narası yükseltin!<br />Teslim oldu, kuleleri düştü,<br />Surları yerle bir oldu.<br />Çünkü RABbin öcüdür bu.<br />Ondan öç alın.<br />Yaptığının aynısını yapın ona. 
24O 050:016 Ekin ekeni biçim vakti orakçıyla birlikte<br />Babilden atın.<br />Zorbanın kılıcı yüzünden<br />Herkes halkına dönsün,<br />Ülkesine kaçsın.›› 
24O 050:017 ‹‹İsrail aslanların kovaladığı<br />Dağılmış bir sürüdür.<br />Önce Asur Kralı yedi onu.<br />Sonra Babil Kralı Nebukadnessar kemiklerini ezdi.›› 
24O 050:018 Bu yüzden İsrailin Tanrısı,<br />Her Şeye Egemen RAB diyor ki,<br />‹‹Asur Kralını nasıl cezalandırdıysam,<br />Babil Kralıyla ülkesini de öyle cezalandıracağım. 
24O 050:019 İsraili yeniden otlağına kavuşturacağım,<br />Karmelde, Başanda otlayacak;<br />Efrayim ve Gilat dağlık bölgelerinde<br />İstediği kadar yiyip doyacak. 
24O 050:020 O günlerde, o zamanda›› diyor RAB,<br />‹‹İsrailin suçu araştırılacak<br />Ama bulunamayacak;<br />Yahudanın günahları da araştırılacak<br />Ama bulunamayacak.<br />Çünkü sağ bıraktıklarımı bağışlayacağım.›› 
24O 050:021 ‹‹Meratayimfş ülkesine,<br />Pekotta yaşayanlara saldır.<br />Onları öldür, tümüyle yok et›› diyor RAB,<br />‹‹Sana ne buyurduysam hepsini yap. gelir. 
24O 050:022 Ülkede savaş, büyük yıkım<br />Gürültüsü duyuluyor. 
24O 050:023 Dünyanın balyozu<br />Nasıl da kırılıp paramparça oldu!<br />Babil uluslar arasında nasıl dehşet oldu! 
24O 050:024 Senin için tuzak kurdum, ey Babil,<br />Bilmeden tuzağıma düştün.<br />Bulunup yakalandın,<br />Çünkü RABbe karşı çıktın. 
24O 050:025 RAB silahhanesini açtı,<br />Öfkesinin silahlarını çıkardı.<br />Her Şeye Egemen Egemen RABbin<br />Kildan ülkesinde yapacağı iş var. 
24O 050:026 Uzaktan ona saldırın.<br />Ambarlarını açın,<br />Mallarını tahıl gibi küme küme yığın.<br />Tamamen yok edin onu,<br />Geriye hiçbir şey kalmasın. 
24O 050:027 Genç boğalarını öldürün,<br />Kesime gitsinler!<br />Vay başlarına!<br />Çünkü onların günü,<br />Cezalandırılma zamanı geldi. 
24O 050:028 Dinleyin! Tanrımız RABbin öç aldığını,<br />Tapınağının öcünü aldığını<br />Babilden kaçıp kurtulanlar<br />Siyonda duyuruyorlar. 
24O 050:029 ‹‹Okçuları, yay gerenlerin hepsini çağırın Babile karşı,<br />Çevresini kuşatın, kaçıp kurtulan olmasın.<br />Yaptıklarına göre karşılık verin ona,<br />Yaptıklarının aynısını yapın.<br />Çünkü RABbe, İsrailin Kutsalına<br />Küstahlık etti. 
24O 050:030 Bu yüzden gençleri meydanlarda düşecek,<br />Bütün savaşçıları susturulacak o gün›› diyor RAB. 
24O 050:031 ‹‹İşte, sana karşıyım, ey küstah!››<br />Diyor Her Şeye Egemen Egemen RAB.<br />‹‹Çünkü senin günün,<br />Seni cezalandıracağım zaman geldi. 
24O 050:032 Küstah tökezleyip düşecek,<br />Onu kaldıran olmayacak.<br />Kentlerini ateşe vereceğim,<br />Bütün çevresini yakıp yok edecek.›› 
24O 050:033 Her Şeye Egemen RAB şöyle diyor:<br />‹‹İsrail halkı da Yahuda halkı da<br />Eziyet çekiyor.<br />Onları tutsak edenler sıkı tutmuş,<br />Salıvermek istemiyorlar. 
24O 050:034 Ama onların Kurtarıcısı güçlüdür,<br />Onun adı Her Şeye Egemen RABdir.<br />Onların ülkesine huzur,<br />Babilde yaşayanlaraysa kargaşalık getirmek için<br />Davalarını hararetle savunacak. 
24O 050:035 ‹‹Kildanilere karşı kılıç!›› diyor RAB,<br />‹‹Babilde yaşayanlara, Babil önderlerine,<br />Bilgelerine karşı kılıç! 
24O 050:036 Sahte peygamberlere karşı kılıç!<br />Aptallıkları ortaya çıkacak.<br />Yiğitlerine karşı kılıç!<br />Şaşkına dönecek onlar. 
24O 050:037 Atlarına, savaş arabalarına<br />Aralarındaki yabancılara karşı kılıç!<br />Hepsi kadın gibi ürkek olacak.<br />Hazinelerine karşı kılıç!<br />Yağma edilecek onlar. 
24O 050:038 Sularına kuraklık!<br />Kuruyacak sular.<br />Çünkü Babil putlar ülkesidir,<br />Korkunç putlar yüzünden halkı çıldırmış. 
24O 050:039 ‹‹Bu yüzden yabanıl hayvanlar, çakallar,<br />Baykuşlar yaşayacak orada,<br />Artık insan yaşamayacak,<br />Kuşaklar boyu kimse oturmayacak. 
24O 050:040 Sodomla Gomorayı ve çevredeki köyleri<br />Nasıl yerle bir ettimse›› diyor RAB,<br />‹‹Orada da kimse oturmayacak,<br />İnsan oraya yerleşmeyecek. 
24O 050:041 İşte kuzeyden bir ordu geliyor.<br />Dünyanın uçlarından<br />Büyük bir ulus<br />Ve birçok kral harekete geçiyor. 
24O 050:042 Yay, pala kuşanmışlar,<br />Gaddar ve acımasızlar.<br />Atlara binmiş gelirken,<br />Kükreyen denizi andırıyor sesleri.<br />Savaşa hazır savaşçılar<br />Karşına dizilecekler, ey Babil kızı! 
24O 050:043 Babil Kralı onların haberini aldı,<br />Ellerinde derman kalmadı.<br />Doğuran kadın gibi<br />Üzüntü, sancı sardı onu. 
24O 050:044 Şeria çalılıklarından<br />Sulak otlağa çıkan aslan gibi<br />Kildanileri bir anda yurdundan kovacağım.<br />Seçeceğim kişiyi oraya yönetici atayacağım.<br />Var mı benim gibisi?<br />Var mı bana dava açacak biri,<br />Bana karşı duracak çoban?›› 
24O 050:045 Bu yüzden RABbin Babile karşı ne tasarladığını,<br />Kildan ülkesine karşı ne amaçladığını işitin:<br />‹‹Sürünün küçükleri bile sürülecek,<br />Halkı yüzünden otlakları çöle dönüştürülecek. 
24O 050:046 ‹Babil düştü› sesiyle yeryüzü titreyecek,<br />Çığlığı uluslar arasında duyulacak.›› 
24O 051:001 RAB diyor ki,<br />‹‹İşte Babile ve Lev-Kamayda yaşayanlara karşı<br />Yok edici bir rüzgar çıkaracağım. ülkesini simgeleyen şifreli bir söz. 
24O 051:002 Tahıl savuranları göndereceğim Babile;<br />Onu savurup ayıklasınlar,<br />Ülkesini boşaltsınlar diye.<br />Yıkım günü her yandan saldıracaklar ona. 
24O 051:003 Okçu yayını germesin,<br />Zırhını kuşanmasın.<br />Onun gençlerini esirgemeyin!<br />Ordusunu tümüyle yok edin. 
24O 051:004 Kildan ülkesinde ölüler,<br />Babil sokaklarında yaralılar serilecek yere. 
24O 051:005 İsrailin Kutsalına karşı<br />Ülkeleri suçla dolu olmasına karşın,<br />Tanrıları Her Şeye Egemen RAB<br />İsrail ve Yahuda halklarını bırakmadı. 
24O 051:006 Babilden kaçın!<br />Herkes canını kurtarsın!<br />Babilin suçu yüzünden yok olmayın!<br />Çünkü RABbin öç alma zamanıdır,<br />Ona hakkettiğini verecek. 
24O 051:007 Babil RABbin elinde bir altın kâseydi,<br />Bütün dünyayı sarhoş etti.<br />Uluslar şarabını içtiler,<br />Bu yüzden çıldırdılar. 
24O 051:008 Ansızın düşüp paramparça olacak Babil,<br />Yas tutun onun için!<br />Yarasına merhem sürün, belki iyileşir. 
24O 051:009 ‹Babili iyileştirmek istedik, ama iyileşmedi.<br />Bırakalım onu,<br />Hepimiz kendi ülkemize dönelim.<br />Çünkü onun yargısı göklere erişiyor,<br />Bulutlara kadar yükseliyor. 
24O 051:010 ‹‹ ‹RAB haklı olduğumuzu gösterdi,<br />Gelin, Tanrımız RABbin neler yaptığını<br />Siyonda anlatalım.› 
24O 051:011 ‹‹Okları bileyin,<br />Ok kılıflarını doldurun!<br />RAB Med krallarını harekete geçirdi,<br />Amacı Babili yok etmek.<br />RAB öcünü, tapınağının öcünü alacak. 
24O 051:012 Babil surlarına karşı sancak kaldırın!<br />Muhafızları pekiştirin,<br />Nöbetçileri yerleştirin,<br />Pusu kurun!<br />Çünkü RAB Babil halkı için söylediklerini<br />Hem tasarladı hem de yerine getirdi. 
24O 051:013 Ey sizler, akarsuların kıyısında yaşayan,<br />Hazinesi bol olanlar,<br />Sonunuz geldi, zamanınız doldu. 
24O 051:014 Her Şeye Egemen RAB varlığı hakkı için ant içti:<br />Seni çekirge sürüsüyle doldurur gibi<br />Askerlerle dolduracağım.<br />Sana karşı zafer çığlıkları atacaklar.›› 
24O 051:015 ‹‹Gücüyle yeryüzünü yaratan,<br />Bilgeliğiyle dünyayı kuran,<br />Aklıyla gökleri yayan RABdir. 
24O 051:016 O gürleyince gökteki sular çağıldar,<br />Yeryüzünün dört bucağından bulutlar yükseltir,<br />Yağmur için şimşek çaktırır,<br />Ambarlarından rüzgar estirir. 
24O 051:017 Hepsi budala, bilgisiz.<br />Her kuyumcu yaptığı puttan utanacak.<br />O putlar yapmacıktır,<br />Soluk yoktur onlarda. 
24O 051:018 Yararsız, alay edilesi nesnelerdir,<br />Cezalandırılınca yok olacaklar. 
24O 051:019 Yakupun Payı onlara benzemez.<br />Mirası olan oymak dahil<br />Her şeye biçim veren Odur,<br />Her Şeye Egemen RABdir adı. 
24O 051:020 ‹‹Sen benim savaş çomağım,<br />Savaş silahımsın.<br />Ulusları parçalayacak,<br />Krallıkları yok edeceğim seninle. 
24O 051:021 Seninle atlarla binicilerini,<br />Savaş arabalarıyla sürücülerini kırıp ezeceğim. 
24O 051:022 Erkeklerle kadınları,<br />Gençlerle yaşlıları,<br />Delikanlılarla genç kızları, 
24O 051:023 Çobanla sürüsünü,<br />Çiftçiyle öküzlerini,<br />Valilerle yardımcılarını darmadağın edeceğim. 
24O 051:024 ‹‹Babilde ve Kildan ülkesinde yaşayanlara<br />Siyonda yaptıkları bütün kötülüğün karşılığını<br />Gözlerinizin önünde ödeteceğim›› diyor RAB. 
24O 051:025 ‹‹Ey yıkıcı dağ, sana karşıyım,<br />Ey bütün dünyayı yıkan›› diyor RAB,<br />‹‹Elimi sana karşı kaldırıp<br />Seni uçuruma yuvarlayacak,<br />Yanık bir dağa çevireceğim. 
24O 051:026 Senden köşe taşı, temel taşı olmayacak,<br />Çünkü sonsuza dek viran kalacaksın›› diyor RAB. 
24O 051:027 ‹‹Ülkeye sancak dikin!<br />Uluslar arasında boru çalın!<br />Ulusları Babille savaşmaya hazırlayın.<br />Ararat, Minni, Aşkenaz krallıklarını<br />Ona karşı toplayın.<br />Ona karşı bir komutan atayın,<br />Çekirge sürüsü kadar at gönderin üzerine. 
24O 051:028 Ulusları -Med krallarını, valilerini,<br />Bütün yardımcılarını,<br />Yönetimi altındaki bütün ülkeleri-<br />Onunla savaşmaya hazırlayın. 
24O 051:029 Ülke titreyip kıvranıyor!<br />Çünkü RABbin Babil diyarını<br />Issız bir viraneye çevirme amacı<br />Yerine gelmeli. 
24O 051:030 Babil yiğitleri savaştan vazgeçti,<br />Kalelerinde oturuyorlar.<br />Güçleri tükendi,<br />Ürkek kadınlara döndüler.<br />Oturdukları yerler ateşe verildi,<br />Kapı sürgüleri kırıldı. 
24O 051:031 -32 198850 Babil Kralına ulak üstüne ulak,<br />Haberci üstüne haberci geldi.<br />‹Kent bütünüyle düştü,<br />Irmak geçitleri tutuldu,<br />Bataklıklar ateşe verildi,<br />Askerler dehşete kapıldı› diye haber verdiler.›› 
24O 051:033 İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB diyor ki,<br />‹‹Zamanı gelince harman yeri nasıl çiğnenirse,<br />Babil kızı da öyle olacak.<br />Kısa süre sonra onun da<br />Biçim zamanı gelecek.›› 
24O 051:034 -35 198870 Siyon halkı, ‹‹Babil Kralı Nebukadnessar yuttu bizi, ezdi,<br />Boş bir kaba çevirdi›› diyecek,<br />‹‹Canavar gibi yuttu bizi,<br />Güzel yemeklerimizle karnını doyurdu,<br />Sonra bizi kustu.<br />Bize ve yurttaşlarımıza yapılan zorbalık<br />Babilin başına gelsin.››<br />Yeruşalim, ‹‹Dökülen kanımızın hesabı<br />Kildanilerden sorulsun›› diyecek. 
24O 051:036 Bunun için RAB diyor ki,<br />‹‹İşte davanızı ben savunacağım,<br />Öcünüzü ben alacağım;<br />Onun ırmağını kurutacak,<br />Kaynağını keseceğim. 
24O 051:037 Babil taş yığınına, çakal yuvasına dönecek,<br />Dehşet ve alay konusu olacak.<br />Kimse yaşamayacak orada. 
24O 051:038 Halkı genç aslanlar gibi kükreyecek,<br />Aslan yavruları gibi homurdanacak. 
24O 051:039 Ama kızıştıklarında onlara şölen verip<br />Hepsini sarhoş edeceğim;<br />Keyiflensinler,<br />Uyanmayacakları sonsuz bir uykuya<br />Dalsınlar diye›› diyor RAB. 
24O 051:040 ‹‹Onları kuzu gibi, koç ve teke gibi<br />Boğazlanmaya götüreceğim.›› 
24O 051:041 ‹‹Şeşak nasıl alındı!<br />Bütün dünyanın övünç kaynağı nasıl ele geçirildi!<br />Uluslar arasında Babil nasıl dehşet oldu! 
24O 051:042 Deniz basacak Babili,<br />Kabaran dalgalar örtecek. 
24O 051:043 Kentleri viran olacak,<br />Toprakları kimsenin yaşamadığı, geçmediği<br />Kurak bir çöle dönecek. 
24O 051:044 Babil ilahı Beli orada cezalandıracak,<br />Yuttuğunu ona kusturacağım.<br />Artık akın akın uluslar gelmeyecek ona.<br />Babil surları yıkılacak. 
24O 051:045 ‹‹Oradan çık, ey halkım!<br />Hepiniz canınızı kurtarın!<br />Kaçın RABbin kızgın öfkesinden! 
24O 051:046 Ülkede duyacağınız söylentiler yüzünden<br />Cesaretinizi yitirmeyin, korkmayın.<br />Bir yıl bir söylenti duyulur, ertesi yıl bir başkası;<br />Ülkedeki zorbalıkla,<br />Önderin öndere karşı çıktığıyla<br />İlgili söylentiler yayılır. 
24O 051:047 İşte bu yüzden Babilin putlarını<br />Cezalandıracağım günler geliyor.<br />Bütün ülke utandırılacak,<br />Öldürülenler ülkenin ortasında yere serilecek. 
24O 051:048 O zaman yer, gök ve onlardaki her şey<br />Babilin başına gelenlere sevinecek.<br />Çünkü kuzeyden gelen yok ediciler<br />Saldıracaklar ona›› diyor RAB. 
24O 051:049 Yeremya şöyle diyor:<br />‹‹İsrailin öldürülenleri yüzünden düşmelidir Babil.<br />Yeryüzünde öldürülen herkes Babil yüzünden düştü. 
24O 051:050 Ey sizler, kılıçtan kurtulanlar,<br />Kaçın, oyalanmayın!<br />RABbi anın uzaktan,<br />Yeruşalimi düşünün!›› 
24O 051:051 ‹‹Rezil olduk, çünkü aşağılandık,<br />Yüzümüz utanç içinde.<br />Çünkü yabancılar RABbin Tapınağının<br />Kutsal yerlerine girmişler.›› 
24O 051:052 ‹‹Bu yüzden›› diyor RAB,<br />‹‹Putlarını cezalandıracağım günler geliyor,<br />Yaralılar inleyecek bütün ülkede. 
24O 051:053 Babil göklere çıksa,<br />Yüksekteki kalesini pekiştirse de,<br />Yok edicileri göndereceğim üzerine›› diyor RAB. 
24O 051:054 ‹‹Babilden çığlık,<br />Kildan ülkesinden büyük yıkım sesi duyuluyor. 
24O 051:055 Çünkü RAB Babili yıkıma uğratıyor;<br />Şamatasını susturuyor.<br />Düşman engin sular gibi kükrüyor,<br />Seslerinin gürültüsü yankılanıyor. 
24O 051:056 Çünkü Babile karşı bir yok edici çıkacak;<br />Yiğitleri tutsak olacak,<br />Yayları paramparça edilecek.<br />Çünkü RAB karşılık veren bir Tanrıdır,<br />Her şeyin tam karşılığını verir. 
24O 051:057 Babil önderlerini, bilgelerini, valilerini,<br />Yardımcılarını, yiğitlerini öyle sarhoş edeceğim ki,<br />Sonsuz bir uykuya dalacak, hiç uyanmayacaklar››<br />Diyor adı Her Şeye Egemen RAB olan Kral. 
24O 051:058 Her Şeye Egemen RAB diyor ki,<br />‹‹Babilin kalın surları yerle bir edilecek,<br />Yüksek kapıları ateşe verilecek.<br />Halkların çektiği emek boşuna,<br />Ulusların didinmesi ateşe yarayacak.›› 
24O 051:059 Yahuda Kralı Sidkiyanın krallığının dördüncü yılında, baş görevli Mahseya oğlu Neriya oğlu Seraya Sidkiyayla birlikte Babile gittiğinde Peygamber Yeremya ona şu buyruğu verdi. 
24O 051:060 Yeremya Babilin başına gelecek bütün felaketleri, Babile ilişkin bütün bu sözleri bir tomara yazmıştı. 
24O 051:061 Yeremya Serayaya şöyle dedi: ‹‹Babile varır varmaz bütün bu sözleri okumayı unutma. 
24O 051:062 De ki, ‹Ya RAB, burayı yıkacağını, içinde insan da hayvan da yaşamayacağını, ülkenin sonsuza dek viran kalacağını söyledin.› 
24O 051:063 Okumayı bitirince tomarı bir taşa bağlayıp Fırata fırlat. 
24O 051:064 Sonra de ki, ‹Babil başına getireceğim felaket yüzünden batacak, bir daha kalkamayacak. Bitkin düşecekler.› ›› Yeremya'nın sözleri burada son buluyor. 
24O 052:001 Sidkiya yirmi bir yaşında kral oldu ve Yeruşalimde on bir yıl krallık yaptı. Annesi Livnalı Yeremyanın kızı Hamutaldı. 
24O 052:002 Yehoyakim gibi Sidkiya da RABbin gözünde kötü olanı yaptı. 
24O 052:003 RAB Yeruşalimle Yahudaya öfkelendiği için onları huzurundan attı. Sidkiya Babil Kralına karşı ayaklandı. 
24O 052:004 Sidkiyanın krallığının dokuzuncu yılında, onuncu ayın onuncu günü, Babil Kralı Nebukadnessar bütün ordusuyla Yeruşalim önlerine gelip ordugah kurdu. Kentin çevresine rampa yaptılar. 
24O 052:005 Kral Sidkiyanın krallığının on birinci yılına kadar kent kuşatma altında kaldı. 
24O 052:006 Dördüncü ayın dokuzuncu günü kentte kıtlık öyle şiddetlendi ki, halk bir lokma ekmek bulamaz oldu. 
24O 052:007 Sonunda kentin surlarında bir gedik açıldı. Kildaniler kenti çepeçevre kuşatmış olmasına karşın, bütün askerler gece kral bahçesinin yolundan iki duvarın arasındaki kapıdan kaçarak Arava yoluna çıktılar. 
24O 052:008 Ama Kildani ordusu Kral Sidkiyanın ardına düşerek Eriha ovalarında ona yetişti. Sidkiyanın bütün ordusu dağıldı. 
24O 052:009 Kral Sidkiya yakalanıp Hama topraklarında, Rivlada Babil Kralının huzuruna çıkarıldı. Babil Kralı onun hakkında karar verdi. 
24O 052:010 Sidkiyanın gözü önünde oğullarını, sonra da bütün Yahuda önderlerini öldürttü. 
24O 052:011 Sidkiyanın gözlerini oydu, zincire vurup Babile götürdü. Sidkiya öldüğü güne dek cezaevinde tutuldu. 
24O 052:012 Babil Kralı Nebukadnessarın krallığının on dokuzuncu yılında, beşinci ayın onuncu günü muhafız birliği komutanı, Babil Kralının görevlisi Nebuzaradan Yeruşalime girdi. 
24O 052:013 RABbin Tapınağını, sarayı ve Yeruşalimdeki bütün evleri ateşe verip önemli yapıları yaktı. 
24O 052:014 Muhafız birliği komutanı önderliğindeki Kildani ordusu Yeruşalimi çevreleyen bütün surları yıktı. 
24O 052:015 Komutan Nebuzaradan yoksullardan bazılarını, kentte sağ kalanları, Babil Kralının safına geçen kaçakları ve zanaatçıları sürgün etti. 
24O 052:016 Ancak bağcılık, çiftçilik yapsınlar diye bazı yoksulları orada bıraktı. 
24O 052:017 Kildaniler RABbin Tapınağındaki tunç sütunları, ayaklıkları, tunç havuzu parçalayıp tunçları Babile götürdüler. 
24O 052:018 Tapınak törenlerinde kullanılan kovaları, kürekleri, fitil maşalarını, çanakları, tabakları, bütün tunç eşyaları aldılar. 
24O 052:019 Muhafız birliği komutanı saf altın ve gümüş tasları, buhurdanları, çanakları, kovaları, kandillikleri, tabakları, dökmelik sunu taslarını alıp götürdü. 
24O 052:020 RABbin Tapınağı için Kral Süleymanın yaptırmış olduğu iki sütun, havuz ve altındaki on iki tunç boğa heykeliyle ayaklıklar için hesapsız tunç harcanmıştı. 
24O 052:021 Her sütun on sekiz arşınfü yüksekliğindeydi, çevresi on iki arşındı. Her birinin kalınlığı dört parmaktı, içi boştu. 
24O 052:022 Üzerinde tunç bir başlık vardı. Başlığın yüksekliği beş arşındı, çevresi tunçtan ağ ve nar motifleriyle bezenmişti. Öbür sütun da nar motifleriyle süslenmişti ve ötekine benziyordu. 
24O 052:023 Yanlarda doksan altı nar motifi vardı. Başlığı çevreleyen ağ motifinin üzerinde toplam yüz nar motifi bulunuyordu. 
24O 052:024 Muhafız birliği komutanı Nebuzaradan Başkâhin Serayayı, Başkâhin Yardımcısı Sefanyayı ve üç kapı nöbetçisini tutsak aldı. 
24O 052:025 Kentte kalan askerlerin komutanını, kralın yedi danışmanını, ayrıca ülke halkını askere yazan ordu komutanının yazmanını ve ülke halkından kentte bulunan altmış kişiyi tutsak etti. 
24O 052:026 Hepsini Rivlaya, Babil Kralının yanına götürdü. 
24O 052:027 Babil Kralı Hama ülkesinde, Rivlada onları idam etti. Böylece Yahuda halkı ülkesinden sürülmüş oldu. 
24O 052:028 Nebukadnessarın sürgüne götürdüğü halkın sayısı şudur:  Yedinci yıl 3 023 Yahudi; 
24O 052:029 Nebukadnessarın on sekizinci yılında Yeruşalimden 832 kişi; 
24O 052:030 yirmi üçüncü yılında, muhafız birliği komutanı Nebuzaradanın sürdüğü 745 Yahudi. Hepsi 4 600 kişiydi. 
24O 052:031 Yahuda Kralı Yehoyakinin sürgündeki otuz yedinci yılı Evil-Merodak Babil Kralı oldu. Evil-Merodak o yılın on ikinci ayının yirmi beşinci günü, Yahuda Kralı Yehoyakine lütfederek onu cezaevinden çıkardı. 
24O 052:032 Kendisiyle tatlı tatlı konuştu ve ona Babildeki öteki sürgün krallardan daha üstün bir yer verdi. 
24O 052:033 Yehoyakin cezaevi giysilerini üstünden çıkardı. Yaşadığı sürece Babil Kralının sofrasında yer aldı. 
24O 052:034 Yaşamı boyunca Babil Kralı tarafından günlük yiyeceği sürekli karşılandı. 
25O 001:001 O kent ki, insan doluydu,<br />Nasıl da tek başına kaldı şimdi!<br />Büyüktü uluslar arasında,<br />Dul kadına döndü!<br />Soyluydu iller arasında,<br />Angarya altına düştü! 
25O 001:002 Geceleyin acı acı ağlıyor,<br />Yanaklarında gözyaşı;<br />Avutan tek kişi bile yok<br />Bunca oynaşı arasında.<br />Dostları ona hainlik etti,<br />Düşman oldu. 
25O 001:003 Yahuda acı çekip ağır kölelik ettikten sonra<br />Sürgün edildi,<br />Ulusların arasında oturuyor,<br />Ama rahat bulamıyor.<br />O sıkıntıdayken ardına düşenler ona yetişti. 
25O 001:004 Siyona giden yollar yas tutuyor,<br />Çünkü bayramlara gelen yok.<br />Bütün kapıları ıssız, kâhinleri inliyor,<br />Erden kızları sıkıntıda, kendisi de acı çekiyor. 
25O 001:005 Hasımları başa geçti, düşmanları rahat içinde.<br />Çok isyan ettiği için RAB ona acı çektiriyor,<br />Yavruları hasımlarının gözü önünde sürgüne gitti. 
25O 001:006 Siyon kızının bütün güzelliği uçtu,<br />Önderleri otlak bulamayan geyiklere döndü,<br />Dermanları kesildi<br />Kendilerini kovalayanların önünde. 
25O 001:007 Yeruşalim sıkıntı içinde başıboş dolaşırken<br />Eski günlerdeki varlığını anımsıyor.<br />Halkı hasmının eline düşüp de<br />Yardımına koşan çıkmayınca,<br />Hasımları haline bakıp<br />Yıkılışına güldüler. 
25O 001:008 Yeruşalim büyük günah işledi,<br />Bu yüzden kirlendi.<br />Ona saygı duyanların hepsi<br />Şimdi onu hor görüyor,<br />Çünkü onu çıplak gördüler.<br />O da inleyip öbür yana dönüyor. 
25O 001:009 Kirliliği eteklerindeydi,<br />Sonunu düşünmedi;<br />Bu yüzden düşüşü korkunç oldu,<br />Avutanı yok.<br />‹‹Ya RAB, düşkün halimi gör,<br />Çünkü düşmanım kazandı!›› 
25O 001:010 Değerli her şeyine düşman el uzattı.<br />Tapınağına başka ulusların girdiğini gördü,<br />Topluluğuna girmesini yasakladığın uluslar. 
25O 001:011 Halkı inleyip ekmek arıyor,<br />Yeniden güçlerine kavuşmak için<br />Değerli neleri varsa ekmekle değiştiler;<br />‹‹Bak da gör, ya RAB, ne kadar sefil oldum.›› 
25O 001:012 ‹‹Ey sizler, yoldan geçenler,<br />Sizin için önemi yok mu bunun?<br />Bakın da görün, başıma gelen dert gibisi var mı?<br />Öyle bir dert ki, RAB öfkesinin alevlendiği gün<br />Başıma yağdırdı onu. başınıza da gelmesin.›› 
25O 001:013 Ateş saldı yukarıdan,<br />Kemiklerimin içine işledi ateş;<br />Ağ serdi ayaklarıma,<br />Geri çevirdi beni;<br />Mahvetti, baygın kaldım bütün gün. 
25O 001:014 İsyanlarım boyunduruğa döndü,<br />RABbin eliyle birbirine tutturulup<br />Boynuma geçirildi, gücüm tükendi.<br />Rab karşı duramadığım<br />İnsanların eline verdi beni. 
25O 001:015 Hiçe saydı beni savunan yiğitleri,<br />Gençlerimi kırıp geçirmek için çağrı yaptı ordulara,<br />Rab erden Yahuda kızını<br />Üzüm sıkma çukurunda çiğnedi adeta. 
25O 001:016 ‹‹Ağlıyorum bunlara,<br />Gözlerimden yaşlar boşanıyor;<br />Çünkü beni avutan,<br />Canımı tazeleyen benden uzak.<br />Çocuklarım şaşkına döndü,<br />Çünkü düşmanım üstün çıktı.›› 
25O 001:017 Siyon ellerini açmış,<br />Ama onu avutan yok.<br />RAB Yakup soyuna karşı buyruk verdi,<br />Komşuları ona hasım olsun, dedi.<br />Yeruşalim aralarında paçavraya döndü. 
25O 001:018 ‹‹RAB haklıdır, çünkü buyruğuna karşı geldim.<br />Şimdi dinleyin, ey halklar, çektiğim acıyı görün;<br />Erden kızlarım, gençlerim sürgüne gitti. 
25O 001:019 Oynaşlarımı çağırdım,<br />Ama aldattılar beni.<br />Yeniden güçlerine kavuşmak için yiyecek ararken<br />Kâhinlerimle önderlerim kentte can verdi. 
25O 001:020 Gör, ya RAB, ne sıkıntılar çektiğimi,<br />İçim kanıyor, yüreğim buruk,<br />Çünkü çok asilik ettim;<br />Dışarıda kılıç beni çocuklarımdan ayırmakta,<br />İçerdeyse ölüm kol gezmekte. 
25O 001:021 İnlediğimi duydular,<br />Beni avutan olmadı.<br />Bütün düşmanlarım başıma gelen felaketi duydu,<br />Sen yaptın diye sevinçten coştular.<br />İlan ettiğin günü getir,<br />Onlar da benim gibi olsunlar. 
25O 001:022 Yaptıkları her kötülüğü anımsa,<br />İsyanlarımdan ötürü bana ne yaptınsa onlara da yap;<br />Çünkü sürekli inliyor, baygınlık geçiriyorum.›› 
25O 002:001 Rab öfkelenince Siyon kızını nasıl bulutla kapladı!<br />İsrailin görkemini gökten yere fırlattı,<br />Öfkelendiği gün ayağının taburesini anımsamadı. 
25O 002:002 Yakup soyunun yaşadığı her yeri acımadan yuttu,<br />Yahuda kızının surlu kentlerini gazabıyla yıktı,<br />Yerle bir etti onları,<br />Krallığını ve önderlerini alçalttı. 
25O 002:003 Kızgın öfkesiyle İsrailin gücünü kökünden kesti,<br />Düşmanın önünde sağ elini onların üstünden çekti,<br />Çevresini yiyip bitiren alevli ateş gibi Yakup soyunu yaktı. 
25O 002:004 Düşman gibi yayını gerdi,<br />Hasım gibi sağ elini kaldırdı,<br />Göz zevkini okşayan herkesi öldürdü,<br />Gazabını Siyon kızının çadırı üstüne ateş gibi döktü. 
25O 002:005 Rab adeta bir düşman olup İsraili yuttu,<br />Bütün saraylarını yutup surlu kentlerini yıktı,<br />Yahuda kızının feryadını, figanını arşa çıkardı. 
25O 002:006 Bahçe çardağını söker gibi kendi çardağını söküp attı,<br />Buluşma yerini yok etti,<br />RAB Siyonda bayram ve Şabat günlerini unutturdu,<br />Şiddetli öfkesi yüzünden kralı da kâhini de reddetti. 
25O 002:007 Rab sunağını attı,<br />Tapınağını terk etti;<br />Siyon saraylarını çeviren surları düşman eline bıraktı.<br />Bayram gününde olduğu gibi,<br />Düşman RABbin Tapınağında sevinç çığlıkları attı. 
25O 002:008 RAB Siyon kızının surlarını yıkmaya karar verdi,<br />İpi gerdi ve yıkmaktan el çekmedi,<br />İç ve dış surlara yas tutturdu,<br />İkisinin de gücü tükendi. 
25O 002:009 Siyonun kapıları yere battı,<br />RAB kapı sürgülerini kırıp yok etti,<br />Kralıyla önderleri başka ulusların arasında kaldı,<br />Kutsal Yasa uygulanmaz oldu,<br />Peygamberlerine RABden görüm gelmiyor artık. 
25O 002:010 Siyon kızının ileri gelenleri suskun, yere oturmuş,<br />Başlarına toprak saçıp çul kuşanmışlar,<br />Yeruşalimin erden kızları yere eğmiş başlarını. 
25O 002:011 Gözlerim tükenmekte ağlamaktan,<br />İçim kanıyor;<br />Halkımın yıkımından<br />Yüreğim sızlıyor,<br />Çünkü kent meydanlarında çocuklarla bebekler bayılmakta. 
25O 002:012 Kent meydanlarında yaralılar gibi bayılıp<br />Can çekişirken annelerinin bağrında,<br />‹‹Ekmekle şarap nerede?›› diye soruyorlar annelerine. 
25O 002:013 Senin için ne diyeyim?<br />Ey Yeruşalim kızı, seni neye benzeteyim?<br />Ey Siyonun erden kızı, sana neyi örnek göstereyim de<br />Seni avutayım?<br />Sendeki gedik deniz kadar büyük,<br />Kim sana şifa verebilir? 
25O 002:014 Peygamberlerin senin için boş ve anlamsız görümler gördüler.<br />Suçunu ortaya çıkarsalardı, eski gönencine kavuşabilirdin;<br />Oysa seni ayartacak boş görümler gördüler. 
25O 002:015 Yoldan geçen herkes el çırparak seninle alay ediyor,<br />Yeruşalim kızına baş sallayıp ıslık çalarak,<br />‹‹Bütün dünyanın sevinci, güzellik simgesi dedikleri kent bu mu?›› diyorlar. 
25O 002:016 Düşmanlarının hepsi seninle alay etti,<br />Islık çalıp diş gıcırdatarak,<br />‹‹Onu yuttuk›› diyorlar,<br />‹‹İşte beklediğimiz gün, sonunda gördük onu.›› 
25O 002:017 RAB düşündüğünü yaptı,<br />Geçmişte söylediği sözü yerine getirdi,<br />Yıktı, acımadı,<br />Düşmanı senin haline sevindirdi,<br />Hasımlarını güçlü kıldı. boynuzunu yükseltti››. 
25O 002:018 Halk Rabbe yürekten feryat ediyor.<br />Ey Siyon kızının surları,<br />Gece gündüz gözyaşın sel gibi aksın!<br />Dinlenme, gözüne uyku girmesin! 
25O 002:019 Kalk, gece her nöbet başında haykır,<br />Rabbin huzurunda yüreğini su gibi dök!<br />Her sokak başında açlıktan bayılan çocuklarının başı için Ona ellerini aç. 
25O 002:020 ‹‹Bak, ya RAB, gör! Kime böyle yaptın?<br />Kadınlar çocuklarını, sevgili yavrularını mı yesin?<br />Kâhinle peygamber Rabbin Tapınağında mı öldürülsün? 
25O 002:021 Gençler, yaşlılar sokaklarda, yerlerde yatıyor,<br />Kılıçtan geçirildi erden kızlarımla gençlerim,<br />Öfkelendiğin gün öldürdün onları, acımadan boğazladın. 
25O 002:022 Bir bayram günü davet eder gibi<br />Beni dehşete düşürenleri davet ettin her yandan.<br />RAB'bin öfkelendiği gün kaçıp kurtulan,<br />Sağ kalan olmadı.<br />Sevgiyle büyüttüğüm çocuklarımı<br />Düşmanım yok etti.›› 
25O 003:001 RABbin gazap değneği altında acı çeken adam benim. 
25O 003:002 Beni güttü,<br />Işıkta değil karanlıkta yürüttü. 
25O 003:003 Evet, dönüp dönüp bütün gün bana elini kaldırıyor. 
25O 003:004 Etimi, derimi yıprattı, kemiklerimi kırdı. 
25O 003:005 Beni kuşattı,<br />Acı ve zahmetle sardı çevremi. 
25O 003:006 Çoktan ölmüş ölüler gibi<br />Beni karanlıkta yaşattı. 
25O 003:007 Çevreme duvar çekti, dışarı çıkamıyorum,<br />Zincirimi ağırlaştırdı. 
25O 003:008 Feryat edip yardım isteyince de<br />Duama set çekiyor. 
25O 003:009 Yontma taşlarla yollarımı kesti,<br />Dolaştırdı yollarımı. 
25O 003:010 Benim için O pusuya yatmış bir ayı,<br />Gizlenmiş bir aslandır. 
25O 003:011 Yollarımı saptırdı, paraladı,<br />Mahvetti beni. 
25O 003:012 Yayını gerdi, okunu savurmak için<br />Beni nişangah olarak dikti. 
25O 003:013 Oklarını böbreklerime sapladı. 
25O 003:014 Halkımın önünde gülünç düştüm,<br />Gün boyu alay konusu oldum türkülerine. 
25O 003:015 Beni acıya doyurdu,<br />Bana doyasıya pelinsuyu içirdi. 
25O 003:016 Dişlerimi çakıl taşlarıyla kırdı,<br />Kül içinde diz çöktürdü bana. 
25O 003:017 Esenlik yüzü görmedi canım,<br />Mutluluğu unuttum. 
25O 003:018 Bu yüzden diyorum ki,<br />‹‹Dermanım tükendi,<br />RABden umudum kesildi.›› 
25O 003:019 Acımı, başıboşluğumu,<br />Pelinotuyla ödü anımsa! 
25O 003:020 Hâlâ onları düşünmekte<br />Ve sıkılmaktayım. 
25O 003:021 Ama şunu anımsadıkça umutlanıyorum: 
25O 003:022 RABbin sevgisi hiç tükenmez,<br />Merhameti asla son bulmaz; sayesinde yok olmadık.›› 
25O 003:023 Her sabah tazelenir onlar,<br />Sadakatin büyüktür. 
25O 003:024 ‹‹Benim payıma düşen RABdir›› diyor canım,<br />‹‹Bu yüzden Ona umut bağlıyorum.›› 
25O 003:025 RAB kendisini bekleyenler,<br />Onu arayan canlar için iyidir. 
25O 003:026 RABbin kurtarışını sessizce beklemek iyidir. 
25O 003:027 İnsan için boyunduruğu gençken taşımak iyidir. 
25O 003:028 RAB insana boyunduruk takınca,<br />İnsan tek başına oturup susmalı; 
25O 003:029 Umudunu kesmeden yere kapanmalı, 
25O 003:030 Kendisine vurana yanağını dönüp<br />Utanca doymalı; 
25O 003:031 Çünkü Rab kimseyi sonsuza dek geri çevirmez. 
25O 003:032 Dert verse de,<br />Büyük sevgisinden ötürü yine merhamet eder; 
25O 003:033 Çünkü isteyerek acı çektirmez,<br />İnsanları üzmez. 
25O 003:034 Ülkedeki bütün tutsakları ayak altında ezmeyi, 
25O 003:035 Yüceler Yücesinin huzurunda insan hakkını saptırmayı, 
25O 003:036 Davasında insana haksızlık etmeyi<br />Rab doğru görmez. 
25O 003:037 Rab buyurmadıkça kim bir şey söyler de yerine gelir? 
25O 003:038 İyilikler gibi felaketler de Yüceler Yücesinin ağzından çıkmıyor mu? 
25O 003:039 İnsan, yaşayan insan<br />Niçin günahlarının cezasından yakınır? 
25O 003:040 Davranışlarımızı sınayıp gözden geçirelim,<br />Yine RABbe dönelim. 
25O 003:041 Ellerimizin yanısıra yüreklerimizi de göklerdeki Tanrıya açalım: 
25O 003:042 ‹‹Biz karşı çıkıp başkaldırdık,<br />Sen bağışlamadın. 
25O 003:043 Öfkeyle örtünüp bizi kovaladın,<br />Acımadan öldürdün. 
25O 003:044 Dualar sana erişmesin diye<br />Bulutları örtündün. 
25O 003:045 Uluslar arasında bizi pisliğe, süprüntüye çevirdin. 
25O 003:046 Düşmanlarımızın hepsi bizimle alay etti. 
25O 003:047 Dehşet ve çukur, kırgın ve yıkım çıktı önümüze.›› 
25O 003:048 Kırılan halkım yüzünden<br />Gözlerimden sel gibi yaşlar akıyor. 
25O 003:049 Durup dinmeden yaş boşanıyor gözümden, 
25O 003:050 RAB göklerden bakıp görünceye dek. 
25O 003:051 Kentimdeki kızların halini gördükçe<br />Yüreğim sızlıyor. 
25O 003:052 Boş yere bana düşman olanlar bir kuş gibi avladılar beni. 
25O 003:053 Beni sarnıca atıp öldürmek istediler,<br />Üzerime taş attılar. 
25O 003:054 Sular başımdan aştı, ‹‹Tükendim›› dedim. 
25O 003:055 Sarnıcın dibinden seni adınla çağırdım, ya RAB; 
25O 003:056 Sesimi, ‹‹Ahıma, çağrıma kulağını kapama!›› dediğimi duydun. 
25O 003:057 Seni çağırınca yaklaşıp, ‹‹Korkma!›› dedin. 
25O 003:058 Davamı sen savundun, ya Rab,<br />Canımı kurtardın. 
25O 003:059 Bana yapılan haksızlığı gördün, ya RAB,<br />Davamı sen gör. 
25O 003:060 Benden nasıl öç aldıklarını,<br />Bana nasıl dolap çevirdiklerini gördün. 
25O 003:061 -62 200550 Aşağılamalarını, ya RAB,<br />Çevirdikleri bütün dolapları,<br />Bana saldıranların dediklerini,<br />Gün boyu söylendiklerini duydun. 
25O 003:063 Oturup kalkışlarına bak,<br />Alay konusu oldum türkülerine. 
25O 003:064 Yaptıklarının karşılığını ver, ya RAB. 
25O 003:065 İnat etmelerini sağla,<br />Lanetin üzerlerinden eksilmesin. 
25O 003:066 Göklerinin altından öfkeyle kovala, yok et onları, ya RAB. 
25O 004:001 Altın nasıl donuklaştı,<br />Saf altın nasıl değişti!<br />Kutsal taşlar sokak başlarına dağılmış. 
25O 004:002 Değerleri saf altınla ölçülen Siyon çocukları<br />Nasıl çömlekçi işi, toprak testi yerine sayılır oldu! 
25O 004:003 Çakallar bile meme verip yavrularını emzirir,<br />Ama halkım çöldeki devekuşları kadar acımasız oldu. 
25O 004:004 Susuzluktan emzikteki bebeklerin dili damağına yapışıyor,<br />Çocuklar ekmek istiyor, veren yok. 
25O 004:005 Onlar ki, yemeğin en iyisini yerlerdi,<br />Sokaklarda perişan oldular;<br />Onlar ki, al giysiler içinde büyüdüler,<br />Çöp yığınlarını kapışır oldular. 
25O 004:006 Halkımın suçu el değmeden, bir anda yıkılan<br />Sodomun günahından daha büyüktür. 
25O 004:007 Beyleri kardan temiz, sütten aktılar,<br />Bedence mercandan kızıl, laciverttaşı kadar biçimliydiler. 
25O 004:008 Şimdiyse görünüşleri kömürden kara,<br />Sokaklarda tanınmaz oldular.<br />Bir deri bir kemiğe döndüler, odun gibi kurudular. 
25O 004:009 Kılıçla öldürülenler kıtlıktan ölenlerden mutludur,<br />Çünkü kıtlıktan ölenler tarla ürününün yokluğundan yıpranarak erimekteler. 
25O 004:010 Merhametli kadınlar çocuklarını elleriyle pişirdiler,<br />Halkım kırılırken yiyecek oldu bu kendilerine. 
25O 004:011 RAB öfkesini boşalttı, kızgın öfkesini döktü,<br />Temellerini yiyip bitiren ateşi Siyonun içinde tutuşturdu. 
25O 004:012 Dünyadaki kralların ve insanların hiçbiri<br />Yeruşalim kapılarından hasımların, düşmanların gireceğine inanmazdı. 
25O 004:013 Peygamberlerinin günahı, kâhinlerinin suçu yüzündendi bu,<br />Çünkü onlar kentin ortasında doğruların kanını döktüler. 
25O 004:014 Sokaklarda körler gibi dolaşıyorlar,<br />Kanla kirlendikleri için kimse giysilerine dokunamıyor. 
25O 004:015 ‹‹Çekilin! Kirliler!›› diye bağırdılar onlara,<br />‹‹Çekilin! Çekilin! Dokunmayın!››<br />Kaçıp başıboş dolaştıklarında,<br />Öteki uluslar, ‹‹Artık burada kalmasınlar›› dediler. 
25O 004:016 RAB kendisi dağıttı onları,<br />Artık yüzlerine bakmayacak.<br />Kâhinleri saymadılar, yaşlılara acımadılar. 
25O 004:017 Boş yere yardım beklemekten gözlerimizin feri sönüyor,<br />Gözetleme kulesinde bizi kurtaramayacak bir ulusu bekledikçe bekledik. 
25O 004:018 İzlerimizi sürüyorlar,<br />Sokaklarımızda gezemez olduk.<br />Sonumuz yaklaştı, günlerimiz tükendi,<br />Çünkü sonumuz geldi. 
25O 004:019 Bizi kovalayanlar gökteki kartallardan çevikti,<br />Dağların üstünde kovaladılar bizi,<br />Çölde bize pusu kurdular. 
25O 004:020 Yaşam soluğumuz,<br />RABbin meshettiği kral onların çukurunda yakalandı;<br />Hani onun için, ‹‹Ulusların arasında onun gölgesinde yaşayacağız›› dediğimiz. 
25O 004:021 Ûs ülkesinde yaşayan Edom kızı, sevin, coş,<br />Ancak kâse sana da gelecek, sarhoş olup soyunacaksın. 
25O 004:022 Ey Siyon kızı, suçunun cezası sona erdi,<br />RAB bir daha seni sürgüne göndermeyecek.<br />Ama, ey Edom kızı, suçun yüzünden seni cezalandırıp günahlarını ortaya çıkaracak. 
25O 005:001 Anımsa, ya RAB, başımıza geleni,<br />Bak da utancımızı gör. 
25O 005:002 Mülkümüz yabancılara geçti,<br />Evlerimiz ellere. 
25O 005:003 Öksüz kaldık, babasız,<br />Annelerimiz dul kadınlara döndü. 
25O 005:004 Suyumuzu parayla içtik,<br />Odunumuzu parayla almak zorunda kaldık. 
25O 005:005 Bizi kovalayanlar ensemizde,<br />Yorgun düştük, rahatımız yok. 
25O 005:006 Ekmek için<br />Mısıra, Asura el açtık. 
25O 005:007 Atalarımız günah işledi,<br />Ama artık onlar yok;<br />Suçlarının cezasını biz yüklendik. 
25O 005:008 Köleler üstümüzde saltanat sürüyor,<br />Bizi ellerinden kurtaracak kimse yok. 
25O 005:009 Çöldeki kılıçlı haydutlar yüzünden<br />Ekmeğimizi canımız pahasına kazanıyoruz. 
25O 005:010 Kıtlığın yakıcı sıcağından<br />Derimiz fırın gibi kızardı. 
25O 005:011 Siyonda kadınların,<br />Yahuda kentlerinde erden kızların ırzına geçtiler. 
25O 005:012 Önderler ellerinden asıldı,<br />Yaşlılar saygı görmedi. 
25O 005:013 Değirmen taşını gençler çevirdi,<br />Çocuklar odun yükü altında tökezledi. 
25O 005:014 Yaşlılar kent kapısında oturmaz oldu,<br />Gençler saz çalmaz oldu. 
25O 005:015 Yüreğimizin sevinci durdu,<br />Oyunumuz yasa döndü. 
25O 005:016 Taç düştü başımızdan,<br />Vay başımıza!<br />Çünkü günah işledik. 
25O 005:017 Bu yüzden yüreğimiz baygın,<br />Bunlardan ötürü gözlerimiz karardı. 
25O 005:018 Viran olan Siyon Dağının üstünde<br />Çakallar geziyor! 
25O 005:019 Ama sen, sonsuza dek tahtında oturursun, ya RAB,<br />Egemenliğin kuşaklar boyu sürer. 
25O 005:020 Niçin bizi hep unutuyorsun,<br />Neden bizi uzun süre terk ediyorsun? 
25O 005:021 Bizi kendine döndür, ya RAB, döneriz,<br />Eski günlerimizi geri ver. 
25O 005:022 Bizi büsbütün attıysan,<br />Bize çok öfkelenmiş olmalısın. 
26O 001:001 Otuzuncu yılda, dördüncü ayın beşinci günü Kevar Irmağı kıyısında sürgünde yaşayanlar arasındayken gökler açıldı, Tanrıdan gelen görümler gördüm. 
26O 001:002 Kral Yehoyakinin sürgünlüğünün beşinci yılında, ayın beşinci günü, 
26O 001:003 Kildan ülkesinde, Kevar Irmağı kıyısında RAB Buzi oğlu Kâhin Hezekiele seslendi. RABbin eli orada onun üzerindeydi. Hezekielin yaşının otuz olduğu sanılıyor. 
26O 001:004 Kuzeyden esen kasırganın göz alıcı bir ışıkla çevrelenmiş, ateş saçan büyük bir bulutla geldiğini gördüm. Ateşin ortası ışıldayan madeni andırıyordu. 
26O 001:005 En ortasında insana benzer dört canlı yaratık duruyordu; 
26O 001:006 her birinin dört yüzü, dört kanadı vardı. 
26O 001:007 Bacakları dimdikti, ayakları buzağı ayağına benziyor ve cilalı tunç gibi parlıyordu. 
26O 001:008 Dört yanlarında, kanatların altında insan elleri vardı. Dördünün de yüzleri, kanatları vardı. 
26O 001:009 Kanatları birbirine değerek dosdoğru ilerliyor, ilerlerken sağa sola dönmüyordu. 
26O 001:010 Her yaratığın dört yüzü vardı: Önde dördünün yüzü insan yüzüne, sağda dördünün aslan yüzüne, solda dördünün öküz yüzüne, arkada dördünün kartal yüzüne benzer bir yüzü vardı. 
26O 001:011 Yüzleri böyleydi. Kanatları yukarıya doğru açılmıştı. Her yaratığın iki kanadı yanda öbür yaratıkların kanadına değiyor, iki kanatla da bedenlerini örtüyordu. 
26O 001:012 Her biri dosdoğru ilerliyordu. Ruhları onları nereye yönlendirirse, sağa sola sapmadan oraya gidiyorlardı. 
26O 001:013 Canlı yaratıkların görünüşü yanan ateş közleri ya da meşale gibiydi. Ateş yaratıkların ortasında hareket ediyordu; ışık saçıyor ve içinden şimşekler çakıyordu. 
26O 001:014 Yaratıklar şimşek çakar gibi hızla ileri geri gidip geliyorlardı. 
26O 001:015 Bu dört yüzlü yaratıklara bakarken, her birinin yanında, yere değen bir tekerlek gördüm. 
26O 001:016 Tekerleklerin görünüşü ve yapısı şöyleydi: Sarı yakut gibi parlıyorlardı ve dördü de birbirine benziyordu. Görünüşleri ve yapılışları iç içe girmiş bir tekerlek gibiydi. 
26O 001:017 Hareket edince yaratıkların baktıkları dört yönden birine doğru sağa sola sapmadan ilerliyordu. 
26O 001:018 Tekerleklerin kenarı yüksek ve korkunçtu; hepsi çepeçevre gözlerle doluydu. 
26O 001:019 Canlı yaratıklar hareket edince, yanlarındaki tekerlekler de hareket ediyordu; yaratıklar yerden yükseldikçe, tekerlekler de onlarla birlikte yükseliyordu. 
26O 001:020 Ruhları onları nereye yönlendirirse oraya gidiyorlardı. Tekerlekler de onlarla birlikte yükseliyordu. Çünkü yaratıkların ruhu tekerleklerdeydi. 
26O 001:021 Yaratıklar hareket ettiğinde onlar da hareket ediyor, yaratıklar durduğunda onlar da duruyor, yaratıklar yerden yükseldiğinde onlar da yükseliyordu. Çünkü yaratıkların ruhu tekerleklerdeydi. 
26O 001:022 Kubbeye benzer, billur gibi parlak ve korkunç bir şey canlı yaratıkların başları üzerine yayılmıştı. 
26O 001:023 Kubbenin altında kanatlarının biri öbürünün kanatlarına doğru açılmıştı. Her birinin bedenini örten başka iki kanadı vardı. 
26O 001:024 Yaratıklar hareket edince, kanatlarının çıkardığı sesi duydum. Gürül gürül akan suların çağıltısını, Her Şeye Gücü Yetenin sesini, bir ordunun gürültüsünü ansıtıyordu. Durunca kanatlarını indiriyorlardı. 
26O 001:025 Kanatları inik dururken, başları üzerindeki kubbeden bir ses duyuldu. 
26O 001:026 Başları üzerindeki kubbenin üstünde laciverttaşından yapılmış tahta benzer bir nesne vardı. Yüksekte, tahtı andıran nesnede insana benzer biri oturuyordu. 
26O 001:027 Gördüm ki, beli andıran kısmının yukarısı içi ateş dolu maden gibi ışıldıyordu, belden aşağısı ateşe benziyordu ve çevresi göz alıcı bir ışıkla kuşatılmıştı. 
26O 001:028 Görünüşü yağmurlu bir gün bulutların arasında oluşan gökkuşağına benziyordu. Öyleydi çevresini saran parlaklık. RAB'bin görkemini andıran olayın görünüşü böyleydi. Görünce, yüzüstü yere yığıldım, birinin konuştuğunu duydum. 
26O 002:001 Bana, ‹‹Ey insanoğlu, ayağa kalk, seninle konuşacağım›› dedi. 
26O 002:002 O benimle konuşur konuşmaz Ruh içime girdi, beni ayaklarımın üzerinde durdurdu; benimle konuşanı duydum. 
26O 002:003 Bana, ‹‹Ey insanoğlu, seni İsrail halkına, bana başkaldıran o asi ulusa gönderiyorum›› dedi, ‹‹Onlar ve ataları bugüne kadar bana karşı geldiler. 
26O 002:004 Bu halk dikbaşlı ve inatçıdır. Seni onlara gönderiyorum. Onlara, ‹Egemen RAB şöyle diyor› diyeceksin. 
26O 002:005 Bu asi halk seni ister dinlesin, ister dinlemesin, yine de aralarında bir peygamber olduğunu bilecektir. 
26O 002:006 Sen, ey insanoğlu, onlardan ve sözlerinden korkma! Çevrende çalılar, dikenler olsa, akrepler arasında yaşasan bile korkma. Asi bir halk olsalar bile, onların söyleyeceklerinden korkma, onlar yüzünden yılgınlığa düşme. 
26O 002:007 Seni ister dinlesinler, ister dinlemesinler, onlara sözlerimi söyleyeceksin. Çünkü onlar asi bir halktır. 
26O 002:008 Sen, ey insanoğlu, sana söyleyeceğimi dinle! Bu başkaldıran halk gibi asi olma! Ağzını aç, sana vereceğimi ye!›› 
26O 002:009 Baktım, bana doğru uzanmış bir el gördüm; içinde tomar halinde bir kitap vardı. 
26O 002:010 Tomarı önümde açtı, her iki yanı da yazılıydı. Orada ağıtlar, iniltiler, figanlar yazılıydı. 
26O 003:001 Bana, ‹‹Ey insanoğlu, sana verileni ye. Bu tomarı yedikten sonra git, İsrail halkına seslen›› dedi. 
26O 003:002 Böylece ağzımı açtım, yemem için tomarı bana verdi. 
26O 003:003 Bana, ‹‹Ey insanoğlu, sana verdiğim tomarı ye, mideni onunla doldur›› dedi. Bunun üzerine tomarı yedim. Bal gibi tatlı geldi bana. 
26O 003:004 Sonra şöyle dedi: ‹‹Ey insanoğlu, İsrail halkına git, onlara sözlerimi ilet. 
26O 003:005 Çünkü seni konuşması anlaşılmaz, dili zor bir halka değil, İsrail halkına gönderiyorum. 
26O 003:006 Evet, seni konuşması anlaşılmaz, dili zor, dediklerini anlamadığın halklara göndermiyorum. Onlara gönderseydim, seni dinlerlerdi. 
26O 003:007 İsrail halkı seni dinlemek istemeyecektir, çünkü o beni dinlemek istemiyor. Bütün İsrail halkı dikbaşlı ve inatçıdır. 
26O 003:008 Seni onlar kadar inatçı yapacağım, senin alnını onlarınki kadar katılaştıracağım. 
26O 003:009 Alnını çakmak taşından daha sert bir kaya gibi yapacağım. Her ne kadar asi bir halksalar da onlardan korkma, yılma.›› 
26O 003:010 Bana, ‹‹Ey insanoğlu, iyice dinle ve sana söyleyeceklerimi yüreğine yerleştir›› dedi, 
26O 003:011 ‹‹Şimdi sürgünde yaşayan halkına git ve seni ister dinlesinler, ister dinlemesinler, onlara, ‹Egemen RAB şöyle diyor› de.›› 
26O 003:012 Sonra Ruh beni kaldırdı ve arkamda, ‹‹RABbin görkemine kendi yerinde övgüler olsun!›› diye büyük bir gürleme duydum. 
26O 003:013 Canlı yaratıkların birbirine çarpan kanatlarının çıkardığı sesi, yanlarındaki tekerleklerin gürültüsünü, büyük bir gürleme duydum. 
26O 003:014 Ruh beni kaldırıp götürdü. RABbin güçlü eli üzerimde olduğu halde, üzüntüyle, öfkeyle gittim. 
26O 003:015 Kevar Irmağı kıyısındaki Tel-Abibde yaşayan sürgünlerin yanına geldim. Orada, yaşadıkları yerde onların arasında şaşkınlık içinde yedi gün kaldım. 
26O 003:016 Yedi gün sonra RAB bana şöyle seslendi: 
26O 003:017 ‹‹İnsanoğlu, seni İsrail halkına bekçi atadım. Benden bir söz duyar duymaz onları benim yerime uyaracaksın. 
26O 003:018 Kötü kişiye, ‹Kesinlikle öleceksin› dediğim zaman onu uyarmaz, yaşamını kurtarmak amacıyla onu kötü yolundan döndürmek için konuşmazsan, o kişi günahı içinde ölecek; ama onun kanından seni sorumlu tutacağım. 
26O 003:019 Ancak kötü kişiyi uyardığın halde kötülüğünden ve kötü yolundan dönmezse, o günahı içinde ölecek. Ama sen canını kurtarmış olacaksın. 
26O 003:020 ‹‹Doğru kişi doğruluğundan döner de kötülük yaparsa, onu yıkıma uğratacağım, o da ölecek. Onu uyarmadığın için günahı içinde ölecek, yaptığı doğru işler anılmayacak. Ancak onun kanından seni sorumlu tutacağım. 
26O 003:021 Ama doğru kişiyi günah işlemesin diye uyarırsan, o da günah işlemezse, kesinlikle yaşayacak. Çünkü o uyarılara kulak vermiştir; sen de canını kurtarmış olacaksın.›› 
26O 003:022 RABbin eli orada üzerimdeydi. Bana, ‹‹Kalk, ovaya git›› dedi, ‹‹Orada seninle konuşacağım.›› 
26O 003:023 Böylece kalkıp ovaya gittim. RABbin görkemi tıpkı Kevar Irmağı kıyısında gördüğüm gibi orada durmaktaydı. Yüzüstü yere yığıldım. 
26O 003:024 Ruh içime girdi, beni ayaklarımın üzerinde durdurdu. Benimle şöyle konuştu: ‹‹Git, evine kapan. 
26O 003:025 Halkın arasına çıkmaman için seni halatlarla bağlayacaklar, ey insanoğlu. 
26O 003:026 Dilini damağına yapıştıracağım; konuşmayacak, onları paylayamayacaksın. Çünkü bu halk asidir. 
26O 003:027 Ama seninle konuştuğumda dilini çözeceğim. Onlara, ‹Egemen RAB şöyle diyor› diyeceksin. Dinleyen dinlesin, dinlemeyen dinlemesin. Çünkü bu halk asidir.›› 
26O 004:001 ‹‹Sen, ey insanoğlu, bir tuğla al, önüne koy, üzerine Yeruşalim Kentini çiz. 
26O 004:002 Kenti kuşat, duvarla çevir. Kente karşı toprak rampalar yap, ordugah kur, çevresine kütükler yerleştir. 
26O 004:003 Sonra demir bir sac al; demirden bir duvar gibi kendinle kentin arasına koy. Yüzünü ona doğru çevir. Kent kuşatma altında tutulacak, onu sen kuşatacaksın. Bu İsrail halkı için bir belirti olacak. 
26O 004:004 ‹‹Sonra sol yanına uzan, İsrail halkının günahını yüklen. Sol yanına uzanacağın günler kadar onların suçunun cezasını çekeceksin. 
26O 004:005 Suçlarının yıl sayısı kadar sana gün ayırdım. Böylece üç yüz doksan gün İsrail halkının suçunun cezasını çekeceksin. 
26O 004:006 ‹‹Bunu yaptıktan sonra, bu kez sağ yanına uzan, Yahuda halkının suçunun cezasını çek. Sana kırk gün, her yıl için bir gün ayırdım. 
26O 004:007 Yüzünü Yeruşalim kuşatmasına çevir, çıplak kollarını kaldırıp Yeruşalime karşı peygamberlik et. 
26O 004:008 Kuşatma günlerini bitirinceye dek bir yandan öbür yana dönmemen için seni halatlarla bağlayacağım. 
26O 004:009 ‹‹Buğday, arpa, bakla, mercimek, darı, kızıl buğday al, bir kaba koy. Bunlardan kendine ekmek yap. Bir yanına uzanacağın üç yüz doksan gün boyunca bu ekmekten yiyeceksin. 
26O 004:010 Her gün belirli zamanda yemen için yirmi şekel ekmek tartacaksın. 
26O 004:011 Bunun gibi suyu da belirli zamanda, ölçüyle, bir hinin altıda biri kadar içeceksin. 
26O 004:012 Yiyeceğini arpa pidesi yer gibi ye ve insan dışkısından ateş yakıp üzerinde halkın gözü önünde pişir.›› 
26O 004:013 RAB, ‹‹Uluslar arasına dağıtacağım İsrail halkı böylelikle kirli sayılan yiyecekleri yiyecek›› dedi. 
26O 004:014 Ben, ‹‹Eyvah, ey Egemen RAB!›› diye karşılık verdim, ‹‹Hiçbir zaman kirli sayılan bir şeye dokunmadım. Gençliğimden bu yana kendiliğinden ölmüş ya da yabanıl bir hayvan tarafından öldürülmüş bir hayvanın etini yemedim, ağzıma kirli sayılan et koymadım.›› 
26O 004:015 ‹‹Peki›› dedi, ‹‹Ekmeğini insan dışkısı yerine tezek yakıp üzerinde pişirmene izin vereceğim.›› 
26O 004:016 Sonra, ‹‹İnsanoğlu, Yeruşalimi her türlü yiyecekten yoksun bırakacağım›› dedi, ‹‹Bu halk yiyeceğini tartıyla ve kaygı içinde yiyecek, suyunu ölçüyle ve şaşkınlık içinde içecek. 
26O 004:017 Yiyeceği de suyu da azalacak. Hepsi şaşkınlığa düşecek, günahları içinde eriyip yok olacak. 
26O 005:001 ‹‹Ey insanoğlu, keskin bir kılıç al, berber usturası gibi kullanarak başını, sakalını tıraş et. Sonra bir terazi getir, kılları bölümlere ayır. 
26O 005:002 Yeruşalimin kuşatılması bitince, kılların üçte birini kentin ortasında yakacaksın. Üçte birini kılıçla kentin çevresine fırlatacak, kalan üçte birini de rüzgara savuracaksın. Ben de yalın kılıç onların peşine düşeceğim. 
26O 005:003 Birkaç tel kıl bırak, giysinin kıvrımlarına tak. 
26O 005:004 Yine birkaçını alıp ateşe at, yansın. O kıllardan bütün İsrail halkına ateş yayılacak. 
26O 005:005 ‹‹Egemen RAB diyor ki: Bu Yeruşalimi ulusların ortasına yerleştirdim, çevresini ülkelerle kuşattım. 
26O 005:006 Öyleyken Yeruşalim çevresindeki bütün uluslardan ve ülkelerden daha çok kötülük yaparak ilkelerimi, kurallarımı çiğnedi. İlkelerime karşı geldi, kurallarım uyarınca davranmadı. 
26O 005:007 Bundan ötürü Egemen RAB diyor ki: Çevrenizde yaşayan uluslardan daha azgındınız, kurallarımı izlemediniz, ilkelerime uymadınız. Çevrenizde yaşayan ulusların ilkelerine de uymadınız. 
26O 005:008 ‹‹Bundan ötürü Egemen RAB diyor ki: İşte ben size karşıyım, ulusların gözü önünde sizi cezalandıracağım. 
26O 005:009 Yaptığınız bütün iğrençlikler yüzünden önceden yapmadığımı, bir daha yapmayacağımı size yapacağım. 
26O 005:010 Böylece aranızda babalar çocuklarını, çocuklar da babalarını yiyecekler. Sizi cezalandıracağım, sağ kalanlarınızı her yana dağıtacağım. 
26O 005:011 Egemen RAB varlığım hakkı için diyor, madem tapınağımı iğrenç put ve uygulamalarınızla kirlettiniz, ben de sizi esirgemeyecek, size acımayacak, sizi kayırmayacağım. 
26O 005:012 Kentte yaşayanlarınızın üçte biri salgın hastalık ya da kıtlık yüzünden yok olacak; üçte biriniz çevrede kılıçtan geçirilecek; üçte birinizi de her yana dağıtıp yalın kılıç peşinize düşeceğim. 
26O 005:013 ‹‹Böylece kızgınlığım son bulacak, onlara karşı öfkemi yatıştıracağım. O zaman ben de rahata kavuşacağım. Öfkemi onların üzerine boşaltınca, ben RABbin kıskançlığımdan onlarla konuştuğumu anlayacaklar. 
26O 005:014 ‹‹Çevrenizdeki uluslar arasında, yoldan her geçenin gözü önünde sizi yıkıma uğratacak, aşağılayacağım. 
26O 005:015 Öfke, kızgınlık ve acı paylamalarla sizi cezalandırdığımda çevrenizdeki uluslar arasında alay konusu olacak, aşağılanacaksınız; ders alınacak, şaşılacak bir duruma düşeceksiniz. Ben, RAB bunu söyledim. 
26O 005:016 Sizi yok etmek için üzerinize öldürücü, yıkıcı kıtlık oklarını salacağım. Üzerinize salacağım kıtlığı daha da artıracak, sizi her türlü yiyecekten yoksun bırakacağım. 
26O 005:017 Üzerinize kıtlık ve yabanıl hayvanlar salacağım, sizi çocuklarınızdan edecekler. Salgın hastalık ve dökülen kan sizi süpürüp yok edecek; başınıza da kılıç getireceğim. Ben, RAB böyle söyledim.›› 
26O 006:001 RAB bana şöyle seslendi: 
26O 006:002 ‹‹Ey insanoğlu, yüzünü İsrail dağlarına doğru çevir ve onlara karşı peygamberlik et. 
26O 006:003 De ki, ‹Ey İsrail dağları, Egemen RABbin sözünü dinleyin. Egemen RAB dağlara, tepelere, vadilere, derelere şöyle diyor: Üzerinize kılıç göndereceğim, tapınma yerlerinizi yıkacağım. 
26O 006:004 Sunaklarınızı devirecek, buhur sunaklarınızı paramparça edeceğim. Kılıçtan geçirilmiş halkınızı putlarınızın önüne düşüreceğim. 
26O 006:005 İsraillilerin cesetlerini putlarının önüne atacak, kemiklerini sunaklarının çevresine dağıtacağım. 
26O 006:006 Yaşadığınız her yerde kentleriniz yakılıp yıkılacak, tapınma yerleriniz yerle bir edilecek. Öyle ki, sunaklarınız devrilip yıkılsınfç, putlarınız ezilip paramparça olsun, buhur sunaklarınız yok edilsin, el emeğiniz boşa çıksın. 
26O 006:007 Halkınız her yerde öldürülecek. O zaman benim RAB olduğumu anlayacaksınız. ‹‹Suçlu çıkarılsın››. 
26O 006:008 ‹‹ ‹Birkaç kişiyi ölümden kurtaracağım. Ülkelere, uluslar arasına dağılan bazılarınız kılıçtan kurtulacak. 
26O 006:009 Kurtulanlar tutsak alındıkları uluslarda beni anımsayacaklar. Benden dönen sadakatsiz yüreklerinden, putları ardınca şehvete sürükleyen gözlerinden derin acı duydum. Yaptıkları kötülükler ve iğrenç uygulamalar yüzünden kendilerinden tiksinecekler. 
26O 006:010 Benim RAB olduğumu, başlarına bu felaketi getireceğimi boşuna söylemediğimi anlayacaklar. 
26O 006:011 ‹‹ ‹Egemen RAB şöyle diyor: Ellerinizi çırpın, ayaklarınızı yere vurun, İsrail halkının bütün kötü ve iğrenç uygulamalarından ötürü inleyin! Çünkü kılıçla, kıtlıkla, salgın hastalıkla yok olacaklar. 
26O 006:012 Uzaktakiler salgın hastalıktan ölecek, yakındakiler kılıçtan geçirilecek, kuşatma sırasında sağ kalanlar kıtlıktan ölecek. Böylece onlara duyduğum öfkeye son vereceğim. 
26O 006:013 Putlarının arasına, sunaklarının çevresine, her yüksek tepeye, dağ doruğuna, her yeşeren bol yapraklı ağacın altına cesetleri serilince, benim RAB olduğumu anlayacaklar. Oralarda putlarına güzel kokulu buhur sundular. 
26O 006:014 Elimi onlara karşı uzatacak, çölden Rivla'ya kadar yaşadıkları ülkeyi yerle bir edip ıssız bırakacağım. O zaman benim RAB olduğumu anlayacaklar.› ›› 
26O 007:001 RAB bana şöyle seslendi: 
26O 007:002 ‹‹Ey insanoğlu, Egemen RAB İsrail ülkesine şöyle diyor: Son yaklaştı! Ülkenin dört köşesinin sonu geldi. 
26O 007:003 Senin de sonun geldi! Senin üzerine öfkemi yağdıracağım. Yaptıklarına göre seni yargılayacak, bütün iğrenç uygulamalarının karşılığını vereceğim. 
26O 007:004 Sana acımayacak, seni esirgemeyeceğim. Yaptıklarının ve sendeki iğrenç uygulamaların karşılığını vereceğim. O zaman benim RAB olduğumu anlayacaksınız. 
26O 007:005 ‹‹Egemen RAB şöyle diyor: Yıkım! İşte duyulmamış bir yıkım geliyor. 
26O 007:006 Sonun geldi! Evet, sonun geldi! Sana karşı uyanıyor. İşte geliyor. 
26O 007:007 Ey ülkede yaşayan halk, yıkıma uğrayacaksın. Yıkım zamanı yaklaştı! Gün yakın! Dağların üzerinden sevinç sesi yerine kargaşa sesi geliyor. 
26O 007:008 Çok yakında kızgınlığımı üzerine boşaltacak, sana duyduğum öfkeyi üzerine dökeceğim. Yaptıklarına göre seni yargılayacak, bütün iğrenç uygulamalarının karşılığını vereceğim. 
26O 007:009 Sana acımayacak, seni esirgemeyeceğim. Yaptıklarının ve sendeki iğrenç uygulamaların karşılığını vereceğim. O zaman seni cezalandıranın ben RAB olduğumu anlayacaksın. 
26O 007:010 ‹‹İşte o gün! Gün yaklaştı! Yıkım hazır. Değnek çiçeklendi, gurur tomurcuklandı. 
26O 007:011 Zorbalık ayaklanıp kötülüğün sopası oldu. Halktan, o kalabalıktan kimse kalmayacak; mallarından, görkemlerinden bir şey kalmayacak. 
26O 007:012 ‹‹Son yaklaştı! Gün geldi! Alıcı sevinmesin, satıcı üzülmesin. Çünkü öfkem bütün halkın üzerine yağacak. 
26O 007:013 Satıcı yaşadığı sürece sattığını geri alamayacak. Çünkü herkesi ilgilendiren bu görüm değiştirilmeyecek. İşlediği günahlar yüzünden kimse canını koruyamayacak. 
26O 007:014 Borazan çalındı, herkes hazır, ama kimse savaşa gitmeyecek. Çünkü öfkem bütün halkın üzerindedir. 
26O 007:015 ‹‹İşte dışarda kılıç, içerde salgın hastalık ve kıtlık. Kentin dışındakiler kılıçla öldürülecek, kenttekilerse kıtlıktan, salgın hastalıktan yok olacak. 
26O 007:016 Sağ kalanlar vadilerdeki güvercinler gibi dağlara kaçacak; her biri günahından ötürü inleyecek. 
26O 007:017 Eller gevşeyecek, dizler titreyecek. 
26O 007:018 Çul kuşanacak, dehşete düşecekler. Yüzleri utançtan kızaracak, başları tıraş edilecek. 
26O 007:019 Gümüşlerini sokağa atacaklar. Altınları kirli sayılacak. RABbin öfkesini boşalttığı gün onları ne altınları, ne gümüşleri kurtarabilir. Bunlarla ne açlıklarını giderebilir, ne karınlarını doyurabilirler. Altın ve gümüş onları suça sürükledi. 
26O 007:020 Mücevherlerinin güzelliğiyle gururlanırlardı. İğrenç, tiksindirici putlarını bunlardan yaptılar. Bu yüzden mücevherlerini kirli bir nesneye çevireceğim. 
26O 007:021 Hepsini yağma mal olarak yabancı uluslara, ganimet olarak dünyadaki kötülere vereceğim; onları kirletecekler. 
26O 007:022 Yüzümü onlardan çevireceğim. Değerli tapınağımı kirletecekler; zorbalar içeri girip orayı kirletecekler. 
26O 007:023 ‹‹Kendinize zincirler hazırlayın! Ülkede kan akıtılıyor, kent zorbalık dolu. 
26O 007:024 Ulusların en kötülerini buraya getireceğim; evlerinizi mülk edinecekler. Güçlülerin gururuna son vereceğim. Kutsal yerleri kirletilecek. 
26O 007:025 Korku gelince esenlik arayacak, ama bulamayacaklar. 
26O 007:026 Yıkım üstüne yıkım gelecek. Kötü haberler birbirini kovalayacak. Peygamberden görüm isteyecekler; kâhin Kutsal Yasayı öğretemeyecek, ileri gelenler öğüt veremeyecek. 
26O 007:027 Kral yas tutacak, önder umutsuzluğa düşecek, ülkedeki halkın korkudan elleri titreyecek. Onları yaptıklarına göre cezalandıracak, yargıladıkları gibi yargılayacağım. O zaman benim RAB olduğumu anlayacaklar.›› 
26O 008:001 Sürgünlüğün altıncı yılı, altıncı ayın beşinci günü evde Yahudanın ileri gelenleriyle otururken Egemen RABbin eli bana dokundu. 
26O 008:002 Baktım, insana benzer birini gördüm: Görünüşü, belinden aşağısı ateşi andırıyor, belinden yukarısı maden gibi ışıldıyordu. 
26O 008:003 Eli andıran bir şey uzatıp beni saçlarımdan tuttu. Ruh beni yerle gök arasına kaldırdı ve Tanrıdan gelen görümlerde Yeruşalime, iç avlunun kuzeye bakan kapısının giriş bölümüne götürdü. Tanrının kıskançlığını uyandıran kıskançlık putu orada dikiliydi. 
26O 008:004 Ovada gördüğüm görümdeki gibi, İsrailin Tanrısının görkemi oradaydı. 
26O 008:005 Sonra bana, ‹‹Ey insanoğlu, kuzeye bak!›› dedi. Baktım, sunak kapısının kuzeye bakan giriş bölümünde duran kıskançlık putunu gördüm. 
26O 008:006 Bana, ‹‹İnsanoğlu, ne yaptıklarını görüyor musun?›› dedi, ‹‹Tapınağımdan uzaklaşayım diye İsrail halkı çok iğrenç şeyler yapıyor. Bundan daha iğrenç şeyler göreceksin.›› 
26O 008:007 Beni avlunun giriş bölümüne getirdi. Baktım, duvarda bir delik gördüm. 
26O 008:008 Bana, ‹‹Haydi duvarı del, insanoğlu›› dedi. Duvarı deldim, orada bir kapı gördüm. 
26O 008:009 Bana, ‹‹İçeri gir de burada yaptıkları kötü ve iğrenç şeyleri gör›› dedi. 
26O 008:010 Böylece içeriye girip baktım. Duvarın her yanına çeşit çeşit sürüngen, iğrenç hayvan şekilleri ve İsrail halkının bütün putları oyulmuştu. 
26O 008:011 İsrail ileri gelenlerinden yetmiş kişiyle Şafan oğlu Yaazanya orada, putların önünde duruyordu. Her birinin elinde bir buhurdan vardı; buhurun kokusu bulut gibi yükseliyordu. 
26O 008:012 ‹‹İnsanoğlu, İsrail halkının ileri gelenlerinin kendi putlarının odalarında, karanlıkta neler yaptıklarını gördün mü?›› dedi, ‹‹Onlar, ‹RAB bizi görmüyor, RAB ülkeyi bıraktı› diyorlar.›› 
26O 008:013 Bana yine, ‹‹Daha iğrenç şeyler yaptıklarını da göreceksin›› dedi. 
26O 008:014 Bundan sonra beni RABbin Tapınağının kuzeye bakan kapısının giriş bölümüne götürdü. Orada oturup Tammuz için ağlayan kadınları gördüm. 
26O 008:015 Bana, ‹‹İnsanoğlu, bunu gördün mü? Bundan daha iğrenç şeyler de göreceksin›› dedi. 
26O 008:016 Beni RABbin Tapınağının iç avlusuna götürdü. Tapınağın girişinde, eyvanla sunak arasında yirmi beş kadar adam vardı. Sırtlarını RABbin Tapınağına, yüzlerini doğuya dönmüş, güneşe tapınıyorlardı. 
26O 008:017 Bana, ‹‹İnsanoğlu, bunları gördün mü?›› dedi, ‹‹Yahuda halkı burada yaptığı iğrenç şeyler yetmiyormuş gibi, ülkeyi zorbalıkla doldurup beni sürekli öfkelendiriyor. Bak, dalı nasıl burunlarına uzatıyorlar! 
26O 008:018 Bundan ötürü onlara öfkeyle davranacak, acımayacağım, onları esirgemeyeceğim. Yüksek sesle beni çağırsalar bile onları dinlemeyeceğim.›› 
26O 009:001 Sonra yüksek sesle, ‹‹Kenti cezalandıracak olanlar, ellerinde yok edici silahlarıyla buraya gelsin›› diye seslendiğini duydum. 
26O 009:002 Kuzeye bakan yukarı kapı yolundan altı kişinin geldiğini gördüm. Her birinin elinde ölümcül bir silah vardı. Aralarında keten giysili, belinde yazı takımı olan bir adam vardı. İçeriye girip tunç sunağın yanında durdular. 
26O 009:003 İsrail Tanrısının görkemi bulunduğu yerden, Keruvların üzerinden ayrılıp tapınağın eşiğine gitti. RAB keten giysili, belinde yazı takımı olan adama seslendi: 
26O 009:004 ‹‹Yeruşalim Kentinin içinden geç, orada yapılan iğrenç şeylerden ötürü dövünüp ağlayanların alınlarına işaret koy›› dedi. 
26O 009:005 Öbürlerine, ‹‹Kent boyunca onu izleyin ve kimseye acımadan, kimseyi esirgemeden öldürün›› dediğini duydum. 
26O 009:006 ‹‹Yaşlıyı, genci, genç kızı, kadını, çocukları öldürün. Yalnız alınlarında işaret olanlara dokunmayın. İşe tapınağımdan başlayın.›› Onlar da tapınağın önünde duran İsrail ileri gelenlerinden işe başladılar. 
26O 009:007 Onlara, ‹‹Tapınağı kirletin, avlularını cesetlerle doldurun. Haydi başlayın!›› dedi. Bunun üzerine onlar gidip kenttekileri öldürmeye başladılar. 
26O 009:008 Onlar halkı öldürürken ben tek başıma kaldım. Yüzüstü yere kapanıp, ‹‹Ah, ey Egemen RAB! Öfkeni Yeruşalim üzerine boşaltırken, geri kalan bütün İsraillileri de mi yok edeceksin?›› diye haykırdım. 
26O 009:009 ‹‹İsrail ve Yahuda halkının günahı pek büyük›› diye karşılık verdi, ‹‹Ülke kan, kent haksızlık dolu. Onlar, ‹RAB ülkeyi bıraktı, RAB görmüyor› diyorlar. 
26O 009:010 Ben de onlara acımayacak, onları esirgemeyeceğim. Yaptıklarını kendi başlarına getireceğim.›› 
26O 009:011 Derken keten giysili, belinde yazı takımı olan adam, ‹‹Buyruklarını yerine getirdim›› diye haber verdi. 
26O 010:001 Baktım, Keruvların başı üzerindeki kubbenin üzerinde laciverttaşından tahta benzer bir nesne gördüm. 
26O 010:002 RAB keten giysili adama, ‹‹Keruvların altındaki tekerleklerin arasına gir. Avuçlarını Keruvların arasındaki ateş közleriyle doldurup kentin üzerine közleri saç›› dedi. Adamın oraya girdiğini gördüm. 
26O 010:003 Adam oraya girdiğinde, Keruvlar tapınağın güney tarafında duruyordu. Bulut tapınağın iç avlusunu doldurdu. 
26O 010:004 RABbin görkemi Keruvların üzerinden ayrılıp tapınağın eşiğine gitti. Tapınak bulutla doldu. Avlu RABbin görkeminin parıltısıyla doluydu. 
26O 010:005 Keruvların kanatlarının sesi dış avludan bile duyuluyordu; tıpkı Her Şeye Gücü Yeten Tanrının sesi gibiydi. 
26O 010:006 RAB keten giysili adama, ‹‹Keruvlardan ve tekerleklerin arasından ateş al›› diye buyurunca, adam oraya girip bir tekerleğin yanında durdu. 
26O 010:007 Sonra Keruvlardan biri aralarındaki ateşe elini uzattı, biraz ateş alıp keten giysili adamın avuçlarına koydu. Adam ateşi alıp oradan ayrıldı. 
26O 010:008 Keruvların kanatları altında insan eline benzer bir şekil göründü. 
26O 010:009 Baktım, her Keruvun yanında birer tane olmak üzere dört tekerlek gördüm. Tekerlekler sarı yakut gibi parıldıyordu. 
26O 010:010 Dördü de birbirine benziyor, iç içe girmiş bir tekerleği andırıyordu. 
26O 010:011 Hareket edince Keruvların baktıkları dört yönden birine doğru, sağa sola dönmeden ilerliyordu. Ön tekerlek nereye yönelirse, öbür tekerlekler de onun ardınca gidiyordu. 
26O 010:012 Keruvların bedenleri -sırtları, elleri, kanatları- ve dördünün de tekerlekleri çepeçevre gözlerle doluydu. 
26O 010:013 Tekerleklere ‹‹Dönen tekerlekler›› dendiğini duydum. 
26O 010:014 Her Keruvun dört yüzü vardı: Birinci yüz öküz yüzüne, ikincisi insan yüzüne, üçüncüsü aslan yüzüne, dördüncüsü kartal yüzüne benziyordu. 
26O 010:015 Keruvlar yukarıya doğru yükseldi. Bunlar daha önce Kevar Irmağı kıyısında gördüğüm canlı yaratıklardı. 
26O 010:016 Keruvlar hareket edince, yanlarındaki tekerlekler de hareket ediyor, Keruvlar yerden yükselmek için kanatlarını açınca, tekerlekler de yanlarından ayrılmıyordu. 
26O 010:017 Keruvlar durduğunda onlar da duruyor, Keruvlar yerden yükseldiğinde onlar da yükseliyordu. Çünkü yaratıkların ruhu tekerleklerdeydi. 
26O 010:018 RABbin görkemi tapınağın eşiğinden ayrılıp Keruvların üzerinde durdu. 
26O 010:019 Ben bakarken Keruvlar kanatlarını açıp yerden yükseldi, tekerlekler de onlarla yükseldi. RABbin Tapınağının Doğu Kapısının girişinde durdular. İsrail Tanrısının görkemi onların üzerindeydi. 
26O 010:020 Kevar Irmağı kıyısında, İsrail Tanrısının altında gördüğüm ve Keruvlar olduğunu anladığım canlı yaratıklar bunlardı. 
26O 010:021 Her birinin dört yüzü, dört kanadı vardı. Kanatlarının altında insan elini andıran bir şey vardı. 
26O 010:022 Yüzleri Kevar Irmağı kıyısında gördüğüm yüzlere benziyordu. Her biri dosdoğru ilerliyordu. 
26O 011:001 Ruh beni yine yukarıya kaldırıp RABbin Tapınağının Doğu Kapısına götürdü. Kapının giriş bölümünde yirmi beş adam vardı. Aralarında halkın önderlerinden Azzur oğlu Yaazanyayı, Benaya oğlu Pelatyayı gördüm. 
26O 011:002 RAB bana, ‹‹İnsanoğlu, bunlar kötülük tasarlayan ve bu kentte kötü öğüt veren adamlardır›› dedi, 
26O 011:003 ‹‹Onlar, ‹Yıkım yakın değil, ev yapmanın zamanıdır. Bu kent kazan, biz de etiz› diyorlar. 
26O 011:004 Bundan ötürü onları uyar, ey insanoğlu, onları uyar.›› 
26O 011:005 Sonra RABbin Ruhu üzerime inip şunları söylememi buyurdu: ‹‹RAB şöyle diyor: Ey İsrail halkı, neler söylediğinizi ve neler düşündüğünüzü bilirim. 
26O 011:006 Bu kentte birçok kişi öldürdünüz, kentin sokaklarını ölülerle doldurdunuz. 
26O 011:007 ‹‹Bundan ötürü Egemen RAB şöyle diyor: Oraya attığınız ölüler et, kent de kazandır. Ama sizi kentin dışına süreceğim. 
26O 011:008 Kılıçtan korktunuz, ama ben üzerinize kılıç göndereceğim. Egemen RAB böyle diyor. 
26O 011:009 Sizi kentten çıkarıp yabancıların eline teslim edeceğim. Sizi cezalandıracağım. 
26O 011:010 Kılıçla öldürüleceksiniz. Sizi İsrail sınırında cezalandıracağım. O zaman benim RAB olduğumu anlayacaksınız. 
26O 011:011 Bu kent sizin için kazan olmayacak, siz de onun içinde et olmayacaksınız. Sizi İsrail sınırında cezalandıracağım. 
26O 011:012 O zaman benim RAB olduğumu anlayacaksınız. Kurallarımı izlemediniz, ilkelerime uymadınız; çevrenizdeki ulusların ilkelerine uydunuz.›› 
26O 011:013 Ben peygamberlikte bulunurken Benaya oğlu Pelatya öldü. Yüzüstü yere kapanıp, ‹‹Ah, ey Egemen RAB! Geri kalan İsraillileri büsbütün mü yok edeceksin?›› diye yüksek sesle haykırdım. 
26O 011:014 RAB bana şöyle seslendi: 
26O 011:015 ‹‹Ey insanoğlu, Yeruşalimde yaşayanlar senin kardeşlerin, akrabaların ve öbür İsrailliler için, ‹Onlar RABden uzaklar, bu ülke mülk olarak bize verildi› demişler.›› 
26O 011:016 ‹‹Bu yüzden de ki, ‹Egemen RAB şöyle diyor: Onları uzaktaki uluslar arasına gönderdim, ülkeler arasına dağıttım. Öyleyken gittikleri ülkelerde kısa süre için onlara barınak oldum.› 
26O 011:017 ‹‹De ki, ‹Egemen RAB şöyle diyor: Sizi uluslar arasından toplayacak, dağılmış olduğunuz ülkelerden geri getirecek, İsrail ülkesini yeniden size vereceğim.› 
26O 011:018 ‹‹Ülkeye dönecek, tiksindirici, iğrenç putları oradan söküp atacaklar. 
26O 011:019 Onlara tek bir yürek vereceğim, içlerine yeni bir ruh koyacağım. İçlerindeki taş yüreği çıkarıp onlara etten bir yürek vereceğim. 
26O 011:020 O zaman kurallarımı izleyecek, ilkelerime uymaya özen gösterecekler. Onlar halkım olacak, ben de onların Tanrısı olacağım. 
26O 011:021 Tiksindirici, iğrenç putlara gönülden yönelenlere gelince, yaptıklarının aynısını başlarına getireceğim. Böyle diyor Egemen RAB.›› 
26O 011:022 Keruvlar kanatlarını açtı, tekerlekler yanlarında duruyordu. İsrail Tanrısının görkemi onların üzerindeydi. 
26O 011:023 RABbin görkemi kentin ortasından yükselip kentin doğusundaki dağa kondu. 
26O 011:024 Görümde Tanrının Ruhu beni yukarı kaldırıp Kildan ülkesindeki sürgünlerin yanına götürdü. Sonra gördüğüm görüm kayboldu. 
26O 011:025 Ben de RAB'bin bana gösterdiği her şeyi sürgündekilere anlattım. 
26O 012:001 RAB bana şöyle seslendi: 
26O 012:002 ‹‹İnsanoğlu, asi bir halkın arasında yaşıyorsun. Gözleri varken görmüyor, kulakları varken işitmiyorlar. Çünkü bu halk asidir. 
26O 012:003 ‹‹Sen, insanoğlu, sürgüne gidecekmiş gibi eşyanı topla, onların gözü önünde, gündüzün yola çık, bulunduğun yerden başka bir yere git. Kim bilir, asi bir halk olmalarına karşın seni görüp anlayabilirler. 
26O 012:004 Gündüzün, halkın gözü önünde topladığın sürgün eşyanı çıkar. Akşam yine onların gözü önünde sürgüne giden biri gibi yola çık. 
26O 012:005 Onlar seni izlerken duvarı delip eşyanı çıkar. 
26O 012:006 Seni izlerlerken eşyanı sırtlayıp karanlıkta taşı. Ülkeyi görmemek için yüzünü ört. Çünkü yapacakların İsrail halkı için bir uyarı olacaktır.›› 
26O 012:007 Bana verilen buyruk uyarınca davrandım. Gündüzün sürgüne gidecekmiş gibi eşyalarımı çıkardım. Akşam elimle duvarı deldim. Eşyalarımı karanlıkta çıkarıp onlar izlerken sırtımda taşıdım. 
26O 012:008 Ertesi sabah RAB bana seslendi: 
26O 012:009 ‹‹İnsanoğlu, o asi İsrail halkı sana, ‹Ne yapıyorsun?› diye sormadı mı? 
26O 012:010 ‹‹Onlara de ki, ‹Egemen RAB şöyle diyor: Yeruşalimdeki önder ve orada yaşayan bütün İsrail halkına ilişkin bir bildiridir bu. 
26O 012:011 Ben sizin için bir uyarıyım› de. Sana yaptığımın tıpkısı onlara da yapılacak. Tutsak olarak sürgüne gidecekler. 
26O 012:012 ‹‹Onların önderi karanlıkta eşyasını sırtında taşıyarak yola koyulacak. Eşyasını çıkarmak için duvarda bir gedik açacak. Ülkeyi görmemek için yüzünü örtecek. 
26O 012:013 Onun üzerine ağımı atacağım, kurduğum tuzağa düşecek. Onu Babile, Kildan ülkesine götüreceğim, ama ülkeyi göremeden orada ölecek. 
26O 012:014 Çevresindekilerin tümünü -yardımcılarını, ordusunu- dünyanın dört bucağına dağıtacağım. Yalın kılıç onların peşlerine düşeceğim. 
26O 012:015 Onları uluslar arasına dağıtıp ülkelere sürdüğümde, benim RAB olduğumu anlayacaklar. 
26O 012:016 Gittikleri uluslarda yaptıkları bütün iğrenç uygulamaları anlatmaları için aralarından birkaç kişiyi kılıçtan, kıtlıktan, salgın hastalıktan sağ bırakacağım. Böylece benim RAB olduğumu anlayacaklar.›› 
26O 012:017 RAB bana şöyle seslendi: 
26O 012:018 ‹‹İnsanoğlu, yiyeceğini titreyerek ye, suyunu korkudan ürpererek iç. 
26O 012:019 Ülkede yaşayan halka de ki, ‹Egemen RAB İsrail ve Yeruşalimde yaşayanlar için şöyle diyor: Yiyeceklerini umutsuzluk içinde yiyecek, sularını şaşkınlık içinde içecekler. Orada yaşayanların yaptığı zorbalık yüzünden ülke ıssız bırakılacak. 
26O 012:020 Halkın içinde yaşadığı kentler yakılacak, ülke çöle dönüşecek. O zaman benim RAB olduğumu anlayacaksınız.› ›› 
26O 012:021 RAB bana şöyle seslendi: 
26O 012:022 ‹‹İnsanoğlu, İsrailde yaygın olan, ‹Günler geçiyor, her görüm boşa çıkıyor› deyişinin anlamı nedir? 
26O 012:023 Onlara de ki, ‹Egemen RAB şöyle diyor: Ben bu deyişe son vereceğim. Bundan böyle İsrailde bir daha söylenmeyecek.› Yine onlara de ki, ‹Her görümün yerine geleceği günler yaklaştı. 
26O 012:024 Artık İsrail halkı arasında yalan görüm ya da aldatıcı falcılık olmayacak. 
26O 012:025 Ama ben RAB, ne dersem gecikmeden olacak. Siz, ey asi İsrail halkı, söylediklerimin tümünü sizin günlerinizde yerine getireceğim. Böyle diyor Egemen RAB.› ›› 
26O 012:026 RAB bana şöyle seslendi: 
26O 012:027 ‹‹İnsanoğlu, İsrail halkı, ‹Onun gördüğü görüm uzak günler için, peygamberlik sözleri de uzak gelecekle ilgili› diyor. 
26O 012:028 ‹‹Bundan ötürü onlara de ki, ‹Egemen RAB şöyle diyor: Söylediğim sözlerden hiçbiri artık gecikmeyecek, ne dersem olacak. Böyle diyor Egemen RAB.› ›› 
26O 013:001 RAB bana şöyle seslendi: 
26O 013:002 ‹‹İnsanoğlu, peygamberlikte bulunan İsrail peygamberlerine karşı sen peygamberlik et. Kendiliğinden peygamberlik eden o peygamberlere de ki, ‹RABbin sözüne kulak verin! 
26O 013:003 Egemen RAB şöyle diyor: Hiçbir görüm görmemiş ama kurdukları hayaller uyarınca davranan akılsız peygamberlerin vay başına! 
26O 013:004 Ey İsrail, peygamberlerin yıkıntılar arasındaki çakallara benziyor. 
26O 013:005 RABbin gününde İsrail halkının savaşta direnmesi için gidip duvardaki gedikleri onarmadınız. 
26O 013:006 Onların görümleri uydurmadır. Yaptıkları yalan peygamberliklere RABbin sözüdür diyorlar. Oysa onları ben göndermedim. Yine de söylediklerinin yerine geleceğini umuyorlar. 
26O 013:007 Ben söylemediğim halde, RABbin sözüdür diyorsunuz. Oysa gördüğünüz görümler uydurma, yaptığınız falcılık yalan değil mi? 
26O 013:008 ‹‹ ‹Bu yüzden Egemen RAB şöyle diyor: Söylediğiniz boş sözler, gördüğünüz yalan görümlerden ötürü size karşıyım. Böyle diyor Egemen RAB. 
26O 013:009 Elim uydurma görüm gören, yalan yere falcılık eden peygamberlere karşı olacak. Onlar halkımın topluluğunda bulunmayacak, İsrail halkının kütüğüne yazılmayacak, İsrail ülkesine girmeyecekler. O zaman benim Egemen RAB olduğumu anlayacaksınız. 
26O 013:010 ‹‹ ‹Esenlik yokken esenlik diyerek halkımı aldatıyorlar. Biri dayanıksız bir duvar yapınca, sahte peygamberler üzerine sıva vuruyorlar. 
26O 013:011 Duvarı sıvayanlara de ki: Duvar yıkılacak; sağanak yağmur yağacak, ardından dolu yağdıracağım. Şiddetli bir rüzgar çıkıp duvara karşı esecek. 
26O 013:012 Duvar çökünce size, nerede duvara vurduğunuz sıva demeyecekler mi? 
26O 013:013 ‹‹ ‹Onun için Egemen RAB şöyle diyor: Öfkemden duvarı yerle bir etmek için şiddetli bir rüzgar göndereceğim; kızgınlığımdan sağanak yağmur ve dolu yağdıracağım. 
26O 013:014 Sıva vurduğunuz duvarı yıkıp yerle bir edeceğim. Temeli açılıp ortaya çıkacak. Yıkılacak ve altında yok olacaksınız. O zaman benim RAB olduğumu anlayacaksınız. 
26O 013:015 -16 203620 Böylece öfkemi duvarın ve duvara sıva vuranların üzerine boşaltacağım. Size duvar da duvara sıva vuran da Yeruşalimde esenlik yokken esenlik görümleri gören İsrailli peygamberler de yok oldu diyeceğim. Egemen RAB böyle diyor.› ›› 
26O 013:017 ‹‹Sen, ey insanoğlu, kendiliğinden peygamberlik eden halkının kızlarına yüzünü çevir. Onlara karşı peygamberlik et. 
26O 013:018 De ki, ‹Egemen RAB şöyle diyor: İnsanları tuzağa düşürmek için herkese bilek bağı diken, her boyda baş örtüsü yapan kadınların vay başına! Kendi canınızı korurken halkımın canını mı tuzağa düşüreceksiniz? 
26O 013:019 Birkaç avuç arpayla birkaç dilim ekmek için halkımın arasında beni küçük düşürdünüz. Yalana kulak veren halkıma yalan söyleyerek ölümü hak etmemiş canları öldürdünüz, ölümü hak etmiş canları yaşattınız. 
26O 013:020 ‹‹ ‹Bundan ötürü Egemen RAB şöyle diyor: İnsanları kuş gibi tuzağa düşüren sihirli bilek bağlarınıza karşıyım. Onları bileklerinizden koparacağım. Kuş gibi tuzağa düşürdüğünüz insanları özgür kılacağım. 
26O 013:021 Örtülerinizi yırtacak, halkımı elinizden kurtaracağım. Bir daha tuzağınıza düşmeyecekler. O zaman benim RAB olduğumu anlayacaksınız. 
26O 013:022 Madem incitmek istemediğim doğru kişinin cesaretini yalanlarınızla kırdınız ve canını kurtarmak için kötü kişiyi kötü yolundan dönmemeye yüreklendirdiniz, 
26O 013:023 bir daha uydurma görümler görmeyecek, falcılık etmeyeceksiniz. Halkımı elinizden kurtaracağım. O zaman benim RAB olduğumu anlayacaksınız.› ›› 
26O 014:001 İsrail ileri gelenlerinden kimisi gelip yanıma oturdu. 
26O 014:002 O sırada RAB bana şöyle seslendi: 
26O 014:003 ‹‹İnsanoğlu, bu adamların yüreği putlara bağlı. Diktikleri putların kendilerini günaha sokmasına olanak veriyorlar. Öyleyse onların bana danışmasına izin vermeli miyim? 
26O 014:004 Bunun için onlarla konuş ve de ki, ‹Egemen RAB şöyle diyor: Yüreğini puta bağlayan, diktiği putun kendisini günaha sokmasına olanak veren, sonra da peygambere danışmaya gelen her İsrailliye putlarının çokluğuna göre ben RAB kendim karşılık vereceğim. 
26O 014:005 Bunu, putları yüzünden bana sırt çeviren İsrail halkının yüreğini yeniden kendime çekmek için yapacağım.› 
26O 014:006 ‹‹Bu yüzden İsrail halkına de ki, ‹Egemen RAB şöyle diyor: Geri dönün! Putlarınızdan vazgeçin, iğrenç uygulamalarınızı bırakın! 
26O 014:007 ‹‹ ‹İsrail halkından biri ya da İsrailde yaşayan bir yabancı benden ayrılır, yüreğini putlara bağlar, diktiği putların kendisini günaha sokmasına olanak verir, sonra da bana danışmak üzere bir peygambere giderse, ben RAB kendim ona karşılık vereceğim. 
26O 014:008 O kişiye karşı çıkacağım. Onu bir belirti, bir alay konusu yapıp halkımın arasından atacağım. O zaman benim RAB olduğumu anlayacaksınız. 
26O 014:009 ‹‹ ‹Bir peygamber ayartılır da bir söz söylerse, onu ayartan benim. Elimi ona karşı uzatacağım, onu halkım İsrailin arasından çıkarıp yok edeceğim. 
26O 014:010 Suçlarının cezasını çekecekler. Peygamber de ona danışan da aynı şekilde cezalandırılacak. 
26O 014:011 Böylece İsrail halkı bir daha benden ayrılmayacak, günahlarıyla kendilerini kirletmeyecekler. Onlar halkım olacaklar, ben de onların Tanrısı olacağım. Egemen RAB böyle diyor.› ›› 
26O 014:012 RAB bana şöyle seslendi: 
26O 014:013 ‹‹İnsanoğlu, eğer bir ülke bana sadakatsizlik eder, günah işlerse, ben de o ülkeye karşı elimi uzatır, onu her türlü yiyecekten yoksun bırakır, üzerine kıtlık gönderir, insanları ve hayvanları yok edersem; 
26O 014:014 şu üç adam -Nuh, Daniel, Eyüp- orada olsalar bile, doğruluklarıyla ancak kendi canlarını kurtarabilirler. Egemen RAB böyle diyor. olduğundan bildiğimiz Peygamber Daniel olmayabilir. 
26O 014:015 ‹‹Ya da ülkeye yabanıl hayvanlar gönderirsem ve ülkeyi kimsesiz bırakırlarsa, ülke viraneye döner, hayvanlar yüzünden kimse içinden geçemezse; 
26O 014:016 Varlığım hakkı için diyor Egemen RAB, bu üç kişi o ülkede yaşasa bile, ne oğullarını ne de kızlarını kurtarabilirler. Ancak kendi canlarını kurtarabilirler. Ülke ise viraneye döner. 
26O 014:017 ‹‹Ya da o ülkeye kılıç gönderir, ‹Kılıç ülkeyi yarsın› der, oradaki insanları ve hayvanları yok edersem; 
26O 014:018 varlığım hakkı için diyor Egemen RAB, bu üç kişi orada olsa bile, ne oğullarını ne de kızlarını kurtarabilirler. Ancak kendi canlarını kurtarabilirler. 
26O 014:019 ‹‹O ülkeye salgın hastalık gönderir, kan dökerek öfkemi yağdırır, oradaki insanları ve hayvanları yok edersem; 
26O 014:020 varlığım hakkı için diyor Egemen RAB, Nuh, Daniel ve Eyüp orada olsa bile, ne oğullarını ne de kızlarını kurtarabilirler. Doğruluklarıyla ancak kendi canlarını kurtarabilirler. 
26O 014:021 ‹‹Egemen RAB şöyle diyor: Yeruşalimdeki insanları ve hayvanları yok etmek için üzerine dört ağır yargımı -kılıcı, kıtlığı, yabanıl hayvanları, salgın hastalığı- gönderdiğimde daha neler neler olacak! 
26O 014:022 Orada sağ bırakılacak kimi oğullarınız, kızlarınız olacak, çıkıp yanınıza gelecekler. Onların davranışlarını ve yaptıklarını görünce, Yeruşalimin başına getirdiğim yıkımdan ve her tür felaketten avuntu bulacaksınız. 
26O 014:023 Onların davranışlarını ve yaptıklarını görünce avutulacak, Yeruşalim'in başına getirdiklerimin amaçsız olmadığını anlayacaksınız. Egemen RAB böyle diyor.›› 
26O 015:001 RAB bana şöyle seslendi: 
26O 015:002 ‹‹İnsanoğlu, asma odununun herhangi bir orman ağacının dalından daha fazla değeri var mı? 
26O 015:003 Asma odunundan yararlı bir şey yapılabilir mi? Ya da üzerine eşya asmak için ondan askı yaparlar mı? 
26O 015:004 Yakıt olarak ateşe atılır da ateş odunun iki ucunu yakıp ortasını kömürleştirince, işe yarar mı? 
26O 015:005 Yanmadan önce işe yaramadıysa, yanıp kömür haline geldikten sonra bir işe yarar mı? 
26O 015:006 ‹‹Bu nedenle Egemen RAB şöyle diyor: Orman ağaçları arasında asma odununu nasıl yakıt olarak ateşe verdimse, Yeruşalimde yaşayan halka da aynısını yapacağım. 
26O 015:007 Onlara yüz çevireceğim. Şimdi ateşten kurtulsalar bile, ateş onları yine de yakıp yok edecek. Onlara yüz çevirince, benim RAB olduğumu anlayacaksınız. 
26O 015:008 Ülkeyi viraneye çevireceğim. Çünkü bana sadakatsizlik ettiler. Egemen RAB böyle diyor.›› 
26O 016:001 RAB bana şöyle seslendi: 
26O 016:002 ‹‹İnsanoğlu, Yeruşalime yaptığı iğrenç uygulamaları bildir. 
26O 016:003 De ki, ‹Egemen RAB Yeruşalime şöyle diyor: Kökenin ve doğumun açısından Kenan ülkesindensin; baban Amorlu, annense Hititliydi. 
26O 016:004 Doğduğun gün göbek bağın kesilmedi, temizlemek için seni yıkamadılar, tuzla ovalamadılar, kundağa sarmadılar. 
26O 016:005 Kimse bunlardan birini yapacak kadar sana acımadı, sevecenlik göstermedi. Senden tiksindikleri için doğduğun gün seni kıra attılar. 
26O 016:006 ‹‹ ‹Yanından geçtim, senin kendi kanının içinde kımıldadığını gördüm. Kendi kanının içindeyken yaşa! dedim. Evet, Kendi kanının içindeyken yaşa! dedim. 
26O 016:007 Kırda yetişen bir bitki gibi seni geliştirdim. Geliştin, büyüdün, kusursuz bir güzelliğe eriştin. Göğüslerin oluştu, saçların uzadı. Ama çırılçıplaktın. 
26O 016:008 ‹‹ ‹Yine yanından geçtim, sana baktım, sevgi çağındı. Giysimin eteğini üzerine serdim, çıplaklığını örttüm. Sana ant içtim, seninle antlaşma yaptım. Egemen RAB böyle diyor. Ve benim oldun. 
26O 016:009 ‹‹ ‹Seni yıkadım, üzerindeki kanı temizledim, derine zeytinyağı sürdüm. 
26O 016:010 Sana işlemeli giysiler giydirdim, deridenfı çarık verdim. Beline ince keten kuşak bağladım, seni pahalı giysilerle örttüm, 
26O 016:011 takılarla süsledim. Bileklerine bilezikler, boynuna gerdanlık taktım. 
26O 016:012 Burnuna halka, kulaklarına küpeler, başına görkemli bir taç taktım. 
26O 016:013 Altınla gümüşle süslendin; giysilerin ince ketenden, pahalı, işlemeli kumaştandı. İnce unla, balla, zeytinyağıyla beslendin. Gitgide güzelleştin, krallığa yaraştın. 
26O 016:014 Güzelliğinden ötürü ünün uluslar arasında yayıldı. Çünkü seni görkemimle donattığım için güzelliğin kusursuzdu. Egemen RAB böyle diyor. 
26O 016:015 ‹‹ ‹Ama sen güzelliğine güvendin, ününü kullanarak fahişelik ettin. Her geçene gönlünü kaptırdın, kendini teslim ettin. 
26O 016:016 Giysilerinden alıp kendine süslü tapınma yerleri yaptın, oralarda fahişelik ettin. Böylesi ne olmuştur, ne de olacaktır. 
26O 016:017 Sana verdiğim altın, gümüş süslerden erkek suretleri yaptın, onlarla fahişelik ettin. 
26O 016:018 İşlemeli giysilerini alıp onların üzerine örttün. Onlara zeytinyağımı, buhurumu sundun. 
26O 016:019 Yemen için sağladığım yiyeceği -ince unu, zeytinyağını, balı- güzel kokulu bir sunu olarak onlara sundun. Böyle yaptın diyor Egemen RAB. 
26O 016:020 ‹‹ ‹Bana doğurduğun oğulları, kızları alıp yiyecek olarak putlara kurban ettin. Fahişelik etmen yetmiyormuş gibi, 
26O 016:021 çocuklarımı kesip sunu olarak ateşte putlara kurban ettin. 
26O 016:022 Bütün iğrenç uygulamalarını, fahişeliklerini yaparken gençlik günlerini, çırılçıplak olduğun, kanının içinde kımıldandığın zamanı anımsamadın. 
26O 016:023 ‹‹ ‹Egemen RAB, vay, vay başına diyor! Yaptığın kötülüklere ek olarak, 
26O 016:024 kendine fuhuş yuvaları kurdun, bütün meydanlarda yüksek tapınma yerleri yaptın. 
26O 016:025 Her yolun başına kendin için yüksek tapınma yerleri kurdun, güzelliğini kirlettin, her geçene kendini teslim ettin, fahişeliklerini artırdın. 
26O 016:026 Şehvet düşkünü komşuların Mısırlılarla fahişelik ettin. Fahişeliklerini artırmakla beni öfkelendirdin. 
26O 016:027 İşte bu yüzden elimi sana karşı uzattım, yiyecek payını azalttım. Ahlaksız davranışından utanç duyan düşmanların Filist kızları dilediklerini yapsınlar diye seni onlara teslim ettim. 
26O 016:028 Asurlularla da fahişelik ettin, çünkü doymamıştın. Evet, onlarla fahişelik ettin, yine doymadın. 
26O 016:029 Fahişeliğini ticaret diyarı olan Kildan ülkesine dek artırdın, yine de doymadın. 
26O 016:030 ‹‹ ‹Bütün bunları yaparken yüreğin ne kadar yıpranmış› diyor Egemen RAB, ‹Yüzsüz bir fahişe gibi davrandın! 
26O 016:031 Her yolun başına fuhuş yuvaları kurarken, bütün meydanlarda yüksek tapınma yerleri yaparken, fahişe gibi bile değildin, ücretini küçümsedin. 
26O 016:032 ‹‹ ‹Kocasının yerine yabancıları yeğleyen, zina eden bir kadındın! 
26O 016:033 Fahişelere ücret ödenir. Oysa sen bütün oynaşlarına armağanlar dağıttın. Fahişelik etmek için her yandan sana gelsinler diye rüşvet verdin. 
26O 016:034 Fahişeliğinde öbür kadınlara benzemiyorsun. Çünkü fahişelik edesin diye kimse senin peşine düşmüyor. Ücret ödeyen sensin, kimse sana ücret ödemiyor. Bu yüzden öbürlerine benzemiyorsun. 
26O 016:035 ‹‹ ‹Bu nedenle, ey fahişe, RABbin sözünü dinle! 
26O 016:036 Egemen RAB şöyle diyor: Yüzsüzlüğün ortaya döküldüğü, oynaşlarınla fahişelik ederken çıplaklığın meydana çıktığı için, bütün iğrenç putların yüzünden, onlara çocuklarının kanını verdiğin için, 
26O 016:037 düşüp kalktığın bütün oynaşlarını -sevdiklerini de nefret ettiklerini de- toplayacağım. Sana karşı onları her yandan toplayacak, çıplaklığını onların önüne sereceğim; bütün çıplaklığını görecekler. 
26O 016:038 Sana zina eden, kan döken kadınlara verilen cezayı vereceğim. Kanını akıtarak seni öfkemin ve kıskançlığımın öcüne terk edeceğim. 
26O 016:039 Seni oynaşlarının eline teslim edeceğim. Fuhuş yuvalarını yıkacak, yüksek tapınma yerlerini bozacaklar. Üzerindeki giysileri soyacak, güzel mücevherlerini alıp seni çırılçıplak bırakacaklar. 
26O 016:040 Halkı sana karşı kışkırtacaklar. Seni taşlayacak, kılıçlarıyla delik deşik edecekler. 
26O 016:041 Evlerini ateşe verecek, seni birçok kadının gözü önünde yargılayacaklar. Fahişeliklerine son vereceğim, artık oynaşlarına ücret ödemeyeceksin. 
26O 016:042 Böylece sana karşı öfkem yatışacak, kıskançlığım dinecek. Susacak, bir daha öfkelenmeyeceğim. 
26O 016:043 ‹‹ ‹Madem gençlik günlerini anımsamadın, yaptıklarınla beni öfkelendirdin, ben de yaptıklarını senin başına getireceğim. Böyle diyor Egemen RAB. Bu iğrenç uygulamalarına ek olarak ahlaksızlık da ettin. 
26O 016:044 ‹‹ ‹Herkes senin için şu deyişi söyleyecek: Annesi nasılsa kızı da öyle. 
26O 016:045 Sen kocasından ve çocuklarından tiksinen annenin kızısın; kocalarından ve çocuklarından tiksinen kızkardeşlerinin kızkardeşisin. Annen Hititli, baban Amorluydu. 
26O 016:046 Kızlarıyla senin kuzeyinde yaşayan Samiriye ablan, kızlarıyla senin güneyinde yaşayan Sodom kızkardeşindir. 
26O 016:047 Sen yalnız onların yolunda yürümekle, onların iğrenç uygulamalarına uymakla kalmadın, bütün yaptıklarınla kısa sürede onlardan daha büyük kötülük ettin. 
26O 016:048 Varlığım hakkı için diyor Egemen RAB, kızkardeşin Sodomla kızları, kızlarınla senin yaptıklarını asla yapmadılar. 
26O 016:049 ‹‹ ‹Kızkardeşin Sodomun günahı şuydu: Kendisi de kızları da gururluydu, ekmeğe doymuşlardı, umursamazlardı. Düşküne, yoksula yardım elini uzatmadılar. 
26O 016:050 Kendilerini beğenmişlerdi. Önümde iğrenç şeyler yaptılar. Bu nedenle, gördüğün gibi onları önümden süpürüp attım. 
26O 016:051 Samiriye işlediğin günahın yarısını bile işlemedi. Sen onlardan çok daha iğrenç şeyler yaptın. Yaptığın iğrençliklerle kızkardeşlerini suçsuz çıkardın. 
26O 016:052 Düşeceğin utanca katlanacaksın. Çünkü kızkardeşlerini haklı gibi gösterdin. İşlediğin günahlar onlarınkinden daha iğrenç olduğundan senin yanında suçsuz kalıyorlar. Bunun için utan ve düşeceğin utanca katlan. Çünkü kızkardeşlerini suçsuz çıkardın! 
26O 016:053 ‹‹ ‹Sodomla kızlarını, Samiriyeyle kızlarını, onlarla birlikte de seni eski gönencine kavuşturacağım. 
26O 016:054 Utanca boğulacaksın. Bütün yaptıklarından ötürü kızkardeşlerine avuntu olacak ve utanacaksın. 
26O 016:055 Kızkardeşlerin Sodom ve Samiriye ile kızları eski durumlarına dönecekler; kızlarınla sen de öyle. 
26O 016:056 -57 204560 Kötülüğün açığa çıkmadan önce, gururlu olduğun günlerde kızkardeşin Sodomun adını bile anmıyordun. Şimdi sen de Edom kızlarıyla komşuları ve Filist kızlarınca -çevrende seninle alay edenlerce- küçümseniyorsun. 
26O 016:058 Ahlaksızlığının ve yaptığın iğrençliklerin sonuçlarına katlanacaksın. RAB böyle diyor. 
26O 016:059 ‹‹ ‹Egemen RAB şöyle diyor: Seninle yaptığım antlaşmayı bozarak içtiğin andı küçümsedin. Ben de hak ettiğin biçimde seni cezalandıracağım. 
26O 016:060 Gençlik günlerinde seninle yaptığım antlaşmayı anımsayacağım. Seninle sonsuza dek kalıcı bir antlaşma yapacağım. 
26O 016:061 Büyük, küçük kızkardeşlerini yanına aldığında yaptıklarını anımsayacak ve utanacaksın. Seninle yaptığım antlaşmada olmadığı halde onları kızların olsunlar diye sana vereceğim. 
26O 016:062 Seninle yeniden antlaşma yapacağım, benim RAB olduğumu anlayacaksın. 
26O 016:063 Bütün yaptıklarını bağışladığımda, anımsayacak ve utanacaksın. Utancından bir daha ağzını açmayacaksın. Egemen RAB böyle diyor.› ›› 
26O 017:001 RAB bana şöyle seslendi: 
26O 017:002 ‹‹Ey insanoğlu, İsrail halkına bir bilmece sor, simgesel bir öykü anlat. 
26O 017:003 De ki, ‹Egemen RAB şöyle diyor: Kanatları uzun ve güçlü, renk renk tüylerle dolu iri bir kartal Lübnana geldi, bir sedir ağacının tepesine konup onu ele geçirdi. 
26O 017:004 Ağacın tepesindeki filizleri koparıp ticaret ülkesine götürdü, tüccarlar kentine yerleştirdi. 
26O 017:005 ‹‹ ‹Ülkenin tohumundan alıp verimli toprağa ekti; onu söğüt ağacı gibi akarsuların kıyısına dikti. 
26O 017:006 Tohum filizlenip yerde yayılan bodur bir asma oldu. Dalları kartala doğru yayıldı, kökleriyse aşağıya, derine indi. Böylece dal salan, filiz veren bir asma oldu. 
26O 017:007 ‹‹ ‹Gelgelelim, kanatları güçlü, bol tüylü başka bir iri kartal da vardı. Asma bu kez dikildiği yerden köklerini bu kartala doğru çevirdi; sulasın diye dallarını ona doğru saldı. 
26O 017:008 Dallansın, ürün versin, görkemli bir asma olsun diye akarsuların kıyısındaki verimli toprağa dikilmişti.› 
26O 017:009 ‹‹Onlara de ki, ‹Egemen RAB şöyle diyor: Asma serpilecek mi? Kurusun diye ilk kartal kökünü söküp meyvesini koparmayacak mı? Asmanın yeni filizlenen bütün dalları kuruyacak. Kökünden söküp atmak için güçlü ele ya da büyük orduya gerek duyulmayacak. 
26O 017:010 Evet, asma dikilmiş, ama serpilip gelişecek mi? Doğu rüzgarı ona çarpınca büsbütün kurumayacak mı? Evet, filizlendiği yerde solup kuruyacak.› ›› 
26O 017:011 RAB bana şöyle seslendi: 
26O 017:012 ‹‹O asi halka de ki, ‹Bunların ne anlama geldiğini bilmiyor musunuz?› Onlara de ki, ‹Babil Kralı Yeruşalime gitti; kralını, önderlerini tutsak alıp kendisiyle birlikte Babile götürdü. 
26O 017:013 Sonra kralın soyundan gelen birini alıp ant içirerek onunla bir antlaşma yaptı. Ülkenin önderlerini de tutsak aldı. 
26O 017:014 Öyle ki, ülke gerilesin, bir daha yükselmesin, ancak yaptığı antlaşmayı yerine getirerek yaşayabilsin. 
26O 017:015 Ne var ki, Yahuda Kralı, kendisine at ve çok sayıda asker vermesi için Mısıra elçiler göndererek Babil Kralına başkaldırdı. Yahuda Kralı başaracak mı? Böyle şeyler yapan kurtulur mu? Yaptığı antlaşmayı bozan kurtulur mu? 
26O 017:016 ‹‹ ‹Egemen RAB, varlığım hakkı için diyor, onu tahta oturtan kralın ülkesinde, Babilde ölecek. Çünkü içtiği andı küçümsedi, yaptığı antlaşmayı bozdu. 
26O 017:017 Babilliler birçok kişiyi yok etmek için toprak rampalar, kuşatma duvarları yaptığında, firavun güçlü ordusu ve büyük kalabalıklarla savaşta ona yardımcı olmayacak. 
26O 017:018 Yaptığı antlaşmayı bozarak içtiği andı küçümsedi. Söz verdiği halde, bütün bunları yaptı. Bu yüzden kurtulmayacak. 
26O 017:019 ‹‹ ‹Bu nedenle Egemen RAB şöyle diyor: Varlığım hakkı için, bana içtiği andı küçümsediği, antlaşmamı bozduğu için onu cezalandıracağım. 
26O 017:020 Ağımı gereceğim, tuzağıma düşecek. Onu Babile getirecek, bana sadakatsizliğinden ötürü orada yargılayacağım. 
26O 017:021 En seçkin askerleri kılıçtan geçirilecek, sağ kalanlar dünyanın dört bucağına dağılacak. O zaman konuşanın ben RAB olduğumu anlayacaksınız. 
26O 017:022 ‹‹ ‹Egemen RAB şöyle diyor:<br />Sedir ağacının tepesinden<br />Bir filiz alıp dikeceğim.<br />En yüksek dallarından körpe bir çubuk koparıp<br />Yüksek, ulu bir dağın üzerine dikeceğim. 
26O 017:023 Onu İsrailin en yüksek dağının üzerine dikeceğim.<br />Dal budak salıp ürün verecek,<br />Görkemli bir sedir ağacı olacak.<br />Her çeşit kuş dallarına tüneyecek,<br />Gölgesinde barınacak. 
26O 017:024 Bütün orman ağaçları<br />Her yüksek ağacı bodurlaştıranın,<br />Her bodur ağacı yükseltenin,<br />Her yeşil ağacı kurutanın<br />Ve kuru ağacı yeşertenin<br />Ben RAB olduğumu anlayacaklar.<br />Bunu ben RAB söylüyorum ve dediğimi yapacağım.› ›› 
26O 018:001 RAB bana şöyle seslendi: 
26O 018:002 ‹‹İsrail için, ‹Babalar koruk yedi,<br />Çocukların dişleri kamaştı› diyorsunuz.<br />Bu deyişle ne demek istiyorsunuz? 
26O 018:003 ‹‹Varlığım hakkı için diyor Egemen RAB, İsrailde artık bu deyişi ağzınıza almayacaksınız. 
26O 018:004 Her yaşayan can benimdir. Babanın canı da, çocuğun canı da benimdir. Ölecek olan, günah işleyen candır. 
26O 018:005 ‹‹Diyelim ki, adil ve doğru olanı yapan doğru bir adam var. 
26O 018:006 Dağlarda putlara sunulan kurbandan yemez,<br />İsrail halkının putlarına bel bağlamaz.<br />Komşusunun karısını kirletmez,<br />Âdet gören kadına yaklaşmaz. 
26O 018:007 Kimseye haksızlık etmez,<br />Rehin olarak aldığını geri verir,<br />Soygunculuk etmez,<br />Aç olana ekmeğini verir,<br />Çıplağı giydirir. 
26O 018:008 Faizle para vermez,<br />Aşırı kâr gütmez.<br />Elini kötülükten çeker,<br />İki kişi arasında doğrulukla yargılar. 
26O 018:009 Kurallarımı izler,<br />İlkelerimi özenle uygular.<br />İşte böyle biri doğru kişidir.<br />O yaşayacaktır. Egemen RAB böyle diyor. 
26O 018:010 ‹‹Diyelim ki, bu adamın zorba, kan döken,<br />Kardeşine bunlardan birini yapan bir oğlu var. 
26O 018:011 Babası bunlardan hiçbirini yapmazken,<br />Oğul dağlarda putlara sunulan kurbandan yer,<br />Komşusunun karısını kirletir. 
26O 018:012 Düşküne, yoksula haksızlık eder,<br />Soygunculuk eder,<br />Rehini geri vermez.<br />Putlara bel bağlar,<br />İğrenç şeyler yapar. 
26O 018:013 Faizle para verir, aşırı kâr güder.<br />Böyle biri yaşayacak mı?<br />Hayır, yaşamayacak!<br />Bütün bu iğrençlikleri yapmıştır, öldürülecektir.<br />Onun kanından kendisi sorumlu olacaktır. 
26O 018:014 ‹‹Diyelim ki, bu oğulun da bir oğlu olur ve babasının işlediği bütün günahları görür,<br />Ama hiçbirini yapmaz; 
26O 018:015 Dağlarda putlara sunulan kurbandan yemez,<br />İsrail halkının putlarına bel bağlamaz,<br />Komşusunun karısını kirletmez; 
26O 018:016 Kimseye haksızlık etmez,<br />Rehin almaz,<br />Soygunculuk etmez,<br />Aç olana ekmeğini verir,<br />Çıplağı giydirir. 
26O 018:017 Böyle biri elini kötülükten çeker,<br />Faiz almaz, aşırı kâr gütmez,<br />Kurallarımı izler,<br />İlkelerimi uygularsa,<br />Babasının günahı yüzünden ölmeyecek,<br />Kesinlikle yaşayacaktır. 
26O 018:018 Ama babası kendi günahı yüzünden ölecektir.<br />Çünkü zorbalık etti, kardeşini soydu,<br />Halkı arasında iyi olmayanı yaptı. 
26O 018:019 ‹‹Ama siz, ‹Oğul neden babasının işlediği suçlardan sorumlu tutulmasın?› dersiniz. Bu oğul adil ve doğru olanı yapmış, bütün kurallarımı dikkatle izlemiştir. Böyle biri kesinlikle yaşayacaktır. 
26O 018:020 Ölecek olan günah işleyen kişidir. Oğul babasının suçundan sorumlu tutulamaz, baba da oğlunun suçundan sorumlu tutulamaz. Doğru kişi doğruluğunun, kötü kişi kötülüğünün karşılığını alacaktır. 
26O 018:021 ‹‹Kötü kişi işlediği bütün günahlardan döner, buyruklarıma uyar, adil ve doğru olanı yaparsa, kesinlikle yaşayacak, ölmeyecektir. 
26O 018:022 İşlediği günahlardan hiçbiri ona karşı anılmayacaktır. Doğruluğu sayesinde yaşayacaktır. 
26O 018:023 Ben kötü kişinin ölümünden sevinç duymam, ancak kötü kişinin kötü yollarından dönüp yaşamasından sevinç duyarım. Egemen RAB böyle diyor. 
26O 018:024 ‹‹Doğru kişi doğruluğundan döner, günah işler, kötü kişinin yaptığı bütün iğrenç şeyleri yaparsa, yaşayacak mı? Onun yaptığı doğru işlerin hiçbiri anılmayacaktır. Sadakatsizliği yüzünden suçludur, günahları yüzünden ölecektir. 
26O 018:025 ‹‹Siz yine de, ‹Rabbin yolu doğru değil› diyorsunuz. Ey İsrail halkı, dinle: Benim yolum mu doğru değil? Doğru olmayan sizin yollarınız değil mi? 
26O 018:026 Doğru kişi doğruluğundan döner de kötülük yaparsa, bu yüzden ölecek. Evet, işlediği günah yüzünden ölecektir. 
26O 018:027 Ama kötü kişi, yaptığı kötülükten döner, adil ve doğru olanı yaparsa, canını kurtaracaktır. 
26O 018:028 Çünkü isyanlarının farkına varıyor ve onlardan dönüyor. Böyle biri kesinlikle yaşayacak, ölmeyecektir. 
26O 018:029 Öyleyken, İsrail halkı, ‹Rabbin yolu doğru değil› diyor. Ey İsrail halkı, benim yollarım mı doğru değil? Doğru olmayan sizin yollarınız değil mi? 
26O 018:030 ‹‹Bu yüzden, ey İsrail halkı, sizleri, her birinizi yolunuza göre yargılayacağım. Egemen RAB böyle diyor. Dönün! İsyanlarınızdan dönün! Günahın sizi yıkıma sürüklemesine izin vermeyin. 
26O 018:031 İsyanlarınızı kendinizden uzaklaştırın. Yeni bir yürek, yeni bir ruh edinin. Neden öleceksin, ey İsrail halkı? 
26O 018:032 Çünkü ben kimsenin ölümünden sevinç duymam. Egemen RAB böyle diyor. Öyleyse günahınızdan dönün de yaşayın!›› 
26O 019:001 ‹‹Sen İsrail önderleri için şu ağıtı yak 
26O 019:002 ve de ki,  ‹‹ ‹Annen neydi? Aslanlar arasında dişi bir aslan!<br />Genç aslanlar arasında yatar,<br />Yavrularını beslerdi. 
26O 019:003 Büyüttüğü yavrulardan biri<br />Genç bir aslan oldu.<br />Avını kapıp parçalamayı öğrendi,<br />İnsan yiyen bir aslan oldu. 
26O 019:004 Haberi uluslar arasında duyuldu.<br />Kurdukları tuzağa düştü,<br />Onu çengellerle Mısıra sürüklediler. 
26O 019:005 Dişi aslan bekledi, umudunun boşa çıktığını görünce,<br />Yavrularından başka birini alıp<br />Genç bir aslan olarak yetiştirdi. 
26O 019:006 Yavru aslanlar arasında dolaşmaya başladı,<br />Genç bir aslan oldu.<br />Avını kapıp parçalamayı öğrendi,<br />İnsan yiyen bir aslan oldu. 
26O 019:007 Onların kalelerini yıktı,<br />Kentlerini viraneye çevirdi.<br />Ülkede yaşayan herkes<br />Onun kükreyişinden dehşete düştü. kadınlarını tanıdı››. 
26O 019:008 Çevredeki uluslar üzerine geldiler,<br />Ağlarını gerdiler,<br />Onu tuzağa düşürdüler. 
26O 019:009 Çengel takıp onu kafese koydular<br />Ve Babil Kralına götürdüler.<br />İsrail dağlarında kükreyişi bir daha duyulmasın diye<br />Onu gözetim altında tuttular. 
26O 019:010 ‹‹ ‹Annen su kıyısındaki bağında<br />Dikilmiş bir asma gibiydi.<br />Bol su sayesinde dal budak saldı,<br />Ürün verdi. 
26O 019:011 Dalları kral asası olacak kadar güçlendi.<br />Asma boy attı,<br />Bulutlara dek yükseldi.<br />Yüksekliği ve dallarının çokluğu<br />Herkesçe görüldü. 
26O 019:012 Ama onu öfkeyle kökünden söküp yere attılar.<br />Doğu rüzgarı ürününü kuruttu.<br />Güçlü dalları koparılıp kurudu,<br />Ateş onları yakıp yok etti. 
26O 019:013 Şimdi çöle,<br />Kurak, susuz bir yere dikildi. 
26O 019:014 Gövdesi ateş aldı,<br />Filizini, ürününü yakıp yok etti.<br />Kral asası olacak kadar güçlü dalı kalmadı.›<br />Bu bir ağıttır ve ağıt olarak kalacaktır.›› 
26O 020:001 Sürgünlüğümüzün yedinci yılı, beşinci ayın onuncu günü, İsrail ileri gelenlerinden bazı kişiler RABbe danışmak için gelip önüme oturdular. 
26O 020:002 RAB o sırada bana seslendi: 
26O 020:003 ‹‹İnsanoğlu, İsrail ileri gelenlerine de ki, ‹Egemen RAB şöyle diyor: Bana danışmaya mı geldiniz? Varlığım hakkı için diyor Egemen RAB, bana danışmanıza izin vermeyeceğim.› 
26O 020:004 ‹‹Onları yargılayacak mısın? Ey insanoğlu, onları yargılayacak mısın? Öyleyse onlara atalarının iğrenç uygulamalarını anımsat. 
26O 020:005 Onlara de ki, ‹Egemen RAB şöyle diyor: İsraili seçtiğim gün Yakup soyuna ant içtim ve kendimi Mısırda onlara açıkladım. Ant içerek, Tanrınız RAB benim dedim. 
26O 020:006 O gün, onları Mısırdan çıkaracağıma, kendileri için seçtiğim en güzel ülkeye, süt ve bal akan ülkeye götüreceğime söz verdim. 
26O 020:007 Onlara, herkes bel bağladığı iğrenç putları atsın, Mısır putlarıyla kendinizi kirletmeyin, Tanrınız RAB benim dedim. 
26O 020:008 ‹‹ ‹Ne var ki, bana karşı geldiler, beni dinlemek istemediler. Bel bağladıkları iğrenç putları hiçbiri atmadı, Mısır putlarını da bırakmadılar. Bu yüzden Mısırda öfkemi onların üzerine yağdıracağımı, kızgınlığımı dökeceğimi söyledim. 
26O 020:009 Ama aralarında yaşadıkları ulusların gözünde adıma leke gelmesin diye bunu yapmadım. Bu ulusların gözü önünde İsraillileri Mısırdan çıkararak kendimi onlara açıklamıştım. 
26O 020:010 Bu yüzden İsraillileri Mısırdan çıkarıp çöle götürdüm. 
26O 020:011 Uygulayan kişiye yaşam veren kurallarımı onlara verdim, ilkelerimi tanıttım. 
26O 020:012 Kendilerini kutsal kılanın ben RAB olduğumu anlasınlar diye aramızda bir belirti olarak Şabat günlerimi de onlara verdim. 
26O 020:013 ‹‹ ‹Böyleyken İsrail halkı çölde bana başkaldırdı. Uygulayan kişiye yaşam veren kurallarımı izlemediler, ilkelerimi reddettiler. Şabat günlerimi de hiçe saydılar. Bu yüzden çölde öfkemi üzerlerine yağdırıp onları yok edeceğimi söyledim. 
26O 020:014 Ama İsraillileri Mısırdan çıkardığımı gören ulusların gözünde adıma leke gelmesin diye bunu yapmadım. 
26O 020:015 Ben de kendilerine verdiğim en güzel ülkeye, süt ve bal akan ülkeye onları götürmeyeceğime çölde ant içtim. 
26O 020:016 Çünkü ilkelerimi reddettiler, kurallarımı izlemediler, Şabat günlerimi hiçe saydılar. Yürekleri putlarına bağlıydı. 
26O 020:017 Yine de onlara acıdım, onları yok etmedim, çölde işlerine son vermedim. 
26O 020:018 Çölde çocuklarına atalarınızın kurallarını izlemeyin, ilkelerine göre yaşamayın, putlarıyla kendinizi kirletmeyin dedim. 
26O 020:019 Ben Tanrınız RABbim, benim kurallarımı izleyin, benim ilkelerim uyarınca yaşayın. 
26O 020:020 Aramızda bir belirti olsun diye Şabat günlerimi kutsal sayın. O zaman benim Tanrınız RAB olduğumu anlayacaksınız dedim. 
26O 020:021 ‹‹ ‹Ne var ki, çocuklar bana karşı geldiler. Kurallarımı izlemediler. Uygulayan kişiye yaşam veren ilkelerim uyarınca dikkatle yaşamadılar. Şabat günlerimi hiçe saydılar. Bu yüzden çölde öfkemi üzerlerine yağdıracağımı, kızgınlığımı dökeceğimi söyledim. 
26O 020:022 Ama elimi geri çektim, İsraillileri Mısırdan çıkardığımı gören ulusların gözünde adıma leke gelmesin diye bunu yapmadım. 
26O 020:023 Onları ulusların arasına dağıtacağıma, başka ülkelere göndereceğime çölde ant içtim. 
26O 020:024 Çünkü ilkelerimi izlemediler, kurallarımı reddettiler. Şabat günlerimi hiçe saydılar, gözlerini atalarının putlarına diktiler. 
26O 020:025 Ben de onlara iyi olmayan kurallar, yaşam vermeyen ilkeler verdim. 
26O 020:026 Her ilk doğan çocuğu ateşte kurban ederek sundukları sunularla kendilerini kirletmelerine izin verdim. Öyle ki, onları dehşete düşüreyim de benim RAB olduğumu anlasınlar.› 
26O 020:027 ‹‹Bu nedenle, ey insanoğlu, İsrail halkına de ki, ‹Egemen RAB şöyle diyor: Atalarınız yine ihanet etmekle bana küfretmiş oldular. 
26O 020:028 Kendilerine vermeye ant içtiğim ülkeye onları getirdiğimde, gördükleri her yüksek tepede, sık yapraklı her ağacın altında kurbanlarını kestiler. Beni öfkelendiren sunularını, güzel kokulu sunularıyla dökmelik sunularını orada sundular. 
26O 020:029 Onlara gittikleri bu puta tapılan yerin ne olduğunu sordum.› ›› Orası bugün de Bama adıyla anılıyor. 
26O 020:030 ‹‹Bu nedenle İsrail halkına de ki, ‹Egemen RAB şöyle diyor: Atalarınız gibi siz de kendinizi kirletecek misiniz? Onların putlarına gönül verecek misiniz? 
26O 020:031 Şimdiye dek oğullarınızı ateşte kurban edip sunularınızı sunmakla, putlarınızla kendinizi kirlettiniz. Öyleyken gelip bana danışmanıza izin verir miyim, ey İsrail halkı? Varlığım hakkı için diyor Egemen RAB, bana danışmanıza izin vermeyeceğim. 
26O 020:032 ‹‹ ‹Siz ağaca, taşa tapan öteki uluslar gibi, dünyadaki öbür halklar gibi olmak istiyoruz diyorsunuz. Ama bu düşündükleriniz hiçbir zaman gerçekleşmeyecek. 
26O 020:033 Varlığım hakkı için diyor Egemen RAB, sizi güçlü ve kudretli elle, şiddetli öfkeyle yöneteceğim. 
26O 020:034 Güçlü ve kudretli elle, şiddetli öfkeyle sizi uluslar arasından çıkaracak, dağılmış olduğunuz ülkelerden toplayacağım. 
26O 020:035 Sizi ulusların çölüne getirecek, orada yüz yüze yargılayacağım. 
26O 020:036 Atalarınızı Mısır Çölünde nasıl yargıladıysam, sizi de öyle yargılayacağım. Egemen RAB böyle diyor. 
26O 020:037 Sizi yoklayıp antlaşmama bağlı kalmanızı sağlayacağım. 
26O 020:038 Aranızda bana karşı gelenlerle başkaldıranları ayıracağım. Onları yaşadıkları ülkelerden çıkaracağım. Ama İsrail ülkesine girmeyecekler. O zaman benim RAB olduğumu anlayacaksınız. 
26O 020:039 ‹‹ ‹Ey İsrail halkı, Egemen RAB şöyle diyor: Her biriniz gidip putlarınıza tapının! Ama sonra beni dinleyeceksiniz ve armağanlarınızla, putlarınızla bir daha kutsal adımı kirletmeyeceksiniz. 
26O 020:040 Çünkü kutsal dağımda, İsrailin yüksek dağında, diyor Egemen RAB, bütün İsrail halkı orada, ülkede bana kulluk edecek. Orada onları kabul edeceğim. Orada sunularınızı, seçme armağanlarınızı, bütün kutsal adaklarınızı isteyeceğim. 
26O 020:041 Sizi ulusların arasından çıkarıp dağılmış olduğunuz ülkelerden topladığımda, beni hoşnut eden bir koku gibi kabul edeceğim. Ulusların gözü önünde aranızda kutsallığımı göstereceğim. 
26O 020:042 Sizleri atalarınıza vermeye ant içtiğim ülkeye, İsrail ülkesine getirdiğimde, benim RAB olduğumu anlayacaksınız. 
26O 020:043 Bütün yaptıklarınızı, kendinizi kirlettiğiniz bütün uygulamaları orada anımsayacak, yaptığınız kötülüklerden ötürü kendinizden tiksineceksiniz. 
26O 020:044 Ey İsrail halkı, kötü yollarınıza, yozlaşmış uygulamalarınıza göre değil, adım uğruna sizinle ilgilendiğimde, benim RAB olduğumu anlayacaksınız. Egemen RAB böyle diyor.› ›› 
26O 020:045 RAB bana şöyle seslendi: 
26O 020:046 ‹‹İnsanoğlu, yüzünü güneye çevir, güneye seslen, Negev Ormanına karşı peygamberlik et. 
26O 020:047 Negev Ormanına de ki, ‹RABbin sözüne kulak ver. Egemen RAB şöyle diyor: Senin içinde ateş tutuşturacağım. Ateş bütün ağaçlarını -yeşil ağacı da kuru ağacı da- yiyip bitirecek. Tutuşan alev söndürülemeyecek. Güneyden kuzeye, her yüz ateşin sıcağından kavrulacak. 
26O 020:048 Ateşi tutuşturanın ben RAB olduğumu herkes görecek, ateş söndürülmeyecek.› ›› 
26O 020:049 Bunun üzerine, ‹‹Ah, ey Egemen RAB!›› dedim, ‹‹Onlar benim için, ‹Simgesel öyküler anlatan adam değil mi bu?› diyorlar.›› 
26O 021:001 RAB bana şöyle seslendi: 
26O 021:002 ‹‹Ey insanoğlu, yüzünü Yeruşalime çevir, kutsal yerlerine karşı konuş, İsrail ülkesine karşı peygamberlik et. 
26O 021:003 Ona de ki, ‹RAB şöyle diyor: Ben sana karşıyım! Kılıcımı kınından çıkaracak, içindeki doğru kişiyi de kötü kişiyi de kesip yok edeceğim. 
26O 021:004 Doğru kişiyi de kötü kişiyi de kesip yok etmek için kılıcım kınından çıkacak ve güneyden kuzeye herkese karşı olacak. 
26O 021:005 Böylece herkes kılıcını kınından çıkaranın ben RAB olduğumu anlayacak. Onu bir daha yerine koymayacağım.› 
26O 021:006 ‹‹Sen, ey insanoğlu, inle! Onların gözü önünde ezik bir yürekle acı acı inle! 
26O 021:007 Sana, ‹Neden böyle inliyorsun?› diye sorduklarında, ‹Yakında duyulacak haberden ötürü› diye yanıtlayacaksın. ‹Her yürek eriyecek, her el gevşeyecek, her ruh baygın düşecek, her dizin bağı çözülecek. Evet, haber duyulacak! Bu kesinlikle yerine gelecek.› Egemen RAB böyle diyor.›› 
26O 021:008 RAB bana şöyle seslendi: 
26O 021:009 ‹‹İnsanoğlu, peygamberlik et ve de ki, ‹Rab şöyle diyor:  ‹‹ ‹Kılıç, kılıç,<br />Bilendi, cilalandı. 
26O 021:010 Öldürmek için bilendi,<br />Şimşek gibi çaksın diye cilalandı.<br />Nasıl sevinebiliriz?<br />Kılıç oğlumun asasını sıradan bir sopa gibi küçümsedi. 
26O 021:011 Kılıç kullanılmak için<br />Cilalanmaya verildi;<br />Öldürenin eline verilsin diye bilenip cilalandı. 
26O 021:012 İnsanoğlu, bağır, haykır!<br />Çünkü bu kılıç halkıma karşı;<br />Bütün İsrail önderlerine karşı.<br />Onlar halkımla birlikte kılıca teslim edildiler.<br />Bunun için bağrını döv. 
26O 021:013 ‹‹ ‹Deneme kuşkusuz gelecek. Kılıcın küçümsediği asa varlığını sürdüremezse ne olur? Böyle diyor Egemen RAB.› 
26O 021:014 ‹‹Sen, ey insanoğlu, peygamberlik et, el çırp.<br />Bırak kılıç iki, üç kez vursun.<br />Bu öldüren bir kılıçtır,<br />Çok sayıda insan kıran,<br />İnsanı her yandan saran kılıçtır. 
26O 021:015 Yürekleri erisin,<br />Tökezleyip düşenler çok olsun diye<br />Bütün kapılarında öldürmek için<br />Görevlendirdim kılıcı.<br />Ah, kılıç şimşek gibi parladı,<br />Öldürmek için bilendi. 
26O 021:016 Ey kılıç, sağa, sonra sola savrul,<br />Ağzın nereye dönerse, oraya savrul! 
26O 021:017 Ben de elimi çırpacağım<br />Ve öfkem dinecek.<br />Bunu ben RAB söylüyorum.›› 
26O 021:018 RAB bana şöyle seslendi: 
26O 021:019 ‹‹İnsanoğlu, Babil Kralının kılıcı gelsin diye iki yol belirle; ikisi de aynı ülkeden başlamalı. Kent yolunun başladığı yere bir işaret koy. 
26O 021:020 Ammonluların Rabba Kentine ya da Yahudaya ve surlarla çevrili Yeruşalime ilerlesin diye kılıç için yol belirle. 
26O 021:021 Çünkü Babil Kralı iki yolun ayrıldığı, yolların çatallaştığı yerde fala bakmak için duracak. Okları silkeleyecek, aile putlarına danışacak, kurban edilen bir hayvanın ciğerine bakacak. 
26O 021:022 Kütük yerleştirmek, öldür buyruğunu vermek, savaş naraları atmak, kapılara kütük yerleştirmek, toprak rampalar oluşturmak, kuşatma duvarları yapmak için sağ elinde Yeruşalimi gösteren ok olacak. 
26O 021:023 Onunla ant içerek antlaşma yapanlar fala yanlış bakıldığını sanacak. Ama kral suçlarını anımsatıp onları tutsak alacak. 
26O 021:024 ‹‹Bundan ötürü Egemen RAB şöyle diyor: ‹Madem suçlarınızı, isyanlarınızı anımsattırdınız, bütün uygulamalarınızda günahlarınızı açığa çıkardınız, madem bütün bunları yaptınız, siz de tutsak alınıp götürüleceksiniz. 
26O 021:025 ‹‹ ‹Sen, ey saygısız, kötü İsrail önderi, günün yaklaştı, sonunda yargı günün geldi. 
26O 021:026 Egemen RAB şöyle diyor: Sarığı çıkar, tacı kaldır. Artık eskisi gibi olmayacak. Alçakgönüllü yükseltilecek, gururlu alçaltılacak. 
26O 021:027 Yıkım! Yıkım! Kenti yerle bir edeceğim! Hak sahibi gelinceye dek onarılmayacak. Kenti ona vereceğim.› 
26O 021:028 ‹‹Sen, ey insanoğlu, peygamberlik et ve de ki, ‹Aşağılayıcı sözler söyleyen Ammonlular için Egemen RAB şöyle diyor:  ‹‹ ‹Kılıç, kılıç,<br />Öldürmek için kınından çekilmiş,<br />Yok etmek için,<br />Şimşek gibi parlamak için cilalanmış! 
26O 021:029 Size ilişkin görümler aldatıcıdır,<br />Açılan fal yalandır.<br />Öldürülecek kötülerin enseleri üzerine<br />Yerleştirileceksin, ey kılıç!<br />Onların günü yaklaştı,<br />Sonunda yargı günleri geldi. 
26O 021:030 Kılıç kınına koyulsun!<br />Yaratıldığınız yerde,<br />Atalarınızın ülkesinde<br />Yargılayacağım sizi. 
26O 021:031 Öfkemi üzerinize dökeceğim,<br />Kızgınlığımı üzerinize üfleyeceğim;<br />Acımasız adamların,<br />Yakıp yok etmekte usta kişilerin eline<br />Teslim edeceğim sizi. 
26O 021:032 Ateşe yakıt olacaksınız,<br />Kanınız ülkenizin ortasında dökülecek,<br />Bir daha anılmayacaksınız.<br />Çünkü bunu ben RAB söylüyorum.› ›› 
26O 022:001 RAB bana şöyle seslendi: 
26O 022:002 ‹‹İnsanoğlu, Yeruşalimi yargılayacak mısın? Kan döken bu kenti yargılayacak mısın? Öyleyse bütün iğrenç uygulamalarını ona bildir. 
26O 022:003 Şöyle diyeceksin: ‹Egemen RAB diyor ki: Ey kendi içinde kan dökerek yıkımını hazırlayan, putlar yaparak kendini kirleten kent! 
26O 022:004 Döktüğün kan yüzünden suçlu bulundun, yaptığın putlarla kirlendin. Böylece günlerin yaklaştı, yıllarının sonuna ulaştın. Bu yüzden seni uluslara alay konusu edeceğim, bütün ülkelerin gözünde seni gülünç duruma düşüreceğim. 
26O 022:005 Ey adı kötüye çıkmış, kargaşa dolu kent, yakındakiler de uzaktakiler de seninle alay edecekler. 
26O 022:006 ‹‹ ‹İşte içindeki her İsrail önderi yetkisini kullanarak kan döküyor. 
26O 022:007 Senin içinde anneye, babaya kötü davrandılar, yabancıya baskı yaptılar, öksüze, dul kadına haksızlık ettiler. 
26O 022:008 Benim kutsal eşyalarıma saygısızlık ettin, Şabat günlerimi hiçe saydın. 
26O 022:009 Kan dökmek için iftira edenler, dağlarda putlara kurban edilen hayvanları yiyenler, kendilerini şehvete kaptıranlar senin içinde yaşıyor. 
26O 022:010 Babalarının karılarıyla yatanlar, âdet gören dinsel açıdan kirli kadınlarla cinsel ilişki kuranlar senin içinde yaşıyor. 
26O 022:011 Senin içinde kimi komşusunun karısıyla iğrenç şeyler yaptı; kimi utanmadan gelinini kirletti; kimi öz kızkardeşiyle ilişki kurdu. 
26O 022:012 Senin içinde kan dökmek için rüşvet aldılar. Faiz aldın, tefecilik yaptın, zorbalıkla komşularından haksız kazanç sağladın. Beni unuttun. Egemen RAB böyle diyor. 
26O 022:013 ‹‹ ‹Edindiğiniz haksız kazançtan, içinizde döktüğünüz kandan ötürü ellerimi birbirine vuracağım. 
26O 022:014 Sizinle uğraşacağım gün cesaretiniz kalacak mı? Elleriniz güçlü olabilecek mi? Bunu ben RAB söylüyorum ve dediğimi yapacağım. 
26O 022:015 Sizi uluslar arasına dağıtıp ülkelere süreceğim. Sizdeki ruhsal kirliliğe son vereceğim. 
26O 022:016 Ulusların gözünde aşağılanacak ve benim RAB olduğumu anlayacaksınız.› ›› 
26O 022:017 RAB bana şöyle seslendi: 
26O 022:018 ‹‹İnsanoğlu, İsrail halkı benim için cüruf gibi oldu. Hepsi potada tunç, kalay, demir, kurşundur; gümüşün cürufudur. 
26O 022:019 Bundan ötürü Egemen RAB şöyle diyor: ‹Hepiniz cüruf gibi olduğunuz için sizi Yeruşalimin ortasına toplayacağım. 
26O 022:020 Eritmek için ateşi üfleyerek gümüşü, tuncu, demiri, kurşunu, kalayı nasıl potaya atıyorlarsa, ben de öfkemle, kızgınlığımla sizi toplayacak, kentin ortasına koyup eriteceğim. 
26O 022:021 Sizi toplayacak, öfkemin ateşini üzerinize üfleyeceğim; siz de kentin içinde eriyip yok olacaksınız. 
26O 022:022 Gümüş potada nasıl erirse, siz de kentin içinde öyle eriyeceksiniz. O zaman üzerinize kızgınlığını dökenin ben, RAB olduğumu anlayacaksınız.› ›› 
26O 022:023 RAB bana şöyle seslendi: 
26O 022:024 ‹‹İnsanoğlu, ülkeye de ki, ‹Sen öfke günü temizlenmemiş, üzerine yağmur yağmamış bir ülkesin.› 
26O 022:025 Önderleri kükreyen, avını parçalayan aslan gibi orada düzen kurdular. Canlara kıydılar, hazineler, değerli nesneler aldılar, birçok kadını dul bıraktılar. 
26O 022:026 Kâhinleri yasamı hiçe saydılar, kutsal eşyalarımı kirlettiler, kutsalla bayağı arasındaki ayrımı yapmadılar, kirliyle temiz arasındaki farkı öğretmediler, Şabat günlerimden gözlerini çevirdiler. Kutsallığımı önemsemediler. 
26O 022:027 Yöneticileri avını parçalayan kurt gibidir. Haksız kazanç elde etmek için kan döküyor, canlara kıyıyorlar. 
26O 022:028 Peygamberleri uydurma görümlerle, yalan fal açarak bu suçları gizlediler; ben RAB konuşmadığım halde, ‹Egemen RAB şöyle diyor› diyorlar. 
26O 022:029 Ülke halkı baskı uyguladı, soygunculuk etti. Düşküne, yoksula baskı yaptı, yabancıya haksız yere kötü davrandı. ‹‹Peygamberleri››. 
26O 022:030 ‹‹İçlerinde duvarı örecek, gedikte durup önümde ülkeyi savunacak, onu yerle bir etmemi engelleyecek bir adam aradım, ama hiç kimseyi bulmadım. 
26O 022:031 Bunun için öfkemi üzerlerine boşaltacak, kızgınlığımla onları yakıp yok edeceğim. Yaptıklarını kendi başlarına getireceğim.›› Egemen RAB böyle diyor. 
26O 023:001 RAB bana şöyle seslendi: 
26O 023:002 ‹‹İnsanoğlu, bir anneden doğma iki kadın vardı. 
26O 023:003 Gençliklerinde Mısırda fahişelik ettiler. Memeleri orada okşandı, erdenliklerini orada yitirdiler. 
26O 023:004 Büyüğünün adı Ohola, küçüğünün Oholivaydı. Benim oldular; oğullar, kızlar doğurdular. Ohola Samiriyedir, Oholiva da Yeruşalim. 
26O 023:005 -6 206490 ‹‹Ohola benimken fahişelik etti. Oynaşları olan Asurlulara gönül verdi. Hepsi de genç, yakışıklı, lacivertler kuşanmış savaşçılar, valiler, komutanlar, atlı askerlerdi. 
26O 023:007 Asurluların en seçkin adamlarına fahişe olarak kendini verdi. Gönül verdiği bu kişilerin putlarına bağlanarak kendini kirletti. 
26O 023:008 Mısırda başladığı fahişeliği bırakmadı. Gençken onunla yattılar, erdenliğini bozdular, şehvetlerini onun üzerine boşalttılar. 
26O 023:009 ‹‹Bu nedenle onu oynaşlarının, gönül verdiği Asurluların eline teslim ettim. 
26O 023:010 Çıplaklığını açtılar, oğullarını, kızlarını aldılar, onu kılıçla öldürdüler. Kendisine verilen cezadan ötürü kadınlar arasında adı kötüye çıktı. 
26O 023:011 ‹‹Kızkardeşi Oholiva bunu gördü, ama şehveti ve fahişelikleri kızkardeşininkinden daha utanç vericiydi. 
26O 023:012 O da hepsi de genç, yakışıklı Asurlulara -valilere, komutanlara, iyi donanmış savaşçılara, atlılara- gönül verdi. 
26O 023:013 Kendisini ne kadar kirlettiğini gördüm. İkisi de aynı yolu izlediler. 
26O 023:014 -15 206570 ‹‹Oholiva fahişeliklerini giderek artırdı. Duvara oyulmuş insan resimlerini -bellerine kuşak, başlarına geniş sarık bağlamış kırmızı renkli Kildani resimlerini- gördü. Hepsi kökeni Kildan ülkesine dayanan Babil subaylarına benziyordu. 
26O 023:016 Oholiva görür görmez onlara gönül verdi, Kildan ülkesine ulaklar gönderdi. 
26O 023:017 Bunun üzerine Babilliler onunla yatakta sevişmek üzere geldiler, zina ederek onu kirlettiler. Onu öyle kirlettiler ki, sonunda hepsinden tiksinip yüzünü çevirdi. 
26O 023:018 Fahişeliklerini sergileyip çıplaklığını açınca kızkardeşinden tiksinerek yüzümü çevirdiğim gibi, ondan da tiksinerek yüzümü çevirdim. 
26O 023:019 Gençliğinde Mısırda yaptığı fahişelikleri anımsayarak, fahişeliğini daha da artırdı. 
26O 023:020 Erkeklik organları eşeğinkine, menileri aygırınkine benzeyen oynaşlarına gönül verdi. 
26O 023:021 Öyle ki, Mısırda gençliğindeki şehvet düşkünlüğünü özledin. Memelerin orada okşanmış, erdenliğini orada yitirmiştin. 
26O 023:022 ‹‹Bundan ötürü, ey Oholiva, Egemen RAB şöyle diyor: Tiksindiğin oynaşlarını sana karşı kışkırtacağım. Onları her yandan sana karşı ayaklandıracağım. 
26O 023:023 Babillileri, bütün Kildanileri, Pekotluları, Şoalıları, Koalıları, onlarla birlikte bütün Asurluları, yakışıklı gençleri -valileri, komutanları, subayları, ünlü adamları, atlıları- sana karşı ayaklandıracağım. 
26O 023:024 Silahlarla, savaş ve yük arabalarıyla, çok uluslu bir orduyla sana saldıracaklar. Seni her yandan büyük, küçük kalkanlarla, miğferlerle saracaklar. Cezalandırmaları için seni onların eline teslim edeceğim. Seni kendi kurallarına göre yargılayacaklar. 
26O 023:025 Öfkemi sana yönelteceğim, onların sana kızgınlıkla davranmalarını sağlayacağım. Burnunu, kulaklarını kesecekler. Sağ kalanları kılıçla öldürecekler. Oğullarını, kızlarını alacaklar, sağ kalanları ateş yakıp yok edecek. 
26O 023:026 Üzerindeki giysiyi soyacak, güzel mücevherlerini alacaklar. 
26O 023:027 Mısırda yaptığın ahlaksızlıklara, fahişeliklere son vereceğim. Böyle şeylere özlem duymayacak, bir daha Mısırı anımsamayacaksın. 
26O 023:028 ‹‹Egemen RAB şöyle diyor: Seni nefret ettiğin, tiksindiğin adamların eline teslim edeceğim. 
26O 023:029 -30 206710 Sana düşman gibi davranacak, emeğinin bütün ürününü alacaklar. Seni çırılçıplak bırakacaklar. Böylece utanç verici fahişeliklerin açığa çıkacak. Bütün bunlar şehvet düşkünlüğünden, fahişeliğin yüzünden başına geldi. Çünkü uluslarla fahişelik ettin, onların putlarıyla kendini kirlettin. 
26O 023:031 Kızkardeşinin yolunu izledin. Bu nedenle, sana onun kâsesinden içireceğim. 
26O 023:032 ‹‹Egemen RAB şöyle diyor:  Kızkardeşinin kâsesinden içeceksin,<br />O derin ve geniştir;<br />Sana gülecek, seninle alay edecekler,<br />Dopdolu bir kâse. 
26O 023:033 Sarhoş olacak, umutsuzluğa boğulacaksın,<br />Kızkardeşin Samiriyenin kâsesi<br />Yıkım, perişanlık kâsesidir. 
26O 023:034 Ondan içecek, tüketeceksin;<br />Parçalarını kemirecek<br />Ve göğsünü paralayacaksın.<br />Bunu ben söylüyorum diyor Egemen RAB. 
26O 023:035 ‹‹Bundan ötürü Egemen RAB şöyle diyor: Madem beni unuttun, bana sırt çevirdin, sen de ahlaksızlığının, fahişeliğinin cezasını yükleneceksin.›› 
26O 023:036 RAB bana seslendi: ‹‹İnsanoğlu, Oholayla Oholivayı yargılayacak mısın? Öyleyse onlara iğrenç uygulamalarını bildir. 
26O 023:037 Çünkü fahişelik ettiler, kan döktüler. Putlarıyla fahişelik ettiler; bana doğurdukları çocukları yiyecek olarak putlarına sundular. 
26O 023:038 -39 206790 Bununla kalmayarak, şunları da yaptılar: Çocuklarını putlara sundukları gün tapınağımı kirlettiler, Şabat günlerimi hiçe saydılar. Aynı gün tapınağıma girip onu kirlettiler. İşte tapınağımda bunları yaptılar. 
26O 023:040 ‹‹Siz iki kızkardeş uzaklarda yaşayan adamların gelmesi için ulaklar gönderdiniz. Adamlar gelince, onlar için yıkanıp gözlerinize sürme çektiniz, mücevherlerinizi taktınız. 
26O 023:041 Şık bir divanın üzerine oturdunuz, önüne bir sofra kurup üzerine buhurumu, zeytinyağımı koydunuz. 
26O 023:042 ‹‹Kaygısız kalabalığın sesi yankılandı çevresinde. Düzeysiz bir yığın kalabalıkla birlikte çölden Sabalılar getirildi. İki kızkardeşin koluna bilezikler taktılar, başlarına güzel bir taç koydular. 
26O 023:043 Fahişelikten yıpranmış kadın için, ‹Bırakın, fahişe olarak kullansınlar onu. Çünkü öyledir› dedim. 
26O 023:044 Onunla yattılar. Fahişeye gider gibi, bu iki ahlaksız kadının -Oholayla Oholivanın- yanına gittiler. 
26O 023:045 Ama doğru adamlar zina eden, kan döken kadınlara verilen cezayla onları cezalandıracaklar. Çünkü bu iki kadın fahişelik ettiler, elleri kanlıdır. 
26O 023:046 ‹‹Egemen RAB şöyle diyor: Onları dehşete düşürecek, mallarını yağmalayacak bir kalabalık salacağım üzerlerine. 
26O 023:047 Onları taşa tutacak, kılıçlarıyla parçalayacaklar; oğullarını, kızlarını öldürecek, evlerini ateşe verecekler. 
26O 023:048 ‹‹Ülkede ahlaksızlığa son vereceğim. Öyle ki, bütün kadınlar için bir uyarı olsun bu, sizin yaptığınız ahlaksızlığı yapmasınlar. 
26O 023:049 Yaptığınız fahişeliklerin karşılığını ödeyecek, putlara tapınarak işlediğiniz günahların cezasını çekeceksiniz. Böylece benim Egemen RAB olduğumu anlayacaksınız.›› 
26O 024:001 Sürgünlüğümüzün dokuzuncu yılı, onuncu ayın onuncu günü RAB bana şöyle seslendi: 
26O 024:002 ‹‹Ey insanoğlu, bu günü, bu günün tarihini tam olarak yaz. Çünkü Babil Kralı tam bu gün Yeruşalimi kuşatmaya başladı. 
26O 024:003 Bu asi halka simgesel bir öykü anlat. Onlara de ki, ‹Egemen RAB şöyle diyor:  ‹‹ ‹Kazanı ateşe koyun, ateşe koyun,<br />İçine su doldurun. 
26O 024:004 Etin parçalarını da koyun,<br />Etin en iyi parçalarını,<br />Budu ve döşü.<br />Seçme kemikleri de doldurun. 
26O 024:005 Sürünün en iyilerini seçin,<br />Kazanın altına odun yığın,<br />Bırakın su kaynasın,<br />Kemikler pişsin. 
26O 024:006 Egemen RAB diyor ki,<br />Kan döken o kentin vay başına!<br />Pas tutmuş,<br />Pasından temizlenmemiş o kazanın vay başına!<br />Kazandan eti kura çekmeden<br />Parça parça çıkarın. 
26O 024:007 Çünkü döktüğü kan ortalıkta duruyor;<br />Çıplak bir kayanın üzerine döktü kanı,<br />Toprakla örtülebilecek bir yere dökmedi. 
26O 024:008 Öfkeyi alevlendirmek,<br />Öç almak için,<br />Onun kanını çıplak bir kayanın üzerine döktüm ki, örtülemesin. 
26O 024:009 Egemen RAB şöyle diyor:<br />Kan döken kentin vay başına!<br />Ben kendim ateş için odun yığacağım. 
26O 024:010 Odunları yığ!<br />Ateşi tutuştur!<br />Eti iyice pişir!<br />Baharatı kat!<br />Kemikler kavrulsun! 
26O 024:011 Sonra boş kazanı<br />Ateş közlerinin üzerine koy.<br />Kızsın, bakırı yansın,<br />İçindeki pislik erisin,<br />Pası yok olsun. 
26O 024:012 Bütün emekler boşa çıktı,<br />Kazanın kalın pası çıkmıyor.<br />Ateş bile pası temizlemiyor. 
26O 024:013 Yaptığın ahlaksızlık seni kirletti.<br />Seni temizlemek istedim,<br />Ama sen pisliğinden temizlenmek istemedin.<br />Sana karşı öfkem yatışıncaya dek<br />Pisliğinden temizlenmeyeceksin. 
26O 024:014 Bunu ben RAB söylüyorum.<br />Harekete geçmenin zamanı geldi,<br />Esirgemeyeceğim,<br />Acımayacak, pişman olmayacağım.<br />Yollarına ve yaptıklarına göre yargılanacaksın.<br />Böyle diyor Egemen RAB.› ›› 
26O 024:015 RAB bana şöyle seslendi: 
26O 024:016 ‹‹İnsanoğlu, en çok sevdiğin kişiyi bir vuruşta senin elinden alacağım. Yas tutmayacak, ağlamayacak, gözyaşı dökmeyeceksin. 
26O 024:017 İçin için inle; ölüler için yas tutmayacaksın. Sarığın başında, çarığın ayaklarında kalsın; yüzünün alt kısmını örtme, yas tutanların yiyeceğini yeme.›› 
26O 024:018 Sabah halka seslendim, akşam karım öldü. Ertesi sabah bana söyleneni yaptım. 
26O 024:019 Halk bana, ‹‹Bu yaptıklarının bizimle ilgisi ne? Bize açıklamayacak mısın?›› diye sordu. 
26O 024:020 Bunun üzerine, ‹‹RAB bana şöyle seslendi›› dedim, 
26O 024:021 ‹‹İsrail halkına de ki, ‹Egemen RAB şöyle diyor: Övündüğünüz güç kaynağınız, gözünüzde değerli olan, yüreğinizin üzerine titrediği tapınağımın kirletilmesine izin vereceğim. Geride bıraktığınız oğullarınızla kızlarınız kılıçtan geçirilecek. 
26O 024:022 Ben ne yaptıysam, siz de aynısını yapacaksınız. Yüzünüzün alt kısmını örtmeyeceksiniz, yas tutanların yiyeceğini yemeyeceksiniz. 
26O 024:023 Sarıklarınız başlarınızda, çarıklarınız ayaklarınızda olacak. Yas tutmayacak, ağlamayacaksınız. Ancak günahlarınızın içinde eriyip yok olacaksınız, kendi aranızda inleyip duracaksınız. 
26O 024:024 Hezekiel sizin için bir belirti olacak; o ne yaptıysa, siz de aynısını yapacaksınız. Bunlar olunca, benim Egemen RAB olduğumu anlayacaksınız.› ‹‹İnsanların››. 
26O 024:025 -26 207140 ‹‹Övündükleri güç kaynağını, sevinçlerini, yüceliklerini, gözlerinde değerli olanı, yüreklerinin dilediğini, oğullarıyla kızlarını onlardan aldığım gün, yıkımdan kaçıp kurtulan biri gelip sana haberleri bildirecek, ey insanoğlu. 
26O 024:027 O gün dilin çözülecek, kaçıp kurtulanla konuşacak, bir daha suskun olmayacaksın. O gün onlar için bir belirti olacaksın. O zaman benim RAB olduğumu anlayacaklar.›› 
26O 025:001 RAB bana şöyle seslendi: 
26O 025:002 ‹‹İnsanoğlu, yüzünü Ammonlulara çevir, onlara karşı peygamberlik et. 
26O 025:003 Onlara de ki, ‹Egemen RABbin sözünü dinleyin! Egemen RAB şöyle diyor: Madem tapınağım kirletildiği, İsrail ülkesi viraneye çevrildiği, Yahuda halkı sürgüne gittiği zaman, Hah, hah! diyerek alay ettiniz, 
26O 025:004 ben de sizi miras olarak doğuda yaşayan halka teslim edeceğim. Obalarını, çadırlarını ülkenizde kuracaklar; ürününüzü yiyecek, sütünüzü içecekler. 
26O 025:005 Rabba Kentini develer için otlak, Ammon ülkesini sürüler için ağıl yapacağım. O zaman benim RAB olduğumu anlayacaksınız. 
26O 025:006 Egemen RAB şöyle diyor: Madem İsraille alay ederek ellerinizi çırptınız, ayaklarınızı yere vurdunuz, bütün yüreğinizle sevindiniz, 
26O 025:007 ben de size karşı elimi uzatacak, çapul malı olarak sizi uluslara teslim edeceğim. Sizi halklar arasından süpürüp atacak, ülkeler arasından söküp çıkaracak, yok edeceğim. O zaman benim RAB olduğumu anlayacaksınız.› ›› 
26O 025:008 ‹‹Egemen RAB şöyle diyor: ‹Madem Moav ve Seir halkı, Bakın, Yahuda halkının öteki uluslardan farkı yok, dedi, 
26O 025:009 ben de Moavın sınırını, ülkenin süsü olan sınır kentlerini, Beytyeşimot, Baal-Meon ve Kiryatayimi savunmasız bırakacağım. 
26O 025:010 Ammonlular uluslar arasında bir daha anılmasın diye Moavı Ammonlularla birlikte mülk olarak doğuda yaşayan halka vereceğim. 
26O 025:011 Böylece Moavı cezalandıracağım. O zaman benim RAB olduğumu anlayacaklar.› ›› 
26O 025:012 ‹‹Egemen RAB şöyle diyor: ‹Madem Edom Yahuda halkından öç alarak büyük suç işledi, 
26O 025:013 Egemen RAB şöyle diyor: Ben de Edoma karşı elimi uzatacak, insanları da hayvanları da yok edecek, ülkeyi viraneye çevireceğim. Temandan Dedana kadar Edomlular kılıçla vurulup yok olacaklar. 
26O 025:014 Halkım İsrail aracılığıyla Edomdan öç alacağım. İsrailliler onlara öfkem, kızgınlığım uyarınca davranacak. Böylece Edomlular öcümü anlayacaklar. Egemen RAB böyle diyor.› ›› 
26O 025:015 ‹‹Egemen RAB şöyle diyor: ‹Madem Filistliler Yahudaya acımasızca davrandılar, eskiden var olan düşmanlıklarıyla onu yerle bir ederek öç aldılar, 
26O 025:016 Egemen RAB şöyle diyor: Elimi Filistlilere karşı uzatacağım, Keretlileri söküp atacağım, kıyıda yaşayanlardan sağ kalanlarını yok edeceğim. 
26O 025:017 Onlardan ağır bir öç alacak, onları öfkeyle paylayacağım. Kendilerinden öç alınca, benim RAB olduğumu anlayacaklar.› ›› 
26O 026:001 Sürgünlüğümüzün on birinci yılı, ayın birinci günü RAB bana şöyle seslendi: 
26O 026:002 ‹‹İnsanoğlu, madem Sur Kenti, Yeruşalim için, ‹Oh, oh! Ulusların kapısı olan kent yıkıldı, kapıları bana açıldı. O viraneye döndü, ben zenginleşeceğim› dedi, 
26O 026:003 Egemen RAB şöyle diyor: Ey Sur, sana karşıyım! Deniz dalgalarını nasıl kabartırsa, ben de ulusları senin üzerine öyle saldırtacağım. 
26O 026:004 Surun duvarlarını yıkacak, kulelerini yerle bir edecekler. Toprağını kazıp süpürecek, seni çıplak bir kayalık haline getireceğim. 
26O 026:005 Sur denizin ortasında, balıkçıların ağ gerdikleri bir yer olacak. Egemen RAB böyle diyor. Uluslar Suru yağmalayacak, 
26O 026:006 Sura bağlı kıyı kentlerinde yaşayanları kılıçtan geçirecek. O zaman Surlular benim RAB olduğumu anlayacaklar. 
26O 026:007 ‹‹Egemen RAB şöyle diyor: Krallar kralı Babil Kralı Nebukadnessarı atlarla, savaş arabalarıyla, atlılarla, büyük bir orduyla kuzeyden Sura getiriyorum. 
26O 026:008 Sura bağlı kıyı kentlerinde yaşayanları kılıçtan geçirecek, size karşı kuşatma duvarları, toprak rampalar yapacak, kalkanını size karşı kaldıracak. 
26O 026:009 Duvarlarınızda gedik açmak için kütükler yerleştirecek, silahlarıyla kulelerinizi yıkacak. 
26O 026:010 Sayısız atının çıkardığı toz sizi örtecek. Duvarlarında gedik açılmış bir kente girer gibi kent kapılarınızdan girdiğinde, atlıların, tekerleklerin, savaş arabalarının gürültüsünden duvarlarınız sarsılacak. 
26O 026:011 Atlarının tırnakları bütün sokaklarınızı çiğneyecek. Halkınız kılıçtan geçirilecek, güçlü sütunlarınız devrilecek. 
26O 026:012 Servetinizi alacak, mallarınızı yağmalayacaklar. Duvarlarınızı yıkacak, güzel evlerinizi yerle bir edecekler. Taşlarınızı, kerestenizi, toprağınızı denize atacaklar. 
26O 026:013 Okuduğunuz gürültülü şarkılara son vereceğim. Lirlerinizin sesi bir daha duyulmayacak. 
26O 026:014 Sizi çıplak bir kayalık haline getireceğim, balıkçıların ağ gerdikleri bir yer olacaksınız. Bir daha kurulmayacaksınız. Çünkü ben RAB söylüyorum. Egemen RAB böyle diyor. 
26O 026:015 ‹‹Egemen RAB Sura şöyle diyor: Yıkımının sesinden, yaralıların iniltisinden, senin içinde yapılan kıyım yüzünden kıyı halkları titreyecek. 
26O 026:016 Kıyıda yaşayan bütün önderler tahtlarından inecek; kaftanlarını, işlemeli giysilerini çıkaracaklar. Dehşet içinde yere oturup her an titreyerek başlarına gelenlere şaşacaklar. 
26O 026:017 Sonra senin için şöyle bir ağıt yakacaklar:  ‹‹ ‹Nasıl oldu da yıkıldın,<br />Ey denizcilerin oturduğu ünlü kent!<br />Sen ve sende oturanlar,<br />Denizde güçlüydünüz.<br />Dehşet salmıştınız<br />Orada yaşayan herkese. 
26O 026:018 Yıkımın olduğu gün<br />Kıyı halkları titreyecek,<br />Orada yaşayanlar<br />Çöküşüne şaşacaklar.› 
26O 026:019 ‹‹Egemen RAB şöyle diyor: Issız kalmış kentler gibi seni viran bir kent yaptığım, engin denizleri üzerine boşalttığım, derin sular seni örttüğü zaman, 
26O 026:020 ölüm çukuruna inenlerle birlikte seni eski zaman insanlarının yanına indireceğim. Ölüm çukuruna inenlerle birlikte eski kalıntılar arasına, yeryüzünün derinliklerine yerleştireceğim. Öyle ki, bir daha dönüp yaşayanlar diyarında yerini almayasınfö. 
26O 026:021 Seni yılgınlığa düşüreceğim, bu senin sonun olacak. Seni arayacaklar ama bulamayacaklar. Egemen RAB böyle diyor.›› almayasın›› (bkz. Septuaginta), Masoretik metin ‹‹Dönmeyesin, yaşayanlar diyarında yücelik vereyim››. 
26O 027:001 RAB bana şöyle seslendi: 
26O 027:002 ‹‹İnsanoğlu, Sur Kenti için bir ağıt yak. 
26O 027:003 Denizin kıyısında kurulmuş, kıyı halklarıyla ticaret yapan Sur Kentine de ki, ‹Egemen RAB şöyle diyor:  ‹‹ ‹Ey Sur, güzellikte kusursuzum dedin. 
26O 027:004 Sınırların denizin bağrındaydı,<br />Kurucuların güzelliğini doruğa ulaştırdılar. 
26O 027:005 Bütün kerestelerini<br />Senirin çam ağaçlarından yaptılar,<br />Sana direk yapmak için<br />Lübnandan sedir ağaçları aldılar. 
26O 027:006 Küreklerini Başan meşelerinden,<br />Güverteni Kittim kıyılarından getirilen<br />Selvi ağaçlarından yaptılar,<br />Fildişiyle süslediler. 
26O 027:007 Mısırın işlemeli ince keteninden yelkenin,<br />Bayrağın oldu senin.<br />Güvertenin gölgeliği Elişa kıyılarının<br />Lacivert, mor kumaşındandı. 
26O 027:008 Kürekçilerin Saydalı ve Arvatlıydı,<br />Gemicilerin, içindeki becerikli kişilerdi, ey Sur. 
26O 027:009 Gemilerindeki gedikleri onaranlar<br />Gevalın deneyimli, usta adamlarıydı.<br />Denizdeki bütün gemiler ve denizciler<br />Mallarını değiş tokuş etmek için sana geldiler. 
26O 027:010 Persli, Ludlu, Pûtlu askerler<br />Ordunda hizmet etti.<br />Kalkanlarını, miğferlerini<br />Duvarlarına astılar,<br />Sana görkem kazandırdılar. 
26O 027:011 Arvattan, Helekten gelen adamlar<br />Çepeçevre duvarlarını korudular.<br />Gammattan gelen adamlar<br />Kulelerinde beklediler.<br />Kalkanlarını duvarlarına astılar.<br />Güzelliğini doruğa ulaştırdılar. 
26O 027:012 ‹‹ ‹Tarşiş seninle ticaret yaptı,<br />Sende her çeşit mal vardı.<br />Mallarına karşılık<br />Sana gümüş, demir, kalay, kurşun verdiler. 
26O 027:013 Yâvan, Tuval, Meşek seninle ticaret yaptı,<br />Mallarına karşılık<br />Sana köle ve tunç kaplar verdiler. 
26O 027:014 Beyttogarma halkı<br />Mallarına karşılık<br />Sana at, savaş atı, katır verdi. 
26O 027:015 Rodos halkı seninle ticaret yaptı.<br />Birçok kıyı halkı senin müşterindi.<br />Senden aldıkları mala karşılık<br />Fildişi ve abanoz verdiler. 
26O 027:016 Sende çok çeşit ürün olduğundan,<br />Edom seninle ticaret yaptı.<br />Mallarına karşılık<br />Sana firuze, mor kumaş, işlemeli giysiler,<br />İnce keten, mercan, yakut verdiler. 
26O 027:017 Yahuda ve İsrail seninle ticaret yaptı.<br />Mallarına karşılık<br />Sana Minnit buğdayı, darı, bal, zeytinyağı, pelesenk verdiler. 
26O 027:018 -19 207710 Ürünlerinin çeşitliliği, malının bolluğundan ötürü<br />Şam seninle ticaret yaptı.<br />Mallarına karşılık<br />Sana Helbon şarabıyla Sahar yünü,<br />Uzaldan getirilmiş şarap tekneleri verdi.<br />Sana getirilen mallar arasında<br />İşlenmiş demir, tarçın, güzel kokulu kamış vardı. metin ‹‹Vedan ve Yâvan halkı alışveriş yaptı››. 
26O 027:020 Dedan halkı mallarına karşılık<br />Sana eyerlik kumaş verdi. 
26O 027:021 Arabistan ve Kedar önderleri müşterindi,<br />Mallarına karşılık<br />Sana kuzu, koç, teke verdiler. 
26O 027:022 Saba ve Raama tüccarları seninle ticaret yaptı,<br />Mallarına karşılık<br />Sana her çeşit baharatın en iyisini, değerli taşlar, altın verdiler. 
26O 027:023 Harran, Kanne, Eden, Saba, Aşur, Kilmat tüccarları<br />Seninle ticaret yaptı. 
26O 027:024 Pazarlarındaki mallara karşılık<br />Güzel giysiler, lacivert kumaş, işlemeler,<br />Sık dokunmuş, iplerle sarılmış renkli halılar verdiler. 
26O 027:025 Ticaret gemileri senin mallarını taşıdı,<br />Denizin bağrında büyük yükle doldun. 
26O 027:026 Kürekçilerin seni açık denizlere götürdü,<br />Ama doğu rüzgarı<br />Denizin bağrında parçaladı seni. 
26O 027:027 Gemin kazaya uğrayacağı gün,<br />Zenginliğin, malların, ticari eşyaların,<br />Gemicilerin, kılavuzların, kalafatçıların,<br />Seninle ticaret yapanlar,<br />Askerlerin ve gemide olan herkes<br />Denizin derinliklerine batacak. 
26O 027:028 Gemicilerinin bağırışından<br />Kıyılar titreyecek. 
26O 027:029 Kürekçiler gemilerini bırakacak,<br />Gemicilerle kılavuzlar kıyıda duracak. 
26O 027:030 Yüksek sesle haykırıp<br />Senin için acı acı ağlayacaklar;<br />Başlarına toprak serpecek,<br />Külde yuvarlanacaklar. 
26O 027:031 Senin yüzünden başlarını tıraş edecek,<br />Çul kuşanacaklar.<br />Senin için acı acı ağlayacak,<br />Yas tutacaklar. 
26O 027:032 Ağlayıp yas tutarken,<br />Senin için bir ağıt yakacaklar:<br />Her yanı denizle çevrili Sur Kenti gibi<br />Susturulmuş bir kent var mı? 
26O 027:033 Malların denizaşırı ülkelere vardığında<br />Birçok ulusu doyurdun,<br />Büyük zenginliğin, çeşit çeşit malınla<br />Dünya krallarını zenginleştirdin. 
26O 027:034 Şimdiyse denizde, suların derinliklerinde<br />Darmadağın oldun,<br />Malların ve çalışanlarının tümü<br />Seninle birlikte battı. 
26O 027:035 Kıyı halkları<br />Başına gelenlere şaştılar;<br />Krallarının tüyleri korkudan diken diken oldu,<br />Yüzleri sarardı. 
26O 027:036 Ulusların arasındaki tüccarlar,<br />Başına gelenlere şaşacaklar;<br />Sonun korkunç oldu.<br />Bir daha var olmayacaksın.› ›› 
26O 028:001 RAB bana şöyle seslendi: 
26O 028:002 ‹‹İnsanoğlu, Sur önderine de ki, ‹Egemen RAB şöyle diyor:  ‹‹ ‹Gurura kapılıp<br />Ben tanrıyım,<br />Denizlerin bağrında,<br />Tanrının tahtında oturuyorum dedin.<br />Kendini Tanrı sandın,<br />Oysa sen Tanrı değil, insansın. 
26O 028:003 İşte, Danieldenfş daha bilgesin,<br />Kimse senden bir giz saklayamaz. 
26O 028:004 Bilgeliğin, anlayışın sayesinde,<br />Kendine servet biriktirdin,<br />Hazinelerine altın, gümüş yığdın. 
26O 028:005 Ticaretteki üstün becerilerin sayesinde<br />Servetini çoğalttın,<br />Zenginliğin seni gurura sürükledi. 
26O 028:006 Bu yüzden Egemen RAB şöyle diyor:<br />Madem kendini Tanrı gibi bilge sandın, 
26O 028:007 Ben de yabancıları, en acımasız ulusları<br />Üzerine göndereceğim.<br />Bilgeliğinin güzelliğine kılıç çekecek,<br />Görkemini kirletecekler. 
26O 028:008 Seni ölüm çukuruna indirecekler,<br />Denizlerin bağrında korkunç bir ölümle öleceksin. 
26O 028:009 O zaman seni öldürenlerin önünde<br />Ben Tanrıyım diyecek misin?<br />Seni öldürenlerin elinde<br />Sen Tanrı değil, insansın. 
26O 028:010 Yabancıların elinde,<br />Sünnetsizin ölümüyle öleceksin.<br />Egemen RAB böyle diyor.› ›› 
26O 028:011 RAB bana şöyle seslendi: 
26O 028:012 ‹‹İnsanoğlu, Sur Kralı için bir ağıt yak. Ona diyeceksin ki, ‹Egemen RAB şöyle diyor:  ‹‹ ‹Kusursuzlukta örnek biriydin,<br />Bilgeliğin ve güzelliğin eksiksizdi. 
26O 028:013 Sen Tanrının bahçesi Adendeydin.<br />Yakut, topaz, aytaşı,<br />Sarı yakut, oniks, yeşim,<br />Laciverttaşı, firuze, zümrütle, çeşit çeşit değerli taşla bezenmiştin.<br />Kakma ve oyma işlerin hep altındandı.<br />Bunlar yaratıldığın gün hazırlanmışlardı. 
26O 028:014 Meshedilmiş, koruyucu bir Keruv olarak<br />Seni oraya yerleştirdim.<br />Tanrının kutsal dağındaydın,<br />Yanan taşlar arasında dolaştın. 
26O 028:015 Yaratıldığın günden<br />Sende kötülük bulunana dek<br />Yollarında kusursuzdun. 
26O 028:016 Ticaretinin bolluğundan<br />Zorbalıkla doldun<br />Ve günah işledin.<br />Bu yüzden kirli bir şey gibi<br />Seni Tanrının dağından attım,<br />Yanan taşların arasından kovdum,<br />Ey koruyucu Keruv. 
26O 028:017 Güzelliğinden ötürü<br />Gurura kapıldın,<br />Görkeminden ötürü<br />Bilgeliğini bozdun.<br />Böylece seni yere attım,<br />Kralların önünde seni yüzkarası yaptım. 
26O 028:018 İşlediğin pek çok günah<br />Ve ticaretteki hileciliğin yüzünden<br />Kutsal yerlerini kirlettin.<br />Seni yakıp yok edecek<br />Bir ateş çıkardım içinden,<br />Bütün seyredenlerin gözü önünde<br />Seni yeryüzünde küle çevirdim. 
26O 028:019 Seni tanıyan bütün uluslar sana şaştı,<br />Sonun korkunç oldu.<br />Bir daha var olmayacaksın.› ›› olduğundan bildiğimiz Peygamber Daniel olmayabilir. 
26O 028:020 RAB bana şöyle seslendi: 
26O 028:021 ‹‹İnsanoğlu, yüzünü Saydaya çevir, ona karşı peygamberlik et. 
26O 028:022 Diyeceksin ki, ‹Egemen RAB şöyle diyor:  ‹‹ ‹İşte sana karşıyım, ey Sayda,<br />Senin içinde yüceleceğim.<br />Onları cezalandırınca,<br />Kutsallığımı onlara gösterince,<br />Benim RAB olduğumu anlayacaklar. 
26O 028:023 Üzerine salgın hastalık gönderecek,<br />Sokaklarında kan akıtacağım.<br />Kentin içinde, her yanında<br />Kılıçla yaralananlar düşüp ölecekler.<br />O zaman benim RAB olduğumu anlayacaklar.› ›› 
26O 028:024 ‹‹ ‹İsrail halkını küçümseyen<br />Çevre uluslardan hiçbiri<br />Bir daha İsrail için batan bir çalı,<br />Acıtan bir diken olmayacak.<br />O zaman benim RAB olduğumu anlayacaklar. 
26O 028:025 ‹‹ ‹Egemen RAB şöyle diyor: İsrail halkını aralarına dağılmış oldukları uluslardan topladığım, ulusların gözü önünde kutsallığımı gösterdiğim zaman kulum Yakupa verdiğim kendi ülkelerine yerleşecekler. 
26O 028:026 Orada güvenlik içinde yaşayacak, evler yapacak, bağlar dikecekler. Onları küçümseyen bütün çevre ulusları cezalandırdığımda güvenlik içinde yaşayacaklar. O zaman benim Tanrıları RAB olduğumu anlayacaklar.› ›› 
26O 029:001 Sürgünlüğümüzün onuncu yılı, onuncu ayın on ikinci günü RAB bana şöyle seslendi: 
26O 029:002 ‹‹İnsanoğlu, yüzünü firavuna çevir, ona ve Mısıra karşı peygamberlik et. 
26O 029:003 Onlara de ki, ‹Egemen RAB şöyle diyor:  ‹‹ ‹Kendi kanallarının içinde yatan<br />Büyük canavar firavun,<br />İşte, sana karşıyım.<br />Sen ki, Nil benimdir,<br />Onu kendim için yaptım dersin. 
26O 029:004 Çenelerine çengeller takacak,<br />Kanallarındaki balıkları<br />Senin pullarına yapıştıracağım.<br />Pullarına yapışmış balıklarla birlikte<br />Seni kanallarından çıkaracağım. 
26O 029:005 Seni de kanallarındaki bütün balıkları da<br />Çöle atacağım.<br />Kırlara düşeceksin,<br />Toplanmayacak, gömülmeyeceksin.<br />Seni yem olarak yabanıl hayvanlara<br />Ve yırtıcı kuşlara vereceğim. 
26O 029:006 O zaman Mısırda yaşayan herkes<br />Benim RAB olduğumu anlayacak. ‹‹ ‹Çünkü sen İsrail halkına kamış bir değnek oldun. 
26O 029:007 Seni elleriyle tuttuklarında parçalanıp onların omuzlarını yardın. Sana dayandıklarında parçalanıp bellerini burktun. durdurdun››. 
26O 029:008 ‹‹ ‹Bu yüzden Egemen RAB şöyle diyor: Üzerine halkını ve hayvanlarını öldürecek bir kılıç gönderiyorum. 
26O 029:009 Mısır kimsesiz bırakılacak, viraneye çevrilecek. O zaman benim RAB olduğumu anlayacaklar. ‹‹ ‹Madem Nil benimdir, onu ben yaptım dedin, 
26O 029:010 ben de sana ve kanallarına karşıyım. Mısırı Migdoldan Asvana, Kûş sınırına dek kimsesiz bırakacak, viraneye çevireceğim. 
26O 029:011 İçinden insan ayağı da, hayvan ayağı da geçmeyecek. Kırk yıl orada kimse yaşamayacak. 
26O 029:012 Mısırı ıssız kalmış ülkeler gibi ıssız bırakacağım. Kentleri, viran olmuş kentler arasında kırk yıl kimsesiz kalacak. Mısırlıları uluslar arasına gönderecek, ülkelere dağıtacağım. 
26O 029:013 ‹‹ ‹Egemen RAB şöyle diyor: Kırk yıl sonra onları dağılmış oldukları uluslardan toplayacağım. 
26O 029:014 Sürgündekileri geri getirip Patrosa, yurtlarına döndüreceğim. Orada güçsüz bir krallık oluşturacaklar. 
26O 029:015 Krallıkların en güçsüzü olacak, bir daha ulusların üzerinde egemenlik sürmeyecek. Ulusları yönetmesinler diye onları küçük düşüreceğim. 
26O 029:016 Mısır bir daha İsrail halkının güveneceği bir yer olmayacak. Ancak Mısırlılar onlara Mısıra dönmekle işledikleri günahı anımsatacaklar. O zaman İsrailliler benim Egemen RAB olduğumu anlayacaklar.› ›› 
26O 029:017 Sürgünlüğümüzün yirmi yedinci yılı, birinci ayın birinci günü RAB bana şöyle seslendi: 
26O 029:018 ‹‹İnsanoğlu, Babil Kralı Nebukadnessar ordusunu Sur Kentine karşı büyük bir saldırıya geçirdi; herkesin saçı döküldü, ağır yük yüzünden omuz derileri yüzüldü. Ama Sura karşı ordusunu saldırıya geçirmesine karşın, bundan ne kendisi ne de ordusu yararlandı. 
26O 029:019 Bu yüzden Egemen RAB şöyle diyor: Mısırı Babil Kralı Nebukadnessara vereceğim, onun servetini alıp götürecek. Ordusuna ücret olarak ülkeden yağmaladığı çapul malını dağıtacak. 
26O 029:020 Hizmetine karşılık Mısırı ona verdim; çünkü o da ordusu da bana hizmet ettiler. Egemen RAB böyle diyor. 
26O 029:021 ‹‹O gün İsrail halkını güçle donatacağım. Onların arasında senin dilini çözeceğim. O zaman benim RAB olduğumu anlayacaklar.›› 
26O 030:001 RAB bana şöyle seslendi: 
26O 030:002 ‹‹İnsanoğlu, peygamberlik et ve de ki, ‹Egemen RAB şöyle diyor:  ‹‹ ‹Ah o gün diye haykır. 
26O 030:003 Çünkü o gün yakın.<br />RABbin günü yakın,<br />Bulutların günü,<br />Ulusların yıkım zamanı. 
26O 030:004 Bir kılıç Mısıra karşı çıkacak.<br />Kûşu acılar saracak.<br />Mısırda vurulanlar yere serilince<br />Ülkenin serveti alınıp götürülecek,<br />Temelleri yok edilecek. 
26O 030:005 Mısırla birlikte Kûş, Pût, Lud,<br />Arabistan, Kuv ve antlaşma yaptığım halkım<br />Kılıçtan geçirilecek. 
26O 030:006 ‹‹ ‹RAB şöyle diyor:<br />Mısırı destekleyenler öldürülecek,<br />Mısırın övündüğü ordu çökecek,<br />Migdoldan Asvana dek kılıçtan geçirilecekler.<br />Böyle diyor Egemen RAB. 
26O 030:007 Kimsesiz kalmış ülkeler arasında<br />Kimsesiz kalacaklar.<br />Kentleri viran olmuş kentler gibi olacak. 
26O 030:008 Mısırı ateşe verdiğimde,<br />Onu destekleyenler ezildiğinde,<br />Benim RAB olduğumu anlayacaklar. 
26O 030:009 ‹‹ ‹O gün kaygısız Kûşluları korkutmak için gemilerle ulaklar göndereceğim. Mısırın yıkım günü geldiğinde korkuya kapılacaklar. İşte o gün geliyor. 
26O 030:010 ‹‹ ‹Egemen RAB şöyle diyor:<br />Babil Kralı Nebukadnessar aracılığıyla<br />Mısırın zenginliğine son vereceğim. 
26O 030:011 O ve ordusu, ulusların en acımasızı,<br />Ülkeyi yerle bir etmek için gelecekler.<br />Mısıra karşı kılıçlarını çekecek,<br />Ülkeyi öldürülenlerle dolduracaklar. 
26O 030:012 Nilin kanallarını kurutup<br />Ülkeyi kötü kişilere teslim edeceğim,<br />Ülkeyi de içindeki her şeyi de<br />Yabancılar eliyle viran edeceğim.<br />Bunu ben RAB söylüyorum. 
26O 030:013 Egemen RAB şöyle diyor:<br />Putları yok edecek,<br />Noftakifü değersiz putlara son vereceğim.<br />Mısırda artık önder olmayacak,<br />Ülkeye korku salacağım. 
26O 030:014 Patrosu viraneye çevirecek,<br />Soanı ateşe verecek,<br />No Kentini cezalandıracağım. 
26O 030:015 Öfkemi Mısırın kalesi Sin üzerine boşaltacak,<br />Kalabalık No halkına son vereceğim. 
26O 030:016 Mısırı ateşe vereceğim,<br />Sin acıdan kıvranacak,<br />No Kentinin surları yarılacak,<br />Noffü sürekli tedirgin olacak. 
26O 030:017 On Kenti ve Pi-Beset gençleri<br />Kılıçtan geçirilecek,<br />Oradaki halk sürgüne gönderilecek. 
26O 030:018 Tahpanheste Mısırın boyunduruğunu kırdığım zaman,<br />Orada gündüz geceye dönecek,<br />Övündüğü orduya son verilecek,<br />Kent bulutlarla kaplanacak,<br />Köylerindeki halk sürgüne gönderilecek. 
26O 030:019 Mısırı böyle cezalandırdığımda<br />Benim RAB olduğumu anlayacaklar.› ›› 
26O 030:020 Sürgünlüğümüzün on birinci yılı, birinci ayın yedinci günü RAB bana şöyle seslendi: 
26O 030:021 ‹‹İnsanoğlu, firavunun kolunu kırdım. İyileşmesin, kılıç tutacak kadar güçlenmesin diye kimse onu bağlamadı, sargı beziyle sarmadı. 
26O 030:022 Bu yüzden Egemen RAB şöyle diyor: Firavuna karşıyım. Her iki kolunu, sağlam olanı da kırık olanı da kıracağım. Kılıcı elinden düşüreceğim. 
26O 030:023 Mısırlıları uluslar arasına gönderecek, ülkelere dağıtacağım. 
26O 030:024 Babil Kralının kollarını güçlendirip kılıcımı onun eline vereceğim. Firavunun ise kollarını kıracağım. Babil Kralının önünde ağır yaralı biri gibi inleyecek. 
26O 030:025 Babil Kralının gücüne güç katacak, firavunun gücünü zayıflatacağım. Kılıcımı Babil Kralının eline verdiğimde ve o kılıcı Mısıra doğru uzattığında, benim RAB olduğumu anlayacaklar. 
26O 030:026 Mısırlılar'ı uluslar arasına gönderecek, ülkelere dağıtacağım. O zaman benim RAB olduğumu anlayacaklar.›› 
26O 031:001 Sürgünlüğümüzün on birinci yılı, üçüncü ayın birinci günü RAB bana şöyle seslendi: 
26O 031:002 ‹‹İnsanoğlu, firavuna ve halkına de ki,  ‹‹ ‹Görkemde kim seninle boy ölçüşebilir? 
26O 031:003 Asura bak! Lübnanda bir sedir ağacıydı,<br />Ormana gölge salan güzel dalları vardı.<br />Çok yüksekti, tepesi bulutlara erişiyordu. 
26O 031:004 Sular ağacı besledi,<br />Derin su kaynakları büyüttü.<br />Akarsular dikili olduğu yerin çevresine akıyor,<br />Kanalları kırdaki bütün ağaçlara erişiyordu. 
26O 031:005 Kırdaki bütün ağaçlardan daha çok büyüdü.<br />Bol su verildiği için<br />Dal budak saldı, dalları uzadı. 
26O 031:006 Kuşlar dallarına yuva yaptı,<br />Yabanıl hayvanlar dalları altında yavruladı,<br />Büyük uluslar gölgesinde yaşadı. 
26O 031:007 Güzellikte eşsizdi.<br />Dalları giderek uzadı,<br />Çünkü kökleri bol su alıyordu. 
26O 031:008 Tanrının bahçesindeki sedir ağaçlarından hiçbiri<br />Onunla boy ölçüşemezdi,<br />Çam ağaçları dalları kadar bile değildi.<br />Çınarlar onun dallarıyla boy ölçüşemezdi.<br />Tanrının bahçesindeki ağaçların hiçbiri<br />Onun kadar güzel değildi. 
26O 031:009 Sık dallarla o sedir ağacını güzelleştirdim.<br />Tanrının bahçesi Adendeki bütün ağaçlar onu kıskandı. 
26O 031:010 ‹‹ ‹Bu yüzden Egemen RAB şöyle diyor: Ağaç büyüyüp boy attığı, tepesi bulutlara eriştiği, büyüklüğünden ötürü gurura kapıldığı için 
26O 031:011 ben de onu kovdum, ulusların önderinin eline teslim ettim. Ona kötülüğü uyarınca davranacak. 
26O 031:012 Yabancı ulusların en acımasızı onu kesip yalnız bıraktı. Dalları dağlara, derelere düştü; ülkenin vadilerinde kesilmiş duruyor. Yeryüzündeki bütün uluslar gölgesinden çekilip onu bıraktılar. 
26O 031:013 Bütün kuşlar devrik ağaca kondu, yabanıl hayvanlar dalları arasına yerleşti. 
26O 031:014 Öyle ki, suların yakınında yetişen hiçbir ağaç böylesi büyüyüp boy atmasın, tepesini bulutlara eriştirmesin; bol suyla sulanan hiçbir ağaç bu denli yükselmesin. Çünkü hepsi ölüm çukuruna inen insanlarla birlikte ölüme, yerin derinliklerine gidecek. 
26O 031:015 ‹‹ ‹Egemen RAB şöyle diyor: Sedir ağacı ölüler diyarına indiği gün, ona yas tutsunlar diye derin su kaynaklarını kapattım. Irmaklarını durdurdum, gür sularının önünü kestim. O ağaç yüzünden Lübnanı karanlığa boğdum, bütün orman ağaçlarını kuruttum. 
26O 031:016 Ölüm çukuruna inenlerle birlikte onu ölüler diyarına indirdiğimde, yıkılışının gürültüsünden ulusları titrettim. O zaman Aden Bahçesindeki bütün ağaçlar, Lübnanın en seçkin, en iyi, bol sulanan ağaçları yerin derinliklerinde avunç buldu. 
26O 031:017 Gölgesinde yaşayanlar, uluslar arasında onu destekleyenler de onunla birlikte ölüler diyarına, kılıçla öldürülmüşlerin yanına indiler. 
26O 031:018 ‹‹ ‹Aden ağaçlarından hangisi görkem ve yücelikte seninle boy ölçüşebilir? Ama sen de Aden ağaçlarıyla birlikte yerin derinliklerine indirilecek, sünnetsizlere, kılıçla öldürülmüşlere katılacaksın. ‹‹ ‹İşte firavunla halkının sonu böyle olacaktır.› Egemen RAB böyle diyor.›› 
26O 032:001 Sürgünlüğümüzün on ikinci yılı, on ikinci ayın birinci günü RAB bana şöyle seslendi: 
26O 032:002 ‹‹İnsanoğlu, firavun için bir ağıt yak. Ona de ki,  ‹‹ ‹Uluslar arasında genç bir aslan gibi kendini öne sürdün,<br />Ama sen denizlerdeki bir canavar gibisin.<br />Irmaklarını karıştırır,<br />Ayaklarınla suları çalkalar,<br />Irmakları bulandırırsın.› ›› 
26O 032:003 Egemen RAB şöyle diyor:<br />‹‹Büyük bir kalabalıkla<br />Ağımı senin üzerine atacağım;<br />Onlar seni ağımla çekecekler. 
26O 032:004 Seni karaya atacak,<br />Kırlara fırlatacağım.<br />Gökte uçan kuşların senin üzerine konmalarını sağlayacağım,<br />Yeryüzündeki yabanıl hayvanlara<br />Seni yem olarak vereceğim. 
26O 032:005 Bedenini dağların üzerine serecek,<br />Vadileri çürüyen bedeninle dolduracağım. 
26O 032:006 Ülkeyi dağlara dek akan kanınla ıslatacağım,<br />Vadiler seninle dolacak. 
26O 032:007 Seni ortadan kaldırdığım zaman<br />Gökleri örtecek,<br />Yıldızları karartacak,<br />Güneşi bulutla kapatacağım.<br />Ay ışığını vermeyecek. 
26O 032:008 Senin yüzünden gökte ışık veren bütün cisimleri karartacak,<br />Ülkeni karanlığa gömeceğim.››<br />Böyle diyor Egemen RAB. 
26O 032:009 ‹‹Seni tanımadığın ülkelere,<br />Ulusların arasına sürgüne gönderdiğimde,<br />Pek çok halkın yüreği üzüntüyle sarsılacak. ‹‹Yıkıma uğrattığımda››. 
26O 032:010 Başına gelenlerden ötürü<br />Pek çok halkı şaşkına çevireceğim.<br />Kılıcımı önlerinde salladığım zaman,<br />Senin yüzünden krallar dehşetle ürperecek.<br />Yıkıma uğradığın gün<br />Hepsi kendi canı için<br />Her an korkuyla titreyecek. 
26O 032:011 Egemen RAB şöyle diyor:<br />Babil Kralının kılıcı üzerine gelecek. 
26O 032:012 Yiğitlerin, ulusların en acımasızının,<br />Senin halkını kılıçtan geçirmesine izin vereceğim.<br />Mısırın gururunu kıracak,<br />Bütün ordusunu yok edecekler. 
26O 032:013 Bol suların yanında bütün sığırlarını yok edeceğim.<br />Bundan böyle insan ayağı da hayvan ayağı da<br />Suları karıştırıp bulandırmayacak. 
26O 032:014 O zaman sularını dupduru kılacak,<br />Irmaklarını yağ gibi akıtacağım.<br />Egemen RAB böyle diyor. 
26O 032:015 Mısırı viraneye çevirdiğimde,<br />Ülkeyi her şeyden yoksun bıraktığımda,<br />Orada yaşayan herkesi yok ettiğimde,<br />Benim RAB olduğumu anlayacaklar.› 
26O 032:016 ‹‹Ona yakacakları ağıt budur. Ulusların kızları bu ağıtı yakacaklar. Mısır için, halkı için bu ağıtı yakacaklar.›› Egemen RAB böyle diyor. 
26O 032:017 Sürgünlüğümüzün on ikinci yılı, ayın on beşinci günü RAB bana şöyle seslendi: 
26O 032:018 ‹‹Ey insanoğlu, Mısır halkı için yas tut. Onları ve güçlü ulusların kızlarını ölüm çukuruna inenlerle birlikte yerin derinliklerine indir. 
26O 032:019 Onlara de ki, ‹Sen başkalarından daha mı güzelsin? Aşağı in ve oradaki sünnetsizlere katıl.› 
26O 032:020 Mısır halkı kılıçla öldürülenlerin arasına düşecek. Kılıç hazır, bırakın Mısır bütün halkıyla birlikte sürüklensin. 
26O 032:021 Güçlü önderler, ölüler diyarından, Mısır ve onu destekleyenler için, ‹Aşağı indiler, kılıçla öldürülen sünnetsizlerle birlikte burada yatıyorlar› diyecekler. 
26O 032:022 ‹‹Asur bütün ordusuyla orada. Kılıçtan geçirilmiş, ölmüş askerlerinin mezarları çevresini sarmış. 
26O 032:023 Mezarları ölüm çukurunun en dibinde, ordusu mezarının çevresinde duruyor. Yaşayanlar diyarında korku salanların hepsi kılıçtan geçirilmiş, ölmüş. 
26O 032:024 ‹‹Elam bütün halkıyla kendi mezarının çevresinde duruyor. Hepsi kılıçtan geçirilmiş, ölmüş, sünnetsiz olarak yerin derinliklerine inmiş. Yaşayanlar diyarında korku salmışlardı, şimdiyse utanç içinde ölüm çukuruna inenlere katıldılar. 
26O 032:025 Elam için öldürülenler arasında bir yatak yapıldı. Bütün halkı mezarının çevresinde. Hepsi sünnetsiz, kılıçtan geçirilerek ölmüş. Yaşayanlar diyarında korku salmışlardı, şimdiyse utanç içinde ölüm çukuruna inenlere katıldılar, öldürülenlerin arasına yerleştirildiler. 
26O 032:026 ‹‹Meşek ve Tuval bütün halkıyla kendi mezarları çevresinde duruyor. Hepsi sünnetsiz, kılıçtan geçirilerek öldürülmüş. Yaşayanlar diyarında korku salmışlardı. 
26O 032:027 Ölüler diyarına savaş silahlarıyla inen, kılıçları başlarının altına konan, kalkanları kemikleri üzerine yerleştirilen öbür öldürülmüş sünnetsiz yiğitlerle birlikte mezara konmayacak mı onlar? Oysa bu yiğitler yaşayanlar diyarında korku salmışlardı. 
26O 032:028 ‹‹Sen de, ey firavun, düşecek ve kılıçla öldürülenlerle birlikte sünnetsizlerin arasına konacaksın. 
26O 032:029 ‹‹Edom, kralları ve önderleriyle orada. Güçlü olmalarına karşın kılıçla öldürülenlerin yanına kondular. Ölüm çukuruna inenlerin, sünnetsizlerin yanında yatıyorlar. 
26O 032:030 ‹‹Bütün kuzey önderleri, bütün Saydalılar orada. Güçleriyle korku saldıkları halde öldürülenlerle birlikte utanç içinde indiler. Sünnetsiz olarak kılıçla öldürülenlerle birlikte utanç içinde ölüm çukuruna inenlerin yanına kondular. 
26O 032:031 ‹‹Firavunla ordusu kılıçla öldürülmüş bu büyük kalabalığı görünce avunç bulacak.›› Böyle diyor Egemen RAB. 
26O 032:032 ‹‹Yaşayanlar diyarında korku salmasını sağladığım halde, firavunla halkı, kılıçla öldürülenlerle birlikte sünnetsizlerin yanına konacak.›› Böyle diyor Egemen RAB. 
26O 033:001 RAB bana şöyle seslendi: 
26O 033:002 ‹‹İnsanoğlu, kendi halkına şöyle diyeceksin: ‹Bir ülkenin üzerine kılıç gönderdiğim, ülke halkı aralarından birini seçip bekçi atadığı, 
26O 033:003 bekçi kılıcın ülkenin üzerine yaklaştığını görüp halkı uyarmak için boru çaldığı zaman; 
26O 033:004 kim boru sesini işitip de uyarıyı dikkate almazsa, kılıç da gelip onu öldürürse, kanından kendisi sorumludur. 
26O 033:005 Boru sesini duymuş, ama uyarıyı dikkate almamıştır; kanından kendisi sorumludur. Uyarıyı dikkate alsaydı, canını kurtaracaktı. 
26O 033:006 Ne var ki, bekçi kılıcın ülkenin üzerine yaklaştığını görüp halkı uyarmak için boru çalmazsa, kılıç da gelip halktan birini öldürürse, o kişi kendi günahı içinde öldürülmüştür; kanından bekçiyi sorumlu tutacağım.› 
26O 033:007 ‹‹İnsanoğlu, seni İsrail halkına bekçi atadım. Benden bir söz duyar duymaz onları benim yerime uyaracaksın. 
26O 033:008 Kötü kişiye, ‹Ey kötü kişi, kesinlikle öleceksin› dediğim zaman, onu uyarmaz, kötü yolundan döndürmek için konuşmazsan, o kişi günahı içinde ölecek; ama onun kanından seni sorumlu tutacağım. 
26O 033:009 Ancak kötü kişiyi uyardığın halde yolundan dönmezse, o günahı içinde ölecek. Ama sen canını kurtarmış olacaksın. 
26O 033:010 ‹‹İnsanoğlu, İsrail halkına de ki, ‹Siz şöyle diyorsunuz: İsyanlarımızla günahlarımız bizi çökertiyor, onlardan ötürü eriyip yok oluyoruz. Durum böyleyken nasıl yaşayabiliriz?› 
26O 033:011 Onlara de ki, ‹Varlığım hakkı için diyor Egemen RAB, ben kötü kişinin ölümünden sevinç duymam, ancak kötü kişinin kötü yollarından dönüp yaşamasından sevinç duyarım. Dönün! Kötü yollarınızdan dönün! Niçin ölesiniz, ey İsrail halkı!› 
26O 033:012 ‹‹Sen, ey insanoğlu, halkına de ki, ‹Doğru kişi Tanrıya başkaldırırsa, doğruluğu onu kurtarmaz. Kötü kişi kötülüğünden döndüğü zaman kötülüğü yıkımına neden olmaz. Doğru kişi Tanrıya başkaldırırsa, doğruluğu yaşamasını sağlamaz.› 
26O 033:013 Doğru kişi için, ‹Kesinlikle yaşayacak› desem, ama o doğruluğuna güvenip de kötülük yapsa, yaptığı doğru işlerin hiçbiri anımsanmayacak. Yaptığı kötülükten ötürü ölecek. 
26O 033:014 Kötü kişiye, ‹Kesinlikle öleceksin› desem, ama o günahından dönüp adil ve doğru olanı yapsa, 
26O 033:015 aldığı rehini geri verse, çaldığını ödese, yaşam veren kurallar uyarınca davranıp günah işlemese kesinlikle yaşayacak, ölmeyecektir. 
26O 033:016 İşlediği günahlardan hiçbiri ona karşı anımsanmayacaktır, adil ve doğru olanı yapmıştır; kesinlikle yaşayacaktır. 
26O 033:017 ‹‹Senin halkın, ‹Rabbin yolu doğru değil› diyor. Oysa doğru olmayan onların yolu. 
26O 033:018 Doğru kişi doğruluğundan döner de kötülük yaparsa, yaptığı kötülüğün içinde ölecektir. 
26O 033:019 Kötü kişi yaptığı kötülükten döner de adil ve doğru olanı yaparsa, yaptığı bu işlerle yaşayacaktır. 
26O 033:020 Ey İsrail halkı, ‹Rabbin yolu doğru değil› diyorsun. Her birinizi kendi yoluna göre yargılayacağım.›› 
26O 033:021 Sürgünlüğümüzün on ikinci yılı, onuncu ayın beşinci günü Yeruşalimden kaçıp kurtulan biri yanıma gelip, ‹‹Kent düştü!›› dedi. 
26O 033:022 Akşam, Yeruşalimden kaçıp kurtulan adam gelmeden önce, RABbin eli üzerimdeydi, konuşamıyordum. Sabah o yanıma gelmeden RAB dilimi çözdü. Dilim açıldı, artık konuşabilirdim. 
26O 033:023 RAB bana şöyle seslendi: 
26O 033:024 ‹‹İnsanoğlu, İsrailin viran olmuş kentlerinde yaşayanlar, ‹İbrahim tek kişiyken ülkeyi miras almıştı. Oysa biz kalabalığız, ülke miras olarak bize verilmiştir› diyorlar. 
26O 033:025 Bu nedenle onlara de ki, ‹Egemen RAB şöyle diyor: Eti kanıyla yiyor, putlarınıza bel bağlıyor, kan döküyorsunuz. Yine de ülkeyi miras almayı mı umuyorsunuz? 
26O 033:026 Kılıcınıza güveniyor, iğrenç şeyler yapıyor, komşunuzun karısını kirletiyorsunuz. Yine de ülkeyi miras almayı mı umuyorsunuz?› 
26O 033:027 ‹‹Onlara de ki, ‹Egemen RAB şöyle diyor: Varlığım hakkı için, viran olmuş kentlerde yaşayanlar kılıçtan geçirilecek, kırda yaşayanları yem olarak yabanıl hayvanlara vereceğim, kalelerde, mağaralarda yaşayanlar salgın hastalıkla yok olacak. 
26O 033:028 Ülkeyi ıssız, kimsesiz bırakacağım, övündükleri güç son bulacak. İsrail dağları ıssız kalacak, oradan kimse geçmeyecek. 
26O 033:029 Yaptıkları iğrenç şeylerden ötürü ülkeyi ıssız, kimsesiz bıraktığım zaman benim RAB olduğumu anlayacaklar.› 
26O 033:030 ‹‹Sen, ey insanoğlu, halkın duvar diplerinde, evlerin kapıları önünde senin hakkında konuşuyor. Birbirlerine, ‹Haydi, gidip RABden gelen sözün ne olduğunu duyalım› diyorlar. 
26O 033:031 Halk her zamanki gibi sana geliyor. Benim halkım olarak önünde oturuyor, sözlerini dinliyor, ama dediklerini yapmıyorlar. Ağızlarıyla istekli olduklarını açıklıyorlar, ama yürekleri haksız kazanç peşinde. 
26O 033:032 Sen onlar için güzel sesle sevgi ezgileri okuyan, iyi çalgı çalan biri gibisin. Sözlerini dinliyor, ama dediklerini yapmıyorlar. 
26O 033:033 ‹‹Bütün bunlar gerçekleşince -ki gerçekleşecek- aralarında bir peygamber bulunduğunu anlayacaklar.›› 
26O 034:001 RAB bana şöyle seslendi: 
26O 034:002 ‹‹İnsanoğlu, İsrailin çobanlarına karşı peygamberlik et ve onlara, bu çobanlara şöyle de: ‹Egemen RAB diyor ki: Vay kendi kendini güden İsrail çobanlarına! Çobanların sürüyü gütmesi gerekmez mi? 
26O 034:003 Yağı yiyor, yünü giyiyor, besili koyunları kesiyorsunuz, ama sürüyü kayırmıyorsunuz. 
26O 034:004 Zayıfları güçlendirmediniz, hastaları iyileştirmediniz, yaralıların yarasını sarmadınız. Yolunu şaşıranları geri getirmediniz, yitikleri aramadınız. Ancak sertlik ve şiddetle onlara egemen oldunuz. 
26O 034:005 Çobanları olmadığı için dağıldılar, yabanıl hayvanlara yem oldular. 
26O 034:006 Koyunlarım bütün dağlarda, yüksek tepelerde başıboş dolandılar. Koyunlarım yeryüzüne dağıldı. Onları ne arayan var, ne soran. anlamına da gelir. 
26O 034:007 ‹‹ ‹Bu yüzden, ey çobanlar, RABbin sözünü dinleyin: 
26O 034:008 Varlığım hakkı için diyor Egemen RAB, çoban olmadığından koyunlarım yağma edildi, yabanıl hayvanlara yem oldu. Çobanlarım koyunlarımı aramadılar, onları güdeceklerine kendi kendilerini güttüler. 
26O 034:009 Onun için, ey çobanlar, RABbin sözünü dinleyin. 
26O 034:010 Egemen RAB şöyle diyor: Ben çobanlara karşıyım! Koyunlarımdan onları sorumlu tutacağım, koyunlarımı gütmelerine son vereceğim. Öyle ki, artık kendi kendilerini güdemeyecekler. Koyunlarımı onların ağzından kurtaracağım, artık onlara yem olmayacaklar. 
26O 034:011 ‹‹ ‹Egemen RAB şöyle diyor: Ben kendim koyunlarımı arayıp soracağım. 
26O 034:012 Dağılmış koyunlarının arasındaki bir çoban sürüsüyle nasıl ilgilenirse, ben de koyunlarımla öyle ilgileneceğim. Bulutlu, karanlık bir gün dağılmış oldukları her yerden onları kurtaracağım. 
26O 034:013 Onları ulusların arasından çıkaracak, ülkelerden toplayacak, kendi yurtlarına geri getireceğim. Onları İsrail dağlarında, vadilerde, ülkenin bütün oturulabilir yerlerinde güdeceğim. 
26O 034:014 Onları iyi bir otlakta güdeceğim; yaylaları İsrailin yüksek dağları üzerinde olacak. Orada iyi bir otlakta yatacak, İsrailin yüksek dağlarındaki verimli otlaklarda otlayacaklar. 
26O 034:015 Ben kendim koyunlarımı güdeceğim, onları kendim yatıracağım. Egemen RAB böyle diyor. 
26O 034:016 Yiteni arayacak, yolunu şaşıranı geri getireceğim. Yaralının yarasını saracak, zayıfı güçlendireceğim. Ama semizlerle güçlüleri yok edeceğim. Koyunlarımı adaletle güdeceğim. 
26O 034:017 ‹‹ ‹Siz, ey benim sürüm, Egemen RAB şöyle diyor: Koyunla koyun arasında yargıyı ben vereceğim. Koçlarla tekelere gelince, 
26O 034:018 iyi otlakta otlamanız yetmiyor mu ki, otlaklarınızın geri kalanını ayaklarınızla çiğniyorsunuz? Duru su içmeniz yetmiyor mu ki, geri kalan suyu ayaklarınızla bulandırıyorsunuz? 
26O 034:019 Koyunlarım ayaklarınızın çiğnediğini otlamak, ayaklarınızın bulandırdığını içmek zorunda kalıyor. 
26O 034:020 ‹‹ ‹Bu nedenle Egemen RAB onlara şöyle diyor: Semiz koyunla cılız koyun arasında ben kendim yargıçlık yapacağım. 
26O 034:021 Madem bütün cılız koyunları kovup dağıtıncaya dek böğrünüzle vuruyor, omuzunuzla itiyor, boynuzlarınızla kakıyorsunuz, 
26O 034:022 ben de koyunlarımı kurtaracağım, artık çapul malı olmayacaklar. Koyunla koyun arasında ben yargıçlık yapacağım. 
26O 034:023 Başlarına, onları güdecek tek çoban olarak kulum Davutu koyacağım. Onları o güdecek, çobanları o olacak. 
26O 034:024 Ben RAB onların Tanrısı olacağım, kulum Davut da onların arasında önder olacak. Ben RAB, böyle diyorum. 
26O 034:025 ‹‹ ‹Onlarla bir barış antlaşması yapacağım, ülkedeki yırtıcı hayvanları yok edeceğim. Çölde güvenlik içinde yaşayacak, ormanlarda uyuyacaklar. 
26O 034:026 Onları da dağımın çevresini de bereketli kılacağım. Yağmuru zamanında yağdıracağım. Bereketli yağmurlar olacak. 
26O 034:027 Kırdaki ağaçlar meyve verecek, toprak ürün verecek. Halk ülkesinde güvenlik içinde olacak. Boyunduruklarının bağlarını koparıp onları köle edenlerin elinden kurtardığım zaman benim RAB olduğumu anlayacaklar. 
26O 034:028 Artık ulusların çapul malı, yabanıl hayvanların yemi olmayacaklar. Güvenlik içinde yaşayacaklar, kimse onları korkutmayacak. 
26O 034:029 Onlar için ünlü bir fidanlık yetiştireceğim. Artık ülke kıtlıktan yok olmayacak, ulusların aşağılamasına uğramayacaklar. 
26O 034:030 O zaman ben Tanrıları RABbin onlarla birlikte olduğumu ve İsrail soyunun da benim halkım olduğunu anlayacaklar.› Böyle diyor Egemen RAB. 
26O 034:031 ‹Benim koyunlarım, otlağımın koyunları siz insanlarsınız. Ben sizin Tanrınız'ım.› Böyle diyor Egemen RAB.›› 
26O 035:001 RAB bana şöyle seslendi: 
26O 035:002 ‹‹İnsanoğlu, yüzünü Seir Dağına çevir, ona karşı peygamberlik et. 
26O 035:003 Ona de ki, ‹Egemen RAB şöyle diyor: Ey Seir Dağı, sana karşıyım! Elimi sana karşı uzatacak, seni viran edip kimsesiz bırakacağım. 
26O 035:004 Kentlerini yerle bir edeceğim, kimsesiz kalacaksın. O zaman benim RAB olduğumu anlayacaksın. 
26O 035:005 ‹‹ ‹Madem İsraillilere hep kin besledin, yıkıma uğradıklarında, cezalandırılmalarının zamanı doruğa ulaştığında, onları kılıca teslim ettin, 
26O 035:006 varlığım hakkı için diyor Egemen RAB, senin kanını akıtacağım, kan peşini bırakmayacak. Madem kan dökmekten nefret etmedin, kan peşini bırakmayacak. 
26O 035:007 Seir Dağını viran edip kimsesiz bırakacağım, oraya gidip geleni kesip atacağım. 
26O 035:008 Dağlarını ölülerle dolduracağım; kılıçtan geçirilenler senin tepelerinde, vadilerinde, derelerinde düşüp ölecekler. 
26O 035:009 Seni sonsuza dek viran edeceğim, kentlerinde kimse oturmayacak. O zaman benim RAB olduğumu anlayacaksın. 
26O 035:010 ‹‹ ‹Siz, bu iki ulus, bu iki ülke bizim olacak, onları miras alacağız demiştiniz. Oysa RAB oralardadır. 
26O 035:011 Bundan ötürü varlığım hakkı için diyor Egemen RAB, beslediğiniz kin yüzünden halkıma nasıl öfkeyle, kıskançlıkla davrandıysanız, ben de size öyle davranacağım. Sizi yargıladığım zaman onlara kendimi tanıtacağım. 
26O 035:012 O zaman İsrail dağlarına sövgülerinizi duyduğumu anlayacaksınız. Şöyle demiştiniz: ‹‹Yerle bir oldular, yutalım diye bize verildiler.›› 
26O 035:013 Bana karşı böbürlendiğinizi, saygısızca konuştuğunuzu da duydum. 
26O 035:014 Egemen RAB şöyle diyor: Bütün yeryüzü sevinirken, seni yerle bir edeceğim. 
26O 035:015 İsrail halkının mirası yerle bir olduğunda nasıl sevindinse, ben de sana öyle davranacağım. Ey Seir Dağı, viran olacaksın; bütün Edom da viran olacak. O zaman benim RAB olduğumu anlayacaklar.› ›› 
26O 036:001 ‹‹İnsanoğlu, İsrail dağlarına peygamberlik et ve de ki, ‹Ey İsrail dağları, RABbin sözünü dinleyin! 
26O 036:002 Egemen RAB şöyle diyor: Düşman sizin hakkınızda, Hah, hah! Bu eski tepeler mülkümüz oldu! dediği için 
26O 036:003 peygamberlik et ve de ki, Egemen RAB şöyle diyor: Dağlarınızı viran ettiler, sizi her yandan sıkıştırıp çiğnediler; böylece ulusların mülkü oldunuz, dile düştünüz, alay konusu oldunuz, 
26O 036:004 ey İsrail dağları, Egemen RABbin sözünü dinleyin! Egemen RAB dağlarla tepelere, vadilerle derelere, yıkıntılara, çevrenizdeki ulusların yağmasına, alayına uğramış, terk edilmiş kentlere şöyle diyor: 
26O 036:005 Egemen RAB şöyle diyor: Yürekleri sevinç dolu, aşağılayarak otlaklarınızı yağmalamak için ülkeme sahip çıkan öteki uluslara, özellikle Edoma karşı büyük bir kıskançlıkla konuştum.› 
26O 036:006 Bu nedenle İsrail ülkesi için peygamberlik et ve dağlara, tepelere, vadilere, derelere de ki, ‹Egemen RAB şöyle diyor: Ulusların aşağılamasına hedef olduğunuz için öfkeyle, kıskançlıkla konuştum. 
26O 036:007 Bu nedenle Egemen RAB şöyle diyor: Ant içiyorum ki, çevrenizdeki uluslar da aşağılanacaktır. 
26O 036:008 ‹‹ ‹Ama siz, ey İsrail dağları, dal budak salacak ve halkım İsrail için ürün vereceksiniz. Çünkü halkım İsrail yakında yurduna dönecek. 
26O 036:009 Sizi kayıracak, size yöneleceğim. İşlenecek, ekileceksiniz. 
26O 036:010 Ülkenizde yaşayanların sayısını, evet, bütün İsrail halkının sayısını çoğaltacağım. Kentlerde insanlar yaşayacak, yıkıntılar onarılacak. 
26O 036:011 Ülkenizdeki insan ve hayvan sayısını çoğaltacağım. Verimli olacak, çoğalacaklar. Geçmişte olduğu gibi ülkeniz insanlarla dolup taşacak. Sizi eskisinden daha verimli kılacağım. O zaman benim RAB olduğumu anlayacaksınız. 
26O 036:012 Ülkenize insanların, halkım İsrailin girmesini sağlayacağım. Sizi sahiplenecekler. Siz de onların mirası olacaksınız. Onları bir daha çocuklarından yoksun bırakmayacaksınız. 
26O 036:013 ‹‹ ‹Egemen RAB şöyle diyor: Ey ülke, insanlar sana insan yiyen, ulusunu çocuksuz bırakan ülke diyorlar. 
26O 036:014 Bundan böyle artık sen insan yemeyecek, ulusunu çocuksuz bırakmayacaksın. Egemen RAB böyle diyor. 
26O 036:015 Artık ulusların aşağılamalarını size işittirmeyeceğim. Ulusların aşağılamasına uğramayacaksınız. Halkınızın bir daha tökezlemesine izin vermeyeceksiniz.› Egemen RAB böyle diyor.›› 
26O 036:016 RAB bana şöyle seslendi: 
26O 036:017 ‹‹İnsanoğlu, İsrail halkı kendi ülkesinde yaşarken tutumu ve davranışlarıyla ülkeyi kirletti. Onların davranışı benim gözümde âdet gören bir kadının kirliliği gibiydi. 
26O 036:018 Bu yüzden öfkemi üzerlerine boşalttım. Çünkü ülkede kan döktüler, putlarıyla onu kirlettiler. 
26O 036:019 Onları uluslara dağıttım, ülkelere yayıldılar. Onları tutumlarına ve davranışlarına göre yargıladım. 
26O 036:020 Ulusların arasında her gittikleri yerde kutsal adımı kirlettiler. Çünkü onlar için, ‹Bu RABbin halkı, öyleyken ülkesinden çıkmak zorunda kaldı› dendi. 
26O 036:021 İsrail halkının gittiği uluslar arasında kirlettiği kutsal adımın onuru için kaygılandım. 
26O 036:022 ‹‹Bu nedenle İsrail halkına de ki, ‹Egemen RAB şöyle diyor: Ey İsrail halkı, sizin hatırınız için değil, gittiğiniz uluslar arasında kirlettiğiniz kutsal adımın hatırı için bunları yapacağım. 
26O 036:023 Uluslar arasında kirlenen, onlar arasında kirlettiğiniz büyük adımın kutsallığını göstereceğim. Onların gözü önünde kutsallığımı sizin aracılığınızla kanıtladığımda, uluslar benim RAB olduğumu anlayacaklar. Egemen RAB böyle diyor. 
26O 036:024 ‹‹ ‹Sizi uluslar arasından alacak, bütün ülkelerden toplayıp ülkenize geri getireceğim. 
26O 036:025 Üzerinize temiz su dökeceğim, arınacaksınız. Sizi bütün kirliliklerinizden ve putlarınızdan arındıracağım. 
26O 036:026 Size yeni bir yürek verecek, içinize yeni bir ruh koyacağım. İçinizdeki taştan yüreği çıkaracak, size etten bir yürek vereceğim. 
26O 036:027 Ruhumu içinize koyacağım; kurallarımı izlemenizi, buyruklarıma uyup onları uygulamanızı sağlayacağım. 
26O 036:028 Atalarınıza verdiğim ülkede yaşayacak, benim halkım olacaksınız, ben de sizin Tanrınız olacağım. 
26O 036:029 Sizi bütün kirliliklerinizden kurtaracağım. Buğdaya seslenecek ve onu çoğaltacağım. Artık size kıtlık göndermeyeceğim. 
26O 036:030 Ulusların arasında bir daha kıtlık utancı çekmemeniz için ağaçların meyvesini, tarlaların ürününü çoğaltacağım. 
26O 036:031 O zaman kötü yollarınızı, kötü işlerinizi anımsayacaksınız. Günahlarınız, iğrenç uygulamalarınız yüzünden kendinizden tiksineceksiniz. 
26O 036:032 Bunu sizin hatırınız için yapmadığımı iyi bilin. Egemen RAB böyle diyor. Davranışlarınızdan utanın, yüzünüz kızarsın, ey İsrail halkı! 
26O 036:033 ‹‹ ‹Egemen RAB şöyle diyor: Sizi bütün günahlarınızdan arıttığım gün, kentlerinizde yaşamanızı sağlayacağım; yıkıntılar onarılacak. 
26O 036:034 Gelip geçenlerin gözünde viran olan ülkenin toprakları işlenecek. 
26O 036:035 Şöyle diyecekler: Viran olan bu ülke Aden bahçesi gibi oldu; yıkılıp yerle bir olmuş, kimsesiz kalmış kentler yeniden güçlendiriliyor, içinde oturuluyor. 
26O 036:036 O zaman çevrenizde kalan uluslar yıkılanı yeniden yapanın, çıplak yerleri yeniden dikenin ben RAB olduğumu anlayacaklar. Bunu ben RAB söylüyorum ve dediğimi yapacağım.› 
26O 036:037 ‹‹Egemen RAB şöyle diyor: İsrail halkının benden yine yardım dilemesini sağlayacak ve onlar için şunu yapacağım: Onları bir koyun sürüsü gibi çoğaltacağım. 
26O 036:038 Bayramlarda Yeruşalim nasıl kurbanlık hayvanlarla doluyorsa, viran olmuş kentler de insan topluluklarıyla öyle dolup taşacak. O zaman benim RAB olduğumu anlayacaklar.›› 
26O 037:001 RABbin eli üzerimdeydi, Ruhuylafç beni dışarı çıkardı, kemiklerle dolu bir ovanın ortasına koydu. 
26O 037:002 Beni onların arasında her yöne dolaştırdı. Ovada her yere yayılmış, tamamen kurumuş pek çok kemik vardı. 
26O 037:003 RAB, ‹‹İnsanoğlu, bu kemikler canlanabilir mi?›› diye sordu. Ben, ‹‹Sen bilirsin, ey Egemen RAB›› diye yanıtladım. 
26O 037:004 Bunun üzerine, ‹‹Bu kemikler üzerine peygamberlik et›› dedi, ‹‹Onlara de ki, ‹Kuru kemikler, RABbin sözünü dinleyin! 
26O 037:005 Egemen RAB bu kemiklere şöyle diyor: İçinize ruh koyacağım, canlanacaksınız. 
26O 037:006 Size kaslar verecek, üzerinizde et oluşturacağım, sizi deriyle kaplayacağım. İçinize ruh koyacağım, canlanacaksınız. O zaman benim RAB olduğumu anlayacaksınız.› ›› 
26O 037:007 Böylece bana verilen buyruk uyarınca peygamberlik ettim. Ben peygamberlik ederken bir gürültü oldu, bir takırtı duyuldu. Kemikler birbirleriyle birleşiyordu. 
26O 037:008 Baktım, işte üzerlerinde kaslar, etler oluşuyor, üstlerini deri kaplıyordu. Ama onlarda ruh yoktu. 
26O 037:009 Sonra bana şöyle dedi: ‹‹Rüzgarafç peygamberlik et, insanoğlu, peygamberlik et ve de ki, ‹Egemen RAB şöyle diyor: Ey rüzgar, gel dört yandan es. Bu öldürülmüşlerin üzerine üfle ki canlansınlar!› ›› 
26O 037:010 Böylece bana verilen buyruk uyarınca peygamberlik ettim. Onların içine solukfç girince canlanıp ayağa kalktılar. Çok, çok büyük bir kalabalık oluşturuyorlardı. ‹‹Soluk›› anlamına da gelir. 
26O 037:011 Sonra bana, ‹‹İnsanoğlu, bu kemikler bütün İsrail halkını simgeliyor›› dedi, ‹‹Onlar, ‹Kemiklerimiz kurudu, umudumuz yok oldu, bittik› diyorlar. 
26O 037:012 Bu yüzden peygamberlik et ve onlara de ki, ‹Egemen RAB şöyle diyor: Ey halkım, mezarlarınızı açıp sizi oradan çıkaracak, İsrail ülkesine geri getireceğim. 
26O 037:013 Mezarlarınızı açıp sizi çıkardığım zaman benim RAB olduğumu anlayacaksınız, ey halkım. 
26O 037:014 Ruhumu içinize koyacağım, canlanacaksınız. Sizi kendi ülkenize yerleştireceğim. O zaman, bunu söyleyenin ve yapanın ben RAB olduğumu anlayacaksınız.› ›› Böyle diyor RAB. 
26O 037:015 RAB bana şöyle seslendi: 
26O 037:016 ‹‹İnsanoğlu, bir değnek al, üzerine ‹Yahuda ve dostları İsrailliler için› diye yaz. Sonra başka bir değnek al, üzerine ‹Yusufla dostları İsrailliler için Efrayimin değneği› diye yaz. 
26O 037:017 İki değneği yan yana getirerek birleştir. Öyle ki, elinde bir değnek gibi olsun. 
26O 037:018 ‹‹Halkından biri, ‹Bu yaptığının anlamı ne? Bize açıklamaz mısın?› diye sorarsa, 
26O 037:019 şöyle yanıtlayacaksın: ‹Egemen RAB şöyle diyor: Efrayimin elindeki değneği -Yusufla dostları İsrail oymaklarının değneğini- alıp Yahuda değneğiyle birleştireceğim. İkisinden bir değnek yapıp elimde tutacağım.› 
26O 037:020 Üzerine yazdığın değnekleri görebilecekleri şekilde elinde tut. 
26O 037:021 Onlara de ki, ‹Egemen RAB şöyle diyor: İsraillileri gittikleri ulusların içinden alacağım. Onları her yerden toplayıp ülkelerine geri getireceğim. 
26O 037:022 Onları ülkede, İsrail dağları üzerinde tek bir ulus yapacağım. Hepsinin tek kralı olacak. Artık iki ayrı ulus olmayacaklar, iki krallığa bölünmeyecekler. 
26O 037:023 Artık putlarıyla, iğrenç uygulamalarıyla, isyanlarıyla kendilerini kirletmeyecekler. Onları yerleştikleri, içinde günah işledikleri yerlerden kurtarıp arındıracağım. Onlar halkım olacak, ben de onların Tanrısı olacağım. 
26O 037:024 ‹‹ ‹Kulum Davut onların kralı olacak, hepsinin tek çobanı olacak. Buyruklarımı izleyecek, kurallarıma uyacak, onları uygulayacaklar. 
26O 037:025 Kulum Yakupa verdiğim, atalarınızın yaşadığı ülkeye yerleşecekler. Kendileri, çocukları, çocuklarının çocukları sonsuza dek orada yaşayacaklar. Kulum Davut da sonsuza dek onların önderi olacak. 
26O 037:026 Onlarla esenlik antlaşması yapacağım. Bu onlarla sonsuza dek geçerli bir antlaşma olacak. Onları yeniden oraya yerleştirip sayıca çoğaltacağım. Tapınağımı sonsuza dek onların ortasına kuracağım. 
26O 037:027 Konutum aralarında olacak; onların Tanrısı olacağım, onlar da benim halkım olacak. 
26O 037:028 Tapınağım sonsuza dek onların arasında oldukça uluslar İsrail'i kutsal kılanın ben RAB olduğumu anlayacaklar.› ›› 
26O 038:001 RAB bana şöyle seslendi: 
26O 038:002 ‹‹İnsanoğlu, yüzünü Magog ülkesinden Roşun, Meşekin, Tuvalın önderi Goga çevir, ona karşı peygamberlik et. 
26O 038:003 De ki, ‹Egemen RAB şöyle diyor: Ey Roşun, Meşekin, Tuvalın önderi Gog, sana karşıyım. 
26O 038:004 Seni geldiğin yoldan geri çevirecek, çenelerine çengel takacağım. Seni ve bütün ordunu, atları, tam donanmış atlıları, küçük büyük kalkanlı, hepsi kılıç kullanan büyük kalabalığı dışarıya sürükleyeceğim. 
26O 038:005 Onlarla birlikte hepsi kalkanlı, miğferli Perslileri, Kûşluları, Pûtluları, 
26O 038:006 Gomerin bütün ordusunu, uzak kuzeydeki Beyttogarmanın bütün ordusunu ve yanındaki birçok ulusu da sürükleyeceğim. Tuvalın baş önderi››. 
26O 038:007 ‹‹ ‹Hazır ol! Çevrende toplanmış büyük kalabalıkla birlikte hazırlan. Onları sen gözeteceksin. 
26O 038:008 Uzun zaman sonra savaşa çağrılacaksın. Gelecek yıllarda, halkı birçok ulustan uzun zamandır ıssız kalmış İsrail dağlarında toplanmış, savaştan rahata kavuşmuş bir ülkeye saldıracaksın. Uluslar arasından çıkarılmış olan bu halk, şimdi güvenlik içinde yaşıyor. 
26O 038:009 Sen, bütün askerlerin ve seninle olan birçok ulus çıkıp kasırga gibi geleceksiniz; ülkeyi kaplayan bulut gibi olacaksınız. 
26O 038:010 ‹‹ ‹Egemen RAB şöyle diyor: O gün aklına bazı düşünceler gelecek, kötü düzenler tasarlayacaksın. 
26O 038:011 Diyeceksin ki: Sursuz köyleri olan bir ülkeye saldıracak, esenlik ve güvenlik içinde yaşayan insanların üzerine yürüyeceğim. Bu köylerin tümü sursuz; kapıları da kapı sürgüleri de yok. 
26O 038:012 Viran olmuş kentlerde yaşayan halkı soyup malını yağma edeceğim. Sürüsü, malı olan, dünyanın ortasında yaşayan bu ulusların arasından toplanmış halka karşı elimi uzatacağım. 
26O 038:013 Saba, Dedan, Tarşiş tüccarları ve köyleri sana, Yağmalamak için mi geldin? Çapul malı toplamak, altın, gümüş taşımak, hayvan, mal götürmek, bol ganimet elde etmek için mi bu kalabalığı topladın? diyecek.› 
26O 038:014 ‹‹Bu yüzden, ey insanoğlu, peygamberlik et ve Goga de ki, ‹Egemen RAB şöyle diyor: O gün halkım İsrail güvenlik içinde yaşarken bunu farketmeyecek misin? 
26O 038:015 Sen ve seninle birlikte birçok ulustan oluşan tümü ata binmiş büyük bir kalabalık, güçlü bir ordu uzak kuzeyden geleceksiniz. 
26O 038:016 Ülkeyi kaplayan bir bulut gibi halkım İsrailin üzerine yürüyeceksiniz. Son günlerde, ey Gog, seni ülkeme saldırtacağım. Öyle ki, ulusların gözü önünde kutsallığımı senin aracılığınla gösterdiğim zaman beni tanıyabilsinler. 
26O 038:017 ‹‹ ‹Egemen RAB şöyle diyor: Eski günlerde kullarım İsrail peygamberleri aracılığıyla hakkında konuştuğum kişi değil misin sen? O dönemde seni onlara saldırtacağıma ilişkin yıllarca peygamberlik ettiler. 
26O 038:018 ‹‹ ‹Gog İsrail ülkesine saldırdığı gün öfkem alevlenecek. Egemen RAB böyle diyor. 
26O 038:019 Kıskançlığımla ve öfkemin şiddetiyle diyorum ki, o gün İsrail ülkesinde büyük bir yer sarsıntısı olacak. 
26O 038:020 Denizdeki balıklar, gökteki kuşlar, kırdaki hayvanlar, yerde sürünen bütün yaratıklar ve dünyadaki bütün insanlar önümde titreyecekler. Dağlar yerle bir edilecek, kayalıklar ufalanacak, her duvar çökecek. 
26O 038:021 Bütün dağlarımda Goga karşı kılıcı çağıracağım. Egemen RAB böyle diyor. Herkes birbirine kılıç çekecek. 
26O 038:022 Onu salgın hastalıkla, kanla cezalandıracağım; onun, ordusunun, ondan yana olan birçok ulusun üzerine sağanak yağmur, dolu, ateşli kükürt yağdıracağım. 
26O 038:023 Böylece büyüklüğümü, kutsallığımı gösterecek, birçok ulusun gözünde kendimi tanıtacağım. O zaman benim RAB olduğumu anlayacaklar.› ›› 
26O 039:001 ‹‹İnsanoğlu, Goga karşı peygamberlik et ve ona de ki, ‹Egemen RAB şöyle diyor: Ey Roşun, Meşekin, Tuvalın önderi Gog, sana karşıyım. 
26O 039:002 Seni geri çevirip sürükleyeceğim. Seni uzak kuzeyden çıkarıp İsrailin dağlarına getireceğim. 
26O 039:003 Sol elindeki yayını vuracak, sağ elindeki oklarını düşüreceğim. 
26O 039:004 Sen de askerlerinle senden yana olan uluslar da İsrail dağlarına serileceksiniz. Sizi yem olarak her çeşit yırtıcı kuşa, yabanıl hayvana vereceğim. 
26O 039:005 Açık kırlarda düşüp öleceksiniz. Çünkü bunu ben söyledim. Egemen RAB böyle diyor. 
26O 039:006 Magogun ve kıyıda güvenlik içinde yaşayanların üzerine ateş yağdıracağım. O zaman benim RAB olduğumu anlayacaklar. Tuvalın baş önderi››. 
26O 039:007 ‹‹ ‹Halkım İsrail arasında kutsal adımı tanıtacağım. Bundan böyle kutsal adımın aşağılanmasına izin vermeyeceğim. Uluslar benim İsrailde kutsal olan RAB olduğumu anlayacaklar. 
26O 039:008 O gün yaklaştı! Söylediklerim olacak. Egemen RAB böyle diyor. Budur sözünü ettiğim gün! 
26O 039:009 ‹‹ ‹O zaman İsrail kentlerinde yaşayanlar dışarı çıkıp topladıkları silahları yakacaklar. Küçük büyük kalkanları, yayları, okları, sopaları, mızrakları ateşe atacaklar. Bunlarla yedi yıl ateş yakacaklar. 
26O 039:010 Kırdan odun toplamayacak, ormandan odun kesmeyecekler. Yakmak için silahları kullanacaklar. Mallarını yağmalayanları yağmalayacak, kendilerini soyanları soyacaklar. Egemen RAB böyle diyor. 
26O 039:011 ‹‹ ‹O gün Lut Gölünün doğusunda, Gezginler Deresinde Goga İsrailde bilinen bir mezar yeri vereceğim. Gogla bütün ordusu orada gömülecek. Oraya Hamon-Gog Vadisi adı verilecek. Oradan geçecek gezginlerin önü kesilecek. 
26O 039:012 İsrail halkı ülkeyi arındırmak için onları gömecek. Bu yedi ay sürecek. 
26O 039:013 Onları bütün ülke halkı gömecek. Görkemimi açıkladığım gün onlar için onur olacak. Egemen RAB böyle diyor. metin ‹‹Orada››. 
26O 039:014 ‹‹ ‹Ülkeyi arındırmak için adamlar görevlendirilecek. Bazıları ülkeyi sürekli dolaşacak, öbürleriyse yerde kalan cesetleri gömecekler. Yedi aylık süre bitince, araştırma işine başlayacaklar. 
26O 039:015 Bu adamlar ülkenin her yanını dolaşacak. Bir insan kemiği görünce, mezarcılar onu Hamon-Gog Vadisine gömünceye dek, yanına bir işaret koyacak. 
26O 039:016 Orada Hamona adında bir kent olacak. Böylelikle ülke arındırılacak.› 
26O 039:017 ‹‹İnsanoğlu, Egemen RAB şöyle diyor: Her çeşit kuşa ve yabanıl hayvana seslen: ‹Sizin için hazırlayacağım kurbana, İsrail dağları üzerindeki büyük kurbana gelin, her yandan toplanın! Orada et yiyecek, kan içeceksiniz. 
26O 039:018 Başanın besili hayvanlarının -koçların, kuzuların, tekelerin, boğaların- etini yiyip kanını içer gibi yiğitlerin etini yiyecek, dünya önderlerinin kanını içeceksiniz. 
26O 039:019 Sizin için hazırlayacağım kurbandan doyana dek yağ yiyeceksiniz, sarhoş oluncaya dek kan içeceksiniz. 
26O 039:020 Soframda atlardan, atlılardan, yiğitlerden ve her çeşit askerden bol bol yiyip doyacaksınız.› Egemen RAB böyle diyor. 
26O 039:021 ‹‹Görkemimi uluslar arasında açıklayacağım. Bütün uluslar kendilerine verdiğim cezayı, üzerlerine koyduğum elimi görecekler. 
26O 039:022 İsrail halkı o günden başlayarak benim Tanrıları RAB olduğumu anlayacak. 
26O 039:023 Uluslar İsrail halkının işlediği suç yüzünden, bana ihanet ettiği için sürgüne gittiğini anlayacaklar. Yüzümü onlardan gizledim, onları düşmanlarının eline teslim ettim, hepsi kılıçtan geçirildi. 
26O 039:024 Onları kirliliklerine, isyanlarına göre cezalandırdım, yüzümü onlardan gizledim. 
26O 039:025 ‹‹Bundan ötürü Egemen RAB şöyle diyor: Yakupun sürgündeki soyunu geri getirecek, İsrail halkına acıyacağım. Kutsal adımı kıskançlıkla koruyacağım. 
26O 039:026 Ülkelerinde güvenlik içinde yaşayınca, onları korkutan kimse olmayınca, utançlarını, bana ettikleri bütün ihanetleri unutacaklar. 
26O 039:027 Onları uluslar arasından geri getirip düşman ülkelerinden topladığım zaman, onlar aracılığıyla birçok ulusa kutsallığımı göstereceğim. 
26O 039:028 O zaman benim Tanrıları RAB olduğumu anlayacaklar. Onları uluslar arasına sürgüne göndermeme karşın, hiçbirini bırakmadan ülkelerine geri getireceğim. 
26O 039:029 Onlardan bir daha yüzümü gizlemeyeceğim, çünkü İsrail halkı üzerine Ruhum'u dökeceğim.›› Egemen RAB böyle diyor. 
26O 040:001 Sürgünlüğümüzün yirmi beşinci yılı, yılın başında, ayın onuncu günü, Yeruşalim Kentinin düşüşünün on dördüncü yılı, tam o gün RABbin eli beni yakalayıp oraya götürdü. 
26O 040:002 Görümde Tanrı beni İsrail ülkesine götürüp çok yüksek bir dağın üzerine koydu. Dağın güneyinde kente benzer yapılar vardı. 
26O 040:003 Tanrı beni oraya götürdü, tunca benzer bir adam gördüm. Elinde keten ip ve bir ölçü değneği tutarak kapının girişinde duruyordu. 
26O 040:004 Bana, ‹‹İnsanoğlu, gözlerinle gör, kulaklarınla işit, sana göstereceğim her şeye dikkat et›› dedi, ‹‹Sen bunun için buraya getirildin. Göreceğin her şeyi İsrail halkına anlat.›› 
26O 040:005 Tapınağı çepeçevre kuşatan bir duvar gördüm. Adamın elindeki ölçü değneğinin uzunluğu altı arşındı. Her arşına bir elin eni kadar uzunluk eklenmiştifı. Adam duvarı ölçtü; kalınlığı ve yüksekliği bir ölçü değneği kadardı. uzunluğu, bir arşına bir elin eni eklenerek elde edilir (yaklaşık 53 cm). 
26O 040:006 Sonra doğuya bakan kapıya gitti, basamakları çıkıp kapı eşiğini ölçtü. Eni bir ölçü değneği kadardı. 
26O 040:007 Bekçi odalarının her birinin uzunluğu ve genişliği bir ölçü değneği kadardı. Odaların arasındaki duvarın kalınlığı beş arşındı. Tapınağa bakan eyvanın kapı eşiği bir ölçü değneği uzunluktaydı. 
26O 040:008 Eyvanı ölçtü; 
26O 040:009 genişliği sekiz arşın, kapı sövelerinin kalınlığı ikişer arşındı. Eyvan tapınağa bakıyordu. 
26O 040:010 Doğu Kapısının her yanında üçer bekçi odası vardı. Hepsi aynı ölçüdeydi. Odalar arasındaki duvarların ölçüsü de aynıydı. geçmektedir: ‹‹Bir kapı eşiğinin eni bir ölçü değneği kadardı.›› Bu tümce Septuagintada yoktur. 
26O 040:011 Adam kapının genişliğini ölçtü. Genişliği on, iç girişin genişliği on üç arşındı. 
26O 040:012 Her bekçi odasının önünde bir arşın yüksekliğinde bir duvar vardı. Odalar kare şeklindeydi, kenarları altışar arşındı. 
26O 040:013 Sonra girişleri karşı karşıya olan odaların arka duvarlarının arasını ölçtü; yirmi beş arşındı. 
26O 040:014 Sütunları ölçtü, altmış arşındı. Kapının çevresindeki avlu sütunlara kadar uzanıyordu. 
26O 040:015 Kapı girişinden eyvanın sonuna kadarki uzaklık elli arşındı. 
26O 040:016 Her iki yandaki bekçi odalarında, odalar arasındaki duvarlarda ve eyvanın çepeçevre duvarlarında içe bakan kafesli pencereler vardı. Bölme duvarları hurma ağacı motifleriyle kaplıydı. Septuaginta ‹‹Eyvanın açık alanını ölçtü, yirmi arşındı››. 
26O 040:017 Adam bundan sonra beni dış avluya götürdü. Orada odalar ve dış avluyu çevreleyen taş yol vardı. Taş yol boyunca otuz oda vardı. 
26O 040:018 Girişin iki yanındaki taş yolun genişliği kapıların uzunluğu kadardı. Bu aşağı taş yoldu. 
26O 040:019 Avlunun genişliğini aşağı girişten iç avlunun girişine dek ölçtü. Doğu ve kuzeydeki uzaklık yüz arşındı. 
26O 040:020 Adam dış avlunun kuzeye bakan kapısının uzunluğunu ve genişliğini ölçtü. 
26O 040:021 İki yandaki üçer bekçi odasının, aralarındaki duvarların ve eyvanın ölçüsü, birinci kapının ölçüsünün aynısıydı. Uzunluğu elli arşın, genişliği yirmi beş arşındı. 
26O 040:022 Pencerelerin, eyvanın, hurma ağacı motiflerinin ölçüsü, doğuya bakan kapının ölçüsünün aynısıydı. Oraya yedi basamakla çıkılıyordu, eyvan bunların karşısındaydı. 
26O 040:023 Doğu Kapısına olduğu gibi, Kuzey Kapısına da bakan bir iç avlu kapısı vardı. Adam bu iki kapı arasındaki uzaklığı ölçtü, yüz arşındı. 
26O 040:024 Adam beni güneye doğru götürdü. Orada güneye bakan bir kapı gördüm. Adam kapının sövelerini ve eyvanı ölçtü. Ölçüleri öbürlerinin aynısıydı. 
26O 040:025 Öbürlerinde olduğu gibi, bu kapının ve eyvanın her yanında da pencereler vardı. Uzunluğu elli arşın, genişliği yirmi beş arşındı. 
26O 040:026 Oraya yedi basamakla çıkılıyordu, eyvan bunların karşısındaydı. İki kapı sövesi de hurma ağacı motifleriyle kaplıydı. 
26O 040:027 İç avlunun güneye bakan bir kapısı vardı. Adam bu kapıdan güneydeki dış kapıya kadar olan uzaklığı ölçtü, yüz arşındı. 
26O 040:028 Adam beni Güney Kapısından iç avluya götürdü. Güney Kapısını ölçtü. Ölçüleri öbürlerinin aynısıydı. 
26O 040:029 Bekçi odalarının, odalar arasındaki duvarların, eyvanın ölçüleri öbürlerinin aynısıydı. Dış duvarlarda ve eyvanın her yanında pencereler vardı. Girişin uzunluğu elli arşın, genişliği yirmi beş arşındı. 
26O 040:030 -31 211380 Eyvan dış avluya bakıyordu. Kapı söveleri hurma ağacı motifleriyle kaplıydı. Oraya sekiz basamakla çıkılıyordu. geçiyor: ‹‹İç avlunun çevresindeki eyvanların uzunluğu yirmi beş arşın, genişliği beş arşındı.›› Bu tümce bazı İbranice elyazmalarında geçmemektedir. 
26O 040:032 Adam beni doğudaki iç avluya götürdü. Oradaki kapıyı ölçtü. Ölçüleri öbürlerinin aynısıydı. 
26O 040:033 Bekçi odalarının, odalar arasındaki duvarların, eyvanın ölçüleri öbürlerinin aynısıydı. Dış duvarlarda ve eyvanın her yanında pencereler vardı. Girişin uzunluğu elli arşın, genişliği yirmi beş arşındı. 
26O 040:034 Eyvan dış avluya bakıyordu. Kapı söveleri hurma ağacı motifleriyle kaplıydı. Oraya sekiz basamakla çıkılıyordu. 
26O 040:035 Sonra adam beni Kuzey Kapısına götürdü. Kapıyı ölçtü. Ölçüleri öbürlerinin aynısıydı. 
26O 040:036 Bunun da bekçi odaları, aralarındaki duvarlar, eyvanı aynıydı. Kapının her yanında pencereler vardı. Girişin uzunluğu elli arşın, genişliği yirmi beş arşındı. 
26O 040:037 Eyvan dış avluya bakıyordu. Kapı söveleri her yanda hurma ağacı motifleriyle kaplıydı. Oraya sekiz basamakla çıkılıyordu. 
26O 040:038 İç avlu girişlerindeki eyvanların yanında kapısı eyvana açılan bir oda vardı. Yakmalık sunular burada yıkanıyordu. 
26O 040:039 Eyvanın her iki yanında ikişer masa vardı. Yakmalık sunu, günah sunusu ve suç sunusu için hayvanlar bu masaların üzerinde kesiliyordu. 
26O 040:040 Eyvanın dış duvarının yanında, Kuzey Kapısının basamaklarının her iki yanında ikişer olmak üzere dört masa daha vardı. 
26O 040:041 Böylece kurbanlık hayvanların kesimi için kapının her iki yanında dörder olmak üzere sekiz masa vardı. 
26O 040:042 Yakmalık sunular için yontma taştan dört masa vardı. Her masanın uzunluğu ve genişliği birer buçuk arşın, yüksekliği bir arşındı. Yakmalık sunularla öbür kurbanların kesiminde kullanılan aletleri bunların üzerine koyuyorlardı. 
26O 040:043 Odanın duvarlarına çifte çengeller asılmıştı; her biri bir el genişliğindeydi. Masalar sunulacak kurban eti için kullanılıyordu. 
26O 040:044 İç kapının dış bölümünde, iç avluda iki oda vardı. Bunlardan biri Kuzey Kapısının yanındaydı ve güneye bakıyordu, öbürü Güney Kapısının yanındaydı ve kuzeye bakıyordu. 
26O 040:045 Adam bana, ‹‹Güneye bakan oda tapınakta hizmet görecek kâhinler için›› dedi, 
26O 040:046 ‹‹Kuzeye bakan oda da sunakta hizmet görecek kâhinler için. Bunlar Levi soyundan, RABbe hizmet etmek için Ona yaklaşan Sadokoğullarıdır.›› odalar››. 
26O 040:047 Adam avluyu ölçtü. Kareydi, uzunluğu yüz arşın, genişliği yüz arşındı. Sunak tapınağın önündeydi. 
26O 040:048 Adam sonra beni tapınağın eyvanına götürüp eyvanın kapı sövelerini ölçtü. Her iki yandaki sövelerin genişliği beşer arşındı. Girişin genişliği on dört arşın, iki yandaki duvarların genişliği de üçer arşındı. 
26O 040:049 Eyvanın uzunluğu yirmi arşın, genişliği on iki arşındı. Oraya basamaklarla çıkılıyordu. Kapı sövelerinin her bir yanında sütunlar vardı. yandaki duvarların genişliği de üçer arşındı››, Masoretik metin ‹‹Girişin iki yanının genişliği üçer arşındı››. arşın››. 
26O 041:001 Bundan sonra adam beni tapınağın ana bölümüne götürüp kapı sövelerini ölçtü. Sövelerinfö genişliği her yandan altı arşındı. 
26O 041:002 Girişinin genişliği on arşın, her yandan buna bağlı duvarların genişliği beşer arşındı. Ana bölümü de ölçtü. Uzunluğu kırk arşın, genişliği yirmi arşındı. metin ‹‹Çadırın››. 
26O 041:003 Sonra iç odaya gidip girişin sövelerini ölçtü. Her biri iki arşın genişliğindeydi. Girişin genişliği altı arşın, her yandan buna bağlı duvarların genişliği yedi arşındı. 
26O 041:004 Ana bölümün ötesindeki iç odayı ölçtü. Uzunluğu ve genişliği yirmişer arşındı. Adam, ‹‹Bu En Kutsal Yerdir›› dedi. 
26O 041:005 Tapınağın duvarını ölçtü, kalınlığı altı arşındı. Tapınağın çevresindeki her yan odanın genişliği dört arşındı. 
26O 041:006 Bu yan odalar üç kattı, her katta otuz oda vardı. Tapınağın duvarları boyunca yan odalara destek görevi yapan çıkıntılar vardı. Öyle ki, destekler tapınak duvarlarına girmesin. 
26O 041:007 Tapınağın çevresindeki yan odalar yukarı kata doğru çıktıkça genişliyordu. Tapınağın çevresindeki yapının yukarıya çıkan bir merdiveni vardı. Yukarıya doğru çıkıldıkça yan odalar genişliyordu. Merdivenle alt kattan orta kata, oradan da üst kata çıkılıyordu. 
26O 041:008 Tapınağın çevresinde yan odaların temelini oluşturan yüksek bir kaldırım gördüm. Uzunluğu bir değnek kadar, yani altı arşındı. 
26O 041:009 -10 211650 Yan odaların dış duvarının kalınlığı beş arşındı. Tapınağın yan odaları ile kâhin odaları arasındaki açık alanın genişliği tapınak çevresi boyunca yirmi arşındı. 
26O 041:011 Yan odaların girişi açık alana bakıyordu; biri kuzeyde, öbürü güneydeydi. Açık alana bitişik temelin genişliği her yandan beş arşındı. 
26O 041:012 Tapınağın batısında açık alana bakan bir yapı vardı. Genişliği yetmiş arşındı; duvarının kalınlığı her yandan beş arşın, uzunluğu doksan arşındı. 
26O 041:013 Bundan sonra adam tapınağı ölçtü. Uzunluğu yüz arşındı. Tapınağın açık alanı, yapı ve duvarları yüz arşın uzunluktaydı. 
26O 041:014 Doğuda tapınağın açık alanının tapınağın önüyle birlikte genişliği yüz arşındı. 
26O 041:015 Adam tapınağın arkasındaki açık alana bakan yapının iki yanındaki koridorların uzunluğunu ölçtü; yüz arşındı. Ana bölüm, iç oda, avluya bakan eyvan, 
26O 041:016 kapı eşikleri, kafesli pencereler, eşiğin karşısındaki üç katı çevreleyen koridorlar tabandan pencerelere dek ağaç kaplıydı. Pencereler açılıp kapanabiliyordu. 
26O 041:017 Girişin üstü, iç oda, dışarısı ve bütün iç ve dış duvarlar düzenli aralıklarla 
26O 041:018 Keruv ve hurma ağacı motifleriyle kaplıydı. İki Keruv arasında bir hurma ağacı vardı. Her Keruvun iki yüzü vardı: 
26O 041:019 Bir yanda hurma ağacına bakan insan yüzü, öbür yanda hurma ağacına bakan genç aslan yüzü. Tapınak çepeçevre Keruv ve hurma ağacı oymalarıyla bezenmişti. 
26O 041:020 Tabandan girişin üstündeki bölüme dek ana bölümün duvarları Keruv ve hurma ağacı oymalarıyla kaplıydı. 
26O 041:021 Ana bölümün kapı söveleri kare şeklindeydi, En Kutsal Yerin önündeki kapı söveleri bunlara benziyordu. 
26O 041:022 Üç arşın yüksekliğinde, iki arşın uzunluğunda ağaçtan yapılmış bir sunak vardı. Köşeleri, ayakları, yanları ağaçtandı. Adam bana, ‹‹RABbin önündeki masa budur›› dedi. 
26O 041:023 Ana bölümün ve En Kutsal Yerin çift kanatlı birer kapısı vardı. 
26O 041:024 Her kapının iki menteşeli kanadı vardı. 
26O 041:025 Duvarlara olduğu gibi, ana bölümün kapılarına da Keruv ve hurma ağacı oymaları yapılmıştı. Dışarda, eyvanın önünde ağaçtan bir asma tavan vardı. 
26O 041:026 Eyvanın yan duvarlarındaki kafesli pencerelerin iki yanı hurma ağacı oymalarıyla kaplıydı. Tapınağın yan odalarıyla asma tavanları böyleydi. 
26O 042:001 Adam beni kuzeye giden yoldan dış avluya çıkardı. Tapınağın açık alanına ve dış avlunun kuzeyindeki yapılara bakan odalara götürdü. 
26O 042:002 Kapısı kuzeye bakan bu yapının uzunluğu yüz arşın, genişliği elli arşındı. 
26O 042:003 İç avlunun yirmi arşınlık bölümüyle dış avlunun taş yoluna bakan üç katın koridorları karşı karşıyaydı. 
26O 042:004 Odaların önünde genişliği on arşın, uzunluğu yüz arşın olan bir iç koridor vardı. Kapıları kuzeye bakıyordu. 
26O 042:005 Yapının üst kattaki odaları alt ve orta kattaki odalardan daha dardı. Çünkü üst kattaki koridorlar daha çok yer kaplıyordu. 
26O 042:006 Avlularda sütunlar olmasına karşın, üçüncü kattaki odaların sütunları yoktu. Bu yüzden bu odalar alt ve orta kattaki odalardan daha dardı. 
26O 042:007 Odaların önünde, odalara ve dış avluya paralel bir dış duvar vardı, elli arşın uzunluktaydı. 
26O 042:008 Dış avlu yanındaki sıra odaların uzunluğu elli arşınken, ana bölüme daha yakın sıra odaların uzunluğu yüz arşındı. 
26O 042:009 Alt kattaki odaların dış avludan girilecek gibi doğu yönünde bir girişleri vardı. Masoretik metin ‹‹Bir arşın››. 
26O 042:010 İç avlunun güneyi boyunca, açık alana ve dış avludaki yapılara bakan başka odalar vardı. 
26O 042:011 -12 211920 Kuzeydeki odalarda olduğu gibi, bu odaların önünde de bir geçit vardı. Odaların uzunlukları, genişlikleri aynıydı, çıkışları ve boyutları kuzeydeki odalara benziyordu. Güneydeki odaların girişleri kuzeydekiler gibiydi. Geçidin başlangıcında bir giriş vardı. Arka duvarlar boyunca doğuya uzanan bu geçit odalara açılıyordu. 
26O 042:013 Bundan sonra adam, ‹‹Tapınağın açık alanına bakan kuzey ve güneydeki odalar kutsaldır›› dedi, ‹‹RABbin önünde hizmet eden kâhinler orada en kutsal sunulardan yiyecekler. En kutsal sunuları -tahıl, günah ve suç sunularını- oraya koyacaklar. Çünkü orası kutsaldır. 
26O 042:014 Kâhinler kutsal alana girdikten sonra, hizmet ederken giydikleri giysileri orada bırakmadan dış avluya çıkmayacaklar. Çünkü bu giysiler kutsaldır. Halkın bulunduğu yerlere gitmeden önce başka giysiler giymeliler.›› 
26O 042:015 Adam iç tapınağı ölçmeyi bitirince, beni Doğu Kapısından dışarıya götürdü, o alanı her yandan ölçtü. 
26O 042:016 Doğu yanını ölçü değneğiyle ölçtü, beş yüz arşınfş kadardı. 
26O 042:017 Kuzey yanını ölçtü, beş yüz arşınfş kadardı. 
26O 042:018 Güney yanını ölçtü, beş yüz arşınfş kadardı. 
26O 042:019 Sonra batıya dönüp ölçtü, beş yüz arşınfş kadardı. 
26O 042:020 Böylece alanın dört yanını ölçtü. Kutsal olanı kutsal olmayandan ayırmak için alanın çevresinde bir duvar vardı; uzunluğu ve genişliği beşer yüz arşındı. değneği››. 
26O 043:001 Adam beni doğuya bakan kapıya götürdü. 
26O 043:002 İsrail Tanrısının görkeminin doğudan geldiğini gördüm. Sesi gürül gürül akan suların sesi gibiydi. Görkeminden yeryüzü aydınlıkla doldu. 
26O 043:003 Gördüğüm görüm, Tanrı kenti yok etmeye geldiğinde ve Kevar Irmağı kıyısında gördüğüm görümlere benziyordu. Yüzüstü yere düştüm. 
26O 043:004 RABbin görkemi doğuya bakan kapıdan tapınağa girdi. 
26O 043:005 Ruh beni ayağa kaldırıp iç avluya götürdü. RABbin görkemi tapınağı doldurdu. 
26O 043:006 Adam orada yanımda dururken, tapınaktan birinin bana seslendiğini duydum. 
26O 043:007 Bana şöyle dedi: ‹‹İnsanoğlu, tahtımın yeri, ayaklarımın basacağı, İsrail halkıyla sonsuza dek yaşayacağım yer burasıdır. Bundan böyle İsrail halkı da kralları da fahişelikleriyle ve krallarının cesetleriyle bir daha kutsal adımı kirletmeyecek. 
26O 043:008 Onlar kapı eşiklerini kapı eşiğimin, sövelerini sövelerimin bitişiğine yerleştirdiler. Benimle aralarında yalnızca bir duvar vardı. İğrenç uygulamalarıyla kutsal adımı kirlettiler. Bu yüzden öfkemle onları yok ettim. 
26O 043:009 Şimdi fahişeliklerini, krallarının cesetlerini benden uzaklaştırsınlar; ben de sonsuza dek aralarında yaşayayım. 
26O 043:010 ‹‹İnsanoğlu, günahlarından utanmaları için bu tapınağı İsrail halkına tanıt. Tapınağın tasarısını incelesinler. 
26O 043:011 Eğer bütün yaptıklarından utanıyorlarsa, tapınağın tasarını -düzenlemesini, girişlerini, çıkışlarını- kurallarını, yasalarını onlara bildir. Tasarı onların gözü önünde yaz ki, bütün düzenine, kurallarına bağlılıkla uyabilsinler. 
26O 043:012 Tapınakla ilgili yasa şudur: Dağın tepesinde tapınağı çevreleyen bütün alan çok kutsal olacak. İşte tapınakla ilgili yasa böyle. 
26O 043:013 ‹‹Arşın ölçüsüyle sunağın ölçüleri şunlardır: -Bu arşın, bir arşına ek olarak bir elin eni kadardır.- Sunağı çevreleyen hendeğin derinliği bir arşın, genişliği bir arşın, çevresindeki kenarlık bir karış. Sunağın yüksekliğiyse şöyle: 
26O 043:014 Sunağın yerdeki hendekten alt çıkıntıya kadarki bölümünün yüksekliği iki arşın, genişliği bir arşın, küçük çıkıntıdan büyük çıkıntıya kadarki bölümün yüksekliği dört arşın, genişliği bir arşın. 
26O 043:015 Sunağın kurban yakılan üst bölümünün yüksekliği dört arşın; üst bölümden yukarı doğru dört boynuz uzanacak. 
26O 043:016 Sunağın üst bölümü kare şeklinde olacak. Uzunluğu on iki arşın, genişliği on iki arşın. 
26O 043:017 Üst çıkıntının dört yandan uzunluğu ve genişliği de on dörder arşın. Çevresindeki kenarlık yarım arşın, hendeğin çevresi bir arşın. Sunağın basamakları doğuya bakacak.›› 
26O 043:018 Adam konuşmasını şöyle sürdürdü: ‹‹İnsanoğlu, Egemen RAB şöyle diyor: ‹Sunak yapılacağı gün, üzerinde yakmalık sunular sunmak ve kan dökmek için kurallar şunlardır: 
26O 043:019 Bana hizmet etmek üzere önüme gelen Sadok soyundan Levili kâhinlere günah sunusu olarak bir boğa vereceksin. Egemen RAB böyle diyor. 
26O 043:020 Boğanın kanından biraz alıp sunağın dört boynuzuna, çıkıntının dört köşesine ve çevresindeki kenarlığın üzerine süreceksin. Böylece sunağı pak kılıp arındıracaksın. 
26O 043:021 Boğayı günah sunusu olarak alacak, tapınağın dışında, tapınak alanında belirlenen yerde yakacaksın. 
26O 043:022 ‹‹ ‹İkinci gün günah sunusu olarak kusursuz bir teke sunacaksın. Sunağı boğanın kanıyla arındırdığın gibi tekenin kanıyla da arındır. 
26O 043:023 Arındırma işlemini bitirince, sürüden kusursuz bir boğayla bir koç sunacaksın. 
26O 043:024 Bunları RABbin önüne getireceksin. Kâhinler üzerlerine tuz serpip yakmalık sunu olarak RABbe sunacaklar. 
26O 043:025 ‹‹ ‹Yedi gün boyunca günah sunusu olarak her gün bir teke sağlayacaksın; kusursuz bir boğayla sürüden bir koç da sağlayacaksın. 
26O 043:026 Yedi gün sunağı arındırıp pak kılacaklar. Böylece sunak adanmış olacak. 
26O 043:027 Yedi gün bitince, kâhinler sekizinci gün ve daha sonra yakmalık ve esenlik sunularınızı sunağın üzerinde sunacak. O zaman sizi kabul edeceğim. Egemen RAB böyle diyor.› ›› 
26O 044:001 Bundan sonra adam beni tapınağın doğuya bakan dış kapısına geri getirdi. Kapı kapalıydı. 
26O 044:002 RAB bana, ‹‹Bu kapı kapalı kalacak, açılmayacak, buradan kimse girmeyecek!›› dedi, ‹‹İsrailin Tanrısı RAB bu kapıdan girdi, bu yüzden kapalı kalacak. 
26O 044:003 Yalnız önder -önder olduğu için- RABbin önünde oturup ekmek yemek üzere eyvandan girebilir, aynı yoldan da çıkabilir.›› 
26O 044:004 Adam Kuzey Kapısı yolundan tapınağın önüne getirdi beni. Baktım, RABbin görkeminin tapınağı doldurduğunu gördüm. Yüzüstü yere düştüm. 
26O 044:005 RAB bana şöyle seslendi: ‹‹İnsanoğlu, RABbin Tapınağının bütün kuralları ve yasalarıyla ilgili söyleyeceklerimi iyi dinle, her şeye iyi bak, kulak ver. Tapınağa kimin girip çıkacağına dikkat et. 
26O 044:006 Asi İsrail halkına de ki, ‹Egemen RAB şöyle diyor: Ey İsrail halkı, yaptığınız iğrençliklere bir son verin artık! 
26O 044:007 Yüreği ve bedeni sünnet edilmemiş yabancıları tapınağıma aldınız, bana yiyecek olarak yağ, kan sunmakla tapınağımı kirlettiniz. Böylece iğrenç uygulamalarınızla antlaşmamı bozdunuz. 
26O 044:008 Kutsal eşyalarıma ilişkin sorumluluğunuzu yerine getirmediniz. Tapınağımda bu eşyalara bakmaları için başkalarını görevlendirdiniz. 
26O 044:009 Egemen RAB şöyle diyor: Yüreği ve bedeni sünnet edilmemişlerden, İsrail halkı arasında yaşayan yabancılardan hiçbiri tapınağıma girmeyecek. 
26O 044:010 ‹‹ ‹İsrail kötü yola saptığı zaman beni bırakan, yoldan sapıp putlarına bağlanan Levililerse günahlarının cezasını çekecekler. 
26O 044:011 Ama tapınağımda onlar hizmet edecek: Tapınağın kapılarından sorumlu olacaklar; tapınağın hizmetini yapacak, yakmalık sunu ve kurbanlık hayvanları halk için kesecek, halkın önünde duracak, halka hizmet edecekler. 
26O 044:012 Putlarının önünde İsrail halkına hizmet ederek halkı günaha soktular. Bu nedenle ben RAB onları günahları yüzünden cezalandıracağıma ant içtim. Egemen RAB böyle diyor. 
26O 044:013 Kâhin olarak hizmet etmek üzere bana yaklaşmayacaklar. Kutsal eşyalarıma, en kutsal sunularıma dokunmayacaklar. İğrenç uygulamalarının utancını yüklenecekler. 
26O 044:014 Yine de tapınağın hizmeti ve orada yapılacak bütün işler için onları görevlendireceğim. 
26O 044:015 ‹‹ ‹Ancak İsrail beni bırakıp kötü yola saptığında tapınağımın hizmetini sadakatle yapan Sadok soyundan Levili kâhinler önümde hizmet etmek üzere bana yaklaşacak. Yağ ve kan sunularını sunmak için önümde onlar duracak. Böyle diyor Egemen RAB. 
26O 044:016 Yalnız onlar girecek tapınağıma; önümde hizmet etmek için yalnız onlar soframa yaklaşacak, görev yapacaklar. 
26O 044:017 ‹‹ ‹Kâhinler iç avlunun kapılarından girecekleri zaman keten giysi giyecek; iç avlunun kapılarında ya da tapınakta hizmet ederken yünlü giysi giymeyecekler. 
26O 044:018 Başlarına keten sarık saracak, keten don giyecekler. Kendilerini terletecek bir şey giymeyecekler. 
26O 044:019 Dış avluya halkın yanına çıkmadan önce, hizmet ederken giydikleri giysileri çıkarıp kutsal odalara koyacak, başka giysiler giyecekler. Öyle ki, o giysilerin kutsallığını halka geçirmesinler. 
26O 044:020 ‹‹ ‹Kâhinler başlarını tıraş etmeyecek, saçlarını uzatmayacaklar. Ancak saçlarını kesip düzeltecekler. 
26O 044:021 İç avluya gireceği zaman hiçbir kâhin içki içmeyecek. 
26O 044:022 Kâhinler dul ya da boşanmış kadınla evlenmeyecek. İsrail soyundan erden bir kızla ya da başka bir kâhinden dul kalmış bir kadınla evlenebilirler. 
26O 044:023 Kutsalla bayağı arasındaki ayrımı halkıma onlar öğretecek, kirliyle temizi ayırt etmeyi onlar gösterecekler. 
26O 044:024 ‹‹ ‹Davalarda yargıç olarak kâhinler görev yapacak, ilkelerim uyarınca karar verecekler. Bayramlarımla ilgili yasalarıma, kurallarıma uyacak, Şabat günlerimi kutsal tutacaklar. 
26O 044:025 ‹‹ ‹Kâhin bir ölünün yanına giderek kendini kirletmeyecek; ölü annesi, babası, oğlu, kızı, kardeşi ya da evlenmemiş kızkardeşiyse kendini kirletebilir. 
26O 044:026 Arındıktan sonra yedi gün bekleyecek. 
26O 044:027 Tapınakta hizmet etmek üzere iç avluya gireceği gün, kendisi için bir günah sunusu sunacak. Egemen RAB böyle diyor. 
26O 044:028 ‹‹ ‹Kâhinlerin payı vardır, onların mirası benim. İsrailde onlara mülk vermeyeceksiniz. Onların mirası benim. 
26O 044:029 Kâhinler tahıl, günah ve suç sunularını yiyecekler. İsrailde RABbe adanan her şey onların olacak. 
26O 044:030 İlk ürünlerin en iyileri ve bütün özel armağanlarınız kâhinlerin olacak. Evinize bereket yağsın diye tahılınızın ilkini onlara vereceksiniz. 
26O 044:031 Kâhinler ölü bulunmuş ya da yabanıl hayvan tarafından parçalanmış hiçbir kuş ya da hayvan yemeyecek.› ›› 
26O 045:001 ‹‹ ‹Ülkeyi mülk olarak paylaştırdığınız zaman, RABbe ülkeden pay olarak 25 000 arşın uzunlukta, 20 000 arşın genişlikte kutsal bir bölge ayıracaksınız. Bütün bu bölge kutsal olacak. 
26O 045:002 Uzunluğu ve genişliği 500 arşınlık bir bölüm kutsal yer için, 50 arşınlık bir yer de çevresindeki alan için ayrılacak. 
26O 045:003 Bu bölgeden uzunluğu 25 000 arşınlık, genişliği 10 000 arşınlıkfü bir bölüm ölçeceksiniz. Tapınak, En Kutsal Yer orada olacak. 
26O 045:004 Burası tapınakta hizmet etmek üzere RABbe yaklaşan kâhinlere ayrılacak ve ülkenin kutsal payı olacak. Kâhinlerin evleri de tapınak da o kutsal bölgede olacak. 
26O 045:005 Tapınakta hizmet eden Levililere miras olarak 25 000 arşın uzunlukta, 10 000 arşınfü genişlikte bir bölge verilecek. Orada, yaşamaları için kendilerine ait kentler olacak. metin ‹‹10 000 arşın››, yaklaşık 5.3 km. olacak››, Masoretik metin ‹‹Mülk olarak yirmi oda alacaklar››. 
26O 045:006 ‹‹ ‹Kutsal bölgeye düşen payla birlikte kent için uzunluğu 25 000, genişliği 5 000 arşınlık bir pay ayıracaksınız; bu bütün İsrail halkı için olacak. 
26O 045:007 ‹‹ ‹Kutsal bölgeye düşen pay ile kente düşen payın iki yanındaki topraklar öndere verilecek. Batıdan batıya, doğudan doğuya doğru uzanacak. Batı sınırından doğu sınırına dek uzunluğu bir İsrail oymağına düşen pay kadardır. 
26O 045:008 Bu toprak İsrailde önderin payı olacak. Bundan böyle önderlerim halkıma bir daha baskı yapmayacak, ama oymaklarına göre İsrail halkına ülkeyi miras olarak verecekler. 
26O 045:009 ‹‹ ‹Egemen RAB şöyle diyor: Yeter artık, ey İsrail önderleri! Zorbalığı, baskıyı bırakın. Adil ve doğru olanı yapın. Halkımı kendi topraklarından kovmayın. Egemen RAB böyle diyor. 
26O 045:010 Doğru ölçüler kullanın, kullandığınız efa ve bat doğru olsun. 
26O 045:011 Efa ile bat aynı ölçüde olsun. Bat homerin onda birine, efa da homerin onda birine eşit olmalı. İkisinin de ölçüsü homere göre olacak. 
26O 045:012 Bir şekel yirmi geraya eşit olmalı. Altmış şekelfç de bir minaya eşit olmalı.› ›› şekel, on beş şekel››. 
26O 045:013 ‹‹ ‹Sunacağınız sunular şunlardır: Her homer buğdaydan efanın altıda biri, her homer arpadan efanın altıda biri kadarını vereceksiniz. 
26O 045:014 Bat ölçüsüne göre istenen zeytinyağı miktarı, her kordan batın onda biri kadardır. Bir kor on bat ya da bir homere eşittir. 
26O 045:015 İsrailin sulak otlaklarındaki sürüden iki yüz koyundan bir koyun alınacak. Halkın günahlarını bağışlatmak için bu koyunlar yakmalık sunular, tahıl ve esenlik sunuları için kullanılacak. Egemen RAB böyle diyor. 
26O 045:016 Ülke halkı bu armağanları İsraildeki öndere verecek. 
26O 045:017 İsrailde kutlanan bütün bayramlarda -şenliklerde, Yeni Ay törenlerinde, Şabat günlerinde- tahıl sunularını, yakmalık ve dökmelik sunuları önder sağlayacak. İsrail halkının günahlarını bağışlatmak için yakmalık sunuları, günah, tahıl, esenlik sunularını sağlayacak. 
26O 045:018 ‹‹ ‹Egemen RAB şöyle diyor: Birinci ayın birinci günü kusursuz bir boğa alacak, tapınağı arındıracaksın. 
26O 045:019 Kâhin günah sunusunun kanından alıp tapınağın kapı sövelerine, sunağın üst çıkıntısının dört köşesine, iç avlunun kapı sövelerine sürecek. 
26O 045:020 Yanlışlıkla ya da bilgisizlikten günah işleyen biri için ayın yedinci günü aynısını yapacaksın. Böylece tapınağı arındıracaksın. 
26O 045:021 ‹‹ ‹Birinci ayın on dördüncü günü Fısıh Bayramını yedi gün kutlayacak, mayasız ekmek yiyeceksiniz. 
26O 045:022 O gün önder kendisi ve ülke halkı için günah sunusu olarak bir boğa sağlayacak. 
26O 045:023 Yedi gün bayram boyunca her gün RABbe yakmalık sunu olarak kusursuz yedi boğayla yedi koç, günah sunusu olarak da bir teke sağlayacak. 
26O 045:024 Tahıl sunusu olarak her boğa ve koç için birer efafı tahıl, her efa için bir hin zeytinyağı sağlayacak. 
26O 045:025 ‹‹ ‹Yedinci ayın on beşinci günü başlayan ve yedi gün süren bayramda önder yakmalık sunuları, günah ve tahıl sunularını, zeytinyağını her gün aynı miktarda sağlayacak. 
26O 046:001 ‹‹ ‹Egemen RAB şöyle diyor: İç avlunun doğuya bakan kapısı altı çalışma günü kapalı, Şabat Günü ve Yeni Ay Günü ise açık kalacak. 
26O 046:002 Önder dışarıdan eyvana girip kapı sövesinin yanında duracak. Kâhinler onun yakmalık ve esenlik sunularını sunacaklar. Önder kapı eşiğinde tapındıktan sonra çıkıp gidecek. Kapı akşama dek açık kalacak. 
26O 046:003 Şabat günleri ve Yeni Ay törenlerinde ülke halkı bu kapının girişinde RABbin önünde tapınacak. 
26O 046:004 Önder Şabat Günü RABbe sunacağı yakmalık sunu olarak kusursuz altı kuzu, bir koç sunacak. 
26O 046:005 Koç için verilecek tahıl sunusu bir efa tahıl olacak, kuzular için verebileceği kadar tahıl sunusu sunabilir. Her efa tahıl için bir hin zeytinyağı verilecek. 
26O 046:006 Yeni Ay Günü kusursuz bir boğa, altı kuzu ve bir koç sunacak. 
26O 046:007 Boğa ve koç için tahıl sunusu olarak birer efa tahıl sağlayacak; kuzular için istediği kadar tahıl sağlayabilir. Her efa tahıl için bir hin zeytinyağı sağlayacak. 
26O 046:008 Önder içeri gireceği zaman eyvandan girecek ve aynı yoldan dışarı çıkacak. 
26O 046:009 ‹‹ ‹Ülke halkı bayramlarda RABbin önüne geldiğinde, tapınmak için Kuzey Kapısından giren Güney Kapısından çıkacak, Güney Kapısından giren Kuzey Kapısından çıkacak. Hiç kimse girdiği kapıdan çıkmayacak. Herkes girdiği kapının karşısındaki kapıdan çıkacak. 
26O 046:010 Önder halkın arasında olacak. Halkla birlikte girecek, halkla birlikte çıkacak. 
26O 046:011 ‹‹ ‹Bayramlarda ve kutsal günlerde boğa ve koç için tahıl sunusu olarak birer efa tahıl verecek; kuzular için verebileceği kadar tahıl sağlayabilir. Her efa tahıl için bir hin zeytinyağı verecek. 
26O 046:012 Önder RABbe gönülden verilen yakmalık sunular ya da esenlik sunuları sunacağı zaman doğuya bakan kapı kendisine açılacak. Yakmalık sunuları ya da esenlik sunularını Şabat Günü sunduğu gibi sunacak. Sonra dışarı çıkacak; o çıktıktan sonra kapı kapanacak. 
26O 046:013 ‹‹ ‹Her gün, her sabah yakmalık sunu olarak RABbe bir yaşında kusursuz bir kuzu sağlayacaksın. 
26O 046:014 Bununla birlikte her sabah tahıl sunusu olarak efanın altıda biri tahıl ve ince unu ıslatmak için bir hinin üçte biri kadar zeytinyağı sağlayacaksın. Bu tahıl sunusunun RABbe sunulması sürekli bir kural olacak. 
26O 046:015 Böylece günlük yakmalık sunu olarak her sabah kuzu, tahıl sunusu ve zeytinyağı sunulacak.› ›› 
26O 046:016 ‹‹ ‹Egemen RAB şöyle diyor: Eğer önder oğullarından birine kendi mülkünden armağan ederse, bu mülk torunlarına da geçecek. Miras yoluyla bu onların mülkü olacak. 
26O 046:017 Önder görevlilerinden birine kendi mülkünden armağan ederse, görevli toprak parçasını özgürlük yılına dek elinde tutacak. Sonra öndere geri verecek. Önderin mirası ancak oğullarına geçebilir, onların olacak. 
26O 046:018 Önder halkı mülkünden kovarak miraslarından etmemeli. Oğullarına ancak kendi mülkünden miras verebilir. Öyle ki, halkımdan hiç kimse mülkünden ayrılıp dağılmasın.› ›› 
26O 046:019 Bundan sonra adam beni kapı yanındaki girişten kuzeye bakan, kâhinlere ait kutsal odalara getirdi. Bana batıda bir yer gösterdi. 
26O 046:020 ‹‹Kâhinlerin suç sunusuyla günah sunusunun etini haşlayacakları, tahıl sunusunu pişirecekleri yer burası›› dedi, ‹‹Öyle ki, bunları dış avluya çıkarıp kutsallıklarını halka geçirmesinler.›› 
26O 046:021 Daha sonra adam beni dış avluya çıkarıp sırayla avlunun dört köşesine götürdü. Avlunun her köşesinde küçük birer avlu olduğunu gördüm. 
26O 046:022 Dış avlunun dört köşesinde kırk arşın uzunluğunda, otuz arşın genişliğinde birer kapalı avlu vardı. Köşelerdeki avluların ölçüsü aynıydı. 
26O 046:023 Dört avlunun çevresinde de taş duvar vardı; duvarın dibinde yemek pişirmek için yerler yapılmıştı. 
26O 046:024 Bana, ‹‹Bunlar tapınakta hizmet edenlerin halkın sunduğu kurban etini pişirecekleri mutfaklar›› dedi. 
26O 047:001 Adam beni tapınağın girişine geri getirdi. Doğuya doğru tapınağın kapı eşiğinin altından sular aktığını gördüm. Tapınak doğuya bakıyordu. Sular tapınağın güney yanının altından, sunağın güneyinden aşağıya akıyordu. 
26O 047:002 Beni oradan, Kuzey Kapısından çıkarıp dış yoldan doğuya bakan dış kapıya götürdü. Sular güney yönünden akıyordu. 
26O 047:003 Adam elinde bir ölçü ipiyle doğuya doğru gitti. Bin arşın ölçtükten sonra beni ayak bileğine dek çıkan sulara getirdi. 
26O 047:004 Bin arşın daha ölçtü ve beni dize kadar çıkan sulara getirdi. Bin arşın daha ölçtü, beni bele kadar çıkan sulara getirdi. 
26O 047:005 Bin arşın daha ölçtü, içinden geçemediğim bir ırmak oluştu. Sular yükselmişti, içinden yürüyerek karşıya geçilemezdi, yüzülecek kadar derin bir ırmak oluşmuştu. 
26O 047:006 Bana, ‹‹İnsanoğlu, bunu gördün mü?›› diye sordu. Daha sonra beni ırmağın kıyısına geri getirdi. 
26O 047:007 Oraya varınca, ırmağın her iki kıyısında birçok ağaç gördüm. 
26O 047:008 Bana şöyle dedi: ‹‹Bu sular doğu bölgesine doğru akıyor, oradan Arava Vadisine, sonra Lut Gölüne dökülüyor. Göle dökülünce oradaki sular tatlı suya dönüşecek. 
26O 047:009 Irmağın aktığı yerlerde her çeşit canlı yaratık kaynaşacak. Çok sayıda balık olacak. Çünkü bu sular oraya akıyor, oradaki tuzlu suyu tatlı suya dönüştürüyor. Irmak aktığı her yere yaşam getirecek. 
26O 047:010 Irmak kıyısı boyunca balıkçılar duracak; Eyn-Gediden Eyn- Eglayime dek ağ gerecek yerler olacak. Akdenizdeki gibi çok sayıda balık çeşidi olacak. 
26O 047:011 Ama Lut Gölünün çamurlu, bataklık kesimi tatlı suya dönüşmeyecek, tuzla olarak kalacak. 
26O 047:012 Irmağın her iki yanında her çeşit meyve ağacı yetişecek. Yaprakları solmayacak, meyveleri tükenmeyecek. Her ay meyve verecekler, çünkü tapınaktan çıkan sular oraya akıyor. Meyveleri yiyecek olarak, yaprakları şifa için kullanılacak.›› 
26O 047:013 Egemen RAB şöyle diyor: ‹‹Ülkeyi mülk olarak İsrailin on iki oymağına böleceğiniz sınırlar şöyle olacak: Yusufa iki pay düşecek. 
26O 047:014 Ülkeyi on iki oymak arasında eşit olarak paylaşacaksınız. Ülkeyi atalarınıza vereceğime ant içtim. Bu ülke size mülk olarak verilecek. 
26O 047:015 ‹‹Ülkenin sınırı şöyle olacak: Kuzeyde Akdenizden, Hetlon yoluyla Levo-Hamata, Sedata, 
26O 047:016 Berotaya ve Şamla Hamanın toprakları arasında bulunan Sivrayime, Havran sınırında Haser-Hattikona kadar uzanacak. 
26O 047:017 Sınır denizden Hasar-Enana, Şamın kuzey sınırı boyunca uzanacak, Hama sınırı kuzeyde olacak. Kuzey sınırı bu olacak. ‹‹Levo-Sedata, Hamaya››. 
26O 047:018 ‹‹Doğuda sınır Havranla Şam arasında Gilatı İsrailden ayıran Şeria Irmağı boyunca Lut Gölüne ve Tamara dek uzanacakfö. Doğu sınırı bu olacak. Masoretik metin ‹‹Lut Gölüne dek ölçeceksiniz››. 
26O 047:019 ‹‹Güneyde sınır Tamardan Meriva-Kadeş sularına, Mısır Vadisi boyunca Akdenize dek uzanacak. Güney sınırı bu olacak. 
26O 047:020 ‹‹Batıda Levo-Hamatın karşısındaki noktaya dek Akdeniz sınır oluşturacak. Batı sınırı bu olacak. 
26O 047:021 ‹‹Bu ülkeyi İsrail oymaklarına göre aranızda paylaşacaksınız. 
26O 047:022 Ülkeyi içinizde yaşayan ve içinizdeyken çocukları olan yabancılarla kendiniz arasında mülk olarak bölüşeceksiniz. Onları İsrailde doğan yerliler sayacaksınız. Onların da İsrail oymakları arasında sizin gibi mülkleri olacak. 
26O 047:023 Yabancı hangi oymağa yerleşmişse, orada ona düşen payı mülk olarak vereceksiniz.›› Egemen RAB böyle diyor. 
26O 048:001 ‹‹Oymakların adları şunlardır: Kuzey sınırında Dana bir pay verilecek. Dan sınırı Hetlon yolundan Levo-Hamata uzanacak; Hasar-Enan ve Hamaya yakın Şamın kuzey sınırı doğudan batıya uzanan sınırın bir bölümünü oluşturacak. 
26O 048:002 ‹‹Aşere bir pay verilecek; sınırı Danın doğudan batıya uzanan sınırına bitişik olacak. 
26O 048:003 ‹‹Naftaliye bir pay verilecek; sınırı Aşerin doğudan batıya uzanan sınırına bitişik olacak. 
26O 048:004 ‹‹Manaşşeye bir pay verilecek; sınırı Naftalinin doğudan batıya uzanan sınırına bitişik olacak. 
26O 048:005 ‹‹Efrayime bir pay verilecek; sınırı Manaşşenin doğudan batıya uzanan sınırına bitişik olacak. 
26O 048:006 ‹‹Rubene bir pay verilecek; sınırı Efrayimin doğudan batıya uzanan sınırına bitişik olacak. 
26O 048:007 ‹‹Yahudaya bir pay verilecek; sınırı Rubenin doğudan batıya uzanan sınırına bitişik olacak. 
26O 048:008 ‹‹Yahudanın doğudan batıya uzanan sınırına bitişik topraklar, RABbe ayıracağınız özel armağan olacak. Genişliği 25 000 arşın, doğudan batıya uzunluğu bir oymağa düşen pay kadar olacak. Tapınak bunun ortasında olacak. 
26O 048:009 ‹‹RABbe özel olarak sunacağınız payın uzunluğu 25 000 arşın, genişliği 10 000 arşın olacak. 
26O 048:010 Bu kâhinler için kutsal pay olacak. Kuzeyde uzunluğu 25 000 arşın, batıda genişliği 10 000 arşın, doğuda genişliği 10 000 arşın, güneyde uzunluğu 25 000 arşın olacak. RABbin Tapınağı bunun ortasında olacak. 
26O 048:011 Bu bölge Sadok soyundan gelen kutsanmış kâhinler için olacak. Onlar bana bağlılıkla hizmet ettiler, İsrail halkı yoldan saptığında Levililer de yoldan saptı, ama onlar sapmadı. 
26O 048:012 Orası ülkenin kutsal payından özel bir armağan olarak onlara verilecek. Levililerin topraklarına bitişik çok kutsal bir bölge olacak. 
26O 048:013 ‹‹Levililerin kâhinlerin sınırı yakınında 25 000 arşın uzunlukta, 10 000 arşın genişlikte bir payları olacak. Bu bölgenin uzunluğu 25 000 arşın, genişliği 10 000 arşın olacak. 
26O 048:014 Levililer orayı satmayacak, değiş tokuş etmeyecekler. Bu, ülkenin en iyi bölümüdür, başkasının eline geçmemeli. Çünkü orası RABbe adanmıştır. 
26O 048:015 ‹‹Bölgenin geri kalan 25 000 arşın uzunlukta, 5 000 arşın genişlikteki bölümü halkın yerleşmesi içindir. Orası evlere, otlaklara ayrılacak. Kent bunun ortasında kurulacak. 
26O 048:016 Ölçüleri şöyle olacak: Kuzeyde, güneyde, doğuda, batıda 4 500er arşınfş. 
26O 048:017 Kent için ayrılan otlak da kuzeyde, güneyde, doğuda, batıda 250şer arşın olacak. 
26O 048:018 Kutsal bölgenin sınırında kalan yerin doğusu 10 000 arşın, batısı 10 000 arşın olacak. Kutsal bölgeye bitişik topraklarda yetişen ürün kentte çalışanların olacak. 
26O 048:019 İsrailin her oymağından kentte çalışanlar toprağı işleyecekler. 
26O 048:020 Bu bölgenin tamamı kare şeklindedir. Her yanı 25 000 arşındır. Özel bir armağan olarak kentin mülküyle birlikte kutsal bölgeye düşen payı ayıracaksınız. 
26O 048:021 ‹‹Kutsal bölgeye düşen pay ile kente düşen payın iki yanındaki topraklar öndere verilecek. Bu topraklar kutsal bölgeye düşen 25 000 arşınlık payın doğusundan ve batısından ülkenin doğu ve batı sınırlarına uzanacak. Oymaklara düşen paylar boyunca uzanan bu iki bölge önderin olacak. Kutsal bölgeye düşen pay ile tapınak bunun ortasında olacak. 
26O 048:022 Böylece Levililere düşen pay ile kente düşen pay öndere verilen toprakların ortasında kalacak. Öndere verilecek topraklar Yahudayla Benyamin sınırı arasında kalacak. 
26O 048:023 ‹‹Geri kalan oymaklara düşen pay şöyle: Benyamine bir pay verilecek; sınırı doğudan batıya uzanacak. 
26O 048:024 ‹‹Şimona bir pay verilecek; sınırı Benyaminin doğudan batıya uzanan sınırına bitişik olacak. 
26O 048:025 ‹‹İssakara bir pay verilecek; sınırı Şimonun doğudan batıya uzanan sınırına bitişik olacak. 
26O 048:026 ‹‹Zevuluna bir pay verilecek; sınırı İssakarın doğudan batıya uzanan sınırına bitişik olacak. 
26O 048:027 ‹‹Gada bir pay verilecek; sınırı Zevulunun doğudan batıya uzanan sınırına bitişik olacak. 
26O 048:028 ‹‹Gadın güney sınırı Tamardan güneye, oradan Meriva-Kadeş sularına, oradan da Mısır Vadisi boyunca Akdenize dek uzanacak. 
26O 048:029 ‹‹Mülk olarak İsrail oymaklarına bölüştüreceğiniz ülke budur. Onlara düşecek paylar bunlardır.›› Böyle diyor Egemen RAB. 
26O 048:030 -31 213600 ‹‹Kentin çıkış kapıları şunlar olacak: 4 500 arşın uzunluktaki kuzey yanında üç kapı olacak. Kentin kapılarına İsrail oymaklarının adları verilecek. Kuzeyde Ruben Kapısı, Yahuda Kapısı, Levi Kapısı olacak. 
26O 048:032 4 500 arşın uzunluktaki doğu yanında üç kapı olacak: Yusuf Kapısı, Benyamin Kapısı, Dan Kapısı. 
26O 048:033 4 500 arşın uzunluktaki güney yanında üç kapı olacak: Şimon Kapısı, İssakar Kapısı, Zevulun Kapısı. 
26O 048:034 4 500 arşın uzunluktaki batı yanında üç kapı olacak: Gad Kapısı, Aşer Kapısı, Naftali Kapısı. 
26O 048:035 ‹‹Kentin çevresi 18 000 arşın olacak ve o günden başlayarak kentin adı ‹Yahve şamma› olacak.›› 
27O 001:001 Yahuda Kralı Yehoyakimin krallığının üçüncü yılında Babil Kralı Nebukadnessar Yeruşalimin üzerine yürüyüp kenti kuşattı. 
27O 001:002 Rab, Yahuda Kralı Yehoyakimi ve Tanrının Tapınağındaki bazı eşyaları Nebukadnessarın eline teslim etti. Nebukadnessar bunları Şinar ülkesine götürüp kendi ilahının tapınağının hazinesine yerleştirdi. 
27O 001:003 -4 213670 Kral İsrailliler arasından kral soyundan gelme ya da soylu bazı gençlerin seçilip saraya getirilmesi için saray görevlilerinin yöneticisi Aşpenaza buyruk verdi. Bu gençler kusursuz, yakışıklı, her konuda bilge, bilgili, öğrenmeye yetenekli, sarayda görev almaya uygun nitelikte kişiler olmalıydı. Aşpenaz onlara Kildanilerin dilini ve yazısını öğretecekti. 
27O 001:005 Kral bu gençler için kendi sofrasından gündelik yiyecek ve şarap ayırdı. Üç yıl eğitildikten sonra gençler kralın önüne çıkarılacaklardı. 
27O 001:006 Seçilen gençler arasında Yahudalılardan Daniel, Hananya, Mişael ve Azarya da vardı. 
27O 001:007 Saray görevlilerinin yöneticisi onlara yeni adlar koydu. Daniele Belteşassar, Hananyaya Şadrak, Mişaele Meşak, Azaryaya Abed-Nego adını verdi. 
27O 001:008 Daniel dinsel açıdan kendini kirletmemek için kralın onlara ayırdığı yemeklerden yemeyi de şaraptan içmeyi de istemedi. Bu yoldan kendini kirletmemek için saray görevlilerinin yöneticisine ricada bulundu. 
27O 001:009 Tanrı saray görevlileri yöneticisinin Daniele sevgiyle, sevecenlikle davranmasını sağladı. 
27O 001:010 Adam Daniele, ‹‹Yiyecek içecek payınızı ayıran efendimiz kraldan korkarım›› dedi, ‹‹Eğer yüzünüzü yaşıtınız olan öbür gençlerin yüzünden daha solgun görürse, başımı tehlikeye sokmuş olursunuz.›› 
27O 001:011 -12 213740 Daniel, saray görevlileri yöneticisinin Hananya, Mişael, Azarya ve kendisinin başına koyduğu gözeticiye gidip, ‹‹Lütfen kullarınıza on gün olanak tanıyın›› dedi, ‹‹Bu on gün içinde bize yemek için sebze, içmek için de su verilsin. 
27O 001:013 Sonra yüzlerimizi kralın yemeklerini yiyen öbür gençlerin yüzleriyle kıyaslayın ve kullarınıza gördüğünüze göre davranın.›› 
27O 001:014 Gözetici bu isteği kabul etti ve onlara on gün deneme fırsatı verdi. 
27O 001:015 On gün sonra dört genç kralın yemeklerini yiyen öbür gençlerin hepsinden daha sağlıklı, daha iyi beslenmiş görünüyordu. 
27O 001:016 Böylece gözetici o günden sonra kralın gençler için ayırdığı yemekle şarabı kaldırdı ve onlara sebze vermeyi sürdürdü. 
27O 001:017 Tanrı bu dört gence her konuda bilgi, beceri, bilgelik verdi. Daniel her çeşit görümü ve düşü yorumlayabiliyordu. 
27O 001:018 Kralın belirlediği süre tamamlanınca, saray görevlileri yöneticisi gençleri Nebukadnessara götürdü. 
27O 001:019 Kral onlarla görüştü; içlerinde Daniel, Hananya, Mişael, Azarya gibisi yoktu. Bu yüzden kralın hizmetine onlar atandı. 
27O 001:020 Kral bilgelik ve anlayışla ilgili konularda onları sınadı ve dört genci ülkesindeki bütün sihirbazlardan, falcılardan on kat üstün buldu. 
27O 001:021 Kral Koreş'in krallığının birinci yılına dek Daniel sarayda kaldı. 
27O 002:001 Krallığının ikinci yılında Nebukadnessar bir düş gördü. Ruhu üzüntüyle sarsıldı, uykusu kaçtı. 
27O 002:002 Düşünün ne olduğunu söylesinler diye sihirbazları, falcıları, büyücüleri, yıldızbilimcileri çağırttı. Hepsi gelip kralın önünde durdular. 
27O 002:003 Kral, ‹‹Beni üzüntüyle sarsan bir düş gördüm. Ne anlama geldiğini öğrenmek istiyorum›› dedi. 
27O 002:004 Yıldızbilimciler Aramice, ‹‹Ey kral, sen çok yaşa!›› dediler, ‹‹Düşünü bu kullarına anlat ki, ne anlama geldiğini söyleyelim.›› yazılmıştır. 
27O 002:005 Kral, ‹‹Gördüğüm düşü ve ne anlama geldiğini bana açıklamazsanız, kararım kesin, paramparça edileceksiniz›› diye karşılık verdi, ‹‹Evleriniz de çöplüğe çevrilecek. 
27O 002:006 Ama düşü ve ne anlama geldiğini açıklayabilirseniz, sizi büyük armağanlarla ödüllendirip onurlandıracağım. Onun için bana düşü ve ne anlama geldiğini açıklayın.›› 
27O 002:007 Onlar yine, ‹‹Ey kral, düşü bu kullarına anlat ki, ne anlama geldiğini söyleyelim›› dediler. 
27O 002:008 Bunun üzerine kral, ‹‹Kararımın kesin olduğunu bildiğiniz için zaman kazanmak istediğinizi anlıyorum›› dedi, 
27O 002:009 ‹‹Ama düşün ne olduğunu bana açıklamazsanız, sizin için tek ceza vardır. Durumun değişeceğini umarak bana yalan yanlış şeyler söylemek için aranızda anlaşmışsınız. Şimdi bana düşün ne olduğunu söyleyin ki, ne anlama geldiğini açıklayabileceğinizi anlayayım.›› 
27O 002:010 Yıldızbilimciler, ‹‹Yeryüzünde senin bu isteğini yerine getirecek tek kişi yoktur›› diye yanıtladılar, ‹‹Kaldı ki, büyük, güçlü hiçbir kral bir sihirbazdan, falcıdan ya da yıldızbilimciden böyle bir şey istememiştir. 
27O 002:011 Kralın isteğini yerine getirmek güçtür. İnsanlar arasında yaşamayan ilahlardan başka krala bunu açıklayabilecek kimse yoktur.›› 
27O 002:012 Buna çok öfkelenen kral, Babildeki bütün bilgelerin öldürülmesini buyurdu. 
27O 002:013 Böylece hepsinin öldürülmesi için buyruk çıktı. Danielle arkadaşlarının öldürülmesi için de adamlar gönderildi. 
27O 002:014 Daniel Babilin bilgelerini öldürmeye giden kralın muhafız birliği komutanı Aryokla bilgece, akıllıca konuştu. 
27O 002:015 Aryoka, ‹‹Kralın buyruğu neden bu denli sert?›› diye sordu. Aryok durumu Daniele anlattı. 
27O 002:016 Bunun üzerine Daniel krala gidip düşünün ne anlama geldiğini söyleyebilmesi için zaman istedi. 
27O 002:017 Sonra evine dönüp olup bitenleri arkadaşları Hananyaya, Mişaele, Azaryaya anlattı. 
27O 002:018 Göklerin Tanrısına yakarmalarını istedi; öyle ki, Tanrı onlara lütfedip bu gizi açıklasın ve kendisiyle arkadaşları Babilin öbür bilgeleriyle birlikte öldürülmesinler. 
27O 002:019 Gece giz bir görümde Daniele açıklandı. Bunun üzerine Daniel Göklerin Tanrısını övdü. 
27O 002:020 Şöyle dedi:  ‹‹Tanrının adına öncesizlikten sonsuzluğa dek övgüler olsun!<br />Bilgelik ve güç Ona özgüdür. 
27O 002:021 Odur zamanları ve mevsimleri değiştiren.<br />Kralları tahttan indirir, tahta çıkarır.<br />Bilgelere bilgelik,<br />Anlayışlılara bilgi verir. 
27O 002:022 Derin ve gizli şeyleri ortaya çıkarır,<br />Karanlıkta neler olduğunu bilir,<br />Çevresi ışıkla kuşatılmıştır. 
27O 002:023 Ey atalarımın Tanrısı,<br />Sana şükreder, seni överim.<br />Sen ki, bana bilgelik ve güç verdin,<br />Senden istediklerimizi bana bildirdin<br />Ve kralın düşünü bize açıkladın.›› 
27O 002:024 Daniel, kralın Babilin bilgelerini öldürmeye atadığı Aryoka giderek, ‹‹Babilin bilgelerini yok etme›› dedi, ‹‹Beni krala götür, düşünün ne anlama geldiğini açıklayacağım.›› 
27O 002:025 Aryok onu hemen krala götürdü ve, ‹‹Sürgündeki Yahudalılar arasında kralın düşünü yorumlayabilecek birini buldum›› dedi. 
27O 002:026 Kral, öbür adı Belteşassar olan Daniele, ‹‹Gördüğüm düşü ve ne anlama geldiğini bana söyleyebilir misin?›› diye sordu. 
27O 002:027 Daniel şöyle yanıtladı: ‹‹Kralın açıklanmasını istediği gizi ne bir bilge, ne falcı, ne de sihirbaz açıklayabilir. 
27O 002:028 Ama gökte gizleri açıklayan bir Tanrı var. Gelecekte neler olacağını Kral Nebukadnessara O bildirmiştir. Yatağında yatarken gördüğün düş ve görümler şunlardır: 
27O 002:029 ‹‹Sen, ey kral, yatarken gelecekle ilgili düşüncelere daldın, gizleri açan da neler olacağını sana bildirdi. 
27O 002:030 Bana gelince, ey kral, öbür insanlardan daha bilge olduğum için değil, düşünün ne anlama geldiğini bilesin, aklından geçenleri anlayasın diye bu giz bana açıklandı. 
27O 002:031 ‹‹Ey kral, düşünde önünde duran büyük bir heykel gördün. Çok büyük ve olağanüstü parlaktı, görünüşü ürkütücüydü. 
27O 002:032 Başı saf altından, göğsüyle kolları gümüşten, karnıyla kalçaları tunçtan, 
27O 002:033 bacakları demirden, ayaklarının bir kesimi demirden, bir kesimi kildendi. 
27O 002:034 Sen bakıyordun ki, bir taş insan eli değmeden kesilip heykelin demirden, kilden ayaklarına çarparak onları paramparça etti. 
27O 002:035 Demir, kil, tunç, gümüş, altın aynı anda parçalandı; yazın harman yerindeki saman çöpleri gibi oldular. Derken bir rüzgar çıktı, hiç iz bırakmadan hepsini alıp götürdü. Heykele çarpan taşsa büyük bir dağ oldu, bütün dünyayı doldurdu. 
27O 002:036 ‹‹Gördüğün düş buydu. Şimdi de ne anlama geldiğini sana açıklayalım. 
27O 002:037 Sen, ey kral, kralların kralısın. Göklerin Tanrısı sana egemenlik, güç, kudret, yücelik verdi. 
27O 002:038 İnsanoğullarını, yabanıl hayvanları, gökte uçan kuşları senin eline teslim etti. Seni hepsine egemen kıldı. Altından baş sensin. 
27O 002:039 Senden sonra senden daha aşağı durumda başka bir krallık çıkacak. Sonra bütün dünyada egemenlik sürecek tunçtan üçüncü bir krallık çıkacak. 
27O 002:040 Dördüncü krallık demir gibi güçlü olacak. Çünkü demir her şeyi kırıp ezer. Demir gibi tümünü kırıp parçalayacak. 
27O 002:041 Ayaklarla parmakların bir kesiminin çömlekçi kilinden, bir kesiminin demirden olduğunu gördün; yani bölünmüş bir krallık olacak bu. Öyleyken onda demirin gücü de bulunacak, çünkü demiri kille karışık gördün. 
27O 002:042 Ayak parmaklarının bir kesimi demirden, bir kesimi kilden olduğu gibi, krallığın da bir bölümü güçlü, bir bölümü zayıf olacak. 
27O 002:043 Demirin kille karışık olduğunu gördüğüne göre halklar evlilik bağıyla birbirleriyle karışacaklar, ama demirin kille karışmadığı gibi onlar da birbirine bağlı kalmayacaklar. 
27O 002:044 ‹‹Bu krallar döneminde Göklerin Tanrısı hiç yıkılmayacak, başka halkın eline geçmeyecek bir krallık kuracak. Bu krallık önceki krallıkları ezip yok edecek, kendisiyse sonsuza dek sürecek. 
27O 002:045 İnsan eli değmeden dağdan kesilip gelen taşın demiri, tuncu, kili, gümüşü, altını parçaladığını gördün. Ulu Tanrı bundan sonra neler olacağını krala açıklamıştır. Düş gerçek, yorumu da güvenilirdir.›› 
27O 002:046 Bunun üzerine Kral Nebukadnessar Danielin önünde yüzüstü yere kapandı. Ona bir sunu ve buhur sunulmasını buyurdu. 
27O 002:047 Daniele, ‹‹Madem bu gizi açıklayabildin, Tanrın gerçekten tanrıların Tanrısı, kralların Efendisi›› dedi, ‹‹Gizleri açan Odur.›› 
27O 002:048 Sonra Danieli yüksek bir göreve getirdi; ona birçok değerli armağan verdi. Onu Babil İline vali atadı, Babilin bütün bilgelerinin başkanı yaptı. 
27O 002:049 Daniel'in isteği üzerine Şadrak'ı, Meşak'ı, Abed-Nego'yu da Babil İli'nde yüksek görevlere atadı. Daniel ise sarayda kaldı. 
27O 003:001 Kral Nebukadnessar altın bir heykel yaptı; boyu altmış, eni altı arşındıfç. Onu Babil İlinde, Dura Ovasına dikti. 
27O 003:002 Satrapları, kaymakamları, valileri, danışmanları, haznedarları, yargıçları, güvenlik görevlilerini ve illerin bütün öbür yüksek memurlarını diktiği heykeli adama törenine çağırttı. 
27O 003:003 Böylece satraplar, kaymakamlar, valiler, danışmanlar, haznedarlar, yargıçlar, güvenlik görevlileri ve illerin bütün öbür yüksek memurları Kral Nebukadnessarın diktiği heykeli adama töreni için toplanarak heykelin önünde durdular. 
27O 003:004 Sonra haberci yüksek sesle bağırdı: ‹‹Ey halklar, uluslar, her dilden insanlar, size şöyle yapmanız buyruluyor: 
27O 003:005 Boru, ney, lir, kanun, arp, davul ve her çeşit çalgı sesini duyar duymaz yere kapanıp Kral Nebukadnessarın dikmiş olduğu altın heykele tapınacaksınız. 
27O 003:006 Her kim yere kapanıp tapınmazsa hemen kızgın fırına atılacaktır.›› 
27O 003:007 Bu yüzden ne zaman boru, ney, lir, kanun, arp ve her çeşit çalgı sesi duyulsa, bütün halklar, uluslar, her dilden insanlar yere kapanıp Kral Nebukadnessarın diktiği altın heykele tapındılar. 
27O 003:008 Bunun üzerine bazı Kildaniler yaklaşıp Yahudileri suçladılar. 
27O 003:009 Kral Nebukadnessara, ‹‹Ey kral, sen çok yaşa!›› dediler, 
27O 003:010 -11 214420 ‹‹Boru, ney, lir, kanun, arp, davul ve her çeşit çalgı sesini duyan herkes yere kapanıp altın heykele tapınacak; kim yere kapanıp tapınmazsa kızgın fırına atılacak diye bir buyruk çıkardın, ey kral. 
27O 003:012 Oysa Babil İlinde yüksek görevlere atadığın Şadrak, Meşak, Abed-Nego adında bazı Yahudiler var. Bu adamlar seni saymadılar, ey kral. Senin ilahlarına kulluk etmiyor, diktiğin altın heykele tapınmıyorlar.›› 
27O 003:013 Büyük öfkeye kapılan Nebukadnessar, Şadrakı, Meşakı, Abed-Negoyu çağırttı. Bu kişiler kralın yanına getirildiler. 
27O 003:014 Nebukadnessar, ‹‹Ey Şadrak, Meşak, Abed-Nego, ilahlarıma kulluk etmediğiniz, diktiğim altın heykele tapınmadığınız doğru mu?›› diye sordu, 
27O 003:015 ‹‹Şimdi boru, ney, lir, kanun, arp, davul ve her çeşit çalgı sesini duyar duymaz yere kapanıp yaptığım heykele tapınmaya hazırsanız ne iyi! Ama ona tapınmazsanız, hemen kızgın fırına atılacaksınız. O zaman bakalım hangi ilah sizi elimden kurtaracak?›› 
27O 003:016 Şadrak, Meşak, Abed-Nego, ‹‹Bu konuda kendimizi savunma gereğini duymuyoruz›› diye karşılık verdiler, 
27O 003:017 ‹‹Kızgın fırına atılsak bile, ey kral, kendisine kulluk ettiğimiz Tanrı bizi kızgın fırından kurtarabilir; senin elinden de bizi kurtaracaktır. 
27O 003:018 Ama bizi kurtarmasa bile bil ki, ey kral, ilahlarına kulluk etmeyiz, diktiğin altın heykele tapınmayız.›› 
27O 003:019 Nebukadnessar Şadrak, Meşak, Abed-Negoya çok öfkelendi; onlara karşı tutumu değişti. Fırının her zamankinden yedi kat daha çok ısıtılmasını buyurdu. 
27O 003:020 Sonra ordusundaki bazı güçlü askerlere Şadrakı, Meşakı, Abed-Negoyu bağlayıp kızgın fırına atmalarını buyurdu. 
27O 003:021 Böylece bu kişiler, şalvarları, kaftanları, sarıkları ve öbür giysileriyle birlikte bağlanıp kızgın fırına atıldılar. 
27O 003:022 Kralın buyruğu çok sıkı, fırın da çok ısıtılmış olduğundan, Şadrakı, Meşakı, Abed-Negoyu götüren adamları ateşin alevleri yakıp öldürdü. 
27O 003:023 Üç adamsa -Şadrak, Meşak, Abed-Nego- bağlı olarak kızgın fırına düştüler. 
27O 003:024 O zaman Kral Nebukadnessar şaşkınlık içinde birden ayağa kalktı. Danışmanlarına, ‹‹Biz ateşin içine bağlı üç kişi atmadık mı?›› diye sordu. Danışmanlar, ‹‹Kuşkusuz, ey kral›› diye karşılık verdiler. 
27O 003:025 Kral, ‹‹Ben dört kişi görüyorum›› dedi, ‹‹Ateşin içinde yürüyorlar, bağlarından çözülmüş, hiçbir zarara uğramamışlar. Dördüncünün görünümü de bir ilahi varlığa benziyor.›› 
27O 003:026 Sonra kızgın fırının kapısına yaklaşarak, ‹‹Ey Yüce Tanrının kulları Şadrak, Meşak, Abed-Nego, dışarı çıkıp buraya gelin!›› diye seslendi. Bunun üzerine Şadrak, Meşak, Abed-Nego ateşin içinden çıktılar. 
27O 003:027 Satraplar, kaymakamlar, valiler, kralın danışmanları onların çevresinde toplandılar. Adamların bedenlerinde ateşin hiçbir etkisi olmadığını gördüler. Başlarındaki tek saç yanmamış, giysileri değişmemiş, ateşin kokusu üzerlerine sinmemişti. 
27O 003:028 Bunun üzerine Nebukadnessar, ‹‹Şadrak, Meşak ve Abed-Negonun Tanrısına övgüler olsun!›› dedi, ‹‹Meleğini gönderip kendisine güvenen kullarını kurtardı. Onlar buyruğuma karşı geldiler, kendi Tanrılarından başka bir ilaha kulluk edip tapınmamak için canlarını tehlikeye attılar. 
27O 003:029 İşte buyuruyorum: Hangi halktan, ulustan ya da dilden olursa olsun, Şadrak, Meşak ve Abed-Negonun Tanrısından saygısızca söz eden herkes paramparça edilecek, evleri çöplüğe çevrilecek. Çünkü böyle kurtarabilen başka bir tanrı yoktur.›› 
27O 003:030 Sonra Şadrak'ı, Meşak'ı, Abed-Nego'yu Babil İli'nde daha yüksek görevlere atadı. 
27O 004:001 Kral Nebukadnessar dünyadaki bütün halklara, uluslara ve her dilden insanlara şu bildiriyi gönderdi: ‹‹Esenliğiniz bol olsun! 
27O 004:002 Yüce Tanrının benim için gerçekleştirdiği belirtileri ve şaşılası işleri size bildirmeyi uygun gördüm. 
27O 004:003 ‹‹Belirtileri ne büyük!<br />Şaşılası işleri ne yüce!<br />Krallığı ebedi krallıktır,<br />Egemenliği kuşaklar boyu sürecek. 
27O 004:004 ‹‹Ben, Nebukadnessar, evimde huzur, sarayımda gönenç içindeydim. 
27O 004:005 Beni korkutan bir düş gördüm. Yatağımda yatarken düşüncelerimle görümlerim beni ürküttü. 
27O 004:006 Düşün ne anlama geldiğini açıklamaları için Babilin bütün bilgelerinin yanıma getirilmesini buyurdum. 
27O 004:007 Sihirbazlar, yıldızbilimciler, falcılar yanıma gelince, gördüğüm düşü onlara anlattımsa da ne anlama geldiğini açıklayamadılar. 
27O 004:008 Sonunda ilahımın adından gelen Belteşassar adıyla çağrılan ve kendisinde kutsal ilahların ruhu bulunan Daniel yanıma geldi. Gördüğüm düşü ona anlattım. 
27O 004:009 ‹‹Ona şöyle dedim: Ey sihirbazların başkanı Belteşassar, sende kutsal ilahların ruhu olduğunu, her gizi açıklayabileceğini biliyorum. İşte gördüğüm düş: Ne anlama geldiğini bana açıkla. 
27O 004:010 Yatarken gördüğüm görümler şunlar: Dünyanın ortasında çok yüksek bir ağaç gördüm. 
27O 004:011 Ağaç büyüdü, güçlendi, boyu göklere erişti. Dünyanın dört bucağından görülüyordu. 
27O 004:012 Yaprakları güzeldi, herkese yetecek kadar bol meyvesi vardı. Yabanıl hayvanlar gölgesinde barınıyor, gökte uçan kuşlar dallarına tünüyordu. Her canlı ondan besleniyordu. 
27O 004:013 ‹‹Yatağımda yatarken gördüğüm görümlerde gökten inen bir gözcü, kutsal bir varlık gördüm. 
27O 004:014 Yüksek sesle, ‹Ağacı ve dallarını kesin, yapraklarını yolun, meyvesini atın› diye bağırdı, ‹Altında barınan hayvanlarla dallarına tüneyen kuşlar kaçsın. 
27O 004:015 Ama köklerin bulunduğu kütüğü demirle, tunçla çevreleyip yerde, otların içinde bırakın. ‹‹ ‹Göğün çiyiyle ıslansın, hayvanlarla birlikte yerdeki otlardan pay alsın. 
27O 004:016 Ondaki insan yüreği değiştirilsin, yerine hayvan yüreği verilsin. Üzerinden yedi vakit geçsin. 
27O 004:017 Bu yargıyı gözcüler, kararı kutsallar verdi. Öyle ki, her canlı Yüce Olanın insan krallıkları üzerinde egemenlik sürdüğünü ve onları dilediği kişiye, en hor görülen birine bile verebileceğini bilsin.› 
27O 004:018 ‹‹İşte ben Kral Nebukadnessarın gördüğü düş! Şimdi, ey Belteşassar, bunun ne anlama geldiğini söyle. Çünkü krallığımdaki bilgelerin hiçbiri bu düşün ne anlama geldiğini bana açıklayamadı. Ama sen açıklayabilirsin, çünkü kutsal ilahların ruhu var sende.›› 
27O 004:019 O zaman öbür adı Belteşassar olan Daniel bir süre şaşkın şaşkın durdu, düşünceleri onu ürküttü. Bunun üzerine kral, ‹‹Ey Belteşassar, bu düş de yorumu da seni ürkütmesin›› dedi. Belteşassar, ‹‹Ey efendim, keşke bu düş senden nefret edenlerin, yorumu da düşmanlarının başına gelseydi!›› diye karşılık verdi, 
27O 004:020 ‹‹Büyüyen, güçlenen, boyu göklere erişen, dünyadaki herkesçe görülebilen bir ağaç gördün. 
27O 004:021 Yaprakları güzeldi, meyvesi herkese yetecek kadar boldu. Yabanıl hayvanlar altında barınır, gökte uçan kuşlar dallarına tünerdi. 
27O 004:022 Ey kral, o ağaç sensin! Sen büyüdün, güçlendin. Büyüklüğün giderek göklere erişti, egemenliğin dünyanın dört bucağına yayıldı. 
27O 004:023 ‹‹Sen, ey kral, bir gözcünün, kutsal bir varlığın gökten indiğini gördün. ‹Ağacı kesip yok edin, ama köklerin bulunduğu kütüğü demirle, tunçla çevreleyip yerde, otların içinde bırakın. Göğün çiyiyle ıslansın; üzerinden yedi vakit geçinceye dek yabanıl hayvanlarla birlikte pay alsın› diyordu. 
27O 004:024 ‹‹Ey efendim kral, düşün anlamı ve Yüce Olanın senin başına getireceği yargı şudur: 
27O 004:025 İnsanlar arasından kovulacak, yabanıl hayvanlarla yaşayacaksın; öküz gibi otla beslenecek, göğün çiyiyle ıslanacaksın. Yüce Olanın insan krallıkları üzerinde egemenlik sürdüğünü ve krallığı dilediği kişiye verdiğini anlayıncaya dek yedi vakit geçecek. 
27O 004:026 Köklerin bulunduğu kütüğün bırakılması için buyruk verildi. Bunun anlamı şu: Sen göklerin egemenlik sürdüğünü anlayınca krallığın sana geri verilecek. 
27O 004:027 Bu yüzden, ey kral, öğüdümü benimse: Doğru olanı yaparak günahından, düşkünlere iyilik ederek suçlarından vazgeç. Olur ya, gönencin uzun sürer.›› 
27O 004:028 Bunların hepsi Kral Nebukadnessarın başına geldi. 
27O 004:029 On iki ay sonra kral Babil Sarayının damında geziniyordu. 
27O 004:030 Kral, ‹‹İşte onurum ve yüceliğim için üstün gücümle krallığımın başkenti olarak kurduğum büyük Babil!›› dedi. 
27O 004:031 Daha sözünü bitirmeden gökten bir ses duyuldu: ‹‹Ey Kral Nebukadnessar, krallık senden alındı. 
27O 004:032 İnsanlar arasından kovulacak, yabanıl hayvanlarla yaşayacaksın. Öküz gibi otla besleneceksin. Yüce Olanın insan krallıkları üzerinde egemenlik sürdüğünü ve krallığı dilediği kişiye verdiğini anlayıncaya dek yedi vakit geçecek.›› 
27O 004:033 Nebukadnessara ilişkin bu söz hemen yerine geldi. İnsanlar arasından kovuldu. Öküz gibi otla beslendi. Bedeni göğün çiyiyle ıslandı. Saçı kartal tüyü, tırnakları kuş pençesi gibi uzadı. 
27O 004:034 Belirlenen sürenin sonunda ben Nebukadnessar gözlerimi göğe kaldırdım ve kendime geldim. Yüce Olanı övdüm. Sonsuza dek Diri Olanı onurlandırıp yücelttim.  Onun egemenliği ebedi egemenliktir,<br />Krallığı kuşaklar boyu sürecek. 
27O 004:035 Dünyada yaşayanlar bir hiç sayılır.<br />O gökteki güçlere de dünyada yaşayanlara da<br />Dilediğini yapar.<br />Onun elini durduracak,<br />Ona, ‹‹Ne yapıyorsun?›› diyecek kimse yoktur. 
27O 004:036 O anda aklım başıma geldi. Krallığımın yüceliği için onurum ve görkemim bana geri verildi. Danışmanlarımla soylu adamlarım beni aradılar. Krallığıma kavuştum, bana daha büyük yücelik verildi. 
27O 004:037 Ben Nebukadnessar Göklerin Kralı'na şükrederim. O'nu över, yüceltirim. Çünkü bütün yaptıkları gerçek, yolları doğrudur; kendini beğenmişleri alçaltmaya gücü yeter. 
27O 005:001 Kral Belşassar soylu adamlarından bin kişiye büyük bir şölen verdi, onlarla şarap içti. 
27O 005:002 Şarabını keyifle içerken, atası Nebukadnessarın Yeruşalimdeki tapınaktan çıkarıp getirdiği altın ve gümüş kapların getirilmesini buyurdu. Öyle ki, kendisi, karıları, cariyeleri, soylu adamları onlarla içsinler. 
27O 005:003 Böylece Tanrının Yeruşalimdeki tapınağından alınan altın kaplar getirildi; kral, karıları, cariyeleri, soylu adamları onlarla içtiler. 
27O 005:004 Şaraplarını içerken altından, gümüşten, tunçtan, demirden, ağaçtan, taştan ilahları övdüler. 
27O 005:005 Ansızın bir insan elinin parmakları belirdi, kandilliğin yanındaki saray duvarının sıvası üzerine yazmaya başladı. Kral yazan eli gördü, 
27O 005:006 aklından geçenler onu ürküttü, benzi soldu; eli ayağı tutmaz oldu, dizlerinin bağı çözüldü. 
27O 005:007 Yüksek sesle Babilin bilgelerini - falcılarla yıldızbilimcileri - çağırttı. Onlara, ‹‹Bu yazıyı kim okuyup ne anlama geldiğini bana açıklarsa, kendisine mor giysi giydirilip boynuna altın zincir takılacak ve ülkede üçüncü önder olacak›› dedi. 
27O 005:008 Kralın bütün bilgeleri geldiyse de yazıyı kimse okuyamadı, ne anlama geldiğini de açıklayamadı. 
27O 005:009 Bu yüzden Kral Belşassar daha da korktu, benzi büsbütün soldu. Soylu adamlarıysa şaşkındı. 
27O 005:010 Kralla soyluların seslerini duyan kraliçe şölen salonuna geldi. ‹‹Çok yaşa, ey kral!›› dedi, ‹‹Aklından geçenler seni ürkütmesin, benzin solmasın! 
27O 005:011 Ülkende kendisinde kutsal ilahların ruhu bulunan biri var. Atan Kral Nebukadnessarın döneminde kavrayışa, sağduyuya, ilahlara özgü bilgeliğe sahip olmakla tanınırdı. Atan Kral Nebukadnessar onu sihirbazların, yıldızbilimcilerin, falcıların başkanlığına atadı. 
27O 005:012 Kralın Belteşassar diye çağırdığı Daniel olağanüstü bir ruha, bilgiye, sağduyuya sahiptir. Üstelik düşleri yorumlama, bilmeceleri çözme, gizemleri açıklama yeteneği de vardır. Danieli çağırt, yazının ne anlama geldiğini o sana söyleyecektir.›› 
27O 005:013 Böylece Danieli kralın önüne getirdiler. Kral, ‹‹Kral atamın Yahudadan getirdiği, Yahuda sürgünlerinden Daniel sen misin?›› diye sordu, 
27O 005:014 ‹‹Sende ilahların ruhu bulunduğunu, kavrayış, sağduyu ve olağanüstü bilgelikle donanmış olduğunu duydum. 
27O 005:015 Bu yazıyı okuyup ne anlama geldiğini söylemeleri için bilgelerle falcıları çağırttım. Ama ne anlama geldiğini açıklayamadılar. 
27O 005:016 Senin yorum yapabildiğini, gizemleri açıklayabildiğini duydum. Bu yazıyı okur, ne anlama geldiğini açıklayabilirsen, sana mor giysi giydirilip boynuna altın zincir takılacak; ülkede üçüncü önder olacaksın.›› 
27O 005:017 Daniel, ‹‹Armağanların senin olsun, ödüllerini de bir başkasına ver›› diye karşılık verdi, ‹‹Ama ben yine de yazıyı okuyup ne anlama geldiğini sana açıklayacağım. 
27O 005:018 ‹‹Ey kral, Yüce Tanrı atan Nebukadnessara krallığı, büyüklüğü, yüceliği, görkemi verdi. 
27O 005:019 Tanrının sağladığı büyüklük yüzünden bütün halklar, uluslar, her dilden insan ondan korkup titredi. Dilediğini öldürür, dilediğini yaşatırdı; dilediğini yüceltir, dilediğini alçaltırdı. 
27O 005:020 Ne var ki, gurura kapılıp saygısızlıkta direnince krallık tahtından indirildi, yüceliği kendisinden alındı. 
27O 005:021 İnsanlar arasından kovuldu ve ona hayvan yüreği verildi. Yüce Tanrının insanların krallığı üzerinde egemenlik sürdüğünü, onu dilediği kişiye verdiğini anlayıncaya dek yaban eşekleri arasında yaşadı, öküz gibi otla beslendi, bedeni göğün çiyiyle ıslandı. 
27O 005:022 ‹‹Ama ey sen, onun torunu Belşassar, bunların hepsini bildiğin halde alçakgönüllülüğü benimsemedin. 
27O 005:023 Bunun yerine göğün Rabbine karşı kendini yükselttin. Onun tapınağından aldıkları kapları sana getirdiler. Sen, karıların, cariyelerin, soylu adamların onlarla şarap içtiniz. Görmeyen, duymayan, anlamayan altından, gümüşten, tunçtan, demirden, ağaçtan, taştan ilahları övdün. Soluğunu elinde tutan, bütün yollarını gözeten Tanrıyı ise yüceltmedin. 
27O 005:024 Bu yüzden Tanrı o yazıyı yazan eli gönderdi. 
27O 005:025 ‹‹Yazılan yazı şudur: MENE, MENE, TEKEL ve PARSİN. 
27O 005:026 ‹‹Bu sözcüklerin anlamı şudur: MENE: Tanrı senin krallığının günlerini saydı ve ona son verdi. 
27O 005:027 TEKEL: Terazide tartıldın ve eksik bulundun. 
27O 005:028 PERES: Krallığın ikiye bölünerek Medlerle Perslere verildi.›› ‹‹Persler›› sözcüğünü de çağrıştırır. Peres ‹‹Parsin››in tekilidir. 
27O 005:029 Belşassarın buyruğu üzerine Daniele mor giysi giydirilip boynuna altın zincir takıldı ve ülkede üçüncü önder ilan edildi. 
27O 005:030 Kildan Kralı Belşassar o gece öldürüldü. 
27O 005:031 Altmış iki yaşında olan Medli Darius krallığı eline geçirdi. 
27O 006:001 Darius bütün ülkeyi yönetecek yüz yirmi satrap atamayı uygun gördü. 
27O 006:002 Bunların başına da biri Daniel olmak üzere üç bakan atadı. Krala zarar gelmemesi için bakanlar satraplardan hesap soracaklardı. 
27O 006:003 Kendisinde bulunan olağanüstü ruh sayesinde Daniel öbür bakanlarla satraplardan üstün olduğundan, kral onu bütün ülkenin başına atamayı tasarlıyordu. 
27O 006:004 Bunun üzerine öbür bakanlarla satraplar Danieli ülke yönetimi konusunda suçlamak için fırsat kollamaya başladılar. Ancak ne suçlanacak bir yanını, ne de bir yanlışını buldular. Çünkü Daniel güvenilir biriydi. Kendisinde hiçbir eksiklik ya da yanlışlık bulamadılar. 
27O 006:005 Sonunda, ‹‹Danieli Tanrısının Yasasıyla ilgili bir konuda suçlayamazsak, bir suçlama nedeni bulamayacağız›› dediler. 
27O 006:006 Bunun üzerine bakanlarla satraplar hep birlikte krala gidip, ‹‹Ey Kral Darius, çok yaşa!›› dediler, 
27O 006:007 ‹‹Ülkenin bütün bakanları, kaymakamları, satrapları, danışmanları, valileri olarak kralın zorlu bir yasa çıkarması üzerinde anlaştık. Ey kral, kim otuz gün içinde senden başka bir insana ya da ilaha dua ederse, aslan çukuruna atılsın. 
27O 006:008 Şimdi, ey kral, yasağı koy; Medlerle Perslerin değişmez yasası uyarınca yazıyı imzala ki değiştirilemesin.›› 
27O 006:009 Böylece Kral Darius yasağı içeren yasayı imzaladı. 
27O 006:010 Daniel yasanın imzalandığını öğrenince evine gitti. Yukarı odasının Yeruşalim yönüne bakan pencereleri açıktı. Daha önce yaptığı gibi her gün üç kez diz çöküp dua etti, Tanrısına övgüler sundu. 
27O 006:011 Ona tuzak kuran adamlar hep birlikte oraya gittiklerinde, onu Tanrısına dua edip yalvarırken gördüler. 
27O 006:012 Bunun üzerine krala gidip çıkardığı yasayla ilgili şunları söylediler: ‹‹Ey kral, kim otuz gün içinde senden başka bir insana ya da ilaha dua ederse, aslan çukuruna atılsın diye yasa imzalamadın mı?›› Kral, ‹‹Medlerle Perslerin değişmez yasası uyarınca çıkardığım yasa geçerlidir›› diye karşılık verdi. 
27O 006:013 Bunun üzerine, ‹‹Ey kral, Yahuda sürgünlerinden olan Daniel seni de imzaladığın yasayı da saymıyor; günde üç kez dua ediyor›› dediler. 
27O 006:014 Bunu duyan kral çok üzüldü, Danieli kurtarmayı kafasına koydu. Onu kurtarmak için güneş batıncaya dek uğraştı. 
27O 006:015 O zaman adamlar toplu halde krala gidip, ‹‹Ey kral, Medlerle Perslerin yasası uyarınca, kralın koyduğu yasanın ya da yasağın değiştirilemeyeceğini bilmelisin›› dediler. 
27O 006:016 Bunun üzerine kral Danieli getirip aslan çukuruna atmalarını buyurdu. Daniele de, ‹‹Kendisine sürekli kulluk ettiğin Tanrın seni kurtarsın!›› dedi. 
27O 006:017 Bir taş getirip çukurun ağzına koydular. Danielle ilgili hiçbir şey değiştirilmesin diye kral hem kendi mühür yüzüğüyle, hem soyluların mühür yüzükleriyle taşı mühürledi. 
27O 006:018 Sonra sarayına döndü; geceyi yemek yemeden, eğlenmeden geçirdi; uykusu kaçtı. 
27O 006:019 Şafak sökerken kalkıp acele aslan çukuruna gitti. 
27O 006:020 Çukura yaklaşınca üzgün bir sesle, ‹‹Ey yaşayan Tanrının kulu Daniel, kendisine sürekli kulluk ettiğin Tanrın seni aslanlardan kurtarabildi mi?›› diye haykırdı. 
27O 006:021 Daniel, ‹‹Ey kral, sen çok yaşa!›› diye yanıtladı, 
27O 006:022 ‹‹Tanrım meleğini gönderip aslanların ağzını kapadı. Beni incitmediler. Çünkü Tanrının önünde suçsuz bulundum. Sana karşı da, ey kral, hiçbir yanlışlık yapmadım.›› 
27O 006:023 Kral buna çok sevindi, Danieli çukurdan çıkarmalarını buyurdu. Daniel çukurdan çıkarıldı. Bedeninde hiçbir yara izi bulunmadı. Çünkü Tanrısına güvenmişti. 
27O 006:024 Kralın buyruğu uyarınca, Danieli haksız yere suçlayan adamları, karılarıyla, çocuklarıyla birlikte getirip aslan çukuruna attılar. Daha çukurun dibine varmadan aslanlar onları kapıp kemiklerini kırdılar. 
27O 006:025 Kral Darius dünyada yaşayan bütün halklara, uluslara ve her dilden insanlara şöyle yazdı:  ‹‹Esenliğiniz bol olsun! 
27O 006:026 Krallığımda yaşayan herkesin Danielin Tanrısından korkup titremesini buyuruyorum.<br />O yaşayan Tanrıdır,<br />Sonsuza dek var olacak.<br />Krallığı yıkılmayacak,<br />Egemenliği son bulmayacak. 
27O 006:027 O kurtarır, O yaşatır,<br />Gökte de yerde de<br />Belirtiler, şaşılası işler yapar.<br />Danieli aslanların pençesinden kurtaran Odur.›› 
27O 006:028 Böylece Darius'un ve Persli Koreş'in krallığı döneminde Daniel'in işleri iyi gitti. 
27O 007:001 Babil Kralı Belşassarın krallığının birinci yılında, Daniel yatağında yatarken bir düş ve görümler gördü. Sonra düşünün özetini yazdı; 
27O 007:002 şöyle dedi: ‹‹Gece bir görümde göğün dört rüzgarının büyük denize saldırdığını gördüm. 
27O 007:003 Denizden birbirinden farklı dört büyük yaratık çıktı. 
27O 007:004 ‹‹Birinci yaratık aslana benziyordu, kartal kanatları vardı. Ben bakarken kanatları koparıldı, yaratık yerden kaldırıldı, insan gibi ayakları üzerine durduruldu. Ona bir insan yüreği verildi. 
27O 007:005 ‹‹İkinci yaratık ayıya benziyordu. Bir yanı üzerinde doğrulmuştu. Ağzında, dişleri arasında üç kaburga kemiği vardı. Ona, ‹Haydi kalk, yiyebildiğin kadar et ye!› dediler. 
27O 007:006 ‹‹Sonra baktım, parsa benzer bir başka yaratık gördüm. Sırtında dört kuş kanadı vardı. Bu yaratığın dört başı vardı ve ona egemenlik verilmişti. 
27O 007:007 ‹‹Bundan sonraki gece görümlerimde korkunç, ürkütücü, çok güçlü dördüncü bir yaratık gördüm. Büyük demir dişleri vardı; yiyip parçalıyor, artakalanı ayakları altında çiğniyordu. Kendisinden önceki yaratıklara benzemiyordu. On boynuzu vardı. 
27O 007:008 ‹‹Ben gözümü dikmiş boynuzlara bakarken, onların arasından daha küçük başka bir boynuz çıktı. İlk boynuzlardan üçü onun önünde söküldü. Bu boynuzun insan gözü gibi gözleri, böbürlenen bir ağzı vardı. 
27O 007:009 ‹‹Ben bakarken<br />Tahtlar kuruldu,<br />Eskiden beri var Olan yerine oturdu.<br />Giysileri kar gibi beyaz,<br />Başındaki saçlar yün gibi apaktı.<br />Tahtı alev alev,<br />Tekerlekleri kızgın ateş gibiydi. 
27O 007:010 Önünden ateşten bir ırmak çıkıp akıyordu.<br />Binlerce binler<br />Ona hizmet ediyordu;<br />On binlerce on binler<br />Önünde duruyordu.<br />Mahkeme kuruldu,<br />Kitaplar açıldı. 
27O 007:011 ‹‹Boynuzun söylediği övüngen sözleri duyunca baktım, yaratık gözümün önünde öldürüldü, bedeni kızgın ateşe atıldı, yok oldu. 
27O 007:012 Öbür yaratıklara gelince, egemenlik onlardan alınmış, ancak belirli bir süre için yaşamalarına izin verilmişti. 
27O 007:013 ‹‹Gece görümlerimde insanoğluna benzer birinin göğün bulutlarıyla geldiğini gördüm. Eskiden beri var Olanın yanına doğru ilerledi, Onun önüne getirildi. 
27O 007:014 Ona egemenlik, yücelik ve krallık verildi. Bütün halklar, uluslar ve her dilden insan ona tapındı. Egemenliği hiç bitmeyecek sonsuz bir egemenlik, krallığı hiç yıkılmayacak bir krallıktır.›› 
27O 007:015 ‹‹Ben Daniele gelince, ruhum üzüntüyle sarsıldı, gördüğüm görümler beni ürküttü. 
27O 007:016 Orada duranlardan birine yaklaştım, bütün bunların gerçek anlamını açıklamasını istedim. ‹‹O da bana bunların ne anlama geldiğini açıkladı: 
27O 007:017 ‹Bu dört büyük yaratık yeryüzünde ortaya çıkacak dört kraldır. 
27O 007:018 Ama Yüceler Yücesinin kutsalları krallığı alacak, sonsuza dek ellerinde tutacaklar. Evet, sonsuzlara dek.› 
27O 007:019 ‹‹Bundan sonra öbürlerinden farklı, çok korkunç, demirden dişleri, tunçtan tırnakları olan, yiyip parçalayan, artakalanı ayakları altında çiğneyen dördüncü yaratığın ne anlama geldiğini öğrenmek istedim. 
27O 007:020 Bunun yanısıra başındaki on boynuzdan sonra çıkan öbür boynuzun ne olduğunu da öğrenmek istedim. Bu boynuzun önünden üç boynuz düşmüştü, sanki ötekilerden daha iriceydi. Gözleri ve böbürlenen bir ağzı vardı. 
27O 007:021 Ben baktığım sırada bu boynuz kutsallarla savaşıyor ve onları yeniyordu. 
27O 007:022 Eskiden beri var Olan -Yüceler Yücesi- gelip kutsallarının lehine yargı verene dek bu böyle sürdü. Kutsalların krallığı alma zamanı gelmişti. 
27O 007:023 ‹‹Bana şu açıklamayı yaptı: ‹Dördüncü yaratık yeryüzünde ortaya çıkacak dördüncü krallıktır. Bütün öbür krallıklardan farklı olacak, bütün dünyayı yiyip bitirecek, çiğneyip parçalayacak. 
27O 007:024 On boynuz bu krallıktan çıkacak on kraldır. Bunlardan sonra öncekilerden farklı bir başka kral ortaya çıkıp üç kralı tahtlarından indirecek. 
27O 007:025 Yüceler Yücesini kötüleyen sözler söyleyecek, Onun kutsallarına baskı yapacak. Belirlenen zamanları, yasaları değiştirmeyi amaçlayacak. Kutsallar üç buçuk yıl için eline teslim edilecekler. yarım vakte kadar››. 
27O 007:026 ‹‹ ‹Ama mahkeme kurulacak, onun egemenliğine son verilecek, büsbütün yok edilecek. 
27O 007:027 Göklerin altındaki krallıklara özgü krallık, egemenlik ve büyüklük kutsallara, Yüceler Yücesinin halkına verilecek. Bu halkın krallığı sonsuza dek sürecek, bütün uluslar ona kulluk edip sözünü dinleyecek.› 
27O 007:028 ‹‹İşte olayın gelişimi burada bitiyor. Ben Daniel'e gelince, düşüncelerim beni çok ürküttü, benzim soldu. Ama bu olayı içimde sakladım.›› 
27O 008:001 Kral Belşassarın krallığının üçüncü yılında, ben Daniel daha önce gördüğüm görümden başka bir görüm gördüm. 
27O 008:002 Görümde kendimi Elam İlindeki Sus Kalesinde, Ulay Kanalının yanında gördüm. 
27O 008:003 Gözlerimi kaldırıp bakınca kanal kıyısında duran bir koç gördüm; iki uzun boynuzu vardı. Boynuzlardan daha geç çıkanı öbüründen daha uzundu. 
27O 008:004 Koçun batıya, kuzeye, güneye doğru boynuz attığını gördüm. Hiçbir hayvan ona karşı koyamıyor, kimse onun elinden kurtaramıyordu. Koç dilediği gibi davrandı ve gitgide güçlendi. 
27O 008:005 Ben bu olayı düşünürken, batıdan ansızın gözleri arasında çarpıcı bir boynuzu olan bir teke geldi. Yere basmadan bütün dünyayı aştı. 
27O 008:006 Güç ve öfkeyle, kanalın yanında durduğunu gördüğüm iki boynuzlu koça doğru koştu. 
27O 008:007 Öfkeyle saldırdığını, koça vurup boynuzlarını kırdığını gördüm. Koçun tekeye karşı duracak gücü yoktu; teke koçu yere vurup çiğnedi. Koçu onun elinden kurtaracak kimse yoktu. 
27O 008:008 Teke çok güçlendi, ama en güçlü olduğu sırada büyük boynuzu kırıldı. Kırılan boynuzun yerine, göğün dört rüzgarına doğru çarpıcı dört boynuz çıktı. 
27O 008:009 Bu boynuzların birinden başka bir küçük boynuz çıktı; güneye, doğuya ve Güzel Ülkeyefı doğru yayılarak çok güçlendi. 
27O 008:010 Göklerin ordusuna erişinceye dek büyüdü. Gökteki ordudan ve yıldızlardan bazılarını yeryüzüne düşürdü, ayakları altına alıp çiğnedi. 
27O 008:011 Kendisini Gök Ordusunun Önderine kadar yükseltti. Tanrıya sunulan günlük sunu kaldırıldı, tapınak terk edildi. 
27O 008:012 Başkaldırı yüzünden günlük sunuya karşı çıkıldı. Gerçek ayak altında çiğnendi. Küçük boynuz yaptığı her şeyde başarılı oldu. 
27O 008:013 Sonra kutsal bir varlığın konuştuğunu duydum. Başka kutsal bir varlık ona, ‹‹Bu görümde -günlük sunuyla, yıkım getiren başkaldırıyla, kutsal yerin ve ordunun ayak altında çiğnenmesiyle ilgili görümde- olanlar ne zamana dek sürecek?›› diye sordu. 
27O 008:014 Kutsal varlık bana, ‹‹2 300 akşam, sabah olacak, sonra kutsal yer yeniden düzene konulacak›› dedi. 
27O 008:015 Ben Daniel, gördüğüm görümün ne anlama geldiğini çözmeye çalışırken, insana benzer biri karşımda durdu. 
27O 008:016 Bir insan sesinin Ulay Kanalından, ‹‹Ey Cebrail, görümün ne anlama geldiğini şuna açıkla›› diye seslendiğini duydum. 
27O 008:017 Cebrail durduğum yere yaklaşınca korkudan yere yığıldım. Bana, ‹‹Ey insanoğlu!›› dedi, ‹‹Bu görümün sonla ilgili olduğunu anla.›› 
27O 008:018 O benimle konuşurken, yüzükoyun yere uzanmış, derin bir uykuya dalmışım. Dokunup beni ayağa kaldırdı. 
27O 008:019 Bana, ‹‹Daha sonra Tanrının öfkesi sona erdiğinde neler olacağını sana söyleyeceğim›› dedi, ‹‹Çünkü görüm sonun belirlenen zamanıyla ilgilidir. 
27O 008:020 Gördüğün iki boynuzlu koç Med ve Pers krallarını simgeler. 
27O 008:021 Teke Grek Kralıdır; gözleri arasındaki büyük boynuz birinci kraldır. 
27O 008:022 Kırılan boynuzun yerine çıkan dört boynuz, ulusundan çıkacak dört krallığı simgeliyor. Ama ilk kral kadar güçlü olmayacaklar. 
27O 008:023 ‹‹Bu dört krallığın sonu yaklaşıp yapılan kötülükler doruğa varınca, sert yüzlü ve aldatmada usta bir kral ortaya çıkacak. 
27O 008:024 Kendisinden gelmeyen büyük bir güce kavuşacak. Şaşırtıcı yıkımlar yapacak, el attığı her işte başarılı olacak. Güçlüleri ve kutsal halkı yok edecek. 
27O 008:025 Yapacağı işleri aldatarak başaracak, kendisini yükseltecek. Güvenlikte olan birçoklarını yok edecek, Önderler Önderine karşı duracak. Ama kendisi insan eli değmeden yok edilecek. 
27O 008:026 ‹‹Akşam ve sabahla ilgili sana bildirilen görüm gerçektir. Ama sen görümü gizli tut. Çünkü uzak bir gelecekle ilgilidir.›› 
27O 008:027 Ben Daniel günlerce bitkin ve hasta kaldım. Sonra kalkıp kralın işlerini yapmayı sürdürdüm. Bu anlaşılması güç görümden ötürü şaşkındım. 
27O 009:001 -2 216130 Medli Ahaşveroş oğlu Darius Kildan Kralı oldu. Krallığının birinci yılında ben Daniel, RABbin Peygamber Yeremyaya bildirdiği sayının - Yeruşalimin ıssız kalacağı yılların sayısının - yetmiş olduğunu Kutsal Yazılardan anladım. 
27O 009:003 Bunun üzerine yüzümü Rab Tanrıya çevirdim. Duayla, yakarışla, oruçla Ona yalvardım; çul kuşanıp külde oturdum. 
27O 009:004 RAB Tanrıma dua edip günahlarımızı itiraf ettim. Şöyle dedim: ‹‹Ya Rab, kendisini sevenlerle, buyruklarına uyanlarla yaptığı antlaşmaya bağlı kalan yüce ve görkemli Tanrı! 
27O 009:005 Buyruklarından, ilkelerinden ayrılıp günah, suç işledik, kötülük yaptık, başkaldırdık. 
27O 009:006 Senin adına krallarımıza, önderlerimize, atalarımıza, ülkedeki bütün halka seslenen kulların peygamberleri dinlemedik. 
27O 009:007 ‹‹Sen adaletlisin, ya Rab! Sadakatsizliğimiz yüzünden bizi uzak yakın ülkelere sürdün. Oralarda yaşayan biz Yahudiler, Yeruşalim halkı, İsrailliler bugün utanç içindeyiz. 
27O 009:008 Evet, ya RAB, bizler, krallarımız, önderlerimiz, atalarımız sana karşı işlediğimiz günah yüzünden utanç içindeyiz. 
27O 009:009 Sana karşı geldiğimiz halde, sen acıyan, bağışlayan Tanrımız Rabsin. 
27O 009:010 Tanrımız RABbin sözüne kulak vermedik, kulları peygamberler aracılığıyla bize verdiği yasalara uymadık. 
27O 009:011 Bütün İsrail halkı yasanı çiğnedi, sırtını sana dönüp seni dinlemek istemedi. ‹‹Bu yüzden Tanrı kulu Musanın Yasasında yazılan lanet başımıza yağdı, içilen ant yerine geldi. Çünkü sana karşı günah işledik. 
27O 009:012 Üzerimize büyük yıkım getirerek bizim ve bizi yöneten önderlerimiz için söylediğin sözleri yerine getirdin. Yeruşalimin başına gelen, göğün altındaki başka hiçbir kentin başına gelmemiştir. 
27O 009:013 Musanın Yasasında yazıldığı gibi, bütün bu yıkımlar başımıza geldi. Buna karşın, ey Tanrımız RAB, suçumuzdan dönüp senin gerçeklerine yönelerek lütfunu dilemedik. 
27O 009:014 RAB üzerimize yıkım göndermekten caymadı. Çünkü Tanrımız RAB yaptığı her şeyde adildir. Bizse Onun sözüne kulak vermedik. 
27O 009:015 ‹‹Ey Tanrımız Rab, sen halkını Mısırdan güçlü elinle çıkardın ve bugün olduğu gibi ün kazandın. Bizse günah işledik, kötülük yaptık. 
27O 009:016 Ya Rab, doğru işlerin uyarınca kentin Yeruşalimden, kutsal dağından öfkeni, kızgınlığını kaldırmanı dilerim. Günahlarımız ve atalarımızın suçları yüzünden Yeruşalim de halkın da çevremizdekilerin tümüne alay konusu oldu. 
27O 009:017 ‹‹Şimdi, ey Tanrımız, kulunun duasını, yakarışını işit. Adın uğruna, ya Rab, yüzünü viran tapınağına çevir. 
27O 009:018 Ey Tanrım, kulak ver ve işit! Gözlerini aç, senin olan viran kenti gör. Doğruluğumuzdan değil, senin büyük merhametinden ötürü dilekte bulunuyoruz. 
27O 009:019 Ya Rab, dinle! Ya Rab, bağışla! İşit ve davran, ya Rab! Ey Tanrım, adının hatırı için gecikme! Çünkü kent ve halk senindir.›› 
27O 009:020 Ben daha konuşup dua ederken, günahımı ve halkım İsrailin günahını açıkça kabul edip Tanrımın kutsal dağı için Tanrım RABbe dilekte bulunurken, 
27O 009:021 daha dua ediyorken, önceden görümde gördüğüm adam -Cebrail- akşam sunusu saatinde hızla uçarak yanıma geldi. 
27O 009:022 ‹‹Daniel, sana anlayış vermek için geldim›› diye açıkladı, 
27O 009:023 ‹‹Sen Tanrıya yalvarmaya başlar başlamaz, duan yanıtlandı; bunu bildirmeye geldim. Çünkü sen çok sevilen birisin. Bu nedenle sözün anlamını kavra ve görümü anla: 
27O 009:024 ‹‹Başkaldırıyı ortadan kaldırmak, günaha son vermek, suçu bağışlatmak, sonsuza dek kalıcı doğruluğu sağlamak, görüm ve peygamberliği mühürlemek, En Kutsalı meshetmek için senin halkına ve kutsal kentine yetmiş hafta kadar zaman saptanmıştır. geldiği sanılıyor. 
27O 009:025 ‹‹Şunu bil ve anla: Yeruşalimi yeniden kurmak için buyruğun verilmesinden, meshedilmiş olan önderin gelişine dek yedi hafta geçecek. Altmış iki hafta içinde Yeruşalim yeniden sokaklarla, hendeklerle kurulacak. Ancak bu sıkıntılı zamanlarda olacak. 
27O 009:026 Bu altmış iki hafta sonunda meshedilmiş olan öldürülecek ve onu destekleyen olmayacak. Gelecek önderin halkı, kenti ve kutsal yeri yerle bir edecek. Sonu tufanla olacak: Savaş sona dek sürecek. Yıkımların da olacağı kararlaştırıldı. 
27O 009:027 Gelecek önder birçoklarıyla bir haftalık sağlam bir antlaşma yapacak. Haftanın yarısı geçince, kurbanı da sunuyu da kaldıracak. Kararlaştırılan yıkım başına gelinceye dek yok edici önder tapınağın üst bölümüne yıkıcı iğrenç şeyler yerleştirecek.›› 
27O 010:001 Pers Kralı Koreşin krallığının üçüncü yılında Belteşassar diye çağrılan Daniele bir giz açıklandı. Büyük bir savaşla ilgili olan bu giz gerçekti. Daniel görümde kendisine açıklanan gizi anladı. 
27O 010:002 O sırada ben Daniel üç haftadır yas tutuyordum. 
27O 010:003 Üç hafta dolana dek ağzıma ne güzel bir yiyecek ya da et koydum, ne şarap içtim, ne de yağ süründüm. 
27O 010:004 Birinci ayın yirmi dördüncü günü, Büyük Irmakın, yani Diclenin kıyısındayken, 
27O 010:005 gözlerimi kaldırıp bakınca keten giysi giyinmiş, beline Ufaz altınından kemer kuşanmış bir adam gördüm. 
27O 010:006 Bedeni sarı yakut gibiydi. Yüzü şimşek gibi parlıyordu. Gözleri alevli meşalelere benziyordu. Kollarıyla bacakları cilalı tunç gibi parlıyor, sesi büyük bir kalabalığın çıkardığı gürültüyü andırıyordu. 
27O 010:007 Görümü yalnız ben Daniel gördüm. Yanımdakiler görmediler, ama dehşete düşerek gizlenmek için kaçtılar. 
27O 010:008 Böylece ben yalnız kaldım. Bu büyük görümü seyrederken gücüm tükendi, benzim büsbütün soldu, kendimi toparlayamadım. 
27O 010:009 Sonra adamın sesini duyunca yüzüstü yere düşüp derin bir uykuya daldım. 
27O 010:010 Derken bir el dokundu, titredim; beni dizlerimle ellerimin üzerine kaldırdı. 
27O 010:011 Bana, ‹‹Ey Daniel, sen ki çok sevilen birisin!›› dedi, ‹‹Ayağa kalk ve söyleyeceklerime iyi kulak ver. Çünkü sana gönderildim.›› O bunları söyler söylemez titreyerek ayağa kalktım. 
27O 010:012 ‹‹Korkma, ey Daniel!›› diye devam etti, ‹‹Anlayışa erişmeye ve kendini Tanrının önünde alçaltmaya karar verdiğin gün duan işitildi. İşte bu yüzden geldim. 
27O 010:013 Pers krallığının önderi yirmi bir gün bana karşı durdu. Sonra baş önderlerden Mikail bana yardıma geldi, çünkü orada, Pers krallarının yanında alıkonulmuştum. 
27O 010:014 Son günlerde halkının başına neler geleceğini sana açıklamak için geldim şimdi, çünkü bu görüm gelecekle ilgilidir.›› 
27O 010:015 O bunları söyleyince, suskun suskun yere baktım. 
27O 010:016 Derken insanoğluna benzeyen biri dudaklarıma dokundu. Ben de ağzımı açıp konuşmaya başladım. Karşımda durana, ‹‹Ey efendim, bu görüm yüzünden acı çekiyorum, kendimi toparlayamıyorum›› dedim, 
27O 010:017 ‹‹Ben kulun nasıl seninle konuşayım? Gücüm tükendi, soluğum kesildi.›› 
27O 010:018 İnsana benzeyen varlık yine dokunup beni güçlendirdi. 
27O 010:019 ‹‹Ey çok sevilen adam, korkma!›› dedi, ‹‹Esenlik olsun sana! Güçlü ol! Evet, güçlü ol!›› O benimle konuşunca güçlendim. ‹‹Konuşmanı sürdür, efendim, çünkü bana güç verdin›› dedim. 
27O 010:020 Bunun üzerine, ‹‹Sana neden geldiğimi biliyor musun?›› dedi, ‹‹Çok yakında dönüp Pers önderiyle savaşacağım. Ben gidince Grek önderi gelecek. 
27O 010:021 Ama önce Gerçek Kitap'ta neler yazıldığını sana bildireceğim. Onlara karşı önderiniz Mikail dışında bana yardım eden kimse yok. 
27O 011:001 ‹‹Medli Dariusun krallığının birinci yılında Mikaili destekleyip korumak için onun yanında durdum.›› 
27O 011:002 ‹‹Şimdi sana gerçeği bildireceğim: Pers krallığında üç kral daha ortaya çıkacak. Ama dördüncü kral öbür üçünden daha zengin olacak. Zenginliği sayesinde elde edeceği güçle herkesi Grek ülkesine karşı kışkırtacak. 
27O 011:003 Sonra güçlü bir kral çıkacak. Büyük yetkiyle krallık edecek ve dilediği gibi davranacak. 
27O 011:004 Ne var ki, o gücünün doruğundayken, krallığı darmadağın edilecek, göğün dört rüzgarı gibi dört parçaya bölünecek. Krallık onun soyundan gelenlere geçmeyecek, yerine geçenlerin hiçbiri onun gibi egemenlik sürmeyecek. Krallığı yıkılıp başkalarına verilecek. 
27O 011:005 ‹‹Güney Kralı güçlenecek. Ancak komutanlarından biri ondan daha çok güçlenecek ve krallığı büyük olacak. 
27O 011:006 Birkaç yıl sonra bu ikisi uzlaşacak. Güney Kralı yapılan uzlaşmayı onaylamak için kızını Kuzey Kralına eş olarak verecek. Ama kız gücünü koruyamayacak. Kralın ömrü de gücü de uzun sürmeyecek. Bu arada kızla babası da, ona eşlik edenlerle onu destekleyen de ele verilecek. 
27O 011:007 ‹‹Babasının yerine kızın ailesinden biri ortaya çıkacak. Kuzey Kralının ordusuna saldırıp kalesini alacak. Onlarla savaşıp yenecek. 
27O 011:008 Onların ilahlarını, dökme putlarını, değerli altın ve gümüş kaplarını alıp Mısıra götürecek. Kuzey Kralını birkaç yıl rahat bırakacak. 
27O 011:009 Sonra Kuzey Kralı gidip Güney Kralının ülkesine saldıracak, ardından kendi ülkesine dönecek. 
27O 011:010 Kuzey Kralının oğulları savaşa hazırlanarak çok büyük bir ordu toplayacaklar. Ordu sel gibi taşacak, önüne geleni alıp götürecek, gelip Güney Kralının kalesine dayanacak. 
27O 011:011 ‹‹Güney Kralı öfkeyle çıkıp Kuzey Kralına karşı savaşacak. Kuzey Kralı büyük bir ordu topladığı halde, bu ordu Güney Kralının eline teslim edilecek. 
27O 011:012 Bu büyük ordu yenilgiye uğrayınca Güney Kralı gurura kapılacak. On binlerce insanı öldürecek, ama zaferi uzun sürmeyecek. 
27O 011:013 Çünkü Kuzey Kralı öncekinden daha büyük bir ordu toplayacak ve birkaç yıl sonra büyük, iyi donatılmış bir orduyla ülkeye doğru ilerleyecek. 
27O 011:014 ‹‹Bu sırada birçokları Güney Kralına karşı çıkacak. Senin halkından bazı zorbalar da, görüm yerine gelsin diye ayaklanacak, ama yenilgiye uğrayacaklar. 
27O 011:015 Sonra Kuzey Kralı gelip toprak yığarak tepecikler yapacak ve surlu kenti ele geçirecek. Güney Kralının güçleri buna karşı duramayacak. En seçme askerlerinin bile karşı durmaya güçleri yetmeyecek. 
27O 011:016 Kente saldıran Kuzey Kralı dilediği gibi davranacak, kimse ona karşı duramayacak. Güzel Ülkeyi yönetecek, yıkıp yok etme yetkisi onun elinde olacak. 
27O 011:017 Krallığının bütün gücünü toplayıp Güney Kralının üzerine yürümeyi amaçlayacak ve Güney Kralıyla bir antlaşma yapacak. Ülkesini yerle bir etmek için kızını eş olarak ona verecek. Ama tasarısı başarılı olmayacak, ona yarar sağlamayacak. 
27O 011:018 Bundan sonra deniz kıyısındaki bölgelere yönelecek, birçoklarını ele geçirecek. Ne var ki, bir komutan onun saygısızlıklarını sona erdirecek, saygısızlığının karşılığını verecek. 
27O 011:019 Bunun üzerine Kuzey Kralı kendi ülkesinin kalelerine yönelecek, ama tökezleyip düşecek. Bir daha da ortaya çıkmayacak. 
27O 011:020 ‹‹Yerine geçen kral, krallığının yüceliği için zorla vergi toplayacak birini gönderecek. Ama birkaç gün içinde öfkesiz ve savaşsız yok edilecek. 
27O 011:021 ‹‹Yerine krallıkla onurlandırılmamış değersiz biri geçecek. Halk güvenlik içindeyken, kurduğu düzenler sayesinde gelip krallığı ele geçirecek. 
27O 011:022 Çok güçlü orduları süpürüp yok edecek; antlaşma önderi de yok edilecek. 
27O 011:023 Onunla antlaşma yaptıktan sonra hileye başvuracak. Az sayıda insanla gittikçe güçlenecek. 
27O 011:024 Beklenmedik bir anda ilin zengin bölgelerine saldırıp babalarının, atalarının yapmadığı şeyleri yapacak. Adamlarına yağma ve çapul malı, servetler dağıtacak. Kalelere saldırmak için düzenler kuracak, ama bu uzun sürmeyecek. 
27O 011:025 ‹‹Gücünü ve cesaretini toplayarak büyük bir orduyla Güney Kralına karşı çıkacak. Güney Kralı da büyük ve çok güçlü bir orduyla savaşacak. Ne var ki, kurulan düzenler yüzünden ona karşı duramayacak. 
27O 011:026 Sofrasından yiyenler Güney Kralını yıkmaya çalışacaklar; ordusu dağılacak, birçokları vurulup öldürülecek. 
27O 011:027 Her iki kral da kötülük tasarlayacak. Aynı masada oturup birbirlerine yalan söyleyecekler. Ancak bu bir yarar sağlamayacak. Çünkü son yine de belirlenen zamanda gelecek. 
27O 011:028 Kuzey Kralı büyük bir servetle ülkesine dönecek, ama amacı kutsal antlaşmaya karşı gelmek olacak. Dilediğini yaptıktan sonra ülkesine dönecek. 
27O 011:029 ‹‹Belirlenen zamanda dönüp yine Güneye saldıracak. Ancak bu kez sonuç öncekinden farklı olacak. 
27O 011:030 Ona karşı koymak için Kittimden gelen gemiler cesaretini kıracak. Geri dönecek ve öfkeyle kutsal antlaşmaya karşı çıkacak, kutsal antlaşmayı bırakanları yine kayıracak. 
27O 011:031 ‹‹Askerleri gidip tapınakla kaleyi kirletecek, günlük sunuları kaldırıp yıkıcı iğrenç şeyi koyacaklar. 
27O 011:032 Kuzey Kralı antlaşmayı bozanları yaltaklanarak ayartacak, ama Tanrısını tanıyan halk var gücüyle ona karşı duracak. 
27O 011:033 ‹‹Halkın arasındaki bilge kişiler birçoklarını eğitecekler. Ama bir süre bu kişiler ya kılıçla öldürülecek, yakılacak, tutsak edilecek ya da mallarından edilecekler. 
27O 011:034 Yenilgiye uğrayınca biraz yardım görecekler. İçtenlikten uzak birçok kişi onlardan yana geçecek. 
27O 011:035 Bilgelerden kimisi tökezleyecek; öyle ki, son gelinceye dek arınıp temizlenebilsin, lekesiz duruma gelebilsinler. Çünkü son yine de belirlenen zamanda gelecek. lekesiz duruma gelebilsinler›› ya da ‹‹Öyle ki, son gelinceye dek Tanrının halkı arınıp temizlenebilsin, lekesiz duruma gelebilsin››. 
27O 011:036 ‹‹Kral dilediği gibi davranacak. Kendini bütün tanrılardan daha büyük, daha yüce gösterecek, tanrıların Tanrısına karşı duyulmamış sözler söyleyecek. Tanrının öfkesi tamamlanıncaya dek başarılı olacak. Çünkü tasarlanan, yerine gelecektir. 
27O 011:037 Kral hiçbir tanrıya, atalarının ilahlarına da kadınların bağlandığına da ilgi göstermeyecek. Kendisini hepsinden üstün görecek. 
27O 011:038 Bu ilahların yerine, kaleler ilahını yüceltecek. Atalarının tanımadığı bu ilaha altın, gümüş, değerli taşlar, pahalı armağanlar sunup onu onurlandıracak. 
27O 011:039 Bu yabancı ilahın yardımıyla en güçlü kalelere saldıracak; onu kabul edenleri alabildiğine onurlandıracak, onları birçoklarının başına önder atayacak, ülkeyi ödül olarak onlar arasında bölüştürecek. 
27O 011:040 ‹‹Son gelince, Güney Kralı Kuzey Kralıyla savaşa tutuşacak. Kuzey Kralı savaş arabalarıyla, atlılarla, birçok gemilerle saldıracak. Her şeyi süpürüp götüren sel gibi taşarak birçok ülkeden geçecek. 
27O 011:041 Güzel Ülkeye de girecek, birçok ülke yenilgiye uğrayacak. Ancak Edom, Moav ve Ammon önderleri onun elinden kurtulacak. 
27O 011:042 Öbür ülkelere de saldıracak. Mısır bile elinden kurtulmayacak. 
27O 011:043 Altın ve gümüş hazinelerine, Mısırın bütün değerli eşyalarına el koyacak. Luvlularla Kûşlular onun ardınca yürüyecekler. 
27O 011:044 Ne var ki, doğudan ve kuzeyden gelen haberler onu ürkütecek. Birçoklarını yıkıp yok etmek için büyük öfkeyle yola çıkacak. 
27O 011:045 Denizle güzel kutsal dağ arasında saray çadırlarını kuracak. Yine de yaşamı son bulacak ve ona yardım eden olmayacak.›› 
27O 012:001 ‹‹O zaman senin halkını koruyan büyük önder Mikail görünecek. Ulusun oluşumundan beri hiç görülmemiş bir sıkıntı dönemi olacak. Bu dönemde halkın -adı kitapta yazılı olanlar- kurtulacak. 
27O 012:002 Yeryüzü toprağında uyuyanların birçoğu uyanacak: Kimisi sonsuz yaşama, kimisi utanca ve sonsuz iğrençliğe gönderilecek. 
27O 012:003 Bilgeler gökkubbe gibi, birçoklarını doğruluğa döndürenler yıldızlar gibi sonsuza dek parlayacaklar. 
27O 012:004 Ama sen, ey Daniel, son gelinceye dek bu sözleri sakla, kitabı mühürle. Bilgileri artsın diye birçokları oraya buraya gidecek.›› 
27O 012:005 Ben Daniel baktım, biri ırmağın bu kıyısında, öbürü öbür kıyısında duran başka iki varlık gördüm. 
27O 012:006 İçlerinden biri, ırmağın suları üzerinde duran keten giysili adama, ‹‹Bu şaşırtıcı olayların son bulması ne kadar zaman alacak?›› diye sordu. 
27O 012:007 Irmağın suları üzerinde duran keten giysili adamın sağ ve sol elini göğe kaldırarak sonsuza dek Diri Olanın adıyla ant içip, ‹‹Üç buçuk yıl alacak›› dediğini duydum, ‹‹Kutsal halkın gücü tümüyle kırılınca, bütün bu olaylar son bulacak.›› vakit››. 
27O 012:008 Adamın söylediklerini duydumsa da anlamadım. Bunun için, ‹‹Ey efendim, bunların sonu ne olacak?›› diye sordum. 
27O 012:009 Şöyle yanıtladı: ‹‹Sen git, Daniel. Bu sözler son gelinceye dek saklanıp mühürlenecek. 
27O 012:010 Birçokları kendilerini arıtıp temizlenecek, lekesiz duruma gelecek, ama kötüler kötülük etmeyi sürdürecek. Kötülerin hiçbiri anlamayacak, bilgeler anlayacak. 
27O 012:011 ‹‹Günlük sununun kaldırılıp yıkıcı iğrenç şeyin konduğu zamandan başlayarak 1 290 gün geçecek. 
27O 012:012 Bekleyip 1 335 güne ulaşana ne mutlu! 
27O 012:013 ‹‹Sana gelince, ey Daniel, son gelinceye dek yoluna devam et. Rahatına kavuşacak ve günlerin sonunda ödülünü almak için uyanacaksın.›› 
28O 001:001 Uzziya, Yotam, Ahaz ve Hizkiyanın Yahudada ve Yehoaş oğlu Yarovamın İsrailde krallık ettiği dönemde RABbin Beeri oğlu Hoşeaya bildirdiği sözler. 
28O 001:002 RAB Hoşea aracılığıyla konuşmaya başladığında ona şöyle dedi: ‹‹Git, kötü bir kadınla evlen, ondan zina çocukların olsun. Çünkü ülke halkı benden ayrılarak adice zina ediyor.›› 
28O 001:003 Böylece Hoşea gidip Divlayimin kızı Gomerle evlendi. Kadın hamile kalıp kendisine bir oğul doğurdu. 
28O 001:004 RAB Hoşeaya, ‹‹Çocuğun adını Yizreel koy›› dedi, ‹‹Çünkü çok geçmeden Yizreelde dökülen kanın öcünü Yehu soyundan alacağım. İsrail krallığının sonunu getireceğim. 
28O 001:005 Ve o gün Yizreel Vadisinde İsrailin yayını kıracağım.›› anlamına gelir. 
28O 001:006 Gomer yine hamile kaldı ve bir kız doğurdu. RAB Hoşeaya, ‹‹Adını Lo-Ruhama koy›› dedi, ‹‹Çünkü artık İsrail soyuna acımayacağım, onları bağışlamayacağım. 
28O 001:007 Ancak Yahuda soyuna merhamet edeceğim. Ben kurtaracağım onları, ama yay, kılıç, savaş, at ve atlılar aracılığıyla değil, kendi aracılığımla.›› 
28O 001:008 Gomer Lo-Ruhamayı sütten kesince yine hamile kaldı ve bir oğul doğurdu. 
28O 001:009 RAB Hoşeaya, ‹‹Adını Lo-Ammi koy›› dedi, ‹‹Çünkü siz benim halkım değilsiniz, ben de sizin Tanrınız değilim. 
28O 001:010 ‹‹Yine de İsraillilerin sayısı denizin kumu gibi sayılamaz, ölçülemez olacak. Kendilerine, ‹Siz halkım değilsiniz› denilen yerde, ‹Yaşayan Tanrının çocuklarısınız› denecek. 
28O 001:011 Yahuda ve İsrail halkları yeniden birleşecek. Başlarına tek önder atayacaklar. Ülkeden çıkacaklar. Çünkü Yizreel günü büyük bir gün olacak. 
28O 002:001 ‹‹Kardeşlerinizi ‹Halkım›, kızkardeşlerinizi ‹Merhamete ermişler› diye çağırın.›› 
28O 002:002 ‹‹Azarlayın annenizi, azarlayın,<br />Çünkü o benim karım değil artık,<br />Ben de onun kocası değilim.<br />Yüzünden akan fahişeliği,<br />Koynundan zinaları atsın. 
28O 002:003 Yoksa onu çırılçıplak soyacak,<br />Anneden doğma edeceğim,<br />Çöle, çorak toprağa çevirecek,<br />Susuzluktan öldüreceğim. 
28O 002:004 Acımayacağım çocuklarına,<br />Çünkü onlar zina çocuklarıdır. 
28O 002:005 Anneleri zina etti,<br />Onlara gebe kaldı, rezillik etti.<br />‹Oynaşlarımın ardından gideceğim› dedi,<br />‹Ekmeğimi, suyumu, yapağımı, ketenimi, zeytinyağımı, içkimi onlar veriyor.› 
28O 002:006 İşte bu yüzden onun yoluna dikenli çit çekeceğim,<br />Yolunu bulamasın diye<br />Önüne duvar öreceğim. 
28O 002:007 Oynaşlarının ardına düşecek,<br />Ama onlara erişemeyecek,<br />Onları arayacak,<br />Ama bulamayacak.<br />O zaman, ‹İlk kocama döneyim› diyecek,<br />‹Çünkü o zamanki halim şimdikinden iyiydi!› 
28O 002:008 Ama kendisine tahıl, yeni şarap, zeytinyağı verenin,<br />Baal için harcadığı altınla gümüşü bol bol sağlayanın<br />Ben olduğumu bilmedi. 
28O 002:009 Bu yüzden zamanında tahılımı,<br />Mevsiminde yeni şarabımı geri alacağım;<br />Çıplak bedenini örten yapağımı, ketenimi çekip alacağım. 
28O 002:010 Evet, oynaşlarının önünde ayıbını ortaya çıkaracağım,<br />Kimse elimden kurtaramayacak onu. 
28O 002:011 Bütün sevincine, bayramlarına,<br />Yeni Ay törenlerine, Şabat günlerine,<br />Dinsel bayramlarının tümüne son vereceğim. 
28O 002:012 Viran edeceğim asmalarını, incir ağaçlarını,<br />Hani, ‹Bunlar oynaşlarımın bana verdiği ücrettir› dediği;<br />Çalılığa çevireceğim onları,<br />Yem olacaklar yabanıl hayvanlara. 
28O 002:013 Cezalandıracağım onu,<br />Baallara buhur yaktığı günler için;<br />Halkalarla, takılarla süslenmiş,<br />Oynaşlarının ardınca gitmiş,<br />Beni unutmuştu››<br />Diyor RAB. 
28O 002:014 ‹‹İşte bu yüzden onu ikna edip çöle götürecek,<br />Onunla dostça konuşacağım. 
28O 002:015 Kendisine orada bağlar vereceğim,<br />Akorfç Vadisini ona umut kapısı yapacağım.<br />Gençlik günlerinde olduğu gibi,<br />Mısırdan çıktığı günlerde olduğu gibi,<br />Ezgiler söyleyecek. 
28O 002:016 Ve o gün gelecek›› diyor RAB,<br />‹‹Bana, ‹Kocam› diyeceksin;<br />Artık, ‹Efendim› demeyeceksin. var. Baal hem bir ilahın adı hem de ‹‹Koca››, ‹‹Efendi›› anlamlarına gelir. 
28O 002:017 Ağzından Baalların adını sileceğim,<br />Adları bir daha anılmayacak. 
28O 002:018 Kırdaki hayvanlarla, gökteki kuşlarla,<br />Toprakta yaşayan canlılarla,<br />Halkım için o gün antlaşma yapacağım;<br />Ülkeden yayı, kılıcı, savaşı kaldıracağım,<br />Güvenlik içinde yatıracağım onları. 
28O 002:019 Seni sonsuza dek kendime eş alacağım,<br />Doğruluk, adalet, sevgi, merhamet temelinde<br />Seninle evleneceğim. 
28O 002:020 Sadakatle seninle evleneceğim,<br />RABbi tanıyacaksın. 
28O 002:021 ‹‹Ve o gün yanıt vereceğim›› diyor RAB,<br />‹‹Göklere yanıt vereceğim;<br />Onlar da yere yanıt verecek; 
28O 002:022 Yerse, tahıla, yeni şaraba,<br />Zeytinyağına yanıt verecek,<br />Onlar da Yizreele yanıt verecekler. 
28O 002:023 Onu ülkede kendim için ekeceğim,<br />Merhamete ermemiş olana acıyacağım,<br />Halkım olmayana, ‹Halkımsın› diyeceğim;<br />Onlar da bana, ‹Tanrım› diyecekler.›› 
28O 003:001 RAB bana şöyle dedi: ‹‹İsraillilerin başka ilahlara yönelmelerine, üzüm pestillerine gönül vermelerine karşın, RAB onları nasıl seviyorsa, sen de git, o kadını sev, başkasınca sevilmiş, zina etmiş olsa bile.›› 
28O 003:002 Böylece onu on beş şekel gümüş, bir homer bir letek arpa karşılığında satın aldım kendime. 
28O 003:003 Ona, ‹‹Uzun süre benimle yaşayacaksın›› dedim, ‹‹Zina etmeyecek, başka bir erkekle dostluk kurmayacaksın. Ben de sana öyle davranacağım.›› 
28O 003:004 Çünkü İsrailliler uzun süre kral, önder, kurban, dikili taş, efod, aile putu olmadan yaşayacak. 
28O 003:005 Sonra dönüp Tanrıları RAB'bi, kralları Davut'u arayacaklar. Son günlerde korkarak RAB'be ve O'nun iyiliğine yönelecekler. 
28O 004:001 Ey İsrailliler, dinleyin RABbin sözünü,<br />Çünkü RABbin davası var bu ülkede yaşayanlarla;<br />‹‹Yok olmuş sevgi, sadakat, Tanrı bilgisi. 
28O 004:002 Lanet, yalan, adam öldürme, hırsızlık,<br />Zina almış her şeyin yerini.<br />Zorbalık ediyorlar,<br />Kan üstüne kan döküyorlar. 
28O 004:003 Bu yüzden ülke yas tutuyor,<br />Tükeniyor orada yaşayan herkes,<br />Kırdaki hayvanlar, gökteki kuşlar<br />Denizdeki balıklar... 
28O 004:004 ‹‹Ancak kimse kimseyle çekişmesin,<br />Kimse kimseyi suçlamasın,<br />Çünkü halkın kâhinle çekişenlere benziyor. 
28O 004:005 Sen gündüz tökezleyeceksin,<br />Peygamber de gece seninle birlikte,<br />Yok edeceğim anneni. 
28O 004:006 ‹‹Yok oldu halkım bilgisizlikten,<br />Sen bilgiyi reddettiğin için,<br />Ben de seni reddedeceğim,<br />Bana kâhinlik etmeyesin diye.<br />Sen Tanrının yasasını unuttuğun için,<br />Ben de senin çocuklarını unutacağım. 
28O 004:007 Kâhinler çoğaldıkça<br />Daha çok günah işlediler bana karşı,<br />Onların onurunu utanca çevireceğim. Süryanice ve bazı eski İbrani din bilginlerine göre ‹‹Onurumu utanca çevirecekler››. 
28O 004:008 Halkımın günahlarıylafı besleniyorlar,<br />Onların suç işlemesini istiyorlar. ‹‹Günah sunusu›› anlamına gelir (bkz. Lev.6:25-30). 
28O 004:009 Halkın başına gelenler kâhinlerin başına da gelecek,<br />Tuttukları yol yüzünden cezalandıracağım onları,<br />Yaptıklarının karşılığını vereceğim. 
28O 004:010 Yiyecekler, ama doymayacaklar,<br />Zina edecekler, ama çoğalmayacaklar.<br />Çünkü RABbi dinlemekten vazgeçtiler. 
28O 004:011 ‹‹Zina, yeni ve eski şarap insanın aklını başından alır. 
28O 004:012 Halkım tahta puta danışıyor,<br />Değneğinden yanıt alıyor.<br />Çünkü zina ruhu onları saptırdı,<br />Kendi Tanrılarından ayrılarak zina ettiler. 
28O 004:013 Dağ başlarında kurban kesiyor,<br />Tepelerde meşe, aselbent, yabanıl fıstık ağaçları altında buhur yakıyorlar,<br />Gölgeleri güzel olduğu için.<br />Bu yüzden kızlarınız fahişelik ediyor,<br />Gelinleriniz zina. 
28O 004:014 Fahişelik ettiklerinde kızlarınızı,<br />Zina ettiklerinde gelinlerinizi cezalandırmayacağım.<br />Çünkü erkekleriniz fahişelerle oynaşıyor,<br />Putların tapınağında fuhuş yapanlarla kurban kesiyorlar.<br />Anlayışsız halk mahvolacak. 
28O 004:015 ‹‹Ey İsrail, sen zina etsen de,<br />Yahuda suç işlemese bari.  ‹‹Gilgala gitmeyin,<br />Beytavene çıkmayın.<br />‹Yaşayan RABbin hakkı için› diye ant içmeyin. tapınma merkezleriydi. 
28O 004:016 Çünkü İsrail inatçı bir inek gibi inat etti,<br />Şimdi RAB nasıl güder onları otlakta kuzu gibi? 
28O 004:017 Efrayim putlarına sarıldı,<br />Bırak onu! 
28O 004:018 İçkileri tükendi,<br />Hâlâ zina ediyorlar;<br />Önderleri rezilliğe gönül verdi. 
28O 004:019 Rüzgar onları kanatlarına sardı,<br />Kurbanları yüzünden utanacaklar. 
28O 005:001 ‹‹Ey kâhinler, işitin bunu!<br />Ey İsrailliler, dikkatle dinleyin!<br />Kulak verin, ey saraydakiler!<br />Bu yargı size uygulanacak.<br />Çünkü siz Mispada bir tuzak,<br />Tavor Dağına serilmiş bir ağ oldunuz. 
28O 005:002 Başkaldıranlar azıttıkça azıttı,<br />Ama ben hepsini yola getireceğim. 
28O 005:003 Efrayimi tanırım,<br />İsrailde de benim için gizli bir şey yok.<br />Çünkü daha yeni zina ettin, ey Efrayim,<br />Kirlenmiş İsrail. 
28O 005:004 Yaptıkları işler Tanrılarına dönmeye izin vermiyor,<br />Çünkü zina ruhu var içlerinde,<br />RABbi tanımıyorlar. 
28O 005:005 İsrailin gururu kendine karşı tanıklık ediyor;<br />Suç içinde tökezliyor İsraille Efrayim,<br />Yahuda da birlikte. 
28O 005:006 Davarlarıyla, sığırlarıyla RABbi aramaya gidecekler,<br />Ama bulamayacaklar.<br />Çünkü RAB onlardan uzaklaştı. 
28O 005:007 RABbe ihanet ettiler,<br />Evlilik dışı çocuk yaptılar;<br />Şimdi yiyip bitirecek Yeni Ay törenleri,<br />Hem onları hem de tarlalarını. 
28O 005:008 ‹‹Givada boru, Ramada borazan çalın,<br />Beytavende savaş çağrısı yapın;<br />Düşman peşinizde, ey Benyaminliler! 
28O 005:009 Azar günü Efrayim yıkıma uğrayacak,<br />Kararımı bildiriyorum İsrail oymaklarına. 
28O 005:010 Yahuda önderleri sınır taşlarının yerini değiştirenlere benziyor,<br />Gazabımı su gibi dökeceğim üzerlerine. 
28O 005:011 Baskı gördü Efrayim,<br />Ezildi yargı önünde,<br />Çünkü bile bile boş şeylerin ardına düştü. 
28O 005:012 Ben Efrayimlilere karşı güve,<br />Yahuda halkına karşı küf gibi olacağım. 
28O 005:013 ‹‹Efrayim hastalığını,<br />Yahuda yarasını görünce,<br />Efrayim Asura gitti,<br />Büyük kraldan yardım istedi.<br />Ama o size şifa veremez,<br />Yaranızı iyileştiremez. 
28O 005:014 Çünkü ben Efrayime bir aslan,<br />Yahuda halkına genç bir aslan gibi saldıracağım.<br />Ben parçalayacağım onları,<br />Alıp götüreceğim, kurtaran çıkmayacak. 
28O 005:015 Sonra gidip yerime döneceğim,<br />Onlar suçlarını kabul edinceye,<br />Yüzümü arayıncaya dek orada kalacağım.<br />Sıkıntıya düşünce gayretle beni arayacaklar.›› 
28O 006:001 ‹‹Gelin, RABbe dönelim.<br />Bizi O parçaladı,<br />O iyileştirecek.<br />Bizi O yaraladı,<br />Yaramızı O saracak. 
28O 006:002 İki gün sonra bizi diriltecek,<br />Üçüncü gün ayağa kaldıracak,<br />Huzurunda yaşayalım diye. 
28O 006:003 RABbi tanıyalım,<br />RABbi tanımaya gayret edelim.<br />O tan gibi şaşmadan doğacak,<br />Yağmur gibi, toprağı sulayan<br />Son yağmur gibi bize gelecektir.›› 
28O 006:004 Tanrı şöyle diyor:<br />‹‹Ey Efrayim, ne yapayım sana?<br />Ey Yahuda, sana ne yapayım?<br />Sevginiz sabah sisine benziyor,<br />Erkenden uçup giden çiy gibi. 
28O 006:005 Bu yüzden sizi peygamberler aracılığıyla lime lime doğradım,<br />Ağzımdan çıkan sözlerle öldürdüm;<br />Yargılarım şimşek gibi ışıldıyor. 
28O 006:006 Çünkü ben kurbandan değil, bağlılıktan hoşlanırım,<br />Yakmalık sunulardan çok beni tanımanızı isterim. 
28O 006:007 Oysa onlar Adam Kentinde<br />Antlaşmaya uymadılar,<br />Orada bana ihanet ettiler. Kenti gibi›› anlamlarına da gelebilir. 
28O 006:008 Gilat kötülük yapanların kentidir,<br />Kan izleriyle doludur. 
28O 006:009 Haydut çeteleri nasıl pusuya yatarsa,<br />Kâhinler takımı da öyle;<br />Şekem yolunda adam öldürüyor,<br />Rezillik yapıyorlar. 
28O 006:010 İsrail halkında korkunç bir şey gördüm.<br />Efrayim zinaya kapılmış,<br />Kirlenmiş İsrail. 
28O 006:011 ‹‹Ey Yahuda, senin için de bir hasat günü saptandı.  ‹‹Ne zaman halkımın durumunu düzeltmek, 
28O 007:001 İsraile şifa vermek istesem,<br />Efrayimin suçları,<br />Samiriyenin kötülükleri ortaya çıkıyor.<br />Çünkü hile yapıyorlar,<br />Evlere hırsız giriyor,<br />Dışarda haydut çeteleri soygun yapıyor. 
28O 007:002 Ne var ki, düşünmüyorlar,<br />Kötülüklerini unutmadığımı.<br />Günahları kuşatıyor onları,<br />Gözümün önündeler. 
28O 007:003 ‹‹Kralı kötülükleriyle,<br />Önderleri yalanlarıyla sevindiriyorlar. 
28O 007:004 Hepsi zinaya düşkün,<br />Yoğrulan hamur ekşiyinceye dek<br />Fırıncının ateşini karıştırmaya gerek duymadığı fırın gibi kızgınlar. 
28O 007:005 Kralımızın şenlik gününde,<br />Önderler şarabın ateşinden hastalandılar,<br />Kral da alaycılarla elele verdi. 
28O 007:006 Fırın gibidir yürekleri,<br />Dolap çevirerek ona yaklaşırlar.<br />İçin için yanar öfkeleri<br />Gece boyunca.<br />Alevli ateş gibi parlar<br />Sabah olunca. 
28O 007:007 Hepsi fırın gibi kızgındır,<br />Yutar yöneticilerini.<br />Bütün kralları düştü,<br />Kimse yardıma çağırmıyor beni. 
28O 007:008 ‹‹Efrayim öteki halklarla karışıyor,<br />Çevrilmemiş pideye döndü. 
28O 007:009 Gücünü yabancılar yedi,<br />Farkında değil;<br />Saçlarına ak düştü,<br />Farkında değil. 
28O 007:010 İsrailin gururu kendine karşı tanıklık ediyor;<br />Bütün bunlara karşın<br />Yine de dönmüyorlar ben, Tanrıları RABbe,<br />Aramıyorlar beni. 
28O 007:011 ‹‹Efrayim bön, akılsız bir güvercin gibi,<br />Ya Mısırı yardıma çağırıyor,<br />Ya Asura gidiyor. 
28O 007:012 Gittiklerinde ağımı üzerlerine atacak,<br />Gökte uçan kuşlar gibi onları yere indireceğim.<br />Topluluklarına bildirildiği gibi,<br />Onları yola getireceğim. 
28O 007:013 Vay onların haline,<br />Çünkü benden uzaklaştılar!<br />Felaket gelecek başlarına,<br />Çünkü başkaldırdılar bana!<br />Ben onları kurtarmak istiyorum,<br />Onlarsa iftira ediyor bana. 
28O 007:014 Yürekten yakarmıyorlar,<br />Uluyorlar yataklarının üzerinde.<br />Tahıl ve yeni şarap için kendilerini yaralıyor,<br />Bana sırt çeviriyorlar. 
28O 007:015 Ben onları eğittim, bileklerine güç verdim,<br />Onlarsa bana düzen kuruyor. 
28O 007:016 Dönüyorlar,<br />Ama Yüce Olan'a değil;<br />Kusurlu yay gibiler.<br />Arsız dilleri yüzünden<br />Önderleri kılıçtan geçirilecek.<br />Mısır'da gülünç duruma düşecekler bu yüzden.›› 
28O 008:001 ‹‹Boru çalmaya hazırlan!<br />Düşman kartal gibi dolaşıyor evimin üzerinde;<br />Çünkü İsrail antlaşmaya uymadı,<br />Yasama karşı çıktılar. 
28O 008:002 ‹Ey Tanrımız,<br />Biz İsrailliler seni tanıyoruz!›<br />Diye bana yakarıyorlar. 
28O 008:003 İyi olanı reddettiler,<br />Düşman kovalayacak onları. 
28O 008:004 Krallar atadılar bana sormadan,<br />Önderler seçtiler benden habersiz.<br />Altın ve gümüşleriyle yıkımlarına yol açan putlar yaptılar. 
28O 008:005 Ey Samiriye, atın buzağı putunuzu,<br />Öfkem alevleniyor size karşı!<br />Hiç mi temiz olamayacaksınız? 
28O 008:006 Çünkü bu İsrailin işidir.<br />O buzağıyı bir usta yaptı,<br />Tanrı değildir o.<br />Samiriyenin buzağı putu parçalanacak. 
28O 008:007 Çünkü rüzgar eken kasırga biçer.<br />Baş vermeyen buğday un vermez.<br />Verse bile yabancılar yutacak onu. 
28O 008:008 ‹‹Yutuldu İsrail,<br />Şimdi uluslar arasında kimsenin beğenmediği bir kap gibi. 
28O 008:009 Tek başına dolaşan yaban eşeği gibi Asura gittiler,<br />Efrayim ücretli oynaşlar tuttu. 
28O 008:010 Uluslar arasında oynaşlar tutsalar da,<br />Şimdi onları bir araya toplayacağım.<br />Çünkü azalmaya başladılar güçlü kralın baskısı altında. 
28O 008:011 ‹‹Efrayim günah sunusu sunmak için çok sunak yaptı,<br />Bunlar günah işlemelerine neden oldu. 
28O 008:012 Yasamdaki pek çok şeyi onlar için yazdım,<br />Ne var ki garipsediler bunları. 
28O 008:013 Bana sundukları kurbanlara gelince,<br />Kurban kesiyor, eti kendileri yiyorlar;<br />Oysa RAB bunu yapanlardan hoşlanmaz.<br />Şimdi anımsayacak suçlarını,<br />Günahları için onları cezalandıracak;<br />Geri dönecekler Mısıra. 
28O 008:014 Çünkü İsrail Yaratıcısı'nı unuttu,<br />Saraylar yaptı;<br />Yahuda'ysa birçok kenti surlarla çevirdi,<br />Ama ateş göndereceğim kentlerinin üstüne,<br />Yiyip bitirsin kalelerini.›› 
28O 009:001 Ey İsrail, öteki halklar gibi sevinme, coşma!<br />Çünkü kendi Tanrına vefasızlık ederek zina ettin,<br />Harman yerlerinin tümünde zina kazancına gönül verdin. 
28O 009:002 Ama harman yeri, şarap teknesi halkı doyurmayacak,<br />Yeni şarap umutları boşa çıkacak. 
28O 009:003 RABbin diyarında kalmayacaklar,<br />Mısıra dönecek Efrayim,<br />Asurda kirli sayılan şeyleri yiyecekler. 
28O 009:004 RABbe şarap sunuları dökmeyecekler,<br />Onu hoşnut etmeyecek kurbanları.<br />Kurbanları yas yemeğine dönecek,<br />Kirli sayılacak onları yiyenlerin hepsi.<br />Yalnız kendi karınlarını doyuracak yiyecekleri,<br />RABbin Tapınağına girmeyecek. 
28O 009:005 Ne yapacaksınız dinsel bayramlarda,<br />RABbin bayram gününde? 
28O 009:006 Yıkımdan kaçsalar bile,<br />Mısır bir araya toplayacak onları,<br />Mof gömecek.<br />Değerli gümüş eşyalarını yabanıl otlar saracak,<br />Diken bitecek çadırlarında. 
28O 009:007 Onların ceza günleri geldi,<br />Hesap günleri çattı.<br />Bunu bilsin İsrail!<br />Suçunuzun çokluğundan,<br />Düşmanlığınızın büyüklüğü yüzünden,<br />Peygamber aptal, ruhsal insan deli sayıldı. 
28O 009:008 Peygamber Tanrımın yanısıra Efrayime gözcülük eder,<br />Ama tuzak kurulmuş bütün yollarına,<br />Düşmanlık var Tanrının Tapınağında. 
28O 009:009 Alabildiğine yozlaştılar,<br />Givada olduğu gibi.<br />Tanrı suçlarını anımsayacak,<br />Günahlarının cezasını verecek. 
28O 009:010 ‹‹İsrail çölde<br />Bir salkım üzüm gibi geldi bana,<br />Atalarıysa incir ağacının ilk ürünü gibi.<br />Ama Baal-Peora geldiklerinde<br />Utanç dolu puta adadılar kendilerini,<br />Sevdikleri şey kadar iğrenç oldular. 
28O 009:011 Efrayimin görkemi bir kuş gibi uçup gidecek,<br />Ne doğum ne gebelik olacak, kimse gebe kalmayacak. 
28O 009:012 Çocuklarını büyütseler bile,<br />Çocuklarından edeceğim onları,<br />Kimse kalmayıncaya dek;<br />Evet, vay başlarına,<br />Onları terk ettiğimde! 
28O 009:013 Efrayimi, Sur Kenti gibi,<br />Güzel bir yere kurulmuş gördüm.<br />Ama Efrayim çocuklarını celladın önüne götürecek.›› 
28O 009:014 Ya RAB, ver onlara ne vereceksen!<br />Düşük yapan rahimler, sütsüz memeler ver. 
28O 009:015 ‹‹Gilgaldaki kötülükleri yüzünden,<br />Nefret ettim orada onlardan.<br />İşledikleri günahlardan ötürü,<br />Onları evimden kovacağım.<br />Artık sevmeyeceğim onları,<br />Bütün önderleri asidir. 
28O 009:016 Vuruldu Efrayim,<br />Kökleri kurudu,<br />Meyve vermeyecekler artık.<br />Çocuk doğursalar bile,<br />Rahimlerinin değerli meyvelerini öldüreceğim.›› 
28O 009:017 Reddedecek Tanrım onları,<br />Çünkü O'nu dinlemediler,<br />Uluslar arasında dolaşıp duracaklar. 
28O 010:001 İsrail serpilen bir asmaya benzer,<br />Meyvesini veriyor.<br />Meyvesi arttıkça,<br />Sunakları da arttı.<br />Ülkesi zenginleştikçe,<br />Onu güzel dikili taşlarla donattı. 
28O 010:002 İçleri yalan doldu,<br />Şimdi suçlarının cezasını taşımalılar.<br />RAB sunaklarını yıkacak,<br />Dikili taşlarını yok edecek. 
28O 010:003 O zaman, ‹‹Kralsız kaldık›› diyecekler,<br />‹‹Çünkü RABden korkmadık.<br />Kralımız olsa bile,<br />Ne yapabilirdi bize?›› 
28O 010:004 Antlaşma yaparken,<br />Boş sözler veriyor, yalan yere ant içiyorlar,<br />Bu yüzden davalar, sürülmüş tarladaki zehirli ot gibi boy veriyor. 
28O 010:005 Samiriyede yaşayanlar<br />Beytavendeki inek putu yüzünden korkuya kapılacak.<br />Halkı onun ardından yas tutacak,<br />Onun görkemiyle coşan putperest kâhinler<br />Oradan sürgün edildiği için dövünecek. 
28O 010:006 Put armağan olarak büyük krala, Asura götürülecek.<br />Efrayim rezil olacak,<br />İsrail aldığı öğütten utanacak. 
28O 010:007 Samiriye, Kralıyla birlikte<br />Su üstündeki çubuk gibi akıp gidecek. 
28O 010:008 İsrailin günahı olan Avendeki puta tapılan yerler yok olacak,<br />Sunaklarını dikenler, devedikenleri saracak.<br />O zaman dağlara, ‹‹Bizi örtün!››,<br />Tepelere, ‹‹Üzerimize düşün!›› diyecekler. 
28O 010:009 ‹‹Ey İsrail, Givada geçirdiğin günlerden beri<br />Günah işledin.<br />Orada direndiniz bana.<br />Kötülere karşı açılan savaş<br />Givada size erişemez mi? 
28O 010:010 İstediğim zaman onları cezalandıracağım,<br />Çifte günahlarına bağlandıkları zaman,<br />Uluslar toplanacak onlara karşı. 
28O 010:011 Efrayim eğitilmiş ineğe benzer,<br />Buğday dövmeyi sever.<br />Ama ben boyunduruk takacağım onun güzel boynuna.<br />Koşum vuracağım Efrayimin sırtına,<br />Yahuda çift sürecek,<br />Yakup tırmık çekecek. 
28O 010:012 Doğruluk ekin kendiniz için,<br />Sevgi meyveleri biçin.<br />Nadasa bıraktığınız toprağı işleyin;<br />Çünkü RABbe yönelme zamanıdır,<br />Gelip üzerinize doğruluk yağdırıncaya dek. 
28O 010:013 Ama siz kötülük ektiniz,<br />Fesat biçtiniz,<br />Yalanın meyvesini yediniz.<br />Çünkü kendi yolunuza,<br />Yiğitlerinizin çokluğuna güvendiniz. 
28O 010:014 Bu yüzden halkınızın arasında savaş uğultusu çıkacak,<br />Yıkılacak bütün surlarınız,<br />Şalmanın savaşta Beytarveli yıktığı gibi.<br />Anneler çocuklarıyla birlikte yere çalınıp parçalandı. 
28O 010:015 Ey Beytel, sana da aynısı yapılacak,<br />Kötülüğünün büyüklüğü yüzünden.<br />Tan ağarırken İsrail Kralı büsbütün yok olacak. 
28O 011:001 ‹‹Çocukluğunda sevdim İsraili,<br />Oğlumu Mısırdan çağırdım. 
28O 011:002 Peygamberler İsraili çağırdıkça,<br />İsrail uzaklaştı onlardan.<br />Kurban kestiler Baallara,<br />Buhur yaktılar putlara. 
28O 011:003 Efrayime yürümeyi ben öğrettim,<br />Kollarıma aldım onları.<br />Ama kendilerine şifa verenin ben olduğumu anlamadılar. 
28O 011:004 Onları insancıl iplerle,<br />Sevgi bağlarıyla kendime çektim;<br />Boyunduruklarını kaldıran biri gibi oldum,<br />Eğilip yiyeceklerini verdim. 
28O 011:005 ‹‹Mısıra dönmeyecekler,<br />Asur kral olacak başlarına,<br />Çünkü bana dönmek istemediler. 
28O 011:006 Fırıl fırıl kılıç dönecek kentlerinde,<br />Kapı sürgülerini yok edecek,<br />Tüketecek onları düzenleri yüzünden. 
28O 011:007 Halkım benden uzaklaşmaya kararlı.<br />Beni, Yüce Olanı çağırsalar bile,<br />Asla yüceltmeyeceğim onları. 
28O 011:008 ‹‹Nasıl vazgeçerim senden, ey Efrayim?<br />Nasıl teslim ederim seni, ey İsrail?<br />Admaya yaptığımı nasıl sana yaparım?<br />Seni nasıl Sevoyime çeviririm?<br />Yüreğim değişti içimde,<br />Alevlendi acıma duygularım. 
28O 011:009 Kızgın öfkemi başınıza yağdırmayacağım,<br />Efrayimi yeniden yok etmeyeceğim.<br />Çünkü ben insan değil, Tanrıyım,<br />Kutsal Olanım aranızda,<br />Artık öfkeyle üzerinize varmayacağım. 
28O 011:010 Aslan gibi kükreyen<br />RABbin ardınca yürüyecekler;<br />O kükreyince titreyerek gelecek çocukları batıdan. 
28O 011:011 Mısırdan kuşlar gibi,<br />Asurdan güvercinler gibi<br />Titreyerek gelecekler.<br />Evlerine oturtacağım onları››<br />Diyor RAB. 
28O 011:012 Efrayim yalanla,<br />İsrail halkı hileyle çevremi sardı.<br />Yahuda'ysa hâlâ dizginsiz,<br />Tanrı'ya, Kutsal ve Sadık Olan'a karşı. 
28O 012:001 Efrayim rüzgarı güdüyor,<br />Doğu rüzgarının ardına düşüyor bütün gün;<br />Yalanı, zorbalığı artıyor.<br />Asurla antlaşma yapıyor,<br />Mısıra zeytinyağı gönderiyor. 
28O 012:002 RABbin davası var Yahudayla,<br />Yakup soyunu izlediği yola göre cezalandıracak,<br />Yaptıklarının karşılığını verecek. 
28O 012:003 Yakup ana rahminde kardeşinin topuğunu tuttu,<br />Büyüyünce Tanrıyla güreşti. 
28O 012:004 -5 218790 Melekle güreşip yendi,<br />Ağladı, kutsanmak istedi.<br />Tanrıyı Beytelde buldu,<br />RAB, Her Şeye Egemen Tanrı bizimle orada konuştu,<br />O RAB diye anılır. 
28O 012:006 Bu yüzden Tanrına dön sen,<br />Sevgiye, adalete sarıl,<br />Sürekli Tanrını bekle. 
28O 012:007 Efrayim tüccardır,<br />Hileli terazi kullanır,<br />Aldatmayı sever. 
28O 012:008 ‹‹Çok zengin oldum›› diye böbürlenir,<br />‹‹Varlığa kavuştum,<br />Çok emek çektim,<br />Günah denecek bir suç bulamayacaklar bende.›› 
28O 012:009 ‹‹Ama seni Mısırdan çıkaran<br />Tanrın RAB benim.<br />Bayram günlerindeki gibi,<br />Seni yine çadırlarda oturtacağım. 
28O 012:010 Peygamberlere de söyledim,<br />Çok görümler sağladım,<br />Onlar aracılığıyla örnekler verdim.›› 
28O 012:011 Kötülük mü var Gilatta?<br />Gerçekten değersiz bir halk!<br />Gilgalda sığır üstüne sığır kurban ediyorlar,<br />Sunakları sürülmüş tarladaki taş yığınlarını andırıyor. 
28O 012:012 Yakup Arama kaçtı,<br />İsrail bir karı için kul oldu,<br />Koyun güttü. 
28O 012:013 RAB İsraili bir peygamber aracılığıyla Mısırdan çıkardı,<br />Yine bir peygamber korudu onları. 
28O 012:014 Ama Efrayim Tanrı'yı aşırı öfkelendirdi.<br />Rab döktükleri kanın hesabını soracak,<br />Aşağılamalarının karşılığını verecek. 
28O 013:001 Efrayim konuştuğunda herkes titrerdi,<br />Yücelmişti İsrailde.<br />Ama Baala taparak suç işleyince öldü. 
28O 013:002 Şimdi günah üstüne günah işliyorlar,<br />Gümüşlerinden dökme putlar,<br />Akıllıca tasarlanmış putlar yapıyorlar,<br />Hepsi de usta işi.<br />Bu insanlar hakkında,<br />‹‹İnsan kurban edenler<br />Buzağıları öpüyor!›› diye konuşuluyor. 
28O 013:003 Bu yüzden sabah sisine,<br />Erken uçup giden çiye,<br />Harman yerinden savrulan saman çöpüne,<br />Bacadan tüten dumana dönecekler. 
28O 013:004 ‹‹Ama seni Mısırdan çıkaran<br />Tanrın RAB benim,<br />Benden başka tanrı tanımayacaksın,<br />Çünkü başka kurtarıcı yoktur. 
28O 013:005 Ben sana çölde,<br />Kurak topraklarda göz kulak oldum. 
28O 013:006 Otlaklara sahip olunca doydular,<br />Doyunca gurura kapıldılar;<br />Bu yüzden unuttular beni. 
28O 013:007 Ben de onlara karşı bir aslan gibi olacağım,<br />Bir pars gibi yol kenarında pusuya yatacağım. 
28O 013:008 Yavrularından edilmiş dişi ayı gibi<br />Karşılarına çıkacak,<br />Yüreklerinin zarını yırtacağım,<br />Dişi aslan gibi onları oracıkta yiyip bitireceğim,<br />Yabanıl bir hayvan parçalayacak onları. 
28O 013:009 ‹‹Ey İsrail, bana, yardımcına karşı çıkman<br />Yıkıma uğratıyor seni. 
28O 013:010 Nerede seni bütün kentlerinde<br />Kurtaracak kralın?<br />Yöneticilerin nerede?<br />Hani, onlar için:<br />‹Bana bir kral ve önderler ver!› demiştin. 
28O 013:011 Öfkelendiğimde bir kral verdim sana,<br />Gazaba gelince alıp götürdüm onu. 
28O 013:012 Efrayimin suçu birikmiş,<br />Günahı kayda geçmiş. 
28O 013:013 Doğum sancıları çeken kadının akılsız oğludur o,<br />Çünkü zamanı geldiğinde,<br />Açık rahimden çıkmıyor. 
28O 013:014 ‹‹Onları fidyeyle kurtaracağım<br />Ölüler diyarının elinden,<br />Ölümden fidyeyle kurtaracağım.<br />Felaketin nerede, ey ölüm?<br />Yıkıcılığın nerede, ey ölüler diyarı?<br />Hiç pişmanlık duymayacağım. 
28O 013:015 ‹‹Kardeşleri arasında serpilip gelişse de,<br />Doğu rüzgarı, çölden esen RABbin soluğu üzerine gelecek,<br />Onun kaynağı kuruyacak,<br />Pınarı kesilecek,<br />Değerli eşyalarının hazinesi yağmalanacak. 
28O 013:016 Samiriye halkı suçunun cezasını çekecek,<br />Çünkü Tanrısı'na başkaldırdı.<br />Kılıçla yıkılacaklar,<br />Yere çalınıp parçalanacak yavruları,<br />Gebe kadınlarının karnı yarılacak.›› 
28O 014:001 Tanrın RABbe dön, ey İsrail,<br />Çünkü suçlarından ötürü tökezledin. 
28O 014:002 Dualarla gidin, RABbe dönün,<br />Ona, ‹‹Bağışla bütün suçlarımızı›› deyin,<br />‹‹Lütfet, kabul et bizi,<br />Öyle ki, dudaklarımızın kurbanını sunalım. 
28O 014:003 Asur kurtaramaz bizi,<br />Savaş atlarına binmeyeceğiz.<br />Artık ellerimizle yaptığımıza<br />‹Tanrımız› demeyeceğiz,<br />Çünkü öksüz sende merhamet bulur.›› 
28O 014:004 ‹‹Onların dönekliğini düzelteceğim,<br />Gönülden seveceğim onları,<br />Çünkü onlara karşı öfkem dindi. 
28O 014:005 Çiy gibi olacağım İsraile;<br />Zambak gibi çiçek açacak,<br />Lübnan sediri gibi kök salacaklar. 
28O 014:006 Dallanıp budaklanacaklar,<br />Görkemleri zeytin ağacını,<br />Kokuları Lübnan sedirini andıracak. 
28O 014:007 Yine insanlar oturacak gölgesinde;<br />Buğday gibi gelişecek,<br />Asma gibi serpilecekler;<br />Lübnan şarabı kadar ün kazanacaklar. 
28O 014:008 Ey Efrayim, artık ne işim var putlarla?<br />Yanıtlayacak, seninle ilgileneceğim.<br />Yeşil çam gibiyim ben,<br />Senin verimliliğin benden kaynaklanıyor.›› 
28O 014:009 Bilge kişi kavrasın bunları,<br />Anlayan anlasın.<br />Çünkü RAB'bin yolları adildir;<br />Bu yollarda yürür doğrular,<br />Ama başkaldıranlar bu yollarda sendeler. 
29O 001:001 RABbin Petuel oğlu Yoele bildirdikleri. 
29O 001:002 Ey yaşlılar, dinleyin,<br />Ülkede yaşayan herkes, kulak verin:  Sizin zamanınızda ya da atalarınızın zamanında<br />Hiç böyle bir şey oldu mu? 
29O 001:003 Bunu çocuklarınıza anlatın;<br />Çocuklarınız kendi çocuklarına,  Onların çocukları da bir sonraki kuşağa anlatsınlar. 
29O 001:004 Genç çekirgeden artakalan ürünü olgunlaşmış çekirge yedi,<br />Ondan artakalanı yumurtadan yeni çıkan çekirge yedi;  Ondan artakalanı da yavru çekirgeler yedi. 
29O 001:005 Ey sarhoşlar, ayılın ve ağlayın.<br />Ey şarap düşkünleri, tatlı şarap için ağıt yakın.  Çünkü şarabınızı ağzınızdan kaptılar. 
29O 001:006 Güçlü ve sayılamayacak kadar büyük bir çekirge ordusu saldırdı ülkeme.<br />Aslan dişine benzer,  Dişi aslanın kesici dişlerine benzer dişleri var. 
29O 001:007 Asmalarımı harap ettiler,<br />İncir ağaçlarımı mahvettiler,  Kabuklarını soyup yere attılar.<br />Soyulan dallar bembeyaz. 
29O 001:008 Sözlüsünü yitirip çul kuşanan bir genç kız gibi yas tutun. 
29O 001:009 RABbin Tapınağına götürülecek<br />Tahıl ve şarap sunusu yok artık.  RABbe hizmet eden kâhinler yas tutuyorlar. 
29O 001:010 Tarlalar harap oldu, toprak acılı.<br />Çünkü tahıl mahvoldu,  Yeni şarap tükendi, zeytinyağı kesildi. 
29O 001:011 Arpa, buğday için dövünün, ey ırgatlar,<br />Ağıt yakın, ey bağcılar,  Çünkü tarlaların ürünü yok oldu. 
29O 001:012 Asmalar kurudu, incir ağaçları soldu;<br />Nar, hurma, elma, bütün meyve ağaçları kurudu.  İnsanoğlunun sevinci yok oldu. 
29O 001:013 Ey kâhinler, çul kuşanıp yas tutun.<br />Ey sunakta hizmet edenler, ağıt yakın,  Ey Tanrımın hizmetkârları, tapınağa gelin,<br />Çul içinde geceleyin.  Çünkü Tanrınızın Tapınağı için<br />Tahıl ve şarap sunusu kalmadı. 
29O 001:014 Oruç için gün belirleyin, özel bir toplantı yapın;<br />Yaşlıları ve ülkede yaşayanların tümünü  Tanrınız RABbin Tapınağına toplayıp RABbe yakarın. 
29O 001:015 Eyvahlar olsun! Çünkü RABbin günü yakındır.<br />Her Şeye Gücü Yetenin göndereceği yıkım gibi geliyor o gün. 
29O 001:016 Yiyeceğimiz gözümüzün önünde yok edildi.<br />Tanrımızın Tapınağında sevinç ve coşku sona erdi. 
29O 001:017 Tohumlar keseklerin altında çürüdü,<br />Tahıl yok oldu,  Ambarlar boş kaldı, depolar yıkıldı. 
29O 001:018 Hayvanlar nasıl da inliyor!<br />Sığır sürüleri çaresiz.  Çünkü otlaklar kurudu.<br />Koyun sürüleri perişan oldu. 
29O 001:019 Ya RAB, sana yakarıyorum.<br />Çünkü ateş otlakları yok etti,  Bütün ağaçları kavurdu. 
29O 001:020 Yabanıl hayvanlar bile sana sesleniyor.<br />Çünkü akarsular kurudu,  Ateş otlakları yok etti. 
29O 002:001 Siyonda boru çalın,<br />Kutsal dağımda boru sesiyle halkı uyarın.  Ülkede yaşayan herkes korkudan titresin.<br />Çünkü RABbin günü çok yaklaştı, geliyor. 
29O 002:002 Zifiri karanlık bir gün olacak,<br />Bulutlu, koyu karanlık bir gün.  Dağların üzerine çöken karanlık gibi<br />Kalabalık ve güçlü bir çekirge ordusu geliyor.  Böylesi hiçbir zaman görülmedi,<br />Kuşaklar boyu da görülmeyecek. geçiyor. 
29O 002:003 Önlerini ateş kavuruyor,<br />Artları alev alev.  Önlerinde Aden bahçesi gibi uzanan topraklar<br />Artlarında ıssız çöllere dönüyor.  Hiçbir şey onlardan kurtulamıyor. 
29O 002:004 Atlara benziyorlar,<br />Savaş atları gibi koşuyorlar. 
29O 002:005 Savaş arabalarının, anızı yiyip bitiren alevlerin<br />Çıkardığı gürültüye benzer bir sesle,  Savaşa hazırlanmış güçlü bir ordu gibi<br />Sıçraya sıçraya dağları aşıyorlar. 
29O 002:006 Uluslar onların karşısında dehşete düşüyor;<br />Herkesin beti benzi soluyor. 
29O 002:007 Yiğitler gibi saldırıyorlar,<br />Askerler gibi surları aşıyorlar.  Dosdoğru ilerliyorlar,<br />Yollarından sapmadan. 
29O 002:008 İtişip kakışmadan,<br />Her biri kendi yolundan yürüyor.  Savunma hatlarını yarıp geçiyorlar,<br />Sırayı bozmadan. 
29O 002:009 Kente doğru koşuşuyor,<br />Surların üzerinden aşıyorlar.  Evlere tırmanıyor ve hırsız gibi<br />Pencerelerden içeri süzülüyorlar. 
29O 002:010 Yeryüzü önlerinde sarsılıyor,<br />Gökyüzü titriyor;  Güneş ve ay kararıyor,<br />Yıldızların parıltısı görünmez oluyor. 
29O 002:011 RAB ordusunun başında gürlüyor.<br />Sayısızdır Onun orduları  Ve buyruğuna uyan güçlüdür.<br />RABbin o büyük günü ne korkunçtur!  O güne kim dayanabilir? 
29O 002:012 RAB diyor ki,<br />‹‹Şimdi oruç tutarak, ağlayıp yas tutarak  Bütün yüreğinizle bana dönün. 
29O 002:013 Giysilerinizi değil,<br />Yüreklerinizi paralayın  Ve Tanrınız RABbe dönün.<br />Çünkü RAB lütfeder, acır,  Tez öfkelenmez, sevgisi engindir,<br />Cezalandırmaktan vazgeçer. 
29O 002:014 Kim bilir, belki size acır da kararından döner.<br />Ardında bereket bırakır.  O zaman Ona tahıl ve şarap sunuları sunarsınız. 
29O 002:015 ‹‹Siyonda boru çalın,<br />Oruç için gün belirleyin, özel bir toplantı yapın. 
29O 002:016 Halkı toplayın, topluluğu kutsal kılın,<br />Yaşlıları bir araya getirin.  Çocukları, hatta emzikte olanları toplayın.<br />Güvey odasından, gelin gerdeğinden çıkıp gelsin. 
29O 002:017 Kâhinler, RABbin hizmetkârları,<br />Tapınağın girişiyle sunak arasında ağlaşıp,  ‹Ya RAB, halkını esirge› diye yalvarsınlar.<br />‹Mirasın olan halkının aşağılanmasına izin verme,  Uluslar onunla alay etmesin.<br />Halklar arasında neden,  Onların Tanrısı nerede? densin?› ›› 
29O 002:018 O zaman RAB halkına acıyıp ülkesini esirgeyecek. 
29O 002:019 Halkına şöyle yanıt verecek:<br />‹‹Bakın, size tahıl, yeni şarap  Ve zeytinyağı vereceğim,<br />Bunlara doyacaksınız.  Artık ulusların sizi aşağılamasına izin vermeyeceğim. 
29O 002:020 Kuzeyden gelen çekirge ordusunu sizden uzaklaştıracağım,<br />Kurak ve ıssız bir ülkeye süreceğim.  Önden gidenleri Lut Gölüne,<br />Arkadan gelenleri Akdenize süreceğim.  Leşleri kokacak,<br />Kokuları göklere yükselecek.  Çünkü korkunç şeyler yaptılar. 
29O 002:021 ‹‹Ey toprak, korkma, sevinçle coş!<br />Çünkü RAB büyük işler yaptı. 
29O 002:022 Ey kır hayvanları, korkmayın!<br />Çünkü otlaklar yeşeriyor.  Ağaçlar meyvelerini yükleniyor,<br />İncir ağaçları, asmalar ürünlerini veriyor. 
29O 002:023 Ey Siyon halkı,<br />Tanrınız RABde sevinç bulun, coşun.  İlk yağmuru size tam ölçüsüyle veriyor;<br />Daha önce olduğu gibi,  İlk ve son yağmurları yağdırıyor. geçiyor. doğruluğu öğretecek olan öğretmeni veriyor››. 
29O 002:024 Harman yeri tahılla dolacak.<br />Şarap ve zeytinyağı tekneleri taşacak. 
29O 002:025 Üzerinize gönderdiğim büyük çekirge ordusunun,<br />Olgunlaşmış ve yumurtadan yeni çıkmış çekirgenin,  Yavrunun ve genç çekirgenin<br />Size kaybettirdiği yılları geri vereceğim. 
29O 002:026 Bol bol yiyip doyacak<br />Ve sizin için harikalar yaratan  Tanrınız RABbin adını öveceksiniz.<br />Halkım bir daha utandırılmayacak. 
29O 002:027 Bileceksiniz ki, İsrail halkının arasındayım,<br />Tanrınız RAB benim, başka biri yok.  Halkım bir daha utandırılmayacak.›› 
29O 002:028 ‹‹Ondan sonra bütün insanların üzerine<br />Ruhumu dökeceğim.  Oğullarınız, kızlarınız peygamberlikte bulunacaklar.<br />Yaşlılarınız düşler,  Gençleriniz görümler görecek. 
29O 002:029 O günler kadın, erkek kullarınızın üzerine de Ruhumu dökeceğim. 
29O 002:030 Göklerde ve yeryüzünde,<br />Kan, ateş ve duman sütunlarından belirtiler göstereceğim. 
29O 002:031 RABbin büyük ve korkunç günü gelmeden önce<br />Güneş kararacak, ay kan rengine dönecek. 
29O 002:032 O zaman RAB'bi adıyla çağıran herkes kurtulacak.<br />RAB'bin dediği gibi,  Siyon Dağı'nda ve Yeruşalim'de kurtulup<br />Sağ kalanlar arasında  RAB'bin çağıracağı kimseler olacak.›› 
29O 003:001 ‹‹O günler Yahuda ve Yeruşalim halkını<br />Sürgünden geri getirdiğimde, 
29O 003:002 Bütün ulusları toplayıp<br />Yehoşafatfç Vadisine indireceğim.  Mirasım olan İsrail halkını<br />Uluslar arasına dağıttıkları ve ülkemi bölüştükleri için  Onları orada yargılayacağım. 
29O 003:003 Çünkü halkım için kura çektiler,<br />Erkek çocukları fahişelere ücret olarak verdiler.  İçtikleri şaraba karşılık kızları sattılar. 
29O 003:004 Ey Sur, Sayda ve bütün Filist halkı,<br />Bana yapmak istediğiniz nedir?  Neye karşılık vermeye çalışıyorsunuz?<br />Eğer karşılık verirseniz,  Karşılığını çarçabuk ödetirim size. 
29O 003:005 Altınımı, gümüşümü alıp<br />Değerli eşyalarımı tapınaklarınıza götürdünüz. 
29O 003:006 Yahuda ve Yeruşalim halkını<br />Topraklarından uzaklaştırmak için Greklere sattınız. 
29O 003:007 Göreceksiniz, onları, sattığınız yerde<br />Harekete geçireceğim.  Onlara yaptığınızı kendi başınıza getireceğim. 
29O 003:008 Oğullarınızı, kızlarınızı<br />Yahuda halkına sattıracağım.  Onları uzak bir ulusa, Sabalılara satacaklar.››<br />RAB böyle diyor. 
29O 003:009 ‹‹Uluslar arasında şunu duyurun:<br />Savaşa hazırlanın, yiğitlerinizi harekete geçirin.  Bütün savaşçılarınız toplanıp saldırıya geçsin. 
29O 003:010 Saban demirlerinizi<br />Çekiçle dövüp kılıç yapın,  Bağcı bıçaklarınızı mızrak yapın.<br />Güçsüz olan ‹Güçlüyüm› desin. 
29O 003:011 Ey çevredeki uluslar,<br />Tez gelin, bir araya toplanın.  Ya RAB, yiğitlerini oraya indir. 
29O 003:012 Uluslar harekete geçip<br />Yehoşafat Vadisinde toplansınlar.  Çünkü çevredeki bütün ulusları<br />Yargılamak için orada olacağım. 
29O 003:013 Salın orakları, ekinler olgunlaştı.  Gelin, üzümleri çiğneyin,<br />Sıkma çukuru üzümle dolu, şarap tekneleri taşıyor.  Ulusların kötülükleri bu denli çoktur.›› 
29O 003:014 Kalabalıklar,<br />Yargı vadisini dolduran nice kalabalıklar...  Yargı vadisinde RABbin günü yaklaştı. 
29O 003:015 Güneş ve ay kararıyor,<br />Yıldızların parıltısı görünmez oluyor. 
29O 003:016 RAB Siyondan kükreyecek,<br />Yeruşalimden gürleyecek.  Gök ve yer sarsılacak.<br />Ama RAB kendi halkı için sığınak,  İsrailliler için kale olacak. 
29O 003:017 ‹‹O zaman bileceksiniz ki,<br />Siyonda, kutsal dağımda oturan Tanrınız RAB benim.  Yeruşalim kutsal olacak;<br />Yabancılar bir daha orayı ele geçiremeyecek. 
29O 003:018 ‹‹O gün dağlardan<br />Tatlı şarap damlayacak;  Tepelerde süt,<br />Yahuda derelerinde su akacak.  RABbin Tapınağından çıkan bir pınar<br />Şittim Vadisini sulayacak. 
29O 003:019 ‹‹Ama Mısır viraneye,<br />Edom ıssız çöle dönecek.  Çünkü Yahudalıların ülkesine saldırıp<br />Suçsuz insanların kanını döktüler. 
29O 003:020 Oysa Yahuda sonsuza dek yaşayacak.<br />Yeruşalim kuşaktan kuşağa sürecek. 
29O 003:021 Akan kanların öcünü alacağım,<br />Suçluyu cezasız bırakmayacağım.›› Masoretik metin ‹‹Akan kanları cezasız bırakacağım››.  RAB Siyon'da oturur. 
30O 001:001 Tekoalı koyun yetiştiricilerinden Amosun sözleri. Uzziyanın Yahuda, Yehoaş oğlu Yarovamın İsrail Kralı olduğu günlerde, depremden iki yıl önce Amos İsraille ilgili görümler gördü. 
30O 001:002 Şöyle dedi:  ‹‹RAB Siyondan kükrüyor,<br />Yeruşalimden gürlüyor.<br />Yas tutuyor çobanların otlakları,<br />Karmel Dağının dorukları kuruyor.›› 
30O 001:003 RAB şöyle diyor:<br />‹‹Şamlıların cezasını kaldırmayacağım.<br />Çünkü günah üstüne günah işlediler,<br />Demir düvenlerle Gilat halkını dövdüler. 
30O 001:004 Bu yüzden Hazaelin evine ateş yağdıracağım,<br />Yakıp yok edecek Ben-Hadatın saraylarını. 
30O 001:005 Şamın kapı sürgüsünü kıracağım,<br />Söküp atacağım<br />Aven Vadisinde oturanı,<br />Beytedende elinde asayla dolaşanı;<br />Kîre sürgün edilecek Aram halkı.››<br />RAB diyor. 
30O 001:006 RAB şöyle diyor:<br />‹‹Gazzelilerin cezasını kaldırmayacağım.<br />Çünkü günah üstüne günah işlediler,<br />Edomlulara teslim etmek için<br />Bütün halkı sürgün ettiler. 
30O 001:007 Bu yüzden Gazze surlarına ateş yağdıracağım,<br />Yakıp yok edecek saraylarını. 
30O 001:008 Söküp atacağım<br />Aşdotta oturanı,<br />Aşkelonda elinde asayla dolaşanı,<br />Elimin tersini göstereceğim Ekrona,<br />Yok olacak Filistlilerin sağ kalanları!››<br />Egemen RAB böyle diyor. 
30O 001:009 RAB şöyle diyor:<br />‹‹Surluların cezasını kaldırmayacağım.<br />Çünkü günah üstüne günah işlediler,<br />Bütün halkı Edomlulara teslim edip sürdüler,<br />Dostluk antlaşmasını anımsamadılar. 
30O 001:010 Bu yüzden Sur Kentinin surlarına ateş yağdıracağım,<br />Yakıp yok edecek saraylarını.›› 
30O 001:011 RAB şöyle diyor:<br />‹‹Edomluların cezasını kaldırmayacağım.<br />Çünkü günah üstüne günah işlediler,<br />Kılıçla kovaladılar kardeşlerini,<br />Acıma nedir bilmediler;<br />Hep yırtıcıydı öfkeleri,<br />Sonsuza dek sürdü gazapları. 
30O 001:012 Bu yüzden Temana ateş yağdıracağım,<br />Yakıp yok edecek Bosra saraylarını.›› 
30O 001:013 RAB şöyle diyor:<br />‹‹Ammonluların cezasını kaldırmayacağım.<br />Çünkü günah üstüne günah işlediler,<br />Sınırlarını genişletmek için<br />Gilatlı gebe kadınların karınlarını yardılar. 
30O 001:014 Bu yüzden Rabba surlarını tutuşturacağım,<br />Savaş günü çığlıklarla,<br />Kasırga günü fırtınayla<br />Ateş yakıp yok edecek saraylarını. 
30O 001:015 Krallarıyla görevlileri,<br />Hepsi sürgüne gidecek.››<br />RAB böyle diyor. 
30O 002:001 RAB şöyle diyor:<br />‹‹Moavlıların cezasını kaldırmayacağım.<br />Çünkü günah üstüne günah işlediler,<br />Edom Kralının kemiklerini<br />Kireçleşinceye dek yaktılar. 
30O 002:002 Bu yüzden Moava ateş yağdıracağım,<br />Yakıp yok edecek Keriyot saraylarını.<br />Kargaşa, savaş naraları,<br />Boru sesleri arasında ölecek Moav halkı. 
30O 002:003 Söküp atacağım içinden yöneticisini,<br />Öldüreceğim onunla bütün görevlilerini.››<br />RAB böyle diyor. 
30O 002:004 RAB şöyle diyor:<br />‹‹Yahudalıların cezasını kaldırmayacağım.<br />Çünkü günah üstüne günah işlediler,<br />Reddettiler yasamı,<br />Kurallarıma uymadılar;<br />Yalancı putlar saptırdı onları,<br />Atalarının da izlediği putlar. 
30O 002:005 Bu yüzden Yahudaya ateş yağdıracağım,<br />Yakıp yok edecek Yeruşalim saraylarını.›› 
30O 002:006 RAB şöyle diyor:<br />‹‹İsraillilerin cezasını kaldırmayacağım,<br />Çünkü günah üstüne günah işlediler,<br />Doğruyu para için,<br />Yoksulu bir çift çarık için sattılar. 
30O 002:007 Onlar ki,<br />Yoksulun başını toz toprak içinde çiğner<br />Ve mazlumun hakkını bir yana iterler.<br />Baba oğul aynı kızla yatarak<br />Kutsal adımı kirletirler. 
30O 002:008 Her sunağın yanına,<br />Rehin alınan giysilerin üzerine uzanır,<br />Tanrılarının Tapınağında<br />Ceza karşılığı alınan şarabı içerler. 
30O 002:009 Ama ben onların önünde<br />Amorluları yok ettim;<br />Sedir ağaçları kadar boylu,<br />Meşe kadar güçlü olsa da,<br />Yukarıdan meyvesini,<br />Aşağıdan kökünü kuruttum. 
30O 002:010 Sizi Mısırdan ben çıkardım,<br />Amor topraklarını sahiplenesiniz diye<br />Çölde kırk yıl size yol gösterdim. 
30O 002:011 Oğullarınızdan peygamberler,<br />Gençlerinizden bana adanmış kişiler atadım.<br />Doğru değil mi, ey İsrailliler?››<br />RAB böyle diyor. 
30O 002:012 ‹‹Sizse bana adanmış kişilere şarap içirdiniz<br />Ve peygamberlere, ‹Peygamberlik etmeyin!›<br />Diye buyruk verdiniz. 
30O 002:013 ‹‹Tahıl yüklü araba toprağı nasıl ezerse,<br />İşte ben de sizi öyle ezeceğim. 
30O 002:014 Hızlı koşan kaçamayacak,<br />Güçlü gücünü gösteremeyecek,<br />Yiğit canını kurtaramayacak, 
30O 002:015 Okçu yerini koruyamayacak,<br />Ayağı tez olan uzaklaşamayacak,<br />Atlı canını kurtaramayacak, 
30O 002:016 En yürekli yiğitler bile<br />O gün silahlarını bırakıp kaçacak.››<br />RAB böyle diyor. 
30O 003:001 Ey İsrailliler, kulak verin RABbin size, Mısırdan çıkardığı halka söylediği şu sözlere: 
30O 003:002 ‹‹Yeryüzündeki bütün halklar arasından yalnız sizi tanıdım,<br />Bu yüzden suçlarınızı karşılıksız bırakmayacağım.›› 
30O 003:003 İki kişi anlaşmadan birlikte yürür mü? 
30O 003:004 Avı olmayan aslan ormanda kükrer mi?<br />Bir şey yakalamadıkça genç aslan ininde homurdanır mı? 
30O 003:005 Tuzak kurulmamışsa,<br />Yerdeki kapana kuş düşer mi?<br />İçine bir şey düşmedikçe<br />Kapan yerden fırlar mı? 
30O 003:006 Kentte boru çalınır da halk korkmaz mı?<br />RABbin onayı olmadan bir kentin başına felaket gelir mi? 
30O 003:007 Gerçek şu ki, Egemen RAB kulu peygamberlere<br />Sırrını açmadıkça bir şey yapmaz. 
30O 003:008 Aslan kükrer de kim korkmaz?<br />Egemen RAB söyler de kim peygamberlik etmez? 
30O 003:009 Aşdot ve Mısır saraylarına duyurun:<br />‹‹Samiriye dağlarında toplanın›› deyin,<br />‹‹Kentin ortasındaki büyük kargaşayı,<br />İçindeki baskıyı görün.›› 
30O 003:010 RAB, ‹‹Onlar doğruluk nedir bilmiyorlar›› diyor,<br />‹‹Saraylarına zorbalık ve çapul yığmışlar.›› 
30O 003:011 Bu yüzden Egemen RAB diyor ki,<br />‹‹Düşman kuşatmakta ülkenizi,<br />Saraylarınızı yağmalayacak, güçsüz kılacak sizi.›› 
30O 003:012 RAB şöyle diyor:<br />‹‹Bir çoban aslanın ağzındaki hayvanın iki bacağını<br />Ya da kulağının parçasını nasıl kaparsa,<br />Samiriyede sedir köşelerine,<br />Divan yastıklarına<br />Kurulan İsrailliler de öyle kurtarılacak. 
30O 003:013 Dinleyin ve Yakup soyunu uyarın.››<br />Egemen RAB, Her Şeye Egemen Tanrı konuşuyor: 
30O 003:014 ‹‹İsyanlarından ötürü<br />İsraili cezalandırdığım gün,<br />Beytelin sunaklarını da yok edeceğim.<br />Kesilip yere düşecek sunağın boynuzları. 
30O 003:015 Hem kışlık hem yazlık evi vuracağım,<br />Yok olacak fildişi evler,<br />Sonu gelecek büyük evlerin.››<br />RAB böyle diyor. 
30O 004:001 Ey sizler, Samiriye Dağındaki Başan inekleri,<br />Yoksula baskı yapan,<br />Mazlumu ezen,<br />Beylerine, ‹‹Getir de içelim!›› diyen hanımlar!<br />Kulak verin şu sözlere: 
30O 004:002 Egemen RAB kutsallığı üstüne ant içerek şöyle dedi:<br />‹‹İşte geliyor o günler;<br />Sizi et kancalarıyla,<br />En son kalanlarınızı balık çengelleriyle götürecekleri günler. 
30O 004:003 Her biriniz karşınızdaki gedikten çıkacak,<br />Harmona atılacaksınız.››<br />RAB böyle diyor. 
30O 004:004 ‹‹Beytele gelip günah işleyin,<br />Gilgala gelip daha da günah işleyin!<br />Her sabah kurbanlarınızı,<br />Üç günde bir de ondalıklarınızı getirin. 
30O 004:005 Şükran sunusu olarak mayalı ekmek yakın,<br />Gönülden verdiğiniz sunuları açıklayıp duyurun!<br />Çünkü bundan hoşlanıyorsunuz, ey İsrailliler.››<br />Egemen RAB böyle diyor. 
30O 004:006 ‹‹Bütün kentlerinizde açlıktan nefesiniz koktu,<br />Bulunduğunuz her yerde size kıtlık verdim,<br />Yine de bana dönmediniz.››<br />RAB böyle diyor. verdim››. 
30O 004:007 ‹‹Hasat mevsimine daha üç ay varken,<br />Sizden yağmuru da esirgedim.<br />Bir kente yağmur yağdırdım,<br />Öbürüne yağdırmadım.<br />Bir tarla yağmur aldı,<br />Öteki almayıp kurudu. 
30O 004:008 Su bulmak için<br />Kent kent sersemce dolaştınız;<br />Suya doyamadınız,<br />Yine de bana dönmediniz.››<br />RAB böyle diyor. 
30O 004:009 ‹‹Samyeli ve küfle sizi cezalandırdım,<br />Mahvettim bağlarınızı, bahçelerinizi,<br />İncir ve zeytin ağaçlarınızı çekirge yedi,<br />Yine de bana dönmediniz.››<br />RAB böyle diyor. 
30O 004:010 ‹‹Mısırda olduğu gibi<br />Aranıza salgın hastalık gönderdim,<br />Kılıçtan geçirdim yiğitlerinizi,<br />Atlarınızı düşmanlarınıza verdim,<br />Ordugahınızın pis kokusunu burunlarınıza doldurdum;<br />Yine de bana dönmediniz.››<br />RAB böyle diyor. 
30O 004:011 ‹‹Sodom ve Gomorayı altüst ettiğim gibi,<br />Altüst ettim içinizden bazılarını.<br />Ateşten kurtarılan yanık odun parçasına döndünüz,<br />Yine de yönelmediniz bana.››<br />RAB böyle diyor. 
30O 004:012 ‹‹Bu yüzden sana şunu yapacağım, ey İsrail.<br />Yapacaklarım için<br />Tanrını karşılamaya hazırlan, ey İsrail!›› 
30O 004:013 Çünkü dağlara biçim veren,<br />Rüzgarı yaratan, düşüncelerini insana bildiren,<br />Şafağı karanlığa çeviren,<br />Dünyanın yüksek yerlerine ayak basan işte O'dur,<br />O'nun adı RAB, Her Şeye Egemen Tanrı'dır. 
30O 005:001 Ey İsrail halkı, kulak ver,<br />Üzerine yakacağım ağıtın sözlerine: 
30O 005:002 ‹‹Düştü erden kız İsrail,<br />Bir daha kalkamaz,<br />Serilmiş kendi toprağına,<br />Kaldıran yok.›› 
30O 005:003 Bu yüzden Egemen RAB şöyle diyor:<br />‹‹Bin kişiyle savaşa çıkan kentin<br />Yüz adamı sağ kalacak,<br />Yüz kişiyle çıkanın<br />On adamı kalacak İsrail halkına.›› 
30O 005:004 Bu yüzden RAB İsrail halkına şöyle diyor:<br />‹‹Bana yönelin, yaşarsınız; 
30O 005:005 Beytele gitmeyin,<br />Gilgala girmeyin,<br />Beer-Şevaya geçmeyin,<br />Çünkü Gilgal halkı kesinlikle sürgün edilecek,<br />Beytel bir hiçfç olacak.›› anlamına gelir. ‹‹Beytaven›› aşağılamak amacıyla Beytel için kullanılırdı. 
30O 005:006 RABbe yönelin, yaşarsınız,<br />Yoksa Yusuf soyunda bir ateş gibi parlar,<br />Beyteli yakıp yok eder.<br />Yangını söndürecek kimse çıkmaz. 
30O 005:007 Ey adaleti acı pelinotuna çevirenler,<br />Doğruluğu yere çalanlar! 
30O 005:008 Ülker ve Oryon takımyıldızlarını yaratan,<br />Zifiri karanlığı sabaha çeviren,<br />Gündüzü geceyle karartan,<br />Deniz sularını çağırıp<br />Yeryüzüne dökenin adı RABdir. 
30O 005:009 Kaleyi ansızın yıkar,<br />Surlu kenti yerle bir eder. 
30O 005:010 Mahkemede kendilerini azarlayandan nefret ediyor,<br />Doğru konuşandan iğreniyorlar. 
30O 005:011 Yoksulu ezdiğiniz,<br />Ondan zorla buğday kopardığınız için<br />Yaptığınız yontma taş evlerde oturmayacak,<br />Diktiğiniz güzel bağların şarabını içmeyeceksiniz. 
30O 005:012 Çünkü isyanlarınızın çok,<br />Günahlarınızın sayısız olduğunu biliyorum,<br />Ey doğru kişiye baskı yapan,<br />Rüşvet alan,<br />Mahkemede mazlumun hakkını yiyenler! 
30O 005:013 Bu yüzden susmak düşer akıllı insana<br />Böyle bir zamanda,<br />Çünkü zaman kötüdür. 
30O 005:014 Kötülüğe değil,<br />İyiliğe yönelin ki yaşayasınız;<br />Böylece dediğiniz gibi,<br />RAB, Her Şeye Egemen Tanrı sizinle olur. 
30O 005:015 Kötülükten nefret edin,<br />İyiliği sevin,<br />Mahkemede adaleti koruyun.<br />Belki RAB, Her Şeye Egemen Tanrı,<br />Yusufun soyundan sağ kalanlara lütfeder. 
30O 005:016 Bu yüzden RAB,<br />Her Şeye Egemen Tanrı Rab şöyle diyor:<br />‹‹Bütün meydanlarda çığlık kopacak,<br />Sokaklarda inim inim inleyecekler;<br />Irgatları yas tutmaya,<br />Ağıtçıları feryat etmeye çağıracaklar. 
30O 005:017 Bütün bağlarda çığlık kopacak,<br />Çünkü ben aranızdan geçeceğim.››<br />RAB böyle diyor. 
30O 005:018 Vay başına, RABbin gününü özlemle bekleyenlerin!<br />Niçin özlüyorsunuz RABbin gününü?<br />O gün aydınlık değil, karanlık olacak. 
30O 005:019 Nasıl ki, biri aslanın önünden kaçar da karşısına ayı çıkar,<br />Evine döner, elini duvara dayar da elini yılan sokar. 
30O 005:020 RABbin günü aydınlık değil, karanlık olmayacak mı?<br />Hem de zifiri karanlık,<br />Bir parıltı bile yok. 
30O 005:021 RAB şöyle diyor:<br />‹‹İğreniyor, tiksiniyorum bayramlarınızdan,<br />Hoşlanmıyorum dinsel toplantılarınızdan, 
30O 005:022 Yakmalık ve tahıl sunularınızı<br />Bana sunsanız bile kabul etmeyeceğim,<br />Besili hayvanlarınızdan sunacağınız<br />Esenlik sunularına dönüp bakmayacağım. 
30O 005:023 Uzak tutun benden ezgilerinizin gürültüsünü,<br />Çenklerinizin sesini dinlemeyeceğim. 
30O 005:024 Bunun yerine adalet su gibi,<br />Doğruluk ırmak gibi sürekli aksın. 
30O 005:025 ‹‹Ey İsrail halkı, çölde kırk yıl boyunca<br />Bana mı kurbanlar, sunular sundunuz? 
30O 005:026 Gerçekte kralınız Sakkutu, putunuz Kayvanı,<br />Kendiniz için yaptığınız ilahın yıldızını taşıdınız. ‹‹Gerçekte kralınızın çadırını, putlarınızın kaidesini››. Sakkut ve Kayvan İsrailde tapılan ilahlardı. Asur ilahları olduğu sanılıyor. 
30O 005:027 Bu yüzden sizi Şam'ın ötesine süreceğim.››<br />RAB böyle diyor, O'nun adı Her Şeye Egemen Tanrı'dır. 
30O 006:001 Vay başına Siyondaki kaygısızların,<br />Samiriye Dağında kendilerini güvende sananların,<br />İsrail halkının başvurduğu<br />Önder ulusun tanınmış insanlarının! 
30O 006:002 Kalne Kentine gidin de görün,<br />Oradan büyük Hamaya geçin,<br />Filistlilerin Gat Kentine inin,<br />Sizin bu krallıklarınızdan daha mı iyiler?<br />Toprakları sizinkinden daha mı geniş? 
30O 006:003 Ey sizler, kötü günü uzak sanan,<br />Zorbalık tahtını yaklaştıranlar. 
30O 006:004 Ey sizler, fildişi süslü yataklara uzananlar,<br />Sedirlere serilenler,<br />Seçme kuzular, besili buzağılar yiyenler, 
30O 006:005 Çenk eşliğinde türkü söyleyenler,<br />Davut gibi beste yapanlar, 
30O 006:006 Tas tas şarap içenler,<br />Yağların en güzelini sürünenler,<br />Yusufun yıkımına kederlenmeyenler! 
30O 006:007 Bu yüzden şimdi bunlar<br />Sürgüne gideceklerin başını çekecekler;<br />Sona erecek sedire serilenlerin cümbüşü. 
30O 006:008 Egemen RAB başı üzerine ant içti,<br />Her Şeye Egemen Tanrı RAB şöyle diyor:<br />‹‹Yakupun gururundan iğreniyor,<br />Saraylarından tiksiniyorum.<br />Bu yüzden içindeki her şeyle kenti<br />Düşmana teslim edeceğim.›› 
30O 006:009 Eğer bir evden on kişi kalmışsa,<br />Onlar da ölecek. 
30O 006:010 Ölünün akrabası yakmak için cesedi evden almaya gelince,<br />Evdekine, ‹‹Yanında kimse var mı?›› diye soracak,<br />O da, ‹‹Hayır!›› yanıtını alınca,<br />‹‹Sus!›› diyecek, ‹‹RABbin adı anılmamalı.›› 
30O 006:011 Çünkü RAB buyuruyor,<br />Büyük ev toza,<br />Küçük ev küle dönecek. 
30O 006:012 Atlar kaya üzerinde koşar mı?<br />Kimse denizde öküzle çift sürer mi?<br />Ama siz adaleti zehire,<br />Doğruluk meyvesini pelinotuna çevirdiniz. 
30O 006:013 Sizler, Lo-Devar Kentini aldık diye sevinenler,<br />‹‹Karnayimi kendi bileğimizle ele geçirmedik mi?›› diyenlersiniz. simgesidir. 
30O 006:014 ‹‹İşte bu yüzden, ey İsrail halkı,<br />Üzerinize bir ulus göndereceğim››<br />Diyor Her Şeye Egemen Tanrı RAB,<br />‹‹Levo-Hamat'tan Arava Vadisi'ne kadar ezecekler sizi.›› 
30O 007:001 Egemen RAB bana şunu gösterdi: Kralın payına düşen otlar biçilmişti. Otlar yeniden yeşermeye başlarken RAB sürüyle çekirge yaratıyordu. 
30O 007:002 Çekirgeler ülkedeki yeşil bitkileri yiyip bitirince:  ‹‹Ey Egemen RAB, lütfen halkını bağışla!›› dedim,<br />‹‹Yakup soyu buna nasıl dayanır?<br />Zaten küçük bir halk!›› 
30O 007:003 Bunun üzerine RAB düşüncesini değiştirdi.<br />‹‹Gerçekleşmeyecek bu›› dedi. 
30O 007:004 Egemen RAB bana şunu gösterdi: Baktım, Egemen RAB halkını cezalandırmak için ateşi çağırdı. Ateş enginleri yakıp tüketti, karayı yakıp tüketmeye başladı. 
30O 007:005 O zaman,  ‹‹Ey Egemen RAB, lütfen dur!›› dedim,<br />‹‹Yakup soyu buna nasıl dayanır?<br />Zaten küçük bir halk!›› 
30O 007:006 Bunun üzerine RAB düşüncesini değiştirdi.<br />Egemen RAB, ‹‹Bu da gerçekleşmeyecek›› dedi. 
30O 007:007 Başka bir görümde şunu gösterdi bana: Baktım, Rab çekül kullanılarak örülmüş dümdüz bir duvarın yanında duruyor; elinde bir çekül var. 
30O 007:008 RAB, ‹‹Ne görüyorsun, Amos?›› diye sordu. Ben de, ‹‹Bir çekül›› dedim. Bunun üzerine Rab, ‹‹İşte, halkım İsrailin ortasına da bir çekül koyacağım›› dedi, ‹‹Bir daha onları esirgemeyeceğim. 
30O 007:009 ‹‹Yok olacak İshak soyunun tapınma yerleri,<br />Yıkılacak İsrailin kutsal yerleri,<br />Kılıçla yürüyeceğim Yarovam soyunun üstüne.›› 
30O 007:010 Beyteldeki Kâhin Amatsya, İsrail Kralı Yarovama haber gönderip şöyle dedi: ‹‹Amos İsrailin göbeğinde sana düzen kurdu. Ülke onun bunca sözünü kaldıramaz. 
30O 007:011 Çünkü Amos diyor ki,  ‹‹ ‹Yarovam kılıçla öldürülecek,<br />İsrail halkı kesinlikle ülkesinin dışına,<br />Sürgüne gönderilecek.› ›› 
30O 007:012 Bunun üzerine Amatsya Amosa, ‹‹Çek git, ey bilici!›› dedi, ‹‹Yahudaya kaç. Ekmeğini orada kazan. Orada peygamberlik et. 
30O 007:013 Bir daha Beytelde peygamberlik etme. Çünkü burası kralın kutsal yeri, krallık tapınağıdır.›› 
30O 007:014 Amos, ‹‹Ben ne peygamberdim ne de peygamber oğluydum›› diye karşılık verdi, ‹‹Yalnızca sığır yetiştirirdim. Yabanıl incir ağaçlarına bakardım. 
30O 007:015 RAB beni sürünün ardından aldı, ‹Git, halkım İsraile peygamberlik et› dedi. 
30O 007:016 Şimdi kulak ver RABbin sözlerine:  ‹‹ ‹İsraile karşı peygamberlik etme,<br />İshak soyuna karşı konuşma!› diyorsun. 
30O 007:017 Bu yüzden RAB şöyle diyor:<br />‹Karın kentte fahişe olacak,<br />Oğulların, kızların kılıçtan geçirilecek.<br />Ölçü ipiyle paylaşılacak toprağın,<br />Sen ise kirli sayılan toprakta can vereceksin.<br />İsrail halkı kesinlikle ülke dışına,<br />Sürgüne gönderilecek.› ›› 
30O 008:001 Egemen RAB bana şunu gösterdi: Baktım bir sepet olgun meyve. 
30O 008:002 Bana, ‹‹Ne görüyorsun, Amos?›› diye sordu. ‹‹Bir sepet olgun meyve›› diye yanıtladım. Bunun üzerine RAB, ‹‹Halkım İsrailin sonu geldi›› dedi, ‹‹Bir daha onları esirgemeyeceğim. 
30O 008:003 O gün saraydaki türküler yas çığlıklarına dönecek.›› Egemen RAB, ‹‹Her yer atılmış cesetlerle dolacak, sessizlik hüküm sürecek›› diyor. çağrıştırıyor. 
30O 008:004 Dinleyin bunu, ey yoksulu çiğneyenler,<br />Ülkedeki mazlumları yok edenler! 
30O 008:005 Diyorsunuz ki,<br />‹‹Yeni Ay Töreni geçse de tahılımızı satsak,<br />Şabat Günü geçse de buğdayımızı satışa çıkarsak.<br />Ölçeğifı küçültüp fiyatı yükseltsek,<br />Hileli tartı kullanıp ağırlık taşı. 
30O 008:006 Yoksulları gümüş,<br />Mazlumları bir çift çarık karşılığında satın alsak.<br />Buğday yerine süprüntüsünü satsak.›› 
30O 008:007 Yakup soyunun gurur duyduğu RAB kendi başı üstüne ant içti:<br />‹‹Onların yaptıklarının hiçbirini asla unutmayacağım. 
30O 008:008 Bu yüzden yer sarsılmayacak mı,<br />Üzerinde yaşayan herkes yas tutmayacak mı?<br />Bütün yer Nil gibi yükselecek,<br />Kabarıp yine inecek Mısırın ırmağı gibi.›› 
30O 008:009 ‹‹O gün›› diyor Egemen RAB,<br />‹‹Öğleyin güneşi batıracağım,<br />Güpegündüz yeryüzünü karartacağım. 
30O 008:010 Bayramlarınızı yasa,<br />Bütün ezgilerinizi ağıta döndüreceğim.<br />Her bele çul kuşattıracağım,<br />Her başın saçını yoldurtacağım.<br />O günü biricik oğulun ardından tutulan yasa çevirecek,<br />Sonunu acı getireceğim. 
30O 008:011 ‹‹İşte günler geliyor,<br />Ülkeye kıtlık göndereceğim››<br />Diyor Egemen RAB,<br />‹‹Ekmek ya da su kıtlığı değil,<br />RABbin sözlerine susamışlık göndereceğim. 
30O 008:012 RABbin sözünü bulmak için<br />İnsanlar denizden denize,<br />Kuzeyden doğuya dek dolaşacak,<br />Oraya buraya koşacak, ama bulamayacaklar. 
30O 008:013 O gün güzel kızlar,<br />Yiğitler susuzluktan bayılacak. 
30O 008:014 Samiriye tanrıçası Aşima üzerine ant içenler,<br />‹Ey Dan, senin ilahının başı üzerine›<br />Ve, ‹Beer-Şeva ilahının başı üzerine› diyenler<br />Düşecek ve bir daha kalkmayacak.›› 
30O 009:001 Rabbi gördüm,<br />Sunağın yanında duruyordu.<br />‹‹Sütun başlıklarına vur,<br />Eşikler sarsılsın›› dedi,<br />‹‹Başlıkları insanların başında parala.<br />Sağ kalanları kılıçtan geçireceğim.<br />Kaçan, kurtulan olmayacak, 
30O 009:002 Ölüler diyarını delip girseler,<br />Elimi uzatıp onları çıkaracağım.<br />Göklere çıksalar,<br />Onları oradan indireceğim. 
30O 009:003 Karmel Dağının doruklarına gizlenseler,<br />Artlarına düşüp onları yakalayacağım.<br />Gözümün önünden uzağa, denizin dibine girseler,<br />Orada yılana buyruk vereceğim,<br />Onları sokacak. 
30O 009:004 Düşmanlarınca sürgün edilseler,<br />Orada kılıca buyruk vereceğim,<br />Onları biçecek.<br />Gözümü üzerlerinden ayırmayacağım,<br />Ama iyilik için değil, kötülük için.›› 
30O 009:005 Rab, Her Şeye Egemen RAB<br />Yere dokununca yer erir,<br />Üzerinde yaşayan herkes yasa bürünür,<br />Bütün yeryüzü Nil gibi kabarır,<br />Mısırın ırmağı gibi yine alçalır. 
30O 009:006 Yukarı odalarını gökyüzünde yapan,<br />Kubbesini yeryüzünde kuran,<br />Denizin sularını çağırıp yeryüzüne döken Odur;<br />Onun adı RABdir. 
30O 009:007 ‹‹Ey İsrailliler,<br />Benim için Kûşlulardan ne farkınız var?››<br />Diyor RAB.<br />‹‹İsraillileri Mısırdan,<br />Filistlileri Kaftordan,<br />Aramlıları Kîrden çıkaran ben değil miyim? 
30O 009:008 ‹‹İşte, Egemen RABbin gözleri<br />Bu günahlı krallığın üzerindedir.<br />Onu yeryüzünden söküp atacağım,<br />Ancak Yakup soyunu büsbütün yok etmeyeceğim››<br />Diyor RAB. 
30O 009:009 ‹‹İşte buyruk vereceğim,<br />Bütün uluslar arasından<br />İsraili kalburla eler gibi eleyeceğim,<br />Bir çakıl bile yere düşmeyecek. 
30O 009:010 Halkımın arasındaki bütün günahlılar,<br />‹Kötülük bizi bulmaz, bize erişmez› diyenler<br />Kılıçtan geçirilecek.›› 
30O 009:011 ‹‹O gün Davutun yıkık çardağını yeniden kuracağım,<br />Gediklerini kapayacak,<br />Yıkık yerlerini onaracağım,<br />Onu eskisi gibi yapacağım, 
30O 009:012 Öyle ki, Edomluların sağ kalanlarını,<br />Bana ait olan bütün ulusları sahiplensinler.››<br />Bunu yapacak olan RAB böyle diyor. 
30O 009:013 ‹‹İşte, günler geliyor›› diyor RAB,<br />‹‹Çift süren orakçıya,<br />Üzüm basan ekin ekene erişecek,<br />Dağlardan tatlı şarap damlayacak,<br />Bütün tepelerden akacak. 
30O 009:014 Sürgün halkım İsraili geri getireceğim,<br />Yıkık kentleri onarıp orada yaşayacaklar,<br />Bağlar dikip şarabını içecekler,<br />Bahçeler yapıp meyvesini yiyecekler. 
30O 009:015 Onları topraklarına dikeceğim,<br />Bir daha sökülmeyecekler<br />Kendilerine verdiğim topraktan.››<br />Tanrınız RAB böyle diyor. 
32O 001:001 -2 221330 RAB bir gün Amittay oğlu Yunusa, ‹‹Kalk, Ninovaya, o büyük kente git ve halkı uyar›› diye seslendi, ‹‹Çünkü kötülükleri önüme kadar yükseldi.›› 
32O 001:003 Ne var ki, Yunus RABbin huzurundan Tarşişe kaçmaya kalkıştı. Yafaya inip Tarşişe giden bir gemi buldu. Ücretini ödeyip gemiye bindi, RABden uzaklaşmak için Tarşişe doğru yola çıktı. 
32O 001:004 Yolda RAB şiddetli bir rüzgar gönderdi denize. Öyle bir fırtına koptu ki, gemi neredeyse parçalanacaktı. 
32O 001:005 Gemiciler korkuya kapıldı, her biri kendi ilahına yalvarmaya başladı. Gemiyi hafifletmek için yükleri denize attılar. Yunus ise teknenin ambarına inmiş, yatıp derin bir uykuya dalmıştı. 
32O 001:006 Gemi kaptanı Yunusun yanına gidip, ‹‹Hey! Nasıl uyursun sen?›› dedi, ‹‹Kalk, tanrına yalvar, belki halimizi görür de yok olmayız.›› 
32O 001:007 Sonra denizciler birbirlerine, ‹‹Gelin, kura çekelim›› dediler, ‹‹Bakalım, bu bela kimin yüzünden başımıza geldi.›› Kura çektiler, kura Yunusa düştü. 
32O 001:008 Bunun üzerine Yunusa, ‹‹Söyle bize!›› dediler, ‹‹Bu bela kimin yüzünden başımıza geldi? Ne iş yapıyorsun sen, nereden geliyorsun, nerelisin, hangi halka mensupsun?›› 
32O 001:009 Yunus, ‹‹İbraniyim›› diye karşılık verdi, ‹‹Denizi ve karayı yaratan Göklerin Tanrısı RABbe taparım.›› 
32O 001:010 Denizciler bu yanıt karşısında dehşete düştüler. ‹‹Neden yaptın bunu?›› diye sordular. Yunusun RABden uzaklaşmak için kaçtığını biliyorlardı. Daha önce onlara anlatmıştı. 
32O 001:011 Deniz gittikçe kuduruyordu. Yunusa, ‹‹Denizin dinmesi için sana ne yapalım?›› diye sordular. 
32O 001:012 Yunus, ‹‹Beni kaldırıp denize atın›› diye yanıtladı, ‹‹O zaman sular durulur. Çünkü biliyorum, bu şiddetli fırtınaya benim yüzümden yakalandınız.›› 
32O 001:013 Denizciler karaya dönmek için küreklere asıldılar, ama başaramadılar. Çünkü deniz gittikçe kuduruyordu. 
32O 001:014 RABbe seslenerek, ‹‹Ya RAB, yalvarıyoruz›› dediler, ‹‹Bu adamın canı yüzünden yok olmayalım. Suçsuz bir adamın ölümünden bizi sorumlu tutma. Çünkü sen kendi istediğini yaptın, ya RAB.›› 
32O 001:015 Sonra Yunusu kaldırıp denize attılar, kuduran deniz sakinleşti. 
32O 001:016 Bu olaydan ötürü denizciler RABden öyle korktular ki, Ona kurbanlar sundular, adaklar adadılar. 
32O 001:017 Bu arada RAB Yunus'u yutacak büyük bir balık sağladı. Yunus üç gün üç gece bu balığın karnında kaldı. 
32O 002:001 Yunus balığın karnından Tanrısı RABbe şöyle dua etti: 
32O 002:002 ‹‹Ya RAB, sıkıntı içinde sana yakardım,<br />Yanıtladın beni.<br />Yardım istedim ölüler diyarının bağrından,<br />Kulak verdin sesime. 
32O 002:003 Beni engine, denizin ta dibine fırlattın.<br />Sular sardı çevremi.<br />Azgın dalgalar geçti üzerimden. 
32O 002:004 ‹Huzurundan kovuldum› dedim,<br />‹Yine de göreceğim kutsal tapınağını.› kutsal tapınağını nasıl göreceğim?›› 
32O 002:005 Sular boğacak kadar kuşattı beni,<br />Çevremi enginler sardı,<br />Yosunlar dolaştı başıma. 
32O 002:006 Dağların köklerine kadar battım,<br />Dünya sonsuza dek sürgülendi arkamdan;<br />Ama, ya RAB, Tanrım,<br />Canımı sen kurtardın çukurdan. 
32O 002:007 Soluğum tükenince seni andım, ya RAB,<br />Duam sana, kutsal tapınağına erişti. 
32O 002:008 Değersiz putlara tapanlar,<br />Vefasızlık etmiş olurlar. 
32O 002:009 Ama şükranla kurban sunacağım sana,<br />Adağımı yerine getireceğim.<br />Kurtuluş senden gelir, ya RAB!›› 
32O 002:010 RAB balığa buyruk verdi ve balık Yunus'u karaya kustu. 
32O 003:001 RAB Yunusa ikinci kez şöyle seslendi: 
32O 003:002 ‹‹Kalk, Ninovaya, o büyük kente git ve sana söyleyeceklerimi halka bildir.›› 
32O 003:003 Yunus RABbin sözü uyarınca kalkıp Ninovaya gitti. Ninova öyle büyük bir kentti ki, ancak üç günde dolaşılabilirdi. 
32O 003:004 Yunus kente girip dolaşmaya başladı. Bir gün geçince, ‹‹Kırk gün sonra Ninova yıkılacak!›› diye ilan etti. 
32O 003:005 Ninova halkı Tanrıya inandı. Oruç ilan ederek büyüğünden küçüğüne hepsi çula sarındı. 
32O 003:006 Ninova Kralı olanları duyunca, tahtından kalkıp kaftanını çıkardı; çula sarınarak küle oturdu. 
32O 003:007 Ardından Ninovada şu buyruğu yayımladı:  ‹‹Kral ve soyluların buyruğudur: Hiçbir insan ya da hayvan -ister sığır, ister davar olsun- ağzına bir şey koymayacak, otlamayacak, içmeyecek. 
32O 003:008 Bütün insanlar ve hayvanlar çula sarınsın. Herkes var gücüyle Tanrıya yakararak kötü yoldan, zorbalıktan vazgeçsin. 
32O 003:009 Belki o zaman Tanrı fikrini değiştirip bize acır, kızgın öfkesinden döner de yok olmayız.›› 
32O 003:010 Tanrı Ninovalılar'ın yaptıklarını, kötü yoldan döndüklerini görünce, onlara acıdı, yapacağını söylediği kötülükten vazgeçti. 
32O 004:001 Yunus buna çok gücenip öfkelendi. 
32O 004:002 RABbe şöyle dua etti: ‹‹Ah, ya RAB, ben daha ülkemdeyken böyle olacağını söylemedim mi? Bu yüzden Tarşişe kaçmaya kalkıştım. Biliyordum, sen lütfeden, acıyan, tez öfkelenmeyen, sevgisi engin, cezalandırmaktan vazgeçen bir Tanrısın. 
32O 004:003 Ya RAB, lütfen şimdi canımı al. Çünkü benim için ölmek yaşamaktan iyidir.›› 
32O 004:004 RAB, ‹‹Ne hakla öfkeleniyorsun?›› diye karşılık verdi. 
32O 004:005 Yunus kentten çıktı, kentin doğusundaki bir yerde durdu. Kendisine bir çardak yaptı, gölgesinde oturup kentin başına neler geleceğini görmek için beklemeye başladı. 
32O 004:006 RAB Tanrı Yunusun üzerine gölge salacak, sıkıntısını giderecek bir keneotu sağladı. Yunus buna çok sevindi. 
32O 004:007 Ama ertesi gün şafak sökerken, Tanrının sağladığı bir bitki kurdu keneotunu kemirip kuruttu. 
32O 004:008 Güneş doğunca Tanrı yakıcı bir doğu rüzgarı estirdi. Yunus başına vuran güneşten bayılmak üzereydi. Ölümü dileyerek, ‹‹Benim için ölmek yaşamaktan iyidir›› dedi. 
32O 004:009 Ama Tanrı, ‹‹Keneotu yüzünden öfkelenmeye hakkın var mı?›› dedi. Yunus, ‹‹Elbette hakkım var, ölesiye öfkeliyim›› diye karşılık verdi. 
32O 004:010 RAB, ‹‹Keneotu bir gecede çıktı ve bir gecede yok oldu›› dedi, ‹‹Sen emek vermediğin, büyütmediğin bir keneotuna acıyorsun da, 
32O 004:011 ben Ninova'ya, o koca kente acımayayım mı? O kentte sağını solundan ayırt edemeyen yüz yirmi bini aşkın insan, çok sayıda hayvan var.›› 
33O 001:001 Yahuda kralları Yotam, Ahaz ve Hizkiya zamanında RAB Moreşetli Mikaya, Samiriye ve Yeruşalimle ilgili olarak bir görümde şunu bildirdi: 
33O 001:002 Ey halklar, hepiniz duyun;<br />Ey dünya ve bütün içindekiler, dinleyin.<br />Egemen RAB kendi kutsal tapınağından size karşı tanıklık edecek. 
33O 001:003 İşte, RAB yerinden çıkıp gelecek,<br />Yeryüzüne inip dağ doruklarında yürüyecek. 
33O 001:004 Dağlar Onun önünde ateş karşısında eriyen balmumu gibi eriyecek,<br />Vadiler, bayır aşağı akan sular gibi yarılacak. 
33O 001:005 Bütün bunlar Yakupoğullarının isyanı<br />Ve İsrail halkının günahları yüzünden olacak.<br />Yakupoğullarının isyanından kim sorumlu?<br />Samiriye değil mi?<br />Yahudadaki putperestlikten kim sorumlu?<br />Yeruşalim değil mi? 
33O 001:006 Bu yüzden RAB, ‹‹Samiriyeyi kırdaki taş yığınına,<br />Bağ dikilecek yere çevireceğim›› diyor,<br />‹‹Taşlarını vadiye döküp temellerini açacağım. 
33O 001:007 Bütün putları paramparça edilecek,<br />Tapınaklarındaki fahişelere verilen armağanlar yakılacak.<br />Samiriyenin bütün putlarını yok edeceğim.<br />Fahişelerin ücretiyle topladığı armağanlar<br />Yine fahişelere ücret olacak.›› 
33O 001:008 Ben Mika, bundan ötürü ağlayıp ağıt yakacağım,<br />Çırçıplak, yalınayak dolaşacağım.<br />Çakal gibi uluyup baykuş gibi öteceğim. 
33O 001:009 Çünkü Samiriyenin yaraları onmaz.<br />Yahuda da aynı sona uğramak üzere.<br />Halkımın yaşadığı Yeruşalimin kapılarına dayandı yıkım. 
33O 001:010 Bunu Gata duyurmayın,<br />Ağlamayın sakın!<br />Beytofrada toz toprak içinde yuvarlanın. 
33O 001:011 Ey Şafir halkı,<br />Çıplak ve utanç içinde geçip git.<br />Saananda yaşayanlar kentlerinden çıkamayacaklar,<br />Beytesel halkı yas tutacak.<br />Kesecek sizden yardımını. 
33O 001:012 Marotta yaşayanlar kurtulmayı sabırsızlıkla bekliyor.<br />Çünkü RABbin gönderdiği felaket Yeruşalimin kapılarına dayandı. 
33O 001:013 Ey Lakiştefç oturanlar, atları koşun arabalara.<br />Siyon Kentini günaha ilk düşüren siz oldunuz.<br />Çünkü İsrailin isyanını örnek aldınız. 
33O 001:014 Bundan ötürü Moreşet-Gata veda armağanları vereceksiniz.<br />İsrail kralları Akziv Kentinden boşuna yardım bekleyecek. armağanlarından söz ediliyor. 
33O 001:015 Ey Mareşada yaşayanlar,<br />RAB kentinizi ele geçirecek olanı üzerinize gönderecek.<br />İsrailin yüce önderleri Adullamdaki mağaraya sığınacak. 
33O 001:016 Sevgili çocuklarınız için saçlarınızı yolup kazıyın.<br />Akbabalar gibi kafalarınızın keli görünsün.<br />Çünkü çocuklarınız sizden alınıp sürgüne götürülecek. 
33O 002:001 Yatarken fesat ve kötülük tasarlayanların vay haline!<br />Ortalık ağarınca tasarladıklarını yaparlar.<br />Çünkü güçleri buna yeter. 
33O 002:002 Göz diktikleri tarlaları zorla alır, evlere el koyarlar.<br />Birini evinden, bir başkasını mirasından ederler. 
33O 002:003 Bu nedenle RAB bu halka şöyle diyor:<br />‹‹Bakın, size öyle bir bela hazırlıyorum ki,<br />Bundan yakanızı kurtaramayacaksınız.<br />Öyle amansız bir zaman gelecek ki,<br />Başınız dik yürüyemeyeceksiniz. 
33O 002:004 O gün sizinle alay edecekler.<br />Sizin için şu acıklı ezgiyi söyleyecekler:<br />‹Büsbütün mahvolduk!<br />RAB halkımızın varını yoğunu başkalarına bölüştürüyor,<br />Topraklarımızı hainlere dağıtıyor.› ›› 
33O 002:005 Bu nedenle, ülkeyi kurayla bölüştürme zamanı gelince<br />RABbin topluluğunda sizden kimse bulunmayacak. 
33O 002:006 İnsanlar, ‹‹Peygamberlik etmeyin›› diyorlar,<br />‹‹Bu konularda peygamberlik etmemeli.<br />Utandırılmayacağız.›› 
33O 002:007 Ey Yakupoğulları, böyle konuşulur mu?<br />‹‹RABbin sabrı mı tükendi acaba?<br />O böyle şeyler yapar mı?<br />Benim sözlerim doğru yolda yürüyenin yararına değil mi?›› diyor RAB, 
33O 002:008 ‹‹Daha dün halkım düşman gibi ayaklandı.<br />Savaştan dönenlerin, kaygısızca önünüzden geçenlerin sırtından<br />Güzel giysilerini sıyırıp alırsınız. 
33O 002:009 Halkımın kadınlarını rahat evlerinden kovar,<br />Çocuklarını yüce huzurumdan yoksun bırakırsınız. 
33O 002:010 Kalkıp gidin, dinlenme yeriniz değil burası!<br />Murdarlığınız yüzünden bu yer korkunç biçimde yıkılacak. 
33O 002:011 Yalancı, aldatıcı biri gelip,<br />‹Size şarap ve içkiden söz edeyim› dese,<br />Bu halk onu peygamber kabul edecek.›› 
33O 002:012 ‹‹Ey Yakupoğulları,<br />Elbette hepinizi bir araya getireceğim.<br />İsrailin geride kalanlarını elbette toplayacağım.<br />Ağıldaki davar gibi,<br />Otlaktaki sürü gibi bir araya getireceğim sizleri.<br />Topraklarınız insanlarla dolacak.›› 
33O 002:013 Tanrı yolu açıp halkın önünden gidecek.<br />Kent kapılarını kırıp dışarı çıkacaklar.<br />Kralları olan RAB önlerinden gidecek. 
33O 003:001 Dedim ki,<br />‹‹Ey Yakupoğullarının önderleri,<br />İsrail halkının yöneticileri,<br />Dinleyin! Adil olmanız gerekmez mi? 
33O 003:002 Siz ki iyiden nefret eder, kötüyü seversiniz.<br />Halkımın derisini yüzer, etini kemiğinden sıyırırsınız. 
33O 003:003 Halkımın derisini yüzer, etini yersiniz.<br />Kemiklerini kırar,<br />Tencerede, kazanda haşlanacak et gibi doğrarsınız.›› 
33O 003:004 Gün gelecek RABbe yakaracaklar.<br />Ama O yanıtlamayacak,<br />Yüzünü onlardan gizleyecek.<br />Çünkü kötülük yaptılar. 
33O 003:005 RAB diyor ki,<br />‹‹Ey halkımı saptıran peygamberler,<br />Sizi doyuranlara esenlik diler,<br />Doyurmayanlara savaş açarsınız. 
33O 003:006 Bu nedenle üzerinize görümsüz geceler çökecek.<br />Karanlıktan fal bakamayacaksınız.<br />Ey peygamberler, güneşiniz batacak, gününüz kararacak. 
33O 003:007 Biliciler utandırılacak.<br />Rezil olacak falcılar.<br />Utançtan yüzlerini örtecekler.<br />Çünkü Tanrıdan yanıt gelmeyecek.›› 
33O 003:008 Ama Yakupoğullarına isyanlarını,<br />İsrail halkına günahlarını bildirmek için<br />Ben RABbin Ruhuyla, güçle,<br />Adalet ve cesaretle donatıldım. 
33O 003:009 Adaletten nefret eden,<br />Doğruları çarpıtan ey Yakupoğullarının önderleri<br />Ve İsrail halkının yöneticileri, iyi dinleyin: 
33O 003:010 Siyonu kan dökerek,<br />Yeruşalimi zorbalıkla bina ediyorsunuz. 
33O 003:011 Önderleri rüşvetle yönetir,<br />Kâhinleri ücretle öğretir,<br />Peygamberleri para için falcılık eder.<br />Sonra da, ‹‹RAB bizimle birlikte değil mi?<br />Başımıza bir şey gelmez›› diyerek<br />RABbe dayanmaya kalkışırlar. 
33O 003:012 Siyon tarla gibi sürülecek sizin yüzünüzden.<br />Taş yığınına dönecek Yeruşalim.<br />Tapınağın kurulduğu dağ<br />Çalılarla kaplanacak. 
33O 004:001 RABbin Tapınağının kurulduğu dağ,<br />Son günlerde dağların en yücesi,<br />Tepelerin en yükseği olacak.<br />Oraya akın edecek halklar. 
33O 004:002 Birçok ulus gelecek,<br />‹‹Haydi, RABbin Dağına,<br />Yakupun Tanrısının Tapınağına çıkalım›› diyecekler,<br />‹‹O bize kendi yolunu öğretsin,<br />Biz de Onun yolundan gidelim.<br />Çünkü yasa Siyondan,<br />RABbin sözü Yeruşalimden çıkacak.›› 
33O 004:003 RAB halklar arasında yargıçlık edecek,<br />Uzaklardaki güçlü ulusların anlaşmazlıklarını çözecek.<br />İnsanlar kılıçlarını çekiçle dövüp saban demiri,<br />Mızraklarını bağcı bıçağı yapacaklar.<br />Ulus ulusa kılıç kaldırmayacak,<br />Savaş eğitimi yapmayacaklar artık. 
33O 004:004 Herkes kendi asmasının, incir ağacının altında oturacak.<br />Kimse kimseyi korkutmayacak.<br />Bunu söyleyen, Her Şeye Egemen RABdir. 
33O 004:005 Bütün halklar ilahlarının izinden gitse bile,<br />Biz sonsuza dek Tanrımız RABbin izinden gideceğiz. 
33O 004:006 ‹‹Gün gelecek, düşkünü, sürgüne gönderip ezdiğim halkı<br />Bir araya getireceğim›› diyor RAB, 
33O 004:007 ‹‹Düşkünü yaşatacak,<br />Uzaklara sürülenleri güçlü bir ulus yapacağım.<br />Onları Siyon Dağında bugünden sonsuza dek ben yöneteceğim.›› 
33O 004:008 Ve sen, sürünün gözcü kulesi olan ey Siyon Kentinin doruğu,<br />Eski egemenliğine kavuşacaksın.<br />Ey Yeruşalim, krallığını yeniden elde edeceksin. 
33O 004:009 Neden öyle hıçkıra hıçkıra ağlıyorsun şimdi?<br />Doğuran kadın gibi neden acı çekiyorsun?<br />Kralın olmadığı için mi,<br />Öğütçün öldüğü için mi? 
33O 004:010 Doğuran kadın gibi ağrı çek, acıyla kıvran, ey Siyon halkı.<br />Şimdi kentten çıkıp kırlarda konaklayacaksın.<br />Babile gidecek,<br />Orada özgürlüğe kavuşacaksın.<br />RAB seni orada kurtaracak düşmanlarının elinden. 
33O 004:011 Ama şimdi birçok ulus sana karşı birleşti.<br />‹‹Siyon murdar olsun,<br />Başına gelenleri gözlerimizle görelim›› diyorlar. 
33O 004:012 Ne var ki, RABbin ne düşündüğünü bilmiyorlar,<br />Onun tasarılarını anlamıyorlar.<br />RAB onları harman yerinde dövülen buğday demetleri gibi<br />Cezalandırmak için topladı. 
33O 004:013 RAB şöyle diyor:<br />‹‹Ey Siyon halkı, kalk ve harmanı döv.<br />Çünkü seni demir boynuzlu,<br />Tunç tırnaklı boğalar kadar güçlü kılacağım.<br />Birçok halkı ezip geçecek,<br />Zorbalıkla elde ettikleri serveti, zenginlikleri bana,<br />Yeryüzünün sahibi olan Rab'be adayacaksın.›› 
33O 005:001 Ey ordular kenti, şimdi ordularını topla.<br />Çevremizi sardılar,<br />İsraili yönetenin yanağına değnekle vuracaklar. 
33O 005:002 Ama sen, ey Beytlehem Efrata,<br />Yahuda boyları arasında önemsiz olduğun halde,<br />İsraili benim adıma yönetecek olan senden çıkacak.<br />Onun kökeni öncesizliğe, zamanın başlangıcına dayanır. 
33O 005:003 Bu yüzden onu doğuracak olan kadın doğurana dek<br />RAB İsraillileri düşmanlarına teslim edecek.<br />Sonra öbür soydaşları İsraillilere katılacak. 
33O 005:004 O gelince, halkını RABden aldığı güçle<br />Tanrısı RABbin görkemli adına yönetecek.<br />Halk güvenlik içinde yaşayacak.<br />Çünkü bütün dünya onun büyüklüğünü kabul edecek. 
33O 005:005 Halkına esenlik getirecek.  Asurlular ülkemize saldırıp<br />Kalelerimizi ele geçirince,<br />Onlara karşı çok sayıda önder çıkaracağız. önder››. 
33O 005:006 Asur topraklarını kılıçla,<br />Nemrutun topraklarını yalın kılıçla yönetecekler.<br />Ülkemize saldırıp sınırlarımızdan içeri girecek olan Asurlulardan<br />Bizi bu önderler kurtaracak. 
33O 005:007 Yakupun soyundan geride kalanlar,<br />Birçok halkın arasında<br />RABbin gönderdiği çiy gibi,<br />Kimseye dayanmadan, kimsenin onayını beklemeden<br />Otları sulayan sağanak yağmurları gibi olacaklar. 
33O 005:008 Orman hayvanları arasında aslan ne ise,<br />Davar sürülerini paralayıp dağıtan, kurtulma fırsatı vermeyen genç aslan ne ise,<br />Yakupun soyundan geride kalanlar da uluslar arasında,<br />Halkların ortasında öyle olacaklar. 
33O 005:009 Ey İsrailliler, düşmanlarınızı yeneceksiniz.<br />Karşıtlarınızın hepsi ortadan kalkacak. 
33O 005:010 RAB diyor ki,<br />‹‹O gün atlarınızı elinizden alacak,<br />Savaş arabalarınızı yok edeceğim. 
33O 005:011 Ülkenizdeki kentleri yıkacak,<br />Bütün kalelerinizi yerle bir edeceğim. 
33O 005:012 Büyü yapma gücünüzü kıracağım,<br />Aranızda falcı kalmayacak. 
33O 005:013 Putlarınızı, dikili taşlarınızı kaldırıp atacağım.<br />Ellerinizle yaptığınız putlara artık tapmayacaksınız. 
33O 005:014 Aşera putlarınızı söküp atacağım,<br />Yerle bir edeceğim kentlerinizi. 
33O 005:015 Söz dinlemeyen ulusları öfke ve gazapla cezalandıracağım.›› 
33O 006:001 RABbin söylediğine kulak verin:<br />Kalkın, davanızı dağların önünde dile getirin.<br />Tepeler duysun sesinizi. 
33O 006:002 Ey dağlar ve yeryüzünün sarsılmaz temelleri,<br />RABbin suçlamasını dinleyin.<br />Çünkü RAB halkından davacı,<br />İsrailden şikâyetçi. 
33O 006:003 ‹‹Ey halkım, sana ne yaptım?›› diyor RAB,<br />‹‹Sana nasıl yük oldum, yanıtla. 
33O 006:004 Seni Mısırdan ben çıkardım,<br />Ben kurtardım seni kölelik diyarından.<br />Sana öncülük etsinler diye Musayı, Harunu, Miryamı ben gönderdim. 
33O 006:005 Ey halkım, Moav Kralı Balakın neler öğütlediğini,<br />Beor oğlu Balamın onu nasıl yanıtladığını anımsa.<br />Şittimden Gilgala dek olup biteni an.<br />Sizleri nasıl kurtardığımı o zaman anlayacaksın.›› 
33O 006:006 RABbin önüne ne ile çıkayım,<br />Yüce Tanrıya nasıl tapınayım?<br />Onun önüne yakmalık sunuyla mı,<br />Bir yaşında danayla mı çıkayım? 
33O 006:007 Binlerce koç sunsam,<br />Zeytinyağından on binlerce dere akıtsam,<br />RAB hoşnut kalır mı?<br />Suçuma karşılık ilk oğlumu,<br />İşlediğim günah için bedenimin ürününü versem olur mu? 
33O 006:008 Ey insanlar, RAB iyi olanı size bildirdi;<br />Adil davranmanızdan, sadakati sevmenizden<br />Ve alçakgönüllülükle yolunda yürümenizden başka<br />Tanrınız RAB sizden ne istedi? 
33O 006:009 Dinleyin! RAB kente sesleniyor.<br />Onun adından korkmak bilgeliktir.<br />Diyor ki, ‹‹Ey halk ve kent meclisi, dinleyinfı. Masoretik metin ‹‹Ey halk, dinle ve onu kim atadı?›› 
33O 006:010 Kötü adamların evleri<br />Haksızca kazanılmış servetlerle dolu,<br />Bilmiyor muyum sanıyorsunuz?<br />Eksik ölçek lanetlidir. 
33O 006:011 Hileli terazi kullanan,<br />Torbasında eksik ağırlıklar olan adamı nasıl aklayayım? 
33O 006:012 Kentin zenginleri zorba,<br />Halkı da yalancıdır.<br />Dillerinden aldatıcı sözler dökülür. 
33O 006:013 Günahlarınızdan ötürü yıkımınızı,<br />Mahvınızı hazırladım bile. 
33O 006:014 Yiyecek, ama doymayacaksınız.<br />Aç kalacak karnınız,<br />Biriktireceksiniz, ama saklayamayacaksınız.<br />Koruyabildiğinizi kılıçla yok edeceğim. 
33O 006:015 Ekecek, ama biçemeyeceksiniz.<br />Zeytin ezecek, ama yağını sürünemeyeceksiniz.<br />Üzümü sıkacak, ama şarabını içemeyeceksiniz. 
33O 006:016 Kral Omri'nin buyruklarına,<br />Ahav soyunun kötü adetlerine uyduğunuz,<br />Onların törelerini izlediğiniz için sizi utanca boğacağım, yıkıma uğratacağım.<br />Halkım olarak aşağılanmaya dayanmak zorunda kalacaksınız.›› 
33O 007:001 Vay halime benim! Yazın meyve toplandıktan<br />Ve bağbozumundan artakalan üzümler alındıktan sonra<br />Tek bir salkım bulamayan adam gibiyim.<br />Canım turfanda inciri nasıl da çekiyor! 
33O 007:002 Ülkede Tanrıya sadık kul kalmadı.<br />İnsanlar arasında dürüst kimse yok.<br />Herkes kan dökmek için pusuda.<br />Kardeş kardeşe tuzak kuruyor. 
33O 007:003 Kötülük yapmakta elleri ne becerikli!<br />Önderler armağan istiyor, yargıçlar rüşvet alıyor.<br />Güçlüler her istediklerini zorla yaptırıyor,<br />Düzen üstüne düzen kuruyorlar. 
33O 007:004 En iyileri çalı çırpıdan değersiz,<br />En dürüstleri dikenli çitten beterdir.<br />Ama peygamberlerinin uyardığı gibi,<br />Cezalandırılacakları gün geldi çattı.<br />Şaşkınlık içindeler şimdi. 
33O 007:005 İnanmayın komşunuza,<br />Dostunuza güvenmeyin.<br />Koynunuzda yatan karınızın yanında bile<br />Sıkı tutun ağzınızı. 
33O 007:006 Çünkü oğul babasına saygısızlık ediyor,<br />Kız annesine, gelin kaynanasına karşı geliyor.<br />İnsanın düşmanı kendi ev halkıdır. 
33O 007:007 Ama ben umutla RABbe bakıyor,<br />Kurtarıcım olan Tanrıyı bekliyorum.<br />Duyacak beni Tanrım. 
33O 007:008 Halime sevinme, ey düşmanım!<br />Düşsem de kalkarım.<br />Karanlıkta kalsam bile RAB bana ışık olur. 
33O 007:009 RABbe karşı günah işlediğim için,<br />Onun öfkesine dayanmalıyım.<br />Sonunda davamı savunup hakkımı alacak,<br />Beni ışığa çıkaracak, adaletini göreceğim. 
33O 007:010 Düşmanım da görecek ve utanç içinde kalacak.<br />O düşman ki,<br />‹‹Hani Tanrın RAB nerede?›› diye soruyordu bana.<br />Onun düşüşünü gözlerimle göreceğim.<br />Sokaktaki çamur gibi ayak altında çiğnenecek. 
33O 007:011 Ey Yeruşalim,<br />Surlarının onarılacağı,<br />Sınırlarının genişletileceği gün gelecek. 
33O 007:012 Halkımızdan olanlar o gün<br />Asurdan Mısıra,<br />Mısırdan Fırata kadar uzanan topraklardan,<br />Denizler arasında, dağlar arasında kalan topraklardan sana gelecekler. 
33O 007:013 Ama ülke, içinde yaşayanların yaptığı kötülükler yüzünden viraneye dönecek. 
33O 007:014 Ya RAB, mirasın olan<br />Ve Karmelin ortasındaki ormanda ayrı yaşayan sürünü, halkını<br />Değneğinle güt.<br />Geçmişte olduğu gibi,<br />Başanda ve Gilatta beslensinler. verimli topraklarda››. 
33O 007:015 Bizi Mısırdan çıkardığın günlerdeki gibi,<br />Harikalar yarat halkın için. 
33O 007:016 Uluslar bunu görünce<br />Yaptıkları bunca zorbalıktan utanacaklar.<br />Elleriyle ağızlarını kapayacak, kulaklarını tıkayacaklar. 
33O 007:017 Yılanlar gibi, sürüngenler gibi toprak yalayacak,<br />Titreyerek sığınaklarından çıkacaklar.<br />Ey Tanrımız RAB, dehşet içinde sana dönecek<br />Ve senden korkacaklar. 
33O 007:018 Senin gibi suçları silen,<br />Kendi halkından geride kalanların isyanlarını bağışlayan başka tanrı var mı?<br />Sonsuza dek öfkeli kalmazsın,<br />Çünkü sadık olmaktan hoşlanırsın. 
33O 007:019 Bize yine acıyacaksın,<br />Çiğneyeceksin suçlarımızı ayak altında.<br />Bütün günahlarımızı denizin dibine atacaksın. 
33O 007:020 Geçmişte atalarımıza ant içtiğin gibi,<br />Yakup'un ve İbrahim'in torunları olan bizlere de<br />Verdiğin sözü tutacak ve sadık kalacaksın. 
34O 001:001 Ninova ile ilgili bildiri, Elkoşlu Nahumun görümünü anlatan kitaptır. 
34O 001:002 RAB kıskanç, öç alıcı bir Tanrıdır.<br />Öç alır ve gazapla doludur.  Hasımlarından öç alır,<br />Düşmanlarına karşı öfkesi süreklidir. 
34O 001:003 RAB tez öfkelenmez ve çok güçlüdür.<br />Suçlunun suçunu asla yanına koymaz.  Geçtiği yerde kasırgalar, fırtınalar kopar.<br />Onun ayaklarının tozudur bulutlar. 
34O 001:004 Bir buyrukla kurutur denizi,<br />Kurutur bütün ırmakları.  Solar Başanın, Karmel Dağının yeşillikleri<br />Ve Lübnanın çiçekleri. 
34O 001:005 Dağlar RABbin önünde titrer,<br />Erir tepeler.  Yer sarsılır önünde.<br />Dünya ve üzerinde yaşayanların tümü titrer. 
34O 001:006 Onun gazabına kim karşı durabilir,<br />Kim dayanabilir kızgın öfkesine?  Ateş gibi dökülür öfkesi,<br />Kayaları paramparça eder. 
34O 001:007 RAB iyidir,<br />Sığınaktır sıkıntı anında.  Korur kendisine sığınanları. 
34O 001:008 Ama Ninovayı azgın sellerle yok edecek,<br />Düşmanlarını karanlığa sürecek. 
34O 001:009 RABbe karşı neler tasarlarsanız,<br />Hepsini yok edecek.  İkinci kez kimse karşı koyamayacak. 
34O 001:010 Birbirine dolaşmış dikenler gibi,<br />Kuru anız gibi,  Yanıp biteceksiniz, ey ayyaşlar. 
34O 001:011 Ey Ninova, RABbe karşı kötülük tasarlayan,<br />Şer öğütleyen kişi senden çıktı. 
34O 001:012 RAB diyor ki,<br />‹‹Asurlular güçlü ve çok olsalar bile, yok olup gidecekler.  Ey halkım, seni sıkıntıya soktuysam da, bir daha sokmayacağım. 
34O 001:013 Şimdi boyunduruğunu parçalayıp üzerindeki bağları koparacağım.›› 
34O 001:014 RAB, ‹‹Artık soyunu sürdürecek torunların olmasın››<br />Diye buyurdu, ey Ninova.<br />‹‹Tanrılarının tapınağındaki oyma ve dökme putları yok edeceğim›› diyor.  ‹‹Mezarını hazırlayacağım.<br />Çünkü sen aşağılıksın.›› 
34O 001:015 İşte, müjde getirenin ayakları dağları aşıp geliyor,<br />Size esenlik haberini getiriyor.  Ey Yahudalılar, bayramlarınızı kutlayın,<br />Adak sözünüzü yerine getirin.<br />O kötü ulusun istilasına uğramayacaksınız bir daha.  Çünkü o büsbütün yok edildi. 
34O 002:001 Saldırı altındasın, ey Ninova, surlarını koru,<br />Yolu gözle, belini doğrult, topla bütün gücünü. 
34O 002:002 Çünkü RAB Yakupun soyunu<br />İsrailin eski görkemine kavuşturacak;  Düşmanları onları perişan edip asmalarını harap etmiş olsa bile. 
34O 002:003 Askerlerinin kalkanları kıpkızıl,<br />Yiğitler allar kuşanmış.  Savaş arabalarının demirleri hazırlık günü nasıl da parıldıyor!<br />Çam mızraklar sallanıyor havada. 
34O 002:004 Sokaklardan fırtına gibi geçiyor savaş arabaları,<br />Meydanlardan koşuşuyorlar her yöne,  Şimşek gibi seğirtiyorlar.<br />Görünüşleri meşalelerden farksız. 
34O 002:005 Ninova Kralı topluyor seçkin askerlerini,<br />Ama sendeliyorlar yolda.  Saldıranlar kent surlarına doğru seğirtiyor,<br />Siperler kuruluyor. 
34O 002:006 Irmakların kapıları açıldı<br />Ve yerle bir oldu saray. 
34O 002:007 Tanrının dediği oldu, soyup götürdüler kenti.<br />Güvercinler gibi inliyor kadın köleler,  Göğüslerini döverek. 
34O 002:008 Kaçıp gidiyor Ninova halkı,<br />Boşalan bir havuzun suyu gibi,  ‹‹Durun, durun!›› diye bağırıyorlar,<br />Ama geri dönüp bakan yok. 
34O 002:009 Yağmalayın altınını, gümüşünü,<br />Yok servetinin sonu.  Her tür değerli eşyayla dolup taşıyor. 
34O 002:010 Yıkıldı, yerle bir oldu, viraneye döndü Ninova.<br />Eriyor yürekler,  Bükülüyor dizler, titriyor bedenler,<br />Herkesin beti benzi soluyor. 
34O 002:011 Aslanların inine,<br />Yavru aslanların beslendiği yere ne oldu?  Aslanla dişisinin ve yavrularının korkusuzca gezindiği yere ne oldu? 
34O 002:012 Aslan, yavrularına yetecek kadarını avladı,<br />Dişileri için avını boğazladı.  Mağarasını avladıklarıyla,<br />İnini kurbanlarıyla doldurdu. 
34O 002:013 Her Şeye Egemen RAB, ‹‹Sana karşıyım›› diyor,<br />‹‹Yakacağım savaş arabalarını,  Dumanları tütecek.<br />Genç aslanlarını kılıç yiyip tüketecek.  Yeryüzünde av bırakmayacağım sana<br />Ulaklarının sesi işitilmeyecek artık.›› 
34O 003:001 Elleri kanlı kentin vay haline!<br />Yalanla, talanla dolu.  Yağmalamaktan geri kalmıyor. 
34O 003:002 Kamçı şaklamaları, tekerlek gürültüleri,<br />Koşan atlar, sarsılan savaş arabaları, 
34O 003:003 Saldıran atlılar, çakan kılıçlar,<br />Parıldayan mızraklar, yığın yığın ölüler...  Sayısız ceset.<br />Yürürken ayaklar takılıyor ölülere. 
34O 003:004 Her şey o alımlı, büyücü fahişenin sınırsız ahlaksızlığından oldu.<br />Fahişeliğiyle ulusları, büyüleriyle halkları kendine tutsak etti. 
34O 003:005 Her Şeye Egemen RAB diyor ki,<br />‹‹Sana karşıyım, ey Ninova!  Savuracağım eteklerini yüzüne.<br />Uluslara çıplaklığını,  Halklara ayıp yerlerini göstereceğim. 
34O 003:006 Seni pislikle sıvayıp rezil edeceğim.<br />Dehşetle seyredecek herkes seni. 
34O 003:007 Seni kim görse kaçacak.<br />‹Harabeye döndü Ninova› diyecekler,  ‹Kim dövünecek onun için?<br />Nereden bulalım onu avutacak birilerini?› ›› 
34O 003:008 Sen No-Amondan daha mı üstünsün?<br />O kent ki, kanallar arasındaydı,  Suyla çevrelenmişti,<br />Kalesi Nil Irmağı, surlarıysa sulardı. 
34O 003:009 Kûş ve Mısır onun sınırsız gücünün kaynağıydı.<br />Pût ve Luv da yandaşlarıydı. 
34O 003:010 Öyleyken tutsak düştü, halkı sürüldü.<br />Yavruları köşe başlarında paramparça edildi.  Soyluları için kura çekildi,<br />Zincire vuruldu ileri gelenleri. 
34O 003:011 Acıyla kendinden geçeceksin, ey Ninova,<br />Düşmanlarından korunacak yer arayacaksın. 
34O 003:012 Senin kalelerin incir ağacının ilk olgunlaşan meyvesi gibidir.<br />Bir silkeleyişte yiyenin ağzına düşecekler. 
34O 003:013 Askerlerine bak! Kadın gibi hepsi.<br />Kapıların ardına kadar düşmana açık.  Ateş yiyip bitirmiş kapı sürgülerini. 
34O 003:014 Kuşatma vakti için su biriktir kendine,<br />Savunmanı güçlendir.  Tuğla yapmak için kili çiğne,<br />Kalıpları hazırla. 
34O 003:015 Orada ateş seni yiyip bitirecek,<br />Kılıç seni kesip biçecek.  Genç çekirgelerin yiyip bitirdiği ekin gibi yok olacaksın.  Çekirgeler gibi, genç çekirgeler gibi çoğalmalısın. 
34O 003:016 Tüccarlarının sayısı gökteki yıldızlardan çok.<br />Ama düşmanların genç çekirgeler gibi ülkeyi talan edip gidecekler. 
34O 003:017 Koruyucularınla görevlilerin serin günlerde duvarlara konan çekirgeler gibidir,<br />Güneş doğunca uçup kayıplara karışan çekirge sürüsü gibi. 
34O 003:018 Ey Asur Kralı, yöneticilerin öldü,<br />Uyudu sonsuza dek soyluların.  Halkın dağlara dağıldı.<br />Onları toplayacak kimse yok. 
34O 003:019 Uğradığın felaketten kurtuluş yok, yaraların ölümcül.<br />Başına gelenleri duyanlar sevinçle el ovuşturuyorlar.  Çünkü dinmeyen vahşetinden kim kaçabildi ki? 
35O 001:001 Peygamber Habakkuka bir görümde verilen bildiridir. 
35O 001:002 Ya RAB, ne zamana dek seni yardıma çağıracağım,<br />Beni duymuyor musun?<br />‹‹Zorbalık var›› diye haykırıyorum sana,<br />Ama kurtarmıyorsun! 
35O 001:003 Bunca kötülüğü bana neden gösteriyorsun,<br />Nasıl hoş görürsün bunca haksızlığı?<br />Nereye baksam şiddet ve zorbalık var.<br />Kavgaların, çekişmelerin sonu gelmiyor. 
35O 001:004 Bu yüzden yasa işlemez oldu,<br />Bir türlü yerini bulmuyor hak.<br />Kötüler doğruları kıskaca almış<br />Ve böylece adalet saptırılıyor. 
35O 001:005 ‹‹Bakın öbür uluslara,<br />Gördüklerinize büsbütün şaşacaksınız.<br />Sizin gününüzde öyle işler yapacağım ki,<br />Anlatsalar inanmayacaksınız. 
35O 001:006 Başkalarına ait toprakları ele geçirmek için<br />Dünyanın dört yanına yürüyen o acımasız ve saldırgan ulusu,<br />Kildanileri güçlendireceğim. 
35O 001:007 Dehşetli ve korkunçturlar,<br />Gururlu ve başlarına buyrukturlar. 
35O 001:008 Parstan çeviktir atları,<br />Aç kurttan daha azgın.<br />Atlıları yeri deşerek geliyor uzaklardan,<br />Avına saldıran kartal gibi uçuyorlar, 
35O 001:009 Yağmalamak için geliyor hepsi.<br />Orduları çöl rüzgarı gibi ilerliyor<br />Ve kum gibi tutsak topluyorlar. 
35O 001:010 Küçümsüyorlar kralları,<br />Yöneticilerle alay ediyorlar.<br />Dudak büküyorlar bütün surlu kentlere,<br />Önlerine toprak yığıp onları ele geçiriyorlar. 
35O 001:011 Rüzgar gibi geçip gidiyorlar.<br />Bu suçlu adamların ilahları kendi güçleridir.›› 
35O 001:012 Ya RAB, kutsal Tanrım,<br />Öncesizlikten beri var olan sen değil misin?<br />Sen ölmeyeceksin.<br />Ya RAB, bizi yargılamak için Kildanileri mi seçtin?<br />Ey sığınağımız, onlara mı verdin cezalandırma yetkisini? ölmeyeceğiz››. 
35O 001:013 Kötüye bakamayacak kadar saftır gözlerin.<br />Haksızlığı hoş göremezsin.<br />Öyleyse nasıl hoş görürsün<br />Bu hain adamları?<br />Doğrular kötülere yem olurken<br />Neden susuyorsun? 
35O 001:014 İnsanları denizdeki balıklara,<br />Yöneticiden yoksun sürüngenlere çevirdin. 
35O 001:015 Kildaniler onları oltayla, ağla,<br />Serpme ağla tutar gibi tutuyor<br />Ve sevinç çığlıkları atıyorlar. 
35O 001:016 Kurban kesiyorlar ağlarına bu yüzden.<br />Kendilerine lezzetli ve bol yiyecek sağlayan ağları için buhur yakıyorlar. 
35O 001:017 Ağlarını durmadan boşaltmaya,<br />Ulusları acımasızca öldürmeye devam edecekler mi? 
35O 002:001 Nöbet yerinde, gözcü kulesinde durayım,<br />Bakayım RAB bana ne diyecek,<br />Yakınmalarıma ne yanıt verecek göreyim. 
35O 002:002 Şöyle yanıtladı RAB:<br />‹‹Göreceklerini taş levhalara oyarak yaz.<br />Öyle ki, herkes bir çırpıda okusun. 
35O 002:003 Bu olayların zamanı gelmedi henüz.<br />Sonun belirtileridir bunlar ve yalan değildir.<br />Gecikiyormuş gibi görünse de bekle olacakları,<br />Kesinlikle olacak, gecikmeyecek. 
35O 002:004 Bakın şu övüngen kişiye, niyeti iyi değildir.<br />Ama doğru kişi sadakatiyle yaşayacaktır. 
35O 002:005 Servet aldatıcıdır.<br />Küstahlar kalıcı değildir;<br />Açgözlüdürler ölüler diyarı gibi<br />Ve ölüm gibi hiç doymazlar.<br />Ülkeleri ele geçirip halkları tutsak alırlar. 
35O 002:006 Tutsak alınanlar onları küçümseyip alay etmeyecekler mi?<br />‹Kendisine ait olmayanı ele geçirenin,<br />Haraç alarak zenginleşenin vay haline!<br />Daha ne kadar sürecek bu?› demeyecekler mi? 
35O 002:007 Haraca kestikleriniz ansızın ayaklanmayacak mı?<br />Uyanıp yakanıza yapışmayacaklar mı?<br />İşte o zaman onlar için çapul malı gibi olacaksınız. 
35O 002:008 Birçok ulusu soyduğunuz,<br />Kan döktüğünüz,<br />Ülkelere, kentlere ve oralarda yaşayan herkese zorbalık ettiğiniz için,<br />Halklardan sağ kalanlar da sizi soyacaklar. 
35O 002:009 Evini haksız kazançla dolduranın,<br />Felaketten kaçmak için yuvasını yüksek yere kuranın vay haline! 
35O 002:010 Birçok halkı kıyıma uğratmakla<br />Kendi soyunuzu utanca boğdunuz,<br />Kendi yıkımınızı hazırladınız. 
35O 002:011 Duvar taşları bile haykıracak bunu<br />Ve yankılanacak ahşap kirişler. 
35O 002:012 Kan dökerek kentler kuranın,<br />Zorbalıkla beldeler yapanın vay haline! 
35O 002:013 Halkların bütün emeklerinin yanması,<br />Ulusların bütün çabalarının boşa gitmesi<br />Her Şeye Egemen RABbin işi değil mi? 
35O 002:014 Çünkü sular denizi nasıl dolduruyorsa,<br />Dünya da RABbin yüceliğinin bilgisiyle dolacak. 
35O 002:015 Çıplak bedenlerini seyretmek için<br />Komşularına içki içirip sarhoş eden,<br />İçkiye zehir bile katan sizlerin vay haline! 
35O 002:016 Onur yerine utanca boğulacaksınız.<br />Şimdi sıra sizde, için de çıplaklığınız görünsün.<br />RAB size sağ elindeki ceza dolu kâseden içirecek.<br />Onurunuz kırılacak, rezil olacaksınız. 
35O 002:017 Lübnana ettiğiniz zorbalık kendi başınıza gelecek.<br />Telef ettiğiniz hayvanlar sizi dehşete düşürecek.<br />Çünkü insan kanı döktünüz,<br />Ülkelere, kentlere ve oralarda yaşayan herkese zorbalık ettiniz. 
35O 002:018 İnsanın biçim verdiği oyma ya da dökme putun ne yararı var ki aldatmaktan başka?<br />Putu yapan, yaptığına güvenir,<br />Ama yaptığı ne ki, dilsiz puttan başka. 
35O 002:019 Tahta puta, ‹Canlan!› diyenin,<br />Dilsiz taşa, ‹Uyan› diyenin<br />Vay haline!<br />Put yol gösterebilir mi?<br />Altınla, gümüşle kaplanmış,<br />Ama içinde yaşam soluğu yok. 
35O 002:020 Oysa RAB kutsal tapınağındadır.<br />Sussun bütün dünya O'nun önünde.›› 
35O 003:001 |iPeygamber Habakkukun Duası - Şigyonotfç |iMakamında|r 
35O 003:002 Ya RAB, ününü duydum ve yaptıklarının karşısında ürperdim.<br />Günümüzde de aynı şeyleri yap, ya RAB,<br />Şimdi herkes bilsin neler yapabildiğini.<br />Öfkeliyken merhametini anımsa! biçimi olduğu sanılıyor. 
35O 003:003 Tanrı Temandan,<br />Kutsal Tanrı Paran Dağından geldi. |iSela<br />Görkemi kapladı gökleri,<br />Ona sunulan övgüler dünyayı doldurdu. sanılıyor. 
35O 003:004 Güneş gibi parıldıyor,<br />Elleri ışık saçıyor.<br />Gücünün gizi ellerinde. 
35O 003:005 Yayılıyor salgın hastalıklar önüsıra,<br />Ardısıra da ölümcül hastalıklar. 
35O 003:006 Duruşuyla dünyayı sarstı,<br />Titretti ulusları bakışıyla,<br />Yaşlı dağlar darmadağın oldu,<br />Dünya kurulalı beri var olan tepeler Ona baş eğdi.<br />Tanrının yolları değişmezdir. 
35O 003:007 Kuşan çadırlarını çaresizlik içinde gördüm,<br />Midyan konutları korkudan titriyordu. 
35O 003:008 Ya RAB, nehirlere mi öfkelendin?<br />Gazabın ırmaklara mı?<br />Yoksa denize mi kızdın da,<br />Atlarına, yenilmez savaş arabalarına bindin? 
35O 003:009 Gerdin yayını,<br />Okların içtiğin antlardır. |iSela<br />Yeryüzünü akarsularla yardın. 
35O 003:010 Sarsıldı dağlar seni görünce,<br />Seller her yanı süpürüp geçti.<br />Engin denizler gürledi, dalgalar yükseldi. 
35O 003:011 Uçuşan oklarının pırıltısından,<br />Parlayan mızrağının ışıltısından,<br />Yerlerinde durakaldı güneş ve ay. 
35O 003:012 Gazap içinde ilerledin yeryüzünde,<br />Ulusları öfkeyle çiğneyip ezdin. 
35O 003:013 Kendi halkını, seçtiğin ulusu kurtarmaya geldin.<br />Kötü soyun başını ezdin,<br />Soydun onu tepeden tırnağa. |iSela 
35O 003:014 Başını kendi mızrağıyla deldin.<br />Askerleri fırtına gibi gelmişti bizi dağıtmaya,<br />Saklanan düşkünleri yok etmiş gibi seviniyorlardı. 
35O 003:015 Sense atlarınla çiğneyip geçtin büyük denizleri,<br />Sularını köpürterek... 
35O 003:016 Sesini duyunca yüreğim hopladı,<br />Seğirdi dudaklarım,<br />Kemiklerim eridi sanki,<br />Çözüldü dizlerimin bağı.<br />Ama bize saldıran halkın felakete uğrayacağı günü<br />Sabırla bekleyeceğim. 
35O 003:017 Tomurcuklanmasa incir ağaçları,<br />Asmalar üzüm vermese,<br />Boşa gitse de zeytine verilen emek,<br />Tarlalar ürün vermese de,<br />Boşalsa da davar ağılları,<br />Sığır kalmasa da ahırlarda, 
35O 003:018 Ben yine RAB sayesinde sevineceğim,<br />Kurtuluşumun Tanrısı sayesinde sevinçten coşacağım. 
35O 003:019 Egemen RAB gücümdür benim.<br />Ayaklarıma geyik ayağının çevikliğini verir.<br />Aşırtır beni yükseklerden. |iMüzik şefi için: Telli sazlar eşliğinde söylenecek.|r 
36O 001:001 RAB, Yahuda Kralı Amon oğlu Yoşiya zamanında Hizkiya oğlu Amarya oğlu Gedalya oğlu Kuşi oğlu Sefanyaya şöyle seslendi: 
36O 001:002 ‹‹Yeryüzünden her şeyi silip süpüreceğim. 
36O 001:003 İnsanları, hayvanları,<br />Gökteki kuşları,<br />Denizdeki balıkları,<br />Kötüleri ve onların günah tuzaklarını silip süpüreceğim.<br />Yok edeceğim insanı yeryüzünden.››<br />İşte böyle diyor RAB. 
36O 001:004 -6 223910 ‹‹Elimi Yahuda ve Yeruşalimde yaşayanlara karşı uzatacağım.<br />Baaldan kalan izleri,<br />Putperest din adamlarıyla kâhinlerin adını,<br />Damlardan gök cisimlerine tapınanları,<br />Hem benim adıma, hem de Molek putu adına ant içip tapınanları,<br />Yolumdan dönenleri,<br />Bana yönelmeyenleri,<br />Kılavuzluğumu istemeyenleri buradan yok edeceğim.›› 
36O 001:007 Susun Egemen RABbin önünde,<br />Çünkü Onun günü yaklaştı.<br />RAB bir kurban hazırladı,<br />Konuklarını çağırdı. 
36O 001:008 ‹‹O kurban günü›› diyor RAB,<br />‹‹Önderleri, kral oğullarını,<br />Yabancıların geleneklerine uyanları<br />Cezalandıracağım. 
36O 001:009 İlahların tapınaklarını zorbalık ve hileyle dolduran putperestleri<br />O gün cezalandıracağım. (bkz. 1Sa.5:4-5). 
36O 001:010 Diyorum ki, o gün kentin Balık Kapısından çığlıklar,<br />İkinci Mahalleden feryatlar<br />Ve tepelerden büyük çatırtılar yükselecek.››<br />İşte böyle diyor RAB. 
36O 001:011 ‹‹Kentin aşağı mahallesinde oturanlar, feryat edin.<br />Bütün tüccarlarınız yok olacak,<br />Gümüş ticareti yapanların hepsi mahvolacak. 
36O 001:012 O gün kandille arayacağım Yeruşalimin her yanını,<br />İçlerinden, ‹RAB bir şey yapmaz,<br />Ne iyilik eder ne kötülük›<br />Diyen o rahatına düşkün aymazları cezalandıracağım. gibi››. 
36O 001:013 Servetleri yağmalanacak.<br />Viraneye dönecek evleri.<br />Yaptıkları evlerde oturamayacak,<br />Diktikleri bağların şarabını içemeyecekler.›› 
36O 001:014 RABbin büyük günü yaklaştı,<br />Yaklaştı ve çabucak geliyor.<br />Dinleyin, RABbin gününde<br />En yiğit asker bile acı acı feryat edecek. 
36O 001:015 Öfke günü o gün!<br />Acı ve sıkıntı,<br />Yıkım ve felaket,<br />Zifiri karanlık bir gün olacak,<br />Bulutlu, koyu karanlık bir gün. 
36O 001:016 Surlu kentlere, köşelerdeki yüksek kulelere karşı<br />Savaş borularının çalındığı,<br />Savaş naralarının atıldığı gündür. 
36O 001:017 RAB diyor ki, ‹‹İnsanları öyle bir felakete uğratacağım ki,<br />Körler gibi, nereye gittiklerini göremeyecekler.<br />Çünkü bana karşı günah işlediler.<br />Su gibi akacak kanları,<br />Bedenleri yerde çürüyecek.›› 
36O 001:018 RAB'bin öfke gününde,<br />Altınları da gümüşleri de<br />Onları kurtaramayacak.<br />RAB'bin kıskançlık ateşi bütün ülkeyi yakıp yok edecek.<br />RAB ülkede yaşayanların hepsini korkunç bir sona uğratacak. 
36O 002:001 -2 224040 Ey utanmaz ulus, toparlan!<br />Hakkında ferman çıkmadan,<br />Gün saman ufağı gibi geçip gitmeden,<br />RABbin kızgın öfkesi üzerine dökülmeden,<br />RABbin öfke günü gelmeden toparlan. 
36O 002:003 Ey RABbin ilkelerini yerine getirenler,<br />Ülkedeki bütün alçakgönüllüler, RABbe yönelin.<br />Doğruluğu ve alçakgönüllülüğü amaç edinin.<br />Belki RABbin öfke gününde kurtulabilirsiniz. 
36O 002:004 Gazze bomboş kalacak,<br />Viraneye dönecek Aşkelon,<br />Boşaltılacak Aşdot öğle vakti,<br />Ekron temelden yıkılacak. 
36O 002:005 Deniz kıyısında yaşayan<br />Keretfç ulusunun vay haline!<br />Ey Filist ülkesi Kenan,<br />RABbin yargısı sana karşıdır.<br />Hepinizi yok edecek RAB,<br />Ülkede yaşayan kimse kalmayacak. 
36O 002:006 Deniz kıyısındaki ülkeniz,<br />Çoban barınaklarıyla sürü ağıllarının bulunduğu otlaklara dönecek; 
36O 002:007 Yahuda oymağından sağ kalanların eline geçecek.<br />Orada otlatacaklar sürülerini,<br />Aşkelonun evlerinde geceleyecekler.<br />Çünkü Tanrıları RAB onları kayıracak.<br />Eski gönençlerine kavuşturacak onları. 
36O 002:008 -9 224100 İsrailin Tanrısı Her Şeye Egemen RAB şöyle diyor:<br />‹‹Moavlıların halkımı nasıl aşağıladığını,<br />Ammon halkının onlara nasıl hakaret ettiğini,<br />Onları nasıl alaya aldığını<br />Topraklarını nasıl tehdit ettiğini duydum.<br />Varlığım hakkı için,<br />Moav kesinlikle Sodom gibi,<br />Ammon da Gomora gibi olacak.<br />Otlarla, tuz çukurlarıyla dolacak,<br />Sonsuza dek virane kalacak.<br />Mallarını halkımdan geride kalanlar yağmalayacak.<br />Topraklarını ulusumdan sağ kalanlar miras alacak.›› 
36O 002:010 Gururlanmalarının,<br />Her Şeye Egemen RABbin halkını aşağılayıp<br />Alay etmelerinin karşılığı bu olacak. 
36O 002:011 Dehşete düşürecek RAB onları,<br />Yeryüzünün bütün ilahlarını yok edecek.<br />Kıyılardaki bütün uluslar,<br />Bulundukları yerde Ona tapınacaklar. 
36O 002:012 ‹‹Ey Kûşlular,<br />Siz de benim kılıcımla öleceksiniz›› diyor RAB. 
36O 002:013 RAB elini kuzeye doğru uzatıp<br />Asuru yok edecek.<br />Ninovayı viraneye,<br />Çöl gibi kurak bir alana çevirecek. 
36O 002:014 Orası sürülerin, her türlü hayvanın yattığı yer olacak.<br />Sütun başlıklarında ishakkuşları, kır baykuşları barınacak.<br />Sesleri pencerelerde yankılanacak,<br />Yıkıntılar dolduracak eşiklerin önünü,<br />Sedir kirişler ortaya çıkacak. 
36O 002:015 İşte budur güvenlikte olduğunu sanan,<br />‹‹Bir ben varım, benden başkası yok›› diyen eğlence düşkünü kent.<br />Nasıl da viraneye döndü,<br />Yabanıl hayvanlara barınak oldu!<br />Yanından her geçen gördüğü dehşetten irkiliyor. 
36O 003:001 Başkaldıran, yozlaşan, acımasız kentin vay haline! 
36O 003:002 Söz dinlemedi, ders almadı, RABbe güvenmedi,<br />Tanrısına sığınmadı. 
36O 003:003 Yöneticileri kükreyen aslanlar,<br />Önderleri akşam gezen aç kurtlar gibi,<br />Sabaha bir şey bırakmazlar. 
36O 003:004 Peygamberleri sorumsuz ve güvenilmezdir.<br />Kâhinleri kutsal olanı kirletip,<br />Yasayı çarpıtırlar. 
36O 003:005 Ama adil RAB hâlâ o kentte;<br />O haksızlık etmez,<br />Aksatmadan dağıtır adaletini her yeni günün sabahında.<br />Ne var ki, bu yetmiyor haksızları utandırmaya. 
36O 003:006 RAB diyor ki, ‹‹Ulusları yok ettim,<br />Kalelerini yıktım, sokaklarını harap ettim.<br />O sokaklardan geçen kimse yok artık.<br />Kentleri viraneye döndü,<br />Eser kalmadı insandan. 
36O 003:007 Halkım benden korkar,<br />Ders alır bundan dedim.<br />O zaman konutlarına dokunmaz,<br />Onları tasarladığım cezaya çarptırmazdım.<br />Ama her türlü kötülüğü yapmaya istekli görünüyorlar.›› 
36O 003:008 Bu yüzden, ‹‹Bekleyin de görün›› diyor RAB,<br />‹‹Ulusları yargılayacağım günü bekleyin.<br />Ulusları toplamaya,<br />Krallıkları bir araya getirmeye,<br />Gazabımı, kızgın öfkemi<br />Üzerlerine dökmeye karar verdim.<br />Çünkü kıskançlığımın ateşi bütün dünyayı yiyip bitirecek. 
36O 003:009 O zaman, hep birlikte beni adımla çağırmaları,<br />Omuz omuza bana hizmet etmeleri için,<br />Halkların dudaklarını pak kılacağım. 
36O 003:010 Dağılmış olan, bana tapan halkım,<br />Kûş ırmaklarının ötesinden<br />Bana sunular getirecek. 
36O 003:011 Halkım bana yaptığı bunca kötülük yüzünden utandırılmayacak o gün.<br />Çünkü gururlu, küstah olanları uzaklaştıracağım aralarından.<br />Kutsal dağımda bir daha böbürlenmeyecekler. 
36O 003:012 Orada sadece benim adıma sığınan uysal ve alçakgönüllüleri bırakacağım. 
36O 003:013 İsraillilerden geride kalanlar haksızlık etmeyecek,<br />Yalan söylemeyecek,<br />Kimseyi aldatmayacak,<br />Tok karna yatacaklar ve onları korkutan olmayacak.›› 
36O 003:014 Ey Siyon kızı, ezgiler söyle!<br />Ey İsrail, haykır!<br />Yürekten sevin, sevinçle coş,<br />Ey Yeruşalim kızı! 
36O 003:015 RAB senin cezanı kaldırdı,<br />Kovdu düşmanlarını.<br />İsrailin Kralı RAB seninle.<br />Korkma artık kötülükten. 
36O 003:016 O gün Yeruşalime denecek ki,<br />‹‹Korkma, ey Siyon, gevşemesin ellerin. 
36O 003:017 Tanrın RAB, o güçlü Kurtarıcı seninle.<br />Alabildiğine sevinecek senin için,<br />Sevgisiyle seni yenileyecek, ezgilerle coşacak.›› ‹‹Susacak››. 
36O 003:018 RAB, ‹‹Bayramlar için çektiğiniz özlemleri sona erdireceğim›› diyor,<br />‹‹Bunlar sizin için ağırlık ve utançtır.<br />Sizi ezenlerin tümünü cezalandıracağım o gün.<br />Düşkünleri kurtaracak, sürgünleri toplayacağım.<br />Utanç içinde kaldıkları bütün ülkelerde<br />Onları yüceltip onurlandıracağım.<br />O zaman sizi toplayıp yurdunuza geri getireceğim.<br />Göreceksiniz, sizi yeniden bayındır kılacak,<br />Dünyanın bütün halkları arasında yüceltip onurlandıracağım.›› 
37O 001:001 Kral Dariusun krallığının ikinci yılında, altıncı ayın birinci günü RAB Peygamber Hagay aracılığıyla Şealtielin torunu Yahuda Valisi Zerubbabil ve Yehosadak oğlu Başkâhin Yeşuya seslendi: 
37O 001:002 ‹‹Her Şeye Egemen RAB diyor ki, ‹Bu halk, RABbin Tapınağını yeniden kurmak için vakit daha gelmedi diyor.› ›› 
37O 001:003 Sonra RAB, Peygamber Hagay aracılığıyla şöyle seslendi: 
37O 001:004 ‹‹Bu tapınak yıkık durumdayken, sizin ağaç kaplamalı evlerinizde oturmanızın sırası mı?›› 
37O 001:005 Her Şeye Egemen RAB diyor ki, ‹‹Şimdi tuttuğunuz yolları iyi düşünün! 
37O 001:006 Çok ektiniz ama az biçtiniz; yiyorsunuz ama doyamıyorsunuz, içiyorsunuz ama neşelenemiyorsunuz; giyiniyorsunuz ama ısınamıyorsunuz; ücretinizi alıyorsunuz ama paranızı sanki delik keseye koyuyorsunuz.›› 
37O 001:007 -8 224410 Her Şeye Egemen RAB, ‹‹Tuttuğunuz yolları iyi düşünün!›› diyor, ‹‹Dağlara çıkıp kütük getirin, tapınağı yeniden kurun. Öyle ki, ondan hoşnut olayım, yüceltileyim. 
37O 001:009 Bol ürün umdunuz ama az topladınız. Eve ne getirdiyseniz üfleyip dağıttım. Acaba neden?›› Böyle soruyor Her Şeye Egemen RAB. ‹‹Yıkık duran tapınağımdan ötürü! Oysa hepiniz kendi evinizle uğraşıyorsunuz. 
37O 001:010 İşte bunun içindir ki, gök çiyini, toprak ürününü sizden esirgiyor. 
37O 001:011 Ülkeyi -dağlarını, tahılını, yeni şarabını, zeytinyağını, toprağın verdiği ürünleri, insanlarını, hayvanlarını, ellerinizin bütün emeğini- kuraklıkla cezalandırdım.›› 
37O 001:012 Şealtielin torunu Zerubbabil, Yehosadak oğlu Başkâhin Yeşu ve sürgünden dönen halkın tümü Tanrıları RABbin sözüne, Onun tarafından gönderilen Peygamber Hagayın sözlerine kulak verdiler. Halk RABden korktu. 
37O 001:013 Sonra RABbin ulağı Hagay, RABbin şu sözlerini halka bildirdi: ‹‹RAB, ‹Ben sizinle birlikteyim› diyor.›› 
37O 001:014 Böylece RAB Şealtiel'in torunu Yahuda Valisi Zerubbabil'i, Yehosadak oğlu Başkâhin Yeşu'yu ve sürgünden dönen halkın tümünü bu konuda harekete geçirdi. Darius'un krallığının ikinci yılında, altıncı ayın yirmi dördüncü günü gelip Tanrıları Her Şeye Egemen RAB'bin Tapınağı'nda işe başladılar. 
37O 002:001 Yedinci ayın yirmi birinci günü RAB Peygamber Hagay aracılığıyla şöyle seslendi: 
37O 002:002 ‹‹Şealtielin torunu Yahuda Valisi Zerubbabile, Yehosadak oğlu Başkâhin Yeşuya ve sürgünden dönen halka de ki, 
37O 002:003 ‹Aranızda bu tapınağı önceki görkemiyle gören kaldı mı? Şimdi size nasıl görünüyor? Bir hiç olarak görünmüyor mu? 
37O 002:004 Şimdi sen, ey Zerubbabil, yüreklen!› RAB böyle diyor. ‹Ey Yehosadak oğlu Başkâhin Yeşu, yüreklen! Ey ülke halkı, yüreklen!› RAB böyle diyor. ‹İşi sürdürün. Çünkü ben sizinle birlikteyim.› Böyle diyor Her Şeye Egemen RAB. 
37O 002:005 ‹Mısırdan çıktığınızda, size bu konuda söz verdim. Ruhum aranızdadır. Korkmayın!› 
37O 002:006 ‹‹Her Şeye Egemen RAB diyor ki, ‹Kısa zamanda bir kez daha yeri, göğü, denizi, karayı sarsacağım. 
37O 002:007 Bütün ulusları sarsacağım, değerli eşyalarını buraya getirecekler. Ben de bu tapınağı görkemle dolduracağım.› Böyle diyor Her Şeye Egemen RAB. 
37O 002:008 ‹Gümüş de, altın da benim› diyor Her Şeye Egemen RAB. 
37O 002:009 ‹Yeni tapınağın görkemi, öncekinden daha büyük olacak. Buraya esenlik vereceğim.› Böyle diyor Her Şeye Egemen RAB.›› özlediği kişi buraya gelecek.›› 
37O 002:010 Dariusun krallığının ikinci yılında, dokuzuncu ayın yirmi dördüncü günü RAB, Peygamber Hagaya seslendi: 
37O 002:011 ‹‹Her Şeye Egemen RAB diyor ki, ‹Kâhinlere yasayla ilgili şu soruyu sor: 
37O 002:012 Eğer biri giysisinin kıvrımları arasında kutsanmış et taşır ve o kıvrım ekmeğe, yemeğe, şaraba, zeytinyağına ya da başka bir yiyeceğe değerse, o yiyecek kutsal olur mu?› ›› Kâhinler, ‹‹Hayır›› diye yanıtladılar. 
37O 002:013 Hagay konuşmasını şöyle sürdürdü: ‹‹Ölüye dokunduğu için kirli sayılan biri, bu yiyeceklerden birine dokunursa, o yiyecek kirlenmiş olur mu?›› Kâhinler, ‹‹Evet, kirlenmiş olur›› diye karşılık verdiler. 
37O 002:014 Bunun üzerine Hagay şöyle dedi: ‹‹RAB, ‹Bu halk, bu ulus gözümde böyledir› diyor, ‹Her yaptıkları, sunakta her sundukları da kirlidir.› ›› 
37O 002:015 -16 224620 ‹‹ ‹Bugüne dek olanları iyi düşünün; RABbin Tapınağında taş üstüne taş konulmadan önce, yirmi ölçeklik bir tahıl yığınına gelen biri, yalnızca on ölçek bulurdu; şarap teknesinden elli ölçek çıkarmaya varan biri, yalnızca yirmi ölçek bulurdu. 
37O 002:017 Ellerinizin bütün emeğini samyeliyle, küfle, doluyla cezalandırdım. Yine de bana dönmediniz.› RAB böyle diyor. 
37O 002:018 ‹Bugünden, dokuzuncu ayın yirmi dördüncü gününden, RABbin Tapınağının temelinin atıldığı günden başlayarak olacakları iyi düşünün. 
37O 002:019 Ambarda hiç tohum kaldı mı? Asma, incir, nar, zeytin ağaçları bugüne dek ürün verdi mi? ‹‹ ‹Bugünden başlayarak üzerinize bereket yağdıracağım.› ›› 
37O 002:020 Ayın yirmi dördüncü günü RAB Hagaya ikinci kez seslendi: 
37O 002:021 ‹‹Yahuda Valisi Zerubbabile de ki, ben yeri, göğü sarsmak üzereyim. 
37O 002:022 Kralların tahtlarını devireceğim, yabancı ulusların gücünü yok edeceğim. Savaş arabalarıyla sürücülerini de devireceğim; atlarla binicileri düşecek, hepsi kardeşinin kılıcıyla öldürülecek. 
37O 002:023 ‹‹Her Şeye Egemen RAB ‹O gün seni alacağım, ey Şealtiel'in torunu kulum Zerubbabil› diyor, ‹Ve seni mühür yüzüğü gibi yapacağım. Çünkü ben seni seçtim.› Böyle diyor Her Şeye Egemen RAB.›› 
38O 001:001 Dariusun krallığının ikinci yılının sekizinci ayında RAB İddo oğlu Berekya oğlu Peygamber Zekeriya aracılığıyla şöyle seslendi: 
38O 001:002 ‹‹RAB atalarınıza çok öfkelendi. 
38O 001:003 Bu nedenle halka de ki, ‹Her Şeye Egemen RAB, bana dönün, ben de size dönerim diyor. 
38O 001:004 Atalarınız gibi davranmayın! Önceki peygamberler, Her Şeye Egemen RAB kötü yollarınızdan ve kötü uygulamalarınızdan dönün diyor, diyerek onları uyardılar. Ne var ki, onlar dinlemediler, bana aldırış etmediler. Böyle diyor RAB. 
38O 001:005 Hani atalarınız nerede? Peygamberler de sonsuza kadar mı yaşar? 
38O 001:006 Peygamber kullarıma buyurduğum sözler ve kurallar atalarınıza ulaşmadı mı?› ‹‹Onlar da dönüp, ‹Her Şeye Egemen RAB yollarımıza ve uygulamalarımıza bakarak bizim için ne düşündüyse aynen yaptı› dediler.›› 
38O 001:007 Dariusun krallığının ikinci yılında, on birinci ay olan Şevat ayının yirmi dördüncü günü RAB İddo oğlu Berekya oğlu Peygamber Zekeriyaya görümlerle seslendi. 
38O 001:008 Gece vadideki mersin ağaçlarının arasında kızıl ata binmiş bir adam gördüm. Arkasında kızıl, kula ve beyaz atlar vardı. 
38O 001:009 ‹‹Efendim, bunlar ne?›› diye sordum. Benimle konuşan melek, ‹‹Bunların ne olduğunu sana göstereceğim›› diye yanıtladı. 
38O 001:010 Mersin ağaçları arasında duran adam da, ‹‹Bunlar dünyayı dolaşmak için RABbin gönderdikleridir›› diye açıkladı. 
38O 001:011 Mersin ağaçları arasında duran RABbin meleğine, ‹‹Dünyayı dolaştık›› dediler, ‹‹İşte bütün dünya esenlik ve güvenlik içinde!›› 
38O 001:012 Bunun üzerine RABbin meleği, ‹‹Ey Her Şeye Egemen RAB, yetmiş yıldır öfkelendiğin Yeruşalimden ve Yahuda kentlerinden sevecenliğini ne zamana dek esirgeyeceksin?›› dedi. 
38O 001:013 RAB benimle konuşan meleği tatlı, avutucu sözlerle yanıtladı. 
38O 001:014 Bunun üzerine benimle konuşan melek, ‹‹Şunu duyur!›› dedi, ‹‹Her Şeye Egemen RAB, ‹Yeruşalim ve Siyon için büyük kıskançlık duyuyorum› diyor, 
38O 001:015 ‹Tasasız uluslara ise çok öfkeliyim; çünkü ben biraz öfkelenmiştim, onlarsa kötülüğe kötülük kattılar.› 
38O 001:016 ‹‹Onun için RAB, ‹Yeruşalime sevecenlikle döneceğim› diyor, ‹Tapınağım orada yeniden kurulacak ve Yeruşalim üzerine ölçü ipi çekilecek!› Böyle diyor Her Şeye Egemen RAB. 
38O 001:017 ‹‹Şunu da duyur: Her Şeye Egemen RAB, ‹Kentlerim yine bollukla dolup taşacak› diyor, ‹Ben RAB, Siyonu yine avutacağım, Yeruşalimi yine seçeceğim.› ›› 
38O 001:018 Sonra gözlerimi kaldırıp baktım, dört boynuz vardı. 
38O 001:019 Benimle konuşan meleğe, ‹‹Bunlar ne?›› diye sordum. Melek, ‹‹Bunlar Yahuda, İsrail ve Yeruşalim halkını dağıtmış olan boynuzlardır›› diye karşılık verdi. 
38O 001:020 Sonra RAB bana dört usta gösterdi. 
38O 001:021 ‹‹Bunlar ne yapmaya geliyor?›› diye sordum. Melek, ‹‹Şu boynuzlar Yahuda halkını öyle dağıttı ki, kimse başını kaldıramadı›› dedi, ‹‹Bu ustalar da Yahuda halkını dağıtmak için boynuz kaldıran ulusları yıldırıp boynuzlarını yere çalmaya geldiler.›› 
38O 002:001 Sonra gözlerimi kaldırıp baktım, elinde ölçü ipi tutan bir adam vardı. 
38O 002:002 ‹‹Nereye gidiyorsun?›› diye sordum. Adam, ‹‹Yeruşalimi ölçmeye, genişliğinin, uzunluğunun ne kadar olduğunu öğrenmeye gidiyorum›› diye yanıtladı. 
38O 002:003 Benimle konuşan melek yanımdan ayrılınca başka bir melek onu karşılamaya çıktı. 
38O 002:004 Önceki meleğe şöyle dedi: ‹‹Koş, o gence de ki, içinde barınacak sayısız insan ve hayvandan ötürü Yeruşalim sursuz bir kent olacak. 
38O 002:005 RAB, ‹Ben kendim onun çevresinde ateşten sur ve içindeki görkem olacağım› diyor.›› 
38O 002:006 RAB, ‹‹Haydi! Haydi! Kuzey ülkesinden kaçın!›› diyor, ‹‹Çünkü sizi göğün dört bucağına dağıttım.›› Böyle diyor RAB. 
38O 002:007 ‹‹Babilde oturan Siyon halkı, haydi kaçıp kurtul!›› 
38O 002:008 Çünkü Her Şeye Egemen RAB beni onurlandırdı ve sizi yağmalamış uluslara şu haberle gönderdi: ‹‹Size dokunan gözbebeğime dokunmuş olur›› diyor, 
38O 002:009 ‹‹Elimi onlara karşı kaldıracağım, köleleri onları yağmalayacak.›› O zaman siz de beni Her Şeye Egemen RABbin gönderdiğini anlayacaksınız. ‹‹Gözbebeğine››. 
38O 002:010 RAB, ‹‹Ey Siyon kızı, sevinçle bağır! Çünkü aranızda yaşamaya geliyorum›› diyor. 
38O 002:011 O gün birçok ulus RABbe bağlanacak, Onun halkı olacak. O zaman RAB aranızda yaşayacak, siz de beni Her Şeye Egemen RABbin gönderdiğini anlayacaksınız. 
38O 002:012 RAB kutsal topraklarda Yahudayı kendi payı olarak miras edinecek ve Yeruşalimi yine seçecek. 
38O 002:013 Ey insanlar, RAB'bin önünde sessiz durun! RAB kutsal konutundan kalkmış geliyor! 
38O 003:001 RAB, meleğinin önünde duran Başkâhin Yeşuyu ve onu suçlamak için sağında duran Şeytanı bana gösterdi. 
38O 003:002 RABbin meleği Şeytana, ‹‹RAB seni azarlasın, ey Şeytan!›› dedi, ‹‹Yeruşalimi seçen RAB seni azarlasın! Bu adam ateşten çıkarılan yarı yanmış odun parçası değil mi?›› 
38O 003:003 Yeşu meleğin önünde çok kirli giysiler içinde duruyordu. 
38O 003:004 Melek önündeki meleklere, ‹‹Üzerinden kirli giysileri çıkarın›› dedi. Sonra Yeşuya, ‹‹Bak, suçunu kaldırdım. Sana bayramlık giysiler giydireceğim›› dedi. 
38O 003:005 Ben de Yeşunun başına temiz bir sarık sarmalarını söyledim. Başına temiz bir sarık sarıp onu giydirdiler. RABbin meleği de onun yanında duruyordu. 
38O 003:006 Sonra RABbin meleği Yeşuyu uyardı: 
38O 003:007 ‹‹Her Şeye Egemen RAB diyor ki, ‹Eğer yollarımda yürür, verdiğim görevleri yerine getirirsen, tapınağımı sen yönetecek, avlularımı sen koruyacaksın. Sana burada duranların arasına katılıp huzuruma çıkma ayrıcalığını vereceğim. 
38O 003:008 ‹‹ ‹Ey Başkâhin Yeşu, sen ve önünde oturan kâhin arkadaşların, dinleyin! Çünkü onlar gelecek olayların önbelirtisidir. Dal adındaki kulumu ortaya çıkarıyorum. 
38O 003:009 Yeşunun önüne koyduğum taşa bakın! O tek taşın yedi gözüfç var; onun üzerine bir yazıt oyacağım› diyor Her Şeye Egemen RAB, ‹Bir günde bu ülkenin günahını kaldıracağım. 
38O 003:010 O gün her biriniz komşusunu asmasının, incir ağacının altında oturmaya çağıracak.› Böyle diyor Her Şeye Egemen RAB.›› 
38O 004:001 Benimle konuşan melek yine geldi ve uykudan uyandırır gibi beni uyandırdı. 
38O 004:002 ‹‹Ne görüyorsun?›› diye sordu. ‹‹Som altın bir kandillik görüyorum›› diye yanıtladım, ‹‹Tepesinde zeytinyağı için bir tas, üzerinde yedi kandil, kandillerde yedişer oluk var. 
38O 004:003 Ayrıca kandilliğin yanında, biri zeytinyağı tasının sağında, öbürü solunda iki zeytin ağacı da var.›› 
38O 004:004 Benimle konuşan meleğe, ‹‹Bunların anlamı nedir, efendim?›› diye sordum. 
38O 004:005 Melek, ‹‹Bunların anlamını bilmiyor musun?›› diye karşılık verdi. ‹‹Hayır, efendim›› dedim. 
38O 004:006 Bunun üzerine şöyle dedi: ‹‹RAB Zerubbabile, ‹Güçle kuvvetle değil, ancak benim Ruhumla başaracaksın› diyor. Böyle diyor Her Şeye Egemen RAB. 
38O 004:007 Sen kim oluyorsun, ey ulu dağ? Zerubbabilin önünde bir düzlük olacaksın! O tapınağın son taşını çıkarırken, halk da, ‹Ne güzel, ne güzel!› diye bağıracak.›› 
38O 004:008 RAB bana yine seslendi: 
38O 004:009 ‹‹Bu tapınağın temelini Zerubbabilin elleri attı, tapınağı tamamlayacak olan da onun elleridir. O zaman beni size Her Şeye Egemen RABbin gönderdiğini anlayacaksınız. 
38O 004:010 ‹‹Küçük işleri yapma gününü kim küçümsüyor? İnsanlar Zerubbabilin elinde çekülü görünce sevinecekler. -‹‹Bu yedi kandil RABbin bütün yeryüzünde dolaşan gözleridir.››- 
38O 004:011 Meleğe, ‹‹Kandilliğin sağındaki ve solundaki bu iki zeytin ağacı nedir?›› diye sordum, 
38O 004:012 ‹‹Altın gibi yağ akıtan iki altın oluğun yanındaki bu iki zeytin dalı nedir?›› 
38O 004:013 ‹‹Bunların anlamını bilmiyor musun?›› diye karşılık verdi. ‹‹Hayır, efendim›› dedim. 
38O 004:014 Melek, ‹‹Bunlar bütün dünyanın Rabbi'ne hizmet eden, zeytinyağıyla kutsanmış iki kişidir›› diye açıkladı. 
38O 005:001 Gözlerimi yine kaldırıp bakınca, uçan bir tomar gördüm. 
38O 005:002 Melek, ‹‹Ne görüyorsun?›› diye sordu. ‹‹Uçan bir tomar görüyorum. Uzunluğu yirmi, genişliği on arşın›› diye yanıtladım. 
38O 005:003 Melek, ‹‹Bütün ülkeye yağacak lanettir bu›› dedi, ‹‹Tomarın bir yanına yazılanlar uyarınca, hırsızlık eden herkes sökülüp atılacak; öbür yanına yazılanlar uyarınca da yalan yere ant içenler kovulacak. 
38O 005:004 Her Şeye Egemen RAB, ‹Lanet yağdıracağım› diyor, ‹Hırsızın ve benim adımla yalan yere ant içenin evi üzerine lanet yağacak. Ve lanet o evin üzerinde kalacak; kerestesiyle, taşlarıyla birlikte evin tümünü yok edecek.› ›› 
38O 005:005 Sonra benimle konuşan melek yaklaşıp, ‹‹Gözlerini kaldır›› dedi, ‹‹Ortaya çıkan şu nesnenin ne olduğuna bak.›› 
38O 005:006 ‹‹Nedir?›› diye sordum. ‹‹Bir ölçü kabı›› dedi, sonra ekledi: ‹‹Bu, bütün ülke halkının suçudur.›› 
38O 005:007 Derken kurşun kapak kaldırıldı. Kabın içinde bir kadın oturuyordu. 
38O 005:008 Melek, ‹‹İşte bu kötülüktür!›› diyerek kadını gerisingeri ölçü kabına itip kurşun kapağı yerine koydu. ölçek. 
38O 005:009 Gözlerimi kaldırıp bakınca, rüzgarda uçarak yaklaşan iki kadın gördüm. Leylek kanatlarına benzeyen kanatları vardı. Kabı yerle gök arasına kaldırdılar. 
38O 005:010 Benimle konuşan meleğe, ‹‹Kabı nereye götürüyorlar?›› diye sordum. 
38O 005:011 ‹‹Kadın için bir ev yapmak üzere Şinar topraklarına›› diye yanıtladı, ‹‹Ev hazır olunca kap oraya, yerine konulacak.›› 
38O 006:001 Yine gözlerimi kaldırıp baktım, iki tunç dağın arasından çıkıp gelen dört savaş arabası gördüm. 
38O 006:002 Birinci savaş arabasının kızıl, ikincisinin siyah, 
38O 006:003 üçüncüsünün beyaz, dördüncüsünün benekli atları vardı. Atların hepsi güçlüydü. 
38O 006:004 Benimle konuşan meleğe, ‹‹Bunlar ne, efendim?›› diye sordum. 
38O 006:005 Melek şöyle karşılık verdi: ‹‹Bunlar bütün dünyanın Rabbine hizmet ettikleri yerden çıkan göğün dört ruhudur. 
38O 006:006 Siyah atların çektiği savaş arabası bölgenin kuzeyine, beyaz atlarınki batıya, benekli atlarınki de güneye doğru gidiyor.›› 
38O 006:007 Yola çıktıklarında güçlü atlar yeryüzünü dolaşmak üzere gitmek istiyorlardı. Melek, ‹‹Gidin, yeryüzünü dolaşın!›› deyince, gidip yeryüzünü dolaştılar. 
38O 006:008 Sonra melek bana seslendi: ‹‹Bak, bölgenin kuzeyine gidenler, orada öfkemi yatıştırdılar.›› 
38O 006:009 RAB bana şöyle seslendi: 
38O 006:010 ‹‹Armağanları sürgünden dönenlerden -Babilden gelen Helday, Toviya ve Yedayadan- al ve aynı gün Sefanya oğlu Yoşiyanın evine git. 
38O 006:011 Aldığın altınla gümüşten bir taç yaparak Yehosadak oğlu Başkâhin Yeşunun başına tak. 
38O 006:012 Ona Her Şeye Egemen RAB şöyle diyor de: ‹İşte Dal adındaki adam! Bulunduğu yerde filizlenecek ve RABbin Tapınağını kuracak. 
38O 006:013 Evet, RABbin Tapınağını kuracak olan odur. Görkemle kuşanacak, tahtında oturup egemenlik sürecek. Tahtında oturan kâhin olacak. İkisi arasında tam bir uyum olacak.› 
38O 006:014 Heldayınfı, Toviyanın, Yedayanın, Sefanya oğlu Yoşiyanın anısına taç RABbin Tapınağına konulacak. 
38O 006:015 Uzaktakiler de gelip RAB'bin Tapınağı'nın yapımında çalışacak. Böylece beni size Her Şeye Egemen RAB'bin gönderdiğini anlayacaksınız. Tanrınız RAB'bin sözüne özenle uyarsanız bütün bunlar gerçekleşecektir.›› 
38O 007:001 Kral Dariusun krallığının dördüncü yılının dokuzuncu ayı olan Kislev ayının dördüncü günü RAB Zekeriyaya seslendi. 
38O 007:002 -3 225550 Beytel halkı, Her Şeye Egemen RABbin Tapınağındaki kâhinlerle peygamberlere, ‹‹Yıllardır yaptığımız gibi beşinci ay oruç tutup ağlayalım mı?›› diye sormuş ve RABbe yalvarmaları için Sareseri, Regem-Meleki ve adamlarını göndermişti. 
38O 007:004 Her Şeye Egemen RAB bana dedi ki, 
38O 007:005 ‹‹Bütün ülke halkına ve kâhinlere sor: ‹Yetmiş yıldır beşinci ve yedinci aylarda oruç tutup dövündüğünüzde gerçekten benim için mi oruç tuttunuz? 
38O 007:006 Yiyip içerken kendiniz için yiyip içmiyor muydunuz? 
38O 007:007 Yeruşalimle çevresindeki kentler gönenç içinde yaşarken, Negev ve Şefela insanlarla doluyken, RABbin önceki peygamberler aracılığıyla açıkladığı sözler bunlar değil mi?› ›› 
38O 007:008 RAB Zekeriyaya yine seslendi: 
38O 007:009 ‹‹Her Şeye Egemen RAB diyor ki, ‹Gerçek adaletle yargılayın; birbirinize sevgi ve sevecenlik gösterin. 
38O 007:010 Dul kadına, öksüze, yabancıya, yoksula baskı yapmayın. Yüreğinizde birbirinize karşı kötülük tasarlamayın.› 
38O 007:011 ‹‹Ama atalarımız dinlemek istemediler; inatla sırtlarını çevirdiler, duymamak için kulaklarını tıkadılar. 
38O 007:012 Kutsal Yasayı ve Her Şeye Egemen RABbin kendi Ruhuyla gönderdiği, önceki peygamberler aracılığıyla ilettiği sözleri dinlememek için yüreklerini taş gibi sertleştirdiler. Bu yüzden Her Şeye Egemen RAB onlara çok öfkelendi. 
38O 007:013 ‹‹ ‹Madem ben çağırınca dinlemediler› diyor Her Şeye Egemen RAB, ‹Onlar çağırınca, ben de onları dinlemeyeceğim. 
38O 007:014 Onları tanımadıkları ulusların arasına fırtına gibi dağıttım. Geride bıraktıkları ülke öyle ıssız kaldı ki, oraya kimse gidip gelemez oldu. Güzelim ülkeyi viraneye çevirdiler.› ›› 
38O 008:001 Her Şeye Egemen RAB bana yine seslendi: 
38O 008:002 Her Şeye Egemen RAB, ‹‹Siyon için büyük kıskançlık duyuyorum›› diyor, ‹‹Evet, onu şiddetle kıskanıyorum. 
38O 008:003 Siyona dönecek ve Yeruşalimde oturacağım. Yeruşalime Sadık Kent, Her Şeye Egemen RABbin dağına Kutsal Dağ denecek. 
38O 008:004 -5 225700 ‹‹İlerlemiş yaşlarından ötürü ellerinde bastonlarıyla yaşlı erkeklerle kadınlar yine Yeruşalim meydanlarında oturacaklar. Kentin meydanları orada oynayan erkek ve kız çocuklarla dolacak.›› Böyle diyor Her Şeye Egemen RAB. 
38O 008:006 Her Şeye Egemen RAB diyor ki, ‹‹O günlerde sürgünden dönen halkın gözünde bu olanaksız olsa da, benim gözümde de böyle mi olmalı?›› Böyle diyor Her Şeye Egemen RAB. 
38O 008:007 -8 225720 ‹‹Halkımı doğudaki, batıdaki ülkelerden kurtarıp geri getireceğim. Yeruşalimde yaşayacak, halkım olacaklar; ben de onların sadık ve adil Tanrısı olacağım.›› Böyle diyor Her Şeye Egemen RAB. 
38O 008:009 ‹‹Her Şeye Egemen RABbin Tapınağının kurulması için temel atıldığında orada bulunan peygamberlerin bu günlerde söylediği sözleri duyan sizler yüreklenin!›› diyor Her Şeye Egemen RAB, 
38O 008:010 ‹‹O günlerden önce insan ya da hayvan için ücret yoktu. Düşman yüzünden hiç kimse güvenlik içinde gidip gelemiyordu. Çünkü herkesi birbirine düşürmüştüm. 
38O 008:011 Ama şimdi sürgünden dönen bu halka geçmiş günlerde davrandığım gibi davranmayacağım.›› Böyle diyor Her Şeye Egemen RAB, 
38O 008:012 ‹‹Ekilen tohum verimli olacak; asma üzüm, toprak ürün, gökler çiy verecek. Bunların tümünü sürgünden dönen bu halka mülk olarak vereceğim. 
38O 008:013 Sizi kurtaracağım, ey Yahuda ve İsrail halkı. Siz uluslar arasında nasıl lanet konusu olduysanız, şimdi de bereket kaynağı olacaksınız. Korkmayın, yürekli olun!›› 
38O 008:014 Her Şeye Egemen RAB şöyle diyor: ‹‹Atalarınız beni öfkelendirdiğinde başınıza felaket getirmeyi tasarladım ve vazgeçmedim›› diyor Her Şeye Egemen RAB, 
38O 008:015 ‹‹Şimdi de Yeruşalim ve Yahuda halkına yine iyilik yapmayı tasarladım. Korkmayın! 
38O 008:016 Yapmanız gerekenler şunlardır: Birbirinize gerçeği söyleyin, kent kapılarınızda esenliği sağlayan gerçek adaletle yargılayın, 
38O 008:017 yüreğinizde birbirinize karşı kötülük tasarlamayın, yalan yere ant içmekten tiksinin. Çünkü ben bütün bunlardan nefret ederim.›› Böyle diyor RAB. kapısında yapılırdı. 
38O 008:018 Her Şeye Egemen RAB bana yine seslendi: 
38O 008:019 Her Şeye Egemen RAB diyor ki, ‹‹Dördüncü, beşinci, yedinci ve onuncu ayların oruçları Yahuda halkı için sevinç, coşku dolu mutlu bayramlar olacak. Bu nedenle gerçeği ve esenliği sevin.›› 
38O 008:020 Her Şeye Egemen RAB diyor ki, ‹‹Daha birçok halk, birçok kentte yaşayanlar gelecek. 
38O 008:021 Bir kentte yaşayanlar başka kente gidip, ‹RABbe yalvarmak, Her Şeye Egemen RABbe yönelmek için hemen yola çıkalım. Ben de gideceğim› diyecekler. 
38O 008:022 Her Şeye Egemen RABbe yönelmek, Ona yalvarmak için çok sayıda halkla birçok ulus Yeruşalime gelecek.›› 
38O 008:023 Her Şeye Egemen RAB diyor ki, ‹‹O günlerde her dil ve ulustan on kişi bir Yahudi'nin eteğinden tutup, ‹İzin verin, sizinle gidelim. Çünkü Tanrı'nın sizinle olduğunu duyduk› diyecekler.›› 
38O 009:001 Bildiri: RABbin sözü Hadrak ülkesine ve Şam Kentine yöneliktir.  Çünkü insanların, özellikle bütün İsrail oymaklarının gözü RABbe çevrilidir. 
38O 009:002 Bu söz Hadrak sınırındaki Hamaya,<br />Çok becerikli olmasına karşın Sur ve Sayda kentlerine de yöneliktir. 
38O 009:003 Sur kendine bir kale yaptı;<br />Toprak kadar gümüş<br />Ve sokaktaki çamur kadar altın biriktirdi. 
38O 009:004 Ama Rab onun mal varlığını alıp götürecek;<br />Denizdeki gücünü yok edecek<br />Ve ateş kenti yiyip bitirecek. 
38O 009:005 Aşkelon bunu görünce korkacak;<br />Gazze acıdan kıvranacak,<br />Ekron da öyle, çünkü umudu sönecek.<br />Gazze kralını yitirecek,<br />Aşkelon ıssız kalacak. 
38O 009:006 Aşdotta melez bir halk oturacak,<br />Filistlilerin gururunu kıracağım. 
38O 009:007 Ağızlarından kanı alınmamış eti,<br />Dişlerinin arasından yasak yiyecekleri alacağım.<br />Sağ kalanlar Tanrımıza bağlanacak<br />Ve Yahuda oymağında bir boy sayılacak.<br />Ekron Yevuslular gibi olacak. 
38O 009:008 Akın eden ordulara karşı<br />Evimin çevresinde ordugah kuracağım.<br />Hiçbir kıyıcı<br />Bir daha halkımın üzerinden geçmeyecek,<br />Çünkü artık halkımı ben gözetiyorum. 
38O 009:009 Ey Siyon kızı, sevinçle coş!<br />Sevinç çığlıkları at, ey Yeruşalim kızı!<br />İşte kralın!<br />O adil kurtarıcı ve alçakgönüllüdür.<br />Eşeğe, evet, sıpaya,<br />Eşek yavrusuna binmiş sana geliyor! 
38O 009:010 Savaş arabalarını Efrayimden,<br />Atları Yeruşalimden uzaklaştıracağım.<br />Savaş yayları kırılacak.<br />Kralınız uluslara barışı duyuracak,<br />Onun egemenliği bir denizden bir denize,<br />Fırattan yeryüzünün uçlarına dek uzanacak. 
38O 009:011 Size gelince,<br />Sizinle yaptığım kurban kanıyla yürürlüğe girmiş antlaşma uyarınca,<br />Sürgündeki halkınızı<br />Susuz çukurdan çıkarıp özgür kılacağım. 
38O 009:012 Kalenize dönün,<br />Ey siz, umut sürgünleri!<br />Bugün bildiriyorum ki,<br />Size yitirdiğinizin iki katını vereceğim. 
38O 009:013 Yahudayı yayımı gerer gibi gereceğim<br />Ve Efrayimi ok gibi ona dolduracağım.<br />Oğullarını Greklere karşı uyandıracağım, ey Siyon<br />Ve seni bir savaşçının kılıcı gibi yapacağım. 
38O 009:014 O zaman RAB halkının üzerinde görünecek,<br />Oku şimşek gibi çakacak.<br />Egemen RAB boru çalacak<br />Ve güney fırtınalarıyla ilerleyecek. 
38O 009:015 Onları Her Şeye Egemen RAB koruyacak.<br />Düşmanlarını yok edecek<br />Ve sapan taşlarıyla yenecekler.<br />Şarap içmiş gibi içip gürleyecek<br />Ve kurban kanı serpmekte kullanılan çanaklar gibi sunağın köşelerine dolacaklar. 
38O 009:016 O gün Tanrıları RAB<br />Sürüsü olan halkını kurtaracak.<br />Onun ülkesinde taç mücevherleri gibi parlayacaklar. 
38O 009:017 Ne yakışıklı ve güzel olacaklar!<br />Delikanlılar tahılla,<br />Genç kızlar yeni şarapla güçlenecek. 
38O 010:001 İlkbaharda RABden yağmur dileyin.<br />Odur yağmur bulutlarını oluşturan.<br />İnsanlara yağmur sağanakları<br />Ve herkese tarlada ot verir. 
38O 010:002 Oysa aile putlarından alınan yanıtlar boştur,<br />Falcılar yalan görümler görür<br />Ve gerçek yanı olmayan düşler anlatarak<br />Boşuna avuturlar.<br />Bu yüzden halk sürü gibi dağınık,<br />Sıkıntı çekiyor, çünkü çoban yok. 
38O 010:003 RAB şöyle diyor:<br />‹‹Öfkem çobanlara karşı alevlendi,<br />Önderleri cezalandıracağım.<br />Her Şeye Egemen RAB kendi sürüsünü,<br />Yahuda halkını kayıracak.<br />Görkemli savaş atı gibi yapacak onları. 
38O 010:004 Köşe taşı,<br />Çadır kazığı,<br />Savaş yayı<br />Ve bütün önderler Yahudadan çıkacak. 
38O 010:005 Savaşta düşmanlarını sokaklardaki çamurda çiğneyen yiğitler gibi olacaklar.<br />RAB onlarla olduğu için<br />Savaşacak ve atlıları utandıracaklar. 
38O 010:006 ‹‹Yahuda halkını güçlendireceğim,<br />Yusuf soyunu kurtarıp<br />Sürgünden geri getireceğim.<br />Çünkü onlara acıyorum.<br />Sanki onları reddetmemişim gibi olacaklar.<br />Çünkü ben onların Tanrısı RABbim ve onları yanıtlayacağım. 
38O 010:007 Efrayimliler yiğitler gibi olacaklar,<br />Şarap içmiş gibi yürekleri coşacak.<br />Çocukları bunu görüp neşelenecek,<br />Yürekleri RABde sevinç bulacak. 
38O 010:008 ‹‹Islık çalıp onları toplayacağım,<br />Onları kesinlikle kurtaracağım.<br />Eskiden olduğu gibi<br />Yine çoğalacaklar. 
38O 010:009 Onları halklar arasına dağıttımsa da,<br />Uzak ülkelerde beni anımsayacaklar;<br />Çocuklarıyla birlikte sağ kalacak ve geri dönecekler. 
38O 010:010 Onları Mısırdan geri getirecek,<br />Asurdan toplayacağım;<br />Gilata, Lübnana getireceğim.<br />Onlara yeterince yer bulunmayacak. 
38O 010:011 Sıkıntı denizinden geçecekler,<br />Denizin dalgaları yatışacak,<br />Nilin bütün derinlikleri kuruyacak.<br />Asurun gururu alaşağı edilecek,<br />Mısırın krallık asası elinden alınacak. 
38O 010:012 Halkımı kendi gücümle güçlendireceğim,<br />Adıma layık bir yaşam sürdürecekler.››<br />Böyle diyor RAB. 
38O 011:001 Ey Lübnan, kapılarını aç ki,<br />Ateş sedir ağaçlarını yakıp yok etsin! 
38O 011:002 Ey çam ağacı, haykır!<br />Sedir ağacı yıkıldı,<br />Ulu ağaçlar yok oldu!<br />Haykırın, ey Başan meşeleri,<br />Gür ormanın ağaçları devrildi! 
38O 011:003 Çobanların haykırışını duy,<br />Çünkü güzelim otlakları yok oldu!<br />Genç aslanların kükremesini dinle,<br />Çünkü Şeria Irmağının kıyısındaki ağaçlık yok oldu! 
38O 011:004 Tanrım RAB, ‹‹Kesime ayrılmış sürüyü sen güt›› diyor, 
38O 011:005 ‹‹Sürüyü satın alanlar koyunları kesiyor ama cezalarını çekmiyorlar. Koyunları satanlar da, ‹Tanrıya övgüler olsun, zengin oldum!› diyorlar. Çobanlar kendi sürülerine acımıyor. 
38O 011:006 Çünkü ülkede yaşayan halka artık acımayacağım›› diyor RAB, ‹‹Herkesi kendi komşusunun ve kralının eline teslim edeceğim. Ülkeyi ezecekler, ben de halkı ellerinden kurtarmayacağım.›› 
38O 011:007 Bunun üzerine kesime ayrılmış sürünün özellikle ezilenlerini güttüm. Elime iki değnek aldım; birine ‹‹Lütuf››, ötekine ‹‹Birlik›› adını koydum. Böylece sürüyü gütmeye başladım. 
38O 011:008 Bir ayda üç çobanı başımdan savdım. Çünkü ben sürüden bıkmıştım, sürü de benden tiksinmişti. 
38O 011:009 Sürüye, ‹‹Artık sizi gütmeyeceğim. Ölen ölsün, kesilen kesilsin, geri kalanlar da birbirinin etini yesin›› dedim. 
38O 011:010 Sonra ‹‹Lütuf›› adındaki değneğimi aldım ve bütün uluslarla yapmış olduğum antlaşmayı bozmak için kırdım. 
38O 011:011 Böylece antlaşma o gün bozuldu. Beni gözleyen sürünün ezilenleri RABbin sözünün yerine geldiğini anladılar. 
38O 011:012 Onlara, ‹‹Uygun görürseniz ücretimi ödeyin, yoksa boş verin›› dedim. Onlar da ücret olarak bana otuz gümüş verdiler. 
38O 011:013 RAB bana, ‹‹Çömlekçiye at›› dedi. Böylece bana biçtikleri yüksek değerin karşılığı olan otuz gümüşü alıp RABbin Tapınağındaki çömlekçiye attım. 
38O 011:014 Sonra Yahuda ile İsrail arasındaki kardeşliği bozmak için ‹‹Birlik›› adındaki öteki değneğimi kırdım. 
38O 011:015 RAB bana, ‹‹Sen yine akılsız bir çoban gibi donat kendini›› dedi, 
38O 011:016 ‹‹Ülkeye öyle bir çoban atayacağım ki, yitiklere bakmayacak, dağılmışları aramayacak, yaralıları iyileştirmeyecek, sağlamları beslemeyecek. Ancak semiz koyunların etini yiyecek, tırnaklarını koparacak. 
38O 011:017 ‹‹Sürüyü terk eden değersiz çobanın vay haline!<br />Kılıç kolunu ve sağ gözünü vursun!<br />Kolu tamamen kurusun,<br />Sağ gözü kör olsun!›› 
38O 012:001 Bildiri: İşte RABbin İsraile ilişkin sözleri. Gökleri geren, yeryüzünün temelini atan, insanın içindeki ruha biçim veren RAB şöyle diyor: 
38O 012:002 ‹‹Yeruşalimi çevredeki bütün halkları sersemleten bir kâse yapacağım. Yeruşalim gibi Yahuda da kuşatma altına alınacak. 
38O 012:003 O gün Yeruşalimi bütün halklar için ağır bir taş yapacağım. Onu kaldırmaya yeltenen herkes ağır yaralanacak. Yeryüzünün bütün ulusları Yeruşalime karşı birleşecek. 
38O 012:004 O gün her atı dehşete düşürecek, her atlıyı çılgına döndüreceğim. Yahuda halkını gözeteceğim, ama öbür halkların bütün atlarını kör edeceğim. 
38O 012:005 O zaman Yahuda önderleri, ‹Her Şeye Egemen Tanrısı RABbe güvenen Yeruşalim halkı güç kaynağımızdır› diye düşünecekler. 
38O 012:006 ‹‹O gün Yahuda önderlerini odunların ortasında yanan bir mangal gibi, ekin demetleri arasında alev alev yanan bir meşale gibi yapacağım. Sağda solda, çevredeki bütün halkları yakıp yok edecekler. Yeruşalim ise sapasağlam yerinde duracak. 
38O 012:007 ‹‹Ben RAB önce çadırlarda oturan Yahuda halkını kurtaracağım. Öyle ki, Davut soyuyla Yeruşalimde oturanlar Yahudadan daha çok onura kavuşmasın. 
38O 012:008 Ben RAB o gün Yeruşalimde oturanları koruyacağım. Böylece aralarındaki en güçsüz kişi Davut gibi, Davut soyu da Tanrı gibi, kendilerine öncülük eden RABbin meleği gibi olacak. 
38O 012:009 O gün Yeruşalime saldıran bütün ulusları yok etmeye başlayacağım. 
38O 012:010 ‹‹Davut soyuyla Yeruşalimde oturanların üzerine lütuf ve yakarış ruhunu dökeceğim. Bana, yani deştiklerine bakacaklar; biricik oğlu için yas tutan biri gibi yas tutacak, ilk oğlu için acı çeken biri gibi acı çekecekler. 
38O 012:011 O gün Yeruşalimde tutulan yas, Megiddo Ovasında, Hadat-Rimmonda tutulan yas gibi büyük olacak. 
38O 012:012 Ülkede her boy kendi içinde yas tutacak: Davut, Natan, Levi, Şimi boyundan ve geri kalan boylardan aileler. Her boyun erkekleri ayrı, kadınları ayrı yas tutacak.›› 
38O 013:001 ‹‹O gün Davut soyunu ve Yeruşalimde yaşayanları günahtan ve ruhsal kirlilikten arındırmak için bir pınar açılacak. 
38O 013:002 O gün ülkeden putların adlarını kaldıracağım, bir daha anılmayacaklar›› diyor Her Şeye Egemen RAB, ‹‹Sahte peygamberleri de, kirli ruhu da ülkeden uzaklaştıracağım. 
38O 013:003 Biri yine peygamberlik edecek olursa, öz annesiyle babası, ‹Öleceksin, çünkü RABbin adıyla yalan söylüyorsun› diyecekler. Peygamberlik ettiğinde de öz annesi babası onun bedenini deşecekler. 
38O 013:004 ‹‹O gün her peygamber peygamberlik ederken gördüğü görümden utanacak; insanları aldatmak için çuldan giysi giymeyecek. 
38O 013:005 ‹Ben peygamber değilim, çiftçiyim. Gençliğimden beri hep tarlada çalıştım› diyecek. 
38O 013:006 Biri, ‹Bağrındaki bu yaralar ne?› diye sorduğunda da, ‹Bunlar dostlarımın evinde aldığım yaralar› diye yanıtlayacak.›› Masoretik metin ‹‹Çünkü bir adam beni gençliğimde köle olarak satın aldı››. 
38O 013:007 ‹‹Uyan, ey kılıç!<br />Çobanıma, yakınıma karşı harekete geç››<br />Diyor Her Şeye Egemen RAB.<br />‹‹Çobanı vur da<br />Koyunlar darmadağın olsun.<br />Ben de elimi küçüklere karşı kaldıracağım. 
38O 013:008 Bütün ülkede›› diyor RAB,<br />‹‹Halkın üçte ikisi vurulup ölecek,<br />Üçte biri sağ kalacak. 
38O 013:009 Kalan üçte birini ateşten geçireceğim,<br />Onları gümüş gibi arıtacağım,<br />Altın gibi sınayacağım.<br />Beni adımla çağıracaklar,<br />Ben de onlara karşılık vereceğim,<br />‹Bunlar benim halkım› diyeceğim.<br />Onlar da, ‹Tanrımız RAB'dir› diyecekler.›› 
38O 014:001 İşte RABbin günü geliyor! Ey Yeruşalim halkı, senden yağmalanan mal gözlerinin önünde paylaşılacak. 
38O 014:002 Yeruşalime karşı savaşmaları için bütün ulusları bir araya getireceğim. Kent ele geçirilecek, evler yağmalanacak, kadınların ırzına geçilecek. Kentte yaşayanların yarısı sürgüne gönderilecek, geri kalanlar kentte kalacak. 
38O 014:003 Sonra RAB, savaş zamanlarında yaptığı gibi, gidip bu uluslara karşı savaşacak. 
38O 014:004 O gün Onun ayakları Yeruşalimin doğusundaki Zeytin Dağının üzerinde duracak. Zeytin Dağı doğuya ve batıya doğru ortadan yarılıp çok büyük bir vadi oluşturacak. Dağın yarısı kuzeye, öbür yarısı güneye çekilecek. 
38O 014:005 Yarılan dağımın oluşturduğu vadiden kaçacaksınız, çünkü vadi Asala dek uzanacak. Yahuda Kralı Uzziya döneminde depremden nasıl kaçtıysanız, öyle kaçacaksınız. O zaman Tanrım RAB bütün kutsallarla birlikte gelecek! 
38O 014:006 O gün ışık olmayacak, ışık veren cisimler kararacak. 
38O 014:007 Özel bir gün, yalnız RABbin bildiği bir gün olacak. Gece de gündüz de olmayacak. Gece aydınlık olacak. 
38O 014:008 O gün Yeruşalimin içinden diri sular akacak. Yaz kış suların yarısı Lut Gölüne, öbür yarısı Akdenize akacak. 
38O 014:009 RAB bütün dünyanın kralı olacak. O gün yalnız RAB, yalnız Onun adı kalacak. 
38O 014:010 Bütün ülke Gevadan Yeruşalimin güneyindeki Rimmona dek Arava Ovası gibi olacak. Ama Yeruşalim yükseltilecek ve Benyamin Kapısından ilk kapıya, Köşe Kapısına, Hananel Kulesinden kralın üzüm sıkma çukurlarına dek yerli yerinde duracak. 
38O 014:011 İnsanlar oraya yerleşip güvenlik içinde yaşayacak. Yeruşalim bir daha yıkıma uğramayacak. 
38O 014:012 Yeruşalime karşı savaşan bütün halkları RAB şu belayla cezalandıracak: Daha sağken bedenleri, gözleri, dilleri çürüyecek. 
38O 014:013 O gün RAB insanları büyük dehşete düşürecek. Herkes yanındakinin elini yakalayacak, birbirlerine saldıracaklar. 
38O 014:014 Yahudalılar da Yeruşalimde savaşacak. Çevredeki bütün ulusların serveti, çok miktarda altın, gümüş, giysi toplanacak. 
38O 014:015 Düşman ordugahlarındaki bütün hayvanlar da -at, katır, deve, eşek- benzer bir belaya çarptırılacak. 
38O 014:016 Yeruşalime saldıran uluslardan sağ kalanların hepsi Her Şeye Egemen RAB olan Krala tapınmak ve Çardak Bayramını kutlamak için yıldan yıla Yeruşalime gidecekler. 
38O 014:017 Yeryüzü halklarından hangisi Her Şeye Egemen RAB olan Krala tapınmak için Yeruşalime gitmezse, ülkesine yağmur yağmayacak. 
38O 014:018 Mısırlılar bunlara katılıp Yeruşalime gitmezlerse, RAB onları da Çardak Bayramını kutlamak için Yeruşalime gitmeyen bütün ulusların başına getirdiği aynı belayla cezalandıracak. 
38O 014:019 Mısırlılara ve Çardak Bayramını kutlamak için Yeruşalime gitmeyen bütün uluslara verilecek ceza budur. 
38O 014:020 O gün atların çıngırakları üzerine, ‹‹RABbe adanmıştır›› diye yazılacak. RABbin Tapınağındaki kazanlar da sunağın önündeki çanaklar gibi olacak. 
38O 014:021 Yeruşalim ve Yahuda'da her kazan Her Şeye Egemen RAB'be adanacak. Kurban kesmeye gelenler bu kazanları kurban etini pişirmek için kullanacaklar. O gün Her Şeye Egemen RAB'bin Tapınağı'nda artık tüccar bulunmayacak. 
39O 001:001 RABbin Malaki aracılığıyla İsrail halkına bildirisi. 
39O 001:002 RAB, ‹‹Sizi sevdim›› diyor. ‹‹Oysa siz, ‹Bizi nasıl sevdin?› diye soruyorsunuz.›› RAB, ‹‹Esav Yakupun ağabeyi değil mi?›› diye karşılık veriyor, ‹‹Ben Yakupu sevdim, 
39O 001:003 Esavdan ise nefret ettim. Dağlarını viraneye çevirdim, yurdunu kırın çakallarına verdim.›› yerine Yakupu yeğledim›› anlamına gelir. 
39O 001:004 Edomlular, ‹‹Biz ezildik, ama yıkıntıları yeniden kuracağız›› deseler de, Her Şeye Egemen RAB şu karşılığı verecek: ‹‹Onlar kurabilirler, ama ben yıkacağım. Ülkeleri kötülük ülkesi, kendileri de RABbin her zaman lanetlediği halk olarak tanınacak. 
39O 001:005 Bunu gözlerinizle görünce, ‹RAB İsrail sınırının ötesinde de büyüktür!› diyeceksiniz.›› 
39O 001:006 Her Şeye Egemen RAB, adını küçümseyen siz kâhinlere, ‹‹Oğul babasına, kul efendisine saygı gösterir›› diyor, ‹‹Eğer ben babaysam, hani bana saygınız? Eğer efendiysem, hani benden korkunuz? ‹‹Oysa siz, ‹Adını nasıl küçümsedik?› diye soruyorsunuz. 
39O 001:007 ‹‹Hem sunağıma murdar yiyecek getiriyor, hem de, ‹Yiyeceği nasıl murdar ettik?› diye soruyorsunuz. metin ‹‹Seni››. ‹‹ ‹RABbin sofrasıfç küçümsenir› demenizle. 
39O 001:008 Kör hayvan kurban etmek kötü değil mi? Topal ya da hasta hayvan kurban etmek kötü değil mi? Böyle bir hayvanı kendi valine sun bakalım! Senden hoşnut kalır mı, ya da seni kabul eder mi?›› Böyle diyor Her Şeye Egemen RAB. sunuların tümü›› ya da ‹‹RABbin sunağı››. 
39O 001:009 ‹‹Şimdi bize lütfetmesi için Tanrıya yalvarın. Siz böyle sunular sunarken hiç sizi kabul eder mi?›› Böyle diyor Her Şeye Egemen RAB. 
39O 001:010 ‹‹Ne olurdu, sunağımda boşuna ateş yakmayasınız diye aranızda tapınağın kapılarını kapatan biri olsaydı! Ben sizden hoşnut değilim›› diyor Her Şeye Egemen RAB, ‹‹Getireceğiniz sunuları da kabul etmeyeceğim. 
39O 001:011 Doğudan batıya kadar uluslar arasında adım büyük olacak! Her yerde adıma buhur yakılacak, temiz sunular sunulacak. Çünkü uluslar arasında adım büyük olacak!›› diyor Her Şeye Egemen RAB. 
39O 001:012 ‹‹ ‹Rabbin sofrasıfç murdardır, yemeği de küçümsenir› diyerek adımı bayağılaştırıyorsunuz. 
39O 001:013 Üstelik, ‹Ne yorucu!› diyerek bana burun kıvırıyorsunuz.›› Böyle diyor Her Şeye Egemen RAB. ‹‹Kurban olarak çalıntıyı, topalı, hastayı getirdiğinizde, elinizden kabul mu edeyim?›› diye soruyor RAB. 
39O 001:014 ‹‹Sürüsünden adadığı erkek hayvan yerine Rab'be kusurlu hayvan kurban eden aldatıcıya lanet olsun! Çünkü ben büyük bir kralım›› diyor Her Şeye Egemen RAB, ‹‹Ve uluslar adımdan korku duyacak.›› 
39O 002:001 ‹‹Şimdi, ey kâhinler, bu buyruk sizin içindir. 
39O 002:002 Her Şeye Egemen RAB diyor ki, söz dinlemez, adımı onurlandırmaya istekli olmazsanız, üzerinize lanet yağdırıp hayırdualarınızı lanete çevireceğim. Lanetledim bile. Çünkü beni onurlandırmaya istekli değilsiniz. 
39O 002:003 ‹‹Soyunuzu paylayacağım. Bayramlarınızda kurban ettiğiniz hayvanların gübresini yüzünüze saçacağım. Sizi önümden atacağım. 
39O 002:004 Leviyle yaptığım antlaşmanın sürmesi için size bu buyruğu gönderdiğimi bilesiniz.›› Böyle diyor Her Şeye Egemen RAB. 
39O 002:005 ‹‹Onunla yaşam ve esenlik verecek bir antlaşma yaptım ve bana saygı göstersin diye kendisine bunları verdim. Benden korkup adıma saygı gösterdi. 
39O 002:006 Doğru öğüt ağzındaydı. Dudaklarında hile yoktu. Benimle esenlik ve doğruluk içinde yürüdü. Birçoklarını da suç yolundan döndürdü. Masoretik metin ‹‹Sizi ona götürecek››. 
39O 002:007 ‹‹Kâhinin dudakları bilgiyi korumalı ve insanlar onun ağzından öğüt aramalı. Çünkü o Her Şeye Egemen RABbin ulağıdır. 
39O 002:008 Ne var ki, siz yoldan saptınız ve öğrettiklerinizle birçoklarını suça sürüklediniz; Leviyle yaptığım antlaşmayı bozdunuz.›› Böyle diyor Her Şeye Egemen RAB. 
39O 002:009 ‹‹Benim yollarımı izlemediniz, Kutsal Yasayla ilgili konularda adam kayırdınız. Bu yüzden ben de bütün halkın önünde sizi aşağılayıp gülünç duruma düşürdüm.›› 
39O 002:010 Hepimizin babası bir değil mi? Bizi yaratan aynı Tanrı değil mi? Öyleyse neden atalarımızın yaptığı antlaşmayı bozarak herkes kardeşine ihanet ediyor? 
39O 002:011 Yahuda halkı haince davrandı. İsrailde ve Yeruşalimde iğrenç şeyler yapıldı: Yahuda yabancı ilaha tapınan kızla evlenerek RABbin sevdiği kutsal yeri kirletti. 
39O 002:012 Bunu yapan kişi, kim olursa olsun, Her Şeye Egemen RABbe sunular getirse bile RAB onu Yakupun topluluğundan atsın! 
39O 002:013 Yaptığınız başka bir şey var: RABbin sunağını gözyaşı seline boğuyorsunuz. Ağlayıp sızlanıyorsunuz. Çünkü RAB artık getirdiğiniz sunulara ilgi göstermiyor, onları elinizden beğeniyle kabul etmiyor. 
39O 002:014 ‹‹Neden?›› diye soruyorsunuz. Çünkü RAB seninle gençken evlendiğin karın arasında tanıktır. O yoldaşın ve evlilik antlaşmasıyla karın olduğu halde ona ihanet ettin. 
39O 002:015 Tanrı sizi tek beden ve ruh yapmadı mı? Neden tek? Çünkü O kendisine özgü bir soy arıyordu. Onun için kendinize dikkat edin, hiçbiriniz gençken evlendiği karısına ihanet etmesin. 
39O 002:016 İsrailin Tanrısı RAB, ‹‹Ben boşanmadan nefret ederim›› diyor, ‹‹Giysisinin üstüne bir de zorbalığı kuşanan kişiden de nefret ederim.›› Böyle diyor Her Şeye Egemen RAB. Bunun için kendinize dikkat edin ve ihanet etmeyin. 
39O 002:017 Sözlerinizle RAB'bi usandırdınız. ‹‹O'nu neyle usandırdık?›› diye soruyorsunuz. ‹‹Kötülük yapan herkes RAB'bin gözünde iyidir, O onlardan hoşnuttur›› ya da ‹‹Hani, adalet sağlayan Tanrı nerede?›› diyerek usandırdınız. 
39O 003:001 ‹‹İşte habercimi gönderiyorum. Önümde yolu hazırlayacak. Aradığınız Rab ansızın tapınağına gelecek; görmeyi özlediğiniz antlaşma habercisi gelecek›› diyor Her Şeye Egemen RAB. 
39O 003:002 Ama onun geleceği güne kim dayanabilir? O belirince kim durabilir? Çünkü o maden arıtıcının ateşi, çamaşırcının kül suyu gibi olacak; 
39O 003:003 gümüş eritip arıtan gibi davranacak: Levilileri arındırıp altın, gümüş temizler gibi temizleyecek. Böylece RABbe doğrulukla sunular sunacaklar. 
39O 003:004 Geçmiş günlerde, geçmiş yıllarda olduğu gibi, RAB Yahuda ve Yeruşalimin sunacağı sunulardan hoşnut kalacak. 
39O 003:005 Her Şeye Egemen RAB, ‹‹Yargılamak için size yaklaşacağım›› diyor, ‹‹Büyücülere, zina edenlere, yalan yere ant içenlere, işçinin, dulun, öksüzün, yabancının hakkını çiğneyenlere -benden korkmayanlara- karşı hemen tanık olacağım.›› 
39O 003:006 ‹‹Ben RABbim, değişmem. Siz bunun için yok olmadınız, ey Yakup soyu! 
39O 003:007 Atalarınızın günlerinden bu yana kurallarımı çiğnediniz, onlara uymadınız. Bana dönün, ben de size dönerim›› diyor Her Şeye Egemen RAB. ‹‹Oysa siz, ‹Nasıl döneriz?› diye soruyorsunuz. 
39O 003:008 ‹‹İnsan Tanrıdan çalar mı? Oysa siz benden çalıyorsunuz. ‹‹ ‹Senden nasıl çalıyoruz?› diye soruyorsunuz. ‹‹Ondalıkları, sunuları çalıyorsunuz. 
39O 003:009 Siz lanete uğradınız. Çünkü bütün ulus benden çalıyorsunuz. 
39O 003:010 Tapınağımda yiyecek bulunması için bütün ondalıklarınızı ambara getirin. Beni bununla sınayın›› diyor Her Şeye Egemen RAB. ‹‹Göreceksiniz ki, göklerin kapaklarını size açacağım, üzerinize dolup taşan bereket yağdıracağım. 
39O 003:011 Çekirgelerin ekinlerinizi yemesini engelleyeceğim. Tarlada asmanız ürünsüz kalmayacak›› diyor Her Şeye Egemen RAB. 
39O 003:012 ‹‹Bütün uluslar ne mutlu size diyecekler. Çünkü ülkeniz özlenen bir yer olacak.›› Böyle diyor Her Şeye Egemen RAB. 
39O 003:013 ‹‹Bana karşı sert sözler söylediniz›› diyor RAB. ‹‹Oysa siz, ‹Sana karşı ne söyledik?› diye soruyorsunuz. 
39O 003:014 ‹‹Şunu dediniz: ‹Tanrıya kulluk etmek yararsızdır. Her Şeye Egemen RABbin isteklerini yerine getirmek, Onun önünde yas tutar gibi davranmak bize ne kazanç sağlıyor? 
39O 003:015 Şimdi kendini beğenmişlere mutlu diyoruz. Kötülük edenler başarılı oluyor, Tanrıyı deneyenler cezadan kurtuluyor.› ›› 
39O 003:016 Bunun üzerine RABden korkanlar birbirleriyle konuştular. RAB dediklerine kulak verip duydu. RABden korkup adını sayanlar için Onun önünde bir anma kitabı yazıldı. 
39O 003:017 Her Şeye Egemen RAB, ‹‹Öz halkımı ortaya çıkardığım gün, benim olacaklar›› diyor, ‹‹Bir baba kendisine hizmet eden oğlunu nasıl esirgerse ben de onları öyle esirgeyeceğim. 
39O 003:018 O zaman siz doğru kişiyle kötü kişi, Tanrı'ya kulluk edenle etmeyen arasındaki ayrımı yine göreceksiniz.›› 
40N 001:001 -2 227250 İbrahim oğlu, Davut oğlu İsa Mesihin soy kaydı şöyledir:  İbrahim İshakın babasıydı,  İshak Yakupun babasıydı,  Yakup Yahuda ve kardeşlerinin babasıydı, 
40N 001:003 Yahuda, Tamardan doğan Peresle Zerahın babasıydı,  Peres Hesronun babasıydı,  Hesron Ramın babasıydı, 
40N 001:004 Ram Amminadavın babasıydı,  Amminadav Nahşonun babasıydı,  Nahşon Salmonun babasıydı, 
40N 001:005 Salmon, Rahavdan doğan Boazın babasıydı,  Boaz, Ruttan doğan Ovetin babasıydı,  Ovet İşayın babasıydı, 
40N 001:006 İşay Kral Davutun babasıydı,  Davut, Uriyanın karısından doğan Süleymanın babasıydı, 
40N 001:007 Süleyman Rehavamın babasıydı,  Rehavam Aviyanın babasıydı,  Aviya Asanın babasıydı, 
40N 001:008 Asa Yehoşafatın babasıydı,  Yehoşafat Yoramın babasıydı,  Yoram Uzziyanın babasıydı, 
40N 001:009 Uzziya Yotamın babasıydı,  Yotam Ahazın babasıydı,  Ahaz Hizkiyanın babasıydı, 
40N 001:010 Hizkiya Manaşşenin babasıydı,  Manaşşe Amonun babasıydı,  Amon Yoşiyanın babasıydı, 
40N 001:011 Yoşiya, Babil sürgünü sırasında doğan Yehoyakinle kardeşlerinin babasıydı, 
40N 001:012 Yehoyakin, Babil sürgününden sonra doğan Şealtielin babasıydı,  Şealtiel Zerubbabilin babasıydı, 
40N 001:013 Zerubbabil Avihutun babasıydı,  Avihut Elyakimin babasıydı,  Elyakim Azorun babasıydı, 
40N 001:014 Azor Sadokun babasıydı,  Sadok Ahimin babasıydı,  Ahim Elihutun babasıydı, 
40N 001:015 Elihut Elazarın babasıydı,  Elazar Mattanın babasıydı,  Mattan Yakupun babasıydı, 
40N 001:016 Yakup Meryemin kocası Yusufun babasıydı.  Meryemden Mesih diye tanınan İsa doğdu. 
40N 001:017 Buna göre, İbrahimden Davuta kadar toplam on dört kuşak, Davuttan Babil sürgününe kadar on dört kuşak, Babil sürgününden Mesihe kadar on dört kuşak vardır. 
40N 001:018 İsa Mesihin doğumu şöyle oldu: Annesi Meryem, Yusufla nişanlıydı. Ama birlikte olmalarından önce Meryemin Kutsal Ruhtan gebe olduğu anlaşıldı. 
40N 001:019 Nişanlısı Yusuf, doğru bir adam olduğu ve onu herkesin önünde utandırmak istemediği için ondan sessizce ayrılmak niyetindeydi. 
40N 001:020 Ama böyle düşünmesi üzerine Rabbin bir meleği rüyada ona görünerek şöyle dedi: ‹‹Davut oğlu Yusuf, Meryemi kendine eş olarak almaktan korkma. Çünkü onun rahminde oluşan, Kutsal Ruhtandır. 
40N 001:021 Meryem bir oğul doğuracak. Adını İsa koyacaksın. Çünkü halkını günahlarından O kurtaracak.›› 
40N 001:022 Bütün bunlar, Rabbin peygamber aracılığıyla bildirdiği şu söz yerine gelsin diye oldu: 
40N 001:023 ‹‹İşte, kız gebe kalıp bir oğul doğuracak; adını İmmanuel koyacaklar.›› İmmanuel, Tanrı bizimle demektir. 
40N 001:024 Yusuf uyanınca Rabbin meleğinin buyruğuna uydu ve Meryemi eş olarak yanına aldı. 
40N 001:025 Ama oğlunu doğuruncaya dek Yusuf ona dokunmadı. Doğan çocuğun adını İsa koydu. 
40N 002:001 -2 227490 İsanın Kral Hirodes devrinde Yahudiyenin Beytlehem Kentinde doğmasından sonra bazı yıldızbilimciler doğudan Yeruşalime gelip şöyle dediler: ‹‹Yahudilerin Kralı olarak doğan çocuk nerede? Doğuda Onun yıldızını gördük ve Ona tapınmaya geldik.›› 
40N 002:003 Kral Hirodes bunu duyunca kendisi de bütün Yeruşalim halkı da tedirgin oldu. 
40N 002:004 Bütün başkâhinleri ve halkın din bilginlerini toplayarak onlara Mesihin nerede doğacağını sordu. 
40N 002:005 ‹‹Yahudiyenin Beytlehem Kentinde›› dediler. ‹‹Çünkü peygamber aracılığıyla şöyle yazılmıştır: 
40N 002:006 ‹Ey sen, Yahudadaki Beytlehem,  Yahuda önderleri arasında hiç de en önemsizi değilsin!  Çünkü halkım İsraili güdecek önder  Senden çıkacak.› ›› 
40N 002:007 Bunun üzerine Hirodes yıldızbilimcileri gizlice çağırıp onlardan yıldızın göründüğü anı tam olarak öğrendi. 
40N 002:008 ‹‹Gidin, çocuğu dikkatle arayın, bulunca bana haber verin, ben de gelip Ona tapınayım›› diyerek onları Beytleheme gönderdi. 
40N 002:009 Yıldızbilimciler, kralı dinledikten sonra yola çıktılar. Doğuda görmüş oldukları yıldız onlara yol gösteriyordu, çocuğun bulunduğu yerin üzerine varınca durdu. 
40N 002:010 Yıldızı gördüklerinde olağanüstü bir sevinç duydular. 
40N 002:011 Eve girip çocuğu annesi Meryemle birlikte görünce yere kapanarak Ona tapındılar. Hazinelerini açıp Ona armağan olarak altın, günnük ve mür sundular. 
40N 002:012 Sonra gördükleri bir düşte Hirodesin yanına dönmemeleri için uyarılınca ülkelerine başka yoldan döndüler. 
40N 002:013 Yıldızbilimciler gittikten sonra Rabbin bir meleği Yusufa rüyada görünerek, ‹‹Kalk!›› dedi, ‹‹Çocukla annesini al, Mısıra kaç. Ben sana haber verinceye dek orada kal. Çünkü Hirodes öldürmek için çocuğu aratacak.›› 
40N 002:014 Böylece Yusuf kalktı, aynı gece çocukla annesini alıp Mısıra doğru yola çıktı. 
40N 002:015 Hirodesin ölümüne dek orada kaldı. Bu, Rabbin peygamber aracılığıyla bildirdiği şu söz yerine gelsin diye oldu: ‹‹Oğlumu Mısırdan çağırdım.›› 
40N 002:016 Hirodes, yıldızbilimciler tarafından aldatıldığını anlayınca çok öfkelendi. Onlardan öğrendiği vakti göz önüne alarak Beytlehem ve bütün yöresinde bulunan iki ve iki yaşından küçük erkek çocukların hepsini öldürttü. 
40N 002:017 Böylelikle Peygamber Yeremya aracılığıyla bildirilen şu söz yerine gelmiş oldu: 
40N 002:018 ‹‹Ramada bir ses duyuldu,  Ağlayış ve acı feryat sesleri!  Çocukları için ağlayan Rahel  Avutulmak istemiyor.  Çünkü onlar yok artık!›› 
40N 002:019 -20 227660 Hirodes öldükten sonra, Rabbin bir meleği Mısırda Yusufa rüyada görünerek, ‹‹Kalk!›› dedi, ‹‹Çocukla annesini al, İsraile dön. Çünkü çocuğun canına kıymak isteyenler öldü.›› 
40N 002:021 Bunun üzerine Yusuf kalktı, çocukla annesini alıp İsraile döndü. 
40N 002:022 Ama Yahudiyede Hirodesin yerine oğlu Arhelasın kral olduğunu duyunca oraya gitmekten korktu. Rüyada uyarılınca Celile bölgesine gitti. 
40N 002:023 Oraya varınca Nasıra denen kente yerleşti. Bu, peygamberler aracılığıyla bildirilen, ‹‹O'na Nasıralı denecektir›› sözü yerine gelsin diye oldu. 
40N 003:001 -2 227700 O günlerde Vaftizci Yahya Yahudiye Çölünde ortaya çıktı. Şu çağrıyı yapıyordu: ‹‹Tövbe edin! Göklerin Egemenliği yaklaşmıştır.›› 
40N 003:003 Nitekim Peygamber Yeşaya aracılığıyla sözü edilen kişi Yahyadır. Yeşaya şöyle demişti:  ‹‹Çölde haykıran,  ‹Rabbin yolunu hazırlayın,  Geçeceği patikaları düzleyin› diye sesleniyor.›› 
40N 003:004 Yahyanın deve tüyünden giysisi, belinde deri kuşağı vardı. Yediği, çekirge ve yaban balıydı. 
40N 003:005 -6 227730 Yeruşalim, bütün Yahudiye ve Şeria yöresinin halkı ona geliyor, günahlarını itiraf ediyor, onun tarafından Şeria Irmağında vaftiz ediliyordu. 
40N 003:007 Ne var ki, birçok Ferisiyle Sadukinin vaftiz olmak için kendisine geldiğini gören Yahya onlara şöyle seslendi: ‹‹Ey engerekler soyu! Gelecek gazaptan kaçmak için sizi kim uyardı? 
40N 003:008 Bundan böyle tövbeye yaraşır meyveler verin. 
40N 003:009 Kendi kendinize, ‹Biz İbrahimin soyundanız› diye düşünmeyin. Ben size şunu söyleyeyim: Tanrı, İbrahime şu taşlardan da çocuk yaratabilir. 
40N 003:010 Balta ağaçların köküne dayanmış bile. İyi meyve vermeyen her ağaç kesilip ateşe atılır. 
40N 003:011 Gerçi ben sizi tövbe için suyla vaftiz ediyorum, ama benden sonra gelen benden daha güçlüdür. Ben Onun çarıklarını çıkarmaya bile layık değilim. O sizi Kutsal Ruhla ve ateşle vaftiz edecek. 
40N 003:012 Yabası elindedir. Harman yerini temizleyecek, buğdayını toplayıp ambara yığacak, samanı ise sönmeyen ateşte yakacak.›› 
40N 003:013 Bu sırada İsa, Yahya tarafından vaftiz edilmek üzere Celileden Şeria Irmağına, Yahyanın yanına geldi. 
40N 003:014 Ne var ki Yahya, ‹‹Benim senin tarafından vaftiz edilmem gerekirken sen mi bana geliyorsun?›› diyerek Ona engel olmak istedi. 
40N 003:015 İsa ona şu karşılığı verdi: ‹‹Şimdilik buna razı ol! Çünkü doğru olan her şeyi bu şekilde yerine getirmemiz gerekir.›› O zaman Yahya Onun dediğine razı oldu. 
40N 003:016 İsa vaftiz olur olmaz sudan çıktı. O anda gökler açıldı ve İsa, Tanrının Ruhunun güvercin gibi inip üzerine konduğunu gördü. 
40N 003:017 Göklerden gelen bir ses, ‹‹Sevgili Oğlum budur, O'ndan hoşnudum›› dedi. 
40N 004:001 Bundan sonra İsa, İblis tarafından denenmek üzere Ruh aracılığıyla çöle götürüldü. 
40N 004:002 İsa kırk gün kırk gece oruç tuttuktan sonra acıktı. 
40N 004:003 O zaman Ayartıcı yaklaşıp, ‹‹Tanrının Oğluysan, söyle şu taşlar ekmek olsun›› dedi. 
40N 004:004 İsa ona şu karşılığı verdi: ‹‹ ‹İnsan yalnız ekmekle yaşamaz, Tanrının ağzından çıkan her sözle yaşar› diye yazılmıştır.›› 
40N 004:005 -6 227890 Sonra İblis Onu kutsal kente götürdü. Tapınağın tepesine çıkarıp, ‹‹Tanrının Oğluysan, kendini aşağı at›› dedi, ‹‹Çünkü şöyle yazılmıştır:  ‹Tanrı, senin için meleklerine buyruk verecek.›  ‹Ayağın bir taşa çarpmasın diye  Seni elleri üzerinde taşıyacaklar.› ›› 
40N 004:007 İsa İblise şu karşılığı verdi: ‹‹ ‹Tanrın Rabbi denemeyeceksin› diye de yazılmıştır.›› 
40N 004:008 İblis bu kez İsayı çok yüksek bir dağa çıkardı. Ona bütün görkemiyle dünya ülkelerini göstererek, 
40N 004:009 ‹‹Yere kapanıp bana taparsan, bütün bunları sana vereceğim›› dedi. 
40N 004:010 İsa ona şöyle karşılık verdi: ‹‹Çekil git, Şeytan! ‹Tanrın Rabbe tapacak, yalnız Ona kulluk edeceksin› diye yazılmıştır.›› 
40N 004:011 Bunun üzerine İblis İsayı bırakıp gitti. Melekler gelip İsaya hizmet ettiler. 
40N 004:012 İsa, Yahyanın tutuklandığını duyunca Celileye döndü. 
40N 004:013 Nasıradan ayrılarak Zevulun ve Naftali yöresinde, Celile Gölü kıyısında bulunan Kefarnahuma yerleşti. 
40N 004:014 -15 227970 Bu, Peygamber Yeşaya aracılığıyla bildirilen şu söz yerine gelsin diye oldu:  ‹‹Zevulun ve Naftali bölgeleri,  Şeria Irmağının ötesinde, Deniz Yolunda,  Ulusların yaşadığı Celile! 
40N 004:016 Karanlıkta yaşayan halk,  Büyük bir ışık gördü.  Ölümün gölgelediği diyarda  Yaşayanlara ışık doğdu.›› 
40N 004:017 O günden sonra İsa şu çağrıda bulunmaya başladı: ‹‹Tövbe edin! Çünkü Göklerin Egemenliği yaklaştı.›› 
40N 004:018 İsa, Celile Gölünün kıyısında yürürken Petrus diye de anılan Simunla kardeşi Andreası gördü. Balıkçı olan bu iki kardeş göle ağ atıyorlardı. 
40N 004:019 Onlara, ‹‹Ardımdan gelin›› dedi, ‹‹Sizleri insan tutan balıkçılar yapacağım.›› 
40N 004:020 Onlar da hemen ağlarını bırakıp Onun ardından gittiler. 
40N 004:021 İsa daha ileri gidince başka iki kardeşi, Zebedinin oğulları Yakupla Yuhannayı gördü. Babaları Zebediyle birlikte teknede ağlarını onarıyorlardı. Onları da çağırdı. 
40N 004:022 Hemen tekneyi ve babalarını bırakıp İsanın ardından gittiler. 
40N 004:023 İsa, Celile bölgesinin her tarafını dolaştı. Buralardaki havralarda öğretiyor, göksel egemenliğin Müjdesini duyuruyor, halk arasında rastlanan her hastalığı, her illeti iyileştiriyordu. 
40N 004:024 Ünü bütün Suriyeye yayılmıştı. Türlü hastalıklara yakalanmış bütün hastaları, acı çekenleri, cinlileri, saralıları, felçlileri Ona getirdiler; hepsini iyileştirdi. 
40N 004:025 Celile, Dekapolis, Yeruşalim, Yahudiye ve Şeria Irmağı'nın karşı yakasından gelen büyük kalabalıklar O'nun ardından gidiyordu. 
40N 005:001 İsa kalabalıkları görünce dağa çıktı. Oturunca öğrencileri yanına geldi. 
40N 005:002 İsa konuşmaya başlayıp onlara şunları öğretti: 
40N 005:003 ‹‹Ne mutlu ruhta yoksul olanlara!  Çünkü Göklerin Egemenliği onlarındır. 
40N 005:004 Ne mutlu yaslı olanlara!  Çünkü onlar teselli edilecekler. 
40N 005:005 Ne mutlu yumuşak huylu olanlara!  Çünkü onlar yeryüzünü miras alacaklar. 
40N 005:006 Ne mutlu doğruluğa acıkıp susayanlara!  Çünkü onlar doyurulacaklar. 
40N 005:007 Ne mutlu merhametli olanlara!  Çünkü onlar merhamet bulacaklar. 
40N 005:008 Ne mutlu yüreği temiz olanlara!  Çünkü onlar Tanrıyı görecekler. 
40N 005:009 Ne mutlu barışı sağlayanlara!  Çünkü onlara Tanrı oğulları denecek. 
40N 005:010 Ne mutlu doğruluk uğruna zulüm görenlere!  Çünkü Göklerin Egemenliği onlarındır. 
40N 005:011 ‹‹Benim yüzümden insanlar size sövüp zulmettikleri, yalan yere size karşı her türlü kötü sözü söyledikleri zaman ne mutlu size! 
40N 005:012 Sevinin, sevinçle coşun! Çünkü göklerdeki ödülünüz büyüktür. Sizden önce yaşayan peygamberlere de böyle zulmettiler.›› 
40N 005:013 ‹‹Yeryüzünün tuzu sizsiniz. Ama tuz tadını yitirirse, bir daha ona nasıl tuz tadı verilebilir? Artık dışarı atılıp ayak altında çiğnenmekten başka işe yaramaz. 
40N 005:014 ‹‹Dünyanın ışığı sizsiniz. Tepeye kurulan kent gizlenemez. 
40N 005:015 Kimse kandil yakıp tahıl ölçeğinin altına koymaz. Tersine, kandilliğe koyar; evdekilerin hepsine ışık sağlar. 
40N 005:016 Sizin ışığınız insanların önünde öyle parlasın ki, iyi işlerinizi görerek göklerdeki Babanızı yüceltsinler!›› 
40N 005:017 ‹‹Kutsal Yasayı ya da peygamberlerin sözlerini geçersiz kılmak için geldiğimi sanmayın. Ben geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldim. 
40N 005:018 Size doğrusunu söyleyeyim, yer ve gök ortadan kalkmadan, her şey gerçekleşmeden, Kutsal Yasadan ufacık bir harf ya da bir nokta bile yok olmayacak. 
40N 005:019 Bu nedenle, bu buyrukların en küçüğünden birini kim çiğner ve başkalarına öyle öğretirse, Göklerin Egemenliğinde en küçük sayılacak. Ama bu buyrukları kim yerine getirir ve başkalarına öğretirse, Göklerin Egemenliğinde büyük sayılacak. 
40N 005:020 Size şunu söyleyeyim: Doğruluğunuz din bilginleriyle Ferisilerinkini aşmadıkça, Göklerin Egemenliğine asla giremezsiniz!›› 
40N 005:021 ‹‹Atalarımıza, ‹Adam öldürmeyeceksin. Öldüren yargılanacak› dendiğini duydunuz. 
40N 005:022 Ama ben size diyorum ki, kardeşine öfkelenen herkes yargılanacaktır. Kim kardeşine aşağılayıcı bir söz söylerse, Yüksek Kurulda yargılanacaktır. Kim kardeşine ahmak derse, cehennem ateşini hak edecektir. 
40N 005:023 -24 228300 Bu yüzden, sunakta adak sunarken kardeşinin sana karşı bir şikâyeti olduğunu anımsarsan, adağını orada, sunağın önünde bırak, git önce kardeşinle barış; sonra gelip adağını sun. 
40N 005:025 Senden davacı olanla daha yoldayken çabucak anlaş. Yoksa o seni yargıca, yargıç da gardiyana teslim edebilir; sonunda da hapse atılabilirsin. 
40N 005:026 Sana doğrusunu söyleyeyim, borcunun son kuruşunu ödemeden oradan asla çıkamazsın.›› 
40N 005:027 ‹‹ ‹Zina etmeyeceksin› dendiğini duydunuz. 
40N 005:028 Ama ben size diyorum ki, bir kadına şehvetle bakan her adam, yüreğinde o kadınla zina etmiş olur. 
40N 005:029 Eğer sağ gözün günah işlemene neden olursa, onu çıkar at. Çünkü vücudunun bir üyesinin yok olması, bütün vücudunun cehenneme atılmasından iyidir. 
40N 005:030 Eğer sağ elin günah işlemene neden olursa, onu kes at. Çünkü vücudunun bir üyesinin yok olması, bütün vücudunun cehenneme gitmesinden iyidir. 
40N 005:031 ‹‹ ‹Kim karısını boşarsa ona boşanma belgesi versin› denmiştir. 
40N 005:032 Ama ben size diyorum ki, karısını fuhuş dışında bir nedenle boşayan onu zinaya itmiş olur. Boşanmış bir kadınla evlenen de zina etmiş olur.›› 
40N 005:033 ‹‹Yine atalarımıza, ‹Yalan yere ant içmeyeceksin, ama Rabbin önünde içtiğin antları yerine getireceksin› dendiğini duydunuz. 
40N 005:034 -35 228400 Oysa ben size diyorum ki, hiç ant içmeyin: Ne gök üzerine, çünkü orası Tanrının tahtıdır; ne yer üzerine, çünkü orası Onun ayak taburesidir; ne de Yeruşalim üzerine, çünkü orası Büyük Kralın kentidir. 
40N 005:036 Başınızın üzerine de ant içmeyin. Çünkü saçınızın tek telini ak ya da kara edemezsiniz. 
40N 005:037 ‹Evet›iniz evet, ‹hayır›ınız hayır olsun. Bundan fazlası Şeytandandır.›› 
40N 005:038 ‹‹ ‹Göze göz, dişe diş› dendiğini duydunuz. 
40N 005:039 Ama ben size diyorum ki, kötüye karşı direnmeyin. Sağ yanağınıza bir tokat atana öbür yanağınızı da çevirin. 
40N 005:040 Size karşı davacı olup mintanınızı almak isteyene abanızı da verin. 
40N 005:041 Sizi bin adım yol yürümeye zorlayanla iki bin adım yürüyün. 
40N 005:042 Sizden bir şey dileyene verin, sizden ödünç isteyeni geri çevirmeyin.›› 
40N 005:043 ‹‹ ‹Komşunu seveceksin, düşmanından nefret edeceksin› dendiğini duydunuz. 
40N 005:044 Ama ben size diyorum ki, düşmanlarınızı sevin, size zulmedenler için dua edin. 
40N 005:045 Öyle ki, göklerdeki Babanızın oğulları olasınız. Çünkü O, güneşini hem kötülerin hem iyilerin üzerine doğdurur; yağmurunu hem doğruların hem eğrilerin üzerine yağdırır. 
40N 005:046 Eğer yalnız sizi sevenleri severseniz, ne ödülünüz olur? Vergi görevlileri de öyle yapmıyor mu? 
40N 005:047 Yalnız kardeşlerinize selam verirseniz, fazladan ne yapmış olursunuz? Putperestler de öyle yapmıyor mu? 
40N 005:048 Bu nedenle, göksel Babanız yetkin olduğu gibi, siz de yetkin olun.›› 
40N 006:001 ‹‹Doğruluğunuzu insanların gözü önünde gösteriş amacıyla sergilemekten kaçının. Yoksa göklerdeki Babanızdan ödül alamazsınız. 
40N 006:002 ‹‹Bu nedenle, birisine sadaka verirken bunu borazan çaldırarak ilan etmeyin. İkiyüzlüler, insanların övgüsünü kazanmak için havralarda ve sokaklarda böyle yaparlar. Size doğrusunu söyleyeyim, onlar ödüllerini almışlardır. 
40N 006:003 Siz sadaka verirken, sol eliniz sağ elinizin ne yaptığını bilmesin. 
40N 006:004 Öyle ki, verdiğiniz sadaka gizli kalsın. Gizlice yapılanı gören Babanız sizi ödüllendirecektir.›› 
40N 006:005 ‹‹Dua ettiğiniz zaman ikiyüzlüler gibi olmayın. Onlar, herkes kendilerini görsün diye havralarda ve caddelerin köşe başlarında dikilip dua etmekten zevk alırlar. Size doğrusunu söyleyeyim, onlar ödüllerini almışlardır. 
40N 006:006 Ama siz dua edeceğiniz zaman iç odanıza çekilip kapıyı örtün ve gizlide olan Babanıza dua edin. Gizlilik içinde yapılanı gören Babanız sizi ödüllendirecektir. 
40N 006:007 Dua ettiğinizde, putperestler gibi boş sözler tekrarlayıp durmayın. Onlar söz kalabalığıyla seslerini duyurabileceklerini sanırlar. 
40N 006:008 Siz onlara benzemeyin! Çünkü Babanız nelere gereksinmeniz olduğunu siz daha Ondan dilemeden önce bilir. 
40N 006:009 ‹‹Bunun için siz şöyle dua edin:  ‹Göklerdeki Babamız,  Adın kutsal kılınsın. 
40N 006:010 Egemenliğin gelsin.  Gökte olduğu gibi, yeryüzünde de  Senin istediğin olsun. 
40N 006:011 Bugün bize gündelik ekmeğimizi ver. 
40N 006:012 Bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi,  Sen de bizim suçlarımızı bağışla. 
40N 006:013 Ayartılmamıza izin verme.  Bizi kötü olandan kurtar.  Çünkü egemenlik, güç ve yücelik  Sonsuzlara dek senindir! Amin›. 
40N 006:014 ‹‹Başkalarının suçlarını bağışlarsanız, göksel Babanız da sizin suçlarınızı bağışlar. 
40N 006:015 Ama siz başkalarının suçlarını bağışlamazsanız, Babanız da sizin suçlarınızı bağışlamaz.›› 
40N 006:016 ‹‹Oruç tuttuğunuz zaman, ikiyüzlüler gibi surat asmayın. Onlar oruç tuttuklarını insanlara belli etmek için kendilerine perişan bir görünüm verirler. Size doğrusunu söyleyeyim, onlar ödüllerini almışlardır. 
40N 006:017 Siz oruç tuttuğunuz zaman, başınıza yağ sürüp yüzünüzü yıkayın. 
40N 006:018 Öyle ki, insanlara değil, gizlide olan Babanıza oruçlu görünesiniz. Gizlilik içinde yapılanı gören Babanız sizi ödüllendirecektir.›› 
40N 006:019 ‹‹Yeryüzünde kendinize hazineler biriktirmeyin. Burada güve ve pas onları yiyip bitirir, hırsızlar da girip çalarlar. 
40N 006:020 Bunun yerine kendinize gökte hazineler biriktirin. Orada ne güve ne pas onları yiyip bitirir, ne de hırsızlar girip çalar. 
40N 006:021 Hazineniz neredeyse, yüreğiniz de orada olacaktır. 
40N 006:022 ‹‹Bedenin ışığı gözdür. Gözünüz sağlamsa, bütün bedeniniz aydınlık olur. 
40N 006:023 Gözünüz bozuksa, bütün bedeniniz karanlık olur. Buna göre, içinizdeki ‹ışık› karanlıksa, ne korkunçtur o karanlık! 
40N 006:024 ‹‹Hiç kimse iki efendiye kulluk edemez. Ya birinden nefret edip öbürünü sever, ya da birine bağlanıp öbürünü hor görür. Siz hem Tanrıya, hem de paraya kulluk edemezsiniz.›› 
40N 006:025 ‹‹Bu nedenle size şunu söylüyorum: ‹Ne yiyip ne içeceğiz?› diye canınız için, ‹Ne giyeceğiz?› diye bedeniniz için kaygılanmayın. Can yiyecekten, beden de giyecekten daha önemli değil mi? 
40N 006:026 Gökte uçan kuşlara bakın! Ne eker, ne biçer, ne de ambarlarda yiyecek biriktirirler. Göksel Babanız yine de onları doyurur. Siz onlardan çok daha değerli değil misiniz? 
40N 006:027 Hangi biriniz kaygılanmakla ömrünü bir anlık uzatabilir? 
40N 006:028 Giyecek konusunda neden kaygılanıyorsunuz? Kır zambaklarının nasıl büyüdüğüne bakın! Ne çalışırlar, ne de iplik eğirirler. 
40N 006:029 Ama size şunu söyleyeyim, bütün görkemine karşın Süleyman bile bunlardan biri gibi giyinmiş değildi. 
40N 006:030 Bugün var olup yarın ocağa atılacak olan kır otunu böyle giydiren Tanrının sizi de giydireceği çok daha kesin değil mi, ey kıt imanlılar? 
40N 006:031 ‹‹Öyleyse, ‹Ne yiyeceğiz?› ‹Ne içeceğiz?› ya da ‹Ne giyeceğiz?› diyerek kaygılanmayın. 
40N 006:032 Uluslar hep bu şeylerin peşinden giderler. Oysa göksel Babanız bütün bunlara gereksinmeniz olduğunu bilir. 
40N 006:033 Siz öncelikle Onun egemenliğinin ve doğruluğunun ardından gidin, o zaman size bütün bunlar da verilecektir. 
40N 006:034 O halde yarın için kaygılanmayın. Yarının kaygısı yarının olsun. Her günün derdi kendine yeter.›› 
40N 007:001 ‹‹Başkasını yargılamayın ki, siz de yargılanmayasınız. 
40N 007:002 Çünkü nasıl yargılarsanız öyle yargılanacaksınız. Hangi ölçekle verirseniz, aynı ölçekle alacaksınız. 
40N 007:003 Sen neden kardeşinin gözündeki çöpü görürsün de kendi gözündeki merteği farketmezsin? 
40N 007:004 Kendi gözünde mertek varken kardeşine nasıl, ‹İzin ver, gözündeki çöpü çıkarayım› dersin? 
40N 007:005 Seni ikiyüzlü! Önce kendi gözündeki merteği çıkar, o zaman kardeşinin gözündeki çöpü çıkarmak için daha iyi görürsün. 
40N 007:006 ‹‹Kutsal olanı köpeklere vermeyin. İncilerinizi domuzların önüne atmayın. Yoksa bunları ayaklarıyla çiğnedikten sonra dönüp sizi parçalayabilirler.›› 
40N 007:007 ‹‹Dileyin, size verilecek; arayın, bulacaksınız; kapıyı çalın, size açılacaktır. 
40N 007:008 Çünkü her dileyen alır, arayan bulur, kapı çalana açılır. 
40N 007:009 Hanginiz kendisinden ekmek isteyen oğluna taş verir? 
40N 007:010 Ya da balık isterse yılan verir? 
40N 007:011 Sizler kötü yürekli olduğunuz halde çocuklarınıza güzel armağanlar vermeyi biliyorsanız, göklerdeki Babanızın, kendisinden dileyenlere güzel armağanlar vereceği çok daha kesin değil mi? 
40N 007:012 ‹‹İnsanların size nasıl davranmasını istiyorsanız, siz de onlara öyle davranın. Çünkü Kutsal Yasanın ve peygamberlerin söylediği budur.›› 
40N 007:013 ‹‹Dar kapıdan girin. Çünkü yıkıma götüren kapı geniş ve yol enlidir. Bu kapıdan girenler çoktur. 
40N 007:014 Oysa yaşama götüren kapı dar, yol da çetindir. Bu yolu bulanlar azdır.›› 
40N 007:015 ‹‹Sahte peygamberlerden sakının! Onlar size kuzu postuna bürünerek yaklaşırlar, ama özde yırtıcı kurtlardır. 
40N 007:016 Onları meyvelerinden tanıyacaksınız. Dikenli bitkilerden üzüm, devedikenlerinden incir toplanabilir mi? 
40N 007:017 Bunun gibi, her iyi ağaç iyi meyve verir, kötü ağaç ise kötü meyve verir. 
40N 007:018 İyi ağaç kötü meyve, kötü ağaç da iyi meyve veremez. 
40N 007:019 İyi meyve vermeyen her ağaç kesilip ateşe atılır. 
40N 007:020 Böylece sahte peygamberleri meyvelerinden tanıyacaksınız. 
40N 007:021 ‹‹Bana, ‹Ya Rab, ya Rab!› diye seslenen herkes Göklerin Egemenliğine girmeyecek. Ancak göklerdeki Babamın isteğini yerine getiren girecektir. 
40N 007:022 O gün birçokları bana diyecek ki, ‹Ya Rab, ya Rab! Biz senin adınla peygamberlik etmedik mi? Senin adınla cinler kovmadık mı? Senin adınla birçok mucize yapmadık mı?› 
40N 007:023 O zaman ben de onlara açıkça, ‹Sizi hiç tanımadım, uzak durun benden, ey kötülük yapanlar!› diyeceğim.›› 
40N 007:024 ‹‹İşte bu sözlerimi duyup uygulayan herkes, evini kaya üzerine kuran akıllı adama benzer. 
40N 007:025 Yağmur yağar, seller basar, yeller eser, eve saldırır; ama ev yıkılmaz. Çünkü kaya üzerine kurulmuştur. 
40N 007:026 Bu sözlerimi duyup da uygulamayan herkes, evini kum üzerine kuran budala adama benzer. 
40N 007:027 Yağmur yağar, seller basar, yeller eser, evi sarsar. Ev yıkılır; yıkılışı da korkunç olur.›› 
40N 007:028 İsa konuşmasını bitirince, halk Onun öğretişine şaşıp kaldı. 
40N 007:029 Çünkü onlara kendi din bilginleri gibi değil, yetkili biri gibi öğretiyordu. 
40N 008:001 İsa dağdan inince büyük bir kalabalık Onun ardından gitti. 
40N 008:002 Bu sırada cüzamlı bir adam yaklaşıp, ‹‹Ya Rab, istersen beni temiz kılabilirsin›› diyerek Onun ayaklarına kapandı. 
40N 008:003 İsa elini uzatıp adama dokundu, ‹‹İsterim, temiz ol!›› dedi. Adam anında cüzamdan temizlendi. 
40N 008:004 Sonra İsa adama, ‹‹Sakın kimseye bir şey söyleme!›› dedi. ‹‹Git, kâhine görün ve cüzamdan temizlendiğini herkese kanıtlamak için Musanın buyurduğu sunuyu sun.›› 
40N 008:005 -6 229210 İsa Kefarnahuma varınca bir yüzbaşı Ona gelip, ‹‹Ya Rab›› diye yalvardı, ‹‹Uşağım felç oldu, evde yatıyor; korkunç acı çekiyor.›› 
40N 008:007 İsa, ‹‹Gelip onu iyileştireceğim›› dedi. 
40N 008:008 Ama yüzbaşı, ‹‹Ya Rab, evime girmene layık değilim›› dedi, ‹‹Yeter ki bir söz söyle, uşağım iyileşir. 
40N 008:009 Ben de buyruk altında bir adamım, benim de buyruğumda askerlerim var. Birine, ‹Git› derim, gider; ötekine, ‹Gel› derim, gelir; köleme, ‹Şunu yap› derim, yapar.›› 
40N 008:010 İsa, duyduğu bu sözlere hayran kaldı. Ardından gelenlere, ‹‹Size doğrusunu söyleyeyim›› dedi, ‹‹Ben İsrailde böyle imanı olan birini görmedim. 
40N 008:011 Size şunu söyleyeyim, doğudan ve batıdan birçok insan gelecek, Göklerin Egemenliğinde İbrahimle, İshakla ve Yakupla birlikte sofraya oturacaklar. 
40N 008:012 Ama bu egemenliğin asıl mirasçıları dışarıdaki karanlığa atılacak. Orada ağlayış ve diş gıcırtısı olacak.›› 
40N 008:013 Sonra İsa yüzbaşıya, ‹‹Git, inandığın gibi olsun›› dedi. Ve uşak o anda iyileşti. 
40N 008:014 İsa Petrusun evine geldiğinde onun kaynanasının ateşler içinde yattığını gördü. 
40N 008:015 Eline dokununca kadının ateşi düştü. Kadın kalkıp İsaya hizmet etmeye başladı. 
40N 008:016 Akşam olunca birçok cinliyi kendisine getirdiler. İsa onlardaki kötü ruhları tek sözle kovdu, hastaların hepsini iyileştirdi. 
40N 008:017 Bu, Peygamber Yeşaya aracılığıyla bildirilen şu söz yerine gelsin diye oldu:  ‹‹Zayıflıklarımızı O kaldırdı,  Hastalıklarımızı O üstlendi.›› 
40N 008:018 İsa, çevresindeki kalabalığı görünce gölün karşı yakasına geçilmesini buyurdu. 
40N 008:019 O sırada din bilginlerinden biri Ona yaklaşıp, ‹‹Öğretmenim›› dedi, ‹‹Nereye gidersen, senin ardından geleceğim.›› 
40N 008:020 İsa ona, ‹‹Tilkilerin ini, kuşların yuvası var, ama İnsanoğlunun başını yaslayacak bir yeri yok›› dedi. 
40N 008:021 Başka bir öğrencisi İsaya, ‹‹Ya Rab, izin ver, önce gidip babamı gömeyim›› dedi. 
40N 008:022 İsa ona, ‹‹Ardımdan gel›› dedi. ‹‹Bırak ölüleri, kendi ölülerini kendileri gömsün.›› 
40N 008:023 İsa tekneye binince, ardından öğrencileri de bindi. 
40N 008:024 Gölde ansızın büyük bir fırtına koptu. Öyle ki, dalgalar teknenin üzerinden aşıyordu. İsa bu arada uyuyordu. 
40N 008:025 Öğrenciler gidip Onu uyandırarak, ‹‹Ya Rab, kurtar bizi, yoksa öleceğiz!›› dediler. 
40N 008:026 İsa, ‹‹Neden korkuyorsunuz, ey kıt imanlılar?›› dedi. Sonra kalkıp rüzgarı ve gölü azarladı. Ortalık sütliman oldu. 
40N 008:027 Hepsi hayret içinde kaldı. ‹‹Bu nasıl bir adam ki, rüzgar da göl de Onun sözünü dinliyor?›› dediler. 
40N 008:028 İsa gölün karşı yakasında Gadaralıların memleketine vardı. Orada Onu mezarlık mağaralardan çıkan iki cinli karşıladı. Bunlar öyle tehlikeliydi ki, kimse o yoldan geçemiyordu. 
40N 008:029 İsaya, ‹‹Ey Tanrının Oğlu, bizden ne istiyorsun?›› diye bağırdılar. ‹‹Buraya, vaktinden önce bize işkence etmek için mi geldin?›› 
40N 008:030 Onlardan uzakta otlayan büyük bir domuz sürüsü vardı. 
40N 008:031 Cinler İsaya, ‹‹Bizi kovacaksan, şu domuz sürüsüne gönder›› diye yalvardılar. 
40N 008:032 İsa onlara, ‹‹Gidin!›› dedi. Cinler de adamlardan çıkıp domuzların içine girdiler. O anda bütün sürü dik yamaçtan aşağı koşuşarak göle atlayıp boğuldu. 
40N 008:033 Domuzları güdenler kaçıp kente gittiler. Cinli adamlarla ilgili haberler dahil, olup bitenlerin hepsini anlattılar. 
40N 008:034 Bunun üzerine bütün kent halkı İsa'yı karşılamaya çıktı. O'nu görünce bölgelerinden ayrılması için yalvardılar. 
40N 009:001 İsa tekneye binip karşı kıyıya geçti ve kendi kentine gitti. 
40N 009:002 Kendisine, yatak üzerinde felçli bir adam getirdiler. İsa onların imanını görünce felçliye, ‹‹Cesur ol, oğlum, günahların bağışlandı›› dedi. 
40N 009:003 Bunun üzerine bazı din bilginleri içlerinden, ‹‹Bu adam Tanrıya küfrediyor!›› dediler. 
40N 009:004 Onların ne düşündüklerini bilen İsa dedi ki, ‹‹Yüreğinizde neden kötü düşüncelere yer veriyorsunuz? 
40N 009:005 Hangisi daha kolay? ‹Günahların bağışlandı› demek mi, yoksa ‹Kalk, yürü› demek mi? 
40N 009:006 Ne var ki, İnsanoğlunun yeryüzünde günahları bağışlama yetkisine sahip olduğunu bilesiniz diye...›› Sonra felçliye, ‹‹Kalk, yatağını topla, evine git!›› dedi. 
40N 009:007 Adam da kalkıp evine gitti. 
40N 009:008 Halk bunu görünce korkuya kapıldı. İnsana böyle bir yetki veren Tanrıyı yücelttiler. 
40N 009:009 İsa oradan geçerken, vergi toplama yerinde oturan birini gördü. Matta adındaki bu adama, ‹‹Ardımdan gel›› dedi. Adam da kalkıp İsanın ardından gitti. 
40N 009:010 Sonra İsa, Mattanın evinde sofrada otururken, birçok vergi görevlisiyle günahkâr gelip Onunla ve öğrencileriyle birlikte sofraya oturdu. 
40N 009:011 Bunu gören Ferisiler, İsanın öğrencilerine, ‹‹Sizin öğretmeniniz neden vergi görevlileri ve günahkârlarla birlikte yemek yiyor?›› diye sordular. 
40N 009:012 İsa bunu duyunca şöyle dedi: ‹‹Sağlamların değil, hastaların hekime ihtiyacı var. 
40N 009:013 Gidin de, ‹Ben kurban değil, merhamet isterim› sözünün anlamını öğrenin. Çünkü ben doğru kişileri değil, günahkârları çağırmaya geldim.›› 
40N 009:014 Bu arada Yahyanın öğrencileri gelip İsaya, ‹‹Neden biz ve Ferisiler oruç tutuyoruz da senin öğrencilerin tutmuyor?›› diye sordular. 
40N 009:015 İsa şöyle karşılık verdi: ‹‹Güvey aralarındayken, davetliler yas tutar mı? Ama güveyin aralarından alınacağı günler gelecek, o zaman oruç tutacaklar. 
40N 009:016 Hiç kimse eski giysiyi yeni kumaş parçasıyla yamamaz. Çünkü yeni kumaş çeker, giysiden kopar, yırtık daha beter olur. 
40N 009:017 Hiç kimse yeni şarabı eski tulumlara doldurmaz. Yoksa tulumlar patlar; hem şarap dökülür, hem de tulumlar mahvolur. Yeni şarap yeni tulumlara konur, böylece her ikisi de korunmuş olur.›› 
40N 009:018 İsa onlara bu sözleri söylerken bir havra yöneticisi gelip Onun önünde yere kapanarak, ‹‹Kızım az önce öldü. Ama sen gelip elini onun üzerine koyarsan, dirilecek›› dedi. 
40N 009:019 İsa kalkıp öğrencileriyle birlikte adamın ardından gitti. 
40N 009:020 Tam o sırada, on iki yıldır kanaması olan bir kadın İsanın arkasından yetişip giysisinin eteğine dokundu. 
40N 009:021 İçinden, ‹‹Giysisine bir dokunsam kurtulurum›› diyordu. 
40N 009:022 İsa arkasına dönüp onu görünce, ‹‹Cesur ol, kızım! İmanın seni kurtardı›› dedi. Ve kadın o anda iyileşti. 
40N 009:023 -24 229720 İsa, yöneticinin evine varıp kaval çalanlarla gürültülü kalabalığı görünce, ‹‹Çekilin!›› dedi. ‹‹Kız ölmedi, uyuyor.›› Onlar ise kendisiyle alay ettiler. 
40N 009:025 Kalabalık dışarı çıkarılınca İsa içeri girip kızın elini tuttu, kız ayağa kalktı. 
40N 009:026 Bu haber bütün bölgeye yayıldı. 
40N 009:027 İsa oradan ayrılırken iki kör, ‹‹Ey Davut Oğlu, halimize acı!›› diye feryat ederek Onun ardından gittiler. 
40N 009:028 İsa eve girince körler yanına geldi. Onlara, ‹‹İstediğinizi yapabileceğime inanıyor musunuz?›› diye sordu. Körler, ‹‹İnanıyoruz, ya Rab!›› dediler. 
40N 009:029 Bunun üzerine İsa körlerin gözlerine dokunarak, ‹‹İmanınıza göre olsun›› dedi. 
40N 009:030 Ve adamların gözleri açıldı. İsa, ‹‹Sakın kimse bunu bilmesin›› diyerek onları sıkı sıkı uyardı. 
40N 009:031 Onlar ise çıkıp İsayla ilgili haberi bütün bölgeye yaydılar. 
40N 009:032 Adamlar çıkarken İsaya dilsiz bir cinli getirdiler. 
40N 009:033 Cin kovulunca adamın dili çözüldü. Halk hayret içinde, ‹‹İsrailde böylesi hiç görülmemiştir›› diyordu. 
40N 009:034 Ferisiler ise, ‹‹Cinleri, cinlerin önderinin gücüyle kovuyor›› diyorlardı. 
40N 009:035 İsa bütün kent ve köyleri dolaşarak havralarda öğretiyor, göksel egemenliğin Müjdesini duyuruyor, her hastalığı, her illeti iyileştiriyordu. 
40N 009:036 Kalabalıkları görünce onlara acıdı. Çünkü çobansız koyunlar gibi şaşkın ve perişandılar. 
40N 009:037 O zaman İsa öğrencilerine, ‹‹Ürün bol, ama işçi az›› dedi, 
40N 009:038 ‹‹Bu nedenle ürünün sahibi Rab'be yalvarın, ürününü kaldıracak işçiler göndersin.›› 
40N 010:001 İsa on iki öğrencisini yanına çağırıp onlara kötü ruhlar üzerinde yetki verdi. Böylece kötü ruhları kovacak, her hastalığı, her illeti iyileştireceklerdi. 
40N 010:002 -4 229880 Bu on iki elçinin adları şöyle: Birincisi Petrus adıyla bilinen Simun, onun kardeşi Andreas, Zebedinin oğulları Yakup ve Yuhanna, Filipus ve Bartalmay, Tomas ve vergi görevlisi Matta, Alfay oğlu Yakup ve Taday, Yurtsever Simun ve İsaya ihanet eden Yahuda İskariot. 
40N 010:005 İsa Onikileri şu buyrukla halkın arasına gönderdi: ‹‹Öteki ulusların arasına girmeyin. Samiriyelilerin kentlerine de uğramayın. 
40N 010:006 Bunun yerine, İsrail halkının yitik koyunlarına gidin. 
40N 010:007 Gittiğiniz her yerde Göklerin Egemenliğinin yaklaştığını duyurun. 
40N 010:008 Hastaları iyileştirin, ölüleri diriltin, cüzamlıları temiz kılın, cinleri kovun. Karşılıksız aldınız, karşılıksız verin. 
40N 010:009 Kuşağınıza altın, gümüş, ya da bakır para koymayın. 
40N 010:010 Yolculuk için ne torba, ne yedek mintan, ne çarık, ne de değnek alın. Çünkü işçi yiyeceğini hak eder. 
40N 010:011 Hangi kent ya da köye girerseniz, orada saygıdeğer birini arayın ve ayrılıncaya dek onunla kalın. 
40N 010:012 Onun evine girerken, evdekilere esenlik dileyin. 
40N 010:013 Eğer evdekiler buna layıksa, dilediğiniz esenlik üzerlerinde kalsın; layık değillerse, size geri dönsün. 
40N 010:014 Sizi kabul etmez, sözlerinizi dinlemezlerse o evden ya da kentten ayrılırken, ayaklarınızın tozunu silkin. 
40N 010:015 Size doğrusunu söyleyeyim, yargı günü o kentin hali Sodomla Gomora bölgesinin halinden beter olacaktır.›› 
40N 010:016 ‹‹İşte, sizi koyunlar gibi kurtların arasına gönderiyorum. Yılan gibi zeki, güvercin gibi saf olun. 
40N 010:017 İnsanlardan sakının. Çünkü sizi mahkemelere verecek, havralarında kamçılayacaklar. 
40N 010:018 Benden ötürü valilerin, kralların önüne çıkarılacak, böylece onlara ve uluslara tanıklık edeceksiniz. 
40N 010:019 Sizleri mahkemeye verdiklerinde, neyi nasıl söyleyeceğinizi düşünerek kaygılanmayın. Ne söyleyeceğiniz o anda size bildirilecek. 
40N 010:020 Çünkü konuşan siz değil, aracılığınızla konuşan Babanızın Ruhu olacak. 
40N 010:021 ‹‹Kardeş kardeşi, baba çocuğunu ölüme teslim edecek. Çocuklar anne babaya başkaldırıp onları öldürtecek. 
40N 010:022 Benim adımdan ötürü herkes sizden nefret edecek. Ama sonuna kadar dayanan kurtulacaktır. 
40N 010:023 Bir kentte size zulmettikleri zaman ötekine kaçın. Size doğrusunu söyleyeyim, İnsanoğlu gelinceye dek İsrailin bütün kentlerini dolaşmış olmayacaksınız. 
40N 010:024 ‹‹Öğrenci öğretmeninden, köle efendisinden üstün değildir. 
40N 010:025 Öğrencinin öğretmeni gibi, kölenin de efendisi gibi olması yeterlidir. İnsanlar evin efendisine Baalzevul derlerse, ev halkına neler demezler!›› 
40N 010:026 ‹‹Bu yüzden onlardan korkmayın. Çünkü örtülü olup da açığa çıkarılmayacak, gizli olup da bilinmeyecek hiçbir şey yoktur. 
40N 010:027 Size karanlıkta söylediklerimi, siz gün ışığında söyleyin. Kulağınıza fısıldananı, damlardan duyurun. 
40N 010:028 Bedeni öldüren, ama canı öldüremeyenlerden korkmayın. Canı da bedeni de cehennemde mahvedebilen Tanrıdan korkun. 
40N 010:029 İki serçe bir meteliğe satılmıyor mu? Ama Babanızın izni olmadan bunlardan bir teki bile yere düşmez. 
40N 010:030 Size gelince, başınızdaki bütün saçlar bile sayılıdır. 
40N 010:031 Onun için korkmayın, siz birçok serçeden daha değerlisiniz. 
40N 010:032 ‹‹İnsanların önünde beni açıkça kabul eden herkesi, ben de göklerdeki Babamın önünde açıkça kabul edeceğim. 
40N 010:033 İnsanların önünde beni inkâr edeni, ben de göklerdeki Babamın önünde inkâr edeceğim.›› 
40N 010:034 ‹‹Yeryüzüne barış getirmeye geldiğimi sanmayın! Barış değil, kılıç getirmeye geldim. 
40N 010:035 Çünkü ben babayla oğulun, anneyle kızın, gelinle kaynananın arasına ayrılık sokmaya geldim. 
40N 010:036 ‹İnsanın düşmanı kendi ev halkı olacak.› 
40N 010:037 Annesini ya da babasını beni sevdiğinden çok seven bana layık değildir. Oğlunu ya da kızını beni sevdiğinden çok seven bana layık değildir. 
40N 010:038 Çarmıhını yüklenip ardımdan gelmeyen bana layık değildir. 
40N 010:039 Canını kurtaran onu yitirecek. Canını benim uğruma yitiren ise onu kurtaracaktır. 
40N 010:040 ‹‹Sizi kabul eden beni kabul etmiş olur. Beni kabul eden de beni göndereni kabul etmiş olur. 
40N 010:041 Bir peygamberi peygamber olduğu için kabul eden, peygambere yaraşan bir ödül alacaktır. Doğru birini doğru olduğu için kabul eden, doğru kişiye yaraşan bir ödül alacaktır. 
40N 010:042 Bu sıradan kişilerden birine, öğrencim olduğu için bir bardak soğuk su bile veren, size doğrusunu söyleyeyim, ödülsüz kalmayacaktır.›› 
40N 011:001 İsa, on iki öğrencisine bu buyrukları verdikten sonra onların kentlerinde öğretmek ve Tanrı sözünü duyurmak üzere oradan ayrıldı. 
40N 011:002 -3 230280 Tutukevinde bulunan Yahya, Mesihin yaptığı işleri duyunca, Ona gönderdiği öğrencileri aracılığıyla şunu sordu: ‹‹Gelecek Olan sen misin, yoksa başkasını mı bekleyelim?›› 
40N 011:004 İsa onlara şöyle karşılık verdi: ‹‹Gidin, işitip gördüklerinizi Yahyaya bildirin. 
40N 011:005 Körlerin gözleri açılıyor, kötürümler yürüyor, cüzamlılar temiz kılınıyor, sağırlar işitiyor, ölüler diriliyor ve Müjde yoksullara duyuruluyor. 
40N 011:006 Benden ötürü sendeleyip düşmeyene ne mutlu!›› 
40N 011:007 Yahyanın öğrencileri ayrılırken İsa halka Yahyadan söz etmeye başladı. ‹‹Çöle ne görmeye gittiniz?›› dedi. ‹‹Rüzgarda sallanan bir kamış mı? 
40N 011:008 Söyleyin, ne görmeye gittiniz? Pahalı giysiler giymiş bir adam mı? Oysa pahalı giysi giyenler, kral saraylarında bulunur. 
40N 011:009 Öyleyse ne görmeye gittiniz? Bir peygamber mi? Evet! Size şunu söyleyeyim, gördüğünüz kişi peygamberden de üstündür. 
40N 011:010 ‹İşte, habercimi senin önünden gönderiyorum;  O önden gidip senin yolunu hazırlayacak› 
40N 011:011 Size doğrusunu söyleyeyim, kadından doğanlar arasında Vaftizci Yahyadan daha üstün biri çıkmamıştır. Bununla birlikte, Göklerin Egemenliğinde en küçük olan ondan üstündür. 
40N 011:012 Vaftizci Yahyanın ortaya çıktığı günden bu yana Göklerin Egemenliği zorlanıyor, zorlu kişiler onu ele geçirmeye çalışıyor. 
40N 011:013 Yahyaya dek bütün peygamberlerle Kutsal Yasa, olacakları önceden bildirdiler. 
40N 011:014 Eğer bunu kabul etmek isterseniz, gelecek olan İlyas odur. 
40N 011:015 Kulağı olan, işitsin! 
40N 011:016 -17 230410 ‹‹Bu kuşağın insanlarını neye benzeteyim? Çarşı meydanlarında oturup arkadaşlarına,  ‹Size kaval çaldık, oynamadınız;  Ağıt yaktık, dövünmediniz› 
40N 011:018 Yahya geldiği zaman oruç tutup içkiden kaçındı, ona ‹cinli› diyorlar. 
40N 011:019 İnsanoğlu geldiği zaman yiyip içti. Bu kez de diyorlar ki, ‹Şu obur ve ayyaş adama bakın! Vergi görevlileri ve günahkârlarla dost oldu!› Ne var ki bilgelik, ortaya koyduğu işlerle doğrulanır.›› 
40N 011:020 -21 230440 Sonra İsa, mucizelerinin çoğunu yapmış olduğu kentleri, tövbe etmedikleri için şöyle azarlamaya başladı: ‹‹Vay haline, ey Horazin! Vay haline, ey Beytsayda! Sizlerde yapılan mucizeler Sur ve Saydada yapılmış olsaydı, çoktan çul kuşanıp kül içinde oturarak tövbe etmiş olurlardı. 
40N 011:022 Size şunu söyleyeyim, yargı günü sizin haliniz Sur ve Saydanın halinden beter olacaktır! 
40N 011:023 Ya sen, ey Kefarnahum, göğe mi çıkarılacaksın? Hayır, ölüler diyarına indirileceksin! Çünkü sende yapılan mucizeler Sodomda yapılmış olsaydı, bugüne dek ayakta kalırdı. 
40N 011:024 Sana şunu söyleyeyim, yargı günü senin halin Sodom bölgesinin halinden beter olacaktır!›› 
40N 011:025 İsa bundan sonra şöyle dedi: ‹‹Baba, yerin ve göğün Rabbi! Bu gerçekleri bilge ve akıllı kişilerden gizleyip küçük çocuklara açtığın için sana şükrederim. 
40N 011:026 Evet Baba, senin isteğin buydu. 
40N 011:027 ‹‹Babam her şeyi bana teslim etti. Oğulu, Babadan başka kimse tanımaz. Babayı da Oğuldan ve Oğulun Onu tanıtmak istediği kişilerden başkası tanımaz. 
40N 011:028 ‹‹Ey bütün yorgunlar ve yükü ağır olanlar! Bana gelin, ben size rahat veririm. 
40N 011:029 Boyunduruğumu yüklenin, benden öğrenin. Çünkü ben yumuşak huylu, alçakgönüllüyüm. Böylece canlarınız rahata kavuşur. 
40N 011:030 Boyunduruğumu taşımak kolay, yüküm hafiftir.›› 
40N 012:001 O sıralarda, bir Şabat Günü İsa ekinler arasından geçiyordu. Öğrencileri acıkınca başakları koparıp yemeye başladılar. 
40N 012:002 Bunu gören Ferisiler İsaya, ‹‹Bak, öğrencilerin Şabat Günü yasak olanı yapıyor›› dediler. 
40N 012:003 İsa onlara, ‹‹Davutla yanındakiler acıkınca Davutun ne yaptığını okumadınız mı?›› diye sordu. 
40N 012:004 ‹‹Tanrının evine girdi, kendisinin ve yanındakilerin yemesi yasak olan, ancak kâhinlerin yiyebileceği adak ekmeklerini yedi. 
40N 012:005 Ayrıca kâhinlerin her hafta tapınakta Şabat Günüyle ilgili buyruğu çiğnedikleri halde suçlu sayılmadıklarını Kutsal Yasada okumadınız mı? 
40N 012:006 Size şunu söyleyeyim, burada tapınaktan daha üstün bir şey var. 
40N 012:007 Eğer siz, ‹Ben kurban değil, merhamet isterim› sözünün anlamını bilseydiniz, suçsuzları yargılamazdınız. 
40N 012:008 Çünkü İnsanoğlu Şabat Gününün de Rabbidir.›› 
40N 012:009 İsa oradan ayrılıp onların havrasına gitti. 
40N 012:010 Orada eli sakat bir adam vardı. İsayı suçlamak amacıyla kendisine, ‹‹Şabat Günü bir hastayı iyileştirmek Kutsal Yasaya uygun mudur?›› diye sordular. 
40N 012:011 İsa onlara şu karşılığı verdi: ‹‹Hanginizin bir koyunu olur da Şabat Günü çukura düşerse onu tutup çıkarmaz? 
40N 012:012 İnsan koyundan çok daha değerlidir! Demek ki, Şabat Günü iyilik yapmak Yasaya uygundur.›› 
40N 012:013 Sonra adama, ‹‹Elini uzat›› dedi. Adam elini uzattı. Eli öteki gibi yine sapasağlam oluverdi. 
40N 012:014 Bunun üzerine Ferisiler dışarı çıktılar, İsayı yok etmek için anlaştılar. 
40N 012:015 İsa bunu bildiği için oradan ayrıldı. Birçok kişi ardından gitti. İsa hepsini iyileştirdi. 
40N 012:016 Kim olduğunu açıklamamaları için onları uyardı. 
40N 012:017 -18 230700 Bu, Peygamber Yeşaya aracılığıyla bildirilen şu söz yerine gelsin diye oldu:  ‹‹İşte Kulum, Onu ben seçtim.  Gönlümün hoşnut olduğu sevgili Kulum Odur.  Ruhumu Onun üzerine koyacağım,  O da adaleti uluslara bildirecek. 
40N 012:019 Çekişip bağırmayacak,  Sokaklarda kimse Onun sesini duymayacak. 
40N 012:020 Ezilmiş kamışı kırmayacak,  Tüten fitili söndürmeyecek,  Ve sonunda adaleti zafere ulaştıracak. 
40N 012:021 Uluslar da Onun adına umut bağlayacak.›› 
40N 012:022 Daha sonra İsaya kör ve dilsiz bir cinli getirdiler. İsa adamı iyileştirdi. Adam konuşmaya, görmeye başladı. 
40N 012:023 Bütün kalabalık şaşırıp kaldı. ‹‹Bu, Davutun Oğlu olabilir mi?›› diye soruyorlardı. 
40N 012:024 Ferisiler bunu duyunca, ‹‹Bu adam cinleri, ancak cinlerin önderi Baalzevulun gücüyle kovuyor›› dediler. 
40N 012:025 Onların ne düşündüğünü bilen İsa şöyle dedi: ‹‹Kendi içinde bölünen ülke yıkılır. Kendi içinde bölünen kent ya da ev ayakta kalamaz. 
40N 012:026 Eğer Şeytan Şeytanı kovarsa, kendi içinde bölünmüş demektir. Bu durumda onun egemenliği nasıl ayakta kalabilir? 
40N 012:027 Eğer ben cinleri Baalzevulun gücüyle kovuyorsam, sizin adamlarınız kimin gücüyle kovuyor? Bu durumda sizi kendi adamlarınız yargılayacak. 
40N 012:028 Ama ben cinleri Tanrının Ruhuyla kovuyorsam, Tanrının Egemenliği üzerinize gelmiş demektir. 
40N 012:029 ‹‹Bir kimse güçlü adamın evine girip malını nasıl çalabilir? Ancak onu bağladıktan sonra evini soyabilir. 
40N 012:030 ‹‹Benden yana olmayan bana karşıdır. Benimle birlikte toplamayan dağıtıyor demektir. 
40N 012:031 Bunun için size diyorum ki, insanların işlediği her günah, ettiği her küfür bağışlanacak; ama Ruha edilen küfür bağışlanmayacaktır. 
40N 012:032 İnsanoğluna karşı bir söz söyleyen, bağışlanacak; ama Kutsal Ruha karşı bir söz söyleyen, ne bu çağda, ne de gelecek çağda bağışlanacaktır. 
40N 012:033 ‹‹Ya ağacı iyi, meyvesini de iyi sayın; ya da ağacı kötü, meyvesini de kötü sayın. Çünkü her ağaç meyvesinden tanınır. 
40N 012:034 Sizi engerekler soyu! Kötü olan sizler nasıl iyi sözler söyleyebilirsiniz? Çünkü ağız yürekten taşanı söyler. 
40N 012:035 İyi insan içindeki iyilik hazinesinden iyilik, kötü insan içindeki kötülük hazinesinden kötülük çıkarır. 
40N 012:036 Size şunu söyleyeyim, insanlar söyledikleri her boş söz için yargı günü hesap verecekler. 
40N 012:037 Kendi sözlerinizle aklanacak, yine kendi sözlerinizle suçlu çıkarılacaksınız.›› 
40N 012:038 Bunun üzerine bazı din bilginleri ve Ferisiler, ‹‹Öğretmenimiz, senden doğaüstü bir belirti görmek istiyoruz›› dediler. 
40N 012:039 İsa onlara şu karşılığı verdi: ‹‹Kötü ve vefasız kuşak bir belirti istiyor! Ama ona Peygamber Yunusun belirtisinden başka bir belirti gösterilmeyecektir. 
40N 012:040 Yunus, nasıl üç gün üç gece o koca balığın karnında kaldıysa, İnsanoğlu da üç gün üç gece yerin bağrında kalacaktır. 
40N 012:041 Ninova halkı, yargı günü bu kuşakla birlikte kalkıp bu kuşağı yargılayacak. Çünkü Ninovalılar, Yunusun çağrısı üzerine tövbe ettiler. Bakın, Yunustan daha üstün olan buradadır. 
40N 012:042 Güney Kraliçesi, yargı günü bu kuşakla birlikte kalkıp bu kuşağı yargılayacak. Çünkü kraliçe, Süleymanın bilgece sözlerini dinlemek için dünyanın ta öbür ucundan gelmişti. Bakın, Süleymandan daha üstün olan buradadır. 
40N 012:043 ‹‹Kötü ruh insandan çıkınca kurak yerlerde dolanıp huzur arar, ama bulamaz. 
40N 012:044 O zaman, ‹Çıktığım eve, kendi evime döneyim› der. Eve gelince orayı bomboş, süpürülmüş, düzeltilmiş bulur. 
40N 012:045 Bunun üzerine gider, yanına kendisinden kötü yedi ruh daha alır ve eve girip yerleşirler. Böylece o kişinin son durumu ilkinden beter olur. Bu kötü kuşağın başına gelecek olan da budur.›› 
40N 012:046 İsa daha halka konuşurken, annesiyle kardeşleri geldi. Dışarıda durmuş, Onunla konuşmak istiyorlardı. 
40N 012:047 Birisi İsaya, ‹‹Bak, annenle kardeşlerin dışarıda duruyor, seninle görüşmek istiyorlar›› dedi. 
40N 012:048 İsa, kendisiyle konuşana, ‹‹Kimdir annem, kimdir kardeşlerim?›› karşılığını verdi. 
40N 012:049 Eliyle öğrencilerini göstererek, ‹‹İşte annem, işte kardeşlerim!›› dedi. 
40N 012:050 ‹‹Göklerdeki Babam'ın isteğini kim yerine getirirse, kardeşim, kızkardeşim ve annem odur.›› 
40N 013:001 Aynı gün İsa evden çıktı, gidip göl kıyısında oturdu. 
40N 013:002 Çevresinde büyük bir kalabalık toplandı. Bu yüzden İsa tekneye binip oturdu. Bütün kalabalık kıyıda duruyordu. 
40N 013:003 İsa onlara benzetmelerle birçok şey anlattı. ‹‹Bakın›› dedi, ‹‹Ekincinin biri tohum ekmeye çıktı. 
40N 013:004 Ektiği tohumlardan kimi yol kenarına düştü. Kuşlar gelip bunları yedi. 
40N 013:005 Kimi, toprağı az, kayalık yerlere düştü; toprak derin olmadığından hemen filizlendi. 
40N 013:006 Ne var ki, güneş doğunca kavruldular, kök salamadıkları için kuruyup gittiler. 
40N 013:007 Kimi, dikenler arasına düştü. Dikenler büyüdü, filizleri boğdu. 
40N 013:008 Kimi ise iyi toprağa düştü. Bazısı yüz, bazısı altmış, bazısı da otuz kat ürün verdi. 
40N 013:009 Kulağı olan işitsin!›› 
40N 013:010 Öğrencileri gelip İsaya, ‹‹Halka neden benzetmelerle konuşuyorsun?›› diye sordular. 
40N 013:011 İsa şöyle yanıtladı: ‹‹Göklerin Egemenliğinin sırlarını bilme ayrıcalığı size verildi, ama onlara verilmedi. 
40N 013:012 Çünkü kimde varsa, ona daha çok verilecek, bolluğa kavuşturulacak. Ama kimde yoksa, elindeki de alınacak. 
40N 013:013 Onlara benzetmelerle konuşmamın nedeni budur. Çünkü,  ‹Gördükleri halde görmezler,  Duydukları halde duymaz ve anlamazlar.› 
40N 013:014 ‹‹Böylece Yeşayanın peygamberlik sözü onlar için gerçekleşmiş oldu:  ‹Duyacak duyacak, ama hiç anlamayacaksınız,  Bakacak bakacak, ama hiç görmeyeceksiniz! 
40N 013:015 Çünkü bu halkın yüreği duygusuzlaştı,  Kulakları ağırlaştı.  Gözlerini kapadılar.  Öyle ki, gözleri görmesin,  Kulakları duymasın, yürekleri anlamasın  Ve bana dönmesinler.  Dönselerdi, onları iyileştirirdim.› 
40N 013:016 ‹‹Ama ne mutlu size ki, gözleriniz görüyor, kulaklarınız işitiyor! 
40N 013:017 Size doğrusunu söyleyeyim, nice peygamberler, nice doğru kişiler sizin gördüklerinizi görmek istediler, ama göremediler. Sizin işittiklerinizi işitmek istediler, ama işitemediler. 
40N 013:018 ‹‹Şimdi ekinciyle ilgili benzetmeyi siz dinleyin. 
40N 013:019 Kim göksel egemenlikle ilgili sözü işitir de anlamazsa, kötü olan gelir, onun yüreğine ekileni söker götürür. Yol kenarına ekilen tohum işte budur. 
40N 013:020 -21 231220 Kayalık yerlere ekilen ise işittiği sözü hemen sevinçle kabul eden, ama kök salamadığı için ancak bir süre dayanan kişidir. Böyle biri Tanrı sözünden ötürü sıkıntı ya da zulme uğrayınca hemen sendeleyip düşer. 
40N 013:022 Dikenler arasında ekilen de şudur: Sözü işitir, ama dünyasal kaygılar ve zenginliğin aldatıcılığı sözü boğar ve ürün vermesini engeller. 
40N 013:023 İyi toprağa ekilen tohum ise, sözü işitip anlayan birine benzer. Böylesi elbette ürün verir, kimi yüz, kimi altmış, kimi de otuz kat.›› 
40N 013:024 İsa onlara başka bir benzetme anlattı: ‹‹Göklerin Egemenliği, tarlasına iyi tohum eken adama benzer›› dedi. 
40N 013:025 ‹‹Herkes uyurken, adamın düşmanı geldi, buğdayın arasına delice ekip gitti. 
40N 013:026 Ekin gelişip başak salınca, deliceler de göründü. 
40N 013:027 ‹‹Mal sahibinin köleleri gelip ona şöyle dediler: ‹Efendimiz, sen tarlana iyi tohum ekmedin mi? Bu deliceler nereden çıktı?› 
40N 013:028 ‹‹Mal sahibi, ‹Bunu bir düşman yapmıştır› dedi. ‹‹ ‹Gidip deliceleri toplamamızı ister misin?› diye sordu köleler. 
40N 013:029 ‹‹ ‹Hayır› dedi adam. ‹Deliceleri toplarken belki buğdayı da sökersiniz. 
40N 013:030 Bırakın biçim vaktine dek birlikte büyüsünler. Biçim vakti orakçılara, önce deliceleri toplayın diyeceğim, yakmak için demet yapın. Buğdayı ise toplayıp ambarıma koyun.› ›› 
40N 013:031 İsa onlara bir benzetme daha anlattı: ‹‹Göklerin Egemenliği, bir adamın tarlasına ektiği hardal tanesine benzer›› dedi. 
40N 013:032 ‹‹Hardal tohumların en küçüğü olduğu halde, gelişince bahçe bitkilerinin boyunu aşar, ağaç olur. Böylece kuşlar gelip dallarında barınır.›› 
40N 013:033 İsa onlara başka bir benzetme anlattı: ‹‹Göklerin Egemenliği, bir kadının üç ölçek una karıştırdığı mayaya benzer. Sonunda bütün hamur kabarır.›› 
40N 013:034 İsa bütün bunları halka benzetmelerle anlattı. Benzetme kullanmadan onlara hiçbir şey anlatmazdı. 
40N 013:035 Bu, peygamber aracılığıyla bildirilen şu söz yerine gelsin diye oldu:  ‹‹Ağzımı benzetmeler anlatarak açacağım,  Dünyanın kuruluşundan beri  Gizli kalmış sırları dile getireceğim.›› 
40N 013:036 Bundan sonra İsa halktan ayrılıp eve gitti. Öğrencileri yanına gelip, ‹‹Tarladaki delicelerle ilgili benzetmeyi bize açıkla›› dediler. 
40N 013:037 İsa, ‹‹İyi tohumu eken, İnsanoğludur›› diye karşılık verdi. 
40N 013:038 ‹‹Tarla ise dünyadır. İyi tohum, göksel egemenliğin oğulları, deliceler de kötü olanın oğullarıdır. 
40N 013:039 Deliceleri eken düşman, İblistir. Biçim vakti, çağın sonu; orakçılar ise meleklerdir. 
40N 013:040 ‹‹Deliceler nasıl toplanıp yakılırsa, çağın sonunda da böyle olacaktır. 
40N 013:041 -42 231420 İnsanoğlu meleklerini gönderecek, onlar da insanları günaha düşüren her şeyi, kötülük yapan herkesi Onun egemenliğinden toplayıp kızgın fırına atacaklar. Orada ağlayış ve diş gıcırtısı olacaktır. 
40N 013:043 Doğru kişiler o zaman Babalarının egemenliğinde güneş gibi parlayacaklar. Kulağı olan işitsin!›› 
40N 013:044 ‹‹Göklerin Egemenliği, tarlada saklı bir defineye benzer. Onu bulan yeniden sakladı, sevinçle koşup gitti, varını yoğunu satıp tarlayı satın aldı. 
40N 013:045 ‹‹Yine Göklerin Egemenliği, güzel inciler arayan bir tüccara benzer. 
40N 013:046 Tüccar, çok değerli bir inci bulunca gitti, varını yoğunu satıp o inciyi satın aldı.›› 
40N 013:047 ‹‹Yine Göklerin Egemenliği, denize atılan ve her çeşit balığı toplayan ağa benzer. 
40N 013:048 Ağ dolunca onu kıyıya çekerler. Oturup işe yarayan balıkları kaplara koyar, yaramayanları atarlar. 
40N 013:049 -50 231490 Çağın sonunda da böyle olacak. Melekler gelecek, kötü kişileri doğruların arasından ayırıp kızgın fırına atacaklar. Orada ağlayış ve diş gıcırtısı olacaktır.›› 
40N 013:051 İsa, ‹‹Bütün bunları anladınız mı?›› diye sordu. ‹‹Evet›› karşılığını verdiler. 
40N 013:052 O da onlara, ‹‹İşte böylece Göklerin Egemenliği için eğitilmiş her din bilgini, hazinesinden hem yeni hem eski değerler çıkaran bir mal sahibine benzer›› dedi. 
40N 013:053 İsa bütün bu benzetmeleri anlattıktan sonra oradan ayrıldı. 
40N 013:054 Kendi memleketine gitti ve oradaki havrada halka öğretmeye başladı. Halk şaşıp kalmıştı. ‹‹Adamın bu bilgeliği ve mucizeler yaratan gücü nereden geliyor?›› diyorlardı. 
40N 013:055 ‹‹Marangozun oğlu değil mi bu? Annesinin adı Meryem değil mi? Yakup, Yusuf, Simun ve Yahuda Onun kardeşleri değil mi? 
40N 013:056 Kızkardeşlerinin hepsi aramızda yaşamıyor mu? O halde Onun bütün bu yaptıkları nereden geliyor?›› 
40N 013:057 Ve gücenip Onu reddettiler. Ama İsa onlara şöyle dedi: ‹‹Bir peygamber, kendi memleketinden ve evinden başka yerde hor görülmez.›› 
40N 013:058 İmansızlıkları yüzünden İsa orada pek fazla mucize yapmadı. 
40N 014:001 -2 231580 O günlerde İsayla ilgili haberleri duyan bölge kralı Hirodes, adamlarına, ‹‹Bu, Vaftizci Yahyadır›› dedi. ‹‹Ölümden dirildi. Olağanüstü güçlerin onda etkin olmasının nedeni budur.›› 
40N 014:003 Hirodes, kardeşi Filipusun karısı Hirodiya yüzünden Yahyayı tutuklatmış, bağlatıp zindana attırmıştı. 
40N 014:004 Çünkü Yahya Hirodese, ‹‹O kadınla evlenmen Kutsal Yasaya aykırıdır›› demişti. 
40N 014:005 Hirodes Yahyayı öldürtmek istemiş, ama halktan korkmuştu. Çünkü halk Yahyayı peygamber sayıyordu. 
40N 014:006 -7 231620 Hirodesin doğum günü şenliği sırasında Hirodiyanın kızı ortaya çıkıp dans etti. Bu, Hirodesin öyle hoşuna gitti ki, ant içerek kıza ne dilerse vereceğini söyledi. 
40N 014:008 Kız, annesinin kışkırtmasıyla, ‹‹Bana şimdi, bir tepsi üzerinde Vaftizci Yahyanın başını ver›› dedi. 
40N 014:009 Kral buna çok üzüldüyse de, konuklarının önünde içtiği anttan ötürü bu dileğin yerine getirilmesini buyurdu. 
40N 014:010 Adam gönderip zindanda Yahyanın başını kestirdi. 
40N 014:011 Kesik baş tepsiyle getirilip kıza verildi, kız da bunu annesine götürdü. 
40N 014:012 Yahyanın öğrencileri gelip cesedi aldılar ve gömdüler. Sonra gidip İsaya haber verdiler. 
40N 014:013 İsa bunu duyunca, tek başına tenha bir yere çekilmek üzere bir tekneyle oradan ayrıldı. Bunu öğrenen halk, kentlerden çıkıp Onu yaya olarak izledi. 
40N 014:014 İsa tekneden inince büyük bir kalabalıkla karşılaştı. Onlara acıdı ve hasta olanlarını iyileştirdi. 
40N 014:015 Akşama doğru öğrencileri yanına gelip, ‹‹Burası ıssız bir yer›› dediler, ‹‹Vakit de geç oldu. Halkı salıver de köylere gidip kendilerine yiyecek alsınlar.›› 
40N 014:016 İsa, ‹‹Gitmelerine gerek yok, onlara siz yiyecek verin›› dedi. 
40N 014:017 Öğrenciler, ‹‹Burada beş ekmekle iki balıktan başka bir şeyimiz yok ki›› dediler. 
40N 014:018 İsa, ‹‹Onları buraya, bana getirin›› dedi. 
40N 014:019 Halka çayıra oturmalarını buyurduktan sonra, beş ekmekle iki balığı aldı, gözlerini göğe kaldırarak şükretti; sonra ekmekleri bölüp öğrencilerine verdi, onlar da halka dağıttılar. 
40N 014:020 Herkes yiyip doydu. Artakalan parçalardan on iki sepet dolusu topladılar. 
40N 014:021 Yemek yiyenlerin sayısı, kadın ve çocuklar hariç, yaklaşık beş bin erkekti. 
40N 014:022 Bundan hemen sonra İsa öğrencilerine, tekneye binip kendisinden önce karşı yakaya geçmelerini buyurdu. Bu arada halkı evlerine gönderecekti. 
40N 014:023 Halkı gönderdikten sonra dua etmek için tek başına dağa çıktı. Akşam olurken orada yalnızdı. 
40N 014:024 O sırada tekne kıyıdan bir hayli uzakta dalgalarla boğuşuyordu. Çünkü rüzgar karşı yönden esiyordu. 
40N 014:025 Sabaha karşı İsa, gölün üstünde yürüyerek onlara yaklaştı. 
40N 014:026 Öğrenciler, Onun gölün üstünde yürüdüğünü görünce dehşete kapıldılar. ‹‹Bu bir hayalet!›› diyerek korkuyla bağrıştılar. 
40N 014:027 Ama İsa hemen onlara seslenerek, ‹‹Cesur olun, benim, korkmayın!›› dedi. 
40N 014:028 Petrus buna karşılık, ‹‹Ya Rab›› dedi, ‹‹Eğer sen isen, buyruk ver suyun üstünden yürüyerek sana geleyim.›› 
40N 014:029 İsa, ‹‹Gel!›› dedi. Petrus da tekneden indi, suyun üstünden yürüyerek İsaya yaklaştı. 
40N 014:030 Ama rüzgarın ne kadar güçlü estiğini görünce korktu, batmaya başladı. ‹‹Ya Rab, beni kurtar!›› diye bağırdı. 
40N 014:031 İsa hemen elini uzatıp onu tuttu. Ona, ‹‹Ey kıt imanlı, neden kuşku duydun?›› dedi. 
40N 014:032 Onlar tekneye bindikten sonra rüzgar dindi. 
40N 014:033 Teknedekiler, ‹‹Sen gerçekten Tanrının Oğlusun›› diyerek Ona tapındılar. 
40N 014:034 Gölü aşıp Ginnesarda karaya çıktılar. 
40N 014:035 Yöre halkı İsayı tanıyınca çevreye haber saldı. Bütün hastaları Ona getirdiler. 
40N 014:036 Giysisinin eteğine bir dokunsak diye yalvarıyorlardı. Dokunanların hepsi iyileşti. 
40N 015:001 -2 231920 Bu sırada Yeruşalimden bazı Ferisiler ve din bilginleri İsaya gelip, ‹‹Öğrencilerin neden atalarımızın töresini çiğniyor?›› diye sordular, ‹‹Yemekten önce ellerini yıkamıyorlar.›› 
40N 015:003 İsa onlara şu karşılığı verdi: ‹‹Ya siz, neden töreniz uğruna Tanrı buyruğunu çiğniyorsunuz? 
40N 015:004 Çünkü Tanrı şöyle buyurdu: ‹Annene babana saygı göstereceksin›; ‹Annesine ya da babasına söven kesinlikle öldürülecektir.› 
40N 015:005 -6 231950 Ama siz, ‹Her kim anne ya da babasına, benden alacağın bütün yardım Tanrıya adanmıştır derse, artık babasına saygı göstermek zorunda değildir› diyorsunuz. Böylelikle, töreniz uğruna Tanrının sözünü geçersiz kılmış oluyorsunuz. 
40N 015:007 -8 231960 Ey ikiyüzlüler! Yeşayanın sizinle ilgili şu peygamberlik sözü ne kadar yerindedir:  ‹Bu halk dudaklarıyla beni sayar,  Ama yürekleri benden uzak. 
40N 015:009 Bana boşuna taparlar.  Çünkü öğrettikleri, sadece insan buyruklarıdır.› ›› 
40N 015:010 İsa, halkı yanına çağırıp onlara, ‹‹Dinleyin ve şunu belleyin›› dedi. 
40N 015:011 ‹‹Ağızdan giren şey insanı kirletmez. İnsanı kirleten ağızdan çıkandır.›› 
40N 015:012 Bu sırada öğrencileri Ona gelip, ‹‹Biliyor musun?›› dediler, ‹‹Ferisiler bu sözü duyunca gücendiler.›› 
40N 015:013 İsa şu karşılığı verdi: ‹‹Göksel Babamın dikmediği her fidan kökünden sökülecektir. 
40N 015:014 Bırakın onları; onlar körlerin kör kılavuzlarıdır. Eğer kör köre kılavuzluk ederse, ikisi de çukura düşer.›› 
40N 015:015 Petrus, ‹‹Bu benzetmeyi bize açıkla›› dedi. 
40N 015:016 ‹‹Siz de mi hâlâ anlamıyorsunuz?›› diye sordu İsa. 
40N 015:017 ‹‹Ağza giren her şeyin mideye indiğini, oradan da helaya atıldığını bilmiyor musunuz? 
40N 015:018 Ne var ki ağızdan çıkan, yürekten kaynaklanır. İnsanı kirleten de budur. 
40N 015:019 Çünkü kötü düşünceler, cinayet, zina, fuhuş, hırsızlık, yalan yere tanıklık ve iftira hep yürekten kaynaklanır. 
40N 015:020 İnsanı kirleten bunlardır. Yıkanmamış ellerle yemek yemek insanı kirletmez.›› 
40N 015:021 İsa oradan ayrılıp Sur ve Sayda bölgesine geçti. 
40N 015:022 O yöreden Kenanlı bir kadın İsaya gelip, ‹‹Ya Rab, ey Davut Oğlu, halime acı! Kızım cine tutuldu, çok kötü durumda›› diye feryat etti. 
40N 015:023 İsa kadına hiçbir karşılık vermedi. Öğrencileri yaklaşıp, ‹‹Sal şunu, gitsin!›› diye rica ettiler. ‹‹Arkamızdan bağırıp duruyor.›› 
40N 015:024 İsa, ‹‹Ben yalnız İsrail halkının kaybolmuş koyunlarına gönderildim›› diye yanıtladı. 
40N 015:025 Kadın ise yaklaşıp, ‹‹Ya Rab, bana yardım et!›› diyerek Onun önünde yere kapandı. 
40N 015:026 İsa ona, ‹‹Çocukların ekmeğini alıp köpeklere atmak doğru değildir›› dedi. 
40N 015:027 Kadın, ‹‹Haklısın, ya Rab›› dedi. ‹‹Ama köpekler de efendilerinin sofrasından düşen kırıntıları yer.›› 
40N 015:028 O zaman İsa ona şu karşılığı verdi: ‹‹Ey kadın, imanın büyük! Dilediğin gibi olsun.›› Ve kadının kızı o saatte iyileşti. 
40N 015:029 İsa oradan ayrıldı, Celile Gölünün kıyısından geçerek dağa çıkıp oturdu. 
40N 015:030 Yanına büyük bir kalabalık geldi. Beraberlerinde kötürüm, kör, çolak, dilsiz ve daha birçok hasta getirdiler. Hastaları Onun ayaklarının dibine bıraktılar. O da onları iyileştirdi. 
40N 015:031 Halk, dilsizlerin konuştuğunu, çolakların iyileştiğini, körlerin gördüğünü, kötürümlerin yürüdüğünü görünce şaştı ve İsrailin Tanrısını yüceltti. 
40N 015:032 İsa öğrencilerini yanına çağırıp, ‹‹Halka acıyorum›› dedi. ‹‹Üç gündür yanımdalar, yiyecek hiçbir şeyleri yok. Onları aç aç evlerine göndermek istemiyorum, yolda bayılabilirler.›› 
40N 015:033 Öğrenciler kendisine, ‹‹Böyle ıssız bir yerde bu kadar kalabalığı doyuracak ekmeği nereden bulalım?›› dediler. 
40N 015:034 İsa, ‹‹Kaç ekmeğiniz var?›› diye sordu. ‹‹Yedi ekmekle birkaç küçük balığımız var›› dediler. 
40N 015:035 Bunun üzerine İsa, halka yere oturmalarını buyurdu. 
40N 015:036 Yedi ekmekle balıkları aldı, şükredip bunları böldü, öğrencilerine verdi. Onlar da halka dağıttılar. 
40N 015:037 Herkes yiyip doydu. Artakalan parçalardan yedi küfe dolusu topladılar. 
40N 015:038 Yemek yiyenlerin sayısı, kadın ve çocuklar hariç, dört bin erkekti. 
40N 015:039 İsa, halkı evlerine gönderdikten sonra tekneye binip Magadan bölgesine geçti. 
40N 016:001 Ferisilerle Sadukiler İsanın yanına geldiler. Onu denemek amacıyla kendilerine gökten bir belirti göstermesini istediler. 
40N 016:002 İsa onlara şu karşılığı verdi: ‹‹Akşam, ‹Gökyüzü kızıl olduğuna göre hava iyi olacak› dersiniz. 
40N 016:003 Sabah, ‹Bugün gök kızıl ve bulutlu, hava bozacak› dersiniz. Gökyüzünün görünümünü yorumlayabiliyorsunuz da, zamanın belirtilerini yorumlayamıyor musunuz? 
40N 016:004 Kötü ve vefasız kuşak bir belirti istiyor! Ama ona Yunusun belirtisinden başka bir belirti gösterilmeyecek.›› Sonra İsa onları bırakıp gitti. 
40N 016:005 Öğrenciler gölün karşı yakasına geçerken ekmek almayı unutmuşlardı. 
40N 016:006 İsa onlara, ‹‹Dikkatli olun, Ferisilerin ve Sadukilerin mayasından kaçının!›› dedi. 
40N 016:007 Onlar ise kendi aralarında tartışarak, ‹‹Ekmek almadığımız için böyle diyor›› dediler. 
40N 016:008 Bunun farkında olan İsa şöyle dedi: ‹‹Ey kıt imanlılar! Ekmeğiniz yok diye niçin tartışıyorsunuz? 
40N 016:009 -10 232360 Hâlâ anlamıyor musunuz? Beş ekmekle beş bin kişinin doyduğunu, kaç sepet dolusu yemek fazlası topladığınızı hatırlamıyor musunuz? Yedi ekmekle dört bin kişinin doyduğunu, kaç küfe dolusu yemek fazlası topladığınızı hatırlamıyor musunuz? 
40N 016:011 Ben size, ‹Ferisilerin ve Sadukilerin mayasından kaçının› derken, ekmekten söz etmediğimi nasıl olur da anlamazsınız?›› 
40N 016:012 Ekmek mayasından değil de, Ferisilerle Sadukilerin öğretisinden kaçının dediğini o zaman anladılar. 
40N 016:013 İsa, Filipus Sezariyesi bölgesine geldiğinde öğrencilerine şunu sordu: ‹‹Halk, İnsanoğlunun kim olduğunu söylüyor?›› 
40N 016:014 Öğrencileri şu karşılığı verdiler: ‹‹Kimi Vaftizci Yahya, kimi İlyas, kimi de Yeremya ya da peygamberlerden biridir diyor.›› 
40N 016:015 İsa onlara, ‹‹Siz ne dersiniz›› dedi, ‹‹Sizce ben kimim?›› 
40N 016:016 Simun Petrus, ‹‹Sen, yaşayan Tanrının Oğlu Mesihsin›› yanıtını verdi. 
40N 016:017 İsa ona, ‹‹Ne mutlu sana, Yunus oğlu Simun!›› dedi. ‹‹Bu sırrı sana açan insan değil, göklerdeki Babamdır. 
40N 016:018 Ben de sana şunu söyleyeyim, sen Petrussun ve ben kilisemi bu kayanın üzerine kuracağım. Ölüler diyarının kapıları ona karşı direnemeyecek. 
40N 016:019 Göklerin Egemenliğinin anahtarlarını sana vereceğim. Yeryüzünde bağlayacağın her şey göklerde de bağlanmış olacak; yeryüzünde çözeceğin her şey göklerde de çözülmüş olacak.›› 
40N 016:020 Bu sözlerden sonra İsa, kendisinin Mesih olduğunu kimseye söylememeleri için öğrencilerini uyardı. 
40N 016:021 Bundan sonra İsa, kendisinin Yeruşalime gitmesi, ileri gelenler, başkâhinler ve din bilginlerinin elinden çok acı çekmesi, öldürülmesi ve üçüncü gün dirilmesi gerektiğini öğrencilerine anlatmaya başladı. 
40N 016:022 Bunun üzerine Petrus Onu bir kenara çekip azarlamaya başladı. ‹‹Tanrı korusun, ya Rab! Senin başına asla böyle bir şey gelmeyecek!›› dedi. 
40N 016:023 Ama İsa Petrusa dönüp, ‹‹Çekil önümden, Şeytan!›› dedi, ‹‹Bana engel oluyorsun. Düşüncelerin Tanrıya değil, insana özgüdür.›› 
40N 016:024 Sonra İsa, öğrencilerine şunları söyledi: ‹‹Ardımdan gelmek isteyen kendini inkâr etsin, çarmıhını yüklenip beni izlesin. 
40N 016:025 Canını kurtarmak isteyen onu yitirecek, canını benim uğruma yitiren ise onu kurtaracaktır. 
40N 016:026 İnsan bütün dünyayı kazanıp da canından olursa, bunun kendisine ne yararı olur? İnsan kendi canına karşılık ne verebilir? 
40N 016:027 İnsanoğlu, Babasının görkemi içinde melekleriyle gelecek ve herkese, yaptığının karşılığını verecektir. 
40N 016:028 Size doğrusunu söyleyeyim, burada bulunanlar arasında, İnsanoğlu'nun kendi egemenliği içinde gelişini görmeden ölümü tatmayacak olanlar var.›› 
40N 017:001 Altı gün sonra İsa, yanına yalnız Petrus, Yakup ve Yakupun kardeşi Yuhannayı alarak yüksek bir dağa çıktı. 
40N 017:002 Onların gözü önünde İsanın görünümü değişti. Yüzü güneş gibi parladı, giysileri ışık gibi bembeyaz oldu. 
40N 017:003 O anda Musayla İlyas öğrencilere göründü. İsayla konuşuyorlardı. 
40N 017:004 Petrus İsaya, ‹‹Ya Rab›› dedi, ‹‹Burada bulunmamız ne iyi oldu! İstersen burada üç çardak kurayım: Biri sana, biri Musaya, biri de İlyasa.›› 
40N 017:005 Petrus daha konuşurken parlak bir bulut onlara gölge saldı. Buluttan gelen bir ses, ‹‹Sevgili Oğlum budur, Ondan hoşnudum. Onu dinleyin!›› dedi. 
40N 017:006 Öğrenciler bunu işitince, dehşet içinde yüzüstü yere kapandılar. 
40N 017:007 İsa gelip onlara dokundu, ‹‹Kalkın, korkmayın!›› dedi. 
40N 017:008 Başlarını kaldırınca İsadan başka kimseyi göremediler. 
40N 017:009 Dağdan inerlerken İsa onlara, ‹‹İnsanoğlu ölümden dirilmeden, gördüklerinizi kimseye söylemeyin›› diye buyurdu. 
40N 017:010 Öğrencileri Ona şunu sordular: ‹‹Peki, din bilginleri neden önce İlyasın gelmesi gerektiğini söylüyorlar?›› 
40N 017:011 İsa, ‹‹İlyas gerçekten gelecek ve her şeyi yeniden düzene koyacak›› diye yanıtladı. 
40N 017:012 ‹‹Size şunu söyleyeyim, İlyas zaten geldi, ama onu tanımadılar, ona yapmadıklarını bırakmadılar. Aynı şekilde İnsanoğlu da onların elinden acı çekecektir.›› 
40N 017:013 O zaman öğrenciler İsanın kendilerine Vaftizci Yahyadan söz ettiğini anladılar. 
40N 017:014 Kalabalığın yanına vardıklarında bir adam İsaya yaklaşıp önünde diz çöktü. 
40N 017:015 ‹‹Ya Rab›› dedi, ‹‹Oğlumun haline acı! Sarası var, çok acı çekiyor. Sık sık ateşe, suya düşüyor. 
40N 017:016 Onu senin öğrencilerine getirdim, ama iyileştiremediler.›› 
40N 017:017 İsa, ‹‹Ey imansız ve sapmış kuşak!›› dedi. ‹‹Sizinle daha ne kadar kalacağım? Size daha ne kadar katlanacağım? Çocuğu buraya, bana getirin.›› 
40N 017:018 İsa cini azarlayınca, cin çocuktan çıktı, çocuk o anda iyileşti. 
40N 017:019 Sonra öğrenciler tek başlarına İsaya gelip, ‹‹Biz cini neden kovamadık?›› diye sordular. 
40N 017:020 -21 232740 İsa, ‹‹İmanınız kıt olduğu için›› karşılığını verdi. ‹‹Size doğrusunu söyleyeyim, bir hardal tanesi kadar imanınız olsa şu dağa, ‹Buradan şuraya göç› derseniz, göçer; sizin için imkânsız bir şey olmayacaktır.›› 
40N 017:022 -23 232750 Celilede bir araya geldiklerinde İsa onlara, ‹‹İnsanoğlu, insanların eline teslim edilecek ve öldürülecek, ama üçüncü gün dirilecek›› dedi. Öğrenciler buna çok kederlendiler. 
40N 017:024 Kefarnahuma geldiklerinde, iki dirhemlik tapınak vergisini toplayanlar Petrusa gelip, ‹‹Öğretmeniniz tapınak vergisini ödemiyor mu?›› diye sordular. 
40N 017:025 Petrus, ‹‹Ödüyor›› dedi. Petrus eve gelince, daha kendisi bir şey söylemeden İsa ona, ‹‹Simun, ne dersin?›› dedi. ‹‹Dünya kralları gümrük ya da vergiyi kimlerden alır? Kendi oğullarından mı, yabancılardan mı?›› 
40N 017:026 Petrusun, ‹‹Yabancılardan›› demesi üzerine İsa, ‹‹O halde oğullar muaftır›› dedi. 
40N 017:027 ‹‹Ama vergi toplayanları gücendirmeyelim. Göle gidip oltanı at. Tuttuğun ilk balığı çıkar, onun ağzını aç, dört dirhemlik bir akçe bulacaksın. Parayı al, ikimizin vergisi olarak onlara ver.›› 
40N 018:001 Bu sırada öğrencileri İsaya yaklaşıp, ‹‹Göklerin Egemenliğinde en büyük kimdir?›› diye sordular. 
40N 018:002 -3 232810 İsa, yanına küçük bir çocuk çağırdı, onu orta yere dikip şöyle dedi: ‹‹Size doğrusunu söyleyeyim, yolunuzdan dönüp küçük çocuklar gibi olmazsanız, Göklerin Egemenliğine asla giremezsiniz. 
40N 018:004 Kim bu çocuk gibi alçakgönüllü olursa, Göklerin Egemenliğinde en büyük odur. 
40N 018:005 Böyle bir çocuğu benim adım uğruna kabul eden, beni kabul etmiş olur. 
40N 018:006 ‹‹Ama kim bana iman eden bu küçüklerden birini günaha düşürürse, boynuna kocaman bir değirmen taşı asılıp denizin dibine atılması kendisi için daha iyi olur. 
40N 018:007 İnsanı günaha düşüren tuzaklardan ötürü vay dünyanın haline! Böyle tuzakların olması kaçınılmazdır. Ama bu tuzaklara aracılık eden kişinin vay haline! 
40N 018:008 ‹‹Eğer elin ya da ayağın günah işlemene neden olursa, onu kesip at. Tek el, tek ayakla yaşama kavuşman, iki elle, iki ayakla sönmez ateşe atılmandan iyidir. 
40N 018:009 Eğer gözün günah işlemene neden olursa, onu çıkar at. Tek gözle yaşama kavuşman, iki gözle cehennem ateşine atılmandan iyidir. 
40N 018:010 -11 232880 ‹‹Bu küçüklerden birini bile hor görmekten sakının! Size şunu söyleyeyim, onların göklerdeki melekleri, göklerdeki Babamın yüzünü her zaman görürler.›› 
40N 018:012 ‹‹Siz ne dersiniz? Bir adamın yüz koyunu olsa ve bunlardan biri yolunu şaşırsa, doksan dokuzunu dağlarda bırakıp yolunu şaşıranı aramaya gitmez mi? 
40N 018:013 Size doğrusunu söyleyeyim, eğer onu bulursa, yolunu şaşırmamış doksan dokuz koyun için sevindiğinden daha çok onun için sevinir. 
40N 018:014 Bunun gibi, göklerdeki Babanız da bu küçüklerden hiçbirinin kaybolmasını istemez.›› 
40N 018:015 ‹‹Eğer kardeşin sana karşı günah işlerse, ona git, suçunu kendisine göster. Her şey yalnız ikinizin arasında kalsın. Kardeşin seni dinlerse, onu kazanmış olursun. 
40N 018:016 Ama dinlemezse, yanına bir ya da iki kişi daha al ki, söylenen her şey iki ya da üç tanığın sözüyle doğrulansın. 
40N 018:017 Onları da dinlemezse, durumu inanlılar topluluğuna bildir. Topluluğu da dinlemezse, onu putperest ya da vergi görevlisi say. 
40N 018:018 ‹‹Size doğrusunu söyleyeyim, yeryüzünde bağlayacağınız her şey gökte de bağlanmış olacak. Yeryüzünde çözeceğiniz her şey gökte de çözülmüş olacak. 
40N 018:019 Yine size şunu söyleyeyim, yeryüzünde aranızdan iki kişi, dileyecekleri herhangi bir şey için anlaşırlarsa, göklerdeki Babam dileklerini yerine getirir. 
40N 018:020 Nerede iki ya da üç kişi benim adımla toplanırsa, ben de orada, aralarındayım.›› 
40N 018:021 Bunun üzerine Petrus İsaya gelip, ‹‹Ya Rab›› dedi, ‹‹Kardeşim bana karşı kaç kez günah işlerse onu bağışlamalıyım? Yedi kez mi?›› 
40N 018:022 İsa, ‹‹Yedi kez değil›› dedi. ‹‹Yetmiş kere yedi kez derim sana. 
40N 018:023 Şöyle ki, Göklerin Egemenliği, köleleriyle hesaplaşmak isteyen bir krala benzer. 
40N 018:024 Kral hesap görmeye başladığında kendisine, borcu on bin talantı bulan bir köle getirildi. 
40N 018:025 Kölenin ödeme gücü olmadığından efendisi onun, karısının, çocuklarının ve bütün malının satılıp borcun ödenmesini buyurdu. 
40N 018:026 Köle yere kapanıp efendisine, ‹Ne olur, sabret! Bütün borcumu ödeyeceğim› dedi. 
40N 018:027 Efendisi köleye acıdı, borcunu bağışlayıp onu salıverdi. 
40N 018:028 ‹‹Ama köle çıkıp gitti, kendisine yüz dinar borcu olan başka bir köleye rastladı. Onu yakalayıp, ‹Borcunu öde› diyerek boğazına sarıldı. 
40N 018:029 Bu köle yüzüstü yere kapandı, ‹Ne olur, sabret! Borcumu ödeyeceğim› diye yalvardı. 
40N 018:030 Ama ilk köle bunu reddetti. Gitti, borcunu ödeyinceye dek adamı zindana kapattı. 
40N 018:031 Öteki köleler, olanları görünce çok üzüldüler. Efendilerine gidip bütün olup bitenleri anlattılar. 
40N 018:032 ‹‹Bunun üzerine efendisi köleyi yanına çağırdı. ‹Ey kötü köle!› dedi. ‹Bana yalvardığın için bütün borcunu bağışladım. 
40N 018:033 Benim sana acıdığım gibi, senin de köle arkadaşına acıman gerekmez miydi?› 
40N 018:034 Bu öfkeyle efendisi, bütün borcunu ödeyinceye dek onu işkencecilere teslim etti. 
40N 018:035 ‹‹Eğer her biriniz kardeşini gönülden bağışlamazsa, göksel Babam da size öyle davranacaktır.›› 
40N 019:001 İsa konuşmasını bitirdikten sonra Celileden ayrılıp Yahudiyenin Şeria Irmağının karşı yakasındaki topraklarına geçti. 
40N 019:002 Büyük halk toplulukları da Onun ardından gitti. Hasta olanları orada iyileştirdi. 
40N 019:003 İsanın yanına gelen bazı Ferisiler, Onu denemek amacıyla şunu sordular: ‹‹Bir adamın, herhangi bir nedenle karısını boşaması Kutsal Yasaya uygun mudur?›› 
40N 019:004 -5 233160 İsa şu karşılığı verdi: ‹‹Kutsal Yazıları okumadınız mı? Yaradan başlangıçtan ‹İnsanları erkek ve dişi olarak yarattı› ve şöyle dedi: ‹Bu nedenle adam annesini babasını bırakıp karısına bağlanacak, ikisi tek beden olacak.› 
40N 019:006 Şöyle ki, onlar artık iki değil, tek bedendir. O halde Tanrının birleştirdiğini, insan ayırmasın.›› 
40N 019:007 Ferisiler İsaya, ‹‹Öyleyse›› dediler, ‹‹Musa neden erkeğin boşanma belgesi verip karısını boşayabileceğini söyledi?›› 
40N 019:008 İsa onlara, ‹‹İnatçı olduğunuz için Musa karılarınızı boşamanıza izin verdi›› dedi. ‹‹Başlangıçta bu böyle değildi. 
40N 019:009 Ben size şunu söyleyeyim, karısını fuhuştan başka bir nedenle boşayıp başkasıyla evlenen, zina etmiş olur. Boşanan kadınla evlenen de zina etmiş olur.›› 
40N 019:010 Öğrenciler İsaya, ‹‹Eğer erkekle karısı arasındaki ilişki buysa, hiç evlenmemek daha iyi!›› dediler. 
40N 019:011 İsa onlara, ‹‹Herkes bu sözü kabul edemez, ancak Tanrının güç verdiği kişiler kabul edebilir›› dedi. 
40N 019:012 ‹‹Çünkü kimisi doğuştan hadımdır, kimisi insanlar tarafından hadım edilir, kimisi de Göklerin Egemenliği uğruna kendini hadım sayar. Bunu kabul edebilen etsin!›› 
40N 019:013 -14 233240 O sırada bazıları küçük çocukları İsanın yanına getirdiler; ellerini onların üzerine koyup dua etmesini istediler. Öğrenciler onları azarlayınca İsa, ‹‹Bırakın çocukları›› dedi. ‹‹Bana gelmelerine engel olmayın! Çünkü Göklerin Egemenliği böylelerinindir.›› 
40N 019:015 Ellerini onların üzerine koyduktan sonra oradan ayrıldı. 
40N 019:016 Adamın biri İsaya gelip, ‹‹Öğretmenim, sonsuz yaşama kavuşmak için nasıl bir iyilik yapmalıyım?›› diye sordu. 
40N 019:017 İsa, ‹‹Bana neden iyilik hakkında soru soruyorsun?›› dedi. ‹‹İyi olan yalnız biri var. Yaşama kavuşmak istiyorsan, Onun buyruklarını yerine getir.›› 
40N 019:018 -19 233280 ‹‹Hangi buyrukları?›› diye sordu adam. İsa şu karşılığı verdi: ‹‹ ‹Adam öldürmeyeceksin, zina etmeyeceksin, çalmayacaksın, yalan yere tanıklık etmeyeceksin, annene babana saygı göstereceksin› ve ‹Komşunu kendin gibi seveceksin.› ›› 
40N 019:020 Genç adam, ‹‹Bunların hepsini yerine getirdim›› dedi, ‹‹Daha ne eksiğim var?›› 
40N 019:021 İsa ona, ‹‹Eğer eksiksiz olmak istiyorsan, git, varını yoğunu sat, parasını yoksullara ver; böylece göklerde hazinen olur. Sonra gel, beni izle›› dedi. 
40N 019:022 Genç adam bu sözleri işitince üzüntü içinde oradan uzaklaştı. Çünkü çok malı vardı. 
40N 019:023 İsa öğrencilerine, ‹‹Size doğrusunu söyleyeyim›› dedi, ‹‹Zengin kişi Göklerin Egemenliğine zor girecek. 
40N 019:024 Yine şunu söyleyeyim ki, devenin iğne deliğinden geçmesi, zenginin Tanrı Egemenliğine girmesinden daha kolaydır.›› 
40N 019:025 Bunu işiten öğrenciler büsbütün şaşırdılar, ‹‹Öyleyse kim kurtulabilir?›› diye sordular. 
40N 019:026 İsa onlara bakarak, ‹‹İnsanlar için bu imkânsız, ama Tanrı için her şey mümkündür›› dedi. 
40N 019:027 Bunun üzerine Petrus Ona, ‹‹Bak›› dedi, ‹‹Biz her şeyi bırakıp senin ardından geldik, kazancımız ne olacak?›› 
40N 019:028 İsa onlara, ‹‹Size doğrusunu söyleyeyim›› dedi, ‹‹Her şey yenilendiğinde, İnsanoğlu görkemli tahtına oturduğunda, siz, evet ardımdan gelen sizler, on iki tahta oturup İsrailin on iki oymağını yargılayacaksınız. 
40N 019:029 Benim adım uğruna evlerini, kardeşlerini, anne ya da babasını, çocuklarını ya da topraklarını bırakan herkes, bunların yüz katını elde edecek ve sonsuz yaşamı miras alacak. 
40N 019:030 Ne var ki, birincilerin birçoğu sonuncu, sonuncuların birçoğu da birinci olacak.›› 
40N 020:001 ‹‹Göklerin Egemenliği, sabah erkenden bağında çalışacak işçi aramaya çıkan toprak sahibine benzer. 
40N 020:002 Adam, işçilerle günlüğü bir dinara anlaşıp onları bağına gönderdi. 
40N 020:003 ‹‹Saat dokuza doğru tekrar dışarı çıktı, çarşı meydanında boş duran başka adamlar gördü. 
40N 020:004 -5 233430 Onlara, ‹Siz de bağa gidip çalışın. Hakkınız neyse, veririm› dedi, onlar da bağa gittiler. ‹‹Öğleyin ve saat üçe doğru yine çıkıp aynı şeyi yaptı. 
40N 020:006 Saat beşe doğru çıkınca, orada duran başka işçiler gördü. Onlara, ‹Neden bütün gün burada boş duruyorsunuz?› diye sordu. 
40N 020:007 ‹‹ ‹Kimse bize iş vermedi ki› dediler. ‹‹Onlara, ‹Siz de bağa gidin, çalışın› dedi. 
40N 020:008 ‹‹Akşam olunca, bağın sahibi kâhyasına, ‹İşçileri çağır› dedi. ‹Sonuncudan başlayarak ilkine kadar, hepsine ücretlerini ver.› 
40N 020:009 ‹‹Saat beşe doğru işe başlayanlar gelip kâhyadan birer dinar aldılar. 
40N 020:010 İlk başlayanlar gelince daha çok alacaklarını sandılar, ama onlara da birer dinar verildi. 
40N 020:011 Paralarını alınca bağ sahibine söylenmeye başladılar: 
40N 020:012 ‹En son çalışanlar yalnız bir saat çalıştı› dediler. ‹Ama onları günün yükünü ve sıcağını çeken bizlerle bir tuttun!› 
40N 020:013 ‹‹Bağ sahibi onlardan birine şöyle karşılık verdi: ‹Arkadaş, sana haksızlık etmiyorum ki! Seninle bir dinara anlaşmadık mı? 
40N 020:014 Hakkını al, git! Sana verdiğimi sonuncuya da vermek istiyorum. 
40N 020:015 Kendi paramla istediğimi yapmaya hakkım yok mu? Yoksa cömertliğimi kıskanıyor musun?› 
40N 020:016 ‹‹İşte böylece sonuncular birinci, birinciler de sonuncu olacak.›› 
40N 020:017 -18 233550 İsa Yeruşalime giderken, yolda on iki öğrencisini bir yana çekip onlara özel olarak şunu söyledi: ‹‹Şimdi Yeruşalime gidiyoruz. İnsanoğlu, başkâhinlerin ve din bilginlerinin eline teslim edilecek, onlar da Onu ölüm cezasına çarptıracaklar. 
40N 020:019 Onunla alay etmeleri, kamçılayıp çarmıha germeleri için Onu öteki uluslara teslim edecekler. Ne var ki O, üçüncü gün dirilecek.›› 
40N 020:020 O sırada Zebedi oğullarının annesi oğullarıyla birlikte İsaya yaklaştı. Önünde yere kapanarak kendisinden bir dileği olduğunu söyledi. 
40N 020:021 İsa kadına, ‹‹Ne istiyorsun?›› diye sordu. Kadın, ‹‹Buyruk ver, senin egemenliğinde bu iki oğlumdan biri sağında, biri solunda otursun›› dedi. 
40N 020:022 ‹‹Siz ne dilediğinizi bilmiyorsunuz›› diye karşılık verdi İsa. ‹‹Benim içeceğim kâseden siz içebilir misiniz?›› ‹‹Evet, içebiliriz›› dediler. 
40N 020:023 İsa onlara, ‹‹Elbette benim kâsemden içeceksiniz›› dedi, ‹‹Ama sağımda ya da solumda oturmanıza izin vermek benim elimde değil. Babam bu yerleri belirli kişiler için hazırlamıştır.›› 
40N 020:024 Bunu işiten on öğrenci iki kardeşe kızdılar. 
40N 020:025 Ama İsa onları yanına çağırıp şöyle dedi: ‹‹Bilirsiniz ki, ulusların önderleri onlara egemen kesilir, ileri gelenleri de ağırlıklarını hissettirirler. 
40N 020:026 Sizin aranızda böyle olmayacak. Aranızda büyük olmak isteyen, ötekilerin hizmetkârı olsun. 
40N 020:027 Aranızda birinci olmak isteyen, ötekilerin kulu olsun. 
40N 020:028 Nitekim İnsanoğlu, hizmet edilmeye değil, hizmet etmeye ve canını birçokları için fidye olarak vermeye geldi.›› 
40N 020:029 Erihadan ayrılırlarken büyük bir kalabalık İsanın ardından gitti. 
40N 020:030 Yol kenarında oturan iki kör, İsanın oradan geçmekte olduğunu duyunca, ‹‹Ya Rab, ey Davut Oğlu, halimize acı!›› diye bağırdılar. 
40N 020:031 Kalabalık onları azarlayarak susturmak istediyse de onlar, ‹‹Ya Rab, ey Davut Oğlu, halimize acı!›› diyerek daha çok bağırdılar. 
40N 020:032 İsa durup onları çağırdı. ‹‹Sizin için ne yapmamı istiyorsunuz?›› diye sordu. 
40N 020:033 Onlar da, ‹‹Ya Rab, gözlerimiz açılsın›› dediler. 
40N 020:034 İsa onlara acıdı, gözlerine dokundu. O anda yeniden görmeye başladılar ve O'nun ardından gittiler. 
40N 021:001 -2 233720 Yeruşalime yaklaşıp Zeytin Dağının yamacındaki Beytfaci Köyüne geldiklerinde İsa, iki öğrencisini önden gönderdi. Onlara, ‹‹Karşınızdaki köye gidin›› dedi, ‹‹Hemen orada bağlı bir dişi eşek ve yanında bir sıpa bulacaksınız. Onları çözüp bana getirin. 
40N 021:003 Size bir şey diyen olursa, ‹Rabbin bunlara ihtiyacı var, hemen geri gönderecek› dersiniz.›› 
40N 021:004 Bu olay, peygamber aracılığıyla bildirilen şu söz yerine gelsin diye oldu: 
40N 021:005 ‹‹Siyon kızına deyin ki,  ‹İşte, alçakgönüllü Kralın,  Eşeğe, evet sıpaya,  Eşek yavrusuna binmiş  Sana geliyor.› ›› 
40N 021:006 Öğrenciler gidip İsanın kendilerine buyurduğu gibi yaptılar. 
40N 021:007 Eşekle sıpayı getirip üzerlerine giysilerini yaydılar, İsa sıpaya bindi. 
40N 021:008 Halkın büyük bir bölümü giysilerini yolun üzerine serdi. Bazıları da ağaçlardan dal kesip yola seriyordu. 
40N 021:009 Önden giden ve arkadan gelen kalabalıklar şöyle bağırıyorlardı:  ‹‹Davut Oğluna hozana!  Rabbin adıyla gelene övgüler olsun,  En yücelerde hozana!›› 
40N 021:010 İsa Yeruşalime girdiği zaman bütün kent, ‹‹Bu kimdir?›› diyerek çalkandı. 
40N 021:011 Kalabalıklar, ‹‹Bu, Celilenin Nasıra Kentinden Peygamber İsadır›› diyordu. 
40N 021:012 İsa, tapınağın avlusuna girerek oradaki bütün alıcı ve satıcıları dışarı kovdu. Para bozanların masalarını, güvercin satanların sehpalarını devirdi. 
40N 021:013 Onlara şöyle dedi: ‹‹ ‹Evime dua evi denecek› diye yazılmıştır. Ama siz onu haydut inine çevirdiniz!›› 
40N 021:014 İsa tapınaktayken kendisine gelen kör ve kötürümleri iyileştirdi. 
40N 021:015 Ne var ki, başkâhinlerle din bilginleri, Onun yarattığı harikaları ve tapınakta, ‹‹Davut Oğluna hozana!›› diye bağıran çocukları görünce öfkelendiler. 
40N 021:016 İsaya, ‹‹Bunların ne söylediğini duyuyor musun?›› diye sordular. ‹‹Duyuyorum›› dedi İsa. ‹‹Siz şu sözü hiç okumadınız mı? ‹Küçük çocukların ve emziktekilerin dudaklarından kendine övgüler döktürdün.› ›› 
40N 021:017 İsa onları bırakıp kentten çıktı. Beytanyaya dönüp geceyi orada geçirdi. 
40N 021:018 İsa sabah erkenden kente dönerken acıkmıştı. 
40N 021:019 Yol kenarında gördüğü bir incir ağacına yaklaştı. Ağaçta yapraktan başka bir şey bulamayınca ağaca, ‹‹Artık sonsuza dek sende meyve yetişmesin!›› dedi. İncir ağacı o anda kurudu. 
40N 021:020 Öğrenciler bunu görünce şaşkına döndüler. ‹‹İncir ağacı birdenbire nasıl kurudu?›› diye sordular. 
40N 021:021 İsa onlara şu karşılığı verdi: ‹‹Size doğrusunu söyleyeyim, eğer imanınız olur da kuşku duymazsanız, yalnız incir ağacına olanı yapmakla kalmazsınız; şu dağa, ‹Kalk, denize atıl› derseniz, dediğiniz olacaktır. 
40N 021:022 İmanla dua ederseniz, dilediğiniz her şeyi alırsınız.›› 
40N 021:023 İsa tapınağa girmiş öğretiyordu. Bu sırada başkâhinler ve halkın ileri gelenleri Onun yanına gelerek, ‹‹Bunları hangi yetkiyle yapıyorsun, bu yetkiyi sana kim verdi?›› diye sordular. 
40N 021:024 İsa onlara şu karşılığı verdi: ‹‹Ben de size bir soru soracağım. Bana yanıt verirseniz, ben de size bunları hangi yetkiyle yaptığımı söylerim. 
40N 021:025 Yahyanın vaftiz etme yetkisi nereden geldi, Tanrıdan mı, insanlardan mı?›› Bunu aralarında şöyle tartışmaya başladılar: ‹‹ ‹Tanrıdan› dersek, bize, ‹Öyleyse ona niçin inanmadınız?› diyecek. 
40N 021:026 Yok eğer ‹İnsanlardan› dersek... Halkın tepkisinden korkuyoruz. Çünkü herkes Yahyayı peygamber sayıyor.›› 
40N 021:027 İsaya, ‹‹Bilmiyoruz›› diye yanıt verdiler. İsa, ‹‹Ben de size bunları hangi yetkiyle yaptığımı söylemeyeceğim›› dedi. 
40N 021:028 ‹‹Ama şuna ne dersiniz? Bir adamın iki oğlu vardı. Adam birincisine gidip, ‹Oğlum, git bugün bağda çalış› dedi. 
40N 021:029 ‹‹Oğlu, ‹Gitmem!› dedi. Ama sonra pişman olup gitti. 
40N 021:030 ‹‹Adam ikinci oğluna gidip aynı şeyi söyledi. O, ‹Olur, efendim› dedi, ama gitmedi. 
40N 021:031 ‹‹İkisinden hangisi babasının isteğini yerine getirmiş oldu?›› ‹‹Birincisi›› diye karşılık verdiler. İsa da onlara, ‹‹Size doğrusunu söyleyeyim, vergi görevlileriyle fahişeler, Tanrının Egemenliğine sizden önce giriyorlar›› dedi. 
40N 021:032 ‹‹Yahya size doğruluk yolunu göstermeye geldi, ona inanmadınız. Oysa vergi görevlileriyle fahişeler ona inandılar. Siz bunu gördükten sonra bile pişman olup ona inanmadınız.›› 
40N 021:033 ‹‹Bir benzetme daha dinleyin: Toprak sahibi bir adam, bağ dikti, çevresini çitle çevirdi, üzüm sıkma çukuru kazdı, bir de bekçi kulesi yaptı. Sonra bağı bağcılara kiralayıp yolculuğa çıktı. 
40N 021:034 Bağbozumu yaklaşınca, üründen kendisine düşeni almaları için kölelerini bağcılara yolladı. 
40N 021:035 Bağcılar adamın kölelerini yakaladı, birini dövdü, birini öldürdü, ötekini de taşladı. 
40N 021:036 Bağ sahibi bu kez ilkinden daha çok sayıda köle yolladı. Bağcılar bunlara da aynı şeyi yaptılar. 
40N 021:037 Sonunda bağ sahibi, ‹Oğlumu sayarlar› diyerek bağcılara onu yolladı. 
40N 021:038 ‹‹Ama bağcılar adamın oğlunu görünce birbirlerine, ‹Mirasçı bu; gelin, onu öldürüp mirasına konalım› dediler. 
40N 021:039 Böylece onu yakaladılar, bağdan atıp öldürdüler. 
40N 021:040 Bu durumda bağın sahibi geldiği zaman bağcılara ne yapacak?›› 
40N 021:041 İsaya şu karşılığı verdiler: ‹‹Bu korkunç adamları korkunç bir şekilde yok edecek; bağı da, ürününü kendisine zamanında verecek olan başka bağcılara kiralayacak.›› 
40N 021:042 İsa onlara şunu sordu: ‹‹Kutsal Yazılarda şu sözleri hiç okumadınız mı?  ‹Yapıcıların reddettiği taş,  İşte köşenin baş taşı oldu.  Rabbin işidir bu,  Gözümüzde harika bir iş!› 
40N 021:043 ‹‹Bu nedenle size şunu söyleyeyim, Tanrının Egemenliği sizden alınacak ve bunun ürünlerini yetiştiren bir ulusa verilecek. 
40N 021:044 ‹‹Bu taşın üzerine düşen, paramparça olacak; taş da kimin üzerine düşerse, onu ezip toz edecek.›› 
40N 021:045 Başkâhinler ve Ferisiler, İsanın anlattığı benzetmeleri duyunca bunları kendileri için söylediğini anladılar. 
40N 021:046 O'nu tutuklamak istedilerse de, halkın tepkisinden korktular. Çünkü halk, O'nu peygamber sayıyordu. 
40N 022:001 -2 234170 İsa söz alıp onlara yine benzetmelerle şöyle seslendi: ‹‹Göklerin Egemenliği, oğlu için düğün şöleni hazırlayan bir krala benzer. 
40N 022:003 Kral şölene davet ettiklerini çağırmak üzere kölelerini gönderdi, ama davetliler gelmek istemedi. 
40N 022:004 ‹‹Kral yine başka kölelerini gönderirken onlara dedi ki, ‹Davetlilere şunu söyleyin: Bakın, ben ziyafetimi hazırladım. Sığırlarım, besili hayvanlarım kesildi. Her şey hazır, buyrun şölene!› 
40N 022:005 ‹‹Ama davetliler aldırmadılar. Biri tarlasına, biri ticaretine gitti. 
40N 022:006 Öbürleri de kralın kölelerini yakalayıp hırpaladılar ve öldürdüler. 
40N 022:007 Kral öfkelendi. Ordularını gönderip o katilleri yok etti, kentlerini ateşe verdi. 
40N 022:008 ‹‹Sonra kölelerine şöyle dedi: ‹Düğün şöleni hazır, ama çağırdıklarım buna layık değilmiş. 
40N 022:009 Gidin yol kavşaklarına, kimi bulursanız düğüne çağırın.› 
40N 022:010 Böylece köleler yollara döküldü, iyi kötü kimi buldularsa, hepsini topladılar. Düğün yeri konuklarla doldu. 
40N 022:011 ‹‹Kral konukları görmeye geldiğinde, orada düğün giysisi giymemiş bir adam gördü. 
40N 022:012 Ona, ‹Arkadaş, düğün giysisi giymeden buraya nasıl girdin?› diye sorunca, adamın dili tutuldu. 
40N 022:013 ‹‹O zaman kral, uşaklarına, ‹Şunun ellerini ayaklarını bağlayın, dışarıya, karanlığa atın!› dedi. ‹Orada ağlayış ve diş gıcırtısı olacaktır.› 
40N 022:014 ‹‹Çünkü çağrılanlar çok, ama seçilenler azdır.›› 
40N 022:015 Bunun üzerine Ferisiler çıkıp gittiler. İsayı, kendi söyleyeceği sözlerle tuzağa düşürmek amacıyla düzen kurdular. 
40N 022:016 Hirodes yanlılarıyla birlikte gönderdikleri kendi öğrencileri İsaya gelip, ‹‹Öğretmenimiz›› dediler, ‹‹Senin dürüst biri olduğunu, Tanrı yolunu dürüstçe öğrettiğini, kimseyi kayırmadığını biliyoruz. Çünkü insanlar arasında ayrım yapmazsın. 
40N 022:017 Peki, söyle bize, sence Sezara vergi vermek Kutsal Yasaya uygun mu, değil mi?›› 
40N 022:018 İsa onların kötü niyetlerini bildiğinden, ‹‹Ey ikiyüzlüler!›› dedi. ‹‹Beni neden deniyorsunuz? 
40N 022:019 Vergi öderken kullandığınız parayı gösterin bana!›› Ona bir dinar getirdiler. 
40N 022:020 İsa, ‹‹Bu resim, bu yazı kimin?›› diye sordu. 
40N 022:021 ‹‹Sezarın›› dediler. O zaman İsa, ‹‹Öyleyse Sezarın hakkını Sezara, Tanrının hakkını Tanrıya verin›› dedi. 
40N 022:022 Bu sözleri duyunca şaştılar, İsayı bırakıp gittiler. 
40N 022:023 -24 234380 Ölümden sonra diriliş olmadığını söyleyen Sadukiler, aynı gün İsaya gelip şunu sordular: ‹‹Öğretmenimiz, Musa şöyle buyurmuştur: ‹Eğer bir adam çocuk sahibi olmadan ölürse, kardeşi onun karısını alsın, soyunu sürdürsün.› 
40N 022:025 Aramızda yedi kardeş vardı. İlki evlendi ve öldü. Çocuğu olmadığından karısını kardeşine bıraktı. 
40N 022:026 İkincisi, üçüncüsü, yedincisine kadar hepsine aynı şey oldu. 
40N 022:027 Hepsinden sonra kadın da öldü. 
40N 022:028 Buna göre diriliş günü kadın bu yedi kardeşten hangisinin karısı olacak? Çünkü hepsi de onunla evlendi.›› 
40N 022:029 İsa onlara, ‹‹Siz Kutsal Yazıları ve Tanrının gücünü bilmediğiniz için yanılıyorsunuz›› diye karşılık verdi. 
40N 022:030 ‹‹Dirilişten sonra insanlar ne evlenir, ne de evlendirilir, gökteki melekler gibidirler. 
40N 022:031 Ölülerin dirilmesi konusuna gelince, Tanrının size bildirdiği şu sözü okumadınız mı? 
40N 022:032 ‹Ben İbrahimin Tanrısı, İshakın Tanrısı ve Yakupun Tanrısıyım› diyor. Tanrı ölülerin değil, dirilerin Tanrısıdır.›› 
40N 022:033 Bunları işiten halk, Onun öğretişine şaşıp kaldı. 
40N 022:034 Ferisiler, İsanın Sadukileri susturduğunu duyunca bir araya toplandılar. 
40N 022:035 -36 234490 Onlardan biri, bir Kutsal Yasa uzmanı, İsayı denemek amacıyla Ona şunu sordu: ‹‹Öğretmenim, Kutsal Yasada en önemli buyruk hangisidir?›› 
40N 022:037 İsa ona şu karşılığı verdi: ‹‹ ‹Tanrın Rabbi bütün yüreğinle, bütün canınla ve bütün aklınla seveceksin.› 
40N 022:038 İşte ilk ve en önemli buyruk budur. 
40N 022:039 İlkine benzeyen ikinci buyruk da şudur: ‹Komşunu kendin gibi seveceksin.› 
40N 022:040 Kutsal Yasanın tümü ve peygamberlerin sözleri bu iki buyruğa dayanır.›› 
40N 022:041 -42 234540 Ferisiler toplu haldeyken İsa onlara şunu sordu: ‹‹Mesihle ilgili olarak ne düşünüyorsunuz? O kimin oğludur?›› Onlar da, ‹‹Davutun Oğlu›› dediler. 
40N 022:043 İsa şöyle dedi: ‹‹O halde nasıl oluyor da Davut, Ruhtan esinlenerek Ondan ‹Rab› diye söz ediyor? Şöyle diyor Davut: 
40N 022:044 ‹Rab Rabbime dedi ki,  Ben düşmanlarını  Ayaklarının altına serinceye dek  Sağımda otur.› 
40N 022:045 Davut Ondan Rab diye söz ettiğine göre, O nasıl Davutun Oğlu olur?›› 
40N 022:046 İsa'ya hiç kimse karşılık veremedi. O günden sonra artık kimse de O'na bir şey sormaya cesaret edemedi. 
40N 023:001 -2 234590 Bundan sonra İsa halka ve öğrencilerine şöyle seslendi: ‹‹Din bilginleri ve Ferisiler Musanın kürsüsünde otururlar. 
40N 023:003 Bu nedenle size söylediklerinin tümünü yapın ve yerine getirin, ama onların yaptıklarını yapmayın. Çünkü söyledikleri şeyleri kendileri yapmazlar. 
40N 023:004 Ağır ve taşınması güç yükleri bağlayıp başkalarının sırtına yüklerler, kendileriyse bu yükleri taşımak için parmaklarını bile oynatmak istemezler. 
40N 023:005 ‹‹Yaptıklarının tümünü gösteriş için yaparlar. Örneğin, hamaillerini büyük, giysilerinin püsküllerini uzun yaparlar. 
40N 023:006 Şölenlerde başköşeye, havralarda en seçkin yerlere kurulmaya bayılırlar. 
40N 023:007 Meydanlarda selamlanmaktan ve insanların kendilerini ‹Rabbî› diye çağırmalarından zevk duyarlar. 
40N 023:008 ‹‹Kimse sizi ‹Rabbî› diye çağırmasın. Çünkü sizin tek öğretmeniniz var ve hepiniz kardeşsiniz. 
40N 023:009 Yeryüzünde kimseye ‹Baba› demeyin. Çünkü tek Babanız var, O da göksel Babadır. 
40N 023:010 Kimse sizi ‹Önder› diye çağırmasın. Çünkü tek önderiniz var, O da Mesihtir. 
40N 023:011 Aranızda en üstün olan, ötekilerin hizmetkârı olsun. 
40N 023:012 Kendini yücelten alçaltılacak, kendini alçaltan yüceltilecektir. 
40N 023:013 -14 234700 ‹‹Vay halinize ey din bilginleri ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Göklerin Egemenliğinin kapısını insanların yüzüne kapıyorsunuz; ne kendiniz içeri giriyor, ne de girmek isteyenleri bırakıyorsunuz! 
40N 023:015 ‹‹Vay halinize ey din bilginleri ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Tek bir kişiyi dininize döndürmek için denizleri, kıtaları dolaşırsınız. Dininize döneni de kendinizden iki kat cehennemlik yaparsınız. 
40N 023:016 ‹‹Vay halinize kör kılavuzlar! Diyorsunuz ki, ‹Tapınak üzerine ant içenin andı sayılmaz, ama tapınaktaki altın üzerine ant içen, andını yerine getirmek zorundadır.› 
40N 023:017 Budalalar, körler! Hangisi daha önemli, altın mı, altını kutsal kılan tapınak mı? 
40N 023:018 Yine diyorsunuz ki, ‹Sunak üzerine ant içenin andı sayılmaz, ama sunaktaki adağın üzerine ant içen, andını yerine getirmek zorundadır.› 
40N 023:019 Ey körler! Hangisi daha önemli, adak mı, adağı kutsal kılan sunak mı? 
40N 023:020 Öyleyse sunak üzerine ant içen, hem sunağın hem de sunaktaki her şeyin üzerine ant içmiş olur. 
40N 023:021 Tapınak üzerine ant içen de hem tapınak, hem de tapınakta yaşayan Tanrı üzerine ant içmiş olur. 
40N 023:022 Gök üzerine ant içen, Tanrının tahtı ve tahtta oturanın üzerine ant içmiş olur. 
40N 023:023 ‹‹Vay halinize ey din bilginleri ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Siz nanenin, dereotunun ve kimyonun ondalığını verirsiniz de, Kutsal Yasanın daha önemli konularını -adaleti, merhameti, sadakati- ihmal edersiniz. Ondalık vermeyi ihmal etmeden asıl bunları yerine getirmeniz gerekirdi. 
40N 023:024 Ey kör kılavuzlar! Küçük sineği süzer ayırır, ama deveyi yutarsınız! 
40N 023:025 ‹‹Vay halinize ey din bilginleri ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Bardağın ve çanağın dışını temizlersiniz, oysa bunların içi açgözlülük ve taşkınlıkla doludur. 
40N 023:026 Ey kör Ferisi! Sen önce bardağın ve çanağın içini temizle ki, dıştan da temiz olsunlar. 
40N 023:027 ‹‹Vay halinize ey din bilginleri ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Siz dıştan güzel görünen, ama içi ölü kemikleri ve her türlü pislikle dolu badanalı mezarlara benzersiniz. 
40N 023:028 Dıştan insanlara doğru görünürsünüz, ama içte ikiyüzlülük ve kötülükle dolusunuz. 
40N 023:029 ‹‹Vay halinize ey din bilginleri ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Peygamberlerin mezarlarını yapar, doğru kişilerin anıtlarını donatırsınız. 
40N 023:030 ‹Atalarımızın yaşadığı günlerde yaşasaydık, onlarla birlikte peygamberlerin kanına girmezdik› diyorsunuz. 
40N 023:031 Böylece, peygamberleri öldürenlerin torunları olduğunuza kendiniz tanıklık ediyorsunuz. 
40N 023:032 Haydi, atalarınızın başlattığı işi bitirin! 
40N 023:033 ‹‹Sizi yılanlar, engerekler soyu! Cehennem cezasından nasıl kaçacaksınız? 
40N 023:034 İşte bunun için size peygamberler, bilge kişiler ve din bilginleri gönderiyorum. Bunlardan kimini öldürecek, çarmıha gereceksiniz. Kimini havralarınızda kamçılayacak, kentten kente kovalayacaksınız. 
40N 023:035 Böylelikle, doğru kişi olan Habilin kanından, tapınakla sunak arasında öldürdüğünüz Berekya oğlu Zekeriyanın kanına kadar, yeryüzünde akıtılan her doğru kişinin kanından sorumlu tutulacaksınız. 
40N 023:036 Size doğrusunu söyleyeyim, bunların hepsinden bu kuşak sorumlu tutulacaktır. 
40N 023:037 ‹‹Ey Yeruşalim! Peygamberleri öldüren, kendisine gönderilenleri taşlayan Yeruşalim! Tavuğun civcivlerini kanatları altına topladığı gibi ben de kaç kez senin çocuklarını toplamak istedim, ama siz istemediniz. 
40N 023:038 Bakın, eviniz ıssız bırakılacak! 
40N 023:039 Size şunu söyleyeyim: ‹Rab'bin adıyla gelene övgüler olsun!› diyeceğiniz zamana dek beni bir daha görmeyeceksiniz.›› 
40N 024:001 İsa tapınaktan çıkıp giderken, öğrencileri, tapınağın binalarını Ona göstermek için yanına geldiler. 
40N 024:002 İsa onlara, ‹‹Bütün bunları görüyor musunuz?›› dedi. ‹‹Size doğrusunu söyleyeyim, burada taş üstünde taş kalmayacak, hepsi yıkılacak!›› 
40N 024:003 İsa, Zeytin Dağında otururken öğrencileri yalnız olarak yanına geldiler. ‹‹Söyle bize›› dediler, ‹‹Bu dediklerin ne zaman olacak, senin gelişini ve çağın bitimini gösteren belirti ne olacak?›› 
40N 024:004 İsa onlara şu karşılığı verdi: ‹‹Sakın kimse sizi saptırmasın! 
40N 024:005 Birçokları, ‹Mesih benim› diyerek benim adımla gelip birçok kişiyi aldatacaklar. 
40N 024:006 Savaş gürültüleri, savaş haberleri duyacaksınız. Sakın korkmayın! Bunların olması gerek, ama bu daha son demek değildir. 
40N 024:007 Ulus ulusa, devlet devlete savaş açacak; yer yer kıtlıklar, depremler olacak. 
40N 024:008 Bütün bunlar, doğum sancılarının başlangıcıdır. 
40N 024:009 ‹‹O zaman sizi sıkıntıya sokacak, öldürecekler. Benim adımdan ötürü bütün uluslar sizden nefret edecek. 
40N 024:010 O zaman birçok kişi imandan sapacak, birbirlerini ele verecek ve birbirlerinden nefret edecekler. 
40N 024:011 Birçok sahte peygamber türeyecek ve bunlar birçok kişiyi saptıracak. 
40N 024:012 Kötülüklerin çoğalmasından ötürü birçoklarının sevgisi soğuyacak. 
40N 024:013 Ama sonuna kadar dayanan kurtulacaktır. 
40N 024:014 Göksel egemenliğin bu Müjdesi bütün uluslara tanıklık olmak üzere dünyanın her yerinde duyurulacak. İşte o zaman son gelecektir. 
40N 024:015 -16 235100 ‹‹Peygamber Danielin sözünü ettiği yıkıcı iğrenç şeyin kutsal yerde dikildiğini gördüğünüz zaman -okuyan anlasın- Yahudiyede bulunanlar dağlara kaçsın. 
40N 024:017 Damda olan, evindeki eşyalarını almak için aşağı inmesin. 
40N 024:018 Tarlada olan, abasını almak için geri dönmesin. 
40N 024:019 O günlerde gebe olan, çocuk emziren kadınların vay haline! 
40N 024:020 Dua edin ki, kaçışınız kışa ya da Şabat Gününe rastlamasın. 
40N 024:021 Çünkü o günlerde öyle korkunç bir sıkıntı olacak ki, dünyanın başlangıcından bu yana böylesi olmamış, bundan sonra da olmayacaktır. 
40N 024:022 O günler kısaltılmamış olsaydı, hiç kimse kurtulamazdı. Ama seçilmiş olanlar uğruna o günler kısaltılacak. 
40N 024:023 Eğer o zaman biri size, ‹İşte Mesih burada›, ya da ‹İşte şurada› derse, inanmayın. 
40N 024:024 Çünkü sahte mesihler, sahte peygamberler türeyecek; bunlar büyük belirtiler ve harikalar yapacaklar. Öyle ki, ellerinden gelse, seçilmiş olanları bile saptıracaklar. 
40N 024:025 İşte size önceden söylüyorum. 
40N 024:026 ‹‹Bunun için size, ‹İşte Mesih çölde› derlerse gitmeyin. ‹Bakın, iç odalarda› derlerse inanmayın. 
40N 024:027 Çünkü İnsanoğlunun gelişi, doğuda çakıp batıya kadar her taraftan görülen şimşek gibi olacaktır. 
40N 024:028 ‹‹Leş neredeyse, akbabalar oraya üşüşecek. 
40N 024:029 ‹‹O günlerin sıkıntısından hemen sonra,  ‹Güneş kararacak,  Ay ışık vermez olacak,  Yıldızlar gökten düşecek,  Göksel güçler sarsılacak.› 
40N 024:030 ‹‹O zaman İnsanoğlunun belirtisi gökte görünecek. Yeryüzündeki bütün halklar ağlayıp dövünecek, İnsanoğlunun gökteki bulutlar üzerinde büyük güç ve görkemle geldiğini görecekler. 
40N 024:031 Kendisi güçlü bir borazan sesiyle meleklerini gönderecek. Melekler Onun seçtiklerini göğün bir ucundan öbür ucuna dek, dünyanın dört bucağından toplayacaklar. 
40N 024:032 ‹‹İncir ağacından ders alın! Dalları filizlenip yaprakları sürünce, yaz mevsiminin yakın olduğunu anlarsınız. 
40N 024:033 Aynı şekilde, bütün bunların gerçekleştiğini gördüğünüzde bilin ki, İnsanoğlu yakındır, kapıdadır. 
40N 024:034 Size doğrusunu söyleyeyim, bütün bunlar olmadan bu kuşak ortadan kalkmayacak. 
40N 024:035 Yer ve gök ortadan kalkacak, ama benim sözlerim asla ortadan kalkmayacaktır.›› 
40N 024:036 ‹‹O günü ve saati, ne gökteki melekler, ne de Oğul bilir; Babadan başka kimse bilmez. 
40N 024:037 Nuhun günlerinde nasıl olduysa, İnsanoğlunun gelişinde de öyle olacak. 
40N 024:038 Nuhun gemiye bindiği güne dek, tufandan önceki günlerde insanlar yiyip içiyor, evlenip evlendiriliyorlardı. 
40N 024:039 Tufan gelinceye, hepsini süpürüp götürünceye dek başlarına geleceklerden habersizdiler. İnsanoğlunun gelişi de öyle olacak. 
40N 024:040 O gün tarlada bulunan iki kişiden biri alınacak, biri bırakılacak. 
40N 024:041 Değirmende buğday öğüten iki kadından biri alınacak, biri bırakılacak. 
40N 024:042 ‹‹Bunun için uyanık kalın. Çünkü Rabbinizin geleceği günü bilemezsiniz. 
40N 024:043 Ama şunu bilin ki, ev sahibi, hırsızın gece hangi saatte geleceğini bilse, uyanık kalır, evinin soyulmasına fırsat vermez. 
40N 024:044 Bunun için siz de hazır olun! Çünkü İnsanoğlu beklemediğiniz saatte gelecektir. 
40N 024:045 ‹‹Efendinin, hizmetkârlarına vaktinde yiyecek vermek için başlarına atadığı güvenilir ve akıllı köle kimdir? 
40N 024:046 Efendisi eve döndüğünde işinin başında bulacağı o köleye ne mutlu! 
40N 024:047 Size doğrusunu söyleyeyim, efendisi onu bütün malının üzerinde yetkili kılacak. 
40N 024:048 Ama o köle kötü olur da içinden, ‹Efendim gecikiyor› der ve öteki köleleri dövmeye başlarsa, sarhoşlarla birlikte yiyip içerse, efendisi, onun beklemediği günde, ummadığı saatte gelecek, onu şiddetle cezalandırıp ikiyüzlülerle bir tutacak. Orada ağlayış ve diş gıcırtısı olacaktır.›› 
40N 025:001 ‹‹O zaman Göklerin Egemenliği, kandillerini alıp güveyi karşılamaya çıkan on kıza benzeyecek. 
40N 025:002 Bunların beşi akıllı, beşi akılsızdı. 
40N 025:003 Akılsızlar yanlarına kandillerini aldılar, ama yağ almadılar. 
40N 025:004 Akıllılar ise, kandilleriyle birlikte kaplar içinde yağ da aldılar. 
40N 025:005 Güvey gecikince hepsini uyku bastı, dalıp uyudular. 
40N 025:006 ‹‹Gece yarısı bir ses yankılandı: ‹İşte güvey geliyor, onu karşılamaya çıkın!› 
40N 025:007 Bunun üzerine kızların hepsi kalkıp kandillerini tazelediler. 
40N 025:008 ‹‹Akılsızlar akıllılara, ‹Kandillerimiz sönüyor, bize yağ verin!› dediler. 
40N 025:009 ‹‹Akıllılar, ‹Olmaz! Hem bize hem size yetmeyebilir. En iyisi satıcılara gidin, kendinize yağ alın› dediler. 
40N 025:010 ‹‹Ne var ki, onlar yağ satın almaya giderlerken güvey geldi. Hazırlıklı olan kızlar, onunla birlikte düğün şölenine girdiler ve kapı kapandı. 
40N 025:011 ‹‹Daha sonra gelen öbür kızlar, ‹Efendimiz, efendimiz, aç kapıyı bize!› dediler. 
40N 025:012 ‹‹Güvey ise, ‹Size doğrusunu söyleyeyim, sizi tanımıyorum› dedi. 
40N 025:013 ‹‹Bu nedenle uyanık kalın. Çünkü o günü ve o saati bilemezsiniz.›› 
40N 025:014 ‹‹Göksel egemenlik, yolculuğa çıkan bir adamın kölelerini çağırıp malını onlara emanet etmesine benzer. 
40N 025:015 ‹‹Adam, her birinin yeteneğine göre, birine beş, birine iki, birine de bir talant vererek yola çıktı. 
40N 025:016 Beş talant alan, hemen gidip bu parayı işletti ve beş talant daha kazandı. 
40N 025:017 İki talant alan da iki talant daha kazandı. 
40N 025:018 Bir talant alan ise gidip toprağı kazdı ve efendisinin parasını sakladı. 
40N 025:019 ‹‹Uzun zaman sonra bu kölelerin efendisi döndü, onlarla hesaplaşmaya oturdu. 
40N 025:020 Beş talant alan gelip beş talant daha getirdi, ‹Efendimiz› dedi, ‹Bana beş talant emanet etmiştin; bak, beş talant daha kazandım.› 
40N 025:021 ‹‹Efendisi ona, ‹Aferin, iyi ve güvenilir köle!› dedi. ‹Sen küçük işlerde güvenilir olduğunu gösterdin, ben de seni büyük işlerin başına geçireceğim. Gel, efendinin şenliğine katıl!› 
40N 025:022 ‹‹İki talant alan da geldi, ‹Efendimiz› dedi, ‹Bana iki talant emanet etmiştin; bak, iki talant daha kazandım.› 
40N 025:023 ‹‹Efendisi ona, ‹Aferin, iyi ve güvenilir köle!› dedi. ‹Sen küçük işlerde güvenilir olduğunu gösterdin, ben de seni büyük işlerin başına geçireceğim. Gel, efendinin şenliğine katıl!› 
40N 025:024 ‹‹Sonra bir talant alan geldi, ‹Efendimiz› dedi, ‹Senin sert bir adam olduğunu biliyordum. Ekmediğin yerden biçer, harman savurmadığın yerden devşirirsin. 
40N 025:025 Bu nedenle korktum, gidip senin verdiğin talantı toprağa gömdüm. İşte, al paranı!› 
40N 025:026 -27 235680 ‹‹Efendisi ona şu karşılığı verdi: ‹Kötü ve tembel köle! Ekmediğim yerden biçtiğimi, harman savurmadığım yerden devşirdiğimi bildiğine göre paramı faize vermeliydin. Ben de geldiğimde onu faiziyle geri alırdım... 
40N 025:028 Haydi, elindeki talantı alın, on talantı olana verin! 
40N 025:029 Çünkü kimde varsa, ona daha çok verilecek ve o bolluk içinde olacak. Ama kimde yoksa, kendisinde olan da elinden alınacak. 
40N 025:030 Şu yararsız köleyi dışarıya, karanlığa atın. Orada ağlayış ve diş gıcırtısı olacaktır.› ›› 
40N 025:031 ‹‹İnsanoğlu kendi görkemi içinde bütün melekleriyle birlikte gelince, görkemli tahtına oturacak. 
40N 025:032 Ulusların hepsi Onun önünde toplanacak, O da koyunları keçilerden ayıran bir çoban gibi, insanları birbirinden ayıracak. 
40N 025:033 Koyunları sağına, keçileri soluna alacak. 
40N 025:034 ‹‹O zaman Kral, sağındaki kişilere, ‹Sizler, Babamın kutsadıkları, gelin!› diyecek. ‹Dünya kurulduğundan beri sizin için hazırlanmış olan egemenliği miras alın! 
40N 025:035 Çünkü acıkmıştım, bana yiyecek verdiniz; susamıştım, bana içecek verdiniz; yabancıydım, beni içeri aldınız. 
40N 025:036 Çıplaktım, beni giydirdiniz; hastaydım, benimle ilgilendiniz; zindandaydım, yanıma geldiniz.› 
40N 025:037 ‹‹O vakit doğru kişiler Ona şu karşılığı verecek: ‹Ya Rab, seni ne zaman aç görüp doyurduk, susuz görüp su verdik? 
40N 025:038 Ne zaman seni yabancı görüp içeri aldık, ya da çıplak görüp giydirdik? 
40N 025:039 Seni ne zaman hasta ya da zindanda görüp yanına geldik?› 
40N 025:040 ‹‹Kral da onları şöyle yanıtlayacak: ‹Size doğrusunu söyleyeyim, bu en basit kardeşlerimden biri için yaptığınızı, benim için yapmış oldunuz.› 
40N 025:041 ‹‹Sonra solundakilere şöyle diyecek: ‹Ey lanetliler, çekilin önümden! İblisle melekleri için hazırlanmış sönmez ateşe gidin! 
40N 025:042 -43 235830 Çünkü acıkmıştım, bana yiyecek vermediniz; susamıştım, bana içecek vermediniz; yabancıydım, beni içeri almadınız; çıplaktım, beni giydirmediniz; hastaydım, zindandaydım, benimle ilgilenmediniz.› 
40N 025:044 ‹‹O vakit onlar da şöyle karşılık verecekler: ‹Ya Rab, seni ne zaman aç, susuz, yabancı, çıplak, hasta ya da zindanda gördük de yardım etmedik?› 
40N 025:045 ‹‹Kral da onlara şu yanıtı verecek: ‹Size doğrusunu söyleyeyim, mademki bu en basit kardeşlerimden biri için bunu yapmadınız, benim için de yapmamış oldunuz.› 
40N 025:046 ‹‹Bunlar sonsuz azaba, doğrular ise sonsuz yaşama gidecekler.›› 
40N 026:001 -2 235870 İsa bütün bunları anlattıktan sonra öğrencilerine, ‹‹İki gün sonra Fısıh Bayramı olduğunu biliyorsunuz›› dedi, ‹‹İnsanoğlu çarmıha gerilmek üzere ele verilecek.›› 
40N 026:003 Bu sırada başkâhinlerle halkın ileri gelenleri, Kayafa adındaki başkâhinin sarayında toplandılar. 
40N 026:004 İsayı hileyle tutuklayıp öldürmek için düzen kurdular. 
40N 026:005 Ama, ‹‹Bayramda olmasın ki, halk arasında kargaşalık çıkmasın›› diyorlardı. 
40N 026:006 -7 235910 İsa Beytanyada cüzamlı Simunun evindeyken, yanına bir kadın geldi. Kadın kaymaktaşından bir kap içinde çok değerli, güzel kokulu yağ getirmişti. İsa sofrada otururken, kadın yağı Onun başına döktü. 
40N 026:008 Öğrenciler bunu görünce kızdılar. ‹‹Nedir bu savurganlık?›› dediler. 
40N 026:009 ‹‹Bu yağ pahalıya satılabilir, parası yoksullara verilebilirdi.›› 
40N 026:010 Söylenenleri farkeden İsa, öğrencilerine, ‹‹Kadını neden üzüyorsunuz?›› dedi. ‹‹Benim için güzel bir şey yaptı. 
40N 026:011 Yoksullar her zaman aranızdadır, ama ben her zaman aranızda olmayacağım. 
40N 026:012 Kadın bu güzel kokulu yağı, beni gömülmeye hazırlamak için bedenimin üzerine boşalttı. 
40N 026:013 Size doğrusunu söyleyeyim, bu Müjde dünyanın neresinde duyurulursa, bu kadının yaptığı da onun anılması için anlatılacak.›› 
40N 026:014 -15 235980 O sırada Onikilerden biri -adı Yahuda İskariot olanı- başkâhinlere giderek, ‹‹Onu ele verirsem bana ne verirsiniz?›› dedi. Otuz gümüş tartıp ona verdiler. 
40N 026:016 Yahuda o andan itibaren İsayı ele vermek için fırsat kollamaya başladı. 
40N 026:017 Mayasız Ekmek Bayramının ilk günü öğrenciler İsanın yanına gelerek, ‹‹Fısıh yemeğini yemen için nerede hazırlık yapmamızı istersin?›› diye sordular. 
40N 026:018 İsa onlara, ‹‹Kente varıp o adamın evine gidin›› dedi. ‹‹Ona şöyle deyin: ‹Öğretmen diyor ki, zamanım yaklaştı. Fısıh Bayramını, öğrencilerimle birlikte senin evinde kutlayacağım.› ›› 
40N 026:019 Öğrenciler, İsanın buyruğunu yerine getirerek Fısıh yemeği için hazırlık yaptılar. 
40N 026:020 Akşam olunca İsa on iki öğrencisiyle yemeğe oturdu. 
40N 026:021 Yemek yerlerken, ‹‹Size doğrusunu söyleyeyim, sizden biri bana ihanet edecek›› dedi. 
40N 026:022 Bu söz onları kedere boğdu. Teker teker, ‹‹Ya Rab, beni demek istemedin ya?›› diye sormaya başladılar. 
40N 026:023 O da, ‹‹Bana ihanet edecek olan›› dedi, ‹‹Elindeki ekmeği benimle birlikte sahana batırandır. 
40N 026:024 İnsanoğlu, kendisi için yazılmış olduğu gibi gidiyor, ama İnsanoğluna ihanet edenin vay haline! O adam hiç doğmamış olsaydı, kendisi için daha iyi olurdu.›› 
40N 026:025 Ona ihanet edecek olan Yahuda, ‹‹Rabbî, yoksa beni mi demek istedin?›› diye sordu. İsa ona, ‹‹Söylediğin gibidir›› karşılığını verdi. 
40N 026:026 Yemek sırasında İsa eline ekmek aldı, şükredip ekmeği böldü ve öğrencilerine verdi. ‹‹Alın, yiyin›› dedi, ‹‹Bu benim bedenimdir.›› 
40N 026:027 Sonra bir kâse alıp şükretti ve bunu öğrencilerine vererek, ‹‹Hepiniz bundan için›› dedi. 
40N 026:028 ‹‹Çünkü bu benim kanımdır, günahların bağışlanması için birçokları uğruna akıtılan antlaşma kanıdır. 
40N 026:029 Size şunu söyleyeyim, Babamın egemenliğinde sizinle birlikte tazesini içeceğim o güne dek, asmanın bu ürününden bir daha içmeyeceğim.›› 
40N 026:030 İlahi söyledikten sonra dışarı çıkıp Zeytin Dağına doğru gittiler. 
40N 026:031 Bu arada İsa öğrencilerine, ‹‹Bu gece hepiniz benden ötürü sendeleyip düşeceksiniz›› dedi. ‹‹Çünkü şöyle yazılmıştır:  ‹Çobanı vuracağım,  Sürüdeki koyunlar darmadağın olacak.› 
40N 026:032 Ama ben dirildikten sonra sizden önce Celileye gideceğim.›› 
40N 026:033 Petrus Ona, ‹‹Herkes senden ötürü sendeleyip düşse de ben asla düşmem›› dedi. 
40N 026:034 ‹‹Sana doğrusunu söyleyeyim›› dedi İsa, ‹‹Bu gece horoz ötmeden beni üç kez inkâr edeceksin.›› 
40N 026:035 Petrus, ‹‹Seninle birlikte ölmem gerekse bile seni asla inkâr etmem›› dedi. Öğrencilerin hepsi de aynı şeyi söyledi. 
40N 026:036 Sonra İsa öğrencileriyle birlikte Getsemani denen yere geldi. Öğrencilerine, ‹‹Ben şuraya gidip dua edeceğim, siz burada oturun›› dedi. 
40N 026:037 Petrus ile Zebedinin iki oğlunu yanına aldı. Kederlenmeye, ağır bir sıkıntı duymaya başlamıştı. 
40N 026:038 Onlara, ‹‹Ölesiye kederliyim›› dedi. ‹‹Burada kalın, benimle birlikte uyanık durun.›› 
40N 026:039 Biraz ilerledi, yüzüstü yere kapanıp dua etmeye başladı. ‹‹Baba›› dedi, ‹‹Mümkünse bu kâse benden uzaklaştırılsın. Yine de benim değil, senin istediğin olsun.›› 
40N 026:040 Öğrencilerin yanına döndüğünde onları uyumuş buldu. Petrusa, ‹‹Demek ki benimle birlikte bir saat uyanık kalamadınız!›› dedi. 
40N 026:041 ‹‹Uyanık durup dua edin ki, ayartılmayasınız. Ruh isteklidir, ama beden güçsüzdür.›› 
40N 026:042 İsa ikinci kez uzaklaşıp dua etti. ‹‹Baba›› dedi, ‹‹Eğer ben içmeden bu kâsenin uzaklaştırılması mümkün değilse, senin istediğin olsun.›› 
40N 026:043 Geri geldiğinde öğrencilerini yine uyumuş buldu. Onların göz kapaklarına ağırlık çökmüştü. 
40N 026:044 Onları bırakıp tekrar uzaklaştı, yine aynı sözlerle üçüncü kez dua etti. 
40N 026:045 Sonra öğrencilerin yanına dönerek, ‹‹Hâlâ uyuyor, dinleniyor musunuz?›› dedi. ‹‹İşte saat yaklaştı, İnsanoğlu günahkârların eline veriliyor. 
40N 026:046 Kalkın, gidelim. İşte bana ihanet eden geldi!›› 
40N 026:047 İsa daha konuşurken, Onikilerden biri olan Yahuda geldi. Yanında, başkâhinlerle halkın ileri gelenleri tarafından gönderilmiş kılıçlı sopalı büyük bir kalabalık vardı. 
40N 026:048 İsaya ihanet eden Yahuda, ‹‹Kimi öpersem, İsa Odur, Onu tutuklayın›› diye onlarla sözleşmişti. 
40N 026:049 Dosdoğru İsaya gidip, ‹‹Selam, Rabbî!›› diyerek Onu öptü. 
40N 026:050 İsa, ‹‹Arkadaş, ne yapacaksan yap!›› dedi. Bunun üzerine adamlar yaklaştı, İsayı yakalayıp tutukladılar. 
40N 026:051 İsayla birlikte olanlardan biri, ani bir hareketle kılıcını çekti, başkâhinin kölesine vurup kulağını uçurdu. 
40N 026:052 O zaman İsa ona, ‹‹Kılıcını yerine koy!›› dedi. ‹‹Kılıç çekenlerin hepsi kılıçla ölecek. 
40N 026:053 Yoksa Babamdan yardım isteyemez miyim sanıyorsun? İstesem, hemen şu an bana on iki tümenden fazla melek gönderir. 
40N 026:054 Ama böyle olması gerektiğini bildiren Kutsal Yazılar o zaman nasıl yerine gelir?›› 
40N 026:055 Bundan sonra İsa kalabalığa dönüp şöyle seslendi: ‹‹Niçin bir haydutmuşum gibi beni kılıç ve sopalarla yakalamaya geldiniz? Her gün tapınakta oturup öğretiyordum, beni tutuklamadınız. 
40N 026:056 Ama bütün bunlar, peygamberlerin yazdıkları yerine gelsin diye oldu.›› O zaman öğrencilerin hepsi Onu bırakıp kaçtı. 
40N 026:057 İsayı tutuklayanlar, Onu başkâhin Kayafaya götürdüler. Din bilginleriyle ileri gelenler de orada toplanmışlardı. 
40N 026:058 Petrus, İsayı uzaktan, ta başkâhinin avlusuna kadar izledi. Sonucu görmek için içeri girip nöbetçilerin yanına oturdu. 
40N 026:059 Başkâhinlerle Yüksek Kurulun öteki üyeleri, İsayı ölüm cezasına çarptırmak için kendisine karşı yalancı tanıklar arıyorlardı. 
40N 026:060 -61 236430 Ortaya birçok yalancı tanık çıktığı halde, aradıklarını bulamadılar. Sonunda ortaya çıkan iki kişi şöyle dedi: ‹‹Bu adam, ‹Ben Tanrının Tapınağını yıkıp üç günde yeniden kurabilirim› dedi.›› 
40N 026:062 Başkâhin ayağa kalkıp İsaya, ‹‹Hiç yanıt vermeyecek misin?›› dedi. ‹‹Nedir bunların sana karşı ettiği bu tanıklıklar?›› 
40N 026:063 İsa susmaya devam etti. Başkâhin ise Ona, ‹‹Yaşayan Tanrı adına ant içmeni buyuruyorum, söyle bize, Tanrının Oğlu Mesih sen misin?›› dedi. 
40N 026:064 İsa, ‹‹Söylediğin gibidir›› karşılığını verdi. ‹‹Üstelik size şunu söyleyeyim, bundan sonra İnsanoğlunun, Kudretli Olanın sağında oturduğunu ve göğün bulutları üzerinde geldiğini göreceksiniz.›› 
40N 026:065 Bunun üzerine başkâhin giysilerini yırtarak, ‹‹Tanrıya küfretti!›› dedi. ‹‹Artık tanıklara ne ihtiyacımız var? İşte küfürü işittiniz. 
40N 026:066 Buna ne diyorsunuz?›› ‹‹Ölümü hak etti!›› diye karşılık verdiler. 
40N 026:067 -68 236490 Bunun üzerine İsanın yüzüne tükürüp Onu yumrukladılar. Bazıları da Onu tokatlayıp, ‹‹Ey Mesih, peygamberliğini göster bakalım, sana vuran kim?›› dediler. 
40N 026:069 Petrus ise dışarıda, avluda oturuyordu. Bir hizmetçi kız yanına gelip, ‹‹Sen de Celileli İsayla birlikteydin›› dedi. 
40N 026:070 Ama Petrus bunu herkesin önünde inkâr ederek, ‹‹Neden söz ettiğini anlamıyorum›› dedi. 
40N 026:071 Sonra avlu kapısının önüne çıktı. Onu gören başka bir hizmetçi kız orada bulunanlara, ‹‹Bu adam Nasıralı İsayla birlikteydi›› dedi. 
40N 026:072 Petrus ant içerek, ‹‹Ben o adamı tanımıyorum›› diye yine inkâr etti. 
40N 026:073 Orada duranlar az sonra Petrusa yaklaşıp, ‹‹Gerçekten sen de onlardansın. Konuşman seni ele veriyor›› dediler. 
40N 026:074 Petrus kendine lanet okuyup ant içerek, ‹‹O adamı tanımıyorum!›› dedi. Tam o anda horoz öttü. 
40N 026:075 Petrus, İsa'nın, ‹‹Horoz ötmeden beni üç kez inkâr edeceksin›› dediğini hatırladı ve dışarı çıkıp acı acı ağladı. 
40N 027:001 Sabah olunca bütün başkâhinlerle halkın ileri gelenleri, İsayı ölüm cezasına çarptırmak konusunda anlaştılar. 
40N 027:002 Onu bağladılar ve götürüp Vali Pilatusa teslim ettiler. 
40N 027:003 İsaya ihanet eden Yahuda, Onun mahkûm edildiğini görünce yaptığına pişman oldu. Otuz gümüşü başkâhinlere ve ileri gelenlere geri götürdü. 
40N 027:004 ‹‹Ben suçsuz birini ele vermekle günah işledim›› dedi. Onlar ise, ‹‹Bundan bize ne? Onu sen düşün›› dediler. 
40N 027:005 Yahuda paraları tapınağın içine fırlatarak oradan ayrıldı, gidip kendini astı. 
40N 027:006 Paraları toplayan başkâhinler, ‹‹Kan bedeli olan bu paraları tapınağın hazinesine koymak doğru olmaz›› dediler. 
40N 027:007 Kendi aralarında anlaşarak bu parayla yabancılar için mezarlık yapmak üzere Çömlekçi Tarlasını satın aldılar. 
40N 027:008 Bunun için bu tarlaya bugüne dek ‹‹Kan Tarlası›› denilmiştir. 
40N 027:009 -10 236650 Böylece Peygamber Yeremya aracılığıyla bildirilen şu söz yerine gelmiş oldu:  ‹‹İsrailoğullarından kimilerinin  Ona biçtikleri değerin karşılığı olan  Otuz gümüşü aldılar;  Rabbin bana buyurduğu gibi,  Çömlekçi Tarlasını satın almak için harcadılar.›› 
40N 027:011 İsa valinin önüne çıkarıldı. Vali Ona, ‹‹Sen Yahudilerin Kralı mısın?›› diye sordu. İsa, ‹‹Söylediğin gibidir›› dedi. 
40N 027:012 Başkâhinlerle ileri gelenler Onu suçlayınca hiç karşılık vermedi. 
40N 027:013 Pilatus Ona, ‹‹Senin aleyhinde yaptıkları bunca tanıklığı duymuyor musun?›› dedi. 
40N 027:014 İsa tek konuda bile ona yanıt vermedi. Vali buna çok şaştı. 
40N 027:015 Her Fısıh Bayramında vali, halkın istediği bir tutukluyu salıvermeyi adet edinmişti. 
40N 027:016 O günlerde Barabba adında ünlü bir tutuklu vardı. 
40N 027:017 Halk bir araya toplandığında, Pilatus onlara, ‹‹Sizin için kimi salıvermemi istersiniz, Barabbayı mı, Mesih denen İsayı mı?›› diye sordu. 
40N 027:018 İsayı kıskançlıktan ötürü kendisine teslim ettiklerini biliyordu. 
40N 027:019 Pilatus yargı kürsüsünde otururken karısı ona, ‹‹O doğru adama dokunma. Dün gece rüyamda Onun yüzünden çok sıkıntı çektim›› diye haber gönderdi. 
40N 027:020 Başkâhinler ve ileri gelenler ise, Barabbanın salıverilmesini ve İsanın öldürülmesini istesinler diye halkı kışkırttılar. 
40N 027:021 Vali onlara şunu sordu: ‹‹Sizin için hangisini salıvermemi istersiniz?›› ‹‹Barabbayı›› dediler. 
40N 027:022 Pilatus, ‹‹Öyleyse Mesih denen İsayı ne yapayım?›› diye sordu. Hep bir ağızdan, ‹‹Çarmıha gerilsin!›› dediler. 
40N 027:023 Pilatus, ‹‹O ne kötülük yaptı ki?›› diye sordu. Onlar ise daha yüksek sesle, ‹‹Çarmıha gerilsin!›› diye bağrışıp durdular. 
40N 027:024 Pilatus, elinden bir şey gelmediğini, tersine, bir kargaşalığın başladığını görünce su aldı, kalabalığın önünde ellerini yıkayıp şöyle dedi: ‹‹Bu adamın kanından ben sorumlu değilim. Bu işe siz bakın!›› 
40N 027:025 Bütün halk şu karşılığı verdi: ‹‹Onun kanının sorumluluğu bizim ve çocuklarımızın üzerinde olsun!›› 
40N 027:026 Bunun üzerine Pilatus onlar için Barabbayı salıverdi. İsayı ise kamçılattıktan sonra çarmıha gerilmek üzere askerlere teslim etti. 
40N 027:027 Sonra valinin askerleri İsayı vali konağına götürüp bütün taburu başına topladılar. 
40N 027:028 Onu soyup üzerine kırmızı bir kaftan geçirdiler. 
40N 027:029 Dikenlerden bir taç örüp başına koydular, sağ eline de bir kamış tutturdular. Önünde diz çöküp, ‹‹Selam, ey Yahudilerin Kralı!›› diyerek Onunla alay ettiler. 
40N 027:030 Üzerine tükürdüler, kamışı alıp başına vurdular. 
40N 027:031 Onunla böyle alay ettikten sonra kaftanı üzerinden çıkarıp kendi giysilerini giydirdiler ve çarmıha germeye götürdüler. 
40N 027:032 Dışarı çıktıklarında Simun adında Kireneli bir adama rastladılar. İsanın çarmıhını ona zorla taşıttılar. 
40N 027:033 -34 236880 Golgota, yani Kafatası denilen yere vardıklarında içmesi için İsaya ödle karışık şarap verdiler. İsa bunu tadınca içmek istemedi. 
40N 027:035 Askerler Onu çarmıha gerdikten sonra kura çekerek giysilerini aralarında paylaştılar. 
40N 027:036 Sonra oturup yanında nöbet tuttular. 
40N 027:037 Başının üzerine, 
40N 027:038 İsayla birlikte, biri sağında öbürü solunda olmak üzere iki haydut da çarmıha gerildi. 
40N 027:039 -40 236930 Oradan geçenler başlarını sallayıp İsaya sövüyor, ‹‹Hani sen tapınağı yıkıp üç günde yeniden kuracaktın? Haydi, kurtar kendini! Tanrının Oğluysan çarmıhtan in!›› diyorlardı. 
40N 027:041 -42 236940 Başkâhinler, din bilginleri ve ileri gelenler de aynı şekilde Onunla alay ederek, ‹‹Başkalarını kurtardı, kendini kurtaramıyor›› diyorlardı. ‹‹İsrailin Kralı imiş! Şimdi çarmıhtan aşağı insin de Ona iman edelim. 
40N 027:043 Tanrıya güveniyordu; Tanrı Onu seviyorsa, kurtarsın bakalım! Çünkü, ‹Ben Tanrının Oğluyum› demişti.›› 
40N 027:044 İsayla birlikte çarmıha gerilen haydutlar da Ona aynı şekilde hakaret ettiler. 
40N 027:045 Öğleyin on ikiden üçe kadar bütün ülkenin üzerine karanlık çöktü. 
40N 027:046 Saat üçe doğru İsa yüksek sesle, ‹‹Eli, Eli, lema şevaktani?›› yani, ‹‹Tanrım, Tanrım, beni neden terk ettin?›› diye bağırdı. 
40N 027:047 Orada duranlardan bazıları bunu işitince, ‹‹Bu adam İlyası çağırıyor›› dediler. 
40N 027:048 İçlerinden biri hemen koşup bir sünger getirdi, ekşi şaraba batırıp bir kamışın ucuna takarak İsaya içirdi. 
40N 027:049 Öbürleri ise, ‹‹Dur bakalım, İlyas gelip Onu kurtaracak mı?›› dediler. 
40N 027:050 İsa, yüksek sesle bir kez daha bağırdı ve ruhunu teslim etti. 
40N 027:051 O anda tapınaktaki perde yukarıdan aşağıya yırtılarak ikiye bölündü. Yer sarsıldı, kayalar yarıldı. 
40N 027:052 Mezarlar açıldı, ölmüş olan birçok kutsal kişinin cesetleri dirildi. 
40N 027:053 Bunlar mezarlarından çıkıp İsanın dirilişinden sonra kutsal kente girdiler ve birçok kimseye göründüler. 
40N 027:054 İsayı bekleyen yüzbaşı ve beraberindeki askerler, depremi ve öbür olayları görünce dehşete kapıldılar, ‹‹Bu gerçekten Tanrının Oğluydu!›› dediler. 
40N 027:055 Orada, olup bitenleri uzaktan izleyen birçok kadın vardı. Bunlar, Celileden İsanın ardından gelip Ona hizmet etmişlerdi. 
40N 027:056 Aralarında Mecdelli Meryem, Yakup ile Yusufun annesi Meryem ve Zebedi oğullarının annesi de vardı. 
40N 027:057 Akşama doğru Yusuf adında zengin bir Aramatyalı geldi. O da İsanın bir öğrencisiydi. 
40N 027:058 Pilatusa gidip İsanın cesedini istedi. Pilatus da cesedin ona verilmesini buyurdu. 
40N 027:059 -60 237110 Yusuf cesedi aldı, temiz keten beze sardı, kayaya oydurduğu kendi yeni mezarına yatırdı. Mezarın girişine büyük bir taş yuvarlayıp oradan ayrıldı. 
40N 027:061 Mecdelli Meryem ile öteki Meryem ise orada, mezarın karşısında oturuyorlardı. 
40N 027:062 -63 237130 Ertesi gün, yani Hazırlık Gününden sonraki gün, başkâhinlerle Ferisiler Pilatusun önünde toplanarak, ‹‹Efendimiz›› dediler, ‹‹O aldatıcının, daha yaşarken, ‹Ben öldükten üç gün sonra dirileceğim› dediğini hatırlıyoruz. 
40N 027:064 Onun için buyruk ver de üçüncü güne dek mezarı güvenlik altına alsınlar. Yoksa öğrencileri gelir, cesedini çalar ve halka, ‹Ölümden dirildi› derler. Son aldatmaca ilkinden beter olur.›› 
40N 027:065 Pilatus onlara, ‹‹Yanınıza asker alın, gidip mezarı dilediğiniz gibi güvenlik altına alın›› dedi. 
40N 027:066 Onlar da askerlerle birlikte gittiler, taşı mühürleyip mezarı güvenlik altına aldılar. 
40N 028:001 Şabat Gününü izleyen haftanın ilk günü, tan yeri ağarırken, Mecdelli Meryem ile öbür Meryem mezarı görmeye gittiler. 
40N 028:002 Ansızın büyük bir deprem oldu. Rabbin bir meleği gökten indi ve mezara gidip taşı bir yana yuvarlayarak üzerine oturdu. 
40N 028:003 Görünüşü şimşek gibi, giysileri ise kar gibi bembeyazdı. 
40N 028:004 Nöbetçiler korkudan titremeye başladılar, sonra ölü gibi yere yıkıldılar. 
40N 028:005 Melek kadınlara şöyle seslendi: ‹‹Korkmayın! Çarmıha gerilen İsayı aradığınızı biliyorum. 
40N 028:006 O burada yok; söylemiş olduğu gibi dirildi. Gelin, Onun yattığı yeri görün. 
40N 028:007 Çabuk gidin, öğrencilerine şöyle deyin: ‹İsa ölümden dirildi. Sizden önce Celileye gidiyor, kendisini orada göreceksiniz.› İşte ben size söylemiş bulunuyorum.›› 
40N 028:008 Kadınlar korku ve büyük sevinç içinde hemen mezardan uzaklaştılar; koşarak İsanın öğrencilerine haber vermeye gittiler. 
40N 028:009 İsa ansızın karşılarına çıktı, ‹‹Selam!›› dedi. Yaklaşıp İsanın ayaklarına sarılarak Ona tapındılar. 
40N 028:010 O zaman İsa, ‹‹Korkmayın!›› dedi. ‹‹Gidip kardeşlerime haber verin, Celileye gitsinler, beni orada görecekler.›› 
40N 028:011 Kadınlar daha yoldayken nöbetçi askerlerden bazıları kente giderek olup bitenleri başkâhinlere bildirdiler. 
40N 028:012 -13 237280 Başkâhinler ileri gelenlerle birlikte toplanıp birbirlerine danıştıktan sonra askerlere yüklü para vererek dediler ki, ‹‹Siz şöyle diyeceksiniz: ‹Öğrencileri geceleyin geldi, biz uyurken Onun cesedini çalıp götürdüler.› 
40N 028:014 Eğer bu haber valinin kulağına gidecek olursa biz onu yatıştırır, size bir zarar gelmesini önleriz.›› 
40N 028:015 Böylece askerler parayı aldılar ve kendilerine söylendiği gibi yaptılar. Bu söylenti Yahudiler arasında bugün de yaygındır. 
40N 028:016 On bir öğrenci Celileye, İsanın kendilerine bildirdiği dağa gittiler. 
40N 028:017 İsayı gördükleri zaman Ona tapındılar. Ama bazıları kuşku içindeydi. 
40N 028:018 İsa yanlarına gelip kendilerine şunları söyledi: ‹‹Gökte ve yeryüzünde bütün yetki bana verildi. 
40N 028:019 Bu nedenle gidin, bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiştirin; onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruhun adıyla vaftiz edin; 
40N 028:020 size buyurduğum her şeye uymayı onlara öğretin. İşte ben, dünyanın sonuna dek her an sizinle birlikteyim.›› 
41N 001:001 Tanrının Oğlu İsa Mesihle ilgili Müjdenin başlangıcı. 
41N 001:002 Peygamber Yeşayanın Kitabında şöyle yazılmıştır:  ‹‹İşte, habercimi senin önünden gönderiyorum;  O senin yolunu hazırlayacak.›› 
41N 001:003 ‹‹Çölde haykıran,  ‹Rabbin yolunu hazırlayın,  Geçeceği patikaları düzleyin› diye sesleniyor.›› 
41N 001:004 Böylece Vaftizci Yahya çölde ortaya çıktı. İnsanları, günahlarının bağışlanması için tövbe edip vaftiz olmaya çağırıyordu. 
41N 001:005 Bütün Yahudiye halkı ve Yeruşalimlilerin hepsi ona geliyor, günahlarını itiraf ediyor, onun tarafından Şeria Irmağında vaftiz ediliyordu. 
41N 001:006 Yahyanın deve tüyünden giysisi, belinde deri kuşağı vardı. Çekirge ve yaban balı yerdi. 
41N 001:007 Şu haberi yayıyordu: ‹‹Benden sonra benden daha güçlü olan geliyor. Eğilip Onun çarıklarının bağını çözmeye bile layık değilim. 
41N 001:008 Ben sizi suyla vaftiz ettim, ama O sizi Kutsal Ruhla vaftiz edecektir.›› 
41N 001:009 O günlerde Celilenin Nasıra Kentinden çıkıp gelen İsa, Yahya tarafından Şeria Irmağında vaftiz edildi. 
41N 001:010 Tam sudan çıkarken, göklerin yarıldığını ve Ruhun güvercin gibi üzerine indiğini gördü. 
41N 001:011 Göklerden, ‹‹Sen benim sevgili Oğlumsun, senden hoşnudum›› diyen bir ses duyuldu. 
41N 001:012 O an Ruh, İsayı çöle gönderdi. 
41N 001:013 İsa çölde kaldığı kırk gün boyunca Şeytan tarafından denendi. Yabanıl hayvanlar arasındaydı, melekler Ona hizmet ediyordu. 
41N 001:014 Yahyanın tutuklanmasından sonra İsa, Tanrının Müjdesini duyura duyura Celileye gitti. 
41N 001:015 ‹‹Zaman doldu›› diyordu, ‹‹Tanrının Egemenliği yaklaştı. Tövbe edin, Müjdeye inanın!›› 
41N 001:016 İsa, Celile Gölünün kıyısından geçerken, göle ağ atmakta olan Simun ile kardeşi Andreası gördü. Bu adamlar balıkçıydı. 
41N 001:017 İsa onlara, ‹‹Ardımdan gelin›› dedi, ‹‹Sizleri insan tutan balıkçılar yapacağım.›› 
41N 001:018 Onlar da hemen ağlarını bırakıp Onun ardından gittiler. 
41N 001:019 İsa biraz ileri gidince Zebedinin oğulları Yakupla Yuhannayı gördü. Teknede ağlarını onarıyorlardı. 
41N 001:020 Hemen onları çağırdı. Onlar da babaları Zebediyi işçilerle birlikte teknede bırakıp İsanın ardından gittiler. 
41N 001:021 Kefarnahuma girdiler. Şabat Günü İsa havraya gidip öğretmeye başladı. 
41N 001:022 Halk Onun öğretişine şaşıp kaldı. Çünkü onlara din bilginleri gibi değil, yetkili biri gibi öğretiyordu. 
41N 001:023 -24 237580 Tam o sırada havrada bulunan ve kötü ruha tutulmuş bir adam, ‹‹Ey Nasıralı İsa, bizden ne istiyorsun?›› diye bağırdı. ‹‹Bizi mahvetmeye mi geldin? Senin kim olduğunu biliyorum, Tanrının Kutsalısın sen!›› 
41N 001:025 İsa, ‹‹Sus, çık adamdan!›› diyerek kötü ruhu azarladı. 
41N 001:026 Kötü ruh adamı sarstı ve büyük bir çığlık atarak içinden çıktı. 
41N 001:027 Herkes şaşıp kaldı. Birbirlerine, ‹‹Bu nasıl şey?›› diye sormaya başladılar. ‹‹Yepyeni bir öğreti! Kötü ruhlara bile yetkiyle buyruk veriyor, onlar da sözünü dinliyor.›› 
41N 001:028 Böylece İsayla ilgili haber, Celile bölgesinin her yerine hızla yayıldı. 
41N 001:029 İsa havradan çıkar çıkmaz, Yakup ve Yuhanna ile birlikte Simun ve Andreasın evine gitti. 
41N 001:030 Simunun kaynanası ateşler içinde yatıyordu. Durumu hemen İsaya bildirdiler. 
41N 001:031 O da hastaya yaklaştı, elinden tutup kaldırdı. Kadının ateşi düştü, onlara hizmet etmeye başladı. 
41N 001:032 Akşam olup güneş batınca, bütün hastaları ve cinlileri İsaya getirdiler. 
41N 001:033 Bütün kent halkı kapıya toplanmıştı. 
41N 001:034 İsa, çeşitli hastalıklara yakalanmış birçok kişiyi iyileştirdi, birçok cini kovdu. Cinlerin konuşmasına izin vermiyordu. Çünkü onlar kendisinin kim olduğunu biliyorlardı. 
41N 001:035 Sabah çok erkenden, ortalık henüz ağarmadan İsa kalktı, evden çıkıp ıssız bir yere gitti, orada dua etmeye başladı. 
41N 001:036 Simun ile yanındakiler İsayı aramaya çıktılar. 
41N 001:037 Onu bulunca, ‹‹Herkes seni arıyor!›› dediler. 
41N 001:038 İsa onlara, ‹‹Başka yerlere, yakın kasabalara gidelim›› dedi. ‹‹Oralarda da Tanrı sözünü duyurayım. Bunun için çıkıp geldim.›› 
41N 001:039 Böylece havralarında Tanrı sözünü duyurarak ve cinleri kovarak bütün Celile bölgesini dolaştı. 
41N 001:040 İsaya cüzamlı biri geldi, diz çökerek, ‹‹İstersen beni temiz kılabilirsin›› diye yalvardı. 
41N 001:041 İsanın yüreği sızladı, elini uzatıp adama dokundu, ‹‹İsterim, temiz ol!›› dedi. 
41N 001:042 Adam anında cüzamdan kurtulup tertemiz oldu. 
41N 001:043 İsa onu sıkıca uyararak hemen yanından uzaklaştırdı. 
41N 001:044 ‹‹Sakın kimseye bir şey söyleme!›› dedi. ‹‹Git, kâhine görün ve cüzamdan temizlendiğini herkese kanıtlamak için Musanın buyurduğu sunuları sun.›› 
41N 001:045 Ne var ki, adam çıkıp gitti, olayla ilgili haberi her tarafa yayıp duyurmaya başladı. Öyle ki, İsa artık hiçbir kente açıkça giremez oldu. Ancak dışarıda, ıssız yerlerde kalıyordu. Ve halk her yerden O'na akın ediyordu. 
41N 002:001 Birkaç gün sonra İsa tekrar Kefarnahuma geldiğinde, evde olduğu duyuldu. 
41N 002:002 O kadar çok insan toplandı ki, artık kapının önünde bile duracak yer kalmamıştı. İsa onlara Tanrı sözünü anlatıyordu. 
41N 002:003 Bu arada Ona dört kişinin taşıdığı felçli bir adamı getirdiler. 
41N 002:004 Kalabalıktan Ona yaklaşamadıkları için, bulunduğu yerin üzerindeki damı delip açarak felçliyi üstünde yattığı şilteyle birlikte aşağı indirdiler. 
41N 002:005 İsa onların imanını görünce felçliye, ‹‹Oğlum, günahların bağışlandı›› dedi. 
41N 002:006 -7 237850 Orada oturan bazı din bilginleri ise içlerinden şöyle düşündüler: ‹‹Bu adam neden böyle konuşuyor? Tanrıya küfrediyor! Tanrıdan başka kim günahları bağışlayabilir?›› 
41N 002:008 Akıllarından geçeni hemen ruhunda sezen İsa onlara, ‹‹Aklınızdan neden böyle şeyler geçiriyorsunuz?›› dedi. 
41N 002:009 ‹‹Hangisi daha kolay, felçliye, ‹Günahların bağışlandı› demek mi, yoksa, ‹Kalk, şilteni topla, yürü› demek mi? 
41N 002:010 -11 237880 Ne var ki, İnsanoğlunun yeryüzünde günahları bağışlama yetkisine sahip olduğunu bilesiniz diye...›› Sonra felçliye, ‹‹Sana söylüyorum, kalk, şilteni topla, evine git!›› dedi. 
41N 002:012 Adam kalktı, hemen şiltesini topladı, hepsinin gözü önünde çıkıp gitti. Herkes şaşakalmıştı. Tanrıyı övüyorlar, ‹‹Böylesini hiç görmemiştik›› diyorlardı. 
41N 002:013 İsa yine çıkıp göl kıyısına gitti. Bütün halk yanına geldi, O da onlara öğretmeye başladı. 
41N 002:014 Yoldan geçerken, vergi toplama yerinde oturan Alfay oğlu Leviyi gördü. Ona, ‹‹Ardımdan gel›› dedi. Levi de kalkıp İsanın ardından gitti. 
41N 002:015 Sonra İsa, Levinin evinde yemek yerken, birçok vergi görevlisiyle günahkâr Onunla ve öğrencileriyle birlikte sofraya oturmuştu. Onu izleyen böyle birçok kişi vardı. 
41N 002:016 Ferisilerden bazı din bilginleri, Onu günahkârlar ve vergi görevlileriyle birlikte yemekte görünce öğrencilerine, ‹‹Niçin vergi görevlileri ve günahkârlarla birlikte yemek yiyor?›› diye sordular. 
41N 002:017 Bunu duyan İsa onlara, ‹‹Sağlamların değil, hastaların hekime ihtiyacı var›› dedi. ‹‹Ben doğru kişileri değil, günahkârları çağırmaya geldim.›› 
41N 002:018 Yahyanın öğrencileriyle Ferisiler oruç tutarken, bazı kişiler İsaya gelip, ‹‹Yahyanın ve Ferisilerin öğrencileri oruç tutuyor da senin öğrencilerin neden tutmuyor?›› diye sordular. 
41N 002:019 İsa şöyle karşılık verdi: ‹‹Güvey aralarında olduğu sürece davetliler oruç tutar mı? Güvey aralarında oldukça oruç tutmazlar! 
41N 002:020 Ama güveyin aralarından alınacağı günler gelecek, onlar işte o zaman, o gün oruç tutacaklar. 
41N 002:021 Hiç kimse eski giysiyi yeni kumaş parçasıyla yamamaz. Yoksa yeni yama çeker, eski giysiden kopar, yırtık daha beter olur. 
41N 002:022 Hiç kimse yeni şarabı eski tulumlara doldurmaz. Yoksa şarap tulumları patlatır, şarap da tulumlar da mahvolur. Yeni şarap yeni tulumlara doldurulur.›› 
41N 002:023 Bir Şabat Günü İsa ekinler arasından geçiyordu. Öğrencileri yolda giderken başakları koparmaya başladılar. 
41N 002:024 Ferisiler İsaya, ‹‹Bak, Şabat Günü yasak olanı neden yapıyorlar?›› dediler. 
41N 002:025 İsa onlara, ‹‹Davutla yanındakiler aç ve muhtaç kalınca Davutun ne yaptığını hiç okumadınız mı?›› diye sordu. 
41N 002:026 ‹‹Başkâhin Aviyatarın zamanında Davut, Tanrının evine girdi, kâhinlerden başkasının yemesi yasak olan adak ekmeklerini yedi ve yanındakilere de verdi.›› 
41N 002:027 Sonra onlara, ‹‹İnsan Şabat Günü için değil, Şabat Günü insan için yaratıldı›› dedi. 
41N 002:028 ‹‹Bu nedenle İnsanoğlu Şabat Günü'nün de Rabbi'dir.›› 
41N 003:001 İsa yine havraya girdi. Orada eli sakat bir adam vardı. 
41N 003:002 Bazıları İsayı suçlamak amacıyla, Şabat Günü hastayı iyileştirecek mi diye Onu gözlüyorlardı. 
41N 003:003 İsa, eli sakat adama, ‹‹Kalk, öne çık!›› dedi. 
41N 003:004 Sonra havradakilere, ‹‹Kutsal Yasaya göre Şabat Günü iyilik yapmak mı doğru, kötülük yapmak mı? Can kurtarmak mı doğru, can almak mı?›› diye sordu. Onlardan ses çıkmadı. 
41N 003:005 İsa, çevresindekilere öfkeyle baktı. Yüreklerinin duygusuzluğu Onu kederlendirmişti. Adama, ‹‹Elini uzat!›› dedi. Adam elini uzattı, eli yine sapasağlam oluverdi. 
41N 003:006 Bunun üzerine Ferisiler dışarı çıktılar, İsayı yok etmek için Hirodes yanlılarıyla hemen görüşmeye başladılar. 
41N 003:007 -8 238120 İsa, öğrencileriyle birlikte göl kıyısına çekildi. Celileden büyük bir kalabalık Onun ardından geldi. Ayrıca, bütün yaptıklarını duyan büyük kalabalıklar Yahudiyeden, Yeruşalimden, İdumeyadan, Şeria Irmağının karşı yakasından, Sur ve Sayda bölgelerinden kendisine akın etti. 
41N 003:009 İsa, kalabalığın arasında sıkışıp kalmamak için öğrencilerine bir kayık hazır bulundurmalarını söyledi. 
41N 003:010 Birçoklarını iyileştirmiş olduğundan, çeşitli hastalıklara yakalananlar Ona dokunmak için üzerine üşüşüyordu. 
41N 003:011 Kötü ruhlar Onu görünce ayaklarına kapanıyor, ‹‹Sen Tanrının Oğlusun!›› diye bağırıyorlardı. 
41N 003:012 Ama İsa, kim olduğunu açıklamamaları için onları sıkı sıkıya uyardı. 
41N 003:013 İsa, dağa çıkarak istediği kişileri yanına çağırdı. Onlar da yanına gittiler. 
41N 003:014 -19 238180 İsa bunlardan on iki kişiyi yanında bulundurmak, Tanrı sözünü duyurmaya göndermek ve cinleri kovmaya yetkili kılmak üzere seçti. Seçtiği bu on iki kişi şunlardır: Petrus adını verdiği Simun, Beni-Regeş, yani Gökgürültüsü Oğulları adını verdiği Zebedinin oğulları Yakup ve Yuhanna, Andreas, Filipus, Bartalmay, Matta, Tomas, Alfay oğlu Yakup, Taday, Yurtsever Simun ve İsaya ihanet eden Yahuda İskariot. 
41N 003:020 İsa bundan sonra eve gitti. Yine öyle büyük bir kalabalık toplandı ki, İsayla öğrencileri yemek bile yiyemediler. 
41N 003:021 Yakınları bunu duyunca, ‹‹Aklını kaçırmış›› diyerek Onu almaya geldiler. 
41N 003:022 Yeruşalimden gelen din bilginleri ise, ‹‹Baalzevul Onun içine girmiş›› ve ‹‹Cinleri, cinlerin önderinin gücüyle kovuyor›› diyorlardı. 
41N 003:023 Bunun üzerine İsa din bilginlerini yanına çağırıp onlara benzetmelerle seslendi. ‹‹Şeytan, Şeytanı nasıl kovabilir?›› dedi. 
41N 003:024 ‹‹Bir ülke kendi içinde bölünmüşse, ayakta kalamaz. 
41N 003:025 Bir ev kendi içinde bölünmüşse, ayakta kalamaz. 
41N 003:026 Şeytan da kendine karşı gelip kendi içinde bölünmüşse, artık ayakta kalamaz; sonu gelmiş demektir. 
41N 003:027 Hiç kimse güçlü adamın evine girip malını çalamaz. Ancak onu bağladıktan sonra evini soyabilir. 
41N 003:028 -29 238270 Size doğrusunu söyleyeyim, insanların işlediği her günah, ettiği her küfür bağışlanacak, ama Kutsal Ruha küfreden asla bağışlanmayacak. Bunu yapan, asla silinmeyecek bir günah işlemiş olur.›› 
41N 003:030 İsa bu sözleri, ‹‹Onda kötü ruh var›› dedikleri için söyledi. 
41N 003:031 Daha sonra İsanın annesiyle kardeşleri geldi. Dışarıda durdular, haber gönderip Onu çağırdılar. 
41N 003:032 İsanın çevresinde oturan kalabalıktan bazıları, ‹‹Bak›› dediler, ‹‹Annenle kardeşlerin dışarıda, seni istiyorlar.›› 
41N 003:033 İsa buna karşılık onlara, ‹‹Kimdir annem ve kardeşlerim?›› dedi. 
41N 003:034 Sonra çevresinde oturanlara bakıp şöyle dedi: ‹‹İşte annem, işte kardeşlerim! 
41N 003:035 Tanrı'nın isteğini kim yerine getirirse, kardeşim, kızkardeşim ve annem odur.›› 
41N 004:001 İsa göl kıyısında halka yine öğretmeye başladı. Çevresinde çok büyük bir kalabalık toplandı. Bu yüzden İsa göldeki bir tekneye binip oturdu. Bütün kalabalık göl kıyısında duruyordu. 
41N 004:002 -3 238350 İsa onlara benzetmelerle birçok şey öğretiyordu. Öğretirken, ‹‹Şunu dinleyin›› dedi. ‹‹Ekincinin biri tohum ekmeye çıktı. 
41N 004:004 Ektiği tohumlardan kimi yol kenarına düştü. Kuşlar gelip bunları yedi. 
41N 004:005 Kimi, toprağı az kayalık yerlere düştü. Toprak derin olmadığından hemen filizlendi. 
41N 004:006 Ne var ki, güneş doğunca kavruldular, kök salamadıkları için kuruyup gittiler. 
41N 004:007 Kimi, dikenler arasına düştü. Dikenler büyüdü, filizleri boğdu ve filizler ürün vermedi. 
41N 004:008 Kimi ise iyi toprağa düştü, büyüyüp çoğaldı, ürün verdi. Bazısı otuz, bazısı altmış, bazısı da yüz kat ürün verdi.›› 
41N 004:009 Sonra İsa şunu ekledi: ‹‹İşitecek kulağı olan işitsin!›› 
41N 004:010 Onikilerle öbür izleyicileri İsayla yalnız kalınca, kendisinden benzetmelerin anlamını sordular. 
41N 004:011 O da onlara şöyle dedi: ‹‹Tanrının Egemenliğinin sırrı sizlere açıklandı, ama dışarıda olanlara her şey benzetmelerle anlatılır. 
41N 004:012 Öyle ki,  ‹Bakıp bakıp görmesinler,  Duyup duyup anlamasınlar da,  Dönüp bağışlanmasınlar.› ›› 
41N 004:013 İsa sonra onlara, ‹‹Siz bu benzetmeyi anlamıyor musunuz?›› dedi. ‹‹Öyleyse bütün benzetmeleri nasıl anlayacaksınız? 
41N 004:014 Ekincinin ektiği, Tanrı sözüdür. 
41N 004:015 Bazı insanlar sözün ekildiği yerde yol kenarına düşen tohumlara benzer. Bunlar sözü işitir işitmez, Şeytan gelir, yüreklerine ekilen sözü alır götürür. 
41N 004:016 -17 238480 Kayalık yerlere ekilenler ise, işittikleri sözü hemen sevinçle kabul eden, ama kök salamadıkları için ancak bir süre dayanan kişilerdir. Böyleleri Tanrı sözünden ötürü sıkıntı ya da zulme uğrayınca hemen sendeleyip düşerler. 
41N 004:018 -19 238490 Yine bazıları dikenler arasında ekilen tohumlara benzerler. Bunlar sözü işitirler, ama dünyasal kaygılar, zenginliğin aldatıcılığı ve daha başka hevesler araya girip sözü boğar ve ürün vermesini engeller. 
41N 004:020 İyi toprağa ekilenler ise, sözü işiten, onu benimseyen, kimi otuz, kimi altmış, kimi de yüz kat ürün veren kişilerdir.›› 
41N 004:021 Onlara, ‹‹Kandili, tahıl ölçeğinin ya da yatağın altına koymak için mi getirirler?›› dedi. ‹‹Kandilliğe koymak için değil mi? 
41N 004:022 Gizli olan ne varsa, açığa çıkarılmak üzere gizlenmiştir; saklı olan ne varsa, aydınlığa çıkmak üzere saklanmıştır. 
41N 004:023 İşitecek kulağı olan işitsin!›› 
41N 004:024 İsa şöyle devam etti: ‹‹İşittiklerinize dikkat edin! Hangi ölçekle verirseniz, aynı ölçekle alacaksınız. Hatta size daha fazlası verilecek. 
41N 004:025 Çünkü kimde varsa, ona daha çok verilecek. Ama kimde yoksa, elindeki de alınacak.›› 
41N 004:026 Sonra İsa şöyle dedi: ‹‹Tanrının Egemenliği, toprağa tohum saçan adama benzer. 
41N 004:027 Gece olur, uyur; gündüz olur, kalkar. Kendisi nasıl olduğunu bilmez ama, tohum filizlenir, gelişir. 
41N 004:028 Toprak kendiliğinden ürün verir. Önce filizi, sonra başağı, sonunda da başağı dolduran taneleri verir. 
41N 004:029 Ürün olgunlaşınca, adam hemen orağı vurur. Çünkü biçim vakti gelmiştir.›› 
41N 004:030 İsa sonra şöyle dedi: ‹‹Tanrının Egemenliğini neye benzetelim, nasıl bir benzetmeyle anlatalım? 
41N 004:031 -32 238610 Tanrının Egemenliği, hardal tanesine benzer. Hardal, yeryüzünde toprağa ekilen tohumların en küçüğü olmakla birlikte, ekildikten sonra gelişir, bütün bahçe bitkilerinin boyunu aşar. Öylesine dal budak salar ki, kuşlar gölgesinde barınabilir.›› 
41N 004:033 İsa, Tanrı sözünü, buna benzer birçok benzetmeyle halkın anlayabildiği ölçüde anlatırdı. 
41N 004:034 Benzetme kullanmadan onlara hiçbir şey anlatmazdı. Ama kendi öğrencileriyle yalnız kaldığında, onlara her şeyi açıklardı. 
41N 004:035 O gün akşam olunca öğrencilerine, ‹‹Karşı yakaya geçelim›› dedi. 
41N 004:036 Öğrenciler kalabalığı geride bırakarak İsayı, içinde bulunduğu tekneyle götürdüler. Yanında başka tekneler de vardı. 
41N 004:037 Bu sırada büyük bir fırtına koptu. Dalgalar tekneye öyle bindirdi ki, tekne neredeyse suyla dolmuştu. 
41N 004:038 İsa, teknenin kıç tarafında bir yastığa yaslanmış uyuyordu. Öğrenciler Onu uyandırıp, ‹‹Öğretmenimiz, öleceğiz! Hiç aldırmıyor musun?›› dediler. 
41N 004:039 İsa kalkıp rüzgarı azarladı, göle, ‹‹Sus, sakin ol!›› dedi. Rüzgar dindi, ortalık sütliman oldu. 
41N 004:040 İsa öğrencilerine, ‹‹Neden korkuyorsunuz? Hâlâ imanınız yok mu?›› dedi. 
41N 004:041 Onlar ise büyük korku içinde birbirlerine, ‹‹Bu adam kim ki, rüzgar da göl de O'nun sözünü dinliyor?›› dediler. 
41N 005:001 Gölün karşı yakasına, Gerasalıların memleketine vardılar. 
41N 005:002 İsa tekneden iner inmez, kötü ruha tutulmuş bir adam mezarlık mağaralardan çıkıp Onu karşıladı. 
41N 005:003 Mezarların içinde yaşayan bu adamı artık kimse zincirle bile bağlı tutamıyordu. 
41N 005:004 Birçok kez zincir ve kösteklerle bağlandığı halde, zincirleri koparmış, köstekleri parçalamıştı. Hiç kimse onunla başa çıkamıyordu. 
41N 005:005 Gece gündüz mezarlarda, dağlarda bağırıp duruyor, kendini taşlarla yaralıyordu. 
41N 005:006 Uzaktan İsayı görünce koşup geldi, Onun önünde yere kapandı. 
41N 005:007 Yüksek sesle haykırarak, ‹‹Ey İsa, yüce Tanrının Oğlu, benden ne istiyorsun? Tanrı hakkı için sana yalvarırım, bana işkence etme!›› dedi. 
41N 005:008 Çünkü İsa, ‹‹Ey kötü ruh, adamın içinden çık!›› demişti. 
41N 005:009 Sonra İsa adama, ‹‹Adın ne?›› diye sordu. ‹‹Adım Tümen. Çünkü sayımız çok›› dedi. 
41N 005:010 Ruhları o bölgeden çıkarmaması için İsaya yalvarıp yakardı. 
41N 005:011 Orada, dağın yamacında otlayan büyük bir domuz sürüsü vardı. 
41N 005:012 Kötü ruhlar İsaya, ‹‹Bizi şu domuzlara gönder, onlara girelim›› diye yalvardılar. 
41N 005:013 İsanın izin vermesi üzerine kötü ruhlar adamdan çıkıp domuzların içine girdiler. Yaklaşık iki bin domuzdan oluşan sürü, dik yamaçtan aşağı koşuşarak göle atlayıp boğuldu. 
41N 005:014 Domuzları güdenler kaçıp kentte ve köylerde olayın haberini yaydılar. Halk olup biteni görmeye çıktı. 
41N 005:015 İsanın yanına geldiklerinde, önceleri bir tümen cine tutulan adamı giyinmiş, aklı başına gelmiş, oturmuş görünce korktular. 
41N 005:016 Olayı görenler, cinli adama olanları ve domuzların başına gelenleri halka anlattılar. 
41N 005:017 Bunun üzerine halk, bölgelerinden ayrılması için İsaya yalvarmaya başladı. 
41N 005:018 İsa tekneye binerken, önceleri cinli olan adam Ona, ‹‹Seninle geleyim›› diye yalvardı. 
41N 005:019 Ama İsa adama izin vermedi. Ona, ‹‹Evine, yakınlarının yanına dön›› dedi. ‹‹Rabbin senin için neler yaptığını, sana nasıl merhamet ettiğini onlara anlat.›› 
41N 005:020 Adam da gitti, İsanın kendisi için neler yaptığını Dekapoliste duyurmaya başladı. Anlattıklarına herkes şaşıp kalıyordu. 
41N 005:021 İsa tekneyle karşı yakaya dönünce, çevresinde büyük bir kalabalık toplandı. Kendisi gölün kıyısında duruyordu. 
41N 005:022 -23 238920 Bu sırada havra yöneticilerinden Yair adında biri geldi. İsayı görünce ayaklarına kapandı, ‹‹Küçük kızım can çekişiyor. Gelip ellerini onun üzerine koy da kurtulsun, yaşasın!›› diye yalvardı. 
41N 005:024 İsa adamla birlikte gitti. Büyük bir kalabalık da ardından gidiyor, Onu sıkıştırıyordu. 
41N 005:025 Orada, on iki yıldır kanaması olan bir kadın vardı. 
41N 005:026 Birçok hekimin elinden çok çekmiş, varını yoğunu harcamış, ama iyileşeceğine daha da kötüleşmişti. 
41N 005:027 Kadın, İsa hakkında anlatılanları duymuştu. Bu nedenle, kalabalıkta Onun arkasından gelip giysisine dokundu. 
41N 005:028 İçinden, ‹‹Giysilerine bile dokunsam kurtulurum›› diyordu. 
41N 005:029 O anda kanaması kesiliverdi. Kadın, bedeninin derinliğinde acıdan kurtulduğunu hissetti. 
41N 005:030 İsa ise, kendisinden bir gücün akıp gittiğini hemen anladı. Kalabalığın ortasında dönüp, ‹‹Giysilerime kim dokundu?›› diye sordu. 
41N 005:031 Öğrencileri Ona, ‹‹Seni sıkıştıran kalabalığı görüyorsun! Nasıl oluyor da, ‹Bana kim dokundu› diye soruyorsun?›› dediler. 
41N 005:032 İsa kendisine dokunanı görmek için çevresine bakındı. 
41N 005:033 Kadın da kendisindeki değişikliği biliyordu. Korkuyla titreyerek geldi, İsanın ayaklarına kapandı ve Ona bütün gerçeği anlattı. 
41N 005:034 İsa ona, ‹‹Kızım›› dedi, ‹‹İmanın seni kurtardı. Esenlikle git. Acıların son bulsun.›› 
41N 005:035 İsa daha konuşurken, havra yöneticisinin evinden adamlar geldi. Yöneticiye, ‹‹Kızın öldü›› dediler. ‹‹Öğretmeni neden hâlâ rahatsız ediyorsun?›› 
41N 005:036 İsa bu sözlere aldırmadan havra yöneticisine, ‹‹Korkma, yalnız iman et!›› dedi. 
41N 005:037 İsa, Petrus, Yakup ve Yakupun kardeşi Yuhannadan başka hiç kimsenin kendisiyle birlikte gitmesine izin vermedi. 
41N 005:038 Havra yöneticisinin evine vardıklarında İsa, acı acı ağlayıp feryat eden gürültülü bir kalabalıkla karşılaştı. 
41N 005:039 İçeri girerek onlara, ‹‹Niye gürültü edip ağlıyorsunuz?›› dedi. ‹‹Çocuk ölmedi, uyuyor.›› 
41N 005:040 Onlar ise kendisiyle alay ettiler. Ama İsa hepsini dışarı çıkardıktan sonra çocuğun annesini babasını ve kendisiyle birlikte olanları alıp çocuğun bulunduğu odaya girdi. 
41N 005:041 Çocuğun elini tutarak ona, ‹‹Talita kumi!›› dedi. Bu söz, ‹‹Kızım, sana söylüyorum, kalk›› demektir. 
41N 005:042 On iki yaşında olan kız hemen ayağa kalktı, yürümeye başladı. Oradakileri derin bir şaşkınlık aldı. 
41N 005:043 İsa, ‹‹Bunu kimse bilmesin›› diyerek onları sıkı sıkıya uyardı ve kıza yemek verilmesini buyurdu. 
41N 006:001 İsa oradan ayrılarak kendi memleketine gitti. Öğrencileri de ardından gittiler. 
41N 006:002 Şabat Günü olunca İsa havrada öğretmeye başladı. Söylediklerini işiten birçok kişi şaşıp kaldı. ‹‹Bu adam bunları nereden öğrendi?›› diye soruyorlardı. ‹‹Kendisine verilen bu bilgelik nedir? Nasıl böyle mucizeler yapabiliyor? 
41N 006:003 Meryemin oğlu, Yakup, Yose, Yahuda ve Simunun kardeşi olan marangoz değil mi bu? Kızkardeşleri burada, aramızda yaşamıyor mu?›› Ve gücenip Onu reddettiler. 
41N 006:004 İsa da onlara, ‹‹Bir peygamber, kendi memleketinden, akraba çevresinden ve kendi evinden başka yerde hor görülmez›› dedi. 
41N 006:005 Orada birkaç hastayı, üzerlerine ellerini koyarak iyileştirmekten başka hiçbir mucize yapamadı. 
41N 006:006 Halkın imansızlığına şaşıyordu. İsa çevredeki köyleri dolaşıp öğretiyordu. 
41N 006:007 On iki öğrencisini yanına çağırdı ve onları ikişer ikişer halk arasına göndermeye başladı. Onlara kötü ruhlar üzerinde yetki verdi. 
41N 006:008 Yolculuk için yanlarına değnekten başka bir şey almamalarını söyledi. Ne ekmek, ne torba, ne de kuşaklarında para götüreceklerdi. 
41N 006:009 Onlara çarık giymelerini söyledi. Ama, ‹‹İki mintan giymeyin›› dedi. 
41N 006:010 ‹‹Bir yere gittiğiniz zaman, oradan ayrılıncaya dek hep aynı evde kalın›› diye devam etti. 
41N 006:011 ‹‹İnsanların sizi kabul etmedikleri, sizi dinlemedikleri bir yerden ayrılırken, onlara uyarı olsun diye ayağınızın altındaki tozu silkin!›› 
41N 006:012 Böylece öğrenciler yola çıkıp insanları tövbeye çağırmaya başladılar. 
41N 006:013 Birçok cin kovdular; birçok hastayı, üzerlerine yağ sürerek iyileştirdiler. 
41N 006:014 Kral Hirodes de olup bitenleri duydu. Çünkü İsanın ünü her tarafa yayılmıştı. Bazıları, ‹‹Bu adam, ölümden dirilen Vaftizci Yahyadır. Olağanüstü güçlerin onda etkin olmasının nedeni budur›› diyordu. 
41N 006:015 Başkaları, ‹‹O İlyastır›› diyor, yine başkaları, ‹‹Eski peygamberlerden biri gibi bir peygamberdir›› diyordu. 
41N 006:016 Hirodes bunları duyunca, ‹‹Başını kestirdiğim Yahya dirildi!›› dedi. 
41N 006:017 -18 239290 Hirodesin kendisi, kardeşi Filipusun karısı Hirodiyanın yüzünden adam gönderip Yahyayı tutuklatmış, zindana attırıp zincire vurdurmuştu. Çünkü Hirodes bu kadınla evlenince Yahya ona, ‹‹Kardeşinin karısıyla evlenmen Kutsal Yasaya aykırıdır›› demişti. 
41N 006:019 Hirodiya bu yüzden Yahyaya kin bağlamıştı; onu öldürtmek istiyor, ama başaramıyordu. 
41N 006:020 Çünkü Yahyanın doğru ve kutsal bir adam olduğunu bilen Hirodes ondan korkuyor ve onu koruyordu. Yahyayı dinlediği zaman büyük bir şaşkınlık içinde kalıyor, yine de onu dinlemekten zevk alıyordu. 
41N 006:021 Ne var ki, Hirodesin kendi doğum gününde saray büyükleri, komutanlar ve Celilenin ileri gelenleri için verdiği şölende beklenen fırsat doğdu. 
41N 006:022 Hirodiyanın kızı içeri girip dans etti. Bu, Hirodesle konuklarının hoşuna gitti. Kral genç kıza, ‹‹Dile benden, ne dilersen veririm›› dedi. 
41N 006:023 Ant içerek, ‹‹Benden ne dilersen, krallığımın yarısı da olsa, veririm›› dedi. 
41N 006:024 Kız dışarı çıkıp annesine, ‹‹Ne isteyeyim?›› diye sordu. ‹‹Vaftizci Yahyanın başını iste›› dedi annesi. 
41N 006:025 Kız hemen koşup kralın yanına girdi, ‹‹Vaftizci Yahyanın başını bir tepsi üzerinde hemen bana vermeni istiyorum›› diyerek dileğini açıkladı. 
41N 006:026 Kral buna çok üzüldüyse de, konuklarının önünde içtiği anttan ötürü kızı reddetmek istemedi. 
41N 006:027 Hemen bir cellat gönderip Yahyanın başını getirmesini buyurdu. Cellat zindana giderek Yahyanın başını kesti. 
41N 006:028 Kesik başı bir tepsi üzerinde getirip genç kıza verdi, kız da annesine götürdü. 
41N 006:029 Yahyanın öğrencileri bunu duyunca gelip cesedi aldılar ve mezara koydular. 
41N 006:030 Elçiler, İsanın yanına dönerek yaptıkları ve öğrettikleri her şeyi Ona anlattılar. 
41N 006:031 İsa onlara, ‹‹Gelin, tek başımıza tenha bir yere gidelim de biraz dinlenin›› dedi. Gelen giden öyle çoktu ki, yemek yemeye bile vakit bulamıyorlardı. 
41N 006:032 Tekneye binip tek başlarına tenha bir yere doğru yol aldılar. 
41N 006:033 Gittiklerini gören birçok kişi onları tanıdı. Halk civardaki bütün kentlerden yaya olarak yola dökülüp onlardan önce oraya vardı. 
41N 006:034 İsa tekneden inince büyük bir kalabalıkla karşılaştı. Çobansız koyunlara benzeyen bu insanlara acıdı ve onlara birçok konuda öğretmeye başladı. 
41N 006:035 -36 239460 Vakit ilerlemişti. Öğrencileri İsaya gelip, ‹‹Burası ıssız bir yer›› dediler, ‹‹Vakit de ilerledi. Halkı salıver de çevredeki çiftlik ve köylere gidip kendilerine yiyecek alsınlar.›› 
41N 006:037 İsa ise, ‹‹Onlara siz yiyecek verin›› diye karşılık verdi. Öğrenciler İsaya, ‹‹Gidip iki yüz dinarlık ekmek alıp onlara yedirelim mi yani?›› diye sordular. 
41N 006:038 İsa onlara, ‹‹Kaç ekmeğiniz var, gidin bakın›› dedi. Öğrenip geldiler, ‹‹Beş ekmekle iki balığımız var›› dediler. 
41N 006:039 İsa herkesi küme küme yeşil çayıra oturtmalarını buyurdu. 
41N 006:040 Halk yüzer ellişer kişilik bölükler halinde oturdu. 
41N 006:041 İsa beş ekmekle iki balığı aldı, gözlerini göğe kaldırarak şükretti; sonra ekmekleri böldü ve halka dağıtmaları için öğrencilerine verdi. İki balığı da hepsinin arasında paylaştırdı. 
41N 006:042 -43 239520 Herkes yiyip doydu. Artakalan ekmek ve balıktan on iki sepet dolusu topladılar. 
41N 006:044 Yemek yiyen erkeklerin sayısı beş bin kadardı. 
41N 006:045 Bundan hemen sonra İsa öğrencilerine, tekneye binip kendisinden önce karşı yakada bulunan Beytsaydaya geçmelerini buyurdu. Bu arada kendisi halkı evlerine gönderecekti. 
41N 006:046 Onları uğurladıktan sonra, dua etmek için dağa çıktı. 
41N 006:047 -48 239560 Akşam olduğunda, tekne gölün ortasına varmıştı. Yalnız başına karada kalan İsa, öğrencilerinin kürek çekmekte çok zorlandıklarını gördü. Çünkü rüzgar onlara karşı esiyordu. Sabaha karşı İsa, gölün üstünde yürüyerek onlara yaklaştı. Yanlarından geçip gidecekti. 
41N 006:049 Onlar ise, gölün üstünde yürüdüğünü görünce Onu hayalet sanarak bağrıştılar. 
41N 006:050 Hepsi Onu görmüş ve dehşete kapılmıştı. İsa hemen onlara seslenerek, ‹‹Cesur olun, benim, korkmayın!›› dedi. 
41N 006:051 Tekneye binip onlara katılınca rüzgar dindi. Onlarsa büyük bir şaşkınlık içindeydi. 
41N 006:052 Ekmekle ilgili mucizeyi bile anlamamışlardı; zihinleri körelmişti. 
41N 006:053 İsayla öğrencileri gölü aştılar, Ginnesarda karaya çıkıp tekneyi bağladılar. 
41N 006:054 Onlar tekneden inince, halk İsayı hemen tanıdı. 
41N 006:055 Bazıları koşarak bütün yöreyi dolaştı. İsanın bulunduğu yeri öğrenenler, hastaları şilteleriyle oraya götürmeye başladılar. 
41N 006:056 Köy olsun, kent ya da çiftlik olsun, İsa'nın gittiği her yerde, hastaları meydanlara yatırıyor, sadece giysisinin eteğine dokunmalarına izin vermesi için yalvarıyorlardı. Dokunanların hepsi de iyileşti. 
41N 007:001 Yeruşalimden gelen Ferisiler ve bazı din bilginleri, İsanın çevresinde toplandılar. 
41N 007:002 Onun öğrencilerinden bazılarının murdar, yani yıkanmamış ellerle yemek yediklerini gördüler. 
41N 007:003 Ferisiler, hatta bütün Yahudiler, atalarının töresi uyarınca ellerini iyice yıkamadan yemek yemezler. 
41N 007:004 Çarşıdan dönünce de, yıkanmadan yemek yemezler. Ayrıca kâse, testi ve bakır kapların yıkanmasıyla ilgili başka birçok töreye de uyarlar. 
41N 007:005 Ferisiler ve din bilginleri İsaya, ‹‹Öğrencilerin neden atalarımızın töresine uymuyorlar, niçin murdar ellerle yemek yiyorlar?›› diye sordular. 
41N 007:006 İsa onları şöyle yanıtladı: ‹‹Yeşayanın siz ikiyüzlülerle ilgili peygamberlik sözü ne kadar yerindedir! Yazmış olduğu gibi,  ‹Bu halk, dudaklarıyla beni sayar,  Ama yürekleri benden uzak. 
41N 007:007 Bana boşuna taparlar.  Çünkü öğrettikleri, sadece insan buyruklarıdır.› 
41N 007:008 Siz Tanrı buyruğunu bir yana bırakmış, insan töresine uyuyorsunuz.›› 
41N 007:009 İsa onlara ayrıca şunu söyledi: ‹‹Kendi törenizi sürdürmek için Tanrı buyruğunu bir kenara itmeyi ne de güzel beceriyorsunuz! 
41N 007:010 Musa, ‹Annene babana saygı göstereceksin› ve, ‹Annesine ya da babasına söven kesinlikle öldürülecektir› diye buyurmuştu. 
41N 007:011 -12 239750 Ama siz, ‹Eğer bir adam annesine ya da babasına, benden alacağın bütün yardım kurbandır, yani Tanrıya adanmıştır derse, artık annesi ya da babası için bir şey yapmasına izin yok› diyorsunuz. 
41N 007:013 Böylece kuşaktan kuşağa aktardığınız törelerle Tanrının sözünü geçersiz kılıyorsunuz. Buna benzer daha birçok şey yapıyorsunuz.›› 
41N 007:014 İsa, halkı yine yanına çağırıp onlara, ‹‹Hepiniz beni dinleyin ve şunu belleyin›› dedi. 
41N 007:015 -16 239780 ‹‹İnsanın dışında olup içine giren hiçbir şey onu kirletemez. İnsanı kirleten, insanın içinden çıkandır.›› 
41N 007:017 İsa kalabalığı bırakıp eve girince, öğrencileri Ona bu benzetmenin anlamını sordular. 
41N 007:018 O da onlara, ‹‹Demek siz de anlamıyorsunuz, öyle mi?›› dedi. ‹‹Dışarıdan insanın içine giren hiçbir şeyin onu kirletemeyeceğini bilmiyor musunuz? 
41N 007:019 Dıştan giren, insanın yüreğine değil, midesine gider, oradan da helaya atılır.›› İsa bu sözlerle, bütün yiyeceklerin temiz olduğunu bildirmiş oluyordu. 
41N 007:020 İsa şöyle devam etti: ‹‹İnsanı kirleten, insanın içinden çıkandır. 
41N 007:021 -22 239830 Çünkü kötü düşünceler, fuhuş, hırsızlık, cinayet, zina, açgözlülük, kötülük, hile, sefahat, kıskançlık, iftira, kibir ve akılsızlık içten, insanın yüreğinden kaynaklanır. 
41N 007:023 Bu kötülüklerin hepsi içten kaynaklanır ve insanı kirletir.›› 
41N 007:024 İsa oradan ayrılarak Sur bölgesine gitti. Burada bir eve girdi. Kimsenin bunu bilmesini istemiyordu, ama gizlenemedi. 
41N 007:025 Küçük kızı kötü ruha tutulmuş bir kadın, İsayla ilgili haberi duyar duymaz geldi, ayaklarına kapandı. 
41N 007:026 Yahudi olmayan bu kadın Suriye-Fenike ırkındandı. Kızından cini kovması için İsaya rica etti. 
41N 007:027 İsa ona, ‹‹Bırak, önce çocuklar doysunlar›› dedi. ‹‹Çocukların ekmeğini alıp köpeklere atmak doğru değildir.›› 
41N 007:028 Kadın buna karşılık, ‹‹Haklısın, Rab›› dedi. ‹‹Ama köpekler de sofranın altında çocukların ekmek kırıntılarını yer.›› 
41N 007:029 İsa ona, ‹‹Bu sözden ötürü cin kızından çıktı, gidebilirsin›› dedi. 
41N 007:030 Kadın evine gittiğinde çocuğunu cinden kurtulmuş, yatakta yatar buldu. 
41N 007:031 Sur bölgesinden ayrılan İsa, Sayda yoluyla Dekapolis bölgesinin ortasından geçerek tekrar Celile Gölüne geldi. 
41N 007:032 Ona sağır ve dili tutuk bir adam getirdiler, elini üzerine koyması için yalvardılar. 
41N 007:033 İsa adamı kalabalıktan ayırıp bir yana çekti. Parmaklarını adamın kulaklarına soktu, tükürüp onun diline dokundu. 
41N 007:034 Sonra göğe bakarak içini çekti ve adama, ‹‹Effata››, yani ‹‹Açıl!›› dedi. 
41N 007:035 Adamın kulakları hemen açıldı, dili çözüldü ve düzgün bir şekilde konuşmaya başladı. 
41N 007:036 İsa orada bulunanları, bunu kimseye söylememeleri için uyardı. Ama onları ne kadar uyardıysa, onlar da haberi o kadar yaydılar. 
41N 007:037 Halk büyük bir hayret içinde kalmıştı. ‹‹Yaptığı her şey iyi. Sağırların kulaklarını açıyor, dilsizleri konuşturuyor!›› diyorlardı. 
41N 008:001 -2 239990 O günlerde yine büyük bir kalabalık toplanmıştı. Yiyecek bir şeyleri olmadığı için İsa öğrencilerini yanına çağırıp, ‹‹Halka acıyorum›› dedi. ‹‹Üç gündür yanımdalar, yiyecek hiçbir şeyleri yok. 
41N 008:003 Onları aç aç evlerine gönderirsem, yolda bayılırlar. Hem bazıları uzak yoldan geliyor.›› 
41N 008:004 Öğrencileri buna karşılık, ‹‹Böyle ıssız bir yerde bu kadar kişiyi doyuracak ekmeği insan nereden bulabilir?›› dediler. 
41N 008:005 İsa, ‹‹Kaç ekmeğiniz var?›› diye sordu. ‹‹Yedi tane›› dediler. 
41N 008:006 Bunun üzerine İsa, halka yere oturmalarını buyurdu. Sonra yedi ekmeği aldı, şükredip bunları böldü, dağıtmaları için öğrencilerine verdi. Onlar da halka dağıttılar. 
41N 008:007 Birkaç küçük balıkları da vardı. İsa şükredip bunları da dağıtmalarını söyledi. 
41N 008:008 Herkes yiyip doydu. Artakalan parçalardan yedi küfe dolusu topladılar. 
41N 008:009 -10 240060 Orada yaklaşık dört bin kişi vardı. İsa onları evlerine gönderdikten sonra öğrencileriyle birlikte hemen tekneye binip Dalmanuta bölgesine geçti. 
41N 008:011 Ferisiler gelip İsayla tartışmaya başladılar. Onu denemek amacıyla gökten bir belirti göstermesini istediler. 
41N 008:012 İsa içten bir ah çekerek, ‹‹Bu kuşak neden bir belirti istiyor?›› dedi. ‹‹Size doğrusunu söyleyeyim, bu kuşağa hiçbir belirti gösterilmeyecek.›› 
41N 008:013 Sonra onları orada bırakıp yine tekneye bindi ve karşı yakaya yöneldi. 
41N 008:014 Öğrenciler ekmek almayı unutmuşlardı. Teknede, yanlarında yalnız bir ekmek vardı. 
41N 008:015 İsa onlara şu uyarıda bulundu: ‹‹Dikkatli olun, Ferisilerin mayasından ve Hirodesin mayasından sakının!›› 
41N 008:016 Onlar ise kendi aralarında, ‹‹Ekmeğimiz olmadığı için böyle diyor›› şeklinde tartıştılar. 
41N 008:017 Bunun farkında olan İsa, ‹‹Ekmeğiniz yok diye niçin tartışıyorsunuz?›› dedi. ‹‹Hâlâ akıl erdiremiyor, anlamıyor musunuz? Zihniniz köreldi mi? 
41N 008:018 -19 240140 Gözleriniz olduğu halde görmüyor musunuz? Kulaklarınız olduğu halde işitmiyor musunuz? Hatırlamıyor musunuz, beş ekmeği beş bin kişiye bölüştürdüğümde kaç sepet dolusu yemek fazlası topladınız?›› ‹‹On iki›› dediler. 
41N 008:020 ‹‹Yedi ekmeği dört bin kişiye bölüştürdüğümde kaç küfe dolusu yemek fazlası topladınız?›› ‹‹Yedi›› dediler. 
41N 008:021 İsa onlara, ‹‹Hâlâ anlamıyor musunuz?›› dedi. 
41N 008:022 İsa ile öğrencileri Beytsaydaya geldiler. Orada bazı kişiler İsaya kör bir adam getirip ona dokunması için yalvardılar. 
41N 008:023 İsa körün elinden tutarak onu köyün dışına çıkardı. Gözlerine tükürüp ellerini üzerine koydu ve, ‹‹Bir şey görüyor musun?›› diye sordu. 
41N 008:024 Adam başını kaldırıp, ‹‹İnsanlar görüyorum›› dedi, ‹‹Ağaçlara benziyorlar, ama yürüyorlar.›› 
41N 008:025 Sonra İsa ellerini yeniden adamın gözleri üzerine koydu. Adam gözlerini açtı, baktı; iyileşmiş ve her şeyi açık seçik görmeye başlamıştı. 
41N 008:026 İsa, ‹‹Köye bile girme!›› diyerek onu evine gönderdi. 
41N 008:027 İsa, öğrencileriyle birlikte Filipus Sezariyesine bağlı köylere gitti. Yolda öğrencilerine, ‹‹Halk benim kim olduğumu söylüyor?›› diye sordu. 
41N 008:028 Öğrencileri Ona şu karşılığı verdiler: ‹‹Vaftizci Yahya diyorlar. Ama kimi İlyas, kimi de peygamberlerden biri olduğunu söylüyor.›› 
41N 008:029 O da onlara, ‹‹Siz ne dersiniz, sizce ben kimim?›› diye sordu. Petrus, ‹‹Sen Mesihsin›› yanıtını verdi. 
41N 008:030 Bunun üzerine İsa bu konuda kimseye bir şey söylememeleri için onları uyardı. 
41N 008:031 İsa, İnsanoğlunun çok acı çekmesi, ileri gelenler, başkâhinler ve din bilginlerince reddedilmesi, öldürülmesi ve üç gün sonra dirilmesi gerektiğini onlara anlatmaya başladı. 
41N 008:032 Bunları açıkça söylüyordu. Bunun üzerine Petrus Onu bir kenara çekip azarlamaya başladı. 
41N 008:033 İsa dönüp öteki öğrencilerine baktı; Petrusu azarlayarak, ‹‹Çekil önümden, Şeytan!›› dedi. ‹‹Düşüncelerin Tanrıya değil, insana özgüdür.›› 
41N 008:034 Öğrencileriyle birlikte halkı da yanına çağırıp şöyle konuştu: ‹‹Ardımdan gelmek isteyen kendini inkâr etsin, çarmıhını yüklenip beni izlesin. 
41N 008:035 Canını kurtarmak isteyen onu yitirecek, canını benim ve Müjdenin uğruna yitiren ise onu kurtaracaktır. 
41N 008:036 İnsan bütün dünyayı kazanıp da canından olursa, bunun kendisine ne yararı olur? 
41N 008:037 İnsan kendi canına karşılık ne verebilir? 
41N 008:038 Bu vefasız ve günahkâr kuşağın ortasında, kim benden ve benim sözlerimden utanırsa, İnsanoğlu da, Babası'nın görkemi içinde kutsal meleklerle birlikte geldiğinde o kişiden utanacaktır.›› 
41N 009:001 İsa, ‹‹Size doğrusunu söyleyeyim›› diye devam etti, ‹‹Burada bulunanlar arasında, Tanrı Egemenliğinin güçlü biçimde gerçekleştiğini görmeden ölümü tatmayacak olanlar var.›› 
41N 009:002 Altı gün sonra İsa, yanına yalnız Petrus, Yakup ve Yuhannayı alarak yüksek bir dağa çıktı. Onların gözü önünde İsanın görünümü değişti. 
41N 009:003 Giysileri göz kamaştırıcı bir beyazlığa büründü; yeryüzünde hiçbir çamaşırcının erişemeyeceği bir beyazlıktı bu. 
41N 009:004 O anda Musayla İlyas öğrencilere göründü. İsayla konuşuyorlardı. 
41N 009:005 Petrus İsaya, ‹‹Rabbî, burada bulunmamız ne iyi oldu! Üç çardak kuralım: Biri sana, biri Musaya, biri de İlyasa›› dedi. 
41N 009:006 Ne söyleyeceğini bilmiyordu. Çünkü çok korkmuşlardı. 
41N 009:007 Bu sırada bir bulut gelip onlara gölge saldı. Buluttan gelen bir ses, ‹‹Sevgili Oğlum budur, Onu dinleyin!›› dedi. 
41N 009:008 Öğrenciler birden çevrelerine baktılar, ama bu kez yanlarında İsadan başka kimseyi göremediler. 
41N 009:009 Dağdan inerlerken İsa, İnsanoğlu ölümden dirilmeden orada gördüklerini hiç kimseye söylememeleri için onları uyardı. 
41N 009:010 Bu uyarıya uymakla birlikte kendi aralarında, ‹‹Ölümden dirilmek ne demek?›› diye tartışıp durdular. 
41N 009:011 İsaya, ‹‹Din bilginleri neden önce İlyasın gelmesi gerektiğini söylüyorlar?›› diye sordular. 
41N 009:012 O da onlara şöyle dedi: ‹‹Gerçekten de önce İlyas gelir ve her şeyi yeniden düzene koyar. Ama nasıl oluyor da İnsanoğlunun çok acı çekeceği ve hiçe sayılacağı yazılmıştır? 
41N 009:013 Size şunu söyleyeyim, İlyas geldi bile, onun hakkında yazılmış olduğu gibi, ona yapmadıklarını bırakmadılar.›› 
41N 009:014 Öteki öğrencilerin yanına döndüklerinde, onların çevresinde büyük bir kalabalığın toplandığını, birtakım din bilginlerinin onlarla tartıştığını gördüler. 
41N 009:015 Kalabalık İsayı görünce büyük bir şaşkınlığa kapıldı ve koşup Onu selamladı. 
41N 009:016 İsa öğrencilerine, ‹‹Onlarla ne tartışıyorsunuz?›› diye sordu. 
41N 009:017 Halktan biri Ona, ‹‹Öğretmenim›› diye karşılık verdi, ‹‹Dilsiz bir ruha tutulan oğlumu sana getirdim. 
41N 009:018 Ruh onu nerede yakalarsa yere çarpıyor. Çocuk ağzından köpükler saçıyor, dişlerini gıcırdatıyor ve kaskatı kesiliyor. Ruhu kovmaları için öğrencilerine başvurdum, ama başaramadılar.›› 
41N 009:019 İsa onlara, ‹‹Ey imansız kuşak!›› dedi. ‹‹Sizinle daha ne kadar kalacağım? Size daha ne kadar katlanacağım? Çocuğu bana getirin!›› 
41N 009:020 Çocuğu kendisine getirdiler. Ruh, İsayı görür görmez çocuğu şiddetle sarstı; çocuk yere düştü, ağzından köpükler saçarak yuvarlanmaya başladı. 
41N 009:021 İsa çocuğun babasına, ‹‹Bu hal çocuğun başına geleli ne kadar oldu?›› diye sordu. ‹‹Küçüklüğünden beri böyle›› dedi babası. 
41N 009:022 ‹‹Üstelik ruh onu öldürmek için sık sık ateşe, suya attı. Elinden bir şey gelirse, bize yardım et, halimize acı!›› 
41N 009:023 İsa ona, ‹‹Elimden gelirse mi? İman eden biri için her şey mümkün!›› dedi. 
41N 009:024 Çocuğun babası hemen, ‹‹İman ediyorum, imansızlığımı yenmeme yardım et!›› diye feryat etti. 
41N 009:025 İsa, halkın koşuşup geldiğini görünce kötü ruhu azarlayarak, ‹‹Sana buyuruyorum, dilsiz ve sağır ruh, çocuğun içinden çık ve ona bir daha girme!›› dedi. 
41N 009:026 Bunun üzerine ruh bir çığlık attı ve çocuğu şiddetle sarsarak çıktı. Çocuk ölü gibi hareketsiz kaldı, öyle ki oradakilerin birçoğu, ‹‹Öldü!›› diyordu. 
41N 009:027 Ama İsa elinden tutup kaldırınca, çocuk ayağa kalktı. 
41N 009:028 İsa eve girdikten sonra öğrencileri özel olarak Ona, ‹‹Biz kötü ruhu neden kovamadık?›› diye sordular. 
41N 009:029 İsa onlara, ‹‹Bu tür ruhlar ancak duayla kovulabilir›› yanıtını verdi. 
41N 009:030 Oradan ayrılmış, Celile bölgesinden geçiyorlardı. İsa hiç kimsenin bunu bilmesini istemiyordu. 
41N 009:031 Öğrencilerine öğretirken şöyle diyordu: ‹‹İnsanoğlu, insanların eline teslim edilecek ve öldürülecek, ama öldürüldükten üç gün sonra dirilecek.›› 
41N 009:032 Onlar bu sözleri anlamıyor, İsaya soru sormaktan da korkuyorlardı. 
41N 009:033 Kefarnahuma vardılar. Eve girdikten sonra İsa onlara, ‹‹Yolda neyi tartışıyordunuz?›› diye sordu. 
41N 009:034 Hiç birinden ses çıkmadı. Çünkü yolda aralarında kimin en büyük olduğunu tartışmışlardı. 
41N 009:035 İsa oturup Onikileri yanına çağırdı. Onlara şöyle dedi: ‹‹Birinci olmak isteyen en sonuncu olsun, herkesin hizmetkârı olsun.›› 
41N 009:036 -37 240690 Küçük bir çocuğu alıp orta yere dikti, sonra onu kucağına alarak onlara şöyle dedi: ‹‹Böyle bir çocuğu benim adım uğruna kabul eden, beni kabul etmiş olur. Beni kabul eden de beni değil, beni göndereni kabul etmiş olur.›› 
41N 009:038 Yuhanna Ona, ‹‹Öğretmenim›› dedi, ‹‹Senin adınla cin kovan birini gördük, ama bizi izleyenlerden olmadığı için ona engel olmaya çalıştık.›› 
41N 009:039 ‹‹Ona engel olmayın!›› dedi İsa. ‹‹Çünkü benim adımla mucize yapıp da ardından beni kötüleyecek kimse yoktur. 
41N 009:040 Bize karşı olmayan, bizden yanadır. 
41N 009:041 Size doğrusunu söyleyeyim, Mesihe ait olduğunuz için sizlere bir bardak su veren ödülsüz kalmayacaktır.›› 
41N 009:042 ‹‹Kim bana iman eden bu küçüklerden birini günaha düşürürse, boynuna kocaman bir değirmen taşı geçirilip denize atılması kendisi için daha iyi olur. 
41N 009:043 -44 240750 Eğer elin günah işlemene neden olursa, onu kes. Tek elle yaşama kavuşman, iki elle sönmez ateşe, cehenneme gitmenden iyidir. 
41N 009:045 -46 240760 Eğer ayağın günah işlemene neden olursa, onu kes. Tek ayakla yaşama kavuşman, iki ayakla cehenneme atılmandan iyidir. 
41N 009:047 Eğer gözün günah işlemene neden olursa, onu çıkar at. Tanrının Egemenliğine tek gözle girmen, iki gözle cehenneme atılmandan iyidir. 
41N 009:048 ‹Oradakileri kemiren kurt ölmez,  Yakan ateş sönmez.› 
41N 009:049 Çünkü herkes ateşle tuzlanacaktır. 
41N 009:050 Tuz yararlıdır. Ama tuz tuzluluğunu yitirirse, bir daha ona nasıl tat verebilirsiniz? İçinizde tuz olsun ve birbirinizle barış içinde yaşayın!›› 
41N 010:001 İsa oradan ayrılıp Yahudiyenin Şeria Irmağının karşı yakasındaki topraklarına geçti. Çevresinde yine kalabalıklar toplanmıştı; her zamanki gibi onlara öğretiyordu. 
41N 010:002 Yanına gelen bazı Ferisiler Onu denemek amacıyla, ‹‹Bir erkeğin, karısını boşaması Kutsal Yasaya uygun mudur?›› diye sordular. 
41N 010:003 İsa karşılık olarak, ‹‹Musa size ne buyurdu?›› dedi. 
41N 010:004 Onlar, ‹‹Musa, erkeğin bir boşanma belgesi yazarak karısını boşamasına izin vermiştir›› dediler. 
41N 010:005 İsa onlara, ‹‹İnatçı olduğunuz için Musa bu buyruğu yazdı›› dedi. 
41N 010:006 ‹‹Tanrı, yaratılışın başlangıcından ‹İnsanları erkek ve dişi olarak yarattı.› 
41N 010:007 -8 240870 ‹Bu nedenle adam annesini babasını bırakıp karısına bağlanacak, ikisi tek beden olacak.› Şöyle ki, onlar artık iki değil, tek bedendir. 
41N 010:009 O halde Tanrının birleştirdiğini insan ayırmasın.›› 
41N 010:010 Öğrencileri evde Ona yine bu konuyla ilgili bazı sorular sordular. 
41N 010:011 İsa onlara, ‹‹Karısını boşayıp başkasıyla evlenen, karısına karşı zina etmiş olur›› dedi. 
41N 010:012 ‹‹Kocasını boşayıp başkasıyla evlenen kadın da zina etmiş olur.›› 
41N 010:013 Bu arada bazıları küçük çocukları İsanın yanına getiriyor, onlara dokunmasını istiyorlardı. Ne var ki, öğrenciler onları azarladılar. 
41N 010:014 İsa bunu görünce kızdı. Öğrencilerine, ‹‹Bırakın, çocuklar bana gelsin›› dedi. ‹‹Onlara engel olmayın! Çünkü Tanrının Egemenliği böylelerinindir. 
41N 010:015 Size doğrusunu söyleyeyim, Tanrının Egemenliğini bir çocuk gibi kabul etmeyen, bu egemenliğe asla giremez.›› 
41N 010:016 Çocukları kucağına aldı, ellerini üzerlerine koyup onları kutsadı. 
41N 010:017 İsa yola çıkarken, biri koşarak yanına geldi. Önünde diz çöküp Ona, ‹‹İyi öğretmenim, sonsuz yaşama kavuşmak için ne yapmalıyım?›› diye sordu. 
41N 010:018 İsa, ‹‹Bana neden iyi diyorsun?›› dedi. ‹‹İyi olan yalnız biri var, O da Tanrıdır. 
41N 010:019 Onun buyruklarını biliyorsun: ‹Adam öldürmeyeceksin, zina etmeyeceksin, çalmayacaksın, yalan yere tanıklık etmeyeceksin, kimsenin hakkını yemeyeceksin, annene babana saygı göstereceksin.› ›› 
41N 010:020 Adam, ‹‹Öğretmenim, bunların hepsini gençliğimden beri yerine getiriyorum›› dedi. 
41N 010:021 Ona sevgiyle bakan İsa, ‹‹Bir eksiğin var›› dedi. ‹‹Git neyin varsa sat, parasını yoksullara ver; böylece gökte hazinen olur. Sonra gel, beni izle.›› 
41N 010:022 Bu sözler üzerine adamın yüzü asıldı, üzüntü içinde oradan uzaklaştı. Çünkü çok malı vardı. 
41N 010:023 İsa çevresine göz gezdirdikten sonra öğrencilerine, ‹‹Varlıklı kişilerin Tanrı Egemenliğine girmesi ne güç olacak!›› dedi. 
41N 010:024 Öğrenciler Onun sözlerine şaştılar. Ama İsa onlara yine, ‹‹Çocuklar›› dedi, ‹‹Tanrının Egemenliğine girmek ne güçtür! 
41N 010:025 Devenin iğne deliğinden geçmesi, zenginin Tanrı Egemenliğine girmesinden daha kolaydır.›› 
41N 010:026 Öğrenciler büsbütün şaşırmışlardı. Birbirlerine, ‹‹Öyleyse kim kurtulabilir?›› diyorlardı. 
41N 010:027 İsa onlara bakarak, ‹‹İnsanlar için bu imkânsız, ama Tanrı için değil. Tanrı için her şey mümkündür›› dedi. 
41N 010:028 Petrus Ona, ‹‹Bak, biz her şeyi bırakıp senin ardından geldik›› demeye başladı. 
41N 010:029 -30 241080 ‹‹Size doğrusunu söyleyeyim›› dedi İsa, ‹‹Benim ve Müjdenin uğruna evini, kardeşlerini, anne ya da babasını, çocuklarını ya da topraklarını bırakıp da şimdi, bu çağda çekeceği zulümlerle birlikte yüz kat daha fazla eve, kardeşe, anneye, çocuğa, toprağa ve gelecek çağda sonsuz yaşama kavuşmayacak hiç kimse yoktur. 
41N 010:031 Ne var ki, birincilerin birçoğu sonuncu, sonuncuların birçoğu da birinci olacak.›› 
41N 010:032 -33 241100 Yola çıkmış Yeruşalime gidiyorlardı. İsa önlerinde yürüyordu. Öğrencileri şaşkınlık içindeydi, ardından gelenler ise korkuyorlardı. İsa Onikileri yine bir yana çekip kendi başına gelecekleri anlatmaya başladı: ‹‹Şimdi Yeruşalime gidiyoruz›› dedi. ‹‹İnsanoğlu, başkâhinlerin ve din bilginlerinin eline teslim edilecek. Onlar da Onu ölüm cezasına çarptıracak ve öteki uluslara teslim edecekler. 
41N 010:034 Onunla alay edecek, üzerine tükürecek ve Onu kamçılayıp öldürecekler. Ne var ki O, üç gün sonra dirilecek.›› 
41N 010:035 Zebedinin oğulları Yakup ile Yuhanna İsaya yaklaşıp, ‹‹Öğretmenimiz, bir dileğimiz var, bunu yapmanı istiyoruz›› dediler. 
41N 010:036 İsa onlara, ‹‹Sizin için ne yapmamı istiyorsunuz?›› diye sordu. 
41N 010:037 ‹‹Sen yüceliğine kavuşunca birimize sağında, ötekimize de solunda oturma ayrıcalığını ver›› dediler. 
41N 010:038 ‹‹Siz ne dilediğinizi bilmiyorsunuz›› dedi İsa. ‹‹Benim içeceğim kâseden siz içebilir misiniz? Benim vaftiz olacağım gibi siz de vaftiz olabilir misiniz?›› 
41N 010:039 -40 241160 ‹‹Evet, olabiliriz›› dediler. İsa onlara, ‹‹Benim içeceğim kâseden siz de içeceksiniz, benim vaftiz olacağım gibi siz de vaftiz olacaksınız›› dedi. ‹‹Ama sağımda ya da solumda oturmanıza izin vermek benim elimde değil. Bu yerler belirli kişiler için hazırlanmıştır.›› 
41N 010:041 Bunu işiten on öğrenci Yakupla Yuhannaya kızmaya başladılar. 
41N 010:042 İsa onları yanına çağırıp şöyle dedi: ‹‹Bilirsiniz ki, ulusların önderleri sayılanlar, onlara egemen kesilir, ileri gelenleri de onlara ağırlıklarını hissettirirler. 
41N 010:043 Sizin aranızda böyle olmayacak. Aranızda büyük olmak isteyen, ötekilerin hizmetkârı olsun. 
41N 010:044 Aranızda birinci olmak isteyen, hepinizin kulu olsun. 
41N 010:045 Çünkü İnsanoğlu bile hizmet edilmeye değil, hizmet etmeye ve canını birçokları için fidye olarak vermeye geldi.›› 
41N 010:046 Sonra Erihaya geldiler. İsa, öğrencileri ve büyük bir kalabalıkla birlikte Erihadan ayrılırken, Timay oğlu Bartimay adında kör bir dilenci yol kenarında oturuyordu. 
41N 010:047 Nasıralı İsanın orada olduğunu duyunca, ‹‹Ey Davut Oğlu İsa, halime acı!›› diye bağırmaya başladı. 
41N 010:048 Birçok kimse onu azarlayarak susturmak istediyse de o, ‹‹Ey Davut Oğlu, halime acı!›› diyerek daha çok bağırdı. 
41N 010:049 İsa durdu, ‹‹Çağırın onu›› dedi. Kör adama seslenerek, ‹‹Ne mutlu sana! Kalk, seni çağırıyor!›› dediler. 
41N 010:050 Adam abasını üstünden atarak ayağa fırladı ve İsanın yanına geldi. 
41N 010:051 İsa, ‹‹Senin için ne yapmamı istiyorsun?›› diye sordu. Kör adam, ‹‹Rabbuni, gözlerim görsün›› dedi. 
41N 010:052 İsa, ‹‹Gidebilirsin, imanın seni kurtardı›› dedi. Adam o anda yeniden görmeye başladı ve yol boyunca İsa'nın ardından gitti. 
41N 011:001 -2 241290 Yeruşalime yaklaşıp Zeytin Dağının yamacındaki Beytfaci ile Beytanyaya geldiklerinde İsa iki öğrencisini önden gönderdi. Onlara, ‹‹Karşınızdaki köye gidin›› dedi, ‹‹Köye girer girmez, üzerine daha hiç kimsenin binmediği, bağlı duran bir sıpa bulacaksınız. Onu çözüp bana getirin. 
41N 011:003 Biri size, ‹Bunu niye yapıyorsunuz?› derse, ‹Rabbin ona ihtiyacı var, hemen geri gönderecek› dersiniz.›› 
41N 011:004 Gittiler ve yol üzerinde, bir evin sokak kapısının yanında bağlı buldukları sıpayı çözdüler. 
41N 011:005 Orada duranlardan bazıları, ‹‹Sıpayı ne diye çözüyorsunuz?›› dediler. 
41N 011:006 Öğrenciler İsanın kendilerine söylediklerini tekrarlayınca, adamlar onları rahat bıraktı. 
41N 011:007 Sıpayı İsaya getirip üzerine kendi giysilerini yaydılar. İsa sıpaya bindi. 
41N 011:008 Birçokları giysilerini, bazıları da çevredeki ağaçlardan kestikleri dalları yola serdiler. 
41N 011:009 Önden gidenler ve arkadan gelenler şöyle bağırıyorlardı:  ‹‹Hozana!  Rabbin adıyla gelene övgüler olsun! 
41N 011:010 Atamız Davutun yaklaşan egemenliği kutlu olsun!  En yücelerde hozana!›› 
41N 011:011 İsa Yeruşalime varınca tapınağa gitti, her tarafı gözden geçirdi. Sonra vakit ilerlemiş olduğundan Onikilerle birlikte Beytanyaya döndü. 
41N 011:012 Ertesi gün Beytanyadan çıktıklarında İsa acıkmıştı. 
41N 011:013 Uzakta, yapraklanmış bir incir ağacı görünce belki incir bulurum diye yaklaştı. Ağacın yanına vardığında yapraktan başka bir şey bulamadı. Çünkü incir mevsimi değildi. 
41N 011:014 İsa ağaca, ‹‹Artık sonsuza dek senden kimse meyve yiyemesin!›› dedi. Öğrencileri de bunu duydular. 
41N 011:015 Oradan Yeruşalime geldiler. İsa tapınağın avlusuna girerek oradaki alıcı ve satıcıları dışarı kovdu. Para bozanların masalarını, güvercin satanların sehpalarını devirdi. 
41N 011:016 Yük taşıyan hiç kimsenin tapınağın avlusundan geçmesine izin vermedi. 
41N 011:017 Halka öğretirken şunları söyledi: ‹‹ ‹Evime, bütün ulusların dua evi denecek› diye yazılmamış mı? Ama siz onu haydut inine çevirdiniz.›› 
41N 011:018 Başkâhinler ve din bilginleri bunu duyunca İsayı yok etmek için bir yol aramaya başladılar. Ondan korkuyorlardı. Çünkü bütün halk Onun öğretisine hayrandı. 
41N 011:019 Akşam olunca İsayla öğrencileri kentten ayrıldı. 
41N 011:020 Sabah erkenden incir ağacının yanından geçerlerken, ağacın kökten kurumuş olduğunu gördüler. 
41N 011:021 Olayı hatırlayan Petrus, ‹‹Rabbî, bak! Lanetlediğin incir ağacı kurumuş!›› dedi. 
41N 011:022 İsa onlara şöyle karşılık verdi: ‹‹Tanrıya iman edin. 
41N 011:023 Size doğrusunu söyleyeyim, kim şu dağa, ‹Kalk, denize atıl!› der ve yüreğinde kuşku duymadan dediğinin olacağına inanırsa, dileği yerine gelecektir. 
41N 011:024 Bunun için size diyorum ki, duayla dilediğiniz her şeyi daha şimdiden almış olduğunuza inanın, dileğiniz yerine gelecektir. 
41N 011:025 -26 241520 Kalkıp dua ettiğiniz zaman, birine karşı bir şikâyetiniz varsa onu bağışlayın ki, göklerdeki Babanız da sizin suçlarınızı bağışlasın.›› 
41N 011:027 -28 241530 Yine Yeruşalime geldiler. İsa tapınakta gezinirken başkâhinler, din bilginleri ve ileri gelenler Onun yanına gelip, ‹‹Bunları hangi yetkiyle yapıyorsun, bunları yapma yetkisini sana kim verdi?›› diye sordular. 
41N 011:029 İsa da onlara, ‹‹Size bir soru soracağım›› dedi. ‹‹Bana yanıt verin, ben de size bunları hangi yetkiyle yaptığımı söylerim. 
41N 011:030 Yahyanın vaftiz etme yetkisi Tanrıdan mıydı, insanlardan mı? Yanıt verin bana.›› 
41N 011:031 Bunu aralarında şöyle tartışmaya başladılar: ‹‹ ‹Tanrıdan› dersek, ‹Öyleyse ona niçin inanmadınız?› diyecek. 
41N 011:032 Yok eğer ‹İnsanlardan› dersek...›› Halkın tepkisinden korkuyorlardı. Çünkü herkes Yahyayı gerçekten peygamber sayıyordu. 
41N 011:033 İsa'ya, ‹‹Bilmiyoruz›› diye yanıt verdiler. İsa da onlara, ‹‹Ben de size bunları hangi yetkiyle yaptığımı söylemeyeceğim›› dedi. 
41N 012:001 İsa onlara benzetmelerle konuşmaya başladı. ‹‹Adamın biri bağ dikti, çevresini çitle çevirdi, üzüm sıkmak için bir çukur kazdı, bir de bekçi kulesi yaptı. Sonra bağı bağcılara kiralayıp yolculuğa çıktı. 
41N 012:002 Mevsimi gelince bağın ürününden payına düşeni almak üzere bağcılara bir köle yolladı. 
41N 012:003 Bağcılar köleyi yakalayıp dövdü ve eli boş gönderdi. 
41N 012:004 Bağ sahibi bu kez onlara başka bir köle yolladı. Onu da başından yaralayıp aşağıladılar. 
41N 012:005 Birini daha yolladı, onu öldürdüler. Daha birçok köle yolladı. Kimini dövüp kimini öldürdüler. 
41N 012:006 ‹‹Bağ sahibinin yanında tek kişi kaldı, o da sevgili oğluydu. ‹Oğlumu sayarlar› diyerek bağcılara en son onu yolladı. 
41N 012:007 ‹‹Ama bağcılar birbirlerine, ‹Mirasçı budur, gelin onu öldürelim, miras bizim olur› dediler. 
41N 012:008 Böylece onu yakaladılar, öldürüp bağdan dışarı attılar. 
41N 012:009 ‹‹Bu durumda bağın sahibi ne yapacak? Gelip bağcıları yok edecek, bağı da başkalarına verecek. 
41N 012:010 -11 241680 Şu Kutsal Yazıyı okumadınız mı?  ‹Yapıcıların reddettiği taş,  İşte köşenin baş taşı oldu.  Rabbin işidir bu,  Gözümüzde harika bir iş!› ›› 
41N 012:012 İsanın bu benzetmede kendilerinden söz ettiğini anlayan Yahudi önderler Onu tutuklamak istediler; ama halkın tepkisinden korktukları için Onu bırakıp gittiler. 
41N 012:013 Daha sonra İsayı söyleyeceği sözlerle tuzağa düşürmek amacıyla Ferisilerden ve Hirodes yanlılarından bazılarını Ona gönderdiler. 
41N 012:014 Bunlar gelip İsaya, ‹‹Öğretmenimiz›› dediler, ‹‹Senin dürüst biri olduğunu, kimseyi kayırmadan, insanlar arasında ayrım yapmadan Tanrı yolunu dürüstçe öğrettiğini biliyoruz. Sezara vergi vermek Kutsal Yasaya uygun mu, değil mi? Verelim mi, vermeyelim mi?›› 
41N 012:015 Onların ikiyüzlülüğünü bilen İsa şöyle dedi: ‹‹Beni neden deniyorsunuz? Bana bir dinar getirin bakayım.›› 
41N 012:016 Parayı getirdiler. İsa, ‹‹Bu resim, bu yazı kimin?›› diye sordu. ‹‹Sezarın›› dediler. 
41N 012:017 İsa da, ‹‹Sezarın hakkını Sezara, Tanrının hakkını Tanrıya verin›› dedi. İsanın sözlerine şaşakaldılar. 
41N 012:018 -19 241750 Ölümden sonra diriliş olmadığını söyleyen Sadukiler İsaya gelip şunu sordular: ‹‹Öğretmenimiz, Musa yazılarında bize şöyle buyurmuştur: ‹Eğer bir adam ölür, geride bir dul bırakır, ama çocuk bırakmazsa, kardeşi onun karısını alıp soyunu sürdürsün.› 
41N 012:020 Yedi kardeş vardı. Birincisi evlendi ve çocuk bırakmadan öldü. 
41N 012:021 İkincisi aynı kadını aldı, o da çocuk sahibi olmadan öldü. Üçüncüsüne de öyle oldu. 
41N 012:022 Yedisi de çocuksuz öldü. Hepsinden sonra kadın da öldü. 
41N 012:023 Diriliş günü, ölümden dirildiklerinde kadın bunlardan hangisinin karısı olacak? Çünkü yedisi de onunla evlendi.›› 
41N 012:024 İsa onlara şöyle karşılık verdi: ‹‹Ne Kutsal Yazıları ne de Tanrının gücünü biliyorsunuz. Yanılmanızın nedeni de bu değil mi? 
41N 012:025 İnsanlar ölümden dirilince ne evlenir ne evlendirilir, göklerdeki melekler gibidirler. 
41N 012:026 Ölülerin dirilmesi konusuna gelince, Musanın Kitabında, alevlenen çalıyla ilgili bölümde Tanrının Musaya söylediklerini okumadınız mı? ‹Ben İbrahimin Tanrısı, İshakın Tanrısı ve Yakupun Tanrısıyım› diyor. 
41N 012:027 Tanrı ölülerin değil, dirilerin Tanrısıdır. Siz büyük bir yanılgı içindesiniz.›› 
41N 012:028 Onların tartışmalarını dinleyen ve İsanın onlara güzel yanıt verdiğini gören bir din bilgini yaklaşıp Ona, ‹‹Buyrukların en önemlisi hangisidir?›› diye sordu. 
41N 012:029 İsa şöyle karşılık verdi: ‹‹En önemlisi şudur: ‹Dinle, ey İsrail! Tanrımız Rab tek Rabdir. 
41N 012:030 Tanrın Rabbi bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün aklınla ve bütün gücünle seveceksin.› 
41N 012:031 İkincisi de şudur: ‹Komşunu kendin gibi seveceksin.› Bunlardan daha büyük buyruk yoktur.›› 
41N 012:032 Din bilgini İsaya, ‹‹İyi söyledin, öğretmenim›› dedi. ‹‹ ‹Tanrı tektir ve Ondan başkası yoktur› demekle doğruyu söyledin. 
41N 012:033 İnsanın Tanrıyı bütün yüreğiyle, bütün anlayışıyla ve bütün gücüyle sevmesi, komşusunu da kendi gibi sevmesi, bütün yakmalık sunulardan ve kurbanlardan daha önemlidir.›› 
41N 012:034 İsa onun akıllıca yanıt verdiğini görünce, ‹‹Sen Tanrının Egemenliğinden uzak değilsin›› dedi. Bundan sonra kimse Ona soru sormaya cesaret edemedi. 
41N 012:035 İsa tapınakta öğretirken şunu sordu: ‹‹Nasıl oluyor da din bilginleri, ‹Mesih, Davutun Oğludur› diyorlar? 
41N 012:036 Davutun kendisi, Kutsal Ruhtan esinlenerek şöyle demişti:  ‹Rab Rabbime dedi ki,  Ben düşmanlarını  Ayaklarının altına serinceye dek  Sağımda otur.› 
41N 012:037 Davutun kendisi Ondan Rab diye söz ettiğine göre, O nasıl Davutun Oğlu olur?›› Oradaki büyük kalabalık Onu zevkle dinliyordu. 
41N 012:038 -39 241940 İsa öğretirken şöyle dedi: ‹‹Uzun kaftanlar içinde dolaşmaktan, meydanlarda selamlanmaktan, havralarda en seçkin yerlere ve şölenlerde başköşelere kurulmaktan hoşlanan din bilginlerinden sakının. 
41N 012:040 Dul kadınların malını mülkünü sömüren, gösteriş için uzun uzun dua eden bu kişilerin cezası daha ağır olacaktır.›› 
41N 012:041 İsa tapınakta bağış toplanan yerin karşısında oturmuş, kutulara para atan halkı seyrediyordu. Birçok zengin kişi kutuya bol para attı. 
41N 012:042 Yoksul bir dul kadın da geldi, birkaç kuruş değerinde iki bakır para attı. 
41N 012:043 İsa öğrencilerini yanına çağırarak, ‹‹Size doğrusunu söyleyeyim›› dedi, ‹‹Bu yoksul dul kadın kutuya herkesten daha çok para attı. 
41N 012:044 Çünkü ötekilerin hepsi, zenginliklerinden artanı attılar. Bu kadın ise yoksulluğuna karşın, varını yoğunu, geçinmek için elinde ne varsa, tümünü verdi.›› 
41N 013:001 İsa tapınaktan çıkarken öğrencilerinden biri Ona, ‹‹Öğretmenim›› dedi, ‹‹Şu güzel taşlara, şu görkemli yapılara bak!›› 
41N 013:002 İsa ona, ‹‹Bu büyük yapıları görüyor musun? Burada taş üstünde taş kalmayacak, hepsi yıkılacak!›› dedi. 
41N 013:003 -4 242020 İsa, Zeytin Dağında, tapınağın karşısında otururken Petrus, Yakup, Yuhanna ve Andreas özel olarak kendisine şunu sordular: ‹‹Söyle bize, bu dediklerin ne zaman olacak, bütün bunların gerçekleşmek üzere olduğunu gösteren belirti ne olacak?›› 
41N 013:005 İsa onlara anlatmaya başladı: ‹‹Sakın kimse sizi saptırmasın›› dedi. 
41N 013:006 ‹‹Birçokları, ‹Ben Oyum› diyerek benim adımla gelip birçok kişiyi saptıracaklar. 
41N 013:007 Savaş gürültüleri, savaş haberleri duyunca korkmayın. Bunların olması gerek, ama bu daha son demek değildir. 
41N 013:008 Ulus ulusa, devlet devlete savaş açacak; yer yer depremler, kıtlıklar olacak. Bunlar, doğum sancılarının başlangıcıdır. 
41N 013:009 ‹‹Ama siz kendinize dikkat edin! İnsanlar sizi mahkemelere verecek, havralarda dövecekler. Benden ötürü valilerin, kralların önüne çıkarılacak, böylece onlara tanıklık edeceksiniz. 
41N 013:010 Ne var ki, önce Müjdenin bütün uluslara duyurulması gerekir. 
41N 013:011 Sizi tutuklayıp mahkemeye verdiklerinde, ‹Ne söyleyeceğiz?› diye önceden kaygılanmayın. O anda size ne esinlenirse onu söyleyin. Çünkü konuşan siz değil, Kutsal Ruh olacak. 
41N 013:012 Kardeş kardeşi, baba çocuğunu ölüme teslim edecek. Çocuklar anne babalarına başkaldırıp onları öldürtecek. 
41N 013:013 Benim adımdan ötürü herkes sizden nefret edecek. Ama sonuna kadar dayanan kurtulacaktır. 
41N 013:014 ‹‹Yıkıcı iğrenç şeyin, bulunmaması gereken yerde dikildiğini gördüğünüz zaman -okuyan anlasın- Yahudiyede bulunanlar dağlara kaçsın. 
41N 013:015 Damda olan, evinden bir şey almak için aşağı inmesin, içeri girmesin. 
41N 013:016 Tarlada olan, abasını almak için geri dönmesin. 
41N 013:017 O günlerde gebe olan, çocuk emziren kadınların vay haline! 
41N 013:018 Dua edin ki, kaçışınız kışa rastlamasın. 
41N 013:019 Çünkü o günlerde öyle bir sıkıntı olacak ki, Tanrının var ettiği yaratılışın başlangıcından bu yana böylesi olmamış, bundan sonra da olmayacaktır. 
41N 013:020 Rab o günleri kısaltmamış olsaydı, hiç kimse kurtulamazdı. Ama Rab, seçilmiş olanlar, kendi seçtiği kişiler uğruna o günleri kısaltmıştır. 
41N 013:021 Eğer o zaman biri size, ‹İşte Mesih burada›, ya da, ‹İşte şurada› derse, inanmayın. 
41N 013:022 Çünkü sahte mesihler, sahte peygamberler türeyecek; bunlar, belirtiler ve harikalar yapacaklar. Öyle ki, ellerinden gelse seçilmiş olanları saptıracaklar. 
41N 013:023 Ama siz dikkatli olun. İşte size her şeyi önceden söylüyorum.›› 
41N 013:024 -25 242220 ‹‹Ama o günlerde, o sıkıntıdan sonra,  ‹Güneş kararacak,  Ay ışık vermez olacak,  Yıldızlar gökten düşecek,  Göksel güçler sarsılacak.› 
41N 013:026 ‹‹O zaman İnsanoğlunun bulutlar içinde büyük güç ve görkemle geldiğini görecekler. 
41N 013:027 İnsanoğlu o zaman meleklerini gönderecek, seçtiklerini yeryüzünün bir ucundan göğün öbür ucuna dek, dünyanın dört bucağından toplayacak. 
41N 013:028 ‹‹İncir ağacından ders alın. Dalları filizlenip yaprakları sürünce, yaz mevsiminin yakın olduğunu anlarsınız. 
41N 013:029 Aynı şekilde, bu olayların gerçekleştiğini gördüğünüzde bilin ki İnsanoğlu yakındır, kapıdadır. 
41N 013:030 Size doğrusunu söyleyeyim, bütün bunlar olmadan bu kuşak ortadan kalkmayacak. 
41N 013:031 Yer ve gök ortadan kalkacak, ama benim sözlerim asla ortadan kalkmayacaktır.›› 
41N 013:032 ‹‹O günü ve o saati, ne gökteki melekler, ne de Oğul bilir; Babadan başka kimse bilmez. 
41N 013:033 Dikkat edin, uyanık kalın, dua edin. Çünkü o anın ne zaman geleceğini bilemezsiniz. 
41N 013:034 Bu, yolculuğa çıkan bir adamın durumuna benzer. Evinden ayrılırken kölelerine yetki ve görev verir, kapıdaki nöbetçiye de uyanık kalmasını buyurur. 
41N 013:035 Siz de uyanık kalın. Çünkü ev sahibi ne zaman gelecek, akşam mı, gece yarısı mı, horoz öttüğünde mi, sabaha doğru mu, bilemezsiniz. 
41N 013:036 Ansızın gelip sizi uykuda bulmasın! 
41N 013:037 Size söylediklerimi herkese söylüyorum; uyanık kalın!›› 
41N 014:001 Fısıh ve Mayasız Ekmek Bayramına iki gün kalmıştı. Başkâhinlerle din bilginleri İsayı hileyle tutuklayıp öldürmenin bir yolunu arıyorlardı. 
41N 014:002 ‹‹Bayramda olmasın, yoksa halk arasında kargaşalık çıkar›› diyorlardı. 
41N 014:003 İsa Beytanyada cüzamlı Simunun evinde sofrada otururken yanına bir kadın geldi. Kadın kaymaktaşından bir kap içinde çok değerli, saf hintsümbülü yağı getirmişti. Kabı kırarak yağı Onun başına döktü. 
41N 014:004 -5 242380 Bazıları buna kızdılar; birbirlerine, ‹‹Bu yağ niçin böyle boş yere harcandı? Üç yüz dinardan fazlaya satılabilir, parası yoksullara verilebilirdi›› diyerek kadını azarlamaya başladılar. 
41N 014:006 ‹‹Kadını rahat bırakın›› dedi İsa. ‹‹Neden üzüyorsunuz onu? Benim için güzel bir şey yaptı. 
41N 014:007 Yoksullar her zaman aranızdadır, dilediğiniz anda onlara yardım edebilirsiniz; ama ben her zaman aranızda olmayacağım. 
41N 014:008 Kadın elinden geleni yaptı, beni gömülmeye hazırlamak üzere daha şimdiden bedenimi yağladı. 
41N 014:009 Size doğrusunu söyleyeyim, Müjde dünyanın neresinde duyurulursa, bu kadının yaptığı da onun anılması için anlatılacak.›› 
41N 014:010 Bu arada Onikilerden biri olan Yahuda İskariot, İsayı ele vermek amacıyla başkâhinlerin yanına gitti. 
41N 014:011 Onlar bunu işitince sevindiler, Yahudaya para vermeyi vaat ettiler. O da İsayı ele vermek için fırsat kollamaya başladı. 
41N 014:012 Fısıh kurbanının kesildiği Mayasız Ekmek Bayramının ilk günü öğrencileri İsaya, ‹‹Fısıh yemeğini yemen için nereye gidip hazırlık yapmamızı istersin?›› diye sordular. 
41N 014:013 O da öğrencilerinden ikisini şu sözlerle önden gönderdi: ‹‹Kente gidin, orada su testisi taşıyan bir adam çıkacak karşınıza. Onu izleyin. 
41N 014:014 Adamın gideceği evin sahibine şöyle deyin: ‹Öğretmen, öğrencilerimle birlikte Fısıh yemeğini yiyeceğim konuk odası nerede? diye soruyor.› 
41N 014:015 Ev sahibi size üst katta döşenmiş, hazır büyük bir oda gösterecek. Orada bizim için hazırlık yapın.›› 
41N 014:016 Öğrenciler yola çıkıp kente gittiler. Her şeyi, İsanın kendilerine söylediği gibi buldular ve Fısıh yemeği için hazırlık yaptılar. 
41N 014:017 Akşam olunca İsa Onikilerle birlikte geldi. 
41N 014:018 Sofraya oturmuş yemek yerlerken İsa, ‹‹Size doğrusunu söyleyeyim›› dedi, ‹‹Sizden biri, benimle yemek yiyen biri bana ihanet edecek.›› 
41N 014:019 Onlar da kederlenerek birer birer kendisine, ‹‹Beni demek istemedin ya?›› diye sormaya başladılar. 
41N 014:020 İsa onlara, ‹‹Onikilerden biridir, ekmeğini benimle birlikte sahana batırandır›› dedi. 
41N 014:021 ‹‹Evet, İnsanoğlu kendisi için yazılmış olduğu gibi gidiyor, ama İnsanoğluna ihanet edenin vay haline! O adam hiç doğmamış olsaydı, kendisi için daha iyi olurdu.›› 
41N 014:022 İsa yemek sırasında eline ekmek aldı, şükredip ekmeği böldü ve, ‹‹Alın, bu benim bedenimdir›› diyerek öğrencilerine verdi. 
41N 014:023 Sonra bir kâse alıp şükretti ve bunu öğrencilerine verdi. Hepsi bundan içti. 
41N 014:024 ‹‹Bu benim kanım›› dedi İsa, ‹‹Birçokları uğruna akıtılan antlaşma kanıdır. 
41N 014:025 Size doğrusunu söyleyeyim, Tanrının Egemenliğinde tazesini içeceğim o güne dek, asmanın ürününden bir daha içmeyeceğim.›› 
41N 014:026 İlahi söyledikten sonra dışarı çıkıp Zeytin Dağına doğru gittiler. 
41N 014:027 Bu arada İsa öğrencilerine, ‹‹Hepiniz sendeleyip düşeceksiniz›› dedi. ‹‹Çünkü şöyle yazılmıştır:  ‹Çobanı vuracağım,  Koyunlar darmadağın olacak.› 
41N 014:028 Ama ben dirildikten sonra sizden önce Celileye gideceğim.›› 
41N 014:029 Petrus Ona, ‹‹Herkes sendeleyip düşse bile ben düşmem›› dedi. 
41N 014:030 ‹‹Sana doğrusunu söyleyeyim›› dedi İsa, ‹‹Bugün, bu gece, horoz iki kez ötmeden sen beni üç kez inkâr edeceksin.›› 
41N 014:031 Ama Petrus üsteleyerek, ‹‹Seninle birlikte ölmem gerekse bile seni asla inkâr etmem›› dedi. Öğrencilerin hepsi de aynı şeyi söyledi. 
41N 014:032 Sonra Getsemani denilen yere geldiler. İsa öğrencilerine, ‹‹Ben dua ederken siz burada oturun›› dedi. 
41N 014:033 Petrusu, Yakupu ve Yuhannayı yanına aldı. Hüzünlenmeye ve ağır bir sıkıntı duymaya başlamıştı. 
41N 014:034 Onlara, ‹‹Ölesiye kederliyim›› dedi. ‹‹Burada kalın, uyanık durun.›› 
41N 014:035 Biraz ilerledi, yüzüstü yere kapanıp dua etmeye başladı. ‹‹Mümkünse o saati yaşamayayım›› dedi. 
41N 014:036 ‹‹Abba, Baba, senin için her şey mümkün, bu kâseyi benden uzaklaştır. Ama benim değil, senin istediğin olsun.›› 
41N 014:037 Öğrencilerinin yanına döndüğünde onları uyumuş buldu. Petrusa, ‹‹Simun›› dedi, ‹‹Uyuyor musun? Bir saat uyanık kalamadın mı? 
41N 014:038 Uyanık durup dua edin ki, ayartılmayasınız. Ruh isteklidir, ama beden güçsüzdür.›› 
41N 014:039 Yine uzaklaştı, aynı sözleri tekrarlayarak dua etti. 
41N 014:040 Geri geldiğinde öğrencilerini yine uyumuş buldu. Onların göz kapaklarına ağırlık çökmüştü. İsaya ne diyeceklerini bilemiyorlardı. 
41N 014:041 İsa üçüncü kez yanlarına döndü, ‹‹Hâlâ uyuyor, dinleniyor musunuz?›› dedi. ‹‹Yeter! Saat geldi. İşte İnsanoğlu günahkârların eline veriliyor. 
41N 014:042 Kalkın, gidelim. İşte bana ihanet eden geldi!›› 
41N 014:043 Tam o anda, İsa daha konuşurken, Onikilerden biri olan Yahuda çıkageldi. Yanında başkâhinler, din bilginleri ve ileri gelenler tarafından gönderilmiş kılıçlı sopalı bir kalabalık vardı. 
41N 014:044 İsaya ihanet eden Yahuda, ‹‹Kimi öpersem, İsa Odur. Onu tutuklayın, güvenlik altına alıp götürün›› diye onlarla sözleşmişti. 
41N 014:045 Gelir gelmez İsaya yaklaştı, ‹‹Rabbî›› diyerek Onu öptü. 
41N 014:046 Onlar da İsayı yakalayıp tutukladılar. 
41N 014:047 İsanın yanında bulunanlardan biri kılıcını çekti, başkâhinin kölesine vurup kulağını uçurdu. 
41N 014:048 İsa onlara, ‹‹Niçin bir haydutmuşum gibi beni kılıç ve sopalarla yakalamaya geldiniz?›› dedi. 
41N 014:049 ‹‹Her gün tapınakta, yanıbaşınızda öğretiyordum, beni tutuklamadınız. Ama bu, Kutsal Yazılar yerine gelsin diye oldu.›› 
41N 014:050 O zaman öğrencilerinin hepsi Onu bırakıp kaçtı. 
41N 014:051 İsanın ardından sadece keten beze sarınmış bir genç gidiyordu. Bu genç de yakalandı. 
41N 014:052 Ama keten bezden sıyrılıp çıplak olarak kaçtı. 
41N 014:053 İsayı görevli başkâhine götürdüler. Bütün başkâhinler, ileri gelenler ve din bilginleri de orada toplandı. 
41N 014:054 Petrus, İsayı başkâhinin avlusunun içine kadar uzaktan izledi. Avluda nöbetçilerle birlikte ateşin başında oturup ısınmaya başladı. 
41N 014:055 Başkâhinler ve Yüksek Kurulun öteki üyeleri, İsayı ölüm cezasına çarptırmak için kendisine karşı tanık arıyor, ama bulamıyorlardı. 
41N 014:056 Birçok kişi Ona karşı yalan yere tanıklık ettiyse de, tanıklıkları birbirini tutmadı. 
41N 014:057 -58 242900 Bazıları kalkıp Ona karşı yalan yere şöyle tanıklık ettiler: ‹‹Biz Onun, ‹Elle yapılmış bu tapınağı yıkacağım ve üç günde, elle yapılmamış başka bir tapınak kuracağım› dediğini işittik.›› 
41N 014:059 Ama bu noktada bile tanıklıkları birbirini tutmadı. 
41N 014:060 Sonra başkâhin topluluğun ortasında ayağa kalkarak İsaya, ‹‹Hiç yanıt vermeyecek misin? Nedir bunların sana karşı ettiği bu tanıklıklar?›› diye sordu. 
41N 014:061 Ne var ki, İsa susmaya devam etti, hiç yanıt vermedi. Başkâhin Ona yeniden, ‹‹Yüce Olanın Oğlu Mesih sen misin?›› diye sordu. 
41N 014:062 İsa, ‹‹Benim›› dedi. ‹‹Ve sizler, İnsanoğlunun Kudretli Olanın sağında oturduğunu ve göğün bulutlarıyla geldiğini göreceksiniz.›› 
41N 014:063 -64 242950 Başkâhin giysilerini yırtarak, ‹‹Artık tanıklara ne ihtiyacımız var?›› dedi. ‹‹Küfürü işittiniz. Buna ne diyorsunuz?›› Hepsi İsanın ölüm cezasını hak ettiğine karar verdiler. 
41N 014:065 Bazıları Onun üzerine tükürmeye, gözlerini bağlayarak Onu yumruklamaya başladılar. ‹‹Haydi, peygamberliğini göster!›› diyorlardı. Nöbetçiler de Onu aralarına alıp tokatladılar. 
41N 014:066 -67 242970 Petrus aşağıda, avludayken, başkâhinin hizmetçi kızlarından biri geldi. Isınmakta olan Petrusu görünce onu dikkatle süzüp, ‹‹Sen de Nasıralı İsayla birlikteydin›› dedi. 
41N 014:068 Petrus ise bunu inkâr ederek, ‹‹Senin neden söz ettiğini bilmiyorum, anlamıyorum›› dedi ve dışarıya, dış kapının önüne çıktı. Bu arada horoz öttü. 
41N 014:069 Hizmetçi kız Petrusu görünce çevrede duranlara yine, ‹‹Bu adam onlardan biri›› demeye başladı. 
41N 014:070 Petrus tekrar inkâr etti. Çevrede duranlar az sonra Petrusa yine, ‹‹Gerçekten onlardansın; sen de Celilelisin›› dediler. 
41N 014:071 Petrus kendine lanet okuyup ant içerek, ‹‹Sözünü ettiğiniz o adamı tanımıyorum›› dedi. 
41N 014:072 Tam o anda horoz ikinci kez öttü. Petrus, İsa'nın kendisine, ‹‹Horoz iki kez ötmeden beni üç kez inkâr edeceksin›› dediğini hatırladı ve hüngür hüngür ağlamaya başladı. 
41N 015:001 Sabah olunca başkâhinler, ileri gelenler, din bilginleri ve Yüksek Kurulun öteki üyeleri bir danışma toplantısı yaptıktan sonra İsayı bağladılar, götürüp Pilatusa teslim ettiler. 
41N 015:002 Pilatus Ona, ‹‹Sen Yahudilerin Kralı mısın?›› diye sordu. İsa, ‹‹Söylediğin gibidir›› yanıtını verdi. 
41N 015:003 Başkâhinler Ona karşı birçok suçlamada bulundular. 
41N 015:004 Pilatus Ona yeniden, ‹‹Hiç yanıt vermeyecek misin?›› diye sordu. ‹‹Bak, seni ne çok şeyle suçluyorlar!›› 
41N 015:005 Ama İsa artık yanıt vermiyordu. Pilatus buna şaştı. 
41N 015:006 Pilatus, her Fısıh Bayramında halkın istediği bir tutukluyu salıverirdi. 
41N 015:007 Ayaklanma sırasında adam öldüren isyancılarla birlikte Barabba adında bir tutuklu da vardı. 
41N 015:008 Halk, Pilatusa gelip her zamanki gibi kendileri için birini salıvermesini istedi. 
41N 015:009 Pilatus onlara, ‹‹Sizin için Yahudilerin Kralını salıvermemi ister misiniz?›› dedi. 
41N 015:010 Başkâhinlerin İsayı kıskançlıktan ötürü kendisine teslim ettiklerini biliyordu. 
41N 015:011 Ne var ki başkâhinler, İsanın değil, Barabbanın salıverilmesini istemeleri için halkı kışkırttılar. 
41N 015:012 Pilatus onlara tekrar seslenerek, ‹‹Öyleyse Yahudilerin Kralı dediğiniz adamı ne yapayım?›› diye sordu. 
41N 015:013 ‹‹Onu çarmıha ger!›› diye bağırdılar yine. 
41N 015:014 Pilatus onlara, ‹‹O ne kötülük yaptı ki?›› dedi. Onlar ise daha yüksek sesle, ‹‹Onu çarmıha ger!›› diye bağrıştılar. 
41N 015:015 Halkı memnun etmek isteyen Pilatus, onlar için Barabbayı salıverdi. İsayı ise kamçılattıktan sonra çarmıha gerilmek üzere askerlere teslim etti. 
41N 015:016 Askerler İsayı, Pretorium denilen vali konağına götürüp bütün taburu topladılar. 
41N 015:017 Ona mor bir giysi giydirdiler, dikenlerden bir taç örüp başına geçirdiler. 
41N 015:018 ‹‹Selam, ey Yahudilerin Kralı!›› diyerek Onu selamlamaya başladılar. 
41N 015:019 Başına bir kamışla vuruyor, üzerine tükürüyor, diz çöküp önünde yere kapanıyorlardı. 
41N 015:020 Onunla böyle alay ettikten sonra mor giysiyi üzerinden çıkarıp kendi giysilerini giydirdiler ve çarmıha germek üzere Onu dışarı götürdüler. 
41N 015:021 Kırdan gelmekte olan Simun adında Kireneli bir adam oradan geçiyordu. İskender ve Rufusun babası olan bu adama İsanın çarmıhını zorla taşıttılar. 
41N 015:022 İsayı Golgota, yani Kafatası denilen yere götürdüler. 
41N 015:023 Ona mürle karışık şarap vermek istediler, ama içmedi. 
41N 015:024 Sonra Onu çarmıha gerdiler. Kim ne alacak diye kura çekerek giysilerini aralarında paylaştılar. 
41N 015:025 İsayı çarmıha gerdiklerinde saat dokuzdu. 
41N 015:026 Üzerindeki suç yaftasında, 
41N 015:027 -28 243290 İsayla birlikte, biri sağında öbürü solunda olmak üzere iki haydudu da çarmıha gerdiler. 
41N 015:029 -30 243300 Oradan geçenler başlarını sallayıp İsaya sövüyor, ‹‹Hani sen tapınağı yıkıp üç günde yeniden kuracaktın? Çarmıhtan in de kurtar kendini!›› diyorlardı. 
41N 015:031 Aynı şekilde başkâhinler ve din bilginleri de Onunla alay ederek aralarında, ‹‹Başkalarını kurtardı, kendini kurtaramıyor›› diye konuşuyorlardı. 
41N 015:032 ‹‹İsrailin Kralı Mesih şimdi çarmıhtan insin de görüp iman edelim.›› İsayla birlikte çarmıha gerilenler de Ona hakaret ettiler. 
41N 015:033 Öğleyin on ikiden üçe kadar bütün ülkenin üzerine karanlık çöktü. 
41N 015:034 Saat üçte İsa yüksek sesle, ‹‹Elohi, Elohi, lema şevaktani›› yani, ‹‹Tanrım, Tanrım, beni neden terk ettin?›› diye bağırdı. 
41N 015:035 Orada duranlardan bazıları bunu işitince, ‹‹Bakın, İlyası çağırıyor›› dediler. 
41N 015:036 Aralarından biri koşup bir süngeri ekşi şaraba batırdı, bir kamışın ucuna takarak İsaya içirdi. ‹‹Dur bakalım, İlyas gelip Onu indirecek mi?›› dedi. 
41N 015:037 Ama İsa yüksek sesle bağırarak son nefesini verdi. 
41N 015:038 O anda tapınaktaki perde yukarıdan aşağıya yırtılarak ikiye bölündü. 
41N 015:039 İsanın karşısında duran yüzbaşı, Onun bu şekilde son nefesini verdiğini görünce, ‹‹Bu adam gerçekten Tanrının Oğluydu›› dedi. 
41N 015:040 Olup bitenleri uzaktan izleyen bazı kadınlar da vardı. Aralarında Mecdelli Meryem, küçük Yakup ile Yosenin annesi Meryem ve Salome bulunuyordu. 
41N 015:041 İsa daha Celiledeyken bu kadınlar Onun ardından gitmiş, Ona hizmet etmişlerdi. Onunla birlikte Yeruşalime gelmiş olan daha birçok kadın da olup bitenleri izliyordu. 
41N 015:042 -43 243420 O gün Hazırlık Günü, yani Şabat Gününden önceki gündü. Artık akşam oluyordu. Bu nedenle, Yüksek Kurulun saygın bir üyesi olup Tanrının Egemenliğini umutla bekleyen Aramatyalı Yusuf geldi, cesaretini toplayarak Pilatusun huzuruna çıktı, İsanın cesedini istedi. 
41N 015:044 Pilatus, İsanın bu kadar çabuk ölmüş olmasına şaştı. Yüzbaşıyı çağırıp, ‹‹Öleli çok oldu mu?›› diye sordu. 
41N 015:045 Yüzbaşıdan durumu öğrenince Yusufa, cesedi alması için izin verdi. 
41N 015:046 Yusuf keten bez satın aldı, cesedi çarmıhtan indirip beze sardı, kayaya oyulmuş bir mezara yatırarak mezarın girişine bir taş yuvarladı. 
41N 015:047 Mecdelli Meryem ile Yose'nin annesi Meryem, İsa'nın nereye konulduğunu gördüler. 
41N 016:001 Şabat Günü geçince, Mecdelli Meryem, Yakupun annesi Meryem ve Salome gidip İsanın cesedine sürmek üzere baharat satın aldılar. 
41N 016:002 Haftanın ilk günü sabah çok erkenden, güneşin doğuşuyla birlikte mezara gittiler. 
41N 016:003 Aralarında, ‹‹Mezarın girişindeki taşı bizim için kim yana yuvarlayacak?›› diye konuşuyorlardı. 
41N 016:004 Başlarını kaldırıp bakınca, o kocaman taşın yana yuvarlanmış olduğunu gördüler. 
41N 016:005 Mezara girip sağ tarafta, beyaz kaftan giyinmiş genç bir adamın oturduğunu görünce çok şaşırdılar. 
41N 016:006 Adam onlara, ‹‹Şaşırmayın!›› dedi. ‹‹Çarmıha gerilen Nasıralı İsayı arıyorsunuz. O dirildi, burada yok. İşte Onu yatırdıkları yer. 
41N 016:007 Şimdi öğrencilerine ve Petrusa gidip şöyle deyin: ‹İsa sizden önce Celileye gidiyor. Size bildirdiği gibi, kendisini orada göreceksiniz.› ›› 
41N 016:008 Kadınlar mezardan çıkıp kaçtılar. Onları bir titreme, bir şaşkınlık almıştı. Korkularından kimseye bir şey söylemediler. 
41N 016:009 İsa, haftanın ilk günü sabah erkenden dirildiği zaman önce Mecdelli Meryeme göründü. Ondan yedi cin kovmuştu. 
41N 016:010 Meryem gitti, İsayla bulunmuş olan, şimdiyse yas tutup gözyaşı döken öğrencilerine haberi verdi. 
41N 016:011 Ne var ki onlar, İsanın yaşadığını, Meryeme göründüğünü duyunca inanmadılar. 
41N 016:012 Bundan sonra İsa kırlara doğru yürümekte olan öğrencilerinden ikisine değişik bir biçimde göründü. 
41N 016:013 Bunlar geri dönüp öbürlerine haber verdiler, ama öbürleri bunlara da inanmadılar. 
41N 016:014 İsa daha sonra, sofrada otururlarken Onbirlere göründü. Onları imansızlıklarından ve yüreklerinin duygusuzluğundan ötürü azarladı. Çünkü kendisini diri görenlere inanmamışlardı. 
41N 016:015 İsa onlara şöyle buyurdu: ‹‹Dünyanın her yanına gidin, Müjdeyi bütün yaratılışa duyurun. 
41N 016:016 İman edip vaftiz olan kurtulacak, iman etmeyen ise hüküm giyecek. 
41N 016:017 -18 243630 İman edenlerle birlikte görülecek belirtiler şunlardır: Benim adımla cinleri kovacaklar, yeni dillerle konuşacaklar, yılanları elleriyle tutacaklar. Öldürücü bir zehir içseler bile, zarar görmeyecekler. Ellerini hastaların üzerine koyacaklar ve hastalar iyileşecek.›› 
41N 016:019 Rab İsa, onlara bu sözleri söyledikten sonra göğe alındı ve Tanrının sağında oturdu. 
41N 016:020 Öğrencileri de gidip Tanrı sözünü her yere yaydılar. Rab onlarla birlikte çalışıyor, görülen belirtilerle sözünü doğruluyordu. 
42N 001:001 -3 243660 Sayın Teofilos, Birçok kişi aramızda olup bitenlerin tarihçesini yazmaya girişti. Nitekim başlangıçtan beri bu olayların görgü tanığı ve Tanrı sözünün hizmetkârı olanlar bunları bize ilettiler. Ben de bütün bu olayları ta başından özenle araştırmış biri olarak bunları sana sırasıyla yazmayı uygun gördüm. 
42N 001:004 Öyle ki, sana verilen bilgilerin doğruluğunu bilesin. 
42N 001:005 Yahudiye Kralı Hirodes zamanında, Aviya bölüğünden Zekeriya adında bir kâhin vardı. Harun soyundan gelen karısının adı ise Elizabetti. 
42N 001:006 Her ikisi de Tanrının gözünde doğru kişilerdi, Rabbin bütün buyruk ve kurallarına eksiksizce uyarlardı. 
42N 001:007 Elizabet kısır olduğu için çocukları olmuyordu. İkisinin de yaşı ilerlemişti. 
42N 001:008 Zekeriya, hizmet sırasının kendi bölüğünde olduğu bir gün, Tanrının önünde kâhinlik görevini yerine getiriyordu. 
42N 001:009 Kâhinlik geleneği uyarınca Rabbin Tapınağına girip buhur yakma görevi kurayla ona verilmişti. 
42N 001:010 Buhur yakma saatinde bütün halk topluluğu dışarıda dua ediyordu. 
42N 001:011 Bu sırada, Rabbin bir meleği buhur sunağının sağında durup Zekeriyaya göründü. 
42N 001:012 Zekeriya onu görünce şaşırdı, korkuya kapıldı. 
42N 001:013 Melek, ‹‹Korkma, Zekeriya›› dedi, ‹‹Duan kabul edildi. Karın Elizabet sana bir oğul doğuracak, adını Yahya koyacaksın. 
42N 001:014 Sevinip coşacaksın. Birçokları da onun doğumuna sevinecek. 
42N 001:015 O, Rabbin gözünde büyük olacak. Hiç şarap ve içki içmeyecek; daha annesinin rahmindeyken Kutsal Ruhla dolacak. 
42N 001:016 İsrailoğullarından birçoğunu, Tanrıları Rabbe döndürecek. 
42N 001:017 Babaların yüreklerini çocuklarına döndürmek, söz dinlemeyenleri doğru kişilerin anlayışına yöneltmek ve Rab için hazırlanmış bir halk yetiştirmek üzere, İlyasın ruhu ve gücüyle Rabbin önünden gidecektir.›› 
42N 001:018 Zekeriya meleğe, ‹‹Bundan nasıl emin olabilirim?›› dedi. ‹‹Çünkü ben yaşlandım, karımın da yaşı ilerledi.›› 
42N 001:019 Melek ona şöyle karşılık verdi: ‹‹Ben Tanrının huzurunda duran Cebrailim. Seninle konuşmak ve bu müjdeyi sana bildirmek için gönderildim. 
42N 001:020 İşte, belirlenen zamanda yerine gelecek olan sözlerime inanmadığın için dilin tutulacak, bunların gerçekleşeceği güne dek konuşamayacaksın.›› 
42N 001:021 Zekeriyayı bekleyen halk, onun tapınakta bu kadar uzun süre kalmasına şaştı. 
42N 001:022 Zekeriya ise dışarı çıktığında onlarla konuşamadı. O zaman tapınakta bir görüm gördüğünü anladılar. Kendisi onlara işaretler yapıyor, ama konuşamıyordu. 
42N 001:023 Görev süresi bitince Zekeriya evine döndü. 
42N 001:024 Bir süre sonra karısı Elizabet gebe kaldı ve beş ay evine kapandı. 
42N 001:025 ‹‹Bunu benim için yapan Rabdir›› dedi. ‹‹Bu günlerde benimle ilgilenerek insanlar arasında utancımı giderdi.›› 
42N 001:026 -27 243890 Elizabetin hamileliğinin altıncı ayında Tanrı, Melek Cebraili Celilede bulunan Nasıra adlı kente, Davutun soyundan Yusuf adındaki adamla nişanlı kıza gönderdi. Kızın adı Meryemdi. 
42N 001:028 Onun yanına giren melek, ‹‹Selam, ey Tanrının lütfuna erişen kız! Rab seninledir›› dedi. 
42N 001:029 Söylenenlere çok şaşıran Meryem, bu selamın ne anlama gelebileceğini düşünmeye başladı. 
42N 001:030 Ama melek ona, ‹‹Korkma Meryem›› dedi, ‹‹Sen Tanrının lütfuna eriştin. 
42N 001:031 Bak, gebe kalıp bir oğul doğuracak, adını İsa koyacaksın. 
42N 001:032 O büyük olacak, kendisine ‹Yüceler Yücesinin Oğlu› denecek. Rab Tanrı Ona, atası Davutun tahtını verecek. 
42N 001:033 O da sonsuza dek Yakupun soyu üzerinde egemenlik sürecek, egemenliğinin sonu gelmeyecektir.›› 
42N 001:034 Meryem meleğe, ‹‹Bu nasıl olur? Ben erkeğe varmadım ki›› dedi. 
42N 001:035 Melek ona şöyle yanıt verdi: ‹‹Kutsal Ruh senin üzerine gelecek, Yüceler Yücesinin gücü sana gölge salacak. Bunun için doğacak olana kutsal, Tanrı Oğlu denecek. 
42N 001:036 Bak, senin akrabalarından Elizabet de yaşlılığında bir oğula gebe kaldı. Kısır bilinen bu kadın şimdi altıncı ayındadır. 
42N 001:037 Tanrının yapamayacağı hiçbir şey yoktur.›› 
42N 001:038 ‹‹Ben Rabbin kuluyum›› dedi Meryem, ‹‹Bana dediğin gibi olsun.›› Bundan sonra melek onun yanından ayrıldı. 
42N 001:039 O günlerde Meryem kalkıp aceleyle Yahudanın dağlık bölgesindeki bir kente gitti. 
42N 001:040 Zekeriyanın evine girip Elizabeti selamladı. 
42N 001:041 -42 244030 Elizabet Meryemin selamını duyunca rahmindeki çocuk hopladı. Kutsal Ruhla dolan Elizabet yüksek sesle şöyle dedi: ‹‹Kadınlar arasında kutsanmış bulunuyorsun, rahminin ürünü de kutsanmıştır! 
42N 001:043 Nasıl oldu da Rabbimin annesi yanıma geldi? 
42N 001:044 Bak, selamın kulaklarıma eriştiği an, çocuk rahmimde sevinçle hopladı. 
42N 001:045 İman eden kadına ne mutlu! Çünkü Rabbin ona söylediği sözler gerçekleşecektir.›› 
42N 001:046 -47 244070 Meryem de şöyle dedi:  ‹‹Canım Rabbi yüceltir;  Ruhum, Kurtarıcım Tanrı sayesinde sevinçle coşar. 
42N 001:048 Çünkü O, sıradan biri olan kuluyla ilgilendi.  İşte, bundan böyle bütün kuşaklar beni mutlu sayacak. 
42N 001:049 Çünkü Güçlü Olan, benim için büyük işler yaptı.  Onun adı kutsaldır. 
42N 001:050 Kuşaklar boyunca kendisinden korkanlara merhamet eder. 
42N 001:051 Bileğiyle büyük işler yaptı;  Gururluları yüreklerindeki kuruntularla darmadağın etti. 
42N 001:052 Hükümdarları tahtlarından indirdi,  Sıradan insanları yükseltti. 
42N 001:053 Aç olanları iyiliklerle doyurdu,  Zenginleri ise elleri boş çevirdi. 
42N 001:054 -55 244140 Atalarımıza söz verdiği gibi,  İbrahime ve onun soyuna sonsuza dek  Merhamet etmeyi unutmayarak  Kulu İsrailin yardımına yetişti.›› 
42N 001:056 Meryem, üç ay kadar Elizabetin yanında kaldı, sonra kendi evine döndü. 
42N 001:057 Elizabetin doğurma vakti geldi ve bir oğul doğurdu. 
42N 001:058 Komşularıyla akrabaları, Rabbin ona ne büyük merhamet gösterdiğini duyunca, onun sevincine katıldılar. 
42N 001:059 Sekizinci gün çocuğun sünnetine geldiler. Ona babası Zekeriyanın adını vereceklerdi. 
42N 001:060 Ama annesi, ‹‹Hayır, adı Yahya olacak›› dedi. 
42N 001:061 Ona, ‹‹Akrabaların arasında bu adı taşıyan kimse yok ki›› dediler. 
42N 001:062 Bunun üzerine babasına işaretle çocuğun adını ne koymak istediğini sordular. 
42N 001:063 Zekeriya bir yazı levhası istedi ve, ‹‹Adı Yahyadır›› diye yazdı. Herkes şaşakaldı. 
42N 001:064 O anda Zekeriyanın ağzı açıldı, dili çözüldü. Tanrıyı överek konuşmaya başladı. 
42N 001:065 Çevrede oturanların hepsi korkuya kapıldı. Bütün bu olaylar, Yahudiyenin dağlık bölgesinin her yanında konuşulur oldu. 
42N 001:066 Duyan herkes derin derin düşünüyor, ‹‹Acaba bu çocuk ne olacak?›› diyordu. Çünkü Rab onunla birlikteydi. 
42N 001:067 Çocuğun babası Zekeriya, Kutsal Ruhla dolarak şu peygamberlikte bulundu: 
42N 001:068 ‹‹İsrailin Tanrısı Rabbe övgüler olsun!  Çünkü halkının yardımına gelip onları fidyeyle kurtardı. 
42N 001:069 -71 244280 Eski çağlardan beri  Kutsal peygamberlerinin ağzından bildirdiği gibi,  Kulu Davutun soyundan  Bizim için güçlü bir kurtarıcı çıkardı;  Düşmanlarımızdan,  Bizden nefret edenlerin hepsinin elinden  Kurtuluşumuzu sağladı. 
42N 001:072 Böylece atalarımıza merhamet ederek  Kutsal antlaşmasını anmış oldu. 
42N 001:073 -75 244300 Nitekim bizi düşmanlarımızın elinden kurtaracağına  Ve ömrümüz boyunca  Kendi önünde kutsallık ve doğruluk içinde,  Korkusuzca kendisine tapınmamızı sağlayacağına dair  Atamız İbrahime ant içerek söz vermişti. 
42N 001:076 -77 244310 Sen de, ey çocuk,  Yüceler Yücesinin peygamberi diye anılacaksın.  Rabbin yollarını hazırlamak üzere önünden gidecek  Ve Onun halkına,  Günahlarının bağışlanmasıyla kurtulacaklarını bildireceksin. 
42N 001:078 -79 244320 Çünkü Tanrımızın yüreği merhamet doludur.  Onun merhameti sayesinde,  Yücelerden doğan Güneş,  Karanlıkta ve ölümün gölgesinde yaşayanlara ışık saçmak  Ve ayaklarımızı esenlik yoluna yöneltmek üzere  Yardımımıza gelecektir.›› 
42N 001:080 Çocuk büyüyor, ruhsal yönden güçleniyordu. İsrail halkına görüneceği güne dek ıssız yerlerde yaşadı. 
42N 002:001 O günlerde Sezar Avgustus bütün Roma dünyasında bir nüfus sayımının yapılması için buyruk çıkardı. 
42N 002:002 Bu ilk sayım, Kiriniusun Suriye valiliği zamanında yapıldı. 
42N 002:003 Herkes yazılmak için kendi kentine gitti. 
42N 002:004 Böylece Yusuf da, Davutun soyundan ve torunlarından olduğu için Celilenin Nasıra Kentinden Yahudiye bölgesine, Davutun kenti Beytleheme gitti. 
42N 002:005 Orada, hamile olan nişanlısı Meryemle birlikte yazılacaktı. 
42N 002:006 -7 244390 Onlar oradayken, Meryemin doğurma vakti geldi ve ilk oğlunu doğurdu. Onu kundağa sarıp bir yemliğe yatırdı. Çünkü handa yer yoktu. 
42N 002:008 Aynı yörede, sürülerinin yanında nöbet tutarak geceyi kırlarda geçiren çobanlar vardı. 
42N 002:009 Rabbin bir meleği onlara göründü ve Rabbin görkemi çevrelerini aydınlattı. Büyük bir korkuya kapıldılar. 
42N 002:010 -11 244420 Melek onlara, ‹‹Korkmayın!›› dedi. ‹‹Size, bütün halkı çok sevindirecek bir haber müjdeliyorum: Bugün size, Davutun kentinde bir Kurtarıcı doğdu. Bu, Rab olan Mesihtir. 
42N 002:012 İşte size bir işaret: Kundağa sarılmış ve yemlikte yatan bir bebek bulacaksınız.›› 
42N 002:013 -14 244440 Birdenbire meleğin yanında, göksel ordulardan oluşan büyük bir topluluk belirdi. Tanrıyı överek,  ‹‹En yücelerde Tanrıya yücelik olsun,  Yeryüzünde Onun hoşnut kaldığı insanlara  Esenlik olsun!›› dediler. 
42N 002:015 Melekler yanlarından ayrılıp göğe çekildikten sonra çobanlar birbirlerine, ‹‹Haydi, Beytleheme gidelim, Rabbin bize bildirdiği bu olayı görelim›› dediler. 
42N 002:016 Aceleyle gidip Meryemle Yusufu ve yemlikte yatan bebeği buldular. 
42N 002:017 Onları görünce, çocukla ilgili kendilerine anlatılanları bildirdiler. 
42N 002:018 Bunu duyanların hepsi, çobanların söylediklerine şaşıp kaldılar. 
42N 002:019 Meryem ise bütün bu sözleri derin derin düşünerek yüreğinde saklıyordu. 
42N 002:020 Çobanlar, işitip gördüklerinin tümü için Tanrıyı yüceltip överek geri döndüler. Her şeyi, kendilerine anlatıldığı gibi bulmuşlardı. 
42N 002:021 Sekizinci gün, çocuğu sünnet etme zamanı gelince, Ona İsa adı verildi. Bu, Onun anne rahmine düşmesinden önce meleğin kendisine verdiği isimdi. 
42N 002:022 Musanın Yasasına göre arınma günlerinin bitiminde Yusufla Meryem çocuğu Rabbe adamak için Yeruşalime götürdüler. 
42N 002:023 Nitekim Rabbin Yasasında, ‹‹İlk doğan her erkek çocuk Rabbe adanmış sayılacak›› diye yazılmıştır. 
42N 002:024 Ayrıca Rabbin Yasasında buyrulduğu gibi, kurban olarak ‹‹bir çift kumru ya da iki güvercin yavrusu›› sunacaklardı. 
42N 002:025 O sırada Yeruşalimde Şimon adında bir adam vardı. Doğru ve dindar biriydi. İsrailin avutulmasını özlemle bekliyordu. Kutsal Ruh onun üzerindeydi. 
42N 002:026 Rabbin Mesihini görmeden ölmeyeceği Kutsal Ruh aracılığıyla kendisine bildirilmişti. 
42N 002:027 -28 244570 Böylece Şimon, Ruhun yönlendirmesiyle tapınağa geldi. Küçük İsanın annesi babası, Kutsal Yasanın ilgili kuralını yerine getirmek üzere Onu içeri getirdiklerinde, Şimon Onu kucağına aldı, Tanrıyı överek şöyle dedi: 
42N 002:029 ‹‹Ey Rabbim, verdiğin sözü tuttun;  Artık ben, kulun huzur içinde ölebilirim. 
42N 002:030 -32 244590 Çünkü senin sağladığın,  Bütün halkların gözü önünde hazırladığın kurtuluşu,  Ulusları aydınlatıp  Halkın İsraile yücelik kazandıracak ışığı  Gözlerimle gördüm.›› 
42N 002:033 İsanın annesiyle babası, Onun hakkında söylenenlere şaştılar. 
42N 002:034 Şimon onları kutsayıp çocuğun annesi Meryeme şöyle dedi: ‹‹Bu çocuk, İsrailde birçok kişinin düşmesine ya da yükselmesine yol açmak ve aleyhinde konuşulacak bir belirti olmak üzere belirlenmiştir. 
42N 002:035 Senin kalbine de adeta bir kılıç saplanacak. Bütün bunlar, birçoklarının yüreğindeki düşüncelerin açığa çıkması için olacak.›› 
42N 002:036 -37 244630 Anna adında çok yaşlı bir kadın peygamber vardı. Aşer oymağından Fanuelin kızıydı. Genç kız olarak evlenip kocasıyla yedi yıl yaşadıktan sonra dul kalmıştı. Şimdi seksen dört yaşındaydı. Tapınaktan ayrılmaz, oruç tutup dua ederek gece gündüz Tanrıya tapınırdı. 
42N 002:038 Tam o sırada ortaya çıkan Anna, Tanrıya şükrederek Yeruşalimin kurtuluşunu bekleyen herkese İsadan söz etmeye başladı. 
42N 002:039 Yusufla Meryem, Rabbin Yasasında öngörülen her şeyi yerine getirdikten sonra Celileye, kendi kentleri Nasıraya döndüler. 
42N 002:040 Çocuk büyüyor, güçleniyor ve bilgelikte yetkinleşiyordu. Tanrının lütfu Onun üzerindeydi. 
42N 002:041 İsanın annesi babası her yıl Fısıh Bayramında Yeruşalime giderlerdi. 
42N 002:042 İsa on iki yaşına gelince, bayram geleneğine uyarak yine gittiler. 
42N 002:043 -44 244690 Bayramdan sonra eve dönerlerken küçük İsa Yeruşalimde kaldı. Bunu farketmeyen annesiyle babası, çocuğun yol arkadaşlarıyla birlikte olduğunu sanarak bir günlük yol gittiler. Sonra Onu akrabalar ve dostlar arasında aramaya başladılar. 
42N 002:045 Bulamayınca Onu araya araya Yeruşalime döndüler. 
42N 002:046 Üç gün sonra Onu tapınakta buldular. Din öğretmenleri arasında oturmuş, onları dinliyor, sorular soruyordu. 
42N 002:047 Onu dinleyen herkes, zekâsına ve verdiği yanıtlara hayran kalıyordu. 
42N 002:048 Annesiyle babası Onu görünce şaşırdılar. Annesi, ‹‹Çocuğum, bize bunu niçin yaptın? Bak, babanla ben büyük kaygı içinde seni arayıp durduk›› dedi. 
42N 002:049 O da onlara, ‹‹Beni niçin arayıp durdunuz?›› dedi. ‹‹Babamın evinde bulunmam gerektiğini bilmiyor muydunuz?›› 
42N 002:050 Ne var ki onlar ne demek istediğini anlamadılar. 
42N 002:051 İsa onlarla birlikte yola çıkıp Nasıraya döndü. Onların sözünü dinlerdi. Annesi bütün bu olup bitenleri yüreğinde sakladı. 
42N 002:052 İsa bilgelikte ve boyda gelişiyor, Tanrı'nın ve insanların beğenisini kazanıyordu. 
42N 003:001 Sezar Tiberiusun egemenliğinin on beşinci yılıydı. Yahudiyede Pontius Pilatus valilik yapıyordu. Celileyi Hirodes, İtureya ve Trahonitis bölgesini Hirodesin kardeşi Filipus, Aviliniyi Lisanias yönetiyordu. 
42N 003:002 Hanan ile Kayafa başkâhinlik ediyorlardı. Bu sırada Tanrı çölde bulunan Zekeriya oğlu Yahyaya seslendi. 
42N 003:003 O da Şeria Irmağının çevresindeki bütün bölgeyi dolaşarak insanları, günahlarının bağışlanması için tövbe edip vaftiz olmaya çağırdı. 
42N 003:004 Nitekim Peygamber Yeşayanın sözlerini içeren kitapta şöyle yazılmıştır:  ‹‹Çölde haykıran,  ‹Rabbin yolunu hazırlayın,  Geçeceği patikaları düzleyin› diye sesleniyor. 
42N 003:005 ‹Her vadi doldurulacak,  Her dağ ve her tepe alçaltılacak.  Dolambaçlı yollar doğrultulacak,  Engebeli yollar düzleştirilecek. 
42N 003:006 Ve bütün insanlar  Tanrının sağladığı kurtuluşu görecektir.› ›› 
42N 003:007 Yahya, vaftiz olmak için kendisine gelen kalabalıklara şöyle seslendi: ‹‹Ey engerekler soyu! Gelecek gazaptan kaçmak için sizi kim uyardı? 
42N 003:008 Bundan böyle tövbeye yaraşır meyveler verin! Kendi kendinize, ‹Biz İbrahimin soyundanız› demeye kalkmayın. Ben size şunu söyleyeyim: Tanrı, İbrahime şu taşlardan da çocuk yaratabilir. 
42N 003:009 Balta ağaçların köküne dayanmış bile. İyi meyve vermeyen her ağaç kesilip ateşe atılır.›› 
42N 003:010 Halk ona, ‹‹Öyleyse biz ne yapalım?›› diye sordu. 
42N 003:011 Yahya onlara, ‹‹İki mintanı olan birini mintanı olmayana versin; yiyeceği olan yiyeceği olmayanla paylaşsın›› yanıtını verdi. 
42N 003:012 Bazı vergi görevlileri de vaftiz olmaya gelerek, ‹‹Öğretmenimiz, biz ne yapalım?›› dediler. 
42N 003:013 Yahya, ‹‹Size buyrulandan çok vergi almayın›› dedi. 
42N 003:014 Bazı askerler de, ‹‹Ya biz ne yapalım?›› diye sordular. O da, ‹‹Kaba kuvvetle ya da yalan suçlamalarla kimseden para koparmayın›› dedi, ‹‹Ücretinizle yetinin.›› 
42N 003:015 Halk umut içinde bekliyordu. Yahyayla ilgili olarak herkesin aklında, ‹‹Acaba Mesih bu mu?›› sorusu vardı. 
42N 003:016 Yahya ise hepsine şöyle yanıt verdi: ‹‹Ben sizi suyla vaftiz ediyorum, ama benden daha güçlü Olan geliyor. Ben Onun çarıklarının bağını çözmeye bile layık değilim. O sizi Kutsal Ruhla ve ateşle vaftiz edecek. 
42N 003:017 Harman yerini temizlemek ve buğdayı toplayıp ambarına yığmak için yabası elinde hazır duruyor. Samanı ise sönmeyen ateşte yakacak.›› 
42N 003:018 Yahya başka birçok konuda halka çağrıda bulunuyor, Müjdeyi duyuruyordu. 
42N 003:019 -20 244960 Ne var ki bölgenin kralı Hirodes, kardeşinin karısı Hirodiyayla ilgili olayı ve kendi yapmış olduğu bütün kötülükleri yüzüne vuran Yahyayı hapse attırarak kötülüklerine bir yenisini ekledi. 
42N 003:021 -22 244970 Bütün halk vaftiz olduktan sonra İsa da vaftiz oldu. Dua ederken gök açıldı ve Kutsal Ruh, bedensel görünümde, güvercin gibi Onun üzerine indi. Gökten, ‹‹Sen benim sevgili Oğlumsun, senden hoşnudum›› diyen bir ses duyuldu. 
42N 003:023 İsa görevine başladığı zaman otuz yaşlarındaydı. Yusufun oğlu olduğu sanılıyordu. Yusuf da Eli oğlu, 
42N 003:024 Mattat oğlu, Levi oğlu, Malki oğlu, Yannay oğlu, Yusuf oğlu, 
42N 003:025 Mattitya oğlu, Amos oğlu, Nahum oğlu, Hesli oğlu, Nagay oğlu, 
42N 003:026 Mahat oğlu, Mattitya oğlu, Şimi oğlu, Yosek oğlu, Yoda oğlu, 
42N 003:027 Yohanan oğlu, Reşa oğlu, Zerubbabil oğlu, Şealtiel oğlu, Neri oğlu, 
42N 003:028 Malki oğlu, Addi oğlu, Kosam oğlu, Elmadam oğlu, Er oğlu, 
42N 003:029 Yeşu oğlu, Eliezer oğlu, Yorim oğlu, Mattat oğlu, Levi oğlu, 
42N 003:030 Şimon oğlu, Yahuda oğlu, Yusuf oğlu, Yonam oğlu, Elyakim oğlu, 
42N 003:031 Mala oğlu, Menna oğlu, Mattata oğlu, Natan oğlu, Davut oğlu, 
42N 003:032 İşay oğlu, Ovet oğlu, Boaz oğlu, Salmon oğlu, Nahşon oğlu, 
42N 003:033 Amminadav oğlu, Ram oğlu, Hesron oğlu, Peres oğlu, Yahuda oğlu, 
42N 003:034 Yakup oğlu, İshak oğlu, İbrahim oğlu, Terah oğlu, Nahor oğlu, 
42N 003:035 Seruk oğlu, Reu oğlu, Pelek oğlu, Ever oğlu, Şelah oğlu, 
42N 003:036 Kenan oğlu, Arpakşat oğlu, Sam oğlu, Nuh oğlu, Lemek oğlu, 
42N 003:037 Metuşelah oğlu, Hanok oğlu, Yeret oğlu, Mahalalel oğlu, Kenan oğlu, 
42N 003:038 Enoş oğlu, Şit oğlu, Adem oğlu, Tanrı Oğlu'ydu. 
42N 004:001 -2 245140 Kutsal Ruhla dolu olarak Şeria Irmağından dönen İsa, Ruhun yönlendirmesiyle çölde dolaştırılarak kırk gün İblis tarafından denendi. O günlerde hiçbir şey yemedi. Dolayısıyla bu süre sonunda acıktı. 
42N 004:003 Bunun üzerine İblis Ona, ‹‹Tanrının Oğluysan, şu taşa söyle ekmek olsun›› dedi. 
42N 004:004 İsa, ‹‹ ‹İnsan yalnız ekmekle yaşamaz› diye yazılmıştır›› karşılığını verdi. 
42N 004:005 Sonra İblis İsayı yükseklere çıkararak bir anda Ona dünyanın bütün ülkelerini gösterdi. 
42N 004:006 Ona, ‹‹Bütün bunların yönetimini ve zenginliğini sana vereceğim›› dedi. ‹‹Bunlar bana teslim edildi, ben de dilediğim kişiye veririm. 
42N 004:007 Bana taparsan, hepsi senin olacak.›› 
42N 004:008 İsa ona şu karşılığı verdi: ‹‹ ‹Tanrın Rabbe tapacak, yalnız Ona kulluk edeceksin› diye yazılmıştır.›› 
42N 004:009 İblis Onu Yeruşalime götürüp tapınağın tepesine çıkardı. ‹‹Tanrının Oğluysan, kendini buradan aşağı at›› dedi. 
42N 004:010 ‹‹Çünkü şöyle yazılmıştır:  ‹Tanrı, seni korumaları için  Meleklerine buyruk verecek.› 
42N 004:011 ‹Ayağın bir taşa çarpmasın diye  Seni elleri üzerinde taşıyacaklar.› ›› 
42N 004:012 İsa ona şöyle karşılık verdi: ‹‹ ‹Tanrın Rabbi denemeyeceksin!› diye buyrulmuştur.›› 
42N 004:013 İblis, İsayı her bakımdan denedikten sonra bir süre için Onun yanından ayrıldı. 
42N 004:014 İsa, Ruhun gücüyle donanmış olarak Celileye döndü. Haber bütün bölgeye yayıldı. 
42N 004:015 Oranın havralarında öğretiyor, herkes tarafından övülüyordu. 
42N 004:016 -17 245280 İsa, büyüdüğü Nasıra Kentine geldiğinde her zamanki gibi Şabat Günü havraya gitti. Kutsal Yazıları okumak üzere ayağa kalkınca Ona Peygamber Yeşayanın Kitabı verildi. Kitabı açarak şu sözlerin yazılı olduğu yeri buldu: 
42N 004:018 -19 245290 ‹‹Rabbin Ruhu üzerimdedir.  Çünkü O beni yoksullara Müjdeyi iletmek için meshetti.  Tutsaklara serbest bırakılacaklarını,  Körlere gözlerinin açılacağını duyurmak için,  Ezilenleri özgürlüğe kavuşturmak  Ve Rabbin lütuf yılını ilan etmek için  Beni gönderdi.›› 
42N 004:020 Sonra kitabı kapattı, görevliye geri verip oturdu. Havradakilerin hepsi dikkatle Ona bakıyordu. 
42N 004:021 İsa, ‹‹Dinlediğiniz bu Yazı bugün yerine gelmiştir›› diye konuşmaya başladı. 
42N 004:022 Herkes İsayı övüyor, ağzından çıkan lütufkâr sözlere hayran kalıyordu. ‹‹Yusufun oğlu değil mi bu?›› diyorlardı. 
42N 004:023 İsa onlara şöyle dedi: ‹‹Kuşkusuz bana şu deyimi hatırlatacaksınız: ‹Ey hekim, önce kendini iyileştir! Kefarnahumda yaptıklarını duyduk. Aynısını burada, kendi memleketinde de yap.› ›› 
42N 004:024 ‹‹Size doğrusunu söyleyeyim›› diye devam etti İsa, ‹‹Hiçbir peygamber kendi memleketinde kabul görmez. 
42N 004:025 Yine size gerçeği söyleyeyim, gökyüzünün üç yıl altı ay kapalı kaldığı, bütün ülkede korkunç bir kıtlığın baş gösterdiği İlyas zamanında İsrailde çok sayıda dul kadın vardı. 
42N 004:026 İlyas bunlardan hiçbirine gönderilmedi; yalnız Sayda bölgesinin Sarefat Kentinde bulunan dul bir kadına gönderildi. 
42N 004:027 Peygamber Elişanın zamanında İsrailde çok sayıda cüzamlı vardı. Bunlardan hiçbiri iyileştirilmedi; yalnız Suriyeli Naaman iyileştirildi.›› 
42N 004:028 Havradakiler bu sözleri duyunca öfkeden kudurdular. 
42N 004:029 Ayağa kalkıp İsayı kentin dışına kovdular. Onu uçurumdan aşağı atmak için kentin kurulduğu tepenin yamacına götürdüler. 
42N 004:030 Ama İsa onların arasından geçerek oradan uzaklaştı. 
42N 004:031 Sonra İsa Celilenin Kefarnahum Kentine gitti. Şabat Günü halka öğretiyordu. 
42N 004:032 Yetkiyle konuştuğu için Onun öğretişine şaşıp kaldılar. 
42N 004:033 -34 245430 Havrada cinli, içinde kötü ruh olan bir adam vardı. Adam yüksek sesle, ‹‹Ey Nasıralı İsa, bırak bizi! Bizden ne istiyorsun?›› diye bağırdı. ‹‹Bizi mahvetmeye mi geldin? Senin kim olduğunu biliyorum, Tanrının Kutsalısın sen!›› 
42N 004:035 İsa, ‹‹Sus, çık adamdan!›› diyerek cini azarladı. Cin adamı herkesin önünde yere vurduktan sonra, ona hiç zarar vermeden içinden çıktı. 
42N 004:036 Herkes şaşkına dönmüştü. Birbirlerine, ‹‹Bu nasıl söz? Güç ve yetkiyle kötü ruhlara çıkmalarını buyuruyor, onlar da çıkıyor!›› diyorlardı. 
42N 004:037 İsayla ilgili haber o bölgenin her yanında yankılandı. 
42N 004:038 İsa havradan ayrılarak Simunun evine gitti. Simunun kaynanası hastaydı, ateşler içindeydi. Onun için İsadan yardım istediler. 
42N 004:039 İsa kadının başucunda durup ateşi azarladı, kadının ateşi düştü. Kadın hemen ayağa kalkıp onlara hizmet etmeye başladı. 
42N 004:040 Güneş batarken herkes çeşitli hastalıklara yakalanmış akrabalarını İsaya getirdi. İsa her birinin üzerine ellerini koyarak onları iyileştirdi. 
42N 004:041 Birçoğunun içinden cinler de, ‹‹Sen Tanrının Oğlusun!›› diye bağırarak çıkıyordu. Ne var ki, İsa onları azarladı, konuşmalarına izin vermedi. Çünkü kendisinin Mesih olduğunu biliyorlardı. 
42N 004:042 Sabah olunca İsa dışarı çıkıp ıssız bir yere gitti. Halk ise Onu arıyordu. Bulunduğu yere geldiklerinde Onu yanlarında alıkoymaya çalıştılar. 
42N 004:043 Ama İsa, ‹‹Öbür kentlerde de Tanrının Egemenliğiyle ilgili Müjdeyi yaymam gerek›› dedi. ‹‹Çünkü bunun için gönderildim.›› 
42N 004:044 Böylece Yahudiye'deki havralarda Tanrı sözünü duyurmaya devam etti. 
42N 005:001 Halk, Ginnesar Gölünün kıyısında duran İsanın çevresini sarmış, Tanrının sözünü dinliyordu. 
42N 005:002 İsa, gölün kıyısında iki tekne gördü. Balıkçılar teknelerinden inmiş ağlarını yıkıyorlardı. 
42N 005:003 İki tekneden Simuna ait olanına binen İsa, ona kıyıdan biraz açılmasını rica etti. Sonra oturdu, teknenin içinden halka öğretmeye devam etti. 
42N 005:004 Konuşmasını bitirince Simuna, ‹‹Derin sulara açılın, balık tutmak için ağlarınızı atın›› dedi. 
42N 005:005 Simun şu karşılığı verdi: ‹‹Efendimiz, bütün gece çabaladık, hiçbir şey tutamadık. Yine de senin sözün üzerine ağları atacağım.›› 
42N 005:006 Bunu yapınca öyle çok balık yakaladılar ki, ağları yırtılmaya başladı. 
42N 005:007 Öbür teknedeki ortaklarına işaret ederek gelip yardım etmelerini istediler. Onlar da geldiler ve her iki tekneyi balıkla doldurdular; tekneler neredeyse batıyordu. 
42N 005:008 Simun Petrus bunu görünce, ‹‹Ya Rab, benden uzak dur, ben günahlı bir adamım›› diyerek İsanın dizlerine kapandı. 
42N 005:009 Kendisi ve yanındakiler, tutmuş oldukları balıkların çokluğuna şaşıp kalmışlardı. 
42N 005:010 Simunun ortakları olan Zebedi oğulları Yakupla Yuhannayı da aynı şaşkınlık almıştı. İsa Simuna, ‹‹Korkma›› dedi, ‹‹Bundan böyle balık yerine insan tutacaksın.›› 
42N 005:011 Sonra onlar tekneleri karaya çektiler ve her şeyi bırakıp İsanın ardından gittiler. 
42N 005:012 İsa kentlerden birindeyken, her yanını cüzam kaplamış bir adamla karşılaştı. Adam İsayı görünce yüzüstü yere kapanıp yalvardı: ‹‹Ya Rab, istersen beni temiz kılabilirsin›› dedi. 
42N 005:013 İsa elini uzatıp adama dokundu, ‹‹İsterim, temiz ol!›› dedi. Adam anında cüzamdan kurtuldu. 
42N 005:014 İsa ona, bundan kimseye söz etmemesini buyurdu. ‹‹Git, kâhine görün ve cüzamdan temizlendiğini herkese kanıtlamak için Musanın buyurduğu sunuları sun›› dedi. 
42N 005:015 Ne var ki, İsayla ilgili haber daha da çok yayıldı. Kalabalık halk toplulukları İsayı dinlemek ve hastalıklarından kurtulmak amacıyla akın akın geliyordu. 
42N 005:016 Kendisi ise ıssız yerlere çekilip dua ediyordu. 
42N 005:017 Bir gün İsa öğretiyordu. Celilenin ve Yahudiyenin bütün köylerinden ve Yeruşalimden gelen Ferisilerle Kutsal Yasa öğretmenleri Onun çevresinde oturuyorlardı. İsa, Rabbin gücü sayesinde hastaları iyileştiriyordu. 
42N 005:018 O sırada birkaç kişi, yatak üzerinde taşıdıkları felçli bir adamı evden içeri sokup İsanın önüne koymaya çalışıyordu. 
42N 005:019 Kalabalıktan ötürü onu içeri sokacak yol bulamayınca dama çıktılar, kiremitleri kaldırıp adamı yatakla birlikte orta yere, İsanın önüne indirdiler. 
42N 005:020 İsa onların imanını görünce, ‹‹Dostum, günahların bağışlandı›› dedi. 
42N 005:021 Din bilginleriyle Ferisiler, ‹‹Tanrıya küfreden bu adam kim? Tanrıdan başka kim günahları bağışlayabilir?›› diye düşünmeye başladılar. 
42N 005:022 Akıllarından geçenleri bilen İsa onlara şöyle seslendi: ‹‹Aklınızdan neden böyle şeyler geçiriyorsunuz? 
42N 005:023 Hangisi daha kolay, ‹Günahların bağışlandı› demek mi, yoksa ‹Kalk, yürü› demek mi? 
42N 005:024 Ne var ki, İnsanoğlunun yeryüzünde günahları bağışlama yetkisine sahip olduğunu bilesiniz diye...›› Sonra felçli adama, ‹‹Sana söylüyorum, kalk, yatağını toplayıp evine git!›› dedi. 
42N 005:025 Adam onların gözü önünde hemen ayağa kalktı, üzerinde yattığı yatağı topladı ve Tanrıyı yücelterek evine gitti. 
42N 005:026 Herkesi bir şaşkınlık almıştı. Tanrıyı yüceltiyor, büyük korku içinde, ‹‹Bugün şaşılacak işler gördük!›› diyorlardı. 
42N 005:027 Bu olaydan sonra İsa dışarı çıktı, vergi toplama yerinde oturan Levi adında bir vergi görevlisini gördü. Adama, ‹‹Ardımdan gel›› dedi. 
42N 005:028 O da kalktı, her şeyi bırakıp İsanın ardından gitti. 
42N 005:029 Sonra Levi, evinde İsanın onuruna büyük bir şölen verdi. Vergi görevlileriyle başka kişilerden oluşan büyük bir kalabalık onlarla birlikte yemeğe oturmuştu. 
42N 005:030 Ferisilerle onların din bilginleri söylenmeye başladılar. İsanın öğrencilerine, ‹‹Siz neden vergi görevlileri ve günahkârlarla birlikte yiyip içiyorsunuz?›› dediler. 
42N 005:031 İsa onlara şu karşılığı verdi: ‹‹Sağlıklı olanların değil, hastaların hekime ihtiyacı var. 
42N 005:032 Ben doğru kişileri değil, günahkârları tövbeye çağırmaya geldim.›› 
42N 005:033 Onlar İsaya, ‹‹Yahyanın öğrencileri sık sık oruç tutup dua ediyorlar, Ferisilerin öğrencileri de öyle. Seninkiler ise yiyip içiyor›› dediler. 
42N 005:034 İsa şöyle karşılık verdi: ‹‹Güvey aralarında olduğu sürece davetlilere oruç tutturabilir misiniz? 
42N 005:035 Ama güveyin aralarından alınacağı günler gelecek, onlar işte o zaman, o günler oruç tutacaklar.›› 
42N 005:036 İsa onlara şu benzetmeyi de anlattı: ‹‹Hiç kimse yeni giysiden bir parça yırtıp eski giysiyi yamamaz. Yoksa hem yeni giysi yırtılır, hem de o giysiden koparılan yama eskisine uymaz. 
42N 005:037 Hiç kimse yeni şarabı eski tulumlara doldurmaz. Yoksa yeni şarap tulumları patlatır; hem şarap dökülür, hem de tulumlar mahvolur. 
42N 005:038 Yeni şarabı yeni tulumlara doldurmak gerek. 
42N 005:039 Üstelik hiç kimse eski şarabı içtikten sonra yenisini istemez. ‹Eskisi güzel› der.›› 
42N 006:001 Bir Şabat Günü İsa ekinler arasından geçiyordu. Öğrencileri başakları koparıyor, avuçlarında ufalayıp yiyorlardı. 
42N 006:002 Ferisilerden bazıları, ‹‹Şabat Günü yasak olanı neden yapıyorsunuz?›› dediler. 
42N 006:003 İsa onlara şöyle karşılık verdi: ‹‹Davutla yanındakiler acıkınca Davutun ne yaptığını okumadınız mı? 
42N 006:004 Tanrının evine girdi, kâhinlerden başkasının yemesi yasak olan adak ekmeklerini alıp yedi ve yanındakilere de verdi.›› 
42N 006:005 Sonra İsa onlara, ‹‹İnsanoğlu Şabat Gününün de Rabbidir›› dedi. 
42N 006:006 Bir başka Şabat Günü İsa havraya girmiş öğretiyordu. Orada sağ eli sakat bir adam vardı. 
42N 006:007 İsayı suçlamak için fırsat kollayan din bilginleriyle Ferisiler, Şabat Günü hastaları iyileştirecek mi diye Onu gözlüyorlardı. 
42N 006:008 İsa, onların ne düşündüklerini biliyordu. Eli sakat olan adama, ‹‹Ayağa kalk, öne çık›› dedi. O da kalktı, orta yerde durdu. 
42N 006:009 İsa onlara, ‹‹Size sorayım›› dedi, ‹‹Kutsal Yasaya göre Şabat Günü iyilik yapmak mı doğru, kötülük yapmak mı? Can kurtarmak mı doğru, öldürmek mi?›› 
42N 006:010 Gözlerini hepsinin üzerinde gezdirdikten sonra adama, ‹‹Elini uzat›› dedi. Adam elini uzattı, eli yine sapasağlam oluverdi. 
42N 006:011 Onlar ise öfkeden deliye döndüler ve aralarında İsaya ne yapabileceklerini tartışmaya başladılar. 
42N 006:012 O günlerde İsa, dua etmek için dağa çıktı ve bütün geceyi Tanrıya dua ederek geçirdi. 
42N 006:013 -16 246050 Gün doğunca öğrencilerini yanına çağırdı ve onların arasından, elçi diye adlandırdığı şu on iki kişiyi seçti: Petrus adını verdiği Simun, onun kardeşi Andreas, Yakup, Yuhanna, Filipus, Bartalmay, Matta, Tomas, Alfay oğlu Yakup, Yurtsever diye tanınan Simun, Yakup oğlu Yahuda ve İsaya ihanet eden Yahuda İskariot. 
42N 006:017 İsa bunlarla birlikte aşağı inip düzlük bir yerde durdu. Öğrencilerinden büyük bir kalabalık ve bütün Yahudiyeden, Yeruşalimden, Surla Sayda yakınlarındaki kıyı bölgesinden gelen büyük bir halk topluluğu da oradaydı. 
42N 006:018 İsayı dinlemek ve hastalıklarına şifa bulmak için gelmişlerdi. Kötü ruhlar yüzünden sıkıntı çekenler de iyileştiriliyordu. 
42N 006:019 Kalabalıkta herkes İsaya dokunmak için çabalıyordu. Çünkü Onun içinden akan bir güç herkese şifa veriyordu. 
42N 006:020 İsa, gözlerini öğrencilerine çevirerek şöyle dedi:  ‹‹Ne mutlu size, ey yoksullar!  Çünkü Tanrının Egemenliği sizindir. 
42N 006:021 Ne mutlu size, şimdi açlık çekenler!  Çünkü doyurulacaksınız.  Ne mutlu size, şimdi ağlayanlar!  Çünkü güleceksiniz. 
42N 006:022 İnsanoğluna bağlılığınız yüzünden  İnsanlar sizden nefret ettikleri,  Sizi toplum dışı edip aşağıladıkları  Ve adınızı kötüleyip sizi reddettikleri zaman  Ne mutlu size! 
42N 006:023 O gün sevinin, coşkuyla zıplayın!  Çünkü gökteki ödülünüz büyüktür.  Nitekim onların ataları da  Peygamberlere böyle davrandılar. 
42N 006:024 Ama vay halinize, ey zenginler,  Çünkü tesellinizi almış bulunuyorsunuz! 
42N 006:025 Vay halinize, şimdi karnı tok olan sizler,  Çünkü açlık çekeceksiniz!  Vay halinize, ey şimdi gülenler,  Çünkü yas tutup ağlayacaksınız! 
42N 006:026 Bütün insanlar sizin için iyi sözler söyledikleri zaman,  Vay halinize!  Çünkü onların ataları da  Sahte peygamberlere böyle davrandılar.›› 
42N 006:027 -28 246160 ‹‹Ama beni dinleyen sizlere şunu söylüyorum: Düşmanlarınızı sevin, sizden nefret edenlere iyilik yapın, size lanet edenler için iyilik dileyin, size hakaret edenler için dua edin. 
42N 006:029 Bir yanağınıza vurana öbür yanağınızı da çevirin. Abanızı alandan mintanınızı da esirgemeyin. 
42N 006:030 Sizden bir şey dileyen herkese verin, malınızı alandan onu geri istemeyin. 
42N 006:031 İnsanların size nasıl davranmasını istiyorsanız, siz de onlara öyle davranın. 
42N 006:032 ‹‹Eğer yalnız sizi sevenleri severseniz, bu size ne övgü kazandırır? Günahkârlar bile kendilerini sevenleri sever. 
42N 006:033 Size iyilik yapanlara iyilik yaparsanız, bu size ne övgü kazandırır? Günahkârlar bile böyle yapar. 
42N 006:034 Geri alacağınızı umduğunuz kişilere ödünç verirseniz, bu size ne övgü kazandırır? Günahkârlar bile verdiklerini geri almak koşuluyla günahkârlara ödünç verirler. 
42N 006:035 Ama siz düşmanlarınızı sevin, iyilik yapın, hiçbir karşılık beklemeden ödünç verin. Alacağınız ödül büyük olacak, Yüceler Yücesinin oğulları olacaksınız. Çünkü O, nankör ve kötü kişilere karşı iyi yüreklidir. 
42N 006:036 Babanız merhametli olduğu gibi, siz de merhametli olun.›› 
42N 006:037 ‹‹Başkasını yargılamayın, siz de yargılanmazsınız. Suçlu çıkarmayın, siz de suçlu çıkarılmazsınız. Başkasını bağışlayın, siz de bağışlanırsınız. 
42N 006:038 Verin, size verilecektir. İyice bastırılmış, silkelenmiş ve taşmış, dolu bir ölçekle kucağınıza boşaltılacak. Hangi ölçekle verirseniz, aynı ölçekle alacaksınız.›› 
42N 006:039 İsa onlara şu benzetmeyi de anlattı: ‹‹Kör köre kılavuzluk edebilir mi? İkisi de çukura düşmez mi? 
42N 006:040 Öğrenci öğretmeninden üstün değildir, ama eğitimini tamamlayan her öğrenci öğretmeni gibi olacaktır. 
42N 006:041 ‹‹Sen neden kardeşinin gözündeki çöpü görürsün de kendi gözündeki merteği farketmezsin? 
42N 006:042 Kendi gözündeki merteği görmezken, kardeşine nasıl, ‹Kardeş, izin ver, gözündeki çöpü çıkarayım› dersin? Seni ikiyüzlü! Önce kendi gözündeki merteği çıkar, o zaman kardeşinin gözündeki çöpü çıkarmak için daha iyi görürsün.›› 
42N 006:043 ‹‹İyi ağaç kötü meyve, kötü ağaç da iyi meyve vermez. 
42N 006:044 Her ağaç meyvesinden tanınır. Dikenli bitkilerden incir toplanmaz, çalılardan üzüm devşirilmez. 
42N 006:045 İyi insan yüreğindeki iyilik hazinesinden iyilik, kötü insan içindeki kötülük hazinesinden kötülük çıkarır. İnsanın ağzı, yüreğinden taşanı söyler. 
42N 006:046 ‹‹Niçin beni ‹Ya Rab, ya Rab› diye çağırıyorsunuz da söylediklerimi yapmıyorsunuz? 
42N 006:047 Bana gelen ve sözlerimi duyup uygulayan kişinin kime benzediğini size anlatayım. 
42N 006:048 Böyle bir kişi, evini yaparken toprağı kazan, derinlere inip temeli kaya üzerine atan adama benzer. Sel sularıyla kabaran ırmak o eve saldırsa da, onu sarsamaz. Çünkü ev sağlam yapılmıştır. 
42N 006:049 Ama sözlerimi duyup da uygulamayan kişi, evini temel koymaksızın toprağın üzerine kuran adama benzer. Kabaran ırmak saldırınca ev hemen çöker. Evin yıkılışı da korkunç olur.›› 
42N 007:001 İsa, kendisini dinleyen halka bütün bu sözleri söyledikten sonra Kefarnahuma gitti. 
42N 007:002 Orada bir yüzbaşının çok değer verdiği kölesi ölüm döşeğinde hasta yatıyordu. 
42N 007:003 İsayla ilgili haberleri duyan yüzbaşı, gelip kölesini iyileştirmesini rica etmek üzere Ona Yahudilerin bazı ileri gelenlerini gönderdi. 
42N 007:004 Bunlar İsanın yanına gelince içten bir yalvarışla Ona şöyle dediler: ‹‹Bu adam senin yardımına layıktır. 
42N 007:005 Çünkü ulusumuzu seviyor. Havramızı yaptıran da kendisidir.›› 
42N 007:006 İsa onlarla birlikte yola çıktı. Eve yaklaştığı sırada, yüzbaşı bazı dostlarını yollayıp Ona şu haberi gönderdi: ‹‹Ya Rab, zahmet etme; evime girmene layık değilim. 
42N 007:007 Bu yüzden yanına gelmeye de kendimi layık görmedim. Sen yeter ki bir söz söyle, uşağım iyileşir. 
42N 007:008 Ben de buyruk altında bir görevliyim, benim de buyruğumda askerlerim var. Birine, ‹Git› derim, gider; ötekine, ‹Gel› derim, gelir; köleme, ‹Şunu yap› derim, yapar.›› 
42N 007:009 Bu sözleri duyan İsa yüzbaşıya hayran kaldı. Ardından gelen kalabalığa dönerek, ‹‹Size şunu söyleyeyim›› dedi, ‹‹İsrailde bile böyle iman görmedim.›› 
42N 007:010 Gönderilenler eve döndüklerinde köleyi iyileşmiş buldular. 
42N 007:011 Bundan kısa bir süre sonra İsa, Nain denilen bir kente gitti. Öğrencileriyle büyük bir kalabalık Ona eşlik ediyordu. 
42N 007:012 İsa kentin kapısına tam yaklaştığı sırada, dul annesinin tek oğlu olan bir adamın cenazesi kaldırılıyordu. Kent halkından büyük bir kalabalık da kadınla birlikteydi. 
42N 007:013 Rab kadını görünce ona acıdı. Kadına, ‹‹Ağlama›› dedi. 
42N 007:014 Yaklaşıp cenaze sedyesine dokununca sedyeyi taşıyanlar durdu. İsa, ‹‹Delikanlı›› dedi, ‹‹Sana söylüyorum, kalk!›› 
42N 007:015 Ölü doğrulup oturdu ve konuşmaya başladı. İsa onu annesine geri verdi. 
42N 007:016 Herkesi bir korku almıştı. ‹‹Aramızda büyük bir peygamber ortaya çıktı!›› ve ‹‹Tanrı, halkının yardımına geldi!›› diyerek Tanrıyı yüceltmeye başladılar. 
42N 007:017 İsayla ilgili bu haber bütün Yahudiyeye ve çevre bölgelere yayıldı. 
42N 007:018 -19 246550 Yahyanın öğrencileri bütün bu olup bitenleri kendisine bildirdiler. Öğrencilerinden ikisini yanına çağıran Yahya, ‹‹Gelecek Olan sen misin, yoksa başkasını mı bekleyelim?›› diye sormaları için onları Rabbe gönderdi. 
42N 007:020 Adamlar İsanın yanına gelince şöyle dediler: ‹‹Bizi sana Vaftizci Yahya gönderdi. ‹Gelecek Olan sen misin, yoksa başkasını mı bekleyelim?› diye soruyor.›› 
42N 007:021 Tam o sırada İsa, çeşitli hastalıklara, illetlere ve kötü ruhlara tutulmuş birçok kişiyi iyileştirdi, birçok körün gözünü açtı. 
42N 007:022 Sonra Yahyanın öğrencilerine şöyle karşılık verdi: ‹‹Gidin, görüp işittiklerinizi Yahyaya bildirin. Körlerin gözleri açılıyor, kötürümler yürüyor, cüzamlılar temiz kılınıyor, sağırlar işitiyor, ölüler diriliyor ve Müjde yoksullara duyuruluyor. 
42N 007:023 Benden ötürü sendeleyip düşmeyene ne mutlu!›› 
42N 007:024 Yahyanın gönderdiği haberciler gittikten sonra İsa, halka Yahyadan söz etmeye başladı. ‹‹Çöle ne görmeye gittiniz?›› dedi. ‹‹Rüzgarda sallanan bir kamış mı? 
42N 007:025 Söyleyin, ne görmeye gittiniz? Pahalı giysiler giymiş bir adam mı? Oysa şahane giysiler giyip bolluk içinde yaşayanlar kral saraylarında bulunur. 
42N 007:026 Öyleyse ne görmeye gittiniz? Bir peygamber mi? Evet! Size şunu söyleyeyim, gördüğünüz kişi peygamberden de üstündür. 
42N 007:027 İşte, habercimi senin önünden gönderiyorum;  O önden gidip senin yolunu hazırlayacak 
42N 007:028 Size şunu söyleyeyim, kadından doğanlar arasında Yahyadan daha üstün olanı yoktur. Bununla birlikte, Tanrının Egemenliğinde en küçük olan ondan üstündür.›› 
42N 007:029 Yahya tarafından vaftiz edilen halk, hatta vergi görevlileri bile bunu duyunca Tanrının adil olduğunu doğruladılar. 
42N 007:030 Oysa Yahya tarafından vaftiz edilmeye yanaşmayan Ferisilerle Kutsal Yasa uzmanları, Tanrının kendileriyle ilgili tasarısını reddettiler. 
42N 007:031 İsa, ‹‹Bu kuşağın insanlarını neye benzeteyim? Bunlar neye benziyorlar?›› dedi. 
42N 007:032 ‹‹Çarşı meydanında oturup birbirlerine,  ‹Size kaval çaldık, oynamadınız;  Ağıt yaktık, ağlamadınız› 
42N 007:033 Vaftizci Yahya geldiği zaman oruç tutup şaraptan kaçındı, ona ‹cinli› diyorsunuz. 
42N 007:034 İnsanoğlu geldiği zaman yiyip içti. Bu kez de diyorsunuz ki, ‹Şu obur ve ayyaş adama bakın! Vergi görevlileri ve günahkârlarla dost oldu!› 
42N 007:035 Ne var ki bilgelik, onu benimseyen herkes tarafından doğrulanır.›› 
42N 007:036 Ferisilerden biri İsayı yemeğe çağırdı. O da Ferisinin evine gidip sofraya oturdu. 
42N 007:037 -38 246730 O sırada, kentte günahkâr olarak tanınan bir kadın, İsanın, Ferisinin evinde yemek yediğini öğrenince kaymaktaşından bir kap içinde güzel kokulu yağ getirdi. İsanın arkasında, ayaklarının dibinde durup ağlayarak, gözyaşlarıyla Onun ayaklarını ıslatmaya başladı. Saçlarıyla ayaklarını sildi, öptü ve yağı üzerlerine sürdü. 
42N 007:039 İsayı evine çağırmış olan Ferisi bunu görünce kendi kendine, ‹‹Bu adam peygamber olsaydı, kendisine dokunan bu kadının kim ve ne tür bir kadın olduğunu, günahkâr biri olduğunu anlardı›› dedi. 
42N 007:040 Bunun üzerine İsa Ferisiye, ‹‹Simun›› dedi, ‹‹Sana bir söyleyeceğim var.›› O da, ‹‹Buyur, öğretmenim›› dedi. 
42N 007:041 ‹‹Tefeciye borçlu iki kişi vardı. Biri beş yüz, öbürü de elli dinar borçluydu. 
42N 007:042 Borçlarını ödeyecek güçte olmadıklarından, tefeci her ikisinin de borcunu bağışladı. Buna göre, hangisi onu çok sever?›› 
42N 007:043 Simun, ‹‹Sanırım, kendisine daha çok bağışlanan›› diye yanıtladı. İsa ona, ‹‹Doğru söyledin›› dedi. 
42N 007:044 Sonra kadına bakarak Simuna şunları söyledi: ‹‹Bu kadını görüyor musun? Ben senin evine geldim, ayaklarım için bana su vermedin. Bu kadın ise ayaklarımı gözyaşlarıyla ıslatıp saçlarıyla sildi. 
42N 007:045 Sen beni öpmedin, ama bu kadın eve girdiğimden beri ayaklarımı öpüp duruyor. 
42N 007:046 Sen başıma zeytinyağı sürmedin, ama bu kadın ayaklarıma güzel kokulu yağ sürdü. 
42N 007:047 Bu nedenle sana şunu söyleyeyim, kendisinin çok olan günahları bağışlanmıştır. Çok sevgi göstermesinin nedeni budur. Oysa kendisine az bağışlanan, az sever.›› 
42N 007:048 Sonra kadına, ‹‹Günahların bağışlandı›› dedi. 
42N 007:049 İsayla birlikte sofrada oturanlar kendi aralarında, ‹‹Kim bu adam? Günahları bile bağışlıyor!›› şeklinde konuşmaya başladılar. 
42N 007:050 İsa ise kadına, ‹‹İmanın seni kurtardı, esenlikle git›› dedi. 
42N 008:001 Bundan kısa bir süre sonra İsa on iki öğrencisiyle birlikte köy kent dolaşmaya başladı. Tanrının Egemenliğini duyurup müjdeliyordu. 
42N 008:002 -3 246870 Kötü ruhlardan ve hastalıklardan kurtulan bazı kadınlar, içinden yedi cin çıkmış olan Mecdelli denilen Meryem, Hirodesin kâhyası Kuzanın karısı Yohanna, Suzanna ve daha birçokları İsayla birlikte dolaşıyordu. Bunlar, kendi olanaklarıyla İsaya ve öğrencilerine yardım ediyorlardı. 
42N 008:004 -5 246880 Büyük bir kalabalığın toplandığı, insanların her kentten kendisine akın akın geldiği bir sırada İsa şu benzetmeyi anlattı: ‹‹Ekincinin biri tohum ekmeye çıktı. Ektiği tohumlardan kimi yol kenarına düştü, ayak altında çiğnenip gökteki kuşlara yem oldu. 
42N 008:006 Kimi kayalık yere düştü, filizlenince susuzluktan kuruyup gitti. 
42N 008:007 Kimi, dikenler arasına düştü. Filizlerle birlikte büyüyen dikenler filizleri boğdu. 
42N 008:008 Kimi ise iyi toprağa düştü, büyüyünce yüz kat ürün verdi.›› Bunları söyledikten sonra, ‹‹İşitecek kulağı olan işitsin!›› diye seslendi. 
42N 008:009 -10 246920 İsa, bu benzetmenin anlamını kendisinden soran öğrencilerine, ‹‹Tanrı Egemenliğinin sırlarını bilme ayrıcalığı size verildi›› dedi. ‹‹Ama başkalarına benzetmelerle sesleniyorum. Öyle ki,  ‹Gördükleri halde görmesinler,  Duydukları halde anlamasınlar.› 
42N 008:011 ‹‹Benzetmenin anlamı şudur: Tohum Tanrının sözüdür. 
42N 008:012 Yol kenarındakiler sözü işiten kişilerdir. Ama sonra İblis gelir, inanıp kurtulmasınlar diye sözü yüreklerinden alır götürür. 
42N 008:013 Kayalık yere düşenler, işittikleri sözü sevinçle kabul eden, ama kök salamadıkları için ancak bir süre inanan kişilerdir. Böyleleri denendikleri zaman imandan dönerler. 
42N 008:014 Dikenler arasına düşenler, sözü işiten ama zamanla yaşamın kaygıları, zenginlikleri ve zevkleri içinde boğulan, dolayısıyla olgun ürün vermeyenlerdir. 
42N 008:015 İyi toprağa düşenler ise, sözü işitince onu iyi ve sağlam bir yürekte saklayanlardır. Bunlar sabırla dayanarak ürün verirler.›› 
42N 008:016 ‹‹Hiç kimse kandil yakıp bunu bir kapla örtmez, ya da yatağın altına koymaz. Tersine, içeri girenler ışığı görsünler diye onu kandilliğe koyar. 
42N 008:017 Çünkü açığa çıkarılmayacak gizli hiçbir şey yok; bilinmeyecek, aydınlığa çıkmayacak saklı hiçbir şey yoktur. 
42N 008:018 Bunun için, nasıl dinlediğinize dikkat edin. Kimde varsa, ona daha çok verilecek. Ama kimde yoksa, kendisinde var sandığı bile elinden alınacak.›› 
42N 008:019 İsanın annesiyle kardeşleri Ona geldiler, ama kalabalıktan ötürü kendisine yaklaşamadılar. 
42N 008:020 İsaya, ‹‹Annenle kardeşlerin dışarıda duruyor, seni görmek istiyorlar›› diye haber verildi. 
42N 008:021 İsa haberi getirenlere şöyle karşılık verdi: ‹‹Annemle kardeşlerim, Tanrının sözünü duyup yerine getirenlerdir.›› 
42N 008:022 Bir gün İsa öğrencileriyle birlikte bir tekneye binerek onlara, ‹‹Gölün karşı yakasına geçelim›› dedi. Böylece kıyıdan açıldılar. 
42N 008:023 Teknede giderlerken İsa uykuya daldı. O sırada gölde fırtına koptu. Tekne su almaya başlayınca tehlikeli bir duruma düştüler. 
42N 008:024 Gidip İsayı uyandırarak, ‹‹Efendimiz, Efendimiz, öleceğiz!›› dediler. İsa kalkıp rüzgarı ve kabaran dalgaları azarladı. Fırtına dindi ve ortalık sütliman oldu. 
42N 008:025 İsa öğrencilerine, ‹‹Nerede imanınız?›› dedi. Onlar korku ve şaşkınlık içindeydiler. Birbirlerine, ‹‹Bu adam kim ki, rüzgara, suya bile buyruk veriyor, onlar da sözünü dinliyor!›› dediler. 
42N 008:026 Celilenin karşısında bulunan Gerasalıların memleketine vardılar. 
42N 008:027 İsa karaya çıkınca kentten bir adam Onu karşıladı. Cinli ve uzun zamandan beri giysi giymeyen bu adam evde değil, mezarlık mağaralarda yaşıyordu. 
42N 008:028 Adam İsayı görünce çığlık atıp önünde yere kapandı. Yüksek sesle, ‹‹Ey İsa, yüce Tanrının Oğlu, benden ne istiyorsun?›› dedi. ‹‹Sana yalvarırım, bana işkence etme!›› 
42N 008:029 Çünkü İsa, kötü ruha adamın içinden çıkmasını buyurmuştu. Kötü ruh adamı sık sık etkisi altına alıyordu. Adam zincir ve kösteklerle bağlanıp başına nöbetçi konulduğu halde bağlarını paralıyor ve cin tarafından ıssız yerlere sürülüyordu. 
42N 008:030 İsa ona, ‹‹Adın ne?›› diye sordu. O da, ‹‹Tümen›› diye yanıtladı. Çünkü onun içine bir sürü cin girmişti. 
42N 008:031 Cinler, dipsiz derinliklere gitmelerini buyurmasın diye İsaya yalvarıp durdular. 
42N 008:032 Orada, dağın yamacında otlayan büyük bir domuz sürüsü vardı. Cinler, domuzların içine girmelerine izin vermesi için İsaya yalvardılar. O da onlara izin verdi. 
42N 008:033 Adamdan çıkan cinler domuzların içine girdiler. Sürü dik yamaçtan aşağı koşuşarak göle atlayıp boğuldu. 
42N 008:034 Domuzları güdenler olup biteni görünce kaçtılar, kentte ve köylerde olayın haberini yaydılar. 
42N 008:035 Bunun üzerine halk olup biteni görmeye çıktı. İsanın yanına geldikleri zaman, cinlerden kurtulan adamı giyinmiş ve aklı başına gelmiş olarak İsanın ayakları dibinde oturmuş buldular ve korktular. 
42N 008:036 Olayı görenler, cinli adamın nasıl kurtulduğunu halka anlattılar. 
42N 008:037 O zaman Gerasa yöresinden gelen bütün kalabalık büyük bir korkuya kapılarak İsanın yanlarından ayrılmasını rica ettiler. O da geri dönmek üzere tekneye bindi. 
42N 008:038 -39 247200 Cinlerden kurtulan adam İsanın yanında kalmak için Ona yalvardı. Ama İsa, ‹‹Evine dön, Tanrının senin için neler yaptığını anlat›› diyerek onu salıverdi. Adam da gitti, İsanın kendisi için neler yaptığını bütün kentte duyurdu. 
42N 008:040 Karşı yakaya dönen İsayı halk karşıladı. Çünkü herkes Onu bekliyordu. 
42N 008:041 O sırada, havra yöneticisi olan Yair adında bir adam gelip İsanın ayaklarına kapandı, evine gelmesi için yalvardı. 
42N 008:042 Çünkü on iki yaşlarındaki biricik kızı ölmek üzereydi. İsa oraya giderken kalabalık Onu her yandan sıkıştırıyordu. 
42N 008:043 On iki yıldır kanaması olan bir kadın da oradaydı. Varını yoğunu hekimlere harcamıştı; ama hiçbiri onu iyileştirememişti. 
42N 008:044 İsanın arkasından yetişip giysisinin eteğine dokundu ve o anda kanaması kesildi. 
42N 008:045 İsa, ‹‹Bana kim dokundu?›› dedi. Herkes inkâr ederken Petrus, ‹‹Efendimiz, kalabalık seni çepeçevre sarmış sıkıştırıyor›› dedi. 
42N 008:046 Ama İsa, ‹‹Birisi bana dokundu›› dedi. ‹‹İçimden bir gücün akıp gittiğini hissettim.›› 
42N 008:047 Yaptığını gizleyemeyeceğini anlayan kadın titreyerek geldi, İsanın ayaklarına kapandı. Bütün halkın önünde, Ona neden dokunduğunu ve o anda nasıl iyileştiğini anlattı. 
42N 008:048 İsa ona, ‹‹Kızım›› dedi, ‹‹İmanın seni kurtardı. Esenlikle git.›› 
42N 008:049 İsa daha konuşurken havra yöneticisinin evinden biri geldi. Yöneticiye, ‹‹Kızın öldü›› dedi, ‹‹Artık öğretmeni rahatsız etme.›› 
42N 008:050 İsa bunu duyunca havra yöneticisine şöyle dedi: ‹‹Korkma, yalnız iman et, kızın kurtulacak.›› 
42N 008:051 İsa adamın evine gelince Petrus, Yuhanna, Yakup ve kızın annesi babası dışında hiç kimsenin kendisiyle birlikte içeri girmesine izin vermedi. 
42N 008:052 Herkes kız için ağlıyor, dövünüyordu. İsa, ‹‹Ağlamayın›› dedi, ‹‹Kız ölmedi, uyuyor.›› 
42N 008:053 Kızın öldüğünü bildikleri için İsayla alay ettiler. 
42N 008:054 O ise kızın elini tutarak, ‹‹Kızım, kalk!›› diye seslendi. 
42N 008:055 Ruhu yeniden bedenine dönen kız hemen ayağa kalktı. İsa, kıza yemek verilmesini buyurdu. 
42N 008:056 Kızın annesiyle babası şaşkınlık içindeydi. İsa, olanları hiç kimseye anlatmamaları için onları uyardı. 
42N 009:001 İsa, Onikileri yanına çağırıp onlara bütün cinler üzerinde ve hastalıkları iyileştirmek için güç ve yetki verdi. 
42N 009:002 Sonra onları Tanrının Egemenliğini duyurmaya ve hastalara şifa vermeye gönderdi. 
42N 009:003 Onlara şöyle dedi: ‹‹Yolculuk için yanınıza hiçbir şey almayın: Ne değnek, ne torba, ne ekmek, ne para, ne de yedek mintan. 
42N 009:004 Hangi eve girerseniz, kentten ayrılıncaya dek orada kalın. 
42N 009:005 Sizi kabul etmeyenlere gelince, kentten ayrılırken onlara uyarı olsun diye ayaklarınızın tozunu silkin.›› 
42N 009:006 Onlar da yola çıktılar, her yerde Müjdeyi yayarak ve hastaları iyileştirerek köy köy dolaştılar. 
42N 009:007 -8 247440 Bölgenin kralı Hirodes bütün bu olanları duyunca şaşkına döndü. Çünkü bazıları Yahyanın ölümden dirildiğini, bazıları İlyasın göründüğünü, başkaları ise eski peygamberlerden birinin dirildiğini söylüyordu. 
42N 009:009 Hirodes, ‹‹Yahyanın başını ben kestirdim. Şimdi hakkında böyle haberler duyduğum bu adam kim?›› diyor ve İsayı görmenin bir yolunu arıyordu. 
42N 009:010 Elçiler geri dönünce, yaptıkları her şeyi İsaya anlattılar. Sonra İsa yalnızca onları yanına alıp Beytsayda denilen bir kente çekildi. 
42N 009:011 Bunu öğrenen halk Onun ardından gitti. İsa onları ilgiyle karşıladı, kendilerine Tanrının Egemenliğinden söz etti ve şifaya ihtiyacı olanları iyileştirdi. 
42N 009:012 Günbatımına doğru Onikiler gelip Ona, ‹‹Halkı salıver de çevredeki köylere ve çiftliklere gidip kendilerine barınak ve yiyecek bulsunlar. Çünkü ıssız bir yerdeyiz›› dediler. 
42N 009:013 İsa, ‹‹Onlara siz yiyecek verin›› dedi. ‹‹Beş ekmekle iki balıktan başka bir şeyimiz yok›› dediler. ‹‹Yoksa bunca halk için yiyecek almaya biz mi gidelim?›› 
42N 009:014 Orada yaklaşık beş bin erkek vardı. İsa öğrencilerine, ‹‹Halkı yaklaşık ellişer kişilik kümeler halinde yere oturtun›› dedi. 
42N 009:015 Öğrenciler öyle yapıp herkesi yere oturttular. 
42N 009:016 İsa, beş ekmekle iki balığı aldı, gözlerini göğe kaldırarak şükretti; sonra bunları böldü ve halka dağıtmaları için öğrencilerine verdi. 
42N 009:017 Herkes yiyip doydu. Artakalan parçalardan on iki sepet dolusu toplandı. 
42N 009:018 Bir gün İsa tek başına dua ediyordu, öğrencileri de yanındaydı. İsa onlara, ‹‹Halk benim kim olduğumu söylüyor?›› diye sordu. 
42N 009:019 Şöyle yanıtladılar: ‹‹Vaftizci Yahya diyorlar. Ama kimi İlyas, kimi de eski peygamberlerden biri dirilmiş, diyor.›› 
42N 009:020 İsa onlara, ‹‹Siz ne dersiniz›› dedi, ‹‹Sizce ben kimim?›› Petrus, ‹‹Sen Tanrının Mesihisin›› yanıtını verdi. 
42N 009:021 İsa, onları uyararak bunu hiç kimseye söylememelerini buyurdu. 
42N 009:022 İnsanoğlunun çok acı çekmesi, ileri gelenler, başkâhinler ve din bilginlerince reddedilmesi, öldürülmesi ve üçüncü gün dirilmesi gerektiğini söyledi. 
42N 009:023 Sonra hepsine, ‹‹Ardımdan gelmek isteyen kendini inkâr etsin, her gün çarmıhını yüklenip beni izlesin›› dedi, 
42N 009:024 ‹‹Canını kurtarmak isteyen onu yitirecek, canını benim uğruma yitiren ise onu kurtaracaktır. 
42N 009:025 İnsan bütün dünyayı kazanıp da canını yitirirse, canından olursa, bunun kendisine ne yararı olur? 
42N 009:026 Kim benden ve benim sözlerimden utanırsa, İnsanoğlu da kendisinin, Babasının ve kutsal meleklerin görkemi içinde geldiğinde o kişiden utanacaktır. 
42N 009:027 Size gerçeği söyleyeyim, burada bulunanlar arasında, Tanrının Egemenliğini görmeden ölümü tatmayacak olanlar var.›› 
42N 009:028 Bu sözleri söyledikten yaklaşık sekiz gün sonra İsa, yanına Petrus, Yuhanna ve Yakupu alarak dua etmek üzere dağa çıktı. 
42N 009:029 İsa dua ederken yüzünün görünümü değişti, giysileri şimşek gibi parıldayan bir beyazlığa büründü. 
42N 009:030 -31 247660 O anda görkem içinde beliren iki kişi İsayla konuşmaya başladılar. Bunlar Musa ile İlyastı. İsanın yakında Yeruşalimde gerçekleşecek olan ayrılışını konuşuyorlardı. 
42N 009:032 Petrus ile yanındakilerin üzerine uyku çökmüştü. Ama uykuları iyice dağılınca İsanın görkemini ve yanında duran iki kişiyi gördüler. 
42N 009:033 Bunlar İsanın yanından ayrılırken Petrus İsaya, ‹‹Efendimiz›› dedi, ‹‹Burada bulunmamız ne iyi oldu! Üç çardak kuralım: Biri sana, biri Musaya, biri de İlyasa.›› Aslında ne söylediğinin farkında değildi. 
42N 009:034 Petrus daha bunları söylerken bir bulut gelip onlara gölge saldı. Bulut onları sarınca korktular. 
42N 009:035 Buluttan gelen bir ses, ‹‹Bu benim Oğlumdur, seçilmiş Olandır. Onu dinleyin!›› dedi. 
42N 009:036 Ses kesilince İsanın tek başına olduğu görüldü. Öğrenciler bunu gizli tuttular ve o günlerde hiç kimseye gördüklerinden söz etmediler. 
42N 009:037 Ertesi gün dağdan indikleri zaman, İsayı büyük bir kalabalık karşıladı. 
42N 009:038 Kalabalığın içinden bir adam, ‹‹Öğretmenim›› diye seslendi, ‹‹Yalvarırım, oğlumu bir gör, o tek çocuğumdur. 
42N 009:039 Bir ruh onu yakalıyor, o da birdenbire çığlık atıyor. Ruh onu, ağzından köpükler gelene dek şiddetle sarsıyor. Bedenini yara bere içinde bırakarak güçbela ayrılıyor. 
42N 009:040 Ruhu kovmaları için öğrencilerine yalvardım, ama başaramadılar.›› 
42N 009:041 İsa şöyle karşılık verdi: ‹‹Ey imansız ve sapmış kuşak! Sizinle daha ne kadar kalıp size katlanacağım? Oğlunu buraya getir.›› 
42N 009:042 Çocuk daha İsaya yaklaşırken cin onu yere vurup şiddetle sarstı. Ama İsa kötü ruhu azarladı, çocuğu iyileştirerek babasına geri verdi. 
42N 009:043 -44 247780 Herkes Tanrının büyük gücüne şaşıp kaldı. Herkes İsanın bütün yaptıkları karşısında hayret içindeyken, İsa öğrencilerine, ‹‹Şu sözlerime iyice kulak verin›› dedi. ‹‹İnsanoğlu, insanların eline teslim edilecek.›› 
42N 009:045 Onlar bu sözü anlamadılar. Sözü kavramasınlar diye anlamı kendilerinden gizlenmişti. Üstelik İsaya bu sözle ilgili soru sormaktan korkuyorlardı. 
42N 009:046 Öğrenciler, aralarında kimin en büyük olduğunu tartışmaya başladılar. 
42N 009:047 -48 247810 Akıllarından geçeni bilen İsa, küçük bir çocuğu tutup yanına çekti ve onlara şöyle dedi: ‹‹Bu çocuğu benim adım uğruna kabul eden, beni kabul etmiş olur. Beni kabul eden de beni göndereni kabul etmiş olur. Aranızda en küçük kim ise, işte en büyük odur.›› 
42N 009:049 Yuhanna buna karşılık, ‹‹Efendimiz›› dedi, ‹‹Senin adınla cin kovan birini gördük, ama bizimle birlikte seni izlemediği için ona engel olmaya çalıştık.›› 
42N 009:050 İsa, ‹‹Ona engel olmayın!›› dedi. ‹‹Size karşı olmayan, sizden yanadır.›› 
42N 009:051 Göğe alınacağı gün yaklaşınca İsa, kararlı adımlarla Yeruşalime doğru yola çıktı. 
42N 009:052 Kendi önünden haberciler gönderdi. Bunlar, kendisi için hazırlık yapmak üzere gidip Samiriyelilere ait bir köye girdiler. 
42N 009:053 Ama Samiriyeliler İsayı kabul etmediler. Çünkü Yeruşalime doğru gidiyordu. 
42N 009:054 Öğrencilerden Yakupla Yuhanna bunu görünce, ‹‹Rab, bunları yok etmek için bir buyrukla gökten ateş yağdırmamızı ister misin?›› dediler. 
42N 009:055 Ama İsa dönüp onları azarladı. 
42N 009:056 Sonra başka bir köye gittiler. 
42N 009:057 Yolda giderlerken bir adam İsaya, ‹‹Nereye gidersen, senin ardından geleceğim›› dedi. 
42N 009:058 İsa ona, ‹‹Tilkilerin ini, kuşların yuvası var, ama İnsanoğlunun başını yaslayacak bir yeri yok›› dedi. 
42N 009:059 Bir başkasına, ‹‹Ardımdan gel›› dedi. Adam ise, ‹‹İzin ver, önce gidip babamı gömeyim›› dedi. 
42N 009:060 İsa ona şöyle dedi: ‹‹Bırak ölüleri, kendi ölülerini kendileri gömsün. Sen gidip Tanrının Egemenliğini duyur.›› 
42N 009:061 Bir başkası, ‹‹Ya Rab›› dedi, ‹‹Senin ardından geleceğim ama, izin ver, önce evimdekilerle vedalaşayım.›› 
42N 009:062 İsa ona, ‹‹Sabanı tutup da geriye bakan, Tanrı'nın Egemenliği'ne layık değildir›› dedi. 
42N 010:001 Bu olaylardan sonra Rab yetmiş kişi daha görevlendirdi. Bunları ikişer ikişer, kendisinin gideceği her kente, her yere kendi önünden gönderdi. 
42N 010:002 Onlara, ‹‹Ürün bol, ama işçi az›› dedi, ‹‹Bu nedenle ürünün sahibi Rabbe yalvarın, ürününü kaldıracak işçiler göndersin. 
42N 010:003 Haydi gidin! İşte, sizi kuzular gibi kurtların arasına gönderiyorum. 
42N 010:004 Yanınıza ne kese, ne torba, ne de çarık alın. Yolda hiç kimseyle selamlaşmayın. 
42N 010:005 Hangi eve girerseniz, önce, ‹Bu eve esenlik olsun!› deyin. 
42N 010:006 Orada esenliksever biri varsa, dilediğiniz esenlik onun üzerinde kalacak; yoksa, size dönecektir. 
42N 010:007 Girdiğiniz evde kalın, size ne verirlerse onu yiyip için. Çünkü işçi ücretini hak eder. Evden eve taşınmayın. 
42N 010:008 ‹‹Bir kente girdiğinizde sizi kabul ederlerse, önünüze konulanı yiyin. 
42N 010:009 Orada bulunan hastaları iyileştirin ve kendilerine, ‹Tanrının Egemenliği size yaklaştı› deyin. 
42N 010:010 -11 248050 Ama bir kente girdiğinizde sizi kabul etmezlerse, o kentin caddelerine çıkıp şöyle deyin: ‹Kentinizden ayaklarımızda kalan tozu bile size karşı silkiyoruz. Yine de şunu bilin ki, Tanrının Egemenliği yaklaştı.› 
42N 010:012 Size şunu söyleyeyim, yargı günü o kentin hali Sodom Kentinin halinden beter olacaktır. 
42N 010:013 ‹‹Vay haline, ey Horazin! Vay haline, ey Beytsayda! Sizlerde yapılan mucizeler Sur ve Saydada yapılmış olsaydı, çoktan çul kuşanıp kül içinde oturarak tövbe etmiş olurlardı. 
42N 010:014 Ama yargı günü sizin haliniz Sur ve Saydanın halinden beter olacaktır. 
42N 010:015 Ya sen, ey Kefarnahum, göğe mi çıkarılacaksın? Hayır, ölüler diyarına indirileceksin! 
42N 010:016 ‹‹Sizi dinleyen beni dinlemiş olur, sizi reddeden beni reddetmiş olur. Beni reddeden de beni göndereni reddetmiş olur.›› 
42N 010:017 Yetmişler sevinç içinde döndüler. ‹‹Ya Rab›› dediler, ‹‹Senin adını andığımızda cinler bile bize boyun eğiyor.›› 
42N 010:018 İsa onlara şöyle dedi: ‹‹Şeytanın gökten yıldırım gibi düştüğünü gördüm. 
42N 010:019 Ben size, yılanları ve akrepleri ayak altında ezmek ve düşmanın bütün gücünü alt etmek için yetki verdim. Hiçbir şey size zarar vermeyecektir. 
42N 010:020 Bununla birlikte, ruhların size boyun eğmesine sevinmeyin, adlarınızın gökte yazılmış olmasına sevinin.›› 
42N 010:021 O anda İsa Kutsal Ruhun etkisiyle coşarak şöyle dedi: ‹‹Baba, yerin ve göğün Rabbi! Bu gerçekleri bilge ve akıllı kişilerden gizleyip küçük çocuklara açtığın için sana şükrederim. Evet Baba, senin isteğin buydu. 
42N 010:022 ‹‹Babam her şeyi bana teslim etti. Oğulun kim olduğunu Babadan başka kimse bilmez. Babanın kim olduğunu da Oğuldan ve Oğulun Onu tanıtmak istediği kişilerden başkası bilmez.›› 
42N 010:023 Sonra öğrencilerine dönüp özel olarak şöyle dedi: ‹‹Sizin gördüklerinizi gören gözlere ne mutlu! 
42N 010:024 Size şunu söyleyeyim, nice peygamberler, nice krallar sizin gördüklerinizi görmek istediler, ama göremediler. Sizin işittiklerinizi işitmek istediler, ama işitemediler.›› 
42N 010:025 Bir Kutsal Yasa uzmanı İsayı denemek amacıyla gelip şöyle dedi: ‹‹Öğretmenim, sonsuz yaşamı miras almak için ne yapmalıyım?›› 
42N 010:026 İsa ona, ‹‹Kutsal Yasada ne yazılmıştır?›› diye sordu. ‹‹Orada ne okuyorsun?›› 
42N 010:027 Adam şöyle karşılık verdi: ‹‹Tanrın Rabbi bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün gücünle ve bütün aklınla seveceksin. Komşunu da kendin gibi seveceksin.›› 
42N 010:028 İsa ona, ‹‹Doğru yanıt verdin›› dedi. ‹‹Bunu yap ve yaşayacaksın.›› 
42N 010:029 Oysa adam kendini haklı çıkarmak isteyerek İsaya, ‹‹Peki, komşum kim?›› dedi. 
42N 010:030 İsa şöyle yanıt verdi: ‹‹Adamın biri Yeruşalimden Erihaya inerken haydutların eline düştü. Onu soyup dövdüler, yarı ölü bırakıp gittiler. 
42N 010:031 Bir rastlantı olarak o yoldan bir kâhin geçiyordu. Adamı görünce yolun öbür yanından geçip gitti. 
42N 010:032 Bir Levili de oraya varıp adamı görünce aynı şekilde geçip gitti. 
42N 010:033 O yoldan geçen bir Samiriyeli ise adamın bulunduğu yere gelip onu görünce, yüreği sızladı. 
42N 010:034 Adamın yanına gitti, yaralarının üzerine yağla şarap dökerek sardı. Sonra adamı kendi hayvanına bindirip hana götürdü, onunla ilgilendi. 
42N 010:035 Ertesi gün iki dinar çıkararak hancıya verdi. ‹Ona iyi bak› dedi, ‹Bundan fazla ne harcarsan, dönüşümde sana öderim.› 
42N 010:036 ‹‹Sence bu üç kişiden hangisi haydutlar arasına düşen adama komşu gibi davrandı?›› 
42N 010:037 Yasa uzmanı, ‹‹Ona acıyıp yardım eden›› dedi. İsa, ‹‹Git, sen de öyle yap›› dedi. 
42N 010:038 İsa, öğrencileriyle birlikte yola devam edip bir köye girdi. Marta adında bir kadın İsayı evinde konuk etti. 
42N 010:039 Martanın Meryem adındaki kızkardeşi, Rabbin ayakları dibine oturmuş Onun konuşmasını dinliyordu. 
42N 010:040 Marta ise işlerinin çokluğundan ötürü telaş içindeydi. İsanın yanına gelerek, ‹‹Ya Rab›› dedi, ‹‹Kardeşimin beni hizmet işlerinde yalnız bırakmasına aldırmıyor musun? Ona söyle de bana yardım etsin.›› 
42N 010:041 Rab ona şu karşılığı verdi: ‹‹Marta, Marta, sen çok şey için kaygılanıp telaşlanıyorsun. 
42N 010:042 Oysa gerekli olan tek bir şey vardır. Meryem iyi olanı seçti ve bu kendisinden alınmayacak.›› 
42N 011:001 İsa bir yerde dua ediyordu. Duasını bitirince öğrencilerinden biri, ‹‹Ya Rab›› dedi, ‹‹Yahyanın kendi öğrencilerine öğrettiği gibi sen de bize dua etmesini öğret.›› 
42N 011:002 İsa onlara, ‹‹Dua ederken şöyle söyleyin›› dedi:  ‹‹Baba, adın kutsal kılınsın.  Egemenliğin gelsin. 
42N 011:003 Her gün bize gündelik ekmeğimizi ver. 
42N 011:004 Günahlarımızı bağışla.  Çünkü biz de bize karşı suç işleyen herkesi bağışlıyoruz.  Ayartılmamıza izin verme.›› 
42N 011:005 -7 248410 Sonra şöyle dedi: ‹‹Sizlerden birinin bir arkadaşı olur da gece yarısı ona gidip, ‹Arkadaş, bana üç ekmek ödünç ver. Bir arkadaşım yoldan geldi, önüne koyacak bir şeyim yok› derse, öbürü içerden, ‹Beni rahatsız etme! Kapı kilitli, çocuklarım da yanımda yatıyor. Kalkıp sana bir şey veremem› der mi hiç? 
42N 011:008 Size şunu söyleyeyim, arkadaşlık gereği kalkıp ona istediğini vermese bile, adamın yüzsüzlüğünden ötürü kalkar, ihtiyacı neyse ona verir. 
42N 011:009 ‹‹Ben size şunu söyleyeyim: Dileyin, size verilecek; arayın, bulacaksınız; kapıyı çalın, size açılacaktır. 
42N 011:010 Çünkü her dileyen alır, arayan bulur, kapı çalana açılır. 
42N 011:011 ‹‹Aranızda hangi baba, ekmek isteyen oğluna taş verir? Ya da balık isterse balık yerine yılan verir? 
42N 011:012 Ya da yumurta isterse ona akrep verir? 
42N 011:013 Sizler kötü yürekli olduğunuz halde çocuklarınıza güzel armağanlar vermeyi biliyorsanız, gökteki Babanın, kendisinden dileyenlere Kutsal Ruhu vereceği çok daha kesin değil mi?›› 
42N 011:014 İsa adamın birinden dilsiz bir cini kovuyordu. Cin çıkınca adamın dili çözüldü. Halk hayret içinde kaldı. 
42N 011:015 Ama içlerinden bazıları, ‹‹Cinleri, cinlerin önderi Baalzevulun gücüyle kovuyor›› dediler. 
42N 011:016 Bazıları ise Onu denemek amacıyla gökten bir belirti göstermesini istediler. 
42N 011:017 Onların ne düşündüğünü bilen İsa şöyle dedi: ‹‹Kendi içinde bölünen ülke yıkılır, kendi içinde bölünen ev çöker. 
42N 011:018 Şeytan da kendi içinde bölünmüşse, onun egemenliği nasıl ayakta kalabilir? Siz, benim Baalzevulun gücüyle cinleri kovduğumu söylüyorsunuz. 
42N 011:019 Eğer ben cinleri Baalzevulun gücüyle kovuyorsam, sizin adamlarınız kimin gücüyle kovuyor? Sizi bu durumda kendi adamlarınız yargılayacak. 
42N 011:020 Ama ben cinleri Tanrının eliyle kovuyorsam, Tanrının Egemenliği üzerinize gelmiş demektir. 
42N 011:021 ‹‹Tepeden tırnağa silahlanmış güçlü bir adam kendi evini koruduğu sürece, malları güvenlik içinde olur. 
42N 011:022 Ne var ki, ondan daha güçlü biri saldırıp onu alt ettiğinde güvendiği bütün silahları elinden alır ve mallarını yağmalayarak bölüştürür. 
42N 011:023 Benden yana olmayan bana karşıdır, benimle birlikte toplamayan dağıtıyor demektir. 
42N 011:024 ‹‹Kötü ruh insandan çıkınca kurak yerlerde dolanıp huzur arar. Bulamayınca da, ‹Çıktığım eve, kendi evime döneyim› der. 
42N 011:025 Eve gelince orayı süpürülmüş, düzeltilmiş bulur. 
42N 011:026 Bunun üzerine gider, kendisinden kötü yedi ruh daha alır ve eve girip yerleşirler. Böylece o kişinin son durumu ilkinden beter olur.›› 
42N 011:027 İsa bu sözleri söylerken kalabalığın içinden bir kadın Ona, ‹‹Ne mutlu seni taşımış olan rahme, emzirmiş olan memelere!›› diye seslendi. 
42N 011:028 İsa, ‹‹Daha doğrusu, ne mutlu Tanrının sözünü dinleyip uygulayanlara!›› dedi. 
42N 011:029 Çevredeki kalabalık büyürken İsa konuşmaya başladı. ‹‹Şimdiki kuşak kötü bir kuşaktır›› dedi. ‹‹Doğaüstü bir belirti istiyor, ama ona Yunusun belirtisinden başka bir belirti gösterilmeyecek. 
42N 011:030 Yunus nasıl Ninova halkına bir belirti olduysa, İnsanoğlu da bu kuşak için öyle olacaktır. 
42N 011:031 Güney Kraliçesi, yargı günü bu kuşağın adamlarıyla birlikte kalkıp onları yargılayacak. Çünkü kraliçe, Süleymanın bilgece sözlerini dinlemek için dünyanın ta öbür ucundan gelmişti. Bakın, Süleymandan daha üstün olan buradadır. 
42N 011:032 Ninova halkı, yargı günü bu kuşakla birlikte kalkıp bu kuşağı yargılayacak. Çünkü Ninovalılar, Yunusun çağrısı üzerine tövbe ettiler. Bakın, Yunustan daha üstün olan buradadır.›› 
42N 011:033 ‹‹Hiç kimse kandil yakıp onu gizli yere ya da tahıl ölçeğinin altına koymaz. Tersine, içeri girenler ışığı görsünler diye onu kandilliğe koyar. 
42N 011:034 Bedenin ışığı gözdür. Gözün sağlamsa, bütün bedenin de aydınlık olur. Gözün bozuksa, bedenin de karanlık olur. 
42N 011:035 Öyleyse dikkat et, sendeki ‹ışık› karanlık olmasın. 
42N 011:036 Eğer bütün bedenin aydınlık olur ve hiçbir yanı karanlık kalmazsa, kandilin seni ışınlarıyla aydınlattığı zamanki gibi, bedenin tümden aydınlık olur.›› 
42N 011:037 İsa konuşmasını bitirince bir Ferisi Onu evine yemeğe çağırdı. O da içeri girerek sofraya oturdu. 
42N 011:038 İsanın yemekten önce yıkanmadığını gören Ferisi şaştı. 
42N 011:039 Rab ona şöyle dedi: ‹‹Siz Ferisiler, bardağın ve tabağın dışını temizlersiniz, ama içiniz açgözlülük ve kötülükle doludur. 
42N 011:040 Ey akılsızlar! Dışı yapanla içi yapan aynı değil mi? 
42N 011:041 Siz kaplarınızın içindekini sadaka olarak verin, o zaman sizin için her şey temiz olur. 
42N 011:042 ‹‹Ama vay halinize, ey Ferisiler! Siz nanenin, sedefotunun ve her tür sebzenin ondalığını verirsiniz de, adaleti ve Tanrı sevgisini ihmal edersiniz. Ondalık vermeyi ihmal etmeden esas bunları yerine getirmeniz gerekirdi. 
42N 011:043 Vay halinize, ey Ferisiler! Havralarda en seçkin yerlere kurulmaya, meydanlarda selamlanmaya bayılırsınız. 
42N 011:044 Vay halinize! İnsanların, farkında olmadan üzerlerinde gezindiği belirsiz mezarlara benziyorsunuz.›› 
42N 011:045 Kutsal Yasa uzmanlarından biri söz alıp İsaya, ‹‹Öğretmenim, bunları söylemekle bize de hakaret etmiş oluyorsun›› dedi. 
42N 011:046 İsa, ‹‹Sizin de vay halinize, ey Yasa uzmanları!›› dedi. ‹‹İnsanlara taşınması güç yükler yüklersiniz, kendiniz ise bu yükleri kaldırmak için parmağınızı bile kıpırdatmazsınız. 
42N 011:047 Vay halinize! Peygamberlerin anıtlarını yaparsınız, oysa onları sizin atalarınız öldürmüştür. 
42N 011:048 Böylelikle atalarınızın yaptıklarına tanıklık ederek bunları onaylamış oluyorsunuz. Çünkü onlar peygamberleri öldürdüler, siz de anıtlarını yapıyorsunuz. 
42N 011:049 İşte bunun için Tanrının Bilgeliği şöyle demiştir: ‹Ben onlara peygamberler ve elçiler göndereceğim, bunlardan kimini öldürecek, kimine zulmedecekler.› 
42N 011:050 -51 248840 Böylece bu kuşak, Habilin kanından tutun da, sunakla tapınak arasında öldürülen Zekeriyanın kanına değin, dünyanın kuruluşundan beri akıtılan bütün peygamberlerin kanından sorumlu tutulacaktır. Evet, size söylüyorum, bu kuşak sorumlu tutulacaktır. 
42N 011:052 Vay halinize, ey Yasa uzmanları! Bilgi kapısının anahtarını alıp götürdünüz. Kendiniz bu kapıdan girmediniz, girmek isteyenlere de engel oldunuz.›› 
42N 011:053 İsa oradan ayrılınca, din bilginleriyle Ferisiler Onu şiddetle sıkıştırarak birçok konuda ağzını aramaya başladılar. 
42N 011:054 Ağzından çıkacak bir sözle O'nu tuzağa düşürmek için fırsat kolluyorlardı. 
42N 012:001 O sırada halktan binlerce kişi birbirlerini ezercesine toplanmıştı. İsa önce kendi öğrencilerine şunları söylemeye başladı: ‹‹Ferisilerin mayasından -yani, ikiyüzlülükten- kaçının. 
42N 012:002 Örtülü olup da açığa çıkarılmayacak, gizli olup da bilinmeyecek hiçbir şey yoktur. 
42N 012:003 Bunun için karanlıkta söylediğiniz her söz gün ışığında duyulacak, kapalı kapılar ardında kulağa fısıldadıklarınız damlardan duyurulacaktır. 
42N 012:004 ‹‹Siz dostlarıma söylüyorum, bedeni öldüren, ama ondan sonra başka bir şey yapamayanlardan korkmayın. 
42N 012:005 Kimden korkmanız gerektiğini size açıklayayım: Kişiyi öldürdükten sonra cehenneme atma yetkisine sahip olan Tanrıdan korkun. Evet, size söylüyorum, Ondan korkun. 
42N 012:006 Beş serçe iki meteliğe satılmıyor mu? Ama bunlardan bir teki bile Tanrı katında unutulmuş değildir. 
42N 012:007 Nitekim başınızdaki bütün saçlar bile sayılıdır. Korkmayın, siz birçok serçeden daha değerlisiniz. 
42N 012:008 ‹‹Size şunu söyleyeyim, insanların önünde beni açıkça kabul eden herkesi, İnsanoğlu da Tanrının melekleri önünde açıkça kabul edecek. 
42N 012:009 Ama kim beni insanlar önünde inkâr ederse, kendisi de Tanrının melekleri önünde inkâr edilecek. 
42N 012:010 İnsanoğluna karşı bir söz söyleyen herkes bağışlanacak. Oysa Kutsal Ruha küfreden bağışlanmayacaktır. 
42N 012:011 ‹‹Sizi havra topluluklarının, yöneticilerin ve yetkililerin önüne çıkardıklarında, ‹Kendimizi neyle, nasıl savunacağız?› ya da, ‹Ne söyleyeceğiz?› diye kaygılanmayın. 
42N 012:012 Kutsal Ruh o anda size ne söylemeniz gerektiğini öğretecektir.›› 
42N 012:013 Kalabalığın içinden biri İsaya, ‹‹Öğretmenim, kardeşime söyle de mirası benimle paylaşsın›› dedi. 
42N 012:014 İsa ona şöyle dedi: ‹‹Ey adam! Kim beni üzerinizde yargıç ya da hakem yaptı?›› 
42N 012:015 Sonra onlara, ‹‹Dikkatli olun!›› dedi. ‹‹Her türlü açgözlülükten sakının. Çünkü insanın yaşamı, malının çokluğuna bağlı değildir.›› 
42N 012:016 İsa onlara şu benzetmeyi anlattı: ‹‹Zengin bir adamın toprakları bol ürün verdi. 
42N 012:017 Adam kendi kendine, ‹Ne yapacağım? Ürünlerimi koyacak yerim yok› diye düşündü. 
42N 012:018 Sonra, ‹Şöyle yapacağım› dedi. ‹Ambarlarımı yıkıp daha büyüklerini yapacağım, bütün tahıllarımı ve mallarımı oraya yığacağım. 
42N 012:019 Kendime, ey canım, yıllarca yetecek kadar bol malın var. Rahatına bak, ye, iç, yaşamın tadını çıkar diyeceğim.› 
42N 012:020 ‹‹Ama Tanrı ona, ‹Ey akılsız!› dedi. ‹Bu gece canın senden istenecek. Biriktirdiğin bu şeyler kime kalacak?› 
42N 012:021 ‹‹Kendisi için servet biriktiren, ama Tanrı katında zengin olmayan kişinin sonu böyle olur.›› 
42N 012:022 İsa öğrencilerine şöyle dedi: ‹‹Bu nedenle size şunu söylüyorum: ‹Ne yiyeceğiz?› diye canınız için, ‹Ne giyeceğiz?› diye bedeniniz için kaygılanmayın. 
42N 012:023 Can yiyecekten, beden de giyecekten daha önemlidir. 
42N 012:024 Kargalara bakın! Ne eker, ne biçerler; ne kilerleri, ne ambarları vardır. Tanrı yine de onları doyurur. Siz kuşlardan çok daha değerlisiniz! 
42N 012:025 Hangi biriniz kaygılanmakla ömrünü bir anlık uzatabilir? 
42N 012:026 Bu küçücük işe bile gücünüz yetmediğine göre, öbür konularda neden kaygılanıyorsunuz? 
42N 012:027 ‹‹Zambakların nasıl büyüdüğüne bakın! Ne çalışırlar, ne de iplik eğirirler. Ama size şunu söyleyeyim, bütün görkemine karşın Süleyman bile bunlardan biri gibi giyinmiş değildi. 
42N 012:028 Ey kıt imanlılar, bugün var olup yarın ocağa atılacak olan kır otunu böyle giydiren Tanrının sizi de giydireceği çok daha kesindir. 
42N 012:029 ‹Ne yiyeceğiz, ne içeceğiz?› diye düşünüp tasalanmayın. 
42N 012:030 Dünya ulusları hep bu şeylerin peşinden giderler. Oysa Babanız, bunlara gereksinmeniz olduğunu bilir. 
42N 012:031 Siz Onun egemenliğinin ardından gidin, o zaman size bunlar da verilecektir. 
42N 012:032 ‹‹Korkma, ey küçük sürü! Çünkü Babanız, egemenliği size vermeyi uygun gördü. 
42N 012:033 Mallarınızı satın, sadaka olarak verin. Kendinize eskimeyen keseler, göklerde tükenmeyen bir hazine edinin. Orada ne hırsız ona yaklaşır, ne de güve onu yer. 
42N 012:034 Hazineniz neredeyse, yüreğiniz de orada olacaktır.›› 
42N 012:035 ‹‹Kuşaklarınız belinizde bağlı ve kandilleriniz yanar durumda hazır olun. 
42N 012:036 Düğün şenliğinden dönecek olan efendilerinin gelip kapıyı çaldığı an kapıyı açmak için hazır bekleyen köleler gibi olun. 
42N 012:037 Efendileri geldiğinde uyanık bulunan kölelere ne mutlu! Size doğrusunu söyleyeyim, efendileri beline kuşağını bağlayacak, kölelerini sofraya oturtacak ve gelip onlara hizmet edecek. 
42N 012:038 Efendi gecenin ister ikinci, ister üçüncü nöbetinde gelsin, uyanık bulacağı kölelere ne mutlu! 
42N 012:039 Ama şunu bilin ki, ev sahibi, hırsızın hangi saatte geleceğini bilse, evinin soyulmasına fırsat vermez. 
42N 012:040 Siz de hazır olun. Çünkü İnsanoğlu beklemediğiniz saatte gelecektir.›› 
42N 012:041 Petrus, ‹‹Ya Rab›› dedi, ‹‹Bu benzetmeyi bizim için mi anlatıyorsun, yoksa herkes için mi?›› 
42N 012:042 Rab de şöyle dedi: ‹‹Efendinin, uşaklarına vaktinde azık vermek için başlarına atadığı güvenilir ve akıllı kâhya kimdir? 
42N 012:043 Efendisi eve döndüğünde işinin başında bulacağı o köleye ne mutlu! 
42N 012:044 Size gerçeği söyleyeyim, efendisi onu bütün malının üzerinde yetkili kılacak. 
42N 012:045 -46 249320 Ama o köle içinden, ‹Efendim gecikiyor› der, kadın ve erkek hizmetkârları dövmeye, yiyip içip sarhoş olmaya başlarsa, efendisi, onun beklemediği günde, ummadığı saatte gelecek, onu şiddetle cezalandırıp imansızlarla bir tutacaktır. 
42N 012:047 ‹‹Efendisinin isteğini bilip de hazırlık yapmayan, onun isteğini yerine getirmeyen köle çok dayak yiyecek. 
42N 012:048 Oysa bilmeden dayağı hak eden davranışlarda bulunan, az dayak yiyecek. Kime çok verilmişse, ondan çok istenecek. Kime çok şey emanet edilmişse, kendisinden daha fazlası istenecektir. 
42N 012:049 ‹‹Ben dünyaya ateş yağdırmaya geldim. Keşke bu ateş daha şimdiden alevlenmiş olsaydı! 
42N 012:050 Katlanmam gereken bir vaftiz var. Bu vaftiz gerçekleşinceye dek nasıl da sıkıntı çekiyorum! 
42N 012:051 Yeryüzüne barış getirmeye mi geldiğimi sanıyorsunuz? Size hayır diyorum, ayrılık getirmeye geldim. 
42N 012:052 Bundan böyle bir evde beş kişi, ikiye karşı üç, üçe karşı iki bölünmüş olacak. 
42N 012:053 Baba oğluna karşı, oğul babasına karşı, anne kızına karşı, kız annesine karşı, kaynana gelinine karşı, gelin kaynanasına karşı olacaktır.›› 
42N 012:054 İsa halka şunları da söyledi: ‹‹Batıda bir bulutun yükseldiğini görünce siz hemen, ‹Sağanak geliyor› diyorsunuz, ve öyle oluyor. 
42N 012:055 Rüzgarın güneyden estiğini görünce, ‹Çok sıcak olacak› diyorsunuz, ve öyle oluyor. 
42N 012:056 Sizi ikiyüzlüler! Yeryüzünün ve gökyüzünün görünümünden bir anlam çıkarabiliyorsunuz da, şimdiki zamanın anlamını nasıl oluyor da çıkaramıyorsunuz? 
42N 012:057 ‹‹Doğru olana neden kendiniz karar vermiyorsunuz? 
42N 012:058 Sizden davacı olanla birlikte yargıca giderken, yolda onunla anlaşmak için elinizden geleni yapın. Yoksa o sizi yargıcın önüne sürükler, yargıç gardiyanın eline verir, gardiyan da sizi hapse atar. 
42N 012:059 Size şunu söyleyeyim, borcunuzun son kuruşunu ödemedikçe oradan asla çıkamazsınız.›› 
42N 013:001 O sırada bazı kişiler gelip İsaya bir haber getirdiler. Pilatusun nasıl bazı Celilelileri öldürüp kanlarını kendi kestikleri kurbanların kanına kattığını anlattılar. 
42N 013:002 İsa onlara şöyle karşılık verdi: ‹‹Böyle acı çeken bu Celilelilerin, bütün öbür Celilelilerden daha günahlı olduğunu mu sanıyorsunuz? 
42N 013:003 Size hayır diyorum. Ama tövbe etmezseniz, hepiniz böyle mahvolacaksınız. 
42N 013:004 Ya da, Şiloahtaki kule üzerlerine yıkılınca ölen o on sekiz kişinin, Yeruşalimde yaşayan öbür insanların hepsinden daha suçlu olduğunu mu sanıyorsunuz? 
42N 013:005 Size hayır diyorum. Ama tövbe etmezseniz, hepiniz böyle mahvolacaksınız.›› 
42N 013:006 İsa şu benzetmeyi anlattı: ‹‹Adamın birinin bağında dikili bir incir ağacı vardı. Adam gelip ağaçta meyve aradı, ama bulamadı. 
42N 013:007 Bağcıya, ‹Bak› dedi, ‹Ben üç yıldır gelip bu incir ağacında meyve arıyorum, bulamıyorum. Onu kes. Toprağın besinini neden boş yere tüketsin?› 
42N 013:008 ‹‹Bağcı, ‹Efendim› diye karşılık verdi, ‹Ağacı bir yıl daha bırak, bu arada ben çevresini kazıp gübreleyeyim. 
42N 013:009 Gelecek yıl meyve verirse, ne iyi; vermezse, onu kesersin.› ›› 
42N 013:010 Bir Şabat Günü İsa, havralardan birinde öğretiyordu. 
42N 013:011 On sekiz yıldır içinde hastalık ruhu bulunan bir kadın da oradaydı. İki büklüm olmuş, belini hiç doğrultamıyordu. 
42N 013:012 İsa onu görünce yanına çağırdı. ‹‹Kadın›› dedi, ‹‹Hastalığından kurtuldun.›› 
42N 013:013 Ellerini kadının üzerine koydu. Kadın hemen doğruldu ve Tanrıyı yüceltmeye başladı. 
42N 013:014 İsanın hastayı Şabat Günü iyileştirmesine kızan havra yöneticisi kalabalığa seslenerek, ‹‹Çalışmak için altı gün vardır›› dedi. ‹‹O günler gelip iyileşin, Şabat Günü değil.›› 
42N 013:015 Rab ona şu karşılığı verdi: ‹‹Sizi ikiyüzlüler! Her biriniz Şabat Günü kendi öküzünü ya da eşeğini yemlikten çözüp suya götürmez mi? 
42N 013:016 Buna göre, Şeytanın on sekiz yıldır bağlı tuttuğu, İbrahimin bir kızı olan bu kadının da Şabat Günü bu bağdan çözülmesi gerekmez miydi?›› 
42N 013:017 İsanın bu sözleri, kendisine karşı gelenlerin hepsini utandırdı. Bütün kalabalık ise Onun yaptığı görkemli işlerin tümünü sevinçle karşıladı. 
42N 013:018 Sonra İsa şunları söyledi: ‹‹Tanrının Egemenliği neye benzer, onu neye benzeteyim? 
42N 013:019 Tanrının Egemenliği, bir adamın bahçesine ektiği hardal tanesine benzer. Tane gelişip ağaç olur, kuşlar dallarında barınır.›› 
42N 013:020 İsa yine, ‹‹Tanrının Egemenliğini neye benzeteyim?›› dedi. 
42N 013:021 ‹‹O, bir kadının üç ölçek una karıştırdığı mayaya benzer. Sonunda bütün hamur kabarır.›› 
42N 013:022 İsa köy kent dolaşarak öğretiyor, Yeruşalime doğru ilerliyordu. 
42N 013:023 -24 249680 Biri Ona, ‹‹Ya Rab›› dedi, ‹‹Kurtulanların sayısı az mı olacak?›› İsa oradakilere şöyle dedi: ‹‹Dar kapıdan girmeye gayret edin. Size şunu söyleyeyim, çok kişi içeri girmek isteyecek, ama giremeyecek. 
42N 013:025 Ev sahibi kalkıp kapıyı kapattıktan sonra dışarıda durup, ‹Ya Rab, kapıyı aç bize!› diyerek kapıyı vurmaya başlayacaksınız. ‹‹O da size, ‹Kim olduğunuzu, nereden geldiğinizi bilmiyorum› diye karşılık verecek. 
42N 013:026 ‹‹O zaman, ‹Biz senin önünde yiyip içtik, sen de bizim sokaklarımızda öğrettin› demeye başlayacaksınız. 
42N 013:027 ‹‹O da size şöyle diyecek: ‹Kim olduğunuzu, nereden geldiğinizi bilmiyorum. Çekilin önümden, ey kötülük yapanlar!› 
42N 013:028 ‹‹İbrahimi, İshakı, Yakupu ve bütün peygamberleri Tanrının Egemenliğinde, kendinizi ise dışarı atılmış gördüğünüz zaman, aranızda ağlayış ve diş gıcırtısı olacaktır. 
42N 013:029 İnsanlar doğudan batıdan, kuzeyden güneyden gelecek ve Tanrının Egemenliğinde sofraya oturacaklar. 
42N 013:030 Ve işte, sonuncu olan bazıları birinci, birinci olan bazıları da sonuncu olacak.›› 
42N 013:031 Tam o sırada bazı Ferisiler gelip İsaya, ‹‹Buradan ayrılıp başka yere git. Hirodes seni öldürmek istiyor›› dediler. 
42N 013:032 İsa onlara şöyle dedi: ‹‹Gidin, o tilkiye söyleyin, ‹Bugün ve yarın cinleri kovup hastaları iyileştireceğim ve üçüncü gün hedefime ulaşacağım.› 
42N 013:033 Yine de bugün, yarın ve öbür gün yoluma devam etmeliyim. Çünkü bir peygamberin Yeruşalimin dışında ölmesi düşünülemez! 
42N 013:034 ‹‹Ey Yeruşalim! Peygamberleri öldüren, kendisine gönderilenleri taşlayan Yeruşalim! Tavuğun civcivlerini kanatları altına topladığı gibi ben de kaç kez senin çocuklarını toplamak istedim, ama siz istemediniz. 
42N 013:035 Bakın, eviniz ıssız bırakılacak! Size şunu söyleyeyim: ‹Rab'bin adıyla gelene övgüler olsun!› diyeceğiniz zamana dek beni bir daha görmeyeceksiniz.›› 
42N 014:001 Bir Şabat Günü İsa Ferisilerin ileri gelenlerinden birinin evine yemek yemeye gitti. Herkes Onu dikkatle gözlüyordu. 
42N 014:002 Önünde, vücudu su toplamış bir adam vardı. 
42N 014:003 İsa, Kutsal Yasa uzmanlarına ve Ferisilere, ‹‹Şabat Günü bir hastayı iyileştirmek Kutsal Yasaya uygun mudur, değil midir?›› diye sordu. 
42N 014:004 Onlar ses çıkarmadılar. İsa adamı tutup iyileştirdi, sonra eve gönderdi. 
42N 014:005 İsa onlara şöyle dedi: ‹‹Hanginiz oğlu ya da öküzü Şabat Günü kuyuya düşer de hemen çıkarmaz?›› 
42N 014:006 Onlar buna hiçbir karşılık veremediler. 
42N 014:007 -9 249860 Yemeğe çağrılanların başköşeleri seçtiğini farkeden İsa, onlara şu benzetmeyi anlattı: ‹‹Biri seni düğüne çağırdığı zaman başköşeye kurulma. Belki senden daha saygın birini de çağırmıştır. İkinizi de çağıran gelip, ‹Yerini bu adama ver› diyebilir. O zaman utançla kalkıp en arkaya geçersin. 
42N 014:010 Bir yere çağrıldığın zaman git, en arkada otur. Öyle ki, seni çağıran gelince, ‹Arkadaşım, daha öne buyurmaz mısın?› desin. O zaman seninle birlikte sofrada oturan herkesin önünde onurlandırılmış olursun. 
42N 014:011 Kendini yücelten herkes alçaltılacak, kendini alçaltan yüceltilecektir.›› 
42N 014:012 İsa kendisini yemeğe çağırmış olana da şöyle dedi: ‹‹Bir öğlen ya da akşam yemeği verdiğin zaman dostlarını, kardeşlerini, akrabalarını ve zengin komşularını çağırma. Yoksa onlar da seni çağırarak karşılık verirler. 
42N 014:013 Ama ziyafet verdiğin zaman yoksulları, kötürümleri, sakatları, körleri çağır. 
42N 014:014 Böylece mutlu olursun. Çünkü bunlar sana karşılık verecek durumda değildirler. Karşılığı sana, doğru kişiler dirildiği zaman verilecektir.›› 
42N 014:015 Sofrada oturanlardan biri bunu duyunca İsaya, ‹‹Tanrının Egemenliğinde yemek yiyecek olana ne mutlu!›› dedi. 
42N 014:016 İsa ona şöyle dedi: ‹‹Adamın biri büyük bir şölen hazırlayıp birçok konuk çağırdı. 
42N 014:017 Şölen saati gelince davetlilere, ‹Buyurun, her şey hazır› diye haber vermek üzere kölesini gönderdi. 
42N 014:018 ‹‹Ne var ki, hepsi anlaşmışçasına özür dilemeye başladılar. Birincisi, ‹Bir tarla satın aldım, gidip görmek zorundayım. Rica ederim, beni hoş gör› dedi. 
42N 014:019 ‹‹Bir başkası, ‹Beş çift öküz aldım, onları denemeye gidiyorum. Rica ederim, beni hoş gör› dedi. 
42N 014:020 ‹‹Yine bir başkası, ‹Yeni evlendim, bu nedenle gelemiyorum› dedi. 
42N 014:021 ‹‹Köle geri dönüp durumu efendisine bildirdi. Bunun üzerine ev sahibi öfkelenerek kölesine, ‹Koş› dedi, ‹Kentin caddelerine, sokaklarına çık; yoksulları, kötürümleri, körleri, sakatları buraya getir.› 
42N 014:022 ‹‹Köle, ‹Efendim, buyruğun yerine getirilmiştir, ama daha yer var› dedi. 
42N 014:023 ‹‹Efendisi köleye, ‹Çıkıp yolları ve çit boylarını dolaş, bulduklarını gelmeye zorla da evim dolsun› dedi. 
42N 014:024 ‹Size şunu söyleyeyim, ilk çağrılan o adamlardan hiçbiri benim yemeğimden tatmayacaktır.› ›› 
42N 014:025 -26 250020 Kalabalık halk toplulukları İsayla birlikte yol alıyordu. İsa dönüp onlara şöyle dedi: ‹‹Biri bana gelip de babasını, annesini, karısını, çocuklarını, kardeşlerini, hatta kendi canını bile gözden çıkarmazsa, öğrencim olamaz. 
42N 014:027 Çarmıhını yüklenip ardımdan gelmeyen, öğrencim olamaz. 
42N 014:028 ‹‹Aranızdan biri bir kule yapmak isterse, bunu tamamlayacak kadar parası var mı yok mu diye önce oturup yapacağı masrafı hesap etmez mi? 
42N 014:029 -30 250050 Çünkü temel atıp da işi bitiremezse, durumu gören herkes, ‹Bu adam inşaata başladı, ama bitiremedi› diyerek onunla eğlenmeye başlar. 
42N 014:031 ‹‹Ya da hangi kral başka bir kralla savaşa gittiğinde, üzerine yirmi bin askerle yürüyen düşmana on bin askerle karşı koyabilir miyim diye önce oturup bir değerlendirme yapmaz? 
42N 014:032 Eğer karşı koyamayacaksa, öbürü henüz uzaktayken elçiler gönderip barış koşullarını ister. 
42N 014:033 Aynı şekilde sizden kim varını yoğunu gözden çıkarmazsa, öğrencim olamaz. 
42N 014:034 ‹‹Tuz yararlıdır. Ama tuz tadını yitirirse, bir daha nasıl o tadı kazanabilir? 
42N 014:035 Ne toprağa, ne de gübreye yarar; onu çöpe atarlar. İşitecek kulağı olan işitsin.›› 
42N 015:001 Bütün vergi görevlileriyle günahkârlar İsayı dinlemek için Ona akın ediyordu. 
42N 015:002 Ferisilerle din bilginleri ise, ‹‹Bu adam günahkârları kabul ediyor, onlarla birlikte yemek yiyor›› diye söyleniyorlardı. 
42N 015:003 -4 250130 Bunun üzerine İsa onlara şu benzetmeyi anlattı: ‹‹Sizlerden birinin yüz koyunu olsa ve bunlardan bir tanesini kaybetse, doksan dokuzu bozkırda bırakarak kaybolanı bulana dek onun ardına düşmez mi? 
42N 015:005 -6 250140 Onu bulunca da sevinç içinde omuzlarına alır, evine döner; arkadaşlarını, komşularını çağırıp onlara, ‹Benimle birlikte sevinin, kaybolan koyunumu buldum!› der. 
42N 015:007 Size şunu söyleyeyim, aynı şekilde gökte, tövbe eden tek bir günahkâr için, tövbeyi gereksinmeyen doksan dokuz doğru kişi için duyulandan daha büyük sevinç duyulacaktır.›› 
42N 015:008 ‹‹Ya da on gümüş parası olan bir kadın bunlardan bir tanesini kaybetse, kandil yakıp evi süpürerek parayı bulana dek her tarafı dikkatle aramaz mı? 
42N 015:009 Parayı bulunca da arkadaşlarını, komşularını çağırıp, ‹Benimle birlikte sevinin, kaybettiğim parayı buldum!› der. 
42N 015:010 Size şunu söyleyeyim, aynı şekilde Tanrının melekleri de tövbe eden bir tek günahkâr için sevinç duyacaklar.›› 
42N 015:011 İsa, ‹‹Bir adamın iki oğlu vardı›› dedi. 
42N 015:012 ‹‹Bunlardan küçüğü babasına, ‹Baba› dedi, ‹Malından payıma düşeni ver bana.› Baba da servetini iki oğlu arasında paylaştırdı. 
42N 015:013 ‹‹Bundan birkaç gün sonra küçük oğul her şeyini toplayıp uzak bir ülkeye gitti. Orada sefahat içinde bir yaşam sürerek varını yoğunu çarçur etti. 
42N 015:014 Delikanlı her şeyini harcadıktan sonra, o ülkede şiddetli bir kıtlık baş gösterdi, o da yokluk çekmeye başladı. 
42N 015:015 Bunun üzerine gidip o ülkenin vatandaşlarından birinin hizmetine girdi. Adam onu, domuz gütmek üzere otlaklarına yolladı. 
42N 015:016 Delikanlı, domuzların yediği keçiboynuzlarıyla karnını doyurmaya can atıyordu. Ama hiç kimse ona bir şey vermedi. 
42N 015:017 ‹‹Aklı başına gelince şöyle dedi: ‹Babamın nice işçisinin fazlasıyla yiyeceği var, bense burada açlıktan ölüyorum. 
42N 015:018 Kalkıp babamın yanına döneceğim, ona, Baba diyeceğim, Tanrıya ve sana karşı günah işledim. 
42N 015:019 Ben artık senin oğlun olarak anılmaya layık değilim. Beni işçilerinden biri gibi kabul et.› 
42N 015:020 ‹‹Böylece kalkıp babasının yanına döndü. Kendisi daha uzaktayken babası onu gördü, ona acıdı, koşup boynuna sarıldı ve onu öptü. 
42N 015:021 Oğlu ona, ‹Baba› dedi, ‹Tanrıya ve sana karşı günah işledim. Ben artık senin oğlun olarak anılmaya layık değilim.› 
42N 015:022 ‹‹Babası ise kölelerine, ‹Çabuk, en iyi kaftanı getirip ona giydirin!› dedi. ‹Parmağına yüzük takın, ayaklarına çarık giydirin! 
42N 015:023 Besili danayı getirip kesin, yiyelim, eğlenelim. 
42N 015:024 Çünkü benim bu oğlum ölmüştü, yaşama döndü; kaybolmuştu, bulundu.› Böylece eğlenmeye başladılar. 
42N 015:025 ‹‹Babanın büyük oğlu ise tarladaydı. Gelip eve yaklaştığında çalgı ve oyun seslerini duydu. 
42N 015:026 Uşaklardan birini yanına çağırıp, ‹Ne oluyor?› diye sordu. 
42N 015:027 ‹‹O da, ‹Kardeşin geldi, baban da ona sağ salim kavuştuğu için besili danayı kesti› dedi. 
42N 015:028 -29 250360 ‹‹Büyük oğul öfkelendi, içeri girmek istemedi. Babası dışarı çıkıp ona yalvardı. Ama o, babasına şöyle yanıt verdi: ‹Bak, bunca yıl senin için köle gibi çalıştım, hiçbir zaman buyruğundan çıkmadım. Ne var ki sen bana, arkadaşlarımla eğlenmem için hiçbir zaman bir oğlak bile vermedin. 
42N 015:030 Oysa senin malını fahişelerle yiyen şu oğlun eve dönünce, onun için besili danayı kestin.› 
42N 015:031 ‹‹Babası ona, ‹Oğlum, sen her zaman yanımdasın, neyim varsa senindir› dedi. 
42N 015:032 ‹Ama sevinip eğlenmek gerekiyordu. Çünkü bu kardeşin ölmüştü, yaşama döndü; kaybolmuştu, bulundu!› ›› 
42N 016:001 İsa öğrencilerine şunları da anlattı: ‹‹Zengin bir adamın bir kâhyası vardı. Kâhya, efendisinin mallarını çarçur ediyor diye efendisine ihbar edildi. 
42N 016:002 Efendisi kâhyayı çağırıp ona, ‹Nedir bu senin hakkında duyduklarım? Kâhyalığının hesabını ver. Çünkü sen artık kâhyalık edemezsin› dedi. 
42N 016:003 ‹‹Kâhya kendi kendine, ‹Ne yapacağım ben?› dedi. ‹Efendim kâhyalığı elimden alıyor. Toprak kazmaya gücüm yetmez, dilenmekten utanırım. 
42N 016:004 Kâhyalıktan kovulduğum zaman başkaları beni evlerine kabul etsinler diye ne yapacağımı biliyorum.› 
42N 016:005 ‹‹Böylelikle efendisine borcu olanların hepsini tek tek yanına çağırdı. Birincisine, ‹Efendime ne kadar borcun var?› dedi. 
42N 016:006 ‹‹Adam, ‹Yüz ölçek zeytinyağı› karşılığını verdi. ‹‹Kâhya ona, ‹Borç senedini al ve hemen otur, elli ölçek diye yaz› dedi. 
42N 016:007 ‹‹Sonra bir başkasına, ‹Senin borcun ne kadar?› dedi. ‹‹ ‹Yüz ölçek buğday› dedi öteki. ‹‹Ona da, ‹Borç senedini al, seksen ölçek diye yaz› dedi. 
42N 016:008 ‹‹Efendisi, dürüst olmayan kâhyayı, akıllıca davrandığı için övdü. Gerçekten bu çağın insanları, kendilerine benzer kişilerle ilişkilerinde, ışıkta yürüyenlerden daha akıllı oluyorlar. 
42N 016:009 Size şunu söyleyeyim, dünyanın aldatıcı servetini kendinize dost edinmek için kullanın ki, bu servet yok olunca sizi sonsuza dek kalacak konutlara kabul etsinler.›› 
42N 016:010 ‹‹En küçük işte güvenilir olan kişi, büyük işte de güvenilir olur. En küçük işte dürüst olmayan kişi, büyük işte de dürüst olmaz. 
42N 016:011 Dünyanın aldatıcı serveti konusunda güvenilir değilseniz, gerçek serveti size kim emanet eder? 
42N 016:012 Başkasının malı konusunda güvenilir değilseniz, kendi malınız olmak üzere size kim bir şey verir? 
42N 016:013 ‹‹Hiçbir uşak iki efendiye kulluk edemez. Ya birinden nefret edip öbürünü sever, ya da birine bağlanıp öbürünü hor görür. Siz hem Tanrıya, hem paraya kulluk edemezsiniz.›› 
42N 016:014 Parayı seven Ferisiler bütün bu sözleri duyunca İsayla alay etmeye başladılar. 
42N 016:015 O da onlara şöyle dedi: ‹‹Siz insanlar önünde kendinizi temize çıkarıyorsunuz, ama Tanrı yüreğinizi biliyor. İnsanların gururlandıkları ne varsa, Tanrıya iğrenç gelir. 
42N 016:016 ‹‹Kutsal Yasa ve peygamberlerin devri Yahyanın zamanına dek sürdü. O zamandan bu yana Tanrının Egemenliği müjdeleniyor ve herkes oraya zorla girmeye çalışıyor. 
42N 016:017 Yerin ve göğün ortadan kalkması, Kutsal Yasanın ufacık bir noktasının yok olmasından daha kolaydır. 
42N 016:018 ‹‹Karısını boşayıp başkasıyla evlenen zina etmiş olur. Kocasından boşanmış bir kadınla evlenen de zina etmiş olur.›› 
42N 016:019 ‹‹Zengin bir adam vardı. Mor, ince keten giysiler giyer, bolluk içinde her gün eğlenirdi. 
42N 016:020 -21 250590 Her tarafı yara içinde olan Lazar adında yoksul bir adam bu zenginin kapısının önüne bırakılırdı; zenginin sofrasından düşen kırıntılarla karnını doyurmaya can atardı. Bir yandan da köpekler gelip onun yaralarını yalardı. 
42N 016:022 ‹‹Bir gün yoksul adam öldü, melekler onu alıp İbrahimin yanına götürdüler. Sonra zengin adam da öldü ve gömüldü. 
42N 016:023 Ölüler diyarında ıstırap çeken zengin adam başını kaldırıp uzakta İbrahimi ve onun yanında Lazarı gördü. 
42N 016:024 ‹Ey babamız İbrahim, acı bana!› diye seslendi. ‹Lazarı gönder de parmağının ucunu suya batırıp dilimi serinletsin. Bu alevlerin içinde azap çekiyorum.› 
42N 016:025 ‹‹İbrahim, ‹Oğlum› dedi, ‹Yaşamın boyunca senin iyilik payını, Lazarın da kötülük payını aldığını unutma. Şimdiyse o burada teselli ediliyor, sen de azap çekiyorsun. 
42N 016:026 Üstelik, aramıza öyle bir uçurum kondu ki, ne buradan size gelmek isteyenler gelebilir, ne de oradan kimse bize gelebilir.› 
42N 016:027 ‹‹Zengin adam şöyle dedi: ‹Öyleyse baba, sana rica ederim, Lazarı babamın evine gönder. 
42N 016:028 Çünkü beş kardeşim var. Lazar onları uyarsın ki, onlar da bu ıstırap yerine düşmesinler.› 
42N 016:029 ‹‹İbrahim, ‹Onlarda Musanın ve peygamberlerin sözleri var, onları dinlesinler› dedi. 
42N 016:030 ‹‹Zengin adam, ‹Hayır, İbrahim baba, dinlemezler!› dedi. ‹Ancak ölüler arasından biri onlara giderse, tövbe ederler.› 
42N 016:031 ‹‹İbrahim ona, ‹Eğer Musa ile peygamberleri dinlemezlerse, ölüler arasından biri dirilse bile ikna olmazlar› dedi.›› 
42N 017:001 İsa öğrencilerine şöyle dedi: ‹‹İnsanı günaha düşüren tuzakların olması kaçınılmazdır. Ama bu tuzaklara aracılık eden kişinin vay haline! 
42N 017:002 Böyle bir kişi bu küçüklerden birini günaha düşüreceğine, boynuna bir değirmen taşı geçirilip denize atılsa, kendisi için daha iyi olur. 
42N 017:003 Yaşantınıza dikkat edin! Kardeşiniz günah işlerse, onu azarlayın; tövbe ederse, bağışlayın. 
42N 017:004 Günde yedi kez size karşı günah işler ve yedi kez size gelip, ‹Tövbe ediyorum› derse, onu bağışlayın.›› 
42N 017:005 Elçiler Rabbe, ‹‹İmanımızı artır!›› dediler. 
42N 017:006 Rab şöyle dedi: ‹‹Bir hardal tanesi kadar imanınız olsa, şu dut ağacına, ‹Kökünden sökül ve denizin içine dikil› dersiniz, o da sözünüzü dinler. 
42N 017:007 ‹‹Hanginizin çift süren ya da çobanlık eden bir kölesi olur da, tarladan dönüşünde ona, ‹Çabuk gel, sofraya otur› der? 
42N 017:008 Tersine ona, ‹Yemeğimi hazırla, kuşağını bağla, ben yiyip içerken bana hizmet et. Sonra sen yiyip içersin› demez mi? 
42N 017:009 Verdiği buyrukları yerine getirdi diye köleye teşekkür eder mi? 
42N 017:010 Siz de böylece, size verilen buyrukların hepsini yerine getirdikten sonra, ‹Biz değersiz kullarız; sadece yapmamız gerekeni yaptık› deyin.›› 
42N 017:011 Yeruşalime doğru yoluna devam eden İsa, Samiriye ile Celile arasındaki sınır bölgesinden geçiyordu. 
42N 017:012 -13 250810 Köyün birine girerken Onu cüzamlı on adam karşıladı. Bunlar uzakta durarak, ‹‹İsa, Efendimiz, halimize acı!›› diye seslendiler. 
42N 017:014 İsa onları görünce, ‹‹Gidin, kâhinlere görünün›› dedi. Adamlar yolda giderken cüzamdan temizlendiler. 
42N 017:015 -16 250830 Onlardan biri, iyileştiğini görünce yüksek sesle Tanrıyı yücelterek geri döndü, yüzüstü İsanın ayaklarına kapanıp Ona teşekkür etti. Bu adam Samiriyeliydi. 
42N 017:017 İsa, ‹‹İyileşenler on kişi değil miydi?›› diye sordu. ‹‹Öbür dokuzu nerede? 
42N 017:018 Tanrıyı yüceltmek için bu yabancıdan başka geri dönen olmadı mı?›› 
42N 017:019 Sonra adama, ‹‹Ayağa kalk, git›› dedi. ‹‹İmanın seni kurtardı.›› 
42N 017:020 Ferisiler İsaya, ‹‹Tanrının Egemenliği ne zaman gelecek?›› diye sordular. İsa onlara şöyle yanıt verdi: ‹‹Tanrının Egemenliği göze görünür bir şekilde gelmez. 
42N 017:021 İnsanlar da, ‹İşte burada› ya da, ‹İşte şurada› demeyecekler. Çünkü Tanrının Egemenliği içinizdedir.›› 
42N 017:022 İsa öğrencilerine şöyle dedi: ‹‹Öyle günler gelecek ki, İnsanoğlunun günlerinden birini görmeyi özleyeceksiniz, ama görmeyeceksiniz. 
42N 017:023 İnsanlar size, ‹İşte orada›, ‹İşte burada› diyecekler. Gitmeyin, onların arkasından koşmayın. 
42N 017:024 Şimşek çakıp göğü bir ucundan öbür ucuna dek nasıl aydınlatırsa, İnsanoğlu kendi gününde öyle olacaktır. 
42N 017:025 Ama önce Onun çok acı çekmesi ve bu kuşak tarafından reddedilmesi gerekir. 
42N 017:026 ‹‹Nuhun günlerinde nasıl olduysa, İnsanoğlunun günlerinde de öyle olacak. 
42N 017:027 Nuhun gemiye bindiği güne dek insanlar yiyip içiyor, evlenip evlendiriliyorlardı. Sonra tufan gelip hepsini yok etti. 
42N 017:028 Lutun günlerinde de durum aynıydı. İnsanlar yiyip içiyor, alıp satıyor, tohum ekiyor, ev yapıyorlardı. 
42N 017:029 Ama Lutun Sodomdan ayrıldığı gün gökten ateşle kükürt yağdı ve hepsini yok etti. 
42N 017:030 ‹‹İnsanoğlunun ortaya çıkacağı gün durum aynı olacaktır. 
42N 017:031 O gün damda olan, evdeki eşyalarını almak için aşağı inmesin. Tarlada olan da geri dönmesin. 
42N 017:032 Lutun karısını hatırlayın! 
42N 017:033 Canını esirgemek isteyen onu yitirecek. Canını yitiren ise onu yaşatacaktır. 
42N 017:034 Size şunu söyleyeyim, o gece aynı yatakta olan iki kişiden biri alınacak, öbürü bırakılacak. 
42N 017:035 -36 251020 Birlikte buğday öğüten iki kadından biri alınacak, öbürü bırakılacak.›› 
42N 017:037 Onlar İsa'ya, ‹‹Bu olaylar nerede olacak, Rab?›› diye sordular. O da onlara, ‹‹Leş neredeyse, akbabalar da oraya üşüşecek›› dedi. 
42N 018:001 -2 251040 İsa öğrencilerine, hiç usanmadan, her zaman dua etmeleri gerektiğini belirten şu benzetmeyi anlattı: ‹‹Kentin birinde Tanrıdan korkmayan, insana saygı duymayan bir yargıç vardı. 
42N 018:003 Yine o kentte bir dul kadın vardı. Yargıca sürekli gidip, ‹Davacı olduğum kişiden hakkımı al› diyordu. 
42N 018:004 -5 251060 ‹‹Yargıç bir süre ilgisiz kaldı. Ama sonunda kendi kendine, ‹Ben her ne kadar Tanrıdan korkmaz, insana saygı duymazsam da, bu dul kadın beni rahatsız ettiği için hakkını alacağım. Yoksa sürekli gelip beni canımdan bezdirecek› dedi.›› 
42N 018:006 Rab şöyle devam etti: ‹‹Adaletsiz yargıcın ne söylediğini duydunuz. 
42N 018:007 Tanrı da, gece gündüz kendisine yakaran seçilmişlerinin hakkını almayacak mı? Onları çok bekletecek mi? 
42N 018:008 Size şunu söyleyeyim, onların hakkını tez alacaktır. Ama İnsanoğlu geldiği zaman acaba yeryüzünde iman bulacak mı?›› 
42N 018:009 -10 251100 Kendi doğruluklarına güvenip başkalarına tepeden bakan bazı kişilere İsa şu benzetmeyi anlattı: ‹‹Biri Ferisi, öbürü vergi görevlisi iki kişi dua etmek üzere tapınağa çıktı. 
42N 018:011 Ferisi ayakta kendi kendine şöyle dua etti: ‹Tanrım, öbür insanlara -soygunculara, hak yiyenlere, zina edenlere- ya da şu vergi görevlisine benzemediğim için sana şükrederim. 
42N 018:012 Haftada iki gün oruç tutuyor, bütün kazancımın ondalığını veriyorum.› 
42N 018:013 ‹‹Vergi görevlisi ise uzakta durdu, gözlerini göğe kaldırmak bile istemiyordu, ancak göğsünü döverek, ‹Tanrım, ben günahkâra merhamet et› diyordu. 
42N 018:014 ‹‹Size şunu söyleyeyim, Ferisi değil, bu adam aklanmış olarak evine döndü. Çünkü kendini yücelten herkes alçaltılacak, kendini alçaltan ise yüceltilecektir.›› 
42N 018:015 Bazıları bebekleri bile İsaya getiriyor, onlara dokunmasını istiyorlardı. Bunu gören öğrenciler onları azarladılar. 
42N 018:016 Ama İsa çocukları yanına çağırarak, ‹‹Bırakın, çocuklar bana gelsin, onlara engel olmayın!›› dedi. ‹‹Çünkü Tanrının Egemenliği böylelerinindir. 
42N 018:017 Size doğrusunu söyleyeyim, Tanrının Egemenliğini bir çocuk gibi kabul etmeyen, bu egemenliğe asla giremez.›› 
42N 018:018 İleri gelenlerden biri İsaya, ‹‹İyi öğretmenim, sonsuz yaşama kavuşmak için ne yapmalıyım?›› diye sordu. 
42N 018:019 İsa, ‹‹Bana neden iyi diyorsun?›› dedi. ‹‹İyi olan yalnız biri var, O da Tanrıdır. 
42N 018:020 Onun buyruklarını biliyorsun: ‹Zina etmeyeceksin, adam öldürmeyeceksin, çalmayacaksın, yalan yere tanıklık etmeyeceksin, annene babana saygı göstereceksin.› ›› 
42N 018:021 ‹‹Bunların hepsini gençliğimden beri yerine getiriyorum›› dedi adam. 
42N 018:022 İsa bunu duyunca ona, ‹‹Hâlâ bir eksiğin var›› dedi. ‹‹Neyin varsa hepsini sat, parasını yoksullara dağıt; böylece göklerde hazinen olur. Sonra gel, beni izle.›› 
42N 018:023 Adam bu sözleri duyunca çok üzüldü. Çünkü son derece zengindi. 
42N 018:024 Onun üzüntüsünü gören İsa, ‹‹Varlıklı kişilerin Tanrı Egemenliğine girmesi ne kadar güç!›› dedi. 
42N 018:025 ‹‹Nitekim devenin iğne deliğinden geçmesi, zenginin Tanrı Egemenliğine girmesinden daha kolaydır.›› 
42N 018:026 Bunu işitenler, ‹‹Öyleyse kim kurtulabilir?›› dediler. 
42N 018:027 İsa, ‹‹İnsanlar için imkânsız olan, Tanrı için mümkündür›› dedi. 
42N 018:028 Petrus, ‹‹Bak, biz her şeyimizi bırakıp senin ardından geldik›› dedi. 
42N 018:029 -30 251290 İsa onlara şöyle dedi: ‹‹Size doğrusunu söyleyeyim, Tanrının Egemenliği uğruna evini, karısını, kardeşlerini, annesiyle babasını ya da çocuklarını bırakıp da bu çağda bunların kat kat fazlasına ve gelecek çağda sonsuz yaşama kavuşmayacak hiç kimse yoktur.›› 
42N 018:031 İsa, Onikileri bir yana çekip onlara şöyle dedi: ‹‹Şimdi Yeruşalime gidiyoruz. Peygamberlerin İnsanoğluyla ilgili yazdıklarının tümü yerine gelecektir. 
42N 018:032 -33 251310 O, öteki uluslara teslim edilecek. Onunla alay edecek, Ona hakaret edecekler; üzerine tükürecek ve Onu kamçılayıp öldürecekler. Ne var ki O, üçüncü gün dirilecek.›› 
42N 018:034 Öğrenciler bu sözlerden hiçbir şey anlamadılar. Bu sözlerin anlamı onlardan gizlenmişti, anlatılanları kavrayamıyorlardı. 
42N 018:035 İsa Erihaya yaklaşırken kör bir adam yol kenarında oturmuş dileniyordu. 
42N 018:036 Adam oradan geçen kalabalığı duyunca, ‹‹Ne oluyor?›› diye sordu. 
42N 018:037 Ona, ‹‹Nasıralı İsa geçiyor›› dediler. 
42N 018:038 O da, ‹‹Ey Davut Oğlu İsa, halime acı!›› diye bağırdı. 
42N 018:039 Önden gidenler onu azarlayarak susturmak istedilerse de o, ‹‹Ey Davut Oğlu, halime acı!›› diyerek daha çok bağırdı. 
42N 018:040 -41 251380 İsa durup adamın kendisine getirilmesini buyurdu. Adam yaklaşınca İsa, ‹‹Senin için ne yapmamı istiyorsun?›› diye sordu. O da, ‹‹Ya Rab, gözlerim görsün›› dedi. 
42N 018:042 İsa, ‹‹Gözlerin görsün›› dedi. ‹‹İmanın seni kurtardı.›› 
42N 018:043 Adam o anda yeniden görmeye başladı ve Tanrı'yı yücelterek İsa'nın ardından gitti. Bunu gören bütün halk Tanrı'ya övgüler sundu. 
42N 019:001 İsa Erihaya girdi. Kentin içinden geçiyordu. 
42N 019:002 Orada vergi görevlilerinin başı olan, Zakkay adında zengin bir adam vardı. 
42N 019:003 İsanın kim olduğunu görmek istiyor, ama boyu kısa olduğu için kalabalıktan ötürü göremiyordu. 
42N 019:004 İsayı görebilmek için önden koşup bir yabanıl incir ağacına tırmandı. Çünkü İsa oradan geçecekti. 
42N 019:005 İsa oraya varınca yukarı bakıp, ‹‹Zakkay, çabuk aşağı in!›› dedi. ‹‹Bugün senin evinde kalmam gerekiyor.›› 
42N 019:006 Zakkay hızla aşağı indi ve sevinç içinde İsayı evine buyur etti. 
42N 019:007 Bunu görenlerin hepsi söylenmeye başladı: ‹‹Gidip günahkâr birine konuk oldu!›› dediler. 
42N 019:008 Zakkay ayağa kalkıp Rabbe şöyle dedi: ‹‹Ya Rab, işte malımın yarısını yoksullara veriyorum. Bir kimseden haksızlıkla bir şey aldımsa, dört katını geri vereceğim.›› 
42N 019:009 İsa dedi ki, ‹‹Bu ev bugün kurtuluşa kavuştu. Çünkü bu adam da İbrahimin oğludur. 
42N 019:010 Nitekim İnsanoğlu, kaybolanı arayıp kurtarmak için geldi.›› 
42N 019:011 Oradakiler bu sözleri dinlerken İsa konuşmasını bir benzetmeyle sürdürdü. Çünkü Yeruşalime yaklaşmıştı ve onlar, Tanrının Egemenliğinin hemen ortaya çıkacağını sanıyorlardı. 
42N 019:012 Bu nedenle İsa şöyle dedi: ‹‹Soylu bir adam, kral atanıp dönmek üzere uzak bir ülkeye gitti. 
42N 019:013 Gitmeden önce kölelerinden onunu çağırıp onlara birer mina verdi. ‹Ben dönünceye dek bu paraları işletin› dedi. 
42N 019:014 ‹‹Ne var ki, ülkesinin halkı adamdan nefret ediyordu. Arkasından temsilciler göndererek, ‹Bu adamın üzerimize kral olmasını istemiyoruz› diye haber ilettiler. 
42N 019:015 ‹‹Adam kral atanmış olarak geri döndüğünde, parayı vermiş olduğu köleleri çağırtıp ne kazandıklarını öğrenmek istedi. 
42N 019:016 Birincisi geldi, ‹Efendimiz› dedi, ‹Senin bir minan on mina daha kazandı.› 
42N 019:017 ‹‹Efendisi ona, ‹Aferin, iyi köle!› dedi. ‹En küçük işte güvenilir olduğunu gösterdiğin için on kent üzerinde yetkili olacaksın.› 
42N 019:018 ‹‹İkincisi gelip, ‹Efendimiz, senin bir minan beş mina daha kazandı› dedi. 
42N 019:019 ‹‹Efendisi ona da, ‹Sen beş kent üzerinde yetkili olacaksın› dedi. 
42N 019:020 ‹‹Başka biri geldi, ‹Efendimiz› dedi, ‹İşte senin minan! Onu bir mendile sarıp sakladım. 
42N 019:021 Çünkü senden korktum, sert adamsın; kendinden koymadığını alır, ekmediğini biçersin.› 
42N 019:022 ‹‹Efendisi ona, ‹Ey kötü köle, seni kendi ağzından çıkan sözle yargılayacağım› dedi. ‹Kendinden koymadığını alan, ekmediğini biçen sert bir adam olduğumu bildiğine göre, 
42N 019:023 neden paramı faize vermedin? Ben de geldiğimde onu faiziyle geri alırdım.› 
42N 019:024 ‹‹Sonra çevrede duranlara, ‹Elindeki minayı alın, on minası olana verin› dedi. 
42N 019:025 ‹‹Ona, ‹Efendimiz› dediler, ‹Onun zaten on minası var!› 
42N 019:026 ‹‹O da, ‹Size şunu söyleyeyim, kimde varsa ona daha çok verilecek. Ama kimde yoksa, kendisinde olan da elinden alınacak› dedi. 
42N 019:027 ‹Beni kral olarak istemeyen o düşmanlarıma gelince, onları buraya getirin ve gözümün önünde kılıçtan geçirin!› ›› 
42N 019:028 İsa, bu sözleri söyledikten sonra önden yürüyerek Yeruşalime doğru ilerledi. 
42N 019:029 -30 251690 Zeytin Dağının yamacındaki Beytfaci ile Beytanyaya yaklaştığında iki öğrencisini önden gönderdi. Onlara, ‹‹Karşıdaki köye gidin›› dedi, ‹‹Köye girince, üzerine daha hiç kimsenin binmediği, bağlı duran bir sıpa bulacaksınız. Onu çözüp bana getirin. 
42N 019:031 Biri size, ‹Onu niçin çözüyorsunuz?› diye sorarsa, ‹Rabbin ona ihtiyacı var› dersiniz.›› 
42N 019:032 Gönderilen öğrenciler gittiler, her şeyi İsanın kendilerine anlattığı gibi buldular. 
42N 019:033 Sıpayı çözerlerken hayvanın sahipleri onlara, ‹‹Sıpayı niye çözüyorsunuz?›› dediler. 
42N 019:034 Onlar da, ‹‹Rabbin ona ihtiyacı var›› karşılığını verdiler. 
42N 019:035 Sıpayı İsaya getirdiler, üzerine kendi giysilerini atarak İsayı üstüne bindirdiler. 
42N 019:036 İsa ilerlerken halk, giysilerini yola seriyordu. 
42N 019:037 İsa Zeytin Dağından aşağı inen yola yaklaştığı sırada, öğrencilerinden oluşan kalabalığın tümü, görmüş oldukları bütün mucizelerden ötürü, sevinç içinde yüksek sesle Tanrıyı övmeye başladılar. 
42N 019:038 ‹‹Rabbin adıyla gelen Krala övgüler olsun!  Gökte esenlik, en yücelerde yücelik olsun!›› diyorlardı. 
42N 019:039 Kalabalığın içinden bazı Ferisiler Ona, ‹‹Öğretmen, öğrencilerini sustur!›› dediler. 
42N 019:040 İsa, ‹‹Size şunu söyleyeyim, bunlar susacak olsa, taşlar bağıracaktır!›› diye karşılık verdi. 
42N 019:041 İsa Yeruşalime yaklaşıp kenti görünce ağladı. 
42N 019:042 ‹‹Keşke bugün sen de esenliğe giden yolu bilseydin›› dedi. ‹‹Ama şimdilik bu senin gözlerinden gizlendi. 
42N 019:043 Senin için öyle günler gelecek ki, düşmanların seni setlerle çevirecek, kuşatıp her yandan sıkıştıracaklar. 
42N 019:044 Seni de, bağrındaki çocukları da yere çalacaklar. Sende taş üstünde taş bırakmayacaklar. Çünkü Tanrının senin yardımına geldiği zamanı farketmedin.›› 
42N 019:045 Sonra İsa tapınağın avlusuna girerek satıcıları dışarı kovmaya başladı. 
42N 019:046 Onlara, ‹‹ ‹Evim dua evi olacak› diye yazılmıştır. Ama siz onu haydut inine çevirdiniz›› dedi. 
42N 019:047 İsa her gün tapınakta öğretiyordu. Başkâhinler, din bilginleri ve halkın ileri gelenleri ise O'nu yok etmek istiyor, ama bunu nasıl yapacaklarını bilemiyorlardı. Çünkü bütün halk O'nu can kulağıyla dinliyordu. 
42N 020:001 O günlerden birinde, İsa tapınakta halka öğretip Müjdeyi duyururken, başkâhinler ve din bilginleri, ileri gelenlerle birlikte çıkageldiler. 
42N 020:002 Ona, ‹‹Söyle bize, bunları hangi yetkiyle yapıyorsun? Bu yetkiyi sana kim verdi?›› diye sordular. 
42N 020:003 -4 251890 İsa onlara şu karşılığı verdi: ‹‹Ben de size bir soru soracağım. Söyleyin bana, Yahyanın vaftiz etme yetkisi Tanrıdan mıydı, insanlardan mı?›› 
42N 020:005 Bunu aralarında şöyle tartıştılar: ‹‹ ‹Tanrıdan› dersek, ‹Ona niçin inanmadınız?› diyecek. 
42N 020:006 Yok eğer ‹İnsanlardan› dersek, bütün halk bizi taşa tutacak. Çünkü Yahyanın peygamber olduğuna inanmışlardır.›› 
42N 020:007 Sonunda, ‹‹Nereden olduğunu bilmiyoruz›› yanıtını verdiler. 
42N 020:008 İsa da onlara, ‹‹Ben de size bunları hangi yetkiyle yaptığımı söylemeyeceğim›› dedi. 
42N 020:009 İsa sözüne devam ederek halka şu benzetmeyi anlattı: ‹‹Adamın biri bağ dikti, bunu bağcılara kiralayıp uzun süre yolculuğa çıktı. 
42N 020:010 Mevsimi gelince, bağın ürününden payına düşeni vermeleri için bağcılara bir köle yolladı. Ama bağcılar köleyi dövüp eli boş gönderdiler. 
42N 020:011 Bağ sahibi başka bir köle daha yolladı. Bağcılar onu da dövdüler, aşağılayıp eli boş gönderdiler. 
42N 020:012 Adam bir üçüncüsünü yolladı, bağcılar onu da yaralayıp kovdular. 
42N 020:013 ‹‹Bağın sahibi, ‹Ne yapacağım?› dedi. ‹Sevgili oğlumu göndereyim. Belki onu sayarlar.› 
42N 020:014 ‹‹Ama bağcılar onu görünce aralarında şöyle konuştular: ‹Mirasçı budur; onu öldürelim de miras bize kalsın.› 
42N 020:015 Böylece, onu bağdan dışarı atıp öldürdüler. ‹‹Bu durumda bağın sahibi onlara ne yapacak? 
42N 020:016 Gelip o bağcıları yok edecek, bağı da başkalarına verecek.›› Halk bunu duyunca, ‹‹Tanrı korusun!›› dedi. 
42N 020:017 İsa gözlerinin içine bakarak şöyle dedi: ‹‹Öyleyse Kutsal Yazılardaki şu sözün anlamı nedir?  ‹Yapıcıların reddettiği taş,  İşte köşenin baş taşı oldu.› 
42N 020:018 O taşın üzerine düşen herkes paramparça olacak, taş da kimin üzerine düşerse onu ezip toz edecek.›› 
42N 020:019 İsanın bu benzetmeyi kendilerine karşı anlattığını farkeden din bilginleriyle başkâhinler Onu o anda yakalamak istediler, ama halkın tepkisinden korktular. 
42N 020:020 İsayı dikkatle gözlüyorlardı. Ona, kendilerine dürüst süsü veren muhbirler gönderdiler. Onu, söyleyeceği bir sözle tuzağa düşürmek ve böylelikle valinin yetki ve yargısına teslim etmek istiyorlardı. 
42N 020:021 -22 252060 Muhbirler Ona, ‹‹Öğretmenimiz, senin doğru olanı söyleyip öğrettiğini, insanlar arasında ayrım yapmaksızın Tanrı yolunu dürüstçe öğrettiğini biliyoruz. Sezara vergi vermemiz Kutsal Yasaya uygun mu, değil mi?›› diye sordular. 
42N 020:023 -24 252070 Onların hilesini anlayan İsa, ‹‹Bana bir dinar gösterin›› dedi. ‹‹Üzerindeki resim ve yazı kimin?›› ‹‹Sezarın›› dediler. 
42N 020:025 O da, ‹‹Öyleyse Sezarın hakkını Sezara, Tanrının hakkını Tanrıya verin›› dedi. 
42N 020:026 İsayı, halkın önünde söylediği sözlerle tuzağa düşüremediler. Verdiği yanıta şaşarak susup kaldılar. 
42N 020:027 -28 252100 Ölümden sonra dirilişi yadsıyan Sadukilerden bazıları İsaya gelip şunu sordular: ‹‹Öğretmenimiz, Musa yazılarında bize şöyle buyurmuştur: ‹Eğer bir adamın evli kardeşi çocuksuz ölürse, adam ölenin karısını alıp soyunu sürdürsün.› 
42N 020:029 Yedi kardeş vardı. Birincisi kendine bir eş aldı, ama çocuksuz öldü. 
42N 020:030 -31 252120 İkincisi de, üçüncüsü de kadını aldı; böylece kardeşlerin yedisi de çocuk bırakmadan öldü. 
42N 020:032 Son olarak kadın da öldü. 
42N 020:033 Buna göre, diriliş günü kadın bunlardan hangisinin karısı olacak? Çünkü yedisi de onunla evlendi.›› 
42N 020:034 İsa onlara şöyle dedi: ‹‹Bu çağın insanları evlenip evlendirilirler. 
42N 020:035 Ama gelecek çağa ve ölülerin dirilişine erişmeye layık görülenler ne evlenir, ne evlendirilir. 
42N 020:036 Bir daha ölmeleri de söz konusu değildir. Çünkü meleklere benzerler ve dirilişin çocukları olarak Tanrının çocuklarıdırlar. 
42N 020:037 Musa bile alevlenen çalıyla ilgili bölümde Rab için, ‹İbrahimin Tanrısı, İshakın Tanrısı ve Yakupun Tanrısı› deyimini kullanarak ölülerin dirileceğine işaret etmişti. 
42N 020:038 Tanrı ölülerin değil, dirilerin Tanrısıdır. Çünkü Ona göre bütün insanlar yaşamaktadır.›› 
42N 020:039 -40 252200 Artık Ona başka soru sormaya cesaret edemeyen din bilginlerinden bazıları, ‹‹Öğretmenimiz, güzel konuştun›› dediler. 
42N 020:041 İsa onlara şöyle dedi: ‹‹Nasıl oluyor da, ‹Mesih Davutun Oğludur› diyorlar? 
42N 020:042 -43 252220 Çünkü Davutun kendisi Mezmurlar Kitabında şöyle diyor:  ‹Rab Rabbime dedi ki,  Ben düşmanlarını  Ayaklarının altına serinceye dek  Sağımda otur.› 
42N 020:044 Davut Ondan ‹Rab› diye söz ettiğine göre, O nasıl Davutun Oğlu olur?›› 
42N 020:045 -46 252240 Bütün halk dinlerken İsa öğrencilerine şöyle dedi: ‹‹Uzun kaftanlar içinde dolaşmaktan hoşlanan, meydanlarda selamlanmaya, havralarda en seçkin yerlere, şölenlerde başköşelere kurulmaya bayılan din bilginlerinden sakının. 
42N 020:047 Dul kadınların malını mülkünü sömüren, gösteriş için uzun uzun dua eden bu kişilerin cezası daha ağır olacaktır.›› 
42N 021:001 İsa başını kaldırdı ve bağış toplanan yerde bağışlarını bırakan zenginleri gördü. 
42N 021:002 -3 252270 Yoksul bir dul kadının oraya iki bakır para attığını görünce, ‹‹Size gerçeği söyleyeyim›› dedi, ‹‹Bu yoksul dul kadın herkesten daha çok verdi. 
42N 021:004 Çünkü bunların hepsi kutuya, zenginliklerinden artanı attılar. Bu kadın ise yoksulluğuna karşın, geçinmek için elinde ne varsa hepsini verdi.›› 
42N 021:005 -6 252290 Bazı kişiler tapınağın nasıl güzel taşlar ve adaklarla süslenmiş olduğundan söz edince İsa, ‹‹Burada gördüklerinize gelince, öyle günler gelecek ki, taş üstünde taş kalmayacak, hepsi yıkılacak!›› dedi. 
42N 021:007 Onlar da, ‹‹Peki, öğretmenimiz, bu dediklerin ne zaman olacak? Bunların gerçekleşmek üzere olduğunu gösteren belirti ne olacak?›› diye sordular. 
42N 021:008 İsa, ‹‹Sakın sizi saptırmasınlar›› dedi. ‹‹Birçokları, ‹Ben Oyum› ve ‹Zaman yaklaştı› diyerek benim adımla gelecekler. Onların ardından gitmeyin. 
42N 021:009 Savaş ve isyan haberleri duyunca telaşlanmayın. Önce bunların olması gerek, ama son hemen gelmeyecek.›› 
42N 021:010 Sonra onlara şöyle dedi: ‹‹Ulus ulusa, devlet devlete savaş açacak. 
42N 021:011 Şiddetli depremler, yer yer kıtlıklar ve salgın hastalıklar, korkunç olaylar ve gökte olağanüstü belirtiler olacak. 
42N 021:012 ‹‹Ama bütün bu olaylardan önce sizi yakalayıp zulmedecekler. Sizi havralara teslim edecek, zindanlara atacaklar. Benim adımdan ötürü kralların, valilerin önüne çıkarılacaksınız. 
42N 021:013 Bu size tanıklık etme fırsatı olacak. 
42N 021:014 Buna göre kendinizi nasıl savunacağınızı önceden düşünmemekte kararlı olun. 
42N 021:015 Çünkü ben size öyle bir konuşma yeteneği, öyle bir bilgelik vereceğim ki, size karşı çıkanların hiçbiri buna karşı direnemeyecek, bir şey diyemeyecek. 
42N 021:016 Anne babanız, kardeşleriniz, akraba ve dostlarınız bile sizi ele verecek ve bazılarınızı öldürtecekler. 
42N 021:017 Benim adımdan ötürü herkes sizden nefret edecek. 
42N 021:018 Ne var ki, başınızdaki saçlardan bir tel bile yok olmayacaktır. 
42N 021:019 Dayanmakla canlarınızı kazanacaksınız. 
42N 021:020 ‹‹Yeruşalimin ordular tarafından kuşatıldığını görünce bilin ki, kentin yıkılacağı zaman yaklaşmıştır. 
42N 021:021 O zaman Yahudiyede bulunanlar dağlara kaçsın, kentte olanlar dışarı çıksın, kırdakiler kente dönmesin. 
42N 021:022 Çünkü o günler, yazılmış olanların tümünün gerçekleşeceği ceza günleridir. 
42N 021:023 O günlerde gebe olan, çocuk emziren kadınların vay haline! Çünkü ülke büyük sıkıntıya düşecek ve bu halk gazaba uğrayacaktır. 
42N 021:024 Kılıçtan geçirilecek, tutsak olarak bütün uluslar arasına sürülecekler. Yeruşalim, öteki ulusların dönemleri tamamlanıncaya dek onların ayakları altında çiğnenecektir. 
42N 021:025 ‹‹Güneşte, ayda ve yıldızlarda belirtiler görülecek. Yeryüzünde uluslar denizin ve dalgaların uğultusundan şaşkına dönecek, dehşete düşecekler. 
42N 021:026 Dünyanın üzerine gelecek felaketleri bekleyen insanlar korkudan bayılacak. Çünkü göksel güçler sarsılacak. 
42N 021:027 O zaman İnsanoğlunun bulut içinde büyük güç ve görkemle geldiğini görecekler. 
42N 021:028 Bu olaylar gerçekleşmeye başlayınca doğrulun ve başlarınızı kaldırın. Çünkü kurtuluşunuz yakın demektir.›› 
42N 021:029 İsa onlara şu benzetmeyi anlattı: ‹‹İncir ağacına ya da herhangi bir ağaca bakın. 
42N 021:030 Bunların yapraklandığını gördüğünüz zaman yaz mevsiminin yakın olduğunu kendiliğinizden anlarsınız. 
42N 021:031 Aynı şekilde, bu olayların gerçekleştiğini gördüğünüzde bilin ki, Tanrının Egemenliği yakındır. 
42N 021:032 Size doğrusunu söyleyeyim, bütün bunlar olmadan, bu kuşak ortadan kalkmayacak. 
42N 021:033 Yer ve gök ortadan kalkacak, ama benim sözlerim asla ortadan kalkmayacaktır. 
42N 021:034 -35 252570 ‹‹Kendinize dikkat edin! Yürekleriniz sefahat, sarhoşluk ve bu yaşamın kaygılarıyla ağırlaşmasın. O gün, üzerinize bir tuzak gibi aniden inmesin. Çünkü o gün bütün yeryüzünde yaşayan herkesin üzerine gelecektir. 
42N 021:036 Her an uyanık kalın, gerçekleşmek üzere olan bütün bu olaylardan kurtulabilmek ve İnsanoğlunun önünde durabilmek için dua edin.›› 
42N 021:037 İsa gündüz tapınakta öğretiyor, geceleri ise kentten dışarı çıkıp Zeytin Dağında sabahlıyordu. 
42N 021:038 Sabah erkenden bütün halk O'nu tapınakta dinlemek için O'na akın ediyordu. 
42N 022:001 Fısıh denilen Mayasız Ekmek Bayramı yaklaşmıştı. 
42N 022:002 Başkâhinlerle din bilginleri İsayı ortadan kaldırmak için bir yol arıyor, ama halktan korkuyorlardı. 
42N 022:003 Şeytan, Onikilerden biri olup İskariot diye adlandırılan Yahudanın yüreğine girdi. 
42N 022:004 Yahuda gitti, başkâhinler ve tapınak koruyucularının komutanlarıyla İsayı nasıl ele verebileceğini görüştü. 
42N 022:005 Onlar buna sevindiler ve kendisine para vermeye razı oldular. 
42N 022:006 Bunu kabul eden Yahuda, kalabalığın olmadığı bir zamanda İsayı ele vermek için fırsat kollamaya başladı. 
42N 022:007 Fısıh kurbanının kesilmesi gereken Mayasız Ekmek Günü geldi. 
42N 022:008 İsa, Petrusla Yuhannayı, ‹‹Gidin, Fısıh yemeğini yiyebilmemiz için hazırlık yapın›› diyerek önden gönderdi. 
42N 022:009 Ona, ‹‹Nerede hazırlık yapmamızı istersin?›› diye sordular. 
42N 022:010 -11 252700 İsa onlara, ‹‹Bakın›› dedi, ‹‹Kente girdiğinizde karşınıza su testisi taşıyan bir adam çıkacak. Adamı, gideceği eve kadar izleyin ve evin sahibine şöyle deyin: ‹Öğretmen, öğrencilerimle birlikte Fısıh yemeğini yiyeceğim konuk odası nerede? diye soruyor.› 
42N 022:012 Ev sahibi size üst katta, döşenmiş büyük bir oda gösterecek. Orada hazırlık yapın.›› 
42N 022:013 Onlar da gittiler, her şeyi İsanın kendilerine söylediği gibi buldular ve Fısıh yemeği için hazırlık yaptılar. 
42N 022:014 -15 252730 Yemek saati gelince İsa, elçileriyle birlikte sofraya oturdu ve onlara şöyle dedi: ‹‹Ben acı çekmeden önce bu Fısıh yemeğini sizinle birlikte yemeyi çok arzulamıştım. 
42N 022:016 Size şunu söyleyeyim, Fısıh yemeğini, Tanrının Egemenliğinde yetkinliğe erişeceği zamana dek, bir daha yemeyeceğim.›› 
42N 022:017 Sonra kâseyi alarak şükretti ve, ‹‹Bunu alın, aranızda paylaşın›› dedi. 
42N 022:018 ‹‹Size şunu söyleyeyim, Tanrının Egemenliği gelene dek, asmanın ürününden bir daha içmeyeceğim.›› 
42N 022:019 Sonra eline ekmek aldı, şükredip ekmeği böldü ve onlara verdi. ‹‹Bu sizin uğrunuza feda edilen bedenimdir. Beni anmak için böyle yapın›› dedi. 
42N 022:020 Aynı şekilde, yemekten sonra kâseyi alıp şöyle dedi: ‹‹Bu kâse, sizin uğrunuza akıtılan kanımla gerçekleşen yeni antlaşmadır. 
42N 022:021 Ama bana ihanet edecek kişinin eli şu anda benimkiyle birlikte sofradadır. 
42N 022:022 İnsanoğlu, belirlenmiş olan yoldan gidiyor. Ama Ona ihanet eden adamın vay haline!›› 
42N 022:023 Elçiler, aralarında bunu kimin yapabileceğini tartışmaya başladılar. 
42N 022:024 Ayrıca aralarında hangisinin en üstün sayılacağı konusunda bir çekişme oldu. 
42N 022:025 İsa onlara, ‹‹Ulusların kralları, kendi uluslarına egemen kesilirler. İleri gelenleri de kendilerine iyiliksever unvanını yakıştırırlar›› dedi. 
42N 022:026 ‹‹Ama siz böyle olmayacaksınız. Aranızda en büyük olan, en küçük gibi olsun; yöneten, hizmet eden gibi olsun. 
42N 022:027 Hangisi daha büyük, sofrada oturan mı, hizmet eden mi? Sofrada oturan değil mi? Oysa ben aranızda hizmet eden biri gibi oldum. 
42N 022:028 Denendiğim zamanlar benimle birlikte dayanmış olanlar sizlersiniz. 
42N 022:029 Babam bana nasıl bir egemenlik verdiyse, ben de size bir egemenlik veriyorum. 
42N 022:030 Öyle ki, egemenliğimde benim soframda yiyip içesiniz ve tahtta oturarak İsrailin on iki oymağını yargılayasınız. 
42N 022:031 ‹‹Simun, Simun, Şeytan sizleri buğday gibi kalburdan geçirmek için izin almıştır. 
42N 022:032 Ama ben, imanını yitirmeyesin diye senin için dua ettim. Geri döndüğün zaman kardeşlerini güçlendir.›› 
42N 022:033 Simun İsaya, ‹‹Ya Rab, ben seninle birlikte zindana da, ölüme de gitmeye hazırım›› dedi. 
42N 022:034 İsa, ‹‹Sana şunu söyleyeyim, Petrus, bu gece horoz ötmeden beni tanıdığını üç kez inkâr edeceksin›› dedi. 
42N 022:035 Sonra İsa onlara, ‹‹Ben sizi kesesiz, torbasız ve çarıksız gönderdiğim zaman, herhangi bir eksiğiniz oldu mu?›› diye sordu. ‹‹Hiçbir eksiğimiz olmadı›› dediler. 
42N 022:036 O da onlara, ‹‹Şimdi ise kesesi olan da, torbası olan da yanına alsın›› dedi. ‹‹Kılıcı olmayan, abasını satıp bir kılıç alsın. 
42N 022:037 Size şunu söyleyeyim, yazılmış olan şu sözün yaşamımda yerine gelmesi gerekiyor: ‹O, suçlularla bir sayıldı.› Gerçekten de benimle ilgili yazılmış olanlar yerine gelmektedir.›› 
42N 022:038 ‹‹Ya Rab, işte burada iki kılıç var›› dediler. O da onlara, ‹‹Yeter!›› dedi. 
42N 022:039 İsa dışarı çıktı, her zamanki gibi Zeytin Dağına gitti. Öğrenciler de Onun ardından gittiler. 
42N 022:040 Oraya varınca İsa onlara, ‹‹Dua edin ki ayartılmayasınız›› dedi. 
42N 022:041 -42 252990 Onlardan bir taş atımı kadar uzaklaştı ve diz çökerek şöyle dua etti: ‹‹Baba, senin isteğine uygunsa, bu kâseyi benden uzaklaştır. Yine de benim değil, senin istediğin olsun.›› 
42N 022:043 Gökten bir melek İsaya görünerek Onu güçlendirdi. 
42N 022:044 Derin bir acı içinde olan İsa daha hararetle dua etti. Teri, toprağa düşen kan damlalarını andırıyordu. 
42N 022:045 İsa duadan kalkıp öğrencilerin yanına dönünce onları üzüntüden uyumuş buldu. 
42N 022:046 Onlara, ‹‹Niçin uyuyorsunuz?›› dedi. ‹‹Kalkıp dua edin ki ayartılmayasınız.›› 
42N 022:047 -48 253040 İsa daha konuşurken bir kalabalık çıkageldi. Onikilerden biri, Yahuda adındaki kişi, kalabalığa öncülük ediyordu. İsayı öpmek üzere yaklaşınca İsa, ‹‹Yahuda›› dedi, ‹‹İnsanoğluna bir öpücükle mi ihanet ediyorsun?›› 
42N 022:049 İsanın çevresindekiler olacakları anlayınca, ‹‹Ya Rab, kılıçla vuralım mı?›› dediler. 
42N 022:050 İçlerinden biri başkâhinin kölesine vurarak sağ kulağını uçurdu. 
42N 022:051 Ama İsa, ‹‹Bırakın, yeter!›› dedi, sonra kölenin kulağına dokunarak onu iyileştirdi. 
42N 022:052 İsa, üzerine yürüyen başkâhinlere, tapınak koruyucularının komutanlarına ve ileri gelenlere şöyle dedi: ‹‹Niçin bir haydutmuşum gibi kılıç ve sopalarla geldiniz? 
42N 022:053 Her gün tapınakta sizinle birlikteydim, bana el sürmediniz. Ama bu saat sizindir, karanlığın egemen olduğu saattir.›› 
42N 022:054 İsayı tutukladılar, alıp başkâhinin evine götürdüler. Petrus onları uzaktan izliyordu. 
42N 022:055 Avlunun ortasında ateş yakıp çevresinde oturduklarında Petrus da gelip onlarla birlikte oturdu. 
42N 022:056 Bir hizmetçi kız ateşin ışığında oturan Petrusu gördü. Onu dikkatle süzerek, ‹‹Bu da Onunla birlikteydi›› dedi. 
42N 022:057 Ama Petrus, ‹‹Ben Onu tanımıyorum, kadın!›› diye inkâr etti. 
42N 022:058 Biraz sonra onu gören başka biri, ‹‹Sen de onlardansın›› dedi. Petrus, ‹‹Değilim, arkadaş!›› dedi. 
42N 022:059 Yaklaşık bir saat sonra yine bir başkası ısrarla, ‹‹Gerçekten bu da Onunla birlikteydi›› dedi. ‹‹Çünkü Celilelidir.›› 
42N 022:060 Petrus, ‹‹Sen ne diyorsun be adam, anlamıyorum!›› dedi. Tam o anda, Petrus daha konuşurken horoz öttü. 
42N 022:061 -62 253170 Rab arkasına dönüp Petrusa baktı. O zaman Petrus, Rabbin kendisine, ‹‹Bu gece horoz ötmeden beni üç kez inkâr edeceksin›› dediğini hatırladı ve dışarı çıkıp acı acı ağladı. 
42N 022:063 İsayı göz altında tutan adamlar Onunla alay ediyor, Onu dövüyorlardı. 
42N 022:064 Gözlerini bağlayıp, ‹‹Peygamberliğini göster bakalım, sana vuran kim?›› diye soruyorlardı. 
42N 022:065 Kendisine daha bir sürü küfür yağdırdılar. 
42N 022:066 Gün doğunca halkın ileri gelenleri, başkâhinler ve din bilginleri toplandılar. İsa, bunlardan oluşan Yüksek Kurulun önüne çıkarıldı. 
42N 022:067 Ona, ‹‹Sen Mesih isen, söyle bize›› dediler. İsa onlara şöyle dedi: ‹‹Size söylesem, inanmazsınız. 
42N 022:068 Size soru sorsam, yanıt vermezsiniz. 
42N 022:069 Ne var ki, bundan böyle İnsanoğlu, kudretli Tanrının sağında oturacaktır.›› 
42N 022:070 Onların hepsi, ‹‹Yani, sen Tanrının Oğlu musun?›› diye sordular. O da onlara, ‹‹Söylediğiniz gibi, ben Oyum›› dedi. 
42N 022:071 ‹‹Artık tanıklığa ne ihtiyacımız var?›› dediler. ‹‹İşte kendi ağzından duyduk!›› 
42N 023:001 Sonra bütün kurul üyeleri kalkıp İsayı Pilatusa götürdüler. 
42N 023:002 Onu şöyle suçlamaya başladılar: ‹‹Bu adamın ulusumuzu yoldan saptırdığını gördük. Sezara vergi ödenmesine engel oluyor, kendisinin de Mesih, yani bir kral olduğunu söylüyor.›› 
42N 023:003 Pilatus İsaya, ‹‹Sen Yahudilerin Kralı mısın?›› diye sordu. İsa, ‹‹Söylediğin gibidir›› yanıtını verdi. 
42N 023:004 Pilatus, başkâhinlerle halka, ‹‹Bu adamda hiçbir suç görmüyorum›› dedi. 
42N 023:005 Ama onlar üstelediler: ‹‹Yahudiyenin her tarafında öğretisini yayarak halkı kışkırtıyor; Celileden başlayıp ta buraya kadar geldi›› dediler. 
42N 023:006 Pilatus bunu duyunca, ‹‹Bu adam Celileli mi?›› diye sordu. 
42N 023:007 İsanın, Hirodesin yönetimindeki bölgeden geldiğini öğrenince, kendisini o sırada Yeruşalimde bulunan Hirodese gönderdi. 
42N 023:008 Hirodes İsayı görünce çok sevindi. Ona ilişkin haberleri duyduğu için çoktandır Onu görmek istiyor, gerçekleştireceği bir belirtiye tanık olmayı umuyordu. 
42N 023:009 Ona birçok soru sordu, ama O hiç karşılık vermedi. 
42N 023:010 Orada duran başkâhinlerle din bilginleri, İsayı ağır bir dille suçladılar. 
42N 023:011 Hirodes de askerleriyle birlikte Onu aşağılayıp alay etti. Ona gösterişli bir kaftan giydirip Pilatusa geri gönderdi. 
42N 023:012 Bu olaydan önce birbirine düşman olan Hirodesle Pilatus, o gün dost oldular. 
42N 023:013 -14 253390 Pilatus, başkâhinleri, yöneticileri ve halkı toplayarak onlara, ‹‹Siz bu adamı bana, halkı saptırıyor diye getirdiniz›› dedi. ‹‹Oysa ben bu adamı sizin önünüzde sorguya çektim ve kendisinde öne sürdüğünüz suçlardan hiçbirini bulmadım. 
42N 023:015 Hirodes de bulmamış olmalı ki, Onu bize geri gönderdi. Görüyorsunuz, ölüm cezasını gerektiren hiçbir şey yapmadı. 
42N 023:016 -17 253410 Bu nedenle ben Onu dövdürüp salıvereceğim.›› 
42N 023:018 Ama onlar hep bir ağızdan, ‹‹Yok et bu adamı, bize Barabbayı salıver!›› diye bağırdılar. 
42N 023:019 Barabba, kentte çıkan bir ayaklanmaya katılmaktan ve adam öldürmekten hapse atılmıştı. 
42N 023:020 İsayı salıvermek isteyen Pilatus onlara yeniden seslendi. 
42N 023:021 Onlar ise, ‹‹Onu çarmıha ger, çarmıha ger!›› diye bağrışıp durdular. 
42N 023:022 Pilatus üçüncü kez, ‹‹Bu adam ne kötülük yaptı ki?›› dedi. ‹‹Ölüm cezasını gerektirecek hiçbir suç bulmadım Onda. Bu nedenle Onu dövdürüp salıvereceğim.›› 
42N 023:023 -24 253470 Ne var ki onlar, yüksek sesle bağrışarak İsanın çarmıha gerilmesi için direttiler. Sonunda bağırışları baskın çıktı ve Pilatus, onların isteğinin yerine getirilmesine karar verdi. 
42N 023:025 İstedikleri kişiyi, ayaklanmaya katılmak ve adam öldürmekten hapse atılan kişiyi salıverdi. İsayı ise onların isteğine bıraktı. 
42N 023:026 Askerler İsayı götürürken, kırdan gelmekte olan Simun adında Kireneli bir adamı yakaladılar, çarmıhı sırtına yükleyip İsanın arkasından yürüttüler. 
42N 023:027 Büyük bir halk topluluğu da İsanın ardından gidiyordu. Aralarında İsa için dövünüp ağıt yakan kadınlar vardı. 
42N 023:028 İsa bu kadınlara dönerek, ‹‹Ey Yeruşalim kızları, benim için ağlamayın›› dedi. ‹‹Kendiniz ve çocuklarınız için ağlayın. 
42N 023:029 Çünkü öyle günler gelecek ki, ‹Kısır kadınlara, hiç doğurmamış rahimlere, emzirmemiş memelere ne mutlu!› diyecekler. 
42N 023:030 O zaman dağlara, ‹Üzerimize düşün!› ve tepelere, ‹Bizi örtün!› diyecekler. 
42N 023:031 Çünkü yaş ağaca böyle yaparlarsa, kuruya neler olacaktır?›› 
42N 023:032 İsayla birlikte idam edilmek üzere ayrıca iki suçlu da götürülüyordu. 
42N 023:033 Kafatası denilen yere vardıklarında İsayı, biri sağında öbürü solunda olmak üzere, iki suçluyla birlikte çarmıha gerdiler. 
42N 023:034 İsa, ‹‹Baba, onları bağışla›› dedi. ‹‹Çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar.›› Onun giysilerini aralarında paylaşmak için kura çektiler. 
42N 023:035 Halk orada durmuş, olanları seyrediyordu. Yöneticiler İsayla alay ederek, ‹‹Başkalarını kurtardı; eğer Tanrının Mesihi, Tanrının seçtiği O ise, kendini de kurtarsın›› diyorlardı. 
42N 023:036 -37 253590 Askerler de yaklaşıp İsayla eğlendiler. Ona ekşi şarap sunarak, ‹‹Sen Yahudilerin Kralıysan, kurtar kendini!›› dediler. 
42N 023:038 Başının üzerinde şu yafta vardı: 
42N 023:039 Çarmıha asılan suçlulardan biri, ‹‹Sen Mesih değil misin? Haydi, kendini de bizi de kurtar!›› diye küfür etti. 
42N 023:040 Ne var ki, öbür suçlu onu azarladı. ‹‹Sende Tanrı korkusu da mı yok?›› diye karşılık verdi. ‹‹Sen de aynı cezayı çekiyorsun. 
42N 023:041 Nitekim biz haklı olarak cezalandırılıyor, yaptıklarımızın karşılığını alıyoruz. Oysa bu adam hiçbir kötülük yapmadı.›› 
42N 023:042 Sonra, ‹‹Ey İsa, kendi egemenliğine girdiğinde beni an›› dedi. 
42N 023:043 İsa ona, ‹‹Sana doğrusunu söyleyeyim, sen bugün benimle birlikte cennette olacaksın›› dedi. 
42N 023:044 -45 253660 Öğleyin on iki sularında güneş karardı, üçe kadar bütün ülkenin üzerine karanlık çöktü. Tapınaktaki perde ortasından yırtıldı. 
42N 023:046 İsa yüksek sesle, ‹‹Baba, ruhumu ellerine bırakıyorum!›› diye seslendi. Bunu söyledikten sonra son nefesini verdi. 
42N 023:047 Olanları gören yüzbaşı, ‹‹Bu adam gerçekten doğru biriydi›› diyerek Tanrıyı yüceltmeye başladı. 
42N 023:048 Olayı seyretmek için biriken halkın tümü olup bitenleri görünce göğüslerini döve döve geri döndüler. 
42N 023:049 Ama İsanın bütün tanıdıkları ve Celileden Onun ardından gelen kadınlar uzakta durmuş, olanları seyrediyorlardı. 
42N 023:050 Yüksek Kurul üyelerinden Yusuf adında iyi ve doğru bir adam vardı. 
42N 023:051 Bir Yahudi kenti olan Aramatyadan olup Tanrının Egemenliğini umutla bekleyen Yusuf, Kurulun kararını ve eylemini onaylamamıştı. 
42N 023:052 Pilatusa gidip İsanın cesedini istedi. 
42N 023:053 Cesedi çarmıhtan indirip keten beze sardı, hiç kimsenin konulmadığı, kayaya oyulmuş bir mezara yatırdı. 
42N 023:054 Hazırlık Günüydü ve Şabat Günü başlamak üzereydi. 
42N 023:055 İsayla birlikte Celileden gelen kadınlar da Yusufun ardından giderek mezarı ve İsanın cesedinin oraya nasıl konulduğunu gördüler. 
42N 023:056 Evlerine dönerek baharat ve güzel kokulu yağlar hazırladılar. Ama Şabat Günü, Tanrı'nın buyruğu uyarınca dinlendiler. 
42N 024:001 Kadınlar haftanın ilk günü, sabah çok erkenden, hazırlamış oldukları baharatı alıp mezara gittiler. 
42N 024:002 Taşı mezarın girişinden yuvarlanmış buldular. 
42N 024:003 Ama içeri girince Rab İsanın cesedini bulamadılar. 
42N 024:004 Onlar bu durum karşısında şaşırıp kalmışken, şimşek gibi parıldayan giysilere bürünmüş iki kişi yanlarında belirdi. 
42N 024:005 Korkuya kapılan kadınlar başlarını yere eğdiler. Adamlar ise onlara, ‹‹Diri olanı neden ölüler arasında arıyorsunuz?›› dediler. 
42N 024:006 ‹‹O burada yok, dirildi. Daha Celiledeyken size söylediğini anımsayın. 
42N 024:007 İnsanoğlunun günahlı insanların eline verilmesi, çarmıha gerilmesi ve üçüncü gün dirilmesi gerektiğini bildirmişti.›› 
42N 024:008 O zaman İsanın sözlerini anımsadılar. 
42N 024:009 Mezardan dönen kadınlar bütün bunları Onbirlere ve ötekilerin hepsine bildirdiler. 
42N 024:010 Bunları elçilere anlatanlar, Mecdelli Meryem, Yohanna, Yakupun annesi Meryem ve bunlarla birlikte bulunan öbür kadınlardı. 
42N 024:011 Ne var ki, bu sözler elçilere saçma geldi ve kadınlara inanmadılar. 
42N 024:012 Yine de, Petrus kalkıp mezara koştu. Eğilip içeri baktığında keten bezlerden başka bir şey görmedi. Olay karşısında şaşkına dönmüş bir halde oradan uzaklaştı. 
42N 024:013 Aynı gün öğrencilerden ikisi, Yeruşalimden altmış ok atımı uzaklıkta bulunan ve Emmaus denilen bir köye gitmekteydiler. 
42N 024:014 Bütün bu olup bitenleri kendi aralarında konuşuyorlardı. 
42N 024:015 Bunları konuşup tartışırlarken İsa yanlarına geldi ve onlarla birlikte yürümeye başladı. 
42N 024:016 Ama onların gözleri Onu tanıma gücünden yoksun bırakılmıştı. 
42N 024:017 İsa, ‹‹Yolda birbirinizle ne tartışıp duruyorsunuz?›› dedi. Üzgün bir halde, oldukları yerde durdular. 
42N 024:018 Bunlardan adı Kleopas olan Ona, ‹‹Yeruşalimde bulunup da bu günlerde orada olup bitenleri bilmeyen tek yabancı sen misin?›› diye karşılık verdi. 
42N 024:019 İsa onlara, ‹‹Hangi olup bitenleri?›› dedi. Ona, ‹‹Nasıralı İsayla ilgili olayları›› dediler. ‹‹O adam, Tanrının ve bütün halkın önünde gerek söz, gerek eylemde güçlü bir peygamberdi. 
42N 024:020 -23 253970 Başkâhinlerle yöneticilerimiz Onu, ölüm cezasına çarptırmak için valiye teslim ederek çarmıha gerdirdiler; oysa biz Onun, İsraili kurtaracak kişi olduğunu ummuştuk. Dahası var, bu olaylar olalı üç gün oldu ve aramızdan bazı kadınlar bizi şaşkına çevirdiler. Bu sabah erkenden mezara gittiklerinde, Onun cesedini bulamamışlar. Sonra geldiler, bir görümde, İsanın yaşamakta olduğunu bildiren melekler gördüklerini söylediler. 
42N 024:024 Bizimle birlikte olanlardan bazıları mezara gitmiş ve durumu, tam kadınların anlatmış olduğu gibi bulmuşlar. Ama Onu görmemişler.›› 
42N 024:025 İsa onlara, ‹‹Sizi akılsızlar! Peygamberlerin bütün söylediklerine inanmakta ağır davranan kişiler! 
42N 024:026 Mesihin bu acıları çekmesi ve yüceliğine kavuşması gerekli değil miydi?›› dedi. 
42N 024:027 Sonra Musanın ve bütün peygamberlerin yazılarından başlayarak, Kutsal Yazıların hepsinde kendisiyle ilgili olanları onlara açıkladı. 
42N 024:028 -29 254020 Gitmekte oldukları köye yaklaştıkları sırada İsa, yoluna devam edecekmiş gibi davrandı. Ama onlar, ‹‹Bizimle kal. Neredeyse akşam olacak, gün batmak üzere›› diyerek Onu zorladılar. Böylece İsa onlarla birlikte kalmak üzere içeri girdi. 
42N 024:030 Onlarla sofrada otururken İsa ekmek aldı, şükretti ve ekmeği bölüp onlara verdi. 
42N 024:031 O zaman onların gözleri açıldı ve kendisini tanıdılar. İsa ise gözlerinin önünden kayboldu. 
42N 024:032 Onlar birbirine, ‹‹Yolda kendisi bizimle konuşurken ve Kutsal Yazıları bize açıklarken yüreklerimiz nasıl da sevinçle çarpıyordu, değil mi?›› dediler. 
42N 024:033 Kalkıp hemen Yeruşalime döndüler. Onbirleri ve onlarla birlikte olanları toplanmış buldular. 
42N 024:034 Bunlar, ‹‹Rab gerçekten dirildi, Simuna görünmüş!›› diyorlardı. 
42N 024:035 Kendileri de yolda olup bitenleri ve ekmeği böldüğü zaman İsayı nasıl tanıdıklarını anlattılar. 
42N 024:036 Bunları anlatırlarken İsa gelip aralarında durdu. Onlara, ‹‹Size esenlik olsun!›› dedi. 
42N 024:037 Ürktüler, bir hayalet gördüklerini sanarak korkuya kapıldılar. 
42N 024:038 İsa onlara, ‹‹Neden telaşlanıyorsunuz? Neden kuşkular doğuyor içinizde?›› dedi. 
42N 024:039 ‹‹Ellerime, ayaklarıma bakın; işte benim! Dokunun da görün. Hayaletin eti kemiği olmaz, ama görüyorsunuz, benim var.›› 
42N 024:040 Bunu söyledikten sonra onlara ellerini ve ayaklarını gösterdi. 
42N 024:041 Sevinçten hâlâ inanamayan, şaşkınlık içindeki öğrencilerine, ‹‹Sizde yiyecek bir şey var mı?›› diye sordu. 
42N 024:042 Kendisine bir parça kızarmış balık verdiler. 
42N 024:043 İsa onu alıp gözlerinin önünde yedi. 
42N 024:044 Sonra onlara şöyle dedi: ‹‹Daha sizlerle birlikteyken, ‹Musanın Yasasında, peygamberlerin yazılarında ve Mezmurlarda benimle ilgili yazılmış olanların tümünün gerçekleşmesi gerektir› demiştim.›› 
42N 024:045 Bundan sonra Kutsal Yazıları anlayabilmeleri için zihinlerini açtı. 
42N 024:046 -47 254190 Onlara dedi ki, ‹‹Şöyle yazılmıştır: Mesih acı çekecek ve üçüncü gün ölümden dirilecek; günahların bağışlanması için tövbe çağrısı da Yeruşalimden başlayarak bütün uluslara Onun adıyla duyurulacak. 
42N 024:048 Sizler bu olayların tanıklarısınız. 
42N 024:049 Ben de Babamın vaat ettiğini size göndereceğim. Ama siz, yücelerden gelecek güçle kuşanıncaya dek kentte kalın.›› 
42N 024:050 İsa onları kentin dışına, Beytanyanın yakınlarına kadar götürdü. Ellerini kaldırarak onları kutsadı. 
42N 024:051 Ve onları kutsarken yanlarından ayrıldı, göğe alındı. 
42N 024:052 Öğrencileri Ona tapındılar ve büyük sevinç içinde Yeruşalime döndüler. 
42N 024:053 Sürekli tapınakta bulunuyor, Tanrı'yı övüyorlardı. 
43N 001:001 Başlangıçta Söz vardı. Söz Tanrıyla birlikteydi ve Söz Tanrıydı. 
43N 001:002 Başlangıçta O, Tanrıyla birlikteydi. 
43N 001:003 Her şey Onun aracılığıyla var oldu, var olan hiçbir şey Onsuz olmadı. 
43N 001:004 Yaşam Ondaydı ve yaşam insanların ışığıydı. 
43N 001:005 Işık karanlıkta parlar. Karanlık onu alt edemedi. 
43N 001:006 Tanrının gönderdiği Yahya adlı bir adam ortaya çıktı. 
43N 001:007 Tanıklık amacıyla, ışığa tanıklık etsin ve herkes onun aracılığıyla iman etsin diye geldi. 
43N 001:008 Kendisi ışık değildi, ama ışığa tanıklık etmeye geldi. 
43N 001:009 Dünyaya gelen, her insanı aydınlatan gerçek ışık vardı. 
43N 001:010 O, dünyadaydı, dünya Onun aracılığıyla var oldu, ama dünya Onu tanımadı. 
43N 001:011 Kendi yurduna geldi, ama kendi halkı Onu kabul etmedi. 
43N 001:012 Kendisini kabul edip adına iman edenlerin hepsine Tanrının çocukları olma hakkını verdi. 
43N 001:013 Onlar ne kandan, ne beden ne de insan isteğinden doğdular; tersine, Tanrıdan doğdular. 
43N 001:014 Söz, insan olup aramızda yaşadı. Onun yüceliğini -Babadan gelen, lütuf ve gerçekle dolu biricik Oğulun yüceliğini- gördük. 
43N 001:015 Yahya Ona tanıklık etti. Yüksek sesle şöyle dedi: ‹‹ ‹Benden sonra gelen benden üstündür. Çünkü O benden önce vardı› diye sözünü ettiğim kişi budur.›› 
43N 001:016 Nitekim hepimiz Onun doluluğundan lütuf üzerine lütuf aldık. 
43N 001:017 Kutsal Yasa Musa aracılığıyla verildi, ama lütuf ve gerçek İsa Mesih aracılığıyla geldi. 
43N 001:018 Tanrıyı hiçbir zaman hiç kimse görmedi. Babanın bağrında bulunan ve Tanrı olan biricik Oğul Onu tanıttı. 
43N 001:019 -20 254440 Yahudi yetkililer Yahyaya, ‹‹Sen kimsin?›› diye sormak üzere Yeruşalimden kâhinlerle Levilileri gönderdikleri zaman Yahyanın tanıklığı şöyle oldu -açıkça konuştu, inkâr etmedi- ‹‹Ben Mesih değilim›› diye açıkça konuştu. 
43N 001:021 Onlar da kendisine, ‹‹Öyleyse sen kimsin? İlyas mısın?›› diye sordular. O da, ‹‹Değilim›› dedi. ‹‹Sen beklediğimiz peygamber misin?›› sorusuna, ‹‹Hayır›› yanıtını verdi. 
43N 001:022 Bu kez, ‹‹Kim olduğunu söyle de bizi gönderenlere bir yanıt verelim›› dediler. ‹‹Kendin için ne diyorsun?›› 
43N 001:023 Yahya, ‹‹Peygamber Yeşayanın dediği gibi, ‹Rabbin yolunu düzleyin› diye çölde haykıranın sesiyim ben›› dedi. 
43N 001:024 -25 254480 Yahyaya gönderilen bazı Ferisiler ona, ‹‹Sen Mesih, İlyas ya da beklediğimiz peygamber değilsen, niye vaftiz ediyorsun?›› diye sordular. 
43N 001:026 Yahya onlara şöyle yanıt verdi: ‹‹Ben suyla vaftiz ediyorum, ama aranızda tanımadığınız biri duruyor. 
43N 001:027 Benden sonra gelen Odur. Ben Onun çarığının bağını çözmeye bile layık değilim.›› 
43N 001:028 Bütün bunlar Şeria Irmağının ötesinde bulunan Beytanyada, Yahyanın vaftiz ettiği yerde oldu. 
43N 001:029 Yahya ertesi gün İsanın kendisine doğru geldiğini görünce şöyle dedi: ‹‹İşte, dünyanın günahını ortadan kaldıran Tanrı Kuzusu! 
43N 001:030 Kendisi için, ‹Benden sonra biri geliyor, O benden üstündür. Çünkü O benden önce vardı› dediğim kişi işte budur. 
43N 001:031 Ben Onu tanımıyordum, ama İsrailin Onu tanıması için ben suyla vaftiz ederek geldim.›› 
43N 001:032 Yahya tanıklığını şöyle sürdürdü: ‹‹Ruhun güvercin gibi gökten indiğini, Onun üzerinde durduğunu gördüm. 
43N 001:033 Ben Onu tanımıyordum. Ama suyla vaftiz etmek için beni gönderen, ‹Ruhun kimin üzerine inip durduğunu görürsen, Kutsal Ruhla vaftiz eden Odur› dedi. 
43N 001:034 Ben de gördüm ve ‹Tanrının Oğlu budur› diye tanıklık ettim.›› 
43N 001:035 Ertesi gün Yahya yine öğrencilerinden ikisiyle birlikteydi. 
43N 001:036 Oradan geçen İsaya bakarak, ‹‹İşte Tanrı Kuzusu!›› dedi. 
43N 001:037 Onun söylediklerini duyan iki öğrenci İsanın ardından gitti. 
43N 001:038 İsa arkasına dönüp ardından geldiklerini görünce, ‹‹Ne arıyorsunuz?›› diye sordu. Onlar da, ‹‹Rabbî, nerede oturuyorsun?›› dediler. Rabbî, öğretmenim anlamına gelir. 
43N 001:039 İsa, ‹‹Gelin, görün›› dedi. Gidip Onun nerede oturduğunu gördüler ve o gün Onunla kaldılar. Saat dört sularıydı. 
43N 001:040 Yahyayı işitip İsanın ardından giden iki kişiden biri Simun Petrusun kardeşi Andreastı. 
43N 001:041 Andreas önce kendi kardeşi Simunu bularak ona, ‹‹Biz Mesihi bulduk›› dedi. Mesih, meshedilmiş anlamına gelir. 
43N 001:042 Andreas kardeşini İsaya götürdü. İsa ona baktı, ‹‹Sen Yuhannanın oğlu Simunsun. Kefas diye çağrılacaksın›› dedi. Kefas, kaya anlamına gelir. 
43N 001:043 Ertesi gün İsa, Celileye gitmeye karar verdi. Filipusu bulup ona, ‹‹Ardımdan gel›› dedi. 
43N 001:044 Filipus da Andreas ile Petrusun kenti olan Beytsaydadandı. 
43N 001:045 Filipus, Nataneli bularak ona, ‹‹Musanın Kutsal Yasada hakkında yazdığı, peygamberlerin de sözünü ettiği kişiyi, Yusuf oğlu Nasıralı İsayı bulduk›› dedi. 
43N 001:046 Natanel Filipusa, ‹‹Nasıradan iyi bir şey çıkabilir mi?›› diye sordu. Filipus, ‹‹Gel de gör›› dedi. 
43N 001:047 İsa, Natanelin kendisine doğru geldiğini görünce onun için, ‹‹İşte, içinde hile olmayan gerçek bir İsrailli!›› dedi. 
43N 001:048 Natanel, ‹‹Beni nereden tanıyorsun?›› diye sordu. İsa, ‹‹Filipus çağırmadan önce seni incir ağacının altında gördüm›› yanıtını verdi. 
43N 001:049 Natanel, ‹‹Rabbî, sen Tanrının Oğlusun, sen İsrailin Kralısın!›› dedi. 
43N 001:050 İsa ona dedi ki, ‹‹Seni incir ağacının altında gördüğümü söylediğim için mi inanıyorsun? Bunlardan daha büyük şeyler göreceksin.›› 
43N 001:051 Sonra da, ‹‹Size doğrusunu söyleyeyim, göğün açıldığını, Tanrı meleklerinin İnsanoğlu üzerinde yükselip indiklerini göreceksiniz›› dedi. 
43N 002:001 Üçüncü gün Celilenin Kana Köyünde bir düğün vardı. İsanın annesi de oradaydı. 
43N 002:002 İsayla öğrencileri de düğüne çağrılmışlardı. 
43N 002:003 Şarap tükenince annesi İsaya, ‹‹Şarapları kalmadı›› dedi. 
43N 002:004 İsa, ‹‹Anne, benden ne istiyorsun? Benim saatim daha gelmedi›› dedi. 
43N 002:005 Annesi hizmet edenlere, ‹‹Size ne derse onu yapın›› dedi. 
43N 002:006 Yahudilerin geleneksel temizliği için oraya konmuş, her biri seksenle yüz yirmi litre alan altı taş küp vardı. 
43N 002:007 İsa hizmet edenlere, ‹‹Küpleri suyla doldurun›› dedi. Küpleri ağızlarına kadar doldurdular. 
43N 002:008 Sonra hizmet edenlere, ‹‹Şimdi biraz alıp şölen başkanına götürün›› dedi. Onlar da götürdüler. 
43N 002:009 -10 254830 Şölen başkanı, şaraba dönüşmüş suyu tattı. Bunun nereden geldiğini bilmiyordu, oysa suyu küpten alan hizmetkârlar biliyorlardı. Şölen başkanı güveyi çağırıp, ‹‹Herkes önce iyi şarabı, çok içildikten sonra da kötüsünü sunar›› dedi, ‹‹Ama sen iyi şarabı şimdiye dek saklamışsın.›› 
43N 002:011 İsa bu ilk doğaüstü belirtisini Celilenin Kana Köyünde gerçekleştirdi ve yüceliğini gösterdi. Öğrencileri de Ona iman ettiler. 
43N 002:012 Bundan sonra İsa, annesi, kardeşleri ve öğrencileri Kefarnahuma gidip orada birkaç gün kaldılar. 
43N 002:013 Yahudilerin Fısıh Bayramı yakındı. İsa da Yeruşalime gitti. 
43N 002:014 Tapınağın avlusunda sığır, koyun ve güvercin satanları, orada oturmuş para bozanları gördü. 
43N 002:015 İpten bir kamçı yaparak hepsini koyunlar ve sığırlarla birlikte tapınaktan kovdu, para bozanların paralarını döküp masalarını devirdi. 
43N 002:016 Güvercin satanlara, ‹‹Bunları buradan kaldırın, Babamın evini pazar yerine çevirmeyin!›› dedi. 
43N 002:017 Öğrencileri, ‹‹Evin için gösterdiğim gayret beni yiyip bitirecek›› diye yazılmış olan sözü hatırladılar. 
43N 002:018 Yahudi yetkililer İsaya, ‹‹Bunları yaptığına göre, bize nasıl bir belirti göstereceksin?›› diye sordular. 
43N 002:019 İsa şu yanıtı verdi: ‹‹Bu tapınağı yıkın, üç günde onu yeniden kuracağım.›› 
43N 002:020 Yahudi yetkililer, ‹‹Bu tapınak kırk altı yılda yapıldı, sen onu üç günde mi kuracaksın?›› dediler. 
43N 002:021 Ama İsanın sözünü ettiği tapınak kendi bedeniydi. 
43N 002:022 İsa ölümden dirilince öğrencileri bu sözü söylediğini hatırladılar, Kutsal Yazıya ve İsanın söylediği bu söze iman ettiler. 
43N 002:023 Fısıh Bayramında İsanın Yeruşalimde bulunduğu sırada gerçekleştirdiği belirtileri gören birçokları Onun adına iman ettiler. 
43N 002:024 Ama İsa bütün insanların yüreğini bildiği için onlara güvenmiyordu. 
43N 002:025 İnsan hakkında kimsenin O'na bir şey söylemesine gerek yoktu. Çünkü kendisi insanın içinden geçenleri biliyordu. 
43N 003:001 -2 254990 Yahudilerin Nikodim adlı bir önderi vardı. Ferisilerden olan bu adam bir gece İsaya gelerek, ‹‹Rabbî, senin Tanrıdan gelmiş bir öğretmen olduğunu biliyoruz. Çünkü Tanrı kendisiyle olmadıkça kimse senin yaptığın bu mucizeleri yapamaz›› dedi. 
43N 003:003 İsa ona şu karşılığı verdi: ‹‹Sana doğrusunu söyleyeyim, bir kimse yeniden doğmadıkça Tanrının Egemenliğini göremez.›› 
43N 003:004 Nikodim, ‹‹Yaşlanmış bir adam nasıl doğabilir? Annesinin rahmine ikinci kez girip doğabilir mi?›› diye sordu. 
43N 003:005 İsa şöyle yanıt verdi: ‹‹Sana doğrusunu söyleyeyim, bir kimse sudan ve Ruhtan doğmadıkça Tanrının Egemenliğine giremez. 
43N 003:006 Bedenden doğan bedendir, Ruhtan doğan ruhtur. 
43N 003:007 Sana, ‹Yeniden doğmalısınız› dediğime şaşma. 
43N 003:008 Yel dilediği yerde eser; sesini işitirsin, ama nereden gelip nereye gittiğini bilemezsin. Ruhtan doğan herkes böyledir.›› 
43N 003:009 Nikodim İsaya, ‹‹Bunlar nasıl olabilir?›› diye sordu. 
43N 003:010 İsa ona şöyle yanıt verdi: ‹‹Sen İsrailin öğretmeni olduğun halde bunları anlamıyor musun? 
43N 003:011 Sana doğrusunu söyleyeyim, biz bildiğimizi söylüyoruz, gördüğümüze tanıklık ediyoruz. Sizler ise bizim tanıklığımızı kabul etmiyorsunuz. 
43N 003:012 Sizlere yeryüzüyle ilgili şeyleri söylediğim zaman inanmazsanız, gökle ilgili şeyleri söylediğimde nasıl inanacaksınız? 
43N 003:013 Gökten inmiş olan İnsanoğlundan başka hiç kimse göğe çıkmamıştır. 
43N 003:014 Musa çölde yılanı nasıl yukarı kaldırdıysa, İnsanoğlunun da öylece yukarı kaldırılması gerekir. 
43N 003:015 Öyle ki, Ona iman eden herkes sonsuz yaşama kavuşsun. 
43N 003:016 ‹‹Çünkü Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlunu verdi. Öyle ki, Ona iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın, hepsi sonsuz yaşama kavuşsun. 
43N 003:017 Tanrı, Oğlunu dünyayı yargılamak için göndermedi, dünya Onun aracılığıyla kurtulsun diye gönderdi. 
43N 003:018 Ona iman eden yargılanmaz, iman etmeyen ise zaten yargılanmıştır. Çünkü Tanrının biricik Oğlunun adına iman etmemiştir. 
43N 003:019 Yargı da şudur: Dünyaya ışık geldi, ama insanlar ışık yerine karanlığı sevdiler. Çünkü yaptıkları işler kötüydü. 
43N 003:020 Kötülük yapan herkes ışıktan nefret eder ve yaptıkları açığa çıkmasın diye ışığa yaklaşmaz. 
43N 003:021 Ama gerçeği uygulayan kişi yaptıklarını, Tanrıya dayanarak yaptığını göstermek için ışığa gelir.›› 
43N 003:022 Bundan sonra İsayla öğrencileri Yahudiye diyarına gittiler. İsa onlarla birlikte orada bir süre kalarak vaftiz etti. 
43N 003:023 Yahya da Salim yakınındaki Aynonda vaftiz ediyordu. Çünkü orada bol su vardı. İnsanlar gelip vaftiz oluyorlardı. 
43N 003:024 Yahya henüz hapse atılmamıştı. 
43N 003:025 O sıralarda Yahyanın öğrencileriyle bir Yahudi arasında temizlenme konusunda bir tartışma çıktı. 
43N 003:026 Öğrencileri Yahyaya gelerek, ‹‹Rabbî›› dediler, ‹‹Şeria Irmağının karşı yakasında birlikte olduğun ve kendisi için tanıklık ettiğin adam var ya, işte O vaftiz ediyor, herkes de Ona gidiyor.›› 
43N 003:027 Yahya şöyle yanıt verdi: ‹‹İnsan, kendisine gökten verilmedikçe hiçbir şey alamaz. 
43N 003:028 ‹Ben Mesih değilim, ama Onun öncüsü olarak gönderildim› dediğime siz kendiniz tanıksınız. 
43N 003:029 Gelin kiminse, güvey odur. Ama güveyin yanında duran ve onu dinleyen dostu onun sesini işitince çok sevinir. İşte benim sevincim böylece tamamlandı. 
43N 003:030 O büyümeli, bense küçülmeliyim.›› 
43N 003:031 Yukarıdan gelen, herkesten üstündür. Dünyadan olan dünyaya aittir ve dünyadan söz eder. Gökten gelen ise, herkesten üstündür. 
43N 003:032 Ne görmüş ne işitmişse ona tanıklık eder, ama tanıklığını kimse kabul etmez. 
43N 003:033 Onun tanıklığını kabul eden, Tanrının gerçek olduğuna mührünü basmıştır. 
43N 003:034 Tanrının gönderdiği kişi Tanrının sözlerini söyler. Çünkü Tanrı, Ruhu ölçüyle vermez. 
43N 003:035 Baba Oğulu sever; her şeyi Ona teslim etmiştir. 
43N 003:036 Oğul'a iman edenin sonsuz yaşamı vardır. Ama Oğul'un sözünü dinlemeyen yaşamı görmeyecektir. Tanrı'nın gazabı böylesinin üzerinde kalır. 
43N 004:001 -3 255340 Ferisiler, İsanın Yahyadan daha çok öğrenci edinip vaftiz ettiğini duydular -aslında İsanın kendisi değil, öğrencileri vaftiz ediyorlardı- İsa bunu öğrenince Yahudiyeden ayrılıp yine Celileye gitti. 
43N 004:004 Giderken Samiriyeden geçmesi gerekiyordu. 
43N 004:005 Böylece Samiriyenin Sihar denilen kentine geldi. Burası Yakupun kendi oğlu Yusufa vermiş olduğu toprağın yakınındaydı. 
43N 004:006 Yakupun kuyusu da oradaydı. İsa, yolculuktan yorulmuş olduğu için kuyunun yanına oturmuştu. Saat on iki sularıydı. 
43N 004:007 Samiriyeli bir kadın su çekmeye geldi. İsa ona, ‹‹Bana su ver, içeyim›› dedi. 
43N 004:008 İsanın öğrencileri yiyecek satın almak için kente gitmişlerdi. 
43N 004:009 Samiriyeli kadın, ‹‹Sen Yahudisin, bense Samiriyeli bir kadınım›› dedi, ‹‹Nasıl olur da benden su istersin?›› Çünkü Yahudilerin Samiriyelilerle ilişkileri yoktur. 
43N 004:010 İsa kadına şu yanıtı verdi: ‹‹Eğer sen Tanrının armağanını ve sana, ‹Bana su ver, içeyim› diyenin kim olduğunu bilseydin, sen Ondan dilerdin, O da sana yaşam suyunu verirdi.›› 
43N 004:011 Kadın, ‹‹Efendim›› dedi, ‹‹Su çekecek bir şeyin yok, kuyu da derin, yaşam suyunu nereden bulacaksın? 
43N 004:012 Sen, bu kuyuyu bize vermiş, kendisi, oğulları ve davarları ondan içmiş olan atamız Yakuptan daha mı büyüksün?›› 
43N 004:013 İsa şöyle yanıt verdi: ‹‹Bu sudan her içen yine susayacak. 
43N 004:014 Oysa benim vereceğim sudan içen sonsuza dek susamaz. Benim vereceğim su, içende sonsuz yaşam için fışkıran bir pınar olacak.›› 
43N 004:015 Kadın, ‹‹Efendim›› dedi, ‹‹Bu suyu bana ver. Böylece ne susayayım, ne de su çekmek için buraya kadar geleyim.›› 
43N 004:016 İsa, ‹‹Git, kocanı çağır ve buraya gel›› dedi. 
43N 004:017 Kadın, ‹‹Kocam yok›› diye yanıtladı. İsa, ‹‹Kocam yok demekle doğruyu söyledin›› dedi. 
43N 004:018 ‹‹Beş kocaya vardın. Şimdi birlikte yaşadığın adam kocan değil. Doğruyu söyledin.›› 
43N 004:019 Kadın, ‹‹Efendim, anlıyorum, sen bir peygambersin›› dedi. 
43N 004:020 ‹‹Atalarımız bu dağda tapındılar, ama sizler tapılması gereken yerin Yeruşalimde olduğunu söylüyorsunuz.›› 
43N 004:021 İsa ona şöyle dedi: ‹‹Kadın, bana inan, öyle bir saat geliyor ki, Babaya ne bu dağda, ne de Yeruşalimde tapınacaksınız! 
43N 004:022 Siz bilmediğinize tapıyorsunuz, biz bildiğimize tapıyoruz. Çünkü kurtuluş Yahudilerdendir. 
43N 004:023 Ama içtenlikle tapınanların Babaya ruhta ve gerçekte tapınacakları saat geliyor. İşte, o saat şimdidir. Baba da kendisine böyle tapınanları arıyor. 
43N 004:024 Tanrı ruhtur, Ona tapınanlar da ruhta ve gerçekte tapınmalıdırlar.›› 
43N 004:025 Kadın İsaya, ‹‹Mesih denilen meshedilmiş Olanın geleceğini biliyorum›› dedi, ‹‹O gelince bize her şeyi bildirecek.›› 
43N 004:026 İsa, ‹‹Seninle konuşan ben, Oyum›› dedi. 
43N 004:027 Bu sırada İsanın öğrencileri geldiler. Onun bir kadınla konuşmasına şaştılar. Bununla birlikte hiçbiri, ‹‹Ne istiyorsun?›› ya da, ‹‹O kadınla neden konuşuyorsun?›› demedi. 
43N 004:028 -29 255590 Sonra kadın su testisini bırakarak kente gitti ve halka şöyle dedi: ‹‹Gelin, yaptığım her şeyi bana söyleyen adamı görün. Acaba Mesih bu mudur?›› 
43N 004:030 Halk da kentten çıkıp İsaya doğru gelmeye başladı. 
43N 004:031 Bu arada öğrencileri Ona, ‹‹Rabbî, yemek ye!›› diye rica ediyorlardı. 
43N 004:032 Ama İsa, ‹‹Benim, sizin bilmediğiniz bir yiyeceğim var›› dedi. 
43N 004:033 Öğrenciler birbirlerine, ‹‹Acaba biri Ona yiyecek mi getirdi?›› diye sordular. 
43N 004:034 İsa, ‹‹Benim yemeğim, beni gönderenin isteğini yerine getirmek ve Onun işini tamamlamaktır›› dedi. 
43N 004:035 ‹‹Sizler, ‹Ekinleri biçmeye daha dört ay var› demiyor musunuz? İşte, size söylüyorum, başınızı kaldırıp tarlalara bakın. Ekinler sararmış, biçilmeye hazır! 
43N 004:036 Eken ve biçen birlikte sevinsinler diye, biçen kişi şimdiden ücretini alır ve sonsuz yaşam için ürün toplar. 
43N 004:037 ‹Biri eker, başkası biçer› sözü bu durumda doğrudur. 
43N 004:038 Ben sizi, emek vermediğiniz bir ürünü biçmeye gönderdim. Başkaları emek verdiler, siz ise onların emeğinden yararlandınız.›› 
43N 004:039 O kentten birçok Samiriyeli, ‹‹Yaptığım her şeyi bana söyledi›› diye tanıklık eden kadının sözü üzerine İsaya iman etti. 
43N 004:040 Samiriyeliler Ona gelip yanlarında kalması için rica ettiler. O da orada iki gün kaldı. 
43N 004:041 Onun sözü üzerine daha birçokları iman etti. 
43N 004:042 Bunlar kadına, ‹‹Bizim iman etmemizin nedeni artık senin sözlerin değil›› diyorlardı. ‹‹Kendimiz işittik, Onun gerçekten dünyanın Kurtarıcısı olduğunu biliyoruz.›› 
43N 004:043 Bu iki günden sonra İsa oradan ayrılıp Celileye gitti. 
43N 004:044 İsanın kendisi, bir peygamberin kendi memleketinde saygı görmediğine tanıklık etmişti. 
43N 004:045 Celileye geldiği zaman Celileliler Onu iyi karşıladılar. Çünkü onlar da bayram için gitmişler ve bayramda Onun Yeruşalimde yaptığı her şeyi görmüşlerdi. 
43N 004:046 İsa yine, suyu şaraba çevirdiği Celilenin Kana Köyüne geldi. Orada saraya bağlı bir memur vardı. Oğlu Kefarnahumda hastaydı. 
43N 004:047 Adam, İsanın Yahudiyeden Celileye geldiğini işitince yanına gitti, evine gelip ölmek üzere olan oğlunu iyileştirmesi için Ona yalvardı. 
43N 004:048 İsa adama, ‹‹Sizler belirtiler ve harikalar görmedikçe iman etmeyeceksiniz›› dedi. 
43N 004:049 Saray memuru İsaya, ‹‹Efendim, çocuğum ölmeden yetiş!›› dedi. 
43N 004:050 İsa, ‹‹Git, oğlun yaşayacak›› dedi. Adam, İsanın söylediği söze iman ederek gitti. 
43N 004:051 Daha yoldayken köleleri onu karşılayıp oğlunun yaşadığını bildirdiler. 
43N 004:052 Adam onlara, oğlunun iyileşmeye başladığı saati sordu. ‹‹Dün öğle üstü saat birde ateşi düştü›› dediler. 
43N 004:053 Baba bunun, İsanın, ‹‹Oğlun yaşayacak›› dediği saat olduğunu anladı. Kendisi ve bütün ev halkı iman etti. 
43N 004:054 İsa, bu ikinci belirtiyi de Yahudiye'den Celile'ye döndükten sonra gerçekleştirdi. 
43N 005:001 İsa bundan sonra Yahudilerin bir bayramı nedeniyle Yeruşalime gitti. 
43N 005:002 Yeruşalimde Koyun Kapısı yanında, İbranicede Beytesta denilen beş eyvanlı bir havuz vardır. 
43N 005:003 -4 255870 Bu eyvanların altında kör, kötürüm, felçli hastalardan bir kalabalık yatardı. 
43N 005:005 Orada otuz sekiz yıldır hasta olan bir adam vardı. 
43N 005:006 İsa hasta yatan bu adamı görünce ve uzun zamandır bu durumda olduğunu anlayınca, ‹‹İyi olmak ister misin?›› diye sordu. 
43N 005:007 Hasta şöyle yanıt verdi: ‹‹Efendim, su çalkandığı zaman beni havuza indirecek kimsem yok, tam gireceğim an benden önce başkası giriyor.›› 
43N 005:008 İsa ona, ‹‹Kalk, şilteni topla ve yürü›› dedi. 
43N 005:009 Adam o anda iyileşti. Şiltesini toplayıp yürümeye başladı. O gün Şabat Günüydü. 
43N 005:010 Bu yüzden Yahudi yetkililer iyileşen adama, ‹‹Bugün Şabat Günü›› dediler, ‹‹Şilteni toplaman yasaktır.›› 
43N 005:011 Ama adam onlara şöyle yanıt verdi: ‹‹Beni iyileştiren kişi bana, ‹Şilteni topla ve yürü› dedi.›› 
43N 005:012 ‹‹Sana, ‹Şilteni topla ve yürü› diyen adam kim?›› diye sordular. 
43N 005:013 İyileşen adam ise Onun kim olduğunu bilmiyordu. Orası kalabalıktı, İsa da çekilip gitmişti. 
43N 005:014 İsa daha sonra adamı tapınakta buldu. ‹‹Bak, iyi oldun. Artık günah işleme de başına daha kötü bir şey gelmesin›› dedi. 
43N 005:015 Adam gidip Yahudi yetkililere kendisini iyileştirenin İsa olduğunu bildirdi. 
43N 005:016 Şabat Günü böyle şeyler yaptığı için İsaya zulmetmeye başladılar. 
43N 005:017 Ama İsa onlara şu karşılığı verdi: ‹‹Babam hâlâ çalışmaktadır, ben de çalışıyorum.›› 
43N 005:018 İşte bu nedenle Yahudi yetkililer Onu öldürmek için daha çok gayret ettiler. Çünkü yalnız Şabat Günü düzenini bozmakla kalmamış, Tanrının kendi Babası olduğunu söyleyerek kendisini Tanrıya eşit kılmıştı. 
43N 005:019 İsa Yahudi yetkililere şöyle karşılık verdi: ‹‹Size doğrusunu söyleyeyim, Oğul, Babanın yaptıklarını görmedikçe kendiliğinden bir şey yapamaz. Baba ne yaparsa Oğul da aynı şeyi yapar. 
43N 005:020 Çünkü Baba Oğulu sever ve yaptıklarının hepsini Ona gösterir. Şaşasınız diye Ona bunlardan daha büyük işler de gösterecektir. 
43N 005:021 Baba nasıl ölüleri diriltip onlara yaşam veriyorsa, Oğul da dilediği kimselere yaşam verir. 
43N 005:022 Baba kimseyi yargılamaz, bütün yargılama işini Oğula vermiştir. 
43N 005:023 Öyle ki, herkes Babayı onurlandırdığı gibi Oğulu onurlandırsın. Oğulu onurlandırmayan, Onu gönderen Babayı da onurlandırmaz. 
43N 005:024 ‹‹Size doğrusunu söyleyeyim, sözümü işitip beni gönderene iman edenin sonsuz yaşamı vardır. Böyle biri yargılanmaz, ölümden yaşama geçmiştir. 
43N 005:025 Size doğrusunu söyleyeyim, ölülerin Tanrı Oğlunun sesini işitecekleri ve işitenlerin yaşayacakları saat geliyor, geldi bile. 
43N 005:026 Çünkü Baba, kendisinde yaşam olduğu gibi, Oğula da kendisinde yaşam olma özelliğini verdi. 
43N 005:027 Ona yargılama yetkisini de verdi. Çünkü O İnsanoğludur. 
43N 005:028 Buna şaşmayın. Mezarda olanların hepsinin Onun sesini işitecekleri saat geliyor. 
43N 005:029 Ve onlar mezarlarından çıkacaklar. İyilik yapmış olanlar yaşamak, kötülük yapmış olanlar yargılanmak üzere dirilecekler.›› 
43N 005:030 ‹‹Ben kendiliğimden hiçbir şey yapamam. İşittiğim gibi yargılarım ve benim yargım adildir. Çünkü amacım kendi istediğimi değil, beni gönderenin istediğini yapmaktır. 
43N 005:031 Eğer kendim için ben tanıklık edersem, tanıklığım geçerli olmaz. 
43N 005:032 Ama benim için tanıklık eden başka biri vardır. Onun benim için ettiği tanıklığın geçerli olduğunu bilirim. 
43N 005:033 Siz Yahyaya adamlar gönderdiniz, o da gerçeğe tanıklık etti. 
43N 005:034 İnsanın tanıklığını kabul ettiğim için değil, kurtulmanız için bunları söylüyorum. 
43N 005:035 Yahya, yanan ve ışık saçan bir çıraydı. Sizler onun ışığında bir süre için coşmak istediniz. 
43N 005:036 Ama benim, Yahyanınkinden daha büyük bir tanıklığım var. Tamamlamam için Babanın bana verdiği işler, şu yaptığım işler, beni Babanın gönderdiğine tanıklık ediyor. 
43N 005:037 Beni gönderen Baba da benim için tanıklık etmiştir. Siz hiçbir zaman ne Onun sesini işittiniz, ne de şeklini gördünüz. 
43N 005:038 Onun sözü sizde yaşamıyor. Çünkü Onun gönderdiği kişiye iman etmiyorsunuz. 
43N 005:039 Kutsal Yazıları araştırıyorsunuz. Çünkü bunlar aracılığıyla sonsuz yaşama sahip olduğunuzu sanıyorsunuz. Bana tanıklık eden de bu yazılardır! 
43N 005:040 Öyleyken siz, yaşama kavuşmak için bana gelmek istemiyorsunuz. 
43N 005:041 ‹‹İnsanlardan övgü kabul etmiyorum. 
43N 005:042 Ama ben sizi bilirim, içinizde Tanrı sevgisi yoktur. 
43N 005:043 Ben Babamın adına geldim, ama beni kabul etmiyorsunuz. Oysa başka birisi kendi adına gelirse, onu kabul edeceksiniz. 
43N 005:044 Birbirinizden övgüler kabul ediyor, ama tek olan Tanrının övgüsünü kazanmaya çalışmıyorsunuz. Bu durumda nasıl iman edebilirsiniz? 
43N 005:045 Babanın önünde sizi suçlayacağımı sanmayın. Sizi suçlayan, umut bağladığınız Musadır. 
43N 005:046 Musaya iman etmiş olsaydınız, bana da iman ederdiniz. Çünkü o benim hakkımda yazmıştır. 
43N 005:047 Ama onun yazılarına iman etmezseniz, benim sözlerime nasıl iman edeceksiniz?›› 
43N 006:001 Bundan sonra İsa, Celile -Taberiye- Gölünün karşı yakasına geçti. 
43N 006:002 Ardından büyük bir kalabalık gidiyordu. Çünkü hastalar üzerinde yaptığı mucizeleri görmüşlerdi. 
43N 006:003 İsa dağa çıkıp orada öğrencileriyle birlikte oturdu. 
43N 006:004 Yahudilerin Fısıh Bayramı yakındı. 
43N 006:005 İsa başını kaldırıp büyük bir kalabalığın kendisine doğru geldiğini görünce Filipusa, ‹‹Bunları doyurmak için nereden ekmek alalım?›› diye sordu. 
43N 006:006 Bu sözü onu denemek için söyledi, aslında kendisi ne yapacağını biliyordu. 
43N 006:007 Filipus Ona şu yanıtı verdi: ‹‹Her birinin bir lokma yiyebilmesi için iki yüz dinarlık ekmek bile yetmez.›› 
43N 006:008 -9 256380 Öğrencilerinden biri, Simun Petrusun kardeşi Andreas, İsaya dedi ki, ‹‹Burada beş arpa ekmeğiyle iki balığı olan bir çocuk var. Ama bu kadar adam için bunlar nedir ki?›› 
43N 006:010 İsa, ‹‹Halkı yere oturtun›› dedi. Orası çayırlıktı. Böylece halk yere oturdu. Yaklaşık beş bin erkek vardı. 
43N 006:011 İsa ekmekleri aldı, şükrettikten sonra oturanlara dağıttı. Balıklardan da istedikleri kadar verdi. 
43N 006:012 Herkes doyunca İsa öğrencilerine, ‹‹Artakalan parçaları toplayın, hiçbir şey ziyan olmasın›› dedi. 
43N 006:013 Onlar da topladılar. Yedikleri beş arpa ekmeğinden artakalan parçalarla on iki sepet doldurdular. 
43N 006:014 Halk, İsanın yaptığı mucizeyi görünce, ‹‹Gerçekten dünyaya gelecek olan peygamber budur›› dedi. 
43N 006:015 İsa onların gelip kendisini kral yapmak üzere zorla götüreceklerini bildiğinden tek başına yine dağa çekildi. 
43N 006:016 Akşam olunca öğrencileri göle indiler. 
43N 006:017 Bir tekneye binerek gölün karşı yakasındaki Kefarnahuma doğru yol aldılar. Karanlık basmış, İsa henüz yanlarına gelmemişti. 
43N 006:018 Güçlü bir rüzgar estiğinden göl kabarmaya başladı. 
43N 006:019 Öğrenciler üç mil kadar kürek çektikten sonra, İsanın gölün üstünde yürüyerek tekneye yaklaştığını görünce korktular. 
43N 006:020 Ama İsa, ‹‹Korkmayın, benim!›› dedi. 
43N 006:021 Bunun üzerine Onu tekneye almak istediler. O anda tekne gidecekleri kıyıya ulaştı. 
43N 006:022 Ertesi gün, gölün karşı yakasında kalan halk, önceden orada sadece bir tek tekne bulunduğunu, İsanın kendi öğrencileriyle birlikte bu tekneye binmediğini, öğrencilerinin yalnız gittiklerini anladı. 
43N 006:023 Rabbin şükretmesinden sonra halkın ekmek yediği yerin yakınına Taberiyeden başka tekneler geldi. 
43N 006:024 Halk, İsanın ve öğrencilerinin orada olmadığını görünce teknelere binerek Kefarnahuma, İsayı aramaya gitti. 
43N 006:025 Onu gölün karşı yakasında buldukları zaman, ‹‹Rabbî, buraya ne zaman geldin?›› diye sordular. 
43N 006:026 İsa şöyle yanıt verdi: ‹‹Size doğrusunu söyleyeyim, doğaüstü belirtiler gördüğünüz için değil, ekmeklerden yiyip doyduğunuz için beni arıyorsunuz. 
43N 006:027 Geçici yiyecek için değil, sonsuz yaşam boyunca kalıcı yiyecek için çalışın. Bunu size İnsanoğlu verecek. Çünkü Baba Tanrı Ona bu onayı vermiştir.›› 
43N 006:028 Onlar da şunu sordular: ‹‹Tanrının istediği işleri yapmak için ne yapmalıyız?›› 
43N 006:029 İsa, ‹‹Tanrının işi Onun gönderdiği kişiye iman etmenizdir›› diye yanıt verdi. 
43N 006:030 Bunun üzerine, ‹‹Görüp sana iman etmemiz için nasıl bir belirti gerçekleştireceksin? Ne yapacaksın?›› dediler. 
43N 006:031 ‹‹Atalarımız çölde man yediler. Yazılmış olduğu gibi, ‹Yemeleri için onlara gökten ekmek verdi.› ›› 
43N 006:032 İsa onlara dedi ki, ‹‹Size doğrusunu söyleyeyim, gökten ekmeği size Musa vermedi, gökten size gerçek ekmeği Babam verir. 
43N 006:033 Çünkü Tanrının ekmeği, gökten inen ve dünyaya yaşam verendir.›› 
43N 006:034 Onlar da, ‹‹Efendimiz, bizlere her zaman bu ekmeği ver!›› dediler. 
43N 006:035 İsa, ‹‹Yaşam ekmeği Benim. Bana gelen asla acıkmaz, bana iman eden hiçbir zaman susamaz›› dedi. 
43N 006:036 ‹‹Ama ben size dedim ki, ‹Beni gördünüz, yine de iman etmiyorsunuz.› 
43N 006:037 Babanın bana verdiklerinin hepsi bana gelecek ve bana geleni asla kovmam. 
43N 006:038 Çünkü kendi isteğimi değil, beni gönderenin isteğini yerine getirmek için gökten indim. 
43N 006:039 Beni gönderenin isteği, bana verdiklerinden hiçbirini yitirmemem, son gün hepsini diriltmemdir. 
43N 006:040 Çünkü Babamın isteği, Oğulu gören ve Ona iman eden herkesin sonsuz yaşama kavuşmasıdır. Ben de böylelerini son günde dirilteceğim.›› 
43N 006:041 ‹‹Gökten inmiş olan ekmek Benim›› dediği için Yahudiler Ona karşı söylenmeye başladılar. 
43N 006:042 ‹‹Yusuf oğlu İsa değil mi bu?›› diyorlardı. ‹‹Annesini de, babasını da tanıyoruz. Şimdi nasıl oluyor da, ‹Gökten indim› diyor?›› 
43N 006:043 İsa, ‹‹Aranızda söylenmeyin›› dedi. 
43N 006:044 ‹‹Beni gönderen Baba bir kimseyi bana çekmedikçe, o kimse bana gelemez. Bana geleni de son günde dirilteceğim. 
43N 006:045 Peygamberlerin yazdığı gibi, ‹Tanrı onların hepsine kendi yollarını öğretecektir.› Babayı işiten ve Ondan öğrenen herkes bana gelir. 
43N 006:046 Bu, bir kimsenin Babayı gördüğü anlamına gelmez. Babayı sadece Tanrıdan gelen görmüştür. 
43N 006:047 Size doğrusunu söyleyeyim, iman edenin sonsuz yaşamı vardır. 
43N 006:048 Yaşam ekmeği Benim. 
43N 006:049 Atalarınız çölde man yediler, yine de öldüler. 
43N 006:050 Gökten inen öyle bir ekmek var ki, ondan yiyen ölmeyecek. 
43N 006:051 Gökten inmiş olan diri ekmek Benim. Bu ekmekten yiyen sonsuza dek yaşayacak. Dünyanın yaşamı uğruna vereceğim ekmek de benim bedenimdir.›› 
43N 006:052 Bunun üzerine Yahudiler, ‹‹Bu adam yememiz için bedenini bize nasıl verebilir?›› diyerek birbirleriyle çekişmeye başladılar. 
43N 006:053 İsa onlara şöyle dedi: ‹‹Size doğrusunu söyleyeyim, İnsanoğlunun bedenini yiyip kanını içmedikçe, sizde yaşam olmaz. 
43N 006:054 Bedenimi yiyenin, kanımı içenin sonsuz yaşamı vardır ve ben onu son günde dirilteceğim. 
43N 006:055 Çünkü bedenim gerçek yiyecek, kanım gerçek içecektir. 
43N 006:056 Bedenimi yiyip kanımı içen bende yaşar, ben de onda. 
43N 006:057 Yaşayan Baba beni gönderdiği ve ben Babanın aracılığıyla yaşadığım gibi, bedenimi yiyen de benim aracılığımla yaşayacak. 
43N 006:058 İşte gökten inmiş olan ekmek budur. Atalarınızın yedikleri man gibi değildir. Atalarınız öldüler. Oysa bu ekmeği yiyen sonsuza dek yaşar.›› 
43N 006:059 İsa bu sözleri Kefarnahumda havrada öğretirken söyledi. 
43N 006:060 Öğrencilerinin birçoğu bunu işitince, ‹‹Bu söz çok çetin, kim kabul edebilir?›› dediler. 
43N 006:061 Öğrencilerinin buna karşı söylendiğini anlayan İsa, ‹‹Bu sizi şaşırtıyor mu?›› dedi. 
43N 006:062 ‹‹Ya İnsanoğlunun önceden bulunduğu yere yükseldiğini görürseniz...? 
43N 006:063 Yaşam veren Ruhtur. Beden bir yarar sağlamaz. Sizlere söylediğim sözler ruhtur, yaşamdır. 
43N 006:064 Yine de aranızda iman etmeyenler var.›› İsa iman etmeyenlerin ve kendisine ihanet edecek kişinin kim olduğunu baştan beri biliyordu. 
43N 006:065 ‹‹Sizlere, ‹Babanın bana yöneltmediği hiç kimse bana gelemez› dememin nedeni budur›› dedi. 
43N 006:066 Bunun üzerine öğrencilerinin birçoğu geri döndüler, artık Onunla dolaşmaz oldular. 
43N 006:067 İsa o zaman Onikilere, ‹‹Siz de mi ayrılmak istiyorsunuz?›› diye sordu. 
43N 006:068 Simun Petrus şu yanıtı verdi: ‹‹Rab, biz kime gidelim? Sonsuz yaşamın sözleri sendedir. 
43N 006:069 İman ediyor ve biliyoruz ki, sen Tanrının Kutsalısın.›› 
43N 006:070 İsa onlara şu karşılığı verdi: ‹‹Siz Onikileri seçen ben değil miyim? Buna karşın içinizden biri iblistir.›› 
43N 006:071 Simun İskariot'un oğlu Yahuda'dan söz ediyordu. Çünkü Yahuda Onikiler'den biri olduğu halde İsa'ya ihanet edecekti. 
43N 007:001 Bundan sonra İsa Celilede dolaşmaya başladı. Yahudi yetkililer Onu öldürmeyi amaçladıkları için Yahudiyede dolaşmak istemiyordu. 
43N 007:002 Yahudilerin Çardak Bayramı yaklaşmıştı. 
43N 007:003 Bu nedenle İsanın kardeşleri Ona, ‹‹Buradan ayrıl, Yahudiyeye git›› dediler, ‹‹Öğrencilerin de yaptığın işleri görsünler. 
43N 007:004 Çünkü kendini açıkça tanıtmak isteyen bir kimse yaptıklarını gizlemez. Mademki bu şeyleri yapıyorsun, kendini dünyaya göster!›› 
43N 007:005 Kardeşleri bile Ona iman etmiyorlardı. 
43N 007:006 İsa onlara, ‹‹Benim zamanım daha gelmedi›› dedi, ‹‹Oysa sizin için zaman hep uygundur. 
43N 007:007 Dünya sizden nefret edemez, ama benden nefret ediyor. Çünkü yaptıklarının kötü olduğuna tanıklık ediyorum. 
43N 007:008 Siz bu bayramı kutlamaya gidin. Ben şimdilik gitmeyeceğim. Çünkü benim zamanım daha dolmadı.›› 
43N 007:009 İsa bu sözleri söyleyip Celilede kaldı. 
43N 007:010 Ne var ki, kardeşleri bayramı kutlamaya gidince, kendisi de gitti. Ancak açıktan açığa değil, gizlice gitti. 
43N 007:011 Yahudi yetkililer Onu bayram sırasında arıyor, ‹‹O nerede?›› diye soruyorlardı. 
43N 007:012 Kalabalık arasında Onunla ilgili bir sürü laf fısıldanıyordu. Bazıları, ‹‹İyi adamdır››, bazıları da, ‹‹Hayır, tam tersine, halkı saptırıyor›› diyorlardı. 
43N 007:013 Bununla birlikte yetkililerden korktukları için, hiç kimse Ondan açıkça söz etmiyordu. 
43N 007:014 Bayramın yarısı geçmişti. İsa tapınağa gidip öğretmeye başladı. 
43N 007:015 Yahudiler şaşırdılar. ‹‹Bu adam hiç öğrenim görmediği halde, nasıl bu kadar bilgili olabilir?›› dediler. 
43N 007:016 İsa onlara, ‹‹Benim öğretim benim değil, beni gönderenindir›› diye karşılık verdi. 
43N 007:017 ‹‹Eğer bir kimse Tanrının isteğini yerine getirmek istiyorsa, bu öğretinin Tanrıdan mı olduğunu, yoksa kendiliğimden mi konuştuğumu bilecektir. 
43N 007:018 Kendiliğinden konuşan kendini yüceltmek ister, ama kendisini göndereni yüceltmek isteyen doğrudur ve Onda haksızlık yoktur. 
43N 007:019 Musa size Kutsal Yasayı vermedi mi? Yine de hiçbiriniz Yasayı yerine getirmiyor. Neden beni öldürmek istiyorsunuz?›› 
43N 007:020 Kalabalık, ‹‹Cin çarpmış seni!›› dedi. ‹‹Seni öldürmek isteyen kim?›› 
43N 007:021 İsa, ‹‹Ben bir mucize yaptım, hepiniz şaşkına döndünüz›› diye yanıt verdi. 
43N 007:022 ‹‹Musa size sünneti buyurduğu için -aslında bu, Musadan değil, atalarınızdan kalmadır- Şabat Günü birini sünnet edersiniz. 
43N 007:023 Musanın Yasası bozulmasın diye Şabat Günü biri sünnet ediliyor da, Şabat Günü bir adamı tamamen iyileştirdim diye bana neden kızıyorsunuz? 
43N 007:024 Dış görünüşe göre yargılamayın, yargınız adil olsun.›› 
43N 007:025 Yeruşalimlilerin bazıları, ‹‹Öldürmek istedikleri adam bu değil mi?›› diyorlardı. 
43N 007:026 ‹‹Bakın, açıkça konuşuyor, Ona bir şey demiyorlar. Yoksa önderler Onun Mesih olduğunu gerçekten kabul ettiler mi? 
43N 007:027 Ama biz bu adamın nereden geldiğini biliyoruz. Oysa Mesih geldiği zaman Onun nereden geldiğini kimse bilmeyecek.›› 
43N 007:028 O sırada tapınakta öğreten İsa yüksek sesle şöyle dedi: ‹‹Hem beni tanıyorsunuz, hem de nereden olduğumu biliyorsunuz! Ben kendiliğimden gelmedim. Beni gönderen gerçektir. Onu siz tanımıyorsunuz. 
43N 007:029 Ben Onu tanırım. Çünkü ben Ondanım, beni O gönderdi.›› 
43N 007:030 Bunun üzerine Onu yakalamak istediler, ama kimse Ona el sürmedi. Çünkü Onun saati henüz gelmemişti. 
43N 007:031 Halktan birçok kişi ise Ona iman etti. ‹‹Mesih gelince, bunun yaptıklarından daha mı çok mucize yapacak?›› diyorlardı. 
43N 007:032 Ferisiler halkın İsa hakkında böyle fısıldaştığını duydular. Başkâhinler ve Ferisiler Onu yakalamak için görevliler gönderdiler. 
43N 007:033 İsa, ‹‹Kısa bir süre daha sizinleyim›› dedi, ‹‹Sonra beni gönderene gideceğim. 
43N 007:034 Beni arayacaksınız ama bulamayacaksınız. Ve benim bulunduğum yere siz gelemezsiniz.›› 
43N 007:035 Bunun üzerine Yahudiler birbirlerine, ‹‹Bu adam nereye gidecek de biz Onu bulamayacağız?›› dediler. ‹‹Yoksa Grekler arasında dağılmış olanlara gidip Greklere mi öğretecek? 
43N 007:036 ‹Beni arayacaksınız ama bulamayacaksınız. Ve benim bulunduğum yere siz gelemezsiniz› diyor. Ne demek istiyor?›› 
43N 007:037 Bayramın son ve en önemli günü İsa ayağa kalktı, yüksek sesle şöyle dedi: ‹‹Bir kimse susamışsa bana gelsin, içsin. 
43N 007:038 Kutsal Yazıda dendiği gibi, bana iman edenin ‹içinden diri su ırmakları akacaktır.› ›› 
43N 007:039 Bunu, kendisine iman edenlerin alacağı Ruhla ilgili olarak söylüyordu. Ruh henüz verilmemişti. Çünkü İsa henüz yüceltilmemişti. 
43N 007:040 Halktan bazıları bu sözleri işitince, ‹‹Gerçekten beklediğimiz peygamber budur›› dediler. 
43N 007:041 Bazıları da, ‹‹Bu Mesihtir›› diyorlardı. Başkaları ise, ‹‹Olamaz! Mesih Celileden mi gelecek?›› dediler. 
43N 007:042 ‹‹Kutsal Yazıda, ‹Mesih, Davutun soyundan, Davutun yaşadığı Beytlehem Kentinden gelecek› denmemiş midir?›› 
43N 007:043 Böylece İsadan dolayı halk arasında ayrılık doğdu. 
43N 007:044 Bazıları Onu yakalamak istedilerse de, kimse Ona el sürmedi. 
43N 007:045 Görevliler geri dönünce, başkâhinlerle Ferisiler, ‹‹Niçin Onu getirmediniz?›› diye sordular. 
43N 007:046 Görevliler, ‹‹Hiç kimse hiçbir zaman bu adamın konuştuğu gibi konuşmamıştır›› karşılığını verdiler. 
43N 007:047 Ferisiler, ‹‹Yoksa siz de mi aldandınız?›› dediler. 
43N 007:048 ‹‹Önderlerden ya da Ferisilerden Ona iman eden oldu mu hiç? 
43N 007:049 Kutsal Yasayı bilmeyen bu halk lanetlidir.›› 
43N 007:050 -51 257500 İçlerinden biri, daha önce İsaya gelen Nikodim, onlara şöyle dedi: ‹‹Yasamıza göre, bir adamı dinlemeden, ne yaptığını öğrenmeden onu yargılamak doğru mu?›› 
43N 007:052 Ona, ‹‹Yoksa sen de mi Celiledensin?›› diye karşılık verdiler. ‹‹Araştır, bak, Celileden peygamber çıkmaz.›› 
43N 007:053 Bundan sonra herkes evine gitti. 
43N 008:001 İsa ise Zeytin Dağına gitti. 
43N 008:002 Ertesi sabah erkenden yine tapınağa döndü. Bütün halk Onun yanına geliyordu. O da oturup onlara öğretmeye başladı. 
43N 008:003 -4 257550 Din bilginleri ve Ferisiler, zina ederken yakalanmış bir kadın getirdiler. Kadını orta yere çıkararak İsaya, ‹‹Öğretmen, bu kadın tam zina ederken yakalandı›› dediler. 
43N 008:005 ‹‹Musa, Yasada bize böyle kadınların taşlanmasını buyurdu, sen ne dersin?›› 
43N 008:006 Bunları İsayı denemek amacıyla söylüyorlardı; Onu suçlayabilmek için bir neden arıyorlardı. İsa eğilmiş, parmağıyla toprağa yazı yazıyordu. 
43N 008:007 Durmadan aynı soruyu sormaları üzerine doğruldu ve, ‹‹İçinizde kim günahsızsa, ilk taşı o atsın!›› dedi. 
43N 008:008 Sonra yine eğildi, toprağa yazmaya başladı. 
43N 008:009 Bunu işittikleri zaman, başta yaşlılar olmak üzere, birer birer dışarı çıkıp İsayı yalnız bıraktılar. Kadın ise orta yerde duruyordu. 
43N 008:010 İsa doğrulup ona, ‹‹Kadın, nerede onlar? Hiçbiri seni yargılamadı mı?›› diye sordu. 
43N 008:011 Kadın, ‹‹Hiçbiri, Efendim›› dedi. İsa, ‹‹Ben de seni yargılamıyorum›› dedi. ‹‹Git, artık bundan sonra günah işleme!›› 
43N 008:012 İsa yine halka seslenip şöyle dedi: ‹‹Ben dünyanın ışığıyım. Benim ardımdan gelen, asla karanlıkta yürümez, yaşam ışığına sahip olur.›› 
43N 008:013 Ferisiler, ‹‹Sen kendin için tanıklık ediyorsun, tanıklığın geçerli değil›› dediler. 
43N 008:014 İsa onlara şu karşılığı verdi: ‹‹Kendim için tanıklık etsem bile tanıklığım geçerlidir. Çünkü nereden geldiğimi ve nereye gideceğimi biliyorum. Oysa siz nereden geldiğimi, nereye gideceğimi bilmiyorsunuz. 
43N 008:015 Siz insan gözüyle yargılıyorsunuz. Ben kimseyi yargılamam. 
43N 008:016 Yargılasam bile benim yargım doğrudur. Çünkü ben yalnız değilim, ben ve beni gönderen Baba, birlikte yargılarız. 
43N 008:017 Yasanızda da, ‹İki kişinin tanıklığı geçerlidir› diye yazılmıştır. 
43N 008:018 Kendim için tanıklık eden bir ben varım, bir de beni gönderen Baba benim için tanıklık ediyor.›› 
43N 008:019 O zaman Ona, ‹‹Baban nerede?›› diye sordular. İsa şu karşılığı verdi: ‹‹Siz ne beni tanırsınız, ne de Babamı. Beni tanısaydınız, Babamı da tanırdınız.›› 
43N 008:020 İsa bu sözleri tapınakta öğretirken, bağış toplanan yerde söyledi. Kimse Onu yakalamadı. Çünkü saati henüz gelmemişti. 
43N 008:021 İsa yine onlara, ‹‹Ben gidiyorum. Beni arayacaksınız ve günahınızın içinde öleceksiniz. Benim gideceğim yere siz gelemezsiniz›› dedi. 
43N 008:022 Yahudi yetkililer, ‹‹Yoksa kendini mi öldürecek?›› dediler. ‹‹Çünkü, ‹Benim gideceğim yere siz gelemezsiniz› diyor.›› 
43N 008:023 İsa onlara, ‹‹Siz aşağıdansınız, ben yukarıdanım›› dedi. ‹‹Siz bu dünyadansınız, ben bu dünyadan değilim. 
43N 008:024 İşte bu nedenle size, ‹Günahlarınızın içinde öleceksiniz› dedim. Benim O olduğuma iman etmezseniz, günahlarınızın içinde öleceksiniz.›› 
43N 008:025 Ona, ‹‹Sen kimsin?›› diye sordular. İsa, ‹‹Başlangıçtan beri size ne söyledimse, Oyum›› dedi. 
43N 008:026 ‹‹Sizinle ilgili söyleyecek ve sizleri yargılayacak çok şeyim var. Beni gönderen gerçektir. Ben Ondan işittiklerimi dünyaya bildiriyorum.›› 
43N 008:027 İsanın kendilerine Babadan söz ettiğini anlamadılar. 
43N 008:028 Bu nedenle İsa şöyle dedi: ‹‹İnsanoğlunu yukarı kaldırdığınız zaman benim O olduğumu, kendiliğimden hiçbir şey yapmadığımı, ama tıpkı Babanın bana öğrettiği gibi konuştuğumu anlayacaksınız. 
43N 008:029 Beni gönderen benimledir, O beni yalnız bırakmadı. Çünkü ben her zaman Onu hoşnut edeni yaparım.›› 
43N 008:030 Bu sözler üzerine birçokları Ona iman etti. 
43N 008:031 -32 257820 İsa kendisine iman etmiş olan Yahudilere, ‹‹Eğer benim sözüme bağlı kalırsanız, gerçekten öğrencilerim olursunuz. Gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacak›› dedi. 
43N 008:033 ‹‹Biz İbrahimin soyundanız›› diye karşılık verdiler, ‹‹Hiçbir zaman kimseye kölelik etmedik. Nasıl oluyor da sen, ‹Özgür olacaksınız› diyorsun?›› 
43N 008:034 İsa, ‹‹Size doğrusunu söyleyeyim, günah işleyen herkes günahın kölesidir›› dedi. 
43N 008:035 ‹‹Köle ev halkının sürekli bir üyesi değildir, ama oğul sürekli üyesidir. 
43N 008:036 Bunun için, Oğul sizi özgür kılarsa, gerçekten özgür olursunuz. 
43N 008:037 İbrahimin soyundan olduğunuzu biliyorum. Yine de beni öldürmek istiyorsunuz. Çünkü yüreğinizde sözüme yer vermiyorsunuz. 
43N 008:038 Ben Babamın yanında gördüklerimi söylüyorum, siz de babanızdan işittiklerinizi yapıyorsunuz.›› 
43N 008:039 ‹‹Bizim babamız İbrahimdir›› diye karşılık verdiler. İsa, ‹‹İbrahimin çocukları olsaydınız, İbrahimin yaptıklarını yapardınız›› dedi. 
43N 008:040 ‹‹Ama şimdi beni -Tanrıdan işittiği gerçeği sizlere bildireni- öldürmek istiyorsunuz. İbrahim bunu yapmadı. 
43N 008:041 Siz babanızın yaptıklarını yapıyorsunuz.›› ‹‹Biz zinadan doğmadık. Bir tek Babamız var, o da Tanrıdır›› dediler. 
43N 008:042 İsa, ‹‹Tanrı Babanız olsaydı, beni severdiniz›› dedi. ‹‹Çünkü ben Tanrıdan çıkıp geldim. Kendiliğimden gelmedim, beni O gönderdi. 
43N 008:043 Söylediklerimi neden anlamıyorsunuz? Benim sözümü dinlemeye dayanamıyorsunuz da ondan. 
43N 008:044 Siz babanız İblistensiniz ve babanızın arzularını yerine getirmek istiyorsunuz. O başlangıçtan beri katildi. Gerçeğe bağlı kalmadı. Çünkü onda gerçek yoktur. Yalan söylemesi doğaldır. Çünkü o yalancıdır ve yalanın babasıdır. 
43N 008:045 Ama ben gerçeği söylüyorum. İşte bunun için bana iman etmiyorsunuz. 
43N 008:046 Hanginiz bana günahlı olduğumu kanıtlayabilir? Gerçeği söylüyorsam, niçin bana iman etmiyorsunuz? 
43N 008:047 Tanrıdan olan, Tanrının sözlerini dinler. İşte siz Tanrıdan olmadığınız için dinlemiyorsunuz.›› 
43N 008:048 Yahudiler Ona şu karşılığı verdiler: ‹‹ ‹Sen, cin çarpmış bir Samiriyelisin› demekte haklı değil miyiz?›› 
43N 008:049 İsa, ‹‹Beni cin çarpmadı›› dedi. ‹‹Ben Babamı onurlandırıyorum, ama siz beni aşağılıyorsunuz. 
43N 008:050 Ben kendimi yüceltmek istemiyorum, ama bunu isteyen ve yargılayan biri vardır. 
43N 008:051 Size doğrusunu söyleyeyim, bir kimse sözüme uyarsa, ölümü asla görmeyecektir.›› 
43N 008:052 Yahudiler, ‹‹Seni cin çarptığını şimdi anlıyoruz›› dediler. ‹‹İbrahim öldü, peygamberler de öldü. Oysa sen, ‹Bir kimse sözüme uyarsa, ölümü asla tatmayacaktır› diyorsun. 
43N 008:053 Yoksa sen babamız İbrahimden üstün müsün? O öldü, peygamberler de öldü. Sen kendini kim sanıyorsun?›› 
43N 008:054 İsa şu karşılığı verdi: ‹‹Eğer ben kendimi yüceltirsem, yüceliğim hiçtir. Beni yücelten, ‹Tanrımız› diye çağırdığınız Babamdır. 
43N 008:055 Siz Onu tanımıyorsunuz, ama ben tanıyorum. Onu tanımadığımı söylersem, sizin gibi yalancı olurum. Ama ben Onu tanıyor ve sözüne uyuyorum. 
43N 008:056 Babanız İbrahim günümü göreceği için sevinçle coşmuştu. Gördü ve sevindi.›› 
43N 008:057 Yahudiler, ‹‹Sen daha elli yaşında bile değilsin. İbrahimi de mi gördün?›› dediler. 
43N 008:058 İsa, ‹‹Size doğrusunu söyleyeyim, İbrahim doğmadan önce ben varım›› dedi. 
43N 008:059 O zaman İsa'yı taşlamak için yerden taş aldılar, ama O gizlenip tapınaktan çıktı. 
43N 009:001 İsa yolda giderken doğuştan kör bir adam gördü. 
43N 009:002 Öğrencileri İsaya, ‹‹Rabbî, kim günah işledi de bu adam kör doğdu? Kendisi mi, yoksa annesi babası mı?›› diye sordular. 
43N 009:003 İsa şu yanıtı verdi: ‹‹Ne kendisi, ne de annesi babası günah işledi. Tanrının işleri onun yaşamında görülsün diye kör doğdu. 
43N 009:004 Beni gönderenin işlerini vakit daha gündüzken yapmalıyız. Gece geliyor, o zaman kimse çalışamaz. 
43N 009:005 Dünyada olduğum sürece dünyanın ışığı Benim.›› 
43N 009:006 Bu sözleri söyledikten sonra yere tükürdü, tükürükle çamur yaptı ve çamuru adamın gözlerine sürdü. 
43N 009:007 Adama, ‹‹Git, Şiloah Havuzunda yıkan›› dedi. Şiloah, gönderilmiş anlamına gelir. Adam gidip yıkandı, gözleri açılmış olarak döndü. 
43N 009:008 Komşuları ve onu daha önce dilenirken görenler, ‹‹Oturup dilenen adam değil mi bu?›› dediler. 
43N 009:009 Kimi, ‹‹Evet, odur›› dedi, kimi de ‹‹Hayır, ama ona benziyor›› dedi. Kendisi ise, ‹‹Ben oyum›› dedi. 
43N 009:010 ‹‹Öyleyse, gözlerin nasıl açıldı?›› diye sordular. 
43N 009:011 O da şöyle yanıt verdi: ‹‹İsa adındaki adam çamur yapıp gözlerime sürdü ve bana, ‹Şiloaha git, yıkan› dedi. Ben de gidip yıkandım ve gözlerim açıldı.›› 
43N 009:012 Ona, ‹‹Nerede O?›› diye sordular. ‹‹Bilmiyorum›› dedi. 
43N 009:013 Eskiden kör olan adamı Ferisilerin yanına götürdüler. 
43N 009:014 İsanın çamur yapıp adamın gözlerini açtığı gün Şabat Günüydü. 
43N 009:015 Bu nedenle Ferisiler de adama gözlerinin nasıl açıldığını sordular. O da, ‹‹İsa gözlerime çamur sürdü, yıkandım ve şimdi görüyorum›› dedi. 
43N 009:016 Bunun üzerine Ferisilerin bazıları, ‹‹Bu adam Tanrıdan değildir›› dediler. ‹‹Çünkü Şabat Gününü tutmuyor.›› Ama başkaları, ‹‹Günahkâr bir adam nasıl bu tür belirtiler gerçekleştirebilir?›› dediler. Böylece aralarında ayrılık doğdu. 
43N 009:017 Eskiden kör olan adama yine sordular: ‹‹Senin gözlerini açtığına göre, Onun hakkında sen ne diyorsun?›› Adam, ‹‹O bir peygamberdir›› dedi. 
43N 009:018 Yahudi yetkililer, gözleri açılan adamın annesiyle babasını çağırmadan onun daha önce kör olduğuna ve gözlerinin açıldığına inanmadılar. 
43N 009:019 Onlara, ‹‹Kör doğdu dediğiniz oğlunuz bu mu? Peki, şimdi nasıl görüyor?›› diye sordular. 
43N 009:020 Adamın annesiyle babası şu karşılığı verdiler: ‹‹Bunun bizim oğlumuz olduğunu ve kör doğduğunu biliyoruz. 
43N 009:021 Ama şimdi nasıl gördüğünü, gözlerini kimin açtığını bilmiyoruz, ona sorun. Ergin yaştadır, kendisi için kendisi konuşsun.›› 
43N 009:022 Yahudi yetkililerden korktukları için böyle konuştular. Çünkü yetkililer, İsanın Mesih olduğunu açıkça söyleyeni havra dışı etmek için aralarında sözbirliği etmişlerdi. 
43N 009:023 Bundan dolayı adamın annesiyle babası, ‹‹Ergin yaştadır, ona sorun›› dediler. 
43N 009:024 Eskiden kör olan adamı ikinci kez çağırıp, ‹‹Tanrı hakkı için doğruyu söyle›› dediler, ‹‹Biz bu adamın günahkâr olduğunu biliyoruz.›› 
43N 009:025 O da şöyle yanıt verdi: ‹‹Onun günahkâr olup olmadığını bilmiyorum. Bildiğim bir şey var, kördüm, şimdi görüyorum.›› 
43N 009:026 O zaman ona, ‹‹Sana ne yaptı? Gözlerini nasıl açtı?›› dediler. 
43N 009:027 Onlara, ‹‹Size demin söyledim, ama dinlemediniz›› dedi. ‹‹Niçin yeniden işitmek istiyorsunuz? Yoksa siz de mi Onun öğrencileri olmak niyetindesiniz?›› 
43N 009:028 Adama söverek, ‹‹Onun öğrencisi sensin!›› dediler. ‹‹Biz Musanın öğrencileriyiz. 
43N 009:029 Tanrının Musayla konuştuğunu biliyoruz. Ama bu adamın nereden geldiğini bilmiyoruz.›› 
43N 009:030 Adam onlara şu karşılığı verdi: ‹‹Şaşılacak şey! Onun nereden geldiğini bilmiyorsunuz, ama gözlerimi O açtı. 
43N 009:031 Tanrının, günahkârları dinlemediğini biliriz. Ama Tanrı, kendisine tapan ve isteğini yerine getiren kişiyi dinler. 
43N 009:032 Dünya var olalı, bir kimsenin doğuştan kör olan birinin gözlerini açtığı duyulmamıştır. 
43N 009:033 Bu adam Tanrıdan olmasaydı, hiçbir şey yapamazdı.›› 
43N 009:034 Onlar buna karşılık, ‹‹Tamamen günah içinde doğdun, sen mi bize ders vereceksin?›› diyerek onu dışarı attılar. 
43N 009:035 İsa adamı kovduklarını duydu. Onu bularak, ‹‹Sen İnsanoğluna iman ediyor musun?›› diye sordu. 
43N 009:036 Adam şu yanıtı verdi: ‹‹Efendim, O kimdir? Söyle de kendisine iman edeyim.›› 
43N 009:037 İsa, ‹‹Onu gördün. Şimdi seninle konuşan Odur›› dedi. 
43N 009:038 Adam, ‹‹Rab, iman ediyorum!›› diyerek İsaya tapındı. 
43N 009:039 İsa, ‹‹Görmeyenler görsün, görenler kör olsun diye yargıçlık etmek üzere bu dünyaya geldim›› dedi. 
43N 009:040 Onun yanında bulunan bazı Ferisiler bu sözleri işitince, ‹‹Yoksa biz de mi körüz?›› diye sordular. 
43N 009:041 İsa, ‹‹Kör olsaydınız günahınız olmazdı›› dedi, ‹‹Ama şimdi, ‹Görüyoruz› dediğiniz için günahınız duruyor.›› 
43N 010:001 ‹‹Size doğrusunu söyleyeyim, koyun ağılına kapıdan girmeyip başka yoldan giren kişi hırsız ve hayduttur. 
43N 010:002 Kapıdan giren ise koyunların çobanıdır. 
43N 010:003 Kapıyı bekleyen ona kapıyı açar. Koyunlar çobanın sesini işitirler, o da kendi koyunlarını adlarıyla çağırır ve onları dışarı götürür. 
43N 010:004 Kendi koyunlarının hepsini dışarı çıkarınca önlerinden gider, koyunlar da onu izler. Çünkü onun sesini tanırlar. 
43N 010:005 Bir yabancının peşinden gitmezler, ondan kaçarlar. Çünkü yabancıların sesini tanımazlar.›› 
43N 010:006 İsa onlara bu örneği anlattıysa da, ne demek istediğini anlamadılar. 
43N 010:007 Bunun için İsa yine, ‹‹Size doğrusunu söyleyeyim›› dedi, ‹‹Ben koyunların kapısıyım. 
43N 010:008 Benden önce gelenlerin hepsi hırsız ve hayduttu, ama koyunlar onları dinlemedi. 
43N 010:009 Kapı Benim. Bir kimse benim aracılığımla içeri girerse kurtulur. Girer, çıkar ve otlak bulur. 
43N 010:010 Hırsız ancak çalıp öldürmek ve yok etmek için gelir. Bense insanlar yaşama, bol yaşama sahip olsunlar diye geldim. 
43N 010:011 Ben iyi çobanım. İyi çoban koyunları uğruna canını verir. 
43N 010:012 Koyunların çobanı ve sahibi olmayan ücretli adam, kurdun geldiğini görünce koyunları bırakıp kaçar. Kurt da onları kapar ve dağıtır. 
43N 010:013 Adam kaçar. Çünkü ücretlidir ve koyunlar için kaygı duymaz. 
43N 010:014 -15 258640 Ben iyi çobanım. Benimkileri tanırım. Baba beni tanıdığı, ben de Babayı tanıdığım gibi, benimkiler de beni tanır. Ben koyunlarımın uğruna canımı veririm. 
43N 010:016 Bu ağıldan olmayan başka koyunlarım var. Onları da getirmeliyim. Benim sesimi işitecekler ve tek sürü, tek çoban olacak. 
43N 010:017 Canımı, tekrar geri almak üzere veririm. Bunun için Baba beni sever. 
43N 010:018 Canımı kimse benden alamaz; ben onu kendiliğimden veririm. Onu vermeye de tekrar geri almaya da yetkim var. Bu buyruğu Babamdan aldım.›› 
43N 010:019 Bu sözlerden dolayı Yahudiler arasında yine ayrılık doğdu. 
43N 010:020 Birçoğu, ‹‹Onu cin çarpmış, delidir. Niçin Onu dinliyorsunuz?›› diyordu. 
43N 010:021 Başkaları ise, ‹‹Bunlar, cin çarpmış bir adamın sözleri değil›› dediler. ‹‹Cin, körlerin gözlerini açabilir mi?›› 
43N 010:022 O sırada Yeruşalimde Tapınağın Açılışını Anma Bayramı kutlanıyordu. Mevsim kıştı. 
43N 010:023 İsa tapınağın avlusunda, Süleymanın Eyvanında yürüyordu. 
43N 010:024 Yahudi yetkililer Onun çevresini sararak, ‹‹Bizi daha ne kadar zaman kuşkuda bırakacaksın?›› dediler. ‹‹Eğer Mesih isen, bize açıkça söyle.›› 
43N 010:025 İsa onlara şu karşılığı verdi: ‹‹Size söyledim, ama iman etmiyorsunuz. Babamın adıyla yaptığım işler bana tanıklık ediyor. 
43N 010:026 Ama siz iman etmiyorsunuz. Çünkü benim koyunlarımdan değilsiniz. 
43N 010:027 Koyunlarım sesimi işitir. Ben onları tanırım, onlar da beni izler. 
43N 010:028 Onlara sonsuz yaşam veririm; asla mahvolmayacaklar. Onları hiç kimse elimden kapamaz. 
43N 010:029 Onları bana veren Babam her şeyden üstündür. Onları Babanın elinden kapmaya kimsenin gücü yetmez. 
43N 010:030 Ben ve Baba biriz.›› 
43N 010:031 Yahudi yetkililer Onu taşlamak için yerden yine taş aldılar. 
43N 010:032 İsa onlara, ‹‹Size Babadan kaynaklanan birçok iyi işler gösterdim›› dedi. ‹‹Bu işlerden hangisi için beni taşlıyorsunuz?›› 
43N 010:033 Şöyle yanıt verdiler: ‹‹Seni iyi işlerden ötürü değil, küfür ettiğin için taşlıyoruz. İnsan olduğun halde Tanrı olduğunu ileri sürüyorsun.›› 
43N 010:034 İsa şu karşılığı verdi: ‹‹Yasanızda, ‹Siz ilahlarsınız, dedim› diye yazılı değil mi? 
43N 010:035 Tanrı, kendilerine sözünü gönderdiği kimseleri ilahlar diye adlandırır. Kutsal Yazı da geçerliliğini yitirmez. 
43N 010:036 Baba beni kendine ayırıp dünyaya gönderdi. Öyleyse ‹Tanrının Oğluyum› dediğim için bana nasıl ‹Küfür ediyorsun› dersiniz? 
43N 010:037 Eğer Babamın işlerini yapmıyorsam, bana iman etmeyin. 
43N 010:038 Ama yapıyorsam, bana iman etmeseniz bile, yaptığım işlere iman edin. Öyle ki, Babanın bende, benim de Babada olduğumu bilesiniz ve anlayasınız.›› 
43N 010:039 Onu yine yakalamaya çalıştılarsa da, ellerinden sıyrılıp kurtuldu. 
43N 010:040 Tekrar Şeria Irmağının karşı yakasına, Yahyanın başlangıçta vaftiz ettiği yere gitti ve orada kaldı. 
43N 010:041 Birçokları, ‹‹Yahya hiç mucize yapmadı, ama bu adam için söylediklerinin hepsi doğru çıktı›› diyerek İsaya geldiler. 
43N 010:042 Ve orada birçokları O'na iman etti. 
43N 011:001 Meryem ile kızkardeşi Martanın köyü olan Beytanyadan Lazar adında bir adam hastalanmıştı. 
43N 011:002 Meryem, Rabbe güzel kokulu yağ sürüp saçlarıyla Onun ayaklarını silen kadındı. Hasta Lazar ise Meryemin kardeşiydi. 
43N 011:003 İki kızkardeş İsaya, ‹‹Rab, sevdiğin kişi hasta›› diye haber gönderdiler. 
43N 011:004 İsa bunu işitince, ‹‹Bu hastalık ölümle sonuçlanmayacak; Tanrının yüceliğine, Tanrı Oğlunun yüceltilmesine hizmet edecek›› dedi. 
43N 011:005 İsa Martayı, kızkardeşini ve Lazarı severdi. 
43N 011:006 -7 258970 Bu nedenle, Lazarın hasta olduğunu duyunca bulunduğu yerde iki gün daha kaldıktan sonra öğrencilere, ‹‹Yahudiyeye dönelim›› dedi. 
43N 011:008 Öğrenciler, ‹‹Rabbî›› dediler, ‹‹Yahudi yetkililer demin seni taşlamaya kalkıştılar. Yine oraya mı gidiyorsun?›› 
43N 011:009 İsa şu karşılığı verdi: ‹‹Günün on iki saati yok mu? Gündüz yürüyen sendelemez. Çünkü bu dünyanın ışığını görür. 
43N 011:010 Oysa gece yürüyen sendeler. Çünkü kendisinde ışık yoktur.›› 
43N 011:011 Bu sözleri söyledikten sonra, ‹‹Dostumuz Lazar uyudu›› diye ekledi, ‹‹Onu uyandırmaya gidiyorum.›› 
43N 011:012 Öğrenciler, ‹‹Ya Rab›› dediler, ‹‹Uyuduysa iyileşecektir.›› 
43N 011:013 İsa Lazarın ölümünden söz ediyordu, ama onlar olağan uykudan söz ettiğini sanmışlardı. 
43N 011:014 Bunun üzerine İsa açıkça, ‹‹Lazar öldü›› dedi. 
43N 011:015 ‹‹İman edesiniz diye, orada bulunmadığıma sizin için seviniyorum. Şimdi onun yanına gidelim.›› 
43N 011:016 ‹‹İkiz›› diye anılan Tomas öbür öğrencilere, ‹‹Biz de gidelim, Onunla birlikte ölelim!›› dedi. 
43N 011:017 İsa Beytanyaya yaklaşınca Lazarın dört gündür mezarda olduğunu öğrendi. 
43N 011:018 Beytanya, Yeruşalime on beş ok atımı kadar uzaklıktaydı. 
43N 011:019 Birçok Yahudi, kardeşlerini yitiren Martayla Meryemi avutmaya gelmişti. 
43N 011:020 Marta İsanın geldiğini duyunca Onu karşılamaya çıktı, Meryem ise evde kaldı. 
43N 011:021 Marta İsaya, ‹‹Ya Rab›› dedi, ‹‹Burada olsaydın, kardeşim ölmezdi. 
43N 011:022 Şimdi bile, Tanrıdan ne dilersen Tanrının onu sana vereceğini biliyorum.›› 
43N 011:023 İsa, ‹‹Kardeşin dirilecektir›› dedi. 
43N 011:024 Marta, ‹‹Son gün, diriliş günü onun dirileceğini biliyorum›› dedi. 
43N 011:025 İsa ona, ‹‹Diriliş ve yaşam Benim›› dedi. ‹‹Bana iman eden kişi ölse de yaşayacaktır. 
43N 011:026 Yaşayan ve bana iman eden asla ölmeyecek. Buna iman ediyor musun?›› 
43N 011:027 Marta, ‹‹Evet, ya Rab›› dedi. ‹‹Senin, dünyaya gelecek olan Tanrının Oğlu Mesih olduğuna iman ettim.›› 
43N 011:028 Bunu söyledikten sonra gidip kızkardeşi Meryemi gizlice çağırdı. ‹‹Öğretmen burada, seni çağırıyor›› dedi. 
43N 011:029 Meryem bunu işitince hemen kalkıp İsanın yanına gitti. 
43N 011:030 İsa henüz köye varmamıştı, hâlâ Martanın kendisini karşıladığı yerdeydi. 
43N 011:031 Meryemle birlikte evde bulunan ve kendisini teselli eden Yahudiler, onun hızla kalkıp dışarı çıktığını gördüler. Ağlamak için mezara gittiğini sanarak onu izlediler. 
43N 011:032 Meryem İsanın bulunduğu yere vardı. Onu görünce ayaklarına kapanarak, ‹‹Ya Rab›› dedi, ‹‹Burada olsaydın, kardeşim ölmezdi.›› 
43N 011:033 Meryemin ve onunla gelen Yahudilerin ağladığını gören İsanın ruhunu hüzün kapladı, yüreği sızladı. 
43N 011:034 ‹‹Onu nereye koydunuz?›› diye sordu. Ona, ‹‹Ya Rab, gel gör›› dediler. 
43N 011:035 İsa ağladı. 
43N 011:036 Yahudiler, ‹‹Bakın, onu ne kadar seviyormuş!›› dediler. 
43N 011:037 Ama içlerinden bazıları, ‹‹Körün gözlerini açan bu kişi, Lazarın ölümünü de önleyemez miydi?›› dediler. 
43N 011:038 İsa yine derinden hüzünlenerek mezara vardı. Mezar bir mağaraydı, girişinde de bir taş duruyordu. 
43N 011:039 İsa, ‹‹Taşı çekin!›› dedi. Ölenin kızkardeşi Marta, ‹‹Rab, o artık kokmuştur, öleli dört gün oldu›› dedi. 
43N 011:040 İsa ona, ‹‹Ben sana, ‹İman edersen Tanrının yüceliğini göreceksin› demedim mi?›› dedi. 
43N 011:041 Bunun üzerine taşı çektiler. İsa gözlerini gökyüzüne kaldırarak şöyle dedi: ‹‹Baba, beni işittiğin için sana şükrediyorum. 
43N 011:042 Beni her zaman işittiğini biliyordum. Ama bunu, çevrede duran halk için, beni senin gönderdiğine iman etsinler diye söyledim.›› 
43N 011:043 Bunları söyledikten sonra yüksek sesle, ‹‹Lazar, dışarı çık!›› diye bağırdı. 
43N 011:044 Ölü, elleri ayakları sargılarla bağlı, yüzü peşkirle sarılmış olarak dışarı çıktı. İsa oradakilere, ‹‹Onu çözün, bırakın gitsin›› dedi. 
43N 011:045 O zaman, Meryeme gelen ve İsanın yaptıklarını gören Yahudilerin birçoğu İsaya iman etti. 
43N 011:046 Ama içlerinden bazıları Ferisilere giderek İsanın yaptıklarını onlara bildirdiler. 
43N 011:047 Bunun üzerine başkâhinler ve Ferisiler, Yüksek Kurulu toplayıp dediler ki, ‹‹Ne yapacağız? Bu adam birçok doğaüstü belirti gerçekleştiriyor. 
43N 011:048 Böyle devam etmesine izin verirsek, herkes Ona iman edecek. Romalılar da gelip kutsal yerimizi ve ulusumuzu ortadan kaldıracaklar.›› 
43N 011:049 İçlerinden biri, o yıl başkâhin olan Kayafa, ‹‹Hiçbir şey bilmiyorsunuz›› dedi. 
43N 011:050 ‹‹Bütün ulus yok olacağına, halk uğruna bir tek adamın ölmesi sizin için daha uygun. Bunu anlamıyor musunuz?›› 
43N 011:051 -52 259410 Bunu kendiliğinden söylemiyordu. O yılın başkâhini olarak İsanın, ulusun uğruna, ve yalnız ulusun uğruna değil, Tanrının dağılmış çocuklarını toplayıp birleştirmek için de öleceğine ilişkin peygamberlikte bulunuyordu. 
43N 011:053 Böylece o günden itibaren İsayı öldürmek için düzen kurmaya başladılar. 
43N 011:054 Bu yüzden İsa artık Yahudiler arasında açıkça dolaşmaz oldu. Oradan ayrılarak çöle yakın bir yere, Efrayim denilen kente gitti. Öğrencileriyle birlikte orada kaldı. 
43N 011:055 Yahudilerin Fısıh Bayramı yakındı. Taşradakilerin birçoğu bayramdan önce arınmak için Yeruşalime gitti. 
43N 011:056 Orada İsayı arayıp durdular. Tapınaktayken birbirlerine, ‹‹Ne dersiniz, bayrama hiç gelmeyecek mi?›› diye soruyorlardı. 
43N 011:057 Başkâhinlerle Ferisiler O'nu yakalayabilmek için, yerini bilenlerin haber vermesini buyurmuşlardı. 
43N 012:001 İsa, Fısıh Bayramından altı gün önce, ölümden dirilttiği Lazarın bulunduğu Beytanyaya geldi. 
43N 012:002 Orada kendisi için bir ziyafet düzenlediler. Marta hizmet ediyordu. İsayla birlikte sofrada oturanlardan biri de Lazardı. 
43N 012:003 Meryem, çok değerli saf hintsümbülü yağından yarım litre kadar getirerek İsanın ayaklarına sürdü ve saçlarıyla ayaklarını sildi. Ev yağın güzel kokusuyla doldu. 
43N 012:004 -5 259500 Ama öğrencilerinden biri, İsaya sonradan ihanet eden Yahuda İskariot, ‹‹Bu yağ neden üç yüz dinara satılıp parası yoksullara verilmedi?›› dedi. 
43N 012:006 Bunu, yoksullarla ilgilendiği için değil, hırsız olduğu için söylüyordu. Ortak para kutusu ondaydı ve kutuya konulandan aşırıyordu. 
43N 012:007 İsa, ‹‹Kadını rahat bırak›› dedi. ‹‹Bunu benim gömüleceğim gün için saklasın. 
43N 012:008 Yoksullar her zaman aranızdadır, ama ben her zaman aranızda olmayacağım.›› 
43N 012:009 Yahudilerden büyük bir kalabalık İsanın Beytanyada bulunduğunu öğrendi ve yalnız İsa için değil, Onun ölümden dirilttiği Lazarı da görmek için oraya geldi. 
43N 012:010 Başkâhinler ise Lazarı da öldürmeyi tasarladılar. 
43N 012:011 Çünkü onun yüzünden birçok Yahudi gidip İsaya iman ediyordu. 
43N 012:012 Ertesi gün, bayramı kutlamaya gelen büyük kalabalık İsanın Yeruşalime gelmekte olduğunu duydu. 
43N 012:013 Hurma dalları alarak Onu karşılamaya çıktılar. ‹‹Hozana! Rabbin adıyla gelene, İsrailin Kralına övgüler olsun!›› diye bağırıyorlardı. 
43N 012:014 -15 259590 İsa bir sıpa bulup üzerine bindi. Yazılmış olduğu gibi,  ‹‹Korkma, ey Siyon kızı!  İşte, Kralın sıpaya binmiş geliyor.›› 
43N 012:016 Öğrencileri ilkin bunları anlamadılar. Ama İsa yüceltildikten sonra bu sözlerin Onun hakkında yazıldığını, halkın bunları Onun için yaptığını hatırladılar. 
43N 012:017 Lazarı mezardan çağırıp ölümden dirilttiği sırada İsayla birlikte bulunan kalabalık buna tanıklık etti. 
43N 012:018 İsanın bu doğaüstü belirtiyi gerçekleştirdiğini duyan halk Onu karşılamaya çıktı. 
43N 012:019 Ferisiler ise birbirlerine, ‹‹Görüyorsunuz, elinizden hiçbir şey gelmiyor. Bütün dünya Onun peşine takıldı›› dediler. 
43N 012:020 Bayramda tapınmak üzere Yeruşalime gidenler arasında bazı Grekler vardı. 
43N 012:021 Bunlar, Celilenin Beytsayda Kentinden olan Filipusa gelerek, ‹‹Efendimiz, İsayı görmek istiyoruz›› diye rica ettiler. 
43N 012:022 Filipus gitti, bunu Andreasa bildirdi. Andreas ve Filipus da gidip İsaya haber verdiler. 
43N 012:023 İsa, ‹‹İnsanoğlunun yüceltileceği saat geldi›› diye karşılık verdi. 
43N 012:024 ‹‹Size doğrusunu söyleyeyim, buğday tanesi toprağa düşüp ölmedikçe yalnız kalır. Ama ölürse çok ürün verir. 
43N 012:025 Canını seven onu yitirir. Ama bu dünyada canını gözden çıkaran onu sonsuz yaşam için koruyacaktır. 
43N 012:026 Bana hizmet etmek isteyen, ardımdan gelsin. Ben neredeysem bana hizmet eden de orada olacak. Baba, bana hizmet edeni onurlandıracaktır. 
43N 012:027 Şimdi yüreğim sıkılıyor, ne diyeyim? ‹Baba, beni bu saatten kurtar› mı diyeyim? Ama ben bu amaç için bu saate geldim. 
43N 012:028 Baba, adını yücelt!›› Bunun üzerine gökten bir ses geldi: ‹‹Adımı yücelttim ve yine yücelteceğim.›› 
43N 012:029 Orada duran ve bunu işiten kalabalık, ‹‹Gök gürledi›› dedi. Başkaları, ‹‹Bir melek Onunla konuştu›› dedi. 
43N 012:030 İsa, ‹‹Bu ses benim için değil, sizin içindi›› dedi. 
43N 012:031 ‹‹Bu dünya şimdi yargılanıyor. Bu dünyanın egemeni şimdi dışarı atılacak. 
43N 012:032 Ben yerden yukarı kaldırıldığım zaman bütün insanları kendime çekeceğim.›› 
43N 012:033 İsa bunu, nasıl öleceğini belirtmek için söylüyordu. 
43N 012:034 Kalabalık Ona şöyle karşılık verdi: ‹‹Kutsal Yasadan öğrendiğimize göre Mesih sonsuza dek kalacaktır. Nasıl oluyor da sen, ‹İnsanoğlu yukarı kaldırılmalıdır› diyorsun? Kimdir bu İnsanoğlu?›› 
43N 012:035 İsa, ‹‹Işık kısa bir süre daha aranızdadır›› dedi. ‹‹Karanlıkta kalmamak için ışığınız varken yürüyün. Karanlıkta yürüyen nereye gittiğini bilmez. 
43N 012:036 Sizde ışık varken ışığa iman edin ki, ışık oğulları olasınız.›› İsa bu sözleri söyledikten sonra uzaklaşıp onlardan gizlendi. 
43N 012:037 Gözleri önünde bunca doğaüstü belirti gerçekleştirdiği halde Ona iman etmediler. 
43N 012:038 Bütün bunlar Peygamber Yeşayanın söylediği şu söz yerine gelsin diye oldu:  ‹‹Rab, verdiğimiz habere kim inandı?  Rabbin gücü kime açıklandı?›› 
43N 012:039 -40 259830 İşte bu yüzden iman edemiyorlardı. Nitekim Yeşaya başka bir yerde de şöyle demişti:  ‹‹Tanrı onların gözlerini kör etti  Ve yüreklerini nasırlaştırdı.  Öyle ki, gözleri görmesin,  Yürekleri anlamasın  Ve bana dönmesinler.  Dönselerdi, onları iyileştirirdim.›› 
43N 012:041 Bunları söyleyen Yeşaya, İsanın yüceliğini görmüş ve Onun hakkında konuşmuştu. 
43N 012:042 Bununla birlikte, önderlerin bile birçoğu İsaya iman etti. Ama Ferisiler yüzünden, havra dışı edilmemek için iman ettiklerini açıkça söylemediler. 
43N 012:043 Çünkü insandan gelen övgüyü, Tanrıdan gelen övgüden daha çok seviyorlardı. 
43N 012:044 İsa yüksek sesle, ‹‹Bana iman eden bana değil, beni gönderene iman etmiş olur›› dedi. 
43N 012:045 ‹‹Beni gören beni göndereni de görür. 
43N 012:046 Bana iman eden hiç kimse karanlıkta kalmasın diye, dünyaya ışık olarak geldim. 
43N 012:047 Sözlerimi işitip de onlara uymayanı ben yargılamam. Çünkü ben dünyayı yargılamaya değil, dünyayı kurtarmaya geldim. 
43N 012:048 Beni reddeden ve sözlerimi kabul etmeyen kişiyi yargılayacak biri var. O kişiyi son günde yargılayacak olan, söylediğim sözdür. 
43N 012:049 Çünkü ben kendiliğimden konuşmadım. Beni gönderen Babanın kendisi ne söylemem ve ne konuşmam gerektiğini bana buyurdu. 
43N 012:050 O'nun buyruğunun sonsuz yaşam olduğunu biliyorum. Bunun için ne söylüyorsam, Baba'nın bana söylediği gibi söylüyorum.›› 
43N 013:001 Fısıh Bayramından önceydi. İsa, bu dünyadan ayrılıp Babaya gideceği saatin geldiğini biliyordu. Dünyada kendisine ait olanları hep sevmişti; sonuna kadar da sevdi. 
43N 013:002 Akşam yemeği sırasında İblis, Simun İskariotun oğlu Yahudanın yüreğine İsaya ihanet etme isteğini koymuştu bile. 
43N 013:003 İsa, Babanın her şeyi kendisine teslim ettiğini, kendisinin Tanrıdan çıkıp geldiğini ve Tanrıya döneceğini biliyordu. 
43N 013:004 Yemekten kalktı, üstlüğünü bir yana koydu, bir havlu alıp beline doladı. 
43N 013:005 Sonra bir leğene su doldurup öğrencilerin ayaklarını yıkamaya ve beline doladığı havluyla kurulamaya başladı. 
43N 013:006 İsa, Simun Petrusa geldi. Simun, ‹‹Ya Rab, ayaklarımı sen mi yıkayacaksın?›› dedi. 
43N 013:007 İsa ona şu yanıtı verdi: ‹‹Ne yaptığımı şimdi anlayamazsın, ama sonra anlayacaksın.›› 
43N 013:008 Petrus, ‹‹Benim ayaklarımı asla yıkamayacaksın!›› dedi. İsa, ‹‹Yıkamazsam yanımda yerin olmaz›› diye yanıtladı. 
43N 013:009 Simun Petrus, ‹‹Ya Rab, o halde yalnız ayaklarımı değil, ellerimi ve başımı da yıka!›› dedi. 
43N 013:010 İsa ona dedi ki, ‹‹Yıkanmış olan tamamen temizdir; ayaklarının yıkanmasından başka şeye ihtiyacı yoktur. Sizler temizsiniz, ama hepiniz değil.›› 
43N 013:011 İsa, kendisine kimin ihanet edeceğini biliyordu. Bu nedenle, ‹‹Hepiniz temiz değilsiniz›› demişti. 
43N 013:012 Onların ayaklarını yıkadıktan sonra giyinip yine sofraya oturdu. ‹‹Size ne yaptığımı anlıyor musunuz?›› dedi. 
43N 013:013 ‹‹Siz beni Öğretmen ve Rab diye çağırıyorsunuz. Doğru söylüyorsunuz, öyleyim. 
43N 013:014 Ben Rab ve Öğretmen olduğum halde ayaklarınızı yıkadım; öyleyse, sizler de birbirinizin ayaklarını yıkamalısınız. 
43N 013:015 Size yaptığımın aynısını yapmanız için bir örnek gösterdim. 
43N 013:016 Size doğrusunu söyleyeyim, köle efendisinden, elçi de kendisini gönderenden üstün değildir. 
43N 013:017 Bildiğiniz bu şeyleri yaparsanız, ne mutlu size!›› 
43N 013:018 ‹‹Hepiniz için söylemiyorum, ben seçtiklerimi bilirim. Ama, ‹Ekmeğimi yiyen bana ihanet etti› diyen Kutsal Yazının yerine gelmesi için böyle olacak. 
43N 013:019 Size şimdiden, bunlar olmadan önce söylüyorum ki, bunlar olunca, benim O olduğuma inanasınız. 
43N 013:020 Size doğrusunu söyleyeyim, benim gönderdiğim herhangi bir kimseyi kabul eden beni kabul etmiş olur. Beni kabul eden de beni göndereni kabul etmiş olur.›› 
43N 013:021 İsa bunları söyledikten sonra ruhunda derin bir sıkıntı duydu. Açıkça konuşarak, ‹‹Size doğrusunu söyleyeyim, sizden biri bana ihanet edecek›› dedi. 
43N 013:022 Öğrenciler, kimden söz ettiğini merak ederek birbirlerine baktılar. 
43N 013:023 Öğrencilerinden biri İsanın göğsüne yaslanmıştı. İsa onu severdi. 
43N 013:024 Simun Petrus bu öğrenciye, kimden söz ettiğini İsaya sorması için işaret etti. 
43N 013:025 O da İsanın göğsüne yaslanmış durumda, ‹‹Ya Rab, kimdir o?›› diye sordu. 
43N 013:026 İsa, ‹‹Lokmayı sahana batırıp kime verirsem odur›› diye yanıtladı. Sonra lokmayı batırıp Simun İskariotun oğlu Yahudaya verdi. 
43N 013:027 Yahuda lokmayı alır almaz Şeytan onun içine girdi. İsa da ona, ‹‹Yapacağını tez yap!›› dedi. 
43N 013:028 Sofrada oturanların hiçbiri, İsanın ona bu sözleri neden söylediğini anlamadı. 
43N 013:029 Para kutusu Yahudada olduğundan, bazıları İsanın ona, ‹‹Bayram için bize gerekli şeyleri al›› ya da, ‹‹Yoksullara bir şey ver›› demek istediğini sandılar. 
43N 013:030 Yahuda lokmayı aldıktan hemen sonra dışarı çıktı. Gece olmuştu. 
43N 013:031 Yahuda dışarı çıkınca İsa, ‹‹İnsanoğlu şimdi yüceltildi›› dedi. ‹‹Tanrı da Onda yüceltildi. 
43N 013:032 Tanrı Onda yüceltildiğine göre, Tanrı da Onu kendinde yüceltecek. Hem de hemen yüceltecektir. 
43N 013:033 Çocuklar! Kısa bir süre daha sizinleyim. Beni arayacaksınız, ama Yahudilere söylediğim gibi, şimdi size de söylüyorum, benim gideceğim yere siz gelemezsiniz. 
43N 013:034 Size yeni bir buyruk veriyorum: Birbirinizi sevin. Sizi sevdiğim gibi siz de birbirinizi sevin. 
43N 013:035 Birbirinize sevginiz olursa, herkes bununla benim öğrencilerim olduğunuzu anlayacaktır.›› 
43N 013:036 Simun Petrus Ona, ‹‹Ya Rab, nereye gidiyorsun?›› diye sordu. İsa, ‹‹Gideceğim yere şimdi ardımdan gelemezsin, ama sonra geleceksin›› diye yanıtladı. 
43N 013:037 Petrus, ‹‹Ya Rab, neden şimdi senin ardından gelemeyeyim? Senin için canımı veririm!›› dedi. 
43N 013:038 İsa şöyle yanıtladı: ‹‹Benim için canını mı vereceksin? Sana doğrusunu söyleyeyim, horoz ötmeden beni üç kez inkâr edeceksin.›› 
43N 014:001 ‹‹Yüreğiniz sıkılmasın. Tanrıya iman edin, bana da iman edin. 
43N 014:002 Babamın evinde kalacak çok yer var. Öyle olmasa size söylerdim. Çünkü size yer hazırlamaya gidiyorum. 
43N 014:003 Gider ve size yer hazırlarsam, siz de benim bulunduğum yerde olasınız diye yine gelip sizi yanıma alacağım. 
43N 014:004 Benim gideceğim yerin yolunu biliyorsunuz.›› 
43N 014:005 Tomas, ‹‹Ya Rab, senin nereye gideceğini bilmiyoruz, yolu nasıl bilebiliriz?›› dedi. 
43N 014:006 İsa, ‹‹Yol, gerçek ve yaşam Benim›› dedi. ‹‹Benim aracılığım olmadan Babaya kimse gelemez. 
43N 014:007 Beni tanısaydınız, Babamı da tanırdınız. Artık Onu tanıyorsunuz, Onu gördünüz.›› 
43N 014:008 Filipus, ‹‹Ya Rab, bize Babayı göster, bu bize yeter›› dedi. 
43N 014:009 İsa, ‹‹Filipus›› dedi, ‹‹Bunca zamandır sizinle birlikteyim. Beni daha tanımadın mı? Beni görmüş olan, Babayı görmüştür. Sen nasıl, ‹Bize Babayı göster› diyorsun? 
43N 014:010 Benim Babada, Babanın da bende olduğuna inanmıyor musun? Size söylediğim sözleri kendiliğimden söylemiyorum, ama bende yaşayan Baba kendi işlerini yapıyor. 
43N 014:011 Bana iman edin; ben Babadayım, Baba da bendedir. Hiç değilse bu işlerden dolayı iman edin. 
43N 014:012 Size doğrusunu söyleyeyim, benim yaptığım işleri, bana iman eden de yapacak; hatta daha büyüklerini yapacaktır. Çünkü ben Babaya gidiyorum. 
43N 014:013 Baba Oğulda yüceltilsin diye, benim adımla dilediğiniz her şeyi yapacağım. 
43N 014:014 Benim adımla benden ne dilerseniz yapacağım.›› 
43N 014:015 ‹‹Beni seviyorsanız, buyruklarımı yerine getirirsiniz. 
43N 014:016 -17 260470 Ben de Babadan dileyeceğim. O sonsuza dek sizinle birlikte olsun diye size başka bir Yardımcı, Gerçeğin Ruhunu verecek. Dünya Onu kabul edemez. Çünkü Onu ne görür, ne de tanır. Siz Onu tanıyorsunuz. Çünkü O aranızda yaşıyor ve içinizde olacaktır. 
43N 014:018 Sizi öksüz bırakmayacağım, size geri döneceğim. 
43N 014:019 Az sonra dünya artık beni görmeyecek, ama siz beni göreceksiniz. Ben yaşadığım için siz de yaşayacaksınız. 
43N 014:020 O gün anlayacaksınız ki, ben Babamdayım, siz bendesiniz, ben de sizdeyim. 
43N 014:021 Kim buyruklarımı bilir ve yerine getirirse, işte beni seven odur. Beni seveni Babam da sevecektir. Ben de onu seveceğim ve kendimi ona göstereceğim.›› 
43N 014:022 Yahuda -İskariot değil- Ona, ‹‹Ya Rab, nasıl olur da kendini dünyaya göstermeyip bize göstereceksin?›› diye sordu. 
43N 014:023 İsa ona şu karşılığı verdi: ‹‹Beni seven sözüme uyar, Babam da onu sever. Biz de ona gelir, onunla birlikte yaşarız. 
43N 014:024 Beni sevmeyen, sözlerime uymaz. İşittiğiniz söz benim değil, beni gönderen Babanındır. 
43N 014:025 ‹‹Ben daha aranızdayken size bunları söyledim. 
43N 014:026 Ama Babanın benim adımla göndereceği Yardımcı, Kutsal Ruh, size her şeyi öğretecek, bütün söylediklerimi size hatırlatacak. 
43N 014:027 Size esenlik bırakıyorum, size kendi esenliğimi veriyorum. Ben size dünyanın verdiği gibi vermiyorum. Yüreğiniz sıkılmasın ve korkmasın. 
43N 014:028 Size, ‹Gidiyorum, ama yanınıza döneceğim› dediğimi işittiniz. Beni sevseydiniz, Babaya gideceğim için sevinirdiniz. Çünkü Baba benden üstündür. 
43N 014:029 Bunları size şimdiden, her şey olup bitmeden önce söyledim. Öyle ki, bunlar olunca inanasınız. 
43N 014:030 Artık sizinle uzun uzun konuşmayacağım. Çünkü bu dünyanın egemeni geliyor. Onun benim üzerimde hiçbir yetkisi yoktur. 
43N 014:031 Ama dünyanın, Baba'yı sevdiğimi ve Baba'nın bana buyurduğu her şeyi yerine getirdiğimi anlamasını istiyorum. Haydi kalkın, buradan gidelim.›› 
43N 015:001 ‹‹Ben gerçek asmayım ve Babam bağcıdır. 
43N 015:002 Bende meyve vermeyen her çubuğu kesip atar, meyve veren her çubuğu ise daha çok meyve versin diye budayıp temizler. 
43N 015:003 Size söylediğim sözle siz şimdiden temizsiniz. 
43N 015:004 Bende kalın, ben de sizde kalayım. Çubuk asmada kalmazsa kendiliğinden meyve veremez. Bunun gibi, siz de bende kalmazsanız meyve veremezsiniz. 
43N 015:005 Ben asmayım, siz çubuklarsınız. Bende kalan ve benim kendisinde kaldığım kişi çok meyve verir. Bensiz hiçbir şey yapamazsınız. 
43N 015:006 Bir kimse bende kalmazsa, çubuk gibi dışarı atılır ve kurur. Böylelerini toplar, ateşe atıp yakarlar. 
43N 015:007 Eğer bende kalırsanız ve sözlerim sizde kalırsa, ne isterseniz dileyin, size verilecektir. 
43N 015:008 Babam çok meyve vermenizle yüceltilir. Böylelikle öğrencilerim olursunuz. 
43N 015:009 ‹‹Babanın beni sevdiği gibi, ben de sizi sevdim. Benim sevgimde kalın. 
43N 015:010 Eğer buyruklarımı yerine getirirseniz sevgimde kalırsınız, tıpkı benim de Babamın buyruklarını yerine getirdiğim ve sevgisinde kaldığım gibi... 
43N 015:011 Bunları size, sevincim sizde olsun ve sevinciniz tamamlansın diye söyledim. 
43N 015:012 Benim buyruğum şudur: Sizi sevdiğim gibi birbirinizi sevin. 
43N 015:013 Hiç kimsede, insanın, dostları uğruna canını vermesinden daha büyük bir sevgi yoktur. 
43N 015:014 Size buyurduklarımı yaparsanız, benim dostlarım olursunuz. 
43N 015:015 Artık size kul demiyorum. Çünkü kul efendisinin ne yaptığını bilmez. Size dost dedim. Çünkü Babamdan bütün işittiklerimi size bildirdim. 
43N 015:016 Siz beni seçmediniz, ben sizi seçtim. Gidip meyve veresiniz, meyveniz de kalıcı olsun diye sizi ben atadım. Öyle ki, benim adımla Babadan ne dilerseniz size versin. 
43N 015:017 Size şu buyruğu veriyorum: Birbirinizi sevin!›› 
43N 015:018 ‹‹Dünya sizden nefret ederse, sizden önce benden nefret etmiş olduğunu bilin. 
43N 015:019 Dünyadan olsaydınız, dünya kendisine ait olanı severdi. Ne var ki, dünyanın değilsiniz; ben sizi dünyadan seçtim. Bunun için dünya sizden nefret ediyor. 
43N 015:020 Size söylediğim sözü hatırlayın: ‹Köle efendisinden üstün değildir.› Bana zulmettilerse, size de zulmedecekler. Benim sözüme uydularsa, sizinkine de uyacaklar. 
43N 015:021 Bütün bunları size benim adımdan ötürü yapacaklar. Çünkü beni göndereni tanımıyorlar. 
43N 015:022 Eğer gelmemiş ve onlara söylememiş olsaydım, günahları olmazdı; ama şimdi günahları için özürleri yoktur. 
43N 015:023 Benden nefret eden, Babamdan da nefret eder. 
43N 015:024 Başka hiç kimsenin yapmadığı işleri onların arasında yapmamış olsaydım, günahları olmazdı. Şimdiyse yaptıklarımı gördükleri halde hem benden hem de Babamdan nefret ettiler. 
43N 015:025 Bu, yasalarında yazılı, ‹Yok yere benden nefret ettiler› sözü yerine gelsin diye oldu. 
43N 015:026 ‹‹Babadan size göndereceğim Yardımcı, yani Babadan çıkan Gerçeğin Ruhu geldiği zaman, bana tanıklık edecek. 
43N 015:027 Siz de tanıklık edeceksiniz. Çünkü başlangıçtan beri benimle birliktesiniz. 
43N 016:001 ‹‹Bunları size, sendeleyip düşmeyesiniz diye söyledim. 
43N 016:002 Sizi havra dışı edecekler. Evet, öyle bir saat geliyor ki, sizi öldüren herkes Tanrıya hizmet ettiğini sanacak. 
43N 016:003 Bunları, Babayı ve beni tanımadıkları için yapacaklar. 
43N 016:004 Bunları size şimdiden bildiriyorum. Öyle ki, saati gelince bunları size söylediğimi hatırlayasınız. Başlangıçta bunları size söylemedim. Çünkü sizinle birlikteydim.›› 
43N 016:005 ‹‹Şimdiyse beni gönderenin yanına gidiyorum. Ne var ki, içinizden hiçbiri bana, ‹Nereye gidiyorsun?› diye sormuyor. 
43N 016:006 Ama bunları söylediğim için yüreğiniz kederle doldu. 
43N 016:007 Size gerçeği söylüyorum, benim gidişim sizin yararınızadır. Gitmezsem, Yardımcı size gelmez. Ama gidersem, Onu size gönderirim. 
43N 016:008 O gelince günah, doğruluk ve gelecek yargı konusunda dünyayı suçlu olduğuna ikna edecektir: 
43N 016:009 Günah konusunda, çünkü bana iman etmezler; 
43N 016:010 doğruluk konusunda, çünkü Babaya gidiyorum, artık beni görmeyeceksiniz; 
43N 016:011 yargı konusunda, çünkü bu dünyanın egemeni yargılanmış bulunuyor. 
43N 016:012 ‹‹Size daha çok söyleyeceklerim var, ama şimdi bunlara dayanamazsınız. 
43N 016:013 Ne var ki O, yani Gerçeğin Ruhu gelince, sizi tüm gerçeğe yöneltecek. Çünkü kendiliğinden konuşmayacak, yalnız duyduklarını söyleyecek ve gelecekte olacakları size bildirecek. 
43N 016:014 O beni yüceltecek. Çünkü benim olandan alıp size bildirecek. 
43N 016:015 Babanın nesi varsa benimdir. ‹Benim olandan alıp size bildirecek› dememin nedeni budur. 
43N 016:016 ‹‹Kısa süre sonra beni artık görmeyeceksiniz; yine kısa süre sonra beni göreceksiniz.›› 
43N 016:017 Öğrencilerinden bazıları birbirlerine, ‹‹Ne demek istiyor?›› diye sordular. ‹‹ ‹Kısa süre sonra beni görmeyeceksiniz; yine kısa süre sonra beni göreceksiniz› diyor. Ayrıca, ‹Çünkü Babaya gidiyorum› diyor.›› 
43N 016:018 Onun için, ‹‹Bu ‹kısa süre› dediği nedir? Söylediklerini anlamıyoruz›› deyip durdular. 
43N 016:019 İsa kendisine soru sormak istediklerini anladı. Onlara dedi ki, ‹‹ ‹Kısa süre sonra beni görmeyeceksiniz; yine kısa süre sonra beni göreceksiniz› dememi mi tartışıyorsunuz? 
43N 016:020 Size doğrusunu söyleyeyim, siz ağlayıp yas tutacaksınız, dünya ise sevinecektir. Kederleneceksiniz, ama kederiniz sevince dönüşecek. 
43N 016:021 Kadın doğum yapacağı zaman ağrı çeker. Çünkü saati gelmiştir. Ama doğurunca, dünyaya bir çocuk getirmenin sevinciyle çektiği acıyı unutur. 
43N 016:022 Bunun gibi, siz de şimdi kederleniyorsunuz, ama sizi yine göreceğim. O zaman yürekten sevineceksiniz. Sevincinizi kimse sizden alamaz. 
43N 016:023 O gün bana hiçbir şey sormayacaksınız. Size doğrusunu söyleyeyim, benim adımla Babadan ne dilerseniz, size verecektir. 
43N 016:024 Şimdiye dek benim adımla bir şey dilemediniz. Dileyin, alacaksınız. Öyle ki, sevinciniz tam olsun. 
43N 016:025 ‹‹Size bunları örneklerle anlattım. Öyle bir saat geliyor ki, artık örneklerle konuşmayacağım; Babayı size açıkça tanıtacağım. 
43N 016:026 O gün dileyeceğinizi benim adımla dileyeceksiniz. Sizin için Babadan istekte bulunacağımı söylemiyorum. 
43N 016:027 Çünkü beni sevdiğiniz ve Babadan çıkıp geldiğime iman ettiğiniz için Babanın kendisi sizi seviyor. 
43N 016:028 Ben Babadan çıkıp dünyaya geldim. Şimdi dünyayı bırakıp Babaya dönüyorum.›› 
43N 016:029 Öğrencileri, ‹‹İşte, şimdi açıkça konuşuyorsun, hiç örnek kullanmıyorsun›› dediler. 
43N 016:030 ‹‹Şimdi senin her şeyi bildiğini anlıyoruz. Kimsenin sana soru sormasına gerek yok. Tanrıdan geldiğine bunun için iman ediyoruz.›› 
43N 016:031 İsa onlara, ‹‹Şimdi iman ediyor musunuz?›› diye karşılık verdi. 
43N 016:032 ‹‹İşte, hepinizin evlerinize gitmek üzere dağılacağınız ve beni yalnız bırakacağınız saat geliyor, geldi bile. Ama ben yalnız değilim, Baba benimle birliktedir. 
43N 016:033 Bunları size, bende esenliğiniz olsun diye söyledim. Dünyada sıkıntınız olacak. Ama cesur olun, ben dünyayı yendim!›› 
43N 017:001 İsa bunları söyledikten sonra, gözlerini gökyüzüne kaldırıp şöyle dedi: ‹‹Baba, saat geldi. Oğlunu yücelt ki, Oğul da seni yüceltsin. 
43N 017:002 Çünkü sen Ona bütün insanlık üzerinde yetki verdin. Öyle ki, Ona verdiklerinin hepsine sonsuz yaşam versin. 
43N 017:003 Sonsuz yaşam, tek gerçek Tanrı olan seni ve gönderdiğin İsa Mesihi tanımalarıdır. 
43N 017:004 Yapmam için bana verdiğin işi tamamlamakla seni yeryüzünde yücelttim. 
43N 017:005 Baba, dünya var olmadan önce ben senin yanındayken sahip olduğum yücelikle şimdi beni yanında yücelt. 
43N 017:006 ‹‹Dünyadan bana verdiğin insanlara senin adını açıkladım. Onlar senindiler, bana verdin ve senin sözüne uydular. 
43N 017:007 Bana verdiğin her şeyin senden olduğunu şimdi biliyorlar. 
43N 017:008 Çünkü bana ilettiğin sözleri onlara ilettim, onlar da kabul ettiler. Senden çıkıp geldiğimi gerçekten anladılar, beni senin gönderdiğine iman ettiler. 
43N 017:009 Onlar için istekte bulunuyorum. Dünya için değil, bana verdiğin kimseler için istekte bulunuyorum. Çünkü onlar senindir. 
43N 017:010 Benim olan her şey senindir, seninkiler de benimdir. Ben onlarda yüceltildim. 
43N 017:011 Ben artık dünyada değilim, ama onlar dünyadalar. Ben sana geliyorum. Kutsal Baba, onları bana verdiğin kendi adınla koru ki, bizim gibi bir olsunlar. 
43N 017:012 Kendileriyle birlikte olduğum sürece, bana verdiğin kendi adınla onları esirgeyip korudum. Kutsal Yazı yerine gelsin diye, mahva giden adamdan başka içlerinden hiçbiri mahvolmadı. 
43N 017:013 ‹‹İşte şimdi sana geliyorum. Sevincimin onlarda tamamlanması için bunları ben dünyadayken söylüyorum. 
43N 017:014 Ben onlara senin sözünü ilettim, dünya ise onlardan nefret etti. Çünkü ben dünyadan olmadığım gibi, onlar da dünyadan değiller. 
43N 017:015 Onları dünyadan uzaklaştırmanı değil, kötü olandan korumanı istiyorum. 
43N 017:016 Ben dünyadan olmadığım gibi, onlar da dünyadan değiller. 
43N 017:017 Onları gerçekle kutsal kıl. Senin sözün gerçektir. 
43N 017:018 Sen beni dünyaya gönderdiğin gibi, ben de onları dünyaya gönderdim. 
43N 017:019 Onlar da gerçekle kutsal kılınsınlar diye kendimi onların uğruna adıyorum. 
43N 017:020 -21 261410 ‹‹Yalnız onlar için değil, onların sözüyle bana iman edenler için de istekte bulunuyorum, hepsi bir olsunlar. Baba, senin bende olduğun ve benim sende olduğum gibi, onlar da bizde olsunlar. Dünya da beni senin gönderdiğine iman etsin. 
43N 017:022 Bana verdiğin yüceliği onlara verdim. Öyle ki, bizim bir olduğumuz gibi bir olsunlar. 
43N 017:023 Ben onlarda, sen bende olmak üzere tam bir birlik içinde bulunsunlar ki, dünya beni senin gönderdiğini, beni sevdiğin gibi onları da sevdiğini anlasın. 
43N 017:024 Baba, bana verdiklerinin de bulunduğum yerde benimle birlikte olmalarını ve benim yüceliğimi, bana verdiğin yüceliği görmelerini istiyorum. Çünkü dünyanın kuruluşundan önce sen beni sevdin. 
43N 017:025 Adil Baba, dünya seni tanımıyor, ama ben seni tanıyorum. Bunlar da beni senin gönderdiğini biliyorlar. 
43N 017:026 Bana beslediğin sevgi onlarda olsun, ben de onlarda olayım diye senin adını onlara bildirdim ve bildirmeye devam edeceğim.›› 
43N 018:001 İsa bu sözleri söyledikten sonra öğrencileriyle birlikte dışarı çıkıp Kidron Vadisinin ötesine geçti. Orada bir bahçe vardı. İsayla öğrencileri bu bahçeye girdiler. 
43N 018:002 Ona ihanet eden Yahuda da burayı biliyordu. Çünkü İsa, öğrencileriyle orada sık sık buluşurdu. 
43N 018:003 Böylece Yahuda yanına bir bölük askerle başkâhinlerin ve Ferisilerin gönderdiği görevlileri alarak oraya geldi. Onların ellerinde fenerler, meşaleler ve silahlar vardı. 
43N 018:004 İsa, başına geleceklerin hepsini biliyordu. Öne çıkıp onlara, ‹‹Kimi arıyorsunuz?›› diye sordu. 
43N 018:005 ‹‹Nasıralı İsayı›› diye karşılık verdiler. İsa onlara, ‹‹Benim›› dedi. Ona ihanet eden Yahuda da onlarla birlikte duruyordu. 
43N 018:006 İsa, ‹‹Benim›› deyince gerileyip yere düştüler. 
43N 018:007 Bunun üzerine İsa onlara yine, ‹‹Kimi arıyorsunuz?›› diye sordu. ‹‹Nasıralı İsayı›› dediler. 
43N 018:008 İsa, ‹‹Size söyledim, benim›› dedi. ‹‹Eğer beni arıyorsanız, bunları bırakın gitsinler.›› 
43N 018:009 Kendisinin daha önce söylediği, ‹‹Senin bana verdiklerinden hiçbirini yitirmedim›› şeklindeki sözü yerine gelsin diye böyle konuştu. 
43N 018:010 Simun Petrus yanında taşıdığı kılıcı çekti, başkâhinin Malkus adındaki kölesine vurup sağ kulağını kopardı. 
43N 018:011 İsa Petrusa, ‹‹Kılıcını kınına koy! Babanın bana verdiği kâseden içmeyeyim mi?›› dedi. 
43N 018:012 Bunun üzerine komutanla buyruğundaki asker bölüğü ve Yahudi görevliler İsayı tutup bağladılar. 
43N 018:013 Onu önce, o yıl başkâhin olan Kayafanın kayınbabası Hanana götürdüler. 
43N 018:014 Halkın uğruna bir tek adamın ölmesinin daha uygun olacağını Yahudi yetkililere telkin eden Kayafa idi. 
43N 018:015 Simun Petrusla başka bir öğrenci İsanın ardından gidiyorlardı. O öğrenci başkâhinin tanıdığı olduğu için İsayla birlikte başkâhinin avlusuna girdi. 
43N 018:016 Petrus ise dışarıda, kapının yanında duruyordu. Başkâhinin tanıdığı öğrenci dışarı çıkıp kapıcı kızla konuştu ve Petrusu içeri getirdi. 
43N 018:017 Kapıcı kız Petrusa, ‹‹Sen de bu adamın öğrencilerinden değil misin?›› diye sordu. Petrus, ‹‹Hayır, değilim›› dedi. 
43N 018:018 Hava soğuk olduğu için köleler ve nöbetçiler yaktıkları kömür ateşinin çevresinde durmuş ısınıyorlardı. Petrus da onlarla birlikte ayakta ısınıyordu. 
43N 018:019 Başkâhin İsaya, öğrencileri ve öğretisiyle ilgili sorular sordu. 
43N 018:020 İsa onu şöyle yanıtladı: ‹‹Ben söylediklerimi dünyaya açıkça söyledim. Her zaman bütün Yahudilerin toplandıkları havralarda ve tapınakta öğrettim. Gizli hiçbir şey söylemedim. 
43N 018:021 Beni neden sorguya çekiyorsun? Konuştuklarımı işitenlerden sor. Onlar ne söylediğimi biliyorlar.›› 
43N 018:022 İsa bunları söyleyince, yanında duran görevlilerden biri, ‹‹Başkâhine nasıl böyle karşılık verirsin?›› diyerek Ona bir tokat attı. 
43N 018:023 İsa ona, ‹‹Eğer yanlış bir şey söyledimse, yanlışımı göster!›› diye yanıtladı. ‹‹Ama söylediklerim doğruysa, niçin bana vuruyorsun?›› 
43N 018:024 Bunun üzerine Hanan, Onu bağlı olarak başkâhin Kayafaya gönderdi. 
43N 018:025 Simun Petrus hâlâ ateşin yanında durmuş ısınıyordu. Ona, ‹‹Sen de Onun öğrencilerinden değil misin?›› dediler. ‹‹Hayır, değilim›› diyerek inkâr etti. 
43N 018:026 Başkâhinin kölelerinden biri, Petrusun, kulağını kestiği adamın akrabasıydı. Bu köle Petrusa, ‹‹Bahçede, seni Onunla birlikte görmedim mi?›› diye sordu. 
43N 018:027 Petrus yine inkâr etti ve tam o anda horoz öttü. 
43N 018:028 Sabah erkenden Yahudi yetkililer İsayı Kayafanın yanından alarak vali konağına götürdüler. Dinsel kuralları bozmamak ve Fısıh yemeğini yiyebilmek için kendileri vali konağına girmediler. 
43N 018:029 Bunun üzerine Pilatus dışarı çıkıp yanlarına geldi. ‹‹Bu adamı neyle suçluyorsunuz?›› diye sordu. 
43N 018:030 Ona şu karşılığı verdiler: ‹‹Bu adam kötülük eden biri olmasaydı, Onu sana getirmezdik.›› 
43N 018:031 Pilatus, ‹‹Onu siz alın, kendi yasanıza göre yargılayın›› dedi. Yahudi yetkililer, ‹‹Bizim hiç kimseyi ölüm cezasına çarptırmaya yetkimiz yok›› dediler. 
43N 018:032 Bu, İsanın nasıl öleceğini belirtmek için söylediği sözler yerine gelsin diye oldu. 
43N 018:033 Pilatus yine vali konağına girdi. İsayı çağırıp Ona, ‹‹Sen Yahudilerin Kralı mısın?›› diye sordu. 
43N 018:034 İsa şöyle karşılık verdi: ‹‹Bunu kendiliğinden mi söylüyorsun, yoksa başkaları mı sana söyledi?›› 
43N 018:035 Pilatus, ‹‹Ben Yahudi miyim?›› dedi. ‹‹Seni bana kendi ulusun ve başkâhinlerin teslim ettiler. Ne yaptın?›› 
43N 018:036 İsa, ‹‹Benim krallığım bu dünyadan değildir›› diye karşılık verdi. ‹‹Krallığım bu dünyadan olsaydı, yandaşlarım, Yahudi yetkililere teslim edilmemem için savaşırlardı. Oysa benim krallığım buradan değildir.›› 
43N 018:037 Pilatus, ‹‹Demek sen bir kralsın, öyle mi?›› dedi. İsa, ‹‹Kral olduğumu sen söylüyorsun›› karşılığını verdi. ‹‹Ben gerçeğe tanıklık etmek için doğdum, bunun için dünyaya geldim. Gerçekten yana olan herkes benim sesimi işitir.›› 
43N 018:038 Pilatus Ona, ‹‹Gerçek nedir?›› diye sordu. Bunu söyledikten sonra Pilatus yine dışarıya, Yahudilerin yanına çıktı. Onlara, ‹‹Ben Onda hiçbir suç görmüyorum›› dedi. 
43N 018:039 ‹‹Ama sizin bir geleneğiniz var, her Fısıh Bayramında sizin için birini salıveriyorum. Yahudilerin Kralını sizin için salıvermemi ister misiniz?›› 
43N 018:040 Onlar yine, ‹‹Bu adamı değil, Barabba'yı isteriz!›› diye bağrıştılar. Oysa Barabba bir hayduttu. 
43N 019:001 O zaman Pilatus İsayı tutup kamçılattı. 
43N 019:002 Askerler de dikenlerden bir taç örüp Onun başına geçirdiler. Sonra Ona mor bir kaftan giydirdiler. 
43N 019:003 Önüne geliyor, ‹‹Selam, ey Yahudilerin Kralı!›› diyor, yüzüne tokat atıyorlardı. 
43N 019:004 Pilatus yine dışarı çıktı. Yahudilere, ‹‹İşte, Onu dışarıya, size getiriyorum. Onda hiçbir suç bulmadığımı bilesiniz›› dedi. 
43N 019:005 Böylece İsa, başındaki dikenli taç ve üzerindeki mor kaftanla dışarı çıktı. Pilatus onlara, ‹‹İşte o adam!›› dedi. 
43N 019:006 Başkâhinler ve görevliler İsayı görünce, ‹‹Çarmıha ger, çarmıha ger!›› diye bağrıştılar. Pilatus, ‹‹Onu siz alıp çarmıha gerin!›› dedi. ‹‹Ben Onda bir suç bulamıyorum!›› 
43N 019:007 Yahudiler şu karşılığı verdiler: ‹‹Bizim bir yasamız var, bu yasaya göre Onun ölmesi gerekir. Çünkü kendisinin Tanrı Oğlu olduğunu ileri sürüyor.›› 
43N 019:008 Pilatus bu sözü işitince daha çok korktu. 
43N 019:009 Yine vali konağına girip İsaya, ‹‹Sen nereden geliyorsun?›› diye sordu. İsa ona yanıt vermedi. 
43N 019:010 Pilatus, ‹‹Benimle konuşmayacak mısın?›› dedi. ‹‹Seni salıvermeye de, çarmıha germeye de yetkim olduğunu bilmiyor musun?›› 
43N 019:011 İsa, ‹‹Sana gökten verilmeseydi, benim üzerimde hiçbir yetkin olmazdı›› diye karşılık verdi. ‹‹Bu nedenle beni sana teslim edenin günahı daha büyüktür.›› 
43N 019:012 Bunun üzerine Pilatus İsayı salıvermek istedi. Ama Yahudiler, ‹‹Bu adamı salıverirsen, Sezarın dostu değilsin!›› diye bağrıştılar. ‹‹Kral olduğunu ileri süren herkes Sezara karşı gelmiş olur.›› 
43N 019:013 Pilatus bu sözleri işitince İsayı dışarı çıkardı. Taş Döşeme -İbranicede Gabbata- denilen yerde yargı kürsüsüne oturdu. 
43N 019:014 Fısıh Bayramına Hazırlık Günüydü. Saat on iki sularıydı. Pilatus Yahudilere, ‹‹İşte, sizin Kralınız!›› dedi. 
43N 019:015 Onlar, ‹‹Yok et Onu! Yok et, çarmıha ger!›› diye bağrıştılar. Pilatus, ‹‹Kralınızı mı çarmıha gereyim?›› diye sordu. Başkâhinler, ‹‹Sezardan başka kralımız yok!›› karşılığını verdiler. 
43N 019:016 Bunun üzerine Pilatus İsayı, çarmıha gerilmek üzere onlara teslim etti. 
43N 019:017 Askerler İsayı alıp götürdüler. İsa çarmıhını kendisi taşıyıp Kafatası -İbranicede Golgota- denilen yere çıktı. 
43N 019:018 Orada Onu ve iki kişiyi daha çarmıha gerdiler. Biri bir yanda, öbürü öteki yanda, İsa ise ortadaydı. 
43N 019:019 Pilatus bir de yafta yazıp çarmıhın üzerine astırdı. Yaftada şöyle yazılıydı: 
43N 019:020 İsanın çarmıha gerildiği yer kente yakındı. Böylece İbranice, Latince ve Grekçe yazılan bu yaftayı Yahudilerin birçoğu okudu. 
43N 019:021 Bu yüzden Yahudi başkâhinler Pilatusa, ‹‹ ‹Yahudilerin Kralı› diye yazma›› dediler. ‹‹Kendisi, ‹Ben Yahudilerin Kralıyım dedi› diye yaz.›› 
43N 019:022 Pilatus, ‹‹Ne yazdımsa yazdım›› karşılığını verdi. 
43N 019:023 Askerler İsayı çarmıha gerdikten sonra giysilerini alıp her birine birer pay düşecek biçimde dört parçaya böldüler. Mintanını da aldılar. Mintan boydan boya tek parça dikişsiz bir dokumaydı. 
43N 019:024 Birbirlerine, ‹‹Bunu yırtmayalım›› dediler, ‹‹Kime düşecek diye kura çekelim.›› Bu olay, şu Kutsal Yazı yerine gelsin diye oldu:  ‹‹Giysilerimi aralarında paylaştılar,  Elbisem üzerine kura çektiler.›› Bunları askerler yaptı. 
43N 019:025 İsanın çarmıhının yanında ise annesi, teyzesi, Klopasın karısı Meryem ve Mecdelli Meryem duruyordu. 
43N 019:026 İsa, annesiyle sevdiği öğrencinin yakınında durduğunu görünce annesine, ‹‹Anne, işte oğlun!›› dedi. 
43N 019:027 Sonra öğrenciye, ‹‹İşte, annen!›› dedi. O andan itibaren bu öğrenci İsanın annesini kendi evine aldı. 
43N 019:028 Daha sonra İsa, her şeyin artık tamamlandığını bilerek Kutsal Yazı yerine gelsin diye, ‹‹Susadım!›› dedi. 
43N 019:029 Orada ekşi şarap dolu bir kap vardı. Şaraba batırılmış bir süngeri mercanköşk dalına takarak Onun ağzına uzattılar. 
43N 019:030 İsa şarabı tadınca, ‹‹Tamamlandı!›› dedi ve başını eğerek ruhunu teslim etti. 
43N 019:031 Yahudi yetkililer Pilatustan çarmıha gerilenlerin bacaklarının kırılmasını ve cesetlerin kaldırılmasını istediler. Hazırlık Günü olduğundan, cesetlerin Şabat Günü çarmıhta kalmasını istemiyorlardı. Çünkü o Şabat Günü büyük bayramdı. 
43N 019:032 Bunun üzerine askerler gidip birinci adamın, sonra da İsayla birlikte çarmıha gerilen öteki adamın bacaklarını kırdılar. 
43N 019:033 İsaya gelince Onun ölmüş olduğunu gördüler. Bu yüzden bacaklarını kırmadılar. 
43N 019:034 Ama askerlerden biri Onun böğrünü mızrakla deldi. Böğründen hemen kan ve su aktı. 
43N 019:035 Bunu gören adam tanıklık etmiştir ve tanıklığı doğrudur. Doğruyu söylediğini bilir. Siz de iman edesiniz diye tanıklık etmiştir. 
43N 019:036 Bunlar, ‹‹Onun bir tek kemiği kırılmayacak›› diyen Kutsal Yazının yerine gelmesi için oldu. 
43N 019:037 Yine başka bir Yazıda, ‹‹Bedenini deştiklerine bakacaklar›› deniyor. 
43N 019:038 Bundan sonra Aramatyalı Yusuf, İsanın cesedini kaldırmak için Pilatusa başvurdu. Yusuf, İsanın öğrencisiydi, ama Yahudi yetkililerden korktuğundan bunu gizli tutuyordu. Pilatus izin verince, Yusuf gelip İsanın cesedini kaldırdı. 
43N 019:039 Daha önce geceleyin İsanın yanına gelen Nikodim de otuz litre kadar karışık mür ve sarısabır özü alarak geldi. 
43N 019:040 İkisi, İsanın cesedini alıp Yahudilerin gömme geleneğine uygun olarak onu baharatla keten bezlere sardılar. 
43N 019:041 İsanın çarmıha gerildiği yerde bir bahçe, bu bahçenin içinde de henüz hiç kimsenin konulmadığı yeni bir mezar vardı. 
43N 019:042 O gün Yahudiler'in Hazırlık Günü'ydü. Mezar da yakın olduğundan İsa'yı oraya koydular. 
43N 020:001 Haftanın ilk günü erkenden, ortalık daha karanlıkken Mecdelli Meryem mezara gitti. Taşın mezarın girişinden kaldırılmış olduğunu gördü. 
43N 020:002 Koşarak Simun Petrusa ve İsanın sevdiği öbür öğrenciye geldi. ‹‹Rabbi mezardan almışlar, nereye koyduklarını da bilmiyoruz›› dedi. 
43N 020:003 Bunun üzerine Petrusla öteki öğrenci dışarı çıkıp mezara yöneldiler. 
43N 020:004 İkisi birlikte koşuyordu. Ama öteki öğrenci Petrustan daha hızlı koşarak mezara önce vardı. 
43N 020:005 Eğilip içeri baktı, keten bezleri orada serili gördü, ama içeri girmedi. 
43N 020:006 -7 262340 Ardından Simun Petrus geldi ve mezara girdi. Orada serili duran bezleri ve İsanın başına sarılmış olan peşkiri gördü. Peşkir keten bezlerle birlikte değildi, ayrı bir yerde dürülmüş duruyordu. 
43N 020:008 O zaman mezara ilk varan öteki öğrenci de içeri girdi. Olanları gördü ve iman etti. 
43N 020:009 İsanın ölümden dirilmesi gerektiğini belirten Kutsal Yazıyı henüz anlamamışlardı. 
43N 020:010 Bundan sonra öğrenciler yine evlerine döndüler. 
43N 020:011 Meryem ise mezarın dışında durmuş ağlıyordu. Ağlarken eğilip mezarın içine baktı. 
43N 020:012 Beyazlara bürünmüş iki melek gördü; biri İsanın cesedinin yattığı yerin başucunda, öteki ayakucunda oturuyordu. 
43N 020:013 Meryeme, ‹‹Kadın, niçin ağlıyorsun?›› diye sordular. Meryem, ‹‹Rabbimi almışlar›› dedi. ‹‹Onu nereye koyduklarını bilmiyorum.›› 
43N 020:014 Bunları söyledikten sonra arkasına döndü, İsanın orada, ayakta durduğunu gördü. Ama Onun İsa olduğunu anlamadı. 
43N 020:015 İsa, ‹‹Kadın, niçin ağlıyorsun?›› dedi. ‹‹Kimi arıyorsun?›› Meryem Onu bahçıvan sanarak, ‹‹Efendim›› dedi, ‹‹Eğer Onu sen götürdünse, nereye koyduğunu söyle de gidip Onu alayım.›› 
43N 020:016 İsa ona, ‹‹Meryem!›› dedi. O da döndü, İsaya İbranice, ‹‹Rabbuni!›› dedi. Rabbuni, öğretmenim demektir. 
43N 020:017 İsa, ‹‹Bana dokunma!›› dedi. ‹‹Çünkü daha Babanın yanına çıkmadım. Kardeşlerime git ve onlara söyle, benim Babamın ve sizin Babanızın, benim Tanrımın ve sizin Tanrınızın yanına çıkıyorum.›› 
43N 020:018 Mecdelli Meryem öğrencilerin yanına gitti. Onlara, ‹‹Rabbi gördüm!›› dedi. Sonra Rabbin kendisine söylediklerini onlara anlattı. 
43N 020:019 Haftanın o ilk günü akşam olunca, öğrencilerin Yahudi yetkililerden korkusu nedeniyle bulundukları yerin kapıları kapalıyken İsa geldi, ortalarında durup, ‹‹Size esenlik olsun!›› dedi. 
43N 020:020 Bunu söyledikten sonra onlara ellerini ve böğrünü gösterdi. Öğrenciler Rabbi görünce sevindiler. 
43N 020:021 İsa yine onlara, ‹‹Size esenlik olsun!›› dedi. ‹‹Baba beni gönderdiği gibi, ben de sizi gönderiyorum.›› 
43N 020:022 Bunu söyledikten sonra onların üzerine üfleyerek, ‹‹Kutsal Ruhu alın!›› dedi. 
43N 020:023 ‹‹Kimin günahlarını bağışlarsanız, bağışlanmış olur; kimin günahlarını bağışlamazsanız, bağışlanmamış kalır.›› 
43N 020:024 Onikilerden biri, ‹‹İkiz›› diye anılan Tomas, İsa geldiğinde onlarla birlikte değildi. 
43N 020:025 Öbür öğrenciler ona, ‹‹Biz Rabbi gördük!›› dediler. Tomas ise, ‹‹Onun ellerinde çivilerin izini görmedikçe, çivilerin izine parmağımla dokunmadıkça ve elimi böğrüne sokmadıkça inanmam›› dedi. 
43N 020:026 Sekiz gün sonra İsanın öğrencileri yine evdeydiler. Tomas da onlarla birlikteydi. Kapılar kapalıyken İsa gelip ortalarında durdu, ‹‹Size esenlik olsun!›› dedi. 
43N 020:027 Sonra Tomasa, ‹‹Parmağını uzat›› dedi, ‹‹Ellerime bak, elini uzat, böğrüme koy. İmansız olma, imanlı ol!›› 
43N 020:028 Tomas Ona, ‹‹Rabbim ve Tanrım!›› diye yanıtladı. 
43N 020:029 İsa, ‹‹Beni gördüğün için mi iman ettin?›› dedi. ‹‹Görmeden iman edenlere ne mutlu!›› 
43N 020:030 İsa, öğrencilerinin önünde, bu kitapta yazılı olmayan başka birçok doğaüstü belirti gerçekleştirdi. 
43N 020:031 Ne var ki yazılanlar, İsa'nın, Tanrı'nın Oğlu Mesih olduğuna iman edesiniz ve iman ederek O'nun adıyla yaşama kavuşasınız diye yazılmıştır. 
43N 021:001 -2 262590 Bundan sonra İsa Taberiye Gölünün kenarında öğrencilerine yine göründü. Bu da şöyle oldu: Simun Petrus, ‹‹İkiz›› diye anılan Tomas, Celilenin Kana Köyünden Natanel, Zebedinin oğulları ve İsanın öğrencilerinden iki kişi daha birlikte bulunuyorlardı. 
43N 021:003 Simun Petrus ötekilere, ‹‹Ben balık tutmaya gidiyorum›› dedi. Onlar, ‹‹Biz de seninle geliyoruz›› dediler. Dışarı çıkıp tekneye bindiler. Ama o gece bir şey tutamadılar. 
43N 021:004 Sabah olurken İsa kıyıda duruyordu. Ne var ki öğrenciler, Onun İsa olduğunu anlamadılar. 
43N 021:005 İsa, ‹‹Çocuklar, balığınız yok mu?›› diye sordu. ‹‹Yok›› dediler. 
43N 021:006 İsa, ‹‹Ağı teknenin sağ yanına atın, tutarsınız›› dedi. Bunun üzerine ağı attılar. O kadar çok balık tuttular ki, artık ağı çekemez olmuşlardı. 
43N 021:007 İsanın sevdiği öğrenci, Petrusa, ‹‹Bu Rabdir!›› dedi. Simun Petrus Onun Rab olduğunu işitince üzerinden çıkarmış olduğu üstlüğü giyip göle atladı. 
43N 021:008 Öbür öğrenciler balık dolu ağı çekerek tekneyle geldiler. Çünkü karadan ancak iki yüz arşın kadar uzaktaydılar. 
43N 021:009 Karaya çıkınca orada yanan bir kömür ateşi, ateşin üzerinde balık ve ekmek gördüler. 
43N 021:010 İsa onlara, ‹‹Şimdi tuttuğunuz balıklardan getirin›› dedi. 
43N 021:011 Simun Petrus tekneye atladı ve tam yüz elli üç iri balıkla yüklü ağı karaya çekti. Bu kadar çok balık olduğu halde ağ yırtılmamıştı. 
43N 021:012 İsa onlara, ‹‹Gelin, yemek yiyin›› dedi. Öğrencilerden hiçbiri Ona, ‹‹Sen kimsin?›› diye sormaya cesaret edemedi. Çünkü Onun Rab olduğunu biliyorlardı. 
43N 021:013 İsa gidip ekmeği aldı, onlara verdi. Aynı şekilde balıkları da verdi. 
43N 021:014 İşte bu, İsanın ölümden dirildikten sonra öğrencilere üçüncü görünüşüydü. 
43N 021:015 Yemekten sonra İsa, Simun Petrusa, ‹‹Yuhanna oğlu Simun, beni bunlardan daha çok seviyor musun?›› diye sordu. Petrus, ‹‹Evet, ya Rab›› dedi, ‹‹Seni sevdiğimi bilirsin.›› İsa ona, ‹‹Kuzularımı otlat›› dedi. 
43N 021:016 İkinci kez yine ona, ‹‹Yuhanna oğlu Simun, beni seviyor musun?›› diye sordu. O da, ‹‹Evet, ya Rab, seni sevdiğimi bilirsin›› dedi. İsa ona, ‹‹Koyunlarımı güt›› dedi. 
43N 021:017 Üçüncü kez ona, ‹‹Yuhanna oğlu Simun, beni seviyor musun?›› diye sordu. Petrus kendisine üçüncü kez, ‹‹Beni seviyor musun?›› diye sormasına üzüldü. ‹‹Ya Rab, sen her şeyi bilirsin, seni sevdiğimi de bilirsin›› dedi. İsa ona, ‹‹Koyunlarımı otlat›› dedi. 
43N 021:018 ‹‹Sana doğrusunu söyleyeyim, gençliğinde kendi kuşağını kendin bağlar, istediğin yere giderdin. Ama yaşlanınca ellerini uzatacaksın, başkası seni bağlayacak ve istemediğin yere götürecek.›› 
43N 021:019 Bunu, Tanrıyı ne tür bir ölümle yücelteceğini belirtmek için söyledi. Sonra ona, ‹‹Ardımdan gel›› dedi. 
43N 021:020 Petrus arkasına döndü, İsanın sevdiği öğrencinin kendilerini izlediğini gördü. Bu öğrenci, akşam yemeğinde İsanın göğsüne yaslanan ve, ‹‹Ya Rab, sana kim ihanet edecek?›› diye soran öğrencidir. 
43N 021:021 Petrus onu görünce İsaya, ‹‹Ya Rab, ya bu ne olacak?›› diye sordu. 
43N 021:022 İsa, ‹‹Ben gelinceye dek onun yaşamasını istiyorsam, bundan sana ne?›› dedi. ‹‹Sen ardımdan gel!›› 
43N 021:023 Bu yüzden kardeşler arasında o öğrencinin ölmeyeceğine dair bir söylenti çıktı. Ama İsa Petrusa, ‹‹O ölmeyecek›› dememişti. Sadece, ‹‹Ben gelinceye dek onun yaşamasını istiyorsam, bundan sana ne?›› demişti. 
43N 021:024 Bütün bunlara tanıklık eden ve bunları yazan öğrenci budur. Onun tanıklığının doğru olduğunu biliyoruz. 
43N 021:025 İsa'nın yaptığı daha başka çok şey vardır. Bunlar tek tek yazılsaydı, sanırım yazılan kitaplar dünyaya sığmazdı. 
44N 001:001 -2 262830 Ey Teofilos, İlk kitabımda İsanın yapıp öğretmeye başladığı her şeyi, seçmiş olduğu elçilere Kutsal Ruh aracılığıyla buyruklar verip yukarı alındığı güne dek olanları yazmıştım. 
44N 001:003 İsa, ölüm acısını çektikten sonra birçok inandırıcı kanıtlarla elçilere dirilmiş olduğunu gösterdi. Kırk gün süreyle onlara görünerek Tanrının Egemenliği hakkında konuştu. 
44N 001:004 Kendileriyle birlikteyken onlara şu buyruğu vermişti: ‹‹Yeruşalimden ayrılmayın, Babanın verdiği ve benden duyduğunuz sözün gerçekleşmesini bekleyin. 
44N 001:005 Şöyle ki, Yahya suyla vaftiz etti, ama sizler birkaç güne kadar Kutsal Ruhla vaftiz edileceksiniz.›› 
44N 001:006 Elçiler bir araya geldiklerinde İsaya şunu sordular: ‹‹Ya Rab, İsraile egemenliği şimdi mi geri vereceksin?›› 
44N 001:007 İsa onlara, ‹‹Babanın kendi yetkisiyle belirlemiş olduğu zamanları ve tarihleri bilmenize gerek yok›› karşılığını verdi. 
44N 001:008 ‹‹Ama Kutsal Ruh üzerinize inince güç alacaksınız. Yeruşalimde, bütün Yahudiye ve Samiriyede ve dünyanın dört bucağında benim tanıklarım olacaksınız.›› 
44N 001:009 İsa bunları söyledikten sonra, onların gözleri önünde yukarı alındı. Bir bulut Onu alıp gözlerinin önünden uzaklaştırdı. 
44N 001:010 İsa giderken onlar gözlerini göğe dikmiş bakıyorlardı. Tam o sırada, beyaz giysiler içinde iki adam yanlarında belirdi. 
44N 001:011 ‹‹Ey Celileliler, neden göğe bakıp duruyorsunuz?›› diye sordular. ‹‹Aranızdan göğe alınan İsa, göğe çıktığını nasıl gördünüzse, aynı şekilde geri gelecektir.›› 
44N 001:012 Bundan sonra elçiler, Yeruşalimden yaklaşık bir kilometre uzaklıktaki Zeytin Dağından Yeruşalime döndüler. 
44N 001:013 Kente girince kaldıkları evin üst katındaki odaya çıktılar. Petrus, Yuhanna, Yakup, Andreas, Filipus, Tomas, Bartalmay, Matta, Alfay oğlu Yakup, Yurtsever Simun ve Yakup oğlu Yahuda oradaydı. 
44N 001:014 Bunlar İsanın annesi Meryem, öbür kadınlar ve İsanın kardeşleriyle tam bir birlik içinde sürekli dua ediyordu. 
44N 001:015 -16 262960 O günlerde Petrus, yaklaşık yüz yirmi kardeşten oluşan bir topluluğun ortasında ayağa kalkıp şöyle konuştu: ‹‹Kardeşler, Kutsal Ruhun, İsayı tutuklayanlara kılavuzluk eden Yahuda ile ilgili olarak Davutun ağzıyla önceden bildirdiği Kutsal Yazının yerine gelmesi gerekiyordu. 
44N 001:017 Yahuda bizden biri sayılmış ve bu hizmette yerini almıştı.›› 
44N 001:018 Bu adam, yaptığı kötülüğün karşılığında aldığı ücretle bir tarla satın aldı. Sonra baş aşağı düştü, bedeni yarıldı ve bütün bağırsakları dışarı döküldü. 
44N 001:019 Yeruşalimde yaşayan herkes olayı duydu. Tarlaya kendi dillerinde Kan Tarlası anlamına gelen Hakeldema adını verdiler. 
44N 001:020 ‹‹Nitekim Mezmurlar Kitabında şöyle yazılmıştır›› dedi Petrus.  ‹‹ ‹Onun konutu ıssız kalsın,  İçinde oturan olmasın.›  Ve, ‹Onun görevini bir başkası üstlensin.› 
44N 001:021 -22 263010 ‹‹Buna göre, Yahyanın vaftiz döneminden başlayarak Rab İsanın aramızdan yukarı alındığı güne değin bizimle birlikte geçirdiği bütün süre boyunca yanımızda bulunan adamlardan birinin, İsanın dirilişine tanıklık etmek üzere bize katılması gerekir.›› 
44N 001:023 Böylece iki kişiyi, Barsabba denilen ve Yustus diye de bilinen Yusuf ile Mattiyayı önerdiler. 
44N 001:024 -25 263030 Sonra şöyle dua ettiler: ‹‹Ya Rab, sen herkesin yüreğini bilirsin. Yahudanın, ait olduğu yere gitmek için bıraktığı bu hizmeti ve elçilik görevini üstlenmek üzere bu iki kişiden hangisini seçtiğini göster bize.›› 
44N 001:026 Ardından bu iki kişiye kura çektirdiler; kura Mattiya'ya düştü. Böylelikle Mattiya on bir elçiye katıldı. 
44N 002:001 Pentikost Günü geldiğinde bütün imanlılar bir arada bulunuyordu. 
44N 002:002 Ansızın gökten, güçlü bir rüzgarın esişini andıran bir ses geldi ve bulundukları evi tümüyle doldurdu. 
44N 002:003 Ateşten dillere benzer bir şeylerin dağılıp her birinin üzerine indiğini gördüler. 
44N 002:004 İmanlıların hepsi Kutsal Ruhla doldular, Ruhun onları konuşturduğu başka dillerle konuşmaya başladılar. 
44N 002:005 O sırada Yeruşalimde, dünyanın her ülkesinden gelmiş dindar Yahudiler bulunuyordu. 
44N 002:006 Sesin duyulması üzerine büyük bir kalabalık toplandı. Herkes kendi dilinin konuşulduğunu duyunca şaşakaldı. 
44N 002:007 Hayret ve şaşkınlık içinde, ‹‹Bakın, bu konuşanların hepsi Celileli değil mi?›› diye sordular. 
44N 002:008 ‹‹Nasıl oluyor da her birimiz kendi ana dilini işitiyor? 
44N 002:009 -11 263130 Aramızda Partlar, Medler, Elamlılar var. Mezopotamyada, Yahudiye ve Kapadokyada, Pontus ve Asya İlinde, Frikya ve Pamfilyada, Mısır ve Libyanın Kireneye yakın bölgelerinde yaşayanlar var. Hem Yahudi hem de Yahudiliğe dönen Romalı konuklar, Giritliler ve Araplar var aramızda. Ama her birimiz Tanrının büyük işlerinin kendi dilimizde konuşulduğunu işitiyoruz.›› 
44N 002:012 Hepsi hayret ve şaşkınlık içinde birbirlerine, ‹‹Bunun anlamı ne?›› diye sordular. 
44N 002:013 Başkalarıysa, ‹‹Bunlar taze şarabı fazla kaçırmış›› diye alay ettiler. 
44N 002:014 -15 263160 Bunun üzerine Onbirlerle birlikte öne çıkan Petrus yüksek sesle kalabalığa şöyle seslendi: ‹‹Ey Yahudiler ve Yeruşalimde bulunan herkes, bu durumu size açıklayayım. Sözlerime kulak verin. Bu adamlar, sandığınız gibi sarhoş değiller. Saat daha sabahın dokuzu! 
44N 002:016 -17 263170 Bu gördüğünüz, Peygamber Yoel aracılığıyla önceden bildirilen olaydır:  ‹Son günlerde, diyor Tanrı,  Bütün insanların üzerine Ruhumu dökeceğim.  Oğullarınız, kızlarınız peygamberlikte bulunacaklar.  Gençleriniz görümler,  Yaşlılarınız düşler görecek. 
44N 002:018 O günler kadın erkek  Kullarımın üzerine Ruhumu dökeceğim,  Onlar da peygamberlik edecekler. 
44N 002:019 Yukarıda, gökyüzünde harikalar yaratacağım.  Aşağıda, yeryüzünde belirtiler,  Kan, ateş ve duman bulutları görülecek. 
44N 002:020 Rabbin büyük ve görkemli günü gelmeden önce  Güneş kararacak,  Ay kan rengine dönecek. 
44N 002:021 O zaman Rabbi adıyla çağıran herkes kurtulacak.› 
44N 002:022 ‹‹Ey İsrailliler, şu sözleri dinleyin: Bildiğiniz gibi Nasıralı İsa, Tanrının, kendisi aracılığıyla aranızda yaptığı mucizeler, harikalar ve belirtilerle kimliği kanıtlanmış bir kişidir. 
44N 002:023 Tanrının belirlenmiş amacı ve öngörüsü uyarınca elinize teslim edilen bu adamı, yasa tanımaz kişilerin eliyle çarmıha çivileyip öldürdünüz. 
44N 002:024 Tanrı ise, ölüm acılarına son vererek Onu diriltti. Çünkü Onun ölüme tutsak kalması olanaksızdı. 
44N 002:025 Onunla ilgili olarak Davut şöyle der:  ‹Rabbi her zaman önümde gördüm,  Sağımda durduğu için sarsılmam. 
44N 002:026 Bu nedenle yüreğim mutlu, dilim sevinçlidir.  Dahası, bedenim de umut içinde yaşayacak. 
44N 002:027 Çünkü sen canımı ölüler diyarına terk etmeyeceksin,  Kutsalının çürümesine izin vermeyeceksin. 
44N 002:028 Yaşam yollarını bana bildirdin;  Varlığınla beni sevinçle dolduracaksın.› 
44N 002:029 ‹‹Kardeşler, size açıkça söyleyebilirim ki, büyük atamız Davut öldü, gömüldü, mezarı da bugüne dek yanıbaşımızda duruyor. 
44N 002:030 Davut bir peygamberdi ve soyundan birini tahtına oturtacağına dair Tanrının kendisine ant içerek söz verdiğini biliyordu. 
44N 002:031 Geleceği görerek Mesihin ölümden dirilişine ilişkin şunları söyledi: ‹O, ölüler diyarına terk edilmedi, bedeni çürümedi.› 
44N 002:032 Tanrı, İsayı ölümden diriltti ve biz hepimiz bunun tanıklarıyız. 
44N 002:033 O, Tanrının sağına yüceltilmiş, vaat edilen Kutsal Ruhu Babadan almış ve şimdi gördüğünüz ve işittiğiniz gibi, bu Ruhu üzerimize dökmüştür. 
44N 002:034 -35 263340 Davut, kendisi göklere çıkmadığı halde şöyle der:  ‹Rab Rabbime dedi ki,  Ben düşmanlarını  Ayaklarının altına serinceye dek,  Sağımda otur.› 
44N 002:036 ‹‹Böylelikle bütün İsrail halkı şunu kesinlikle bilsin: Tanrı, sizin çarmıha gerdiğiniz İsayı hem Rab hem Mesih yapmıştır.›› 
44N 002:037 Bu sözleri duyanlar, yüreklerine hançer saplanmış gibi oldular. Petrus ve öbür elçilere, ‹‹Kardeşler, ne yapmalıyız?›› diye sordular. 
44N 002:038 Petrus onlara şu karşılığı verdi: ‹‹Tövbe edin, her biriniz İsa Mesihin adıyla vaftiz olsun. Böylece günahlarınız bağışlanacak ve Kutsal Ruh armağanını alacaksınız. 
44N 002:039 Bu vaat sizler, çocuklarınız, uzaktakilerin hepsi için, Tanrımız Rabbin çağıracağı herkes için geçerlidir.›› 
44N 002:040 Petrus daha birçok sözlerle onları uyardı. ‹‹Kendinizi bu sapık kuşaktan kurtarın!›› diye yalvardı. 
44N 002:041 Onun sözünü benimseyenler vaftiz oldu. O gün yaklaşık üç bin kişi topluluğa katıldı. 
44N 002:042 Bunlar kendilerini elçilerin öğretisine, paydaşlığa, ekmek bölmeye ve duaya adadılar. 
44N 002:043 Herkesi bir korku sarmıştı. Elçilerin aracılığıyla birçok belirtiler ve harikalar yapılıyordu. 
44N 002:044 İmanlıların tümü bir arada bulunuyor, her şeyi ortaklaşa kullanıyorlardı. 
44N 002:045 Mallarını mülklerini satıyor ve bunun parasını herkese ihtiyacına göre dağıtıyorlardı. 
44N 002:046 Her gün tapınakta toplanmaya devam eden imanlılar, kendi evlerinde de ekmek bölüp içten bir sevinç ve sadelikle yemek yiyor ve Tanrı'yı övüyorlardı. Bütün halkın beğenisini kazanmışlardı. Rab de her gün yeni kurtulanları topluluğa katıyordu. 
44N 003:001 Bir gün Petrusla Yuhanna, saat üçte, dua vaktinde tapınağa çıkıyorlardı. 
44N 003:002 O sırada, doğuştan kötürüm olan bir adam, tapınağın Güzel Kapı diye adlandırılan kapısına getiriliyordu. Tapınağa girenlerden para dilenmesi için onu her gün getirip oraya bırakırlardı. 
44N 003:003 Tapınağa girmek üzere olan Petrusla Yuhannayı gören adam, kendilerinden sadaka istedi. 
44N 003:004 Petrusla Yuhanna ona dikkatle baktılar. Sonra Petrus, ‹‹Bize bak›› dedi. 
44N 003:005 Adam, onlardan bir şey alacağını umarak gözlerini onların üzerine dikti. 
44N 003:006 Petrus, ‹‹Bende altın ve gümüş yok, ama bende olanı sana veriyorum›› dedi. ‹‹Nasıralı İsa Mesihin adıyla, yürü!›› 
44N 003:007 Sonra onu sağ elinden kavrayıp kaldırdı. Adamın ayakları ve bilekleri o anda sapasağlam oldu. 
44N 003:008 Sıçrayıp ayağa kalktı, yürümeye başladı. Yürüyüp sıçrayarak, Tanrıyı överek onlarla birlikte tapınağa girdi. 
44N 003:009 Bütün halk, onun yürüyüp Tanrıyı övdüğünü gördü. 
44N 003:010 Onun, tapınağın Güzel Kapısında oturup para dilenen kişi olduğunu anlayınca ondaki değişiklik karşısında büyük bir hayret ve şaşkınlığa düştüler. 
44N 003:011 Adam, Petrusla Yuhannaya tutunuyordu. Bütün halk hayret içinde Süleymanın Eyvanı denilen yerde onlara doğru koşuştu. 
44N 003:012 Bunu gören Petrus halka şöyle seslendi: ‹‹Ey İsrailliler, buna neden şaştınız? Neden gözlerinizi dikmiş bize bakıyorsunuz? Kendi gücümüz ya da dindarlığımızla bu adamın yürümesini sağlamışız gibi...! 
44N 003:013 İbrahimin, İshakın ve Yakupun Tanrısı, atalarımızın Tanrısı, Kulu İsayı yüceltti. Siz Onu ele verdiniz. Pilatus Onu serbest bırakmaya karar verdiği halde, siz Onu Pilatusun önünde reddettiniz. 
44N 003:014 Kutsal ve adil Olanı reddedip bir katilin salıverilmesini istediniz. 
44N 003:015 Siz Yaşam Önderini öldürdünüz, ama Tanrı Onu ölümden diriltti. Biz bunun tanıklarıyız. 
44N 003:016 Gördüğünüz ve tanıdığınız bu adam, İsanın adı sayesinde, Onun adına olan imanla sapasağlam oldu. Hepinizin gözü önünde onu tam sağlığa kavuşturan, İsanın aracılığıyla etkin olan imandır. 
44N 003:017 ‹‹Şimdi ey kardeşler, yöneticileriniz gibi sizin de bilgisizlikten ötürü böyle davrandığınızı biliyorum. 
44N 003:018 Ama bütün peygamberlerin ağzından Mesihinin acı çekeceğini önceden bildiren Tanrı, sözünü bu şekilde yerine getirmiştir. 
44N 003:019 -20 263640 Öyleyse, günahlarınızın silinmesi için tövbe edin ve Tanrıya dönün. Öyle ki, Rab size yenilenme fırsatları versin ve sizin için önceden belirlenen Mesihi, yani İsayı göndersin. 
44N 003:021 Tanrının eski çağlardan beri kutsal peygamberlerinin ağzından bildirdiği gibi, her şeyin yeniden düzenleneceği zamana dek İsanın gökte kalması gerekiyor. 
44N 003:022 Musa şöyle demişti: ‹Tanrınız Rab size, kendi kardeşlerinizin arasından benim gibi bir peygamber çıkaracak. Onun size söyleyeceği her sözü dinleyin. 
44N 003:023 O peygamberi dinlemeyen herkes Tanrının halkından koparılıp yok edilecektir.› 
44N 003:024 ‹‹Samuel ve ondan sonra konuşan peygamberlerin hepsi bu günleri duyurdu. 
44N 003:025 Sizler peygamberlerin mirasçıları, Tanrının atalarınızla yaptığı antlaşmanın mirasçılarısınız. Nitekim Tanrı İbrahime şöyle demişti: ‹Senin soyunun aracılığıyla yeryüzündeki bütün halklar kutsanacak.› 
44N 003:026 Tanrı, sizleri kötü yollarınızdan döndürüp kutsamak için Kulu'nu ortaya çıkarıp önce size gönderdi.›› 
44N 004:001 Kâhinler, tapınak koruyucularının komutanı ve Sadukiler, halka seslenmekte olan Petrusla Yuhannanın üzerine yürüdüler. 
44N 004:002 Çünkü onların halka öğretmelerine ve İsayı örnek göstererek ölülerin dirileceğini söylemelerine çok kızmışlardı. 
44N 004:003 Onları yakaladılar, akşam olduğu için ertesi güne dek hapiste tuttular. 
44N 004:004 Ne var ki, konuşmayı dinlemiş olanların birçoğu iman etti. Böylece imanlı erkeklerin sayısı aşağı yukarı beş bine ulaştı. 
44N 004:005 Ertesi gün Yahudilerin yöneticileri, ileri gelenleri ve din bilginleri Yeruşalimde toplandılar. 
44N 004:006 Başkâhin Hananın yanısıra, Kayafa, Yuhanna, İskender ve başkâhin soyundan gelen herkes oradaydı. 
44N 004:007 Petrusla Yuhannayı huzurlarına getirtip onlara, ‹‹Siz bunu hangi güçle ya da kimin adına dayanarak yaptınız?›› diye sordular. 
44N 004:008 O zaman Kutsal Ruhla dolan Petrus onlara şöyle dedi: ‹‹Halkın yöneticileri ve ileri gelenler! 
44N 004:009 -10 263790 Eğer bugün bir hastaya yapılan iyilik nedeniyle bizden hesap soruluyor ve bu adamın nasıl iyileştiği soruşturuluyorsa, hepiniz ve bütün İsrail halkı şunu bilin: Bu adam, sizin çarmıha gerdiğiniz, ama Tanrının ölümden dirilttiği Nasıralı İsa Mesihin adı sayesinde önünüzde sapasağlam duruyor. 
44N 004:011 İsa,  ‹Siz yapıcılar tarafından hiçe sayılan,  Ama köşenin baş taşı durumuna gelen taş›tır. 
44N 004:012 Başka hiç kimsede kurtuluş yoktur. Bu göğün altında insanlara bağışlanmış, bizi kurtarabilecek başka hiçbir ad yoktur.›› 
44N 004:013 Kurul üyeleri, Petrusla Yuhannanın yürekliliğini görüp de bunların eğitim görmemiş, sıradan kişiler olduklarını anlayınca şaştılar ve onların İsayla birlikte bulunduklarını farkettiler. 
44N 004:014 İyileştirilen adam, Petrus ve Yuhannayla birlikte gözleri önünde duruyordu; bunun için hiçbir karşılık veremediler. 
44N 004:015 Kurul üyeleri onlara dışarı çıkmalarını buyurduktan sonra durumu kendi aralarında tartışmaya başladılar. 
44N 004:016 ‹‹Bu adamları ne yapacağız?›› dediler. ‹‹Yeruşalimde yaşayan herkes, bunların eliyle olağanüstü bir belirti gerçekleştirildiğini biliyor. Biz bunu inkâr edemeyiz. 
44N 004:017 Ama bu haberin halk arasında daha çok yayılmasını önlemek için onları tehdit edelim ki, bundan böyle İsanın adından kimseye söz etmesinler.›› 
44N 004:018 Böylece onları çağırdılar, İsanın adını hiç anmamalarını, o adı kullanarak hiçbir şey öğretmemelerini buyurdular. 
44N 004:019 Ama Petrusla Yuhanna şöyle karşılık verdiler: ‹‹Tanrının önünde, Tanrının sözünü değil de sizin sözünüzü dinlemek doğru mudur, kendiniz karar verin. 
44N 004:020 Biz gördüklerimizi ve işittiklerimizi anlatmadan edemeyiz.›› 
44N 004:021 Kurul üyeleri onları bir daha tehdit ettikten sonra serbest bıraktılar; onları cezalandırmak için hiçbir gerekçe bulamamışlardı. Çünkü bütün halk, olup bitenler için Tanrıyı yüceltiyordu. 
44N 004:022 Nitekim mucize sonucu iyileşen adamın yaşı kırkı geçmişti. 
44N 004:023 Serbest bırakılan Petrusla Yuhanna, arkadaşlarının yanına dönerek başkâhinlerle ileri gelenlerin kendilerine söylediği her şeyi bildirdiler. 
44N 004:024 Arkadaşları bunu duyunca hep birlikte Tanrıya şöyle seslendiler: ‹‹Ey Efendimiz! Yeri göğü, denizi ve onların içindekilerin tümünü yaratan sensin. 
44N 004:025 Kutsal Ruh aracılığıyla kulun atamız Davutun ağzından şöyle dedin:  ‹Uluslar neden hiddetlendi,  Halklar neden boş düzenler kurdu? 
44N 004:026 Dünyanın kralları saf bağladı,  Hükümdarlar birleşti  Rabbe ve Mesihine karşı.› 
44N 004:027 -28 263960 ‹‹Gerçekten de Hirodes ile Pontius Pilatus, bu kentte İsrail halkı ve öteki uluslarla birlikte senin meshettiğin kutsal Kulun İsaya karşı bir araya geldiler. Senin kendi gücün ve isteğinle önceden kararlaştırdığın her şeyi gerçekleştirdiler. 
44N 004:029 Ve şimdi ya Rab, onların savurduğu tehditlere bak! Senin sözünü tam bir yüreklilikle duyurmak için biz kullarına güç ver. 
44N 004:030 Kutsal Kulun İsanın adıyla hastaları iyileştirmek için, belirtiler ve harikalar yapmak için elini uzat.›› 
44N 004:031 Duaları bitince toplandıkları yer sarsıldı. Hepsi Kutsal Ruhla doldular ve Tanrının sözünü cesaretle duyurmaya devam ettiler. 
44N 004:032 İnananlar topluluğunun yüreği ve düşüncesi birdi. Hiç kimse sahip olduğu herhangi bir şey için ‹‹Bu benimdir›› demiyor, her şeylerini ortak kabul ediyorlardı. 
44N 004:033 Elçiler, Rab İsanın ölümden dirildiğine çok etkili bir biçimde tanıklık ediyorlardı. Tanrının büyük lütfu hepsinin üzerindeydi. 
44N 004:034 -35 264020 Aralarında yoksul olan yoktu. Çünkü toprak ya da ev sahibi olanlar bunları satar, sattıklarının bedelini getirip elçilerin buyruğuna verirlerdi; bu da herkese ihtiyacına göre dağıtılırdı. 
44N 004:036 Örneğin, Kıbrıs doğumlu bir Levili olan ve elçilerin Barnaba, yani Cesaret Verici diye adlandırdıkları Yusuf, sahip olduğu bir tarlayı sattı, parasını getirip elçilerin buyruğuna verdi. 
44N 005:001 -2 264040 Hananya adında bir adam, karısı Safiranın onayıyla bir mülk sattı, paranın bir kısmını kendine saklayarak gerisini getirip elçilerin buyruğuna verdi. Karısının da olup bitenlerden haberi vardı. 
44N 005:003 Petrus ona, ‹‹Hananya, nasıl oldu da Şeytana uydun, Kutsal Ruha yalan söyleyip tarlanın parasının bir kısmını kendine sakladın?›› dedi. 
44N 005:004 ‹‹Tarla satılmadan önce sana ait değil miydi? Sen onu sattıktan sonra da parayı dilediğin gibi kullanamaz mıydın? Neden yüreğinde böyle bir düzen kurdun? Sen insanlara değil, Tanrıya yalan söylemiş oldun.›› 
44N 005:005 Hananya bu sözleri işitince yere yıkılıp can verdi. Olanları duyan herkesi büyük bir korku sardı. 
44N 005:006 Gençler kalkıp Hananyanın ölüsünü kefenlediler ve dışarı taşıyıp gömdüler. 
44N 005:007 Bundan yaklaşık üç saat sonra Hananyanın karısı, olanlardan habersiz içeri girdi. 
44N 005:008 Petrus, ‹‹Söyle bana, tarlayı bu fiyata mı sattınız?›› diye sordu. ‹‹Evet, bu fiyata›› dedi Safira. 
44N 005:009 Petrus ona şöyle dedi: ‹‹Rabbin Ruhunu sınamak için nasıl oldu da sözbirliği ettiniz? İşte, kocanı gömenlerin ayak sesleri kapıda, seni de dışarı taşıyacaklar.›› 
44N 005:010 Kadın o anda Petrusun ayakları dibine yıkılıp can verdi. İçeri giren gençler onu ölmüş buldular, onu da dışarı taşıyarak kocasının yanına gömdüler. 
44N 005:011 İnanlılar topluluğunun tümünü ve olayı duyanların hepsini büyük bir korku sardı. 
44N 005:012 Elçilerin aracılığıyla halk arasında birçok belirtiler ve harikalar yapılıyordu. İmanlıların hepsi Süleymanın Eyvanında toplanıyordu. 
44N 005:013 Halk onlara büyük saygı duyduğu halde, dışarıdan hiç kimse onlara katılmayı göze alamıyordu. 
44N 005:014 Buna karşın, Rabbe inanıp topluluğa katılan erkek ve kadınların sayısı giderek arttı. 
44N 005:015 Bütün bunların sonucu, yoldan geçen Petrusun hiç değilse gölgesi bazılarının üzerine düşsün diye halk, hasta olanları caddelere çıkartıp şilteler ve döşekler üzerine yatırır oldu. 
44N 005:016 Yeruşalimin çevresindeki kasabalardan da kalabalıklar geliyor, hastaları ve kötü ruhlardan acı çekenleri getiriyorlardı. Bunların hepsi iyileştirildi. 
44N 005:017 -18 264190 Bunun üzerine, kıskançlıkla dolan başkâhin ve yanındakilerin hepsi, yani Saduki mezhebinden olanlar, elçileri yakalatıp devlet tutukevine attırdılar. 
44N 005:019 -20 264200 Ama geceleyin Rabbin bir meleği zindanın kapılarını açıp onları dışarı çıkarttı. ‹‹Gidin! Tapınağa girip bu yeni yaşamla ilgili sözlerin hepsini halka duyurun›› dedi. 
44N 005:021 Elçiler bu buyruğa uyarak gün doğarken tapınağa girip öğretmeye başladılar. Başkâhin ve yanındakiler gelince Yüksek Kurulu, İsrail halkının bütün ileri gelenlerini toplantıya çağırdılar. Sonra elçileri getirtmek için tutukevine adam yolladılar. 
44N 005:022 -23 264220 Ne var ki, görevliler zindana vardıklarında elçileri bulamadılar. Geri dönerek şu haberi ilettiler: ‹‹Tutukevini kilitli ve tam bir güvenlik altında, nöbetçileri de kapılarda durur bulduk. Ama kapıları açtığımızda içerde kimseyi bulamadık!›› 
44N 005:024 Bu sözleri işiten tapınak koruyucularının komutanıyla başkâhinler şaşkına döndüler, bu işin sonunun nereye varacağını merak etmeye başladılar. 
44N 005:025 O sırada yanlarına gelen biri, ‹‹Bakın, hapse attığınız adamlar tapınakta dikilmiş, halka öğretiyor›› diye haber getirdi. 
44N 005:026 Bunun üzerine komutanla görevliler gidip elçileri getirdiler. Halkın kendilerini taşlamasından korktukları için zor kullanmadılar. 
44N 005:027 -28 264260 Elçileri getirip Yüksek Kurulun önüne çıkardılar. Başkâhin onları sorguya çekti: ‹‹Bu adı kullanarak öğretmeyin diye size kesin buyruk vermiştik›› dedi. ‹‹Ama siz öğretinizi Yeruşalim Kentinin her tarafına yaydınız. İlle de bizi bu adamın kanını dökmekten sorumlu göstermek istiyorsunuz.›› 
44N 005:029 Petrus ve öbür elçiler şöyle karşılık verdiler: ‹‹İnsanlardan çok, Tanrının sözünü dinlemek gerek. 
44N 005:030 Atalarımızın Tanrısı, sizin çarmıha gererek öldürdüğünüz İsayı diriltti. 
44N 005:031 İsraile, günahlarından tövbe etme ve bağışlanma fırsatını vermek için Tanrı Onu Önder ve Kurtarıcı olarak kendi sağına yükseltti. 
44N 005:032 Biz, Tanrının kendi sözünü dinleyenlere verdiği Kutsal Ruhla birlikte bu olayların tanıklarıyız.›› 
44N 005:033 Kurul üyeleri bu sözleri işitince çok öfkelendiler ve elçileri yok etmek istediler. 
44N 005:034 -35 264320 Ama bütün halkın saygısını kazanmış bir Kutsal Yasa öğretmeni olan Gamaliel adlı bir Ferisi, Yüksek Kurulda ayağa kalktı, elçilerin kısa bir süre için dışarı çıkartılmasını buyurarak kurul üyelerine şunları söyledi: ‹‹Ey İsrailliler, bu adamlara yapacağınızı iyi düşünün! 
44N 005:036 Bir süre önce Tevdas da kendi kendisiyle ilgili büyük iddialarda bulunarak başkaldırdı. Dört yüz kadar kişi de ona katıldı. Ama adam öldürüldü, izleyicilerinin hepsi dağıtıldı, hareket yok oldu. 
44N 005:037 Ondan sonra, sayım yapıldığı günlerde ortaya çıkan Celileli Yahuda, pek çok insanı ayartıp peşine taktı. Ama o da öldürüldü ve izleyicilerinin hepsi darmadağın oldu. 
44N 005:038 Şimdi size şunu söyleyeyim: Bu adamlarla uğraşmayın, onları rahat bırakın! Çünkü bu girişim, bu hareket insan işiyse, yok olup gidecektir. 
44N 005:039 Yok eğer Tanrının işiyse, bu adamları yok edemezsiniz. Hatta kendinizi Tanrıya karşı savaşır durumda bulabilirsiniz.›› Kurul üyeleri Gamalielin bu öğüdünü kabul ettiler. 
44N 005:040 Elçileri içeri çağırtıp kamçılattılar ve İsanın adından söz etmemelerini buyurduktan sonra salıverdiler. 
44N 005:041 Elçiler İsanın adı uğruna hakarete layık görüldükleri için Yüksek Kurulun huzurundan sevinç içinde ayrıldılar. 
44N 005:042 Her gün tapınakta ve evlerde öğretmekten ve Mesih İsa'yla ilgili Müjde'yi yaymaktan geri kalmadılar. 
44N 006:001 İsanın öğrencilerinin sayıca çoğaldığı o günlerde, Grekçe konuşan Yahudiler, günlük yardım dağıtımında kendi dullarına gereken ilginin gösterilmediğini ileri sürerek İbranice konuşan Yahudilerden yakınmaya başladılar. 
44N 006:002 Bunun üzerine Onikiler, bütün öğrencileri bir araya toplayıp şöyle dediler: ‹‹Tanrının sözünü yayma işini bırakıp maddi işlerle uğraşmamız doğru olmaz. 
44N 006:003 Bu nedenle, kardeşler, aranızdan Ruhla ve bilgelikle dolu, yedi saygın kişi seçin. Onları bu iş için görevlendirelim. 
44N 006:004 Biz ise kendimizi duaya ve Tanrı sözünü yaymaya adayalım.›› 
44N 006:005 -6 264440 Bu öneri bütün topluluğu hoşnut etti. Böylece, iman ve Kutsal Ruhla dolu biri olan İstefanosun yanısıra Filipus, Prohoros, Nikanor, Timon, Parmenas ve Yahudiliğe dönen Antakyalı Nikolası seçip elçilerin önüne çıkardılar. Elçiler de dua edip ellerini onların üzerine koydular. 
44N 006:007 Böylece Tanrının sözü yayılıyor, Yeruşalimdeki öğrencilerin sayısı arttıkça artıyor, kâhinlerden birçoğu da iman çağrısına uyuyordu. 
44N 006:008 Tanrının lütfuyla ve kudretle dolu olan İstefanos, halk arasında büyük belirtiler ve harikalar yapıyordu. 
44N 006:009 Ne var ki, Azatlılar Havrası diye bilinen havranın bazı üyeleri ve Kireneden, İskenderiyeden, Kilikyadan ve Asya İlinden bazı kişiler İstefanosla çekişmeye başladılar. 
44N 006:010 Ama İstefanosun konuşmasındaki bilgeliğe ve Ruha karşı koyamadılar. 
44N 006:011 Bunun üzerine birkaç kişiyi el altından ayartarak onlara, ‹‹Bu adamın Musaya ve Tanrıya karşı küfür dolu sözler söylediğini duyduk›› dedirttiler. 
44N 006:012 Böylelikle halkı, ileri gelenleri ve din bilginlerini kışkırttılar. Gidip İstefanosu yakaladılar ve Yüksek Kurulun önüne çıkardılar. 
44N 006:013 Getirdikleri yalancı tanıklar, ‹‹Bu adam durmadan bu kutsal yere ve Yasaya karşı konuşuyor›› dediler. 
44N 006:014 ‹‹ ‹Nasıralı İsa burayı yıkacak, Musanın bize emanet ettiği töreleri de değiştirecek› dediğini duyduk.›› 
44N 006:015 Kurul'da oturanların hepsi, İstefanos'a baktıklarında yüzünün bir melek yüzüne benzediğini gördüler. 
44N 007:001 Başkâhin, ‹‹Bu iddialar doğru mu?›› diye sordu. 
44N 007:002 -3 264550 İstefanos şöyle karşılık verdi: ‹‹Kardeşler ve babalar, beni dinleyin. Atamız İbrahim daha Mezopotamyadayken, Harrana yerleşmeden önce, yüce Tanrı ona görünüp şöyle dedi: ‹Ülkeni, akrabalarını bırak, sana göstereceğim ülkeye git.› 
44N 007:004 ‹‹Bunun üzerine İbrahim Kildanilerin ülkesini bırakıp Harrana yerleşti. Babasının ölümünden sonra da Tanrı onu oradan alıp şimdi sizin yaşadığınız bu ülkeye getirdi. 
44N 007:005 Burada ona herhangi bir miras, bir karış toprak bile vermemişti. Ama İbrahimin o sırada hiç çocuğu olmadığı halde, Tanrı bu ülkeyi mülk olarak ona ve ondan sonra gelecek torunlarına vereceğini vaat etti. 
44N 007:006 Tanrı şöyle dedi: ‹Senin soyun yabancı bir ülkede, gurbette yaşayacak. Dört yüz yıl köle olarak çalıştırılacak, baskı görecek. 
44N 007:007 Ama ben kölelik edecekleri ulusu cezalandıracağım. Bundan sonra oradan çıkacak ve bana bu yerde tapınacaklar.› 
44N 007:008 Sonra Tanrı onunla, sünnete dayalı antlaşmayı yaptı. Böylelikle İbrahim, İshakın babası oldu ve onu sekiz günlükken sünnet etti. Ve İshak Yakupun, Yakup da on iki büyük atamızın babası oldu. 
44N 007:009 -10 264610 ‹‹Yusufu kıskanan atalarımız, onu köle olarak Mısıra sattılar. Ama Tanrı onunlaydı ve onu bütün sıkıntılarından kurtardı. Ona bilgelik vererek Mısır Firavununun gözüne girmesini sağladı. Firavun da onu Mısır ve bütün saray halkı üzerine yönetici atadı. 
44N 007:011 ‹‹Sonra bütün Mısır ve Kenan ülkesini kıtlık vurdu, büyük sıkıntılar başladı. Atalarımız yiyecek bulamadılar. 
44N 007:012 Mısırda tahıl bulunduğunu duyan Yakup, atalarımızı oraya ilk yolculuklarına gönderdi. 
44N 007:013 Mısıra ikinci gelişlerinde Yusuf kardeşlerine kimliğini açıkladı. Firavun böylece Yusufun ailesini tanımış oldu. 
44N 007:014 Yusuf haber yollayıp babası Yakupu ve bütün akrabalarını, toplam yetmiş beş kişiyi çağırttı. 
44N 007:015 Böylece Yakup Mısıra gitti. Kendisi de atalarımız da orada öldüler. 
44N 007:016 Kemikleri sonra Şekeme getirilerek İbrahimin Şekemde Hamor oğullarından bir miktar gümüş karşılığında satın almış olduğu mezara konuldu. 
44N 007:017 ‹‹Tanrının İbrahime verdiği sözün gerçekleşeceği zaman yaklaştığında, Mısırdaki halkımızın nüfusu bir hayli çoğalmıştı. 
44N 007:018 Sonunda Yusuf hakkında bilgisi olmayan yeni bir kral Mısırda tahta çıktı. 
44N 007:019 Bu adam, halkımıza karşı haince davrandı, atalarımıza kötülük etti. Onları, yeni doğan çocuklarını açıkta bırakıp ölüme terk etmeye zorladı. 
44N 007:020 -21 264710 ‹‹O sırada, son derece güzel bir çocuk olan Musa doğdu. Musa, üç ay babasının evinde beslendikten sonra açıkta bırakıldı. Firavunun kızı onu bulup evlat edindi ve kendi oğlu olarak yetiştirdi. 
44N 007:022 Musa, Mısırlıların bütün bilim dallarında eğitildi. Gerek sözde, gerek eylemde güçlü biri oldu. 
44N 007:023 ‹‹Kırk yaşını doldurunca Musanın yüreğinde öz kardeşleri İsrailoğullarının durumunu yakından görme arzusu doğdu. 
44N 007:024 Onlardan birine haksızlık edildiğini gören Musa, onu savundu. Haksızlığı yapan Mısırlıyı öldürerek ezilenin öcünü aldı. 
44N 007:025 ‹Kardeşlerim Tanrının benim aracılığımla kendilerini kurtaracağını anlarlar› diye düşünüyordu. Ama onlar bunu anlamadılar. 
44N 007:026 Ertesi gün Musa, kavga eden iki İbraniyle karşılaşınca onları barıştırmak istedi. ‹Efendiler› dedi, ‹Siz kardeşsiniz. Niye birbirinize haksızlık ediyorsunuz?› 
44N 007:027 ‹‹Ne var ki, soydaşına haksızlık eden kişi Musayı yana iterek, ‹Kim seni başımıza yönetici ve yargıç atadı?› dedi. 
44N 007:028 ‹Yoksa dün Mısırlıyı öldürdüğün gibi beni de mi öldürmek istiyorsun?› 
44N 007:029 Bu söz üzerine Musa Midyan ülkesine kaçtı. Orada gurbette yaşadı ve iki oğul babası oldu. 
44N 007:030 ‹‹Kırk yıl geçtikten sonra Musaya, Sina Dağının yakınlarındaki çölde, yanan bir çalının alevleri içinde bir melek göründü. 
44N 007:031 -32 264810 Musa gördüklerine şaştı. Daha yakından bakmak için yaklaştığında, Rab ona şöyle seslendi: ‹Senin atalarının Tanrısı, İbrahimin, İshakın ve Yakupun Tanrısı benim.› Korkuyla titreyen Musa bakmaya cesaret edemedi. 
44N 007:033 ‹‹Sonra Rab, ‹Çarıklarını çıkar! Çünkü bastığın yer kutsal topraktır› dedi. 
44N 007:034 ‹Mısırda halkıma yapılan baskıyı yakından gördüm, iniltilerini duydum ve onları kurtarmaya geldim. Şimdi gel, seni Mısıra göndereceğim.› 
44N 007:035 ‹‹Bu Musa, ‹Kim seni yönetici ve yargıç atadı?› diye reddettikleri Musaydı. Tanrı onu, çalıda kendisine görünen meleğin aracılığıyla yönetici ve kurtarıcı olarak gönderdi. 
44N 007:036 Halkı Mısırdan çıkaran, orada, Kızıldenizde ve kırk yıl boyunca çölde belirtiler ve harikalar yapan oydu. 
44N 007:037 İsrailoğullarına, ‹Tanrı size kendi kardeşlerinizin arasından benim gibi bir peygamber çıkaracak› diyen Musa odur. 
44N 007:038 Çöldeki topluluğun arasında yaşamış, Sina Dağında kendisiyle konuşan melekle ve atalarımızla birlikte bulunmuş olan odur. Bize iletmek üzere yaşam dolu sözler aldı. 
44N 007:039 ‹‹Ne var ki, atalarımız onun sözünü dinlemek istemediler. Onu reddettiler, Mısıra dönmeyi özler oldular. 
44N 007:040 Haruna, ‹Bize öncülük edecek ilahlar yap› dediler. ‹Çünkü bizi Mısırdan çıkaran o Musaya ne oldu bilmiyoruz!› 
44N 007:041 Ve o günlerde buzağı biçiminde bir put yapıp ona kurban sundular. Kendi elleriyle yaptıkları bu put için bir şenlik düzenlediler. 
44N 007:042 Bu yüzden Tanrı onlardan yüz çevirip onları göksel cisimlere kulluk etmeye terk etti. Peygamberlerin kitabında yazılmış olduğu gibi:  ‹Ey İsrail halkı,  Çölde kırk yıl boyunca  Bana mı sunular, kurbanlar sundunuz? 
44N 007:043 Siz Molekin çadırını  Ve ilahınız Refanın yıldızını taşıdınız.  Tapınmak için yaptığınız putlardı bunlar.  Bu yüzden sizi Babilin ötesine süreceğim.› 
44N 007:044 ‹‹Çölde atalarımızın Tanıklık Çadırı vardı. Musa bunu, kendisiyle konuşan Tanrının buyurduğu gibi, gördüğü örneğe göre yapmıştı. 
44N 007:045 Tanıklık Çadırını önceki kuşaktan teslim alan atalarımız, Yeşunun önderliğinde öteki ulusların topraklarını ele geçirdikleri zaman, çadırı yanlarında getirdiler. Ulusları atalarımızın önünden kovan, Tanrının kendisiydi. Çadır Davutun zamanına dek kaldı. 
44N 007:046 Tanrının beğenisini kazanmış olan Davut, Yakupun Tanrısı için bir konut yapmaya izin istedi. 
44N 007:047 Oysa Tanrı için bir ev yapan Süleyman oldu. 
44N 007:048 -50 264970 ‹‹Ne var ki, en yüce Olan, elle yapılmış konutlarda oturmaz. Peygamberin belirttiği gibi,  ‹Gök tahtım,  Yeryüzü ayaklarımın taburesidir.  Benim için nasıl bir ev yapacaksınız?  Ya da, neresi dinleneceğim yer?  Bütün bunları yapan elim değil mi? diyor Rab.› 
44N 007:051 ‹‹Ey dik kafalılar, yürekleri ve kulakları sünnet edilmemiş olanlar! Siz tıpkı atalarınıza benziyorsunuz, her zaman Kutsal Ruha karşı direniyorsunuz. 
44N 007:052 -53 264990 Atalarınız peygamberlerin hangisine zulmetmediler ki? Adil Olanın geleceğini önceden bildirenleri de öldürdüler. Melekler aracılığıyla buyrulan Yasayı alıp da buna uymayan sizler, şimdi de Adil Olana ihanet edip Onu katlettiniz!›› 
44N 007:054 Kurul üyeleri bu sözleri duyunca öfkeden kudurdular, İstefanosa karşı dişlerini gıcırdattılar. 
44N 007:055 Kutsal Ruhla dolu olan İstefanos ise, gözlerini göğe dikip Tanrının görkemini ve Tanrının sağında duran İsayı gördü. 
44N 007:056 ‹‹Bakın›› dedi, ‹‹Göklerin açıldığını ve İnsanoğlunun Tanrının sağında durmakta olduğunu görüyorum.›› 
44N 007:057 Bunun üzerine kulaklarını tıkayıp çığlıklar atarak hep birlikte İstefanosa saldırdılar. 
44N 007:058 Onu kentten dışarı atıp taşa tuttular. İstefanosa karşı tanıklık etmiş olanlar, kaftanlarını Saul adlı bir gencin ayaklarının dibine bıraktılar. 
44N 007:059 İstefanos taş yağmuru altında, ‹‹Rab İsa, ruhumu al!›› diye yakarıyordu. 
44N 007:060 Sonra diz çökerek yüksek sesle şöyle dedi: ‹‹Ya Rab, bu günahı onlara yükleme!›› Bunu söyledikten sonra gözlerini yaşama kapadı. 
44N 008:001 İstefanosun öldürülmesini Saul da onaylamıştı. O gün Yeruşalimdeki kiliseye karşı korkunç bir baskı dönemi başladı. Elçiler hariç bütün imanlılar Yahudiye ve Samiriyenin her yanına dağıldılar. 
44N 008:002 Bazı dindar kişiler, İstefanosu gömdükten sonra onun için büyük yas tuttular. 
44N 008:003 Saul ise inanlılar topluluğunu kırıp geçiriyordu. Ev ev dolaşarak, kadın erkek demeden imanlıları dışarı sürüklüyor, hapse atıyordu. 
44N 008:004 Bunun sonucu dağılan imanlılar, gittikleri her yerde Tanrı sözünü müjdeliyorlardı. 
44N 008:005 Filipus, Samiriye Kentine gidip oradakilere Mesihi tanıtmaya başladı. 
44N 008:006 Filipusu dinleyen ve gerçekleştirdiği belirtileri gören kalabalıklar, hep birlikte onun söylediklerine kulak verdiler. 
44N 008:007 Birçoklarının içinden kötü ruhlar yüksek sesle haykırarak çıktı; birçok felçli ve kötürüm iyileştirildi. 
44N 008:008 Ve o kentte büyük sevinç oldu. 
44N 008:009 Ne var ki, kentte bir süreden beri büyücülük yapan ve Samiriye halkını şaşkına çeviren Simun adlı biri vardı. Simun, büyük adam olduğunu iddia ediyordu. 
44N 008:010 Küçük büyük, herkes onu dikkatle dinler, ‹‹Büyük Güç dedikleri Tanrı gücü işte budur›› derlerdi. 
44N 008:011 Uzun zamandan beri onları büyücülüğüyle şaşkına çevirdiği için onu dikkatle dinlerlerdi. 
44N 008:012 Ama Tanrının Egemenliği ve İsa Mesih adıyla ilgili Müjdeyi duyuran Filipusun söylediklerine inandıkları zaman, erkekler de kadınlar da vaftiz oldular. 
44N 008:013 Simunun kendisi de inanıp vaftiz oldu. Ondan sonra sürekli olarak Filipusun yanında kaldı. Doğaüstü belirtileri ve yapılan büyük mucizeleri görünce şaşkına döndü. 
44N 008:014 Yeruşalimdeki elçiler, Samiriye halkının, Tanrının sözünü benimsediğini duyunca Petrusla Yuhannayı onlara gönderdiler. 
44N 008:015 Petrusla Yuhanna oraya varınca, Samiriyeli imanlıların Kutsal Ruhu almaları için dua ettiler. 
44N 008:016 Çünkü Ruh daha hiçbirinin üzerine inmemişti. Rab İsanın adıyla vaftiz olmuşlardı, o kadar. 
44N 008:017 Petrusla Yuhanna onların üzerine ellerini koyunca, onlar da Kutsal Ruhu aldılar. 
44N 008:018 -19 265240 Elçilerin bu el koyma hareketiyle Kutsal Ruhun verildiğini gören Simun onlara para teklif ederek, ‹‹Bana da bu yetkiyi verin, kimin üzerine ellerimi koysam Kutsal Ruhu alsın›› dedi. 
44N 008:020 Petrus, ‹‹Paran da yok olsun, sen de!›› dedi, ‹‹Çünkü Tanrının armağanını parayla elde edebileceğini sandın. 
44N 008:021 Senin bu işte bir payın, bir hakkın yok. Yüreğin, Tanrının gözünde doğru değildir. 
44N 008:022 Bu kötülüğünden tövbe et ve Rabbe yalvar, yüreğindeki bu düşünce belki bağışlanır. 
44N 008:023 Senin kin dolu, kötülüğe tutsak biri olduğunu görüyorum.›› 
44N 008:024 Simun, ‹‹Benim için Rabbe yalvarın da söylediklerinizden hiçbiri başıma gelmesin›› diye karşılık verdi. 
44N 008:025 Petrusla Yuhanna tanıklık edip Rabbin sözünü bildirdikten sonra, Samiriyenin birçok köyünde de Müjdeyi duyura duyura Yeruşalime döndüler. 
44N 008:026 Bu arada Rabbin bir meleği Filipusa şöyle seslendi: ‹‹Kalk, güneye doğru, Yeruşalimden Gazzeye inen yola, çöl yoluna git.›› 
44N 008:027 Filipus da kalkıp gitti. Giderken Etiyopyalı bir hadım gördü. Bu adam Etiyopya Kraliçesi Kandakinin vezirlerinden biriydi. Kraliçenin bütün hazinelerinden sorumluydu. Yeruşalime, tapınmaya gelmişti. 
44N 008:028 Geri dönerken arabasında oturmuş, Peygamber Yeşayanın Kitabını okuyordu. 
44N 008:029 Ruh Filipusa, ‹‹Git›› dedi, ‹‹Şu arabaya yetiş.›› 
44N 008:030 Filipus koşup arabanın yanına geldi ve hadımın Peygamber Yeşayayı okumakta olduğunu işitti. ‹‹Acaba okuduklarını anlıyor musun?›› diye sordu. 
44N 008:031 Hadım, ‹‹Biri bana yol göstermedikçe nasıl anlayabilirim ki?›› diyerek Filipusun arabaya binip yanına oturmasını rica etti. 
44N 008:032 Kutsal Yazılardan okuduğu bölüm şuydu:  ‹‹Koyun gibi kesime götürüldü;  Kırkıcının önünde kuzu nasıl ses çıkarmazsa,  O da öylece ağzını açmadı. 
44N 008:033 Aşağılandığında adalet Ondan esirgendi.  Onun soyunu kim anacak?  Çünkü yeryüzündeki yaşamına son verildi.›› 
44N 008:034 Hadım Filipusa, ‹‹Lütfen açıklar mısın, peygamber kimden söz ediyor, kendisinden mi, bir başkasından mı?›› diye sordu. 
44N 008:035 Bunun üzerine Filipus anlatmaya koyuldu. Kutsal Yazıların bu bölümünden başlayarak ona İsayla ilgili Müjdeyi bildirdi. 
44N 008:036 -37 265410 Yolda giderlerken su bulunan bir yere geldiler. Hadım, ‹‹Bak, burada su var›› dedi. ‹‹Vaftiz olmama ne engel var?›› 
44N 008:038 Sonra arabanın durmasını buyurdu. Filipusla hadım birlikte suya girdiler ve Filipus hadımı vaftiz etti. 
44N 008:039 Sudan çıktıkları zaman Rabbin Ruhu Filipusu hemen oradan uzaklaştırdı. Filipusu bir daha görmeyen hadım sevinç içinde yoluna devam etti. 
44N 008:040 Filipus ise kendini Aşdot Kenti'nde buldu. Sezariye'ye varıncaya dek bütün kentleri dolaşarak Müjde'yi duyurdu. 
44N 009:001 -2 265450 Saul ise Rabbin öğrencilerine karşı hâlâ tehdit ve ölüm soluyordu. Başkâhine gitti, Şamdaki havralara verilmek üzere mektuplar yazmasını istedi. Orada İsanın yolunda yürüyen kadın erkek, kimi bulsa tutuklayıp Yeruşalime getirmek niyetindeydi. 
44N 009:003 Yol alıp Şama yaklaştığı sırada, birdenbire gökten gelen bir ışık çevresini aydınlattı. 
44N 009:004 Yere yıkılan Saul, bir sesin kendisine, ‹‹Saul, Saul, neden bana zulmediyorsun?›› dediğini işitti. 
44N 009:005 Saul, ‹‹Ey Efendim, sen kimsin?›› dedi. ‹‹Ben senin zulmettiğin İsayım›› diye yanıt geldi. 
44N 009:006 ‹‹Haydi kalk ve kente gir, ne yapman gerektiği sana bildirilecek.›› 
44N 009:007 Saulla birlikte yolculuk eden adamların dilleri tutuldu, oldukları yerde kalakaldılar. Sesi duydularsa da, kimseyi göremediler. 
44N 009:008 Saul yerden kalktı, ama gözlerini açtığında hiçbir şey göremiyordu. Sonra kendisini elinden tutup Şama götürdüler. 
44N 009:009 Üç gün boyunca gözleri görmeyen Saul hiçbir şey yiyip içmedi. 
44N 009:010 Şamda Hananya adında bir İsa öğrencisi vardı. Bir görümde Rab ona, ‹‹Hananya!›› diye seslendi. ‹‹Buradayım, ya Rab›› dedi Hananya. 
44N 009:011 Rab ona, ‹‹Kalk›› dedi, ‹‹Doğru Sokak denilen sokağa git ve Yahudanın evinde Saul adında Tarsuslu birini sor. Şu anda orada dua ediyor. 
44N 009:012 Görümünde yanına Hananya adlı birinin geldiğini ve gözlerini açmak için ellerini kendisinin üzerine koyduğunu görmüştür.›› 
44N 009:013 Hananya şöyle karşılık verdi: ‹‹Ya Rab, birçoklarının bu adam hakkında neler anlattıklarını duydum. Yeruşalimde senin kutsallarına nice kötülük yapmış! 
44N 009:014 Burada da senin adını anan herkesi tutuklamak için başkâhinlerden yetki almıştır.›› 
44N 009:015 Rab ona, ‹‹Git!›› dedi. ‹‹Bu adam, benim adımı öteki uluslara, krallara ve İsrailoğullarına duyurmak üzere seçilmiş bir aracımdır. 
44N 009:016 Benim adım uğruna ne kadar sıkıntı çekmesi gerekeceğini ona göstereceğim.›› 
44N 009:017 Bunun üzerine Hananya gitti, eve girdi ve ellerini Saulun üzerine koydu. ‹‹Saul kardeş›› dedi, ‹‹Sen buraya gelirken yolda sana görünen Rab, yani İsa, gözlerin açılsın ve Kutsal Ruhla dolasın diye beni yolladı.›› 
44N 009:018 O anda Saulun gözlerinden balık pulunu andıran şeyler düştü. Saul yeniden görmeye başladı. Kalkıp vaftiz oldu. 
44N 009:019 Sonra yemek yiyip kuvvet buldu. Saul birkaç gün Şamdaki öğrencilerin yanında kaldı. 
44N 009:020 Havralarda İsanın Tanrının Oğlu olduğunu hemen duyurmaya başladı. 
44N 009:021 Onu duyanların hepsi şaşkına döndü. ‹‹Yeruşalimde bu adı ananları kırıp geçiren adam bu değil mi? Buraya da, öylelerini tutuklayıp başkâhinlere götürmek amacıyla gelmedi mi?›› diyorlardı. 
44N 009:022 Saul ise günden güne güçleniyordu. İsanın Mesih olduğuna dair kanıtlar göstererek Şamda yaşayan Yahudileri şaşkına çeviriyordu. 
44N 009:023 Aradan günler geçti. Yahudiler Saulu öldürmek için bir düzen kurdular. 
44N 009:024 Ne var ki, kurdukları düzenle ilgili haber Saula ulaştı. Yahudiler onu öldürmek için gece gündüz kentin kapılarını gözlüyorlardı. 
44N 009:025 Ama Saulun öğrencileri geceleyin kendisini aldılar, kentin surlarından sarkıttıkları bir küfe içinde aşağı indirdiler. 
44N 009:026 Saul Yeruşalime varınca oradaki öğrencilere katılmaya çalıştı. Ama hepsi ondan korkuyor, İsanın öğrencisi olduğuna inanamıyorlardı. 
44N 009:027 O zaman Barnaba onu alıp elçilere götürdü. Onlara, Saulun Şam yolunda Rabbi nasıl gördüğünü, Rabbin de onunla konuştuğunu, Şamda ise onun İsa adını nasıl korkusuzca duyurduğunu anlattı. 
44N 009:028 Böylelikle Saul, Yeruşalimde girip çıktıkları her yerde öğrencilerle birlikte bulunarak Rabbin adını korkusuzca duyurmaya başladı. 
44N 009:029 Dili Grekçe olan Yahudilerle konuşup tartışıyordu. Ama onlar onu öldürmeyi tasarlıyorlardı. 
44N 009:030 Kardeşler bunu öğrenince onu Sezariyeye götürüp oradan Tarsusa yolladılar. 
44N 009:031 Bütün Yahudiye, Celile ve Samiriyedeki inanlılar topluluğu esenliğe kavuştu. Gelişen ve Rab korkusu içinde yaşayan topluluk Kutsal Ruhun yardımıyla sayıca büyüyordu. 
44N 009:032 Bu arada her tarafı dolaşan Petrus, Liddada yaşayan kutsallara da uğradı. 
44N 009:033 Orada Eneas adında birine rastladı. Eneas felçliydi. Sekiz yıldan beri yatalaktı. 
44N 009:034 Petrus ona, ‹‹Eneas, İsa Mesih seni iyileştiriyor›› dedi. ‹‹Kalk, yatağını topla.›› Eneas hemen ayağa kalktı. 
44N 009:035 Lidda ve Şaronda yaşayan herkes onu gördü ve Rabbe döndü. 
44N 009:036 Yafada, İsa öğrencisi olan Tabita adında bir kadın vardı. Tabita, ceylan anlamına gelir. Bu kadın her zaman iyilik yapıp yoksullara yardım ederdi. 
44N 009:037 O günlerde hastalanıp öldü. Ölüsünü yıkayıp üst kattaki odaya koydular. 
44N 009:038 Lidda Yafaya yakın olduğundan, Petrusun Liddada bulunduğunu duyan öğrenciler ona iki kişi yollayıp, ‹‹Vakit kaybetmeden yanımıza gel›› diye yalvardılar. 
44N 009:039 Petrus kalkıp onlarla birlikte gitti. Eve varınca onu üst kattaki odaya çıkardılar. Bütün dul kadınlar ağlayarak Petrusun çevresinde toplandılar. Ona, Ceylanın kendileriyle birlikteyken diktiği entarilerle üstlükleri gösterdiler. 
44N 009:040 Petrus, herkesi dışarı çıkarttı, diz çöküp dua etti. Sonra ölüye doğru dönerek, ‹‹Tabita, kalk›› dedi. Kadın gözlerini açtı, Petrusu görünce doğrulup oturdu. 
44N 009:041 Petrus elini uzatarak onu ayağa kaldırdı. Sonra kutsallarla dul kadınları çağırdı, Ceylanı diri olarak onlara teslim etti. 
44N 009:042 Bu olayın haberi bütün Yafaya yayıldı ve birçokları Rabbe inandı. 
44N 009:043 Petrus uzunca bir süre Yafa'da, Simun adında bir dericinin evinde kaldı. 
44N 010:001 Sezariyede Kornelius adında bir adam vardı. ‹‹İtalyan›› taburunda yüzbaşıydı. 
44N 010:002 Dindar bir adamdı. Hem kendisi hem de bütün ev halkı Tanrıdan korkardı. Halka çok yardımda bulunur, Tanrıya sürekli dua ederdi. 
44N 010:003 Bir gün saat üç sularında, bir görümde Tanrının bir meleğinin kendisine geldiğini açıkça gördü. Melek ona, ‹‹Kornelius›› diye seslendi. 
44N 010:004 Kornelius korku içinde gözlerini ona dikti, ‹‹Ne var, efendim?›› dedi. Melek ona şöyle dedi: ‹‹Duaların ve sadakaların anılmak üzere Tanrı katına ulaştı. 
44N 010:005 Şimdi Yafaya adam yolla, Petrus olarak da tanınan Simunu çağırt. 
44N 010:006 Petrus, evi deniz kıyısında bulunan Simun adlı bir dericinin yanında kalıyor.›› 
44N 010:007 Kendisiyle konuşan melek uzaklaştıktan sonra Kornelius, iki uşağıyla özel yardımcılarından dindar bir askeri çağırdı. 
44N 010:008 Kendilerine her şeyi anlattıktan sonra onları Yafaya gönderdi. 
44N 010:009 Ertesi gün onlar yol alıp kente yaklaşırlarken, saat on iki sularında Petrus dua etmek için dama çıktı. 
44N 010:010 Acıkınca da yemek istedi. Yemek hazırlanırken Petrus kendinden geçti. 
44N 010:011 Göğün açıldığını ve büyük bir çarşafı andıran bir nesnenin dört köşesinden sarkıtılarak yeryüzüne indirildiğini gördü. 
44N 010:012 Çarşafın içinde, yeryüzünde yaşayan her türden dört ayaklı hayvanlar, sürüngenler ve kuşlar vardı. 
44N 010:013 Bir ses ona, ‹‹Kalk Petrus, kes ve ye!›› dedi. 
44N 010:014 ‹‹Asla olmaz, ya Rab!›› dedi Petrus. ‹‹Hiçbir zaman bayağı ya da murdar herhangi bir şey yemedim.›› 
44N 010:015 Ses tekrar, ikinci kez duyuldu; Petrusa, ‹‹Tanrının temiz kıldıklarına sen bayağı deme›› dedi. 
44N 010:016 Bu, üç kez tekrarlandı. Sonra çarşafı andıran nesne hemen göğe alındı. 
44N 010:017 Petrus şaşkınlık içindeydi. Gördüğü görümün ne anlama gelebileceğini düşünürken, Korneliusun gönderdiği adamlar sora sora Simunun evinin kapısına kadar geldiler. 
44N 010:018 Evdekilere seslenerek, ‹‹Petrus diye tanınan Simun burada mı kalıyor?›› diye sordular. 
44N 010:019 Petrus hâlâ görümün anlamını düşünürken Ruh ona, ‹‹Bak, üç kişi seni arıyor›› dedi. 
44N 010:020 ‹‹Haydi kalk, aşağı in. Hiç çekinmeden onlarla git. Çünkü onları ben gönderdim.›› 
44N 010:021 Petrus aşağı inip adamlara, ‹‹Aradığınız kişi benim›› dedi. ‹‹Gelişinizin sebebi ne acaba?›› 
44N 010:022 ‹‹Doğru ve Tanrıdan korkan, bütün Yahudi ulusunca iyiliğiyle tanınan, Kornelius adında bir yüzbaşı var›› dediler. ‹‹Kutsal bir melek ona, seni evine çağırtıp senin söyleyeceklerini dinlemesini buyurdu.›› 
44N 010:023 Bunun üzerine Petrus onları içeri alıp konuk etti. Ertesi gün Petrus kalktı, onlarla birlikte yola çıktı. Yafadaki kardeşlerden bazıları da ona katıldı. 
44N 010:024 İkinci gün Sezariyeye vardılar. Bu arada Kornelius, akraba ve yakın dostlarını toplamış onları bekliyordu. 
44N 010:025 Eve giren Petrusu karşıladı, tapınırcasına ayaklarına kapandı. 
44N 010:026 Petrus ise onu ayağa kaldırarak, ‹‹Kalk, ben de insanım›› dedi. 
44N 010:027 Petrus Korneliusla konuşa konuşa içeri girdiğinde birçok insanın toplanmış olduğunu gördü. 
44N 010:028 Onlara şöyle dedi: ‹‹Bir Yahudinin başka ulustan biriyle ilişki kurmasının, onu ziyaret etmesinin töremize aykırı olduğunu bilirsiniz. Oysa Tanrı bana, hiç kimseye bayağı ya da murdar dememem gerektiğini gösterdi. 
44N 010:029 Bu nedenle, çağrıldığım zaman hiç itiraz etmeden geldim. Şimdi, beni ne amaçla çağırttığınızı sorabilir miyim?›› 
44N 010:030 Kornelius, ‹‹Üç gün önce bu sıralarda, saat üçte evimde dua ediyordum›› dedi. ‹‹Birdenbire, parlak giysili bir adam önüme çıkıverdi. 
44N 010:031 ‹Kornelius› dedi, ‹Tanrı senin duanı işitti, verdiğin sadakaları andı. 
44N 010:032 Yafaya adam yolla, Petrus diye tanınan Simunu çağırt. O, deniz kıyısında oturan derici Simunun evinde kalıyor.› 
44N 010:033 Bunun üzerine sana hemen adam yolladım. Sen de lütfedip geldin. İşte şimdi biz hepimiz, Rabbin sana buyurduğu her şeyi dinlemek üzere Tanrının önünde toplanmış bulunuyoruz.›› 
44N 010:034 -35 266200 O zaman Petrus söz alıp şöyle dedi: ‹‹Tanrının insanlar arasında ayrım yapmadığını, ama kendisinden korkan ve doğru olanı yapan kişiyi, ulusuna bakmaksızın kabul ettiğini gerçekten anlıyorum. 
44N 010:036 Tanrının, herkesin Rabbi olan İsa Mesih aracılığıyla esenliği müjdeleyerek İsrailoğullarına ilettiği bildiriden haberiniz vardır. 
44N 010:037 -38 266220 Yahyanın vaftiz çağrısından sonra Celileden başlayarak bütün Yahudiyede meydana gelen olayları, Tanrının, Nasıralı İsayı nasıl Kutsal Ruhla ve kudretle meshettiğini biliyorsunuz. İsa her yanı dolaşarak iyilik yapıyor, İblisin baskısı altında olanların hepsini iyileştiriyordu. Çünkü Tanrı Onunla birlikteydi. 
44N 010:039 ‹‹Biz İsanın, Yahudilerin ülkesinde ve Yeruşalimde yaptıklarının hepsine tanık olduk. Onu çarmıha gerip öldürdüler. 
44N 010:040 Ama Tanrı Onu üçüncü gün diriltti ve açıkça görünmesini sağladı. 
44N 010:041 İsa halkın tümüne değil de, Tanrının önceden seçtiği tanıklara -ölümden dirilmesinden sonra kendisiyle birlikte yiyip içen bizlere- göründü. 
44N 010:042 Tanrı tarafından ölülerle dirilerin Yargıcı olarak atanan kişinin kendisi olduğunu halka duyurmamızı, buna tanıklık etmemizi buyurdu. 
44N 010:043 Peygamberlerin hepsi Onunla ilgili tanıklıkta bulunuyorlar. Şöyle ki, Ona inanan herkesin günahları Onun adıyla bağışlanır.›› 
44N 010:044 Petrus daha bu sözleri söylerken Kutsal Ruh, konuşmayı dinleyen herkesin üzerine indi. 
44N 010:045 Petrusla birlikte gelen Yahudi imanlılar, Kutsal Ruh armağanının öteki uluslardan olanların da üzerine dökülmesini şaşkınlıkla karşıladılar. 
44N 010:046 -47 266300 Çünkü onların, bilmedikleri dillerle konuşup Tanrıyı yücelttiklerini duyuyorlardı. O zaman Petrus, ‹‹Bunlar, tıpkı bizim gibi Kutsal Ruhu almışlar. Suyla vaftiz olmalarına kim engel olabilir?›› dedi. 
44N 010:048 Böylelikle onların İsa Mesih adıyla vaftiz olmalarını buyurdu. Sonra onlar Petrus'a, birkaç gün yanlarında kalması için ricada bulundular. 
44N 011:001 Elçilerle bütün Yahudiyedeki kardeşler, öteki ulusların da Tanrının sözünü kabul ettiklerini duydular. 
44N 011:002 Ama Petrus Yeruşalime gittiği zaman sünnet yanlıları onu eleştirdiler. 
44N 011:003 ‹‹Sünnetsiz kişilerin evine gidip yemek yemişsin!›› dediler. 
44N 011:004 Petrus baştan başlayarak olanları tek tek onlara anlattı. 
44N 011:005 ‹‹Ben Yafa Kentinde dua ediyordum›› dedi. ‹‹Kendimden geçerek bir görüm gördüm. Büyük bir çarşafı andıran bir nesnenin dört köşesinden sarkıtıldığını, bunun gökten inip benim bulunduğum yere kadar geldiğini gördüm. 
44N 011:006 Gözlerimi çarşafa dikip dikkatle baktım. Çarşafın içinde, yeryüzünde yaşayan dört ayaklılar, yabanıl hayvanlar, sürüngenler ve kuşlar gördüm. 
44N 011:007 Sonra bir sesin bana, ‹Kalk, Petrus, kes ve ye!› dediğini işittim. 
44N 011:008 ‹‹ ‹Asla olmaz, ya Rab!› dedim. ‹Ağzıma hiçbir zaman bayağı ya da murdar bir şey girmedi.› 
44N 011:009 ‹‹Ses ikinci kez gökten geldi: ‹Tanrının temiz kıldıklarına sen bayağı deme› dedi. 
44N 011:010 Bu, üç kez tekrarlandı; sonra her şey yeniden göğe alındı. 
44N 011:011 ‹‹Tam o sırada Sezariyeden bana gönderilen üç kişi, bulunduğumuz evin önünde durdular. 
44N 011:012 Ruh bana, ayrım gözetmeden onlarla birlikte gitmemi söyledi. Bu altı kardeş de benimle geldiler, varıp adamın evine girdik. 
44N 011:013 Adam bize, evinde beliren meleği nasıl gördüğünü anlattı. Melek ona şöyle demiş: ‹Yafaya adam yolla, Petrus diye tanınan Simunu çağırt. 
44N 011:014 O sana, senin ve bütün ev halkının kurtuluş bulacağı sözler söyleyecek.› 
44N 011:015 ‹‹Ben konuşmaya başlayınca Kutsal Ruh, başlangıçta bizim üzerimize indiği gibi, onların da üzerine indi. 
44N 011:016 O zaman Rabbin söylediği şu sözü anımsadım: ‹Yahya suyla vaftiz etti, sizler ise Kutsal Ruhla vaftiz edileceksiniz.› 
44N 011:017 Böylelikle Tanrı, Rab İsa Mesihe inanmış olan bizlere verdiği armağanın aynısını onlara verdiyse, ben kimim ki Tanrıya karşı koyayım?›› 
44N 011:018 Bunları dinledikten sonra yatıştılar. Tanrıyı yücelterek şöyle dediler: ‹‹Demek ki Tanrı, tövbe etme ve yaşama kavuşma fırsatını öteki uluslara da vermiştir.›› 
44N 011:019 İstefanosun öldürülmesiyle başlayan baskı sonucu dağılan imanlılar, Fenike, Kıbrıs ve Antakyaya kadar gittiler. Tanrı sözünü sadece Yahudilere duyuruyorlardı. 
44N 011:020 Ama içlerinden Kıbrıslı ve Kireneli olan bazı adamlar Antakyaya gidip Greklerle de konuşmaya başladılar. Onlara Rab İsayla ilgili Müjdeyi bildirdiler. 
44N 011:021 Onların arasında etkin olan Rabbin gücü sayesinde çok sayıda kişi inanıp Rabbe döndü. 
44N 011:022 Olup bitenlerin haberi, Yeruşalimdeki kiliseye ulaştı. Bunun üzerine imanlılar Barnabayı Antakyaya gönderdiler. 
44N 011:023 -24 266540 Kutsal Ruhla ve imanla dolu, iyi bir adam olan Barnaba, Antakyaya varıp Tanrı lütfunun meyvelerini görünce sevindi. Herkesi, candan ve yürekten Rabbe bağlı kalmaya özendirdi. Sonuç olarak Rabbe daha birçok kişi kazanıldı. 
44N 011:025 -26 266550 Sonra Barnaba, Saulu aramak için Tarsusa gitti. Onu bulunca da Antakyaya getirdi. Böylece Barnabayla Saul bir yıl boyunca oradaki inanlılar topluluğuyla bir araya gelerek büyük bir kitleyi eğittiler. Öğrencilere ilk kez Antakyada Mesihçiler adı verildi. 
44N 011:027 O günlerde Yeruşalimden Antakyaya bazı peygamberler geldi. 
44N 011:028 Bunlardan Hagavos adlı biri ortaya çıkıp bütün dünyada şiddetli bir kıtlık olacağını Ruh aracılığıyla bildirdi. Bu kıtlık, Klavdiusun imparatorluğu sırasında oldu. 
44N 011:029 Öğrenciler, her biri kendi gücü oranında, Yahudiyede yaşayan kardeşlere gönderilmek üzere yardım toplamayı kararlaştırdılar. 
44N 011:030 Bu kararı yerine getirip bağışlarını Barnaba ve Saul'un eliyle kilisenin ihtiyarlarına gönderdiler. 
44N 012:001 O sırada kral Hirodes, kiliseden bazı kişilere eziyet etmeye başladı. 
44N 012:002 Yuhannanın kardeşi Yakupu kılıçla öldürttü. 
44N 012:003 Yahudilerin bundan memnun kaldığını görünce ardından Petrusu da yakalattı. Bunu, Mayasız Ekmek Bayramı sırasında yaptı. 
44N 012:004 Petrusu tutuklatıp hapse attırdı ve dörder kişilik dört takım askerin gözetimine teslim etti. Fısıh Bayramından sonra onu halkın önünde yargılamak niyetindeydi. 
44N 012:005 Bu nedenle Petrus hapiste tutuldu. Ama inanlılar topluluğu onun için Tanrıya hararetle dua ediyordu. 
44N 012:006 Petrus, Hirodesin kendisini yargılayacağı günden önceki gece, çift zincirle bağlı olarak iki askerin arasında uyuyordu. Kapıda duran nöbetçiler de zindanın güvenliğini sağlıyordu. 
44N 012:007 Birdenbire Rabbin bir meleği göründü ve hücrede bir ışık parladı. Melek, Petrusun böğrüne dokunup onu uyandırdı. ‹‹Çabuk, kalk!›› dedi. O anda zincirler Petrusun bileklerinden düştü. 
44N 012:008 Melek ona, ‹‹Kuşağını bağla, çarıklarını giy›› dedi. Petrus da söyleneni yaptı. ‹‹Abanı giy, beni izle›› dedi melek. 
44N 012:009 Petrus onu izleyerek dışarı çıktı. Ama meleğin yaptığının gerçek olduğunu anlamıyor, bir görüm gördüğünü sanıyordu. 
44N 012:010 Birinci ve ikinci nöbetçiyi geçerek kente açılan demir kapıya geldiler. Kapı, önlerinde kendiliğinden açıldı. Dışarı çıkıp bir sokak boyunca yürüdüler, sonra melek ansızın Petrusun yanından ayrıldı. 
44N 012:011 O zaman kendine gelen Petrus, ‹‹Rabbin bana meleğini gönderdiğini şimdi gerçekten anlıyorum›› dedi. ‹‹O beni Hirodesin elinden ve Yahudi halkının uğrayacağımı umduğu bütün belalardan kurtardı.›› 
44N 012:012 Petrus olanların farkına varınca Markos diye tanınan Yuhannanın annesi Meryemin evine gitti. Orada birçok kişi toplanmış dua ediyordu. 
44N 012:013 Petrusun dış kapıyı çalması üzerine Roda adlı bir hizmetçi kız kapıya bakmaya gitti. 
44N 012:014 Petrusun sesini tanıyan kız, sevincinden kapıyı açmadan tekrar içeri koşarak, ‹‹Petrus kapıda duruyor!›› diye haber verdi. 
44N 012:015 ‹‹Çıldırmışsın sen!›› dediler ona. Ama kız üsteleyince, ‹‹Onun meleği olmalı›› dediler. 
44N 012:016 Petrus ise kapıyı çalmaya devam etti. Kapıyı açıp onu görünce şaşıp kaldılar. 
44N 012:017 Petrus, eliyle susmalarını işaret ederek Rabbin onu zindandan nasıl çıkardığını anlattı. Sonra, ‹‹Bu haberleri Yakupla öbür kardeşlere iletin›› diyerek oradan ayrılıp başka bir yere gitti. 
44N 012:018 Askerler sabahleyin büyük bir telaşa kapıldılar. Birbirlerine, ‹‹Petrusa ne oldu?›› diye sordular. 
44N 012:019 Hirodes onu arattı, bulamayınca da nöbetçileri sorguya çekti ve idam edilmeleri için buyruk verdi. Bundan sonra Hirodes, Yahudiyeden Sezariyeye gidip bir süre orada kaldı. 
44N 012:020 Bu arada Sur ve Sayda halklarına ateş püskürüyordu. Bunlar birleşip kendisiyle görüşmeye geldiler. Önce kralın başdanışmanı Vlastusu kendi taraflarına çekerek barış isteğinde bulundular. Çünkü kendi ülkelerinin gereksindiği yiyecekler kralın ülkesinden sağlanıyordu. 
44N 012:021 Belirlenen günde krallık giysilerini giyen Hirodes tahtına oturarak halka bir konuşma yaptı. 
44N 012:022 Halk, ‹‹Bu bir insanın sesi değil, bir ilahın sesidir!›› diye bağırıyordu. 
44N 012:023 O anda Rabbin bir meleği Hirodesi vurdu. Çünkü Tanrıya ait olan yüceliği kendine mal etmişti. İçi kurtlarca kemirilerek can verdi. 
44N 012:024 Tanrının sözü ise yayılıyor, etkisini artırıyordu. 
44N 012:025 Görevlerini tamamlayan Barnaba'yla Saul, Markos diye tanınan Yuhanna'yı yanlarına alarak Yeruşalim'den döndüler. 
44N 013:001 Antakyadaki kilisede peygamberler ve öğretmenler vardı: Barnaba, Niger denilen Şimon, Kireneli Lukius, bölge kralı Hirodesle birlikte büyümüş olan Menahem ve Saul. 
44N 013:002 Bunlar Rabbe tapınıp oruç tutarlarken Kutsal Ruh kendilerine şöyle dedi: ‹‹Barnabayla Saulu, kendilerini çağırmış olduğum görev için bana ayırın.›› 
44N 013:003 Böylece oruç tutup dua ettikten sonra, Barnabayla Saulun üzerine ellerini koyup onları yolcu ettiler. 
44N 013:004 Kutsal Ruhun buyruğuyla yola çıkan Barnabayla Saul, Selefkiyeye gittiler, oradan da gemiyle Kıbrısa geçtiler. 
44N 013:005 Salamise varınca Yahudilerin havralarında Tanrının sözünü duyurmaya başladılar. Yuhannayı da yardımcı olarak yanlarına almışlardı. 
44N 013:006 Adayı baştan başa geçerek Bafa geldiler. Orada büyücü ve sahte peygamber Baryeşu adında bir Yahudiyle karşılaştılar. 
44N 013:007 -8 266910 Baryeşu, Vali Sergius Pavlusa yakın biriydi. Akıllı bir kişi olan vali, Barnabayla Saulu çağırtıp Tanrının sözünü dinlemek istedi. Ne var ki Baryeşu -büyücü anlamına gelen öbür adıyla Elimas- onlara karşı koyarak valiyi iman etmekten caydırmaya çalıştı. 
44N 013:009 -10 266920 Ama Kutsal Ruhla dolan Saul, yani Pavlus, gözlerini Elimasa dikerek, ‹‹Ey İblisin oğlu!›› dedi. ‹‹Yüreğin her türlü hile ve sahtekârlıkla dolu; doğru olan her şeyin düşmanısın. Rabbin düz yollarını çarpıtmaktan vazgeçmeyecek misin? 
44N 013:011 İşte şimdi Rabbin eli sana karşı kalktı. Kör olacaksın, bir süre gün ışığını göremeyeceksin.›› O anda adamın üzerine bir sis, bir karanlık çöktü. Dört dönerek, elinden tutup kendisine yol gösterecek birilerini aramaya başladı. 
44N 013:012 Olanları gören vali, Rable ilgili öğretiyi hayranlıkla karşıladı ve iman etti. 
44N 013:013 Pavlusla beraberindekiler Baftan denize açılıp Pamfilya bölgesinin Perge Kentine gittiler. Yuhanna ise onları bırakıp Yeruşalime döndü. 
44N 013:014 Onlar Pergeden yollarına devam ederek Pisidya sınırındaki Antakyaya geçtiler. Şabat Günü havraya girip oturdular. 
44N 013:015 Kutsal Yasa ve peygamberlerin yazıları okunduktan sonra, havranın yöneticileri onlara, ‹‹Kardeşler, halka verecek bir öğüdünüz varsa buyurun, konuşun›› diye haber yolladılar. 
44N 013:016 Pavlus ayağa kalktı, eliyle bir işaret yaparak, ‹‹Ey İsrailliler ve Tanrıdan korkan yabancılar, dinleyin›› dedi. 
44N 013:017 -18 266990 ‹‹Bu halkın, yani İsrailin Tanrısı, bizim atalarımızı seçti ve Mısırda gurbette yaşadıkları süre içinde onları büyük bir ulus yaptı. Sonra güçlü eliyle onları oradan çıkardı, çölde yaklaşık kırk yıl onlara katlandı. 
44N 013:019 -20 267000 Kenan ülkesinde yenilgiye uğrattığı yedi ulusun topraklarını İsrail halkına miras olarak verdi. Bütün bunlar aşağı yukarı dört yüz elli yıl sürdü. ‹‹Sonra Tanrı, Peygamber Samuelin zamanına kadar onlar için hakimler yetiştirdi. 
44N 013:021 Halk bir kral isteyince, Tanrı onlar için Benyamin oymağından Kiş oğlu Saulu yetiştirdi. Saul kırk yıl krallık yaptı. 
44N 013:022 Tanrı, onu tahttan indirdikten sonra onlara kral olarak Davutu başa geçirdi. Onunla ilgili şu tanıklıkta bulundu: ‹İşay oğlu Davutu gönlüme uygun bir adam olarak gördüm, o her istediğimi yapar.› 
44N 013:023 Tanrı, verdiği sözü tutarak bu adamın soyundan İsraile bir Kurtarıcı, İsayı gönderdi. 
44N 013:024 İsanın gelişinden önce Yahya, bütün İsrail halkını, tövbe edip vaftiz olmaya çağırdı. 
44N 013:025 Yahya görevini tamamlarken şöyle diyordu: ‹Beni kim sanıyorsunuz? Ben Mesih değilim. Ama O benden sonra geliyor. Ben Onun ayağındaki çarığın bağını çözmeye bile layık değilim.› 
44N 013:026 ‹‹Kardeşler, İbrahimin soyundan gelenler ve Tanrıdan korkan yabancılar, bu kurtuluş bildirisi bize gönderildi. 
44N 013:027 Çünkü Yeruşalimde yaşayanlar ve onların yöneticileri İsayı reddettiler. Onu mahkûm etmekle her Şabat Günü okunan peygamberlerin sözlerini yerine getirmiş oldular. 
44N 013:028 Onda ölüm cezasını gerektiren herhangi bir suç bulamadıkları halde, Pilatustan Onun idamını istediler. 
44N 013:029 Onunla ilgili yazılanların hepsini yerine getirdikten sonra Onu çarmıhtan indirip mezara koydular. 
44N 013:030 Ama Tanrı Onu ölümden diriltti. 
44N 013:031 İsa, daha önce kendisiyle birlikte Celileden Yeruşalime gelenlere günlerce göründü. Bu kişiler şimdi halka Onun tanıklığını yapıyor. 
44N 013:032 -33 267120 ‹‹Biz de size Müjdeyi duyuruyoruz: Tanrı İsayı diriltmekle, atalarımıza verdiği sözü, onların çocukları olan bizler için yerine getirmiştir. İkinci Mezmurda da yazıldığı gibi:  ‹Sen benim Oğlumsun,  Bugün ben sana Baba oldum.› 
44N 013:034 ‹‹Tanrı, Onu asla çürümemek üzere ölümden dirilttiğini şu sözlerle belirtmiştir:  ‹Size, Davuta söz verdiğim  Kutsal ve güvenilir nimetleri vereceğim.› 
44N 013:035 ‹‹Bunun için başka bir yerde de şöyle der:  ‹Kutsalının çürümesine izin vermeyeceksin.› 
44N 013:036 ‹‹Davut, kendi kuşağında Tanrının amacı uyarınca hizmet ettikten sonra gözlerini yaşama kapadı, ataları gibi gömüldü ve bedeni çürüyüp gitti. 
44N 013:037 Oysa Tanrının dirilttiği Kişinin bedeni çürümedi. 
44N 013:038 -39 267170 Dolayısıyla kardeşler, şunu bilin ki, günahların bu Kişi aracılığıyla bağışlanacağı size duyurulmuş bulunuyor. Şöyle ki, iman eden herkes, Musanın Yasasıyla aklanamadığınız her suçtan Onun aracılığıyla aklanır. 
44N 013:040 -41 267180 Dikkat edin, peygamberlerin sözünü ettiği şu durum sizin başınıza gelmesin:  ‹Bakın, siz alay edenler,  Şaşkına dönüp yok olun!  Sizin gününüzde bir iş yapıyorum,  Öyle bir iş ki, biri size anlatsa inanmazsınız.› ›› 
44N 013:042 Pavlusla Barnaba havradan çıkarken halk onları, bir sonraki Şabat Günü aynı konular üzerinde konuşmaya çağırdı. 
44N 013:043 Havradaki topluluk dağılınca, Yahudiler ve Yahudiliğe dönüp Tanrıya tapan yabancılardan birçoğu onların ardından gitti. Pavlusla Barnaba onlarla konuşarak onları devamlı Tanrının lütfunda yaşamaya özendirdiler. 
44N 013:044 Ertesi Şabat Günü kent halkının hemen hemen tümü Rabbin sözünü dinlemek için toplanmıştı. 
44N 013:045 Kalabalığı gören Yahudiler büyük bir kıskançlık içinde, küfürlerle Pavlusun söylediklerine karşı çıktılar. 
44N 013:046 Pavlusla Barnaba ise cesaretle karşılık verdiler: ‹‹Tanrının sözünü ilk önce size bildirmemiz gerekiyordu. Siz onu reddettiğinize ve kendinizi sonsuz yaşama layık görmediğinize göre, biz şimdi öteki uluslara gidiyoruz. 
44N 013:047 Çünkü Rab bize şöyle buyurmuştur:  ‹Yeryüzünün dört bucağına kurtuluş götürmen için  Seni uluslara ışık yaptım.› ›› 
44N 013:048 Öteki uluslardan olanlar bunu işitince sevindiler ve Rabbin sözünü yücelttiler. Sonsuz yaşam için belirlenmiş olanların hepsi iman etti. 
44N 013:049 Böylece Rabbin sözü bütün yörede yayıldı. 
44N 013:050 Ne var ki Yahudiler, Tanrıya tapan saygın kadınlarla kentin ileri gelen erkeklerini kışkırttılar, Pavlusla Barnabaya karşı bir baskı hareketi başlatıp onları bölge sınırlarının dışına attılar. 
44N 013:051 Bunun üzerine Pavlusla Barnaba, onlara bir uyarı olsun diye ayaklarının tozunu silkerek Konyaya gittiler. 
44N 013:052 Öğrenciler ise sevinç ve Kutsal Ruh'la doluydu. 
44N 014:001 Aynı şekilde Konyada da Yahudilerin havrasına giren Pavlusla Barnaba öyle etkili konuştular ki, hem Yahudilerden hem de Greklerden çok kişi iman etti. 
44N 014:002 Ama inanmayan Yahudiler, öteki uluslardan olanları kardeşlere karşı kışkırtarak zihinlerini bulandırdılar. 
44N 014:003 Orada uzunca bir süre kalan Pavlusla Barnaba, Rab hakkında cesaretle konuşuyorlardı. Rab de onlara belirtiler ve harikalar yapma gücü vererek kendi lütfunu açıklayan bildiriyi doğruladı. 
44N 014:004 Kent halkı ikiye bölündü. Bazıları Yahudilerin, bazıları da elçilerin tarafını tuttu. 
44N 014:005 Yahudilerle öteki uluslardan olanlar ve bunların yöneticileri, elçileri hırpalayıp taşa tutmak için düzen kurdular. 
44N 014:006 -7 267350 Bunu öğrenen Pavlusla Barnaba, Likaonyanın Listra ve Derbe kentlerine ve çevre bölgeye kaçarak oralarda da Müjdeyi yaydılar. 
44N 014:008 Listrada, ayakları tutmayan bir adam vardı. Doğuştan kötürümdü, hiç yürüyemiyordu. 
44N 014:009 -10 267370 Pavlusun söylediklerini dinledi. Onu dikkatle süzen Pavlus, iyileştirilebileceğine imanı olduğunu görerek yüksek sesle ona, ‹‹Kalk, ayaklarının üzerinde dur!›› dedi. Adam yerinden fırlayıp yürümeye başladı. 
44N 014:011 Pavlusun ne yaptığını gören halk Likaonya dilinde, ‹‹Tanrılar insan kılığına girip yanımıza inmiş!›› diye haykırdı. 
44N 014:012 Barnabaya Zeus, Pavlusa da konuşmada öncülük ettiği için Hermes adını taktılar. 
44N 014:013 Kentin hemen dışında bulunan Zeus Tapınağının kâhini kent kapılarına boğalar ve çelenkler getirdi, halkla birlikte elçilere kurban sunmak istedi. 
44N 014:014 Ne var ki elçiler, Barnabayla Pavlus, bunu duyunca giysilerini yırtarak kalabalığın içine daldılar. 
44N 014:015 ‹‹Efendiler, neden böyle şeyler yapıyorsunuz?›› diye bağırdılar. ‹‹Biz de sizin gibi insanız, aynı yaradılışa sahibiz. Size müjde getiriyoruz. Sizi bu boş şeylerden vazgeçmeye, yeri, göğü, denizi ve bunların içindekilerin hepsini yaratan, yaşayan Tanrıya dönmeye çağırıyoruz. 
44N 014:016 Geçmiş çağlarda Tanrı, bütün ulusların kendi yollarından gitmelerine izin verdi. 
44N 014:017 Yine de kendini tanıksız bırakmadı. Size iyilik ediyor. Gökten yağmur yağdırıyor, çeşitli ürünleriyle mevsimleri düzenliyor, sizi yiyecekle doyurup yüreklerinizi sevinçle dolduruyor.›› 
44N 014:018 Bu sözlerle bile halkın kendilerine kurban sunmasını güçlükle engelleyebildiler. 
44N 014:019 Ne var ki, Antakya ve Konyadan gelen bazı Yahudiler, halkı kendi taraflarına çekerek Pavlusu taşladılar; onu ölmüş sanarak kentin dışına sürüklediler. 
44N 014:020 Ama öğrenciler çevresinde toplanınca Pavlus ayağa kalkıp kente döndü. Ertesi gün Barnabayla birlikte Derbeye gitti. 
44N 014:021 -22 267480 O kentte de Müjdeyi duyurup birçok öğrenci edindiler. Pavlusla Barnaba daha sonra Listra, Konya ve Antakyaya dönerek öğrencileri ruhça pekiştirdiler, imana bağlı kalmaları için onlara cesaret verdiler. ‹‹Tanrının Egemenliğine, birçok sıkıntıdan geçerek girmemiz gerekir›› diyorlardı. 
44N 014:023 İmanlılar için her kilisede ihtiyarlar seçtiler. Dua ve oruçla onları, inandıkları Rabbe emanet ettiler. 
44N 014:024 Pisidya bölgesinden geçerek Pamfilyaya geldiler. 
44N 014:025 Pergede Tanrı sözünü bildirdikten sonra Antalyaya gittiler. 
44N 014:026 Oradan gemiyle, artık tamamlamış bulundukları görev için Tanrının lütfuna emanet edildikleri yer olan Antakyaya döndüler. 
44N 014:027 Oraya vardıklarında inanlılar topluluğunu bir araya getirip Tanrının kendileri aracılığıyla neler yaptığını, öteki uluslara iman kapısını nasıl açtığını anlattılar. 
44N 014:028 Oradaki öğrencilerin yanında uzun bir süre kaldılar. 
44N 015:001 Yahudiyeden gelen bazı kişiler Antakyadaki kardeşlere, ‹‹Siz Musanın töresi uyarınca sünnet olmadıkça kurtulamazsınız›› diye öğretiyorlardı. 
44N 015:002 Pavlusla Barnaba bu adamlarla bir hayli çekişip tartıştılar. Sonunda Pavlusla Barnabanın, başka birkaç kardeşle birlikte Yeruşalime gidip bu sorunu elçiler ve ihtiyarlarla görüşmesi kararlaştırıldı. 
44N 015:003 Böylece kilise tarafından gönderilenler, öteki uluslardan olanların Tanrıya nasıl döndüğünü anlata anlata Fenike ve Samiriye bölgelerinden geçerek bütün kardeşlere büyük sevinç verdiler. 
44N 015:004 Yeruşalime geldiklerinde inanlılar topluluğu, elçiler ve ihtiyarlarca iyi karşılandılar. Tanrının kendileri aracılığıyla yapmış olduğu her şeyi anlattılar. 
44N 015:005 Ne var ki, Ferisi mezhebinden bazı imanlılar kalkıp şöyle dediler: ‹‹Öteki uluslardan olanları sünnet etmek ve onlara Musanın Yasasına uymalarını buyurmak gerekir.›› 
44N 015:006 Elçilerle ihtiyarlar bu konuyu görüşmek için toplandılar. 
44N 015:007 Uzunca bir tartışmadan sonra Petrus ayağa kalkıp onlara, ‹‹Kardeşler›› dedi, ‹‹Öteki uluslar Müjdenin bildirisini benim ağzımdan duyup inansınlar diye Tanrının uzun zaman önce aranızdan beni seçtiğini biliyorsunuz. 
44N 015:008 İnsanın yüreğini bilen Tanrı, Kutsal Ruhu tıpkı bize verdiği gibi onlara da vermekle, onları kabul ettiğini gösterdi. 
44N 015:009 Onlarla bizim aramızda hiçbir ayrım yapmadı, iman etmeleri üzerine yüreklerini arındırdı. 
44N 015:010 Öyleyse, ne bizim ne de atalarımızın taşıyamadığı bir boyunduruğu öğrencilerin boynuna geçirerek şimdi neden Tanrıyı deniyorsunuz? 
44N 015:011 Bizler, Rab İsanın lütfuyla kurtulduğumuza inanıyoruz; onlar da öyle.›› 
44N 015:012 Bunun üzerine bütün topluluk sustu ve Barnabayla Pavlusu dinlemeye başladı. Barnabayla Pavlus, Tanrının kendileri aracılığıyla öteki uluslar arasında yaptığı harikalarla belirtileri tek tek anlattılar. 
44N 015:013 Onlar konuşmalarını bitirince Yakup söz aldı: ‹‹Kardeşler, beni dinleyin›› dedi. 
44N 015:014 ‹‹Simun, Tanrının öteki uluslardan kendine ait olacak bir halk çıkarmak amacıyla onlara ilk kez nasıl yaklaştığını anlatmıştır. 
44N 015:015 -16 267690 Peygamberlerin sözleri de bunu doğrulamaktadır. Yazılmış olduğu gibi:  ‹Bundan sonra ben geri dönüp,  Davutun yıkık konutunu yeniden kuracağım.  Onun yıkıntılarını yeniden kurup  Onu tekrar ayağa kaldıracağım. 
44N 015:017 -18 267700 Öyle ki, geriye kalan insanlar,  Bana ait olan bütün uluslar Rabbi arasınlar.  Bunları ta başlangıçtan bildiren Rab,  İşte böyle diyor.› 
44N 015:019 ‹‹Bu nedenle, kanımca öteki uluslardan Tanrıya dönenlere güçlük çıkarmamalıyız. 
44N 015:020 Ancak putlara sunulup murdar hale gelen etlerden, fuhuştan, boğularak öldürülen hayvanların etinden ve kandan sakınmaları gerektiğini onlara yazmalıyız. 
44N 015:021 Çünkü çok eski zamanlardan beri Musanın sözleri her kentte duyurulmakta, her Şabat Günü havralarda okunmaktadır.›› 
44N 015:022 Bunun üzerine bütün inanlılar topluluğuyla elçiler ve ihtiyarlar, kendi aralarından seçtikleri adamları Pavlus ve Barnabayla birlikte Antakyaya göndermeye karar verdiler. Kardeşlerin önde gelenlerinden Barsabba denilen Yahuda ile Silası seçtiler. 
44N 015:023 Onların eliyle şu mektubu yolladılar: ‹‹Kardeşleriniz olan biz elçilerle ihtiyarlardan, öteki uluslardan olup Antakya, Suriye ve Kilikyada bulunan siz kardeşlere selam! 
44N 015:024 Bizden bazı kişilerin yanınıza geldiğini, sözleriyle sizi tedirgin edip aklınızı karıştırdığını duyduk. Oysa onları biz göndermedik. 
44N 015:025 Bu nedenle aramızdan seçtiğimiz bazı kişileri, sevgili kardeşlerimiz Barnaba ve Pavlusla birlikte size göndermeye oybirliğiyle karar verdik. 
44N 015:026 Bu ikisi, Rabbimiz İsa Mesihin adı uğruna canlarını gözden çıkarmış kişilerdir. 
44N 015:027 Kararımız uyarınca size Yahuda ile Silası gönderiyoruz. Onlar aynı şeyleri sözlü olarak da aktaracaklar. 
44N 015:028 -29 267800 Kutsal Ruh ve bizler, gerekli olan şu kuralların dışında size herhangi bir şey yüklememeyi uygun gördük: Putlara sunulan kurbanların etinden, kandan, boğularak öldürülen hayvanların etinden ve fuhuştan sakınmalısınız. Bunlardan kaçınırsanız, iyi edersiniz. Esen kalın.›› 
44N 015:030 Adamlar böylece yola koyulup Antakyaya gittiler. Topluluğu bir araya getirerek onlara mektubu verdiler. 
44N 015:031 İmanlılar, mektuptaki yüreklendirici sözleri okuyunca sevindiler. 
44N 015:032 Kendileri peygamber olan Yahuda ile Silas, birçok konuşmalar yaparak kardeşleri yüreklendirip ruhça pekiştirdiler. 
44N 015:033 -34 267840 Bir süre orada kaldıktan sonra, kendilerini göndermiş olanların yanına dönmek üzere kardeşler tarafından esenlikle yolcu edildiler. 
44N 015:035 Pavlusla Barnaba ise Antakyada kaldılar, birçoklarıyla birlikte öğretip Rabbin sözünü müjdelediler. 
44N 015:036 Bundan bir süre sonra Pavlus Barnabaya, ‹‹Rabbin sözünü duyurduğumuz bütün kentlere dönüp kardeşleri ziyaret edelim, nasıl olduklarını görelim›› dedi. 
44N 015:037 Barnaba, Markos denilen Yuhannayı da yanlarında götürmek istiyordu. 
44N 015:038 Ama Pavlus, Pamfilyada kendilerini yüzüstü bırakıp birlikte göreve devam etmeyen Markosu yanlarında götürmeyi uygun görmedi. 
44N 015:039 Aralarında öylesine keskin bir anlaşmazlık çıktı ki, birbirlerinden ayrıldılar. Barnaba Markosu alıp Kıbrısa doğru yelken açtı. 
44N 015:040 Silası seçen Pavlus ise, kardeşlerce Rabbin lütfuna emanet edildikten sonra yola çıktı. 
44N 015:041 Suriye ve Kilikya bölgelerini dolaşarak inanlı topluluklarını pekiştirdi. 
44N 016:001 Pavlus, Derbe ve Listraya da uğradı. Listrada Timoteos adında bir İsa öğrencisi vardı. Annesi imanlı bir Yahudi, babası ise Grekti. 
44N 016:002 Listra ve Konyadaki kardeşler ondan övgüyle söz ediyorlardı. 
44N 016:003 Timoteosu kendisiyle birlikte götürmek isteyen Pavlus, oralarda bulunan Yahudiler yüzünden onu sünnet ettirdi. Çünkü hepsi, babasının Grek olduğunu biliyordu. 
44N 016:004 Kent kent dolaşarak Yeruşalimdeki elçilerle ihtiyarların aldığı kararları imanlılara iletiyor, bunlara uymalarını istiyorlardı. 
44N 016:005 Böylelikle toplulukların imanı güçleniyor ve sayıları günden güne artıyordu. 
44N 016:006 Kutsal Ruhun, Tanrı sözünü Asya İlinde yaymalarını engellemesi üzerine Pavlusla arkadaşları Frikya ve Galatya bölgesinden geçtiler. 
44N 016:007 Misya sınırına geldiklerinde Bitinya bölgesine geçmek istediler. Ama İsanın Ruhu onlara izin vermedi. 
44N 016:008 Bunun üzerine Misyadan geçip Troas Kentine gittiler. 
44N 016:009 O gece Pavlus bir görüm gördü. Önünde Makedonyalı bir adam durmuş, ona yalvarıyordu: ‹‹Makedonyaya geçip bize yardım et›› diyordu. 
44N 016:010 Pavlusun gördüğü bu görümden sonra hemen Makedonyaya gitmenin bir yolunu aradık. Çünkü Tanrının bizi, Müjdeyi oradakilere duyurmaya çağırdığı sonucuna varmıştık. 
44N 016:011 Troastan denize açılıp doğru Semadirek Adasına, ertesi gün de Neapolise gittik. 
44N 016:012 Oradan da Filipiye geçtik. Burası bir Roma yerleşim merkezi ve Makedonyanın o bölgesinde önemli bir kentti. Birkaç gün bu kentte kaldık. 
44N 016:013 Şabat Günü kent kapısından çıkıp ırmak kıyısına gittik. Orada bir dua yeri olacağını düşünüyorduk. Oturduk, orada toplanmış kadınlarla konuşmaya başladık. 
44N 016:014 Bizi dinleyenler arasında Tiyatira Kentinden Lidya adında bir kadın vardı. Mor kumaş ticareti yapan Lidya, Tanrıya tapan biriydi. Pavlusun söylediklerine kulak vermesi için Rab onun yüreğini açtı. 
44N 016:015 Lidya, ev halkıyla birlikte vaftiz olduktan sonra bizi evine çağırdı. ‹‹Beni Rabbin bir inanlısı kabul ediyorsanız, gelin, evimde kalın›› dedi ve bizi razı etti. 
44N 016:016 Bir gün biz dua yerine giderken, karşımıza, falcılık ruhuna tutulmuş köle bir kız çıktı. Bu kız, gelecekten haber vererek efendilerine bir hayli kazanç sağlıyordu. 
44N 016:017 Pavlusu ve bizleri izleyerek, ‹‹Bu adamlar yüce Tanrının kullarıdır, size kurtuluş yolunu bildiriyorlar!›› diye bağırıp durdu. 
44N 016:018 Ve günlerce sürdürdü bunu. Sonunda, bundan çok rahatsız olan Pavlus arkasına dönerek ruha, ‹‹İsa Mesihin adıyla, bu kızın içinden çıkmanı buyuruyorum›› dedi. Ruh hemen kızın içinden çıktı. 
44N 016:019 Kızın efendileri, kazanç umutlarının yok olduğunu görünce Pavlusla Silası yakalayıp çarşı meydanına, yetkililerin önüne sürüklediler. 
44N 016:020 -21 268110 Onları yargıçların karşısına çıkartarak, ‹‹Bu adamlar Yahudidir›› dediler, ‹‹Kentimizi altüst ettiler. Biz Romalılar için benimsenmesi ve uygulanması yasak birtakım töreler yayıyorlar.›› 
44N 016:022 Halk da Pavlusla Silasa yapılan saldırıya katıldı. Yargıçlar onların giysilerini yırtıp sıyırarak değnekle dövülmeleri için buyruk verdi. 
44N 016:023 Onları iyice dövdürdükten sonra hapse attılar. Zindancıya, onları sıkı güvenlik altında tutmasını buyurdular. 
44N 016:024 Bu buyruğu alan zindancı onları hapishanenin iç bölmesine atarak ayaklarını tomruğa vurdu. 
44N 016:025 Gece yarısına doğru Pavlusla Silas dua ediyor, Tanrıyı ilahilerle yüceltiyorlardı. Öbür tutuklular da onları dinliyordu. 
44N 016:026 Birdenbire öyle şiddetli bir deprem oldu ki, tutukevi temelden sarsıldı. Bir anda bütün kapılar açıldı, herkesin zincirleri çözüldü. 
44N 016:027 Zindancı uyandı. Zindan kapılarını açık görünce kılıcını çekip canına kıymak istedi. Çünkü tutukluların kaçtığını sanmıştı. 
44N 016:028 Ama Pavlus yüksek sesle, ‹‹Canına kıyma, hepimiz buradayız!›› diye seslendi. 
44N 016:029 Zindancı ışık getirtip içeri daldı. Titreyerek Pavlusla Silasın önünde yere kapandı. 
44N 016:030 Onları dışarı çıkararak, ‹‹Efendiler, kurtulmak için ne yapmam gerekir?›› diye sordu. 
44N 016:031 Onlar, ‹‹Rab İsaya iman et, sen de ev halkın da kurtulursunuz›› dediler. 
44N 016:032 Sonra kendisine ve ev halkının hepsine Rabbin sözünü bildirdiler. 
44N 016:033 Gecenin o saatinde zindancı onları götürüp yaralarını yıkadı. Sonra hem kendisi hem ev halkı hemen vaftiz oldu. 
44N 016:034 Pavlusla Silası evine götürerek sofra kurdu. Tanrıya inanmak, onu ve evindekilerin hepsini sevince boğmuştu. 
44N 016:035 Gün doğunca yargıçlar görevlileri göndererek, ‹‹O adamları serbest bırak›› dediler. 
44N 016:036 Zindancı bu sözleri Pavlusa iletti. ‹‹Yargıçlar serbest bırakılmanız için haber gönderdi. Şimdi çıkabilirsiniz, esenlikle gidin›› dedi. 
44N 016:037 Ama Pavlus görevlilere şöyle dedi: ‹‹Roma vatandaşı olduğumuz halde, bizi yargılamadan herkesin önünde dövüp hapse attılar. Şimdi bizi gizlice mi kovacaklar? Olmaz böyle şey! Kendileri gelsinler, bizi alıp çıkarsınlar!›› 
44N 016:038 Görevliler bu sözleri yargıçlara iletti. Yargıçlar, Pavlusla Silasın Roma vatandaşı olduğunu duyunca korktular. 
44N 016:039 Gelip özür dilediler. Sonra onları dışarı çıkararak kentten ayrılmalarını rica ettiler. 
44N 016:040 Pavlus'la Silas zindandan çıkınca Lidya'nın evine gittiler. Kardeşlerle görüşüp onları yüreklendirdikten sonra oradan ayrıldılar. 
44N 017:001 Amfipolis ve Apollonyadan geçerek Selanike geldiler. Burada Yahudilerin bir havrası vardı. 
44N 017:002 Pavlus, her zamanki gibi Yahudilere giderek art arda üç Şabat Günü onlarla Kutsal Yazılar üzerinde tartıştı. 
44N 017:003 Mesihin acı çekip ölümden dirilmesi gerektiğine dair açıklamalarda bulunuyor, kanıtlar gösteriyordu. ‹‹Size duyurmakta olduğum bu İsa, Mesihtir›› diyordu. 
44N 017:004 Onlardan bazıları, Tanrıya tapan Greklerden büyük bir topluluk ve ileri gelen kadınların da birçoğu ikna olup Pavlusla Silasa katıldılar. 
44N 017:005 Yahudiler bunu kıskandı. Çarşı pazardan topladıkları bazı kötü insanlardan bir kalabalık oluşturup kentte kargaşalık çıkarttılar. Pavlusla Silası bulmak ve halkın önünde yargılamak amacıyla Yasonun evine saldırdılar. 
44N 017:006 Onları bulamayınca, Yason ile bazı kardeşleri kent yetkililerinin önüne sürüklediler. ‹‹Dünyayı altüst eden o adamlar buraya da geldiler›› diye bağırıyorlardı. 
44N 017:007 ‹‹Yason onları evine aldı. Onların hepsi, İsa adında başka bir kral olduğunu söyleyerek Sezarın buyruklarına karşı geliyorlar.›› 
44N 017:008 Bu sözleri işiten kalabalık ve kentin yetkilileri telaşa kapıldı. 
44N 017:009 Sonunda yetkililer Yason ve öbürlerini kefaletle serbest bıraktılar. 
44N 017:010 Kardeşler hemen o gece Pavlusla Silası Veriya Kentine gönderdiler. Onlar oraya varınca Yahudilerin havrasına gittiler. 
44N 017:011 Veriyadaki Yahudiler Selaniktekilerden daha açık fikirliydi. Tanrı sözünü büyük ilgiyle karşılayarak her gün Kutsal Yazıları inceliyor, öğretilenlerin doğru olup olmadığını araştırıyorlardı. 
44N 017:012 Böylelikle içlerinden birçokları ve çok sayıda saygın Grek kadın ve erkek iman etti. 
44N 017:013 Selanikteki Yahudiler Pavlusun Veriyada da Tanrının sözünü duyurduğunu öğrenince oraya gittiler, halkı kışkırtıp ayağa kaldırdılar. 
44N 017:014 Bunun üzerine kardeşler Pavlusu hemen deniz kıyısına yolladılar. Silas ile Timoteos ise Veriyada kaldılar. 
44N 017:015 Pavlusla birlikte gidenler onu Atinaya kadar götürdüler. Sonra Pavlustan, Silasla Timoteosun bir an önce kendisine yetişmeleri yolunda buyruk alarak geri döndüler. 
44N 017:016 Onları Atinada bekleyen Pavlus, kenti putlarla dolu görünce yüreğinde derin bir acı duydu. 
44N 017:017 Bu nedenle, gerek havrada Yahudilerle ve Tanrıya tapan yabancılarla, gerek her gün çarşı meydanında karşılaştığı kişilerle tartışıp durdu. 
44N 017:018 Epikürcü ve Stoacı bazı filozoflar onunla atışmaya başladılar. Kimi, ‹‹Bu lafebesi ne demek istiyor?›› derken, kimi de, ‹‹Galiba yabancı ilahların haberciliğini yapıyor›› diyordu. Çünkü Pavlus, İsayla ve dirilişle ilgili Müjdeyi duyuruyordu. 
44N 017:019 Onlar Pavlusu alıp Ares Tepesi Kuruluna götürdüler. Ona, ‹‹Yaydığın bu yeni öğretinin ne olduğunu öğrenebilir miyiz?›› dediler. 
44N 017:020 ‹‹Kulağımıza yabancı gelen bazı konulardan söz ediyorsun. Bunların anlamını öğrenmek isteriz.›› 
44N 017:021 Bütün Atinalılar ve kentte bulunan yabancılar, vakitlerini hep yeni düşünceleri anlatarak ve dinleyerek geçirirlerdi. 
44N 017:022 Pavlus, Ares Tepesi Kurulunun önüne çıkıp şunları söyledi: ‹‹Ey Atinalılar, sizin her bakımdan çok dindar olduğunuzu görüyorum. 
44N 017:023 Ben çevrede dolaşırken, tapındığınız yerleri incelerken üzerinde,  BİLİNMEYEN TANRIYA Tanrıyı ben size tanıtayım. 
44N 017:024 ‹‹Dünyayı ve içindekilerin tümünü yaratan, yerin ve göğün Rabbi olan Tanrı, elle yapılmış tapınaklarda oturmaz. 
44N 017:025 Herkese yaşam, soluk ve her şeyi veren kendisi olduğuna göre, bir şeye gereksinmesi varmış gibi Ona insan eliyle hizmet edilmez. Tanrı, bütün ulusları tek insandan türetti ve onları yeryüzünün dört bucağına yerleştirdi. 
44N 017:026 Ulusların sürelerini ve yerleşecekleri bölgelerin sınırlarını önceden saptadı. 
44N 017:027 Bunu, kendisini arasınlar ve el yordamıyla da olsa bulabilsinler diye yaptı. Aslında Tanrı hiçbirimizden uzak değildir. 
44N 017:028 Nitekim, ‹Onda yaşıyor ve hareket ediyoruz; Onda varız.› Bazı ozanlarınızın belirttiği gibi, ‹Biz de Onun soyundanız.› 
44N 017:029 ‹‹Tanrının soyundan olduğumuza göre, tanrısal özün, insan düşüncesi ve becerisiyle biçimlendirilmiş altın, gümüş ya da taştan bir nesneye benzediğini düşünmemeliyiz. 
44N 017:030 Tanrı, geçmiş dönemlerin bilgisizliğini görmezlikten geldi; ama şimdi her yerde herkesin tövbe etmesini buyuruyor. 
44N 017:031 Çünkü dünyayı, atadığı Kişi aracılığıyla adaletle yargılayacağı günü saptamıştır. Bu Kişiyi ölümden diriltmekle bunun güvencesini herkese vermiştir.›› 
44N 017:032 Ölülerin dirilmesiyle ilgili sözleri duyunca kimi alay etti, kimi de, ‹‹Seni bu konuda bir daha dinlemek isteriz›› dedi. 
44N 017:033 Bunun üzerine Pavlus aralarından çıkıp gitti. 
44N 017:034 Birkaç kişi ona katılıp inandı. Bunların arasında kurul üyesi Dionisios, Damaris adlı bir kadın ve birkaç kişi daha vardı. 
44N 018:001 Bundan sonra Pavlus Atinadan ayrılıp Korinte gitti. 
44N 018:002 -3 268660 Orada Pontus doğumlu, Akvila adında bir Yahudi ile karısı Priskillayı buldu. Bunlar, Klavdiusun bütün Yahudilerin Romayı terk etmesi yolundaki buyruğu üzerine, kısa süre önce İtalyadan gelmişlerdi. Akvila ile Priskillanın yanına giden Pavlus, aynı meslekten olduğundan onlarla kalıp çalıştı. Çünkü meslekleri çadırcılıktı. 
44N 018:004 Pavlus, her Şabat Günü havrada tartışarak hem Yahudileri hem Grekleri ikna etmeye çalışıyordu. 
44N 018:005 Silasla Timoteos Makedonyadan gelince, Pavlus kendini tümüyle Tanrı sözünü yaymaya verdi. Yahudilere, İsanın Mesih olduğuna dair tanıklık ediyordu. 
44N 018:006 Ama Yahudiler karşı gelip ona sövmeye başlayınca Pavlus, giysilerini silkerek, ‹‹Başınıza geleceklerin sorumlusu sizsiniz!›› dedi. ‹‹Sorumluluk benden gitti. Bundan böyle öteki uluslara gideceğim.›› 
44N 018:007 Pavlus oradan çıktı, Tanrıya tapan Titius Yustus adlı birinin evine gitti. Yustusun evi havranın bitişiğindeydi. 
44N 018:008 Havranın yöneticisi Krispus bütün ev halkıyla birlikte Rabbe inandı. Pavlusu dinleyen Korintlilerden birçoğu da inanıp vaftiz oldu. 
44N 018:009 Bir gece Rab bir görümde Pavlusa, ‹‹Korkma›› dedi, ‹‹Konuş, susma! 
44N 018:010 Ben seninle birlikteyim; hiç kimse sana dokunmayacak, kötülük yapmayacak. Çünkü bu kentte benim halkım çoktur.›› 
44N 018:011 Pavlus, orada bir buçuk yıl kaldı ve halka sürekli Tanrının sözünü öğretti. 
44N 018:012 Gallionun Ahaya Valisi olduğu sıralarda, hep birlikte Pavlusa karşı gelen Yahudiler onu mahkemeye çıkardılar. 
44N 018:013 ‹‹Bu adam Yasaya aykırı biçimde Tanrıya tapınmaları için insanları kandırıyor›› dediler. 
44N 018:014 Pavlus tam söze başlayacakken Gallio Yahudilere şöyle dedi: ‹‹Ey Yahudiler, davanız bir haksızlık ya da ciddi bir suçla ilgili olsaydı, sizleri sabırla dinlemem gerekirdi. 
44N 018:015 Ama sorun bir öğreti, bazı adlar ve kendi yasanızla ilgili olduğuna göre, bu davaya kendiniz bakın. Ben böyle şeylere yargıçlık etmek istemem.›› 
44N 018:016 Sonra Gallio onları mahkemeden kovdu. 
44N 018:017 Hep birlikte, havranın yöneticisi Sostenisi yakalayıp mahkemenin önünde dövdüler. Gallio ise olup bitenlere hiç aldırmadı. 
44N 018:018 Pavlus Korintteki kardeşlerin yanında bir süre daha kaldı. Sonra onlarla vedalaştı, Priskilla ve Akvila ile birlikte Suriyeye gitmek üzere gemiyle yola çıktı. Adakta bulunmuş olduğu için Kenherede saçlarını kestirmişti. 
44N 018:019 Efese vardıkları zaman Priskilla ve Akvilayı orada bıraktı. Kendisi havraya giderek Yahudilerle tartışmaya başladı. 
44N 018:020 Bunlar daha uzun bir süre kalmasını istedilerse de, Pavlus kabul etmedi. 
44N 018:021 Ama onlara veda ederken, ‹‹Tanrı dilerse yanınıza yine döneceğim›› dedi. Sonra Efesten denize açıldı. 
44N 018:022 Sezariyeye vardıktan sonra Yeruşalime gidip oradaki kiliseyi ziyaret etti, oradan da Antakyaya geçti. 
44N 018:023 Bir süre orada kaldıktan sonra yola çıktı; Galatya bölgesini ve Frikyayı dolaşarak bütün öğrencileri ruhça pekiştirdi. 
44N 018:024 Bu arada İskenderiye doğumlu Apollos adında bir Yahudi Efese geldi. Üstün bir konuşma yeteneği olan Apollos, Kutsal Yazıları çok iyi biliyordu. 
44N 018:025 Rabbin yolunda eğitilmiş bir kişiydi. Ateşli bir ruhla konuşuyor ve sadece Yahyanın vaftizini bildiği halde İsayla ilgili gerçekleri doğru öğretiyordu. 
44N 018:026 Havrada cesaretle konuşmaya başladı. Kendisini dinleyen Priskilla ile Akvila, onu yanlarına alarak Tanrı yolunu ona daha doğru biçimde açıkladılar. 
44N 018:027 Apollos Ahayaya gitmek isteyince kardeşler onu cesaretlendirdiler. Onu iyi karşılamaları için oradaki öğrencilere mektup yazdılar. Apollos Ahayaya varınca Tanrının lütfuyla iman etmiş olanlara çok yardım etti. 
44N 018:028 Şöyle ki Kutsal Yazılar'dan, İsa'nın Mesih olduğunu kanıtlayarak Yahudiler'in iddialarını açıkça ve güçlü bir şekilde çürüttü. 
44N 019:001 -2 268920 Apollos Korintteyken Pavlus, iç bölgelerden geçerek Efese geldi. Orada bazı öğrencileri bularak onlara, ‹‹İman ettiğiniz zaman Kutsal Ruhu aldınız mı?›› diye sordu. ‹‹Kutsal Ruhun varlığından haberimiz yok ki!›› dediler. 
44N 019:003 ‹‹Öyleyse neye dayanarak vaftiz oldunuz?›› diye sordu. ‹‹Yahyanın öğretisine dayanarak vaftiz olduk›› dediler. 
44N 019:004 Pavlus, ‹‹Yahyanın yaptığı vaftiz, tövbeyle ilgili bir vaftizdi›› dedi. ‹‹Halka, kendisinden sonra gelecek Olana, yani İsaya inanmalarını söyledi.›› 
44N 019:005 Onlar bunu duyunca, Rab İsanın adıyla vaftiz oldular. 
44N 019:006 Pavlus ellerini onların üzerine koyunca Kutsal Ruh üzerlerine indi ve bilmedikleri dillerle konuşup peygamberlik etmeye başladılar. 
44N 019:007 Aşağı yukarı on iki kişiydiler. 
44N 019:008 Havraya giren Pavlus cesaretle konuşmaya başladı. Üç ay boyunca oradakilerle tartışıp durdu, onları Tanrının Egemenliği konusunda ikna etmeye çalıştı. 
44N 019:009 Ne var ki, bazıları sert bir tutum takınıp ikna olmamakta direndiler ve İsanın yolunu halkın önünde kötülemeye başladılar. Bunun üzerine Pavlus onlardan ayrıldı. Öğrencilerini de alıp götürdü ve Tiranusun dershanesinde her gün tartışmalarını sürdürdü. 
44N 019:010 Bu durum iki yıl sürdü. Sonunda Yahudi olsun Grek olsun, Asya İlinde yaşayan herkes Rabbin sözünü işitti. 
44N 019:011 Tanrı, Pavlusun eliyle olağanüstü mucizeler yaratıyordu. 
44N 019:012 Şöyle ki, Pavlusun bedenine değen peşkir ve peştamallar hasta olanlara götürüldüğünde, hastalıkları yok oluyor, kötü ruhlar içlerinden çıkıyordu. 
44N 019:013 Çevrede dolaşıp kötü ruhları kovmakla uğraşan bazı Yahudiler de kötü ruhlara tutsak olanları Rab İsanın adını anarak kurtarmaya kalkıştılar. ‹‹Pavlusun tanıttığı İsanın adıyla size emrediyoruz!›› diyorlardı. 
44N 019:014 Bunu yapanlar arasında Skeva adlı bir Yahudi başkâhinin yedi oğlu da vardı. 
44N 019:015 Kötü ruh ise onlara şöyle karşılık verdi: ‹‹İsayı biliyor, Pavlusu da tanıyorum, ama siz kimsiniz?›› 
44N 019:016 İçinde kötü ruh bulunan adam onlara saldırdı, hepsini alt ederek bozguna uğrattı. Öyle ki, o evden çıplak ve yaralı olarak kaçtılar. 
44N 019:017 Bu haber, Efeste yaşayan bütün Yahudilerle Greklere ulaştı. Hepsini bir korku aldı ve Rab İsanın adı büyük bir saygınlık kazandı. 
44N 019:018 İman edenlerin birçoğu geliyor, yaptıkları kötülükleri itiraf edip anlatıyordu. 
44N 019:019 Büyücülükle uğraşmış bir sürü kişi de kitaplarını toplayıp herkesin önünde yaktılar. Kitapların değerini hesapladıklarında toplam elli bin gümüş tuttuğunu gördüler. 
44N 019:020 Böylelikle Rabbin sözü güçlü biçimde yayılıp etkinlik kazanıyordu. 
44N 019:021 Pavlus, bu olup bitenlerden sonra Makedonya ve Ahayadan geçip Yeruşalime gitmeye karar verdi. ‹‹Oraya gittikten sonra Romayı da görmem gerek›› diyordu. 
44N 019:022 Yardımcılarından ikisini, Timoteos ile Erastusu Makedonyaya göndererek kendisi bir süre daha Asya İlinde kaldı. 
44N 019:023 O sırada İsanın yoluna ilişkin büyük bir kargaşalık çıktı. 
44N 019:024 Artemis Tapınağının gümüşten maketlerini yapan Dimitrios adlı bir kuyumcu, el sanatçılarına bir hayli iş sağlıyordu. 
44N 019:025 Sanatçıları ve benzer işlerle uğraşanları bir araya toplayarak onlara şöyle dedi: ‹‹Efendiler, bu işten büyük kazanç sağladığımızı biliyorsunuz. 
44N 019:026 Ama Pavlus denen bu adamın, elle yapılan tanrıların gerçek tanrılar olmadığını söyleyerek yalnız Efeste değil, neredeyse bütün Asya İlinde çok sayıda kişiyi kandırıp saptırdığını görüyor ve duyuyorsunuz. 
44N 019:027 Hem bu sanatımız saygınlığını yitirmek tehlikesiyle karşı karşıyadır, hem de ulu tanrıça Artemisin Tapınağının hiçe sayılması ve bütün Asya İliyle bütün dünyanın tapındığı tanrıçanın, ululuğundan yoksun kalması tehlikesi vardır.›› 
44N 019:028 Oradakiler bunu duyunca öfkeyle doldular. ‹‹Efeslilerin Artemisi uludur!›› diye bağırmaya başladılar. 
44N 019:029 Kent büsbütün karıştı. Halk, Pavlusun yol arkadaşlarından Makedonyalı Gayus ve Aristarhusu yakalayıp sürükleyerek birlikte tiyatroya koşuştu. 
44N 019:030 Pavlus halkın arasına girmek istediyse de, öğrenciler onu bırakmadı. 
44N 019:031 Hatta, Pavlusun dostu olan bazı Asya İli yöneticileri ona haber yollayarak tiyatroda görünmemesi için yalvardılar. 
44N 019:032 Tiyatrodaki topluluk karışıklık içindeydi. Her kafadan bir ses çıkıyordu. Çoğu ne için toplandığını bile bilmiyordu. 
44N 019:033 Yahudiler İskenderi öne çıkarınca kalabalıktan bazıları olayı ona bağladı. Eliyle bir işaret yapan İskender, halka savunmasını yapmak istedi. 
44N 019:034 Ama halk kendisinin Yahudi olduğunu anlayınca hep bir ağızdan yaklaşık iki saat boyunca, ‹‹Efeslilerin Artemisi uludur!›› diye bağırıp durdu. 
44N 019:035 Kalabalığı yatıştıran belediye yazmanı, ‹‹Ey Efesliler›› dedi, ‹‹Efes Kentinin, ulu Artemis Tapınağının ve gökten düşen kutsal taşın bekçisi olduğunu bilmeyen var mı? 
44N 019:036 Bunları hiç kimse inkâr edemez. Bunun için sakin olmanız ve düşüncesiz bir şey yapmamanız gerekir. 
44N 019:037 Buraya getirdiğiniz bu adamlar, ne tapınakları yağma ettiler, ne de tanrıçamıza sövdüler. 
44N 019:038 Dimitrios ve sanatçı arkadaşlarının herhangi birinden şikâyeti varsa, mahkemeler açık, yargıçlar da var. Karşılıklı suçlamalarını orada yapsınlar. 
44N 019:039 Soruşturacağınız başka bir durum varsa, bunun yasal bir toplantıda çözümlenmesi gerekir. 
44N 019:040 Bugünkü olaylardan ötürü ayaklanma suçundan yargılanmak tehlikesindeyiz. Hiçbir gerekçesi olmayan bu kargaşanın hesabını veremeyeceğiz.›› 
44N 019:041 Bunları söyledikten sonra topluluğu dağıttı. 
44N 020:001 Pavlus, kargaşalık yatıştıktan sonra öğrencileri çağırtıp onları yüreklendirdi. Sonra kendilerine veda ederek Makedonyaya gitmek üzere yola çıktı. 
44N 020:002 O yöreleri dolaşarak imanlıları yüreklendiren birçok konuşmalar yaptıktan sonra Yunanistana gitti. 
44N 020:003 Orada üç ay kaldı. Suriyeye deniz yoluyla gitmek üzereyken Yahudilerin kendisine karşı bir düzen kurması nedeniyle dönüşü Makedonya üzerinden yapmaya karar verdi. 
44N 020:004 Piros oğlu Veriyalı Sopater, Selaniklilerden Aristarhus ile Sekundus, Derbeli Gayus, Timoteos ve Asya İlinden Tihikos ile Trofimos onunla birlikte gittiler. 
44N 020:005 Bunlar önden gidip bizi Troasta beklediler. 
44N 020:006 Biz de Mayasız Ekmek Bayramından sonra Filipiden denize açılıp beş günde Troasa gelerek onlarla buluştuk. Orada yedi gün kaldık. 
44N 020:007 Haftanın ilk günü ekmek bölmek için bir araya toplandığımızda Pavlus imanlılara bir konuşma yaptı. Ertesi gün oradan ayrılacağı için konuşmasını gece yarısına dek sürdürdü. 
44N 020:008 Toplanmış olduğumuz üst kattaki odada birçok kandil yanıyordu. 
44N 020:009 Eftihos adlı bir delikanlı pencerede oturuyordu. Pavlus konuşmasını uzattıkça Eftihosu uyku bastı. Uykuya dalınca da ikinci kattan aşağı düştü ve yerden ölüsü kaldırıldı. 
44N 020:010 Aşağı inen Pavlus delikanlının üzerine kapanıp onu kucakladı. ‹‹Telaşlanmayın, yaşıyor!›› dedi. 
44N 020:011 Sonra yukarı çıkıp ekmek böldü ve yemek yedi. Gün doğuncaya dek onlarla uzun uzun konuştu, sonra oradan ayrıldı. 
44N 020:012 Çocuğu diri olarak evine götüren imanlılar bu olaydan büyük cesaret aldılar. 
44N 020:013 Biz önden giderek gemiye bindik ve Assosa hareket ettik. Pavlusu oradan alacaktık. Kendisi karadan gitmek istediği için bunu böyle düzenlemişti. 
44N 020:014 Bizi Assosta karşılayınca onu gemiye alıp Midilliye geçtik. 
44N 020:015 Oradan denize açılıp ertesi gün Sakız Adasının karşısına geldik. Üçüncü gün Sisama uğradık ve bir gün sonra Milete vardık. 
44N 020:016 Pavlus, Asya İlinde vakit kaybetmemek için Efese uğramamaya karar vermişti. Pentikost Günü Yeruşalimde olabilmek umuduyla acele ediyordu. 
44N 020:017 Pavlus, Miletten Efese haber yollayarak kilisenin ihtiyarlarını yanına çağırttı. 
44N 020:018 Yanına geldikleri zaman onlara şöyle dedi: ‹‹Asya İline ayak bastığım ilk günden beri, sizinle bulunduğum bütün süre boyunca, nasıl davrandığımı biliyorsunuz. 
44N 020:019 Yahudilerin kurduğu düzenlerden çektiğim sıkıntıların ortasında Rabbe tam bir alçakgönüllülükle, gözyaşları içinde kulluk ettim. 
44N 020:020 Yararlı olan herhangi bir şeyi size duyurmaktan, gerek açıkta gerek evden eve dolaşarak size öğretmekten çekinmedim. 
44N 020:021 Hem Yahudileri hem de Grekleri, tövbe edip Tanrıya dönmeye ve Rabbimiz İsaya inanmaya çağırdım. 
44N 020:022 ‹‹Şimdi de Ruha boyun eğerek Yeruşalime gidiyorum. Orada başıma neler geleceğini bilmiyorum. 
44N 020:023 Ancak Kutsal Ruh, beni zincirler ve sıkıntıların beklediğine dair her kentte beni uyarıyor. 
44N 020:024 Canımı hiç önemsemiyorum, ona değer vermiyorum. Yeter ki yarışı bitireyim ve Rab İsadan aldığım görevi, Tanrının lütfunu bildiren Müjdeye tanıklık etme görevini tamamlayayım. 
44N 020:025 ‹‹Şimdi aralarında dolaşıp Tanrının Egemenliğini duyurduğum sizlerden hiçbirinin yüzümü bir daha görmeyeceğini biliyorum. 
44N 020:026 Bu yüzden bugün size şunu açıkça söyleyeyim: Ben kimsenin uğrayacağı cezadan sorumlu değilim. 
44N 020:027 Tanrının isteğini size tam olarak bildirmekten çekinmedim. 
44N 020:028 Kendinize ve Kutsal Ruhun sizi gözetmen olarak görevlendirdiği bütün sürüye göz kulak olun. Rabbin kendi kanı pahasına sahip olduğu kiliseyi gütmek üzere atandınız. 
44N 020:029 Ben gittikten sonra sürüyü esirgemeyen yırtıcı kurtların aranıza gireceğini biliyorum. 
44N 020:030 Hatta öğrencileri kendi peşlerinden sürüklemek için sizin aranızdan da sapık sözler söyleyen kişiler çıkacak. 
44N 020:031 Bunun için uyanık durun. Üç yıl boyunca, aralıksız, gece gündüz demeden, gözyaşı dökerek her birinizi nasıl uyardığımı hatırlayın. 
44N 020:032 ‹‹Şimdi sizi Tanrıya ve Onun lütfunu bildiren söze emanet ediyorum. Bu söz, sizi ruhça geliştirecek ve kutsal kılınmış olan bütün insanlar arasında mirasa kavuşturacak güçtedir. 
44N 020:033 Ben hiç kimsenin altınına, gümüşüne ya da giysisine göz dikmedim. 
44N 020:034 Siz de bilirsiniz ki, bu eller hem benim, hem de benimle birlikte olanların gereksinmelerini karşılamak için hizmet etmiştir. 
44N 020:035 Yaptığım her işte sizlere, böyle emek vererek güçsüzlere yardım etmemiz ve Rab İsanın, ‹Vermek, almaktan daha büyük mutluluktur› diyen sözünü unutmamamız gerektiğini gösterdim.›› 
44N 020:036 Pavlus bu sözleri söyledikten sonra diz çöküp onlarla birlikte dua etti. 
44N 020:037 Sonra hepsi acı acı ağlayarak Pavlusun boynuna sarıldılar, onu öptüler. 
44N 020:038 Onları en çok üzen, ‹‹Yüzümü bir daha görmeyeceksiniz›› demesi oldu. Sonra onu gemiye kadar geçirdiler. 
44N 021:001 Onlardan ayrılınca denize açılıp doğru İstanköye gittik. Ertesi gün Rodosa, oradan da Pataraya geçtik. 
44N 021:002 Fenikeye gidecek bir gemi bulduk, buna binip denize açıldık. 
44N 021:003 Kıbrısı görünce güneyinden geçerek Suriyeye yöneldik ve Sur Kentinde karaya çıktık. Gemi, yükünü orada boşaltacaktı. 
44N 021:004 İsanın oradaki öğrencilerini arayıp bulduk ve yanlarında bir hafta kaldık. Öğrenciler Ruhun yönlendirmesiyle Pavlusu Yeruşalime gitmemesi için uyardılar. 
44N 021:005 Günümüz dolunca kentten ayrılıp yolumuza devam ettik. İmanlıların hepsi, eşleri ve çocuklarıyla birlikte bizi kentin dışına kadar geçirdiler. Deniz kıyısında diz çöküp dua ettik. 
44N 021:006 Birbirimizle vedalaştıktan sonra biz gemiye bindik, onlar da evlerine döndüler. 
44N 021:007 Surdan deniz yolculuğumuza devam ederek Batlamya Kentine geldik. Oradaki kardeşleri ziyaret edip bir gün yanlarında kaldık. 
44N 021:008 Ertesi gün ayrılıp Sezariyeye geldik. Yedilerden biri olan müjdeci Filipusun evine giderek onun yanında kaldık. 
44N 021:009 Bu adamın peygamberlik eden, evlenmemiş dört kızı vardı. 
44N 021:010 Oraya varışımızdan birkaç gün sonra Yahudiyeden Hagavos adlı bir peygamber geldi. 
44N 021:011 Bu adam bize yaklaşıp Pavlusun kuşağını aldı, bununla kendi ellerini ayaklarını bağlayarak dedi ki, ‹‹Kutsal Ruh şöyle diyor: ‹Yahudiler, bu kuşağın sahibini Yeruşalimde böyle bağlayıp öteki uluslara teslim edecekler.› ›› 
44N 021:012 Bu sözleri duyunca hem bizler hem de oralılar Yeruşalime gitmemesi için Pavlusa yalvardık. 
44N 021:013 Bunun üzerine Pavlus şöyle karşılık verdi: ‹‹Ne yapıyorsunuz, ne diye ağlayıp yüreğimi sızlatıyorsunuz? Ben Rab İsanın adı uğruna Yeruşalimde yalnız bağlanmaya değil, ölmeye de hazırım.›› 
44N 021:014 Pavlusu ikna edemeyince, ‹‹Rabbin istediği olsun›› diyerek sustuk. 
44N 021:015 Bir süre sonra hazırlığımızı yapıp Yeruşalime doğru yola çıktık. 
44N 021:016 Sezariyedeki öğrencilerden bazıları da bizimle birlikte geldiler. Bizi, evinde kalacağımız adama, eski öğrencilerden Kıbrıslı Minasona götürdüler. 
44N 021:017 Yeruşalime vardığımız zaman kardeşler bizi sevinçle karşıladılar. 
44N 021:018 Ertesi gün Pavlusla birlikte Yakupu görmeye gittik. İhtiyarların hepsi orada toplanmıştı. 
44N 021:019 Pavlus, onların hal hatırını sorduktan sonra, hizmetinin aracılığıyla Tanrının öteki uluslar arasında yaptıklarını teker teker anlattı. 
44N 021:020 Bunları işitince Tanrıyı yücelttiler. Pavlusa, ‹‹Görüyorsun kardeş, Yahudiler arasında binlerce imanlı var ve hepsi Kutsal Yasanın candan savunucusudur›› dediler. 
44N 021:021 ‹‹Ne var ki, duyduklarına göre sen öteki uluslar arasında yaşayan bütün Yahudilere, çocuklarını sünnet etmemelerini, törelerimize uymamalarını söylüyor, Musanın Yasasına sırt çevirmeleri gerektiğini öğretiyormuşsun. 
44N 021:022 Şimdi ne yapmalı? Senin buraya geldiğini mutlaka duyacaklar. 
44N 021:023 Bunun için sana dediğimizi yap. Aramızda adak adamış dört kişi var. 
44N 021:024 Bunları yanına al, kendileriyle birlikte arınma törenine katıl. Başlarını tıraş edebilmeleri için kurban masraflarını sen öde. Böylelikle herkes, seninle ilgili duyduklarının asılsız olduğunu, senin de Kutsal Yasaya uygun olarak yaşadığını anlasın. 
44N 021:025 Öteki uluslardan olan imanlılara gelince, biz onlara, putlara sunulan kurbanların etinden, kandan, boğularak öldürülen hayvanlardan ve fuhuştan sakınmalarını öngören kararımızı yazmıştık.›› 
44N 021:026 Bunun üzerine Pavlus o dört kişiyi yanına aldı, ertesi gün onlarla birlikte arınma törenine katıldı. Sonra tapınağa girerek arınma günlerinin ne zaman tamamlanacağını, her birinin adına ne zaman kurban sunulacağını bildirdi. 
44N 021:027 Yedi günlük süre bitmek üzereydi. Asya İlinden bazı Yahudiler Pavlusu tapınakta görünce bütün kalabalığı kışkırtarak onu yakaladılar. 
44N 021:028 ‹‹Ey İsrailliler, yardım edin!›› diye bağırdılar. ‹‹Her yerde herkese, halkımıza, Kutsal Yasaya ve bu kutsal yere karşı öğretiler yayan adam budur. Üstelik tapınağa bazı Grekleri sokarak bu kutsal yeri kirletti.›› 
44N 021:029 Bu Yahudiler, daha önce kentte Pavlusun yanında gördükleri Efesli Trofimosun, Pavlus tarafından tapınağa sokulduğunu sanıyorlardı. 
44N 021:030 Bütün kent ayağa kalkmıştı. Her taraftan koşuşup gelen halk Pavlusu tutup tapınaktan dışarı sürükledi. Arkasından tapınağın kapıları hemen kapatıldı. 
44N 021:031 Onlar Pavlusu öldürmeye çalışırken, bütün Yeruşalimin karıştığı haberi Roma taburunun komutanına ulaştı. 
44N 021:032 Komutan hemen yüzbaşılarla askerleri yanına alarak kalabalığın olduğu yere koştu. Komutanla askerleri gören halk Pavlusu dövmeyi bıraktı. 
44N 021:033 O zaman komutan yaklaşıp Pavlusu yakaladı, çift zincirle bağlanması için buyruk verdi. Sonra, ‹‹Kimdir bu adam, ne yaptı?›› diye sordu. 
44N 021:034 Kalabalıktakilerin her biri ayrı bir şey bağırıyordu. Kargaşalıktan ötürü kesin bilgi edinemeyen komutan, Pavlusun kaleye götürülmesini buyurdu. 
44N 021:035 Pavlus merdivenlere geldiğinde kalabalık öylesine azmıştı ki, askerler onu taşımak zorunda kaldılar. 
44N 021:036 Kalabalık, ‹‹Öldürün onu!›› diye bağırarak onları izliyordu. 
44N 021:037 Kaleden içeri girmek üzereyken Pavlus komutana, ‹‹Sana bir şey söyleyebilir miyim?›› dedi. Komutan, ‹‹Grekçe biliyor musun?›› dedi. 
44N 021:038 ‹‹Sen bundan bir süre önce bir ayaklanma başlatıp dört bin tedhişçiyi çöle götüren Mısırlı değil misin?›› 
44N 021:039 Pavlus, ‹‹Ben Kilikyadan Tarsuslu bir Yahudi, hiç de önemsiz olmayan bir kentin vatandaşıyım›› dedi. ‹‹Rica ederim, halka birkaç söz söylememe izin ver.›› 
44N 021:040 Komutanın izin vermesi üzerine Pavlus merdivende dikilip eliyle halka bir işaret yaptı. Derin bir sessizlik olunca, İbrani dilinde konuşmaya başladı. 
44N 022:001 ‹‹Kardeşler ve babalar, size şimdi yapacağım savunmayı dinleyin›› dedi. 
44N 022:002 -3 270110 Pavlusun kendilerine İbrani dilinde seslendiğini duyduklarında daha derin bir sessizlik oldu. Pavlus şöyle devam etti: ‹‹Ben Yahudiyim. Kilikyanın Tarsus Kentinde doğdum ve burada, Yeruşalimde Gamalielin dizinin dibinde büyüdüm. Atalarımızın yasasıyla ilgili sıkı bir eğitimden geçtim. Bugün hepinizin yaptığı gibi, ben de Tanrı için gayretle çalışan biriydim. 
44N 022:004 İsanın yolundan gidenlere öldüresiye zulmeder, kadın erkek demeden onları bağlayıp hapse atardım. 
44N 022:005 Başkâhin ile bütün kurul üyeleri söylediklerimi doğrulayabilirler. Onlardan Yahudi kardeşlere yazılmış mektuplar alarak Şama doğru yola çıkmıştım. Amacım, oradaki İsa inanlılarını da cezalandırmak üzere bağlayıp Yeruşalime getirmekti. 
44N 022:006 ‹‹Ben öğleye doğru yol alıp Şama yaklaşırken, birdenbire gökten parlak bir ışık çevremi aydınlattı. 
44N 022:007 Yere yıkıldım. Bir sesin bana, ‹Saul, Saul! Neden bana zulmediyorsun?› dediğini işittim. 
44N 022:008 ‹‹ ‹Ey Efendim, sen kimsin?› diye sordum. ‹‹Ses bana, ‹Ben senin zulmettiğin Nasıralı İsayım› dedi. 
44N 022:009 Yanımdakiler ışığı gördülerse de, benimle konuşanın söylediklerini anlamadılar. 
44N 022:010 ‹‹ ‹Rab, ne yapmalıyım?› diye sordum. ‹‹Rab bana, ‹Kalk, Şama git› dedi, ‹Yapmanı tasarladığım her şey orada sana bildirilecek.› 
44N 022:011 Parlayan ışığın görkeminden gözlerim görmez olduğundan, yanımdakiler elimden tutup beni Şama götürdüler. 
44N 022:012 -13 270200 ‹‹Orada Hananya adında dindar, Kutsal Yasaya bağlı biri vardı. Kentte yaşayan bütün Yahudilerin kendisinden övgüyle söz ettiği bu adam gelip yanımda durdu ve, ‹Saul kardeş, gözlerin görsün!› dedi. Ve ben o anda onu gördüm. 
44N 022:014 ‹‹Hananya, ‹Atalarımızın Tanrısı, kendisinin isteğini bilmen ve Adil Olanı görüp Onun ağzından bir ses işitmen için seni seçmiştir› dedi. 
44N 022:015 ‹Görüp işittiklerini bütün insanlara duyurarak Onun tanıklığını yapacaksın. 
44N 022:016 Haydi, ne bekliyorsun? Kalk, Onun adını anarak vaftiz ol ve günahlarından arın!› 
44N 022:017 -18 270240 ‹‹Ben Yeruşalime döndükten sonra, tapınakta dua ettiğim bir sırada, kendimden geçerek Rabbi gördüm. Bana, ‹Çabuk ol› dedi, ‹Yeruşalimden hemen ayrıl. Çünkü benimle ilgili tanıklığını kabul etmeyecekler.› 
44N 022:019 ‹‹ ‹Ya Rab› dedim, ‹Benim havradan havraya giderek sana inananları tutuklayıp dövdüğümü biliyorlar. 
44N 022:020 Üstelik sana tanıklık eden İstefanosun kanı döküldüğü zaman, ben de oradaydım. Onu öldürenlerin kaftanlarına bekçilik ederek yapılanları onayladım.› 
44N 022:021 ‹‹Rab bana, ‹Git› dedi, ‹Seni uzaktaki uluslara göndereceğim.› ›› 
44N 022:022 Pavlusu buraya kadar dinleyenler, bu söz üzerine, ‹‹Böylesini yeryüzünden temizlemeli, yaşaması uygun değil!›› diye seslerini yükselttiler. 
44N 022:023 -24 270290 Onlar böyle bağırır, üstlüklerini sallayıp havaya toz savururken komutan, Pavlusun kalenin içine götürülmesini buyurdu. Halkın neden Pavlusun aleyhine böyle bağırdığını öğrenmek için onun kamçılanarak sorguya çekilmesini istedi. 
44N 022:025 Kendisini sırımlarla bağlayıp kollarını geriyorlardı ki, Pavlus orada duran yüzbaşıya, ‹‹Mahkemesi yapılmamış bir Roma vatandaşını kamçılamanız yasaya uygun mudur?›› dedi. 
44N 022:026 Yüzbaşı bunu duyunca gidip komutana haber verdi. ‹‹Ne yapıyorsun?›› dedi. ‹‹Bu adam Roma vatandaşıymış.›› 
44N 022:027 Komutan Pavlusun yanına geldi, ‹‹Söyle bakayım, sen Romalı mısın?›› diye sordu. Pavlus da, ‹‹Evet›› dedi. 
44N 022:028 Komutan, ‹‹Ben bu vatandaşlığı yüklü bir para ödeyerek elde ettim›› diye karşılık verdi. Pavlus, ‹‹Ben ise doğuştan Roma vatandaşıyım›› dedi. 
44N 022:029 Onu sorguya çekecek olanlar hemen yanından çekilip gittiler. Kendisini bağlatan komutan da, onun Roma vatandaşı olduğunu anlayınca korktu. 
44N 022:030 Komutan ertesi gün, Yahudiler'in Pavlus'u tam olarak neyle suçladıklarını öğrenmek için onu hapisten getirtti, başkâhinlerle bütün Yüksek Kurul'un toplanması için buyruk verdi ve onu aşağı indirip Kurul'un önüne çıkardı. 
44N 023:001 Yüksek Kurulu dikkatle süzen Pavlus, ‹‹Kardeşler›› dedi, ‹‹Ben bugüne dek Tanrının önünde tertemiz bir vicdanla yaşadım.›› 
44N 023:002 Başkâhin Hananya, Pavlusun yanında duranlara onun ağzına vurmaları için buyruk verdi. 
44N 023:003 Bunun üzerine Pavlus ona, ‹‹Seni badanalı duvar, Tanrı sana vuracaktır!›› dedi. ‹‹Hem oturmuş Kutsal Yasaya göre beni yargılıyorsun, hem de Yasayı çiğneyerek beni dövdürüyorsun.›› 
44N 023:004 Çevrede duranlar, ‹‹Tanrının başkâhinine hakaret mi ediyorsun?›› dediler. 
44N 023:005 Pavlus, ‹‹Kardeşler, başkâhin olduğunu bilmiyordum›› dedi. ‹‹Nitekim, ‹Halkını yönetenleri kötüleme› diye yazılmıştır.›› 
44N 023:006 Oradakilerden bir bölümünün Saduki, öbürlerinin de Ferisi mezhebinden olduğunu anlayan Pavlus, Yüksek Kurula şöyle seslendi: ‹‹Kardeşler, ben özbeöz Ferisiyim. Ölülerin dirileceği umudunu beslediğim için yargılanmaktayım.›› 
44N 023:007 Pavlusun bu sözü üzerine Ferisilerle Sadukiler çekişmeye başladılar, Kurul ikiye bölündü. 
44N 023:008 Sadukiler, ölümden diriliş, melek ve ruh yoktur derler; Ferisiler ise bunların hepsine inanırlar. 
44N 023:009 Kurulda büyük bir kargaşalık çıktı. Ferisi mezhebinden bazı din bilginleri kalkıp ateşli bir şekilde, ‹‹Bu adamda hiçbir suç görmüyoruz›› diye bağırdılar. ‹‹Bir ruh ya da bir melek kendisiyle konuşmuşsa, ne olmuş?›› 
44N 023:010 Çekişme öyle şiddetlendi ki komutan, Pavlusu parçalayacaklar diye korktu. Askerlerin aşağı inip onu zorla aralarından alarak kaleye götürmelerini buyurdu. 
44N 023:011 O gece Rab Pavlusa görünüp, ‹‹Cesur ol›› dedi, ‹‹Yeruşalimde benimle ilgili nasıl tanıklık ettinse, Romada da öyle tanıklık etmen gerekir.›› 
44N 023:012 Ertesi sabah Yahudiler aralarında gizli bir anlaşma yaptılar. ‹‹Pavlusu öldürmeden bir şey yiyip içersek, bize lanet olsun!›› diye ant içtiler. 
44N 023:013 Bu anlaşmaya katılanların sayısı kırkı aşıyordu. 
44N 023:014 Bunlar başkâhinlerle ileri gelenlerin yanına gidip şöyle dediler: ‹‹Biz, ‹Pavlusu öldürmeden ağzımıza bir şey koyarsak, bize lanet olsun!› diye ant içtik. 
44N 023:015 Şimdi siz Yüksek Kurulla birlikte, Pavlusa ilişkin durumu daha ayrıntılı bir şekilde araştıracakmış gibi, komutanın onu size getirmesini rica edin. Biz de, Pavlus daha Kurula gelmeden onu öldürmeye hazır olacağız.›› 
44N 023:016 Ne var ki, Pavlusun kızkardeşinin oğlu onların pusu kurduğunu duydu. Varıp kaleye girdi ve haberi Pavlusa iletti. 
44N 023:017 Yüzbaşılardan birini yanına çağıran Pavlus, ‹‹Bu genci komutana götür, kendisine ileteceği bir haber var›› dedi. 
44N 023:018 Yüzbaşı, genci alıp komutana götürdü. ‹‹Tutuklu Pavlus beni çağırıp bu genci sana getirmemi rica etti. Sana bir söyleyeceği varmış›› dedi. 
44N 023:019 Komutan, genci elinden tutup bir yana çekti. ‹‹Bana bildirmek istediğin nedir?›› diye sordu. 
44N 023:020 ‹‹Yahudiler sözbirliği ettiler›› dedi, ‹‹Pavlusla ilgili durumu daha ayrıntılı bir şekilde araştırmak istiyorlarmış gibi, yarın onu Yüksek Kurula götürmeni rica edecekler. 
44N 023:021 Ama sen onlara kanma! Aralarından kırktan fazla kişi ona pusu kurmuş bekliyor. ‹Onu ortadan kaldırmadan bir şey yiyip içersek, bize lanet olsun!› diye ant içtiler. Şimdi hazırlar, senden olumlu bir yanıt gelmesini bekliyorlar.›› 
44N 023:022 Komutan, ‹‹Bunları bana açıkladığını hiç kimseye söyleme›› diye uyardıktan sonra genci salıverdi. 
44N 023:023 Komutan, yüzbaşılardan ikisini yanına çağırıp şöyle dedi: ‹‹Akşam saat dokuzda Sezariyeye hareket etmek üzere iki yüz piyade, yetmiş atlı ve iki yüz mızraklı hazırlayın. 
44N 023:024 Ayrıca Pavlusu bindirip Vali Feliksin yanına sağ salim ulaştırmak için hayvan sağlayın.›› 
44N 023:025 -26 270600 Sonra şöyle bir mektup yazdı: ‹‹Klavdius Lisiastan, Sayın Vali Felikse selam. 
44N 023:027 Bu adamı Yahudiler yakalamış öldürmek üzereydiler. Ne var ki, kendisinin Roma vatandaşı olduğunu öğrenince askerlerle yetişip onu kurtardım. 
44N 023:028 Kendisini neyle suçladıklarını bilmek istediğim için onu Yahudilerin Yüksek Kurulunun önüne çıkarttım. 
44N 023:029 Suçlamanın, Yahudilerin yasasına ilişkin bazı sorunlarla ilgili olduğunu öğrendim. Ölüm ya da hapis cezasını gerektiren herhangi bir suçlama yoktu. 
44N 023:030 Bana bu adama karşı bir tuzak kurulduğu bildirilince onu hemen sana gönderdim. Onu suçlayanlara da kendisiyle ilgili şikâyetlerini sana bildirmelerini buyurdum.›› 
44N 023:031 Askerler, kendilerine verilen buyruk uyarınca Pavlusu alıp geceleyin Antipatrise götürdüler. 
44N 023:032 Ertesi gün, atlıları Pavlusla birlikte yola devam etmek üzere bırakarak kaleye döndüler. 
44N 023:033 Atlılar Sezariyeye varınca mektubu valiye verip Pavlusu teslim ettiler. 
44N 023:034 Vali mektubu okuduktan sonra Pavlus'un hangi ilden olduğunu sordu. Kilikyalı olduğunu öğrenince, ‹‹Seni suçlayanlar da gelsin, o zaman seni dinlerim›› dedi. Sonra Pavlus'un, Hirodes'in sarayında gözaltında tutulması için buyruk verdi. 
44N 024:001 Bundan beş gün sonra Başkâhin Hananya, bazı ileri gelenler ve Tertullus adlı bir hatip Sezariyeye gelip Pavlusla ilgili şikâyetlerini valiye ilettiler. 
44N 024:002 -3 270700 Pavlus çağrılınca Tertullus suçlamalarına başladı. ‹‹Ey erdemli Feliks!›› dedi. ‹‹Senin sayende uzun süredir esenlik içinde yaşamaktayız. Aldığın önlemlerle de bu ulusun yararına olumlu gelişmeler kaydedilmiştir. Yaptıklarını, her zaman ve her yerde büyük bir şükranla anıyoruz. 
44N 024:004 Seni fazla yormak istemiyorum; söyleyeceğimiz birkaç sözü hoşgörüyle dinlemeni rica ediyorum. 
44N 024:005 ‹‹Biz şunu anladık ki, bu adam dünyanın her yanında bütün Yahudiler arasında kargaşalık çıkaran bir fesatçı ve Nasrani tarikatının elebaşılarından biridir. 
44N 024:006 -8 270730 Tapınağı bile kirletmeye kalkıştı. Ama biz onu yakaladık. Onu sorguya çekersen, onunla ilgili bütün suçlamalarımızın doğruluğunu kendisinden öğrenebilirsin.›› 
44N 024:009 Oradaki Yahudiler de anlatılanların doğru olduğunu söyleyerek bu suçlamalara katıldılar. 
44N 024:010 Valinin bir işareti üzerine Pavlus şöyle karşılık verdi: ‹‹Senin yıllardan beri bu ulusa yargıçlık ettiğini bildiğim için, kendi savunmamı sevinçle yapıyorum. 
44N 024:011 Sen kendin de öğrenebilirsin, tapınmak amacıyla Yeruşalime gidişimden bu yana sadece on iki gün geçti. 
44N 024:012 Beni ne tapınakta, ne havralarda, ne de kentin başka bir yerinde herhangi biriyle tartışırken ya da halkı ayaklandırmaya çalışırken görmüşlerdir. 
44N 024:013 Şu anda bana yönelttikleri suçlamaları da sana kanıtlayamazlar. 
44N 024:014 Bununla birlikte, sana şunu itiraf edeyim ki, kendilerinin tarikat dedikleri Yolun bir izleyicisi olarak atalarımızın Tanrısına kulluk ediyorum. Kutsal Yasada ve peygamberlerin kitaplarında yazılı her şeye inanıyorum. 
44N 024:015 Aynı bu adamların kabul ettiği gibi, hem doğru kişilerin hem doğru olmayanların ölümden dirileceğine dair Tanrıya umut bağladım. 
44N 024:016 Bu nedenle ben gerek Tanrı, gerek insanlar önünde vicdanımı temiz tutmaya her zaman özen gösteriyorum. 
44N 024:017 ‹‹Uzun yıllar sonra, ulusuma bağışlar getirmek ve adaklar sunmak için Yeruşalime geldim. 
44N 024:018 Beni tapınakta adaklar sunarken buldukları zaman arınmış durumdaydım. Çevremde ne bir kalabalık ne de karışıklık vardı. Ancak orada Asya İlinden bazı Yahudiler bulunuyordu. 
44N 024:019 Onların bana karşı bir diyecekleri varsa, senin önüne çıkıp suçlamalarını belirtmeleri gerekir. 
44N 024:020 Buradakiler de, Yüksek Kurulun önündeki duruşmam sırasında bende ne suç bulduklarını açıklasınlar. 
44N 024:021 Önlerine çıkarıldığımda, ‹Bugün, ölülerin dirilişi konusunda tarafınızdan yargılanmaktayım› diye seslenmiştim. Olsa olsa beni bu konuda suçlayabilirler.›› 
44N 024:022 İsanın yoluna ilişkin derin bilgisi olan Feliks duruşmayı başka bir güne ertelerken, ‹‹Davanızla ilgili kararımı komutan Lisias gelince veririm›› dedi. 
44N 024:023 Oradaki yüzbaşıya da Pavlusu gözaltında tutmasını, ama kendisine biraz serbestlik tanımasını, ona yardımda bulunmak isteyen dostlarından hiçbirine engel olmamasını buyurdu. 
44N 024:024 Birkaç gün sonra Feliks, Yahudi olan karısı Drusilla ile birlikte geldi, Pavlusu çağırtarak Mesih İsaya olan inancı konusunda onu dinledi. 
44N 024:025 Pavlus doğruluk, özdenetim ve gelecek olan yargı gününden söz edince Feliks korkuya kapıldı. ‹‹Şimdilik gidebilirsin›› dedi, ‹‹Fırsat bulunca seni yine çağırtırım.›› 
44N 024:026 Bir yandan da Pavlusun kendisine rüşvet vereceğini umuyordu. Bu nedenle onu sık sık çağırtır, onunla sohbet ederdi. 
44N 024:027 İki yıl dolunca görevini Porkius Festus'a devreden Feliks, Yahudiler'in gönlünü kazanmak amacıyla Pavlus'u hapiste bıraktı. 
44N 025:001 Eyalete vardıktan üç gün sonra Festus, Sezariyeden Yeruşalime gitti. 
44N 025:002 -3 270940 Başkâhinlerle Yahudilerin ileri gelenleri, Pavlusla ilgili şikâyetlerini ona açıkladılar. Festustan kendilerine bir iyilikte bulunmasını isteyerek Pavlusu Yeruşalime getirtmesi için yalvardılar. Bu arada pusu kurup Pavlusu yolda öldüreceklerdi. 
44N 025:004 -5 270950 Festus ise Pavlusun Sezariyede tutuklu bulunduğunu, kendisinin de yakında oraya gideceğini söyleyerek, ‹‹Aranızda yetkili olanlar benimle gelsinler; bu adam yanlış bir şey yapmışsa, ona karşı suç duyurusunda bulunsunlar›› dedi. 
44N 025:006 Festus, onların arasında sadece sekiz on gün kadar kaldı; sonra Sezariyeye döndü. Ertesi gün yargı kürsüsüne oturarak Pavlusun getirilmesini buyurdu. 
44N 025:007 Pavlus içeri girince, Yeruşalimden gelen Yahudiler çevresini sardılar ve kanıtlayamadıkları birçok ağır suçlamada bulundular. 
44N 025:008 Pavlus, ‹‹Ne Yahudilerin yasasına, ne tapınağa, ne de Sezara karşı hiçbir günah işlemedim›› diyerek kendini savundu. 
44N 025:009 Yahudilerin gönlünü kazanmak isteyen Festus, Pavlusa şöyle karşılık verdi: ‹‹Yeruşalime gidip orada benim önümde bu konularda yargılanmak ister misin?›› 
44N 025:010 Pavlus, ‹‹Ben Sezarın yargı kürsüsü önünde durmaktayım›› dedi, ‹‹Burada yargılanmam gerekir. Sen de çok iyi biliyorsun ki, Yahudilere karşı hiçbir suç işlemedim. 
44N 025:011 Şayet suçum varsa, ölüm cezasını gerektirecek bir şey yapmışsam, ölmekten çekinmem. Yok eğer bunların bana karşı yaptığı suçlamalar asılsız ise, hiç kimse beni onların eline teslim edemez. Davamın Sezara iletilmesini istiyorum.›› 
44N 025:012 Festus, danışma kuruluyla görüştükten sonra şu yanıtı verdi: ‹‹Davanı Sezara ilettin, Sezara gideceksin.›› 
44N 025:013 Birkaç gün sonra Kral Agrippa ile Berniki, Festusa bir nezaket ziyaretinde bulunmak üzere Sezariyeye geldiler. 
44N 025:014 Bir süre orada kaldılar. Bu arada Festus, Pavlusla ilgili durumu krala anlattı. ‹‹Feliksin tutuklu olarak bıraktığı bir adam var›› dedi. 
44N 025:015 ‹‹Yeruşalimde bulunduğum sırada Yahudilerin başkâhinleriyle ileri gelenleri, onunla ilgili şikâyetlerini açıkladılar, onu cezalandırmamı istediler. 
44N 025:016 ‹‹Ben onlara, ‹Herhangi bir sanığı, kendisini suçlayanlarla yüzleştirmeden, kendisine yöneltilen ithamlarla ilgili olarak savunma fırsatı vermeden, onu suçlayanların eline teslim etmek Romalıların geleneğine aykırıdır› dedim. 
44N 025:017 Onlar benimle buraya gelince, hiç vakit kaybetmeden, ertesi gün yargı kürsüsüne oturup adamın getirilmesini buyurdum. 
44N 025:018 Ne var ki, kalkıp konuşan davacılar ona, beklediğim türden kötülüklerle ilgili hiçbir suçlama yöneltmediler. 
44N 025:019 Ancak onunla çekiştikleri bazı sorunlar vardı. Bunlar, kendi dinlerine ve ölmüş de Pavlusun iddiasına göre yaşamakta olan İsa adındaki birine ilişkin konulardı. 
44N 025:020 Bunları nasıl soruşturacağımı bilemediğim için Pavlusa, Yeruşalime gidip orada bu konularda yargılanmaya razı olup olmayacağını sordum. 
44N 025:021 Ama kendisi davasını İmparatora iletti, İmparatorun kararına dek tutuklu kalmak istedi. Ben de onu İmparatora göndereceğim zamana kadar tutuklu kalmasını buyurdum.›› 
44N 025:022 Agrippa Festusa, ‹‹Ben de bu adamı dinlemek isterdim›› dedi. Festus da, ‹‹Yarın onu dinlersin›› dedi. 
44N 025:023 Ertesi gün Agrippa ile Berniki büyük bir tantanayla gelip komutanlar ve kentin ileri gelenleriyle birlikte toplantı salonuna girdiler. Festusun buyruğu üzerine Pavlus içeri getirildi. 
44N 025:024 Festus, ‹‹Kral Agrippa ve burada bizimle bulunan bütün efendiler›› dedi, ‹‹Yeruşalimde olsun, burada olsun, bütün Yahudi halkının bana şikâyet ettiği bu adamı görüyorsunuz. ‹Onu artık yaşatmamalı!› diye haykırıyorlardı. 
44N 025:025 Oysa ben, ölüm cezasını gerektiren hiçbir suç işlemediğini anladım. Yine de, kendisi davasının İmparatora iletilmesini istediğinden, onu göndermeye karar verdim. 
44N 025:026 Ama Efendimize bu adamla ilgili yazacak kesin bir şeyim yok. Bu yüzden onu sizin önünüze ve özellikle, Kral Agrippa, senin önüne çıkartmış bulunuyorum. Amacım, bu soruşturmanın sonucunda yazacak bir şey bulabilmektir. 
44N 025:027 Bir tutukluyu İmparator'a gönderirken, kendisine yöneltilen suçlamaları belirtmemek bence anlamsız.›› 
44N 026:001 -2 271180 Agrippa Pavlusa, ‹‹Kendini savunabilirsin›› dedi. Bunun üzerine Pavlus elini uzatarak savunmasına şöyle başladı: ‹‹Kral Agrippa! Yahudilerin bana yönelttiği bütün suçlamalarla ilgili olarak savunmamı bugün senin önünde yapacağım için kendimi mutlu sayıyorum. 
44N 026:003 Özellikle şuna seviniyorum ki, sen Yahudilerin bütün törelerini ve sorunlarını yakından bilen birisin. Bu nedenle beni sabırla dinlemeni rica ediyorum. 
44N 026:004 ‹‹Bütün Yahudiler, gerek başlangıçta kendi memleketimde, gerek Yeruşalimde, gençliğimden beri nasıl yaşadığımı bilirler. 
44N 026:005 Beni eskiden beri tanırlar ve isteseler, geçmişte dinimizin en titiz mezhebi olan Ferisiliğe bağlı yaşadığıma tanıklık edebilirler. 
44N 026:006 Şimdi ise, Tanrının atalarımıza olan vaadine umut bağladığım için burada bulunmakta ve yargılanmaktayım. 
44N 026:007 Bu, on iki oymağımızın gece gündüz Tanrıya canla başla kulluk ederek erişmeyi umdukları vaattir. Ey kralım, Yahudilerin bana yönelttikleri suçlamalar bu umutla ilgilidir. 
44N 026:008 Sizler, Tanrının ölüleri diriltmesini neden ‹inanılmaz› görüyorsunuz? 
44N 026:009 ‹‹Doğrusu ben de, Nasıralı İsa adına karşı elimden geleni yapmam gerektiği düşüncesindeydim. 
44N 026:010 Ve Yeruşalimde bunu yaptım. Başkâhinlerden aldığım yetkiyle kutsallardan birçoğunu hapse attırdım; ölüm cezasına çarptırıldıkları zaman oyumu onların aleyhinde kullandım. 
44N 026:011 Bütün havraları dolaşıp sık sık onları cezalandırır, inandıklarına küfretmeye zorlardım. Öylesine kudurmuştum ki, onlara zulmetmek için bulundukları yabancı kentlere bile giderdim. 
44N 026:012 ‹‹Bir keresinde başkâhinlerden aldığım yetki ve görevle Şama doğru yola çıkmıştım. 
44N 026:013 Ey kralım, öğlende yolda giderken, gökten gelip benim ve yol arkadaşlarımın çevresini aydınlatan, güneşten daha parlak bir ışık gördüm. 
44N 026:014 Hepimiz yere yıkılmıştık. Bir sesin bana İbrani dilinde seslendiğini duydum. ‹Saul, Saul, neden bana zulmediyorsun?› dedi. ‹Üvendireye karşı tepmekle kendine zarar veriyorsun.› 
44N 026:015 ‹‹Ben de, ‹Ey Efendim, sen kimsin?› dedim. ‹‹ ‹Ben senin zulmettiğin İsayım› diye yanıt verdi Rab. 
44N 026:016 ‹Haydi, ayağa kalk. Seni hizmetimde görevlendirmek için sana göründüm. Hem gördüklerine, hem de kendimle ilgili sana göstereceklerime tanıklık edeceksin. 
44N 026:017 -18 271330 Seni kendi halkının ve öteki ulusların elinden kurtaracağım. Seni, ulusların gözlerini açmak ve onları karanlıktan ışığa, Şeytanın hükümranlığından Tanrıya döndürmek için gönderiyorum. Öyle ki, bana iman ederek günahlarının affına kavuşsunlar ve kutsal kılınanların arasında yer alsınlar.› 
44N 026:019 ‹‹Bunun için, ey Kral Agrippa, bu göksel görüme uymazlık etmedim. 
44N 026:020 Önce Şam ve Yeruşalim halkını, sonra bütün Yahudiye bölgesini ve öteki ulusları, tövbe edip Tanrıya dönmeye ve bu tövbeye yaraşır işler yapmaya çağırdım. 
44N 026:021 Yahudilerin beni tapınakta yakalayıp öldürmeye kalkmalarının nedeni buydu. 
44N 026:022 Ama bugüne dek Tanrı yardımcım oldu. Bu sayede burada duruyor, büyük küçük herkese tanıklık ediyorum. Benim söylediklerim, peygamberlerin ve Musanın önceden haber verdiği olaylardan başka bir şey değildir. 
44N 026:023 Onlar, Mesihin acı çekeceğini ve ölümden dirilenlerin ilki olarak gerek kendi halkına, gerek öteki uluslara ışığın doğuşunu ilan edeceğini bildirmişlerdi.›› 
44N 026:024 Pavlus bu şekilde savunmasını sürdürürken Festus yüksek sesle, ‹‹Pavlus, çıldırmışsın sen! Çok okumak seni delirtiyor!›› dedi. 
44N 026:025 Pavlus, ‹‹Sayın Festus›› dedi, ‹‹Ben çıldırmış değilim. Gerçek ve akla uygun sözler söylüyorum. 
44N 026:026 Kral bu konularda bilgili olduğu için kendisiyle çekinmeden konuşuyorum. Bu olaylardan hiçbirinin onun dikkatinden kaçmadığı kanısındayım. Çünkü bunlar ücra bir köşede yapılmış işler değildir. 
44N 026:027 Kral Agrippa, sen peygamberlerin sözlerine inanıyor musun? İnandığını biliyorum.›› 
44N 026:028 Agrippa Pavlusa şöyle dedi: ‹‹Bu kadar kısa bir sürede beni ikna edip Mesihçi mi yapacaksın?›› 
44N 026:029 ‹‹İster kısa ister uzun sürede olsun›› dedi Pavlus, ‹‹Tanrıdan dilerim ki yalnız sen değil, bugün beni dinleyen herkes, bu zincirler dışında benim gibi olsun!›› 
44N 026:030 -31 271450 Kral, vali, Berniki ve onlarla birlikte oturanlar kalkıp dışarı çıktıktan sonra aralarında şöyle konuştular: ‹‹Bu adamın, ölüm ya da hapis cezasını gerektiren bir şey yaptığı yok.›› 
44N 026:032 Agrippa da Festus'a, ‹‹Bu adam davasını Sezar'a iletmeseydi, serbest bırakılabilirdi›› dedi. 
44N 027:001 İtalyaya doğru yelken açmamıza karar verilince, Pavlusla öteki bazı tutukluları Avgustus taburundan Yulius adlı bir yüzbaşıya teslim ettiler. 
44N 027:002 Asya İlinin kıyılarındaki limanlara uğrayacak olan bir Edremit gemisine binerek denize açıldık. Selanikten Makedonyalı Aristarhus da yanımızdaydı. 
44N 027:003 Ertesi gün Saydaya uğradık. Pavlusa dostça davranan Yulius, ihtiyaçlarını karşılamaları için dostlarının yanına gitmesine izin verdi. 
44N 027:004 Oradan yine denize açıldık. Rüzgar ters yönden estiği için Kıbrısın rüzgar altından geçtik. 
44N 027:005 Kilikya ve Pamfilya açıklarından geçerek Likyanın Mira Kentine geldik. 
44N 027:006 Orada, İtalyaya gidecek bir İskenderiye gemisi bulan yüzbaşı, bizi o gemiye bindirdi. 
44N 027:007 Günlerce ağır ağır yol alarak Knidos Kentinin açıklarına güçlükle gelebildik. Rüzgar bize engel olduğundan Salmone burnundan dolanarak Giritin rüzgar altından geçtik. 
44N 027:008 Kıyı boyunca güçlükle ilerleyerek Laseya Kentinin yakınlarında bulunan ve Güzel Limanlar denilen bir yere geldik. 
44N 027:009 -10 271550 Epey vakit kaybetmiştik; oruç günü bile geçmişti. O mevsimde deniz yolculuğu tehlikeli olacaktı. Bu nedenle Pavlus onları uyardı: ‹‹Efendiler›› dedi, ‹‹Bu yolculuğun yalnız yük ve gemiye değil, canlarımıza da çok zarar ve ziyan getireceğini görüyorum.›› 
44N 027:011 Ama yüzbaşı, Pavlusun söylediklerini dinleyeceğine, kaptanla gemi sahibinin sözüne uydu. 
44N 027:012 Liman kışlamaya elverişli olmadığından gemidekilerin çoğu, oradan tekrar denize açılmaya, mümkünse Fenikse ulaşıp kışı orada geçirmeye karar verdiler. Feniks, Giritin lodos ve karayele kapalı bir limanıdır. 
44N 027:013 Güneyden hafif bir rüzgar esmeye başlayınca, bekledikleri anın geldiğini sanarak demir aldılar; Girit kıyısını yakından izleyerek ilerlemeye başladılar. 
44N 027:014 Ne var ki, çok geçmeden karadan Evrakilon denen bir kasırga koptu. 
44N 027:015 Kasırgaya tutulan gemi rüzgara karşı gidemeyince, kendimizi sürüklenmeye bıraktık. 
44N 027:016 Gavdos denen küçük bir adanın rüzgar altına sığınarak geminin filikasını güçlükle sağlama alabildik. 
44N 027:017 Filikayı yukarı çektikten sonra halatlar kullanarak gemiyi alttan kuşattılar. Sirte Körfezinin sığlıklarında karaya oturmaktan korktukları için yelken takımlarını indirip kendilerini sürüklenmeye bıraktılar. 
44N 027:018 Fırtına bizi bir hayli hırpaladığı için ertesi gün gemiden yük atmaya başladılar. 
44N 027:019 Üçüncü gün geminin takımlarını kendi elleriyle denize attılar. 
44N 027:020 Günlerce ne güneş ne de yıldızlar göründü. Fırtına da olanca şiddetiyle sürdüğünden, artık kurtuluş umudunu tümden yitirmiştik. 
44N 027:021 Adamlar uzun zaman yemek yiyemeyince Pavlus ortaya çıkıp şöyle dedi: ‹‹Efendiler, beni dinleyip Giritten ayrılmamanız, bu zarar ve ziyana uğramamanız gerekirdi. 
44N 027:022 Şimdi size öğüdüm şu: Cesur olun! Gemi mahvolacak, ama aranızda hiçbir can kaybı olmayacak. 
44N 027:023 -24 271680 Çünkü kendisine ait olduğum, kendisine kulluk ettiğim Tanrının bir meleği bu gece yanıma gelip dedi ki, ‹Korkma Pavlus, Sezarın önüne çıkman gerekiyor. Dahası Tanrı, seninle birlikte yolculuk edenlerin hepsini sana bağışlamıştır.› 
44N 027:025 Bunun için efendiler, cesur olun! Tanrıya inanıyorum ki, her şey tıpkı bana bildirildiği gibi olacak. 
44N 027:026 Ancak bir adada karaya oturmamız gerekiyor.›› 
44N 027:027 On dördüncü gece İyon Denizinde sürükleniyorduk. Gece yarısına doğru gemiciler karaya yaklaştıklarını sezinlediler. 
44N 027:028 Denizin derinliğini ölçtüler ve yirmi kulaç olduğunu gördüler. Biraz ilerledikten sonra bir daha ölçtüler, on beş kulaç olduğunu gördüler. 
44N 027:029 Kayalıklara bindirmekten korkarak kıçtan dört demir attılar ve günün tez doğması için dua ettiler. 
44N 027:030 Bu sırada gemiciler gemiden kaçma girişiminde bulundular. Baş taraftan demir atacaklarmış gibi yapıp filikayı denize indirdiler. 
44N 027:031 Ama Pavlus yüzbaşıyla askerlere, ‹‹Bunlar gemide kalmazsa, siz kurtulamazsınız›› dedi. 
44N 027:032 Bunun üzerine askerler ipleri kesip filikayı denize düşürdüler. 
44N 027:033 Gün doğmak üzereyken Pavlus herkesi yemek yemeye çağırdı. ‹‹Bugün on dört gündür kaygılı bir bekleyiş içindesiniz, hiçbir şey yemeyip aç kaldınız›› dedi. 
44N 027:034 ‹‹Bunun için size rica ediyorum, yemek yiyin. Kurtuluşunuz için bu gerekli. Hiçbirinizin başından tek kıl bile eksilmeyecektir.›› 
44N 027:035 Pavlus bunları söyledikten sonra ekmek aldı, hepsinin önünde Tanrıya şükretti, ekmeği bölüp yemeye başladı. 
44N 027:036 Hepsi bundan cesaret alarak yemek yedi. 
44N 027:037 Gemide toplam iki yüz yetmiş altı kişiydik. 
44N 027:038 Herkes doyduktan sonra, buğdayı denize boşaltarak gemiyi hafiflettiler. 
44N 027:039 Gündüz olunca gördükleri karayı tanıyamadılar. Ama kumsalı olan bir körfez farkederek, mümkünse gemiyi orada karaya oturtmaya karar verdiler. 
44N 027:040 Demirleri kesip denizde bıraktılar. Aynı anda dümenlerin iplerini çözüp ön yelkeni rüzgara vererek kumsala yöneldiler. 
44N 027:041 Gemi bir kum yükseltisine çarpıp karaya oturdu. Geminin başı kuma saplanıp kımıldamaz oldu, kıç tarafı ise dalgaların şiddetiyle dağılmaya başladı. 
44N 027:042 Askerler, tutuklulardan hiçbiri yüzerek kaçmasın diye onları öldürmek niyetindeydi. 
44N 027:043 Ama Pavlus'u kurtarmak isteyen yüzbaşı askerleri bu düşünceden vazgeçirdi. Önce yüzme bilenlerin denize atlayıp karaya çıkmalarını, sonra geriye kalanların, kiminin tahtalara kiminin de geminin öbür döküntülerine tutunarak onları izlemesini buyurdu. Böylelikle herkes sağ salim karaya çıktı. 
44N 028:001 Kurtulduktan sonra adanın Malta adını taşıdığını öğrendik. 
44N 028:002 Yerliler bize olağanüstü bir yakınlık gösterdiler. Hava yağışlı ve soğuk olduğu için ateş yakıp hepimizi dostça karşıladılar. 
44N 028:003 Pavlus bir yığın çalı çırpı toplayıp ateşin üzerine attı. O anda ısıdan kaçan bir engerek onun eline yapıştı. 
44N 028:004 Yerliler Pavlusun eline asılan yılanı görünce birbirlerine, ‹‹Bu adam kuşkusuz bir katil›› dediler. ‹‹Denizden kurtuldu, ama adalet onu yaşatmadı.›› 
44N 028:005 Ne var ki, elini silkip yılanı ateşin içine fırlatan Pavlus hiçbir zarar görmedi. 
44N 028:006 Halk, Pavlusun bedeninin şişmesini ya da birdenbire düşüp ölmesini bekliyordu. Ama uzun süre bekleyip de ona bir şey olmadığını görünce fikirlerini değiştirdiler. ‹‹Bu bir ilahtır!›› dediler. 
44N 028:007 Bulunduğumuz yerin yakınında adanın baş yetkilisi olan Publius adlı birinin toprakları vardı. Bu adam bizi evine kabul ederek üç gün dostça ağırladı. 
44N 028:008 O sırada Publiusun babası kanlı ishale yakalanmış ateşler içinde yatıyordu. Hastanın yanına giren Pavlus dua etti, ellerini üzerine koyup onu iyileştirdi. 
44N 028:009 Bu olay üzerine adadaki öbür hastalar da gelip iyileştirildiler. 
44N 028:010 Bizi bir sürü armağanla onurlandırdılar; denize açılacağımız zaman gereksindiğimiz malzemeleri gemiye yüklediler. 
44N 028:011 Üç ay sonra, kışı adada geçiren ve ikiz tanrılar simgesini taşıyan bir İskenderiye gemisiyle denize açıldık. 
44N 028:012 Sirakuza Kentine uğrayıp üç gün kaldık. 
44N 028:013 Oradan da yolumuza devam ederek Regiuma geldik. Ertesi gün güneyden esmeye başlayan rüzgarın yardımıyla iki günde Puteoliye vardık. 
44N 028:014 Orada bulduğumuz kardeşler, bizi yanlarında bir hafta kalmaya çağırdılar. Sonunda Romaya vardık. 
44N 028:015 Haberimizi alan Romadaki kardeşler, bizi karşılamak için Appius Çarşısına ve Üç Hanlara kadar geldiler. Pavlus onları görünce Tanrıya şükretti, yüreklendi. 
44N 028:016 Romaya girdiğimizde Pavlusun, bir asker gözetiminde yalnız başına kalmasına izin verildi. 
44N 028:017 Üç gün sonra Pavlus, Yahudilerin ileri gelenlerini bir araya çağırdı. Bunlar toplandıkları zaman Pavlus kendilerine şöyle dedi: ‹‹Kardeşler, halkımıza ya da atalarımızın törelerine karşı hiçbir şey yapmadığım halde, Yeruşalimde tutuklanıp Romalıların eline teslim edildim. 
44N 028:018 Onlar beni sorguya çektikten sonra serbest bırakmak istediler. Çünkü ölüm cezasını gerektiren hiçbir suç işlememiştim. 
44N 028:019 Ama Yahudiler buna karşı çıkınca, davamı Sezara iletmek zorunda kaldım. Bunu, kendi ulusumdan herhangi bir şikâyetim olduğu için yapmadım. 
44N 028:020 Ben İsrailin umudu uğruna bu zincire vurulmuş bulunuyorum. Sizi buraya, işte bu konuyu görüşmek ve konuşmak için çağırdım.›› 
44N 028:021 Onlar Pavlusa, ‹‹Yahudiyeden seninle ilgili mektup almadık, oradan gelen kardeşlerden hiçbiri de senin hakkında kötü bir haber getirmedi, kötü bir şey söylemedi›› dediler. 
44N 028:022 ‹‹Biz senin fikirlerini senden duymak isteriz. Çünkü her yerde bu mezhebe karşı çıkıldığını biliyoruz.›› 
44N 028:023 Pavlusla bir gün kararlaştırdılar ve o gün, daha büyük bir kalabalıkla onun kaldığı yere geldiler. Pavlus sabahtan akşama dek onlara Tanrının Egemenliğine ilişkin açıklamalarda bulundu ve bu konuda tanıklık etti. Gerek Musanın Yasasına, gerek peygamberlerin yazılarına dayanarak onları İsa hakkında ikna etmeye çalıştı. 
44N 028:024 Bazıları onun sözlerine inandı, bazıları ise inanmadı. 
44N 028:025 Birbirleriyle anlaşamayınca, Pavlusun şu son sözünden sonra ayrıldılar: ‹‹Peygamber Yeşaya aracılığıyla atalarınıza seslenen Kutsal Ruh doğru söyledi. 
44N 028:026 Ruh dedi ki,  ‹Bu halka gidip şunu söyle:  Duyacak duyacak, ama hiç anlamayacaksınız,  Bakacak bakacak, ama hiç görmeyeceksiniz. 
44N 028:027 Çünkü bu halkın yüreği duygusuzlaştı,  Kulakları ağırlaştı.  Gözlerini de kapadılar.  Öyle ki, gözleri görmesin,  Kulakları duymasın, yürekleri anlamasın,  Ve bana dönmesinler.  Dönselerdi, onları iyileştirirdim.› 
44N 028:028 -29 272150 ‹‹Şunu bilin ki, Tanrının sağladığı bu kurtuluşun haberi öteki uluslara gönderilmiştir. Ve onlar buna kulak vereceklerdir.›› 
44N 028:030 Pavlus tam iki yıl kendi kiraladığı evde kaldı ve ziyaretine gelen herkesi kabul etti. 
44N 028:031 Hiçbir engelle karşılaşmadan Tanrı'nın Egemenliği'ni tam bir cesaretle duyuruyor, Rab İsa Mesih'le ilgili gerçekleri öğretiyordu. 
45N 001:001 İsa Mesihin kulu, Tanrının Müjdesini yaymak üzere seçilip elçi olmaya çağrılan ben Pavlustan selam! 
45N 001:002 -4 272190 Tanrı, Oğlu Rabbimiz İsa Mesihle ilgili bu Müjdeyi peygamberleri aracılığıyla Kutsal Yazılarda önceden vaat etti. Rabbimiz İsa Mesih beden açısından Davutun soyundandır; kutsallık ruhu açısından ise ölümden dirilmekle Tanrının Oğlu olduğu kudretle ilan edildi. 
45N 001:005 Her ulustan insanın iman edip söz dinlemesini sağlamak için Mesih aracılığıyla ve Onun adı uğruna Tanrı lütfuna ve elçilik görevine sahip olduk. 
45N 001:006 İsa Mesihin çağrılmışları olan sizler de bu uluslardansınız. 
45N 001:007 Tanrının Romada bulunan, kutsal olmaya çağrılan bütün sevdiklerine, Babamız Tanrıdan ve Rab İsa Mesihten size lütuf ve esenlik olsun. 
45N 001:008 İlkin hepiniz için İsa Mesih aracılığıyla Tanrıma şükrediyorum. Çünkü imanınız bütün dünyada duyuruluyor. 
45N 001:009 -10 272240 Oğlunun Müjdesini yaymakta bütün varlığımla kulluk ettiğim Tanrı, sizi durmadan, her zaman dualarımda andığıma tanıktır. Tanrının isteğiyle sonunda bir yol bulup yanınıza gelmek için dua ediyorum. 
45N 001:011 Çünkü ruhça pekişmeniz için size ruhsal bir armağan ulaştırmak üzere sizi görmeyi çok istiyorum. 
45N 001:012 Yani, ben aranızdayken karşılıklı olarak birbirimizin imanıyla cesaret buluruz demek istiyorum. 
45N 001:013 Kardeşler, öteki uluslar arasında olduğu gibi, çalışmalarımın sizin aranızda da ürün vermesi için yanınıza gelmeyi birçok kez amaçladığımı, ama şimdiye dek hep engellendiğimi bilmenizi istiyorum. 
45N 001:014 Greklere ve Grek olmayanlara, bilgelere ve bilgisizlere karşı sorumluluğum var. 
45N 001:015 Bu nedenle Romada bulunan sizlere de Müjdeyi elimden geldiğince bildirmek için sabırsızlanıyorum. 
45N 001:016 Çünkü Müjdeden utanmıyorum. Müjde iman eden herkesin -önce Yahudilerin, sonra Yahudi olmayanların- kurtuluşu için Tanrı gücüdür. 
45N 001:017 Tanrının insanı akladığı, Müjdede açıklanır. Aklanma yalnız imanla olur. Yazılmış olduğu gibi, ‹‹İmanla aklanan yaşayacaktır.›› 
45N 001:018 Haksızlıkla gerçeğe engel olan insanların bütün tanrısızlığına ve haksızlığına karşı Tanrının gazabı gökten açıkça gösterilmektedir. 
45N 001:019 Çünkü Tanrıya ilişkin bilinen ne varsa, gözlerinin önündedir; Tanrı hepsini gözlerinin önüne sermiştir. 
45N 001:020 Tanrının görünmeyen nitelikleri -sonsuz gücü ve Tanrılığı- dünya yaratılalı beri Onun yaptıklarıyla anlaşılmakta, açıkça görülmektedir. Bu nedenle özürleri yoktur. 
45N 001:021 Tanrıyı bildikleri halde Onu Tanrı olarak yüceltmediler, Ona şükretmediler. Tersine, düşüncelerinde budalalığa düştüler; anlayışsız yüreklerini karanlık bürüdü. 
45N 001:022 Akıllı olduklarını ileri sürerken akılsız olup çıktılar. 
45N 001:023 Ölümsüz Tanrının yüceliği yerine ölümlü insana, kuşlara, dört ayaklılara, sürüngenlere benzeyen putları yeğlediler. 
45N 001:024 Bu yüzden Tanrı, birbirlerinin bedenlerini aşağılasınlar diye, onları yüreklerinin tutkuları içinde ahlaksızlığa teslim etti. 
45N 001:025 Tanrıyla ilgili gerçeğin yerine yalanı koydular. Yaradanın yerine yaratığa tapıp kulluk ettiler. Oysa Tanrı sonsuza dek övülmeye layıktır! Amin. 
45N 001:026 İşte böylece Tanrı onları utanç verici tutkulara teslim etti. Kadınları bile doğal ilişki yerine doğal olmayanı yeğlediler. 
45N 001:027 Aynı şekilde erkekler de kadınla doğal ilişkilerini bırakıp birbirleri için şehvetle yanıp tutuştular. Erkekler erkeklerle utanç verici ilişkilere girdiler ve kendi bedenlerinde sapıklıklarına yaraşan karşılığı aldılar. 
45N 001:028 Tanrıyı tanımakta yarar görmedikleri için Tanrı onları yararsız düşüncelere, yakışıksız davranışlara teslim etti. 
45N 001:029 Her türlü haksızlık, kötülük, açgözlülük ve kinle doldular. Kıskançlık, öldürme hırsı, çekişme, hile, kötü niyetle doludurlar. 
45N 001:030 -31 272440 Dedikoducu, yerici, Tanrıdan nefret eden, küstah, kibirli, övüngen, kötülük üreten, anne baba sözü dinlemeyen, anlayışsız, sözünde durmaz, sevgiden yoksun, acımasız insanlardır. 
45N 001:032 Böyle davrananların ölümü hak ettiğine ilişkin Tanrı buyruğunu bildikleri halde, bunları yalnız yapmakla kalmaz, yapanları da onaylarlar. 
45N 002:001 Bu nedenle sen, ey başkasını yargılayan insan, kim olursan ol, özrün yoktur. Başkasını yargıladığın konuda kendini mahkûm ediyorsun. Çünkü ey yargılayan sen, aynı şeyleri yapıyorsun. 
45N 002:002 Böyle davrananları Tanrının haklı olarak yargıladığını biliriz. 
45N 002:003 Bu gibi şeyleri yapanları yargılayan, ama aynısını yapan ey insan, Tanrının yargısından kaçabileceğini mi sanıyorsun? 
45N 002:004 Tanrının sınırsız iyiliğini, hoşgörüsünü, sabrını hor mu görüyorsun? Onun iyiliğinin seni tövbeye yönelttiğini bilmiyor musun? 
45N 002:005 İnatçılığın ve tövbesiz yüreğin yüzünden Tanrının adil yargısının açıklanacağı gazap günü için kendine karşı gazap biriktiriyorsun. 
45N 002:006 Tanrı ‹‹herkese, yaptıklarının karşılığını verecektir.›› 
45N 002:007 Sürekli iyilik ederek yücelik, saygınlık, ölümsüzlük arayanlara sonsuz yaşam verecek. 
45N 002:008 Bencillerin, gerçeğe uymayıp haksızlık peşinden gidenlerin üzerineyse gazap ve öfke yağdıracak. 
45N 002:009 -10 272540 Kötülük eden herkese -önce Yahudiye, sonra Yahudi olmayana- sıkıntı ve elem verecek; iyilik eden herkese -yine önce Yahudiye, sonra Yahudi olmayana- yücelik, saygınlık, esenlik verecektir. 
45N 002:011 Çünkü Tanrı insanlar arasında ayrım yapmaz. 
45N 002:012 Kutsal Yasayı bilmeden günah işleyenler Yasa olmadan da mahvolacaklar. Yasayı bilerek günah işleyenlerse Yasayla yargılanacaklar. 
45N 002:013 Çünkü Tanrı katında aklanacak olanlar Yasayı işitenler değil, yerine getirenlerdir. 
45N 002:014 Kutsal Yasadan yoksun uluslar Yasanın gereklerini kendiliklerinden yaptıkça, Yasadan habersiz olsalar bile kendi yasalarını koymuş olurlar. 
45N 002:015 Böylelikle Kutsal Yasanın gerektirdiklerinin yüreklerinde yazılı olduğunu gösterirler. Vicdanları buna tanıklık eder. Düşünceleriyse onları ya suçlar ya da savunur. 
45N 002:016 Yaydığım Müjdeye göre Tanrının, insanları gizlice yaptıkları şeylerden ötürü İsa Mesih aracılığıyla yargılayacağı gün böyle olacaktır. 
45N 002:017 Ya sen? Kendine Yahudi diyor, Kutsal Yasaya dayanıp Tanrıyla övünüyorsun. 
45N 002:018 Tanrının isteğini biliyorsun. En üstün değerleri ayırt etmeyi Yasadan öğrenmişsin. 
45N 002:019 -20 272630 Kutsal Yasada bilginin ve gerçeğin özüne kavuşmuş olarak körlerin kılavuzu, karanlıkta kalanların ışığı, akılsızların eğiticisi, çocukların öğretmeni olduğuna inanmışsın. 
45N 002:021 Öyleyse başkasına öğretirken, kendine de öğretmez misin? Çalmamayı öğütlerken, çalar mısın? 
45N 002:022 ‹‹Zina etmeyin›› derken, zina eder misin? Putlardan tiksinirken, tapınakları yağmalar mısın? 
45N 002:023 Kutsal Yasayla övünürken, Yasaya karşı gelerek Tanrıyı aşağılar mısın? 
45N 002:024 Nitekim şöyle yazılmıştır: ‹‹Sizin yüzünüzden uluslar arasında Tanrının adına küfrediliyor.›› 
45N 002:025 Kutsal Yasayı yerine getirirsen, sünnetin elbet yararı vardır. Ama Yasaya karşı gelirsen, sünnetli olmanın hiçbir anlamı kalmaz. 
45N 002:026 Bu nedenle, sünnetsizler Yasanın buyruklarına uyarsa, sünnetli sayılmayacak mı? 
45N 002:027 Sen Kutsal Yazılara ve sünnete sahip olduğun halde Yasayı çiğnersen, bedence sünnetli olmayan ama Yasaya uyan kişi seni yargılamayacak mı? 
45N 002:028 Çünkü ne dıştan Yahudi olan gerçek Yahudidir, ne de görünüşte, bedensel olan sünnet gerçek sünnettir. 
45N 002:029 Ancak içten Yahudi olan Yahudi'dir. Sünnet de yürekle ilgilidir; yazılı yasanın değil, Ruh'un işidir. İçten Yahudi olan kişi, insanların değil, Tanrı'nın övgüsünü kazanır. 
45N 003:001 Öyleyse Yahudinin ne üstünlüğü var? Sünnetin yararı nedir? 
45N 003:002 Her yönden çoktur. İlk olarak, Tanrının sözleri Yahudilere emanet edilmiştir. 
45N 003:003 Peki, kimi Yahudiler güvenilmez çıkmışsa ne olur? Onların güvenilmezliği Tanrının güvenilirliğini ortadan kaldırır mı? 
45N 003:004 Kesinlikle hayır! Herkes yalancı olsa bile, Tanrının doğruyu söylediği bilinmelidir. Yazılmış olduğu gibi:  ‹‹Öyle ki, sözlerinde doğru çıkasın  Ve yargılandığında davayı kazanasın.›› 
45N 003:005 Ama bizim haksızlığımız Tanrının adil olduğunu ortaya çıkarıyorsa, ne diyelim? İnsanların diliyle konuşuyorum: Gazapla cezalandıran Tanrı haksız mı? 
45N 003:006 Kesinlikle hayır! Öyle olsa Tanrı dünyayı nasıl yargılayacak? 
45N 003:007 Ama Tanrının her zaman doğruyu söylediği benim yalanımla yüceliği için daha açık şekilde ortaya çıkmışsa, ben niçin yine bir günahkâr olarak yargılanıyorum? 
45N 003:008 Bazılarının bizi kötüleyerek, söylediğimizi ileri sürdüğü gibi niçin, ‹‹Kötülük yapalım da bundan iyilik çıksın›› demeyelim? Böylelerinin yargılanması yerindedir. 
45N 003:009 Şimdi ne diyelim? Biz Yahudiler öteki uluslardan üstün müyüz? Elbette değiliz. İster Yahudi ister Grek olsun, daha önce herkesi günahın denetiminde olmakla suçladık. 
45N 003:010 Yazılmış olduğu gibi:  ‹‹Doğru kimse yok, tek kişi bile yok. 
45N 003:011 Anlayan kimse yok,  Tanrıyı arayan yok. 
45N 003:012 Hepsi saptı,  Tümü yararsız oldu.  İyilik eden yok, tek kişi bile!›› 
45N 003:013 ‹‹Ağızları açık birer mezardır.  Dilleriyle aldatırlar.››  ‹‹Engerek zehiri var dudaklarının altında.›› 
45N 003:014 ‹‹Ağızları lanet ve acı sözle doludur.›› 
45N 003:015 ‹‹Ayakları kan dökmeye seğirtir. 
45N 003:016 Yıkım ve dert var yollarında. 
45N 003:017 Esenlik yolunu da bilmezler.›› 
45N 003:018 ‹‹Tanrı korkusu yoktur onlarda.›› 
45N 003:019 Kutsal Yasada söylenenlerin her ağız kapansın, bütün dünya Tanrıya hesap versin diye Yasanın yönetimi altındakilere söylendiğini biliyoruz. 
45N 003:020 Bu nedenle Yasanın gereklerini yapmakla hiç kimse Tanrı katında aklanmayacaktır. Çünkü Yasa sayesinde günahın bilincine varılır. 
45N 003:021 Ama şimdi Yasadan bağımsız olarak Tanrının insanı nasıl aklayacağı açıklandı. Yasa ve peygamberler buna tanıklık ediyor. 
45N 003:022 Tanrı insanları İsa Mesihe olan imanlarıyla aklar. Bunu, iman eden herkes için yapar. Hiç ayrım yoktur. 
45N 003:023 Çünkü herkes günah işledi ve Tanrının yüceliğinden yoksun kaldı. 
45N 003:024 İnsanlar İsa Mesihte olan kurtuluşla, Tanrının lütfuyla, karşılıksız olarak aklanırlar. 
45N 003:025 -26 272970 Tanrı Mesihi, kanıyla günahları bağışlatan ve imanla benimsenen kurban olarak sundu. Böylece adaletini gösterdi. Çünkü sabredip daha önce işlenmiş günahları cezasız bıraktı. Bunu, adil kalmak ve İsaya iman edeni aklamak için şimdiki zamanda kendi adaletini göstermek amacıyla yaptı. 
45N 003:027 Öyleyse neyle övünebiliriz? Hiçbir şeyle! Hangi ilkeye dayanarak? Yasayı yerine getirme ilkesine mi? Hayır, iman ilkesine. 
45N 003:028 Çünkü insanın, Yasanın gereklerini yaparak değil, iman ederek aklandığı kanısındayız. 
45N 003:029 Yoksa Tanrı yalnız Yahudilerin Tanrısı mı? Öteki ulusların da Tanrısı değil mi? Elbet öteki ulusların da Tanrısıdır. 
45N 003:030 Çünkü sünnetlileri imanları sayesinde, sünnetsizleri de aynı imanla aklayacak olan Tanrı tektir. 
45N 003:031 Öyleyse biz iman aracılığıyla Kutsal Yasa'yı geçersiz mi kılıyoruz? Hayır, tam tersine, Yasa'yı doğruluyoruz. 
45N 004:001 Şu halde soyumuzun atası İbrahimin durumu için ne diyelim? 
45N 004:002 Eğer İbrahim yaptığı iyi işlerden dolayı aklandıysa, övünmeye hakkı vardır; ama Tanrının önünde değil. 
45N 004:003 Kutsal Yazı ne diyor? ‹‹İbrahim Tanrıya iman etti, böylece aklanmış sayıldı.›› 
45N 004:004 Çalışana verilen ücret lütuf değil, hak sayılır. 
45N 004:005 Ancak çalışmayan, ama tanrısızı aklayana iman eden kişi imanı sayesinde aklanmış sayılır. 
45N 004:006 Nitekim, iyi işlerine bakmaksızın Tanrının aklanmış saydığı kişinin mutluluğunu Davut da şöyle anlatır: 
45N 004:007 ‹‹Ne mutlu suçları bağışlanmış,  Günahları örtülmüş olanlara! 
45N 004:008 Günahı Rab tarafından sayılmayana ne mutlu!›› 
45N 004:009 Bu mutluluk yalnız sünnetliler için mi, yoksa aynı zamanda sünnetsizler için midir? Diyoruz ki, ‹‹İbrahim, imanı sayesinde aklanmış sayıldı.›› 
45N 004:010 Hangi durumda aklanmış sayıldı? Sünnet olduktan sonra mı, sünnetsizken mi? Sünnetliyken değil, sünnetsizken... 
45N 004:011 İbrahim daha sünnetsizken imanla aklandığının kanıtı olarak sünnet işaretini aldı. Öyle ki, sünnetsiz oldukları halde iman edenlerin hepsinin babası olsun, böylece onlar da aklanmış sayılsın. 
45N 004:012 Böylelikle atamız İbrahim, yalnız sünnetli olmakla kalmayan, ama kendisi sünnetsizken sahip olduğu imanın izinden yürüyen sünnetlilerin de babası oldu. 
45N 004:013 Çünkü İbrahime ve soyuna dünyanın mirasçısı olma vaadi Kutsal Yasa yoluyla değil, imandan gelen aklanma yoluyla verildi. 
45N 004:014 Eğer Yasaya bağlı olanlar mirasçı olursa, iman boş ve vaat geçersizdir. 
45N 004:015 Yasa, Tanrının gazabına yol açar. Ama yasanın olmadığı yerde yasaya karşı gelmek de söz konusu değildir. 
45N 004:016 -17 273180 Bu nedenle vaat, Tanrının lütfuna dayanmak ve İbrahimin bütün soyu için güvence altına alınmak üzere imana bağlı kılınmıştır. İbrahimin soyu yalnız Kutsal Yasaya bağlı olanlar değil, aynı zamanda İbrahimin imanına sahip olanlardır. ‹‹Seni birçok ulusun babası yaptım›› diye yazılmış olduğu gibi İbrahim, iman ettiği Tanrının -ölülere yaşam veren, var olmayanı buyruğuyla var eden Tanrının- gözünde hepimizin babasıdır. 
45N 004:018 İbrahim umutsuz bir durumdayken birçok ulusun babası olacağına umutla iman etti. ‹‹Senin soyun böyle olacak›› sözüne güveniyordu. 
45N 004:019 Yüz yaşına yaklaşmışken, ölü denebilecek bedenini ve Saranın ölü rahmini düşündüğünde imanı zayıflamadı. 
45N 004:020 İmansızlık edip Tanrının vaadinden kuşkulanmadı; tersine, imanı güçlendi ve Tanrıyı yüceltti. 
45N 004:021 Tanrının vaadini yerine getirecek güçte olduğuna tümüyle güvendi. 
45N 004:022 Bunun için de aklanmış sayıldı. 
45N 004:023 -24 273240 ‹‹Aklanmış sayıldı›› sözü, yalnız onun için değil, aklanmış sayılacak olan bizler -Rabbimiz İsayı ölümden dirilten Tanrıya iman eden bizler- için de yazıldı. 
45N 004:025 İsa suçlarımız için ölüme teslim edildi ve aklanmamız için diriltildi. 
45N 005:001 Böylece imanla aklandığımıza göre, Rabbimiz İsa Mesih sayesinde Tanrıyla barışmış oluyoruz. 
45N 005:002 İçinde bulunduğumuz bu lütfa Mesih aracılığıyla, imanla kavuştuk ve Tanrının yüceliğine erişmek umuduyla övünüyoruz. 
45N 005:003 -4 273280 Yalnız bununla değil, sıkıntılarla da övünüyoruz. Çünkü biliyoruz ki, sıkıntı dayanma gücünü, dayanma gücü Tanrının beğenisini, Tanrının beğenisi de umudu yaratır. 
45N 005:005 Umut düş kırıklığına uğratmaz. Çünkü bize verilen Kutsal Ruh aracılığıyla Tanrının sevgisi yüreklerimize dökülmüştür. 
45N 005:006 Evet, biz daha çaresizken Mesih belirlenen zamanda tanrısızlar için öldü. 
45N 005:007 Bir kimse doğru insan için güç ölür, ama iyi insan için belki biri ölmeyi göze alabilir. 
45N 005:008 Tanrı ise bizi sevdiğini şununla kanıtlıyor: Biz daha günahkârken, Mesih bizim için öldü. 
45N 005:009 Böylece şimdi Onun kanıyla aklandığımıza göre, Onun aracılığıyla Tanrının gazabından kurtulacağımız çok daha kesindir. 
45N 005:010 Çünkü biz Tanrının düşmanlarıyken Oğlunun ölümü sayesinde Onunla barıştıksa, barışmış olarak Oğlunun yaşamıyla kurtulacağımız çok daha kesindir. 
45N 005:011 Yalnız bu kadar da değil, bizi şimdi Tanrıyla barıştırmış olan Rabbimiz İsa Mesih aracılığıyla, Tanrının kendisiyle de övünüyoruz. 
45N 005:012 Günah bir insan aracılığıyla, ölüm de günah aracılığıyla dünyaya girdi. Böylece ölüm bütün insanlara yayıldı. Çünkü hepsi günah işledi. 
45N 005:013 Kutsal Yasadan önce de dünyada günah vardı; ama yasa olmayınca günahın hesabı tutulmaz. 
45N 005:014 Oysa ölüm Ademden Musaya dek, gelecek Kişinin örneği olan Ademin suçuna benzer bir günah işlememiş olanlar üzerinde de egemendi. 
45N 005:015 Ne var ki, Tanrının armağanı Ademin suçu gibi değildir. Çünkü bir kişinin suçu yüzünden birçokları öldüyse, Tanrının lütfu ve bir tek adamın, yani İsa Mesihin lütfuyla verilen bağış birçokları yararına daha da çoğaldı. 
45N 005:016 Tanrının bağışı o tek adamın günahının sonucu gibi değildir. Tek suçtan sonra verilen yargı mahkûmiyet getirdi; oysa birçok suçtan sonra verilen armağan aklanmayı sağladı. 
45N 005:017 Çünkü ölüm bir tek adamın suçu yüzünden o tek adam aracılığıyla egemenlik sürdüyse, Tanrının bol lütfunu ve aklanma bağışını alanların bir tek adam, yani İsa Mesih sayesinde yaşamda egemenlik sürecekleri çok daha kesindir. 
45N 005:018 İşte, tek bir suçun bütün insanların mahkûmiyetine yol açtığı gibi, bir doğruluk eylemi de bütün insanlara yaşam veren aklanmayı sağladı. 
45N 005:019 Çünkü bir adamın sözdinlemezliği yüzünden nasıl birçoğu günahkâr kılındıysa, bir adamın söz dinlemesiyle birçoğu da doğru kılınacaktır. 
45N 005:020 Kutsal Yasa suç çoğalsın diye araya girdi; ama günahın çoğaldığı yerde Tanrının lütfu daha da çoğaldı. 
45N 005:021 Öyle ki, günah nasıl ölüm yoluyla egemenlik sürdüyse, Tanrı'nın lütfu da Rabbimiz İsa Mesih aracılığıyla sonsuz yaşam vermek üzere doğrulukla egemenlik sürsün. 
45N 006:001 Öyleyse ne diyelim? Lütuf çoğalsın diye günah işlemeye devam mı edelim? 
45N 006:002 Kesinlikle hayır! Günah karşısında ölmüş olan bizler artık nasıl günah içinde yaşarız? 
45N 006:003 Mesih İsaya vaftiz edildiğimizde, hepimizin Onun ölümüne vaftiz edildiğimizi bilmez misiniz? 
45N 006:004 Babanın yüceliği sayesinde Mesih nasıl ölümden dirildiyse, biz de yeni bir yaşam sürmek üzere vaftiz yoluyla Onunla birlikte ölüme gömüldük. 
45N 006:005 Eğer Onunkine benzer bir ölümde Onunla birleştiysek, Onunkine benzer bir dirilişte de Onunla birleşeceğiz. 
45N 006:006 Artık günaha kölelik etmeyelim diye, günahlı varlığımızın ortadan kaldırılması için eski yaradılışımızın Mesihle birlikte çarmıha gerildiğini biliriz. 
45N 006:007 Çünkü ölmüş kişi günahtan özgür kılınmıştır. 
45N 006:008 Mesihle birlikte ölmüşsek, Onunla birlikte yaşayacağımıza da inanıyoruz. 
45N 006:009 Çünkü Mesihin ölümden dirilmiş olduğunu ve bir daha ölmeyeceğini, ölümün artık Onun üzerinde egemenlik sürmeyeceğini biliyoruz. 
45N 006:010 Onun ölümü günaha karşılık ilk ve son ölüm olmuştur. Sürmekte olduğu yaşamı ise Tanrı için sürmektedir. 
45N 006:011 Siz de böylece kendinizi günah karşısında ölü, Mesih İsada Tanrı karşısında diri sayın. 
45N 006:012 Bu nedenle bedenin tutkularına uymamak için günahın ölümlü bedenlerinizde egemenlik sürmesine izin vermeyin. 
45N 006:013 Bedeninizin üyelerini haksızlığa araç ederek günaha sunmayın. Ölümden dirilenler gibi kendinizi Tanrıya adayın; bedeninizin üyelerini doğruluk araçları olarak Tanrıya sunun. 
45N 006:014 Günah size egemen olmayacaktır. Çünkü Kutsal Yasanın yönetimi altında değil, Tanrının lütfu altındasınız. 
45N 006:015 Öyleyse ne diyelim? Yasanın yönetimi altında değil de, Tanrının lütfu altında olduğumuz için günah mı işleyelim? Kesinlikle hayır! 
45N 006:016 Söz dinleyen köleler gibi kendinizi kime teslim ederseniz, sözünü dinlediğiniz kişinin köleleri olduğunuzu bilmez misiniz? Ya ölüme götüren günahın ya da doğruluğa götüren sözdinlerliğin kölelerisiniz. 
45N 006:017 Ama şükürler olsun Tanrıya! Eskiden günahın köleleri olan sizler, adandığınız öğretinin özüne yürekten bağlandınız. 
45N 006:018 Günahtan özgür kılınarak doğruluğun köleleri oldunuz. 
45N 006:019 Doğanızın güçsüzlüğü yüzünden insan ölçülerine göre konuşuyorum. Bedeninizin üyelerini ahlaksızlığa ve kötülük yapmak üzere kötülüğe nasıl köle olarak sundunuzsa, şimdi de bu üyelerinizi kutsal olmak üzere doğruluğa köle olarak sunun. 
45N 006:020 Sizler günahın kölesiyken doğruluktan özgürdünüz. 
45N 006:021 Şimdi utandığınız şeylerden o zaman ne kazancınız oldu? Onların sonucu ölümdür. 
45N 006:022 Ama şimdi günahtan özgür kılınıp Tanrının kulları olduğunuza göre, kazancınız kutsallaşma ve bunun sonucu olan sonsuz yaşamdır. 
45N 006:023 Çünkü günahın ücreti ölüm, Tanrı'nın armağanı ise Rabbimiz Mesih İsa'da sonsuz yaşamdır. 
45N 007:001 Bilmez misiniz ki, ey kardeşler -Kutsal Yasayı bilenlere söylüyorum- Yasa insana ancak yaşadığı sürece egemendir? 
45N 007:002 Örneğin, evli kadın, kocası yaşadıkça yasayla ona bağlıdır; kocası ölürse, onu kocasına bağlayan yasadan özgür olur. 
45N 007:003 Buna göre kadın, kocası yaşarken başka bir erkekle ilişki kurarsa, zina etmiş sayılır. Ama kocası ölürse, kadın yasadan özgür olur. Şöyle ki, başka bir erkeğe varırsa, zina etmiş olmaz. 
45N 007:004 Aynı şekilde kardeşlerim, siz de bir başkasına -ölümden dirilmiş olan Mesihe- varmak üzere Mesihin bedeni aracılığıyla Kutsal Yasa karşısında öldünüz. Bu da Tanrının hizmetinde verimli olmamız içindir. 
45N 007:005 Çünkü biz benliğin denetimindeyken, Yasanın kışkırttığı günah tutkuları bedenimizin üyelerinde etkindi. Bunun sonucu olarak ölüme götüren meyveler verdik. 
45N 007:006 Şimdiyse biz, daha önce tutsağı olduğumuz Yasa karşısında öldüğümüz için Yasadan özgür kılındık. Öyle ki, yazılı yasanın eski yolunda değil, Ruhun yeni yolunda kulluk edelim. 
45N 007:007 Öyleyse ne diyelim? Kutsal Yasa günah mı oldu? Kesinlikle hayır! Ama Yasa olmasaydı, günahın ne olduğunu bilemezdim. Yasa, ‹‹Göz dikmeyeceksin›› demeseydi, başkasının malına göz dikmenin ne olduğunu bilemezdim. 
45N 007:008 Ne var ki günah, bu buyruğun verdiği fırsatla içimde her türlü açgözlülüğü üretti. Çünkü Kutsal Yasa olmadıkça günah ölüdür. 
45N 007:009 -10 273770 Bir zamanlar, Yasanın bilincinde değilken diriydim. Ama buyruğun bilincine vardığımda günah dirildi, bense öldüm. Buyruk da bana yaşam getireceğine, ölüm getirdi. 
45N 007:011 Çünkü günah buyruğun verdiği fırsatla beni aldattı, buyruk aracılığıyla beni öldürdü. 
45N 007:012 İşte böyle, Yasa gerçekten kutsaldır. Buyruk da kutsal, doğru ve iyidir. 
45N 007:013 Öyleyse, iyi olan bana ölüm mü getirdi? Kesinlikle hayır! Ama günah, günah olarak tanınsın diye, iyi olanın aracılığıyla bana ölüm getiriyordu. Öyle ki, buyruk aracılığıyla günahın ne denli günahlı olduğu anlaşılsın. 
45N 007:014 Yasanın ruhsal olduğunu biliriz. Bense benliğin denetimindeyim, köle gibi günaha satılmışım. 
45N 007:015 Ne yaptığımı anlamıyorum. Çünkü istediğimi yapmıyorum; nefret ettiğim ne ise, onu yapıyorum. 
45N 007:016 Ama istemediğimi yaparsam, Yasanın iyi olduğunu kabul etmiş olurum. 
45N 007:017 Öyleyse bunu artık ben değil, içimde yaşayan günah yapıyor. 
45N 007:018 İçimde, yani benliğimde iyi bir şey bulunmadığını biliyorum. İçimde iyiyi yapmaya istek var, ama güç yok. 
45N 007:019 İstediğim iyi şeyi yapmıyorum, istemediğim kötü şeyi yapıyorum. 
45N 007:020 İstemediğimi yapıyorsam, bunu yapan artık ben değil, içimde yaşayan günahtır. 
45N 007:021 Bundan şu kuralı çıkarıyorum: Ben iyi olanı yapmak isterken, karşımda hep kötülük vardır. 
45N 007:022 İç varlığımda Tanrının Yasasından zevk alıyorum. 
45N 007:023 Ama bedenimin üyelerinde bambaşka bir yasa görüyorum. Bu da aklımın onayladığı yasaya karşı savaşıyor ve beni bedenimin üyelerindeki günah yasasına tutsak ediyor. 
45N 007:024 Ne zavallı insanım! Ölüme götüren bu bedenden beni kim kurtaracak? 
45N 007:025 Rabbimiz İsa Mesih aracılığıyla Tanrı'ya şükürler olsun! Sonuç olarak ben aklımla Tanrı'nın Yasası'na, ama benliğimle günahın yasasına kulluk ediyorum. 
45N 008:001 Böylece Mesih İsaya ait olanlara artık hiçbir mahkûmiyet yoktur. 
45N 008:002 Çünkü yaşam veren Ruhun yasası, Mesih İsa sayesinde beni günahın ve ölümün yasasından özgür kıldı. 
45N 008:003 İnsan benliğinden ötürü güçsüz olan Kutsal Yasanın yapamadığını Tanrı yaptı. Öz Oğlunu günahlı insan benzerliğinde günah sunusu olarak gönderip günahı insan benliğinde yargıladı. 
45N 008:004 Öyle ki, Yasanın gereği, benliğe göre değil, Ruha göre yaşayan bizlerde yerine gelsin. 
45N 008:005 Benliğe uyanlar benlikle ilgili, Ruha uyanlarsa Ruhla ilgili işleri düşünürler. 
45N 008:006 Benliğe dayanan düşünce ölüm, Ruha dayanan düşünceyse yaşam ve esenliktir. 
45N 008:007 Çünkü benliğe dayanan düşünce Tanrıya düşmandır; Tanrının Yasasına boyun eğmez, eğemez de... 
45N 008:008 Benliğin denetiminde olanlar Tanrıyı hoşnut edemezler. 
45N 008:009 Ne var ki, Tanrının Ruhu içinizde yaşıyorsa, benliğin değil, Ruhun denetimindesiniz. Ama içinde Mesihin Ruhu olmayan kişi Mesihin değildir. 
45N 008:010 Eğer Mesih içinizdeyse, bedeniniz günah yüzünden ölü olmakla birlikte, aklanmış olduğunuz için ruhunuz diridir. 
45N 008:011 Mesih İsayı ölümden dirilten Tanrının Ruhu içinizde yaşıyorsa, Mesihi ölümden dirilten Tanrı, içinizde yaşayan Ruhuyla ölümlü bedenlerinize de yaşam verecektir. 
45N 008:012 Öyleyse kardeşlerim, borçluyuz ama, benliğe göre yaşamak için benliğe borçlu değiliz. 
45N 008:013 Çünkü benliğe göre yaşarsanız öleceksiniz; ama bedenin kötü işlerini Ruhla öldürürseniz yaşayacaksınız. 
45N 008:014 Tanrının Ruhuyla yönetilenlerin hepsi Tanrının oğullarıdır. 
45N 008:015 Çünkü sizi yeniden korkuya sürükleyecek kölelik ruhunu almadınız, oğulluk ruhunu aldınız. Bu ruhla, ‹‹Abba, Baba!›› diye sesleniriz. 
45N 008:016 Ruhun kendisi, bizim ruhumuzla birlikte, Tanrının çocukları olduğumuza tanıklık eder. 
45N 008:017 Eğer Tanrının çocuklarıysak, aynı zamanda mirasçıyız. Mesihle birlikte yüceltilmek üzere Mesihle birlikte acı çekiyorsak, Tanrının mirasçılarıyız, Mesihle ortak mirasçılarız. 
45N 008:018 Kanım şu ki, bu anın acıları, gözümüzün önüne serilecek yücelikle karşılaştırılmaya değmez. 
45N 008:019 Yaratılış, Tanrı çocuklarının ortaya çıkmasını büyük özlemle bekliyor. 
45N 008:020 -21 274120 Çünkü yaratılış amaçsızlığa teslim edildi. Bu da yaratılışın isteğiyle değil, onu amaçsızlığa teslim eden Tanrının isteğiyle oldu. Çünkü yaratılışın, yozlaşmaya köle olmaktan kurtarılıp Tanrı çocuklarının yüce özgürlüğüne kavuşturulması umudu vardı. 
45N 008:022 Bütün yaratılışın şu ana dek birlikte inleyip doğum ağrısı çektiğini biliyoruz. 
45N 008:023 Yalnız yaratılış değil, biz de -evet Ruhun turfandasına sahip olan bizler de- evlatlığa alınmayı, yani bedenlerimizin kurtulmasını özlemle bekleyerek içimizden inliyoruz. 
45N 008:024 Çünkü bu umutla kurtulduk. Ama görülen umut, umut değildir. Gördüğü şeyi kim umut eder? 
45N 008:025 Oysa görmediğimize umut bağlarsak, sabırla bekleyebiliriz. 
45N 008:026 Bunun gibi, Ruh da güçsüzlüğümüzde bize yardım eder. Ne için dua etmemiz gerektiğini bilmeyiz, ama Ruhun kendisi, sözle anlatılamaz iniltilerle bizim için aracılık eder. 
45N 008:027 Yürekleri araştıran Tanrı, Ruhun düşüncesinin ne olduğunu bilir. Çünkü Ruh, Tanrının isteği uyarınca kutsallar için aracılık eder. 
45N 008:028 Tanrının, kendisini sevenlerle, amacı uyarınca çağrılmış olanlarla birlikte her durumda iyilik için etkin olduğunu biliriz. 
45N 008:029 Çünkü Tanrı önceden bildiği kişileri Oğlunun benzerliğine dönüştürmek üzere önceden belirledi. Öyle ki, Oğul birçok kardeş arasında ilk doğan olsun. 
45N 008:030 Tanrı önceden belirlediği kişileri çağırdı, çağırdıklarını akladı ve akladıklarını yüceltti. 
45N 008:031 Öyleyse buna ne diyelim? Tanrı bizden yanaysa, kim bize karşı olabilir? 
45N 008:032 Öz Oğlunu bile esirgemeyip Onu hepimiz için ölüme teslim eden Tanrı, Onunla birlikte bize her şeyi bağışlamayacak mı? 
45N 008:033 Tanrının seçtiklerini kim suçlayacak? Onları aklayan Tanrıdır. 
45N 008:034 Kim suçlu çıkaracak? Ölmüş, üstelik dirilmiş olan Mesih İsa, Tanrının sağındadır ve bizim için aracılık etmektedir. 
45N 008:035 Mesihin sevgisinden bizi kim ayırabilir? Sıkıntı mı, elem mi, zulüm mü, açlık mı, çıplaklık mı, tehlike mi, kılıç mı? 
45N 008:036 Yazılmış olduğu gibi:  ‹‹Senin uğruna bütün gün öldürülüyoruz,  Kasaplık koyun sayılıyoruz.›› 
45N 008:037 Ama bizi sevenin aracılığıyla bu durumların hepsinde galiplerden üstünüz. 
45N 008:038 Eminim ki, ne ölüm, ne yaşam, ne melekler, ne yönetimler, ne şimdiki ne gelecek zaman, ne güçler, ne yükseklik, ne derinlik, ne de yaratılmış başka bir şey bizi Rabbimiz Mesih İsa'da olan Tanrı sevgisinden ayırmaya yetecektir. 
45N 009:001 Mesihe ait biri olarak gerçeği söylüyorum, yalan söylemiyorum. Vicdanım da söylediklerimi Kutsal Ruh aracılığıyla doğruluyor. 
45N 009:002 Yüreğimde büyük bir keder, dinmeyen bir acı var. 
45N 009:003 -4 274320 Kardeşlerimin, soydaşlarım olan İsraillilerin yerine ben kendim lanetlenip Mesihten uzaklaştırılmayı dilerdim. Evlatlığa kabul edilenler, Tanrının yüceliğini görenler onlardır. Antlaşmalar, buyrulan Kutsal Yasa, tapınma düzeni, vaatler onlarındır. 
45N 009:005 Büyük atalar onların atalarıdır. Mesih de bedence onlardandır. O her şeyin üzerinde hüküm süren, sonsuza dek övülecek Tanrıdır! Amin. 
45N 009:006 Tanrının sözü boşa çıktı demek istemiyorum. Çünkü İsrail soyundan gelenlerin hepsi İsrailli sayılmaz. 
45N 009:007 İbrahimin soyundan olsalar bile, hepsi onun çocukları değildir. Ama, ‹‹Senin soyun İshakla sürecek›› diye yazılmıştır. 
45N 009:008 Demek ki Tanrının çocukları olağan yoldan doğan çocuklar değildir; İbrahimin soyu sayılanlar Tanrının vaadi uyarınca doğan çocuklardır. 
45N 009:009 Çünkü vaat şöyleydi: ‹‹Gelecek yıl bu zamanda geleceğim ve Saranın bir oğlu olacak.›› 
45N 009:010 Ayrıca Rebeka bir erkekten, atamız İshaktan ikizlere gebe kalmıştı. 
45N 009:011 -12 274390 Çocuklar henüz doğmamış, iyi ya da kötü bir şey yapmamışken, Tanrı Rebekaya, ‹‹Büyüğü küçüğüne kulluk edecek›› dedi. Öyle ki, Tanrının seçim yapmaktaki amacı yapılan işlere değil, kendi çağrısına dayanarak sürsün. 
45N 009:013 Yazılmış olduğu gibi, ‹‹Yakupu sevdim, Esavdan ise nefret ettim.›› 
45N 009:014 Öyleyse ne diyelim? Tanrı adaletsizlik mi ediyor? Kesinlikle hayır! 
45N 009:015 Çünkü Musaya şöyle diyor:  ‹‹Merhamet ettiğime merhamet edeceğim,  Acıdığıma acıyacağım.›› 
45N 009:016 Demek ki bu, insanın isteğine ya da çabasına değil, Tanrının merhametine bağlıdır. 
45N 009:017 Tanrı Kutsal Yazıda firavuna şöyle diyor:  ‹‹Gücümü senin aracılığınla göstermek  Ve adımı bütün dünyada duyurmak için  Seni yükselttim.›› 
45N 009:018 Demek ki Tanrı dilediğine merhamet eder, dilediğinin yüreğini nasırlaştırır. 
45N 009:019 Şimdi bana, ‹‹Öyleyse Tanrı insanı neden hâlâ suçlu buluyor? Onun isteğine kim karşı durabilir?›› diyeceksin. 
45N 009:020 Ama, ey insan, sen kimsin ki Tanrıya karşılık veriyorsun? ‹‹Kendisine biçim verilen, biçim verene, ‹Beni niçin böyle yaptın› der mi?›› 
45N 009:021 Ya da çömlekçinin aynı kil yığınından bir kabı onurlu iş için, ötekini bayağı iş için yapmaya hakkı yok mu? 
45N 009:022 Eğer Tanrı gazabını göstermek ve gücünü tanıtmak isterken, gazabına hedef olup mahvolmaya hazırlananlara büyük sabırla katlandıysa, ne diyelim? 
45N 009:023 Yüceltmek üzere önceden hazırlayıp merhamet ettiklerine yüceliğinin zenginliğini göstermek için bunu yaptıysa, ne diyelim? 
45N 009:024 Yalnız Yahudiler arasından değil, öteki uluslar arasından da çağırdığı bu insanlar biziz. 
45N 009:025 Tanrı Hoşea Kitabında şöyle diyor:  ‹‹Halkım olmayana halkım,  Sevgili olmayana sevgili diyeceğim.›› 
45N 009:026 ‹‹Kendilerine, ‹Siz halkım değilsiniz› denilen yerde,  Yaşayan Tanrının çocukları diye adlandırılacaklar.›› 
45N 009:027 Yeşaya, İsrail için şöyle sesleniyor:  ‹‹İsrailoğullarının sayısı  Denizin kumu kadar çok olsa da,  Ancak pek azı kurtulacak. 
45N 009:028 Çünkü Rab yeryüzündeki yargılama işini  Tez yapıp bitirecek.›› 
45N 009:029 Yeşayanın önceden dediği gibi:  ‹‹Her Şeye Egemen Rab  Soyumuzu sürdürecek birkaç kişiyi  Sağ bırakmamış olsaydı,  Sodom gibi olur, Gomoraya benzerdik.›› 
45N 009:030 Öyleyse ne diyelim? Aklanma peşinde olmayan uluslar aklanmaya, imandan gelen aklanmaya kavuştular. 
45N 009:031 Aklanmak için Yasanın ardından giden İsrail ise Yasayı yerine getiremedi. 
45N 009:032 Neden? Çünkü imanla değil, iyi işlerle olurmuş gibi aklanmaya çalıştılar ve ‹‹sürçme taşı››nda sürçtüler. 
45N 009:033 Yazılmış olduğu gibi:  ‹‹İşte, Siyon'a bir sürçme taşı,  Bir tökezleme kayası koyuyorum.  O'na iman eden utandırılmayacak.›› 
45N 010:001 Kardeşler! İsraillilerin kurtulmasını yürekten özlüyor, bunun için Tanrıya yalvarıyorum. 
45N 010:002 Onlara ilişkin tanıklık ederim ki, Tanrı için gayretlidirler; ama bu bilinçli bir gayret değildir. 
45N 010:003 Tanrının öngördüğü doğruluğu anlamadıkları ve kendi doğruluklarını yerleştirmeye çalıştıkları için Tanrının öngördüğü doğruluğa boyun eğmediler. 
45N 010:004 Oysa her iman edenin aklanması için Mesih, Kutsal Yasanın sonudur. 
45N 010:005 Musa, Kutsal Yasaya dayanan doğrulukla ilgili şöyle yazıyor: ‹‹Yasanın gereklerini yapan, onlar sayesinde yaşayacaktır.›› 
45N 010:006 -7 274660 İmana dayanan doğruluk ise şöyle diyor: ‹‹Yüreğinde, ‹Göğe -yani Mesihi indirmeye- kim çıkacak?› ya da, ‹Dipsiz derinliklere -yani Mesihi ölüler arasından çıkarmaya- kim inecek?› deme.›› 
45N 010:008 Ne deniyor?  ‹‹Tanrı sözü sana yakındır,  Ağzında ve yüreğindedir.›› 
45N 010:009 İsanın Rab olduğunu ağzınla açıkça söyler ve Tanrının Onu ölümden dirilttiğine yürekten iman edersen, kurtulacaksın. 
45N 010:010 Çünkü insan yürekten iman ederek aklanır, imanını ağzıyla açıklayarak kurtulur. 
45N 010:011 Kutsal Yazı, ‹‹Ona iman eden utandırılmayacak›› diyor. 
45N 010:012 Çünkü Yahudi Grek ayrımı yoktur, aynı Rab hepsinin Rabbidir. Kendisini çağıranların tümüne eliaçıktır. 
45N 010:013 ‹‹Rabbi adıyla çağıran herkes kurtulacak.›› 
45N 010:014 Ama iman etmedikleri kişiyi nasıl çağıracaklar? Duymadıkları kişiye nasıl iman edecekler? Tanrı sözünü yayan olmazsa, nasıl duyacaklar? 
45N 010:015 Sözü yaymaya gönderilmezlerse, sözü nasıl yayacaklar? Yazılmış olduğu gibi: ‹‹İyi haber müjdeleyenlerin ayakları ne güzeldir!›› 
45N 010:016 Ne var ki, herkes Müjdeye uymadı. Yeşayanın dediği gibi: ‹‹Ya Rab, verdiğimiz habere kim inandı?›› 
45N 010:017 Demek ki iman, haberi duymakla, duymak da Mesihle ilgili sözün yayılmasıyla olur. 
45N 010:018 Ama soruyorum: Onlar duymadılar mı? Elbet duydular.  ‹‹Sesleri bütün yeryüzüne,  Sözleri dünyanın dört bucağına ulaştı.›› 
45N 010:019 Yine soruyorum: İsrail anlamadı mı? Önce Musa,  ‹‹Ben sizi ulus olmayanla kıskandıracağım,  Anlayışsız bir ulusla sizi öfkelendireceğim›› diyor. 
45N 010:020 Sonra Yeşaya cesaretle,  ‹‹Aramayanlar beni buldu,  Sormayanlara kendimi gösterdim›› diyor. 
45N 010:021 Öte yandan İsrail için şöyle diyor:  ‹‹Söz dinlemeyen, asi bir halka  Bütün gün ellerimi uzatıp durdum.›› 
45N 011:001 Öyleyse soruyorum: Tanrı kendi halkından yüz mü çevirdi? Kesinlikle hayır! Ben de İbrahim soyundan, Benyamin oymağından bir İsrailliyim. 
45N 011:002 Tanrı önceden bildiği kendi halkından yüz çevirmedi. Yoksa İlyasla ilgili bölümde Kutsal Yazının ne dediğini, İlyasın Tanrıya nasıl İsrailden yakındığını bilmez misiniz? 
45N 011:003 ‹‹Ya Rab, senin peygamberlerini öldürdüler, senin sunaklarını yıktılar. Yalnız ben kaldım. Beni de öldürmeye çalışıyorlar.›› 
45N 011:004 Tanrının ona verdiği yanıt nedir? ‹‹Baalın önünde diz çökmemiş yedi bin kişiyi kendime ayırdım.›› 
45N 011:005 Aynı şekilde, şimdiki dönemde de Tanrının lütfuyla seçilmiş küçük bir topluluk vardır. 
45N 011:006 Eğer bu, lütufla olmuşsa, iyi işlerle olmamış demektir. Yoksa lütuf artık lütuf olmaktan çıkar! 
45N 011:007 Sonuç ne? İsrail aradığına kavuşamadı, seçilmiş olanlar ise kavuştular. Geriye kalanlarınsa yürekleri nasırlaştırıldı. 
45N 011:008 Yazılmış olduğu gibi:  ‹‹Tanrı onlara uyuşukluk ruhu verdi;  Bugüne dek görmeyen gözler, duymayan kulaklar verdi.›› 
45N 011:009 Davut da şöyle diyor:  ‹‹Sofraları onlara tuzak,  Kapan, tökez ve ceza olsun. 
45N 011:010 Gözleri kararsın, göremesinler.  Bellerini hep iki büklüm et!›› 
45N 011:011 Öyleyse soruyorum: İsrailliler, bir daha kalkmamak üzere mi sendeleyip düştüler? Kesinlikle hayır! Ama onların suçu yüzünden öteki uluslara kurtuluş verildi; öyle ki, İsrailliler onlara imrensin. 
45N 011:012 Eğer İsraillilerin suçu dünyaya zenginlik, bozgunu uluslara zenginlik getirdiyse, bütünlüğü çok daha büyük bir zenginlik getirecektir! 
45N 011:013 Öteki uluslardan olan sizlere söylüyorum: Uluslara elçi olarak gönderildiğim için görevimi yüce sayarım. 
45N 011:014 Böylelikle belki soydaşlarımı imrendirip bazılarını kurtarırım. 
45N 011:015 Çünkü onların reddedilmesi dünyanın Tanrıyla barışmasını sağladıysa, kabul edilmeleri ölümden yaşama geçiş değil de nedir? 
45N 011:016 Hamurun ilk parçası kutsalsa, tümü kutsaldır; kök kutsalsa, dallar da kutsaldır. 
45N 011:017 -18 274970 Ama zeytin ağacının bazı dalları kesildiyse ve sen yabanıl bir zeytin filiziyken onların yerine aşılanıp ağacın semiz köküne ortak oldunsa, o dallara karşı övünme. Eğer övünüyorsan, unutma ki, sen kökü taşımıyorsun, kök seni taşıyor. 
45N 011:019 O zaman, ‹‹Ben aşılanayım diye dallar kesildi›› diyeceksin. 
45N 011:020 Doğru, onlar imansızlık yüzünden kesildiler. Sense imanla yerinde duruyorsun. Böbürlenme, kork! 
45N 011:021 Çünkü Tanrı asıl dalları esirgemediyse, seni de esirgemeyecektir. 
45N 011:022 Onun için Tanrının iyiliğini de sertliğini de gör. O, düşenlere karşı serttir; ama Onun iyiliğine bağlı kalırsan, sana iyi davranır. Yoksa sen de kesilip atılırsın! 
45N 011:023 İmansızlıkta direnmezlerse, İsrailliler de öz ağaca aşılanacaklar. Çünkü Tanrının onları eski yerlerine aşılamaya gücü vardır. 
45N 011:024 Eğer sen doğal yapısı yabanıl zeytin ağacından kesilip doğaya aykırı olarak cins zeytin ağacına aşılandınsa, asıl dalların öz zeytin ağacına aşılanacakları çok daha kesindir! 
45N 011:025 Kardeşler, bilgiçliğe kapılmamanız için şu sırdan habersiz kalmanızı istemem: İsraillilerden bir bölümünün yüreği, öteki uluslardan kurtulacakların sayısı tamamlanıncaya dek duyarsız kalacaktır. 
45N 011:026 Sonunda bütün İsrail kurtulacaktır. Yazılmış olduğu gibi:  ‹‹Kurtarıcı Siyondan gelecek,  Yakupun soyundan tanrısızlığı uzaklaştıracak. 
45N 011:027 Onların günahlarını kaldıracağım zaman  Kendileriyle yapacağım antlaşma budur.›› 
45N 011:028 İsrailliler Müjdeyi reddederek sizin uğrunuza Tanrıya düşman oldular; ama Tanrının seçimine göre, ataları sayesinde sevilmektedirler. 
45N 011:029 Çünkü Tanrının armağanları ve çağrısı geri alınamaz. 
45N 011:030 Bir zamanlar Tanrının sözünü dinlemeyen sizler şimdi İsraillilerin sözdinlemezliğinin sonucu merhamete kavuştunuz. 
45N 011:031 Bunun gibi, İsrailliler de, sizin kavuştuğunuz merhametle merhamete erişmek için şimdi söz dinlemez oldular. 
45N 011:032 Çünkü Tanrı, merhametini herkese göstermek için herkesi sözdinlemezliğin tutsağı kıldı. 
45N 011:033 Tanrının zenginliği ne büyük, bilgeliği ve bilgisi ne derindir! Onun yargıları ne denli akıl ermez, yolları ne denli anlaşılmazdır! 
45N 011:034 ‹‹Rabbin düşüncesini kim bilebildi?  Ya da kim Onun öğütçüsü olabildi?›› 
45N 011:035 ‹‹Kim Tanrıya bir şey verdi ki,  Karşılığını Ondan isteyebilsin?›› 
45N 011:036 Her şeyin kaynağı O'dur; her şey O'nun aracılığıyla ve O'nun için var oldu. O'na sonsuza dek yücelik olsun! Amin. 
45N 012:001 Öyleyse kardeşlerim, Tanrının merhameti adına size yalvarırım: Bedenlerinizi diri, kutsal, Tanrıyı hoşnut eden birer kurban olarak sunun. Ruhsal tapınmanız budur. 
45N 012:002 Bu çağın gidişine uymayın; bunun yerine, Tanrının iyi, beğenilir ve yetkin isteğinin ne olduğunu ayırt edebilmek için düşüncenizin yenilenmesiyle değişin. 
45N 012:003 Tanrının bana bağışladığı lütufla hepinize söylüyorum: Kimse kendisine gereğinden çok değer vermesin. Herkes Tanrının kendisine verdiği iman ölçüsüne göre düşüncelerinde sağduyulu olsun. 
45N 012:004 -5 275190 Bir bedende ayrı ayrı işlevleri olan çok sayıda üyemiz olduğu gibi, çok sayıda olan bizler de Mesihte tek bir bedeniz ve birbirimizin üyeleriyiz. 
45N 012:006 Tanrının bize bağışladığı lütfa göre, ayrı ayrı ruhsal armağanlarımız vardır. Birinin armağanı peygamberlikse, imanı oranında peygamberlik etsin. 
45N 012:007 Hizmetse, hizmet etsin. Öğretmekse, öğretsin. 
45N 012:008 Öğüt veren, öğütte bulunsun. Bağışta bulunan, bunu cömertçe yapsın. Yöneten, gayretle yönetsin. Merhamet eden, bunu güler yüzle yapsın. 
45N 012:009 Sevginiz ikiyüzlü olmasın. Kötülükten tiksinin, iyiliğe bağlanın. 
45N 012:010 Birbirinize kardeşlik sevgisiyle bağlı olun. Birbirinize saygı göstermekte yarışın. 
45N 012:011 Gayretiniz eksilmesin. Ruhta ateşli olun. Rabbe kulluk edin. 
45N 012:012 Umudunuzla sevinin. Sıkıntıya dayanın. Kendinizi duaya verin. 
45N 012:013 İhtiyaç içinde olan kutsallara yardım edin. Konuksever olmayı amaç edinin. 
45N 012:014 Size zulmedenler için iyilik dileyin. İyilik dileyin, lanet etmeyin. 
45N 012:015 Sevinenlerle sevinin, ağlayanlarla ağlayın. 
45N 012:016 Birbirinizle aynı düşüncede olun. Böbürlenmeyin; tersine, hor görülenlerle arkadaşlık edin. Bilgiçlik taslamayın. 
45N 012:017 Kötülüğe kötülükle karşılık vermeyin. Herkesin gözünde iyi olanı yapmaya dikkat edin. 
45N 012:018 Mümkünse, elinizden geldiğince herkesle barış içinde yaşayın. 
45N 012:019 Sevgili kardeşler, kimseden öç almayın; bunu Tanrının gazabına bırakın. Çünkü şöyle yazılmıştır: ‹‹Rab diyor ki, ‹Öç benimdir, ben karşılık vereceğim.› ›› 
45N 012:020 Ama,  ‹‹Düşmanın acıkmışsa doyur,  Susamışsa su ver.  Bunu yapmakla onu utanca boğarsın.›› 
45N 012:021 Kötülüğe yenilme, kötülüğü iyilikle yen. 
45N 013:001 Herkes, baştaki yönetime bağlı olsun. Çünkü Tanrıdan olmayan yönetim yoktur. Var olanlar Tanrı tarafından kurulmuştur. 
45N 013:002 Bu nedenle, yönetime karşı direnen, Tanrı buyruğuna karşı gelmiş olur. Karşı gelenler yargılanır. 
45N 013:003 İyilik edenler değil, kötülük edenler yöneticilerden korkmalıdır. Yönetimden korkmamak ister misin, öyleyse iyi olanı yap, yönetimin övgüsünü kazanırsın. 
45N 013:004 Çünkü yönetim, senin iyiliğin için Tanrıya hizmet etmektedir. Ama kötü olanı yaparsan, kork! Yönetim, kılıcı boş yere taşımıyor; kötülük yapanın üzerine Tanrının gazabını salan öç alıcı olarak Tanrıya hizmet ediyor. 
45N 013:005 Bunun için, yalnız Tanrının gazabı nedeniyle değil, vicdan nedeniyle de yönetime bağlı olmak gerekir. 
45N 013:006 Vergi ödemenizin nedeni de budur. Çünkü yöneticiler Tanrının bu amaç için gayretle çalışan hizmetkârlarıdır. 
45N 013:007 Herkese hakkını verin: Vergi hakkı olana vergi, gümrük hakkı olana gümrük, saygı hakkı olana saygı, onur hakkı olana onur verin. 
45N 013:008 Birbirinizi sevmekten başka hiç kimseye bir şey borçlu olmayın. Çünkü başkalarını seven, Kutsal Yasayı yerine getirmiş olur. 
45N 013:009 ‹‹Zina etmeyeceksin, adam öldürmeyeceksin, çalmayacaksın, başkasının malına göz dikmeyeceksin›› buyrukları ve bundan başka ne buyruk varsa, şu sözde özetlenmiştir: ‹‹Komşunu kendin gibi seveceksin.›› 
45N 013:010 Seven kişi komşusuna kötülük etmez. Bu nedenle sevmek Kutsal Yasayı yerine getirmektir. 
45N 013:011 Bunu, yaşadığınız zamanın bilincinde olarak yapın. Artık sizin için uykudan uyanma saati gelmiştir. Çünkü şu anda kurtuluşumuz ilk iman ettiğimiz zamankinden daha yakındır. 
45N 013:012 Gece ilerledi, gündüz yaklaştı. Bunun için karanlığın işlerini üzerimizden atıp ışığın silahlarını kuşanalım. 
45N 013:013 Çılgınca eğlenceye ve sarhoşluğa, fuhşa ve sefahate, çekişmeye ve kıskançlığa kapılmayalım. Gün ışığında olduğu gibi, saygın bir yaşam sürelim. 
45N 013:014 Rab İsa Mesih'i kuşanın. Benliğinizin tutkularına uymayı düşünmeyin. 
45N 014:001 İmanı zayıf olanı aranıza kabul edin, ama tartışmalı konulara girmeyin. 
45N 014:002 Biri her şeyi yiyebileceğine inanır; imanı zayıf olansa yalnız sebze yer. 
45N 014:003 Her şeyi yiyen, yemeyeni hor görmesin. Her şeyi yemeyen, yiyeni yargılamasın. Çünkü Tanrı onu kabul etmiştir. 
45N 014:004 Sen kimsin ki, başkasının kulunu yargılıyorsun? Kulu haklı çıkaran da haksız çıkaran da efendisidir. Kul haklı çıkacaktır. Çünkü Rabbin onu haklı çıkarmaya gücü vardır. 
45N 014:005 Kimi bir günü başka bir günden üstün sayar, kimi her günü bir sayar. Herkesin kendi görüşüne tam güveni olsun. 
45N 014:006 Belli bir günü kutlayan, Rab için kutlar. Her şeyi yiyen, Tanrıya şükrederek Rab için yer. Bazı şeyleri yemeyen de Rab için yemez ve Tanrıya şükreder. 
45N 014:007 Hiçbirimiz kendimiz için yaşamayız, hiçbirimiz de kendimiz için ölmeyiz. 
45N 014:008 Yaşarsak Rab için yaşarız; ölürsek Rab için ölürüz. Öyleyse, yaşasak da ölsek de Rabbe aitiz. 
45N 014:009 Mesih hem ölülerin hem yaşayanların Rabbi olmak üzere ölüp dirildi. 
45N 014:010 Sen neden kardeşini yargılıyorsun? Ya sen, kardeşini neden küçümsüyorsun? Tanrının yargı kürsüsü önüne hepimiz çıkacağız. 
45N 014:011 Yazılmış olduğu gibi:  ‹‹Rab şöyle diyor:  ‹Varlığım hakkı için her diz önümde çökecek,  Her dil Tanrı olduğumu açıkça söyleyecek.› ›› 
45N 014:012 Böylece her birimiz kendi adına Tanrıya hesap verecektir. 
45N 014:013 Onun için, artık birbirimizi yargılamayalım. Bunun yerine, hiçbir kardeşin yoluna sürçme ya da tökezleme taşı koymamaya kararlı olun. 
45N 014:014 Rab İsaya ait biri olarak kesinlikle biliyorum ki, hiçbir şey kendiliğinden murdar değildir. Ama bir şeyi murdar sayan için o şey murdardır. 
45N 014:015 Yediğin bir şey yüzünden kardeşin incinmişse, artık sevgi yolunda yürümüyorsun demektir. Mesihin, uğruna öldüğü kardeşini yediklerinle mahvetme! 
45N 014:016 Size göre iyi olanın kötülenmesine fırsat vermeyin. 
45N 014:017 Çünkü Tanrının Egemenliği, yiyecek içecek sorunu değil, doğruluk, esenlik ve Kutsal Ruhta sevinçtir. 
45N 014:018 Mesihe bu yolda hizmet eden, Tanrıyı hoşnut eder, insanların da beğenisini kazanır. 
45N 014:019 Öyleyse kendimizi esenlik getiren ve karşılıklı gelişmemizi sağlayan işlere verelim. 
45N 014:020 Yiyecek uğruna Tanrının işini bozma! Her yiyecek temizdir, ama yedikleriyle başkasının sürçmesine yol açan kişi kötülük etmiş olur. 
45N 014:021 Et yememen, şarap içmemen, kardeşinin sürçmesine yol açacak bir şey yapmaman iyidir. 
45N 014:022 Bu konulardaki inancını Tanrının önünde kendine sakla. Onayladığı şeyden ötürü kendini yargılamayan kişi ne mutludur! 
45N 014:023 Ama bir yiyecekten kuşkulanan kişi onu yerse yargılanır; çünkü imanla yemiyor. İmana dayanmayan her şey günahtır. 
45N 015:001 İmanı güçlü olan bizler, kendimizi hoşnut etmeye değil, güçsüzlerin zayıflıklarını yüklenmeye borçluyuz. 
45N 015:002 Her birimiz komşusunu ruhça geliştirmek için komşusunun iyiliğini gözeterek onu hoşnut etsin. 
45N 015:003 Çünkü Mesih bile kendini hoşnut etmeye çalışmadı. Yazılmış olduğu gibi: ‹‹Sana edilen hakaretlere ben uğradım.›› 
45N 015:004 Önceden ne yazıldıysa, bize öğretmek için, sabırla ve Kutsal Yazıların verdiği cesaretle umudumuz olsun diye yazıldı. 
45N 015:005 Sabır ve cesaret kaynağı olan Tanrının, sizleri Mesih İsanın isteğine uygun olarak aynı düşüncede birleştirmesini dilerim. 
45N 015:006 Öyle ki, Rabbimiz İsa Mesihin Tanrısını ve Babasını birlik içinde hep bir ağızdan yüceltesiniz. 
45N 015:007 Bu nedenle, Mesih sizi kabul ettiği gibi, Tanrının yüceliği için birbirinizi kabul edin. 
45N 015:008 -9 275800 Çünkü diyorum ki Mesih, Tanrının güvenilir olduğunu göstermek için Yahudilerin hizmetkârı oldu. Öyle ki, atalarımıza verilen sözler doğrulansın ve öteki uluslar merhameti için Tanrıyı yüceltsin. Yazılmış olduğu gibi:  ‹‹Bunun için uluslar arasında sana şükredeceğim,  Adını ilahilerle öveceğim.›› 
45N 015:010 -11 275810 Yine deniyor ki,  ‹‹Ey uluslar, Onun halkıyla birlikte sevinin!››  Ve, ‹‹Ey bütün uluslar, Rabbe övgüler sunun!  Ey bütün halklar, Onu yüceltin!›› 
45N 015:012 Yeşaya da şöyle diyor:  ‹‹İşayın Kökü ortaya çıkacak,  Uluslara egemen olmak üzere yükselecek.  Uluslar Ona umut bağlayacak.›› 
45N 015:013 Umut kaynağı olan Tanrı, Kutsal Ruhun gücüyle umutla dolup taşmanız için iman yaşamınızda sizleri tam bir sevinç ve esenlikle doldursun. 
45N 015:014 Size gelince, kardeşlerim, iyilikle dolu, her bilgiyle donanmış olduğunuzdan ben eminim. Ayrıca, birbirinize öğüt verebilecek durumdasınız. 
45N 015:015 Yine de Tanrının bana bağışladığı lütufla bazı noktaları yeniden anımsatmak için size yazma cesaretini gösterdim. 
45N 015:016 Ben Tanrının lütfuyla uluslar yararına Mesih İsanın hizmetkârı oldum. Tanrının Müjdesini bir kâhin olarak yaymaktayım. Öyle ki uluslar, Kutsal Ruhla kutsal kılınarak Tanrıyı hoşnut eden bir sunu olsun. 
45N 015:017 Bunun için Mesih İsaya ait biri olarak Tanrıya verdiğim hizmetle övünebilirim. 
45N 015:018 -19 275880 Ulusların söz dinlemesi için Mesihin benim aracılığımla, sözle ve eylemle, mucizeler ve harikalar yaratan güçle, Kutsal Ruhun gücüyle yaptıklarından başka şeyden söz etmeye cesaret edemem. Yeruşalimden başlayıp İllirikum bölgesine kadar dolaşarak Mesihin Müjdesini her yerde duyurdum. 
45N 015:020 Bir başkasının attığı temel üzerine inşa etmemek için Müjdeyi Mesihin adının duyulmadığı yerlerde yaymayı amaç edindim. 
45N 015:021 Yazılmış olduğu gibi:  ‹‹Ondan habersiz olanlar görecekler.  Duymamış olanlar anlayacaklar.›› 
45N 015:022 İşte bu yüzden yanınıza gelmem kaç kez engellendi. 
45N 015:023 -24 275920 Şimdiyse bu yörelerde artık yapacağım bir şey kalmadığından, yıllardır da yanınıza gelmeyi arzuladığımdan, İspanyaya giderken size uğrarım. Yol üzerinde sizi görüp bir süre arkadaşlığınıza doyduktan sonra beni oraya uğurlayacağınızı umarım. 
45N 015:025 Ama şimdi kutsallara bir hizmet için Yeruşalime gidiyorum. 
45N 015:026 Çünkü Makedonya ve Ahayada bulunanlar, Yeruşalimdeki kutsallar arasında yoksul olanlar için yardım toplamayı uygun gördüler. 
45N 015:027 Evet, uygun gördüler. Gerçekte onlara yardım borçlular. Uluslar, onların ruhsal bereketlerine ortak olduklarına göre, maddesel bereketlerle onlara hizmet etmeye borçlular. 
45N 015:028 Bu işi bitirip sağlanan yardımı onlara ulaştırdıktan sonra size uğrayacağım, sonra da İspanyaya gideceğim. 
45N 015:029 Yanınıza geldiğimde, Mesihin bereketinin doluluğuyla geleceğimi biliyorum. 
45N 015:030 Kardeşler, Rabbimiz İsa Mesih ve Ruhun sevgisi adına size yalvarıyorum, benim için Tanrıya dua ederek uğraşıma katılın. 
45N 015:031 Yahudiyedeki imansızlardan kurtulmam için ve Yeruşalime olan hizmetimin kutsallarca kabul edilmesi için dua edin. 
45N 015:032 Öyle ki, Tanrının isteğiyle sevinçle yanınıza gelip sizlerle gönlümü ferahlatayım. 
45N 015:033 Esenlik veren Tanrı hepinizle birlikte olsun! Amin. 
45N 016:001 Kenheredeki kilisenin görevlisi olan kızkardeşimiz Fibiyi size salık veririm. 
45N 016:002 Kutsallara yaraşır biçimde onu Rabbin adına kabul edin. Herhangi bir ihtiyacı olursa, kendisine yardım edin. Çünkü o, ben dahil, birçoklarına destek sağlamıştır. 
45N 016:003 Mesih İsa yolunda emektaşlarım olan Priska ve Akvilaya selam edin. 
45N 016:004 Onlar benim uğruma yaşamlarını tehlikeye attılar. Yalnız ben değil, öteki ulusların bütün kiliseleri de onlara minnettardır. 
45N 016:005 Onların evindeki inanlılar topluluğuna da selam söyleyin. Asya İlinden Mesihe ilk iman eden sevgili kardeşim Epenetusa selam edin. 
45N 016:006 Sizin için çok çalışmış olan Meryeme selam söyleyin. 
45N 016:007 Mesihin elçileri arasında tanınmış ve benden önce Mesihe inanmış olan soydaşlarım ve hapishane arkadaşlarım Andronikusla Yunyaya selam edin. 
45N 016:008 Rabbe ait olan sevgili kardeşim Ampliatusa selam söyleyin. 
45N 016:009 Mesih yolunda emektaşımız olan Urbanusa ve sevgili kardeşim Stakise selam edin. 
45N 016:010 Mesihin beğenisini kazanmış olan Apellise selam söyleyin. Aristobulusun ev halkından olanlara selam edin. 
45N 016:011 Soydaşım Herodiona selam söyleyin. Narkisin ev halkından Rabbe ait olanlara selam söyleyin. 
45N 016:012 Rabbin hizmetinde çalışan Trifenayla Trifosaya selam edin. Rabbin hizmetinde çok çalışmış olan sevgili Persise selam söyleyin. 
45N 016:013 Rabbin seçkin kulu olan Rufusa ve bana da annelik etmiş olan annesine selam edin. 
45N 016:014 Asinkritus, Flegon, Hermes, Patrovas, Hermas ve yanlarındaki kardeşlere selam edin. 
45N 016:015 Filologusla Yulyaya, Nereusla kızkardeşine, Olimpasla yanlarındaki bütün kutsallara selam edin. 
45N 016:016 Birbirinizi kutsal öpüşle selamlayın. Mesihin bütün kiliseleri size selam ederler. 
45N 016:017 Kardeşler, size yalvarırım, aldığınız öğretiye karşı gelerek ayrılıklara ve sapmalara neden olanlara dikkat edin, onlardan sakının. 
45N 016:018 Böyle kişiler Rabbimiz Mesihe değil, kendi midelerine kulluk ediyorlar. Saf kişilerin yüreklerini kulağı okşayan tatlı sözlerle aldatıyorlar. 
45N 016:019 Sözdinlerliğinizi herkes duydu, bu nedenle sizin adınıza seviniyorum. İyilik konusunda bilge, kötülük konusunda deneyimsiz olmanızı isterim. 
45N 016:020 Esenlik veren Tanrı çok geçmeden Şeytanı ayaklarınızın altında ezecektir. Rabbimiz İsanın lütfu sizinle birlikte olsun. 
45N 016:021 Emektaşım Timoteos, soydaşlarımdan Lukius, Yason ve Sosipater size selam ederler. 
45N 016:022 Mektubu yazıya geçiren ben Tertius, Rabbe ait biri olarak size selamlarımı gönderirim. 
45N 016:023 -24 276240 Bana ve bütün inanlılar topluluğuna konukseverlik eden Gayus size selam eder. Kent haznedarı Erastusun ve Kuartus kardeşin size selamları var. 
45N 016:025 Tanrı, duyurduğum Müjde ve İsa Mesihle ilgili bildiri uyarınca, sonsuz çağlardan beri saklı tutulan sırrı açıklayan vahiy uyarınca sizi ruhça pekiştirecek güçtedir. 
45N 016:026 O sır şimdi aydınlığa çıkarılmış ve öncesiz Tanrının buyruğuna göre peygamberlerin yazıları aracılığıyla bütün ulusların iman ederek söz dinlemesi için bildirilmiştir. 
45N 016:027 Bilge olan tek Tanrı'ya İsa Mesih aracılığıyla sonsuza dek yücelik olsun! Amin. 
46N 001:001 -3 276280 Tanrının isteğiyle Mesih İsanın elçisi olmaya çağrılan ben Pavlus ve kardeşimiz Sostenisten Tanrının Korintteki kilisesine selam! Mesih İsada kutsal kılınmış, kutsal olmaya çağrılmış olan sizlere ve hepimizin Rabbi İsa Mesihin adını her yerde anan herkese Babamız Tanrıdan ve Rab İsa Mesihten lütuf ve esenlik olsun. 
46N 001:004 Tanrının Mesih İsada size bağışladığı lütuftan ötürü sizin için her zaman Tanrıma şükrediyorum. 
46N 001:005 -6 276300 Mesihle ilgili tanıklığımız sizde pekiştiği gibi Mesihte her bakımdan -her tür söz ve bilgi bakımından- zenginleştiniz. 
46N 001:007 Şöyle ki, Rabbimiz İsa Mesihin görünmesini beklerken hiçbir ruhsal armağandan yoksun değilsiniz. 
46N 001:008 Rabbimiz İsa Mesih kendi gününde kusursuz olmanız için sizi sonuna dek pekiştirecektir. 
46N 001:009 Sizleri Oğlu Rabbimiz İsa Mesihle paydaşlığa çağıran Tanrı güvenilirdir. 
46N 001:010 Kardeşler, Rabbimiz İsa Mesihin adıyla yalvarıyorum: Hepiniz uyum içinde olun, aranızda bölünmeler olmadan aynı düşünce ve görüşte birleşin. 
46N 001:011 Kardeşlerim, Kloinin ev halkından aranızda çekişmeler olduğunu öğrendim. 
46N 001:012 Şunu demek istiyorum: Her biriniz, ‹‹Ben Pavlus yanlısıyım››, ‹‹Ben Apollos yanlısıyım››, ‹‹Ben Kefas yanlısıyım›› ya da ‹‹Ben Mesih yanlısıyım›› diyormuş. 
46N 001:013 Mesih bölündü mü? Sizin için çarmıha gerilen Pavlus muydu? Pavlusun adıyla mı vaftiz edildiniz? 
46N 001:014 -15 276380 Hiç kimse benim adımla vaftiz edildiğinizi söylemesin diye Krispusla Gayustan başka hiçbirinizi vaftiz etmediğim için Tanrıya şükrediyorum. 
46N 001:016 Evet, bir de İstefanasın ev halkını vaftiz ettim; bunun dışında kimseyi vaftiz ettiğimi anımsamıyorum. 
46N 001:017 Çünkü Mesih beni vaftiz etmeye değil, Mesihin çarmıhtaki ölümü boşa gitmesin diye, bilgece sözlere dayanmaksızın Müjdeyi yaymaya gönderdi. 
46N 001:018 Çarmıhla ilgili bildiri mahva gidenler için saçmalık, biz kurtulmakta olanlar içinse Tanrı gücüdür. 
46N 001:019 Nitekim şöyle yazılmıştır:  ‹‹Bilgelerin bilgeliğini yok edeceğim,  Akıllıların aklını boşa çıkaracağım.›› 
46N 001:020 Hani nerede bilge kişi? Din bilgini nerede? Nerede bu çağın hünerli tartışmacısı? Tanrı dünya bilgeliğinin saçma olduğunu göstermedi mi? 
46N 001:021 Mademki dünya Tanrının bilgeliği uyarınca Tanrıyı kendi bilgeliğiyle tanımadı, Tanrı iman edenleri saçma sayılan bildiriyle kurtarmaya razı oldu. 
46N 001:022 Yahudiler doğaüstü belirtiler ister, Greklerse bilgelik arar. 
46N 001:023 Ama biz çarmıha gerilmiş Mesihi duyuruyoruz. Yahudiler bunu yüzkarası, öteki uluslar da saçmalık sayarlar. 
46N 001:024 Oysa Mesih, çağrılmış olanlar için -ister Yahudi ister Grek olsun- Tanrının gücü ve Tanrının bilgeliğidir. 
46N 001:025 Çünkü Tanrının ‹‹saçmalığı›› insan bilgeliğinden daha üstün, Tanrının ‹‹zayıflığı›› insan gücünden daha güçlüdür. 
46N 001:026 Kardeşlerim, aldığınız çağrıyı düşünün. Birçoğunuz insan ölçülerine göre bilge, güçlü ya da soylu kişiler değildiniz. 
46N 001:027 Ne var ki, Tanrı bilgeleri utandırmak için dünyanın saçma saydıklarını, güçlüleri utandırmak için de dünyanın zayıf saydıklarını seçti. 
46N 001:028 Dünyanın önemli gördüklerini hiçe indirmek için dünyanın önemsiz, soysuz, değersiz gördüklerini seçti. 
46N 001:029 Öyle ki, Tanrının önünde hiç kimse övünemesin. 
46N 001:030 Ama siz Tanrı sayesinde Mesih İsadasınız. O bizim için tanrısal bilgelik, doğruluk, kutsallık ve kurtuluş oldu. 
46N 001:031 Bunun için yazılmış olduğu gibi, ‹‹Övünen, Rab'le övünsün.›› 
46N 002:001 Kardeşler, Tanrıyla ilgili bildiriyi duyurmak için size geldiğimde, söz ustalığıyla ya da üstün bilgelikle gelmedim. 
46N 002:002 Aranızdayken, İsa Mesihten ve Onun çarmıha gerilişinden başka hiçbir şey bilmemeye kararlıydım. 
46N 002:003 Size zayıflık ve korku içinde geldim, tir tir titriyordum! 
46N 002:004 Sözüm ve bildirim, insan bilgeliğinin ikna edici sözlerine değil, Ruhun kanıtlayıcı gücüne dayanıyordu. 
46N 002:005 Öyle ki, imanınız insan bilgeliğine değil, Tanrı gücüne dayansın. 
46N 002:006 Gerçi olgun kişiler arasında bilgece sözler söylüyoruz; ama bu bilgelik ne şimdiki çağın, ne de bu çağın gelip geçici önderlerinin bilgeliğidir. 
46N 002:007 -8 276610 Tanrının saklı bilgeliğinden gizemli biçimde söz ediyoruz. Zamanın başlangıcından önce Tanrının bizim yüceliğimiz için belirlediği bu bilgeliği bu çağın önderlerinden hiçbiri anlamadı. Anlasalardı yüce Rabbi çarmıha germezlerdi. 
46N 002:009 Yazılmış olduğu gibi,  ‹‹Tanrının kendisini sevenler için hazırladıklarını  Hiçbir göz görmedi,  Hiçbir kulak duymadı,  Hiçbir insan yüreği kavramadı.›› 
46N 002:010 Oysa Tanrı Ruh aracılığıyla bunları bize açıkladı. Çünkü Ruh her şeyi, Tanrının derin düşüncelerini bile araştırır. 
46N 002:011 İnsanın düşüncelerini, insanın içindeki ruhundan başka kim bilebilir? Bunun gibi, Tanrının düşüncelerini de Tanrının Ruhundan başkası bilemez. 
46N 002:012 Tanrının bize lütfettiklerini bilelim diye, bu dünyanın ruhunu değil, Tanrıdan gelen Ruhu aldık. 
46N 002:013 Ruhsal kişilere ruhsal gerçekleri açıklarken, Tanrının lütfettiklerini insan bilgeliğinin öğrettiği sözlerle değil, Ruhun öğrettiği sözlerle bildiririz. 
46N 002:014 Doğal kişi, Tanrının Ruhuyla ilgili gerçekleri kabul etmez. Çünkü bunlar ona saçma gelir, ruhça değerlendirildikleri için bunları anlayamaz. 
46N 002:015 Ruhsal kişi her konuda yargı yürütebilir, ama kimse onun hakkında yargı yürütemez. 
46N 002:016 ‹‹Rab'bin düşüncesini kim bildi ki,  O'na öğüt verebilsin?›› Oysa biz Mesih'in düşüncesine sahibiz. 
46N 003:001 Kardeşler, ben sizinle ruhsal kişilerle konuşur gibi konuşamadım. Benliğe uyanlarla, Mesihte henüz bebeklik çağında olanlarla konuşur gibi konuştum. 
46N 003:002 Size süt verdim, katı yiyecek değil. Çünkü katı yiyeceği henüz yiyemiyordunuz. Şimdi bile yiyemezsiniz. 
46N 003:003 Çünkü hâlâ benliğe uyuyorsunuz. Aranızda kıskançlık ve çekişme olması, benliğe uyduğunuzu, öbür insanlar gibi yaşadığınızı göstermiyor mu? 
46N 003:004 Biriniz, ‹‹Ben Pavlus yanlısıyım››, ötekiniz, ‹‹Ben Apollos yanlısıyım›› diyorsa, öbür insanlardan ne farkınız kalır? 
46N 003:005 Apollos kim, Pavlus kim? İman etmenize aracı olmuş hizmetkârlardır. Rab her birimize bir görev vermiştir. 
46N 003:006 Tohumu ben ektim, Apollos suladı. Ama Tanrı büyüttü. 
46N 003:007 Önemli olan, eken ya da sulayan değil, ekileni büyüten Tanrıdır. 
46N 003:008 Ekenle sulayanın değeri birdir. Her biri kendi emeğinin karşılığını alacaktır. 
46N 003:009 Biz Tanrının emektaşlarıyız. Sizler de Tanrının tarlası, Tanrının binasısınız. 
46N 003:010 Tanrının bana lütfettiği görev uyarınca bilge bir mimar gibi temel attım, başkaları da bu temel üzerine inşa ediyor. Herkes nasıl inşa ettiğine dikkat etsin. 
46N 003:011 Çünkü hiç kimse atılan temelden, yani İsa Mesihten başka bir temel atamaz. 
46N 003:012 Bu temel üzerine kimi altın, gümüş ya da değerli taşlarla, kimi de tahta, ot ya da kamışla inşa edecek. 
46N 003:013 Herkesin yaptığı iş belli olacak, yargı günü ortaya çıkacak. Herkesin işi ateşle açığa vurulacak. Ateş her işin niteliğini sınayacak. 
46N 003:014 Bir kimsenin inşa ettikleri ateşe dayanırsa, o kimse ödülünü alacak. 
46N 003:015 Yaptıkları yanarsa, zarar edecek. Kendisi kurtulacak, ama ateşten geçmiş gibi olacaktır. 
46N 003:016 Tanrının tapınağı olduğunuzu, Tanrının Ruhunun sizde yaşadığını bilmiyor musunuz? 
46N 003:017 Kim Tanrının tapınağını yıkarsa, Tanrı da onu yıkacak. Çünkü Tanrının tapınağı kutsaldır ve o tapınak sizsiniz. 
46N 003:018 Kimse kendini aldatmasın. Aranızdan biri bu çağın ölçülerine göre kendini bilge sanıyorsa, bilge olmak için ‹‹akılsız›› olsun! 
46N 003:019 Çünkü bu dünyanın bilgeliği Tanrının gözünde akılsızlıktır. Yazılmış olduğu gibi, ‹‹O, bilgeleri kurnazlıklarında yakalar.›› 
46N 003:020 Yine, ‹‹Rab bilgelerin düşüncelerinin boş olduğunu bilir›› diye yazılmıştır. 
46N 003:021 Bu nedenle hiç kimse insanlarla övünmesin. Çünkü her şey sizindir. 
46N 003:022 Pavlus, Apollos, Kefas, dünya, yaşam ve ölüm, şimdiki ve gelecek zaman, her şey sizindir. 
46N 003:023 Siz Mesih'insiniz, Mesih de Tanrı'nındır. 
46N 004:001 Böylece insanlar bizi Mesihin hizmetkârları ve Tanrının sırlarının kâhyaları saysın. 
46N 004:002 Kâhyada aranan başlıca nitelik güvenilir olmasıdır. 
46N 004:003 Sizin tarafınızdan ya da olağan bir mahkeme tarafından yargılanırsam hiç aldırmam. Kendi kendimi de yargılamıyorum. 
46N 004:004 Kendimde bir kusur görmüyorum. Ama bu beni aklamaz. Beni yargılayan Rabdir. 
46N 004:005 Bu nedenle, belirlenen zamandan önce hiçbir şeyi yargılamayın. Rabbin gelişini bekleyin. O, karanlığın gizlediklerini aydınlığa çıkaracak, yüreklerdeki amaçları açığa vuracaktır. O zaman herkes Tanrıdan payına düşen övgüyü alacaktır. 
46N 004:006 Kardeşler, bizden örnek alarak, ‹‹Yazılmış olanın dışına çıkmayın›› sözünün anlamını öğrenmeniz için bu ilkeleri sizin yararınıza kendime ve Apollosa uyguladım. Öyle ki, hiç kimse biriyle övünüp bir başkasını hor görmesin. 
46N 004:007 Seni başkasından üstün kılan kim? Tanrıdan almadığın neyin var ki? Madem aldın, niçin almamış gibi övünüyorsun? 
46N 004:008 Zaten tok ve zenginsiniz! Biz olmadan krallar olmuşsunuz! Keşke gerçekten krallar olsaydınız da, biz de sizinle birlikte krallık etseydik! 
46N 004:009 Kanımca Tanrı biz elçileri, en geriden gelen ölüm hükümlüleri gibi gözler önüne serdi. Hem melekler hem insanlar için, bütün evren için seyirlik oyun olduk. 
46N 004:010 Biz Mesih uğruna akılsızız, ama siz Mesihte akıllısınız! Biz zayıfız, siz güçlüsünüz! Siz saygıdeğer kişilersiniz, bizse değersiziz! 
46N 004:011 Şu ana dek aç, susuz, çıplağız. Dövülüyoruz, barınacak yerimiz yok. 
46N 004:012 Kendi ellerimizle çalışıp emek veriyoruz. Bize sövenlere iyilik diliyoruz, zulmedilince sabrediyoruz. 
46N 004:013 İftiraya uğrayınca tatlılıkla karşılık veriyoruz. Şu ana dek adeta dünyanın süprüntüsü, her şeyin döküntüsü olduk. 
46N 004:014 Bunları sizi utandırmak için değil, siz sevgili çocuklarımı uyarmak için yazıyorum. 
46N 004:015 Çünkü Mesihin yolunda sayısız eğiticiniz olsa da çok sayıda babanız yoktur. Size Müjdeyi ulaştırmakla Mesih İsada manevi babanız oldum. 
46N 004:016 Bu nedenle beni örnek almaya çağırıyorum sizi. 
46N 004:017 Rabbe sadık olan sevgili çocuğum Timoteosu bu amaçla size gönderiyorum. Her yerde, her kilisede öğrettiğim ve Mesihte izlediğim yolları o size anımsatacaktır. 
46N 004:018 Bazılarınız yanınıza gelmeyeceğimi sanarak küstahlaşıyor. 
46N 004:019 Ama Rab dilerse yakında yanınıza geleceğim. O zaman bu küstahların söylediklerini değil, güçlerinin ne olduğunu öğreneceğim. 
46N 004:020 Çünkü Tanrının Egemenliği lafta değil, güçtedir. 
46N 004:021 Ne istiyorsunuz? Size sopayla mı geleyim, yoksa sevgi ve yumuşak bir ruhla mı? 
46N 005:001 Aranızda fuhuş olduğu söyleniyor, üstelik putperestler arasında bile rastlanmayan türden bir fuhuş! Biri babasının karısını almış. 
46N 005:002 Siz hâlâ böbürleniyorsunuz! Oysa yas tutup bu işi yapanı aranızdan atmanız gerekmez miydi? 
46N 005:003 -5 277160 Bedence olmasa da ruhça aranızdayım. Bu suçu işleyeni, aranızdaymışım gibi Rabbimiz İsanın adıyla zaten yargılamış bulunuyorum. Ben ruhça aranızdayken Rabbimiz İsanın gücüyle toplandığınız zaman, bedeninin yok olması için bu adamı Şeytana teslim edin ki, Rab İsanın gününde ruhu kurtulabilsin. 
46N 005:006 Övünmeniz yersizdir. Azıcık mayanın bütün hamuru kabarttığını bilmiyor musunuz? 
46N 005:007 Yeni bir hamur olabilmek için eski mayadan arınıp temizlenin. Zaten mayasızsınız. Çünkü Fısıh kuzumuz Mesih kurban edildi. 
46N 005:008 Bunun için eski mayayla -kin ve kötülük mayasıyla- değil, içtenliğin ve dürüstlüğün mayasız ekmeğiyle bayram edelim. 
46N 005:009 Mektubumda size fuhuş yapanlarla arkadaşlık etmemenizi yazdım. 
46N 005:010 Kuşkusuz dünyadaki ahlaksızları, açgözlüleri, soyguncuları ya da putperestleri demek istemedim. Öyle olsaydı, dünyadan ayrılmak zorunda kalırdınız! 
46N 005:011 Ama şimdi size şunu yazıyorum: Kardeş diye bilinirken fuhuş yapan, açgözlü, putperest, sövücü, ayyaş ya da soyguncu olanla arkadaşlık etmeyin, böyle biriyle yemek bile yemeyin. 
46N 005:012 İnanlılar topluluğunun dışındakileri yargılamaya benim ne hakkım var? Sizin de yargılamanız gereken kişiler topluluğun içindekiler değil mi? 
46N 005:013 Topluluğun dışında kalanları Tanrı yargılar. ‹‹Kötü adamı aranızdan kovun!›› 
46N 006:001 Sizden birinin öbürüne karşı bir davası varsa kutsallar önünde değil de, imansızlar önünde yargılanmaya cesaret eder mi? 
46N 006:002 Kutsalların dünyayı yargılayacağını bilmiyor musunuz? Madem dünyayı yargılayacaksınız, böyle önemsiz davaları görmeye yeterli değil misiniz? 
46N 006:003 Bu yaşamla ilgili davalar bir yana, melekleri bile yargılayacağımızı bilmiyor musunuz? 
46N 006:004 Bu yaşamla ilgili davalarınız olduğunda, inanlılar topluluğunda en önemsiz sayılanları mı yargıç atıyorsunuz? 
46N 006:005 Sizi utandırmak için söylüyorum bunu. Kardeşler arasındaki davalarda yargıçlık edecek kadar bilge biri yok mu aranızda? 
46N 006:006 Kardeş kardeşe karşı dava açıyor, üstelik imansızlar önünde! 
46N 006:007 Aslında birbirinizden davacı olmanız bile sizin için düpedüz yenilgidir. Haksızlığa uğrasanız daha iyi olmaz mı? Dolandırılsanız daha iyi olmaz mı? 
46N 006:008 Bunun yerine, siz kendiniz haksızlık edip başkasını dolandırıyorsunuz. Üstelik bunu kardeşlerinize yapıyorsunuz. 
46N 006:009 -10 277330 Günahkârların, Tanrı Egemenliğini miras almayacağını bilmiyor musunuz? Aldanmayın! Ne fuhuş yapanlar Tanrının Egemenliğini miras alacaktır, ne puta tapanlar, ne zina edenler, ne oğlanlar, ne oğlancılar, ne hırsızlar, ne açgözlüler, ne ayyaşlar, ne sövücüler, ne de soyguncular. 
46N 006:011 Bazılarınız böyleydiniz; ama yıkandınız, kutsal kılındınız, Rab İsa Mesih adıyla ve Tanrımızın Ruhu aracılığıyla aklandınız. 
46N 006:012 ‹‹Bana her şey serbest›› diyorsunuz, ama her şey yararlı değildir. ‹‹Bana her şey serbest›› diyorsunuz, ama hiçbir şeyin tutsağı olmayacağım. 
46N 006:013 ‹‹Yemek mide için, mide de yemek içindir›› diyorsunuz, ama Tanrı hem mideyi hem de yemeği ortadan kaldıracaktır. Beden fuhuş için değil, Rab içindir. Rab de beden içindir. 
46N 006:014 Rabbi dirilten Tanrı, kudretiyle bizi de diriltecek. 
46N 006:015 Bedenlerinizin Mesihin üyeleri olduğunu bilmiyor musunuz? Mesihin üyelerini alıp bir fahişenin üyeleri mi yapayım? Asla! 
46N 006:016 Yoksa fahişeyle birleşenin, onunla tek beden olduğunu bilmiyor musunuz? Çünkü ‹‹İkisi tek beden olacak›› deniyor. 
46N 006:017 Rable birleşen kişiyse Onunla tek ruh olur. 
46N 006:018 Fuhuştan kaçının. İnsanın işlediği bütün öbür günahlar bedenin dışındadır; ama fuhuş yapan, kendi bedenine karşı günah işler. 
46N 006:019 Bedeninizin, Tanrıdan aldığınız ve içinizdeki Kutsal Ruhun tapınağı olduğunu bilmiyor musunuz? Kendinize ait değilsiniz. 
46N 006:020 Bir bedel karşılığı satın alındınız; onun için Tanrı'yı bedeninizde yüceltin. 
46N 007:001 Şimdi bana yazdığınız konulara gelelim: ‹‹Erkeğin kadına dokunmaması iyidir›› diyorsunuz. 
46N 007:002 Ama fuhuştan ötürü her erkek karısıyla, her kadın da kocasıyla yaşasın. 
46N 007:003 Erkek karısına, kadın da kocasına hakkını versin. 
46N 007:004 Kadının bedeni kendisine değil, kocasına aittir. Bunun gibi, erkeğin bedeni de kendisine değil, karısına aittir. 
46N 007:005 Geçici bir süre için anlaşıp kendinizi duaya vermekten başka bir nedenle birbirinizi mahrum etmeyin. Sonra yine birleşin ki, kendinizi denetleyemediğiniz için Şeytan sizi ayartmasın. 
46N 007:006 Bunu bir buyruk olarak değil, bir uzlaşma yolu olarak söylüyorum. 
46N 007:007 Herkesin benim gibi olmasını dilerdim. Ama herkesin Tanrıdan aldığı ruhsal bir armağanı vardır; kiminin şöyle, kiminin böyle. 
46N 007:008 Yine de evli olmayanlarla dul kadınlara şunu söyleyeyim: Benim gibi kalsalar kendileri için iyi olur. 
46N 007:009 Ama kendilerini denetleyemiyorlarsa, evlensinler. Çünkü için için yanmaktansa evlenmek daha iyidir. 
46N 007:010 Evlilereyse şunu buyuruyorum, daha doğrusu Rab buyuruyor: Kadın kocasından ayrılmasın. 
46N 007:011 Ayrılırsa evlenmesin, ya da kocasıyla barışsın. Erkek de karısını boşamasın. 
46N 007:012 Geri kalanlara Rab değil, ben söylüyorum: Eğer bir kardeşin karısı iman etmemişse ama kendisiyle yaşamaya razıysa, onu boşamasın. 
46N 007:013 Bir kadının kocası iman etmemişse ama kendisiyle yaşamaya razıysa, kadın onu boşamasın. 
46N 007:014 Çünkü iman etmemiş koca karısı aracılığıyla, iman etmemiş kadın da imanlı kocası aracılığıyla kutsanır. Yoksa çocuklarınız murdar olurdu. Ama şimdi kutsaldırlar. 
46N 007:015 İman etmeyen ayrılırsa ayrılsın. Kardeş ya da kızkardeş böyle durumlarda özgürdür. Tanrı sizi barış içinde yaşamaya çağırdı. 
46N 007:016 Ey kadın, kocanı kurtarıp kurtaramayacağını nereden biliyorsun? Ey erkek, karını kurtarıp kurtaramayacağını nereden biliyorsun? 
46N 007:017 Ancak herkes Rabbin kendisi için belirlediği duruma uygun biçimde, Tanrıdan aldığı çağrıya göre yaşasın. Bunu bütün kiliselere buyuruyorum. 
46N 007:018 Biri sünnetliyken mi çağrıldı, sünnetsiz olmasın. Bir başkası sünnetsizken mi çağrıldı, sünnet olmasın. 
46N 007:019 Sünnetli olup olmamak önemli değildir. Önemli olan, Tanrının buyruklarını yerine getirmektir. 
46N 007:020 Herkes ne durumda çağrıldıysa, o durumda kalsın. 
46N 007:021 Köleyken mi çağrıldın, üzülme. Ama özgür olabilirsen, fırsatı kaçırma! 
46N 007:022 Çünkü Rabbin çağrısını aldığı zaman köle olan kimse, şimdi Rabbin özgürüdür. Özgürken çağrılan kişi de Mesihin kölesidir. 
46N 007:023 Bir bedel karşılığı satın alındınız, insanlara köle olmayın. 
46N 007:024 Kardeşler, herkes ne durumda çağrıldıysa, Tanrı önünde o durumda kalsın. 
46N 007:025 Kızlara gelince, Rabden onlarla ilgili bir buyruk almış değilim. Ama Rabbin merhameti sayesinde güvenilir biri olarak düşündüklerimi söylüyorum. 
46N 007:026 Öyle sanıyorum ki, şimdiki sıkıntılar nedeniyle insanın olduğu gibi kalması iyidir. 
46N 007:027 Karın varsa, boşanmayı isteme. Karın yoksa, kendine eş arama. 
46N 007:028 Ama evlenirsen günah işlemiş olmazsın. Bir kız da evlenirse günah işlemiş olmaz. Ne var ki, evlenenler bu yaşamda sıkıntılarla karşılaşacak. Ben sizi bu sıkıntılardan esirgemek istiyorum. 
46N 007:029 -31 277720 Kardeşler, şunu demek istiyorum: Zaman daralmıştır. Bundan böyle, karısı olanlar karıları yokmuş gibi, yas tutanlar yas tutmuyormuş gibi, sevinenler sevinmiyormuş gibi, mal alanlar malları yokmuş gibi, dünyadan yararlananlar alabildiğine yararlanmıyormuş gibi olsun. Çünkü dünyanın şimdiki hali geçicidir. 
46N 007:032 Kaygısız olmanızı istiyorum. Evli olmayan erkek, Rabbi nasıl hoşnut edeceğini düşünerek Rabbin işleri için kaygılanır. 
46N 007:033 Evli erkekse karısını nasıl hoşnut edeceğini düşünerek dünya işleri için kaygılanır. 
46N 007:034 Böylece ilgisi bölünür. Evli olmayan kadın ya da kız hem bedence hem ruhça kutsal olmak amacıyla Rabbin işleri için kaygılanır. Evli kadınsa kocasını nasıl hoşnut edeceğini düşünerek dünya işleri için kaygılanır. 
46N 007:035 Bunu sizin iyiliğiniz için söylüyorum, özgürlüğünüzü kısıtlamak için değil. İlginizi dağıtmadan, Rabbe adanmış olarak, Ona yaraşır biçimde yaşamanızı istiyorum. 
46N 007:036 Bir kimse nişanlı olduğu kıza yakışıksız davrandığını düşünüyorsa, aşırı tutkuları varsa ve evlenmesi gerekiyorsa, istediğini yapsın, günah işlemiş olmaz; evlensinler. 
46N 007:037 Ama zorunluluk altında bulunmayan, yüreği kararlı, istediğini yapabilecek durumdaki kişi, nişanlısıyla evlenmemeye yüreğinde karar vermişse, iyi eder. 
46N 007:038 Kısacası nişanlısıyla evlenen iyi eder, evlenmeyense daha iyi eder. 
46N 007:039 Kadın, kocası yaşadıkça kocasına bağlıdır. Kocası ölürse dilediği kimseyle evlenmekte özgürdür; yeter ki, o kişi Rabbe ait biri olsun. 
46N 007:040 Ama dul kadın, olduğu gibi kalırsa daha mutlu olur. Ben böyle düşünüyorum ve sanırım bende de Tanrı'nın Ruhu vardır. 
46N 008:001 Şimdi putlara sunulan kurbanların etine gelelim. ‹‹Hepimizin bilgisi var›› diyorsunuz, bunu biliyoruz. Bilgi insanı böbürlendirir, sevgiyse geliştirir. 
46N 008:002 Bir şey bildiğini sanan, henüz bilmesi gerektiği gibi bilmiyordur. 
46N 008:003 Ama Tanrıyı seveni Tanrı bilir. 
46N 008:004 Putlara sunulan kurban etinin yenmesine gelince, biliyoruz ki, ‹‹Dünyada put bir hiçtir›› ve ‹‹Birden fazla Tanrı yoktur››. 
46N 008:005 -6 277860 Yerde ya da gökte ilah diye adlandırılanlar varsa da -nitekim pekçok ‹‹ilah››, pekçok ‹‹rab›› vardır- bizim için tek bir Tanrı Baba vardır. O her şeyin kaynağıdır, bizler Onun için yaşıyoruz. Tek bir Rab var, O da İsa Mesihtir. Her şey Onun aracılığıyla yaratıldı, biz de Onun aracılığıyla yaşıyoruz. 
46N 008:007 Ne var ki, herkes bu bilgiye sahip değildir. Hâlâ putperest alışkanlıklarının etkisinde kalan bazıları, yedikleri etin puta sunulduğunu düşünüyorlar. Vicdanları zayıf olduğu için lekeleniyor. 
46N 008:008 Yiyecek bizi Tanrıya yaklaştırmaz. Yemezsek bir kaybımız olmaz, yersek de bir kazancımız olmaz. 
46N 008:009 Yalnız dikkat edin, bu özgürlüğünüz vicdanı zayıf olanların sürçmesine neden olmasın. 
46N 008:010 Eğer zayıf vicdanlı biri, bilgili olan seni bir put tapınağında sofraya oturmuş görürse, puta sunulan kurbanın etini yemek için cesaret almaz mı? 
46N 008:011 Sonuçta bu zayıf vicdanlı kişi, Mesihin uğruna öldüğü bu kardeş, senin bilgin yüzünden mahvolur! 
46N 008:012 Bu şekilde kardeşlere karşı günah işleyip onların zayıf vicdanlarını yaralayarak Mesihe karşı günah işlemiş olursunuz. 
46N 008:013 Bu nedenle, yediğim şey kardeşimin sendeleyip düşmesine yol açacaksa, kardeşimin düşmemesi için bir daha et yemeyeceğim. 
46N 009:001 Özgür değil miyim? Elçi değil miyim? Rabbimiz İsayı görmedim mi? Sizler Rab yolunda verdiğim emeğin ürünü değil misiniz? 
46N 009:002 Başkaları için elçi değilsem bile, sizler için elçiyim ya! Rab yolunda elçiliğimin kanıtı sizsiniz. 
46N 009:003 Beni sorguya çekenlere karşı kendimi böyle savunurum. 
46N 009:004 Yiyip içmeye hakkımız yok mu bizim? 
46N 009:005 Öbür elçiler gibi, Rabbin kardeşleri ve Kefas gibi, yanımızda imanlı bir eş gezdirmeye hakkımız yok mu? 
46N 009:006 Geçimi için çalışması gereken yalnız Barnabayla ben miyim? 
46N 009:007 Kim kendi parasıyla askerlik yapar? Kim bağ diker de ürününü yemez? Kim sürüyü güder de sütünden içmez? 
46N 009:008 İnsansal açıdan mı söylüyorum bunları? Kutsal Yasa da aynı şeyleri söylemiyor mu? 
46N 009:009 -10 278020 Musanın Yasasında, ‹‹Harman döven öküzün ağzını bağlamayacaksın›› diye yazılmıştır. Tanrının kaygısı öküzler mi, yoksa bunu özellikle bizim için mi söylüyor? Kuşkusuz, bizim için yazılmıştır bu. Çünkü çift sürenin umutla sürmesi, harman dövenin de harmana ortak olma umuduyla dövmesi gerekir. 
46N 009:011 Aranıza ruhsal tohumlar ektiysek, sizden maddesel bir harman biçmemiz çok mu? 
46N 009:012 Başkalarının sizden yardım almaya hakları varsa, bizim daha çok hakkımız yok mu? Ama biz bu hakkımızı kullanmadık. Mesih Müjdesinin yayılmasına engel olmayalım diye her şeye katlanıyoruz. 
46N 009:013 Tapınakta çalışanların tapınaktan beslendiklerini, sunakta görevli olanların da sunakta adanan adaklardan pay aldıklarını bilmiyor musunuz? 
46N 009:014 Bunun gibi, Rab Müjdeyi yayanların da geçimlerini Müjdeden sağlamasını buyurdu. 
46N 009:015 Ama ben bu haklardan hiçbirini kullanmış değilim. Bunlar bana sağlansın diye de yazmıyorum. Bunu yapmaktansa ölmeyi yeğlerim. Kimse beni bu övünçten yoksun bırakmayacaktır! 
46N 009:016 Müjdeyi yayıyorum diye övünmeye hakkım yok. Çünkü bunu yapmakla yükümlüyüm. Müjdeyi yaymazsam vay halime! 
46N 009:017 Eğer Müjdeyi gönülden yayarsam, ödülüm olur; gönülsüzce yayarsam, yalnızca bana emanet edilen görevi yapmış olurum. 
46N 009:018 Peki, ödülüm nedir? Müjdeyi karşılıksız yaymak ve böylece Müjdeyi yaymaktan doğan hakkımı kullanmamaktır. 
46N 009:019 Ben özgürüm, kimsenin kölesi değilim. Ama daha çok kişi kazanayım diye herkesin kölesi oldum. 
46N 009:020 Yahudileri kazanmak için Yahudilere Yahudi gibi davrandım. Kendim Kutsal Yasanın denetimi altında olmadığım halde, Yasa altında olanları kazanmak için onlara Yasa altındaymışım gibi davrandım. 
46N 009:021 Tanrının Yasasına sahip olmayan biri değilim, Mesihin Yasası altındayım. Buna karşın, Yasaya sahip olmayanları kazanmak için Yasaya sahip değilmişim gibi davrandım. 
46N 009:022 Güçsüzleri kazanmak için onlarla güçsüz oldum. Ne yapıp yapıp bazılarını kurtarmak için herkesle her şey oldum. 
46N 009:023 Bunların hepsini Müjdede payım olsun diye, Müjde uğruna yapıyorum. 
46N 009:024 Koşu alanında yarışanların hepsi koştuğu halde ödülü bir kişinin kazandığını bilmiyor musunuz? Öyle koşun ki ödülü kazanasınız. 
46N 009:025 Yarışa katılan herkes kendini her yönden denetler. Böyleleri bunu çürüyüp gidecek bir defne tacı kazanmak için yaparlar. Bizse hiç çürümeyecek bir taç için yapıyoruz. 
46N 009:026 Bunun içindir ki, amaçsızca koşan biri gibi koşmuyorum. Yumruğumu havayı döver gibi boşa atmıyorum. 
46N 009:027 Müjde'yi başkalarına duyurduktan sonra kendim reddedilmemek için bedenime eziyet çektirip onu köle ediyorum. 
46N 010:001 Kardeşler, atalarımızın hepsinin bulut altında korunduğunu ve hepsinin denizden geçtiğini bilmenizi istiyorum. 
46N 010:002 Musaya bağlanmak üzere hepsi bulutta ve denizde vaftiz edildi. 
46N 010:003 Hepsi aynı ruhsal yiyeceği yedi; 
46N 010:004 hepsi aynı ruhsal içeceği içti. Artlarından gelen ruhsal kayadan içtiler; o kaya Mesihti. 
46N 010:005 Ne var ki, Tanrı onların çoğundan hoşnut değildi; nitekim cesetleri çöle serildi. 
46N 010:006 Bu olaylar, onlar gibi kötü şeylere özlem duymamamız için bize ders olsun diye oldu. 
46N 010:007 Onlardan bazıları gibi puta tapanlar olmayın. Nitekim şöyle yazılmıştır: ‹‹Halk yiyip içmeye oturdu, sonra kalkıp çılgınca eğlendi.›› 
46N 010:008 Onlardan bazıları gibi fuhuş yapmayalım. Fuhuş yapanların yirmi üç bini bir günde yok oldu. 
46N 010:009 Yine bazıları gibi Rabbi denemeyelim. Böyle yapanları yılanlar öldürdü. 
46N 010:010 Kimileri gibi de söylenip durmayın. Söylenenleri ölüm meleği öldürdü. 
46N 010:011 Bu olaylar başkalarına ders olsun diye onların başına geldi; çağların sonuna ulaşmış olan bizleri uyarmak için yazıya geçirildi. 
46N 010:012 Onun için, ayakta sağlam durduğunu sanan dikkat etsin, düşmesin! 
46N 010:013 Herkesin karşılaştığı denemelerden başka denemelerle karşılaşmadınız. Tanrı güvenilirdir, gücünüzü aşan biçimde denenmenize izin vermez. Dayanabilmeniz için denemeyle birlikte çıkış yolunu da sağlayacaktır. 
46N 010:014 Bu nedenle, sevgili kardeşlerim, putperestlikten kaçının. 
46N 010:015 Aklı başında insanlarla konuşur gibi konuşuyorum. Söylediklerimi kendiniz tartın. 
46N 010:016 Tanrıya şükrettiğimiz şükran kâsesiyle Mesihin kanına paydaş olmuyor muyuz? Bölüp yediğimiz ekmekle Mesihin bedenine paydaş olmuyor muyuz? 
46N 010:017 Ekmek bir olduğu gibi, biz de çok olduğumuz halde bir bedeniz. Çünkü hepimiz bir ekmeği paylaşıyoruz. 
46N 010:018 İsrail halkına bakın; kurban etini yiyenler sunağa paydaş değil midir? 
46N 010:019 Öyleyse ne demek istiyorum? Puta sunulan kurban etinin bir özelliği mi var? Ya da putun bir önemi mi var? 
46N 010:020 Hayır, yok! Dediğim şu: Putperestler kurbanlarını Tanrıya değil, cinlere sunuyorlar. Cinlerle paydaş olmanızı istemem. 
46N 010:021 Hem Rabbin, hem cinlerin kâsesinden içemezsiniz; hem Rabbin, hem cinlerin sofrasına ortak olamazsınız. 
46N 010:022 Yoksa Rabbi kıskandırmaya mı çalışıyoruz? Biz Ondan daha mı güçlüyüz? 
46N 010:023 ‹‹Her şey serbest›› diyorsunuz, ama her şey yararlı değildir. ‹‹Her şey serbest›› diyorsunuz, ama her şey yapıcı değildir. 
46N 010:024 Herkes kendi yararını değil, başkalarının yararını gözetsin. 
46N 010:025 Kasaplar çarşısında satılan her eti vicdan sorunu yapmadan, sorgusuz sualsiz yiyin. 
46N 010:026 Çünkü ‹‹Yeryüzü ve içindeki her şey Rabbindir.›› 
46N 010:027 İman etmemiş biri sizi yemeğe çağırır, siz de gitmek isterseniz, önünüze konulan her şeyi vicdan sorunu yapmadan, sorgusuz sualsiz yiyin. 
46N 010:028 Ama biri size, ‹‹Bu kurban etidir›› derse, hem bunu söyleyen için, hem de vicdan huzuru için yemeyin. 
46N 010:029 Senin değil, öbür adamın vicdan huzuru için demek istiyorum. Benim özgürlüğümü neden başkasının vicdanı yargılasın? 
46N 010:030 Şükrederek yemeğe katılırsam, şükrettiğim yiyecekten ötürü neden kınanayım? 
46N 010:031 Sonuç olarak, ne yer ne içerseniz, ne yaparsanız, her şeyi Tanrının yüceliği için yapın. 
46N 010:032 Yahudilerin, Greklerin ya da Tanrı topluluğunun tökezleyip düşmesine neden olmayın. 
46N 010:033 Ben de kendi yararımı değil, kurtulsunlar diye birçoklarının yararını gözeterek herkesi her yönden hoşnut etmeye çalışıyorum. 
46N 011:001 Mesihi örnek aldığım gibi, siz de beni örnek alın. 
46N 011:002 Her durumda beni anımsadığınız ve size ilettiğim öğretileri olduğu gibi koruduğunuz için sizi övüyorum. 
46N 011:003 Ama şunu da bilmenizi isterim: Her erkeğin başı Mesih, kadının başı erkek, Mesihin başı da Tanrıdır. 
46N 011:004 Başına bir şey takıp dua ya da peygamberlik eden her erkek, başını küçük düşürür. 
46N 011:005 Ama başı açık dua ya da peygamberlik eden her kadın, başını küçük düşürür. Böylesinin, başı tıraş edilmiş bir kadından farkı yoktur. 
46N 011:006 Kadın başını açarsa, saçını kestirsin. Ama kadının saçını kestirmesi ya da tıraş etmesi ayıpsa, başını örtsün. 
46N 011:007 Erkek başını örtmemeli; o, Tanrının benzeri ve yüceliğidir. Kadın da erkeğin yüceliğidir. 
46N 011:008 Çünkü erkek kadından değil, kadın erkekten yaratıldı. 
46N 011:009 Erkek kadın için değil, kadın erkek için yaratıldı. 
46N 011:010 Bu nedenle ve melekler uğruna kadının başı üzerinde yetkisi olmalıdır. 
46N 011:011 Ne var ki, Rabde ne kadın erkekten ne de erkek kadından bağımsızdır. 
46N 011:012 Çünkü kadın erkekten yaratıldığı gibi, erkek de kadından doğar. Ama her şey Tanrıdandır. 
46N 011:013 Siz kendiniz karar verin: Kadının açık başla Tanrıya dua etmesi uygun mu? 
46N 011:014 -15 278660 Doğanın kendisi bile size erkeğin uzun saçlı olmasının kendisini küçük düşürdüğünü, kadının uzun saçlı olmasının ise kendisini yücelttiğini öğretmiyor mu? Çünkü saç kadına örtü olarak verilmiştir. 
46N 011:016 Bu konuda çekişmek isteyen varsa, şunu bilsin ki, bizim ya da Tanrının kiliselerinin böyle bir alışkanlığı yoktur. 
46N 011:017 Toplantılarınız yarardan çok zarar getirdiği için aşağıdaki uyarıları yaparken sizi övemem. 
46N 011:018 Birincisi, toplulukça bir araya geldiğinizde aranızda ayrılıklar olduğunu duyuyorum. Buna biraz da inanıyorum. 
46N 011:019 Çünkü Tanrının beğenisini kazananların belli olması için aranızda bölünmeler olması gerekiyor! 
46N 011:020 Toplandığınızda Rabbin Sofrasına katılmak için toplanmıyorsunuz. 
46N 011:021 Her biriniz ötekini beklemeden kendi yemeğini yiyor. Kimi aç kalıyor, kimi sarhoş oluyor. 
46N 011:022 Yiyip içmek için evleriniz yok mu? Tanrının topluluğunu hor mu görüyorsunuz, yiyeceği olmayanları utandırmak mı istiyorsunuz? Size ne diyeyim? Sizi öveyim mi? Bu konuda övemem! 
46N 011:023 -24 278740 Size ilettiğimi ben Rabden öğrendim. Ele verildiği gece Rab İsa eline ekmek aldı, şükredip ekmeği böldü ve şöyle dedi: ‹‹Bu sizin uğrunuza feda edilen bedenimdir. Beni anmak için böyle yapın.›› 
46N 011:025 Aynı biçimde yemekten sonra kâseyi alıp şöyle dedi: ‹‹Bu kâse kanımla gerçekleşen yeni antlaşmadır. Her içtiğinizde beni anmak için böyle yapın.›› 
46N 011:026 Bu ekmeği her yediğinizde ve bu kâseden her içtiğinizde, Rabbin gelişine dek Rabbin ölümünü ilan etmiş olursunuz. 
46N 011:027 Bu nedenle kim uygun olmayan biçimde ekmeği yer ya da Rabbin kâsesinden içerse, Rabbin bedenine ve kanına karşı suç işlemiş olur. 
46N 011:028 Kişi önce kendini sınasın, sonra ekmekten yiyip kâseden içsin. 
46N 011:029 Çünkü bedeni farketmeden yiyip içen, böyle yiyip içmekle kendi kendini mahkûm eder. 
46N 011:030 İşte bu yüzden birçoğunuz zayıf ve hastadır, bazılarınız da ölmüştür. 
46N 011:031 Kendimizi doğrulukla yargılasaydık, yargılanmazdık. 
46N 011:032 Dünyayla birlikte mahkûm olmayalım diye Rab bizi yargılayıp terbiye ediyor. 
46N 011:033 Öyleyse kardeşlerim, yemek için bir araya geldiğinizde birbirinizi bekleyin. 
46N 011:034 Aç olan karnını evde doyursun. Öyle ki, toplanmanız yargılanmanıza yol açmasın. Öbür sorunları ise geldiğimde çözerim. 
46N 012:001 Ruhsal armağanlara gelince, kardeşlerim, bu konuda bilgisiz kalmanızı istemem. 
46N 012:002 Biliyorsunuz, putperestken şöyle ya da böyle saptırılıp dilsiz putlara tapmaya yöneltilmiştiniz. 
46N 012:003 Bunun için bilmenizi isterim ki: Tanrının Ruhu aracılığıyla konuşan hiç kimse, ‹‹İsaya lanet olsun!›› demez. Kutsal Ruhun aracılığı olmaksızın da kimse, ‹‹İsa Rabdir›› diyemez. 
46N 012:004 Çeşitli ruhsal armağanlar vardır, ama Ruh birdir. 
46N 012:005 Çeşitli görevler vardır, ama Rab birdir. 
46N 012:006 Çeşitli etkinlikler vardır, ama herkeste hepsini etkin kılan aynı Tanrıdır. 
46N 012:007 Herkesin ortak yararı için herkese Ruhu belli eden bir yetenek veriliyor. 
46N 012:008 -10 278920 Ruh aracılığıyla birine bilgece konuşma yeteneği, ötekine aynı Ruhtan bilgi iletme yeteneği, birine aynı Ruh aracılığıyla iman, ötekine aynı Ruh aracılığıyla hastaları iyileştirme armağanları, birine mucize yapma olanakları, birine peygamberlikte bulunma, birine ruhları ayırt etme, birine çeşitli dillerle konuşma, bir başkasına da bu dilleri çevirme armağanı veriliyor. 
46N 012:011 Bunların tümünü etkin kılan tek ve aynı Ruhtur. Ruh bunları herkese dilediği gibi, ayrı ayrı dağıtır. 
46N 012:012 Beden bir olmakla birlikte birçok üyeden oluşur ve çok sayıdaki bu üyelerin hepsi tek bir beden oluşturur. Mesih de böyledir. 
46N 012:013 İster Yahudi ister Grek, ister köle ister özgür olalım, hepimiz bir beden olmak üzere aynı Ruhta vaftiz edildik ve hepimizin aynı Ruhtan içmesi sağlandı. 
46N 012:014 İşte beden tek üyeden değil, birçok üyeden oluşur. 
46N 012:015 Ayak, ‹‹El olmadığım için bedene ait değilim›› derse, bu onu bedenden ayırmaz. 
46N 012:016 Kulak, ‹‹Göz olmadığım için bedene ait değilim›› derse, bu onu bedenden ayırmaz. 
46N 012:017 Bütün beden göz olsaydı, nasıl duyardık? Bütün beden kulak olsaydı, nasıl koklardık? 
46N 012:018 Gerçek şu ki, Tanrı bedenin her üyesini dilediği biçimde bedene yerleştirmiştir. 
46N 012:019 Eğer hepsi bir tek üye olsaydı, beden olur muydu? 
46N 012:020 Gerçek şu ki, çok sayıda üye, ama tek beden vardır. 
46N 012:021 Göz ele, ‹‹Sana ihtiyacım yok!›› ya da baş ayaklara, ‹‹Size ihtiyacım yok!›› diyemez. 
46N 012:022 Tam tersine, bedenin daha zayıf görünen üyeleri vazgeçilmezdir. 
46N 012:023 Bedenin daha az değerli saydığımız üyelerine daha çok değer veririz. Böylece gösterişsiz üyelerimiz daha gösterişli olur. 
46N 012:024 Gösterişli üyelerimizin özene ihtiyacı yoktur. Ama Tanrı, değeri az olana daha çok değer vererek bedende birliği sağladı. 
46N 012:025 Öyle ki, bedende ayrılık olmasın, üyeler birbirini eşit biçimde gözetsin. 
46N 012:026 Bir üye acı çekerse, bütün üyeler birlikte acı çeker; bir üye yüceltilirse, bütün üyeler birlikte sevinir. 
46N 012:027 Sizler Mesihin bedenisiniz, bu bedenin ayrı ayrı üyelerisiniz. 
46N 012:028 Tanrı kilisede ilkin elçileri, ikinci olarak peygamberleri, üçüncü olarak öğretmenleri, sonra mucize yapanları, hastaları iyileştirme armağanlarına sahip olanları, başkalarına yardım edenleri, yönetme yeteneği olanları ve çeşitli dillerle konuşanları atadı. 
46N 012:029 Hepsi elçi mi? Hepsi peygamber mi? Hepsi öğretmen mi? Hepsi mucize yapar mı? 
46N 012:030 Hepsinin hastaları iyileştirme armağanları var mı? Hepsi bilmediği dilleri konuşabilir mi? Hepsi bu dilleri çevirebilir mi? 
46N 012:031 Ama siz daha üstün armağanları gayretle isteyin. Şimdi size en iyi yolu göstereyim. 
46N 013:001 İnsanların ve meleklerin diliyle konuşsam, ama sevgim olmasa, ses çıkaran bakırdan ya da çınlayan zilden farkım kalmaz. 
46N 013:002 Peygamberlikte bulunabilsem, bütün sırları bilsem, her bilgiye sahip olsam, dağları yerinden oynatacak kadar büyük imanım olsa, ama sevgim olmasa, bir hiçim. 
46N 013:003 Varımı yoğumu sadaka olarak dağıtsam, bedenimi yakılmak üzere teslim etsem, ama sevgim olmasa, bunun bana hiçbir yararı olmaz. 
46N 013:004 Sevgi sabırlıdır, sevgi şefkatlidir. Sevgi kıskanmaz, övünmez, böbürlenmez. 
46N 013:005 Sevgi kaba davranmaz, kendi çıkarını aramaz, kolay kolay öfkelenmez, kötülüğün hesabını tutmaz. 
46N 013:006 Sevgi haksızlığa sevinmez, gerçek olanla sevinir. 
46N 013:007 Sevgi her şeye katlanır, her şeye inanır, her şeyi umut eder, her şeye dayanır. 
46N 013:008 Sevgi asla son bulmaz. Ama peygamberlikler ortadan kalkacak, diller sona erecek, bilgi ortadan kalkacaktır. 
46N 013:009 Çünkü bilgimiz de peygamberliğimiz de sınırlıdır. 
46N 013:010 Ne var ki, yetkin olan geldiğinde sınırlı olan ortadan kalkacaktır. 
46N 013:011 Çocukken çocuk gibi konuşur, çocuk gibi anlar, çocuk gibi düşünürdüm. Yetişkin biri olunca çocukça davranışları bıraktım. 
46N 013:012 Şimdi her şeyi aynadaki silik görüntü gibi görüyoruz, ama o zaman yüz yüze görüşeceğiz. Şimdi bilgim sınırlıdır, ama o zaman bilindiğim gibi tam bileceğim. 
46N 013:013 İşte kalıcı olan üç şey vardır: İman, umut, sevgi. Bunların en üstünü de sevgidir. 
46N 014:001 Sevginin ardınca koşun ve ruhsal armağanları, özellikle peygamberlik yeteneğini gayretle isteyin. 
46N 014:002 Bilmediği dilde konuşan, insanlarla değil, Tanrıyla konuşur. Kimse onu anlamaz. O, ruhuyla sırlar söyler. 
46N 014:003 Peygamberlikte bulunansa insanların ruhça gelişmesi, cesaret ve teselli bulması için insanlara seslenir. 
46N 014:004 Bilmediği dilde konuşan kendi kendini geliştirir; ama peygamberlikte bulunan, inanlılar topluluğunu geliştirir. 
46N 014:005 Hepinizin dillerle konuşmasını isterim, ama peygamberlikte bulunmanızı yeğlerim. Diller inanlılar topluluğunun gelişmesi için çevrilmedikçe peygamberlikte bulunan, dillerle konuşandan üstündür. 
46N 014:006 Şimdi kardeşlerim, yanınıza gelip dillerle konuşsam, ama size bir vahiy, bir bilgi, bir peygamberlik sözü ya da bir öğreti getirmesem, size ne yararım olur? 
46N 014:007 Kaval ya da lir gibi ses veren cansız nesneler bile değişik sesler çıkarmasa, kaval mı, lir mi çalındığını kim anlar? 
46N 014:008 Borazan belirgin bir ses çıkarmasa, kim savaşa hazırlanır? 
46N 014:009 Bunun gibi, siz de anlaşılır bir dil konuşmazsanız, söyledikleriniz nasıl anlaşılır? Havaya konuşmuş olursunuz! 
46N 014:010 Kuşkusuz dünyada çeşit çeşit diller vardır, hiçbiri de anlamsız değildir. 
46N 014:011 Ne var ki, konuşulan dili anlamazsam, ben konuşana yabancı olurum, konuşan da bana yabancı olur. 
46N 014:012 Bu nedenle, siz de ruhsal armağanlara heveslendiğinize göre, inanlılar topluluğunu geliştiren ruhsal armağanlar bakımından zenginleşmeye bakın. 
46N 014:013 Bunun için, bilmediği dili konuşan, kendi söylediklerini çevirebilmek için dua etsin. 
46N 014:014 Bilmediğim dille dua edersem ruhum dua eder, ama zihnimin buna katkısı olmaz. 
46N 014:015 Öyleyse ne yapmalıyım? Ruhumla da zihnimle de dua edeceğim. Ruhumla da zihnimle de ilahi söyleyeceğim. 
46N 014:016 Tanrıyı yalnız ruhunla översen, yeni katılanlar senin ne söylediğini bilmediğinden, ettiğin şükran duasına nasıl ‹‹Amin!›› desin? 
46N 014:017 Uygun biçimde şükrediyor olabilirsin, ama bu başkasını geliştirmez. 
46N 014:018 Dillerle hepinizden çok konuştuğum için Tanrıya şükrediyorum. 
46N 014:019 Ama inanlılar topluluğunda dillerle on bin söz söylemektense, başkalarını eğitmek için zihnimden beş söz söylemeyi yeğlerim. 
46N 014:020 Kardeşler, çocuk gibi düşünmeyin. Kötülük konusunda çocuklar gibi, ama düşünmekte yetişkinler gibi olun. 
46N 014:021 Kutsal Yasada şöyle yazılmıştır:  ‹‹Rab, ‹Yabancı diller konuşanların aracılığıyla,  Yabancıların dudaklarıyla bu halka sesleneceğim;  Yine de beni dinlemeyecekler!› diyor.›› 
46N 014:022 Görülüyor ki, bilinmeyen diller imanlılar için değil, imansızlar için bir belirtidir. Peygamberlikse imansızlar için değil, imanlılar için bir belirtidir. 
46N 014:023 Şimdi bütün inanlılar topluluğu bir araya gelip hep birlikte bilmedikleri dillerle konuşurlarken yeni katılanlar ya da iman etmeyenler içeri girerse, ‹‹Siz çıldırmışsınız!›› demezler mi? 
46N 014:024 Ama herkes peygamberlikte bulunurken iman etmeyen ya da yeni katılan biri içeri girerse, söylenen her sözle günahlı olduğuna ikna edilecek, her sözle yargılanacak. 
46N 014:025 Yüreğindeki gizli düşünceler açığa çıkacak ve, ‹‹Tanrı gerçekten aranızdadır!›› diyerek yüzüstü yere kapanıp Tanrıya tapınacaktır. 
46N 014:026 Öyleyse ne diyelim, kardeşler? Toplandığınızda her birinizin bir ilahisi, öğretecek bir konusu, bir vahyi, bilmediği dilde söyleyecek bir sözü ya da bir çevirisi vardır. Her şey topluluğun gelişmesi için olsun. 
46N 014:027 Eğer bilinmeyen dillerle konuşulacaksa, iki ya da en çok üç kişi sırayla konuşsun, biri de söylenenleri çevirsin. 
46N 014:028 Çeviri yapacak biri yoksa, bilmediği dilde konuşan, toplulukta sessiz kalsın, içinden Tanrıyla konuşsun. 
46N 014:029 İki ya da üç peygamber konuşsun, öbürleri söylenenleri iyice düşünüp tartsın. 
46N 014:030 Toplantıda oturanlardan birine vahiy gelirse, konuşmakta olan sussun. 
46N 014:031 Herkesin öğrenmesi ve cesaret bulması için hepiniz teker teker peygamberlikte bulunabilirsiniz. 
46N 014:032 Peygamberlerin ruhları peygamberlerin denetimi altındadır. 
46N 014:033 Çünkü Tanrı karışıklık değil, esenlik Tanrısıdır. Kutsalların bütün topluluklarında böyledir. 
46N 014:034 Kadınlar toplantılarınızda sessiz kalsın. Konuşmalarına izin yoktur. Kutsal Yasanın da belirttiği gibi, uysal olsunlar. 
46N 014:035 Öğrenmek istedikleri bir şey varsa, evde kocalarına sorsunlar. Çünkü kadının toplantı sırasında konuşması ayıptır. 
46N 014:036 Tanrının sözü sizden mi kaynaklandı, ya da yalnız size mi ulaştı? 
46N 014:037 Kendini peygamber ya da ruhça olgun sayan varsa, bilsin ki, size yazdıklarım Rabbin buyruğudur. 
46N 014:038 Bunları önemsemeyenin kendisi de önemsenmesin. 
46N 014:039 Özet olarak, kardeşlerim, peygamberlikte bulunmayı gayretle isteyin, bilinmeyen dillerle konuşulmasına engel olmayın. Ancak her şey uygun ve düzenli biçimde yapılsın. 
46N 015:001 Şimdi, kardeşler, size bildirdiğim, sizin de kabul edip bağlı kaldığınız Müjdeyi anımsatmak istiyorum. 
46N 015:002 Size müjdelediğim söze sımsıkı sarılırsanız, onun aracılığıyla kurtulursunuz. Yoksa boşuna iman etmiş olursunuz. 
46N 015:003 -4 279680 Aldığım bilgiyi size öncelikle ilettim: Kutsal Yazılar uyarınca Mesih günahlarımıza karşılık öldü, gömüldü ve Kutsal Yazılar uyarınca üçüncü gün ölümden dirildi. 
46N 015:005 Kefasa, sonra Onikilere göründü. 
46N 015:006 Daha sonra da beş yüzden çok kardeşe aynı anda göründü. Bunların çoğu hâlâ yaşıyor, bazılarıysa öldüler. 
46N 015:007 -8 279710 Bundan sonra Yakupa, sonra bütün elçilere, son olarak zamansız doğmuş bir çocuğa benzeyen bana da göründü. 
46N 015:009 Ben elçilerin en önemsiziyim. Tanrının kilisesine zulmettiğim için elçi olarak anılmaya bile layık değilim. 
46N 015:010 Ama şimdi neysem, Tanrının lütfuyla öyleyim. Onun bana olan lütfu boşa gitmedi. Elçilerin hepsinden çok emek verdim. Aslında ben değil, Tanrının bende olan lütfu emek verdi. 
46N 015:011 İşte, gerek benim yaydığım, gerek öbür elçilerin yaydığı ve sizin de iman ettiğiniz bildiri budur. 
46N 015:012 Eğer Mesihin ölümden dirildiği duyuruluyorsa, nasıl oluyor da aranızda bazıları ölüler dirilmez diyor? 
46N 015:013 Ölüler dirilmezse, Mesih de dirilmemiştir. 
46N 015:014 Mesih dirilmemişse, bildirimiz de imanınız da boştur. 
46N 015:015 Bu durumda Tanrıyla ilgili tanıklığımız da yalan demektir. Çünkü Tanrının, Mesihi dirilttiğine tanıklık ettik. Ama ölüler gerçekten dirilmezse, Tanrı Mesihi de diriltmemiştir. 
46N 015:016 Ölüler dirilmezse, Mesih de dirilmemiştir. 
46N 015:017 Mesih dirilmemişse imanınız yararsızdır, siz de hâlâ günahlarınızın içindesiniz. 
46N 015:018 Buna göre Mesihe ait olarak ölmüş olanlar da mahvolmuşlardır. 
46N 015:019 Eğer yalnız bu yaşam için Mesihe umut bağlamışsak, herkesten çok acınacak durumdayız. 
46N 015:020 Oysa Mesih, ölmüş olanların ilk örneği olarak ölümden dirilmiştir. 
46N 015:021 Ölüm bir insan aracılığıyla geldiğine göre, ölümden diriliş de bir insan aracılığıyla gelir. 
46N 015:022 Herkes nasıl Ademde ölüyorsa, herkes Mesihte yaşama kavuşacak. 
46N 015:023 Her biri sırası gelince dirilecek: İlk örnek olarak Mesih, sonra Mesihin gelişinde Mesihe ait olanlar. 
46N 015:024 Bundan sonra Mesih her yönetimi, her hükümranlığı, her gücü ortadan kaldırıp egemenliği Baba Tanrıya teslim ettiği zaman son gelmiş olacak. 
46N 015:025 Çünkü Tanrı bütün düşmanlarını ayakları altına serinceye dek Onun egemenlik sürmesi gerekir. 
46N 015:026 Ortadan kaldırılacak son düşman ölümdür. 
46N 015:027 Çünkü, ‹‹Tanrı her şeyi Mesihin ayakları altına sererek Ona bağımlı kıldı.›› ‹‹Her şey Ona bağımlı kılındı›› sözünün, her şeyi Mesihe bağımlı kılan Tanrıyı içermediği açıktır. 
46N 015:028 Her şey Oğula bağımlı kılınınca, Oğul da her şeyi kendisine bağımlı kılan Tanrıya bağımlı olacaktır. Öyle ki, Tanrı her şeyde her şey olsun. 
46N 015:029 Diriliş yoksa, ölüler için vaftiz edilenler ne olacak? Ölüler gerçekten dirilmeyecekse, insanlar neden ölüler için vaftiz ediliyorlar? 
46N 015:030 Biz de neden her saat kendimizi tehlikeye atıyoruz? 
46N 015:031 Kardeşler, sizinle ilgili olarak Rabbimiz Mesih İsada sahip olduğum övüncün hakkı için her gün ölüyorum. 
46N 015:032 Eğer insansal nedenlerle Efeste canavarlarla dövüştümse, bunun bana yararı ne? Eğer ölüler dirilmeyecekse, ‹‹Yiyelim içelim, nasıl olsa yarın öleceğiz.›› 
46N 015:033 Aldanmayın, ‹‹Kötü arkadaşlıklar iyi huyu bozar.›› 
46N 015:034 Uslanıp kendinize gelin, artık günah işlemeyin. Bazılarınız Tanrıyı hiç tanımıyor. Utanasınız diye söylüyorum bunları. 
46N 015:035 Ama biri çıkıp, ‹‹Ölüler nasıl dirilecek? Nasıl bir bedenle gelecekler?›› diye sorabilir. 
46N 015:036 Ne akılsızca bir soru! Ektiğin tohum ölmedikçe yaşama kavuşmaz ki! 
46N 015:037 Ekerken, oluşacak bitkinin kendisini değil, yalnızca tohumunu -buğday ya da başka bir bitkinin tohumunu- ekersin. 
46N 015:038 Tanrı tohuma dilediği bedeni -her birine kendine özgü bedeni- verir. 
46N 015:039 Her canlının eti aynı değildir. İnsan eti başka, hayvan eti başka, kuş eti, balık eti başka başkadır. 
46N 015:040 Göksel bedenler vardır, dünyasal bedenler vardır. Göksel olanların görkemi başka, dünyasal olanlarınki başkadır. 
46N 015:041 Güneşin görkemi başka, ayın görkemi başka, yıldızların görkemi başkadır. Görkem bakımından yıldız yıldızdan farklıdır. 
46N 015:042 Ölülerin dirilişi de böyledir. Beden çürümeye mahkûm olarak gömülür, çürümez olarak diriltilir. 
46N 015:043 Düşkün olarak gömülür, görkemli olarak diriltilir. Zayıf olarak gömülür, güçlü olarak diriltilir. 
46N 015:044 Doğal beden olarak gömülür, ruhsal beden olarak diriltilir. Doğal beden olduğu gibi, ruhsal beden de vardır. 
46N 015:045 Nitekim şöyle yazılmıştır: ‹‹İlk insan Adem yaşayan can oldu.›› Son Ademse yaşam veren ruh oldu. 
46N 015:046 Önce ruhsal olan değil, doğal olan geldi. Ruhsal olan sonra geldi. 
46N 015:047 İlk insan yerden, yani topraktandır. İkinci insan göktendir. 
46N 015:048 Topraktan olan insan nasılsa, topraktan olanlar da öyledir. Göksel insan nasılsa, göksel olanlar da öyledir. 
46N 015:049 Bizler topraktan olana nasıl benzediysek, göksel olana da benzeyeceğiz. 
46N 015:050 Kardeşler, şunu demek istiyorum, et ve kan Tanrının Egemenliğini miras alamaz. Çürüyen de çürümezliği miras alamaz. 
46N 015:051 -52 280140 İşte size bir sır açıklıyorum. Hepimiz ölmeyeceğiz; son borazan çalınınca hepimiz bir anda, göz açıp kapayana dek değiştirileceğiz. Evet, borazan çalınacak, ölüler çürümez olarak dirilecek, ve biz de değiştirileceğiz. 
46N 015:053 Çünkü bu çürüyen beden çürümezliği, bu ölümlü beden ölümsüzlüğü giyinmelidir. 
46N 015:054 Çürüyen ve ölümlü beden çürümezliği ve ölümsüzlüğü giyinince, ‹‹Ölüm yok edildi, zafer kazanıldı!›› diye yazılmış olan söz yerine gelecektir. 
46N 015:055 ‹‹Ey ölüm, zaferin nerede?  Ey ölüm, dikenin nerede?›› 
46N 015:056 Ölümün dikeni günahtır. Günah ise gücünü Kutsal Yasadan alır. 
46N 015:057 Rabbimiz İsa Mesih aracılığıyla bizi zafere ulaştıran Tanrıya şükürler olsun! 
46N 015:058 Bu nedenle, sevgili kardeşlerim, Rab yolunda verdiğiniz emeğin boşa gitmeyeceğini bilerek dayanın, sarsılmayın, Rab'bin işinde her zaman gayretli olun. 
46N 016:001 Kutsallara yapılacak para yardımına gelince: Galatya kiliselerine ne buyurduysam, siz de öyle yapın. 
46N 016:002 Haftanın ilk günü herkes kazancına göre bir miktar para ayırıp biriktirsin. Öyle ki, yanınıza geldiğimde para toplamaya gerek kalmasın. 
46N 016:003 Oraya vardığımda, bağışlarınızı götürmek üzere uygun gördüğünüz kişileri tanıtıcı mektuplarla Yeruşalime göndereceğim. 
46N 016:004 Benim de gitmeme değerse, onları yanıma alıp gideceğim. 
46N 016:005 Makedonyadan geçtikten sonra yanınıza geleceğim. Çünkü Makedonyadan geçmek niyetindeyim. 
46N 016:006 Belki bir süre yanınızda kalırım, hatta kışı da sizinle geçirebilirim. Öyle ki, sonra nereye gidecek olsam, bana yardım edebilesiniz. 
46N 016:007 Sizi öyle kısaca görüp geçmek istemiyorum. Rabbin izniyle uzunca bir süre yanınızda kalmayı umut ediyorum. 
46N 016:008 Ama Pentikost Gününe dek Efeste kalacağım. 
46N 016:009 Çünkü büyük ve etkili işler yapmam için burada bana bir kapı açıldı. Ne var ki, bana karşı çıkanlar çoktur. 
46N 016:010 Timoteos yanınıza gelirse, bir şeyden korkmamasına dikkat edin. Çünkü o da benim gibi Rabbin işini yapıyor. 
46N 016:011 Kimse onu hor görmesin. Yanıma gelmesi için onu esenlikle uğurlayın. Kardeşlerle birlikte onun da gelmesini bekliyorum. 
46N 016:012 Kardeşimiz Apollosa gelince, kardeşlerle birlikte size gelmesi için ona çok ricada bulundum, ama şimdilik gelmeye hiç de istekli değil. Fırsat bulunca gelecek. 
46N 016:013 Uyanık kalın, imanda dimdik durun, mert ve güçlü olun. 
46N 016:014 Her şeyi sevgiyle yapın. 
46N 016:015 -16 280350 Ahayada ilk iman eden ve kendilerini kutsalların hizmetine adayan İstefanasın ev halkını bilirsiniz. Kardeşler, size yalvarırım, bu gibilere ve onlarla birlikte çalışıp emek verenlerin hepsine bağımlı olun. 
46N 016:017 İstefanas, Fortunatus ve Ahaykosun gelişine sevindim. Yokluğunuzu bana unutturdular. 
46N 016:018 Sizin ruhunuzu da benim ruhumu da ferahlattılar. Böylelerinin değerini bilin. 
46N 016:019 Asya İlindeki kiliseler size selam eder. Akvila ve Priska, evlerinde buluşan toplulukla birlikte Rabde size çok selam ederler. 
46N 016:020 Buradaki bütün kardeşlerin size selamı var. Birbirinizi kutsal öpüşle selamlayın. 
46N 016:021 Ben Pavlus, bu selamı kendi elimle yazıyorum. 
46N 016:022 Rabbi sevmeyene lanet olsun. Maranata! 
46N 016:023 Rab İsanın lütfu sizinle birlikte olsun. 
46N 016:024 Hepinize Mesih İsa'da sevgiler! Amin. Revision 
47N 001:001 Tanrının isteğiyle Mesih İsanın elçisi atanan ben Pavlus ve kardeşimiz Timoteostan Ahayanın her yanındaki bütün kutsallara ve Tanrının Korintteki kilisesine selam! 
47N 001:002 Babamız Tanrıdan ve Rab İsa Mesihten sizlere lütuf ve esenlik olsun. 
47N 001:003 Her türlü tesellinin kaynağı olan Tanrıya, merhametli Babaya, Rabbimiz İsa Mesihin Tanrısı ve Babasına övgüler olsun! 
47N 001:004 Kendisinden aldığımız teselliyle her türlü sıkıntıda olanları teselli edebilmemiz için bizi bütün sıkıntılarımızda teselli ediyor. 
47N 001:005 Çünkü Mesihin acılarını nasıl büyük ölçüde çekiyorsak, Mesih sayesinde büyük teselli de buluyoruz. 
47N 001:006 Sıkıntı çekiyorsak, bu sizin teselliniz ve kurtuluşunuz içindir. Teselli buluyorsak bu, bizim çektiğimiz acıların aynısına dayanmanızda etkin olan bir teselli bulmanız içindir. 
47N 001:007 Size ilişkin umudumuz sarsılmaz. Çünkü acılarımıza olduğu gibi, tesellimize de ortak olduğunuzu biliyoruz. 
47N 001:008 Kardeşlerim, Asya İlinde çektiğimiz sıkıntılardan habersiz kalmanızı istemiyoruz. Dayanabileceğimizden çok ağır bir yük altındaydık. Öyle ki, yaşamaktan bile umudumuzu kesmiştik. 
47N 001:009 Ölüme mahkûm olduğumuzu içimizde hissettik. Ama bu, kendimize değil, ölüleri dirilten Tanrıya güvenmemiz için oldu. 
47N 001:010 -11 280530 Tanrı bizi böylesine büyük bir ölüm tehlikesinden kurtardı; daha da kurtaracaktır. Umudumuzu Ona bağladık. Siz de dualarınızla bize yardım ettikçe, bizi yine kurtaracaktır. Öyle ki, birçok kişinin dualarıyla bize sağlanan lütuftan ötürü birçoklarının ağzından bizim için şükranlar sunulsun. 
47N 001:012 Dünyaya ve özellikle size, insan bilgeliğiyle değil, Tanrının lütfuyla, Tanrıdan gelen kutsallık ve içtenlikle davrandığımıza vicdanımız tanıktır. Ve biz bununla övünüyoruz. 
47N 001:013 -14 280550 Okuyup anlayabileceğinizden başka bir şey yazmıyoruz. Bizi bir ölçüde anladığınız gibi, tümüyle anlayacağınızı umarım. Rabbimiz İsanın gününde bizim övüncümüz siz olacağınız gibi, sizin övüncünüz de biz olalım. 
47N 001:015 -16 280560 Bu güvenle, sizleri iki kez sevindirmek için önce size uğramak, sonra Makedonyaya geçmek, Makedonyadan yine size geri gelerek tarafınızdan Yahudiyeye uğurlanmak niyetindeydim. 
47N 001:017 Bunu isterken acaba kararsız mıydım? Ya da isteklerim benlikten mi doğuyor ki, önce ‹‹Evet, evet››, sonra ‹‹Hayır, hayır›› diyeyim? 
47N 001:018 Tanrının güvenilirliği hakkı için diyorum ki, size ilettiğimiz söz hem ‹‹evet›› hem ‹‹hayır›› değildir. 
47N 001:019 Silvanus ve Timoteosla birlikte size tanıttığımız Tanrının Oğlu İsa Mesih hem ‹‹evet›› hem ‹‹hayır›› değildi. Onda yalnız ‹‹evet›› vardır. 
47N 001:020 Çünkü Tanrının bütün vaatleri Mesihte ‹‹evet››tir. Bu nedenle Tanrının yüceliği için Mesih aracılığıyla Tanrıya ‹‹Amin›› deriz. 
47N 001:021 Bizi sizinle birlikte Mesihte pekiştiren ve meshetmiş olan Tanrıdır. 
47N 001:022 O bizi mühürledi, güvence olarak da yüreklerimize Kutsal Ruhu yerleştirdi. 
47N 001:023 Tanrıyı tanık tutarım ki, Korinte dönmeyişimin nedeni sizi esirgemekti. 
47N 001:024 İmanınıza egemen olmak istemiyoruz, sevinmeniz için sizinle birlikte çalışıyoruz. Çünkü imanda dimdik duruyorsunuz. 
47N 002:001 Size tekrar keder dolu bir ziyaret yapmamaya karar verdim. 
47N 002:002 Çünkü sizi kederlendirirsem, keder verdiğim sizlerden başka beni kim sevindirecek? 
47N 002:003 Bunu yazdım ki, geldiğimde beni sevindirmesi gerekenler beni kederlendirmesin. Sevincimin hepinizin sevinci olduğuna ilişkin hepinize güvenim var. 
47N 002:004 Kederlenesiniz diye değil, size beslediğim derin sevgiyi anlayasınız diye büyük bir sıkıntı ve yürek acısıyla gözyaşları içinde size yazdım. 
47N 002:005 Eğer biri bir başkasını kederlendirdiyse, beni değil -abartmadan söyleyeyim- bir dereceye kadar hepinizi kederlendirmiş olur. 
47N 002:006 Böyle birine çoğunluğun verdiği bu ceza yeterlidir. 
47N 002:007 Aşırı kedere boğulmasın diye o kişiyi daha fazla cezalandırmayıp bağışlamalı ve teselli etmelisiniz. 
47N 002:008 Bunun için ona duyduğunuz sevgiyi yenilemenizi rica ederim. 
47N 002:009 Sizi sınamak ve her durumda söz dinleyenler olup olmadığınızı anlamak için yazdım size. 
47N 002:010 Kimi bağışlarsanız, ben de onu bağışlarım. Eğer bir şeyi bağışladımsa, bunu sizin için Mesihin önünde bağışladım. 
47N 002:011 Öyle ki, Şeytanın oyununa gelmeyelim. Çünkü onun düzenlerini bilmez değiliz. 
47N 002:012 -13 280760 Mesihin Müjdesini yaymak amacıyla Troasa geldiğimde Rabbin işi için bana bir kapı açıldığı halde, kardeşim Titusu orada bulamadığım için iç huzurum yoktu. Bu nedenle oradakilere veda ederek Makedonyaya gittim. 
47N 002:014 Bizi her zaman Mesihin zafer alayında yürüten, Onu tanımanın güzel kokusunu aracılığımızla her yerde yayan Tanrıya şükürler olsun! 
47N 002:015 Çünkü biz hem kurtulanlar hem de mahvolanlar arasında Tanrı için Mesihin güzel kokusuyuz. 
47N 002:016 Mahvolanlar için ölüme götüren ölüm kokusu, kurtulanlar içinse yaşama götüren yaşam kokusuyuz. Böylesi bir işe kim yeterlidir? 
47N 002:017 Birçokları gibi, Tanrı'nın sözünü ticaret aracı yapanlar değiliz. Tanrı tarafından gönderilen ve Mesih'e ait olan kişiler olarak Tanrı'nın önünde içtenlikle konuşuyoruz. 
47N 003:001 Kendimizi yine tavsiye etmeye mi başlıyoruz? Yoksa bazıları gibi size ya da sizden tavsiye mektuplarına ihtiyacımız mı var? 
47N 003:002 Bütün insanlarca bilinen ve okunan, yüreklerimize yazılmış mektubumuz sizsiniz. 
47N 003:003 Hizmetimizin sonucu olup mürekkeple değil, yaşayan Tanrının Ruhuyla, taş levhalara değil, insan yüreğinin levhalarına yazılmış Mesihin mektubu olduğunuz açıktır. 
47N 003:004 Mesih sayesinde Tanrıya böyle bir güvenimiz vardır. 
47N 003:005 Herhangi bir şeyi kendi başarımız olarak saymaya yeterliyiz demek istemiyorum; bizi yeterli kılan Tanrıdır. 
47N 003:006 O bizi yazılı yasaya değil, Ruha dayalı yeni bir antlaşmanın hizmetkârları olmaya yeterli kıldı. Yazılı yasa öldürür, Ruh ise yaşatır. 
47N 003:007 -8 280870 Ölümle sonuçlanan hizmet, yani taş üzerine harf harf kazılan yasa yücelik içinde geldiyse -öyle ki, İsrailoğulları geçici olan parlaklığından ötürü Musanın yüzüne bakamadılar- Ruha dayalı hizmetin yücelik içinde olacağı daha kesin değil mi? 
47N 003:009 İnsanı suçlu çıkaran hizmetin yüceliği varsa, aklanmayı sağlayan hizmetin yüceliği çok daha aşkındır. 
47N 003:010 Çünkü eskiden yüceltilmiş olanın, şimdi yücelikte aşkın olana göre yüceliği yoktur. 
47N 003:011 Geçici olan, yücelik içinde geldiyse, kalıcı olanın yüceliği çok daha büyüktür. 
47N 003:012 Böyle bir umuda sahip olduğumuz için büyük cesaretle konuşabiliriz. 
47N 003:013 Yüzündeki parlaklığın giderek söndüğünü İsrailoğulları görmesin diye yüzünü peçeyle örten Musa gibi değiliz. 
47N 003:014 İsrailoğullarının zihinleri körelmişti. Bugün bile Eski Antlaşma okunurken zihinleri aynı peçeyle örtülü kalıyor. Çünkü bu peçe ancak Mesih aracılığıyla kalkar. 
47N 003:015 Ne var ki, bugün bile Musanın yazıları okunduğunda yüreklerini bir peçe örtüyor. 
47N 003:016 Oysa ne zaman biri Rabbe dönerse, o peçe kaldırılır. 
47N 003:017 Rab Ruhtur, Rabbin Ruhu neredeyse orada özgürlük vardır. 
47N 003:018 Ve biz hepimiz peçesiz yüzle Rab'bin yüceliğini görerek yücelik üstüne yücelikle O'na benzer olmak üzere değiştiriliyoruz. Bu da Ruh olan Rab sayesinde oluyor. 
47N 004:001 Bu hizmeti Tanrının merhametiyle üstlendiğimiz için cesaretimizi yitirmeyiz. 
47N 004:002 Utanç verici gizli yolları reddettik. Hileye başvurmayız, Tanrının sözünü de çarpıtmayız. Gerçeği ortaya koyarak kendimizi Tanrının önünde her insanın vicdanına tavsiye ederiz. 
47N 004:003 Yaydığımız Müjde örtülüyse de, mahvolanlar için örtülüdür. 
47N 004:004 Tanrının görünümü olan Mesihin yüceliğiyle ilgili Müjdenin ışığı imansızların üzerine doğmasın diye, bu çağın ilahı onların zihinlerini kör etmiştir. 
47N 004:005 Biz kendimizi ilan etmiyoruz; ama Mesih İsayı Rab, kendimizi de İsa uğruna kullarınız ilan ediyoruz. 
47N 004:006 Çünkü, ‹‹Işık karanlıktan parlayacak›› diyen Tanrı, İsa Mesihin yüzünde parlayan kendi yüceliğini tanımamızdan doğan ışığı bize vermek için yüreklerimizi aydınlattı. 
47N 004:007 Üstün gücün bizden değil, Tanrıdan kaynaklandığı bilinsin diye bu hazineye toprak kaplar içinde sahibiz. 
47N 004:008 Her yönden sıkıştırılmışız, ama ezilmiş değiliz. Şaşırmışız, ama çaresiz değiliz. 
47N 004:009 Kovalanıyoruz, ama terk edilmiş değiliz. Yere yıkılmışız, ama yok olmuş değiliz. 
47N 004:010 İsanın yaşamı bedenimizde açıkça görülsün diye İsanın ölümünü her an bedenimizde taşıyoruz. 
47N 004:011 Çünkü İsanın yaşamı ölümlü bedenimizde açıkça görülsün diye, biz yaşayanlar İsa uğruna sürekli olarak ölüme teslim ediliyoruz. 
47N 004:012 Böylece ölüm bizde, yaşamsa sizde etkin olmaktadır. 
47N 004:013 ‹‹İman ettim, bu nedenle konuştum›› diye yazılmıştır. Aynı iman ruhuna sahip olarak biz de iman ediyor ve bu nedenle konuşuyoruz. 
47N 004:014 Çünkü Rab İsayı dirilten Tanrının, bizi de İsayla diriltip sizinle birlikte kendi önüne çıkaracağını biliyoruz. 
47N 004:015 Bütün bunlar sizin yararınızadır. Böylelikle Tanrının lütfu çoğalıp daha çok insana ulaştıkça, Tanrının yüceliği için şükran da artsın. 
47N 004:016 Bu nedenle cesaretimizi yitirmeyiz. Her ne kadar dış varlığımız harap oluyorsa da, iç varlığımız günden güne yenileniyor. 
47N 004:017 Çünkü geçici, hafif sıkıntılarımız bize, ağırlıkta hiçbir şeyle karşılaştırılamayacak kadar büyük, sonsuz bir yücelik kazandırmaktadır. 
47N 004:018 Gözlerimizi görünen şeylere değil, görünmeyenlere çeviriyoruz. Çünkü görünenler geçicidir, görünmeyenlerse sonsuza dek kalıcıdır. 
47N 005:001 Biliyoruz ki, barındığımız bu dünyasal çadır yıkılırsa, göklerde Tanrının bize sağladığı bir konut -elle yapılmamış, sonsuza dek kalacak bir evimiz- vardır. 
47N 005:002 Şimdiyse göksel evimizi giyinmeyi özleyerek inliyoruz. 
47N 005:003 Onu giyinirsek çıplak kalmayız. 
47N 005:004 Dünyasal çadırda yaşayan bizler ağır bir yük altında inliyoruz. Asıl istediğimiz soyunmak değil, giyinmektir. Öyle ki, ölümlü olan, yaşam tarafından yutulsun. 
47N 005:005 Bizleri tam bu amaç için hazırlamış ve güvence olarak bize Ruhu vermiş olan Tanrıdır. 
47N 005:006 Bu nedenle her zaman cesaretimiz vardır. Şunu biliyoruz ki, bu bedende yaşadıkça Rabden uzaktayız. 
47N 005:007 Gözle görülene değil, imana dayanarak yaşarız. 
47N 005:008 Cesaretimiz vardır diyorum ve bedenden uzakta, Rabbin yanında olmayı yeğleriz. 
47N 005:009 Bunun için, ister bedende yaşayalım ister bedenden uzak olalım, amacımız Rabbi hoşnut etmektir. 
47N 005:010 Çünkü bedende yaşarken gerek iyi gerek kötü, yaptıklarımızın karşılığını almak için hepimiz Mesihin yargı kürsüsü önüne çıkmak zorundayız. 
47N 005:011 Rabden korkmanın ne demek olduğunu bildiğimizden insanları ikna etmeye çalışıyoruz. Ne olduğumuzu Tanrı biliyor; umarım siz de vicdanınızda biliyorsunuz. 
47N 005:012 Kendimizi yine size tavsiye etmeye çalışmıyoruz. Ama yürekle değil, dış görünüşle övünenleri yanıtlayabilmeniz için bizimle övünmenize fırsat veriyoruz. 
47N 005:013 Eğer kendimizde değilsek, bu Tanrı içindir. Aklımız başımızdaysa, bu sizin içindir. 
47N 005:014 Bizi zorlayan, Mesihin sevgisidir. Yargımız şu: Biri herkes için öldü; öyleyse hepsi öldü. 
47N 005:015 Evet, Mesih herkes için öldü. Öyle ki, yaşayanlar artık kendileri için değil, kendileri uğruna ölüp dirilen Mesih için yaşasınlar. 
47N 005:016 Bu nedenle, biz artık kimseyi insan ölçülerine göre tanımayız. Mesihi bu ölçülere göre tanıdıksa da, artık öyle tanımıyoruz. 
47N 005:017 Bir kimse Mesihteyse, yeni yaratıktır; eski şeyler geçmiş, her şey yeni olmuştur. 
47N 005:018 Bunların hepsi Tanrıdandır. Tanrı, Mesih aracılığıyla bizi kendisiyle barıştırdı ve bize barıştırma görevini verdi. 
47N 005:019 Şöyle ki Tanrı, insanların suçlarını saymayarak dünyayı Mesihte kendisiyle barıştırdı ve barıştırma sözünü bize emanet etti. 
47N 005:020 Böylece, Tanrı aracılığımızla çağrıda bulunuyormuş gibi Mesihin adına elçilik ediyor, Onun adına yalvarıyoruz: Tanrıyla barışın. 
47N 005:021 Tanrı, günahı bilmeyen Mesih'i bizim için günah sunusu yaptı. Öyle ki, Mesih sayesinde Tanrı'nın doğruluğu olalım. 
47N 006:001 Tanrıyla birlikte çalışan bizler, Onun lütfunu boş yere kabul etmemenizi ayrıca rica ediyoruz. 
47N 006:002 Çünkü Tanrı diyor ki,  ‹‹Uygun zamanda seni duydum,  Kurtuluş günü sana yardım ettim.›› 
47N 006:003 Hizmetimizin kötülenmemesi için hiçbir konuda hiç kimsenin sürçmesine neden olmadık. 
47N 006:004 -8 281400 Tersine Tanrının hizmetkârları olarak olağanüstü dayanmada, sıkıntı, güçlük ve elemlerde, dayak, hapis, karışıklık, emek, uykusuzluk ve açlıkta; pak yaşayışta, bilgi, sabır, iyilik, Kutsal Ruh ve içten sevgide; gerçeğin ilanında ve Tanrının gücünde; sağ ve sol ellerimizde doğruluğun silahlarıyla, yücelikte ve onursuzlukta, iyi ünde ve kötü ünde, kendimizi her durumda örnek gösteriyoruz. Aldatanlar sayılıyorsak da dürüst kişileriz. 
47N 006:009 Tanınmıyor gibiyiz, ama iyi tanınıyoruz. Ölümün ağzındayız, ama işte yaşıyoruz. Dövülüyorsak bile öldürülmüş değiliz. 
47N 006:010 Kederliyiz ama her zaman seviniyoruz. Yoksuluz ama birçoklarını zengin ediyoruz. Hiçbir şeyimiz yok ama her şeye sahibiz. 
47N 006:011 Ey Korintliler, sizinle açıkça konuştuk, size yüreğimizi açtık. 
47N 006:012 Sizden sevgimizi esirgemedik, ama siz bizden sevginizi esirgediniz. 
47N 006:013 Bize aynı karşılığı verebilmek için -çocuklarıma söyler gibi söylüyorum- siz de yüreğinizi açın. 
47N 006:014 İmansızlarla aynı boyunduruğa girmeyin. Çünkü doğrulukla fesadın ne ortaklığı, ışıkla karanlığın ne paydaşlığı olabilir? 
47N 006:015 Mesihle Beliyal uyum içinde olabilir mi? İman edenle iman etmeyenin ortak yanı olabilir mi? 
47N 006:016 Tanrının tapınağıyla putlar uyuşabilir mi? Çünkü biz yaşayan Tanrının tapınağıyız. Nitekim Tanrı şöyle diyor:  ‹‹Aralarında yaşayacak,  Aralarında yürüyeceğim.  Onların Tanrısı olacağım,  Onlar da benim halkım olacak.›› 
47N 006:017 Bu nedenle, ‹‹İmansızların arasından çıkıp ayrılın›› diyor Rab.  ‹‹Murdara dokunmayın,  Ben de sizi kabul edeceğim.›› 
47N 006:018 Her Şeye Gücü Yeten Rab diyor ki,  ‹‹Size Baba olacağım,  Siz de oğullarım, kızlarım olacaksınız.›› 
47N 007:001 Sevgili kardeşler, bu vaatlere sahip olduğumuza göre, bedeni ve ruhu lekeleyen her şeyden kendimizi arındıralım; Tanrı korkusuyla kutsallıkta yetkinleşelim. 
47N 007:002 Yüreklerinizde bize yer verin. Kimseye haksızlık etmedik, kimseyi yoldan saptırmadık, kimseyi sömürmedik. 
47N 007:003 Bunu sizi yargılamak için söylemiyorum. Daha önce de söylediğim gibi, yüreğimizde öyle bir yeriniz var ki, sizinle ölürüz de yaşarız da. 
47N 007:004 Size çok güveniyor, sizinle çok övünüyorum. Teselliyle doluyum. Bütün sıkıntılar arasında sevincim sonsuzdur. 
47N 007:005 Makedonyaya geldiğimizde de hiç rahat yüzü görmedik. Her bakımdan sıkıntı çekiyorduk. Dışarıda kavgalar, yüreğimizde korkular vardı. 
47N 007:006 -7 281560 Ama yüreği ezik olanları teselli eden Tanrı, Titusun yanımıza gelişiyle -yalnız gelişiyle değil, sizden aldığı teselliyle de- bizi teselli etti. Titus beni özlediğinizi, benim için üzülüp gayret ettiğinizi bize anlatınca sevincim bir kat daha arttı. 
47N 007:008 -9 281570 Mektubumla size acı verdiysem bile pişman değilim. Aslında pişman olmuştum -kısa bir süre için de olsa, o mektubun size acı verdiğini görüyorum- ama şimdi seviniyorum; acı duymanıza değil, bu acınızın sizi tövbeye yöneltmesine seviniyorum. Tanrının isteğine uygun olarak acı çektiniz. Böylece hiçbir şekilde bizden zarar görmediniz. 
47N 007:010 Tanrının isteğiyle çekilen acı, kişiyi kurtuluşla sonuçlanan ve pişmanlık doğurmayan tövbeye götürür. Dünyanın acılarıysa ölüm getirir. 
47N 007:011 Bakın bu acılar, Tanrının isteğiyle çektiğiniz bu acılar sizde ne büyük ciddiyet, paklanmak için ne büyük istek yarattı! Sizde ne büyük öfke, korku, özlem, gayret ve suçluyu cezalandırma arzusu uyandırdı! Bu konuda her bakımdan masum olduğunuzu kanıtladınız. 
47N 007:012 Size o mektubu yazdımsa da, haksızlık edeni ya da haksızlık göreni düşünerek yazmadım; bize ne denli adanmış olduğunuzu Tanrı önünde açıkça görmenizi istiyordum. 
47N 007:013 Bütün bunlarla teselli buluyoruz. Tesellimize ek olarak Titusun sevinci bizi daha da çok sevindirdi. Çünkü hepiniz onun yüreğini ferahlattınız. 
47N 007:014 Sizleri ona övdüm, beni utandırmadınız. Size söylediğimiz her şey nasıl doğru idiyse, sizi Titusa övmemiz de öylece doğru çıktı. 
47N 007:015 Hepinizin nasıl söz dinlediğini, kendisini nasıl saygı ve korkuyla kabul ettiğinizi anımsadıkça size olan sevgisi daha da artıyor. 
47N 007:016 Size her bakımdan güvenebildiğim için seviniyorum. 
47N 008:001 -2 281650 Kardeşler, sizlere Tanrının Makedonyadaki kiliselerine sağladığı lütuftan söz etmek istiyoruz: Büyük sıkıntılarla denendiklerinde, coşkun sevinçleri ve aşırı yoksullukları tam bir cömertliğe dönüştü. 
47N 008:003 Ellerinden geldiği kadarını, hatta daha fazlasını kendi istekleriyle verdiklerine tanıklık ederim. 
47N 008:004 Kutsallara yapılan yardıma katkıda bulunma ayrıcalığının kendilerine verilmesi için bize yalvarıp yakardılar. 
47N 008:005 Umduğumuzdan da öte, kendilerini önce Rabbe, sonra Tanrının isteğiyle bize adadılar. 
47N 008:006 Bu nedenle, aranızda daha önce başladığı bu hayırlı işi tamamlaması için Titusu isteklendirdik. 
47N 008:007 İmanda, söz söylemekte, bilgide, her tür gayrette, bize beslediğiniz sevgide, her şeyde üstün olduğunuz gibi, bu hayırlı işte de üstün olmaya bakın. 
47N 008:008 Bunu buyruk olarak söylemiyorum, yalnızca sevginizin içtenliğini ötekilerin gayretiyle karşılaştırarak sınamak istiyorum. 
47N 008:009 Rabbimiz İsa Mesihin lütfunu bilirsiniz. Onun yoksulluğuyla siz zengin olasınız diye, zengin olduğu halde sizin uğrunuza yoksul oldu. 
47N 008:010 Bu konuda size yararlı olanı salık veriyorum. Geçen yıl bağış toplamaya ilk girişen, hatta buna ilk heveslenen siz oldunuz. 
47N 008:011 Şimdi bu işi tamamlayın; bunu candan arzuladığınız gibi, elinizden geldiğince tamamlamaya bakın. 
47N 008:012 Çünkü istek varsa, insanın elinde olmayana göre değil, elindekine göre yardımda bulunması uygundur. 
47N 008:013 -15 281760 Amacımız sizi sıkıntıya sokup başkalarını rahatlatmak değildir. Ama eşitlik olsun diye, şimdi elinizdeki fazlalık onların eksiğini tamamladığı gibi, başka zaman onların elindeki fazlalık sizin eksiğinizi tamamlasın. Öyle ki, ‹‹Çok toplayanın fazlası, az toplayanın da eksiği yoktu›› diye yazılmış olduğu gibi, eşitlik olsun. 
47N 008:016 Titusun yüreğinde sizin için aynı ilgiyi uyandıran Tanrıya şükürler olsun! 
47N 008:017 Çünkü Titus yalnız ricamızı kabul etmekle kalmadı, size derin ilgi duyduğu için kendi isteğiyle yanınıza geliyor. 
47N 008:018 Müjdeyi yayma çabalarından ötürü bütün kiliselerce övülen bir kardeşi de onunla birlikte gönderiyoruz. 
47N 008:019 Üstelik bu kardeş, Rabbi yüceltmek ve yardıma hazır olduğumuzu göstermek için yürüttüğümüz bu hayırlı hizmette yol arkadaşımız olmak üzere kiliseler tarafından seçildi. 
47N 008:020 Bu büyük bağışla ilgili hizmetimizde kimsenin eleştirisine hedef olmamaya özen gösteriyoruz. 
47N 008:021 Çünkü yalnız Rabbin gözünde değil, insanların gözünde de doğru olanı yapmaya dikkat ediyoruz. 
47N 008:022 Birçok konuda defalarca deneyip gayretli bulduğumuz, şimdi size duyduğu büyük güvenle çok daha gayretli olan kardeşimizi de bu iki kişiyle birlikte gönderiyoruz. 
47N 008:023 Titusa gelince, o benim paydaşım ve aranızdaki emektaşımdır. Öbür kardeşlerimizse kiliselerin elçileri, Mesihin kıvancıdırlar. 
47N 008:024 Bunun için onlara sevginizi kanıtlayın, kiliselerin önünde sizinle övünmemizin nedenini gösterin. 
47N 009:001 Kutsallara yapılacak bu yardımla ilgili olarak size yazmama gerek yok. 
47N 009:002 Çünkü yardıma hazır olduğunuzu biliyorum. Ahayadaki sizlerin geçen yıldan beri hazırlıklı olduğunu söyleyerek Makedonyalılar karşısında sizinle övünmekteyim. Gayretiniz onların çoğunu harekete geçirdi. 
47N 009:003 Bu konuda sizinle övünmemiz boşa çıkmasın; dediğim gibi, hazırlıklı olasınız diye kardeşleri yanınıza gönderiyorum. 
47N 009:004 Öyle ki, bazı Makedonyalılar benimle birlikte gelir ve sizi hazırlıksız bulurlarsa, sizler bir yana, bizler duyduğumuz güvenden ötürü utanmayalım. 
47N 009:005 Bu nedenle önce yanınıza gelmeleri ve cömertçe vermeyi vaat ettiğiniz armağanları hazırlamaları için kardeşlere ricada bulunmayı gerekli gördüm. Öyle ki, armağanınız cimrilik değil, cömertlik örneği olarak hazır olsun. 
47N 009:006 Şunu unutmayın: Az eken az biçer, çok eken çok biçer. 
47N 009:007 Herkes yüreğinde niyet ettiği gibi versin; isteksizce ya da zorlanmış gibi değil. Çünkü Tanrı sevinçle vereni sever. 
47N 009:008 Her zaman, her yönden, her şeye yeterli ölçüde sahip olarak her iyi işe cömertçe katkıda bulunabilmeniz için, Tanrı her nimeti size bol bol sağlayacak güçtedir. 
47N 009:009 Nitekim şöyle yazılmıştır:  ‹‹Armağanlar dağıttı, yoksullara verdi;  Doğruluğu sonsuza dek kalıcıdır.›› 
47N 009:010 Ekinciye tohum ve yiyecek ekmek sağlayan Tanrı, sizin de ekeceğinizi sağlayıp çoğaltacak, doğruluğunuzun ürünlerini artıracaktır. 
47N 009:011 Her durumda cömert olmanız için her bakımdan zenginleştiriliyorsunuz. Cömertliğiniz bizim aracılığımızla Tanrıya şükran nedeni oluyor. 
47N 009:012 Yaptığınız bu hizmet yalnız kutsalların eksiklerini gidermekle kalmıyor, birçoklarının Tanrıya şükretmesiyle de zenginleşiyor. 
47N 009:013 Onlar, içtenliğinizi kanıtlayan bu hizmetten ötürü, açıkça benimsediğiniz Mesih Müjdesine uyarak kendileriyle ve herkesle malınızı cömertçe paylaştığınız için Tanrıyı yüceltiyorlar. 
47N 009:014 Tanrının size bağışladığı olağanüstü lütuftan dolayı sizler için dua ediyor, sizi özlüyorlar. 
47N 009:015 Sözle anlatılamayan armağanı için Tanrı'ya şükürler olsun! 
47N 010:001 -2 282010 Sizinle birlikteyken ürkek, ama aranızda değilken yiğit kesilen ben Pavlus, Mesihteki alçakgönüllülük ve yumuşaklıkla size rica ediyor, yalvarıyorum: Yanınıza geldiğim zaman, bizi olağan insanlar gibi yaşayanlardan sayan bazılarına karşı güvenle takınmak niyetinde olduğum tavrı aynı cesaretle size karşı takınmaya zorlamayın beni. 
47N 010:003 Olağan insanlar gibi yaşıyorsak da, insansal güce dayanarak savaşmıyoruz. 
47N 010:004 Çünkü savaşımızın silahları insansal silahlar değil, kaleleri yıkan tanrısal güce sahip silahlardır. 
47N 010:005 Safsataları, Tanrı bilgisine karşı diklenen her engeli yıkıyor, her düşünceyi tutsak edip Mesihe bağımlı kılıyoruz. 
47N 010:006 Mesihe tümüyle bağımlı olduğunuz zaman, Ona bağımlı olmayan her eylemi cezalandırmaya hazır olacağız. 
47N 010:007 Gözünüzün önündekine bakın. Bir kimse Mesihe ait olduğuna güveniyorsa, yine düşünsün: Kendisi kadar biz de Mesihe aitiz. 
47N 010:008 Sizi yıkmak için değil, geliştirmek için Rabbin bize verdiği yetkiyle biraz fazla övünsem de utanmam. 
47N 010:009 Mektuplarımla sizi korkutmaya çalışıyormuş gibi görünmek istemiyorum. 
47N 010:010 Çünkü bazıları, ‹‹Mektupları ağır ve etkilidir, ama kişisel varlığı etkisiz, konuşma yeteneği de sıfır›› diyormuş. 
47N 010:011 Böyle diyenler şunu bilsin ki, uzaktayken mektuplarımızda ne diyorsak, aranızdayken de öyle davranıyoruz. 
47N 010:012 Kendilerini tavsiye eden bazılarıyla kendimizi bir tutmaya ya da karşılaştırmaya elbette cesaret edemeyiz! Onlar kendilerini kendileriyle ölçüp karşılaştırmakla akılsızlık ediyorlar. 
47N 010:013 Ama biz haddimizi aşıp fazla övünmeyiz; övünmemiz, Tanrının bizim için belirlediği, sizlere kadar da uzanan alanın sınırları içinde kalır. 
47N 010:014 Etkinlik alanımız size kadar uzanmasaydı, sizinle ilgilenmekle sınırlarımızın dışına çıkmış sayılabilirdik. Oysa Mesihin Müjdesini size kadar ilk ulaştıran biz olduk. 
47N 010:015 Başkalarının emeğiyle övünüp haddimizi aşmayız. Umudumuz odur ki, sizin imanınız büyüdükçe sayenizde etkinlik alanımız alabildiğine genişleyecek. 
47N 010:016 Böylelikle Müjdeyi sizlerden daha ötelere yayabileceğiz. Çünkü başkasının etkinlik alanında başarılmış işlerle övünmek istemiyoruz. 
47N 010:017 ‹‹Övünen, Rable övünsün.›› 
47N 010:018 Kabule değer kişi kendi kendini tavsiye eden değil, Rab'bin tavsiye ettiği kişidir. 
47N 011:001 Umarım yapacağım küçük bir akılsızlığı hoş görürsünüz. Ne olur, beni hoş görün! 
47N 011:002 Sizler için tanrısal bir kıskançlık duyuyorum. Çünkü sizleri el değmemiş kız gibi tek ere, Mesihe sunmak üzere nişanladım. 
47N 011:003 Ne var ki, yılanın Havvayı kurnazlığıyla aldatması gibi, düşüncelerinizin Mesihe olan içten ve pak adanmışlıktan saptırılmasından korkuyorum. 
47N 011:004 Çünkü size gelen ve bizim tanıttığımızdan değişik bir İsayı tanıtanları pekâlâ hoş görüyorsunuz. Ayrıca, aldığınız ruhtan farklı bir ruhu ve kabul ettiğinizden farklı bir müjdeyi kabul ederek bunları hoş görüyorsunuz. 
47N 011:005 Sözüm ona üstün elçilerden hiç de aşağı olduğumu sanmıyorum! 
47N 011:006 Acemi bir konuşmacı olabilirim, ama bilgiden yana acemi değilim. Bunu size her durumda, her bakımdan açıkça gösterdik. 
47N 011:007 Yücelmeniz için kendimi alçaltarak Tanrının Müjdesini size karşılıksız bildirmekle günah mı işledim? 
47N 011:008 Size hizmet etmek için yardım aldığım başka kiliseleri adeta soydum. 
47N 011:009 Aranızdayken ihtiyacım olduğu halde hiçbirinize yük olmadım. Çünkü Makedonyadan gelen kardeşler eksiklerimi tamamladılar. Size yük olmamaya hep özen gösterdim, bundan böyle de özen göstereceğim. 
47N 011:010 Mesihin gerçeğine sahip olarak kesinlikle diyebilirim ki, Ahaya İlinde hiç kimse beni böyle övünmekten alıkoyamaz. 
47N 011:011 Neden mi? Sizi sevmediğimden mi? Tanrı biliyor ki, sizi seviyorum. 
47N 011:012 Övündükleri konuda bize eşit sayılmak isteyen fırsatçılara fırsat vermemek için, yaptığımı yapmaya devam edeceğim. 
47N 011:013 Bu tür adamlar sahte elçiler, düzenbaz işçiler, kendilerine Mesihin elçisi süsü verenlerdir. 
47N 011:014 Buna şaşmamalı. Şeytan da kendisine ışık meleği süsü verir. 
47N 011:015 Ona hizmet edenlerin de kendilerine doğruluğun hizmetkârları süsü vermesi şaşırtıcı değildir. Onların sonu yaptıklarına göre olacaktır. 
47N 011:016 Yine söylüyorum, kimse beni akılsız sanmasın. Öyle sanıyorsanız, akılsız birini kabul eder gibi de olsa beni kabul edin ki, ben de biraz övüneyim! 
47N 011:017 Söylediklerimi Rabbin söyleyeceği gibi değil, akılsız biri gibi, bu övüngen tavırla söylüyorum. 
47N 011:018 Mademki birçokları ne olduklarıyla övünüyorlar, ben de övüneceğim. 
47N 011:019 Sizler akıllı olduğunuz için akılsızlara seve seve katlanıyorsunuz! 
47N 011:020 Aslında sizi köle edenlere, sömürenlere, sizden yararlananlara, büyüklük taslayanlara ya da sizi tokatlayanlara katlanıyorsunuz. 
47N 011:021 Utanarak kabul ediyorum ki, biz bunu yapacak güçte değildik! Ama birinin övünmeye cesaret ettiği konuda -akılsız biri gibi konuşuyorum- ben de övünmeye cesaret ediyorum. 
47N 011:022 Onlar İbrani mi? Ben de İbraniyim. İsrailli mi? Ben de İsrailliyim. İbrahimin soyundan mıdırlar? Ben de onun soyundanım. 
47N 011:023 Mesihin hizmetkârları mıdırlar? Aklımı kaçırmış gibi konuşuyorum. Ben Onun daha üstün bir hizmetkârıyım. Ben daha çok emek verdim, hapse daha çok girdim, sayısız dayak yedim, çok kez ölümle burun buruna geldim. 
47N 011:024 Beş kez Yahudilerden otuz dokuzar kırbaç yedim. 
47N 011:025 Üç kez değnekle dövüldüm, bir kez taşlandım, üç kez deniz kazasına uğradım. Bir gün bir gece açık denizde kaldım. 
47N 011:026 Sık sık yolculuk ettim. Irmaklarda, haydutlar arasında, gerek soydaşlarımın gerekse öteki ulusların arasında tehlikelere uğradım. Kentte, kırda, denizde, sahte kardeşler arasında tehlikelere düştüm. 
47N 011:027 Emek verdim, sıkıntı çektim, çok kez uykusuz kaldım. Açlığı, susuzluğu tattım. Çok kez yiyecek sıkıntısı çektim, soğukta çıplak kaldım. 
47N 011:028 Öbür sorunların yanısıra, bütün kiliseler için her gün çektiğim kaygının baskısı var üzerimde. 
47N 011:029 Kim güçsüz olur da ben güçsüz olmam? Kim günaha düşürülür de ben onun için yanmam? 
47N 011:030 Övünmem gerekiyorsa, güçsüzlüğümü gösteren şeylerle övüneceğim. 
47N 011:031 Rab İsanın sonsuza dek övülecek olan Tanrısı ve Babası biliyor ki, yalan söylemiyorum. 
47N 011:032 Şamda Kral Aretasın valisi beni yakalatmak için kenti denetim altına almıştı. 
47N 011:033 Ama beni küfe içinde surdaki bir pencereden sarkıttılar; böylece onun elinden sıyrılıp kaçtım. 
47N 012:001 Yararlı olmasa da övünmek gereklidir. Şimdi görümlere ve Rabbin vahiylerine geleyim. 
47N 012:002 On dört yıl önce alınıp üçüncü göğe götürülmüş bir Mesih izleyicisi tanıyorum. Bu, bedensel olarak mı, yoksa beden dışında mı oldu, bilmiyorum, Tanrı bilir. 
47N 012:003 -4 282530 Evet, bu adamın cennete götürüldüğünü biliyorum; bu, bedensel olarak mı, yoksa bedenden ayrı mı oldu, bilmiyorum, Tanrı bilir. Orada, dille anlatılamaz, insanın söylemesi yasak olan sözler işitti. 
47N 012:005 Böyle biriyle övüneceğim. Ama kendimle ilgili olarak, güçsüzlüklerimden başka bir şeyle övünmeyeceğim. 
47N 012:006 Övünmek istesem bile akılsız olmayacağım. Çünkü gerçeği söylemiş olacağım. Ama kimse beni gördüğünden ya da işittiğinden daha üstün görmesin diye övünmekten kaçınıyorum. 
47N 012:007 Aldığım vahiylerin üstünlüğüyle gururlanmayayım diye bana bedende bir diken, beni yumruklamak için Şeytanın bir meleği verildi, gururlanmayayım diye. 
47N 012:008 Bundan kurtulmak için Rabbe üç kez yalvardım. 
47N 012:009 Ama O bana, ‹‹Lütfum sana yeter. Çünkü gücüm, güçsüzlükte tamamlanır›› dedi. İşte, Mesihin gücü içimde bulunsun diye güçsüzlüklerimle sevinerek daha çok övüneceğim. 
47N 012:010 Bu nedenle Mesih uğruna güçsüzlükleri, hakaretleri, zorlukları, zulümleri ve darlıkları sevinçle karşılıyorum. Çünkü ne zaman güçsüzsem, o zaman güçlüyüm. 
47N 012:011 Akılsız biri gibi davrandım, ama beni buna siz zorladınız. Aslında beni siz tavsiye etmeliydiniz. Çünkü bir hiç isem de, sözüm ona üstün elçilerden hiç de aşağı değilim. 
47N 012:012 Elçiliğimin kanıtları aranızda büyük bir sabırla, belirtiler, harikalar ve mucizelerle gösterildi. 
47N 012:013 Size yük olmayışımdan başka öbür kiliselerden ne eksiğiniz var ki? Bu haksızlığımı bağışlayın! 
47N 012:014 İşte, üçüncü kez yanınıza gelmeye hazırım ve size yük olmayacağım. Çünkü sizde olanı değil, sizi istiyorum. Çocukların anne babaları için değil, anne babaların çocukları için para biriktirmesi gerekir. 
47N 012:015 Ben de canlarınız uğruna malımı da kendimi de seve seve harcayacağım. Sizi daha çok seversem, daha az mı sevileceğim? 
47N 012:016 Öyle olsun, ben size yük olmadım. Ama kurnaz biri olduğumdan sizi hileyle elde etmişim! 
47N 012:017 Size gönderdiğim adamlardan biri aracılığıyla sizi sömürdüm mü? 
47N 012:018 Titusu size gelmeye isteklendirdim ve öbür kardeşi de onunla birlikte gönderdim. Titus sizi sömürmedi, değil mi? Aynı ruhla davranmadık mı, aynı yolu izlemedik mi? 
47N 012:019 Bunca zamandır önünüzde kendimizi savunduğumuzu mu düşünüyorsunuz? Tanrının önünde, Mesihe ait kişiler olarak konuşuyoruz. Sevgili kardeşler, yaptığımız her şey sizin gelişmeniz içindir. 
47N 012:020 Çünkü geldiğimde sizi istediğim durumda bulamayacağımdan korkuyorum. Sizler de beni istediğiniz durumda bulamayabilirsiniz. Aranızda çekişme, kıskançlık, öfke, bencil tutkular, iftira, dedikodu, böbürlenme, kargaşa olmasından korkuyorum. 
47N 012:021 Korkarım size tekrar geldiğimde Tanrım beni önünüzde utandıracak; daha önce günah işleyip de kapıldıkları pisliklerden, fuhuş ve sefahatten tövbe etmeyen birçokları için yas tutacağım. 
47N 013:001 Bu, yanınıza üçüncü gelişim olacak. Her suçlama iki ya da üç tanığın tanıklığıyla doğrulanmalıdır. 
47N 013:002 Daha önce, aranızda ikinci kez bulunduğumda, geçmişte günah işlemiş olanlarla onların dışında kalanların hepsine söylemiştim, şimdi sizden uzaktayken de yineliyorum: Tekrar yanınıza gelirsem, hiç kimseyi esirgemeyeceğim! 
47N 013:003 Mesihin benim aracılığımla konuştuğuna ilişkin kanıt istiyorsunuz. Mesih size karşı güçsüz değildir; Onun gücü sizde etkindir. 
47N 013:004 Güçsüzlük içinde çarmıha gerildiği halde, şimdi Tanrının gücüyle yaşıyor. Biz de Onda güçsüz olduğumuz halde, Tanrının gücü sayesinde Onunla birlikte sizin yararınıza yaşayacağız. 
47N 013:005 İman yolunda olup olmadığınızı anlamak için kendinizi sınayıp yoklayın. İsa Mesihin içinizde olduğunu bilmiyor musunuz? Yoksa sınavdan başarısız çıkarsınız. 
47N 013:006 Umarım bizim başarısızlığa uğramadığımızı anlayacaksınız. 
47N 013:007 Kötü bir şey yapmamanız için Tanrıya dua ediyoruz. Dileğimiz, bizim sınavı geçmiş görünmemiz değil, biz sınavda başarısız görünsek bile sizin iyi olanı yapmanızdır. 
47N 013:008 Çünkü gerçeğe karşı değil, ancak gerçek uğruna bir şey yapabiliriz. 
47N 013:009 Biz güçsüz, sizse güçlüyken seviniyoruz. Yetkin olmanız için de dua ediyoruz. 
47N 013:010 Rabbin yıkmak değil, geliştirmek için bana verdiği yetkiyi yanınıza geldiğimde sert biçimde kullanmak zorunda kalmayayım diye, bunları aranızda değilken yazıyorum. 
47N 013:011 Son olarak hoşça kalın, kardeşlerim. Yaşantınızı düzeltin, çağrıma kulak verin, düşüncelerinizde birlik olun, esenlik içinde yaşayın. Sevgi ve esenlik kaynağı olan Tanrı sizinle birlikte olacaktır. 
47N 013:012 Birbirinizi kutsal öpüşle selamlayın. 
47N 013:013 Bütün kutsallar size selam eder. 
47N 013:014 Rab İsa Mesih'in lütfu, Tanrı'nın sevgisi ve Kutsal Ruh'un paydaşlığı hepinizle birlikte olsun. 
48N 001:001 -2 282850 İnsanlarca ya da insan aracılığıyla değil, İsa Mesih ve Onu ölümden dirilten Baba Tanrı aracılığıyla elçi atanan ben Pavlustan ve benimle birlikte olan bütün kardeşlerden Galatyadaki kiliselere selam! 
48N 001:003 Babamız Tanrıdan ve Rab İsa Mesihten sizlere lütuf ve esenlik olsun. 
48N 001:004 Mesih, Babamız Tanrının isteğine uyarak bizi şimdiki kötü çağdan kurtarmak için günahlarımıza karşılık kendini feda etti. 
48N 001:005 Tanrıya sonsuzlara dek yücelik olsun! Amin. 
48N 001:006 Sizi Mesihin lütfuyla çağıranı bırakıp değişik bir müjdeye böylesine çarçabuk dönmenize şaşıyorum. 
48N 001:007 Gerçekte başka bir müjde yoktur. Ancak aklınızı karıştırıp Mesihin Müjdesini çarpıtmak isteyenler vardır. 
48N 001:008 İster biz, ister gökten bir melek size bildirdiğimize ters düşen bir müjde bildirirse, lanet olsun ona! 
48N 001:009 Daha önce söylediğimizi şimdi yine söylüyorum: Bir kimse size kabul ettiğinize ters düşen bir müjde bildirirse, ona lanet olsun! 
48N 001:010 Şimdi ben insanların onayını mı, Tanrının onayını mı arıyorum? Yoksa insanları mı hoşnut etmeye çalışıyorum? Eğer hâlâ insanları hoşnut etmek isteseydim, Mesihin kulu olmazdım. 
48N 001:011 Kardeşlerim, yaydığım Müjdenin insandan kaynaklanmadığını bilmenizi istiyorum. 
48N 001:012 Çünkü ben onu insandan almadım, kimseden de öğrenmedim. Bunu bana İsa Mesih vahiy yoluyla açıkladı. 
48N 001:013 Yahudi dinine bağlı olduğum zaman nasıl bir yaşam sürdüğümü duydunuz. Tanrının kilisesine alabildiğine zulmediyor, onu kırıp geçiriyordum. 
48N 001:014 Yahudi dininde yaşıtım olan soydaşlarımın birçoğundan daha ilerideydim, atalarımın geleneklerini savunmakta çok daha gayretliydim. 
48N 001:015 -16 282980 Ama beni daha annemin rahmindeyken seçip lütfuyla çağıran Tanrı, uluslara müjdelemem için Oğlunu bana göstermeye razı olunca hemen insanlara danışmadım; 
48N 001:017 Yeruşalime, benden önce elçi olanların yanına da gitmedim; Arabistana gittim, sonra yine Şama döndüm. 
48N 001:018 Bundan üç yıl sonra Kefasla tanışmak üzere Yeruşalime gittim, on beş gün onun yanında kaldım. 
48N 001:019 Öbür elçilerden hiçbirini görmedim, yalnız Rab İsanın kardeşi Yakupu gördüm. 
48N 001:020 Bakın, size yazdıklarımın yalan olmadığını Tanrının önünde belirtiyorum. 
48N 001:021 Sonra Suriye ve Kilikya bölgelerine gittim. 
48N 001:022 Yahudiyenin Mesihe ait kiliseleri beni şahsen tanımıyorlardı. 
48N 001:023 Yalnız, ‹‹Bir zamanlar bize zulmeden adam, önceleri yıkmaya çalıştığı imanı şimdi yayıyor›› dendiğini duymuşlardı. 
48N 001:024 Böylece benden ötürü Tanrı'yı yüceltiyorlardı. 
48N 002:001 On dört yıl aradan sonra Titusu da yanıma alıp Barnabayla birlikte yine Yeruşalime gittim. 
48N 002:002 Vahiy uyarınca gittim. Boş yere koşmayayım ya da koşmuş olmayayım diye, öteki uluslar arasında yaydığım Müjdeyi özel olarak ileri gelenlere sundum. 
48N 002:003 Benimle birlikte olan Titus bile Grek olmasına karşın sünnet edilmeye zorlanmadı. 
48N 002:004 Ne var ki, İsa Mesihte sahip olduğumuz özgürlüğü el altından öğrenmek ve böylece bizi köleleştirmek için gizlice aramıza sızan sahte kardeşler vardı. 
48N 002:005 Müjde gerçeği sürekli sizinle kalsın diye bir an bile onlara boyun eğip teslim olmadık. 
48N 002:006 Ama ileri gelenler -ne oldukları bence önemli değil, Tanrı insanlar arasında ayrım yapmaz- evet, bu ileri gelenler söylediklerime bir şey katmadılar. 
48N 002:007 Tam tersine, Müjdeyi sünnetlilere bildirme işi nasıl Petrusa verildiyse, sünnetsizlere bildirme işinin de bana verildiğini gördüler. 
48N 002:008 Çünkü sünnetlilere elçilik etmesi için Petrusta etkin olan Tanrı, öteki uluslara elçilik etmem için bende de etkin oldu. 
48N 002:009 Topluluğun direkleri sayılan Yakup, Kefas ve Yuhanna bana bağışlanan lütfu sezince paydaşlığımızın işareti olarak bana ve Barnabaya sağ ellerini uzattılar. Öteki uluslara bizlerin, Yahudilere kendilerinin gitmesini uygun gördüler. 
48N 002:010 Ancak yoksulları anımsamamızı istediler. Zaten ben de bunu yapmaya gayret ediyordum. 
48N 002:011 Ne var ki, Kefas Antakyaya geldiği zaman, suçlu olduğu için ona açıkça karşı geldim. 
48N 002:012 Çünkü Yakupun yanından bazı adamlar gelmeden önce Kefas öteki uluslardan olanlarla birlikte yemek yerdi. Ama o adamlar gelince sünnet yanlılarından korkarak sünnetsizlerden uzaklaştı, onlarla yemek yemez oldu. 
48N 002:013 Öbür Yahudiler de onun gibi ikiyüzlülük ettiler. Sonunda Barnaba bile onların ikiyüzlülüğüne kapıldı. 
48N 002:014 Müjde gerçeğine uygun davranmadıklarını görünce hepsinin önünde Kefasa şöyle dedim: ‹‹Yahudi olduğun halde Yahudi gibi değil, öteki uluslardan biri gibi yaşıyorsun, nasıl olur da ulusları Yahudi gibi yaşamaya zorlarsın? 
48N 002:015 Doğuştan Yahudi olan bizler öteki uluslardan olan ‹günahlılar› değiliz. 
48N 002:016 Yine de insanın Kutsal Yasanın gereklerini yaparak değil, İsa Mesihe iman ederek aklandığını biliyoruz. Bunun için biz de Yasanın gereklerini yaparak değil, Mesihe iman ederek aklanalım diye Mesih İsaya iman ettik. Çünkü hiç kimse Yasanın gereklerini yaparak aklanmaz. 
48N 002:017 Mesihte aklanmak isterken kendimiz günahlı çıkarsak, Mesih günahın yardakçısı mı olur? Kesinlikle hayır! 
48N 002:018 Yıktığımı yeniden kurarsam, yasayı çiğnediğimi kanıtlamış olurum. 
48N 002:019 Çünkü ben Tanrı için yaşamak üzere Yasa aracılığıyla Yasa karşısında öldüm. 
48N 002:020 Mesihle birlikte çarmıha gerildim. Artık ben yaşamıyorum, Mesih bende yaşıyor. Şimdi bedende sürdürdüğüm yaşamı, beni seven ve benim için kendini feda eden Tanrı Oğluna imanla sürdürüyorum. 
48N 002:021 Tanrı'nın lütfunu geçersiz saymış değilim. Çünkü aklanma Yasa aracılığıyla sağlanabilseydi, o zaman Mesih boş yere ölmüş olurdu.›› 
48N 003:001 Ey akılsız Galatyalılar! Sizi kim büyüledi? İsa Mesih çarmıha gerilmiş olarak gözlerinizin önünde tasvir edilmedi mi? 
48N 003:002 Sizden yalnız şunu öğrenmek istiyorum: Kutsal Ruhu, Yasanın gereklerini yaparak mı, yoksa duyduklarınıza iman ederek mi aldınız? 
48N 003:003 Bu kadar akılsız mısınız? Ruhla başladıktan sonra şimdi insan çabasıyla mı bitirmeye çalışıyorsunuz? 
48N 003:004 Boş yere mi bu kadar acı çektiniz? Gerçekten boşuna mıydı? 
48N 003:005 Size Kutsal Ruhu veren ve aranızda mucizeler yaratan Tanrı, bunu Yasanın gereklerini yaptığınız için mi, yoksa duyduklarınıza iman ettiğiniz için mi yapıyor? 
48N 003:006 Örneğin, ‹‹İbrahim Tanrıya iman etti, böylece aklanmış sayıldı.›› 
48N 003:007 Öyleyse şunu bilin ki, İbrahimin gerçek oğulları iman edenlerdir. 
48N 003:008 Kutsal Yazı, Tanrının öteki ulusları imanlarına göre aklayacağını önceden görerek İbrahime, ‹‹Bütün uluslar senin aracılığınla kutsanacak›› müjdesini önceden verdi. 
48N 003:009 Böylece iman edenler, iman etmiş olan İbrahimle birlikte kutsanırlar. 
48N 003:010 Yasanın gereklerini yapmış olmaya güvenenlerin hepsi lanet altındadır. Çünkü şöyle yazılmıştır: ‹‹Yasa Kitabında yazılı olan her şeyi sürekli yerine getirmeyen herkes lanetlidir.›› 
48N 003:011 Tanrı katında hiç kimsenin Yasayla aklanmadığı açıktır. Çünkü ‹‹İmanla aklanan yaşayacaktır.›› 
48N 003:012 Yasa imana dayalı değildir. Tersine, ‹‹Yasanın gereklerini yapan, onlar sayesinde yaşayacaktır.›› 
48N 003:013 -14 283400 İbrahime sağlanan kutsama Mesih İsa aracılığıyla uluslara sağlansın ve bizler vaat edilen Ruhu imanla alalım diye, Mesih bizim için lanetlenerek bizi Yasanın lanetinden kurtardı. Çünkü, ‹‹Ağaç üzerine asılan herkes lanetlidir›› diye yazılmıştır. 
48N 003:015 Kardeşler, insan yaşamından bir örnek vereyim. İnsanlar arasında yapılmış bile olsa, onaylanmış bir antlaşmayı kimse geçersiz saymaz, ona bir şey eklemez. 
48N 003:016 Vaatler İbrahime ve soyundan olana verildi. Tanrı birçok kişiden söz ediyormuş gibi, ‹‹Ve soyundan olanlara›› demiyor; ‹‹Soyundan olana›› demekle tek bir kişiden, yani Mesihten söz ediyor. 
48N 003:017 Şunu demek istiyorum: Dört yüz otuz yıl sonra gelen Yasa, Tanrının önceden onayladığı antlaşmayı geçersiz kılmaz, vaadi ortadan kaldırmaz. 
48N 003:018 Çünkü miras Yasaya bağlıysa, artık vaade bağlı değildir. Ama Tanrı mirası İbrahime vaatle bağışlamıştır. 
48N 003:019 Öyleyse Yasanın amacı neydi? Yasa suçları ortaya çıkarmak için antlaşmaya eklendi. Vaadi alan ve İbrahimin soyundan olan Kişi gelene dek yürürlükte kalacaktı. Melekler yoluyla, bir aracı eliyle düzenlendi. 
48N 003:020 Aracı tek bir tarafa ait değildir; Tanrı ise birdir. 
48N 003:021 Öyleyse Kutsal Yasa Tanrının vaatlerine aykırı mıdır? Kesinlikle hayır! Çünkü yaşam sağlayabilen bir yasa verilseydi, elbette insanlar yasayla aklanırdı. 
48N 003:022 Oysa İsa Mesihe olan imana dayanan vaat iman edenlere verilsin diye, Kutsal Yazı bütün dünyayı günahın tutsağı ilan ediyor. 
48N 003:023 Bu iman gelmeden önce Yasa altında hapsedilmiştik, gelecek iman açıklanıncaya dek Yasanın tutuklusuyduk. 
48N 003:024 Yani imanla aklanalım diye Mesihin gelişine dek Yasa eğitmenimiz oldu. 
48N 003:025 Ama iman gelmiş olduğundan, artık Yasanın denetiminde değiliz. 
48N 003:026 Çünkü Mesih İsaya iman ettiğiniz için hepiniz Tanrının oğullarısınız. 
48N 003:027 Vaftizde Mesihle birleşenlerinizin hepsi Mesihi giyindi. 
48N 003:028 Artık ne Yahudi ne Grek, ne köle ne özgür, ne erkek ne dişi ayrımı var. Hepiniz Mesih İsada birsiniz. 
48N 003:029 Eğer Mesih'e aitseniz, İbrahim'in soyundansınız, vaade göre de mirasçısınız. 
48N 004:001 Şunu demek istiyorum: Mirasçı her şeyin sahibiyse de, çocuk olduğu sürece köleden farksızdır. 
48N 004:002 Babasının belirlediği zamana dek vasilerin, vekillerin gözetimi altındadır. 
48N 004:003 Bunun gibi, biz de ruhsal yönden çocukken, dünyanın temel ilkelerine bağlı yaşayan kölelerdik. 
48N 004:004 -5 283590 Ama zaman dolunca Tanrı, Yasa altında olanları özgürlüğe kavuşturmak için kadından doğan, Yasa altında doğan öz Oğlunu gönderdi. Öyle ki, bizler oğulluk hakkını alalım. 
48N 004:006 Oğullar olduğunuz için Tanrı öz Oğlunun ‹‹Abba! Baba!›› diye seslenen Ruhunu yüreklerinize gönderdi. 
48N 004:007 Bu nedenle artık köle değil, oğullarsınız. Oğullar olduğunuz için de Tanrı sizi aynı zamanda mirasçı yaptı. 
48N 004:008 Ne var ki, eskiden Tanrıyı tanımadığınız zamanlarda, gerçek olmayan tanrılara kölelik ettiniz. 
48N 004:009 Şimdiyse Tanrıyı tanıdınız, daha doğrusu Tanrı tarafından tanındınız. Öyleyse nasıl oluyor da bu değersiz, etkisiz ilkelere dönüyorsunuz? Yeniden onların kölesi mi olmak istiyorsunuz? 
48N 004:010 Özel günler, aylar, mevsimler, yıllar kutluyorsunuz! 
48N 004:011 Sizin için korkuyorum. Yoksa uğrunuza boş yere mi emek verdim? 
48N 004:012 Kardeşler, size yalvarıyorum, benim gibi olun. Çünkü ben de sizin gibi oldum. Bana hiç haksızlık etmediniz. 
48N 004:013 Bildiğiniz gibi, Müjdeyi size ilk kez bedensel hastalığım nedeniyle bildirmiştim. 
48N 004:014 Bedensel durumum sizin için çetin bir deneme olduğu halde beni ne hor gördünüz ne de reddettiniz. Tanrının bir meleğini, hatta Mesih İsayı kabul eder gibi kabul ettiniz beni. 
48N 004:015 Şimdi o sevincinize ne oldu? Sizin için tanıklık ederim ki, elinizden gelse gözlerinizi oyar bana verirdiniz. 
48N 004:016 Peki, size gerçeği söylediğim için düşmanınız mı oldum? 
48N 004:017 Başkaları sizi kazanmaya gayret ediyor, ama niyetleri iyi değil. Kendileri için gayret edesiniz diye sizi bizden ayırmak istiyorlar. 
48N 004:018 Niyet iyiyse, yalnız aranızda olduğum zaman değil, her zaman gayretli olmak iyidir. 
48N 004:019 Çocuklarım! Mesih sizde biçimleninceye dek sizin için yine doğum ağrısı çekiyorum. 
48N 004:020 Şimdi yanınızda bulunmayı ve sesimin tonunu değiştirmeyi isterdim. Bu halinize şaşıyorum! 
48N 004:021 Kutsal Yasa altında yaşamak isteyen sizler, söyleyin bana, Yasanın ne dediğini bilmiyor musunuz? 
48N 004:022 İbrahimin biri köle, biri de özgür kadından iki oğlu olduğu yazılıdır. 
48N 004:023 Köle kadından olan olağan yoldan, özgür kadından olansa vaat sonucu doğdu. 
48N 004:024 Burada bir benzetme vardır. Bu kadınlar iki antlaşmayı simgelemektedir. Biri Sina Dağındandır, köle olacak çocuklar doğurur. Bu Hacerdir. 
48N 004:025 Hacer, Arabistandaki Sina Dağını simgeler. Şimdiki Yeruşalimin karşılığıdır. Çünkü çocuklarıyla birlikte kölelik etmektedir. 
48N 004:026 Oysa göksel Yeruşalim özgürdür, annemiz odur. 
48N 004:027 Nitekim şöyle yazılmıştır:  ‹‹Sevin, çocuk doğurmayan ey kısır kadın!  Doğum ağrısı nedir bilmeyen sen,  Yükselt sesini, haykır!  Çünkü terk edilmiş kadının,  Kocası olandan daha çok çocuğu var.›› 
48N 004:028 Kardeşler, İshak gibi sizler de vaat çocuklarısınız. 
48N 004:029 Olağan yoldan doğan, Kutsal Ruha göre doğana o zaman nasıl zulmettiyse, şimdi de öyle oluyor. 
48N 004:030 Ama Kutsal Yazı ne diyor?  ‹‹Köle kadınla oğlunu kov.  Çünkü köle kadının oğlu  Özgür kadının oğluyla birlikte  Asla mirasa ortak olmayacaktır.›› 
48N 004:031 İşte böyle, kardeşler, bizler köle kadının değil, özgür kadının çocuklarıyız. 
48N 005:001 Mesih bizi özgür olalım diye özgür kıldı. Bunun için dayanın. Bir daha kölelik boyunduruğuna girmeyin. 
48N 005:002 Bakın, ben Pavlus size diyorum ki, sünnet olursanız Mesihin size hiç yararı olmaz. 
48N 005:003 Sünnet edilen her adamı bir daha uyarıyorum: Kutsal Yasanın tümünü yerine getirmek zorundadır. 
48N 005:004 Yasa aracılığıyla aklanmaya çalışan sizler Mesihten ayrıldınız, Tanrının lütfundan uzak düştünüz. 
48N 005:005 Ama biz aklanmanın verdiği umudun gerçekleşmesini Ruha dayanarak, imanla bekliyoruz. 
48N 005:006 Mesih İsada ne sünnetliliğin ne de sünnetsizliğin yararı vardır; yararlı olan, sevgiyle etkisini gösteren imandır. 
48N 005:007 İyi koşuyordunuz. Sizi gerçeğe uymaktan kim alıkoydu? 
48N 005:008 Buna kanmanız sizi çağıranın isteği değildir. 
48N 005:009 ‹‹Azıcık maya bütün hamuru kabartır.›› 
48N 005:010 Başka türlü düşünmeyeceğinize ilişkin Rabde size güvenim var. Ama aklınızı karıştıran kim olursa olsun, cezasını çekecektir. 
48N 005:011 Bana gelince, kardeşler, eğer hâlâ sünneti savunuyor olsaydım, bugüne dek baskı görür müydüm? Öyle olsaydı, çarmıh engeli ortadan kalkardı. 
48N 005:012 Aklınızı çelenler keşke kendilerini hadım etseler! 
48N 005:013 Kardeşler, siz özgür olmaya çağrıldınız. Ancak özgürlük benlik için fırsat olmasın. Birbirinize sevgiyle hizmet edin. 
48N 005:014 Bütün Kutsal Yasa tek bir sözde özetlenmiştir: ‹‹Komşunu kendin gibi seveceksin.›› 
48N 005:015 Ama birbirinizi ısırıp yiyorsanız, dikkat edin, birbirinizi yok etmeyesiniz! 
48N 005:016 Şunu demek istiyorum: Kutsal Ruhun yönetiminde yaşayın. O zaman benliğin tutkularını asla yerine getirmezsiniz. 
48N 005:017 Çünkü benlik Ruha, Ruh da benliğe aykırı olanı arzular. Bunlar birbirine karşıttır; sonuç olarak, istediğinizi yapamıyorsunuz. 
48N 005:018 Ruhun yönetimindeyseniz, Yasaya bağımlı değilsiniz. 
48N 005:019 -21 284040 Benliğin işleri bellidir. Bunlar fuhuş, pislik, sefahat, putperestlik, büyücülük, düşmanlık, çekişme, kıskançlık, öfke, bencil tutkular, ayrılıklar, bölünmeler, çekememezlik, sarhoşluk, çılgın eğlenceler ve benzeri şeylerdir. Sizi daha önce uyardığım gibi yine uyarıyorum, böyle davrananlar Tanrı Egemenliğini miras alamayacaklar. 
48N 005:022 -23 284050 Ruhun ürünüyse sevgi, sevinç, esenlik, sabır, şefkat, iyilik, bağlılık, yumuşak huyluluk ve özdenetimdir. Bu tür nitelikleri yasaklayan yasa yoktur. 
48N 005:024 Mesih İsaya ait olanlar, benliği, tutku ve arzularıyla birlikte çarmıha germişlerdir. 
48N 005:025 Ruh sayesinde yaşıyorsak, Ruhun izinde yürüyelim. 
48N 005:026 Boş yere övünen, birbirine meydan okuyan, birbirini kıskanan kişiler olmayalım. 
48N 006:001 Kardeşler, eğer biri suç işlerken yakalanırsa, ruhsal olan sizler, böyle birini yumuşak ruhla yola getirin. Siz de ayartılmamak için kendinizi kollayın. 
48N 006:002 Birbirinizin yükünü taşıyın, böylece Mesihin Yasasını yerine getirirsiniz. 
48N 006:003 Kişi bir hiçken kendini bir şey sanıyorsa, kendini aldatmış olur. 
48N 006:004 Herkes kendi yaptıklarını denetlesin. O zaman başkasının yaptıklarıyla değil, yalnız kendi yaptıklarıyla övünebilir. 
48N 006:005 Herkes kendine düşen yükü taşımalı. 
48N 006:006 Tanrı sözünde eğitilen, kendisini eğitenle bütün nimetleri paylaşsın. 
48N 006:007 Aldanmayın, Tanrı alaya alınmaz. İnsan ne ekerse onu biçer. 
48N 006:008 Kendi benliğine eken, benlikten ölüm biçecektir. Ruha eken, Ruhtan sonsuz yaşam biçecektir. 
48N 006:009 İyilik yapmaktan usanmayalım. Gevşemezsek mevsiminde biçeriz. 
48N 006:010 Bunun için fırsatımız varken herkese, özellikle iman ailesinin üyelerine iyilik yapalım. 
48N 006:011 Bakın, size kendi elimle ne denli büyük harflerle yazıyorum! 
48N 006:012 Bedende gösterişe önem verenler, yalnız Mesihin çarmıhı uğruna zulüm görmemek için sizi sünnet olmaya zorluyorlar. 
48N 006:013 Oysa sünnetlilerin kendileri bile Kutsal Yasayı yerine getirmiyor, sizin bedenlerinizle övünebilmek için sünnet olmanızı istiyorlar. 
48N 006:014 Bana gelince, Rabbimiz İsa Mesihin çarmıhından başka bir şeyle asla övünmem. Onun çarmıhı aracılığıyla dünya benim için ölüdür, ben de dünya için. 
48N 006:015 Sünnetli olup olmamanın önemi yoktur, önemli olan yeni yaratılıştır. 
48N 006:016 Bu kurala uyan herkese ve Tanrının İsrailine esenlik ve merhamet olsun. 
48N 006:017 Bundan böyle kimse bana sorun çıkarmasın. Çünkü ben İsanın yara izlerini bedenimde taşıyorum. 
48N 006:018 Kardeşler, Rabbimiz İsa Mesih'in lütfu ruhunuzla birlikte olsun! Amin. 
49N 001:001 Tanrının isteğiyle Mesih İsanın elçisi atanan ben Pavlustan Efeste bulunan kutsallara, Mesih İsaya ait olan sadıklara selam! 
49N 001:002 Babamız Tanrıdan ve Rab İsa Mesihten sizlere lütuf ve esenlik olsun. 
49N 001:003 Bizi Mesihte her ruhsal kutsamayla göksel yerlerde kutsamış olan Rabbimiz İsa Mesihin Babası Tanrıya övgüler olsun. 
49N 001:004 O kendi önünde sevgide kutsal ve kusursuz olmamız için dünyanın kuruluşundan önce bizi Mesihte seçti. 
49N 001:005 Kendi isteği ve iyi amacı uyarınca İsa Mesih aracılığıyla kendisine oğullar olalım diye bizi önceden belirledi. 
49N 001:006 Öyle ki, sevgili Oğlunda bize bağışladığı yüce lütfu övülsün. 
49N 001:007 -8 284330 Tam bir bilgelik ve anlayışla üzerimize yağdırdığı lütfunun zenginliği sayesinde Mesihin kanı aracılığıyla Mesihte kurtuluşa, suçlarımızın bağışlanmasına kavuştuk. 
49N 001:009 Tanrı sır olan isteğini, Mesihte edindiği iyi amaç uyarınca bize açıkladı. 
49N 001:010 Zaman dolunca gerçekleştireceği bu tasarıya göre, yerdeki ve gökteki her şeyi Mesihte birleştirecek. 
49N 001:011 Her şeyi kendi isteği doğrultusunda düzenleyen Tanrının amacı uyarınca önceden belirlenip Mesihte seçildik. 
49N 001:012 Öyle ki, Mesihe ilk umut bağlayan bizler, Onun yüceliğinin övülmesi için yaşayalım. 
49N 001:013 Gerçeğin bildirisini, kurtuluşunuzun Müjdesini duyup Ona iman ettiğinizde, siz de vaat edilen Kutsal Ruhla Onda mühürlendiniz. 
49N 001:014 Ruh, Tanrının yüceliğinin övülmesi için Tanrıya ait olanların kurtuluşuna dek mirasımızın güvencesidir. 
49N 001:015 -16 284400 Bunun için, Rab İsaya iman ettiğinizi ve bütün kutsalları sevdiğinizi duyduğumdan beri ben de sizin için sürekli şükrediyor, sizi dualarımda hep anıyorum. 
49N 001:017 Rabbimiz İsa Mesihin Tanrısı, yüce Baba, kendisini tanımanız için size bilgelik ve vahiy ruhunu versin diye dua ediyorum. 
49N 001:018 -20 284420 Onun çağrısından doğan umudu, kutsallara verdiği mirasın yüce zenginliğini ve iman eden bizler için etkin olan kudretinin aşkın büyüklüğünü anlamanız için, yüreklerinizin gözleri aydınlansın diye dua ediyorum. Bu kudret, Tanrının, Mesihi ölümden diriltirken ve göksel yerlerde sağında oturturken Onda sergilediği üstün güçle aynı etkinliktedir. 
49N 001:021 Tanrı Onu bütün yönetimlerin, hükümranlıkların, güç ve egemenliklerin, yalnız bu çağda değil, gelecek çağda da anılacak bütün adların çok üstüne çıkardı. 
49N 001:022 Her şeyi ayakları altına sererek Ona bağımlı kıldı. Onu her şeyin üzerinde baş olmak üzere kiliseye verdi. 
49N 001:023 Kilise O'nun bedenidir, her yönden her şeyi dolduranın doluluğudur. 
49N 002:001 -2 284460 Sizler bir zamanlar içinde yaşadığınız suçlardan ve günahlardan ötürü ölüydünüz. Bu dünyanın gidişine ve havadaki hükümranlığın egemenine, yani söz dinlemeyen insanlarda şimdi etkin olan ruha uymaktaydınız. 
49N 002:003 Bir zamanlar hepimiz böyle insanların arasında, benliğin ve aklın isteklerini yerine getirerek benliğimizin tutkularına göre yaşıyorduk. Doğal olarak ötekiler gibi biz de gazap çocuklarıydık. 
49N 002:004 -5 284480 Ama merhameti bol olan Tanrı bizi çok sevdiği için, suçlarımızdan ötürü ölü olduğumuz halde, bizi Mesihle birlikte yaşama kavuşturdu. Onun lütfuyla kurtuldunuz. 
49N 002:006 Tanrı bizi Mesih İsada, Mesihle birlikte diriltip göksel yerlerde oturttu. 
49N 002:007 Bunu, Mesih İsada bize gösterdiği iyilikle, lütfunun sonsuz zenginliğini gelecek çağlarda sergilemek için yaptı. 
49N 002:008 İman yoluyla, lütufla kurtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Tanrının armağanıdır. 
49N 002:009 Kimsenin övünmemesi için iyi işlerin ödülü değildir. 
49N 002:010 Çünkü biz Tanrının yapıtıyız, Onun önceden hazırladığı iyi işleri yapmak üzere Mesih İsada yaratıldık. 
49N 002:011 Bunun için, öteki uluslardan doğan sizler bir zamanlar ne olduğunuzu anımsayın: Bedende elle yapılmış sünnete sahip olup ‹‹sünnetli›› diye anılanların ‹‹sünnetsiz›› dedikleri sizler, 
49N 002:012 o zaman Mesihsiz, İsrailde vatandaşlıktan yoksun, vaade dayanan antlaşmalara yabancı, dünyada umutsuz ve tanrısızdınız. 
49N 002:013 Ama bir zamanlar uzak olan sizler, şimdi Mesih İsada Mesihin kanı sayesinde yakın kılındınız. 
49N 002:014 -16 284570 Çünkü Mesihin kendisi barışımızdır. Kutsal Yasayı, buyrukları ve kurallarıyla birlikte etkisiz kılarak iki topluluğu birleştirdi, aradaki engel duvarını, yani düşmanlığı kendi bedeninde yıktı. Amacı bu iki topluluktan kendisinde yeni bir insan yaratarak esenliği sağlamak, düşmanlığı çarmıhta öldürmek ve çarmıh aracılığıyla bir bedende iki topluluğu Tanrıyla barıştırmaktı. 
49N 002:017 O gelip hem uzakta olan sizlere hem de yakındakilere esenliği müjdeledi. 
49N 002:018 Onun aracılığıyla hepimiz tek Ruhta Babanın huzuruna çıkabiliriz. 
49N 002:019 Böylece artık yabancı ve garip değil, kutsallarla birlikte yurttaş ve Tanrının ev halkısınız. 
49N 002:020 Elçilerle peygamberlerden oluşan temel üzerine inşa edildiniz. Köşe taşı Mesih İsanın kendisidir. 
49N 002:021 Bütün yapı Rabbe ait kutsal bir tapınak olmak üzere Onda kenetlenip yükseliyor. 
49N 002:022 Siz de Ruh aracılığıyla Tanrı'nın konutu olmak üzere hep birlikte Mesih'te inşa ediliyorsunuz. 
49N 003:001 Bu nedenledir ki, ben Pavlus siz uluslar uğruna Mesih İsanın tutuklusu oldum. 
49N 003:002 Tanrının bana bağışladığı lütfu size ulaştırmakla görevlendirildiğimi duymuşsunuzdur. 
49N 003:003 Yukarıda kısaca değindiğim gibi Tanrı, sır olan tasarısını bana vahiy yoluyla bildirdi. 
49N 003:004 Bu mektubu okuduğunuzda Mesih sırrını nasıl kavradığımı anlayabilirsiniz. 
49N 003:005 Bu sır önceki kuşaklara açıkça bildirilmemişti. Şimdiyse Mesihin kutsal elçilerine ve peygamberlerine Ruh aracılığıyla açıklanmış bulunuyor. 
49N 003:006 Şöyle ki, öteki uluslar da mirasa ortaktır, aynı bedenin üyeleridir ve Müjde aracılığıyla Mesih İsada vaade ortaktır. 
49N 003:007 Tanrının etkin gücüyle bana verilen lütuf armağanı uyarınca bu Müjdeyi yaymakla görevlendirildim. 
49N 003:008 -9 284710 Bütün kutsalların en değersiziydim. Yine de Mesihin akıl ermez zenginliğini uluslara müjdeleme ve her şeyi yaratan Tanrıda öncesizlikten beri gizli tutulan sırrın nasıl düzenlendiğini bütün insanlara açıklama ayrıcalığı bana verildi. 
49N 003:010 Öyle ki, Tanrının çok yönlü bilgeliği, kilise aracılığıyla göksel yerlerdeki yönetimlere ve hükümranlıklara şimdiki dönemde bildirilsin. 
49N 003:011 Bu, Tanrının başlangıçtan beri tasarladığı ve Rabbimiz Mesih İsada yerine getirdiği amaca uygundu. 
49N 003:012 Mesihte ve Mesihe olan imanımızla Tanrıya cesaret ve güvenle yaklaşabiliriz. 
49N 003:013 Bu nedenle, uğrunuza çektiğim sıkıntılar karşısında yılmamanızı rica ediyorum. Bunlar size yücelik kazandırır. 
49N 003:014 -15 284760 Bunun için, yerde ve gökte her ailenin adını kendisinden aldığı Babanın önünde diz çökerim. 
49N 003:016 -19 284770 Babanın kendi yüceliğinin zenginliği uyarınca Ruhuyla sizi iç varlığınızda kudretle güçlendirmesini ve Mesihin iman yoluyla yüreklerinizde yaşamasını dilerim. Öyle ki, Tanrının bütün doluluğuyla dolmanız için, sevgide köklenmiş ve temellenmiş olarak bütün kutsallarla birlikte Mesihin sevgisinin ne denli geniş ve uzun, yüksek ve derin olduğunu anlamaya, bilgiyi çok aşan bu sevgiyi kavramaya gücünüz yetsin. 
49N 003:020 Tanrı, bizde etkin olan kudretiyle, dilediğimiz ya da düşündüğümüz her şeyden çok daha fazlasını yapabilecek güçtedir. 
49N 003:021 Kilisede ve Mesih İsa'da bütün kuşaklar boyunca sonsuzlara dek O'na yücelik olsun! Amin. 
49N 004:001 Bu nedenle, Rabbin uğruna tutuklu olan ben, aldığınız çağrıya yaraşır biçimde yaşamanızı rica ederim. 
49N 004:002 Her bakımdan alçakgönüllü, yumuşak huylu, sabırlı olun. Birbirinize sevgiyle, hoşgörüyle davranın. 
49N 004:003 Ruhun birliğini esenlik bağıyla korumaya gayret edin. 
49N 004:004 -6 284830 Çağrınızdan doğan tek bir umuda çağrıldığınız gibi, beden bir, Ruh bir, Rab bir, iman bir, vaftiz bir, her şeyden üstün, her şeyle ve her şeyde olan herkesin Tanrısı ve Babası birdir. 
49N 004:007 Ama lütuf her birimize Mesihin armağanı ölçüsünde bağışlandı. 
49N 004:008 Bunun için Kutsal Yazı şöyle der:  ‹‹Yükseğe çıktı ve tutsakları peşine taktı,  İnsanlara armağanlar verdi.›› 
49N 004:009 Şimdi bu ‹‹çıktı›› sözcüğü, Mesih önce aşağılara, yeryüzüne indi demek değil de nedir? 
49N 004:010 İnen de Odur, her şeyi doldurmak üzere bütün göklerin çok üstüne çıkan da Odur. 
49N 004:011 Kendisi kimini elçi, kimini peygamber, kimini müjdeci, kimini önder ve öğretmen atadı. 
49N 004:012 Öyle ki, kutsallar hizmet görevini yapmak ve Mesihin bedenini geliştirmek üzere donatılsın. 
49N 004:013 Sonunda hepimiz imanda ve Tanrı Oğlunu tanımada birliğe, yetkinliğe, Mesih doluluğundaki olgunluk düzeyine erişeceğiz. 
49N 004:014 Böylece artık insanların kurnazlığıyla, aldatıcı düzenler kurmaktaki becerileriyle, her öğretinin rüzgarıyla çalkalanıp öteye beriye sürüklenen çocuklar olmayacağız. 
49N 004:015 Tersine, sevgiyle gerçeğe uyarak bedenin başı olan Mesihe doğru her yönden büyüyeceğiz. 
49N 004:016 Onun önderliğinde bütün beden, her eklemin yardımıyla kenetlenip kaynaşmış olarak her üyesinin düzenli işleyişiyle büyüyüp sevgide gelişiyor. 
49N 004:017 Bunun için şunu söylüyor ve Rab adına sizi uyarıyorum: Artık öteki uluslar gibi boş düşüncelerle yaşamayın. 
49N 004:018 Onların zihinleri karardı. Bilgisizlikleri ve yüreklerinin duygusuzluğu yüzünden Tanrının yaşamına yabancılaştılar. 
49N 004:019 Bütün duyarlılıklarını yitirip açgözlülükle her türlü pisliği yapmak üzere kendilerini sefahate verdiler. 
49N 004:020 Ama siz Mesihi böyle öğrenmediniz. 
49N 004:021 Kuşkusuz İsanın sesini duydunuz, Ondaki gerçeğe uygun olarak Onun yolunda eğitildiniz. 
49N 004:022 -23 284990 Önceki yaşayışınıza ait olup aldatıcı tutkularla yozlaşan eski yaradılışı üzerinizden sıyırıp atmayı, düşüncede ve ruhta yenilenmeyi, 
49N 004:024 gerçek doğruluk ve kutsallıkta Tanrıya benzer yaratılan yeni yaradılışı giyinmeyi öğrendiniz. 
49N 004:025 Bunun için yalanı üzerinizden sıyırıp atarak her biriniz komşusuna gerçeği söylesin. Çünkü hepimiz aynı bedenin üyeleriyiz. 
49N 004:026 Öfkelenin, ama günah işlemeyin. Öfkenizin üzerine güneş batmasın. 
49N 004:027 İblise de fırsat vermeyin. 
49N 004:028 Hırsızlık eden artık hırsızlık etmesin. Tersine, kendi elleriyle iyi olanı yaparak emek versin; böylece ihtiyacı olanla paylaşacak bir şeyi olsun. 
49N 004:029 Ağzınızdan hiç kötü söz çıkmasın. İşitenler yararlansın diye, ihtiyaca göre, başkalarının gelişmesine yarayacak olanı söyleyin. 
49N 004:030 Tanrının Kutsal Ruhunu kederlendirmeyin. Kurtuluş günü için o Ruhla mühürlendiniz. 
49N 004:031 Her kötü niyetle birlikte her türlü kin, öfke, kızgınlık, bağrışma ve iftira sizden uzak olsun. 
49N 004:032 Birbirinize karşı iyi yürekli, şefkatli olun. Tanrı sizi Mesih'te bağışladığı gibi, siz de birbirinizi bağışlayın. 
49N 005:001 Bunun için, sevgili çocukları olarak Tanrıyı örnek alın. 
49N 005:002 Mesih bizi nasıl sevdiyse ve bizim için kendisini güzel kokulu bir sunu ve kurban olarak nasıl Tanrıya sunduysa, siz de öylece sevgi yolunda yürüyün. 
49N 005:003 Aranızda fuhuş, pislik ya da açgözlülük anılmasın bile. Kutsallara yaraşmaz bu. 
49N 005:004 Aranızda açık saçıklık, budalaca konuşmalar, bayağı şakalar da olmasın. Bunlar size yakışmaz. Bunun yerine şükredin. 
49N 005:005 Şunu kesinlikle bilin ki, fuhuş yapanın, pisliğe düşkün olanın ya da putperest demek olan açgözlü kişinin, Mesihin ve Tanrının Egemenliğinde mirası yoktur. 
49N 005:006 Hiç kimse sizi boş sözlerle aldatmasın. Bu şeylerden ötürü Tanrının gazabı söz dinlemeyenlerin üzerine gelir. 
49N 005:007 Onun için böyleleriyle oturup kalkmayın. 
49N 005:008 Bir zamanlar karanlıktınız, ama şimdi Rabde ışıksınız. Işık çocukları olarak yaşayın. 
49N 005:009 Çünkü ışığın meyvesi her iyilikte, doğrulukta ve gerçekte görülür. 
49N 005:010 Rabbi neyin hoşnut ettiğini ayırt edin. 
49N 005:011 Karanlığın meyvesiz işlerine katılmayın. Tersine, onları açığa çıkarın. 
49N 005:012 Karanlıktakilerin gizlice yaptıklarından söz etmek bile ayıptır. 
49N 005:013 Işığın açığa vurduğu her şey görünür. 
49N 005:014 Çünkü görünen her şey ışıktır. Bunun için şöyle deniyor:  ‹‹Uyan, ey uyuyan! Ölümden diril!  Mesih sana ışık saçacak.›› 
49N 005:015 Öyleyse nasıl yaşadığınıza çok dikkat edin. Bilgelikten yoksun olanlar gibi değil, bilgeler gibi yaşayın. 
49N 005:016 Fırsatı değerlendirin. Çünkü yaşadığımız günler kötüdür. 
49N 005:017 Bunun için akılsız olmayın, Rabbin isteğinin ne olduğunu anlayın. 
49N 005:018 Şarapla sarhoş olmayın, bu sizi sefahate götürür. Bunun yerine Ruhla dolun: 
49N 005:019 Birbirinize mezmurlar, ilahiler, ruhsal ezgiler söyleyin; yürekten Rabbe ezgiler, mezmurlar okuyun; 
49N 005:020 durmadan, her şey için Rabbimiz İsa Mesihin adıyla Baba Tanrıya şükredin; 
49N 005:021 Mesihe duyduğunuz saygıdan ötürü birbirinize bağımlı olun. 
49N 005:022 Ey kadınlar, Rabbe bağımlı olduğunuz gibi, kocalarınıza bağımlı olun. 
49N 005:023 Çünkü Mesih bedenin kurtarıcısı olarak kilisenin başı olduğu gibi, erkek de kadının başıdır. 
49N 005:024 Kilise Mesihe bağımlı olduğu gibi, kadınlar da her durumda kocalarına bağımlı olsunlar. 
49N 005:025 Ey kocalar, Mesih kiliseyi nasıl sevip onun uğruna kendini feda ettiyse, siz de karılarınızı öyle sevin. 
49N 005:026 Mesih kiliseyi suyla yıkayıp tanrısal sözle temizleyerek kutsal kılmak için kendini feda etti. 
49N 005:027 Öyle ki, kiliseyi üzerinde leke, buruşukluk ya da buna benzer bir şey olmadan, görkemli biçimde kendine sunabilsin. Amacı kilisenin kutsal ve kusursuz olmasıdır. 
49N 005:028 Aynı biçimde kocalar da karılarını kendi bedenleri gibi sevmelidir. Karısını seven kendini sever. 
49N 005:029 Hiç kimse hiçbir zaman kendi bedeninden nefret etmemiştir. Tersine, onu besler ve kayırır; tıpkı Mesihin kiliseyi besleyip kayırdığı gibi. 
49N 005:030 Çünkü bizler Onun bedeninin üyeleriyiz. 
49N 005:031 ‹‹Bunun için adam annesini babasını bırakıp karısına bağlanacak, ikisi tek beden olacak.›› 
49N 005:032 Bu sır büyüktür; ben bunu Mesih ve kiliseyle ilgili olarak söylüyorum. 
49N 005:033 Size gelince, her biriniz karısını kendisi gibi sevsin. Kadın da kocasına saygı göstersin. 
49N 006:001 Ey çocuklar, Rab yolunda anne babanızın sözünü dinleyin. Çünkü doğrusu budur. 
49N 006:002 -3 285430 ‹‹İyilik bulmak, yeryüzünde uzun ömürlü olmak için annene babana saygı göstereceksin.›› Vaat içeren ilk buyruk budur. 
49N 006:004 Ey babalar, siz de çocuklarınızın öfkesini uyandırmayın. Onları Rabbin terbiye ve öğüdüyle büyütün. 
49N 006:005 Ey köleler, dünyadaki efendilerinizin sözünü Mesihin sözünü dinler gibi saygı ve korkuyla, saf yürekle dinleyin. 
49N 006:006 Bunu, yalnız insanları hoşnut etmek isteyenler gibi göze hoş görünmek için yapmayın. Mesihin kulları olarak Tanrının isteğini candan yerine getirin. 
49N 006:007 İnsanlara değil, Rabbe hizmet eder gibi gönülden hizmet edin. 
49N 006:008 Çünkü ister köle ister özgür olsun, herkesin yaptığı her iyiliğin karşılığını Rabden alacağını biliyorsunuz. 
49N 006:009 Ey efendiler, siz de kölelerinize aynı biçimde davranın. Artık onları tehdit etmeyin. Onların da sizin de Efendinizin göklerde olduğunu ve insanlar arasında ayrım yapmadığını biliyorsunuz. 
49N 006:010 Son olarak Rabde, Onun üstün gücüyle güçlenin. 
49N 006:011 İblisin hilelerine karşı durabilmek için Tanrının sağladığı bütün silahları kuşanın. 
49N 006:012 Çünkü savaşımız insanlara karşı değil, yönetimlere, hükümranlıklara, bu karanlık dünyanın güçlerine, kötülüğün göksel yerlerdeki ruhsal ordularına karşıdır. 
49N 006:013 Bu nedenle, kötü günde dayanabilmek, gerekli her şeyi yaptıktan sonra yerinizde durabilmek için Tanrının bütün silahlarını kuşanın. 
49N 006:014 -15 285540 Böylece, belinizi gerçekle kuşatmış, göğsünüze doğruluk zırhını takmış ve ayaklarınıza esenlik Müjdesini yayma hazırlığını giymiş olarak yerinizde durun. 
49N 006:016 Bunların hepsine ek olarak, Şeytanın bütün ateşli oklarını söndürebileceğiniz iman kalkanını alın. 
49N 006:017 Kurtuluş miğferini ve Ruhun kılıcını, yani Tanrı sözünü alın. 
49N 006:018 Her türlü dua ve yalvarışla, her zaman Ruhun yönetiminde dua edin. Bu amaçla, bütün kutsallar için yalvarışta bulunarak tam bir adanmışlıkla uyanık durun. 
49N 006:019 Ağzımı her açtığımda bana gerekli söz verilsin diye benim için de dua edin; öyle ki, Müjdenin sırrını cesaretle bildirebileyim. 
49N 006:020 Uğruna zincire vurulmuş durumda elçilik ettiğim Müjdeyi gerektiği gibi cesaretle duyurabilmem için dua edin. 
49N 006:021 Nasıl olduğumu, ne yaptığımı sizin de bilmeniz için sevgili kardeşimiz, Rabbin güvenilir hizmetkârı Tihikos size her şeyi bildirecektir. 
49N 006:022 Kendisini bu amaçla, durumumuzu iletmesi ve yüreklerinize cesaret vermesi için size gönderiyorum. 
49N 006:023 Baba Tanrıdan ve Rab İsa Mesihten kardeşlere imanla birlikte esenlik ve sevgi diliyorum. 
49N 006:024 Tanrı'nın lütfu Rabbimiz İsa Mesih'i ölümsüz sevgiyle sevenlerin hepsiyle birlikte olsun. 
50N 001:001 Mesih İsanın kulları ben Pavlus ve Timoteostan Filipideki gözetmenler ve görevlilerle birlikte Mesih İsaya ait bütün kutsallara selam! 
50N 001:002 Babamız Tanrıdan ve Rab İsa Mesihten sizlere lütuf ve esenlik olsun. 
50N 001:003 Sizi hatırladıkça Tanrıma şükrediyorum. 
50N 001:004 -5 285670 İlk günden şimdiye dek Müjdenin yayılmasındaki işbirliğinizden dolayı her duamda hepiniz için her zaman sevinçle dilekte bulunuyorum. 
50N 001:006 Sizde iyi bir işe başlamış olan Tanrının bunu Mesih İsanın gününe dek bitireceğine güvenim var. 
50N 001:007 Hepiniz için böyle düşünmekte haklıyım. Her an yüreğimdesiniz. İster zincire vurulmuş, ister Müjdeyi savunup doğrulamakta olayım, hepiniz benimle birlikte Tanrının lütfuna ortaksınız. 
50N 001:008 Hepinizi Mesih İsanın sevgisiyle nasıl özlediğime Tanrı tanıktır. 
50N 001:009 Duam şu ki, sevginiz, bilgi ve her tür sezgiyle durmadan artsın. 
50N 001:010 -11 285720 Öyle ki, üstün değerleri ayırt edebilesiniz ve böylece Tanrının yüceltilip övülmesi için İsa Mesih aracılığıyla gelen doğruluk meyvesiyle dolarak Mesihin gününde saf ve kusursuz olasınız. 
50N 001:012 Kardeşler, şunu bilmenizi isterim: Başıma gelenler daha çok Müjdenin yayılmasına yaramıştır. 
50N 001:013 Sonuç olarak bütün saray muhafızları dahil, herkes Mesih uğruna zincire vurulduğumu öğrendi. 
50N 001:014 Kardeşlerin çoğu da zincire vuruluşumdan ötürü Rabbe güvenerek Tanrının sözünü korkusuzca söylemekte daha da cesur davranıyorlar. 
50N 001:015 Gerçi kimi Mesihi kıskançlık ve rekabetle, kimiyse iyi niyetle duyuruyor. 
50N 001:016 Sonuncular, Müjdeyi savunmaya atandığımı bilerek bunu sevgiyle yapıyorlar. 
50N 001:017 Ötekilerse Mesihi temiz yürekle değil, bencil tutkularla duyuruyorlar. Böylece tutukluluğumda bana sıkıntı vereceklerini sanıyorlar. 
50N 001:018 Ama ne önemi var? İster art niyetle ister içtenlikle olsun, her durumda Mesih duyurulmuş oluyor. Buna seviniyorum, sevineceğim de. 
50N 001:019 Çünkü dualarınızla ve İsa Mesihin Ruhu yardımıyla bunun bana kurtuluş getireceğini biliyorum. 
50N 001:020 Hiçbir şekilde utandırılmayacağımı, yaşasam da ölsem de Mesihin her zamanki gibi şimdi de bedenimde yüceltilmesi için tam bir cesaret gösterebileceğimi bekliyor ve umut ediyorum. 
50N 001:021 Çünkü benim için, yaşamak Mesihtir, ölmek kazançtır. 
50N 001:022 Hayatta kalırsam yararlı işler yapacağım. Ama hangisini seçeceğimi bilemiyorum. 
50N 001:023 İki seçenek arasında kaldım. Dünyadan ayrılıp Mesihle birlikte olmayı arzuluyorum; bu çok daha iyi. 
50N 001:024 Ama hayatta kalmam sizin için daha gereklidir. 
50N 001:025 Bundan emin olarak kalacağımı biliyorum. İmanda gelişip sevinmeniz için hepinizle birlikte olmaya devam edeceğim. 
50N 001:026 Öyle ki, tekrar yanınıza geldiğimde, Mesih İsada benimle daha çok övünebilesiniz. 
50N 001:027 -28 285880 Ancak yaşayışınız Mesihin Müjdesine layık olsun. Öyle ki, gelip sizi görsem de gelmesem de sizinle ilgili haberleri, tek bir ruhta dimdik durduğunuzu, Müjdede açıklanan inanç uğruna tek can halinde birlikte mücadele ettiğinizi, size karşı olanlardan hiçbir şekilde yılmadığınızı duyayım. Böyle davranmanız onlara bir belirtidir - kendilerinin mahvolacağını, sizlerin ise kurtulacağını gösteren bir belirti. Bu da Tanrının işidir. 
50N 001:029 Çünkü Mesih uğruna size yalnız Mesih'e iman etmek değil, daha önce bende gördüğünüz ve hâlâ sürdürdüğümü duyduğunuz zorlu çabanın aynısını göstererek Mesih uğruna acı çekmek ayrıcalığı da verildi. 
50N 002:001 -2 285900 Böylece Mesihten gelen bir cesaret, sevgiden doğan bir teselli ve Ruhla bir paydaşlık varsa, yürekten bir sevgi ve sevecenlik varsa, aynı düşüncede, sevgide, ruhta ve amaçta birleşerek sevincimi tamamlayın. 
50N 002:003 Hiçbir şeyi bencil tutkularla ya da boş övünmeyle yapmayın. Her biriniz alçakgönüllülükle öbürünü kendinden üstün saysın. 
50N 002:004 Yalnız kendi yararını değil, başkalarının yararını da gözetsin. 
50N 002:005 Mesih İsadaki düşünce sizde de olsun. 
50N 002:006 Mesih, Tanrı özüne sahip olduğu halde, Tanrıya eşitliği sımsıkı sarılacak bir hak saymadı. 
50N 002:007 -8 285950 Ama kul özünü alıp insan benzeyişinde doğarak ululuğunu bir yana bıraktı. İnsan biçimine bürünmüş olarak ölüme, çarmıh üzerinde ölüme bile boyun eğip kendini alçalttı. 
50N 002:009 Bunun için de Tanrı Onu pek çok yükseltti ve Ona her adın üstünde olan adı bağışladı. 
50N 002:010 -11 285970 Öyle ki, İsanın adı anıldığında gökteki, yerdeki ve yer altındakilerin hepsi diz çöksün ve her dil, Baba Tanrının yüceltilmesi için İsa Mesihin Rab olduğunu açıkça söylesin. 
50N 002:012 Öyleyse sevgili kardeşlerim, her zaman söz dinlediğiniz gibi, yalnız ben aranızdayken değil, ama özellikle aranızda olmadığım şu anda da kurtuluşunuzu saygı ve korkuyla etkin kılın. 
50N 002:013 Çünkü kendisini hoşnut edeni hem istemeniz hem de yapmanız için sizde etkin olan Tanrıdır. 
50N 002:014 -16 286000 Her şeyi söylenmeden ve çekişmeden yapın ki, yaşam sözüne sımsıkı sarılarak aralarında evrendeki yıldızlar gibi parladığınız bu eğri ve sapık kuşağın ortasında kusursuz ve saf, Tanrının lekesiz çocukları olasınız. Öyle ki, boşuna koşmadığımı, boşuna emek vermediğimi görerek Mesihin gününde övünecek bir nedenim olsun. 
50N 002:017 Kanım imanınızın sunusu ve hizmeti üzerine adak şarabı gibi dökülecek olsa da seviniyor, hepinizin sevincine katılıyorum. 
50N 002:018 Aynı şekilde siz de sevinin ve benim sevincime katılın. 
50N 002:019 Durumunuzu öğrenmek, böylece içimi rahatlatmak üzere yakında Timoteosu yanınıza gönderebileceğime ilişkin Rab İsada umudum var. 
50N 002:020 Timoteos gibi düşünen, durumunuzla içtenlikle ilgilenecek başka kimsem yok. 
50N 002:021 Herkes kendi işini düşünüyor, Mesih İsanınkini değil. 
50N 002:022 Ama Timoteosun, değerini kanıtlamış biri olduğunu, babasının yanında hizmet eden çocuk gibi, Müjdenin yayılması için benim yanımda hizmet ettiğini bilirsiniz. 
50N 002:023 Durumum belli olur olmaz onu size göndermeyi umuyorum. 
50N 002:024 Ben de yakında geleceğim, bu konuda Rabbe güveniyorum. 
50N 002:025 Ama muhtaç anımda bana yardım etmek üzere gönderdiğiniz elçiyi, omuz omuza mücadele verdiğim kardeşim ve emektaşım Epafroditusu size geri yollamayı gerekli gördüm. 
50N 002:026 Çünkü hepinizi özlüyor, hasta olduğunu öğrendiğiniz için çok üzülüyordu. 
50N 002:027 Gerçekten de ölecek kadar hastaydı. Ama Tanrı ona acıdı; yalnız ona değil, acı üstüne acı duymayayım diye bana da acıdı. 
50N 002:028 İşte bu nedenle, onu tekrar görüp sevinesiniz diye kendisini daha büyük bir istekle yanınıza gönderiyorum. Böylelikle benim de kaygılarım hafifleyecek. 
50N 002:029 Onu Rabde tam bir sevinçle kabul edin, onun gibi kişileri onurlandırın. 
50N 002:030 Çünkü sizin bana yapamadığınız yardımı yapmak için canını tehlikeye atarak Mesih'in işi uğruna neredeyse ölüyordu. 
50N 003:001 Sonuç olarak, kardeşlerim, Rabde sevinin. Size aynı şeyleri yazmak bana usanç vermez; hem bu sizin için bir güvencedir. 
50N 003:002 Kötülük yapan o adamlardan, o köpeklerden sakının; o sünnet bağnazlarından sakının! 
50N 003:003 Çünkü gerçek sünnetliler Tanrının Ruhu aracılığıyla tapınan, Mesih İsayla övünen, insansal özelliklere güvenmeyen bizleriz. 
50N 003:004 Ben aslında bunlara da güvenebilirdim. Eğer başka biri bunlara güvenebileceğini sanıyorsa, ben daha çok güvenebilirim. 
50N 003:005 Sekiz günlükken sünnet oldum. İsrail soyundan, Benyamin oymağından, özbeöz İbraniyim. Kutsal Yasaya bağlılık derseniz, Ferisiydim. 
50N 003:006 Gayret derseniz, kiliseye zulmeden biriydim. Yasaya dayanan doğruluk derseniz, kusursuzdum. 
50N 003:007 Ama benim için kazanç olan her şeyi Mesih uğruna zarar saydım. 
50N 003:008 -9 286220 Dahası var, uğruna her şeyi yitirdiğim Rabbim İsa Mesihi tanımanın üstün değeri yanında her şeyi zarar sayıyorum, süprüntü sayıyorum. Öyle ki, Mesihi kazanayım ve Kutsal Yasaya dayanan kişisel doğruluğa değil, Mesihe iman etmekle kazanılan, iman sonucu Tanrıdan gelen doğruluğa sahip olarak Mesihte bulunayım. 
50N 003:010 -11 286230 Ölümünde Onunla özdeşleşerek Onu tanımak, dirilişinin gücünü ve acılarına ortak olmanın ne demek olduğunu bilmek ve böylece ne yapıp yapıp ölümden dirilişe erişmek istiyorum. 
50N 003:012 Bunlara şimdiden kavuştuğumu ya da yetkinliğe eriştiğimi söylemiyorum. Ama Mesih İsanın beni kazanmakla benim için öngördüğü ödülü kazanmak için koşuyorum. 
50N 003:013 -14 286250 Kardeşler, kendimi bunu kazanmış saymıyorum. Ancak şunu yapıyorum: Geride kalan her şeyi unutup ileride olanlara uzanarak, Tanrının Mesih İsa aracılığıyla yaptığı göksel çağrıda öngörülen ödülü kazanmak için hedefe doğru koşuyorum. 
50N 003:015 Bunun için olgun olanlarımızın hepsi bu düşüncede olsun. Herhangi bir konuda farklı bir düşünceniz varsa, Tanrı bunu da size açıkça gösterecek. 
50N 003:016 Ancak, eriştiğimiz düzeye uygun bir yaşam sürelim. 
50N 003:017 Kardeşler, hepiniz beni örnek alın. Size verdiğimiz örnek uyarınca yaşayanlara dikkatle bakın. 
50N 003:018 Size defalarca söylediğim gibi, şimdi gözyaşları içinde tekrar söylüyorum: Birçok kişi Mesihin çarmıhına düşman olarak yaşıyor. 
50N 003:019 Onların sonu yıkımdır; tanrıları mideleridir. Ayıplarıyla övünür, yalnız bu dünyayı düşünürler. 
50N 003:020 Oysa bizim vatanımız göklerdedir. Oradan Kurtarıcıyı, Rab İsa Mesihi bekliyoruz. 
50N 003:021 O her şeyi kendine bağlı kılmaya yeten gücünün etkinliğiyle zavallı bedenlerimizi değiştirip kendi yüce bedenine benzer hale getirecektir. 
50N 004:001 Bu nedenle, ey sevgililer, sevincim, başımın tacı, içten özlediğim sevgili kardeşlerim, böylece Rabde dimdik durun. 
50N 004:002 Evodiyaya rica ediyorum, Sintihiye rica ediyorum, Rab yolunda aynı düşüncede olun. 
50N 004:003 Evet, gerçek yoldaşım, sana da yalvarırım, bu kadınlara yardım et. Çünkü onlar benimle, Klementle ve adları yaşam kitabında bulunan öbür emektaşlarımla birlikte Müjdeyi yaymak için mücadele ettiler. 
50N 004:004 Rabde her zaman sevinin; yine söylüyorum, sevinin! 
50N 004:005 Uysallığınız bütün insanlarca bilinsin. Rabbin gelişi yakındır. 
50N 004:006 Hiç kaygılanmayın; her konudaki dileklerinizi, Tanrıya dua edip yalvararak şükranla bildirin. 
50N 004:007 O zaman Tanrının her kavrayışı aşan esenliği Mesih İsa aracılığıyla yüreklerinizi ve düşüncelerinizi koruyacaktır. 
50N 004:008 Sonuç olarak, kardeşlerim, gerçek, saygıdeğer, doğru, pak, sevimli, hayranlık uyandıran, erdemli ve övülmeye değer ne varsa, onu düşünün. 
50N 004:009 Benden öğrendiğiniz, kabul ettiğiniz, işittiğiniz, bende gördüğünüz ne varsa, onu yapın. O zaman esenlik veren Tanrı sizinle olacaktır. 
50N 004:010 Bana duyduğunuz ilgiyi sonunda tazelediğiniz için Rabde çok sevindim. Aslında ilgi duyuyordunuz, ama bunu göstermeye fırsatınız olmadı. 
50N 004:011 Bunu ihtiyacım olduğu için söylemiyorum. Çünkü ben her durumda eldekiyle yetinmeyi öğrendim. 
50N 004:012 Yoksulluk çekmeyi de bilirim, bolluk içinde yaşamayı da. İster tok ister aç, ister bolluk ister ihtiyaç içinde olayım, her durumda, her koşulda yaşamanın sırrını öğrendim. 
50N 004:013 Beni güçlendirenin aracılığıyla her şeyi yapabilirim. 
50N 004:014 Yine de sıkıntılarıma ortak olmakla iyi ettiniz. 
50N 004:015 Siz de bilirsiniz, ey Filipililer, Müjde yayılmaya başladığında, Makedonyadan ayrılışımdan sonra sizden başka hiçbir topluluk karşılıklı yardımlaşma konusunda benimle işbirliği yapmadı. 
50N 004:016 Ben Selanikteyken de, ihtiyacım olduğunda birkaç kez bana yardımda bulundunuz. 
50N 004:017 Armağan peşinde değilim, ama ruhsal kazancın hesabınızda birikmesini istiyorum. 
50N 004:018 Benim her şeyim var, bolluk içindeyim. Epafroditusun eliyle gönderdiğiniz armağanları alınca bir eksiğim kalmadı. Bunlar güzel kokulu sunular, Tanrının beğenisini kazanan, Onu hoşnut eden kurbanlardır. 
50N 004:019 Tanrım da her ihtiyacınızı kendi zenginliğiyle Mesih İsada görkemli bir biçimde karşılayacaktır. 
50N 004:020 Babamız Tanrıya sonsuzlara dek yücelik olsun! Amin. 
50N 004:021 Mesih İsaya ait bütün kutsallara selam söyleyin. Yanımdaki kardeşler size selam ederler. 
50N 004:022 Bütün kutsallar, özellikle Sezarın ev halkından olanlar size selam ederler. 
50N 004:023 Rab İsa Mesih'in lütfu ruhunuzla birlikte olsun. 
51N 001:001 -2 286560 Tanrının isteğiyle Mesih İsanın elçisi atanan ben Pavlus ve kardeşimiz Timoteostan, Kolosede bulunan, Mesihe ait kutsal ve sadık kardeşlere selam! Babamız Tanrıdan sizlere lütuf ve esenlik olsun. 
51N 001:003 Sizler için dua ederken Tanrıya, Rabbimiz İsa Mesihin Babasına her zaman şükrediyoruz. 
51N 001:004 Çünkü Mesih İsaya iman ettiğinizi ve bütün kutsalları sevdiğinizi duyduk. 
51N 001:005 -6 286590 İmanınız ve sevginiz göklerde sizin için saklı bulunan umuttan kaynaklanıyor. Bu umudun haberini gerçeğin bildirisinden, size daha önce ulaşan Müjdeden aldınız. Müjde, onu işittiğiniz ve Tanrının lütfunu gerçekten anladığınız günden beri aranızda olduğu gibi, bütün dünyada da meyve vermekte, yayılmaktadır. 
51N 001:007 Müjdeyi bizim adımıza Mesihin güvenilir hizmetkârı olan sevgili emektaşımız Epafrastan öğrendiniz. 
51N 001:008 Ruhtan kaynaklanan sevginizi de bize o bildirdi. 
51N 001:009 Bunu işittiğimiz günden beri biz de sizler için dua etmekten, tam bir bilgelik ve ruhsal anlayışla Tanrının isteğini bütünüyle bilmenizi dilemekten geri kalmadık. 
51N 001:010 Rabbe yaraşır biçimde yaşamanız, Onu her yönden hoşnut etmeniz, her iyi işte meyve vererek Tanrıyı tanımakta ilerlemeniz için dua ediyoruz. 
51N 001:011 Her şeye sevinçle katlanıp sabredebilmeniz için Onun yüce gücüne dayanarak bütün kudretle güçlenmenizi diliyoruz. 
51N 001:012 Bizi kutsalların ışıktaki mirasına ortak olmaya yeterli kılan Babaya şükretmeniz için dua ediyoruz. 
51N 001:013 O bizi karanlığın hükümranlığından kurtarıp sevgili Oğlunun egemenliğine aktardı. 
51N 001:014 Onda kurtuluşa, günahlarımızın bağışına sahibiz. 
51N 001:015 Görünmez Tanrının görünümü, bütün yaratılışın ilk doğanı Odur. 
51N 001:016 Nitekim yerde ve gökte, görünen ve görünmeyen her şey -tahtlar, egemenlikler, yönetimler, hükümranlıklar- Onda yaratıldı. Her şey Onun aracılığıyla ve Onun için yaratıldı. 
51N 001:017 Her şeyden önce var olan Odur ve her şey varlığını Onda sürdürmektedir. 
51N 001:018 Bedenin, yani kilisenin başı Odur. Her şeyde ilk yeri alsın diye başlangıç olan ve ölüler arasından ilk doğan Odur. 
51N 001:019 Çünkü Tanrı bütün doluluğunun Onda bulunmasını uygun gördü. 
51N 001:020 Mesihin çarmıhta akıtılan kanı aracılığıyla esenliği sağlamış olarak yerdeki ve gökteki her şeyi Onun aracılığıyla kendisiyle barıştırmaya razı oldu. 
51N 001:021 Yaptığınız kötülükler yüzünden bir zamanlar düşüncelerinizde Tanrıya yabancı ve düşmandınız. 
51N 001:022 Şimdiyse Mesih sizi Tanrının önüne kutsal, lekesiz ve kusursuz olarak çıkarmak için öz bedeninin ölümü sayesinde sizi Tanrıyla barıştırdı. 
51N 001:023 Yeter ki, duyduğunuz Müjdenin verdiği umuttan kopmadan, imanda temellenip yerleşmiş olarak kalın. Ben Pavlus, göğün altındaki bütün yaratılışa duyurulan bu Müjdenin hizmetkârı oldum. 
51N 001:024 Sizin için acı çektiğime şimdi seviniyorum. Mesihin, kendi bedeni, yani kilise uğruna çektiği sıkıntılardan eksik kalanlarını kendi bedenimde tamamlıyorum. 
51N 001:025 -26 286780 Tanrının sizin yararınıza bana verdiği görevle kilisenin hizmetkârı oldum. Görevim, Tanrının sözünü, yani geçmiş çağlardan ve kuşaklardan gizlenmiş, ama şimdi Onun kutsallarına açıklanmış olan sırrı eksiksiz duyurmaktır. 
51N 001:027 Tanrı kutsallarına bu sırrın uluslar arasında ne denli yüce ve zengin olduğunu bildirmek istedi. Bu sırrın özü şudur: Mesih içinizdedir. Bu da size yüceliğe kavuşma umudunu veriyor. 
51N 001:028 Her insanı Mesihte yetkinleşmiş olarak Tanrıya sunmak için herkesi uyararak ve herkesi tam bir bilgelikle eğiterek Mesihi tanıtıyoruz. 
51N 001:029 O'nun kudretle bende etkin olan gücüne dayanarak uğraşıp emek vermemin amacı da budur. 
51N 002:001 Gerek sizler, gerek Laodikyadakiler, gerekse sizler gibi yüzümü hiç görmemiş olanlar için ne denli büyük bir uğraş verdiğimi bilmenizi isterim. 
51N 002:002 -3 286830 Yüreklerinin cesaret bulmasını, sevgide birleşmelerini dilerim. Öyle ki, anlayışın verdiği tam güvenliğin bütün zenginliğine kavuşsunlar ve Tanrının sırrını, yani bilginin ve bilgeliğin bütün hazinelerinin saklı olduğu Mesihi tanısınlar. 
51N 002:004 Kimse sizi kulağı okşayan sözlerle aldatmasın diye söylüyorum bunu. 
51N 002:005 Çünkü her ne kadar bedence aranızda değilsem de, ruhça sizinle birlikteyim. Düzenliliğinizi, Mesihe imanınızın sağlamlığını görüp seviniyorum. 
51N 002:006 Bu nedenle Rab Mesih İsayı nasıl kabul ettinizse, Onda öylece yaşayın. 
51N 002:007 Şükranla dolup taşarak Onda köklenin ve gelişin, size öğretildiği gibi imanda güçlenin. 
51N 002:008 Dikkatli olun! Mesihe değil de, insanların geleneğine, dünyanın temel ilkelerine dayanan felsefeyle, boş ve aldatıcı sözlerle kimse sizi tutsak etmesin. 
51N 002:009 Çünkü Tanrılığın bütün doluluğu bedence Mesihte bulunuyor. 
51N 002:010 Siz de her yönetim ve hükümranlığın başı olan Mesihte doluluğa kavuştunuz. 
51N 002:011 Ayrıca Mesihin gerçekleştirdiği sünnet sayesinde bedenin benliğinden soyunarak elle yapılmayan sünnetle Onda sünnet edildiniz. 
51N 002:012 Vaftizde Onunla birlikte gömüldünüz, Onu ölümden dirilten Tanrının gücüne iman ederek Onunla birlikte dirildiniz. 
51N 002:013 Sizler suçlarınız ve benliğinizin sünnetsizliği yüzünden ölüyken, Tanrı sizi Mesihle birlikte yaşama kavuşturdu. Bütün suçlarımızı O bağışladı. 
51N 002:014 Kurallarıyla bize karşı ve aleyhimizde olan yazılı antlaşmayı sildi, onu çarmıha çakarak ortadan kaldırdı. 
51N 002:015 Yönetimlerin ve hükümranlıkların elindeki silahları alıp onları çarmıhta yenerek açıkça gözler önüne serdi. 
51N 002:016 Bu nedenle kimse yiyecek içecek, bayram, yeni ay ya da Şabat Günü konusunda sizi yargılamasın. 
51N 002:017 Bunlar gelecek şeylerin gölgesidir, aslı ise Mesihtedir. 
51N 002:018 -19 286980 Sözde alçakgönüllülükte ve meleklere tapınmakta direnen, gördüğü düşlerin üzerinde durarak benliğin düşünceleriyle boş yere böbürlenen, Başa tutunmayan hiç kimse sizi ödülünüzden yoksun bırakmasın. Bütün beden eklemler ve bağlar yardımıyla bu Baştan beslenip bütünlenmekte, Tanrının sağladığı büyümeyle gelişmektedir. 
51N 002:020 -21 286990 Mesihle birlikte ölüp dünyanın temel ilkelerinden kurtulduğunuza göre, niçin dünyada yaşayanlar gibi, ‹‹Şunu elleme››, ‹‹Bunu tatma››, ‹‹Şuna dokunma›› gibi kurallara uyuyorsunuz? 
51N 002:022 Bu kuralların hepsi, kullanıldıkça yok olacak nesnelerle ilgilidir; insanların buyruklarına, öğretilerine dayanır. 
51N 002:023 Kuşkusuz bu kuralların gönüllü tapınma, sözde alçakgönüllülük, bedene eziyet açısından bilgece bir görünüşü vardır; ama benliğin tutkularını denetlemekte hiçbir yararları yoktur. 
51N 003:001 Mesihle birlikte dirildiğinize göre, gökteki değerlerin ardından gidin. Mesih orada, Tanrının sağında oturuyor. 
51N 003:002 Yeryüzündeki değil, gökteki değerleri düşünün. 
51N 003:003 Çünkü siz öldünüz, yaşamınız Mesihle birlikte Tanrıda saklıdır. 
51N 003:004 Yaşamınız olan Mesih göründüğü zaman, siz de Onunla birlikte yücelmiş olarak görüneceksiniz. 
51N 003:005 Bu nedenle bedenin dünyasal eğilimlerini -fuhşu, pisliği, şehveti, kötü arzuları ve putperestlikle eş olan açgözlülüğü- öldürün. 
51N 003:006 Bunlar yüzünden Tanrının gazabı söz dinlemeyenlerin üzerine geliyor. 
51N 003:007 Geçmişte bunlarla iç içe yaşadığınız zaman siz de bu yollarda yürüdünüz. 
51N 003:008 Ama şimdi öfke, kızgınlık, kötü niyet dahil, hepsini üzerinizden sıyırıp atın. Ağzınızdan hiçbir iftira ya da edepsiz söz çıkmasın. 
51N 003:009 Birbirinize yalan söylemeyin. Çünkü eski yaradılışı kötü alışkanlıklarıyla birlikte üzerinizden çıkarıp attınız; 
51N 003:010 eksiksiz bilgiye erişmek için Yaratıcısına benzer olmak üzere yenilenen yeni yaradılışı giyindiniz. 
51N 003:011 Bu yenilikte Grek ve Yahudi, sünnetli ve sünnetsiz, barbar, İskit, köle ve özgür ayrımı yoktur. Mesih her şeydir ve her şeydedir. 
51N 003:012 Öyleyse, Tanrının kutsal ve sevgili seçilmişleri olarak yürekten sevecenliği, iyiliği, alçakgönüllülüğü, sabrı, yumuşaklığı giyinin. 
51N 003:013 Birbirinize hoşgörülü davranın. Birinizin ötekinden bir şikâyeti varsa, Rabbin sizi bağışladığı gibi, siz de birbirinizi bağışlayın. 
51N 003:014 Bunların hepsinin üzerine yetkin birliğin bağı olan sevgiyi giyinin. 
51N 003:015 Mesihin esenliği yüreklerinizde hakem olsun. Tek bir bedenin üyeleri olarak bu esenliğe çağrıldınız. Şükredici olun! 
51N 003:016 Mesihin sözü bütün zenginliğiyle içinizde yaşasın. Tam bir bilgelikle birbirinize öğretin, öğüt verin, mezmurlar, ilahiler, ruhsal ezgiler söyleyerek yüreklerinizde şükranla Tanrıya nağmeler yükseltin. 
51N 003:017 Söylediğiniz, yaptığınız her şeyi Rab İsanın adıyla, Onun aracılığıyla Baba Tanrıya şükrederek yapın. 
51N 003:018 Ey kadınlar, Rabbe ait olanlara yaraşır biçimde kocalarınıza bağımlı olun. 
51N 003:019 Ey kocalar, karılarınızı sevin. Onlara sert davranmayın. 
51N 003:020 Ey çocuklar, her konuda anne babalarınızın sözünü dinleyin. Çünkü bu Rabbi hoşnut eder. 
51N 003:021 Ey babalar, çocuklarınızı incitmeyin, yoksa cesaretleri kırılır. 
51N 003:022 Ey köleler, dünyadaki efendilerinizin her sözünü dinleyin. Bunu, yalnız insanları hoşnut etmek isteyenler gibi göze hoş görünen hizmetle değil, saf yürekle, Rab korkusuyla yapın. 
51N 003:023 -24 287240 Rabden miras ödülünü alacağınızı bilerek, her ne yaparsanız, insanlar için değil, Rab için yapar gibi candan yapın. Rab Mesihe kulluk ediyorsunuz. 
51N 003:025 Haksızlık eden ettiği haksızlığın karşılığını alacak, hiçbir ayrım yapılmayacaktır. 
51N 004:001 Ey efendiler, gökte sizin de bir Efendiniz olduğunu bilerek kölelerinize adalet ve eşitlikle davranın. 
51N 004:002 Kendinizi duaya verin. Duada uyanık kalın, şükredin. 
51N 004:003 Aynı zamanda bizim için de dua edin ki Tanrı, sözünü yaymamız ve uğruna hapsedildiğim Mesih sırrını açıklamamız için bize bir kapı açsın. 
51N 004:004 Bu sırrı gerektiği gibi açıklıkla bildirebilmem için dua edin. 
51N 004:005 Sizden olmayanlara karşı bilgece davranın. Fırsatı değerlendirin. 
51N 004:006 Sözünüz tuzla terbiye edilmiş gibi her zaman lütufla dolu olsun. Böylece herkese nasıl karşılık vermek gerektiğini bileceksiniz. 
51N 004:007 Rab yolunda emektaşım ve güvenilir bir hizmetkâr olan sevgili kardeşimiz Tihikos, benimle ilgili her şeyi size bildirecektir. 
51N 004:008 İşte bu amaçla, durumumuzu iletmesi ve yüreklerinize cesaret vermesi için kendisini size gönderiyorum. 
51N 004:009 Onunla birlikte, sizden biri olan, güvenilir ve sevgili kardeş Onisimosu da gönderiyorum. Burada olup biten her şeyi size bildirecekler. 
51N 004:010 Hapishane arkadaşım Aristarhus ve Barnabanın yeğeni Markos size selam ederler. Markosla ilgili buyruklar aldınız; yanınıza gelirse kendisini kabul edin. 
51N 004:011 Yustus diye tanınan Yeşu da size selam eder. Tanrının Egemenliği için çalışan emektaşım Yahudiler yalnız bunlardır. Bunlar bana teselli oldular. 
51N 004:012 Sizden biri ve Mesih İsanın kulu olan Epafras size selam eder. Tanrının her isteğinden emin, yetkin kişiler olarak ayakta kalasınız diye sizin için her zaman duayla mücadele ediyor. 
51N 004:013 Gerek sizin gerekse Laodikya ve Hierapolistekiler için çok emek verdiğine tanıklık ederim. 
51N 004:014 Sevgili hekim Lukayla Dimas da size selam ederler. 
51N 004:015 Laodikyadaki kardeşlere, Nimfaya ve evindeki topluluğa selam edin. 
51N 004:016 Bu mektup aranızda okunduktan sonra Laodikya kilisesine de okutun. Siz de Laodikyadan gelecek mektubu okuyun. 
51N 004:017 Arhippusa, ‹‹Rab yolunda üstlendiğin görevi tamamlamaya dikkat et!›› deyin. 
51N 004:018 Ben Pavlus bu selamı elimle yazıyorum. Zincire vurulduğumu unutmayın. Tanrı'nın lütfu sizinle birlikte olsun. 
52N 001:001 Pavlus, Silvanus ve Timoteostan Baba Tanrıya ve Rab İsa Mesihe ait olan Selanik kilisesine selam! Sizlere lütuf ve esenlik olsun. 
52N 001:002 -3 287450 Dualarımızda sizleri anıyor, her zaman hepiniz için Tanrıya şükrediyoruz. İmanın ürünü olan etkinliğinizi, sevgiye dayanan emeğinizi ve Rabbimiz İsa Mesihe bağladığınız umuttan kaynaklanan dayanıklılığınızı Babamız Tanrının önünde durmadan anıyoruz. 
52N 001:004 Tanrının sevdiği kardeşlerim, sizleri Onun seçtiğini biliyoruz. 
52N 001:005 Çünkü yaydığımız Müjde size yalnız sözle değil, kudretle, Kutsal Ruhla ve büyük güvenle ulaştı. Nitekim aranızdayken sizin yararınıza nasıl yaşadığımızı bilirsiniz. 
52N 001:006 Siz de büyük sıkıntılara karşın, Kutsal Ruhun verdiği sevinçle Tanrı sözünü kabul ederek bizi ve Rabbi örnek aldınız. 
52N 001:007 Böylece Makedonya ve Ahayadaki bütün imanlılara örnek oldunuz. 
52N 001:008 Rabbin sözü sizden yayıldı. Tanrıya imanınızın haberi yalnız Makedonya ve Ahayaya değil, her yere ulaştı. Artık bizim bir şey söylememize gerek kalmadı. 
52N 001:009 Çünkü herkes bizi ne kadar iyi karşıladığınızı anlatıp duruyor. Yaşayan gerçek Tanrı'ya kulluk etmek, O'nun ölümden dirilttiği ve bizleri gelecek gazaptan kurtaran Oğlu İsa'nın göklerden gelişini beklemek üzere putlardan Tanrı'ya nasıl döndüğünüzü anlatıyorlar. 
52N 002:001 Kardeşler, size yaptığımız ziyaretin boşa gitmediğini siz de biliyorsunuz. 
52N 002:002 Bildiğiniz gibi, daha önce Filipide eziyet görmüş, aşağılanmıştık. Ama şiddetli karşı koymalara rağmen, tanrısal Müjdeyi size duyurmak için Tanrımızdan cesaret aldık. 
52N 002:003 Çağrımız yalana ya da kirli bir amaca dayanmıyor; bunun hileli bir yönü de yoktur. 
52N 002:004 Tersine, Tanrı tarafından Müjdeyi emanet almaya layık görüldüğümüz için, insanları değil, yüreklerimizi sınayan Tanrıyı hoşnut edecek biçimde konuşuyoruz. 
52N 002:005 Bildiğiniz gibi, hiçbir zaman pohpohlayıcı sözlerle ya da açgözlülüğü örten bir maskeyle gelmedik. Tanrı buna tanıktır. 
52N 002:006 İnsanlardan -ne sizden ne başkalarından- gelecek övgünün peşinde de değildik. 
52N 002:007 Mesihin elçileri olarak size ağırlığımızı hissettirebilirdik. Ama çocuklarını bağrına basan bir anne gibi size şefkatle davrandık. 
52N 002:008 Sizlere öylesine gönülden bağlanmıştık ki, sizinle yalnız Tanrının Müjdesini değil, kendi canlarımızı da paylaşmaya razıydık. Çünkü sizi o denli çok sevdik! 
52N 002:009 Evet, kardeşler, nasıl uğraşıp didindiğimizi anımsarsınız. Hiçbirinize yük olmamak için gece gündüz çalıştık, Tanrının Müjdesini size duyurduk. 
52N 002:010 İman eden sizlere karşı davranışımızın ne denli kutsal, adil, kusursuz olduğuna siz tanıksınız; Tanrı da buna tanıktır. 
52N 002:011 Bildiğiniz gibi, bir baba çocuklarına nasıl davranırsa, her birinize öyle davrandık. 
52N 002:012 Sizi yüreklendirdik, teselli ettik; sizleri egemenliğine ve yüceliğine çağıran Tanrıya yaraşır biçimde yaşamaya özendirdik. 
52N 002:013 Tanrıya sürekli şükretmemiz için bir neden daha var: Tanrı sözünü bizden duyup kabul ettiğiniz zaman bunu insan sözü olarak değil, gerçekte olduğu gibi, Tanrı sözü olarak benimsediniz. Siz imanlılarda etkin olan da bu sözdür. 
52N 002:014 Çünkü kardeşler, siz Tanrının Yahudiyede bulunan ve Mesih İsaya bağlı olan kiliselerini örnek aldınız. Onların Yahudilerden çektiği sıkıntıların aynısını siz de kendi yurttaşlarınızdan çektiniz. 
52N 002:015 -16 287660 Rab İsayı ve peygamberleri öldüren, bize de zulmeden Yahudilerdir. Öteki uluslardan olanlarla konuşmamızı ve böylece onların kurtulmasını engellemekle Tanrının hoşnutsuzluğuna yol açıyor ve bütün insanlara karşı geliyorlar. Böylece durmadan günahlarına günah katıyorlar. Sonunda Tanrının gazabına uğradılar. 
52N 002:017 Kardeşler, kısa bir süre için düşüncede olmasa da bedende sizden ırak düştük. Ama büyük bir özlemle yüzünüzü yeniden görmek için çok çaba gösterdik. 
52N 002:018 Evet, yanınıza gelmek istiyorduk. Hele ben Pavlus, bunu birkaç kez istedim. Ama Şeytan bize engel oldu. 
52N 002:019 Umudumuz, sevincimiz kimdir? Rabbimiz İsa geldiğinde Onun önünde övüneceğimiz zafer tacı nedir? Siz değil misiniz? 
52N 002:020 Evet, övüncümüz ve sevincimiz sizsiniz. 
52N 003:001 -3 287710 İşte bu özleme daha fazla dayanacak halimiz kalmayınca Atinada yalnız bırakılmaya razı olduk ve Mesihin Müjdesini yayan Tanrı emektaşı kardeşimiz Timoteosu yanınıza gönderdik. Bu sıkıntılardan ötürü kimse sarsılmasın diye sizi imanda güçlendirip yüreklendirmesini istedik. Sıkıntılardan geçmek için belirlendiğimizi siz de biliyorsunuz. 
52N 003:004 Çünkü sıkıntı çekeceğimizi size önceden, daha yanınızdayken söylemiştik. Bildiğiniz gibi, öyle oldu. 
52N 003:005 Bu nedenle ben de daha fazla dayanamadım; acaba Ayartıcı bir yolunu bulup sizi ayarttı mı, emeğimiz boşa mı gitti diye iman durumunuzu öğrenmek için Timoteosu gönderdim. 
52N 003:006 Ama yanınızdan henüz dönen Timoteos, imanınıza, sevginize ilişkin bize güzel haberler getirdi. Bizi her zaman iyi anılarla hatırladığınızı, sizi görmeyi özlediğimiz kadar sizin de bizi özlediğinizi söyledi. 
52N 003:007 Bu nedenle kardeşler, bütün çile ve sıkıntılarımız arasında, imanınızdan ötürü sizinle teselli bulduk. 
52N 003:008 Çünkü siz Rabbe bağlı kalırsanız, biz asıl o zaman yaşarız. 
52N 003:009 Tanrımızın önünde sizden ötürü büyük sevinç duymaktayız. Buna karşılık Tanrımıza sizin için yeterince nasıl şükredebiliriz? 
52N 003:010 Sizinle yüz yüze görüşmek, iman konusundaki eksiklerinizi tamamlamak için gece gündüz var gücümüzle dua ediyoruz. 
52N 003:011 Babamız Tanrının kendisi ve Rabbimiz İsa size kavuşmamız için yolumuzu açsın! 
52N 003:012 Rab birbirinize ve bütün insanlara beslediğiniz sevgiyi, bizim size beslediğimiz sevgi ölçüsünde çoğaltıp artırsın! 
52N 003:013 Öyle ki, Rabbimiz İsa bütün kutsallarıyla geldiğinde, Babamız Tanrı'nın önünde kutsallıkta kusursuz olmanız için yüreklerinizi pekiştirsin. 
52N 004:001 Kardeşler, nasıl yaşamanız, Tanrıyı nasıl hoşnut etmeniz gerektiğini bizden öğrendiniz. Nitekim öyle yaşıyorsunuz. Son olarak bu konuda daha da ilerlemeniz için Rab İsa adına size rica ediyor, yalvarıyoruz. 
52N 004:002 Rab İsanın yetkisiyle size hangi buyrukları ilettiğimizi biliyorsunuz. 
52N 004:003 Tanrının isteği şudur: Kutsal olmanız, fuhuştan kaçınmanız, 
52N 004:004 -5 287850 her birinizin, Tanrıyı tanımayan uluslar gibi şehvet tutkusuyla değil, kutsallık ve saygınlıkla kendine bir eş alması 
52N 004:006 ve bu konuda haksızlık edip kardeşini aldatmamasıdır. Daha önce de size söylediğimiz, sizi uyardığımız gibi, Rab bütün bu suçlardan ötürü insanları cezalandıracaktır. 
52N 004:007 Çünkü Tanrı bizi ahlaksızlığa değil, kutsal bir yaşam sürmeye çağırdı. 
52N 004:008 Dolayısıyla bu çağrıyı reddeden kişi insanı değil, size Kutsal Ruhunu veren Tanrıyı reddetmiş olur. 
52N 004:009 Kardeşlik sevgisi konusunda kimsenin size bir şey yazmasına gerek yoktur. Çünkü Tanrı size birbirinizi sevmeyi öğretti. 
52N 004:010 Gerçekte bütün Makedonyadaki kardeşlerin hepsini seviyorsunuz. Kardeşler, size rica ediyoruz, bu konuda daha da ilerleyin. 
52N 004:011 Size buyurduğumuz gibi, sakin bir yaşam sürmeyi, kendi işinize bakmayı, ellerinizle çalışmayı amaç edinin. 
52N 004:012 Öyle ki, kimseye muhtaç olmadan öbür insanların önünde saygın bir yaşam süresiniz. 
52N 004:013 Kardeşler, umudu olmayan öbür insanlar gibi kederlenmemeniz için, gözlerini yaşama kapamış olanlar konusunda bilgisiz kalmanızı istemiyoruz. 
52N 004:014 İsanın ölüp dirildiğine inanıyoruz. Aynı şekilde Tanrı, İsaya bağlı olarak gözlerini yaşama kapamış olanları da Onunla birlikte geri getirecektir. 
52N 004:015 Rabbin sözüne dayanarak size diyoruz ki, biz yaşamakta olanlar, Rabbin gelişinde hayatta olanlar, gözlerini yaşama kapayanların önüne asla geçmeyeceğiz. 
52N 004:016 Rabbin kendisi, bir emir çağrısıyla, başmeleğin seslenmesiyle, Tanrının borazanıyla gökten inecek. Önce Mesihe ait ölüler dirilecek. 
52N 004:017 Sonra biz yaşamakta olanlar, hayatta olanlar, onlarla birlikte Rabbi havada karşılamak üzere bulutlar içinde alınıp götürüleceğiz. Böylece sonsuza dek Rable birlikte olacağız. 
52N 004:018 İşte birbirinizi bu sözlerle teselli edin. 
52N 005:001 Kardeşler, bu olayların zamanı ve tarihi konusunda size yazmaya gerek yoktur. 
52N 005:002 Çünkü siz de çok iyi bilirsiniz ki, Rabbin günü gece hırsız nasıl gelirse öyle gelecektir. 
52N 005:003 İnsanlar, ‹‹Her şey esenlik ve güvenlik içinde›› dedikleri bir anda, gebe kadının birden sancılanması gibi, ansızın yıkıma uğrayacak ve asla kaçamayacaklar. 
52N 005:004 Ama kardeşler, siz karanlıkta değilsiniz ki, o gün sizi hırsız gibi yakalasın. 
52N 005:005 Hepiniz ışık çocukları, gündüz çocuklarısınız. Geceye ya da karanlığa ait değiliz. 
52N 005:006 Öyleyse başkaları gibi uyumayalım, ayık ve uyanık olalım. 
52N 005:007 Çünkü uyuyanlar gece uyur, sarhoş olanlar da gece sarhoş olurlar. 
52N 005:008 Gündüze ait olan bizlerse, iman ve sevgi zırhını kuşanıp başımıza miğfer olarak kurtuluş umudunu giyerek ayık duralım. 
52N 005:009 Çünkü Tanrı bizi gazaba uğrayalım diye değil, Rabbimiz İsa Mesih aracılığıyla kurtuluşa kavuşalım diye belirledi. 
52N 005:010 Mesih bizler için öldü; öyle ki, ister uyanık ister uykuda olalım, Onunla birlikte yaşayalım. 
52N 005:011 Bunun için şimdi yaptığınız gibi, birbirinizi yüreklendirip ruhça geliştirin. 
52N 005:012 Kardeşler, aranızda çalışanların, Rab yolunda size önderlik edip öğüt verenlerin değerini bilmenizi rica ederiz. 
52N 005:013 Yaptıkları işten ötürü onlara sınırsız saygı, sevgi gösterin. Birbirinizle barış içinde yaşayın. 
52N 005:014 Size yalvarırız, kardeşler, boş gezenleri uyarın, yüreksizleri cesaretlendirin, güçsüzlere destek olun, herkese karşı sabırlı olun. 
52N 005:015 Sakın kimse kötülüğe kötülükle karşılık vermesin. Birbiriniz ve bütün insanlar için her zaman iyiliği amaç edinin. 
52N 005:016 Her zaman sevinin. 
52N 005:017 Sürekli dua edin. 
52N 005:018 Her durumda şükredin. Çünkü Tanrının Mesih İsada sizin için istediği budur. 
52N 005:019 Ruhu söndürmeyin. 
52N 005:020 Peygamberlik sözlerini küçümsemeyin. 
52N 005:021 Her şeyi sınayın, iyi olana sımsıkı tutunun. 
52N 005:022 Her çeşit kötülükten kaçının. 
52N 005:023 Esenlik kaynağı olan Tanrının kendisi sizi tümüyle kutsal kılsın. Ruhunuz, canınız ve bedeniniz Rabbimiz İsa Mesihin gelişinde eksiksiz ve kusursuz olmak üzere korunsun. 
52N 005:024 Sizi çağıran Tanrı güvenilirdir; bunu yapacaktır. 
52N 005:025 Kardeşler, bizim için dua edin. 
52N 005:026 Bütün kardeşleri kutsal öpüşle selamlayın. 
52N 005:027 Rab adına size buyuruyorum, bu mektup bütün kardeşlere okunsun. 
52N 005:028 Rabbimiz İsa Mesih'in lütfu sizinle birlikte olsun. 
53N 001:001 Pavlus, Silvanus ve Timoteostan Babamız Tanrıya ve Rab İsa Mesihe ait Selanik kilisesine selam! 
53N 001:002 Baba Tanrıdan ve Rab İsa Mesihten sizlere lütuf ve esenlik olsun. 
53N 001:003 Kardeşler, sizin için her zaman Tanrıya şükran borçluyuz. Böyle yapmamız da yerindedir. Çünkü imanınız büyüdükçe büyüyor, her birinizin öbürüne olan sevgisi artıyor. 
53N 001:004 Bu nedenle bizler, katlandığınız bütün zulüm ve sıkıntılar karşısındaki sabır ve imanınızdan ötürü Tanrının kiliseleri arasında sizinle övünüyoruz. 
53N 001:005 Bütün bunlar Tanrının adil yargısının belirtisidir. Sonuç olarak, uğrunda acı çektiğiniz Tanrı Egemenliğine layık sayılacaksınız. 
53N 001:006 -8 288320 Tanrı adil olanı yapacak: Size sıkıntı çektirenlere sıkıntı ile karşılık verecek, sıkıntı çeken sizleriyse bizimle birlikte rahata kavuşturacaktır. Bütün bunlar Rab İsa alev alev yanan ateş içinde güçlü melekleriyle gökten gelip göründüğü zaman olacak. Rabbimiz İsa, Tanrıyı tanımayanları ve kendisiyle ilgili Müjdeye uymayanları cezalandıracak. 
53N 001:009 -10 288330 Böyleleri Rabbin varlığından ve yüce gücünden uzak kalarak sonsuza dek mahvolma cezasına çarptırılacaklar. Bütün bunlar Rabbin kendi kutsalları arasında yüceltilmek ve bütün imanlılarda hayranlık uyandırmak üzere geldiği gün olacak. Sizler ise iman edenlerdensiniz. Çünkü size ettiğimiz tanıklığa inandınız. 
53N 001:011 İşte bu nedenle Tanrımız sizi çağrısına layık görsün, iyiliğe yönelik her dileğinizi, imana dayanan her uğraşınızı kendi gücüyle sonuçlandırsın diye sizin için her zaman dua ediyoruz. 
53N 001:012 Öyle ki, Tanrımız'ın ve Rab İsa Mesih'in lütfuyla Rabbimiz İsa'nın adı sizde yüceltilsin, siz de O'nda yüceltilesiniz. 
53N 002:001 -2 288360 Rabbimiz İsa Mesihin gelişine ve Onunla birlikte olmak üzere toplanmamıza gelince: Kardeşler, size rica ediyoruz, Rabbin gününün geldiğini ileri süren herhangi bir ruh, bir söz ya da bizden gelmiş gibi gösterilen bir mektup hemen aklınızı karıştırmasın, sizi telaşlandırmasın. 
53N 002:003 Hiç kimse hiçbir şekilde sizi aldatmasın. Çünkü imandan dönüş başlamadıkça, mahvolacak olan o yasa tanımaz adam ortaya çıkmadıkça o gün gelmeyecektir. 
53N 002:004 Bu adam, tanrı diye anılan ya da tapılan her şeye karşı gelerek kendini hepsinden yüce gösterecek, hatta kendisini Tanrı ilan ederek Tanrının Tapınağında oturacaktır. 
53N 002:005 Daha yanınızdayken bunları size söylediğimi hatırlamıyor musunuz? 
53N 002:006 Zamanı gelince ortaya çıkarılacak olan bu adamı şimdilik neyin engellediğini biliyorsunuz. 
53N 002:007 Evet, yasa tanımazlığın gizli gücü şu anda bile etkindir; ama bu gücü şimdilik engelleyen ortadan kaldırılıncaya dek görevini sürdürecektir. 
53N 002:008 Sonra yasa tanımaz adam ortaya çıkacak. Rab İsa onu ağzının soluğuyla öldürecek, gelişinin görkemiyle yok edecek. 
53N 002:009 -10 288430 Yasa tanımaz adam, her türlü mucizede, yanıltıcı belirtilerle harikalarda ve mahvolanları aldatan her türlü kötülükte sergilenen Şeytanın etkinliğiyle gelecek. Mahvolanlar, gerçeği sevmeye ve böylece kurtulmaya yanaşmadıklarından mahvoluyorlar. 
53N 002:011 İşte bu nedenle Tanrı yalana kanmaları için onların üzerine yanıltıcı bir güç gönderiyor. 
53N 002:012 Öyle ki, gerçeğe inanmayan ve kötülükten hoşlananların hepsi yargılansın. 
53N 002:013 Ama biz, ey Rabbin sevdiği kardeşler, sizler için her zaman Tanrıya şükran borçluyuz. Çünkü Tanrı, Ruh aracılığıyla kutsal kılınıp gerçeğe inanarak kurtulmanız için sizi ta başlangıçtan seçti. 
53N 002:014 Rabbimiz İsa Mesihin yüceliğine kavuşmanız için, bildirdiğimiz Müjdeyle sizi bu kurtuluşa çağırdı. 
53N 002:015 Öyleyse dayanın, kardeşlerim! İster sözle ister mektupla, size ilettiğimiz öğretilere sımsıkı tutunun. 
53N 002:016 Rabbimiz İsa Mesih'in kendisi ve bizi sevip lütfuyla bize sonsuz cesaret ve sağlam bir umut veren Babamız Tanrı sizi yüreklendirsin, her iyi eylem ve sözde pekiştirsin. 
53N 003:001 Son olarak, kardeşler, Rabbin sözü aranızda olduğu gibi hızla yayılıp yüceltilsin diye bizim için dua edin. 
53N 003:002 Ahlaksız, kötü insanlardan kurtulmamız için de dua edin. Çünkü herkes iman etmiş değildir. 
53N 003:003 Ama Rab güvenilirdir. O sizi pekiştirecek, kötü olandan koruyacaktır. 
53N 003:004 Buyurduklarımızı yaptığınıza ve yapacağınıza dair Rabde size güveniyoruz. 
53N 003:005 Rab yüreklerinizi Tanrının sevgisine, Mesihin sabrına yöneltsin. 
53N 003:006 Kardeşler, bizden aldıkları öğretilere uymayıp boş gezen bütün kardeşlerden uzak durmanızı Rab İsa Mesihin adıyla buyuruyoruz. 
53N 003:007 Bizleri nasıl örnek almanız gerektiğini kendiniz biliyorsunuz. Çünkü biz aranızdayken boş gezenler değildik. 
53N 003:008 Kimsenin ekmeğini karşılıksız yemedik. Herhangi birinize yük olmamak için uğraşıp didindik, gece gündüz çalıştık. 
53N 003:009 Yardımlarınızı hak etmediğimiz için değil, izleyebileceğiniz bir örnek bırakmak için böyle yaptık. 
53N 003:010 Hatta sizinle birlikteyken şu buyruğu vermiştik: ‹‹Çalışmak istemeyen yemek de yemesin!›› 
53N 003:011 Çünkü aranızda bazılarının boş gezdiğini duyuyoruz. Bunlar hiçbir iş yapmıyor, başkalarının işine karışıp duruyorlarmış. 
53N 003:012 Böylelerine Rab İsa Mesih adına yalvarıyor, şunu buyuruyoruz: Sakin bir şekilde çalışıp kendi kazançlarından yesinler. 
53N 003:013 Sizlerse kardeşler, iyilik yapmaktan usanmayın. 
53N 003:014 Eğer bu mektuptaki sözlerimize uymayan olursa onu mimleyin. Yaptıklarından utanması için onunla ilişkinizi kesin. 
53N 003:015 Yine de onu düşman saymayın, bir kardeş olarak uyarın. 
53N 003:016 Esenlik kaynağı olan Rabbin kendisi size her zaman, her durumda esenlik versin. Rab hepinizle birlikte olsun. 
53N 003:017 Ben Pavlus bu selamı kendi elimle yazıyorum. Her mektubumun özel işaretidir bu; böyle yazarım. 
53N 003:018 Rabbimiz İsa Mesih'in lütfu hepinizle birlikte olsun. 
54N 001:001 -2 288680 Kurtarıcımız Tanrının ve umudumuz Mesih İsanın buyruğuyla Mesih İsanın elçisi atanan ben Pavlustan imanda öz oğlum Timoteosa selam! Baba Tanrıdan ve Rabbimiz Mesih İsadan sana lütuf, merhamet ve esenlik olsun. 
54N 001:003 -4 288690 Makedonyaya giderken sana rica ettiğim gibi, Efeste kal ve bazı kişilerin farklı öğretiler yaymamasını, masallarla ve sonu gelmeyen soyağaçlarıyla uğraşmamasını öğütle. Bu şeyler, imana dayanan tanrısal düzene hizmet etmekten çok, tartışmalara yol açar. 
54N 001:005 Bu buyruğun amacı, pak yürekten, temiz vicdandan, içten imandan doğan sevgiyi uyandırmaktır. 
54N 001:006 Bazı kişiler bunlardan saparak boş konuşmalara daldılar. 
54N 001:007 Kutsal Yasa öğretmeni olmak istiyorlar, ama ne söyledikleri sözleri ne de iddialı oldukları konuları anlıyorlar. 
54N 001:008 Yasayı özüne uygun biçimde kullanan için Yasanın iyi olduğunu biliyoruz. 
54N 001:009 -10 288740 Çünkü biliyoruz ki, Yasa doğrular için değil, yasa tanımayanlarla asiler, tanrısızlarla günahkârlar, kutsallıktan yoksunlarla kutsala karşı saygısız olanlar, anne ya da babasını öldürenler, katiller, fuhuş yapanlar, oğlancılar, köle tüccarları, yalancılar, yalan yere ant içenler ve sağlam öğretiye karşıt olan başka ne varsa onlar için konmuştur. 
54N 001:011 Mübarek Tanrının bana emanet edilen yüce Müjdesine göre bu böyledir. 
54N 001:012 Beni güçlendiren Rabbimiz Mesih İsaya şükrederim. Çünkü beni güvenilir sayarak hizmetine aldı. 
54N 001:013 Bir zamanlar Ona küfreden, zalim ve küstah biri olduğum halde bana merhamet edildi. Çünkü ne yaptıysam bilgisizlikten ve imansızlıktan yaptım. 
54N 001:014 Ama Rabbimizin lütfu, imanla ve Mesih İsada olan sevgiyle birlikte bol bol üzerime döküldü. 
54N 001:015 ‹‹Mesih İsa günahkârları kurtarmak için dünyaya geldi›› sözü, güvenilir ve her bakımdan kabule layık bir sözdür. Günahkârların en kötüsü benim. 
54N 001:016 Ama Mesih İsa, kendisine iman edip sonsuz yaşama kavuşacak olanlara örnek olayım diye sınırsız sabrını öncelikle bende sergilemek için bana merhamet etti. 
54N 001:017 Onur ve yücelik sonsuzlara dek bütün çağların Kralı, ölümsüz ve görünmez tek Tanrının olsun! Amin. 
54N 001:018 Oğlum Timoteos, senin hakkında önceden söylenen peygamberlik sözleri uyarınca, bu buyruğu sana emanet ediyorum. Öyle ki, bu sözlere dayanarak iyi savaşı sürdüresin. 
54N 001:019 İmana ve temiz vicdana sarıl. Bazıları temiz vicdanı bir yana iterek iman konusunda battılar. 
54N 001:020 Himeneos ve İskender bunlardandır. Küfür etmemeyi öğrensinler diye onları Şeytan'a teslim ettim. 
54N 002:001 -2 288850 Her şeyden önce şunu öğütlerim: Tanrı yoluna tam bir bağlılık ve ağırbaşlılık içinde sakin ve huzurlu bir yaşam sürelim diye, krallarla bütün üst yöneticiler dahil, bütün insanlar için dilekler, dualar, yakarışlar ve şükürler sunulsun. 
54N 002:003 Böyle yapmak iyidir ve Kurtarıcımız Tanrıyı hoşnut eder. 
54N 002:004 O bütün insanların kurtulup gerçeğin bilincine erişmesini ister. 
54N 002:005 -6 288880 Çünkü tek Tanrı ve Tanrıyla insanlar arasında tek aracı vardır. O da insan olan ve kendisini herkes için fidye olarak sunmuş bulunan Mesih İsadır. Uygun zamanda verilen tanıklık budur. 
54N 002:007 Ben bunun habercisi ve elçisi atandım -gerçeği söylüyorum, yalan söylemiyorum- uluslara imanı ve gerçeği öğretmeye atandım. 
54N 002:008 Buna göre, erkeklerin öfkelenip çekişmeden, her yerde pak eller yükselterek dua etmelerini isterim. 
54N 002:009 -10 288910 Kadınların da saç örgüleriyle, altınlarla, incilerle ya da pahalı giysilerle değil, sade giyimle, edepli ve ölçülü tutumla, Tanrı yolunda yürüdüklerini ileri süren kadınlara yaraşır biçimde, iyi işlerle süslenmelerini isterim. 
54N 002:011 Kadın sükûnet ve tam bir uysallık içinde öğrensin. 
54N 002:012 Kadının öğretmesine, erkeğe egemen olmasına izin vermiyorum; sakin olsun. 
54N 002:013 -14 288940 Çünkü önce Adem, sonra Havva yaratıldı; aldatılan da Adem değildi, kadın aldatılıp suç işledi. 
54N 002:015 Ama doğum yapıp kurtulacaktır; yeter ki, sağduyuyla iman, sevgi ve kutsallıkta yaşasın. 
54N 003:001 İşte güvenilir söz: Bir kimse gözetmen olmayı gönülden istiyorsa, iyi bir görev arzu etmiş olur. 
54N 003:002 Ancak gözetmen ayıplanacak bir yanı olmayan, tek karılı, ölçülü, sağduyulu, saygın, konuksever, öğretmeye yetenekli biri olmalı. 
54N 003:003 Şarap düşkünü, zorba olmamalı; uysal, kavgadan ve para sevgisinden uzak olmalı. 
54N 003:004 Evini iyi yönetmeli, çocuklarına söz dinletmeli, her yönden saygılı olmalarını sağlamalı. 
54N 003:005 Kendi evini yönetmesini bilmeyen, Tanrının topluluğunu nasıl kayırabilir? 
54N 003:006 Gözetmen yeni iman etmiş biri olmamalı. Yoksa gurura kapılıp İblisin uğradığı yargıya uğrayabilir. 
54N 003:007 Topluluğun dışındakiler tarafından da iyi bir insan olarak tanınmalıdır. Öyle ki, ayıplanacak duruma ve İblisin tuzağına düşmesin. 
54N 003:008 Aynı şekilde kilise görevlileri, özü sözü ayrı, şarap tutkunu, haksız kazanç peşinde koşan kişiler değil, ağırbaşlı kişiler olmalı. 
54N 003:009 Temiz vicdanla imanın sırrına sarılmalıdırlar. 
54N 003:010 Bunlar da önce denensin; eleştirilecek bir yönleri yoksa görev alsınlar. 
54N 003:011 Aynı şekilde kadınlar ağırbaşlı olmalı; iftiracı değil, ama ölçülü ve her bakımdan güvenilir olmalı. 
54N 003:012 Görevliler tek karılı, çocuklarını ve evlerini iyi yöneten kişiler olsun. 
54N 003:013 Görevlerini iyi yapanlar, kendileri için iyi bir yer edinir, Mesih İsaya imanda büyük cesaret kazanırlar. 
54N 003:014 -15 289090 Yakında yanına gelmeyi umuyorum. Ama gecikirsem, gerçeğin direği ve dayanağı olan Tanrının ev halkı arasında, yani yaşayan Tanrının topluluğunda nasıl davranmak gerektiğini bilesin diye sana bunları yazıyorum. 
54N 003:016 Kuşkusuz Tanrı yolunun sırrı büyüktür.  O, bedende göründü,  Ruh'ça doğrulandı,  Meleklerce görüldü,  Uluslara tanıtıldı,  Dünyada O'na iman edildi,  Yücelik içinde yukarı alındı. 
54N 004:001 -3 289110 Ruh açıkça diyor ki, son zamanlarda bazıları yalancıların ikiyüzlülüğü nedeniyle aldatıcı ruhlara ve cinlerin öğretilerine kulak vererek imandan dönecek. Vicdanları adeta kızgın bir demirle dağlanmış bu yalancılar evlenmeyi yasaklayacak, iman edip gerçeği bilenlerin şükranla yemesi için Tanrının yarattığı yiyeceklerden çekinmek gerektiğini buyuracaklar. 
54N 004:004 Oysa Tanrının yarattığı her şey iyidir, hiçbir şey reddedilmemeli; yeter ki, şükranla kabul edilsin. 
54N 004:005 Çünkü her şey Tanrının sözüyle ve duayla kutsal kılınır. 
54N 004:006 Bunları kardeşlere öğütlersen, imanın ve izlediğin iyi öğretinin sözleriyle beslenmiş olarak Mesih İsanın iyi bir görevlisi olursun. 
54N 004:007 Kutsallıktan yoksun kocakarı masallarını reddet. Kendini Tanrı yolunda eğit. 
54N 004:008 Bedeni eğitmenin biraz yararı var; ama şimdiki ve gelecek yaşamın vaadini içeren Tanrı yolunda yürümek her yönden yararlıdır. 
54N 004:009 Bu güvenilir ve her bakımdan kabule layık bir sözdür. 
54N 004:010 Bunun için emek veriyor, mücadele ediyoruz. Çünkü umudumuzu bütün insanların, özellikle iman edenlerin Kurtarıcısı olan diri Tanrıya bağladık. 
54N 004:011 Bunları buyur ve öğret. 
54N 004:012 Gençsin diye kimse seni küçümsemesin. Konuşmada, davranışta, sevgide, imanda, paklıkta imanlılara örnek ol. 
54N 004:013 Ben yanına gelinceye dek kendini topluluğa Kutsal Yazıları okumaya, öğüt vermeye, öğretmeye ada. 
54N 004:014 Peygamberlik sözüyle, ihtiyarlar kurulunun ellerini senin üzerine koymasıyla sana verilen ve hâlâ sende olan ruhsal armağanı ihmal etme. 
54N 004:015 Bu konuların üzerinde dur, kendini bunlara ver ki, ilerlediğini herkes görsün. 
54N 004:016 Kendine ve öğretine dikkat et, bu yolda yürümeye devam et. Çünkü bunu yapmakla hem kendini hem seni dinleyenleri kurtaracaksın. 
54N 005:001 -2 289250 Yaşlı adama çıkışma, babanmış gibi yol göster. Genç erkeklere kardeşinmiş gibi, yaşlı kadınlara annenmiş gibi, genç kadınlara tam bir yürek temizliğiyle kızkardeşinmiş gibi yol göster. 
54N 005:003 Gerçekten kimsesiz dul kadınlara saygı göster. 
54N 005:004 Ama dul kadının çocukları ya da torunları varsa, bunlar öncelikle kendi ev halkına yardım ederek Tanrı yolunda yürümeyi ve büyüklerine iyilik borcunu ödemeyi öğrensinler. Çünkü bu Tanrıyı hoşnut eder. 
54N 005:005 Gerçekten kimsesiz, yalnız kalmış dul kadın umudunu Tanrıya bağlamıştır; gece gündüz Ona dilekte bulunmaya ve dua etmeye devam eder. 
54N 005:006 Kendini zevke veren dul kadınsa daha yaşarken ölmüştür. 
54N 005:007 Ayıplanacak duruma düşmemeleri için onları bu konularda uyar. 
54N 005:008 Kendi yakınlarına, özellikle de ev halkına bakmayan kişi imanı inkâr etmiş, imansızdan beter olmuştur. 
54N 005:009 -10 289320 Yaptığı iyiliklerle tanınmış, tek erkekle evlenmiş, en az altmış yaşında olan dul kadın, eğer çocuk büyütmüş, konuk ağırlamış, kutsalların ayaklarını yıkamış, sıkıntıda olanlara yardım etmiş, kendini her tür iyi işe adamışsa, adı dullar listesine yazılsın. 
54N 005:011 Daha genç dulları listeye alma. Çünkü bedensel arzuları Mesihe bağlılıklarına baskın çıkınca evlenmek isterler. 
54N 005:012 Böylece verdikleri ilk sözü çiğneyerek hüküm giyerler. 
54N 005:013 Aynı zamanda ev ev gezerek tembelliğe alışırlar. Yalnız tembelliğe alışmakla kalmazlar, üzerlerine düşmeyen sözler söyleyerek başkalarının işine karışan boşboğazlar olurlar. 
54N 005:014 Bu nedenle, daha genç dulların evlenmelerini, çocuk yapmalarını, evlerini yönetmelerini, düşmana hiçbir iftira fırsatı vermemelerini isterim. 
54N 005:015 Kimisi zaten sapmış, Şeytanın ardına düşmüştür. 
54N 005:016 İmanlı bir kadının dul yakınları varsa onlara yardım etsin. İnanlılar topluluğu yük altına girmesin ki, gerçekten kimsesiz olan dullara yardım edebilsin. 
54N 005:017 Topluluğu iyi yöneten ihtiyarlar, özellikle Tanrı sözünü duyurup öğretmeye emek verenler iki kat saygıya layık görülsün. 
54N 005:018 Çünkü Kutsal Yazıda şöyle deniyor: ‹‹Harman döven öküzün ağzını bağlama›› ve ‹‹İşçi ücretini hak eder.›› 
54N 005:019 İki ya da üç tanık olmadıkça, bir ihtiyara yöneltilen suçlamayı kabul etme. 
54N 005:020 Günah işleyenleri herkesin önünde azarla ki, öbürleri de korksun. 
54N 005:021 Bu söylediklerimi yan tutmadan, kimseyi kayırmadan yerine getirmen için seni Tanrının, Mesih İsanın ve seçilmiş meleklerin önünde uyarıyorum. 
54N 005:022 Birinin üzerine ellerini koymakta aceleci davranma, başkalarının günahlarına ortak olma. Kendini temiz tut. 
54N 005:023 Artık yalnız su içmekten vazgeç; miden ve sık sık baş gösteren rahatsızlıkların için biraz da şarap iç. 
54N 005:024 Bazı kişilerin günahları bellidir, kendilerinden önce yargı kürsüsüne ulaşır. Bazılarının günahlarıysa sonradan ortaya çıkar. 
54N 005:025 Bunun gibi, iyi işler de bellidir; belli olmayanlar bile gizli kalamaz. 
54N 006:001 Kölelik boyunduruğu altında olanların hepsi kendi efendilerini tam bir saygıya layık görsünler ki, Tanrının adı ve öğretisi kötülenmesin. 
54N 006:002 Efendileri iman etmiş olanlarsa, nasıl olsa kardeşiz deyip efendilerine saygısızlık etmesinler. Tersine, daha iyi hizmet etsinler. Çünkü bu iyi hizmetten yararlananlar, sevdikleri imanlılardır. Bu ilkeleri öğret ve öğütle. 
54N 006:003 -5 289500 Eğer biri farklı öğretiler yayar, doğru sözleri, yani Rabbimiz İsa Mesihin sözlerini ve Tanrı yoluna dayanan öğretiyi onaylamazsa, kendini beğenmiş, bilgisiz bir kişidir. Böyle biri tartışmaları ve kelime kavgalarını hastalık derecesinde sever. Bu şeyler kıskançlığa, çekişmeye, iftiraya, kötü kuşkulara, düşünceleri yozlaşmış ve gerçeği yitirmiş kişilerin durmadan sürtüşmesine yol açar. Onlar Tanrı yolunu kazanç yolu sanıyorlar. 
54N 006:006 Oysa eldekiyle yetinerek Tanrı yolunda yürümek büyük kazançtır. 
54N 006:007 Çünkü dünyaya ne bir şey getirdik, ne de ondan bir şey götürebiliriz. 
54N 006:008 Yiyeceğimiz, giyeceğimiz varsa bunlarla yetiniriz. 
54N 006:009 Zengin olmak isteyenler ayartılıp tuzağa düşerler, insanı çöküşe ve yıkıma götüren birçok saçma ve zararlı arzulara kapılırlar. 
54N 006:010 Çünkü her türlü kötülüğün bir kökü de para sevgisidir. Kimileri zengin olma hevesiyle imandan saptılar, kendi kendilerine çok acı çektirdiler. 
54N 006:011 Ama sen, ey Tanrı adamı, bu şeylerden kaç! Doğruluğun, Tanrı yolunun, imanın, sevginin, sabrın, uysallığın ardından koş. 
54N 006:012 İman uğrunda yüce mücadeleyi sürdür. Sonsuz yaşama sımsıkı sarıl. Bunun için çağrıldın ve birçok tanık önünde yüce inancı açıkça benimsedin. 
54N 006:013 -14 289580 Her şeye yaşam veren Tanrının ve Pontius Pilatus önünde yüce inanca tanıklık etmiş olan Mesih İsanın huzurunda sana buyuruyorum: Rabbimiz İsa Mesihin gelişine dek Tanrı buyruğunu lekesiz ve kusursuz olarak koru. 
54N 006:015 -16 289590 Mübarek ve tek Hükümdar, kralların Kralı, rablerin Rabbi, ölümsüzlüğün tek sahibi, yaklaşılmaz ışıkta yaşayan, hiçbir insanın görmediği ve göremeyeceği Tanrı, Mesihi belirlenen zamanda ortaya çıkaracaktır. Onur ve kudret sonsuza dek Onun olsun! Amin. 
54N 006:017 Şimdiki çağda zengin olanlara gururlanmamalarını, gelip geçici zenginliğe umut bağlamamalarını buyur. Zevk almamız için bize her şeyi bol bol veren Tanrıya umut bağlasınlar. 
54N 006:018 İyilik yapmalarını, iyilikten yana zengin, eliaçık ve paylaşmaya istekli olmalarını buyur. 
54N 006:019 Böylelikle gerçek yaşama kavuşmak üzere gelecek için kendilerine sağlam temel olacak bir hazine biriktirmiş olurlar. 
54N 006:020 Ey Timoteos, sana emanet edileni koru! Kutsallıktan yoksun, boş sözlerden, yalan yere ‹‹bilgi›› denen düşüncelerin çelişkilerinden sakın. 
54N 006:021 Kimileri bu sözde bilgiye sahip olduklarını ileri sürerek imandan saptılar. Tanrı'nın lütfu sizlerle birlikte olsun. 
55N 001:001 -2 289650 Mesih İsadaki yaşam vaadi uyarınca Tanrının isteğiyle Mesih İsanın elçisi atanan ben Pavlustan sevgili oğlum Timoteosa selam! Baba Tanrıdan ve Rabbimiz Mesih İsadan sana lütuf, merhamet ve esenlik olsun. 
55N 001:003 Durmadan, gece gündüz dualarımda seni anarak atalarım gibi temiz vicdanla kulluk ettiğim Tanrıya şükrediyorum. 
55N 001:004 Gözyaşlarını anımsıyor, sevinçle dolmak için seni görmeyi özlemle bekliyorum. 
55N 001:005 Sendeki içten imanı anımsıyorum. Önce büyükannen Loisin ve annen Evnikinin sahip olduğu imana şimdi senin de sahip olduğuna eminim. 
55N 001:006 Bu nedenle, ellerimi senin üzerine koymamla Tanrının sana verdiği armağanı alevlendirmen gerektiğini hatırlatıyorum. 
55N 001:007 Çünkü Tanrı bize korkaklık ruhu değil, güç, sevgi ve özdenetim ruhu vermiştir. 
55N 001:008 Bunun için Rabbimize tanıklık etmekten de Onun uğruna tutuklu bulunan benden de utanma. Tanrının gücüyle Müjde uğruna benimle birlikte sıkıntıya göğüs ger. 
55N 001:009 -10 289720 Tanrı bizi yaptıklarımıza göre değil, kendi amacına ve lütfuna göre kurtarıp kutsal bir yaşama çağırdı. Bu lütuf bize zamanın başlangıcından önce Mesih İsada bağışlanmış, şimdi de Onun gelişiyle açığa çıkarılmıştır. Kurtarıcımız Mesih İsa ölümü etkisiz kılmış, yaşamı ve ölümsüzlüğü Müjde aracılığıyla ışığa çıkarmıştır. 
55N 001:011 Ben Müjdenin habercisi, elçisi ve öğretmeni atandım. 
55N 001:012 Bu acıları çekmemin nedeni de budur. Ama bundan utanmıyorum. Çünkü kime inandığımı biliyorum. Onun bana emanet ettiğini o güne dek koruyacak güçte olduğuna eminim. 
55N 001:013 Benden işitmiş olduğun doğru sözleri örnek alarak imanla ve Mesih İsada olan sevgiyle bunlara bağlı kal. 
55N 001:014 Sana emanet edilen iyi öğretileri içimizde yaşayan Kutsal Ruh aracılığıyla koru. 
55N 001:015 Biliyorsun, Asya İlindekilerin hepsi beni terk edip gittiler. Figelosla Hermogenis de bunlardandır. 
55N 001:016 Rab, Onisiforosun ev halkına merhamet etsin. Çünkü o çok kez içimi ferahlattı ve zincire vurulmuş olmamdan utanmadı. 
55N 001:017 Tersine, Romaya geldiğinde beni gayretle arayıp buldu. 
55N 001:018 O gün Rab'den merhamet bulmasını dilerim. Efes'te onun bana ne kadar hizmet ettiğini sen de çok iyi bilirsin. 
55N 002:001 Oğlum, Mesih İsada olan lütufla güçlen. 
55N 002:002 Birçok tanık önünde benden işittiğin sözleri, başkalarına da öğretmeye yeterli olacak güvenilir kişilere emanet et. 
55N 002:003 Mesih İsanın iyi bir askeri olarak benimle birlikte sıkıntıya göğüs ger. 
55N 002:004 Askerlik yapan kişi günlük yaşamla ilgili işlere karışmaz; kendisini askerliğe çağıranı hoşnut etmeye çalışır. 
55N 002:005 Bunun gibi, spor yarışmasına katılan kişi de kurallar uyarınca yarışmazsa zafer tacını giyemez. 
55N 002:006 Emek veren çiftçi üründen ilk payı alan kişi olmalıdır. 
55N 002:007 Dediklerimi iyi düşün. Rab sana her konuda anlayış verecektir. 
55N 002:008 Yaydığım Müjdede açıklandığı gibi, Davutun soyundan olup ölümden dirilmiş olan İsa Mesihi anımsa. 
55N 002:009 Bu Müjde uğruna bir suçlu gibi zincire vurulmaya kadar varan sıkıntılara katlanıyorum. Ama Tanrının sözü zincire vurulmuş değildir. 
55N 002:010 Bunun içindir ki, seçilmişler uğruna her şeye dayanıyorum. Öyle ki, onlar da sonsuz yüceliğin yanısıra Mesih İsada olan kurtuluşa kavuşsunlar. 
55N 002:011 Şu güvenilir bir sözdür:  ‹‹Onunla birlikte öldüysek,  Onunla birlikte yaşayacağız. 
55N 002:012 Dayanırsak,  Onunla birlikte egemenlik süreceğiz.  Onu inkâr edersek,  O da bizi inkâr edecek. 
55N 002:013 Biz sadık kalmasak da,  O sadık kalacak.  Çünkü kendi özüne aykırı davranamaz.›› 
55N 002:014 Bu konuları imanlılara anımsat. Dinleyenleri felakete sürüklemekten başka yararı olmayan kelime kavgaları çıkarmamaları için onları Tanrının önünde uyar. 
55N 002:015 Kendini Tanrıya makbul, gerçeğin bildirisini doğru kullanan, alnı ak bir işçi olarak sunmaya gayret et. 
55N 002:016 Bayağı, boş sözlerden sakın. Çünkü bunlara dalanlar tanrısızlıkta daha da ileri gidecekler. 
55N 002:017 Sözleri kangren gibi yayılacak. Himeneosla Filitos bunlardandır. 
55N 002:018 Diriliş olup bitti diyerek gerçek yoldan saptılar. Şimdi de bazılarının imanını altüst ediyorlar. 
55N 002:019 Ne var ki, Tanrının attığı sağlam temel, ‹‹Rab kendine ait olanları bilir›› ve ‹‹Rabbin adını anan herkes kötülükten uzak dursun›› sözleriyle mühürlenmiş olarak duruyor. 
55N 002:020 Büyük bir evde yalnız altın ve gümüş kaplar bulunmaz; tahta ve toprak kaplar da vardır. Kimi onurlu, kimi bayağı iş için kullanılır. 
55N 002:021 Bunun gibi, kişi de kendini bayağı işlerden arıtırsa, onurlu amaçlara uygun, kutsal kılınmış, efendisine yararlı, her iyi işe hazır bir kap olur. 
55N 002:022 Gençlik arzularından kaç. Temiz yürekle Rabbe yakaranlarla birlikte doğruluğun, imanın, sevginin ve esenliğin ardından koş. 
55N 002:023 Saçma, cahilce tartışmalara girmeyi reddet. Bunların kavga doğurduğunu bilirsin. 
55N 002:024 Rabbin kulu kavgacı olmamalı. Tersine, herkese şefkatle davranmalı, öğretme yeteneği olmalı, haksızlıklara sabırla dayanmalıdır. 
55N 002:025 Kendisine karşı olanları yumuşak huyla yola getirmeli. Gerçeği anlamaları için Tanrı belki onlara bir tövbe yolu açar. 
55N 002:026 Böylelikle ayılabilir, isteğini yerine getirmeleri için kendilerini tutsak eden İblis'in tuzağından kurtulabilirler. 
55N 003:001 Şunu bil ki, son günlerde çetin anlar olacaktır. 
55N 003:002 -3 290080 İnsanlar kendilerini seven, para düşkünü, övüngen, kibirli, küfürbaz, anne baba sözü dinlemez, nankör, kutsallıktan ve sevgiden yoksun, uzlaşmaz, iftiracı, özünü denetleyemeyen, azgın, iyilik düşmanı olacaklar. 
55N 003:004 -5 290090 Hain, aceleci, kendini beğenmiş, Tanrıdan çok eğlenceyi seven, Tanrı yolundaymış gibi görünüp bu yolun gücünü inkâr edenler olacaklar. Böylelerinden uzak dur. 
55N 003:006 -7 290100 Bunların arasında evlerin içine sokulup günahla yüklü, çeşitli arzularla sürüklenen, her zaman öğrenen, ama gerçeğin bilgisine bir türlü erişemeyen zayıf iradeli kadınları adeta tutsak eden adamlar var. 
55N 003:008 Yannisle Yambris nasıl Musaya karşı geldilerse, bunlar da gerçeğe karşı gelirler. Düşünceleri yozlaşmış, iman konusunda reddedilmiş insanlardır. 
55N 003:009 Ama daha ileri gidemeyecekler. Çünkü Yannisle Yambris örneğindeki gibi, bunların da akılsızlığını herkes açıkça görecektir. 
55N 003:010 -11 290130 Sense benim öğretimi, davranışımı, amacımı, imanımı, sabrımı, sevgimi, dayanma gücümü, çektiğim zulüm ve acıları, örneğin Antakyada, Konyada ve Listrada başıma gelenleri yakından izledin. Ne zulümlere katlandım! Ama Rab beni hepsinden kurtardı. 
55N 003:012 Mesih İsaya ait olup Tanrı yoluna yaraşır bir yaşam sürmek isteyenlerin hepsi zulüm görecek. 
55N 003:013 Ama kötüler ve sahtekârlar, aldatarak ve aldanarak gittikçe daha beter olacaklar. 
55N 003:014 -15 290160 Sense öğrendiğin ve güvendiğin ilkelere bağlı kal. Çünkü bunları kimlerden öğrendiğini biliyorsun. Mesih İsaya iman aracılığıyla seni bilge kılıp kurtuluşa kavuşturacak güçte olan Kutsal Yazıları da çocukluğundan beri biliyorsun. 
55N 003:016 Kutsal Yazıların tümü Tanrı esinlemesidir ve öğretmek, azarlamak, yola getirmek, doğruluk konusunda eğitmek için yararlıdır. 
55N 003:017 Bunlar sayesinde Tanrı adamı her iyi iş için donatılmış olarak yetkin olur. 
55N 004:001 -2 290190 Tanrının ve dirilerle ölüleri yargılayacak olan Mesih İsanın önünde, Onun gelişi ve egemenliği hakkı için sana buyuruyorum: Tanrı sözünü duyur. Zaman uygun olsun olmasın, bu görevi sürdür. İnsanları tam bir sabırla eğiterek ikna et, uyar, isteklendir. 
55N 004:003 Çünkü öyle bir zaman gelecek ki, sağlam öğretiye katlanamayacaklar. Kulaklarını okşayan sözler duymak için çevrelerine kendi arzularına uygun öğretmenler toplayacaklar. 
55N 004:004 Kulaklarını gerçeğe tıkayıp masallara sapacaklar. 
55N 004:005 Ama sen her durumda ayık ol, sıkıntıya göğüs ger, müjdeci olarak işini yap, görevini tamamla. 
55N 004:006 Çünkü kanım adak şarabı gibi dökülmek üzere. Benim için ayrılma zamanı geldi. 
55N 004:007 Yüce mücadeleyi sürdürdüm, yarışı bitirdim, imanı korudum. 
55N 004:008 Bundan böyle doğruluk tacı benim için hazır duruyor. Adil yargıç olan Rab o gün bu tacı bana, yalnız bana değil, Onun gelişini özlemle beklemiş olanların hepsine verecektir. 
55N 004:009 Yanıma tez gelmeye gayret et. 
55N 004:010 Çünkü Dimas bu dünyayı sevdiği için beni terk edip Selanike gitti. Kriskis Galatyaya, Titus Dalmaçyaya gitti. 
55N 004:011 Yanımda yalnız Luka var. Markosu alıp beraberinde getir, yapacağım hizmette bana yardım eder. 
55N 004:012 Tihikosu Efese gönderdim. 
55N 004:013 Troasta Karpın yanında bıraktığım abayı, kitapları, özellikle yazı derilerini gelirken beraberinde getir. 
55N 004:014 Bakırcı İskender bana çok kötülük etti. Rab ona yaptıklarının karşılığını verecektir. 
55N 004:015 Sen de ondan sakın. Çünkü söylediklerimize şiddetle karşı koydu. 
55N 004:016 İlk savunmamda benden yana çıkan olmadı, hepsi beni terk etti. Bunun hesabı onlardan sorulmasın. 
55N 004:017 Ama Tanrı bildirisi aracılığımla tam olarak açıklansın, bütün uluslar bunu duysun diye Rab yardımıma gelip beni güçlendirdi. Aslanın ağzından böyle kurtuldum! 
55N 004:018 Rab beni her kötülükten kurtarıp güvenlik içinde göksel egemenliğine ulaştıracak. Sonsuzlara dek Ona yücelik olsun! Amin. 
55N 004:019 Priska, Akvila ve Onisiforosun ev halkına selam söyle. 
55N 004:020 Erastus, Korintte kaldı. Trofimosu da Milette hasta bıraktım. 
55N 004:021 Kış bastırmadan gelmeye gayret et. Evvulus, Pudens, Linus, Klavdiya ve bütün kardeşler sana selam ederler. 
55N 004:022 Rab ruhunla birlikte olsun. Tanrı'nın lütfu sizlerle olsun. 
56N 001:001 Tanrının seçtiği kişilerin iman etmeleri, Tanrı yoluna uygun gerçeği anlamaları için Tanrının kulu ve İsa Mesihin elçisi atanan ben Pavlustan selam! 
56N 001:002 Elçiliğim, yalan söylemeyen Tanrının zamanın başlangıcından önce vaat ettiği sonsuz yaşam umuduna dayanmaktadır. 
56N 001:003 Kurtarıcımız Tanrının buyruğuyla bana emanet edilen bildiride Tanrı, kendi sözünü uygun zamanda açıklamıştır. 
56N 001:004 Ortak imanımıza göre öz oğlum olan Titusa Baba Tanrıdan ve Kurtarıcımız Mesih İsadan lütuf ve esenlik olsun. 
56N 001:005 Geri kalan işleri düzene sokman ve sana buyurduğum gibi her kentte ihtiyarlar ataman için seni Giritte bıraktım. 
56N 001:006 İhtiyar seçilecek kişi eleştirilecek yönü olmayan, tek karılı biri olsun. Çocukları imanlı olmalı, sefahatle suçlanan ya da asi çocuklar olmamalı. 
56N 001:007 Gözetmen, Tanrı evinin kâhyası olduğuna göre, eleştirilecek yönü olmamalı. Dikbaşlı, tez öfkelenen, şarap düşkünü, zorba, haksız kazanç peşinde koşan biri olmamalı. 
56N 001:008 Tersine, konuksever, iyiliksever, sağduyulu, adil, pak, kendini denetleyebilen biri olmalı. 
56N 001:009 Hem başkalarını sağlam öğretiyle yüreklendirmek, hem de karşı çıkanları ikna edebilmek için imanlılara öğretilen güvenilir söze sımsıkı sarılmalı. 
56N 001:010 Çünkü asi, boşboğaz, aldatıcı birçok kişi vardır. Özellikle sünnet yanlıları bunlardandır. 
56N 001:011 Onların ağzını kapamak gerek. Haksız kazanç uğruna, öğretmemeleri gerekeni öğreterek bazı aileleri tümüyle yıkıyorlar. 
56N 001:012 Kendilerinden biri, öz peygamberlerinden biri şöyle demiştir: ‹‹Giritliler hep yalancıdır, azgın canavarlar, tembel oburlardır.›› 
56N 001:013 -14 290520 Bu tanıklık doğrudur. Bu nedenle, Yahudi masallarına, gerçeği reddedenlerin buyruklarına kulak vermeyip sağlam imana sahip olmaları için onları sert bir şekilde uyar. 
56N 001:015 Yüreği temiz olanlar için her şey temizdir, ama yüreği kirli olanlar ve imansızlar için hiçbir şey temiz değildir. Çünkü onların zihinleri de vicdanları da kirlenmiştir. 
56N 001:016 Tanrı'yı tanıdıklarını ileri sürer, ama yaptıklarıyla O'nu yadsırlar. Söz dinlemez, hiçbir iyi işe yaramaz iğrenç kişilerdir. 
56N 002:001 Sana gelince, sağlam öğretiye uygun olanı öğret. 
56N 002:002 Yaşlı erkeklere ölçülü, ağırbaşlı, sağduyulu olmalarını buyur. İmanda, sevgide ve sabırda sağlam olsunlar. 
56N 002:003 Aynı şekilde yaşlı kadınlar saygın bir yaşam sürmeli. İftiracı, şaraba tutsak olmamalı; iyi olanı öğretmeli. 
56N 002:004 -5 290580 Öyle ki genç kadınları, kocalarını ve çocuklarını seven, sağduyulu, temiz yürekli, iyi birer ev kadını ve kocalarına bağımlı olmak üzere eğitebilsinler. O zaman Tanrının sözü kötülenmez. 
56N 002:006 Genç erkekleri de sağduyulu olmaya özendir. 
56N 002:007 -8 290600 İyi olanı yaparak her konuda onlara örnek ol. Öğretişinde dürüst ve ağırbaşlı ol, kimsenin kınayamayacağı doğru sözler söyle. Öyle ki bize karşı gelen, hakkımızda söyleyecek kötü bir söz bulamayıp utansın. 
56N 002:009 Köleleri, her konuda efendilerine bağımlı olmaya özendir. Efendilerini hoşnut etsinler. Ters yanıt vermeden, 
56N 002:010 hırsızlık yapmadan, tümüyle güvenilir olduklarını göstersinler. Böylece Kurtarıcımız Tanrıyla ilgili öğretiyi her yönden çekici kılsınlar. 
56N 002:011 Çünkü Tanrının bütün insanlara kurtuluş sağlayan lütfu ortaya çıkmıştır. 
56N 002:012 Bu lütuf, tanrısızlığı ve dünyasal arzuları reddedip şimdiki çağda sağduyulu, doğru, Tanrı yoluna yaraşır bir yaşam sürebilmemiz için bizi eğitiyor. 
56N 002:013 Bu arada, mübarek umudumuzun gerçekleşmesini, ulu Tanrı ve Kurtarıcımız İsa Mesihin yücelik içinde gelmesini bekliyoruz. 
56N 002:014 Mesih bizi her suçtan kurtarmak, arıtıp kendisine ait, iyilik etmekte gayretli bir halk yapmak üzere kendini bizim için feda etti. 
56N 002:015 Bunları tam bir yetkiyle bildir, dinleyenleri isteklendir, günahlı olanları ikna et. Hiç kimse seni küçümsemesin. 
56N 003:001 Yöneticilerle yönetimlere bağlı olmaları, söz dinlemeleri ve iyi olan her şeyi yapmaya hazır olmaları gerektiğini imanlılara anımsat. 
56N 003:002 Kimseyi kötülemesinler. Kavgacı değil, uysal olsunlar. Herkese her zaman yumuşak davransınlar. 
56N 003:003 Çünkü bir zamanlar biz de anlayışsız, söz dinlemez, kolay aldanan, türlü arzulara ve zevklere köle olan, kötülük ve kıskançlık içinde yaşayan, nefret edilen ve birbirimizden nefret eden kişilerdik. 
56N 003:004 -6 290710 Ama Kurtarıcımız Tanrı iyiliğini ve insana olan sevgisini açıkça göstererek bizi kurtardı. Bunu doğrulukla yaptığımız işlerden dolayı değil, kendi merhametiyle, yeniden doğuş yıkamasıyla ve Kurtarıcımız İsa Mesih aracılığıyla üzerimize bol bol döktüğü Kutsal Ruhun yenilemesiyle yaptı. 
56N 003:007 Öyle ki, Onun lütfuyla aklanmış olarak umut içinde sonsuz yaşamın mirasçıları olalım. 
56N 003:008 Bu güvenilir bir sözdür. Tanrıya iman etmiş olanların, kendilerini iyi işlere vermeye özen göstermeleri için bu konularda ısrarlı olmanı istiyorum. Bunlar insan için iyi ve yararlıdır. 
56N 003:009 Akılsız tartışmalardan, soyağacı didişmelerinden, Kutsal Yasayla ilgili çekişme ve kavgalardan sakın. Bunlar yararsız ve boş şeylerdir. 
56N 003:010 Birinci ve ikinci uyarıdan sonra bölücü kişiyle ilişkini kes. 
56N 003:011 Böyle birinin sapmış olduğundan ve günah işlediğinden emin olabilirsin; o kendi kendini mahkûm etmiştir. 
56N 003:012 Ben Arteması ya da Tihikosu sana gönderir göndermez, Nikopolise, yanıma gelmeye gayret et. Çünkü kışı orada geçirmeye karar verdim. 
56N 003:013 Hukukçu Zenasla Apollosu yolcu ederken bir eksikleri olmamasına dikkat et. 
56N 003:014 Bizimkiler de kendilerini iyi işlere vermeyi öğrensinler. Böylelikle temel ihtiyaçları karşılamış ve verimsiz bir yaşam sürmemiş olurlar. 
56N 003:015 Yanımdakilerin hepsi sana selam eder. Bizi seven imanlılara selam söyle. Tanrı'nın lütfu hepinizle birlikte olsun. 
57N 001:001 -2 290810 Sevgili emektaşımız Filimon, Mesih İsa uğruna tutuklu olan ben Pavlus ve kardeşimiz Timoteostan sana, kızkardeşimiz Afiyaya, birlikte mücadele verdiğimiz Arhippusa ve senin evindeki inanlılar topluluğuna selam! 
57N 001:003 Babamız Tanrıdan ve Rab İsa Mesihten sizlere lütuf ve esenlik olsun. 
57N 001:004 -5 290830 Rab İsaya olan imanını ve bütün kutsallara beslediğin sevgiyi duydukça dualarımda seni anıyor, Tanrıma sürekli şükrediyorum. 
57N 001:006 Mesihte sahip olduğumuz her iyiliğin bilincine vararak imanını başkalarıyla paylaşmakta etkin olman için dua ediyorum. 
57N 001:007 Sevgin benim için büyük sevinç ve teselli kaynağı oldu. Çünkü kutsalların yürekleri senin sayende ferahladı, kardeşim. 
57N 001:008 -9 290860 Bu nedenle, gerekeni sana buyurmaya Mesihte büyük cesaretim olduğu halde, şimdi Mesih İsa uğruna tutuklu bulunan ben yaşlı Pavlus sana sevgiyle rica etmeyi yeğliyorum. 
57N 001:010 -11 290870 Tutukluluğum sırasında kendisine ruhsal baba olduğum oğlum Onisimosla ilgili bir ricam var. Bir zamanlar sana yararsızdı; ama şimdi hem sana hem de bana yararlıdır. 
57N 001:012 Kendisini, yani can ciğerimi sana geri gönderiyorum. 
57N 001:013 -14 290890 Müjdenin uğruna tutuklu kaldığım sürece senin yerine bana hizmet etmesi için onu yanımda alıkoymak isterdim; ama senin onayın olmadan bir şey yapmak istemedim. Öyle ki, yapacağın iyilik zorunluluktanmış gibi görünmesin, gönülden olsun. 
57N 001:015 Onisimosun bir süre senden ayrılması belki de onu temelli geri alman içindi. 
57N 001:016 Onu artık köle değil, köleden üstün, sevgili bir kardeş olarak geri alacaksın. O, özellikle benim için çok değerlidir. Ama hem bir insan, hem de Rabbe ait biri olarak senin için daha da çok sevilecek bir kardeştir. 
57N 001:017 Bu nedenle, eğer beni yoldaşın sayıyorsan, kendisini beni kabul eder gibi kabul et. 
57N 001:018 Sana herhangi bir haksızlık etmişse ya da bir borcu varsa, bunu benim hesabıma say. 
57N 001:019 Ben Pavlus bunu kendi elimle yazıyorum, bedelini ben öderim. Senin kendi yaşamını bile bana borçlu olduğunu söylememe gerek yok. 
57N 001:020 Evet, kardeş, Rab yolunda bana bir yardımın olsun. Mesihte yüreğimi ferahlat. 
57N 001:021 Sözümü dinleyeceğinden emin olarak ve istediğimden fazlasını da yapacağını bilerek sana yazıyorum. 
57N 001:022 Bu arada bana kalabileceğim bir yer hazırla. Çünkü dualarınız aracılığıyla sizlere bağışlanacağımı umuyorum. 
57N 001:023 -24 290980 Mesih İsa uğruna kendisiyle birlikte tutuklu bulunduğum Epafras, emektaşlarım Markos, Aristarhus, Dimas ve Luka sana selam ederler. 
57N 001:025 Rab İsa Mesih'in lütfu ruhunuzla birlikte olsun. 
58N 001:001 Tanrı eski zamanlarda peygamberler aracılığıyla birçok kez çeşitli yollardan atalarımıza seslendi. 
58N 001:002 Bu son çağda da her şeye mirasçı kıldığı ve aracılığıyla evreni yarattığı kendi Oğluyla bize seslenmiştir. 
58N 001:003 Oğul, Tanrı yüceliğinin parıltısı, Onun varlığının öz görünümüdür. Güçlü sözüyle her şeyi devam ettirir. Günahlardan arınmayı sağladıktan sonra, yücelerde ulu Tanrının sağında oturdu. 
58N 001:004 Meleklerden ne denli üstün bir adı miras aldıysa, onlardan o denli üstün oldu. 
58N 001:005 Çünkü Tanrı meleklerin herhangi birine,  ‹‹Sen benim Oğlumsun,  Bugün ben sana Baba oldum››  Ya da, ‹‹Ben Ona Baba olacağım,  O da bana Oğul olacak›› 
58N 001:006 Yine Tanrı ilk doğanı dünyaya gönderirken diyor ki, ‹‹Tanrının bütün melekleri Ona tapınsın.›› 
58N 001:007 Melekler için,  ‹‹Kendi meleklerini rüzgar,  Hizmetkârlarını ateş alevi yapar›› diyor. 
58N 001:008 Ama Oğul için şöyle diyor:  ‹‹Ey Tanrı, tahtın sonsuzluklar boyunca kalıcıdır,  Egemenliğinin asası adalet asasıdır. 
58N 001:009 Doğruluğu sevdin, kötülükten nefret ettin.  Bunun için Tanrı, senin Tanrın,  Seni sevinç yağıyla  Arkadaşlarından daha çok meshetti.›› 
58N 001:010 Yine diyor ki,  ‹‹Ya Rab, başlangıçta  Dünyanın temellerini sen attın.  Gökler de senin ellerinin yapıtıdır. 
58N 001:011 Onlar yok olacak, ama sen kalıcısın.  Hepsi bir giysi gibi eskiyecek. 
58N 001:012 Bir kaftan gibi düreceksin onları,  Bir giysi gibi değiştirilecekler.  Ama sen hep aynısın,  Yılların tükenmeyecek.›› 
58N 001:013 Tanrı meleklerin herhangi birine,  ‹‹Ben düşmanlarını  Ayaklarının altına serinceye dek,  Sağımda otur›› 
58N 001:014 Bütün melekler kurtuluşu miras alacaklara hizmet etmek için gönderilen görevli ruhlar değil midir? 
58N 002:001 Bu nedenle, akıntıya kapılıp sürüklenmemek için işittiklerimizi daha çok önemsemeliyiz. 
58N 002:002 -3 291150 Çünkü melekler aracılığıyla bildirilen söz geçerli olduysa, her suç ve her sözdinlemezlik hak ettiği karşılığı aldıysa, bu denli büyük kurtuluşu görmezlikten gelirsek nasıl kurtulabiliriz? Başlangıçta Rab tarafından bildirilen bu kurtuluş, Rabbi dinlemiş olanlarca bize doğrulandı. 
58N 002:004 Tanrı da belirtiler, harikalar, çeşitli mucizeler ve kendi isteği uyarınca dağıttığı Kutsal Ruh armağanlarıyla buna tanıklık etti. 
58N 002:005 Tanrı, sözünü ettiğimiz gelecek dünyayı meleklere bağlı kılmadı. 
58N 002:006 Ama biri bir yerde şöyle tanıklık etmiştir:  ‹‹Ya Rab, insan ne ki, onu anasın,  Ya da insanoğlu ne ki, ona ilgi gösteresin? 
58N 002:007 Onu meleklerden biraz aşağı kıldın,  Başına yücelik ve onur tacını koydun,  Ellerinin yapıtları üzerine onu görevlendirdin. 
58N 002:008 Her şeyi ayakları altına sererek  Ona bağımlı kıldın.›› bırakmadı. Ne var ki, her şeyin insana bağımlı kılındığını henüz görmüyoruz. 
58N 002:009 Ama meleklerden biraz aşağı kılınmış olan İsayı, Tanrının lütfuyla herkes için ölümü tatsın diye çektiği ölüm acısı sonucunda yücelik ve onur tacı giydirilmiş olarak görüyoruz. 
58N 002:010 Birçok oğulu yüceliğe eriştirirken onların kurtuluş öncüsünü acılarla yetkinliğe erdirmesi, her şeyi kendisi için ve kendi aracılığıyla var eden Tanrıya uygun düşüyordu. 
58N 002:011 Çünkü hepsi -kutsal kılan da kutsal kılınanlar da- aynı Babadandır. Bunun içindir ki, İsa onlara ‹‹kardeşlerim›› demekten utanmıyor. 
58N 002:012 ‹‹Adını kardeşlerime duyuracağım,  Topluluğun ortasında  Seni ilahilerle öveceğim›› diyor. 
58N 002:013 Yine,  ‹‹Ben Ona güveneceğim›› ve yine,  ‹‹İşte ben ve Tanrının bana verdiği çocuklar›› diyor. 
58N 002:014 Bu çocuklar etten ve kandan oldukları için İsa, ölüm gücüne sahip olanı, yani İblisi, ölüm aracılığıyla etkisiz kılmak üzere onlarla aynı insan yapısını aldı. 
58N 002:015 Bunu, ölüm korkusu yüzünden yaşamları boyunca köle olanların hepsini özgür kılmak için yaptı. 
58N 002:016 Kuşkusuz O, meleklere değil, İbrahimin soyundan olanlara yardım ediyor. 
58N 002:017 Bunun için her yönden kardeşlerine benzemesi gerekiyordu. Öyle ki, Tanrıya hizmetinde merhametli ve sadık bir başkâhin olup halkın günahlarını bağışlatabilsin. 
58N 002:018 Çünkü kendisi denenip acı çektiği için denenenlere yardım edebilir. 
58N 003:001 Bunun için, göksel çağrıya ortak olan kutsal kardeşlerim, dikkatinizi açıkça benimsediğimiz inancın elçisi ve başkâhini İsaya çevirin. 
58N 003:002 Musa Tanrının bütün evinde Tanrıya nasıl sadık kaldıysa, İsa da kendisini görevlendirene sadıktır. 
58N 003:003 Evi yapan nasıl evden daha çok saygı görürse, İsa da Musadan daha büyük yüceliğe layık sayıldı. 
58N 003:004 Her evin bir yapıcısı vardır, her şeyin yapıcısı ise Tanrıdır. 
58N 003:005 Musa, gelecekte söylenecek sözlere tanıklık etmek için Tanrının bütün evinde bir hizmetkâr olarak sadık kaldı. 
58N 003:006 Oysa Mesih, Onun evi üzerinde yetkili oğul olarak sadıktır. Eğer cesaretimizi ve övündüğümüz umudu gevşemeden sonuna dek sürdürürsek, Onun evi biziz. 
58N 003:007 -8 291370 Bu nedenle, Kutsal Ruhun dediği gibi,  ‹‹Bugün Onun sesini duyarsanız,  Atalarınızın başkaldırdığı,  Çölde Onu sınadığı günkü gibi  Yüreklerinizi nasırlaştırmayın. 
58N 003:009 Atalarınız beni orada sınayıp denediler  Ve kırk yıl boyunca yaptıklarımı gördüler. 
58N 003:010 Bu nedenle o kuşağa darıldım  Ve dedim ki,  ‹Yürekleri hep kötüye sapar,  Yollarımı öğrenmediler. 
58N 003:011 Öfkelendiğimde ant içtiğim gibi,  Onlar huzur diyarıma asla girmeyecekler.› ›› 
58N 003:012 Ey kardeşler, hiçbirinizde diri Tanrıyı terk eden kötü, imansız bir yüreğin bulunmamasına dikkat edin. 
58N 003:013 ‹‹Gün bugündür›› denildikçe birbirinizi her gün yüreklendirin. Öyle ki, hiçbirinizin yüreği günahın aldatıcılığıyla nasırlaşmasın. 
58N 003:014 Çünkü Mesihe ortak olduk. Yalnız başlangıçtaki güvenimizi gevşemeden sonuna dek sürdürmeliyiz. 
58N 003:015 Yukarıda belirtildiği gibi,  ‹‹Bugün Onun sesini duyarsanız,  Atalarınızın başkaldırdığı günkü gibi  Yüreklerinizi nasırlaştırmayın.›› 
58N 003:016 Onun sesini işitip başkaldıran kimlerdi? Musa önderliğinde Mısırdan çıkanların hepsi değil mi? 
58N 003:017 Tanrı kimlere kırk yıl dargın kaldı? Günah işleyip cesetleri çöle serilenlere değil mi? 
58N 003:018 Sözünü dinlemeyenler dışında kendi huzur diyarına kimlerin girmeyeceğine ant içti? 
58N 003:019 Görüyoruz ki, imansızlıklarından ötürü oraya giremediler. 
58N 004:001 Bu nedenle Tanrının huzur diyarına girme vaadi hâlâ geçerliyken, herhangi birinizin buna erişmemiş sayılmasından korkalım. 
58N 004:002 Çünkü onlar gibi biz de iyi haberi aldık. Ama onlar duydukları sözü imanla birleştirmedikleri için bunun kendilerine bir yararı olmadı. 
58N 004:003 Biz inanmış olanlar huzur diyarına gireriz. Nitekim Tanrı şöyle demiştir:  ‹‹Öfkelendiğimde ant içtiğim gibi,  Onlar huzur diyarıma asla girmeyecekler.›› 
58N 004:004 Çünkü bir yerde yedinci günle ilgili şunu demiştir:  ‹‹Tanrı bütün işlerinden yedinci gün dinlendi.›› 
58N 004:005 Bu konuda yine diyor ki,  ‹‹Onlar huzur diyarıma asla girmeyecekler.›› 
58N 004:006 Demek ki, bazılarının huzur diyarına gireceği kesindir. Daha önce iyi haberi almış olanlar söz dinlemedikleri için o diyara giremediler. 
58N 004:007 Bu yüzden Tanrı, uzun zaman sonra Davutun aracılığıyla, ‹‹bugün›› diyerek yine bir gün belirliyor. Daha önce denildiği gibi,  ‹‹Bugün Onun sesini duyarsanız,  Yüreklerinizi nasırlaştırmayın.›› 
58N 004:008 Eğer Yeşu onları huzura kavuştursaydı, Tanrı daha sonra bir başka günden söz etmezdi. 
58N 004:009 Böylece Tanrı halkı için bir Şabat Günü rahatı kalıyor. 
58N 004:010 Tanrı işlerinden nasıl dinlendiyse, Onun huzur diyarına giren de kendi işlerinden öylece dinlenir. 
58N 004:011 Bu nedenle o huzur diyarına girmeye gayret edelim; öyle ki, hiçbirimiz aynı tür sözdinlemezlikten ötürü düşmesin. 
58N 004:012 Tanrının sözü diri ve etkilidir, iki ağızlı kılıçtan daha keskindir. Canla ruhu, ilikle eklemleri birbirinden ayıracak kadar derinlere işler; yüreğin düşüncelerini, amaçlarını yargılar. 
58N 004:013 Tanrının görmediği hiçbir yaratık yoktur. Kendisine hesap vereceğimiz Tanrının gözü önünde her şey çıplak ve açıktır. 
58N 004:014 Tanrı Oğlu İsa gökleri aşan büyük başkâhinimiz olduğu için açıkça benimsediğimiz inanca sımsıkı sarılalım. 
58N 004:015 Çünkü başkâhinimiz zayıflıklarımızda bize yakınlık duyamayan biri değildir; tersine, her alanda bizim gibi denenmiş, ama günah işlememiştir. 
58N 004:016 Onun için Tanrı'nın lütuf tahtına cesaretle yaklaşalım; öyle ki, yardım gereksindiğimizde merhamet görelim ve lütuf bulalım. 
58N 005:001 İnsanlar arasından seçilen her başkâhin, günahlara karşılık sunular ve kurbanlar sunmak üzere Tanrıyla ilgili konularda insanları temsil etmek için atanır. 
58N 005:002 Bilgisizlere, yoldan sapanlara yumuşak davranabilir. Çünkü kendisi de zayıflıklarla kuşatılmıştır. 
58N 005:003 Bundan ötürü, halk için olduğu gibi, kendisi için de günah sunusu sunmak zorundadır. 
58N 005:004 Kimse başkâhin olma onurunu kendi kendine alamaz; ancak Harun gibi, Tanrı tarafından çağrılırsa alır. 
58N 005:005 Nitekim Mesih de başkâhin olmak için kendi kendini yüceltmedi. Ona,  ‹‹Sen benim Oğlumsun,  Bugün ben sana Baba oldum›› 
58N 005:006 Başka bir yerde de diyor ki,  ‹‹Melkisedek düzeni uyarınca  Sen sonsuza dek kâhinsin.›› 
58N 005:007 Mesih, yeryüzünde olduğu günlerde kendisini ölümden kurtaracak güçte olan Tanrıya büyük feryat ve gözyaşlarıyla dua etti, yakardı ve Tanrı korkusu nedeniyle işitildi. 
58N 005:008 Oğul olduğu halde, çektiği acılarla söz dinlemeyi öğrendi. 
58N 005:009 Yetkin kılınınca, sözünü dinleyen herkes için sonsuz kurtuluş kaynağı oldu. 
58N 005:010 Çünkü Tanrı tarafından Melkisedek düzeni uyarınca başkâhin atanmıştı. 
58N 005:011 Bu konuda söyleyecek çok sözümüz var, ama kulaklarınız uyuştuğu için anlatmak zor. 
58N 005:012 Şimdiye dek öğretmen olmanız gerekirken, Tanrı sözlerinin temel ilkelerini size yeni baştan öğretecek birine ihtiyacınız var. Size yine süt gerekli, katı yiyecek değil! 
58N 005:013 Sütle beslenen herkes bebektir ve doğruluk sözünde deneyimsizdir. 
58N 005:014 Katı yiyecek, yetişkinler içindir; onlar duyularını iyi ile kötüyü ayırt etmek üzere alıştırmayla eğitmiş kişilerdir. 
58N 006:001 -2 291790 Bunun için, ölü işlerden tövbe etmenin ve Tanrıya inanmanın temelini, vaftizler, elle kutsama, ölülerin dirilişi ve sonsuz yargıyla ilgili öğretinin temelini yeni baştan atmadan Mesihle ilgili ilk öğretileri aşarak yetkinliğe doğru ilerleyelim. 
58N 006:003 Tanrı izin verirse, bunu yapacağız. 
58N 006:004 -6 291810 Bir kez aydınlatılmış, göksel armağanı tatmış ve Kutsal Ruha ortak edilmiş, Tanrı sözünün iyiliğini ve gelecek çağın güçlerini tatmış oldukları halde yoldan sapanları yeniden tövbe edecek duruma getirmeye olanak yoktur. Çünkü onlar Tanrının Oğlunu adeta yeniden çarmıha geriyor, herkesin önünde aşağılıyorlar. 
58N 006:007 Üzerine sık sık yağan yağmuru emen ve kimler için işleniyorsa onlara yararlı bitkiler üreten toprağı Tanrı bereketli kılar. 
58N 006:008 Ama dikenli bitki, devedikeni üreten toprak yararsızdır; lanetlenmeye yakındır, sonu yanmaktır. 
58N 006:009 Size gelince, sevgili kardeşler, böyle konuştuğumuz halde, durumunuzun daha iyi olduğuna, kurtuluşa uygun düştüğüne eminiz. 
58N 006:010 Tanrı adaletsiz değildir; emeğinizi ve kutsallara hizmet etmiş olarak ve etmeye devam ederek Onun adına gösterdiğiniz sevgiyi unutmaz. 
58N 006:011 Umudunuzdan doğan tam güvenceye kavuşmanız için her birinizin sona dek aynı gayreti göstermesini diliyoruz. 
58N 006:012 Tembel olmamanızı, vaat edilenleri iman ve sabır aracılığıyla miras alanların örneğine uymanızı istiyoruz. 
58N 006:013 Tanrı İbrahime vaatte bulunduğu zaman, üzerine ant içecek daha üstün biri olmadığı için kendi üzerine ant içerek şöyle dedi: 
58N 006:014 ‹‹Seni kutsadıkça kutsayacağım,  Soyunu çoğalttıkça çoğaltacağım.›› 
58N 006:015 Böylece İbrahim sabırla dayanarak vaade erişti. 
58N 006:016 İnsanlar kendilerinden üstün biri üzerine ant içerler. Onlar için ant, söyleneni doğrular ve her tartışmayı sona erdirir. 
58N 006:017 Tanrı da amacının değişmezliğini vaadin mirasçılarına daha açıkça belirtmek istediği için vaadini antla pekiştirdi. 
58N 006:018 Öyle ki, önümüze konan umuda tutunmak için Tanrıya sığınan bizler, Tanrının yalan söylemesi olanaksız olan bu iki değişmez şey aracılığıyla büyük cesaret bulalım. 
58N 006:019 Canlarımız için gemi demiri gibi sağlam ve güvenilir olan bu umut, perdenin arkasındaki iç bölmeye geçer. 
58N 006:020 Melkisedek düzeni uyarınca sonsuza dek başkâhin olan İsa oraya uğrumuza öncü olarak girdi. 
58N 007:001 Bu Melkisedek, Şalem Kralı ve yüce Tanrının kâhiniydi. Kralları bozguna uğratmaktan dönen İbrahimi karşılamış ve onu kutsamıştı. 
58N 007:002 İbrahim de ona her şeyin ondalığını verdi. Melkisedek, adının anlamına göre, önce ‹‹Doğruluk Kralı››dır; sonra da ‹‹Şalem Kralı››, yani ‹‹Esenlik Kralı››dır. 
58N 007:003 Babasız, annesizdir; soyağacı yoktur. Ne günlerinin başlangıcı, ne yaşamının sonu vardır. Tanrının Oğlu gibi sonsuza dek kâhin kalacaktır. 
58N 007:004 Bakın, büyük ata İbrahimin ganimetten ondalık verdiği bu adam ne kadar büyüktür! 
58N 007:005 Levioğullarından olup kâhinlik görevini üstlenenlere Kutsal Yasa uyarınca halktan, yani İbrahimin soyundan oldukları halde, kardeşlerinden ondalık almaları buyrulmuştur. 
58N 007:006 Melkisedek ise Levili kâhinlerin soyundan olmadığı halde, vaatleri alan İbrahimden ondalık kabul etmiş ve onu kutsamıştır. 
58N 007:007 Hiç kuşkusuz, kutsayan kutsanandan üstündür. 
58N 007:008 Birinde ölümlü insanlar ondalık alıyor, ötekinde yaşadığına tanıklık edilen biri alıyor. 
58N 007:009 Ondalık alan Levi bile İbrahim aracılığıyla ondalık vermiştir denebilir. 
58N 007:010 Çünkü Melkisedek İbrahimi karşıladığı zaman, Levi hâlâ atasının bedenindeydi. 
58N 007:011 Eğer Levililerin kâhinliği aracılığıyla yetkinliğe erişilebilseydi -nitekim Kutsal Yasa bu kâhinliği öngörerek halka verildi- Harun düzenine göre değil de, Melkisedek düzenine göre başka bir kâhinin gelmesinden söz etmeye ne gerek kalırdı? 
58N 007:012 Çünkü kâhinlik değişince, Yasa da zorunlu olarak değişir. 
58N 007:013 Kendisinden böyle söz edilen kişi başka bir oymaktandır. Bu oymaktan hiç kimse sunakta hizmet etmemiştir. 
58N 007:014 Rabbimizin Yahuda oymağından geldiği açıktır. Musa bu oymaktan söz ederken kâhinlere ilişkin bir şey söylemedi. 
58N 007:015 Melkisedek benzeri başka bir kâhin ortaya çıktığından, bu söylediğimiz artık daha da açıktır. 
58N 007:016 O, Yasanın soyla ilgili önkoşuluna göre değil, yok edilemez bir yaşamın gücüne göre kâhin olmuştur. 
58N 007:017 Çünkü,  ‹‹Melkisedek düzeni uyarınca  Sen sonsuza dek kâhinsin›› 
58N 007:018 Önceki buyruk, zayıflığı ve yararsızlığı nedeniyle geçersiz kılındı. 
58N 007:019 Çünkü Yasa hiçbir şeyi yetkinleştiremedi. Bunun yerine, aracılığıyla Tanrıya yaklaştığımız daha sağlam bir umut verildi. 
58N 007:020 Bu da antsız olmadı. Öbürleri ant içilmeden kâhin olmuşlardı. 
58N 007:021 Ama O kendisine,  ‹‹Rab ant içti, kararından dönmez,  Sen sonsuza dek kâhinsin›› 
58N 007:022 Böylece İsa daha iyi bir antlaşmanın kefili olmuştur. 
58N 007:023 Önceki düzende çok sayıda kâhin görev aldı. Çünkü ölüm, görevlerini sürdürmelerini engelliyordu. 
58N 007:024 Ama İsa sonsuza dek yaşadığı için kâhinliği süreklidir. 
58N 007:025 Bu nedenle Onun aracılığıyla Tanrıya yaklaşanları tümüyle kurtaracak güçtedir. Çünkü onlara aracılık etmek için hep yaşamaktadır. 
58N 007:026 Böyle bir başkâhinimiz -kutsal, suçsuz, lekesiz, günahkârlardan ayrılmış, göklerden daha yücelere çıkarılmış bir başkâhinimiz- olması uygundur. 
58N 007:027 O, öbür başkâhinler gibi her gün önce kendi günahları, sonra da halkın günahları için kurbanlar sunmak zorunda değildir. Çünkü kendini sunmakla bunu ilk ve son kez yaptı. 
58N 007:028 Kutsal Yasa, zayıflıkları olan insanları başkâhin atamaktadır. Ama Yasa'dan sonra gelen ant sözü, sonsuza dek yetkin kılınmış olan Oğul'u başkâhin atamıştır. 
58N 008:001 -2 292240 Söylediklerimizin özü şudur: Göklerde, Yüce Olanın tahtının sağında oturan, kutsal yerde, insanın değil, Rabbin kurduğu asıl tapınma çadırında görev yapan böyle bir başkâhinimiz vardır. 
58N 008:003 Her başkâhin sunular, kurbanlar sunmak için atanır. Bu nedenle bizim başkâhinimizin de sunacak bir şeyi olması gerekir. 
58N 008:004 Eğer kendisi yeryüzünde olsaydı, kâhin olamazdı. Çünkü Kutsal Yasa uyarınca sunuları sunanlar var. 
58N 008:005 Bunlar göktekinin örneği ve gölgesi olan tapınakta hizmet ediyorlar. Nitekim Musa tapınma çadırını kurmak üzereyken Tanrı tarafından şöyle uyarıldı: ‹‹Her şeyi sana dağda gösterilen örneğe göre yapmaya dikkat et.›› 
58N 008:006 Şimdiyse, İsa daha iyi vaatler üzerine kurulmuş daha iyi bir antlaşmanın aracısı olduğu kadar, daha üstün bir göreve de sahip olmuştur. 
58N 008:007 Eğer o ilk antlaşma kusursuz olsaydı, ikincisine gerek duyulmazdı. 
58N 008:008 Oysa halkını kusurlu bulan Tanrı şöyle diyor:  ‹‹ ‹İsrail halkıyla ve Yahuda halkıyla  Yeni bir antlaşma yapacağım günler geliyor›  Diyor Rab. 
58N 008:009 ‹Atalarını Mısırdan çıkarmak için  Ellerinden tuttuğum gün  Onlarla yaptığım antlaşmaya benzemeyecek.  Çünkü onlar antlaşmama bağlı kalmadılar,  Ben de onlardan yüz çevirdim›  Diyor Rab. 
58N 008:010 ‹O günlerden sonra İsrail halkıyla  Yapacağım antlaşma şudur› diyor Rab,  ‹Yasalarımı zihinlerine işleyeceğim,  Yüreklerine yazacağım.  Ben onların Tanrısı olacağım,  Onlar da benim halkım olacak. 
58N 008:011 Hiç kimse yurttaşını, kardeşini,  Rabbi tanı diye eğitmeyecek.  Çünkü küçük büyük hepsi tanıyacak beni. 
58N 008:012 Çünkü suçlarını bağışlayacağım,  Günahlarını artık anmayacağım.› ›› 
58N 008:013 Tanrı, ‹‹Yeni bir antlaşma›› demekle ilkini eskimiş saymıştır. Eskiyip köhneleşense çok geçmeden yok olur. 
58N 009:001 İlk antlaşmanın tapınma kuralları ve dünyasal tapınağı vardı. 
58N 009:002 Bir çadır kurulmuştu. Kutsal Yer denen birinci bölmede kandillik, masa ve adak ekmekleri bulunurdu. 
58N 009:003 İkinci perdenin arkasında En Kutsal Yer denen bir bölme vardı. 
58N 009:004 Altın buhur sunağıyla her yanı altınla kaplanmış Antlaşma Sandığı buradaydı. Sandığın içinde altından yapılmış man testisi, Harunun filizlenmiş değneği ve antlaşma levhaları vardı. 
58N 009:005 Sandığın üstünde Bağışlanma Kapağını gölgeleyen yüce Keruvlar dururdu. Ama şimdi bunların ayrıntılarına giremeyiz. 
58N 009:006 Her şey böyle düzenlendikten sonra kâhinler her zaman çadırın ilk bölmesine girer, tapınma görevlerini yerine getirirler. 
58N 009:007 Ama iç bölmeye yılda bir kez yalnız başkâhin girebilir. Üstelik kendisi için ve halkın bilmeden işlediği suçlar için sunacağı kurban kanı olmaksızın giremez. 
58N 009:008 Kutsal Ruh bununla çadırın ilk bölmesi durdukça, kutsal yere giden yolun henüz açıkça gösterilmediğini belirtiyor. 
58N 009:009 Bu, şimdiki çağ için bir örnektir; sunulan kurbanlarla sunuların tapınan kişinin vicdanını yetkinleştiremediğini gösteriyor. 
58N 009:010 Bunlar yalnız yiyecek, içecek, çeşitli dinsel yıkanmalarla ilgilidir; yeni düzenin başlangıcına kadar geçerli olan bedensel kurallardır. 
58N 009:011 Ama Mesih, gelecek iyi şeylerin başkâhini olarak ortaya çıktı. İnsan eliyle yapılmamış, yani bu yaratılıştan olmayan daha büyük, daha yetkin çadırdan geçti. 
58N 009:012 Tekelerle danaların kanıyla değil, sonsuz kurtuluşu sağlayarak kendi kanıyla kutsal yere ilk ve son kez girdi. 
58N 009:013 Tekelerle boğaların kanı ve serpilen düve külü murdar olanları kutsal kılıyor, bedensel açıdan temizliyor. 
58N 009:014 Öyleyse sonsuz Ruh aracılığıyla kendini lekesiz olarak Tanrıya sunmuş olan Mesihin kanının, diri Tanrıya kulluk edebilmemiz için vicdanımızı ölü işlerden temizleyeceği ne kadar daha kesindir! 
58N 009:015 Bu nedenle, çağrılmış olanların vaat edilen sonsuz mirası almaları için Mesih yeni antlaşmanın aracısı oldu. Kendisi onları ilk antlaşmafx1 zamanında işledikleri suçlardan kurtarmak için fidye olarak öldü. 
58N 009:016 Ortada bir vasiyetfx1 varsa, vasiyet edenin ölümünün kanıtlanması gerekir. 
58N 009:017 Çünkü vasiyet ancak ölümden sonra geçerli olur. Vasiyet eden yaşadıkça, vasiyetin hiçbir etkinliği yoktur. 
58N 009:018 Bu nedenle ilk antlaşma bile kan akıtılmadan yürürlüğe girmedi. 
58N 009:019 Musa, Kutsal Yasanın her buyruğunu bütün halka bildirdikten sonra su, al yapağı, mercanköşkotu ile danaların ve tekelerin kanını alıp hem kitabın hem de bütün halkın üzerine serpti. 
58N 009:020 ‹‹Tanrının uymanızı buyurduğu antlaşmanın kanı budur›› dedi. 
58N 009:021 Aynı biçimde çadırın ve tapınmada kullanılan bütün eşyaların üzerine kan serpti. 
58N 009:022 Nitekim Kutsal Yasa uyarınca hemen her şey kanla temiz kılınır, kan dökülmeden bağışlama olmaz. 
58N 009:023 Böylelikle aslı göklerde olan örneklerin bu kurbanlarla, ama gökteki asıllarının bunlardan daha iyi kurbanlarla temiz kılınması gerekti. 
58N 009:024 Çünkü Mesih, asıl kutsal yerin örneği olup insan eliyle yapılan kutsal yere değil, ama şimdi bizim için Tanrının önünde görünmek üzere asıl göğe girdi. 
58N 009:025 Başkâhin her yıl kendisinin olmayan kanla En Kutsal Yere girer; oysa Mesih kendisini tekrar tekrar sunmak için göğe girmedi. 
58N 009:026 Öyle olsaydı, dünyanın kuruluşundan beri Mesihin tekrar tekrar acı çekmesi gerekirdi. Oysa Mesih, kendisini bir kez kurban ederek günahı ortadan kaldırmak için çağların sonunda ortaya çıkmıştır. 
58N 009:027 Bir kez ölmek, sonra da yargılanmak nasıl insanların kaderiyse, Mesih de birçoklarının günahlarını yüklenmek için bir kez kurban edildi. İkinci kez, günah yüklenmek için değil, kurtuluş getirmek için kendisini bekleyenlere görünecektir. 
58N 010:001 Kutsal Yasada gelecek iyi şeylerin aslı yoktur, sadece gölgesi vardır. Bu nedenle Yasa, her yıl sürekli aynı kurbanları sunarak Tanrıya yaklaşanları asla yetkinliğe erdiremez. 
58N 010:002 Erdirebilseydi, kurban sunmaya son verilmez miydi? Çünkü tapınanlar bir kez günahlarından arındıktan sonra artık günahlılık duygusu kalmazdı. 
58N 010:003 Ancak o kurbanlar insanlara yıldan yıla günahlarını anımsatıyor. 
58N 010:004 Çünkü boğalarla tekelerin kanı günahları ortadan kaldıramaz. 
58N 010:005 Bunun için Mesih dünyaya gelirken şöyle diyor:  ‹‹Kurban ve sunu istemedin,  Ama bana bir beden hazırladın. 
58N 010:006 Yakmalık sunudan ve günah sunusundan  Hoşnut olmadın. 
58N 010:007 O zaman şöyle dedim:  ‹Kutsal Yazı tomarında  Benim için yazıldığı gibi,  Senin isteğini yapmak üzere,  Ey Tanrı, işte geldim.› ›› 
58N 010:008 Mesih ilkin, ‹‹Kurban, sunu, yakmalık sunu, günah sunusu istemedin ve bunlardan hoşnut olmadın›› dedi. Oysa bunlar Yasanın bir gereği olarak sunulur. 
58N 010:009 Sonra, ‹‹Senin isteğini yapmak üzere işte geldim›› dedi. Yani ikinciyi geçerli kılmak için birinciyi ortadan kaldırıyor. 
58N 010:010 Tanrının bu isteği uyarınca, İsa Mesihin bedeninin ilk ve son kez sunulmasıyla kutsal kılındık. 
58N 010:011 Her kâhin her gün ayakta durup görevini yapar ve günahları asla ortadan kaldıramayan aynı kurbanları tekrar tekrar sunar. 
58N 010:012 Oysa Mesih günahlar için sonsuza dek geçerli tek bir kurban sunduktan sonra Tanrının sağında oturdu. 
58N 010:013 O zamandan beri düşmanlarının, kendi ayaklarının altına serilmesini bekliyor. 
58N 010:014 Çünkü kutsal kılınanları tek bir sunuyla sonsuza dek yetkinliğe erdirmiştir. 
58N 010:015 Kutsal Ruh da bu konuda bize tanıklık ediyor. Önce diyor ki, 
58N 010:016 ‹‹Rab, ‹O günlerden sonra  Onlarla yapacağım antlaşma şudur:  Yasalarımı yüreklerine koyacağım,  Zihinlerine yazacağım› diyor.›› 
58N 010:017 Sonra şunu ekliyor:  ‹‹Onların günahlarını ve suçlarını artık anmayacağım.›› 
58N 010:018 Bunların bağışlanması durumunda artık günah için sunuya gerek yoktur. 
58N 010:019 -20 292810 Bu nedenle, ey kardeşler, İsanın kanı sayesinde perdede, yani kendi bedeninde bize açtığı yeni ve diri yoldan kutsal yere girmeye cesaretimiz vardır. 
58N 010:021 Tanrının evinden sorumlu büyük bir kâhinimiz bulunmaktadır. 
58N 010:022 Öyleyse yüreklerimiz serpmeyle kötü vicdandan arınmış, bedenlerimiz temiz suyla yıkanmış olarak, imanın verdiği tam güvenceyle, yürekten bir içtenlikle Tanrıya yaklaşalım. 
58N 010:023 Açıkça benimsediğimiz umuda sımsıkı tutunalım. Çünkü vaat eden Tanrı güvenilirdir. 
58N 010:024 Birbirimizi sevgi ve iyi işler için nasıl gayrete getirebileceğimizi düşünelim. 
58N 010:025 Bazılarının alıştığı gibi, bir araya gelmekten vazgeçmeyelim; o günün yaklaştığını gördükçe birbirimizi daha da çok yüreklendirelim. 
58N 010:026 -27 292870 Gerçeği öğrenip benimsedikten sonra, bile bile günah işlemeye devam edersek, günahlar için artık kurban kalmaz; geriye sadece yargının dehşetli beklenişi ve düşmanları yiyip bitirecek kızgın ateş kalır. 
58N 010:028 Musanın Yasasını hiçe sayan, iki ya da üç tanığın sözüyle acımasızca öldürülür. 
58N 010:029 Eğer bir kimse Tanrı Oğlunu ayaklar altına alır, kendisini kutsal kılan antlaşma kanını bayağı sayar ve lütufkâr Ruha hakaret ederse, bundan ne kadar daha ağır bir cezaya layık görülecek sanırsınız? 
58N 010:030 Çünkü, ‹‹Öç benimdir, karşılığını ben vereceğim›› ve yine, ‹‹Rab halkını yargılayacak›› diyeni tanıyoruz. 
58N 010:031 Diri Tanrının eline düşmek korkunç bir şeydir. 
58N 010:032 Sizlerse aydınlandıktan sonra acılarla dolu büyük bir mücadeleye dayandığınız o ilk günleri anımsayın. 
58N 010:033 Bazen sitemlere, sıkıntılara uğrayıp seyirlik oldunuz, bazen de aynı durumda olanlarla dayanışma içine girdiniz. 
58N 010:034 Hem hapistekilerin dertlerine ortak oldunuz, hem de daha iyi ve kalıcı bir malınız olduğunu bilerek mallarınızın yağma edilmesini sevinçle karşıladınız. 
58N 010:035 Onun için cesaretinizi yitirmeyin; bu cesaretin ödülü büyüktür. 
58N 010:036 Çünkü Tanrının isteğini yerine getirmek ve vaat edilene kavuşmak için dayanma gücüne ihtiyacınız vardır. 
58N 010:037 Artık,  ‹‹Gelecek olan pek yakında gelecek  Ve gecikmeyecek. 
58N 010:038 Doğru adamım, imanla yaşayacaktır.  Ama geri çekilirse, ondan hoşnut olmayacağım.›› 
58N 010:039 Bizler geri çekilip mahvolanlardan değiliz; iman edip canlarının kurtuluşuna kavuşanlardanız. 
58N 011:001 İman, umut edilenlere güvenmek, görünmeyen şeylerin varlığından emin olmaktır. 
58N 011:002 Atalarımız bununla Tanrının beğenisini kazandılar. 
58N 011:003 Evrenin Tanrının buyruğuyla yaratıldığını, böylece görülenlerin görünmeyenlerden oluştuğunu iman sayesinde anlıyoruz. 
58N 011:004 Habilin Tanrıya Kayinden daha iyi bir kurban sunması iman sayesinde oldu. İmanı sayesinde doğru biri olarak Tanrının beğenisini kazandı. Çünkü Tanrı onun sunduğu adakları kabul etti. Nitekim Habil ölmüş olduğu halde, iman sayesinde hâlâ konuşmaktadır. 
58N 011:005 İman sayesinde Hanok ölümü tatmamak üzere yukarı alındı. Kimse onu bulamadı, çünkü Tanrı onu yukarı almıştı. Yukarı alınmadan önce Tanrıyı hoşnut eden biri olduğuna tanıklık edildi. 
58N 011:006 İman olmadan Tanrıyı hoşnut etmek olanaksızdır. Tanrıya yaklaşan, Onun var olduğuna ve kendisini arayanları ödüllendireceğine iman etmelidir. 
58N 011:007 İman sayesinde Nuh, henüz olmamış olaylarla ilgili olarak Tanrı tarafından uyarılınca, Tanrı korkusuyla ev halkının kurtuluşu için bir gemi yaptı. Bununla dünyayı yargıladı ve imana dayanan doğruluğun mirasçısı oldu. 
58N 011:008 İman sayesinde İbrahim miras alacağı yere gitmesi için çağrılınca, Tanrının sözünü dinledi ve nereye gideceğini bilmeden yola çıktı. 
58N 011:009 İman sayesinde bir yabancı olarak vaat edilen ülkeye yerleşti. Aynı vaadin ortak mirasçıları olan İshak ve Yakupla birlikte çadırlarda yaşadı. 
58N 011:010 Çünkü mimarı ve kurucusu Tanrı olan temelli kenti bekliyordu. 
58N 011:011 İman sayesinde Saranın kendisi de kısır ve yaşı geçmiş olduğu halde vaat edeni güvenilir saydığından çocuk sahibi olmak için güç buldu. 
58N 011:012 Böylece tek bir adamdan, üstelik ölüden farksız birinden gökteki yıldızlar, deniz kıyısındaki kum kadar sayısız torun meydana geldi. 
58N 011:013 Bu kişilerin hepsi imanlı olarak öldüler. Vaat edilenlere kavuşamadılarsa da bunları uzaktan görüp selamladılar, yeryüzünde yabancı ve konuk olduklarını açıkça kabul ettiler. 
58N 011:014 Böyle konuşanlar bir vatan aradıklarını gösteriyorlar. 
58N 011:015 Ayrıldıkları ülkeyi düşünselerdi, geri dönmeye fırsatları olurdu. 
58N 011:016 Ama onlar daha iyisini, yani göksel olanı arzu ediyorlardı. Bunun içindir ki, Tanrı onların Tanrısı olarak anılmaktan utanmıyor. Çünkü onlara bir kent hazırladı. 
58N 011:017 İbrahim sınandığı zaman imanla İshakı kurban olarak sundu. Vaatleri almış olan İbrahim biricik oğlunu kurban etmek üzereydi. 
58N 011:018 Oysa Tanrı ona, ‹‹Senin soyun İshakla sürecek›› demişti. 
58N 011:019 İbrahim Tanrının ölüleri bile diriltebileceğini düşündü; nitekim İshakı simgesel şekilde ölümden geri aldı. 
58N 011:020 İman sayesinde İshak gelecek olaylarla ilgili olarak Yakupla Esavı kutsadı. 
58N 011:021 Yakup ölürken iman sayesinde Yusufun iki oğlunu da kutsadı, değneğinin ucuna yaslanarak Tanrıya tapındı. 
58N 011:022 Yusuf ölürken iman sayesinde İsrailoğullarının Mısırdan çıkacağını anımsattı ve kemiklerine ilişkin buyruk verdi. 
58N 011:023 Musa doğduğunda annesiyle babası onu imanla üç ay gizlediler. Çünkü çocuğun güzel olduğunu gördüler ve kralın fermanından korkmadılar. 
58N 011:024 Musa büyüyünce iman sayesinde firavunun kızının oğlu olarak tanınmayı reddetti. 
58N 011:025 Bir süre için günahın sefasını sürmektense, Tanrının halkıyla birlikte baskı görmeyi yeğledi. 
58N 011:026 Mesih uğruna aşağılanmayı Mısır hazinelerinden daha büyük zenginlik saydı. Çünkü alacağı ödülü düşünüyordu. 
58N 011:027 Kralın öfkesinden korkmadan imanla Mısırdan ayrıldı. Görünmez Olanı görür gibi dayandı. 
58N 011:028 İlk doğanları öldüren melek İsraillilere dokunmasın diye Musa imanla, Fısıh kurbanının kesilmesini ve kanının kapılara sürülmesini sağladı. 
58N 011:029 İman sayesinde İsrailliler karadan geçer gibi Kızıldenizden geçtiler. Mısırlılar bunu deneyince boğuldular. 
58N 011:030 İsrailliler yedi gün boyunca Eriha surları çevresinde dolandılar; sonunda imanları sayesinde surlar yıkıldı. 
58N 011:031 Fahişe Rahav casusları dostça karşıladığı için imanı sayesinde söz dinlemeyenlerle birlikte öldürülmedi. 
58N 011:032 Daha ne diyeyim? Gidyon, Barak, Şimşon, Yiftah, Davut, Samuel ve peygamberlerle ilgili olanları anlatsam, zaman yetmeyecek. 
58N 011:033 Bunlar iman sayesinde ülkeler ele geçirdiler, adaleti sağladılar, vaat edilenlere kavuştular, aslanların ağzını kapadılar. 
58N 011:034 Kızgın ateşi söndürdüler, kılıcın ağzından kaçıp kurtuldular. Güçsüzlükte kuvvet buldular, savaşta güçlendiler, yabancı orduları bozguna uğrattılar. 
58N 011:035 Kadınlar dirilen ölülerini geri aldılar. Başkalarıysa salıverilmeyi reddederek dirilip daha iyi bir yaşama kavuşma umuduyla işkencelere katlandılar. 
58N 011:036 Daha başkaları alaya alınıp kamçılandı, hatta zincire vurulup hapsedildi. 
58N 011:037 Taşlandılar, testereyle biçildiler, kılıçtan geçirilip öldürüldüler. Koyun postu, keçi derisi içinde dolaştılar, yoksulluk çektiler, sıkıntılara uğradılar, baskı gördüler. 
58N 011:038 Dünya onlara layık değildi. Çöllerde, dağlarda, mağaralarda, yeraltı oyuklarında dolanıp durdular. 
58N 011:039 İmanları sayesinde bunların hepsi Tanrının beğenisini kazandıkları halde, hiçbiri vaat edilene kavuşmadı. 
58N 011:040 Bizden ayrı olarak yetkinliğe ermesinler diye, Tanrı bizim için daha iyi bir şey hazırlamıştı. 
58N 012:001 İşte çevremizi bu denli büyük bir tanıklar bulutu sardığına göre, biz de her yükü ve bizi kolayca kuşatan günahı üzerimizden sıyırıp atalım ve önümüze konan yarışı sabırla koşalım. 
58N 012:002 Gözümüzü imanımızın öncüsü ve tamamlayıcısı İsaya dikelim. O kendisini bekleyen sevinç uğruna utancı hiçe sayıp çarmıhta ölüme katlandı ve Tanrının tahtının sağında oturdu. 
58N 012:003 Yorulup cesaretinizi yitirmemek için, günahkârların bunca karşı koymasına katlanmış Olanı düşünün. 
58N 012:004 Günaha karşı verdiğiniz mücadelede henüz kanınızı akıtacak kadar direnmiş değilsiniz. 
58N 012:005 Size oğullar diye seslenen şu öğüdü de unuttunuz:  ‹‹Oğlum, Rabbin terbiye edişini hafife alma,  Rab seni azarlayınca cesaretini yitirme. 
58N 012:006 Çünkü Rab sevdiğini terbiye eder,  Oğulluğa kabul ettiği herkesi cezalandırır.›› 
58N 012:007 Terbiye edilmek uğruna acılara katlanmalısınız. Tanrı size oğullarına davranır gibi davranıyor. Hangi oğul babası tarafından terbiye edilmez? 
58N 012:008 Herkesin gördüğü terbiyeden yoksunsanız, oğullar değil, yasadışı evlatlarsınız. 
58N 012:009 Kaldı ki, bizi terbiye eden dünyasal babalarımız vardı ve onlara saygı duyardık. Öyleyse Ruhlar Babasına bağımlı olup yaşamamız çok daha önemli değil mi? 
58N 012:010 Babalarımız bizi kısa bir süre için, uygun gördükleri gibi terbiye ettiler. Ama Tanrı, kutsallığına ortak olalım diye bizi kendi yararımıza terbiye ediyor. 
58N 012:011 Terbiye edilmek başlangıçta hiç tatlı gelmez, acı gelir. Ne var ki, böyle eğitilenler için bu sonradan esenlik veren doğruluğu üretir. 
58N 012:012 -13 293510 Bunun için sarkık ellerinizi kaldırın, bükük dizlerinizi doğrultun, ayaklarınız için düz yollar yapın. Öyle ki, kötürüm olan parça eklemden çıkmasın, tersine şifa bulsun. 
58N 012:014 Herkesle barış içinde yaşamaya, kutsal olmaya gayret edin. Kutsallığa sahip olmadan kimse Rabbi göremeyecek. 
58N 012:015 Dikkat edin, kimse Tanrının lütfundan yoksun kalmasın. İçinizde sizi rahatsız edecek ve birçoklarını zehirleyecek acı bir kök filizlenmesin. 
58N 012:016 Kimse fuhuş yapmasın ya da ilk oğulluk hakkını bir yemeğe karşılık satan Esav gibi kutsal değerlere saygısızlık etmesin. 
58N 012:017 Biliyorsunuz, Esav daha sonra kutsanma hakkını miras almak istediyse de geri çevrildi. Kutsanmak için gözyaşı döküp yalvarmasına karşın, vermiş olduğu kararın sonucunu değiştiremedi. 
58N 012:018 -19 293560 Sizler dokunulabilen, alev alev yanan dağa, karanlığa, koyu karanlık ve kasırgaya, gürleyen çağrı borusuna, tanrısal sözleri ileten sese yaklaşmış değilsiniz. O sesi işitenler, kendilerine bir sözcük daha söylenmesin diye yalvardılar. 
58N 012:020 ‹‹Dağa bir hayvan bile dokunsa taşlanacak›› buyruğuna dayanamadılar. 
58N 012:021 Görünüm öyle korkunçtu ki, Musa, ‹‹Çok korkuyorum, titriyorum›› dedi. 
58N 012:022 -24 293590 Oysa sizler Siyon Dağına, yaşayan Tanrının kenti olan göksel Yeruşalime, bir bayram şenliği içindeki on binlerce meleğe, adları göklerde yazılmış ilk doğanların topluluğuna yaklaştınız. Herkesin yargıcı olan Tanrıya, yetkinliğe erdirilmiş doğru kişilerin ruhlarına, yeni antlaşmanın aracısı olan İsaya ve Habilin kanından daha üstün bir anlam taşıyan serpmelik kana yaklaştınız. 
58N 012:025 Bunları söyleyeni reddetmemeye dikkat edin. Çünkü yeryüzünde kendilerini uyaranı reddedenler kurtulamadılarsa, göklerden bizi uyarandan yüz çevirirsek, bizim de kurtulamayacağımız çok daha kesindir. 
58N 012:026 O zaman Onun sesi yeri sarsmıştı. Ama şimdi, ‹‹Bir kez daha yalnız yeri değil, göğü de sarsacağım›› diye söz vermiştir. 
58N 012:027 ‹‹Bir kez daha›› sözü, sarsılanların, yani yaratılmış olan şeylerin ortadan kaldırılacağını, böylelikle sarsılmayanların kalacağını anlatıyor. 
58N 012:028 Böylece sarsılmaz bir egemenliğe kavuştuğumuz için minnettar olalım. Öyle ki, Tanrıyı hoşnut edecek biçimde saygı ve korkuyla tapınalım. 
58N 012:029 Çünkü Tanrımız yakıp yok eden bir ateştir. 
58N 013:001 Kardeş sevgisi sürekli olsun. 
58N 013:002 Konuksever olmaktan geri kalmayın. Çünkü bu sayede bazıları bilmeden melekleri konuk ettiler. 
58N 013:003 Hapiste olanları, onlarla birlikte hapsedilmiş gibi anımsayın. Sizin de bir bedeniniz olduğunu düşünerek baskı görenleri hatırlayın. 
58N 013:004 Herkes evliliğe saygı göstersin. Evlilik yatağı günahla lekelenmesin. Çünkü Tanrı fuhuş yapanları, zina edenleri yargılayacak. 
58N 013:005 Yaşayışınız para sevgisinden uzak olsun. Sahip olduklarınızla yetinin. Çünkü Tanrı şöyle dedi:  ‹‹Seni asla terk etmeyeceğim,  Seni asla yüzüstü bırakmayacağım.›› 
58N 013:006 Böylece cesaretle diyoruz ki,  ‹‹Rab benim yardımcımdır, korkmam;  İnsan bana ne yapabilir?›› 
58N 013:007 Tanrının sözünü size iletmiş olan önderlerinizi anımsayın. Yaşayışlarının sonucuna bakarak onların imanını örnek alın. 
58N 013:008 İsa Mesih dün, bugün ve sonsuza dek aynıdır. 
58N 013:009 Çeşitli garip öğretilerin etkisine kapılıp sürüklenmeyin. Yüreğin yiyeceklerle değil, Tanrı lütfuyla güçlenmesi iyidir. Yiyeceklere güvenenler hiçbir yarar görmediler. 
58N 013:010 Bir sunağımız var ki, tapınma çadırında hizmet edenlerin ondan yemeye hakları yoktur. 
58N 013:011 Başkâhin günah sunusu olarak hayvanların kanını kutsal yere taşır, ama bu hayvanların cesetleri ordugahın dışında yakılır. 
58N 013:012 Bunun gibi, İsa da kendi kanıyla halkı kutsal kılmak için kent kapısının dışında acı çekti. 
58N 013:013 Öyleyse biz de Onun uğradığı aşağılanmaya katlanarak ordugahtan dışarıya çıkıp yanına gidelim. 
58N 013:014 Çünkü burada kalıcı bir kentimiz yoktur, biz gelecekteki kenti özlüyoruz. 
58N 013:015 Bu nedenle, İsa aracılığıyla Tanrıya sürekli övgü kurbanları, yani Onun adını açıkça anan dudakların meyvesini sunalım. 
58N 013:016 İyilik yapmayı, sizde olanı başkalarıyla paylaşmayı unutmayın. Çünkü Tanrı bu tür kurbanlardan hoşnut olur. 
58N 013:017 Önderlerinizin sözünü dinleyin, onlara bağlı kalın. Çünkü onlar canlarınız için hesap verecek kişiler olarak sizi kollarlar. Onların sözünü dinleyin ki, görevlerini inleyerek değil -bunun size yararı olmaz- sevinçle yapsınlar. 
58N 013:018 Bizim için dua edin. Vicdanımızı temiz tuttuğumuza, her bakımdan olumlu bir yaşam sürmek istediğimize eminiz. 
58N 013:019 Yanınıza tez zamanda dönebilmem için dua etmenizi özellikle rica ediyorum. 
58N 013:020 Esenlik veren Tanrı, koyunların büyük Çobanını, Rabbimiz İsayı sonsuza dek sürecek antlaşmanın kanıyla ölümden diriltti. 
58N 013:021 Tanrı, isteğini yerine getirebilmeniz için sizi her iyilikle donatsın; kendisini hoşnut eden şeyi İsa Mesih aracılığıyla bizlerde gerçekleştirsin. Mesihe sonsuzlara dek yücelik olsun! Amin. 
58N 013:022 Kardeşler, size rica ediyorum, öğütlerimi hoş görün. Zaten size kısaca yazdım. 
58N 013:023 Kardeşimiz Timoteosun salıverildiğini bilmenizi istiyorum. Yakında yanıma gelirse, onunla birlikte sizi görmeye geleceğim. 
58N 013:024 Önderlerinizin hepsine ve bütün kutsallara selam söyleyin. İtalyadan olanlar size selam ederler. 
58N 013:025 Tanrı'nın lütfu hepinizle birlikte olsun! Amin. 
59N 001:001 Tanrının ve Rab İsa Mesihin kulu ben Yakup, dağılmış olan on iki oymağa selam ederim. 
59N 001:002 Kardeşlerim, çeşitli denemelerle yüz yüze geldiğinizde bunu büyük sevinçle karşılayın. 
59N 001:003 Çünkü bilirsiniz ki, imanınızın sınanması dayanma gücünü yaratır. 
59N 001:004 Dayanma gücü de, hiçbir eksiği olmayan, olgun, yetkin kişiler olmanız için tam bir etkinliğe erişsin. 
59N 001:005 İçinizden birinin bilgelikte eksiği varsa, herkese cömertçe, azarlamadan veren Tanrıdan istesin; kendisine verilecektir. 
59N 001:006 Yalnız hiç kuşku duymadan, imanla istesin. Çünkü kuşku duyan kişi rüzgarın sürükleyip savurduğu deniz dalgasına benzer. 
59N 001:007 -8 293960 Her bakımdan değişken, kararsız olan kişi Rabden bir şey alacağını ummasın. 
59N 001:009 -10 293970 Düşkün olan kardeş kendi yüksekliğiyle, zengin olansa kendi düşkünlüğüyle övünsün. Çünkü zengin kişi kır çiçeği gibi solup gidecek. 
59N 001:011 Güneş yakıcı sıcağıyla doğar ve otu kurutur. Otun çiçeği düşer, görünüşünün güzelliği yok olur. Zengin de bunun gibi kendi uğraşları içinde kaybolup gidecektir. 
59N 001:012 Ne mutlu denemeye dayanan kişiye! Denemeden başarıyla çıktığı zaman Rabbin kendisini sevenlere vaat ettiği yaşam tacını alacaktır. 
59N 001:013 Ayartılan kişi, ‹‹Tanrı beni ayartıyor›› demesin. Çünkü Tanrı kötülükle ayartılmadığı gibi kendisi de kimseyi ayartmaz. 
59N 001:014 Herkes kendi arzularıyla sürüklenip aldanarak ayartılır. 
59N 001:015 Sonra arzu gebe kalır ve günah doğurur. Günah olgunlaşınca da ölüm getirir. 
59N 001:016 Sevgili kardeşlerim, aldanmayın! 
59N 001:017 Her nimet, her mükemmel armağan yukarıdan, kendisinde değişkenlik ya da döneklik gölgesi olmayan Işıklar Babasından gelir. 
59N 001:018 O, yarattıklarının bir anlamda ilk meyveleri olmamız için bizleri kendi isteği uyarınca, gerçeğin bildirisiyle yaşama kavuşturdu. 
59N 001:019 Sevgili kardeşlerim, şunu aklınızda tutun: Herkes dinlemekte çabuk, konuşmakta yavaş, öfkelenmekte de yavaş olsun. 
59N 001:020 Çünkü insanın öfkesi Tanrının istediği doğruluğu sağlamaz. 
59N 001:021 Bunun için, her türlü pisliği ve her tarafa yayılmış olan kötülüğü üstünüzden sıyırıp atarak, içinize ekilmiş, canlarınızı kurtaracak güçte olan sözü alçakgönüllülükle kabul edin. 
59N 001:022 Tanrı sözünü yalnız duymakla kalmayın, sözün uygulayıcıları da olun. Yoksa kendinizi aldatmış olursunuz. 
59N 001:023 Çünkü sözün dinleyicisi olup da uygulayıcısı olmayan kişi, aynada kendi doğal yüzüne bakan kişiye benzer. 
59N 001:024 Kendini görür, sonra gider ve nasıl bir kişi olduğunu hemen unutur. 
59N 001:025 Oysa mükemmel yasaya, özgürlük yasasına yakından bakıp ona bağlı kalan, unutkan dinleyici değil de etkin uygulayıcı olan kişi, yaptıklarıyla mutlu olacaktır. 
59N 001:026 Dindar olduğunu sanıp da dilini dizginlemeyen kişi kendini aldatır. Böylesinin dindarlığı boştur. 
59N 001:027 Baba Tanrı'nın gözünde temiz ve kusursuz dindarlık, kişinin sıkıntı çeken öksüzler ve dullarla ilgilenmesi ve kendini dünyanın lekelemesinden korumasıdır. 
59N 002:001 Kardeşlerim, yüce Rabbimiz İsa Mesihe iman edenler olarak insanlar arasında ayrım yapmayın. 
59N 002:002 -4 294160 Toplandığınız yere altın yüzüklü, şık giyimli bir adamla kirli giysiler içinde yoksul bir adam geldiğinde, şık giyimliye ilgiyle, ‹‹Sen şuraya, iyi yere otur››, yoksula da, ‹‹Sen orada dur›› ya da ‹‹Ayaklarımın dibine otur›› derseniz, aranızda ayrım yapmış, kötü düşünceli yargıçlar gibi davranmış olmuyor musunuz? 
59N 002:005 Dinleyin, sevgili kardeşlerim: Tanrı, bu dünyada yoksul olanları imanda zenginleşmek ve kendisini sevenlere vaat ettiği egemenliğin mirasçıları olmak üzere seçmedi mi? 
59N 002:006 Ama siz yoksulun onurunu kırdınız. Sizi sömüren zenginler değil mi? Sizi mahkemelere sürükleyen onlar değil mi? 
59N 002:007 Ait olduğunuz Kişinin yüce adına küfreden onlar değil mi? 
59N 002:008 ‹‹Komşunu kendin gibi seveceksin›› diyen Kutsal Yazıya uyarak Kralımız Tanrının Yasasını gerçekten yerine getiriyorsanız, iyi ediyorsunuz. 
59N 002:009 Ama insanlar arasında ayrım yaparsanız, günah işlemiş olursunuz; Yasa tarafından, Yasayı çiğnemekten suçlu bulunursunuz. 
59N 002:010 Çünkü Yasanın her dediğini yerine getirse de tek konuda ondan sapan kişi bütün Yasaya karşı suçlu olur. 
59N 002:011 Nitekim ‹‹Zina etmeyeceksin›› diyen, aynı zamanda ‹‹Adam öldürmeyeceksin›› demiştir. Zina etmez, ama adam öldürürsen, Yasayı yine de çiğnemiş olursun. 
59N 002:012 Özgürlük Yasasıyla yargılanacak olanlar gibi konuşup davranın. 
59N 002:013 Çünkü yargı merhamet göstermeyene karşı merhametsizdir. Merhamet yargıya galip gelir. 
59N 002:014 Kardeşlerim, bir kimse iyi eylemleri yokken imanı olduğunu söylerse, bu neye yarar? Böylesi bir iman onu kurtarabilir mi? 
59N 002:015 -16 294270 Bir erkek ya da kız kardeş çıplak ve günlük yiyecekten yoksunken, içinizden biri ona, ‹‹Esenlikle git, ısınmanı, doymanı dilerim›› der, ama bedenin gereksindiklerini vermezse, bu neye yarar? 
59N 002:017 Bunun gibi, tek başına eylemsiz iman da ölüdür. 
59N 002:018 Ama biri şöyle diyebilir: ‹‹Senin imanın var, benimse eylemlerim.›› Eylemlerin olmadan sen bana imanını göster, ben de sana imanımı eylemlerimle göstereyim. 
59N 002:019 Sen Tanrının bir olduğuna inanıyorsun, iyi ediyorsun. Cinler bile buna inanıyor ve titriyorlar! 
59N 002:020 Ey akılsız adam, eylem olmadan imanın yararsız olduğuna kanıt mı istiyorsun? 
59N 002:021 Atamız İbrahim, oğlu İshakı sunağın üzerinde Tanrıya adama eylemiyle aklanmadı mı? 
59N 002:022 Görüyorsun, onun imanı eylemleriyle birlikte etkindi; imanı eylemleriyle tamamlandı. 
59N 002:023 Böylelikle, ‹‹İbrahim Tanrıya iman etti, böylece aklanmış sayıldı›› diyen Kutsal Yazı yerine gelmiş oldu. İbrahime de Tanrının dostu dendi. 
59N 002:024 Görüyorsunuz, insan yalnız imanla değil, eylemle de aklanır. 
59N 002:025 Aynı biçimde, ulakları konuk edip değişik bir yoldan geri gönderen fahişe Rahav da bu eylemiyle aklanmadı mı? 
59N 002:026 Ruhsuz beden nasıl ölüyse, eylemsiz iman da ölüdür. 
59N 003:001 Kardeşlerim, biz öğretmenlerin daha titiz bir yargılamadan geçeceğini biliyorsunuz; bu nedenle çoğunuz öğretmen olmayın. 
59N 003:002 Çünkü hepimiz çok hata yaparız. Sözleriyle hata yapmayan kimse, bütün bedenini de dizginleyebilen yetkin bir kişidir. 
59N 003:003 Bize boyun eğmeleri için atların ağzına gem vururuz, böylece bütün bedenlerini yönlendiririz. 
59N 003:004 Düşünün, gemiler de o kadar büyük olduğu, güçlü rüzgarlar tarafından sürüklendiği halde, dümencinin gönlü nereye isterse küçücük bir dümenle o yöne çevrilirler. 
59N 003:005 Bunun gibi, dil de bedenin küçük bir üyesidir, ama büyük işlerle övünür. Düşünün, küçücük bir kıvılcım koca bir ormanı tutuşturabilir. 
59N 003:006 Dil de bir ateş, bedenimizin üyeleri arasında bir kötülük dünyasıdır. Bütün varlığımızı kirletir. Cehennemden alevlenmiş olarak yaşamımızın gidişini alevlendirir. 
59N 003:007 İnsan soyu, her tür yabanıl hayvanı, kuşu, sürüngeni ve deniz yaratığını evcilleştirmiş ve evcilleştirmektedir. 
59N 003:008 Ama dili hiçbir insan evcilleştiremez. Dil öldürücü zehirle dolu, dinmeyen bir kötülüktür. 
59N 003:009 Dilimizle Rabbi, Babayı överiz. Yine dilimizle Tanrıya benzer yaratılmış insana söveriz. 
59N 003:010 Övgü ve sövgü aynı ağızdan çıkar. Kardeşlerim, bu böyle olmamalı. 
59N 003:011 Bir pınar aynı gözden tatlı ve acı su akıtır mı? 
59N 003:012 Kardeşlerim, incir ağacı zeytin ya da asma incir verebilir mi? Bunun gibi, tuzlu su kaynağı tatlı su veremez. 
59N 003:013 Aranızda bilge ve anlayışlı olan kim? Olumlu yaşayışıyla, bilgelikten doğan alçakgönüllülükle iyi eylemlerini göstersin. 
59N 003:014 Ama yüreğinizde kin, kıskançlık, bencillik varsa övünmeyin, gerçeği yadsımayın. 
59N 003:015 Böylesi ‹‹bilgelik›› gökten inen değil, dünyadan, insan doğasından, cinlerden gelen bilgeliktir. 
59N 003:016 Çünkü nerede kıskançlık, bencillik varsa, orada karışıklık ve her tür kötülük vardır. 
59N 003:017 Ama gökten inen bilgelik her şeyden önce paktır, sonra barışçıldır, yumuşaktır, uysaldır. Merhamet ve iyi meyvelerle doludur. Kayırıcılığı, ikiyüzlülüğü yoktur. 
59N 003:018 Barış içinde eken barış yapıcıları doğruluk ürününü biçerler. 
59N 004:001 Aranızdaki kavgaların, çekişmelerin kaynağı nedir? Bedeninizin üyelerinde savaşan tutkularınız değil mi? 
59N 004:002 Bir şey arzu ediyor, elde edemeyince adam öldürüyorsunuz. Kıskanıyorsunuz, isteğinize erişemeyince çekişip kavga ediyorsunuz. Elde edemiyorsunuz, çünkü Tanrıdan dilemiyorsunuz. 
59N 004:003 Dilediğiniz zaman da dileğinize kavuşamıyorsunuz. Çünkü kötü amaçla, tutkularınız uğruna kullanmak için diliyorsunuz. 
59N 004:004 Ey vefasızlar, dünyayla dostluğun Tanrıya düşmanlık olduğunu bilmiyor musunuz? Dünyayla dost olmak isteyen, kendini Tanrıya düşman eder. 
59N 004:005 Sizce Kutsal Yazı boş yere mi şöyle diyor: ‹‹Tanrı içimize koyduğu ruhu kıskançlık derecesinde özler.›› 
59N 004:006 Yine de bize daha çok lütfeder. Bu nedenle Yazı şöyle diyor:  ‹‹Tanrı kibirlilere karşıdır,  Ama alçakgönüllülere lütfeder.›› 
59N 004:007 Bunun için Tanrıya bağımlı olun. İblise karşı direnin, sizden kaçacaktır. 
59N 004:008 Tanrıya yaklaşın, O da size yaklaşacaktır. Ey günahkârlar, ellerinizi günahtan temizleyin. Ey kararsızlar, yüreklerinizi paklayın. 
59N 004:009 Kederlenin, yas tutup ağlayın. Gülüşünüz yasa, sevinciniz üzüntüye dönüşsün. 
59N 004:010 Rabbin önünde kendinizi alçaltın, sizi yüceltecektir. 
59N 004:011 Kardeşlerim, birbirinizi yermeyin. Kardeşini yeren ya da yargılayan kişi, Yasayı yermiş ve yargılamış olur. Yasayı yargılarsan, Yasanın uygulayıcısı değil, yargılayıcısı olursun. 
59N 004:012 Oysa tek Yasa koyucu, tek Yargıç vardır; kurtarmaya da mahvetmeye de gücü yeten Odur. Ya komşusunu yargılayan sen, kim oluyorsun? 
59N 004:013 -14 294680 Dinleyin şimdi, ‹‹Bugün ya da yarın filan kente gideceğiz, orada bir yıl kalıp ticaret yapacak, para kazanacağız›› diyen sizler, yarın ne olacağını bilmiyorsunuz. Yaşamınız nedir ki? Kısa süre görünen, sonra yitip giden buğu gibisiniz. 
59N 004:015 Bunun yerine, ‹‹Rab dilerse yaşayacak, şunu şunu yapacağız›› demelisiniz. 
59N 004:016 Ne var ki, şimdi küstahlıklarınızla övünüyorsunuz. Bu tür övünmelerin hepsi kötüdür. 
59N 004:017 Bu nedenle, yapılması gereken iyi şeyi bilip de yapmayan, günah işlemiş olur. 
59N 005:001 Dinleyin şimdi ey zenginler, başınıza gelecek felaketlerden ötürü feryat edip ağlayın. 
59N 005:002 Servetiniz çürümüş, giysinizi güve yemiştir. 
59N 005:003 Altınlarınız, gümüşleriniz pas tutmuştur. Onların pası size karşı tanıklık edecek, etinizi ateş gibi yiyecek. Bu son çağda servetinize servet kattınız. 
59N 005:004 İşte, ekinlerinizi biçen işçilerin haksızca alıkoyduğunuz ücretleri size karşı haykırıyor. Orakçıların feryadı Her Şeye Egemen Rabbin kulağına erişti. 
59N 005:005 Yeryüzünde zevk ve bolluk içinde yaşadınız. Boğazlanacağınız gün için kendinizi besiye çektiniz. 
59N 005:006 Size karşı koymayan doğru kişiyi yargılayıp öldürdünüz. 
59N 005:007 Öyleyse kardeşler, Rabbin gelişine dek sabredin. Bakın, çiftçi ilk ve son yağmurları alıncaya dek toprağın değerli ürününü nasıl sabırla bekliyor! 
59N 005:008 Siz de sabredin. Yüreklerinizi güçlendirin. Çünkü Rabbin gelişi yakındır. 
59N 005:009 Kardeşler, yargılanmamak için birbirinize karşı homurdanmayın. İşte, Yargıç kapının önünde duruyor. 
59N 005:010 Kardeşler, Rabbin adıyla konuşmuş olan peygamberleri sıkıntılarda sabır örneği olarak alın. 
59N 005:011 Sıkıntıya dayanmış olanları mutlu sayarız. Eyüpün nasıl dayandığını duydunuz. Rabbin en sonunda onun için neler yaptığını bilirsiniz. Rab çok şefkatli ve merhametlidir. 
59N 005:012 Kardeşlerim, öncelikle şunu söyleyeyim: Ne gök üzerine, ne yer üzerine, ne de başka bir şey üzerine ant için. ‹‹Evet››iniz evet, ‹‹hayır››ınız hayır olsun ki, yargıya uğramayasınız. 
59N 005:013 İçinizden biri sıkıntıda mı, dua etsin. Sevinçli mi, ilahi söylesin. 
59N 005:014 İçinizden biri hasta mı, kilisenin ihtiyarlarını çağırtsın; Rabbin adıyla üzerine yağ sürüp onun için dua etsinler. 
59N 005:015 İmanla edilen dua hastayı iyileştirecek ve Rab onu ayağa kaldıracaktır. Eğer hasta günah işlemişse, günahları bağışlanacaktır. 
59N 005:016 Bu nedenle, şifa bulmak için günahlarınızı birbirinize itiraf edin ve birbiriniz için dua edin. Doğru kişinin yalvarışı çok güçlü ve etkilidir. 
59N 005:017 İlyas da tıpkı bizim gibi insandı. Yağmur yağmaması için gayretle dua etti; üç yıl altı ay ülkeye yağmur yağmadı. 
59N 005:018 Yeniden dua etti; gök yağmurunu, toprak da ürününü verdi. 
59N 005:019 Kardeşlerim, içinizden biri gerçeğin yolundan sapar da başka biri onu yine gerçeğe döndürürse, bilsin ki, günahkârı sapık yolundan döndüren, ölümden bir can kurtarmış, bir sürü günahı örtmüş olur. 
60N 001:001 Mesih İsanın elçisi ben Petrustan Pontus, Galatya, Kapadokya, Asya İli ve Bitinyaya dağılmış ve buralarda yabancı olarak yaşayan seçilmişlere selam! 
60N 001:002 İsa Mesihin sözünü dinlemeniz ve Onun kanının üzerinize serpilmesi için, Baba Tanrının öngörüsü uyarınca Ruh tarafından kutsal kılınarak seçildiniz. Lütuf ve esenlik artan ölçüde sizin olsun. 
60N 001:003 -4 294930 Rabbimiz İsa Mesihin Tanrısı ve Babasına övgüler olsun. Çünkü O büyük merhametiyle yeniden doğmamızı sağladı. İsa Mesihi ölümden diriltmekle bizi yaşayan bir umuda, çürümez, lekesiz, solmaz bir mirasa kavuşturdu. Bu miras sizin için göklerde saklıdır. 
60N 001:005 Zaman sona ererken açığa çıkarılmaya hazır olan kurtuluşa kavuşasınız diye iman sayesinde Tanrının gücüyle korunuyorsunuz. 
60N 001:006 Bu nedenle şimdi kısa bir süre çeşitli denemeler sonucu acı çekmeniz gerekiyorsa da, sevinçle coşmaktasınız. 
60N 001:007 Böylelikle içtenliği kanıtlanan imanınız, İsa Mesih göründüğünde size övgü, yücelik, onur kazandıracak. İmanınız, ateşle arıtıldığı halde yok olup giden altından daha değerlidir. 
60N 001:008 Mesihi görmemiş olsanız da Onu seviyorsunuz. Şu anda Onu görmediğiniz halde Ona iman ediyor, sözle anlatılmaz yüce bir sevinçle coşuyorsunuz. 
60N 001:009 Çünkü imanınızın sonucu olarak canlarınızın kurtuluşuna erişiyorsunuz. 
60N 001:010 Size bağışlanacak lütuftan söz etmiş olan peygamberler, bu kurtuluşla ilgili dikkatli incelemeler, araştırmalar yaptılar. 
60N 001:011 İçlerinde olan Mesih Ruhu, Mesihin çekeceği acılara ve bu acıların ardından gelecek yüceliklere tanıklık ettiğinde, Ruhun hangi zamanı ya da nasıl bir dönemi belirttiğini araştırdılar. 
60N 001:012 Şimdi size de bildirilen gerçeklerle kendilerine değil, size hizmet ettikleri onlara açıkça gösterildi. Bu gerçekleri gökten gönderilen Kutsal Ruhun gücüyle size Müjdeyi iletenler bildirdi. Melekler bu gerçekleri yakından görmeye büyük özlem duyarlar. 
60N 001:013 Bu nedenle zihinlerinizi eyleme hazırlayın, ayık olun. Umudunuzu tümüyle İsa Mesihin görünmesiyle size sağlanacak olan lütfa bağlayın. 
60N 001:014 Söz dinleyen çocuklar olarak, bilgisiz olduğunuz geçmiş zamandaki tutkularınıza uymayın. 
60N 001:015 Sizi çağıran Tanrı kutsal olduğuna göre, siz de her davranışınızda kutsal olun. 
60N 001:016 Nitekim şöyle yazılmıştır: ‹‹Kutsal olun, çünkü ben kutsalım.›› 
60N 001:017 Kimseyi kayırmadan, kişiyi yaptıklarına bakarak yargılayan Tanrıyı Baba diye çağırdığınıza göre, gurbeti andıran bu dünyadaki zamanınızı Tanrı korkusuyla geçirin. 
60N 001:018 -19 295070 Biliyorsunuz ki, atalarınızdan kalma boş yaşayışınızdan altın ya da gümüş gibi geçici şeylerle değil, kusursuz ve lekesiz kuzuyu andıran Mesihin değerli kanının fidyesiyle kurtuldunuz. 
60N 001:020 Dünyanın kuruluşundan önce bilinen Mesih, çağların sonunda sizin yararınıza ortaya çıktı. 
60N 001:021 Onu ölümden diriltip yücelten Tanrıya Onun aracılığıyla iman ediyorsunuz. Böylece imanınız ve umudunuz Tanrıdadır. 
60N 001:022 Gerçeğe uymakla kendinizi arıttınız, kardeşler için içten bir sevgiye sahip oldunuz. Onun için birbirinizi candan, yürekten sevin. 
60N 001:023 Çünkü ölümlü değil, ölümsüz bir tohumdan, yani Tanrının diri ve kalıcı sözü aracılığıyla yeniden doğdunuz. 
60N 001:024 Nitekim,  ‹‹İnsan soyu ota benzer,  Bütün yüceliği kır çiçeği gibidir.  Ot kurur, çiçek solar,  Ama Rab'bin sözü sonsuza dek kalır.›› 
60N 002:001 Bu nedenle her kötülüğü, hileyi, ikiyüzlülüğü, kıskançlığı ve bütün iftiraları üzerinizden sıyırıp atın. 
60N 002:002 Yeni doğmuş bebekler gibi, hilesiz sütü andıran Tanrı sözünü özleyin ki, bununla beslenip büyüyerek kurtuluşa erişesiniz. 
60N 002:003 Çünkü Rabbin iyiliğini tattınız. 
60N 002:004 İnsanlarca reddedilmiş, ama Tanrıya göre seçkin ve değerli olan diri taşa, Rabbe gelin. 
60N 002:005 O sizi diri taşlar olarak ruhsal bir tapınağın yapımında kullansın. Böylelikle, İsa Mesih aracılığıyla Tanrının beğenisini kazanan ruhsal kurbanlar sunmak üzere kutsal bir kâhinler topluluğu olursunuz. 
60N 002:006 Çünkü Kutsal Yazıda şöyle deniyor:  ‹‹İşte, Siyona bir taş,  Seçkin, değerli bir köşe taşı koyuyorum.  Ona iman eden hiç utandırılmayacak.›› 
60N 002:007 -8 295190 İman eden sizler için bu taş değerlidir. Ama imansızlar için,  ‹‹Yapıcıların reddettiği taş  Köşenin baş taşı,››  ‹‹Sürçme taşı ve tökezleme kayası oldu.›› belirlenmişlerdir. 
60N 002:009 Ama siz seçilmiş soy, Kralın kâhinleri, kutsal ulus, Tanrının öz halkısınız. Sizi karanlıktan şaşılası ışığına çağıran Tanrının erdemlerini duyurmak için seçildiniz. 
60N 002:010 Bir zamanlar halk değildiniz, ama şimdi Tanrının halkısınız. Bir zamanlar merhamete erişmemiştiniz, şimdiyse merhamete eriştiniz. 
60N 002:011 Sevgili kardeşler, size yalvarırım, cana karşı savaşan benliğin tutkularından kaçının. Çünkü bu dünyada yabancı ve konuksunuz. 
60N 002:012 İnanmayanlar arasında olumlu bir yaşam sürün. Öyle ki, kötülük yapanlarmışsınız gibi size iftira etseler de, iyi işlerinizi görerek Tanrıyı, kendilerine yaklaştığı gün yüceltsinler. 
60N 002:013 -14 295240 İnsanlar arasında yetkili kılınmış her kuruma -gerek her şeyin üstünde olan krala gerekse kötülük yapanların cezalandırılması, iyilik edenlerin onurlandırılması için kral tarafından gönderilen valilere- Rab adına bağımlı olun. 
60N 002:015 Çünkü Tanrının isteği, iyilik yaparak akılsızların bilgisizliğini susturmanızdır. 
60N 002:016 Özgür insanlar olarak yaşayın, ancak özgürlüğünüzü kötülük yapmak için bahane etmeyin. Tanrının kulları olarak yaşayın. 
60N 002:017 Herkese saygı gösterin. İmanlı kardeşlerinizi sevin, Tanrıdan korkun, krala saygı gösterin. 
60N 002:018 Ey hizmetkârlar, efendilerinizin yalnız iyi ve yumuşak huylu olanlarına değil, ters huylu olanlarına da tam bir saygıyla bağımlı olun. 
60N 002:019 Haksız yere acı çeken kişi, Tanrı bilinciyle acıya katlanırsa, Tanrıyı hoşnut eder. 
60N 002:020 Çünkü günah işleyip dövüldüğünüzde dayanırsanız, bunda övülecek ne var? Ama iyilik edip acı çektiğinizde dayanırsanız, Tanrıyı hoşnut edersiniz. 
60N 002:021 Nitekim bunun için çağrıldınız. Mesih, izinden gidesiniz diye uğrunuza acı çekerek size örnek oldu. 
60N 002:022 ‹‹O günah işlemedi, ağzından hileli söz çıkmadı.›› 
60N 002:023 Kendisine sövüldüğünde sövgüyle karşılık vermedi, acı çektiğinde kimseyi tehdit etmedi; davasını, adaletle yargılayan Tanrıya bıraktı. 
60N 002:024 Bizler günah karşısında ölelim, doğruluk uğruna yaşayalım diye, günahlarımızı çarmıhta kendi bedeninde yüklendi. Onun yaralarıyla şifa buldunuz. 
60N 002:025 Çünkü yolunu şaşırmış koyunlar gibiydiniz, şimdiyse canlarınızın Çobanı'na ve Gözetmeni'ne döndünüz. 
60N 003:001 -2 295360 Bunun gibi, ey kadınlar, siz de kocalarınıza bağımlı olun. Öyle ki, kimileri Tanrı sözüne inanmasa bile, Tanrı korkusuna dayanan temiz yaşayışınızı görerek söze gerek kalmadan karılarının yaşayışıyla kazanılsınlar. 
60N 003:003 Süsünüz örgülü saçlar, altın takılar, güzel giysiler gibi dışla ilgili olmasın. 
60N 003:004 Gizli olan iç varlığınız, sakin ve yumuşak bir ruhun solmayan güzelliğiyle süsünüz olsun. Bu, Tanrının gözünde çok değerlidir. 
60N 003:005 Çünkü geçmişte umudunu Tanrıya bağlamış olan kutsal kadınlar da kocalarına bağımlı olarak böyle süslenirlerdi. 
60N 003:006 Örneğin Sara İbrahimi ‹‹Efendim›› diye çağırır, sözünü dinlerdi. İyilik eder, hiçbir tehditten yılmazsanız, siz de Saranın çocukları olursunuz. 
60N 003:007 Bunun gibi, ey kocalar, siz de daha zayıf varlıklar olan karılarınızla anlayış içinde yaşayın. Tanrının lütfettiği yaşamın ortak mirasçıları oldukları için onlara saygı gösterin. Öyle ki, dualarınıza bir engel çıkmasın. 
60N 003:008 Sonuç olarak hepiniz aynı düşüncede birleşin. Başkalarının duygularını paylaşın. Birbirinizi kardeşçe sevin. Şefkatli, alçakgönüllü olun. 
60N 003:009 Kötülüğe kötülükle, sövgüye sövgüyle değil, tersine, kutsamayla karşılık verin. Çünkü kutsanmayı miras almak için çağrıldınız. 
60N 003:010 Şöyle ki,  ‹‹Yaşamdan zevk almak,  İyi günler görmek isteyen,  Dilini kötülükten,  Dudaklarını yalandan uzak tutsun. 
60N 003:011 Kötülükten sakınıp iyilik yapsın.  Esenliği amaçlasın, ardınca gitsin. 
60N 003:012 Çünkü Rabbin gözleri  Doğru kişilerin üzerindedir.  Kulakları onların yakarışına açıktır.  Ama Rab kötülük yapanlara karşıdır.›› 
60N 003:013 İyilik yapmakta gayretli olursanız, size kim kötülük edecek? 
60N 003:014 Doğruluk uğruna acı çekseniz bile, ne mutlu size! İnsanların ‹‹korktuğundan korkmayın, ürkmeyin.›› 
60N 003:015 Mesihi Rab olarak yüreklerinizde kutsayın. İçinizdeki umudun nedenini soran herkese uygun bir yanıt vermeye her zaman hazır olun. 
60N 003:016 Yalnız bunu yumuşak huyla, saygıyla yapın. Vicdanınızı temiz tutun. Öyle ki, Mesihe ait olarak sürdürdüğünüz olumlu yaşamı kınayanlar size ettikleri iftiradan utansınlar. 
60N 003:017 İyilik edip acı çekmek -eğer Tanrının isteği buysa- kötülük yapıp acı çekmekten daha iyidir. 
60N 003:018 Nitekim Mesih de bizleri Tanrıya ulaştırmak amacıyla doğru kişi olarak doğru olmayanlar için günah sunusu olarak ilk ve son kez öldü. Bedence öldürüldü, ama ruhça diriltildi. 
60N 003:019 Ruhta gidip bunları zindanda olan ruhlara da duyurdu. 
60N 003:020 Bir zamanlar, Nuhun günlerinde gemi yapılırken, Tanrının sabırla beklemesine karşın bu ruhlar söz dinlememişlerdi. O gemide birkaç kişi, daha doğrusu sekiz kişi suyla kurtuldu. 
60N 003:021 Bu olay vaftizi simgeliyor. Bedenin kirden arınması değil, Tanrıya yönelen temiz vicdanın dileği olan vaftiz, İsa Mesihin dirilişiyle şimdi sizi de kurtarıyor. 
60N 003:022 Göğe çıkmış olan Mesih Tanrı'nın sağındadır. Bütün melekler, yetkiler ve güçler O'na bağlı kılınmıştır. 
60N 004:001 Mesih bedence acı çektiğine göre, siz de aynı düşünceyle silahlanın. Çünkü bedence acı çekmiş olan, günaha sırt çevirmiştir. 
60N 004:002 Sonuç olarak, dünyadaki yaşamının geri kalan bölümünü artık insan tutkularına göre değil, Tanrının isteğine göre sürdürür. 
60N 004:003 İnanmayanların hoşlandıklarını yaparak sefahat, şehvet, sarhoşluk, çılgın eğlenceler, içki alemleri ve ilke tanımayan putperestlik içinde yaşayarak geçmişte harcadığınız günler yeter! 
60N 004:004 İnanmayanlar, kendinizi onlarla birlikte aynı sefahat seline atmamanızı yadırgıyor, size sövüyorlar. 
60N 004:005 Onlar, ölüleri de dirileri de yargılamaya hazır olan Tanrıya hesap verecekler. 
60N 004:006 Çünkü ölüler bedence öbür insanlar gibi yargılansın, ama ruhça Tanrı gibi yaşasın diye Müjde onlara da bildirildi. 
60N 004:007 Her şeyin sonu yakındır. Bu nedenle, sağduyulu olun ve dua etmek için ayık durun. 
60N 004:008 Her şeyden önce birbirinizi candan sevin. Çünkü sevgi birçok günahı örter. 
60N 004:009 Söylenmeksizin birbirinize konukseverlik gösterin. 
60N 004:010 Her biriniz hangi ruhsal armağanı aldıysanız, bunu Tanrının çok yönlü lütfunun iyi kâhyaları olarak birbirinize hizmet etmekte kullanın. 
60N 004:011 Konuşan, Tanrının sözlerini iletir gibi konuşsun. Başkalarına hizmet eden, Tanrının verdiği güçle hizmet etsin. Öyle ki, İsa Mesih aracılığıyla Tanrı her şeyde yüceltilsin. Yücelik ve kudret sonsuzlara dek Mesihindir! Amin. 
60N 004:012 Sevgili kardeşlerim, sınanmanız için size giydirilen ateşten gömleği, size garip bir şey oluyormuş gibi yadırgamayın. 
60N 004:013 Tersine, Mesihin acılarına ortak olduğunuz oranda sevinin ki, Mesihin görkemi göründüğünde de sevinçle coşasınız. 
60N 004:014 Mesihin adından ötürü hakarete uğrarsanız, ne mutlu size! Çünkü Tanrının yüce Ruhu üzerinizde bulunuyor. 
60N 004:015 Hiçbiriniz katil, hırsız, kötülük yapan ya da başkalarının işine karışan biri olarak acı çekmesin. 
60N 004:016 Ama Mesih inanlısı olduğu için acı çeken, bundan utanç duymasın. Taşıdığı bu adla Tanrıyı yüceltsin. 
60N 004:017 Çünkü yargının, Tanrının ev halkından başlayacağı an gelmiştir. Eğer yargılama önce bizden başlarsa, Tanrının Müjdesine kulak asmayanların sonu ne olacak? 
60N 004:018 ‹‹Doğru kişi güçlükle kurtuluyorsa,  Tanrısız ve günahlı kişiye ne olacak?›› 
60N 004:019 Bunun için, Tanrı'nın isteği uyarınca acı çekenler, iyilik ederek canlarını güvenilir Yaradan'a emanet etsinler. 
60N 005:001 -3 295760 Bu nedenle aranızdaki ihtiyarlara, onlar gibi bir ihtiyar, Mesihin çektiği acıların tanığı, açığa çıkacak olan yüceliğin paydaşı olarak rica ediyorum: Tanrının size verdiği sürüyü güdün. Zorunluymuş gibi değil, Tanrının istediği gibi gönüllü gözetmenlik yapın. Para hırsıyla değil, gönül rızasıyla, size emanet edilenlere egemenlik taslamadan, sürüye örnek olarak görevinizi yapın. 
60N 005:004 Baş Çoban göründüğü zaman yüceliğin solmaz tacına kavuşacaksınız. 
60N 005:005 Ey gençler, siz de ihtiyarlara bağımlı olun. Hepiniz birbirinize karşı alçakgönüllülüğü kuşanın. Çünkü,  ‹‹Tanrı kibirlilere karşıdır,  Ama alçakgönüllülere lütfeder.›› 
60N 005:006 Uygun zamanda sizi yüceltmesi için, Tanrının kudretli eli altında kendinizi alçaltın. 
60N 005:007 Bütün kaygılarınızı Ona yükleyin, çünkü O sizi kayırır. 
60N 005:008 Ayık ve uyanık olun. Düşmanınız İblis kükreyen aslan gibi yutacak birini arayarak dolaşıyor. 
60N 005:009 Dünyanın her yerindeki kardeşlerinizin de aynı acıları çektiğini bilerek imanda sarsılmadan İblise karşı direnin. 
60N 005:010 Sizleri Mesihte sonsuz yüceliğine çağıran ve bütün lütfun kaynağı olan Tanrının kendisi kısa bir süre acı çekmenizden sonra sizi yetkinleştirip pekiştirecek, güçlendirip temellendirecektir. 
60N 005:011 Kudret sonsuzlara dek Onun olsun! Amin. 
60N 005:012 Kendisini güvenilir bir kardeş saydığım Silvanus aracılığıyla size kısaca yazmış bulunuyorum. Sizi yüreklendiriyor ve sözünü ettiğim lütfun Tanrının gerçek lütfu olduğuna tanıklık ediyorum. Buna bağlı kalın. 
60N 005:013 Sizler gibi seçilmiş olan Babildeki kilise ve oğlum Markos size selam ederler. 
60N 005:014 Birbirinizi sevgiyle öperek selamlayın. Sizlere, Mesih'e ait olan herkese esenlik olsun. 
61N 001:001 İsa Mesihin kulu ve elçisi ben Simun Petrustan Tanrımız ve Kurtarıcımız İsa Mesihin doğruluğu sayesinde bizimkiyle eşdeğer bir imana kavuşmuş olanlara selam! 
61N 001:002 Tanrıyı ve Rabbimiz İsayı tanımakla lütuf ve esenlik artan ölçüde sizin olsun. 
61N 001:003 Kendi yüceliği ve erdemiyle bizi çağıranın tanrısal gücü, kendisini tanımamız sonucunda yaşamamız ve Tanrı yolunda yürümemiz için gereken her şeyi bize verdi. 
61N 001:004 Onun yüceliği ve erdemi sayesinde bize çok büyük ve değerli vaatler verildi. Öyle ki, dünyada kötü arzuların yol açtığı yozlaşmadan kurtulmuş olarak, bu vaatler aracılığıyla tanrısal özyapıya ortak olasınız. 
61N 001:005 -7 295920 İşte bu nedenle her türlü gayreti göstererek imanınıza erdemi, erdeminize bilgiyi, bilginize özdenetimi, özdenetiminize dayanma gücünü, dayanma gücünüze Tanrı yoluna bağlılığı, bağlılığınıza kardeşseverliği, kardeşseverliğinize sevgiyi katın. 
61N 001:008 Çünkü bu niteliklere artan ölçüde sahip olursanız, Rabbimiz İsa Mesihi tanımakta etkisiz ve verimsiz olmazsınız. 
61N 001:009 Bu niteliklere sahip olmayan uzağı göremez, kördür. Eski günahlarından temizlendiğini unutmuştur. 
61N 001:010 Bunun için, ey kardeşler, çağrılmışlığınızı ve seçilmişliğinizi kökleştirmeye daha çok gayret edin. Bunları yaparsanız, hiçbir zaman tökezlemezsiniz. 
61N 001:011 Böylece Rabbimiz ve Kurtarıcımız İsa Mesihin sonsuz egemenliğine girme hakkı size cömertçe sağlanacaktır. 
61N 001:012 Onun için, her ne kadar bunları biliyorsanız ve sahip olduğunuz gerçekle pekiştirilmişseniz de, bunları size her zaman anımsatacağım. 
61N 001:013 Bu bedende yaşadığım sürece bunları anımsatarak sizi gayrete getirmeyi doğru buluyorum. 
61N 001:014 Rabbimiz İsa Mesihin bana bildirdiği gibi, bedenden ayrılışımın yakın olduğunu biliyorum. 
61N 001:015 Ben bu dünyadan göçtükten sonra da bunları sürekli anımsayabilmeniz için şimdi her gayreti göstereceğim. 
61N 001:016 Rabbimiz İsa Mesihin kudretini ve gelişini size bildirirken uydurma masallara başvurmadık. Onun görkemini gözlerimizle gördük. 
61N 001:017 Mesih, yüce ve görkemli Olandan kendisine ulaşan sesle, ‹‹Sevgili Oğlum budur, Ondan hoşnudum›› diyen sesle Baba Tanrıdan onur ve yücelik aldı. 
61N 001:018 Kutsal dağda Onunla birlikte bulunduğumuz için gökten gelen bu sesi biz de işittik. 
61N 001:019 Peygamberlerin sözleri bizim için daha büyük kesinlik kazandı. Gün ağarıp sabah yıldızı yüreklerinizde doğuncaya dek, karanlık yerde ışık saçan çıraya benzeyen bu sözlere kulak verirseniz, iyi edersiniz. 
61N 001:020 Öncelikle şunu bilin ki, Kutsal Yazılardaki hiçbir peygamberlik sözü kimsenin özel yorumu değildir. 
61N 001:021 Çünkü hiçbir peygamberlik sözü insan isteğinden kaynaklanmadı. Kutsal Ruh tarafından yöneltilen insanlar Tanrı'nın sözlerini ilettiler. 
61N 002:001 Ama İsrail halkı arasında sahte peygamberler vardı; tıpkı sizin de aranızda yanlış öğreti yayanlar olacağı gibi. Bunlar kendilerini satın alan Efendiyi bile yadsıyarak gizlice aranıza yıkıcı öğretiler sokacaklar. Böyleleri kendi başlarına ani bir yıkım getirecek. 
61N 002:002 Birçokları da onların sefahatine kapılacak. Onların yüzünden gerçeğin yoluna sövülecek. 
61N 002:003 Açgözlülüklerinden ötürü uydurma sözlerle sizi sömürecekler. Onlar için çoktan beri verilmiş olan yargı gecikmez. Onları bekleyen yıkım da uyuklamaz. 
61N 002:004 Tanrı günah işleyen melekleri esirgemedi; onları cehenneme atıp karanlıkta zincire vurdu. Yargılanıncaya dek orada tutulacaklar. 
61N 002:005 Tanrı eski dünyayı da esirgemedi. Ama tanrısızların dünyasına tufanı gönderdiğinde, doğruluk yolunu bildiren Nuhu ve yedi kişiyi daha korudu. 
61N 002:006 Sodom ve Gomora kentlerini yakıp yıkarak yargıladı. Böylece tanrısızların başına geleceklere bir örnek verdi. 
61N 002:007 Ama ilke tanımayan kişilerin sefih yaşayışından azap duyan doğru adam Lutu kurtardı. 
61N 002:008 Çünkü onların arasında yaşayan bu doğru adam, görüp işittiği yasa tanımaz davranışlar yüzünden doğru yüreğinde her gün ıstırap çekerdi. 
61N 002:009 -10 296150 Görülüyor ki Rab kendi yolunda yürüyenleri karşılaştıkları denemelerden nasıl kurtaracağını bilir. Doğru olmayanları, özellikle benliğin yozlaşmış tutkuları ardından giden ve yetkisini hor görenleri cezalandırarak yargı gününe dek nasıl alıkoyacağını da bilir. Bu küstah, dikbaşlı kişiler yüce varlıklara sövmekten korkmazlar. 
61N 002:011 Oysa melekler bile, güç ve kudrette daha üstün oldukları halde bu varlıkları Rabbin önünde söverek yargılamazlar. 
61N 002:012 Ama anlamadıkları konularda sövüp sayan bu kişiler, içgüdüleriyle yaşayan, yakalanıp boğazlanmak üzere doğan, akıldan yoksun hayvanlar gibidir. Hayvanlar gibi onlar da yıkıma uğrayacaklar. 
61N 002:013 Ettikleri haksızlığa karşılık zarar görecekler. Gündüzün zevk alemlerine dalmayı eğlence sayarlar. Birer leke ve yüzkarasıdırlar. Sizinle yiyip içerken kendi hilelerinden zevk alırlar. 
61N 002:014 Gözleri zinayla doludur, günaha doymazlar. Kararsız kişileri ayartırlar. Yüreği açgözlülüğe alıştırılmış lanetli insanlardır. 
61N 002:015 Haksızlıkla elde ettiği kazancı seven Beor oğlu Balamın yolunu tutarak doğru yolu bırakıp saptılar. 
61N 002:016 Balam işlediği suçtan ötürü azarlandı. Konuşamayan eşek, insan diliyle konuşarak bu peygamberin çılgınlığına engel oldu. 
61N 002:017 Bu kişiler, susuz pınarlar, fırtınanın dağıttığı sis gibidirler. Onları koyu karanlık bekliyor. 
61N 002:018 Çünkü yanlış yolda yürüyenlerden henüz kurtulanları, boş ve kurumlu sözler söyleyerek benliğin tutkularıyla, sefahatle ayartırlar. 
61N 002:019 Onlara özgürlük vaat ederler, oysa kendileri yozlaşmışlığın kölesidirler. Çünkü insan neye yenilirse onun kölesi olur. 
61N 002:020 Rab ve Kurtarıcı İsa Mesihi tanımakla dünyanın çirkefliğinden kurtulduktan sonra yine aynı işlere karışıp yenilirlerse, son durumları ilk durumlarından beter olur. 
61N 002:021 Çünkü doğruluk yolunu bilip de kendilerine emanet edilen kutsal buyruktan geri dönmektense, bu yolu hiç bilmemiş olmak onlar için daha iyi olurdu. 
61N 002:022 Şu gerçek özdeyiş onların durumunu anlatıyor: ‹‹Köpek kendi kusmuğuna döner››, ‹‹Domuz da yıkandıktan sonra çamurda yuvarlanmaya döner.›› 
61N 003:001 Sevgili kardeşler, şimdi bu benim size yazdığım ikinci mektuptur. Her iki mektubumda da bu konuları anımsatarak temiz düşüncelerinizi uyandırmaya çalıştım. 
61N 003:002 Öyle ki, kutsal peygamberlerin çok önceden söylediği sözleri ve Kurtarıcımız Rabbin elçileriniz aracılığıyla verdiği buyruğu anımsayasınız. 
61N 003:003 -4 296300 Öncelikle şunu bilmelisiniz: Dünyanın son günlerinde kendi tutkularının ardından giden alaycı kişiler türeyecek. Bunlar, ‹‹Rabbin gelişiyle ilgili vaat ne oldu? Atalarımızın ölümünden beri her şey yaratılışın başlangıcında olduğu gibi duruyor›› diyerek alay edecekler. 
61N 003:005 Ne var ki, göklerin çok önceden Tanrının sözüyle var olduğunu, yerin sudan ve su aracılığıyla şekillendiğini bile bile unutuyorlar. 
61N 003:006 O zamanki dünya yine suyla, tufanla mahvolmuştu. 
61N 003:007 Şimdiki yer ve göklerse ateşe verilmek üzere aynı sözle saklanıyor, tanrısızların yargılanarak mahvolacağı güne dek korunuyorlar. 
61N 003:008 Sevgili kardeşlerim, şunu unutmayın ki, Rabbin gözünde bir gün bin yıl, bin yıl bir gün gibidir. 
61N 003:009 Bazılarının düşündüğü gibi Rab vaadini yerine getirmekte gecikmez; ama size karşı sabrediyor. Çünkü kimsenin mahvolmasını istemiyor, herkesin tövbe etmesini istiyor. 
61N 003:010 Ama Rabbin günü hırsız gibi gelecek. O gün gökler büyük bir gürültüyle ortadan kalkacak, maddesel öğeler yanarak yok olacak, yer ve yeryüzünde yapılmış olan her şey yanıp tükenecek. 
61N 003:011 -12 296370 Her şey böylece yok olacağına göre, sizin nasıl kişiler olmanız gerekir? Tanrının gününü bekleyip o günün gelişini çabuklaştırarak kutsallık içinde yaşamalı, Tanrı yolunu izlemelisiniz. O gün gökler yanarak yok olacak, maddesel öğeler şiddetli ateşte eriyip gidecek. 
61N 003:013 Ama biz Tanrının vaadi uyarınca doğruluğun barınacağı yeni gökleri, yeni yeryüzünü bekliyoruz. 
61N 003:014 Bunun için, sevgili kardeşlerim, mademki bunları bekliyorsunuz, Tanrının önünde lekesiz, kusursuz ve barış içinde olmaya gayret edin. 
61N 003:015 Sevgili kardeşimiz Pavlusun da kendisine verilen bilgelikle size yazdığı gibi, Rabbimizin sabrını kurtuluş fırsatı sayın. 
61N 003:016 Pavlus bütün mektuplarında bu konulardan böyle söz eder. Mektuplarında güç anlaşılan bazı yerler var ki, bilgisiz ve kararsız kişiler, öbür Kutsal Yazıları olduğu gibi bunları da çarpıtarak kendi yıkımlarını hazırlıyorlar. 
61N 003:017 Bu nedenle, sevgili kardeşlerim, ilke tanımayan kişilerin aldatmasıyla sürüklenip kararlılığınızdan sapmamak için bunları önceden bilerek sakının. 
61N 003:018 Öte yandan Rabbimiz ve Kurtarıcımız İsa Mesih'in lütfunda ve O'nu tanımakta ilerleyin. Şimdi ve sonsuza dek O'na yücelik olsun! Amin. 
62N 001:001 Yaşam Sözüyle ilgili olarak başlangıçtan beri var olanı, işittiğimizi, gözlerimizle gördüğümüzü, seyredip ellerimizle dokunduğumuzu duyuruyoruz. 
62N 001:002 Yaşam açıkça göründü, Onu gördük ve Ona tanıklık ediyoruz. Babayla birlikte olup bize görünmüş olan sonsuz Yaşamı size duyuruyoruz. 
62N 001:003 Evet, sizin de bizlerle paydaşlığınız olsun diye gördüğümüzü, işittiğimizi size duyuruyoruz. Bizim paydaşlığımız da Babayla ve Oğlu İsa Mesihledir. 
62N 001:004 Bunları size, sevincimiz tam olsun diye yazıyoruz. 
62N 001:005 Mesihten işittiğimiz ve şimdi size ilettiğimiz bildiri şudur: Tanrı ışıktır, Onda hiç karanlık yoktur. 
62N 001:006 Onunla paydaşlığımız var deyip de karanlıkta yürürsek, yalan söylemiş, gerçeğe uymamış oluruz. 
62N 001:007 Ama O ışıkta olduğu gibi biz de ışıkta yürürsek, birbirimizle paydaşlığımız olur ve Oğlu İsanın kanı bizi her günahtan arındırır. 
62N 001:008 Günahımız yok dersek, kendimizi aldatırız, içimizde gerçek olmaz. 
62N 001:009 Ama günahlarımızı itiraf edersek, güvenilir ve adil olan Tanrı günahlarımızı bağışlayıp bizi her kötülükten arındıracaktır. 
62N 001:010 Günah işlemedik dersek, O'nu yalancı durumuna düşürmüş oluruz; O'nun sözü içimizde olmaz. 
62N 002:001 Yavrularım, bunları size günah işlemeyesiniz diye yazıyorum. Ama içimizden biri günah işlerse, adil olan İsa Mesih bizi Babanın önünde savunur. 
62N 002:002 O günahlarımızı, yalnız bizim günahlarımızı değil, bütün dünyanın günahlarını da bağışlatan kurbandır. 
62N 002:003 Buyruklarını yerine getirirsek, Onu tanıdığımızdan emin olabiliriz. 
62N 002:004 ‹‹Onu tanıyorum›› deyip de buyruklarını yerine getirmeyen yalancıdır, kendisinde gerçek yoktur. 
62N 002:005 Ama Onun sözüne uyan kişinin Tanrıya olan sevgisi gerçekten yetkinleşmiştir. Tanrıda olduğumuzu bununla anlarız. 
62N 002:006 ‹‹Tanrıda yaşıyorum›› diyen, Mesihin yürüdüğü yolda yürümelidir. 
62N 002:007 Sevgili kardeşlerim, size yeni bir buyruk değil, başlangıçtan beri kabul ettiğiniz eski buyruğu yazıyorum. Eski buyruk, işitmiş olduğunuz Tanrı sözüdür. 
62N 002:008 Yine de size yeni bir buyruk yazıyorum. Bunun gerçek olduğu, Mesihte ve sizde görülüyor. Çünkü karanlık geçiyor, gerçek ışık şimdiden parlıyor. 
62N 002:009 Işıkta olduğunu söyleyip de kardeşinden nefret eden hâlâ karanlıktadır. 
62N 002:010 Kardeşini seven ışıkta yaşar ve başkasının tökezlemesine neden olmaz. 
62N 002:011 Ama kardeşinden nefret eden karanlıktadır, karanlıkta yürür ve nereye gittiğini bilmez. Çünkü karanlık gözlerini kör etmiştir. 
62N 002:012 Yavrularım, size yazıyorum,  Çünkü Mesihin adı uğruna günahlarınız bağışlandı. 
62N 002:013 Babalar, size yazıyorum,  Çünkü başlangıçtan beri var Olanı tanıyorsunuz.  Gençler, size yazıyorum,  Çünkü kötü olanı yendiniz.  Çocuklar, size yazdım,  Çünkü Babayı tanıyorsunuz. 
62N 002:014 Babalar, size yazdım,  Çünkü başlangıçtan beri var Olanı tanıyorsunuz.  Gençler, size yazdım,  Çünkü güçlüsünüz,  Tanrının sözü içinizde yaşıyor,  Kötü olanı yendiniz. 
62N 002:015 Dünyayı da dünyaya ait şeyleri de sevmeyin. Dünyayı sevenin Babaya sevgisi yoktur. 
62N 002:016 Çünkü dünyaya ait olan her şey -benliğin tutkuları, gözün tutkuları, maddi yaşamın verdiği gurur- Babadan değil, dünyadandır. 
62N 002:017 Dünya da dünyasal tutkular da geçer, ama Tanrının isteğini yerine getiren sonsuza dek yaşar. 
62N 002:018 Çocuklar, bu son saattir. Mesih Karşıtının geleceğini duydunuz. Nitekim şimdiden çok sayıda Mesih karşıtı türemiş bulunuyor. Son saat olduğunu bundan biliyoruz. 
62N 002:019 Bunlar aramızdan çıktılar, ama bizden değildiler. Bizden olsalardı, bizimle kalırlardı. Ayrılmaları hiçbirinin bizden olmadığını ortaya çıkardı. 
62N 002:020 Sizlerse Kutsal Olan tarafından meshedildiniz; hepiniz bilgilisiniz. 
62N 002:021 Gerçeği bilmediğiniz için değil, gerçeği ve hiçbir yalanın gerçekle ilgisi olmadığını bildiğiniz için size yazıyorum. 
62N 002:022 İsanın Mesih olduğunu yadsıyan yalancı değilse, kim yalancıdır? Babayı ve Oğulu yadsıyan Mesih karşıtıdır. 
62N 002:023 Oğulu yadsıyanda Baba da yoktur; Oğulu açıkça kabul edende Baba da vardır. 
62N 002:024 Başlangıçtan beri işittiğiniz söz içinizde yaşasın. Başlangıçtan beri işittiğiniz söz içinizde yaşarsa, siz de Oğulda ve Babada yaşarsınız. 
62N 002:025 Mesihin bize vaat ettiği budur, yani sonsuz yaşamdır. 
62N 002:026 Bunları sizi saptırmak isteyenlerle ilgili olarak yazıyorum. 
62N 002:027 Size gelince, Ondan aldığınız mesh sizde kalır. Kimsenin size bir şey öğretmesine gerek yoktur. Onun size her şeyi öğreten meshi gerçektir, sahte değildir. Size öğrettiği gibi, Mesihte yaşayın. 
62N 002:028 Evet, yavrularım, şimdi Mesihte yaşayın ki, O göründüğünde cesaretimiz olsun, geldiğinde Onun önünde utanmayalım. 
62N 002:029 O'nun doğru olduğunu bilirseniz, doğru olanı yapan herkesin O'ndan doğduğunu da bilirsiniz. 
62N 003:001 Bakın, Baba bizi o kadar çok seviyor ki, bize ‹‹Tanrının çocukları›› deniyor! Gerçekten de öyleyiz. Dünya Babayı tanımadığı için bizi de tanımıyor. 
62N 003:002 Sevgili kardeşlerim, daha şimdiden Tanrının çocuklarıyız, ama ne olacağımız henüz bize gösterilmedi. Ancak, Mesih göründüğü zaman Ona benzer olacağımızı biliyoruz. Çünkü Onu olduğu gibi göreceğiz. 
62N 003:003 Mesihte bu umuda sahip olan, Mesih pak olduğu gibi kendini pak kılar. 
62N 003:004 Günah işleyen, yasaya karşı gelmiş olur. Çünkü günah demek, yasaya karşı gelmek demektir. 
62N 003:005 Mesihin, günahları kaldırmak için ortaya çıktığını ve kendisinde günah olmadığını bilirsiniz. 
62N 003:006 Mesihte yaşayan, günah işlemez. Günah işleyen Onu ne görmüştür, ne de tanımıştır. 
62N 003:007 Yavrularım, kimse sizi aldatmasın. Mesih doğru olduğu gibi, doğru olanı yapan da doğru kişidir. 
62N 003:008 Günah işleyen, İblistendir. Çünkü İblis başlangıçtan beri günah işlemektedir. Tanrının Oğlu, İblisin yaptıklarına son vermek için ortaya çıktı. 
62N 003:009 Tanrıdan doğmuş olan, günah işlemez. Çünkü Tanrının tohumu onda yaşar. Tanrıdan doğmuş olduğu için günah işleyemez. 
62N 003:010 Doğru olanı yapmayan ve kardeşini sevmeyen kişi Tanrıdan değildir. İşte Tanrının çocuklarıyla İblisin çocukları böyle ayırt edilir. 
62N 003:011 Başlangıçtan beri işittiğiniz buyruk şudur: Birbirimizi sevelim. 
62N 003:012 Şeytana ait olup kardeşini öldüren Kayin gibi olmayalım. Kayin kardeşini neden öldürdü? Kendi yaptıkları kötü, kardeşinin yaptıkları doğru olduğu için öldürdü. 
62N 003:013 Kardeşler, dünya sizden nefret ederse şaşmayın. 
62N 003:014 Biz kardeşleri sevdiğimiz için ölümden yaşama geçtiğimizi biliyoruz. Sevmeyen ölümde kalır. 
62N 003:015 Kardeşinden nefret eden katildir. Hiçbir katilin sonsuz yaşama sahip olmadığını bilirsiniz. 
62N 003:016 Sevginin ne olduğunu Mesihin bizim için canını vermesinden anlıyoruz. Bizim de kardeşlerimiz için canımızı vermemiz gerekir. 
62N 003:017 Dünya malına sahip olup da kardeşini ihtiyaç içinde gördüğü halde ondan şefkatini esirgeyen kişide Tanrının sevgisi olabilir mi? 
62N 003:018 Yavrularım, sözle ve dille değil, eylemle ve içtenlikle sevelim. 
62N 003:019 -20 297010 Böylelikle gerçeğe ait olduğumuzu bileceğiz ve yüreğimiz bizi ne zaman suçlarsa, Tanrının önünde onu yatıştıracağız. Çünkü Tanrı yüreğimizden daha büyüktür ve her şeyi bilir. 
62N 003:021 -22 297020 Sevgili kardeşlerim, yüreğimiz bizi suçlamazsa, Tanrının önünde cesaretimiz olur, Ondan ne dilersek alırız. Çünkü Onun buyruklarını yerine getiriyor, Onu hoşnut eden şeyleri yapıyoruz. 
62N 003:023 Onun buyruğu Oğlu İsa Mesihin adına inanmamız ve İsanın buyurduğu gibi birbirimizi sevmemizdir. 
62N 003:024 Tanrı'nın buyruklarını yerine getiren Tanrı'da yaşar, Tanrı da o kişide yaşar. İçimizde yaşadığını bize verdiği Ruh sayesinde biliriz. 
62N 004:001 Sevgili kardeşlerim, her ruha inanmayın. Tanrıdan olup olmadıklarını anlamak için ruhları sınayın. Çünkü birçok sahte peygamber dünyanın her yanına yayılmış bulunuyor. 
62N 004:002 İsa Mesihin beden alıp dünyaya geldiğini kabul eden her ruh Tanrıdandır. Tanrının Ruhunu bununla tanıyacaksınız. 
62N 004:003 İsayı kabul etmeyen hiçbir ruh Tanrıdan değildir. Böylesi, Mesih Karşıtının ruhudur. Onun geleceğini duydunuz. Zaten o şimdiden dünyadadır. 
62N 004:004 Yavrularım, siz Tanrıdansınız ve sahte peygamberleri yendiniz. Çünkü sizde olan, dünyadakinden üstündür. 
62N 004:005 Sahte peygamberler dünyadandır. Bu nedenle söyledikleri sözler de dünyadandır ve dünya onları dinler. 
62N 004:006 Bizse Tanrıdanız; Tanrıyı tanıyan bizi dinler, Tanrıdan olmayan dinlemez. Gerçeğin Ruhuyla yalan ruhunu böyle ayırt ederiz. 
62N 004:007 Sevgili kardeşlerim, birbirimizi sevelim. Çünkü sevgi Tanrıdandır. Seven herkes Tanrıdan doğmuştur ve Tanrıyı tanır. 
62N 004:008 Sevmeyen kişi Tanrıyı tanımaz. Çünkü Tanrı sevgidir. 
62N 004:009 Tanrı biricik Oğlu aracılığıyla yaşayalım diye Onu dünyaya gönderdi, böylece bizi sevdiğini gösterdi. 
62N 004:010 Tanrıyı biz sevmiş değildik, ama O bizi sevdi ve Oğlunu günahlarımızı bağışlatan kurban olarak dünyaya gönderdi. İşte sevgi budur. 
62N 004:011 Sevgili kardeşlerim, Tanrı bizi bu kadar çok sevdiğine göre biz de birbirimizi sevmeye borçluyuz. 
62N 004:012 Hiç kimse hiçbir zaman Tanrıyı görmüş değildir. Ama birbirimizi seversek, Tanrı içimizde yaşar ve sevgisi içimizde yetkinleşmiş olur. 
62N 004:013 Tanrıda yaşadığımızı ve Onun bizde yaşadığını bize kendi Ruhundan vermiş olmasından anlıyoruz. 
62N 004:014 Babanın Oğlunu dünyanın Kurtarıcısı olarak gönderdiğini gördük, şimdi buna tanıklık ediyoruz. 
62N 004:015 Kim İsanın Tanrının Oğlu olduğunu açıkça kabul ederse, Tanrı onda yaşar, o da Tanrıda yaşar. 
62N 004:016 Tanrının bize olan sevgisini tanıdık ve buna inandık. Tanrı sevgidir. Sevgide yaşayan Tanrıda yaşar, Tanrı da onda yaşar. 
62N 004:017 Yargı gününde cesaretimiz olsun diye sevgi böylelikle içimizde yetkin kılınmıştır. Çünkü Mesih nasılsa, biz de bu dünyada öyleyiz. 
62N 004:018 Sevgide korku yoktur. Tersine, yetkin sevgi korkuyu siler atar. Çünkü korku işkencedir. Korkan kişi sevgide yetkin kılınmamıştır. 
62N 004:019 Bizse seviyoruz, çünkü önce O bizi sevdi. 
62N 004:020 ‹‹Tanrıyı seviyorum›› deyip de kardeşinden nefret eden yalancıdır. Çünkü gördüğü kardeşini sevmeyen, görmediği Tanrıyı sevemez. 
62N 004:021 ‹‹Tanrı'yı seven kardeşini de sevsin›› diyen buyruğu Mesih'ten aldık. 
62N 005:001 İsanın Mesih olduğuna inanan herkes Tanrıdan doğmuştur. Babayı seven Ondan doğmuş olanı da sever. 
62N 005:002 Tanrıyı sevip buyruklarını yerine getirmekle, Tanrının çocuklarını sevdiğimizi anlarız. 
62N 005:003 Tanrıyı sevmek Onun buyruklarını yerine getirmek demektir. Onun buyrukları da ağır değildir. 
62N 005:004 Çünkü Tanrıdan doğmuş olan herkes dünyayı yener. Bize dünyaya karşı zafer kazandıran imanımızdır. 
62N 005:005 İsanın Tanrı Oğlu olduğuna iman edenden başka dünyayı yenen kim? 
62N 005:006 Suyla ve kanla gelen İsa Mesihtir. O yalnız suyla değil, suyla ve kanla gelmiştir. Buna tanıklık eden Ruhtur. Çünkü Ruh gerçektir. 
62N 005:007 -8 297320 Şöyle ki, tanıklık edenler üçtür: Ruh, su ve kan. Bunların üçü de uyum içindedir. 
62N 005:009 İnsanların tanıklığını kabul ediyoruz, oysa Tanrının tanıklığı daha üstündür. Çünkü bu, Tanrının tanıklığıdır, kendi Oğluyla ilgili olarak yaptığı tanıklıktır. 
62N 005:010 Tanrının Oğluna inanan, yüreğinde Tanrının tanıklığına sahiptir. Tanrıya inanmayansa Onu yalancı durumuna düşürmüş olur. Çünkü Tanrının Oğluyla ilgili tanıklığına inanmamıştır. 
62N 005:011 Tanıklık da şudur: Tanrı bize sonsuz yaşam verdi, bu yaşam Onun Oğlundadır. 
62N 005:012 Kendisinde Tanrı Oğlu bulunanda yaşam vardır, kendisinde Tanrı Oğlu bulunmayanda yaşam yoktur. 
62N 005:013 Tanrı Oğlunun adına iman eden sizlere, sonsuz yaşama sahip olduğunuzu bilesiniz diye bunları yazdım. 
62N 005:014 Tanrının önünde güvenimiz şu ki, Onun isteğine uygun ne dilersek bizi işitir. 
62N 005:015 Her ne dilersek bizi işittiğini bildiğimize göre, Ondan dilediklerimizi aldığımızı da biliriz. 
62N 005:016 Kardeşinin ölümcül olmayan bir günah işlediğini gören, onun için dua etsin. Duasıyla kardeşine yaşam verecektir. Bu, ölümcül olmayan günah işleyenler için geçerlidir. Ölümcül günah da vardır, bunun için dua etsin demiyorum. 
62N 005:017 Her kötülük günahtır, ama ölümcül olmayan günah da vardır. 
62N 005:018 Tanrıdan doğmuş olanın günah işlemediğini biliriz. Tanrıdan doğmuş olan İsa Mesih onu korur ve kötü olan ona dokunamaz. 
62N 005:019 Biliyoruz ki, biz Tanrıdanız, bütün dünya ise kötü olanın denetimindedir. 
62N 005:020 Yine biliyoruz ki, Tanrının Oğlu gelmiş ve gerçek Olanı tanımamız için bize anlama gücü vermiştir. Biz gerçek Olandayız, Onun Oğlu İsa Mesihteyiz. O gerçek Tanrı ve sonsuz yaşamdır. 
62N 005:021 Yavrularım, kendinizi putlardan koruyun. 
63N 001:001 Ben ihtiyardan, Tanrının seçtiği, gerçekten sevdiğim hanımefendiye ve çocuklarına selamlar! Yalnız ben değil, gerçeği bilenlerin hepsi de sizleri seviyor. 
63N 001:002 Çünkü gerçek içimizde yaşıyor ve sonsuza dek bizimle olacak. 
63N 001:003 Baba Tanrıdan ve Babanın Oğlu İsa Mesihten gelen lütuf, merhamet ve esenlik de gerçekte ve sevgide bizimle olacaktır. 
63N 001:004 Senin çocuklarından bazılarının Babadan aldığımız buyruğa uyarak gerçeğin izinden yürüdüğünü görünce çok sevindim. 
63N 001:005 Şimdi sana rica ediyorum, hanımefendi, birbirimizi sevelim. Bu sana yazdığım yeni bir buyruk değil, başlangıçtan beri kabul ettiğimiz buyruktur. 
63N 001:006 Sevgi Tanrının buyruklarına uygun yaşamamız demektir. Başlangıçtan beri işittiğiniz gibi, Onun buyruğu sevgi yolunda yürümenizdir. 
63N 001:007 Ne var ki, İsa Mesihin beden alıp geldiğini kabul etmeyen birçok aldatıcı dünyanın her yanına yayıldı. Aldatıcı, Mesih karşıtı olan bunlardır. 
63N 001:008 Başardıklarınızı yitirmemek ve ödülünüzü eksiksiz almak için kendinize dikkat edin. 
63N 001:009 Haddini aşıp Mesihin öğretisine bağlı kalmayan hiç kimsede Tanrı yoktur. Bu öğretiye bağlı kalanda ise hem Baba, hem de Oğul vardır. 
63N 001:010 Size gelip de bu öğretiyi getirmeyeni evinize almayın, ona selam bile vermeyin. 
63N 001:011 Çünkü böyle birine selam veren, kötü işlerine ortak olur. 
63N 001:012 Size yazacak çok şeyim var, ama bunları kâğıtla, mürekkeple iletmek istemedim. Sevincimiz tam olsun diye yanınıza gelmek ve sizinle yüz yüze konuşmak umudundayım. 
63N 001:013 Tanrı'nın seçtiği kızkardeşinin çocukları sana selam ederler. 
64N 001:001 Ben ihtiyardan, gerçekten sevdiğim sevgili Gayusa selam! 
64N 001:002 Sevgili kardeşim, canın gönenç içinde olduğu gibi, her bakımdan sağlıklı ve gönenç içinde olman için dua ediyorum. 
64N 001:003 Bazı kardeşler gelip senin gerçeğe bağlı kaldığına, gerçeğin izinden yürüdüğüne tanıklık edince çok sevindim. 
64N 001:004 Benim için, çocuklarımın gerçeğin izinden yürüdüklerini duymaktan daha büyük bir sevinç olamaz! 
64N 001:005 Sevgili kardeşim, sana yabancı oldukları halde, kardeşler için yaptığın her şeyi içten bir bağlılıkla yapıyorsun. 
64N 001:006 Onlar kilise önünde sevgine tanıklık ettiler. Onları Tanrıya yaraşır biçimde yardımlarınla birlikte uğurlarsan iyi edersin. 
64N 001:007 Çünkü inanmayanlardan hiçbir yardım almadan, Mesihin adı uğruna yola çıktılar. 
64N 001:008 Bu nedenle, gerçek uğruna emektaşlar olmak için böylelerini desteklemeliyiz. 
64N 001:009 Kiliseye bazı şeyler yazdım, ama aralarında en üstün olma sevdasında olan Diotrefis bizi kabul etmiyor. 
64N 001:010 Bunun için, eğer gelirsem, bize yönelttiği haksız suçlamalarla yaptığı kötülükleri anımsatacağım. Bununla yetinmeyerek kardeşleri de kabul etmiyor, kabul etmek isteyenlere de engel olup onları kiliseden dışarı atıyor. 
64N 001:011 Sevgili kardeşim, kötüyü değil, iyiyi örnek al. İyilik yapan kişi Tanrıdandır. Kötülük yapansa Tanrıyı görmemiştir. 
64N 001:012 Herkesle birlikte gerçeğin kendisi, Dimitriosun değerli biri olduğuna tanıklık ediyor. Biz de tanıklık ederiz. Tanıklığımızın doğru olduğunu biliyorsun. 
64N 001:013 Sana yazacak çok şeyim var, ama mürekkeple, kalemle yazmak istemiyorum. 
64N 001:014 Yakında seni görmek umudundayım, o zaman yüz yüze konuşuruz. Esen kal! Arkadaşlar sana selam ederler. Sen de oradaki arkadaşlara adlı adınca selam söyle. 
65N 001:001 İsa Mesihin kulu, Yakupun kardeşi ben Yahudadan, Baba Tanrı tarafından sevilip İsa Mesih için korunmuş olan çağrılmışlara selam! 
65N 001:002 Merhamet, esenlik ve sevgi artan ölçüde sizin olsun. 
65N 001:003 Sevgili kardeşlerim, size ortak kurtuluşumuzla ilgili yazmaya çok gayret ettim. Bu arada sizi kutsallara ilk ve son kez emanet edilen iman uğrunda mücadeleye özendirmek için yazma gereğini duydum. 
65N 001:004 Çünkü Tanrımızın lütfunu sefahate araç eden, tek Efendimiz ve Rabbimiz İsa Mesihi yadsıyan bazı tanrısızlar gizlice aranıza sızdılar. Onların yargılanacakları çoktan beri yazılmıştır. 
65N 001:005 Bütün bunları bildiğiniz halde, size anımsatmak isterim ki, ilk ve son kez halkı Mısırdan kurtaran Rab iman etmeyenleri daha sonra yok etti. 
65N 001:006 Yetkilerinin sınırı içinde kalmayıp kendilerine ayrılan yeri terk etmiş olan melekleri, büyük yargı günü için çözülmez bağlarla bağlayarak karanlığa hapsetti. 
65N 001:007 Sodom, Gomora ve çevrelerindeki kentler de benzer biçimde kendilerini fuhuş ve sapıklığa teslim ettiler. Sonsuza dek ateşte yanma cezasını çeken bu kentler ders alınacak birer örnektir. 
65N 001:008 Aranıza sızan bu kişiler de onlar gibi gördükleri düşlere dayanarak öz bedenlerini kirletiyor, Rabbin yetkisini hiçe sayıyor, yüce varlıklara sövüyorlar. 
65N 001:009 Oysa Başmelek Mikail bile Musanın cesedi konusunda İblisle çekişip tartışırken, söverek onu yargılamaya kalkışmadı. Ancak, ‹‹Seni Rab azarlasın›› dedi. 
65N 001:010 Ama bu kişiler anlamadıkları her şeye sövüyorlar. Öte yandan, akıldan yoksun hayvanlar gibi içgüdüleriyle anladıkları ne varsa, onları yıkıma götürüyor. 
65N 001:011 Vay onların haline! Çünkü Kayinin yolundan gittiler. Kazanç için kendilerini Balamınkine benzer bir yanılgıya kaptırdılar. Korahınkine benzer bir isyanda mahvoldular. 
65N 001:012 Sevgi şölenlerinizde sizinle birlikte pervasızca yiyip içen bu kişiler birer kara lekedir. Yalnız kendilerini besleyen çobanlardır. Rüzgarın sürüklediği yağmursuz bulutlara, iki kez ölmüş, kökünden sökülmüş, sonbaharın meyvesiz ağaçlarına benzerler. 
65N 001:013 Köpüğünü savuran denizin azgın dalgaları gibi ayıplarını çevreye savururlar. Serseri yıldızlar gibidirler. Onları sonsuza dek sürecek koyu karanlık bekliyor. 
65N 001:014 -15 297860 Ademden sonraki altıncı kuşaktan olan Hanok, bu adamlara ilişkin şu peygamberlikte bulundu: ‹‹İşte Rab herkesi yargılamak üzere on binlerce kutsalıyla geliyor. Tanrı yoluna aykırı, tanrısızca yapılan bütün işlerden ve tanrısız günahkârların kendisine karşı söylediği bütün ağır sözlerden ötürü Rab, bütün insanlara suçluluklarını gösterecektir.›› 
65N 001:016 Bunlar hep yakınıp söylenir, kendi tutkularının peşinden giderler. Ağızlarından kurumlu sözler çıkar, kendi çıkarları için başkalarını pohpohlarlar. 
65N 001:017 Ama siz, sevgili kardeşlerim, Rabbimiz İsa Mesihin elçileri tarafından önceden söylenen sözleri anımsayın. 
65N 001:018 Size demişlerdi ki, ‹‹Dünyanın son günlerinde alay edenler, tanrısızlığa yönelip kendi tutkularına göre yaşayanlar olacaktır.›› 
65N 001:019 Bunlar bölücü, insan doğasıyla sınırlı, Kutsal Ruhtan yoksun kişilerdir. 
65N 001:020 Ama siz, sevgili kardeşlerim, kendinizi tümden kutsal olan imanınızın temeli üzerinde geliştirin. Kutsal Ruhun yönetiminde dua edin. 
65N 001:021 Rabbimiz İsa Mesihin sizi sonsuz yaşama kavuşturacak olan merhametini beklerken kendinizi Tanrının sevgisinde koruyun. 
65N 001:022 Kimi kararsızlara merhamet edin. 
65N 001:023 Kimini ateşten çekip kurtarın. Kimine de korkuyla merhamet edin. Ama günahlı bir bedenin lekelediği giysiden bile tiksinin. 
65N 001:024 Kurtarıcımız tek Tanrı, sizi düşmekten alıkoyacak, büyük sevinç içinde lekesiz olarak yüce huzuruna çıkaracak güçtedir. Yücelik, ululuk, güç ve yetki Rabbimiz İsa Mesih aracılığıyla bütün çağlardan önce, şimdi ve bütün çağlar boyunca Tanrı'nın olsun! Amin. 
66N 001:001 İsa Mesihin vahyidir. Tanrı yakın zamanda olması gereken olayları kullarına göstermesi için Ona bu vahyi verdi. O da gönderdiği meleği aracılığıyla bunu kulu Yuhannaya iletti. 
66N 001:002 Yuhanna, Tanrının sözüne ve İsa Mesihin tanıklığına -gördüğü her şeye- tanıklık etmektedir. 
66N 001:003 Bu peygamberlik sözlerini okuyana, burada yazılanları dinleyip yerine getirene ne mutlu! Çünkü beklenen zaman yakındır. 
66N 001:004 -6 297990 Ben Yuhannadan, Asya İlindeki yedi kiliseye selam! Var olan, var olmuş ve gelecek olandan, Onun tahtının önünde bulunan yedi ruhtan ve ölüler arasından ilk doğan, dünya krallarına egemen olan güvenilir tanık İsa Mesihten sizlere lütuf ve esenlik olsun. Yücelik ve güç sonsuzlara dek, bizi seven, kanıyla bizi günahlarımızdan özgür kılmış ve bizi bir krallık haline getirip Babası Tanrının hizmetinde kâhinler yapmış olan Mesihin olsun! Amin. 
66N 001:007 İşte bulutlarla geliyor!  Her göz Onu görecek,  Onun bedenini deşmiş olanlar bile.  Onun için dövünecek yeryüzünün bütün halkları.  Evet, böyle olacak! Amin. 
66N 001:008 Var olan, var olmuş ve gelecek olan, Her Şeye Gücü Yeten Rab Tanrı, ‹‹Alfa ve Omega Benim›› diyor. 
66N 001:009 İsaya ait biri olarak sıkıntıda, tanrısal egemenlikte ve sabırda ortağınız ve kardeşiniz olan ben Yuhanna, Tanrının sözü ve İsaya tanıklık uğruna Patmos denilen adada bulunuyordum. 
66N 001:010 Rabbin gününde Ruhun etkisinde kalarak arkamda borazan sesine benzer yüksek bir ses işittim. 
66N 001:011 Ses, ‹‹Gördüklerini kitaba yaz ve yedi kiliseye, yani Efes, İzmir, Bergama, Tiyatira, Sart, Filadelfya ve Laodikyaya gönder›› dedi. 
66N 001:012 -13 298050 Bana sesleneni görmek için arkama döndüm. Döndüğümde yedi altın kandillik ve bunların ortasında, giysileri ayağına kadar uzanan, göğsüne altın kuşak sarınmış, insanoğluna benzer birini gördüm. 
66N 001:014 Başı, saçı ak yapağı gibi beyaz, kar gibi bembeyazdı. Gözleri alev alev yanan ateşti sanki. 
66N 001:015 Ayakları, ocakta kor haline gelmiş parlak tunca benziyordu. Sesi, gürül gürül akan suların sesi gibiydi. 
66N 001:016 Sağ elinde yedi yıldız vardı. Ağzından iki ağızlı keskin bir kılıç uzanıyordu. Yüzü bütün gücüyle parlayan güneş gibiydi. 
66N 001:017 Onu görünce, ölü gibi ayaklarının dibine yığıldım. O ise sağ elini üzerime koyup şöyle dedi: ‹‹Korkma! İlk ve son Benim. 
66N 001:018 Diri Olan Benim. Ölmüştüm, ama işte sonsuzluklar boyunca diriyim. Ölümün ve ölüler diyarının anahtarları bendedir. 
66N 001:019 Bunun için gördüklerini, şimdi olanları ve bundan sonra olacakları yaz. 
66N 001:020 Sağ elimde gördüğün yedi yıldızla yedi altın kandilliğin sırrına gelince, yedi yıldız yedi kilisenin melekleri, yedi kandillikse yedi kilisedir.›› 
66N 002:001 ‹‹Efesteki kilisenin meleğine yaz. Yedi yıldızı sağ elinde tutan, yedi altın kandilliğin ortasında yürüyen şöyle diyor: 
66N 002:002 ‹Yaptıklarını, çalışkanlığını, sabrını biliyorum. Kötü kişilere katlanamadığını da biliyorum. Elçi olmadıkları halde kendilerini elçi diye tanıtanları sınadın ve onları yalancı buldun. 
66N 002:003 Evet, sabırlısın, adım uğruna acılara dayandın ve yılmadın. 
66N 002:004 Ne var ki, bir konuda sana karşıyım: Başlangıçtaki sevginden uzaklaştın. 
66N 002:005 Bunun için, nereden düştüğünü anımsa! Tövbe et ve başlangıçta yaptıklarını sürdür. Tövbe etmezsen, gelip kandilliğini yerinden kaldırırım. 
66N 002:006 Yine de olumlu bir yanın var: Nikolas yanlılarının yaptıklarından nefret ediyorsun; ben de nefret ederim. 
66N 002:007 Kulağı olan, Ruhun kiliselere ne dediğini işitsin. Galip gelene Tanrının cennetinde bulunan yaşam ağacından yeme hakkını vereceğim.› ›› 
66N 002:008 ‹‹İzmirdeki kilisenin meleğine yaz. Ölmüş ve yaşama dönmüş, ilk ve son olan şöyle diyor: 
66N 002:009 ‹Sıkıntılarını, yoksulluğunu biliyorum. Oysa zenginsin! Yahudi olduklarını söyleyen, ama Yahudi değil de Şeytanın havrası durumunda olanların iftiralarını biliyorum. 
66N 002:010 Çekmek üzere olduğun sıkıntılardan korkma! Bak, denenesiniz diye İblis içinizden bazılarını yakında zindana atacak. On gün sıkıntı çekeceksiniz. Ölüm pahasına da olsa sadık kal, sana yaşam tacını vereceğim. 
66N 002:011 Kulağı olan, Ruhun kiliselere ne dediğini işitsin. Galip gelen, ikinci ölümden hiçbir zarar görmeyecek.› ›› 
66N 002:012 ‹‹Bergamadaki kilisenin meleğine yaz. İki ağızlı keskin kılıca sahip olan şöyle diyor: 
66N 002:013 ‹Nerede yaşadığını biliyorum; Şeytanın tahtı oradadır. Yine de adıma sımsıkı bağlısın. Aranızda, Şeytanın yaşadığı yerde öldürülen sadık tanığım Antipanın günlerinde bile bana olan imanını yadsımadın. 
66N 002:014 Ne var ki, birkaç konuda sana karşıyım: Aranızda Balamın öğretisine bağlı olanlar var. Putlara sunulan kurbanların etini yemeleri, fuhuş yapmaları için İsrailoğullarını ayartmayı Balaka öğreten Balamdı. 
66N 002:015 Bunun gibi, sizin aranızda da Nikolas yanlılarının öğretisine bağlı olanlar var. 
66N 002:016 Bunun için tövbe et! Yoksa yanına tez gelir, ağzımdaki kılıçla onlara karşı savaşırım. 
66N 002:017 Kulağı olan, Ruhun kiliselere ne dediğini işitsin. Galip gelene saklı mandan vereceğim. Ayrıca, ona beyaz bir taş ve bu taşın üzerinde yazılı olan yeni bir ad, alandan başka kimsenin bilmediği bir ad vereceğim.› ›› 
66N 002:018 ‹‹Tiyatiradaki kilisenin meleğine yaz. Gözleri alev alev yanan ateşe, ayakları parlak tunca benzeyen Tanrının Oğlu şöyle diyor: 
66N 002:019 ‹Yaptıklarını, sevgini, imanını, hizmetini, sabrını biliyorum. Son yaptıklarının ilk yaptıklarını aştığını da biliyorum. 
66N 002:020 Ne var ki, bir konuda sana karşıyım: Kendini peygamber diye tanıtan İzebel adındaki kadını hoşgörüyle karşılıyorsun. Bu kadın öğretisiyle kullarımı saptırıp fuhuş yapmaya, putlara sunulan kurbanların etini yemeye yöneltiyor. 
66N 002:021 Tövbe etmesi için ona bir süre tanıdım, ama fuhuş yapmaktan tövbe etmek istemiyor. 
66N 002:022 Bak, onu yatağa düşüreceğim; onun yaptıklarından tövbe etmezlerse, onunla zina edenleri de büyük sıkıntıların içine atacağım. 
66N 002:023 Onun çocuklarını salgın hastalıkla öldüreceğim. O zaman bütün kiliseler, gönülleri ve yürekleri denetleyenin ben olduğumu bilecekler. Her birinize yaptıklarınızın karşılığını vereceğim. 
66N 002:024 -25 298360 ‹‹ ‹Ama size, yani Tiyatirada bulunan öbürlerine, bu öğretiyi benimsememiş, Şeytanın sözde derin sırlarını öğrenmemiş olanların hepsine şunu söylüyorum: Ben gelinceye dek sizde olana sımsıkı sarılın. Üzerinize bundan başka bir yük koymuyorum. 
66N 002:026 -28 298370 Ben Babamdan nasıl yetki aldımsa, galip gelene, yaptığım işleri sonuna dek sürdürene ulusların üzerinde yetki vereceğim.  Demir çomakla güdecek onları,  Çömlek gibi kırıp parçalayacaktır. 
66N 002:029 Kulağı olan, Ruh'un kiliselere ne dediğini işitsin.› ›› 
66N 003:001 ‹‹Sarttaki kilisenin meleğine yaz. Tanrının yedi ruhuna ve yedi yıldıza sahip olan şöyle diyor: ‹Yaptıklarını biliyorum. Yaşıyorsun diye ad yapmışsın, ama ölüsün. 
66N 003:002 Uyan! Geriye kalan ve ölmek üzere olan ne varsa güçlendir. Çünkü yaptıklarının Tanrımın önünde tamamlanmamış olduğunu gördüm. 
66N 003:003 Bu nedenle neler aldığını, neler işittiğini anımsa. Bunları yerine getir, tövbe et! Eğer uyanmazsan, hırsız gibi geleceğim. Hangi saatte geleceğimi hiç bilemeyeceksin. 
66N 003:004 Ama Sartta, aranızda giysilerini lekelememiş birkaç kişi var ki, beyazlar içinde benimle birlikte yürüyecekler. Çünkü buna layıktırlar. 
66N 003:005 Galip gelen böylece beyaz giysiler giyecek. Onun adını yaşam kitabından hiç silmeyeceğim. Babamın ve meleklerinin önünde o kişinin adını açıkça anacağım. 
66N 003:006 Kulağı olan, Ruhun kiliselere ne dediğini işitsin.› ›› 
66N 003:007 ‹‹Filadelfyadaki kilisenin meleğine yaz. Kutsal ve gerçek olan, Davutun anahtarına sahip olan, açtığını kimsenin kapayamadığı, kapadığını kimsenin açamadığı kişi şöyle diyor: 
66N 003:008 ‹Yaptıklarını biliyorum. İşte önüne kimsenin kapayamayacağı açık bir kapı koydum. Gücünün az olduğunu biliyorum; yine de sözüme uydun, adımı yadsımadın. 
66N 003:009 Bak, Şeytanın havrasından olanları, Yahudi olmadıkları halde Yahudi olduklarını ileri süren yalancıları öyle edeceğim ki, gelip ayaklarına kapanacak, benim seni sevdiğimi anlayacaklar. 
66N 003:010 Sözüme uyarak sabırla dayandın. Ben de yeryüzünde yaşayanları denemek için bütün dünyanın üzerine gelecek olan denenme saatinden seni esirgeyeceğim. 
66N 003:011 Tez geliyorum. Tacını kimse elinden almasın diye sahip olduğuna sımsıkı sarıl. 
66N 003:012 Galip geleni Tanrımın Tapınağında sütun yapacağım. Böyle biri artık oradan hiç ayrılmayacak. Onun üzerine Tanrımın adını, Tanrıma ait kentin -gökten Tanrımın yanından inen yeni Yeruşalimin- adını ve benim yeni adımı yazacağım. 
66N 003:013 Kulağı olan, Ruhun kiliselere ne dediğini işitsin.› ›› 
66N 003:014 ‹‹Laodikyadaki kilisenin meleğine yaz. Amin, sadık ve gerçek tanık, Tanrı yaratılışının kaynağı şöyle diyor: 
66N 003:015 ‹Yaptıklarını biliyorum. Ne soğuksun, ne sıcak. Keşke ya soğuk ya sıcak olsaydın! 
66N 003:016 Oysa ne sıcak ne soğuksun, ılıksın. Bu yüzden seni ağzımdan kusacağım. 
66N 003:017 Zenginim, zenginleştim, hiçbir şeye gereksinmem yok diyorsun; ama zavallı, acınacak durumda, yoksul, kör ve çıplak olduğunu bilmiyorsun. 
66N 003:018 Zengin olmak için benden ateşte arıtılmış altın, giyinip çıplaklığının ayıbını örtmek için beyaz giysiler, görmek için gözlerine sürmek üzere merhem satın almanı salık veriyorum. 
66N 003:019 Ben sevdiklerimi azarlayıp terbiye ederim. Onun için gayrete gel, tövbe et. 
66N 003:020 İşte kapıda durmuş, kapıyı çalıyorum. Biri sesimi işitir ve kapıyı açarsa, onun yanına gireceğim; ben onunla, o da benimle, birlikte yemek yiyeceğiz. 
66N 003:021 Ben nasıl galip gelerek Babamla birlikte Babamın tahtına oturdumsa, galip gelene de benimle birlikte tahtıma oturma hakkını vereceğim. 
66N 003:022 Kulağı olan, Ruh'un kiliselere ne dediğini işitsin.› ›› 
66N 004:001 Bundan sonra gökte açık duran bir kapı gördüm. Benimle konuştuğunu işittiğim, borazan sesine benzeyen ilk ses şöyle dedi: ‹‹Buraya çık! Bundan sonra olması gereken olayları sana göstereyim.›› 
66N 004:002 O anda Ruhun etkisinde kalarak gökte bir taht ve tahtta oturan birini gördüm. 
66N 004:003 Tahtta oturanın, yeşim ve kırmızı akik taşına benzer bir görünüşü vardı. Zümrüdü andıran bir gökkuşağı tahtı çevreliyordu. 
66N 004:004 Tahtın çevresinde yirmi dört ayrı taht vardı. Bu tahtlara başlarında altın taçlar olan, beyaz giysilere bürünmüş yirmi dört ihtiyar oturmuştu. 
66N 004:005 Tahttan şimşekler çakıyor, uğultular, gök gürlemeleri işitiliyordu. Tahtın önünde alev alev yanan yedi meşale vardı. Bunlar Tanrının yedi ruhudur. 
66N 004:006 Tahtın önünde billur gibi, sanki camdan bir deniz vardı. Tahtın ortasında ve çevresinde, önü ve arkası gözlerle kaplı dört yaratık duruyordu. 
66N 004:007 Birinci yaratık aslana, ikincisi danaya benziyordu. Üçüncü yaratığın yüzü insan yüzü gibiydi. Dördüncü yaratık uçan bir kartalı andırıyordu. 
66N 004:008 Dört yaratığın her birinin altışar kanadı vardı. Yaratıkların her yanı, kanatlarının alt tarafı bile gözlerle kaplıydı. Gece gündüz durup dinlenmeden şöyle diyorlar:  ‹‹Kutsal, kutsal, kutsaldır,  Her Şeye Gücü Yeten Rab Tanrı,  Var olmuş, var olan ve gelecek olan.›› 
66N 004:009 Yaratıklar tahtta oturanı, sonsuzluklar boyunca yaşayanı yüceltip ona saygı ve şükran sundukça, yirmi dört ihtiyar tahtta oturanın, sonsuzluklar boyunca yaşayanın önünde yere kapanarak O'na tapınıyorlar. Taçlarını tahtın önüne koyarak şöyle diyorlar:  ‹‹Rabbimiz ve Tanrımız!  Yüceliği, saygıyı, gücü almaya layıksın.  Çünkü her şeyi sen yarattın;  Hepsi senin isteğinle yaratılıp var oldu.›› 
66N 005:001 Tahtta oturanın sağ elinde iki yanı da yazılı, yedi mühürle mühürlenmiş bir tomar gördüm. 
66N 005:002 Yüksek sesle, ‹‹Tomarı açmaya, mühürlerini çözmeye kim layıktır?›› diye seslenen güçlü bir melek de gördüm. 
66N 005:003 Ama ne gökte, ne yeryüzünde, ne de yer altında tomarı açıp içine bakabilecek kimse yoktu. 
66N 005:004 Acı acı ağlamaya başladım. Çünkü tomarı açıp içine bakmaya layık kimse bulunamadı. 
66N 005:005 Bunun üzerine ihtiyarlardan biri bana, ‹‹Ağlama!›› dedi. ‹‹İşte, Yahuda oymağından gelen Aslan, Davutun Kökü galip geldi. Tomarı ve yedi mührünü O açacak.›› 
66N 005:006 Tahtın, dört yaratığın ve ihtiyarların ortasında, boğazlanmış gibi duran bir Kuzu gördüm. Yedi boynuzu, yedi gözü vardı. Bunlar Tanrının bütün dünyaya gönderilmiş yedi ruhudur. 
66N 005:007 Kuzu gelip tahtta oturanın sağ elinden tomarı aldı. 
66N 005:008 Tomarı alınca, dört yaratıkla yirmi dört ihtiyar Onun önünde yere kapandılar. Her birinin elinde birer lir ve kutsalların duaları olan buhur dolu altın taslar vardı. 
66N 005:009 Yeni bir ezgi söylüyorlardı:  ‹‹Tomarı almaya,  Mühürlerini açmaya layıksın!  Çünkü boğazlandın  Ve kanınla her oymaktan, her dilden,  Her halktan, her ulustan  İnsanları Tanrıya satın aldın. 
66N 005:010 Onları Tanrımızın hizmetinde  Bir krallık haline getirdin,  Kâhinler yaptın.  Dünya üzerinde egemenlik sürecekler.›› 
66N 005:011 Sonra tahtın, yaratıkların ve ihtiyarların çevresinde çok sayıda melek gördüm, seslerini işittim. Sayıları binlerce binler, on binlerce on binlerdi. 
66N 005:012 Yüksek sesle şöyle diyorlardı:  ‹‹Boğazlanmış Kuzu  Gücü, zenginliği, bilgeliği, kudreti,  Saygıyı, yüceliği, övgüyü  Almaya layıktır.›› 
66N 005:013 Ardından gökte, yeryüzünde, yer altında ve denizlerdeki bütün yaratıkların, bunlardaki bütün varlıkların şöyle dediğini işittim:  ‹‹Övgü, saygı, yücelik ve güç sonsuzlara dek  Tahtta oturanın ve Kuzunun olsun!›› 
66N 005:014 Dört yaratık, ‹‹Amin›› dediler. İhtiyarlar da yere kapanıp tapındılar. 
66N 006:001 Sonra Kuzunun yedi mühürden birini açtığını gördüm. O anda dört yaratıktan birinin, gök gürültüsüne benzer bir sesle, ‹‹Gel!›› dediğini işittim. 
66N 006:002 Bakınca beyaz bir at gördüm. Binicisinin yayı vardı. Kendisine bir taç verildi ve galip gelen biri olarak zafer kazanmaya çıktı. 
66N 006:003 Kuzu ikinci mührü açınca, ikinci yaratığın ‹‹Gel!›› dediğini işittim. 
66N 006:004 O zaman kızıl renkte başka bir at çıktı ortaya. Binicisine dünyadan barışı kaldırma yetkisi verildi. Bunun sonucu olarak insanlar birbirlerini boğazlayacaklar. Atlıya ayrıca büyük bir kılıç verildi. 
66N 006:005 Kuzu üçüncü mührü açınca, üçüncü yaratığın ‹‹Gel!›› dediğini işittim. Bakınca siyah bir at gördüm. Binicisinin elinde bir terazi vardı. 
66N 006:006 Dört yaratığın ortasında sanki bir sesin şöyle dediğini işittim: ‹‹Bir ölçek buğday bir dinara, üç ölçek arpa bir dinara. Ama zeytinyağına, şaraba zarar verme!›› 
66N 006:007 Kuzu dördüncü mührü açınca, ‹‹Gel!›› diyen dördüncü yaratığın sesini işittim. 
66N 006:008 Bakınca soluk renkli bir at gördüm. Binicisinin adı Ölümdü. Ölüler diyarı onun ardınca geliyordu. Bunlara kılıçla, kıtlıkla, salgın hastalıkla, yeryüzünün yabanıl hayvanlarıyla ölüm saçmak için yeryüzünün dörtte biri üzerinde yetki verildi. 
66N 006:009 Kuzu beşinci mührü açınca, sunağın altında, Tanrının sözü ve sürdürdükleri tanıklık nedeniyle öldürülenlerin canlarını gördüm. 
66N 006:010 Yüksek sesle feryat ederek şöyle diyorlardı: ‹‹Kutsal ve gerçek olan Efendimiz! Yeryüzünde yaşayanları yargılayıp onlardan kanımızın öcünü almak için daha ne kadar bekleyeceksin?›› 
66N 006:011 Onların her birine beyaz birer kaftan verildi. Kendileri gibi öldürülecek olan öbür Tanrı kullarının ve kardeşlerinin sayısı tamamlanıncaya dek kısa bir süre daha beklemeleri istendi. 
66N 006:012 Kuzu altıncı mührü açınca, büyük bir deprem olduğunu gördüm. Güneş keçi kılından yapılmış siyah bir çul gibi karardı. Ay baştan aşağı kan rengine döndü. 
66N 006:013 İncir ağacı, güçlü bir rüzgarla sarsıldığında nasıl ham incirlerini dökerse, gökteki yıldızlar da öylece yeryüzüne düştü. 
66N 006:014 Gökyüzü dürülen bir tomar gibi ortadan kalktı. Her dağ, her ada yerinden sökülüp alındı. 
66N 006:015 Dünya kralları, büyükleri, komutanları, zenginleri, güçlüleri, özgürü kölesi herkes mağaralara, dağlardaki kayaların arasına gizlendiler. 
66N 006:016 Dağlara, kayalara, ‹‹Üzerimize düşün!›› dediler, ‹‹Tahtta oturanın yüzünden ve Kuzunun gazabından saklayın bizi! 
66N 006:017 Çünkü onların gazabının büyük günü geldi. Buna kim dayanabilir?›› 
66N 007:001 Bundan sonra yeryüzünün dört köşesinde duran dört melek gördüm. Bunlar karaya, denize ya da herhangi bir ağaç üzerine esmesin diye, yeryüzünün dört rüzgarını tutuyorlardı. 
66N 007:002 Sonra gündoğusundan yükselen başka bir melek gördüm. Yaşayan Tanrının mührünü taşıyordu. Karaya, denize zarar vermek için yetki verilen dört meleğe yüksek sesle bağırdı: 
66N 007:003 ‹‹Biz Tanrımızın kullarını alınlarından mühürleyene dek karaya, denize ya da ağaçlara zarar vermeyin!›› 
66N 007:004 Mühürlenmiş olanların sayısını işittim. İsrailoğullarının bütün oymaklarından 144 000 kişi mühürlenmişti: 
66N 007:005 Yahuda oymağından 12 000 kişi mühürlenmişti.  Ruben oymağından 12 000,  Gad oymağından 12 000, 
66N 007:006 Aşer oymağından 12 000,  Naftali oymağından 12 000,  Manaşşe oymağından 12 000, 
66N 007:007 Şimon oymağından 12 000,  Levi oymağından 12 000,  İssakar oymağından 12 000, 
66N 007:008 Zevulun oymağından 12 000,  Yusuf oymağından 12 000,  Benyamin oymağından 12 000 kişi mühürlenmişti. 
66N 007:009 Bundan sonra gördüm ki, her ulustan, her oymaktan, her halktan, her dilden oluşan, kimsenin sayamayacağı kadar büyük bir kalabalık tahtın ve Kuzunun önünde duruyordu. Hepsi de birer beyaz kaftan giymişti, ellerinde hurma dalları vardı. 
66N 007:010 Yüksek sesle bağırıyorlardı:  ‹‹Kurtarış, tahtta oturan Tanrımıza  Ve Kuzuya özgüdür!›› 
66N 007:011 Bütün melekler tahtın, ihtiyarların ve dört yaratığın çevresinde duruyordu. Tahtın önünde yüzüstü yere kapanıp Tanrıya tapınarak şöyle diyorlardı: 
66N 007:012 ‹‹Amin!  Övgü, yücelik, bilgelik,  Şükran, saygı, güç, kudret,  Sonsuzlara dek Tanrımızın olsun!  Amin!›› 
66N 007:013 Bu sırada ihtiyarlardan biri bana sordu: ‹‹Beyaz kaftan giymiş olan bu kişiler kim, nereden geldiler?›› 
66N 007:014 ‹‹Sen bunu biliyorsun, efendim›› dedim. Bana dedi ki, ‹‹Bunlar o büyük sıkıntıdan geçip gelenlerdir. Kaftanlarını Kuzunun kanıyla yıkamış, bembeyaz etmişlerdir. 
66N 007:015 Bunun için,  ‹‹Tanrının tahtı önünde duruyor,  Tapınağında gece gündüz Ona tapınıyorlar.  Tahtta oturan, çadırını onların üzerine gerecek. 
66N 007:016 Artık acıkmayacak,  Artık susamayacaklar.  Ne güneş ne kavurucu sıcak  Çarpacak onları. 
66N 007:017 Çünkü tahtın ortasında olan Kuzu onları güdecek  Ve yaşam sularının pınarlarına götürecek.  Tanrı gözlerinden bütün yaşları silecek.›› 
66N 008:001 Kuzu yedinci mührü açınca, gökte yarım saat kadar sessizlik oldu. 
66N 008:002 Tanrının önünde duran yedi meleği gördüm. Onlara yedi borazan verildi. 
66N 008:003 Altın bir buhurdan taşıyan başka bir melek gelip sunağın önünde durdu. Tahtın önündeki altın sunakta bütün kutsalların dualarıyla birlikte sunmak üzere kendisine çok miktarda buhur verildi. 
66N 008:004 Kutsalların dualarıyla buhurun dumanı, Tanrının önünde meleğin elinden yükseldi. 
66N 008:005 Melek buhurdanı aldı, sunağın ateşiyle doldurup yeryüzüne attı. Gök gürlemeleri, uğultular işitildi, şimşekler çaktı, yer sarsıldı. 
66N 008:006 Yedi melek ellerindeki yedi borazanı çalmaya hazırlandı. 
66N 008:007 Birinci melek borazanını çaldı. Kanla karışık dolu ve ateş oluştu, yeryüzüne yağdı. Yerin üçte biri, ağaçların üçte biri ve bütün yeşil otlar yandı. 
66N 008:008 İkinci melek borazanını çaldı. Alev alev yanan, dağ gibi büyük bir kütle denize atıldı. Denizin üçte biri kana dönüştü. 
66N 008:009 Denizdeki yaratıkların üçte biri öldü, gemilerin üçte biri yok oldu. 
66N 008:010 Üçüncü melek borazanını çaldı. Gökten meşale gibi yanan büyük bir yıldız ırmakların üçte biri üzerine ve su pınarlarının üzerine düştü. 
66N 008:011 Bu yıldızın adı Pelindir. Suların üçte biri pelin gibi acılaştı. Acılaşan sulardan içen birçok insan öldü. 
66N 008:012 Dördüncü melek borazanını çaldı. Güneşin üçte biri, ayın üçte biri, yıldızların üçte biri vuruldu. Sonuç olarak ışıklarının üçte biri söndü, gündüzün ve gecenin üçte biri ışıksız kaldı. 
66N 008:013 Sonra göğün ortasında uçan bir kartal gördüm. Yüksek sesle şöyle bağırdığını işittim: ‹‹Borazanlarını çalacak olan öbür üç meleğin borazan seslerinden yeryüzünde yaşayanların vay, vay, vay haline!›› 
66N 009:001 Beşinci melek borazanını çaldı. Gökten yere düşmüş bir yıldız gördüm. Dipsiz derinliklere açılan kuyunun anahtarı ona verildi. 
66N 009:002 Dipsiz derinliklerin kuyusunu açınca, kuyudan büyük bir ocağın dumanı gibi bir duman çıktı. Kuyunun dumanından güneş ve hava karardı. 
66N 009:003 Dumanın içinden yeryüzüne çekirgeler yağdı. Bunlara yeryüzündeki akreplerin gücüne benzer bir güç verilmişti. 
66N 009:004 Çekirgelere yeryüzündeki otlara, herhangi bir bitki ya da ağaca değil de, yalnız alınlarında Tanrının mührü bulunmayan insanlara zarar vermeleri söylendi. 
66N 009:005 Bu insanları öldürmelerine değil, beş ay süreyle işkence etmelerine izin verildi. Yaptıkları işkence akrebin insanı soktuğu zaman verdiği acıya benziyordu. 
66N 009:006 O günlerde insanlar ölümü arayacak, ama bulamayacaklar. Ölümü özleyecekler, ama ölüm onlardan kaçacak. 
66N 009:007 Çekirgelerin görünümü, savaşa hazırlanmış atlara benziyordu. Başlarında altın taçlara benzer başlıklar vardı. Yüzleri insan yüzleri gibiydi. 
66N 009:008 Saçları kadın saçına, dişleri aslan dişine benziyordu. 
66N 009:009 Demir zırhlara benzer göğüs zırhları vardı. Kanatlarının sesi savaşa koşan çok sayıda atlı arabanın sesine benziyordu. 
66N 009:010 Akrebinkine benzer kuyrukları ve iğneleri vardı. Kuyruklarında, insanlara beş ay zarar verecek güce sahiptiler. 
66N 009:011 Başlarında kral olarak dipsiz derinliklerin meleği vardı. Bu meleğin İbranice adı Avaddon, Grekçe adıysa Apolyondur. 
66N 009:012 Birinci ‹‹vay›› geçti, işte bundan sonra iki ‹‹vay›› daha geliyor. 
66N 009:013 Altıncı melek borazanını çaldı. Tanrının önündeki altın sunağın dört boynuzundan gelen bir ses işittim. 
66N 009:014 Ses, elinde borazan olan altıncı meleğe, ‹‹Büyük Fırat Irmağının yanında bağlı duran dört meleği çöz›› dedi. 
66N 009:015 Tam o saat, o gün, o ay, o yıl için hazır tutulan dört melek, insanların üçte birini öldürmek üzere çözüldü. 
66N 009:016 Atlı ordularının sayısı iki yüz milyondu, sayılarını duydum. 
66N 009:017 Görümümde atları ve binicilerini gördüm. Ateş, gökyakut ve kükürt renginde göğüs zırhları kuşanmışlardı. Atların başları aslan başına benziyordu. Ağızlarından ateş, duman, kükürt fışkırıyordu. 
66N 009:018 İnsanların üçte biri bunların ağzından fışkıran ateş, duman ve kükürtten, bu üç beladan öldü. 
66N 009:019 Atların gücü ağızlarında ve kuyruklarındadır. Yılanı andıran kuyruklarının başıyla zarar verirler. 
66N 009:020 Geriye kalan insanlar, yani bu belalardan ölmemiş olanlar, kendi elleriyle yaptıkları putlardan dönüp tövbe etmediler. Cinlere ve göremeyen, işitemeyen, yürüyemeyen altın, gümüş, tunç, taş, tahta putlara tapmaktan vazgeçmediler. 
66N 009:021 Adam öldürmekten, büyü, fuhuş, hırsızlık yapmaktan da tövbe etmediler. 
66N 010:001 Sonra gökten inen güçlü başka bir melek gördüm. Buluta sarınmıştı, başının üzerinde gökkuşağı vardı. Yüzü güneşe, ayakları ateşten sütunlara benziyordu. 
66N 010:002 -3 299530 Elinde açılmış küçük bir tomar vardı. Sağ ayağını denize, sol ayağını karaya koyarak aslanın kükremesini andıran yüksek sesle bağırdı. O bağırınca, yedi gök gürlemesi dile gelip seslendiler. 
66N 010:004 Yedi gök gürlemesi seslendiğinde yazmak üzereydim ki, gökten, ‹‹Yedi gök gürlemesinin söylediklerini mühürle, yazma!›› diyen bir ses işittim. 
66N 010:005 Denizle karanın üzerinde durduğunu gördüğüm melek, sağ elini göğe kaldırdı. 
66N 010:006 Göğü ve göktekileri, yeri ve yerdekileri, denizi ve denizdekileri yaratanın, sonsuzluklar boyunca yaşayanın hakkı için ant içip dedi ki, ‹‹Artık gecikme olmayacak. 
66N 010:007 Yedinci melek borazanını çaldığı zaman, Tanrının sır olan tasarısı tamamlanacak. Nitekim Tanrı bunu, kulları peygamberlere müjdelemişti.›› 
66N 010:008 Gökten işittiğim ses benimle yine konuşmaya başladı: ‹‹Git, denizle karanın üzerinde duran meleğin elindeki açık tomarı al›› dedi. 
66N 010:009 Meleğin yanına gidip küçük tomarı bana vermesini istedim. ‹‹Al, bunu ye!›› dedi. ‹‹Midende bir acılık yapacak, ama ağzına bal gibi tatlı gelecek.›› 
66N 010:010 Küçük tomarı meleğin elinden alıp yedim, ağzımda bal gibi tatlıydı. Ama yutunca midem acılaştı. 
66N 010:011 Sonra bana şöyle dendi: ‹‹Yine birçok halk, ulus, dil ve kralla ilgili olarak peygamberlikte bulunmalısın.›› 
66N 011:001 Bana değneğe benzer bir ölçü kamışı verilip şöyle dendi: ‹‹Git, Tanrının Tapınağını ve sunağı ölç, orada tapınanları say! 
66N 011:002 Tapınağın dış avlusunu bırak, orayı ölçme. Çünkü orası, kutsal kenti kırk iki ay ayaklarıyla çiğneyecek olan uluslara verildi. 
66N 011:003 İki tanığıma güç vereceğim; çul giysiler içinde bin iki yüz altmış gün peygamberlik edecekler.›› 
66N 011:004 Bunlar yeryüzünün Rabbi önünde duran iki zeytin ağacıyla iki kandilliktir. 
66N 011:005 Biri onlara zarar vermeye kalkışırsa, ağızlarından ateş fışkıracak ve düşmanlarını yiyip bitirecek. Onlara zarar vermek isteyen herkesin böyle öldürülmesi gerekir. 
66N 011:006 Peygamberlik ettikleri sürece yağmur yağmasın diye göğü kapamaya yetkileri vardır. Suları kana dönüştürme ve yeryüzünü, kaç kez isterlerse, her türlü belayla vurma yetkisine sahiptirler. 
66N 011:007 Tanıklık görevleri sona erince dipsiz derinliklerden çıkan canavar onlarla savaşacak, onları yenip öldürecek. 
66N 011:008 Cesetleri, simgesel olarak Sodom ve Mısır diye adlandırılan büyük kentin anayoluna serilecek. Onların Rabbi de orada çarmıha gerilmişti. 
66N 011:009 Her halktan, oymaktan, dilden, ulustan insan üç buçuk gün cesetlerini seyredecek, cesetlerinin mezara konulmasına izin vermeyecekler. 
66N 011:010 Yeryüzünde yaşayanlar onların bu durumuna sevinip bayram edecek, birbirlerine armağanlar gönderecekler. Çünkü bu iki peygamber yeryüzünde yaşayanlara çok eziyet etmişti. 
66N 011:011 Üç buçuk gün sonra iki peygamber, Tanrıdan gelen yaşam soluğunu alınca ayağa kalktılar. Onları görenler dehşete kapıldı. 
66N 011:012 İki peygamber gökten gelen yüksek bir sesin, ‹‹Buraya çıkın!›› dediğini işittiler. Sonra düşmanlarının gözü önünde bir bulut içinde göğe yükseldiler. 
66N 011:013 Tam o saatte şiddetli bir deprem oldu, kentin onda biri yıkıldı. Depremde yedi bin kişi can verdi. Geriye kalanlar dehşete kapılıp gökteki Tanrıyı yücelttiler. 
66N 011:014 İkinci ‹‹vay›› geçti. İşte, üçüncü ‹‹vay›› tez geliyor. 
66N 011:015 Yedinci melek borazanını çaldı. Gökte yüksek sesler duyuldu:  ‹‹Dünyanın egemenliği  Rabbimizin ve Mesihinin oldu.  O sonsuzlara dek egemenlik sürecek.›› 
66N 011:016 -17 299770 Tanrının önünde tahtlarında oturan yirmi dört ihtiyar yüzüstü yere kapandı. Tanrıya tapınarak şöyle dediler:  ‹‹Her Şeye Gücü Yeten,  Var olan, var olmuş olan Rab Tanrı!  Sana şükrediyoruz.  Çünkü büyük gücünü kuşanıp  Egemenlik sürmeye başladın. 
66N 011:018 Uluslar gazaba gelmişlerdi.  Şimdiyse senin gazabın üzerlerine geldi.  Ölüleri yargılamak,  Kulların olan peygamberleri, kutsalları,  Küçük olsun büyük olsun,  Senin adından korkanları ödüllendirmek  Ve yeryüzünü mahvedenleri mahvetmek zamanı da geldi.›› 
66N 011:019 Ardından Tanrı'nın gökteki tapınağı açıldı, tapınakta O'nun Antlaşma Sandığı göründü. O anda şimşekler çaktı, uğultular, gök gürlemeleri işitildi. Yer sarsıldı, şiddetli bir dolu fırtınası koptu. 
66N 012:001 Gökte olağanüstü bir belirti, güneşe sarınmış bir kadın göründü. Ay ayaklarının altındaydı, başında on iki yıldızdan oluşan bir taç vardı. 
66N 012:002 Kadın gebeydi. Doğum sancıları içinde kıvranıyor, feryat ediyordu. 
66N 012:003 Ardından gökte başka bir belirti göründü: Yedi başlı, on boynuzlu, kızıl renkli büyük bir ejderhaydı bu. Yedi başında yedi taç vardı. 
66N 012:004 Kuyruğuyla gökteki yıldızların üçte birini sürükleyip yeryüzüne attı. Sonra doğum yapmak üzere olan kadının önünde durdu; kadın doğurur doğurmaz ejderha çocuğu yutacaktı. 
66N 012:005 Kadın bir oğul, bütün ulusları demir çomakla güdecek bir erkek çocuk doğurdu. Çocuk hemen alınıp Tanrıya, Tanrının tahtına götürüldü. 
66N 012:006 Kadınsa çöle kaçtı. Orada bin iki yüz altmış gün beslenmesi için Tanrı tarafından hazırlanmış bir yeri vardı. 
66N 012:007 -8 299860 Gökte savaş oldu. Mikaille melekleri ejderhayla savaştılar. Ejderha kendi melekleriyle birlikte karşı koydu, ama gücü yetmedi. Bu yüzden gökteki yerlerini yitirdiler. 
66N 012:009 Büyük ejderha -İblis ya da Şeytan denen, bütün dünyayı saptıran o eski yılan- melekleriyle birlikte yeryüzüne atıldı. 
66N 012:010 Bundan sonra gökte yüksek bir sesin şöyle dediğini duydum:  ‹‹Tanrımızın kurtarışı, gücü, egemenliği  Ve Mesihinin yetkisi şimdi gerçekleşti.  Çünkü kardeşlerimizin suçlayıcısı,  Onları Tanrımızın önünde gece gündüz suçlayan  Aşağı atıldı. 
66N 012:011 Kardeşlerimiz Kuzunun kanıyla  Ve ettikleri tanıklık bildirisiyle  Onu yendiler.  Ölümü göze alacak kadar  Vazgeçmişlerdi can sevgisinden. 
66N 012:012 Bunun için, ey gökler ve orada yaşayanlar,  Sevinin!  Vay halinize, yer ve deniz!  Çünkü İblis zamanının az olduğunu bilerek  Büyük bir öfkeyle üzerinize indi.›› 
66N 012:013 Ejderha yeryüzüne atıldığını görünce, erkek çocuğu doğuran kadını kovalamaya başladı. 
66N 012:014 Yılanın önünden çöle, üç buçuk yıl besleneceği yere uçup kaçabilmesi için kadına büyük kartal kanatları verildi. 
66N 012:015 Yılan ağzından, kadını selle süpürüp götürmek için onun ardından ırmak gibi su akıttı. 
66N 012:016 Ama yeryüzü, ağzını açıp ejderhanın ağzından akıttığı ırmağı yutarak kadına yardım etti. 
66N 012:017 Bunun üzerine ejderha kadına öfkelendi. Kadının soyundan geriye kalanlarla, Tanrının buyruklarını yerine getirip İsaya tanıklıklarını sürdürenlerle savaşmaya gitti. 
66N 012:018 Denizin kıyısında dikilip durdu. 
66N 013:001 Sonra on boynuzlu, yedi başlı bir canavarın denizden çıktığını gördüm. Boynuzlarının üzerinde on taç vardı, başlarının üzerinde küfür niteliğinde adlar yazılıydı. 
66N 013:002 Gördüğüm canavar parsa benziyordu. Ayakları ayı ayağı, ağzı aslan ağzı gibiydi. Ejderha canavara kendi gücü ve tahtıyla birlikte büyük yetki verdi. 
66N 013:003 Canavarın başlarından biri ölümcül bir yara almışa benziyordu. Ne var ki, bu ölümcül yara iyileşmişti. Bütün dünya şaşkınlık içinde canavarın ardından gitti. 
66N 013:004 İnsanlar canavara yetki veren ejderhaya taptılar. ‹‹Canavar gibisi var mı? Onunla kim savaşabilir?›› diyerek canavara da taptılar. 
66N 013:005 Canavara, kurumlu sözler söyleyen, küfürler savuran bir ağız ve kırk iki ay süreyle kullanabileceği bir yetki verildi. 
66N 013:006 Tanrıya küfretmek, Onun adına ve konutuna, yani gökte yaşayanlara küfretmek için ağzını açtı. 
66N 013:007 Kutsallarla savaşıp onları yenmesine izin verildi. Canavar her oymak, her halk, her dil, her ulus üzerinde yetkili kılındı. 
66N 013:008 Yeryüzünde yaşayan ve dünya kurulalı beri boğazlanmış Kuzunun yaşam kitabına adı yazılmamış olan herkes ona tapacak. 
66N 013:009 Kulağı olan işitsin! 
66N 013:010 Tutsak düşecek olan  Tutsak düşecek.  Kılıçla öldürülecek olan  Kılıçla öldürülecek. 
66N 013:011 Bundan sonra başka bir canavar gördüm. Yerden çıkan bu canavarın kuzu gibi iki boynuzu vardı, ama ejderha gibi ses çıkarıyordu. 
66N 013:012 İlk canavarın bütün yetkisini onun adına kullanıyor, yeryüzünü ve orada yaşayanları ölümcül yarası iyileşen ilk canavara tapmaya zorluyordu. 
66N 013:013 İnsanların gözü önünde, gökten yere ateş yağdıracak kadar büyük belirtiler gerçekleştiriyordu. 
66N 013:014 İlk canavarın adına gerçekleştirmesine izin verilen belirtiler sayesinde, yeryüzünde yaşayanları saptırdı. Onlara kılıçla yaralanan, ama sağ kalan canavarın onuruna bir heykel yapmalarını buyurdu. 
66N 013:015 Canavarın heykeline yaşam soluğu vermesi için kendisine güç verildi. Öyle ki, heykel konuşabilsin ve kendisine tapmayan herkesi öldürebilsin. 
66N 013:016 Küçük büyük, zengin yoksul, özgür köle, herkesin sağ eline ya da alnına bir işaret vurduruyordu. 
66N 013:017 Öyle ki, bu işareti, yani canavarın adını ya da adını simgeleyen sayıyı taşımayan ne bir şey satın alabilsin, ne de satabilsin. 
66N 013:018 Bu konu bilgelik gerektirir. Anlayabilen, canavara ait sayıyı hesaplasın. Çünkü bu sayı insanı simgeler. Sayısı 666'dır. 
66N 014:001 Sonra Kuzunun Siyon Dağında durduğunu gördüm. Onunla birlikte 144 000 kişi vardı. Alınlarında kendisinin ve Babasının adları yazılıydı. 
66N 014:002 Gökten, gürül gürül akan suların sesini, güçlü gök gürlemesini andıran bir ses işittim. İşittiğim ses, lir çalanların çıkardığı sese benziyordu. 
66N 014:003 Bu 144 000 kişi, tahtın önünde, dört yaratığın ve ihtiyarların önünde yeni bir ezgi söylüyordu. Yeryüzünden satın alınmış olan bu kişilerden başka kimse o ezgiyi öğrenemedi. 
66N 014:004 Kendilerini kadınlarla lekelememiş olanlar bunlardır. Pak kişilerdir. Kuzu nereye giderse ardısıra giderler. Tanrıya ve Kuzuya ait olacakların ilk bölümü olmak üzere insanlar arasından satın alınmışlardır. 
66N 014:005 Ağızlarından hiç yalan çıkmamıştır. Kusursuzdurlar. 
66N 014:006 Bundan sonra göğün ortasında uçan başka bir melek gördüm. Yeryüzünde yaşayanlara -her ulusa, her oymağa, her dile, her halka- iletmek üzere sonsuza dek kalıcı olan Müjdeyi getiriyordu. 
66N 014:007 Yüksek sesle şöyle diyordu: ‹‹Tanrıdan korkun! Onu yüceltin! Çünkü Onun yargılama saati geldi. Göğü, yeri, denizi, su pınarlarını yaratana tapının!›› 
66N 014:008 Ardından gelen ikinci bir melek, ‹‹Yıkıldı! Kendi azgın fuhuş şarabını bütün uluslara içiren büyük Babil yıkıldı!›› diyordu. 
66N 014:009 -10 300230 Onları üçüncü bir melek izledi. Yüksek sesle şöyle diyordu: ‹‹Bir kimse canavara ve heykeline taparsa, alnına ya da eline canavarın işaretini koydurursa, Tanrı gazabının kâsesinde saf olarak hazırlanmış Tanrı öfkesinin şarabından içecektir. Böylelerine kutsal meleklerin ve Kuzunun önünde ateş ve kükürtle işkence edilecek. 
66N 014:011 Çektikleri işkencenin dumanı sonsuzlara dek tütecek. Canavara ve heykeline tapıp onun adının işaretini alanlar gece gündüz rahat yüzü görmeyecekler. 
66N 014:012 Bu da, Tanrının buyruklarını yerine getiren, İsaya imanlarını sürdüren kutsalların sabrını gerektirir.›› 
66N 014:013 Gökten bir ses işittim. ‹‹Yaz! Bundan böyle Rabbe ait olarak ölenlere ne mutlu!›› diyordu. Ruh, ‹‹Evet›› diyor, ‹‹Uğraşlarından dinlenecekler. Çünkü yaptıkları onları izleyecek.›› 
66N 014:014 Sonra beyaz bir bulut gördüm. Bulutun üzerinde ‹‹insanoğluna benzer biri›› oturuyordu. Başında altın bir taç, elinde keskin bir orak vardı. 
66N 014:015 Tapınaktan çıkan başka bir melek bulutun üzerinde oturana yüksek sesle bağırdı: ‹‹Orağını uzat ve biç! Biçme saati geldi. Çünkü yerin ekini olgunlaşmış bulunuyor.›› 
66N 014:016 Bulutun üzerinde oturan, orağını yerin üzerine salladı, yerin ekini biçildi. 
66N 014:017 Gökteki tapınaktan başka bir melek çıktı. Onun da keskin bir orağı vardı. 
66N 014:018 Ateş üzerinde yetkili olan başka bir melek de sunaktan çıkıp geldi. Keskin orağı olana yüksek sesle, ‹‹Keskin orağını uzat!›› dedi. ‹‹Yerin asmasının salkımlarını topla. Çünkü üzümleri olgunlaştı.›› 
66N 014:019 Bunun üzerine melek orağını yerin üzerine salladı. Yerin asmasının ürününü toplayıp Tanrı öfkesinin büyük masarasına attı. 
66N 014:020 Kentin dışında çiğnenen masaradan kan aktı. Kan, 1 600 ok atımı kadar yayılıp atların gemlerine dek yükseldi. 
66N 015:001 Gökte büyük ve şaşılası başka bir belirti gördüm: Son yedi belayı taşıyan yedi melekti. Çünkü Tanrının öfkesi bu belalarla son buluyordu. 
66N 015:002 Ateşle karışık camdan deniz gibi bir şey gördüm. Canavara, heykeline ve adını simgeleyen sayıya karşı zafer kazananlar, ellerinde Tanrının verdiği lirlerle cam denizin üzerinde durmuşlardı. 
66N 015:003 -4 300360 Tanrı kulu Musanın ve Kuzunun ezgisini söylüyorlardı:  ‹‹Her Şeye Gücü Yeten Rab Tanrı,  Senin işlerin büyük ve şaşılası işlerdir.  Ey ulusların kralı,  Senin yolların doğru ve adildir.  Ya Rab, senden kim korkmaz,  Adını kim yüceltmez?  Çünkü kutsal olan yalnız sensin.  Bütün uluslar gelip sana tapınacaklar.  Çünkü adil işlerin açıkça görüldü.›› 
66N 015:005 Bundan sonra gökteki tapınağın, yani Tanıklık Çadırının açıldığını gördüm. 
66N 015:006 Yedi belayı taşıyan yedi melek temiz, parlak keten giysiler giymiş, göğüslerine altın kuşaklar sarınmış olarak tapınaktan çıktı. 
66N 015:007 Dört yaratıktan biri yedi meleğe, sonsuzluklar boyunca yaşayan Tanrının öfkesiyle dolu yedi altın tas verdi. 
66N 015:008 Tapınak Tanrı'nın yüceliğinden ve gücünden ötürü dumanla doldu. Yedi meleğin yedi belası sona erinceye dek kimse tapınağa giremedi. 
66N 016:001 Sonra tapınaktan yükselen gür bir sesin yedi meleğe, ‹‹Gidin, Tanrının öfkesiyle dolu yedi tası yeryüzüne boşaltın!›› dediğini işittim. 
66N 016:002 Birinci melek gidip tasını yeryüzüne boşalttı. Canavarın işaretini taşıyıp heykeline tapanların üzerinde acı veren iğrenç yaralar oluştu. 
66N 016:003 İkinci melek tasını denize boşalttı. Deniz ölü kanına benzer kana dönüştü, içindeki bütün canlılar öldü. 
66N 016:004 Üçüncü melek tasını ırmaklara, su pınarlarına boşalttı; bunlar da kana dönüştü. 
66N 016:005 Sulardan sorumlu meleğin şöyle dediğini işittim:  ‹‹Var olan, var olmuş olan kutsal Tanrı!  Bu yargılarında adilsin. 
66N 016:006 Kutsalların ve peygamberlerin kanını döktükleri için,  İçecek olarak sen de onlara kan verdin.  Bunu hak ettiler.›› 
66N 016:007 Sunaktan gelen bir sesin,  ‹‹Evet, Her Şeye Gücü Yeten Rab Tanrı,  Yargıların doğru ve adildir›› 
66N 016:008 Dördüncü melek tasını güneşe boşalttı. Bununla güneşe insanları yakma gücü verildi. 
66N 016:009 İnsanlar korkunç bir ısıyla kavruldular. Tövbe edip bu belalara egemen olan Tanrıyı yücelteceklerine, Onun adına küfrettiler. 
66N 016:010 Beşinci melek tasını canavarın tahtına boşalttı. Canavarın egemenliği karanlığa gömüldü. İnsanlar ıstıraptan dillerini ısırdılar. 
66N 016:011 Istırap ve yaralarından ötürü Göğün Tanrısına küfrettiler. Yaptıklarından tövbe etmediler. 
66N 016:012 Altıncı melek tasını büyük Fırat Irmağına boşalttı. Gündoğusundan gelen kralların yolu açılsın diye ırmağın suları kurudu. 
66N 016:013 Bundan sonra ejderhanın ağzından, canavarın ağzından ve sahte peygamberin ağzından kurbağaya benzer üç kötü ruhun çıktığını gördüm. 
66N 016:014 Bunlar doğaüstü belirtiler gerçekleştiren cinlerin ruhlarıdır. Her Şeye Gücü Yeten Tanrının büyük gününde olacak savaş için bütün dünyanın krallarını toplamaya gidiyorlar. 
66N 016:015 ‹‹İşte hırsız gibi geliyorum! Çıplak dolaşmamak ve utanç içinde kalmamak için uyanık durup giysilerini üstünde bulundurana ne mutlu!›› 
66N 016:016 Üç kötü ruh, kralları İbranice Armagedon denilen yere topladılar. 
66N 016:017 Yedinci melek tasını havaya boşalttı. Tapınaktaki tahttan yükselen gür bir ses, ‹‹Tamam!›› dedi. 
66N 016:018 O anda şimşekler çaktı, uğultular, gök gürlemeleri işitildi. Öyle büyük bir deprem oldu ki, yeryüzünde insan oldu olalı bu kadar büyük bir deprem olmamıştı. 
66N 016:019 Büyük kent üçe bölündü. Ulusların kentleri yerle bir oldu. Tanrı büyük Babili anımsadı, ona ateşli gazabının şarabını içeren kâseyi verdi. 
66N 016:020 Bütün adalar ortadan kalktı, dağlar yok oldu. 
66N 016:021 İnsanların üzerine gökten tanesi yaklaşık kırk kilo ağırlığında iri dolu yağdı. Dolu belası öyle korkunçtu ki, insanlar bu yüzden Tanrı'ya küfrettiler. 
66N 017:001 Yedi tası alan yedi melekten biri gelip benimle konuştu: ‹‹Gel!›› dedi. ‹‹Sana engin suların kenarında oturan büyük fahişenin çarptırılacağı cezayı göstereyim. 
66N 017:002 Dünya kralları onunla fuhuş yaptılar. Yeryüzünde yaşayanlar onun fuhşunun şarabıyla sarhoş oldular.›› 
66N 017:003 Bundan sonra melek beni Ruhun yönetiminde çöle götürdü. Orada yedi başlı, on boynuzlu, üzeri küfür niteliğinde adlarla kaplı kırmızı bir canavarın üstüne oturmuş bir kadın gördüm. 
66N 017:004 Kadın, mor ve kırmızı giysilere bürünmüş, altınlar, değerli taşlar, incilerle süslenmişti. Elinde iğrenç şeylerle, fuhşunun çirkeflikleriyle dolu altın bir kâse vardı. 
66N 017:005 Alnına şu gizemli ad yazılmıştı:  BÜYÜK BABİL,  DÜNYA FAHİŞELERİNİN  VE İĞRENÇLİKLERİNİN ANASI 
66N 017:006 Kadının, kutsalların ve İsaya tanıklık etmiş olanların kanıyla sarhoş olduğunu gördüm. Onu görünce büyük bir şaşkınlığa düştüm. 
66N 017:007 Melek bana, ‹‹Neden şaştın?›› diye sordu. ‹‹Kadının ve onu taşıyan yedi başlı, on boynuzlu canavarın sırrını ben sana açıklayayım. 
66N 017:008 Gördüğün canavar bir zamanlar vardı, ama şimdi yok. Biraz sonra dipsiz derinliklerden çıkacak ve yıkıma gidecek. Yeryüzünde yaşayan ve dünya kurulalı beri adları yaşam kitabına yazılmamış olanlar canavarı görünce şaşacaklar. Çünkü o bir zamanlar vardı, şimdi yok, ama yine gelecek. 
66N 017:009 ‹‹Bunu anlamak için bilgelik gerek. Yedi baş, kadının üzerinde oturduğu yedi tepedir; aynı zamanda yedi kraldır. 
66N 017:010 Bunların beşi düştü, biri duruyor, ötekiyse henüz gelmedi. Gelince kısa süre kalması gerek. 
66N 017:011 Yaşamış, ama şimdi yok olan canavarın kendisi sekizinci kraldır. O da yedilerden biridir ve yıkıma gitmektedir. 
66N 017:012 Gördüğün on boynuz henüz egemenlik sürmemiş on kraldır; canavarla birlikte bir saat egemenlik sürmek üzere yetki alacaklar. 
66N 017:013 Düşünce birliği içinde olan bu krallar güçlerini ve yetkilerini canavara verecekler. 
66N 017:014 Kuzuya karşı savaşacaklar, ama Kuzu onları yenecek. Çünkü Kuzu, rablerin Rabbi, kralların Kralıdır. Onunla birlikte olanlar, çağrılmış, seçilmiş ve Ona sadık kalmış olanlardır.›› 
66N 017:015 Bundan sonra melek bana, ‹‹Şu gördüğün sular -fahişenin kenarında oturduğu sular- halklar, toplumlar, uluslar ve dillerdir›› dedi. 
66N 017:016 ‹‹Gördüğün canavarla on boynuz fahişeden nefret edecek, onu perişan edip çıplak bırakacaklar. Etini yiyip kendisini ateşte yakacaklar. 
66N 017:017 Çünkü Tanrı, amacını gerçekleştirme isteğini onların yüreğine koymuştur. Öyle ki, Tanrının sözleri yerine gelinceye dek krallıklarını canavara devretmekte sözbirliği edecekler. 
66N 017:018 Gördüğün kadın dünya kralları üzerinde egemenlik süren büyük kenttir.›› 
66N 018:001 Bundan sonra büyük yetkiye sahip başka bir meleğin gökten indiğini gördüm. Yeryüzü onun görkemiyle aydınlandı. 
66N 018:002 Melek gür bir sesle bağırdı:  ‹‹Yıkıldı! Büyük Babil yıkıldı!  Cinlerin barınağı,  Her kötü ruhun uğrağı,  Her murdar ve iğrenç kuşun sığınağı oldu. 
66N 018:003 Çünkü bütün uluslar  Azgın fuhşunun şarabından içtiler.  Dünya kralları da  Onunla fuhuş yaptılar.  Dünya tüccarları  Onun aşırı sefahatiyle zenginleştiler.›› 
66N 018:004 Gökten başka bir ses işittim:  ‹‹Ey halkım!›› diyordu.  ‹‹Onun günahlarına ortak olmamak,  Uğradığı belalara uğramamak için çık oradan! 
66N 018:005 Çünkü üst üste yığılan günahları göğe erişti,  Ve Tanrı onun suçlarını anımsadı. 
66N 018:006 Babil nasıl davrandıysa, karşılığını ona aynen verin,  Yaptıklarının iki katını ödeyin.  Hazırladığı kâsedeki içkinin  İki katını hazırlayıp ona içirin. 
66N 018:007 Kendini yücelttiği, sefahate verdiği oranda  Istırap ve keder verin ona.  Çünkü içinden diyor ki,  ‹Tahtında oturan bir kraliçeyim, dul değilim.  Asla yas tutmayacağım!› 
66N 018:008 Bu nedenle başına gelecek belalar  -Ölüm, yas ve kıtlık-  Bir gün içinde gelecek.  Ateş onu yiyip bitirecek.  Çünkü onu yargılayan Rab Tanrı güçlüdür. 
66N 018:009 ‹‹Kendisiyle fuhuş yapan ve sefahatte yaşayan dünya kralları onu yakan ateşin dumanını görünce onun için ağlayıp dövünecekler. 
66N 018:010 Çektiği ıstıraptan dehşete düşecek, uzakta durup,  ‹Vay başına koca kent,  Vay başına güçlü kent Babil!  Bir saat içinde cezanı buldun› diyecekler. 
66N 018:011 ‹‹Dünya tüccarları onun için ağlayıp yas tutuyor. Çünkü mallarını satın alacak kimse yok artık. 
66N 018:012 -13 300910 Altını, gümüşü, değerli taşları, incileri, ince keteni, ipeği, mor ve kırmızı kumaşları, her çeşit kokulu ağacı, fildişinden yapılmış her çeşit eşyayı, en pahalı ağaçlardan, tunç, demir ve mermerden yapılmış her çeşit malı, tarçın ve kakule, buhur, güzel kokulu yağ, günnük, şarap, zeytinyağı, ince un ve buğdayı, sığırları, koyunları, atları, arabaları ve köleleri, insanların canını satın alacak kimse yok artık. 
66N 018:014 ‹‹Diyecekler ki,  ‹Canının çektiği meyveler elinden gitti,  Bütün değerli ve göz alıcı malların yok oldu.  İnsanlar bunları bir daha göremeyecek.› 
66N 018:015 Babilde bu malları satarak zenginleşen tüccarlar, kentin çektiği ıstıraptan dehşete düşecekler. Uzakta durup ağlayacak, yas tutacaklar. 
66N 018:016 ‹‹ ‹Vay başına, vay!› diyecekler.  ‹İnce keten, mor ve kırmızı kumaş kuşanmış,  Altın, değerli taş ve incilerle süslenmiş  Koca kent! 
66N 018:017 -18 300950 Onca büyük zenginlik  Bir saat içinde yok oldu.› ateşin dumanını görünce uzakta durup, ‹Koca kent gibisi var mı?› diye feryat ettiler. 
66N 018:019 Başlarına toprak döktüler, yas tutup ağlayarak feryat ettiler:  ‹Vay başına koca kent, vay!  Denizde gemileri olanların hepsi  Onun sayesinde, onun değerli mallarıyla  Zengin olmuşlardı.  Kent bir saat içinde viraneye döndü.› 
66N 018:020 Ey gök, kutsallar, elçiler, peygamberler!  Onun başına gelenlere sevinin!  Çünkü Tanrı onu yargılayıp hakkınızı aldı.›› 
66N 018:021 Sonra güçlü bir melek değirmen taşına benzer büyük bir taşı kaldırıp denize atarak şöyle dedi:  ‹‹Koca kent Babil de  İşte böyle şiddetle atılacak  Ve bir daha görülmeyecek. 
66N 018:022 Artık sende lir çalanların, ezgi okuyanların,  Kaval ve borazan çalanların sesi  Hiç işitilmeyecek.  Artık sende hiçbir el sanatının ustası bulunmayacak.  Sende artık değirmen sesi duyulmayacak. 
66N 018:023 Artık sende hiç kandil ışığı parlamayacak.  Sende artık gelin güvey sesi duyulmayacak.  Senin tüccarların dünyanın büyükleriydi.  Bütün uluslar senin büyücülüğünle yoldan sapmıştı. 
66N 018:024 Peygamberlerin, kutsalların  Ve yeryüzünde boğazlanan herkesin kanı  Sende bulundu.›› 
66N 019:001 Bundan sonra gökte büyük bir kalabalığın sesini andıran yüksek bir ses işittim.  ‹‹Haleluya!›› diyorlardı.  ‹‹Kurtarış, yücelik ve güç Tanrımıza özgüdür. 
66N 019:002 Çünkü Onun yargıları doğru ve adildir.  Yeryüzünü fuhşuyla yozlaştıran  Büyük fahişeyi yargılayıp  Kendi kullarının kanının öcünü aldı.›› 
66N 019:003 İkinci kez,  ‹‹Haleluya!  Onun dumanı sonsuzlara dek tütecek›› dediler. 
66N 019:004 Yirmi dört ihtiyarla dört yaratık yere kapanıp, ‹‹Amin! Haleluya!›› diyerek tahtta oturan Tanrıya tapındılar. 
66N 019:005 Sonra tahttan bir ses yükseldi:  ‹‹Ey Tanrımızın bütün kulları!  Küçük büyük, Ondan korkan hepiniz,  Onu övün!›› 
66N 019:006 Ardından büyük bir kalabalığın, gürül gürül akan suların, güçlü gök gürlemelerinin sesine benzer sesler işittim.  ‹‹Haleluya!›› diyorlardı.  ‹‹Çünkü Her Şeye Gücü Yeten Rab Tanrımız  Egemenlik sürüyor. 
66N 019:007 Sevinelim, coşalım!  Onu yüceltelim!  Çünkü Kuzunun düğünü başlıyor,  Gelini hazırlandı. 
66N 019:008 Giymesi için ona temiz ve parlak  İnce keten giysiler verildi.›› 
66N 019:009 Sonra melek bana, ‹‹Yaz!›› dedi. ‹‹Ne mutlu Kuzunun düğün şölenine çağrılmış olanlara!›› Ardından ekledi: ‹‹Bunlar gerçek sözlerdir, Tanrının sözleridir.›› 
66N 019:010 Ona tapınmak üzere ayaklarına kapandım. Ama o, ‹‹Sakın yapma!›› dedi. ‹‹Ben de senin ve İsaya tanıklığını sürdüren kardeşlerin gibi bir Tanrı kuluyum. Tanrıya tap! Çünkü İsaya tanıklık, peygamberlik ruhunun özüdür.›› 
66N 019:011 Bundan sonra göğün açılmış olduğunu, beyaz bir atın orada durduğunu gördüm. Binicisinin adı Sadık ve Gerçektir. Adaletle yargılar, savaşır. 
66N 019:012 Gözleri alev alev yanan ateş gibidir. Başında çok sayıda taç var. Üzerinde kendisinden başka kimsenin bilmediği bir ad yazılıdır. 
66N 019:013 Kana batırılmış bir kaftan giymişti. Tanrının Sözü adıyla anılır. 
66N 019:014 Beyaz, temiz, ince ketene bürünmüş olan gökteki ordular, beyaz atlara binmiş Onu izliyorlardı. 
66N 019:015 Ağzından ulusları vuracak keskin bir kılıç uzanıyor. Onları demir çomakla güdecek. Her Şeye Gücü Yeten Tanrının ateşli gazabının şarabını üreten masarayı kendisi çiğneyecek. 
66N 019:016 Kaftanının ve kalçasının üzerinde şu ad yazılıydı:  KRALLARIN KRALI VE RABLERİN RABBİ 
66N 019:017 -18 301180 Bundan sonra güneşte duran bir melek gördüm. Göğün ortasında uçan bütün kuşları yüksek sesle çağırdı: ‹‹Kralların, komutanların, güçlü adamların, atlarla binicilerinin, özgür köle, küçük büyük, hepsinin etini yemek için toplanın, Tanrının büyük şölenine gelin!›› 
66N 019:019 Sonra canavarı, dünya krallarını ve onların ordularını, ata binmiş Olanla Onun ordusuna karşı savaşmak üzere toplanmış gördüm. 
66N 019:020 Canavarla onun önünde doğaüstü belirtiler gerçekleştiren sahte peygamber yakalandı. Sahte peygamber, canavarın işaretini alıp heykeline tapanları bu belirtilerle saptırmıştı. Her ikisi de kükürtle yanan ateş gölüne diri diri atıldı. 
66N 019:021 Geriye kalanlar, ata binmiş Olan'ın ağzından uzanan kılıçla öldürüldü. Bütün kuşlar bunların etiyle doydu. 
66N 020:001 Sonra bir meleğin gökten indiğini gördüm. Elinde dipsiz derinliklerin anahtarı ve büyük bir zincir vardı. 
66N 020:002 Melek ejderhayı -İblis ya da Şeytan denen o eski yılanı- yakalayıp bin yıl için bağladı. 
66N 020:003 Bin yıl tamamlanıncaya dek ulusları bir daha saptırmasın diye onu dipsiz derinliklere attı, oraya kapayıp girişi mühürledi. Bin yıl geçtikten sonra kısa bir süre için serbest bırakılması gerekiyor. 
66N 020:004 Bazı tahtlar ve bunlara oturanları gördüm. Onlara yargılama yetkisi verilmişti. İsaya tanıklık ve Tanrının sözü uğruna başı kesilenlerin canlarını da gördüm. Bunlar, canavara ve heykeline tapmamış, alınlarına ve ellerine onun işaretini almamış olanlardı. Hepsi dirilip Mesihle birlikte bin yıl egemenlik sürdüler. 
66N 020:005 İlk diriliş budur. Ölülerin geri kalanı bin yıl tamamlanmadan dirilmedi. 
66N 020:006 İlk dirilişe dahil olanlar mutlu ve kutsaldır. İkinci ölümün bunların üzerinde yetkisi yoktur. Onlar Tanrının ve Mesihin kâhinleri olacak, Onunla birlikte bin yıl egemenlik sürecekler. 
66N 020:007 Bin yıl tamamlanınca Şeytan atıldığı zindandan serbest bırakılacak. 
66N 020:008 Yeryüzünün dört bucağındaki ulusları -Gogla Magogu- saptırmak, savaş için bir araya toplamak üzere zindandan çıkacak. Toplananların sayısı deniz kumu kadar çoktur. 
66N 020:009 Yeryüzünün dört bir yanından gelerek kutsalların ordugahını ve sevilen kenti kuşattılar. Ama gökten ateş yağdı, onları yakıp yok etti. 
66N 020:010 Onları saptıran İblis ise canavarla sahte peygamberin de içinde bulunduğu ateş ve kükürt gölüne atıldı. Gece gündüz, sonsuzlara dek işkence çekeceklerdir. 
66N 020:011 Sonra büyük, beyaz bir taht ve tahtta oturanı gördüm. Yerle gök önünden kaçtılar, yok olup gittiler. 
66N 020:012 Tahtın önünde duran küçük büyük, ölüleri gördüm. Sonra kitaplar açıldı. Yaşam kitabı denen başka bir kitap daha açıldı. Ölüler kitaplarda yazılanlara bakılarak yaptıklarına göre yargılandı. 
66N 020:013 Deniz kendisinde olan ölüleri, ölüm ve ölüler diyarı da kendilerinde olan ölüleri teslim ettiler. Her biri yaptıklarına göre yargılandı. 
66N 020:014 Ölüm ve ölüler diyarı ateş gölüne atıldı. İşte bu ateş gölü ikinci ölümdür. 
66N 020:015 Adı yaşam kitabına yazılmamış olanlar ateş gölüne atıldı. 
66N 021:001 Bundan sonra yeni bir gökle yeni bir yeryüzü gördüm. Çünkü önceki gökle yeryüzü ortadan kalkmıştı. Deniz de yoktu artık. 
66N 021:002 Kutsal kentin, yeni Yeruşalimin gökten, Tanrının yanından indiğini gördüm. Güveyi için hazırlanmış süslü bir gelin gibiydi. 
66N 021:003 Tahttan yükselen gür bir sesin şöyle dediğini işittim: ‹‹İşte, Tanrının konutu insanların arasındadır. Tanrı onların arasında yaşayacak. Onlar Onun halkı olacaklar, Tanrının kendisi de onların arasında bulunacak. 
66N 021:004 Onların gözlerinden bütün yaşları silecek. Artık ölüm olmayacak. Artık ne yas, ne ağlayış, ne de ıstırap olacak. Çünkü önceki düzen ortadan kalktı.›› 
66N 021:005 Tahtta oturan, ‹‹İşte her şeyi yeniliyorum›› dedi. Sonra, ‹‹Yaz!›› diye ekledi, ‹‹Çünkü bu sözler güvenilir ve gerçektir.›› 
66N 021:006 Bana, ‹‹Tamam!›› dedi, ‹‹Alfa ve Omega, başlangıç ve son Benim. Susayana yaşam suyunun pınarından karşılıksız su vereceğim. 
66N 021:007 Galip gelen bunları miras alacak. Ben onun Tanrısı olacağım, o da bana oğul olacak. 
66N 021:008 Ama korkak, imansız, iğrenç, adam öldüren, fuhuş yapan, büyücü, putperest ve bütün yalancılara gelince, onların yeri, kükürtle yanan ateş gölüdür. İkinci ölüm budur.›› 
66N 021:009 Son yedi belayla dolu yedi tası taşıyan yedi melekten biri gelip benimle konuştu. ‹‹Gel!›› dedi, ‹‹Kuzuya eş olacak gelini sana göstereyim.›› 
66N 021:010 -11 301460 Sonra melek beni Ruhun yönetiminde büyük, yüksek bir dağa götürdü. Oradan bana gökten, Tanrının yanından inen ve Onun görkemiyle ışıldayan kutsal kenti, Yeruşalimi gösterdi. Kentin ışıltısı çok değerli bir taşın, billur gibi parıldayan yeşim taşının ışıltısına benziyordu. 
66N 021:012 Büyük ve yüksek surları ve on iki kapısı vardı. Kapıları on iki melek bekliyordu. Kapıların üzerine İsrailoğullarının on iki oymağının adları yazılmıştı. 
66N 021:013 Doğuda üç kapı, kuzeyde üç kapı, güneyde üç kapı, batıda üç kapı vardı. 
66N 021:014 Kenti çevreleyen surların on iki temel taşı bulunuyordu. Bunların üzerinde Kuzunun on iki elçisinin adları yazılıydı. 
66N 021:015 Benimle konuşan meleğin elinde kenti ve kent kapılarıyla surları ölçmek için altın bir ölçü kamışı vardı. 
66N 021:016 Kent kare biçimindeydi, uzunluğu enine eşitti. Melek kenti kamışla ölçtü, her bir yanı 12 000 ok atımı geldi. Uzunluğu, eni ve yüksekliği birbirine eşitti. 
66N 021:017 Melek surları da ölçtü. Kullandığı insan ölçüsüne göre 144 arşındı. 
66N 021:018 Surlar yeşimden yapılmıştı. Kent ise, cam duruluğunda saf altındandı. 
66N 021:019 -20 301540 Kent surlarının temelleri her tür değerli taşla bezenmişti. Birinci temel taşı yeşim, ikincisi laciverttaşı, üçüncüsü akik, dördüncüsü zümrüt, beşincisi damarlı akik, altıncısı kırmızı akik, yedincisi sarı yakut, sekizincisi beril, dokuzuncusu topaz, onuncusu sarıca zümrüt, on birincisi gökyakut, on ikincisi ametistti. 
66N 021:021 On iki kapı on iki inciydi; kapıların her biri birer inciden yapılmıştı. Kentin anayolu cam saydamlığında saf altındandı. 
66N 021:022 Kentte tapınak görmedim. Çünkü Her Şeye Gücü Yeten Rab Tanrı ve Kuzu, kentin tapınağıdır. 
66N 021:023 Aydınlanmak için kentin güneş ya da aya gereksinimi yoktur. Çünkü Tanrının görkemi onu aydınlatıyor. Kuzu da onun çırasıdır. 
66N 021:024 Uluslar kentin ışığında yürüyecekler. Dünya kralları servetlerini oraya getirecekler. 
66N 021:025 Kentin kapıları gündüz hiç kapanmayacak, orada gece olmayacak. 
66N 021:026 Ulusların görkemi ve zenginliği oraya taşınacak. 
66N 021:027 Oraya murdar hiçbir şey, iğrenç ve aldatıcı işler yapan hiç kimse asla girmeyecek; yalnız adları Kuzu'nun yaşam kitabında yazılı olanlar girecek. 
66N 022:001 Melek bana Tanrının ve Kuzunun tahtından çıkan billur gibi berrak yaşam suyu ırmağını gösterdi. 
66N 022:002 Kentin anayolunun ortasında akan ırmağın iki yanında on iki çeşit meyve üreten ve her ay meyvesini veren yaşam ağacı bulunuyordu. Ağacın yaprakları uluslara şifa vermek içindir. 
66N 022:003 Artık hiçbir lanet kalmayacak. Tanrının ve Kuzunun tahtı kentin içinde olacak, kulları Ona tapınacak. 
66N 022:004 Onun yüzünü görecek, alınlarında Onun adını taşıyacaklar. 
66N 022:005 Artık gece olmayacak. Çıra ışığına da güneş ışığına da gereksinmeleri olmayacak. Çünkü Rab Tanrı onlara ışık verecek ve sonsuzlara dek egemenlik sürecekler. 
66N 022:006 Melek bana, ‹‹Bu sözler güvenilir ve gerçektir›› dedi. ‹‹Peygamberlerin ruhlarının Tanrısı olan Rab, yakın zamanda olması gereken olayları kullarına göstermek için meleğini gönderdi.›› 
66N 022:007 ‹‹İşte tez geliyorum! Bu kitaptaki peygamberlik sözlerine uyana ne mutlu!›› 
66N 022:008 Bunları işiten ve gören ben Yuhannayım. İşitip gördüğümde bunları bana gösteren meleğe tapmak için ayaklarına kapandım. 
66N 022:009 Ama o bana, ‹‹Sakın yapma!›› dedi, ‹‹Ben senin, peygamber kardeşlerin ve bu kitabın sözlerine uyanlar gibi bir Tanrı kuluyum. Tanrıya tap!›› 
66N 022:010 Sonra bana, ‹‹Bu kitabın peygamberlik sözlerini mühürleme›› dedi, ‹‹Çünkü beklenen zaman yakındır. 
66N 022:011 Kötülük yapan, yine kötülük yapsın. Kirli olan, kirli işlerini sürdürsün. Doğru olan, yine doğruyu yapsın. Kutsal olan kutsal kalsın.›› 
66N 022:012 ‹‹İşte tez geliyorum! Vereceğim ödüller yanımdadır. Herkese yaptığının karşılığını vereceğim. 
66N 022:013 Alfa ve Omega, birinci ve sonuncu, başlangıç ve son Benim. 
66N 022:014 ‹‹Kaftanlarını yıkayan, böylelikle yaşam ağacından yemeye hak kazanarak kapılardan geçip kente girenlere ne mutlu! 
66N 022:015 Köpekler, büyücüler, fuhuş yapanlar, adam öldürenler, putperestler, yalanı sevip hile yapanların hepsi dışarıda kalacaklar. 
66N 022:016 ‹‹Ben İsa, kiliselerle ilgili bu tanıklığı sizlere iletsin diye meleğimi gönderdim. Davutun kökü ve soyu Benim, parlak sabah yıldızı Benim.›› 
66N 022:017 Ruh ve Gelin, ‹‹Gel!›› diyorlar. İşiten, ‹‹Gel!›› desin. Susayan gelsin. Dileyen, yaşam suyundan karşılıksız alsın. 
66N 022:018 Bu kitaptaki peygamberlik sözlerini duyan herkesi uyarıyorum! Her kim bu sözlere bir şey katarsa, Tanrı da bu kitapta yazılı belaları ona katacaktır. 
66N 022:019 Her kim bu peygamberlik kitabının sözlerinden bir şey çıkarırsa, Tanrı da bu kitapta yazılı yaşam ağacından ve kutsal kentten ona düşen payı çıkaracaktır. 
66N 022:020 Bunlara tanıklık eden, ‹‹Evet, tez geliyorum!›› diyor. Amin! Gel, ya Rab İsa! 
66N 022:021 Rab İsa'nın lütfu kutsallarla birlikte olsun! Amin. 
